TÜRKĠYE-ERMENĠSTAN NORMALLEġME SÜRECĠNE RUSYA‟NIN YAKLAġIMI
Doç.Dr. Fatih ÖZBAY
İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü
Dünyanın en önemli ama bir o kadar da sorunlu bölgelerinin kesiĢme noktasında bulunan Türkiye, dıĢ
politikasının bir süreklilik unsuru olarak çok yönlü ve aktif bir politika izlemeye çalıĢmaktadır. Kuramsal ve
söylemsel boyuttaki temelleri Atatürk‘ün ―Yurtta Sulh, Cihanda Sulh‖ ilkesine dayanan çok boyutlu ve proaktif
dıĢ politikanın en somut izdüĢümlerini Cumhuriyet‘in ilk döneminde oluĢturulan Sadabat Paktı ve Balkan
Antantı‘nda görmek mümkündür. Hem ülke içinde hem de bölgesel ve küresel sistemde bir barıĢ ve istikrar
çemberi oluĢturmayı hedefleyen bu dıĢ politika yaklaĢımının bir devamı olarak Türkiye günümüzde de bir
taraftan, komĢularıyla sıfır sorun anlayıĢıyla problemlerini diyalog yoluyla çözmeye çalıĢarak bölgesel çatıĢma
alanlarında aktif bir rol oynamakta; diğer taraftan da bölge ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel
yakınlaĢmayı teĢvik edici adımlar atmaktadır.
Soğuk SavaĢ sonrasında ortaya çıkan yeni uluslararası sistemin dinamik yapısının uygun zemini
sağlamasıyla Türkiye, teorik perspektifte oluĢturduğu proaktif ve çok boyutlu dıĢ politika anlayıĢını coğrafi alt
sistemler olan Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya jeopolitiğinde ve dünyanın diğer önemli bölgelerinde pratiğe
dökme imkânı bulmaktadır. BaĢka bir ifadeyle Soğuk SavaĢ sonrası büyük bir değiĢim-dönüĢüm geçiren
sistemin dinamik yapısı alt sistemlere de yansımakta ve bu dinamizmin etkisiyle Türkiye kuramsal çerçevedeki
dıĢ politika parametrelerini özellikle yakın coğrafyasında uygulamaya geçirebilmektedir.
Balkanlarda 1990‘lı yılların baĢında yaĢanan kanlı savaĢtan sonra bir daha anlaĢamaz denilen Sırbistan
ve Bosna Hersek ile oluĢturulan üçlü mekanizma; Ortadoğu‘da Ġsrail‘in barıĢı değil çatıĢmayı seçtiğini belli
etmesine kadar sürdürülen Suriye-Ġsrail, Ġsrail-Filistin görüĢmelerindeki aktif rol; Ankara tarafından daha önce
önerilen Kafkas ĠĢbirliği ve Ġstikrar Paktı‘nın Ağustos 2008‘de yaĢanan Rusya-Gürcistan savaĢından sonra bir
kez daha gündeme getirilmesi; Ġran‘ın nükleer dosyası hakkında sorunun çatıĢmayla değil diplomasi yoluyla
çözülmesi konusunda Brezilya ile birlikte gösterilen çabalar; Rusya ve Suriye ile vizelerin karĢılıklı
kaldırılması; Suriye, Ürdün ve Lübnan ile serbest ticaret bölgesi oluĢturulmasına yönelik ilk adımların atılması;
Ermenistan ile iliĢkilerin normalleĢmesi yolunda izlenen yol haritası ve bunun gibi diğer hamleler, Türkiye‘nin
izlemeye çalıĢtığı pro-aktif ve çok boyutlu dıĢ politika yaklaĢımının somut izdüĢümleri olarak gösterilebilir.
Bütün bu sayılan bölgeler arasında Kafkasya; Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya arasında bir geçiĢ
noktasında yer almakta ve hem bu özelliği hem de dünyanın önemli enerji havzalarına yakınlığı sebebiyle
I
stratejik bir konumda bulunmaktadır. Tarih boyunca büyük güçlerin nüfuz mücadelesinin alanı ve eski ulaĢımticaret yollarının kesiĢim noktası olarak jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik önemini hiç yitirmeyen Kafkasya
günümüzde de Ortadoğu‘dan sonra dünyanın en zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Hazar Denizi havzasına
yakın olması sebebiyle gündemdedir. Günümüzde bölgenin, Hazar Denizi ve Orta Asya‘dan çıkartılan petrol ve
doğalgazın dünya pazarlarına ulaĢtırılması için yapılan uluslararası enerji boru hatlarının geçiĢ güzergâhında
olması ve Asya ile Avrupa arasındaki uluslararası kara ve demiryolu ulaĢım ağlarından bazılarının bu bölgeden
geçmesi dünyanın ilgisini buraya çekmektedir.
Kafkasya sahip olduğu zengin doğal kaynaklarının, jeopolitik konumunun ve jeostratejik öneminin yanı
sıra; çok dilli, çok etnikli ve çok kültürlü yapısından kaynaklanan kendine has sorunlarıyla uluslararası
iliĢkilerin acil gündem maddelerinden birisi haline gelmiĢ durumdadır. Kafkasya‘nın karmaĢık yapısından
kaynaklanan dondurulmuĢ ya da çözülemeyen sorunları etnik gruplar ve ülkeler arası çatıĢmalara, sosyoekonomik sorunlara ve bölgesel istikrarsızlığa sebep olmaktadır. Bu olumsuz tablo sonucunda ortaya çıkan
bölgesel istikrarsızlık Kafkas ülkelerini ve Kafkasya ile tarihsel, kültürel, siyasi ve ekonomik bağları bulunan
diğer ülkeleri doğrudan etkilemekte, aynı zamanda üçüncü güçlerin müdahalesine zemin hazırlamakta ve
böylece çözümü zaten zor olan sorunları daha da çözülemez ve karmaĢık bir hale getirmektedir.
Bütün bu faktörler bir araya getirildiğinde, bölgeye komĢu ve bölge ile tarihi, kültürel, siyasi ve
ekonomik bağları bulunan Türkiye‘nin Kafkasya üzerinde dikkatle durması ve Kafkaslara yönelik dıĢ
politikasına özel önem vermesi gerekmektedir. Türkiye coğrafyasıyla, ekonomik potansiyeliyle, kültürüyle ve
siyasi yapısıyla Kafkasya bölgesinde aktör bir ülkedir. Laik ve demokratik sistemi, bölge ile uzun tarihsel
geçmiĢi, kültürel birikimi, Batılı çağdaĢ değerleri ve güçlü ekonomisiyle Türkiye Kafkasya için önemli bir
model oluĢturmaktadır. Coğrafik konumu itibariyle Türkiye, Kafkasya ülkeleri için batıya ve onun değerlerine
açılımın bir çıkıĢ noktasıdır. Aynı Ģekilde Kafkasya Türkiye açısından Orta Asya ve doğuya açılımın kapısıdır.
Türkiye‘nin yukarıda değindiğimiz yakın ve uzak çevresinde izlediği barıĢı sağlamaya yönelik yapıcı
politikalarının Kafkasya bölgesi özelinde henüz istenilen sonucu vermediği yegâne ülke Ermenistan‘dır.
Türkiye-Ermenistan iliĢkileri genel anlamda Türkiye‘nin Kafkasya politikasının doğal olarak bir parçasıdır.
1
Türkiye‘nin yakın komĢusu ve Güney Kafkasya bölgesinin önemli bir üyesi olarak Ermenistan‘ın bu politikanın
dıĢında bırakılması düĢünülemez. Türkiye-Ermenistan iliĢkilerinin hiçbir iyileĢme olmadan yerinde sayması
veya gerilemesi Türkiye‘nin sadece bölgesel değil küresel dıĢ politikasını olumsuz manada etkilemekte ve
Ankara‘nın kendi etrafında bir barıĢ kuĢağı oluĢturma politikasının inandırıcılığını sorgulamaya açık hale
getirmektedir.
Türkiye, Ermenistan daha bağımsızlığını ilan etmeden önce Moskova Büyükelçisi Volkan Vural‘ı ikili
iliĢkileri geliĢtirme yollarını görüĢmek üzere Nisan 1991‘de Ermenistan‘a göndererek Erivan ile iyi iliĢkiler
kurma iradesini ortaya koydu. Bu ziyaret aynı zamanda Ermenistan‘a Türk tarafından yapılan ilk en üst düzey
1
Fatih Özbay. Türkiye-Ermenistan İlişkileri. BİLGESAM, Rapor No:11, İstanbul, 2011.
674
ziyaretti. Bağımsızlığını ilan eden Ermenistan‘ı 16 Aralık 1991‘de hiçbir ön koĢul ileri sürmeksizin ilk tanıyan
ülkelerden birisi Türkiye idi. Karadeniz‘e kıyısı olmamasına rağmen Ermenistan 25 Haziran 1992‘de imzalanan
Karadeniz Ekonomik ĠĢbirliği Örgütü‘ne Türkiye tarafından kurucu üye olarak davet edildi.
Türkiye, Ermenistan‘ı 16 Aralık 1991 tarihinde tanımakla birlikte diplomatik iliĢki kurmadı ancak,
Batılı ülkelerden Ermenistan‘a gönderilen insani yardımların ülkesinden geçmesine izin verdi. Hatta Türkiye,
bağımsızlıktan sonra ekonomik açıdan zor duruma düĢen Ermenistan‘a bizzat kendisi de insani yardım gönderdi.
Türkiye‘nin bu yaklaĢımında belirleyici olan etkenler arasında Ermenistan ile iliĢkilerini geliĢtirerek Orta Asya
ile doğrudan bağlantı kurma ve dünya Ermeni diasporasının uluslararası arenada önüne çıkarttığı zorlukları
bertaraf etme düĢüncesi öne çıkmaktaydı. Ayrıca, Ermenistan ile kurulacak iliĢkiler yoluyla Erivan‘ın Rusya‘nın
etkisinden uzaklaĢtırılması ve Dağlık Karabağ sorununun çözümünde daha etkin olunması amaçlanıyordu.
Ermenistan açısından, Batı dünyası ile doğrudan bağlantı kurmak ve ekonomik olarak geliĢme sürecine
girmek için en akılcı yol Türkiye ile iliĢkilerini geliĢtirmekti. Bu yüzdendir ki, Ermenistan‘ın ilk devlet BaĢkanı
Levon Ter-Petrosyan yönetimi ilk yıllarda Türkiye ile iliĢkileri normalleĢtirmekten yana idi. Ancak TürkiyeErmenistan iliĢkileri, Erivan yönetimine baskı yapan milliyetçi çevrelerin etkisiyle daha iliĢkilerin kurulmaya
baĢlandığı ilk anlardan itibaren bir türlü normalleĢme sürecine giremedi. 23 Ağustos 1991‘de kabul edilen
Bağımsızlık Bildirisi‘nin 11. maddesinde Ermenistan‘ın, 1915 yılında Osmanlı Ġmparatorluğu ve Batı
Ermenistan‘da gerçekleĢtirilen soykırımın uluslararası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları
2
destekleyeceği ifade edilmekteydi. Her ne kadar bu ibare 1995‘te kabul edilen Ermenistan Anayasası‘nda yer
almasa da, anayasanın giriĢ bölümünde ―Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesinde yer alan ulusal arzularını
tanıyarak‖ ifadesinin yer alması Türkiye tarafından uzun vadede tazminat ve toprak taleplerinin gündeme
geleceği Ģeklinde yorumlandı. Anayasanın 13. maddesinin 2. paragrafında ise Türkiye topraklarında bulunan
3
Ağrı Dağı‘nın devlet arması olarak kabul edildiği belirtildi. Daha da önemlisi Ermenistan Parlamentosu‘nun
ġubat 1991‘de, çok taraflı bir antlaĢma olan ve aynı zamanda Türkiye-Ermenistan sınırını da düzenleyen 1921
tarihli Kars AntlaĢması‘nı tanımadığını açıklamasıydı. Bütün bunlar ister istemez iliĢkilere olumsuz yansıdı.
Türkiye‘nin 1992 baharında aldığı, Ermenistan‘ın iki ülke arasındaki sınırı tanıdığını yazılı bir Ģekilde
bildirmediği sürece Ermenistan ile diplomatik iliĢki kurmayacağı yönündeki karar bu geliĢmelere verdiği bir
tepkiydi. Azeri-Ermeni savaĢı ve Dağlık Karabağ‘daki durumun 1993 yılına doğru Ermenistan‘ın lehine
dönmesi üzerine iki ülke iliĢkileri tamamen kesildi. Türkiye, Azerbaycan topraklarının %20‘sinin Ermenistan
tarafından iĢgal edilmesi üzerine ambargo uygulamaya baĢladı ve kara-hava sınırlarını Ermenistan‘a kapattı.
1988 yılında baĢlayan Ermeni-Azeri çatıĢmalarının Ģiddetlenerek ġubat 1992‘de Hocalı katliamına neden olması
üzerine Türkiye, Nisan 1993‘de Ermenistan hududunu tamamen kapattı. Söz konusu çatıĢmalar neticesinde çoğu
Azeri 30 bin kiĢi hayatını kaybetti, yaklaĢık 1 milyon Azeri de baĢka yerlere göç etmek zorunda kaldı.
2
Deklaratsiya o nezavisimosti Armenii. http://www.gov.am/ru/independence/ (Erişim: 30.03.2012)
3
Kontitutsiya Respubliki Armeniya (s izmeneniyami). http://www.parliament.am/legislation.php?sel=show&ID=1&lang=rus (Erişim:
30.03.2012)
675
Ancak daha sonraları iki ülke arasındaki iliĢkilerde bazı iyileĢmeler de görüldü. Ġstanbul-Erivan
arasındaki hava koridoru Türkiye tarafından 1995 yılında tekrar ulaĢıma açıldı. Vize Ģartları kolaylaĢtırılarak
charter uçaklarının haftanın belirli günlerinde sefer yapmasına izin verildi. Ermenistan‘a yönelik yine bir iyi
niyet giriĢimi olarak Türkiye‘nin çeĢitli bölgelerindeki Ermeni kültür ve sanat eserleri restore edilmeye baĢlandı.
Ancak, Robert Koçaryan‘ın 1998 yılında iktidara gelmesiyle birlikte soykırımın uluslararası boyutta tanınması
konusunun Ermenistan dıĢ politikasının önceliği haline getirilmesi iliĢkileri yeniden gerginleĢtirdi.
2000‘li yıllara girildiğinde iki ülke arasındaki iliĢkiler; Ermeni diasporasının, her iki ülkedeki milliyetçi
çevrelerin, kamuoyu baskısının ve üçüncü tarafların müdahalelerinin sonucu oluĢan statükonun sınırları içerisine
hapsedilmiĢ bir hale geldi. Ermenistan‘ın Türkiye ile iliĢkilerini soykırım iddialarının Ankara tarafından resmi
olarak kabul edilmesine, Türkiye‘nin ise Ermenistan ile iliĢkilerini Dağlık Karabağ‘ın iĢgaline son verilmesine
bağlaması statükoyu iyice kuvvetlendirdi. Bu durum hem Türkiye hem de Ermenistan‘a olumsuz olarak yansıdı.
Doğu‘dan Azerbaycan, Batı‘dan ise Türkiye tarafından ambargo uygulanan Ermenistan‘ın ekonomisi her geçen
gün kötüye gitti. Kafkasya bölgesinde planlanan ve uygulamaya konulan ulaĢım ve enerji nakil hatları
projelerinde Ermenistan hep dıĢarıda bırakıldı ve yalnızlaĢtı. Soykırım iddialarının Ermeni diasporasının
çabalarıyla çeĢitli ülkelerin parlamentolarında kabul edilmesi Türkiye‘yi uluslararası arenada zor durumda
bıraktı.
4
Günümüze gelindiğinde, Türkiye‘nin son yıllarda daha sık dile getirdiği, çevresinde barıĢ kuĢağı
oluĢturma ve komĢularla sıfır sorun politikasının yansımaları Türkiye-Ermenistan iliĢkilerinde de görülmeye
baĢlandı. Ġki ülke arasındaki iliĢkilerin normalleĢmesini engelleyen unsurların açıkça tartıĢılması amacıyla iki
ülkenin DıĢiĢleri Bakanları ile DıĢiĢleri yetkilileri arasında önceleri kapalı kapılar ardında sürdürülen bir diyalog
süreci baĢlatıldı. Ancak, iki ülke arasındaki görüĢmelere ivme kazandıran en büyük etken Ağustos 2008‘de
yaĢanan Rusya-Gürcistan savaĢı oldu. SavaĢ sonrasında Kafkas Ġstikrar ve ĠĢbirliği Platformu tekrar gündeme
geldiğinde Türkiye‘nin Ermenistan‘ı bu platform içerisinde görmek istediğini açıklaması Ankara‘nın bölgede
Erivan‘ı dıĢlamak istemediğini göstermesi bakımından önemli bir iĢaret oldu. Ġlk zamanlarda kapalı kapılar
ardında ve kamuoyunun dikkatinden uzak yürütülen görüĢmeler Ermenistan CumhurbaĢkanı Serj Sarkisyan‘ın
Türkiye CumhurbaĢkanı Abdullah Gül‘ü 6 Eylül 2008 tarihindeki Ermenistan-Türkiye futbol karĢılaĢmasını
birlikte izlemek amacıyla Erivan‘a davet etmesiyle gün yüzüne çıktı. Serj Sarkisyan‘ın bu daveti üzerine
CumhurbaĢkanı Abdullah Gül, iki ülke futbol milli takımları arasındaki karĢılaĢmayı izlemek için Erivan‘a gitti.
Ardından Ermenistan CumhurbaĢkanı, Türkiye CumhurbaĢkanı‘nın daveti üzerine 14 Ekim 2009‘daki rövanĢ
maçını izlemek için Türkiye‘ye geldi.
4
Rusya, sözde soykırımı 14 Nisan 1995 ve 22 Nisan 2005 tarihlerinde olmak üzere iki defa parlamentosunda kabul etti.
676
5
Bu ziyaretlerle baĢlayan ―futbol diplomasisi‖ iĢe yarayacak mı yaramayacak mı konusu hararetli bir
Ģekilde tartıĢılırken, 22 Nisan 2009 tarihinde iki ülke arasındaki iliĢkilere dair bir yol haritası açıklandı.
6
Ardından, 31 Ağustos 2009 tarihinde Ġsviçre‘nin gözetiminde Türkiye ile Ermenistan arasında normalleĢmeyi
öngören ―ĠliĢkilerin GeliĢtirilmesi Hakkındaki Protokol‖ ve ―Diplomatik ĠliĢkilerin Kurulmasına Dair
7
Protokol‖ün parafe edilmesiyle iliĢkiler daha ileri bir seviyeye geldi. Türkiye DıĢiĢleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ve Ermenistan DıĢiĢleri Bakanı Eduard Nalbandyan, diplomatik iliĢkilerin baĢlamasını ve sınırın
açılmasını öngören tarihi protokole imza koydu. Ġmza töreninde ABD DıĢiĢleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya
DıĢiĢleri Bakanı Sergey Lavrov, Fransa DıĢiĢleri Bakanı Berdnard Kouchner, Slovenya DıĢiĢleri Bakanı Samuel
Zboger ve Avrupa Birliği DıĢ Politika Komiseri Javier Solana hazır bulundu. Türkiye‘yi komĢuları ile tüm
sorunlarını çözmüĢ bir ülke konumuna yükselten protokole, ABD ve Avrupa Birliği‘nin yanı sıra Rusya‘nın da
tam destek vermesi problemin çözümünde ilerleme sağlanacağının önemli bir göstergesi olarak
değerlendirilmiĢti.
―Diplomatik ĠliĢkilerin Kurulmasına Dair Protokol‖de açıkça belirtildiği üzere, iki ülke arasındaki
mevcut sınırın uluslararası hukukun ilgili antlaĢmalarında tarif edildiği Ģekliyle karĢılıklı olarak tanındığı kabul
edilmekteydi. Aynı protokolde her iki ülke de iyi komĢuluk iliĢkileri anlayıĢıyla bağdaĢmayacak herhangi bir
siyaset izlemeyeceklerine dair taahhütlerini yinelemiĢlerdi. Öte yandan ―ĠliĢkilerin GeliĢtirilmesi Hakkındaki
Protokol‖ ile her iki ülke de, bölgesel ve uluslararası uyuĢmazlık ve çatıĢmaların uluslararası hukuk ilkeleri ve
normları temelinde barıĢçı Ģekilde çözümlenmesi hususundaki taahhütlerini tekrarlamıĢlardı. Ayrıca, her iki ülke
de iki halk arasında karĢılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde
bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak ve arĢivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek Ģekilde bir
diyalogun uygulamaya konulmasını kabul etmiĢlerdi.
Protokoller 10 Ekim 2009 tarihinde Türkiye ve Ermenistan DıĢiĢleri Bakanları tarafından Ġsviçre‘nin
Zürih kentinde düzenlenen törende imzalandı. Protokoller zorlu diplomatik sürecin habercisi olacak Ģekilde
tarafların birbirlerinin törendeki konuĢma metinlerine itirazlarıyla gecikmeli de olsa imzalandı. Söz konusu
protokoller bu aĢamadan sonra ülkelerin parlamentolarına getirilecek ve burada onaylandıktan sonra yürürlüğe
girecekti. Ermenistan yasalarına göre protokollerin önce anayasaya uygunlukları açısından denetlenmesi için
Anayasa Mahkemesi‘ne gönderilmesi gerekiyordu. Ermenistan Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 2010‘da
protokoller hakkındaki kararını açıkladı. Kararda protokollerin Ermenistan Anayasası‘na uygun bulunduğu
açıklanırken, gerekçeli kararda ise bazı maddelerin Ermenistan Anayasası ve Anayasa‘nın atıfta bulunduğu 1990
tarihli Bağımsızlık Bildirgesi ile çeliĢemeyeceği ifade edildi. Ermenistan bu kararla birlikte sınırların açılması
5
Fatih Özbay. “Filmler ve Futbol Maçları Arasında Türkiye-Ermenistan İlişkileri”.
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=173:fimler-ve-futbol-maclar-arasnda-tuerkiye-ermenistanlikileri&catid=86:analizler-kafkaslar&Itemid=148 (Erişim: 30.03.2012)
6
Fatih Özbay. “Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Yol Haritası”.
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=327:turkiye-ermenistan-iliskilerinde-yolharitasi&catid=86:analizler-kafkaslar&Itemid=148 (Erişim: 30.03.2012)
7
Protokol metinleri için bakınız: http://www.mfa.gov.tr/data/DISPOLITIKA/t%C3%BCrkiye-ermenistan-turkce.pdf (Erişim:30.03.2012)
677
için Türkiye‘nin ileri sürdüğü Dağlık Karabağ Ģartını kabul etmediğini, ortak sınırı tanımadığını, kendilerine
göre ―soykırımın‖ kesin ve tartıĢılmaz olduğunu, protokollerde kastedilen Ortak Tarih Komisyonu‘nun
kurulamayacağını bir anlamda ilan etmiĢ oldu.
Türk DıĢiĢleri Bakanlığı karara 18 Ocak 2010‘da ―Söz konusu kararda, protokollerin lafzına ve ruhuna
aykırı önkoĢullar ve kısıtlayıcı hükümlerin zikredildiği tespit edilmiĢtir. Bu yaklaĢım tarafımızdan kabul
8
edilemez‖ açıklamasıyla tepki gösterdi. Ermenistan Anayasa Mahkemesi‘nin söz konusu kararından sonra,
kapalı kapılar ardında sürdürülen diplomatik görüĢmelerle baĢlayan, futbol diplomasisi ile hız kazanan, yol
haritası ile kararlılık sergileyen ve imzalanan protokollerle bir üst aĢamaya geçen Türkiye-Ermenistan
iliĢkilerindeki normalleĢme süreci tıkandı. ġu anda protokoller iki ülkenin parlamentolarında askıya alınarak
süresiz olarak beklemeye bırakılmıĢ durumdadır.
Protokoller Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik iliĢkinin kurulmasını ve ortak sınırın açılmasını
öngörmekteydi. Topraklarının beĢte biri Ermeni iĢgali altında bulunan Azerbaycan için, Ermenistan‘ın ambargo
altında tutulması hem iĢgal edilen toprakların geri alınması hem de Dağlık Karabağ sorununun çözülmesi
yolunda Erivan‘a siyasi, ekonomik ve psikolojik baskı kurmak yolunda geliĢtirilmiĢ yegâne politika idi.
Türkiye‘nin protokolleri onaylaması Azerbaycan kamuoyunda, Bakü tarafından yaklaĢık 20 yıldır uygulanan bu
politikanın netice alınamadan iflas edeceği endiĢesini uyandırdı. Bu nedenle Azerbaycan‘da Türkiye‘ye karĢı
yoğun bir tepki ve protesto süreci baĢladı. Söz konusu tepkiler, protesto mitingleri ve Rusya ile yakınlaĢma
politikalarından Türkiye‘ye satılan doğalgaz fiyatının artırılacağı söylemlerine kadar geniĢ bir yelpazeye yayıldı.
Azerbaycan‘ın, iĢgal ve Dağlık Karabağ sorununun çözümünü aĢama aĢama değil de Ermenistan‘ın
kesin bir askeri veya politik mağlubiyeti sonucu bir hamlede olabilecek bir çözüm olarak algılaması,
Türkiye‘nin çözüm arayıĢlarına verdiği dozajı yüksek ve fazlasıyla duygusal tepkinin en önemli sebebi oldu.
Azerbaycan‘dan yükselen tepkiler üzerine Türkiye‘den üst düzey heyetler Bakü‘ye ziyaretler gerçekleĢtirdiler.
Dağlık Karabağ iĢgali sona ermeden sınırın açılmayacağına ve diplomatik iliĢki kurulmayacağına dair
açıklamalarda bulundular. ġimdilerde Ankara-Bakü iliĢkilerinde ihtiyatlı bir bekleyiĢ havası sürmektedir.
YaĢanan bu geliĢmeler sık sık dile getirilen dostluk ve kardeĢliğe dair sloganlara rağmen Türkiye-Azerbaycan
iliĢkilerinde ciddi bir siyasi diyalog eksikliği olduğuna iĢaret etmiĢtir.
Protokoller Ermenistan‘da da oldukça sert tartıĢmalara sebep oldu. Ermeni diasporası, muhalefet,
milliyetçi çevreler ve bu çevrelerle bağlantılı medya organları protokolleri ciddi bir Ģekilde eleĢtirdiler.
Ermenistan CumhurbaĢkanı Serj Sarkisyan çıktığı yurtdıĢı gezilerinde Ermeni diasporasının protesto ve
tacizleriyle karĢılaĢtı. Tepkiler üzerine, imzalanan protokollerin Karabağ ya da soykırımdan vazgeçmek
anlamına gelmeyeceğine dair diaspora ve iç kamuoyuna yönelik beyanatlar birbirini izledi. Protokollerde
8
TC Dışişleri Bakanlığı. Güncel Açıklamalar. No: 14, 18 Ocak 2010, Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye-Ermenistan Protokollerine
İlişkin Gerekçeli Kararı Hk. http://www.mfa.gov.tr/no_-14_-18-ocak-2010_-ermenistan-anayasa-mahkemesi_nin-turkiye-ermenistanprotokollerine-iliskin-gerekceli-karari-hk_.tr.mfa (Erişim: 30.03.2012)
678
Azerbaycan‘ın gösterdiği tepki üzerine Türk yetkililer tarafından Bakü‘ye Karabağ sorunu çözülmeden sınırların
açılmayacağına dair garanti verilmesi Ermenistan tarafından ön Ģart olarak kabul edilerek protokollerin onay
süreci donduruldu. Ermenistan, protokolleri onaylayabileceğini ama bunun ancak Türkiye onayladıktan sonra
olabileceğini belirtti.
Türkiye‘de protokollerin imzalanması sonrasında Hükümet ve DıĢiĢleri Bakanlığı muhalefet tarafından
oldukça sert bir Ģekilde eleĢtirildi. Medya, akademisyenler, siyasiler arasında ve kamuoyunda yaĢanan
tartıĢmalar Türkiye‘de de bu konuda kafaların bir hayli karıĢık olduğunu ortaya koydu. Yapılan eleĢtiriler genel
olarak, protokollerin açık bir Ģekilde yazılmamıĢ olması; acil bir neden yokken üzerinde baskı oluĢturma
pahasına Türkiye‘nin Ermenistan‘la iliĢkileri düzeltmek için gereğinden fazla istekli olması; protokollerde iki
ülke arasındaki sınırı da düzenleyen çok taraflı Kars AnlaĢması‘nın açıkça zikredilmemesi; iĢgal altındaki
bölgeler ile Dağlık Karabağ‘dan çekilme taahhüdünün protokollerde yer almaması; Ermenistan ile yakınlaĢma
derken iĢgal sona ermeden ve Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden diplomatik iliĢki kurularak ve sınır açılarak
Azerbaycan‘ın kaybedileceği; aslında Ermenistan için asıl meselenin sözde soykırımın tanınması olduğu ve bu
nedenle Ermenistan‘ın normalleĢme yolunda ciddi adımlarla değil de sonuçsuz görüĢmelerle sözde soykırımın
yüzüncü yılı 2015‘e kadar Türkiye‘yi uluslararası arenada mahkûm etmek istediği gibi noktalarda
düğümlenmekteydi.
Netice olarak, protokollerin süresiz olarak parlamentolarda bekletilmesiyle birlikte normalleĢme süreci
bitirilmedi ama ciddi sekteye uğrayarak bir anlamda donduruldu diyebiliriz. Türkiye‘nin önce kapalı kapılar
ardında baĢlattığı, daha sonra protokollerle uluslararası kamuoyuna duyurarak bu konuda ne kadar kararlı
olduğunu gösterdiği barıĢ diplomasisi Ģimdilik hız kaybetmiĢ görünüyor. Türkiye‘nin çabalarına rağmen
Ģimdilik donmuĢ ya da tıkanmıĢ olarak önümüzde duran bu politikanın en önemli getirisi, baĢta Minsk Grubu
olmak üzere 1992 yılından beri etkili çözümler üretememiĢ olan uluslararası kamuoyunun dikkatini Dağlık
Karabağ ve iĢgal edilmiĢ topraklar konusuna çekmek oldu. Söz konusu sorunun uluslararası platforma
taĢınmasında Türkiye‘nin istekli olması ve giriĢimleri de önemli bir rol oynamıĢtır. Aynı Ģekilde Minsk
Grubu‘nun son yıllardaki aktif çalıĢmaları ve Rusya‘nın Azeri ve Ermeni tarafları çeĢitli vesilelerle aynı masa
etrafında bir araya getirmesi bu kapsamda olumlu neticeler olarak değerlendirilebilir.
Türkiye ile Ermenistan aynı konuda farklı beklentilerle bir diğerinin atacağı adımı beklemekteler.
Ermenistan ön Ģart olmaksızın diplomatik iliĢkilerin kurulmasını ve sınırın açılmasını beklemektedir. Türkiye
ise bundan sonraki adım olarak Ermenistan‘ın iĢgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından çekilmesini ve
Dağlık Karabağ sorununda çözüm yönünde irade ortaya koymasını beklemektedir. BirleĢmiĢ Milletler Güvenlik
Konseyi‘nin Ermenistan‘ın Azerbaycan topraklarını iĢgalini müteakip 1993 yılı içinde aldığı 822, 853, 874 ve
884 sayılı kararlar bu konuda Türkiye‘nin elini güçlendirmektedir. Kararlar Azerbaycan‘ın ve bölgedeki diğer
devletlerin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiği ve güç kullanarak toprak
kazanmanın kabul edilemez olduğunu belirtmektedir. 853 ve 884 sayılı kararlar Azerbaycan‘a ait olan
679
toprakların iĢgal edilmesini kınamaktadır. 822, 853 ve 884 sayılı kararlar ise özellikle iĢgal edilen bölgelerdeki
iĢgalci güçlerin geri çekilmesini talep etmektedir.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin önemi sadece iki ülke arasındaki iliĢkileri
ilgilendirmesi yönüyle değil, Ankara‘nın etki ve nüfuz alanı olan Kafkasya ve Karadeniz havzasında sorunların
tasfiye edilmesi yolunda atılan ciddi bir adım olması yönüyle de büyük önem arz etmektedir. Türkiye‘nin genel
anlamda komĢularla sıfır sorun ve etrafında bir istikrar kuĢağı oluĢturma hedefinin ve özel anlamda Kafkaslarda
izleyeceği etkili bir dıĢ politikanın baĢarıya ulaĢması yolundaki tek engel Ermenistan ile olan iliĢkiler olarak
görünmektedir. Kafkasya‘da yaĢanan sorunlar Türkiye‘nin bölgeye yönelik siyasi, ekonomik ve enerji boyutlu
dıĢ politika açılımlarını zora sokmaktadır. Türkiye‘nin Ermenistan ile sorunlarını çözüm yolunda atacağı her
adım aynı zamanda bölgesel güç olarak Kafkaslardaki konumunu daha da güçlendirecektir.
Bölge ülkeleri ile yaĢadığımız her sorun Kafkasya politikamıza kayıp olarak yansırken, bölgede daha
fazla inisiyatif almalarına sebep olmalarından dolayı Rusya gibi ülkelerin kazanç hanesine yazılmaktadır.
Bilindiği üzere Rusya, Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya arasında çok önemli bölgesel bir aktördür. Bu
nedenle Rusya faktörünü göz ardı eden bir çözüm önerisi söz konusu olamaz. Üstelik Rusya ve Ermenistan
arasındaki güvenlik anlaĢmasının geçtiğimiz günlerde 25 yıllığına uzatılmıĢ olması ve bu anlaĢmanın
Ermenistan topraklarında bir tümen Rus askerinin konuĢlandırılmasına imkân tanıması, hem Rusya‘nın
bölgedeki hareket serbestisini arttırmakta hem de ―Türkiye-Ermenistan arasındaki sorun Rusya‘sız çözülemez‖
savını daha geçerli hale getirmektedir. Ancak Rusya Federasyonunu da göz önünde bulundururken, Rusya‘nın
―yumuĢak karnı‖ olan Kuzey Kafkasya coğrafyasındaki Çeçen, Çerkez, Abhaz v.s gibi çok çeĢitli etnik
kimlikleri, Rusya‘nın bu etnisitelerle olan iliĢkisini ve bu bölgedeki istikrarsızlığı da hesaba katmak
durumundayız.
Türkiye-Ermenistan normalleĢme sürecini analiz ettiğimizde, Rusya‘nın önce çözüm yanlısı olan ama
9
sonra statükoyu korumaya dönük politika izlediğini görmekteyiz. Rusya‘nın bu Ģekilde bir politika izlemesinde
genel küresel politikasının yanı sıra, bölgesel Kafkasya politikasıyla bağlantılı beklentileri, endiĢeleri ve
hesapları büyük rol oynamıĢtır. Eski Sovyet coğrafyasında halen çözülememiĢ, dondurulmuĢ sorunlar Rusya‘ya
bu sorunları kullanarak çıkarları doğrultusunda politika izlemenin yollarını sağlamaktadır. Rusya bölgedeki
sorunlarda kilit aktör olma ve etki alanını geniĢletme yönündeki çabalarını devam ettirmektedir. ErmenistanAzerbaycan anlaĢmazlığının devam etmesi Rusya‘nın bölgede daha fazla inisiyatif almasına sebep olmasından
dolayı Moskova‘nın kazanç hanesine yazılmaktadır.
Güney Kafkasya‘da Rusya faktörünü göz ardı eden bir çözüm önerisinin hayata geçirilmesi pek
mümkün değildir. Üstelik Rusya ve Ermenistan arasındaki güvenlik anlaĢmasının 25 yıllığına yeniden uzatılmıĢ
olması ve bu anlaĢmanın Ermenistan topraklarında bir tümen Rus askerinin konuĢlandırılmasına imkân tanıması,
hem Rusya‘nın bölgedeki hareket serbestisini arttırmakta hem de Türkiye-Ermenistan normalleĢme sürecinin
9
Abdülhamit Bilici. “Rusya Açılımı Neden Destekliyor?”, Zaman, 14.10.2009.
680
devam etmesi, Dağlık Karabağ sorununun çözülmesi ve Ermeni iĢgalinin sona ermesi Rusya‘sız olamaz
görüĢünü daha geçerli hale getirmektedir.
Rusya sürecin baĢında Türkiye-Ermenistan normalleĢme sürecini, iĢgalin sona erdirilmesi ve Dağlık
Karabağ sorununun çözüm yoluna girdirilmesi çabalarını Kafkasya‘da geniĢ çaplı bir çatıĢma çıkabileceği
endiĢesiyle desteklemiĢtir. Çünkü, Güney Kafkasya‘da Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaĢanacak bir savaĢ,
sadece bu iki ülkeyi değil, Türkiye ve Rusya‘yı da karĢı karĢıya getirebilir ve etkisi çok geniĢ bir alana yayılacak
olan topyekûn bir çatıĢmanın fitilini ateĢleyebilirdi. Rusya, bu yüzden Erivan‘ın Azerbaycan ile bir silahlı
çatıĢmaya girmesine kendisini de savaĢa sürükleyeceği çekincesiyle karĢı çıkmaktadır.
Ağustos 2008‘de yaĢanan savaĢtan sonra Rusya‘nın Türkiye-Ermenistan iliĢkileri konusundaki tavrı
değiĢti. Rusya, Kafkasya‘da statüko değiĢmeye yüz tutarken, Amerika‘ya rol kaptırmak istemiyordu. Türkiye ile
yakınlaĢma ve ikili iliĢkilerde artan güvenden dolayı Türkiye-Ermenistan yakınlaĢmasında kendisi açısından bir
tehdit unsuru görmüyordu. Gürcistan savaĢından galip çıkmıĢ görünse de, sonuçları itibarıyla bölgede yeni bir
çatıĢma istememekteydi. Bu çerçevede, Rusya‘nın çıkarlarına ters düĢmeyecek Ģekilde Kafkasya‘da istikrar,
Moskova açısından da arzulanan bir durumdu.
10
Sovyetler Birliği‘nin dağılmasının ardından Gürcistan‘ın Abhazya ve Güney Osetya ayrılıkçı bölgeleri,
Moldova‘nın Transdinyester bölgesi ve Azerbaycan‘ın Dağlık Karabağ bölgesi dondurulmuĢ sorunlu bölgeler
olarak bekliyordu. Gürcistan‘ın ayrılıkçı bölgeleri ile ilgili sürdürülen müzakerelerde siyasi alanda çözüm
sağlanamayınca, askeri yöntemlere baĢvuruldu. Abhazya ve Güney Osetya Ağustos 2008‘de yaĢanan savaĢ
sonrası Tiflis‘ten koparılırken, Rusya iki bölgenin de bağımsızlığını tek taraflı olarak tanıdı. Moskova bölgenin
ikinci bir sıcak çatıĢmayı kaldırmayacağının farkında olduğu için 2008 Eylül ayında baĢlayan TürkiyeErmenistan normalleĢme sürecini desteklemek ihtiyacı duydu.
Rusya, Gürcistan‘ın Batı ile yakın iliĢkilerinden, bununla bağlantılı AB ve özellikle NATO ile kurmak
istediği yakınlaĢma politikasından oldukça rahatsızdı. Ayrıca Gürcistan‘ın Kafkaslar‘da stratejik bir transit ülke
konumuna yükselmesinden de memnun değildi. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Erzurum-Tiflis-Bakü
demiryolu projesi ile birlikte Nabucco doğalgaz boru hattının da Gürcistan‘dan geçecek olması Moskova‘nın
çıkarları ile örtüĢmüyordu. Gürcistan‘ın öne çıkmasına rağmen Ermenistan‘ın bütün bu süreçlerden dıĢlanıyor
olması Rusya‘ya bu konuda bir Ģeyler yapması gerektiğini telkin ediyordu. Bunun yolunun ise Ermenistan‘ı
izolasyondan ya da dıĢlanmıĢlıktan kurtarmak için kontrollü olarak Türkiye ile iliĢki baĢlatmaktan geçmesinden
dolayı ilk baĢlarda sürece destek verdi. Rusya, Ermenistan ekonomisinde enerji, demiryolu ulaĢımı, nükleer
santral, bankacılık ve diğer birçok sektörde aktif olarak faaliyet göstermektedir. 2008 Rusya-Gürcistan savaĢının
ardından Ermenistan ekonomisinin iyice kötüleĢmesinden Rus Ģirketleri ve yatırımları da zarar gördü. Moskova
10
Bülent Aras, Fatih Özbay. Türkiye-Ermenistan: Statüko ve Normalleşme Arasında Kafkasya Siyaseti. SETA-Analiz No: 12, Ankara, Ekim
2009, s. 11.
681
açısından, Ağustos 2008 Rusya-Gürcistan savaĢı Moskova‘nın stratejik ortağı Ermenistan‘ı daha da izole
etmiĢken Erivan‘ın Türkiye üzerinden rahatlatılabileceği düĢünülmekteydi.
Bir baĢka açıdan, Rusya süreçte sadece Ermenistan‘ı değil, Azerbaycan‘ı da kazanmak ve
Azerbaycan‘la da iliĢkileri geliĢtirmek için çaba sarf ediyordu. Bölge enerji kaynaklarının pazarlanmasında
dıĢarıda tutulan Moskova, çözüm olarak Bakü ile iliĢkilerin siyasi ve ekonomik alanda geliĢtirilmesi gerektiğinin
fakındaydı. Ermenistan stratejik ve askeri anlamda, Azerbaycan ise sahip olduğu enerji kaynakları ve finans
yönünden Rusya açısından önem taĢımaktaydı. Bu yüzden Moskova kendisini her iki tarafı da tatmin edecek bir
yol bulmak zorunda hissetti ve Güney Kafkasya‘nın kronikleĢmiĢ sorunlarında çözümden yana görünme ihtiyacı
duydu. Nitekim süreçte Azerbaycan yönetimi Rusya‘nın yakınlaĢma taleplerine olumlu cevap verdi.
Bir baĢka açıdan, Rusya, BM GK daimi üyesi, Minsk Grubu eĢ baĢkanı, eski süper güç ve Kafkasya ile
doğrudan ilgili bir ülke olarak; uluslararası sistemin Kafkaslar‘da statükonun değiĢmesinden yana olduğu bir
ortamda aykırı bir duruĢ sergilemek istememiĢti. Zaten Ağustos 2008 savaĢı ile dünya kamuoyunda saldırgan,
sertlik yanlısı ve sorunları güç kullanarak çözme yanlısı ülke pozisyonuna düĢmesinin sıkıntısını yaĢadığı için
Türkiye-Ermenistan normalleĢme sürecine destekleyerek dünyaya barıĢçıl, sorumlu ve ilkeli ülke imajı vermek
istiyordu. Bunu dünyaya en kolay Ģekilde yansıtmanın yolu Türkiye-Ermenistan sürecini destekliyor görüntüsü
vermekten geçiyordu. Rusya bu imajını desteklemek için Türkiye-Ermenistan normalleĢme süreci baĢladıktan
sonra Ermenistan ve Azerbaycan liderlerini Rusya‘da defalarca bir araya getirerek üçlü görüĢmeler yaptı.
Ancak, süreç ilerledikçe Rusya çözüm yanlısı tavrını bırakıp statüko yanlısı politikasına geri döndü.
Rusya, sürecin tahammül edebileceği belirli bir noktaya kadar ilerlemesine izin verdikten sonra desteğini çekti.
BaĢbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın 2010 yılı baĢındaki Rusya ziyaretinin ardından kısa bir basın toplantısı
düzenleyen Rusya BaĢbakanı Putin, Dağlık Karabağ sorunundaki ihtilafın Ermenistan ve Azerbaycan‘ın
çıkarları çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, ama Dağlık Karabağ sorunu ve Türkiye-Ermenistan normalleĢme
sürecinin oldukça komplike olduğunu, bu meselelerin aynı sepete konmasını doğru kabul etmediğini ve birbirine
bağlanmaması gerektiğini açıklayarak bunun ilk iĢaretini verdi.
Türkiye-Ermenistan normalleĢme süreci baĢladıktan sonra Rusya‘nın çabalarıyla Azerbaycan ve
Ermenistan liderleri birçok kez bir araya geldiler. Rusya resmi ve gayri resmi toplantılarda Ermenistan ve
Azerbaycan liderlerini 9 kez bir araya getirdi. Son olarak Medvedev‘in ev sahipliğinde Temmuz 2011‘de
Kazan‘da gerçekleĢtirilen Ermenistan ve Azerbaycan cumhurbaĢkanlarının buluĢmasından, ABD ve Fransa
devlet baĢkanlarının baĢarı kaydedilmesi çağrısına rağmen, hiçbir sonuç alınamadı. Büyük beklentiler
çerçevesinde gerçekleĢen zirveden herhangi bir sonuç çıkmaması hayal kırıklığı oluĢturdu.
11
Ermenistan üzerindeki nüfuzu ve Kafkasya‘daki etkisi dikkate alındığında, Rusya‘nın TürkiyeErmenistan normalleĢmesi, Azerbaycan topraklarının iĢgali ve Dağlık Karabağ sorunlarının çözümü konusunda
11
Sami Kohen. “Kazan Zirvesi Fiyaskosu”, Milliyet, 27.06.2011.
682
statükoyu bozacak politikalar izlemesi durumunda Ģimdi çok farklı bir Kafkasya tablosu ile karĢı karĢıya
kalınabilirdi. Fakat, Rusya sürecin daha da ileri gitmesi durumunda Ermenistan üzerindeki kontrolünün
zayıflayacağı endiĢesine kapıldı. Türkiye-Ermenistan normalleĢme sürecinin baĢarıya ulaĢması Erivan‘ın hızlı
bir Ģekilde Moskova‘nın etki alanından çıkmasına yol açabilirdi. Bu yüzden Moskova, Güney Kafkasya‘da
statükonun ve dondurulmuĢ sorunların kendisine daha fazla inisiyatif kazandırdığının ve süreçte devamlı dikkate
alınması gereken önemli oyuncu pozisyonunu koruduğunu yeniden analiz etti.
Sonuç olarak, Rusya süreçten kazançlı çıkacağı bir durum ortaya çıkmadıkça da Güney Kafkasya‘daki
statükoyu bozmama politikasına devam edecektir. Güney Kafkasya, Rusya‘nın en hassas bölgesi Kuzey
Kafkasya ile olan yakınlığından dolayı Moskova açısından güvenlik penceresinden bakılarak değerlendirilen bir
bölgedir. Bu yüzden, Avrupa-Atlantik dünyası tarafından Rusya‘nın güvenlik endiĢelerini azaltacak adımlar
atılmadıkça ve Rusya tarafından eskidiği kabul edilen Soğuk SavaĢ döneminin güvenlik anlayıĢı ve bununla
bağlantılı kurumlarının yerine yeni bir güvenlik sistemi kurulmadıkça, Güney Kafkasya‘daki statüko daha uzun
yıllar bozulmadan devam edecektir. Rusya‘nın bunu devam ettirecek araçları da gücü de bulunmaktadır.
Türkiye-Ermenistan normalleĢme süreci de bu yüzden Rusya‘nın küresel ve bölgesel güvenlik endiĢelerine
takılıp kalmıĢtır. Rusya‘nın bu endiĢeleri ortadan kaldırılmadıkça da normalleĢme sürecinde tıkanmanın aĢılması
ve ilerlemenin olması beklenmemektedir.
683
Download

indirmek için tıklayınız