DUA (ama!) “Her Zaman” DUA
-DUA ve İBADET(ama ! ) “HER ZAMAN”
AYETLER:
ْ ‫ﺎن َﮫِ ﯾﻣَد ِْن ْﻋ ُ ﻗ َ ﺑ ْل ُ و َ ﺟ َ ﻌ َ ل َ ا َﻧ ْ د َ اد ً ا ﻟِﯾ ُﺿ ِ ل ﱠ ﻋ َ ن‬
ْ ‫ْﺳ َُﻧ ۪ ﯾﺑ ًﺎ اِﻟ َﯾ ْ ﮫِ ﺛ ُم ﱠ اِذ َ ا ﺧ َ و ﱠ ﻟ َﮫ ُ ﻧِﻌ ْ ﻣ َﺔ ً ﻣ ِﻧ ْ ﮫ ُ ﻧ َﺳ ِ ﻲ َ وﻣ َٓﺎا ﻛا َِﻟ َﯾ‬
‫اﻻ ﺑْ ﱠ ﮫ ُِﻧ ﻣ‬
َ ‫َﻋ َ ﱠ ﺎ ر‬
‫ﺿ َ اُر ﱞﻣ دَس‬
‫ﺎن َو َ اِذ‬
ۜ ۪ ‫ﺳ َ ﺑ ۪ ﯾﻠِﮫ‬
“İnsana bir zarar dokundu mu, hemen içtenlikle Rabbine yönelerek O’na dua eder. Sonra
(Rabbi) ona kendisinden bir nimet verdi mi; önceden O’na yaptığı duayı unutur da, O’nun
yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşmaya başlar…” (Zümer, 39/8)
َ ‫ﺎن َﺴ َﺧ َﺿﻮُﺮﱠﻟ ﱞ ْ ﻨدَﺎَه ُﻋ ﻧ َِﺎﻧﻌَﺎْﻤﺛَﺔُﻢ ً ﱠ ﻣ ِﻨ ﱠﺎ ﻗ َﺎل َ إ ِﻧ ﱠﻤ َﺎ أ ُوﺗ ِﯿﺘُﮫ ُ ﻋ َﻠ َﻰ ﻋ ِ ﻠ ْﻢ ٍ ﺑ َﻞ ْ ھ ِﻲ َ ﻓ ِﺘ ْﻨ َﺔ ٌ وأ َ ﻟَﻛ ْٰﺜﻜَﺮ َِﻦ ﱠھُﻢ ْ ﻻ َ ﯾ َﻌ ْﻠ َﻤ ُﻮن‬
‫ﻓ َﺈ ِذ َ ا ﻣ َﺲ ﱠ اﻹ إْ ِِذ َﻧ ْا‬
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet
verdiğimiz vakit; ‘Bu, (benim) bilgi(m) sayesinde bana verildi, der. Hayır, o bir imtihandır,
fakat çokları bilmiyorlar.” (Zümer, 39/49)
‫ﺲ ﱠ اﻹ ْ ِ ﻧ ْﺴ َﺎن َ اﻟﻀ ﱡ ﺮ ﱡ د َ ﻋ َﺎﻧ َﺎ ﻟ ِﺠ َ ﻨ ْﺒ ِﮫ ِ أ َو ْ ﻗ َﺎﻋ ِ ﺪ ًا أ َو ْ ﻗ َﺂﺋ ِﻤ ً ﺎ ﻓ َﻠ َﻤ ﱠﺎ ﻛ َ ﺸ َﻔ ْﻦ َ ا‬
‫ﺿ ﯾ َُﺮ ﱠﺪ ْه ُﻋ ُ ﻨ َﺎ إ ِﻟ َﻰ ﺿ ُﺮ ﱟ ﻣ َ ﺴ ﱠ ﮫ ُ ﻛ َﺬ ٰ ﻟ ِﻚ َ ز ُ ﯾ ﱢﻦ َ ﻟ ِﻠ ْﻤ ُ ﺴ ْﺮ ِﻓ ِﯿﻦ َ ﻣ َﻛﺎَﺎﻧ ُﻮا ﯾ َﻌ ْﻤ َ ﻠ ُﻮن‬
ْ ‫ﻣ َﺮ ﱠ ﻛ َﺄﻋَنَﻨ ْﮫ ُﻟ َﻢ‬
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, yahut otururken ya da ayakta iken
bize dua eder; ama biz onun darlığını açıp kaldırınca sanki kendisine dokunan bir darlıktan
ötürü bize hiç dua etmemiş gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere, yaptıkları iş böyle süslü
gösterilmiştir.” (Yûnus, 10/12)
َ ◌‫ﻰ إاﻟ ِْﻟ َﺒ َﺮ ﱢ إ ِذ َ ا ھُﻢ ْ ﯾ ُﺸ ْﺮ ِ ﻛ ُﻮن‬
ْ ‫ر َ ﻛ ِ ﺒ ُﻮا ﻓ ِﻲ اﻟ ْﻔ ُﻠ ْﻚ ِ د َ ﻋ َﻮ ُ ا اﻟ ٰ ﮭ ّﻞ َ ﻣ ُﺨ ْ ﻠ ِﺼ ِ ﯿﻦ َ ﻟ َﮫ ُ اﻟﺪ ﱢﯾﻦ َ ﻓ َﻠ َﻤ ﱠﺎ ﻧ َﺠ ّ ٰ ﯿﮭ ُﻢ‬
“Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah’a hâlis kılarak O’na dua ederler. Fakat (Allâh)
onları salimen karaya çıkarınca hemen (O’na) ortak koşarlar.” (Ankebût, 29/65)
ۙ ◌َ ‫ﯿﻦ َُﺮ ﱞ ادِﻟ َ ﯿﻋْﮫ َِﻮ ْﺛاُﻢ ﱠر َ اﺑ ﱠِذﮭ َآُﻢ ْاﻣَذُﻨَ ۪ ﯿاﻗ َﮭ ُﻢ ْ ﻣ ِﻨ ْ ﮫ ُ ر َ ﺣ ْ ﻤ َﺔ ً ا ِذ َ ا ﻓ َﺮ ۪ ﯾﻖ ٌ ﻣ ِﻨ ْﮭ ُﻢ ْ ﺑ ِﺮ َ ﺑ ﱢﮭ ِﻢ ْ ﯾ ُﺸ ْﺮ ِ ﻛ ُﻮن‬
‫و َ ا ِذ َ ا ﻣ َﺲ ﱠ اﻟﻨ ﱠﺎس َ ﺒ ۪ﺿ‬
“İnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra (Rableri),
onlara kendinden bir rahmet tattırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar.”
(Rûm, 30/33)
MAKALÂT – Abdulkadir Ankaravî
ُ ‫َﺼ ْ ِ ﺪٌ ۜ و َ ﻣ َ ﺎ ﯾ َﺠ ْ ﺤ َ ﺪ‬
‫َﻮ ُﮭا ُﻢ ْاﻟ ٰﻣ َﮭ ﻮّﻞ ْ َ جﻣ ُﺨ ْ ﻠ ِﺼ ۪ ﯿﻦ َ ﻟ َﮫ ُ اﻟﺪ ّ ۪ ﯾﻦ َ ۚ ﻓ َﻠ َﻤ ﱠﺎ ﻧ َﺠ ّ ٰ ﯿﮭ ُﻢ ْ ا ِﻟ َﻰ اﻟ ْ ﺒ َﺮ ﱢ ﻓ ﻣَﻤُﻘِﻨ ْﺘﮭ ُﻢ‬
َ ‫َﺎﻟﻈ ِذﱡﻠ َ اَﻞ ِﻏد ََﺸﻋ ِ ﯿ‬
‫ٌ ﻛو َ ا‬
ٍ ◌‫ﺑ ِﺎ ٰ ﯾ َﺎﺗ ِﻨ َﺂ ا ِﻻ ﱠ ﻛ ُﻞ ﱡ ﺧ َ ﺘ ﱠﺎر ٍ ﻛ َﻔ ُﻮر‬
“(Denizde) onları, gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak
Allah’a dua ederler. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı iktisâd eder
(Allah’a yönelmeyi kısar, gevşetir); zaten bizim ayetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan
başkası inkâr etmez.” (Lokmân, 31/32)
ٌ ‫ﺄ َم ُ اﻹ ْ ِ ﻧ ْﺴ َﺎن ُ ﻣ ِﻦ ْ د ُﻋ َﺎء ِ اﻟ ْﺨ َ ﯿ ْﺮ ِ و َ إ ِن ْ ﻣ َ ﺴ ﱠ ﮫ ُ اﻟﺸ ﱠﺮ ﱡ ﻓ َ ﯿ َﺆ ُوس ٌ ﻗ َﻨ ُﻮط‬
“İnsan hayır istemekten usanmaz (dâima malının artmasını diler). Ama kendisine bir şer
dokundu mu hemen üzülür, ümitsiz olur.” (Fussilet, 41/49)
‫ﻤ ْ ﻨ َﺎ ﻋ َﻠ َﻰ اﻻ ْ ِوﻧ َْ اﺴِذ َ آ‬
ٍ ‫َﺎن ِا َ ا َﻋ ْﺮ َ ض َ و َ ﻧ َﺎ ٰ ﺑ ِﺠ َ ﺎﻧ ِﺒ ِﮫ ۪ ۚ و َ ا ِذ َ ا ﻣ َ ﺴ ﱠ ﮫ ُ اﻟﺸ ﱠﺮ ﱡ ﻓ َﺬ ُو د ُﻋ َﺂء ﻋ َﺮ ۪ ﯾﺾ‬
“İnsana bir nimet verdik mi yüz çevirir; yan çizer. Ona bir şer dokundu mu yalvarıp durur.”
(Fussilet, 41/51)
‫َﺎن ۜ َ اﻻ ْ ِ ﻧ ْﺴ َﺎن ُ ﻛ َﻔ ُﻮر ً ا‬
ْ ‫ﺿ َ ْﻛﺘ ُﻢ‬
‫ﺴ ﱠ ﻜﻞ ﱠُﻢ ُﻣاﻟَﻦ ْ ﺗَﺪ ْ ﻋ ُﻮن َ ا ِﻵ ﱠ ا ِﯾ ﱠﺎه ُ ۚ ﻓ َﻠ َﻤ ﱠﺎ ﻧ َﺠ ّ ٰ ﯿﻜ ُﻢ ْ ا ِﻟ َﻰ اﻟ ْ ﺒ َﺮ ﱢ ا َﻋ ْﺮ َ و‬
َ ‫ﻀ ﱡ ﺮ ﱡ ﻓ ِﻲ اﻟ ْو َﺒاَﺤِذ ْ َ اﺮ ِﻣ َﺿ‬
“Denizde size bir sıkıntı (boğulma korkusu) dokunduğu zaman O’ndan başka bütün
yalvardıklarınız kaybolur (artık o zaman, Allah’tan başka kimseden yardım istemezsiniz.
Çünkü O’ndan başka sizi kurtaracak kimse yoktur.) Fakat (O) sizi kurtarıp karaya çıkarınca
yine (Allâh’ı bir tanımaktan) yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür.” (İsrâ, 17/67)
DUA (ama!) “Her Zaman” DUA
HADİS-i ŞERİFLER:
ِ ‫ﺎن ِ ﻻ َﺗ ُﺮ َ د ﱠان ِ أ َو ْ ﻗ َﻠ ﱠﻤ َ ﺎ ﺗ ُﺮ َ د ﱠان ِ اﻟﺪ ﱡ ﻋ َﺎء ُ ﻋ ِ ﻨ ْ ﺪ َ اﻟﻨ ﱢﺪ َاء ِ و َ ﻋ ِ ﻨ ْ ﺪ َ اﻟ ْ ﺒ َﺄ ْس‬
“İki dua reddedilmez veya reddedilmesi çok nadir olur: (Bunlar) ezan okunduğu esnada ve
sıkıntı zamanlarında yapılan duadır” (Ebû Davûd, Edeb, 41) buyurmuştur.
ِ ‫ْ ﺳ َﺮ ﱠ ه ُ أ َن ْ ﯾ َﺴ ْ ﺘَﺠ ِ ﯿﺐ َ اﻟ ٰ ﮭ ّﻞ ُ ﻟ َﮫ ُ ﻋ ِ ﻨ ْ ﺪ َ اﻟﺸ ﱠ ﺪ َاﺋ ِﺪ ِ و َ اﻟ ْ ﻜ ُﺮ َ ب ِ ﻓ َﻠ ْ ﯿ ُﻜ ْﺜاﻟِﺮﺪ ﱡ ِﻋ َﺎء َ ﻓ ِﻲ اﻟﺮ ﱠﺧ َ ﺎء‬
“Sıkıntılı ve musibete uğradığı zamanlarda Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse,
rahat zamanlarında çok dua etsin.” (Tirmizî, De’avât, 9)
ِ ◌‫ﺗَﻌ َﺮ ﱠف ْ ا ِﻟ َﻰ اﻟ ﱢ ٰ ﮭﻞ ﻓ ِﻲ اﻟﺮ ﱠﺧ َ ﺎء ِ ﯾ َﻌ ْﺮ ِﻓ ْﻚ َ ﻓ ِﻲ اﻟﺸ ﱢ ﺪ ﱠة‬
“Rahatlık zamanlarında Allah’a yönel, O’nu tanı ve O’na dua et ki sıkıntılı zamanlarda da
Allah sana yönelsin, seni tanısın ve sana yardım etsin” buyurmuştur. (Beyhakî, Şuabü’l-İmân,
er-Ricâ Minallah, No:1139)
MAKALÂT – Abdulkadir Ankaravî
Dua Efendimiz sallalahualeyhivesellem’in ifadesiyle “mü’minin silahıdır.” Dua bizim için en
büyük en teselli kaynağıdır, ilaçtır bir bakımdan. Şöyle bir düşün: “ya dua diye bir şey
olmasaydı…?”
Ancak her şeyin bir püf noktası olduğu gibi, “dua”nın da elbette vardır. Dua edenin bunları
bilmesi lazım ki silah tam on iki’den vursun.
Biz bu yazımız da “dua”nın sadece bir püf noktasından, önemli fakat unutulan bir tarafından
bahsedeceğiz. Bu yönü daha çok insanolınun genişlikteyken darlığını unutma özellğinden ileri
gelir. Tabii bu genişlik sadece maddiyat olarak değil de bazen, hadisi şerifte beyan olunduğu
üzere;
İhtiyarlıktan önce “Gençlik”
Hastalıktan önce “Sağlık”
Meşguliyetten önce “Boş Vakit”
Fakirlikten önce “Zenginlik”
Ölmeden önce “Hayat” olarak karşımıza çıkar. İşte bizde bugün biraz da;
Gençlere…Sağlığı henüz yerinde olanlara…Vakti müsait olanlara…Zenginlere…Hala nefes
alan İnsanlara… diyeceğiz ki;
Sizin “dua” ve “ibadet”e ihtiyacınız yok mu?
Var !!! Çünkü bugün yaparsan yarın kurtulacaksın! Ve bugün ettiğin dua karşılık bulmuyorsa
düne bakmalısın belkide…
Zira “ Dua edildiğinde göğe yükselir. Melekler sesi daha önce duymuşsa “biz bu sesi
tanıdık” diyerek Mevla Teala’ya kabulü için yalvarmaya başlarlar. Ancak daha öce
duymadılarsa “bu sesde ne böyle” diyerek umursamazlar bile.
Hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde, bollukta darlıkta, gençlikte yaşlılıkta…DUA DUA DUA…!
“Dua” ve “İbadet”i kısacası “Kulluğu”
Yarına bırakanlar kazanamadı… firavun’a sorun!
Rahatlıkta kulluk edenler sıkıntıda karşılığını buldu…Yunus aleyhisselama sorun!
Bu İki Hikaye bize rehber olsun “Dua ve İbadet”te…
‫‪DUA (ama!) “Her Zaman” DUA‬‬
‫‪Firavun’un İmanı :‬‬
‫‪Firavun, senelerce zulmetti Musa as ve kavmi Beni İsraile. Çocukları öldürdü, kadınları sağ‬‬
‫‪bıraktı.‬‬
‫ـﻲ ۪ﺴ َ ٓﺎء َ ھُﻢ ْ ۜ ا ِﻧ ﱠﮫ ُ‬
‫ﱢـﺢ ُﺑ ْﻨ َ ٓﺎء َوھ َُﻢﯾ َْﺴ ْ ﺘَﺤ ْ ﻧ ِ‬
‫ا ﻓِن ﱠِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن َﻋ َﻼ َ ﻓاﻻِﻲْ َر ْ ضو َِ ﺟ َ ﻌ َﻞ َ ا َھ ْﻠ َﮭ َﺎﺷ ِ ﯿ ﯾ ََﻌﺎ ًﺴ ْ ﺘَﻀ ْ ﻌ ِﻒط ُ َ ٓ ﺎﺋ ِﻔ َﺔ ًﻣ ِﻨ ْﮭ ُﻢ ْﯾ ُﺬ َ ﺑ ا َ‬
‫ﻛ َﺎن َﻣاﻟِﻦْﻤ َ ُﻔ ْﺴ ِ ﺪ ۪ ﯾﻦ َ‬
‫‪Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve oranın halkını‬‬
‫‪sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ‬‬
‫)‪bırakıyordu. Şüphesiz o bozgunculardandı. (kasas-4‬‬
‫‪En son gideceği noktaya vardı ve “Ben sizin ilahınızım” dedi.‬‬
‫اﻻ ُْﻢ ُ َﻋ ْﻠ ٰ ﻰ ۘ‬
‫ﻓ َ ﻘ َﺎلا َﻧ َﺎ ۟ر َ ﺑ ﱡﻜ‬
‫)‪"Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" dedi. (Naziat-24‬‬
‫‪Musa as birçok mucizeler gösterdi. Kuranı kerim bir çok defa bir yerde anlatıyor. Şuara‬‬
‫;‪Suresinde geçtiği şekliyle‬‬
‫‪﴾23‬ات ِ و َ اﻻ ْ َر ْ ض ِ و َ ﻣ َ ﺎ ﺑ َﯿ ْﻨ َﮭ ُﻤ َ ﺎ ۜ ا ِن ْ ﻛ ُﻨ ْ ﺘ ُﻢ ْ ﻣ ُﻮﻗ ِﻨ ۪ ﯿﻦ َ ﴿‪﴾24‬ﻗ َﺎل َ‬
‫ﻗ َﺎل َ ﻓ ِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن ُ و َ ﻣ َ ﺎ ر َ ﻗب ﱡَﺎل َاﻟ ْرﻌ ََﺎﻟب ﱡَﻤ ۪ اﻟﯿﻦﺴَ ﱠﻤ ٰ﴿ ﻮ َ‬
‫ﯿﻦ َ ا ﴿ِن ﱠ‪26‬ر َ﴾ ﺳ ُﻮﻟ َﻜ ُﻢ ُ اﻟ ﱠﺬ ۪ ٓي ا ُر ْ ﺳ ِ ﻞ َ ا ِﻟ َﯿ ْﻜ ُﻢ ْ‬
‫‪﴾25‬و َ ر َ ب ﱡ ا ٰ ﺑ َ ٓﺎﺋ ِﻜ ُﻢ ُ اﻻ ْ َو ﻗﱠﻟ َ۪ﺎل َ‬
‫َﺎل َُﻮنر َ ﺑ ﱡ﴿ﻜ ُﻢ ْ‬
‫ﻟ ِﻤ َﻦ ْ ﺣ َ ﻮ ْ ﻟ َﮫ ُ ٓ ا َﻻ َ ﺗَﺴ ْ ﺘﻗَﻤ ِ ﻌ‬
‫‪ِ28‬ﻦ﴾ ِ اﺗ ﱠﺨ َ ﺬ ْ ت َ ا ِﻟ ٰ ﮭ ًﺎ ﻏ َ ﯿ ْﺮ ۪ ي‬
‫َﺎل َ ﴿ﻟ َﺌ‬
‫‪ِ﴾27‬ق ِ و َ اﻟ ْﻤ َ ﻐ ْﺮ ِب ِ و َ ﻣ َ ﺎ ﺑ َﯿ ْﻨ َﮭ ُﻤ َ ﺎ ۜ ا ِن ْ ﻛ ُﻨ ْ ﺘ ُﻢ ْ ﺗَﻌ ْﻘ ِﻠ ﻗُﻮن َ‬
‫ُﻮن ٌْﻤ َ ﴿ﺸ ْﺮ‬
‫ﻗ َﺎل َﻟ َﻤر ََﺠ ْب ﱡﻨ اﻟ‬
‫اﻟﺼ ﱠﺎد ِﻗ ۪ ﯿﻦ َ ﴿‪﴾31‬‬
‫‪ْ﴾30‬ت ِ ﺑ ِﮫ ۪ ٓ ا ِن ْ ﻛ ُﻨ ْﺖ َ ﻣ ِﻦ َ‬
‫ﯿﻦ ٍَﺎل َ﴿ ﻓ َﺄ‬
‫‪َ﴾29‬ﻮ ْ ﺟ ِ ﺌْﺘ ُﻚ َ ﺑ ِﺸ َﻲ ْ ء ٍ ﻣ ُﺒ ۪ ﻗ‬
‫َﺎل َ َ ا﴿َو َ ﻟ‬
‫ﻻ َ َﺟ ْ ﻌ َﻠ َﻨ ﱠﻚ َ ﻣ ِﻦ َ اﻟ ْﻤ َ ﺴ ْﺠ ُ ﻮﻧ ۪ﻗﯿﻦ‬
‫‪َ﴾33‬ﻼ َ ِ ﺣ َ ﻮ ْ ﻟ َﮫ ُ ٓ ا ِن ﱠ ھ ٰ ﺬ َ ا‬
‫َﺎل َ ﻟ﴿ِﻠ ْﻤ‬
‫‪32‬ه ُ﴾ﻓ َﺎ ِذ َ ا ھ ِﻲ َ ﺑ َﯿ ْﻀ َ ٓ ﺎء ُ ﻟ ِﻠﻨ ﱠﺎظ ِ ﺮ ۪ ﻗﯾﻦ َ ۟‬
‫ﯿﻦ ٌَﺰ َ ۚع َ ﴿ﯾ َﺪ َ‬
‫ﻓ َ ﺎ َﻟ ْﻘ ٰ ﻰ ﻋ َﺼ َ ﺎه ُ ﻓ َﺎ ِذ َ ا ھ ِﻲ َ ﺛ ُ ﻌ ْ ﺒ َﺎن ٌ ﻣ ُﺒ ۪و َ ﻧ‬
‫‪35‬ا﴾َر ْ ﺟ ِ ﮫ ْ و َ ا َﺧ َ ﺎه ُ و َ اﺑ ْﻌ َﺚ ْ ﻓ ِﻲ‬
‫ُون ََﺎﻟ ُ﴿ٓﻮا‬
‫ﻋﺪَُﻠ ۪ اﯿﻢَنٌ ْ ۙ ﯾ﴿ُﺨ ْ‪34‬ﺮ﴾ِﺟ َ ﻜ ُﻢ ْ ﻣ ِﻦ ْ ا َر ْ ﺿ ِ ﻜ ُﻢ ْ ﺑ ِﺴ ِ ﺤ ْ ﺮ ِه ۪ ۗ ﻓﺎذ ََﻤا َ ﺗَﺄ ْﻣ ُﺮ ﻗ‬
‫ﻟ َﺴ َﺎﺣ ِ ﯾﺮ ٌُﺮ ۪ ﯾ‬
‫‪38‬ﻗ﴾ ۪ ﯿﻞ َ ا َﻧ ْ ﺘ ُﻢ ْ‬
‫ﺴ ﱠﺤ َ ﺮ َ ة ُ ﻟ ِﻤ ۪ ﯿﻘ َﺎت ِ ﯾ َﻮ ْ م ٍ ﻣ َ ﻌ ْﻠ ُﻮم ٍ ۙ ﴿ و َ‬
‫‪﴾37‬‬
‫ُﻮك﴾َ ﺑ ِ ﻜ ُﻞ ﱢ ﺳ َﺤ ﱠ ﺎر ٍ ﻋﻓَﻠ َ۪ﺠﯿﻢُﻤٍ ِ ﻊ َ﴿ اﻟ‬
‫اﻟ ْﻤ َ ﺪ َ ٓاﺋ ِﻦ ِ ﺣ َ ﺎﺷ ِ ﺮ ۪ ﯾﻦ َ ۙﯾ َﺄ ْ﴿ﺗ‪36‬‬
‫ﺎء َ﴾ اﻟﺴ ﱠﺤ َ ﺮ َ ة ُ ﻗ َﺎﻟ ُﻮا ﻟ ِﻔ ِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن َ ا َﺋ ِﻦ ﱠ ﻟ َﻨ َﺎ‬
‫‪َ﴾39‬ﻠ ﱠﻨ َﺎ ﻧ َﺘ ﱠﺒ ِﻊ ُﺮ َاﻟة َﺴاﱠﺤ َِن ْ ﻛ َﺎﻧ ُﻮا ھُﻢ ُ اﻟ ْﻐ َﺎﻟﻓِﺒ َ۪ﻠ َﻤﯿﻦﱠﺎ َ ﺟ﴿ َ ٓ‪40‬‬
‫ﻣ ُﺠ ْ ﺘَﻤ ِ ﻌ ُﻮن َ ۙ ﴿ ﻟ َﻌ‬
‫‪42‬ﮭ﴾ ُﻢ ْ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ٓﻰ ا َﻟ ْﻘ ُﻮا ﻣ َ ٓﺎ ا َﻧ ْ ﺘ ُﻢ ْ‬
‫ﯿﻦ ََﺎل﴿ َ ﻟ َ‬
‫ﻻ َ َﺟ ْ ﺮ ً ا ا ِن ْ ﻛ ُﻨ ﱠﺎ ﻧ َﺤ ْ ﻦ ُ اﻟ ْﻐ َﺎﻟﻗ ِﺒ َ۪ﺎل َﯿﻦ َﻧ َﻌ﴿َﻢ ْ‪41‬و﴾ َ ا ِﻧ ﱠﻜ ُﻢ ْ ا ِذ ً ا ﻟ َﻤ ِﻦ َ اﻟ ْﻤ ُ ﻘ َﺮ ﱠﺑ ۪ ﻗ‬
‫‪ْ44‬ﻘ﴾ ٰ ﻰ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ﻰ ﻋ َﺼ َ ﺎه ُ‬
‫‪﴾َ43‬ﻋ ِﺼ ِ ﯿ ﱠﮭ ُﻢ ْ و َ ﻗ َﺎﻟ ُﻮا ﺑ ِﻌ ِ ﺰ ﱠة ِ ﻓ ِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن َ ا ِﻧ ﱠﺎ ﻟ َﻨ َﺤ ْ ﻦ ُ اﻟ ْﻐ َﺎﻟ ِﺒ ُﻮن َ ﻓ﴿ َ ﺎ َﻟ‬
‫ُﻮن َﮭ ُﻢ﴿ْ و‬
‫ﻓ َ ﺎ َﻟ ْ ﻘ َﻮ ْ اﻣ ُﻠﺣ ِْﻘﺒ َﺎﻟ َ‬
‫‪َ﴾47‬ب ﱢ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ﻰ‬
‫ٓﻮا﴾ ا ٰ ﻣ َ ﻨ ﱠﺎ ﺑ ِﺮ َ ب ﱢﻌ َﺎﻟاﻟ َْﻤ ۪ ﯿﻦ َ ۙ ﴿ ر‬
‫‪﴾45‬اﻟﺴ ﱠﺤ َ ﺮ َ ة ُ ﺳ َﺎﺟ ِ ﺪ ۪ ﯾﻦ َ ۙ ﻗ ﴿َﺎﻟ ُ‪46‬‬
‫ُﻮن َ ﺎۚ ُﻟ ْﻘ﴿ِﻲ َ‬
‫ﻓ َﺎ ِذ َ ا ھ ِﻲ َ ﺗَﻠ ْ ﻘ َﻒ ُ ﻣ َ ﺎ ﯾ َﺄ ْﻓ ِﻜ ﻓ‬
‫‪َ48‬نَ َ﴾ اﻟٰ َﻜﻣ َُﻢﻨ ْ ۚﺘ ُﻢ ْا ِﻧ ﱠﻟ َﮫ ُﮫ ُ ﻟ َﻜ َﺒ ۪ ﯿﺮ ُ ﻛ ُﻢ ُ اﻟ ﱠﺬ ۪ ي ﻋ َﻠ ﱠﻤ َ ﻜ ُﻢ ُ اﻟﺴ ﱢﺤ ْ ﺮ َ ۚ ﻓ َﻠ َﺴ َﻮ ْ ف َ ﺗَﻌ ْﻠ َﻤ ُﻮن َﻻ َۜ ُﻗ َﻄ ﱢ ﻌ َﻦ ﱠ‬
‫ون َ ا ٰ﴿ﻗذَﺎل‬
‫وﻗ َ ﺒھ ْٰﻞ َﺮ ُا َن ْ‬
‫‪50‬ﱠﺎ﴾ ﻧ َﻄ ْﻤ َ ﻊ ُ ا َن ْ‬
‫‪49‬ﯿ﴾ ْﺮ َ ۘ ا ِﻧ ﱠ ٓ ﺎ ا ِﻟ ٰ ﻰ ر َ ﺑ ﱢﻨ َﺎ ﻣ ُﻨ ْ ﻘ َﻠ ِﺒ ُﻮن َ ۚ ﴿ ا ِﻧ‬
‫ُﻢ ْ و َ ا َر ْ ﺟ ُ ﻠ َﻜ ُﻢ ْ ﻣ ِﻦ ْ ﺧ ِ ﻼ َ ف ٍ و َ ﻻ َ ُﺻ َ ﻠ ﱢ ﺒ َﻨ ﱠﻜ ُﻢ ْ ا َﺟﻗ ْ ﻤَﺎﻟ َ ﻌُﻮا ۪ﯿﻦﻻ َ َ ﴿ﺿ َ‬
‫ﯾ َﻐ ْﻔ ِﺮ َ ﻟ َﻨ َﺎ ر َ ﺑ ﱡﻨ َﺎ ﺧ َ ﻄ َﺎﯾ َﺎﻧ َ ٓﺎ ا َن ْ ﻛ ُﻨ ﱠ ٓ ﺎ ا َو ﱠل َ اﻟ ْﻤ ُﺆ ْ ﻣ ِﻨ ۪ ﯿﻦ)‪(51‬‬
‫"?‪23- Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki‬‬
‫‪24 - Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf‬‬
‫"‪edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir.‬‬
‫‪25 - (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.‬‬
‫"‪26 - Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir.‬‬
‫‪27 - (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.‬‬
‫‪28 - Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun,‬‬
‫"‪batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.‬‬
MAKALÂT – Abdulkadir Ankaravî
29 - Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana
kapatılmışlardan ederim" dedi.
30 - Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
31 - Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
32 - Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
33 - Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir
şey) oluverdi.
34 - Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir
sihirbaz!"
35 - "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
36 - Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
37 - "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
38 - Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
39 - Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
40 - "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
41 - Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir
ücret vardır, değil mi?" dediler.
42 - Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden
olacaksınız" dedi.
43 - Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
44 - Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için
şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
45 - Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
46 - Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47 - "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
48 - "Musa ve Harun'un Rabbine!"
49 - Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha!
Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun,
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
50 - "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
51 - "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret
buyuracağını ümit ederiz"
Bundan sonra Mevla Teala, Musa as’a gitmesini vahyettiğini ve o meşhur boğulma
hadisesinin yaşandığı zamanı anlatır;
‫﴾ا ِن ﱠ‬53﴿ ۚ َ ‫﴾ﻋ َﻮ ْ ن ُ ﻓ ِﻲ اﻟ ْﻤ َ ﺪ َ ٓاﺋ ِﻦ ِ ﺣ َ ﺎﺷ ِ ﺮ ۪ ﯾﻦ‬52
ْ ‫ُﻮن ََﻞ َ ﴿ﻓ ِﺮ‬
‫َ ا َو ْ ﺣ َ ﯿ ْﻨ َ ٓﺎ ا ِﻟ ٰ ﻰ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ٓﻰ ا َن ْ ا َﺳ ْﺮ ِ ﺑ ِﻌ ِ ﺒ َﺎد ۪ ٓي ا ِﻧ ﱠﻜ ُﻢ ْ ﻣﻓ ُ َﺘ ﱠﺎﺒ ََر ْﻌﺳ‬
ٍ ‫ﺮ َ﴾ﺟ ْ ﻨ َﺎھُﻢ ْ ﻣ ِﻦ ْ ﺟ َ ﻨ ﱠﺎت‬56
ْ ‫﴾َﺠ َ ﻤ ۪ ﯿﻊ ٌ ﺣ َ ﺎذ ِر ُون َ ۜﻓ َ ﺎ﴿َﺧ‬55
‫﴾ُﻢ ْ ﻟ َﻨ َﺎ ﻟ َﻐ َ ٓﺎﺋ ِﻈ ُﻮن َ ۙو َ ا﴿ِﻧ ﱠﺎ ﻟ‬54
‫ھ ٰ ٓ ﺆ ُ ۟ ﻻ َ ٓ ء ِ ﻟ َﺸ ِ ﺮ ْ ذ ِﻣ َﺔ ٌ ﻗ َﻠ ۪ ﯿﻠ ُﻮن َ ۙو َ ا﴿ ِﻧ ﱠﮭ‬
‫ﻓ﴾ َﻠ َﻤ ﱠﺎ‬60﴿ َ ‫ﺒ َ﴾ﻌ ُﻮھُﻢ ْ ﻣ ُ ﺸ ْﺮ ِﻗ ۪ ﯿﻦ‬59
ْ ‫﴾َو ْ ر َ ﺛ ْ ﻨ َﺎھ َﺎ ﺑ َﻨ ۪ ٓﻲ ا ِﺳ ْﺮ َ ٓ اء ۪ ﯾﻞ َ ۚ ﻓ﴿ َ ﺎ َﺗ‬58
‫ِﻚ َ ٍ ۙ ۜ ﴿و َ ا‬
‫ُﻮز ٍ و َ ﻣ َ ﻘ َﺎم ٍﻛ ﻛَﺬ َٰﺮ ۪ﻟﯾﻢ‬
﴾57‫و َ ﻋ ُ ﯿ ُﻮن ٍ ۙو َ ﴿ﻛ ُﻨ‬
‫َو ْ﴾ ﺣ َ ﯿ ْﻨ َ ٓﺎ ا ِﻟ ٰ ﻰ‬62
‫ ا﴾ ِن ﱠ ﻣ َ ﻌ ِﻲ َ ر َ ﺑ ّ ۪ ﻲ ﺳ َ ﯿ َﮭ ْﺪ ۪ ﯾﻦ ِ ﴿ﻓ َ ﺎ‬61
ۚ ‫ُﻮن َ ۚﻛ ﴿َﻼ ﱠ‬
‫َﺎن َِﺮ َ ٓﻗ َﺎل َ ا َﺻ ْ ﺤ َ ﺎب ُ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ٓﻰ ا ِﻧ ﱠﺎ ﻟ َﻤ ُ ﺪ ْر َ ﻛﻗ َﺎل‬
‫اء َ اﻟ ْﺠ َ ﻤ ْ ﻌ ﺗ‬
﴾64﴿ ۚ َ ‫ ََﺎ﴾اﺛَز َْﻢ ﱠﻟ َﻔ ْاﻻ ْ ٰ ﺧ َ ﺮ ۪ ﯾﻦ‬63
‫ن ِ اﺿ ْ ﺮ ِب ْ ﺑ ِ ﻌ َﺼ َ ﺎك َ اﻟ ْ ﺒ َﺤ ْ ﺮ َ ۜ ﻓ َﺎﻧ ْﻔ َﻠ َﻖ َ ﻓ َ ﻜ َﺎن َ ﻛ ُﻞ ﱡ ﻓ ِﺮ ْ ق ٍ ﻛ َﺎﻟﻄ ﱠﻮ ْ د ِ اﻟ ْ ﻌ َﻈ ۪ ﯿﻢ ِ ۚ ﴿ ﻨو‬
﴾66﴿ ۜ َ ‫ َ﴾ﻗ ْ ﻨ َﺎ اﻻ ْ ٰ ﺧ َ ﺮ ۪ ﯾﻦ‬65
‫و َ ا َﻧ ْﺠ َ ﯿ ْﻨ َﺎ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ﻰ و َ ﻣ َﻦ ْ ﻣ َ ﻌ َﮫ ُ ٓ ا َﺟ ْ ﻤ َ ﻌ ۪ ﺛﯿﻦ َُﻢ ﱠ ۚ ا ﴿َﻏ ْ ﺮ‬
52 - Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye
vahyettik.
53 - Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54 - "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
DUA (ama!) “Her Zaman” DUA
55 - "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
56 - "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
57 - Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
58 - Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
59 - Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
60 - Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
61 - İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
62 - Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
63 - Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak
etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
64 - Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
65 - Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
66 - Sonra da ötekileri suda boğduk.
* - İşte bizim meselemiz Firavun’un boğulurken yaşadıklarıdır. Denizler yarılmış Musa as ve
kavmi içinden geçmiş giderken Firavun ve kıpti ordusu peşinden gidiyordu. Firavun korksada
kaçmayı düşünsede öyle bi zamanda bile guru ve kibri elden bırakmıyor, askerlerine “görüyor
musunuz benim heybetimden denizler yol açıyor” diyordu. En son anda kaçarım diye planlasa
da Cebrail as önünde dişi bir kısrakla onun erkek atını denizin ortasına çekiyordu. Musa as ve
kardeşi Harun as ‘ın duası yerine gelir.
‫ﻮةاِ اﻟﺪ ﱡﻧ ْﯿ َﺎ ۙ ر َ ﺑ ﱠﻨ َﺎ ﻟ ِﯿ ُﻀ ِ ﻠ ﱡﻮا ﻋ َﻦ ْ ﺳ َﺒ ۪ ﯿﻠ ِﻚ َ ۚ ر َ ﺑ ﱠﻨ َﺎ‬
َ ‫َ ﻣ ُﻮﺳ ٰ ﻰ ر َ ﺑ ﱠﻨ َ ٓﺎ ا ِﻧ ﱠﻚ َ ا ٰ ﺗَﯿ ْﺖ َ ﻓ ِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن َ و َ ﻣ َﻼ َ َه ُﻻ ًز ۪ ﯾﻓﻨ َﺔِﻲ ً اﻟو َ اْﺤ ََﻣﯿْ ٰﻮ‬
‫﴾ﺪ ْ ا ُﺟ ۪ ﯿﺒ َﺖ ْ د َ ﻋ ْﻮ َ ﺗُﻜ ُﻤ َ ﺎ‬88
َ ‫ﯿﻢ ََﺎل﴿ َ ﻗ‬
‫ِﺲ ْ ْ ﻋﻋَﻠ ٰ ﻰ ﻗ ُﻠ ُﻮﺑ ِﮭ ِﻢ ْ ﻓ َﻼ َ ﯾ ُﺆ ْ ﻣ ِﻨ ُﻮا ﺣ َ ﺘ ّ ٰ ﻰ ﯾ َﺮ َ و ُ ا اﻟ ْ ﻌ َﺬ َ اب َ اﻻ ْ َﻟ ۪ ﻗ‬
‫اطاْﻤﺷ ْ ﺪ ُ د‬
َ ‫ﻰ ا َﻣ ْ ﻮ َ اﻟ ِﮭ ِﻢ ْ و‬
﴾89﴿ َ ‫ﺎﺳ ْ ﺘَﻘ ۪ ﯿﻤ َ ﺎ و َ ﻻ َ ﺗَﺘ ﱠﺒ ِﻌ َ ٓﺎن ﱢ ﺳ َﺒ ۪ ﯿﻞ َ اﻟ ﱠﺬ ۪ ﯾﻦ َ ﻻ َ ﯾ َﻌ ْﻠ َﻤ ُﻮن‬
88 - Musa dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz
kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar
diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü
onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler."
89 - Allah buyurdu: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve
dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın."
Ve o an geldi sular askerlerini yutup sıranın kendisine geldiğini anladığı sırada sularla
boğuşurken iman etmeye “kulluğu” hatırlamaya başlasada…”şimdi mi?!” Diye bir cevap aldı.
ٓ َ ‫ق ُﻛ َۙ ﮫ ُﻗ َﺎل َ ا ٰ ﻣ َ ﻨ ْﺖ ُ ا َﻧ ﱠﮫ ُ ﻻ‬
َ ‫ﺎو َو َزاﻟ ْﺟ َﺒﻧ َﺎَﺤ ْﺑ ِﺮﺒ ََﻨ ۪ﻓ َٓﻲﺎ َﺗ ْا ٕﺒِ َﻌ َﺳﮭْﺮ َُﻢ ٓ ْ ﻓ ِﺮ ْ ﻋ َﻮ ْ ن ُ و َ ﺟ ُ ﻨ ُﻮد ُ ه ُ ﺑ َﻐ ْ ﯿ ًﺎ و َ ﻋ َ ﺪ ْو ً ا ۜ ﺣ َ ﺘ ّ ٰ ٓ ﻰ ا ِذ َ ٓاﻟ اْﻐا ََﺮد َْر‬
َ ‫اء ۪ ﯾﻞ‬
َ ‫َﺼ َ ﯿ ْﺖ َ ﻗ َﺒ ْﻞ ُ و َ ﻛ ُﻨ ْﺖ َ ﻣ ِﻦ َ اﻟ ْﻤ ُﻔ ْﺴ ِ ﺪ ۪ ﯾﻦ‬
﴾90
‫ﯿﻦﻗَ َ ﺪ ْ﴿ ﻋ‬
َ ‫اﻟ ﱠﺬ ۪ ٓي ا ٰ ﻣ َ ﻨ َﺖ ْ ﺑ ِﮫ ۪ ﺑ َﻨ ُ ٓﻮا ا ِﺳ ْﺮ َ ٓ اء ۪ ﯾﻞ َ و َ ا َﻧ َﺎ ۟ ﻣ ِﻦ َ ا ٰاﻟٓ ﻟْﻤ ُْـٔﺴ ْﻠٰﻦ َِﻤ ۪ و‬
﴾91﴿
90 - Ve sonra İsrailoğulları'nı denizden aşırdık. Firavun, düşmanca saldırmak için
derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü. Ta ki, suda boğulmaya başlayınca
"İnandım, gerçekten de İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka tanrı yoktur. Ben de
ona teslim olanlardanım." dedi.
91 - Şimdi mi? Oysa bundan önce hep isyan etmiştin ve fesatçılardan idin.
MAKALÂT – Abdulkadir Ankaravî
Artık ölümü çıplak gözle görüp Azrail´in kuşatması altında bulunduğunu anlayınca can
çekişmeye başladı ve o esnada tevbe edip Allah´a yöneldi. İmanın fayda vermeyeceği bir
zamanda iman etti. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurmuş ki:
﴾97﴿ َ ‫﴾ﻛ ُﻞ ﱡ ا ٰ ﯾ َﺔ ٍ ﺣ َ ﺘ ّ ٰ ﻰ ﯾ َﺮ َ و ُ ا اﻟ ْ ﻌ َﺬ َ اب َ اﻻ ْ َﻟ ۪ ﯿﻢ‬96
ْ ‫ُﻮن َﺎء َۙ ﺗ ْﮭ﴿ ُﻢ‬
ٓ َ ‫ﯾﻦ َ ﺣ َ ﻘ اﱠﺖ ِْن ﱠﻋاﻟَﻠ َﯿﱠﺬ ْﮭ ِﻢ ْ ﻛ َﻠ ِﻤ َﺖ ُ ر َ ﺑ ﱢﻚ َ ﻻ َ وﯾَ ﻟُﺆ َْﻮ ْﻣ ِﻨﺟ‬
«Üzerlerine Rabbinin kelimesi hak olanlar inanmazlar. (Çünkü onların kafir olarak
ölecekleri ve ateşte kalacakları, Allah´ın takdiri ile sabit olmuştur.) Onlara bütün
ayetler gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar.)» (Yûnus, 96-97.)
‫ ﯾ﴾ َﻨ ْﻔ َﻌ ُﮭ ُﻢ ْ ا ۪ ﯾﻤ َ ﺎﻧ ُﮭ ُﻢ ْ ﻟ َﻤ ﱠﺎ ر َ ا َو ْ ا‬84
ُ ‫ٓﻮا َﻠ َا ٰ ﻣ َﻨ ﱠﺎ ﺑ ِﺎ ّ ٰ ِ و َ ﺣ ْ ﺪ َ ه ُ و َ ﻛ َﻔ َﺮ ْ ﻧ َﺎ ﺑ ِﻤ َ ﺎ ﻛ ُﻨ ﱠﺎ ﺑ ِﮫ ۪ ﻣ ُ ﺸ ْﺮ ِﻛ ۪ﻓ َﻠﯿﻦَﻢ َ ْ ﴿ﯾ َﻚ‬
‫ا ﺑ َﺄ ْﺳ َ ﻨ َﺎ ﻗ َﺎﻟ ُ ﻓ‬
﴾85﴿ َ ‫ﺳ ُﻨ ﱠﺖ َ ﷲ ّ ٰ ِ اﻟ ﱠﺘ ۪ ﻲ ﻗ َ ﺪ ْ ﺧ َ ﻠ َﺖ ْ ﻓ ۪ ﻲ ﻋ ِ ﺒ َﺎد ِه ۪ ۚ و َ ﺧ َ ﺴ ِ ﺮ َ ھُﻨ َﺎﻟ ِﻚ َ اﻟ ْ ﻜ َﺎﻓ ِﺮ ُون‬
«Ne zaman ki hışmımızı gördüler: "Tek Allah´a inandık ve Ona ortak koştuğumuz
şeyleri inkar ettik." dediler. Fakat hışmımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine
bir fayda sağlamadı. (Bu), Allah´ın, kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan
kanunudur. İşte o zaman kafirler ziyana uğramışlardır.» (Mü´min, 84-85.)

Cebrail aleyhisselam o anda onun “kulluğu”na izin vermediğini zevkle anlatır:
Ebu Hazim, Rasûlullah (s.a.v.)´m şöyle buyurduğunu Ebu Hüreyre´den rivayet etmiştir:
«Cebrail (a.s.) bana dedi ki: "Ya Muhammed, beni görmeliydin. Allah´ın rahmetine nail olur
da affedilir, diye korktuğumdan dolayı (bir an önce olması için) onu (Firavun´u) denizin
dibine doğru bastırıyor ve ağzına çamur dolduruyordum.»
Bazı rivayetlerde anlatıldığına göre Cebrail şöyle demiştir:
«"Ben sizin en yüce Rabbinizim" dediği zaman Firavun´a kızdığım kadar hiç kimseye kızmış
değildim. İnandığını söylerken ben de ağzına çamur dolduruyordum."»
Semada melekler ise Firavun’un iman ettim dediği, Allah’a dua ettiği anda kendi aralarında
“Biz bu sesi tanımıyoruz! Daha önce hiç duymadık ! ” diyerek umursamadılar bile…
DUA (ama!) “Her Zaman” DUA
YUNUS aleyhisselam’ın DUASI;
Yûnus (a.s) milletini otuz üç yıl Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde
bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kişi ona imân etti (ibn
Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152).
Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (a.s)'in zoruna gitti.
Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle
haber vermiştir:
ُ ‫ْﺖ َﺒ ْﺤ َ ﺎﻧ َﻚ َ ۗ ا ِﻧ ّ ۪ ﻲﻛ ُﻨ ْﺖ‬
ُ ‫اﻟﻈ ﱡﻠ ُﻤ َ ﺎت ِا َن ْﻻ َ ٓا ِﻟ ٰاﮫ َِﻻ ﱠ ٓ ا َﻧﺳ‬
‫و َ ذ َ ااﻟﻨ ﱡﻮن ِا ِذ ْذ َ ھ َﺐ َﻣ ُﻐ َﺎﺿ ِ ﺒﺎ ًﻓ َﻈ َﻦ ﱠا َن ْﻟ َﻦ ْﻧ َﻘ ْﺪ ِر َﻋ َﻠ َﯿ ْﮫﻓِ َ ﻨ َﺎد ٰ ى ﻓ ِﻲ‬
ۚ َ ‫اﻟﻈ َﱠﺎﻟ ِﻤ ۪ ﯿﻦ‬
‫ﻣ ِﻦ‬
"Zünnûn (Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla
sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh
yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti."
(Enbiyâ 21/87)
Allah'ın müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)'in ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti.
Ninova'dan ayrılmak için bir gemiye binmişti. Geminin batmaya yüz tutması üzerine,
hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti. Veya başka bir rivayette adet olarak
gemide bir kaçak varsa atılır ve kurtulunurdu. Kaçak köleyi bulmak ve kimin suya atılacağını
tespit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (a.s)'a isâbet etti. Gemi ahalisi bunu kabul etmedi
tekrar çekildi. Yine Yunus as çıktı. Halk yine istemedi. Ve en son yine kurada çıkınca.
- Bırakın ben rabbimden kaçan bir köleyim dedi. Hatasını anladı ve atılmayı kabul etti.
Ellerini ayaklarını bağlayıp attılar. Bu durum Kur'ân'da söyle haber verilmiştir:
ۚ ◌َ ‫ﻓ َﺴ َﺎھ َﻢ َﻓ َ ﻜ َﺎن َﻣاﻟِﻦْﻤ َ ُ ﺪ ْﺣ َ ﻀ ۪ ﯿﻦ‬
"Gemide onlarla karşılıklı Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat, 37/141).
Yûnus (a.s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu. Başka bir rivayete göre de o balığı
da daha büyük bir balık yutmuştu.
ٌ ‫ﻓ َﺎﻟ ْ ﺘَﻘ َﻤ َ ﮫ ُاﻟ ْﺤ ُ ﻮت ُو َ ھُﻮ َﻣ ُﻠ ۪ ﯿﻢ‬
"Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldigi için) kendisi kötülerken, onu bir
balık yuttu" (Saffat, 142).
Burada Yûnus (a.s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı. İki balığın karnında ve
bir de gecenin karanlığında, üç karanlığın içinde:
َ ‫اﻟﻈ ﱠﺎﻟ ِﻤ ۪ ﯿﻦ‬
َ ‫ْﺖ َﺒ ْﺤ َ ﺎﻧ َﻚ َ ۗ ا ِﻧ ّ ۪ ﻲﻛ ُﻨ ْﺖ ُﻣ ِﻦ‬
ُ ‫اﻟﻈ ﱡﻠ ُﻤ َ ﺎت ِا َن ْﻻ َ ٓا ِﻟ ٰاﮫ َِﻻ ﱠ ٓ ا َﻧﺳ‬
‫ﻓ َ ﻨ َﺎد ٰ ى ﻓ ِﻲ‬
MAKALÂT – Abdulkadir Ankaravî
Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim.
Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti."
Yûnus (a.s)'in duasının kabul edildi ve Allah tarafından bağışlandı.
َ ‫ﻓ َﺎﺳ ْ ﺘَﺠ َ ﺒ ْﻟﻨ َ َﺎﮫ ُ ۙو َ ﻧ َﺠ ﱠ ﯿ ْﻨ َﺎه ُﻣاﻟِﻦ َْﻐ َﻢ ّو َۜ ِﻛ َﺬ ٰ ﻟ ِﻚ َﻧ ُﻨ ْﺠاﻟِ ْﻤﻲ ُﺆ ْ ﻣ ِﻨ ۪ ﯿﻦ‬
"Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. iste biz, insanları böyle
kurtarırız" (el-Enbiyâ, 21/88).
Ve bizim konumuzla alakalı olarak şu ayeti kerime dikkat çekiyor;
َ ‫َﺒ ِﺚ َ ﻓ ۪ ﺑﻲَﻄ ْﻨ ِﮫ ۪ ٓا ِﻟ ٰ ﯾﻰَﻮ ْ مﯾ ُِﺒ ْﻌ َﺜ ُﻮن‬...‫ﻓ َﻠ َﻮ ْ ﻻ َ ٓ ا َﻧ ﱠﮫ ُﻛ َﺎن َﻣاﻟِﻦ َْﻤ ُ ﺴ َ ﺒ ﱢﺤ ۪ ﯿﻦ َ◌ ۙ ﻟ َﻠ‬
"Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar
onun karnında kalırdı" (Saffat, 143, 144).
Ve semada Melekler bu sefer;
“biz bu sesi tanıyoruz. Bunu daha öncede duyardık. Allah’ım onu affet” diye duaya
başladılar.
Ve sonunda Allah azze ve celle duları kabul etti. Balığın karnındaki Yûnus (a.s)'i öldürmedi.
Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı. Onun kurtuluş ve daha sonraki hali,
Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
ٍ ‫…َ ا َﻧ ْ ﺒ َﺘ ْﻨ َﺎﻋ َﻠ َﯿ ْﮫ ِﺷ َﺠ َ ﺮ َ ة ًﻣ ﯾِﻦ َْﻘ ْﻄ ۪ ﯿﻦ‬
‫ﻓ َ ﻨ َﺒ َﺬ ْ ﻧﺑَﺎه ُِﺎﻟ ْ ﻌ َﺮ َ ٓ اء ِو َ ھُﻮ َﺳ َﻘ ۪ ◌ﯿﻢ ۚ و‬
"(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsız, boş bir
yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik" (Saffat,
145, 146)
Hasıl-ı kelam, Netice-i Merâm Azizim! Bugün imkan varsa sarıl Dua’ya…
İbadet’e… Kulluğa…
Ve bugün yoksa imkan…Dününü düşün ve Tevbe et !
AKadir DAL
Ankara – 06.02.2014
DUA (ama!) “Her Zaman” DUA
Download

Her zaman dua