ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE TOPLUMUN BEKLENTİSİ
Bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, kişilerin temel hak ve
özgürlükleri güvence altına alan kurallar bütününe Anayasa denir. Bir devletin yönetim biçimini,
vatandaşların temel hak ve görevlerini belirtir.
Şekli anlamda bir anayasası olan devlet bu belgede modern anayasanın gereklerini yerine
getirmiyorsa yani devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceği muğlak ve daha da önemlisi kişi temel
hak ve özgürlükleri tam anlamıyla güvence altında değilse devlet anayasal bir devlet sayılmamakta
sadece anayasa sahibi bir devlet anlamına gelen "anayasalı devlet" sıfatını almakta, ister teamüli ister
şekli anayasa sahibi olsun eğer bir devlet temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış ise bu devlet
anayasal sayılmaktadır. Eğer anayasa normlarında devletin temel yapılanması hakkında ayrıntılı
bilgilere giriliyor ve düzenlemeler yapılıyorsa bu düzenleyici anayasadır. Anayasa normları sadece
devletin temel yapılanmasını çiziyor ve düzenlemeyi kanunlara bırakıyorsa bu ise çerçeve anayasadır.
Türkiye'de ilk anayasa Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla 1876'da Osmanlı döneminde
yürürlüğe girdi. Kurtuluş Savaşı sırasında Ocak 1921'de egemenliğin milletin olduğunu belirten yeni
bir anayasa kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Nisan 1924'te daha kapsamlı bir
anayasa yürürlüğe kondu. Daha sonra 1961 ve 1982 anayasaları yürürlüğe girdi. Bu anayasaların
olağanüstü dönemlerin ve siyaset dışı müdahalelerin ürünü olması genel özelliğidir.
Örneğin; 1982 Anayasası 12 Eylül askeri müdahalesinin olağanüstü şartlarında, bu
müdahaleyi gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu Konseyin atadığı Danışma Meclisi
tarafından demokratik olmayan yöntemlerle hazırlanmıştır. Yani halkı temsil etmeyen kişi veya
kurullarca hiyerarşik olarak, tek taraflı bir anayasa yapımı söz konudur. Sonuçta, tepeden inmeci
yöntemlerle yapılan 1982 Anayasası toplumun beklenti ve taleplerine uygun şekilde ve geniş bir
toplumsal katılımla hazırlanmamıştır.
1982 Anayasası özgürlük karşıtlığı üzerine temellenmiş olup, Türkiye’nin yapısal sorunlarına
demokratik çözümler üretilmesinin önünde engel olmuş ve yürürlüğe girdikten sonra defalarca
değiştirilmiştir. Değişikliklerden biri de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Dolayısıyla
demokrasiyi ve özgürlüğü amaçlayan yeni anayasa yapılması zaruri hal almıştır. 1982 Anayasasının
temel özelliklerinden biri anayasacılık kavramının gerektirdiğinin aksine, devleti bireyler karşısında
koruyacak bir zihniyetle hazırlanmış olmasıdır. Başka bir ifadeyle, 1982 Anayasası'nın temel felsefesi,
birey hürriyetlerini devlete karşı korumak değil, devleti vatandaşlarının eylemlerine karşı korumaktır.
Bu yüzden 1982 Anayasası, devlet odaklı bir anayasadır. Yapılan değişiklikler, anayasanın bu
özelliğini değiştirememiştir.
Kaldı ki sivil anayasa talebi siyasi tarihimizde sürekli tartışılmaktadır. Sivil anayasadan
anlaşılması gereken, anayasanın siviller tarafından hazırlanmasından ziyade anayasanın yapılış
yöntemi ve içeriği olarak sivil olmasıdır. Yani anayasanın yöntem ve içeriğinin demokratik olması,
özgürlüğü temel alması bu anlamda anayasanın sivil karakterini belirler. Sivil anayasada önemli olan
zihniyet ve toplumsal temsil anlayışıdır.
1
Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemeleri iptal eden Anayasa
Mahkemesi'nin mutlak denetiminden kurtulamayacağından, anayasa değişiklikleri artık her bakımdan
Anayasa Mahkemesi'nce denetlenecektir. Anayasa değişikliklerinde teklif ve oylama çoğunluğuna ve
ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarına ilişkin 148. maddede yer alan
sınırlı denetim yetkisi kaldırılarak öz denetime dönüşmüştür. Anayasada değişiklik yapılması
çalışmaları Anayasa Mahkemesi'nin mutlak denetimi altında olacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin
mutlak denetimini ortadan kaldırmanın yolu yeni bir anayasa yapma ve kurucu meclis oluşturmadan
geçer.
Yapım süreci demokratik olan anayasalar, genellikle üzerinde uzlaşma bulunan anayasalardır.
Anayasa içerik olarak ne demokratik ne özgürlükçüdür. Yasakçı, otoriter ve vesayetçidir. Her ne
kadar geçirdiği sayısız değişikliklerle orijinal halinde egemen olan otoriter, devletçi, vesayetçi ve
yasakçı gibi özellikleri belirli ölçüde törpülenmiş ise de yürürlükteki Anayasa, anayasacılık açısından
kabul edilemez olan bu özelliklerinden tümüyle arınamamıştır. Yöntem konusunda önemli olan
anayasa yapım sürecini halkın katılım ve katkısına açık tutmak olduğundan yöntemin demokratik
meşruluğunun derecesi, halkın katılım ve katkının derecesiyle yakından ilişkilidir. Anayasa yapımının
her aşamasında halkın katılımı anayasa yapım sürecinin demokratik meşruiyetini güçlendirici etki
yaratacaktır.
Türkiye'yi 12 Eylül sürecine sürükleyen asıl faktör 1970’ler boyunca hızla tırmanan terör ve
şiddet olaylarıdır. 1961 Anayasasının özgürlükçü ve demokratik özelliği nedeniyle terör ve şiddet
olaylarının tırmandığı düşüncesi ile 1982 Anayasası’nda temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması
yoluna gidilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu Konseyin atadığı Danışma Meclisi tarafından
hazırlanmıştır. Bu nedenle Türkiye'nin her anlamda gelişimini sağlayacak yeni bir anayasaya ihtiyaç
vardır.
1982 Anayasası gerek yapılış yöntemi gerekse içeriği itibariyle yürürlüğe girdiğinden bu yana
tartışılmış, üzerinde defalarca değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler de tartışmaları sona
erdirmemiştir. Anayasa'nın bütünlüğünün bozulmuş olması, mevcut haliyle de Anayasa iç tutarlılığı
olmayan bir metin haline gelmiştir. Bu da demektir ki gerçek anlamda toplumsal sözleşme belgesi
haline gelmeden anayasa üzerindeki tartışmalar devam edecektir.
Anayasa'da gerçekleştirilen değişikliklerin doğrultusunun demokrasiden ve özgürlüklerden yana
olması, eski metne egemen olan otoriter ve devletçi havayı dağıtması ve bu suretle Anayasa'nın
bütünlüğünün bozulması elbette olumlu bir gelişmedir. Anayasada yapılan bu değişiklikler özgürlük
alanlarını kısmen genişleterek demokratikleşmeye bir ölçüde katkı sağlamışsa da, Türkiye'de insan
haklarının ve demokrasinin evrensel standartlarına uygun bir anayasa düzeninin kurulmasını
sağlayamamıştır. Bu nedenle Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi alanında karşı karşıya kaldığı
problemlerin kısmi değişiklikler yoluyla çözülmesi mümkün görülmemektedir. Bundan daha da
önemlisi bugüne kadar yapılan değişiklikler Anayasaya hakim olan vesayet zihniyetini ortadan
kaldırmamış ya da kaldıramamıştır. Bu durum temsili demokrasinin gelişimini engelleyen en önemli
faktördür. İnsan haklarının ve demokrasinin evrensel standartlarına uygun olduğu, çoğulcu
demokrasinin güvence altına alındığı, hukukun üstünlüğüne dayanan bir anayasa düzeninin kurulması
ancak, demokratik ve özgürlükçü bir zihniyetle hazırlanan yeni bir anayasayla mümkün olabilecektir.
Bütün bu gerekçelerle, Türkiye'de kısmi anayasa değişikliklerinin anayasal sorunlarımıza çözüm
üretebileceğini söylemek mümkün olmadığından yeni anayasa gerekliliğini gündeme getirmektedir.
2
Türk toplumunun 1921 Anayasası hariç bugüne kadar kendi özgür iradesiyle bir anayasa
yapamamış olması, yeni bir anayasa yapılması için tek başına yeterli bir nedendir. 1982
Anayasasından sonra tekrar kendi özgür iradesiyle anayasa yapabilmesi, halkın siyasi rüştünü
ispatlayabilmesini sağlamak açısından önemlidir. Halkın kendinden bir parça olarak görebileceği yeni
bir anayasa yapmak, Türkiye'de demokrasinin rüştünün ispatlanması açısından bir gösterge
niteliğindedir. Ülkemizde tamamen demokratik yollarla seçilmiş ve temsil bakımından bir meşruiyet
sorunu bulunmayan parlamentonun yeni anayasa yapabileceğinin gösterilmesi gerekir.
1982 Anayasası 12 Eylül müdahalesinin olağanüstü şartlarında tamamen otoriter, yasakçı,
vesayetçi bir yönetim modeli kurmak için hazırlanmış bir anayasa olduğundan kısmı değişikliklerle
düzeltilecek bir metin değildir. Yapılan değişiklikler çok açık göstermiştir ki bu anayasa kısmî
değişikliklerle demokratik, özgürlükçü bir ruha kavuşturulamaz. Üstelik yapılan değişikliklerin bir
bölümü odaklandıkları özgürlük problemini çözmek için nispeten kısmi iyileştirmeler sağlamış olabilir
ama anayasanın diğer hükümleriyle birleştikleri zaman çok ciddi teknik problemlere yol açtığı da
görülmektedir. Dolayısıyla hem yöntem olarak hem de içerik olarak demokratik ve özgürlüğü temel
alan yeni bir anayasanın yapılması gerekir.
Sonuç olarak; İnsan onurunu, tam demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, çeşitliliği ve
çoğunluğunu esas alan özgürlükçü bir yapıda, toplumsal sözleşme niteliğinde toplumu oluşturan tüm
bireylerlerde olan ortak değere dayanan, geniş tabanlı ve siyasi partilerin de uzlaşacağı yeni bir
anayasa yapılmalıdır. Böylece sivil iradenin dışarıdan müdahale olmaksızın, çoğulcu, demokratik ve
özgürlükçü bir anayasa yapabileceği gösterilmiş, demokrasinin içine düştüğü kısır döngüden ülke
kurtulmuş olacaktır.
3
Download

1 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE TOPLUMUN BEKLENTİSİ Bir