13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
13. Merkezi Kongresi
07 – 08 Şubat 2015
Saat 11:00
EMPERYALİST SALDIRILARA KARŞI EMEKÇİ
KADINLAR İSYANI ÖRGÜTLÜYOR!
Yer
HAUS DER JUGEND
Deutschherrnufer 12 – 60594
Frankfurt / ALMANYA
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 1
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
Emperyalist sistemin siyasi, ekonomik ve ideolojik saldırganlığı, dünya genelinde ezilen
ve sömürülen halkları yıkıma uğratmaya devam ediyor. Ama bunun karşılığında
ezilenlerin, sömürülenlerin kahredici gücü; fabrikalarda, sokaklarda, ünüversitelerde,
emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşım savaşlarına karşı savaş alanlarında, barikatlar
örerek direnişleri büyütüyor.
Avrupa’da işçi sınıfının ve ezilenlerin giderek büyüyen işsizliğe, sosyal hak gasplarına,
ırkçılığa karşı verdiği mücadele... Türkiye’de Gezi Direnişi ile başlayan süreçle birlikte
halkın yaşamın her alanında ilmik ilmik örmeye çalıştığı mücadele... Emperyalistlerin
Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek için yarattıkları saldırganlık savaşlarına karşı örülen
şanlı direniş, umutları büyütüyor. Halkların direnişleri, yaşlı dünyamızın her yerinde aynı
şekilde başdöndürücü bir hızla gelişmiyor belki ama, bize gelecek güzel - aydınlık günlerin
müjdesini veriyor.
Ezilenlerin/ sömürülenlerin en alt tabakasını oluşturan kadınlar cephesinde ise; yine ağır
aksak, yavaş ta olsa, dünyanın her yerinde aynı şiddette hissedilmese de, kadınlar artık
sistemin kendilerine lâyık gördüğü edilgen ve suskun kişiliği giderek parçalıyorlar.
Avrupa’da (henüz çok fazla öne çıkamasalar da) fabrika grevlerinde, Türkiye’de Gezi
direnişi sürecinde sokak barikatlarında, Ortadoğu’da Rojova ve Kobane Direnişinde
kadınların üstlendikleri öncü rol umutlarımızı büyütüyor...
Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmen kadınlar olarak, emperyalizmin çok yönlü
saldırılarına karşı bir dalgakıran oluşturmak ve bir mücadele cephesini de buradan açıp
büyütmek hiç şüphe yok ki bize düşen en önemli görevdir.
Bu nedenledir ki 12. Kongremizde gündemimize aldığımız, “Avrupa’da İşçi Sınıfına
Yönelik Saldırılar, İşçi Sınıfı İçinde Kadınların Durumu Ve Görevlerimiz” başlıklı
perspektifimiz ve perspektifimizden çıkan sonuçlar doğrultusunda iki yıldır yürüttüğümüz
“Kadın Emeği Ve Kadın Emeğinin Kapitalizmle İlişkileri”ni içeren kampanyamız
isabetli seçilmiş konulardı ve bugün hala geçerliliğini korumakta. İki yıldır yürüttüğümüz
çalışmalarımızdan elde ettiğimiz deney ve tecrübelerin de yol göstericiliği ile, göçmen
emekçi kadınlar olarak, emperyalist saldırganlığa karşı bu cepheden açtığımız mücadele
alanını büyütmek ciddi bir önem taşımaktadır.
Çünkü; hergeçen gün boyutlanan emperyalist saldırganlığa, kadınlar üzerinden
yürütülen cinsiyet ayrımcı politikalardan kaynaklı kadınların maruz kaldığı eşitsizlik ve hak
gasplarına karşı büyütülecek mücadelenin, işçi sınıfının mücadelesi için önemli olanaklar
yaratacağını ve onu ileriye taşıyacağını biliyoruz. Ama en önemlisi, toplumsal yaşamda
kadın olarak yer aldığımızdan dolayı maruz kaldığımız eşitsizliği, haksızlığı sorgulamadan
ve egemenlerin kadın emeği üzerinden büyüttüğü sömürü ağını açığa çıkartmadan, yani
kadınlar olarak kendi durumumuzun farkına varmadan, mücadeleyi toplumsal rolümüzün
bize yüklediklerinin arkasına atarak sisteme nasıl hizmet ettiğimizi yeterince anlamadan,
sınıf mücadelesi içinde oynamamız gereken rolü gereğince oynayamayacağımızı da
biliyoruz. Bunun içindir ki; 13. Kongremizin siyasal perspektif gündeminin başlığını
“Emperyalıst Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor!” olarak belirledik.
Emperyalist saldırganlık, kriz ve kadınlara yansıması
Ortadoğu başta olmak üzere; dünyanın değişik yerlerinde süren emperyalist küresel
sermayenin yeniden paylaşım savaşları, milyonlarca insanı yok oluşa sürüklerken, bu
süreç, kadınların aynı zamanda çok yönlü şiddete maruz kalmasına da neden olmaktadır.
Savaşlar egemenler için kâr, daha fazla kâr demek iken, ezilen halklar için salgın
hastalıklar, zorunlu göç, yoksulluk, yıkım, sefalet, ölüm, gözyaşı demektir. Ama kadınlar
için bunlara birde taciz ve tecavüz, istenmeyen doğumlar sonucu yaşam boyu
kurtulamadıkları travmalar eklenir. Ancak herşeye rağmen savaştan geriye kalan aile
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 2
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
fertlerini tekrar toparlamak, tüm yoksulluğa ve yaşananlara rağmen onların ihtiyaçlarını
karşılamak, kalan aile fertlerinin tekrardan yaşama tutunmalarını sağlamak, savaşın bütün
yıkıntıları içinden yaşamı tekrar yeşertmek kadına düşmektedir. Bu durumun en son ve en
taze örneği, Ortadoğu’da 2014’ün ikinci yarısından bu yana yaşananlardır. Biliyoruz ki
Irak’ta, Afganistan’da eski Yugoslavya’da ve diğer savş alanlarında yaşananlar da bugün
Ortadoğu’da yaşananlardan daha geri kalır durumda değildi. Savaş; militarizm, ırkçılık ve
milliyetçiliği büyütürken, erkek şiddeti de kadına yönelik saldırganlığını arttırmaktadır.
Diğer taraftan; 2008'den beridir kimi zaman çok yakıcı bir şekilde hissedilerek, kimi
zaman da kısmen biraz durağanlaşarak ama sürekli işçi sınıfının ve ezilenlerin soluğunu
ensesinde hissettiği ekonomik kriz, emperyalist sistemin gereği olarak varlığını
sürdürmekte. Bu saldırılarla, işçi ve emekçilerin bir dizi mücadeleler sonucu kazandıkları
siyasi – sosyal ve ekonomik hakları ellerinden alınarak krizin yükü işçi ve emekçilerin
sırtına yüklenmekte. Bu süreçte kadınlara düşen pay, yoksulluğun neden olduğu acıların
en katmerlilerini yaşamanın yanı sıra, aile bütçesine azda olsa bir katkıda bulunabilme
telaşı ile ucuz ve yedek işgücü olarak, güvencesiz, geleceksiz işlerde çalışmak olmaktadır.
Yine böylesi dönemlerde ilk işten atılanlar kadınlar olduğu gibi, yeni işçi alımlarında da en
son tercih edilenler olmaktadırlar. Ayrıca evdeki yoksulluğu aile fertlerine hissettirmemek,
herkesin ihtiyaçlarını karşılamak için sihirbaz olmak ta kadınlara düşer. Her nekadar
“çalışmıyor” denilse de, evde mucizeler yaratabilmek için her zamankinden daha fazla
çalışmak zorunda kalır.
Bütün bunların yanı sıra savaş, doğa yıkımı ve ekonomik nedenlerle yaşanan göçler,
devasa bir pazar haline gelmiş kadın bedeni ticareti, kadınların yaşamlarını daha da
çekilmez hale getirmektedir.
Irkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, hak gaspları ve kadının durumu
Ekonomik krizin giderek boyutlandırdığı ırkçı ve ayrımcı politikalar, Avrupa’da artık
günlük hayatın ve kamusal düzenin bir parçası haline gelmiş durumda. Devletlerin
hükümet yetkilileri tarafından sürekli yapılan ırkçı açıklamaların yanı sıra, göçmenleri
dıştalayan, ötekileştiren yabancılar yasalarına yenileri eklenmeye çalışılarak, bu saldırılara
resmiyet kazandırılmaktadır. Göçmenleri hedef alan, onları dıştalayan kitlesel yürüyüşler
ve mitingler artık açıktan yapılmakta ve buna da “Demokrasinin Gereği” denilmektedir.
Göçmenlerin gerçek sorunlarının aradan geçen 50 yılı aşkın zamana rağmen hala süren
sosyal, ekonomik ve siyasal güvencesizlikten kaynaklandığının üstü örtülerek, uyumun
anahtarı dil sorunu, kültür ve inanç farklılığına indirgenerek gerçekler çarpıtılmaya
çalışılmaktadır.
Tarihin her döneminde egemen sınıfların ellerindeki en güçlü yönetim araçlarıdır ulus
milliyetçiliği ve ırkçılık. Egemenlerin dönemsel ihtiyaçlarına göre, kimi zaman inceltilerek,
kimi zamansa en kaba halleriyle ama sürekli gündemde durur. Amaç, böl – parçala – yönet
politikalarıyla kitlelerin bilincini bulandırarak, sınıf sorunlardan uzaklaştırıp kendisine
yedeklemektir.
Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz, beraberinde artan işsizlik ve enflasyonu da
yükseltmiştir. Krizin ilk etkilerinin görünmeye başladığı 2009 yılının Ocak ayında (17)
AB’de %8 seviyesinde olan işsizlik oranı, 2014 Nisan ayında %12,1’e yükselmiştir. (Avrupa
İstatistik Kurumu (Eurostat)
Krizin ekonomik sonuçlarının yanı sıra sosyal sonuçları da önemli neticeler
doğurmaktadır. Sosyal yardımlarda tasarruf gerekçesiyle yapılan kesintiler, zengin – fakir
uçurumunda, yoksullukta ve evsiz sayısındaki artış ve krizin en şiddetli biçimde hissedildiği
ülkelerdeki işsiz halkın -özellikle gençlerin - başta Almanya olmak üzere zengin ülkelere
göçü, Avrupa‟da artan sosyal meselelerin sadece birkaçıdır.
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 3
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
Fakat en önemlisi, aşırı sağ çizginin, (devlet yetkililerinin ayrımcı politikaları ve
söylemlerinin de desteğiyle) ekonomik krizin yarattığı sonuçlardan yola çıkarak kitleleri
kendi bünyelerine çekmeleridir. Aşırı sağ çizgi, özellikle azınlıkları, göçmenleri ve
Müslümanları hedef almakta ve ırkçı eylemler gerçekleştirmektedir. Almanya’da Neo -Nazi
grupların Türklere karşı tutumu, Hollanda’da artan Müslüman karşıtlığı, Fransa’da
Romenlere yapılan ayrımcılık, İskandinav bölgesinde artan aşırı sağ düşünceler ve
Yunanistan’daki Neo -Nazi Altın Şafak Partisi´nin izlediği ırkçı politikalar, kıtada artan aşırı
sağ eğilimlerin yalnızca birkaç örneğidir. Fakat özellikle son dönemlerde Avrupa’da birçok
ülkede yapılan seçimlerde aşırı sağcı partilerin oy oranlarını artırarak parlamentoya
girmeleri, Avrupa’da ki durumun en açık göstergesidir. Friedrich- Ebert Vakfı’nın 2012’de
yaptığı araştırmada Almanya genelinde aşırı sağcı görüşü savunanlar 2010’da %8,2 iken,
2012’de bu oran %9‟a çıkmıştır. Özellikle durum Almanya’nın doğu eyaletlerinde daha
ciddi boyutlara ulaşmaktadır. İşsizliğin yüksek olduğu Doğu Almanya’da aşırı sağ görüşler
2010’da %10,5 iken, 2012’de bu oran %16’ya yükselmiştir.
Avrupa’nın en büyük ikinci ülkesi olan Fransa’da ise; 2012‟de, işsizliğin %10,3’e
yükselmesiyle ekonomide yaşanan sorunlar, aşırı sağ çizgiye Fransız halkı içinde taban
edinme olanağı yaratmıştır. Nitekim 2012’de gerçekleştirilen seçimde aşırı sağcı Ulusal
Cephe Partisi’nin lideri Marine Le Pen ilk tur seçimlerinde oyların %18‟ini alarak üçüncü
olmuştur.
Avusturya’da; iki aşırı sağcı parti olan, Avusturya Özgürlük Partisi ve Avusturya ’nın
Geleceği İçin Birlik Partisi’nin oyları son seçimlerde yüzde 28’e ulaştı.
İsviçre’deki ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele komisyonu başkanı Prof. Dr. Georg Kreis;
yükselen ırkçılığı 2010’da; “İsviçre kökenli değilseniz, göçmen veya siyah tenliyseniz,
muhakkak ayrımcılığa veya ırkçılığa maruz kalırsınız. Yasalar boşluklarla dolu. Irkçılığa
uğrayan insanın zararının tazmin edilmesi söz konusu değil. Eğer Avrupalı bir soyadınız
yoksa ev ve iş bulmanız, çıraklık eğitimine kabul edilmeniz zorlaşıyor. Göçmenler bu
yüzden tipik İsviçreli soyadları Almaya zorlanıyorlar” diye özetliyordu.
Verdiğimiz örneklerden de anlaşıldığı gibi, ırkçılık devletler eliyle sürdürülmektedir.
Diğer taraftan ırkçılık yükseldikçe, cinsiyet ayrımcılığı da büyümektedir. Örneğin; 2.
Emperyalist paylaşım savaşı sürecinde, Hitler’in Almanya’daki işgücü açığını savaş
esirleriyle kapatarak, üretime mümkün olduğunca az sayıda kadının katılmasını sağlamaya
çalışması tesadüfi değildi. “Savaş sonrası erkekler geri döndüklerinde Alman arı ırkını
üretebilmek için kadınların yıpranmaması gerektiğini” söylüyordu.
Yine eski İsrail askeri istihbarat subayı, Mordechai Kedar; “Filistinli militanların
annelerine ve eşlerine tecavüz edin” diye talimat verirken, “bu yöntemin Hamas’ı
caydıracak tek çözüm yolu olduğunu” söylüyordu. Benzer şekilde, İsrailli milletvekili Ayelet
Shaked yaptığı bir konuşmada Filistinli annelerin “küçük yılanlar” doğurduğu için
öldürülmesi gerektiğini söylemişti.
Serekaniya ve Rojova’da IŞİD’in 1000’in üzerinde müslüman olmayan kadını kaçırarak
zengin Arap şeyhlerine sattığı, kendi çetelerine seks kölesi yaptığı veya zorla müslüman
yapmaya çalıştığı, kabul etmeyenleri tecavüz ederek işkencelerle katlettiği hepimizin tanık
olduğu en son örnek...
Savaş alanlarında işgal askerlerinin kadınlara tecavüz etmelerinin bir nedeni; kadın
bedeni üzerinden bir kez daha işgalin gerçekleştirilmesi iken, bir diğer nedeni tecavüz
sonucu doğacak çocuklar vesilesiyle etnik kökenin bozulması düşüncesidir.
Görüldüğü
gibi yükselen ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığını ve cinsiyete göre rol dağılımını beslediğinden
kadınların yaşadıkları acılar çok daha fazla boyutlanır. Sözkonusu olan göçmen kadınlar
olduğunda ise bu durum çok daha vahim sonuçlar yaratmaktadır.
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 4
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
Günümüz dünyasında göç edenlerin %73’ünü kadın ve çocukların oluşturduğunu
düşündüğümüzde, göçmenlere yönelik ırkçı politikalardan en fazla etkilenenlerin göçmen
kadınlar olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Kadının, herhangi bir ülkede azınlık
milliyete/ulusa veya bir başka ülkeden göç eden topluma ait olmasıyla birlikte, üzerindeki
çifte baskı ve sömürü üçe katlanır. Kadın artık kapitalist sistemin, erkek egemenliğinin ve
hakim ulusun baskısı altındadır.
Örneğin; 2007-2012 yılları arasında sadece Avusturya’ya göç eden kadın sayısı 91
bindir. 786.500 göçmen kadına denk gelen bu sayının, başta Almanya olmak üzere %45’i
AB ülkelerinden, %55’i Türkiye, Bosna-Hersek, Romanya ve Sırbistan gibi ülkelerden
gelmiş olup, toplam nüfusun %18’ini oluşturmaktadır. İstihdamda yer alan % 59 göçmen
kadının ağırlıklı çalıştıkları iş yerleri, güvencesiz, sigortasız ve esnek çalışma sistemi
içinde yer alan işler olmaktadır. İlk kuşaktan göçmen kadınlardan %19’u lise, %18,6’sı
üniversite düzeyinde eğitim almış olsa da, pek çoğunun diplomaları tanınmadığı için,
ilkokul mezunu göçmen kadınlarla neredeyse aynı statüye sahipler. Göçmen kadınların
%12,5’i fakirlik sınırının altında yaşıyor. Diğer Avrupa ülkelerinde de göçmen kadınların
durumları Avusturya’dan çok farklı değil.
Üretimde Yer Alan Göçmen Kadınların Durumu
Üretimde yer alanın kadın olması, iş yerlerindeki toplu çıkışlarda ilk çıkışı verileni
oluştururken, göçmen kadın olması topun ağzındaki ilk ateş olmasına neden olmaktadır,
işe alınmada ise en son tercih edilendir. Sermaye sahipleri, zaten ucuz iş gücü olan kadın
emeğini, göçmen olması ile daha da değersizleştirir – ucuzlatır ve yerli işçilere karşı bir
tehdit ve baskı unsuru olarak kullanır. Taşeron firmalarda ve esnek çalışma sisteminde,
en pis ve ağır işlerde en ucuz ve güvencesiz bir şekilde daha çok göçmen kadınlar çalışır.
İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Nisan 2013 verilerine göre, Almanya’da çalışan 41,7
milyon toplam nüfusun %22.2 si düşük ücretli işlerde çalışmakta. Yani 9 milyon 25 bin işçi
istihdamda yer almasına rağmen yoksulluk yaşıyor. Bu sayının önemli bir bölümünü
göçmen kadınların oluşturduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira, Almanya’da
göçmen kadınların %73’ü yerliler tarafından tercih edilmeyen temizlik işlerinde
çalışmaktadır. Avusturya’da kişi başına yıllık gelir en az 18.400€ iken bu rakam, başta
Türkiyeliler olmak üzere, göçmen kadınlarda oldukça düşmektedir. Özellikle de işsizliğin
büyüdüğü kriz dönemlerinde, toplumun en çok çalışan ama en yoksul kesimini oluştururlar.
Bu çalışma koşulu onların sendikal örgütlenme içinde yer almalarını da engeller. Çünkü
göçmen kadın geldiği ülke ile yaşadığı ülke arasında sıkışmış, gelecek konusunda sürekli
bir belirsizlik içindedir. Geldiği ülkeye duyduğu özlem, kültürel ve sosyal yaşamdaki
farklılıklar, dil sorunundan kaynaklı karşısındakini anlayamama ve kendisini yeterince ifade
edememesi, kendi kültürünü, gelenek ve göreneklerini kaybetme korkusu, onun kendi
kabuğuna çekilmesini, yerli halkla bütünleşememsini beraberinde getirir. Bu durum,
göçmen kadınlar içinde her geçen gün artan bir sayıda ruhsal bozuklukların yaşanmasına
neden olmaktadır. Almanya ve İsviçre’de, artan ekonomik krizin de etkisiyle, genelde
kadınlar içinde ama özellikle de göçmen kadınlar içinde, anti depresan ilaçların
kullanımında çok ciddi bir artış olmuştur.
Göçmen kadının zorunlu kaldığı bu çalışma yöntemi, yerli işçi kadını da daha ucuza ve
daha kötü şartlarda çalışmaya boyun eğmek zorunda bırakıyor. Bu durum, bilinçsiz işçi
sınıfı içinde yabancı düşmanlığının tetiklenmesine de neden oluyor.
Dolayısıyla sermaye sahipleri bir taş ile iki kuş vurarak, az ücret ile çok üretim elde
ederken, bilinçsiz işçi sınıfı içerisinde şovenizmi ve ırkçılığı besleyerek, bir çatışma yaratıp,
örgütlülüklerini de parçalamış olmaktadır. Göçmen işçiler için çıkartılmış olan ayrımcı
yasalar, Türkiyeli göçmen işçiler gibi, 50-60 yıldır aynı ülkede yaşıyor olsalar da, onları
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 5
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
yerli halktan soyutlamak için hakim ulusun hiçbir zaman vazgeçmediği yöntemlerdir ve bu
durumdan da yine en fazla göçmen kadınlar etkilenmektedir. Örneğin; yasalara göre,
evlilik yoluyla Almanya'ya gelen göçmen kadının oturum hakkını alabilmesi için, en az 3 yıl
evlendiği erkek ile birlikte kalmak zorunda olması, onun her türlü şiddete açık hale
gelmesini beraberinde getirirken, ödediği bedel çoğu zaman canı olmuştur. Avrupa'nın en
demokratik ülkeleri olarak bilinen İsveç ve Norveç gibi ülkelerde bile son 5 yıl içerisinde
kadına yönelik şiddet %10 oranına ulaşmıştır. Diğer taraftan kadın bedeni ticareti önemli
bir sektör olup, en fazla göçmen kadınlar çalıştırılmaktadır.
İşçi Sınıfı İçinde Kadınların Durumu
Kadına yönelik saldırılarla esasta hedeflenen sınıfın kuşatılması, boyun eğdirilmesi, biat
eden köle bir toplum yaratılarak tarihsel kazanımların gasp edilmesidir. Bunun içindir ki;
kadınların her alanda eşitçe var olabilme mücadelesi, aynı zamanda emek-sermaye
çelişkisi düzleminde emeğin de özgürleşme mücadelesidir.
2. Emperyalist paylaşım savaşı sonrası gelişen teknoloji, işgücü piyasasını önemli
ölçüde etkileyip, üretimin şeklini ve yapısını değiştirirken, 1973 krizi bu değişimi
hızlandırmıştır. Bu süreç itibariyle, kapitalist sistem, somut yansıması “neo- liberal
politikalar” olarak bilinen yeni bir yapısal değişime girdi. 2008 itibariyle hız kazanan, yıkıcı
boyutları işçi sınıfı ve ezilenler tarafından daha güçlü hissedilmeye başlayan ve günümüze
kadar süren kapitalizmin krizlerine karşı, “krizi önleme” adı altında sürekli yenilenen baskı
ve saldırı metotlarının giderek büyütülmesi sonucu, günümüzde işçi ve emekçiler adeta
modern kölelere dönüştürüldü.
Esnek Çalışma Sistemi olarak adlandırılan yeni üretim modelinde; sermaye sahiplerinin
kâr oranlarının düşmesini engellemek için, üretim ve dolaşım süreci hızlandırılarak ve her
düzeydeki maliyet düşürülerek, kârın en üst boyuta çıkartılması hedeflendi. Bu hedefe
ulaşabilmek için esas olarak kadın emeği devreye sokuldu. Kadın emeği bir yandan ucuz
işgücü olarak piyasada erkek işgücü yerine ikâme edilecek, diğer bir yandan da genel
istihdam biçimini de belirleyecek olan “güvencesizleştirme - emeğin değersizleşmesi”
sürecinde araç olarak kullanılacaktı.
Esnek Çalışma Sistemi Toplumdaki Cinsiyetçi İşbölümünü Güçlendirmektedir.
EÇS kadınlara aile yaşamıyla iş yaşamının uyumlaştırılması adına “bir fırsat” olarak
gösterilerek, ev ve bakım işlerinin kadına ait olduğu toplumsal kabul görmüşlüğün sürgit
devem etmesi sağlanmaktadır. Ayrıca kadınların ücretlerinin genellikle “ek gelir”, “aile
bütçesine katkı” olarak sunulmasıyla, iş hayatındaki ücretler arasındaki fark da toplumsal
olarak meşrulaştırılmaktadır. Bir taraftan ev içinde kadının emeğinin görünmezliğini
meşrulaştırarak, kapitalizm kendisini sürekli yenilerken, diğer taraftan da istihdamdaki
kadının ucuzlatılmış emeği üzerinden kârlarını büyütmekte, işçi sınıfı içinde bölünmeyi ve
örgütsüzlüğü yaygınlaştırmaktadır. Böylece kadınların daha düşük gelirli, yükselme imkânı
ve gelecek güvencesi olmayan işlerde çalışmaları ve esas görevlerinin aile içi
sorumlulukları olduğu düşüncesi toplumda güçlenmekte ve sorgulanmamaktadır. Sonuçta;
zaten evdeki emeği görünmeyen kadının, ücretli çalıştığı işteki emeği de küçümsenmekte,
değersizleştirilmekte, örgütlenmesinin önüne set çekilmekte, ücretli ücretsiz emek
kıskacında, emeğinin gaspedilmesine sessiz kalması beklenmektedir.
Esnek çalışma sisteminde (EÇS) genelde kadınların yer alması; kadınların özgür
iradesi, kendi tercihleri/ seçimleri olarak topluma lanse edilmektedir. Oysa bakım evlerinin,
kreşlerin, çocuk yuvalarının özelleştirildiği, mevcut çalışan ücretlerinin yüksek kreş ve
bakıcı giderlerini karşılamaya yetmediği ve erkeklerin ev içinde yeterince sorumluluk
üstlenmediği toplumsal bir şekillenişte, kadınların EÇS’inde yoğunluklu istihdam etmeleri
bir seçim olarak değerlendirilemez.
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 6
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
Örneğin 2002 yılında AB.’ne üye 15 ülkede yapılan bir arştırmada; eğitim görme veya
diğer aktivitelere katılmak için erkeklerin %23.6’sı, kadınların ise sadece %7.6’sı EÇS inde
yer alırken; ev işleri, çocuk ve yaşlıların bakımı için erkeklerin sadece %4.2’si, kadınların
ise %31.5’i esnek çalışma sisteminde yer aldıklarını söylemiştirler. (Eurostat Labour Force
Survey, 2002) Yine aynı araştırma, AB’de tam süreli iş bulamayan ve işsiz kalma riski
karşısında kısmi süreli çalışmaya razı olan kadınlar %12.8 iken, erkeklerin %19 olduğunu
göstermektedir. Tüm dünyada geçerli olan toplumsal rolü gereği, evini geçindirmek
zorunda olan erkek, işsizlik riski karşısında EÇS ni zorunlu olarak kabul etmektedir.
Ayrıca, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve AB ülkelerinde, kadınların EÇS de
yoğunluklu yer almalarının bir başka nedeni de; son 40 yılda artan boşanma oranlarına bağlı
olarak tek ebeveynliğin giderek yaygınlaşmasıdır. Kadınlar tek ebeveyn olduklarında
çoğunlukla hem çocuk yetiştirme, hem de ev geçindirme sorumluluklarını ancak yarızamanlı işlerde çalışarak yerine getirebilmektedirler. Bu durum, yoksulluk ve özellikle
çocuk yoksulluğu için ciddi bir risk oluşturmaktadır.
Kadınların ücretl bir işte çalışmaması ya da kısmi zamanlı çalışması, toplumsal olarak
erkeklere göre daha meşru, daha kabul edilebilir olması da bu tercihin yapılmasında etkili
rol oynamaktadır.
AB (15) ülkelerinde OCED 2010 raporuna göre, 2009 yılında istihdam eden %59.9
kadın işçinin %37.0’ı esnek çalışma sisteminde yer alırken, %71.9 erkek işçinin sadece
%8.9’u bu çalışma sisteminde yer almıştır. Aynı yılda, Kadınların düşük ücretle
çalıştırılmaları, malülen emeklilik, hastalık veya işsizlik durumunda, açlık sınırının altında
ücretlere mahküm olmalarına neden olmaktadır. (Resolution Foundation 2012)
Üye Ülke
Toplam
İstihdamdaki
Erkek
Ortalaması
Toplam
İstihdamdaki
Kadın
Ortalaması
ERKEK (Esnek
çalışma Sistemi)
KADIN
(Esnek Çalışma
Sistemi)
Avusturya
76.9
66.4
8.7
42.9
Belçika
67.2
56.0
8.6
41.5
Fransa
68.5
60.1
6.0
29.8
Almanya
75.6
66.2
9.7
45.3
İtalya
68.6
46.4
5.1
27.9
Hollanda
82.4
71.5
24.9
75.8
İngiltere
74.8
65.0
11.8
42.5
İsveç
74.2
70.2
14.2
41.2
Kaynak: OCED (2010)
Diğer yandan, çocuk bakımının yüksek maliyetli olması, çok sayıda kadının kısmi
zamanlı çalışmayı tercih etmesinin en önemli nedeni olarak görülmekte. Örneğin;
Britanya'da OECD belirlemesine göre, ebeveynlerin net hane gelirlerinin %13’ünü çocuk
bakımına harcamaları gerekirken, ebeveynlerin harcamaları %33 tür. Küçük çocukları olan
kısmi zamanlı çalışan kadınların %70’i kısmi zamanlı çalışmayı “seçtiklerini” ifade ediyor.
Ancak, bu kadınların neredeyse tamamı (%93) doğum öncesi tam zamanlı çalışan kadınlar
ve yaklaşık 2/3'ü (% 67) çocuklar büyüyünce tam zamanlı çalışmaya dönmek istediklerini
söylüyorlar. (Resolution Foundation 2012)
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 7
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
Almanya, 27 AB ülkesi arasında, yarı zamanlı istihdamın en yoğun olduğu ikinci ülke
haline gelirken, yarı zamanlı işler kadınların temel istihdam alanı olmuştur. Sigortalı yarı
zamanlı işler, tam zamanlı sigortalı işlerin %17,6’sına ulaşırken, bu işlerin %83,7’sinde de
kadınlar istihdam edilmektedir (Bundesagentur für Arbeit, 2008) %70’i oluşturan çocuklu
kadın emekçiler, yarım günlük işlerde istihdam edilirken %19’u da dil sorunu, eğitiminin
tanınmaması gibi sorunlardan kaynaklı bu işlerde çalışmaya mahkum edilmiş haldedir.
(Körner vd. 2011:32)
Refah düzeyi en iyi Avrupa ülkelerinden birisi olan ama AB’ne dahil olmayan İsviçre’ye
baktığımızda orada da aynı durumla karşı karşıya kalmaktayız. 1970’te toplam yarım
günlük işçilik oranı %12 iken, 2011 verilerine göre bu rakam %34’e, yani üç katına
yükselmiştir. İstihdamda yer alan toplam %52 kadının, %78’i esnek çalışma sisteminde yer
almaktadır. Yarım günlük çalışmayı, esasta göçmen kadın işçilerin çalıştığı hizmet
sektöründeki (temizlik, garsonluk, hizmetçilik…vb.) işler oluşturmaktadır.
Bütün bu gerçeklikler esnek çalışma sisteminin kadınlar açısından gönüllü bir tercih
değil, zorunluluk olduğunu göstermektedir. Durum bu olunca yedek ve ucuz iş gücü olarak
işsizlik ve yoksullukla islah edilenlerin içerisinde kadın en önde gelmektedir. Sadece
İsviçre’de toplam 196,200 olan işsiz sayısının 92,600’ü kadındır.
Hemen bütün Avrupa ülkelerinin yasalarında “Eşit işe eşit ücret” yer alırken, bu
yasaların sadece kâğıt üzerinde kaldığı açık bir gerçektir. Örneğin Avusturya ve
Almanya’da kadınlar, aynı işi yapan erkeklerden %25 daha az ücret almaktadırlar.
(Aldashev vd. 2008:3)
Avusturya hükümeti yeni yasalarla malülen emekliliğin önüne geçmek, eğitim
yardımlarını, işsizlik paralarını ve sürelerini kısıtlamak, çalışma satlerini uzatmak gibi bir
çok yasayı yürürlüğe koyma çabasındadır. Bunun karşılığında ücretlerin nerdeyse
dondurulması, kiraların ve gıda fiyatlarının yükselmesi, böylece alım gücünün düşürülmesi,
genel olarak işçi sınıfı ve ezilenlerin ama en fazla kadının özellikle de yanlız yaşayan
kadının daha da yoksullaşması demektir.
İsviçre’de ise göçmen kadınların çoğunluğunun çalıştığı ev işçiliği, genelde “kaçak işçi”
çalıştırılmasından kaynaklı, tüm dünyada olduğu gibi, İsviçre’de de sömürünün en yoğun
yaşandığı çalışma alanıdır.
“21. Yüzyılın Köle Emeği” olarak ta tanımlanan ev işçiliği, üretim ilişkileri içerisinde kadın
emeğinin en ucuza ve en kötü koşullarda kullanıldığı çalışma alanı olarak, gündemdeki
yerini korumakta. Maruz kalınan yoğun sömürü ilişkileri, kadının emek gücünü sermayeye
eklemlemekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesini de
sağlamakta. Sonuç olarak ‘ Kapitalizm kendi çıkarları için, mücadeleler sonucu elde
edilmiş olan sosyal hakları tek tek tırpanlarken, sosyal hizmetleri özelleştirmektedir. Bu
durumda emekçi için oldukça yüklü bir maddi yükü oluşturan çocuk, engelli, hasta ve yaşlı
bakımı vb. kadının omuzlarına yüklenmektedir. Doğallığında bu ihtiyaçlar ya evdeki kadın
tarafından karşılıksız sağlanmakta veya da eve gelen sözleşmesi, anlaşması, sigortası,
sendikası, gelecek güvencesi olmayan çok ucuza çalışan kadın işçi tarafından karşılanır.
Esnek çalışma olarak tanımlanan ev işçiliğinde, dünya genelinde yaklaşık 53 milyon ev
işçisi kadın, çalışmaktadır.
Daha da acı olan yan, kadınların kendi emeklerine yabancılaşmalarının sonucu olarak
yaptıkları işi, iş olarak görmedikleri gibi, çalışıp çalışmadıkları sorulduğunda, çok az bir
kesim, ev işçiliğinde çalıştığını söyler veya kabul eder.
Bu durumun yarattığı sonuç, kendi evinin emekçisi olan kadınlar için daha da vahimdir.
İLO’nun 6 bin anne üzerinden yaptığı araştırmaya göre; alışveriş, temizlik, yemek pişirme,
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 8
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
bulaşık yıkama, çocukları okula götürüp getirme ve çeşitli aktivitelere taşıması gibi işler için
haftalık harcanan süre 94 saat. Bu durumda ücretsiz çalışan ev emekçisi bir kadının,
asgari ücret üzerinden yıllık 85 bin euro kazanması gerekmektedir.
Yönelimimiz ve Örgütlenme
Buz dağının sadece görünen yüzü olsa da, tek başına istatistik veriler dahi, dünya
genelinde kadının mevcut durumunu açıklamaya yetmektedir. Öyleyse kadının toplumsal
konumunu değiştirebilmesi için, dört duvarın arasından çıkıp sosyal yaşamda yer alması
ve yaşamın her alanında örgütlü bir güç haline gelmesini zorunlu kılmaktadır. Aynı şekilde
üretim alanlarında da cinsiyet ayrımcı politikalar ve toplumsal şekilleniş sonucu ortaya
çıkan eşitsizliğe, adaletsizliğe, kadın emeğinin değersizleştirilmesine karşı da emekçi
kadının emek örgütlerinde, sınıf bilincini kuşanarak örgütlenmesi kaçınılmazdır. Ancak
kadının kendisine ve emeğine yabancılaşmasının zemininin oldukça yüksek olduğu
Avrupa’da, kadınların örgütlülük durumlarının zayıf olduğu bir gerçekliktir. Bu durum, sınıfa
yönelik saldırılara karşı zaten genelde zayıf olan işçi sınıfı mücadelesi içinde, emekçi
kadınların mücadelesinin daha da güçsüz, görünmez olmasını beraberinde getirmektedir.
90’ların başlarına kadar göçmen işçilerin, hatta göçmen kadın işçilerin Avrupa’da
sendikalardaki örgütlülük durumları oldukça iyi olmasına rağmen, 90’ların ortalarından
itibaren ciddi bir düşüş yaşandı. Arkası arkasına kapanan veya oldukça küçülen
fabrikalardan kitlesel işçi çıkışları, bu durumun yarattığı sendikalara karşı güvensizlik,
emek örgütlerindeki üye kaybını büyüttü. Göçmen işçiler açısından ise, giderek büyüyen
işsizliığin, bunun yartattığı ekonomik, siyasi ve sosyal sorunların daha fazla göçmenleri,
özellikle de göçmen emekçi kadınları vurması, göçmen kadınları kitlesel bir şekilde üretim
alanlarından çekerek evlere kapattı. Toplumsal kültürel şekillenişin de etkisiyle, bu duruma
kadınlar cephesinden, emekçi kadın bilinciyle öyle ciddi karşı duruşlar da olmadı. Çünkü
zaten “kadının evde yeterince işi vardı”!
2000’li yıllarla birlikte ortaya atılan neo – liberal politikaların üretim alanlarına getirdiği
yeni düzenlemeler ise, zaten artık işçileri tamamen köleleştiren ve örgütlenme hakkını
gasp eden türdendi. Diğer taraftan artık fabrikalar daha çok küçük iş dallarına
dönüştürülmüş, eskiden olduğu gibi üç – beş hatta onbin işçinin çalıştığı büyük fabrika
sayısı oldukça düşmüştü. Özellikle de göçmen kadınların çalıştığı işlerin önemli bir bölümü
güvencesiz, esnek zamanlı işler olması, emek örgütlerinde kadın örgütlenmesini ama
özellikle de göçmen kadın örgütlenmesini giderek düşürdü. Bunun içindir ki; kadının
kendisine ve emeğine yabancılaştırılmasına karşı, kadın emeğinin öneminin açığa çıkması
ve kadının emeğini bilinçli bir şekilde sahiplenmesi, üretim alanlarında özellikle göçmen
kadınların emek örgütleri içinde tekrardan örgütlü bir güç haline gelmeleri için
sürdürdüğümüz çalışmalarımız yönelimimizin stratejisidir.
Diğer taraftan anti faşist, anti kapitalist bir kadın örgütü olarak, Avrupa’da yükselen
ırkçılığa karşı bir dalgakıran oluşturmak ta yine yönelimimizin bir parçası olmak
zorundadır. Buna üç nedenle mecburuz. Birincisi bir kadın örgütü olarak, toplumsal
yapılanmada cinsiyet ayrımcılığının ırkçılıktan beslendiğinin bilinciyle hareket ederek
cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele ederken, ırkçılığa karşı mücadeleyi de yükseltmek
zorunluluğumuzdur.
İkincisi; bugün Avrupa Birliği ülkelerinde ırkçı ve faşist partilerin söyleminin ana
noktasını göçmen karşıtlığı oluşturmaktadır. Irkçı ve faşist partiler, bu yolla güçlerini
büyüterek oy oranlarını sürekli artırıyorlar. “Yabancılar Yasası”, devlet yetkililerinin ayrımcı
konuşma uslüpları vb. ile, göçmenler ötekileştirilerek saldırılara açık hale getiriliyorlar. Bu
durumdan yararlanan faşist-ırkçı gruplar göçmenlere saldırmakta, evlerini, işyerlerini
kundaklamakta, insanları katletmektedir. Bu saldırılar karşısında devlet yetkililerinin ve
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 9
13. Kongre Siyasal Perpektif Taslağı
polisin tutumu ve tavrı ise önlemek veya caydırıcı olmaktan uzak kalmaktadır.
Almanya’daki NSU skandalı ve sonrasında sürdürülen göstermelik dava bunun en somut
örneğidir. Bu anlamda bir göçmen kadın örgütü olarak, yükselen ırkçılığa karşı mücadeleyi
kadın cephesinden de büyütmek zorunluluğumuzdur.
Üçüncüsü ise; Sermaye sahiplerinin “Böl, parçala, yönet” politikalarına zemin hazırlayan
ırkçılığa karşı, işçi sınıfının kadınları olarak ta karşı çıkmak ve işçi sınıfının mücadelesi
içinde emekçi kadınların mücadele ağını büyütmek, yönelimimizin stratejik
konularındandır. Dolayısıyla bu stratejinin önemini bilince çıkarttığımızda, burjuvazinin işçi
sınıfını ulusal, ırksal, kültürel, etnik, dinsel olarak bölüp parçalamasının ve örgütlü gücünü
zayıflatmasının önüne geçerek, karşı bir dalga kıran oluşturmuş olacağız.
Bu gerçeklikler karşısında iki yıldır işçi sınıfı içinde emekçi kadınların durumu ve kadın
emeğine ilşikin yürüttüğümüz kampanya oldukça önemli bir noktada durmakta. Bu
kampanyamız sürecinde tabanımızda, “kadının neden ucuz ve yedek işgücü olarak
görüldüğü, kadın emeğinin nasıl gasp edildiği ve değersizleştirildiği, kapitalizmin bu durum
ile ilişkisi ve kadınların örgütlü bir güç haline gelmelerinin önündeki sorunlar ve zorluklar,
sendikal örgütlenmeler içinde aktif bir şekilde yer almanın önemi” vb. konularda belli bir
bilinç sıçraması yarattığımızı düşünüyoruz. Bu kongremizde bu sıçramayı daha ileri
boyutlara taşıyabilmeliyiz. Bu nedenle “EMPERYALIST SALDIRILARA KARŞI EMEKÇI
KADINLAR İSYANI ÖRGÜTLÜYOR!” başlığı ile ele aldığımız perspektif taslağımıza
yönelik tartışmalarımız, bizim iki yıllık çalışma rotamazı belirleyecektir. Buradan
çıkartacağımız isabetli tartışmalar ve kararlar, kadınlar olarak mevcut sorunlarımıza yanıt
olmaya çalışırken, aynı zamanda geçtiğimiz iki yıllık çalışmamızı daha da ileriye
taşıyacaktır.
Buna paralel olarak üretimde yer alan emekçi kadına, temizlik işlerinde çalışan kadına,
ev işçisi kadına, görünmeyen emeğin sahibi “ev kadınları”na ulaşmak için tartışmalarımızı
ve örgütlenmeyi her yere taşımak zorundayız. Yaşam, insan yaşamının olduğu her yer
olduğuna göre, çalıştığımız yerdeki sorunları yanımızdaki komşumuza, oturduğumuz
semtteki sorunları çalıştığımız işyerine, derneğimize, ev ziyaretlerine, sokağa taşıyarak
örgütlenme çalışmamızı büyütmek zorundayız.
İnsanlık tarihine baktığımızda, egemen güçlerin tüm saldırılarına karşı, toplumsal
gelişimler, demokratik haklar, özgürlükler verilen sınıf bilinçli örgütlü mücadeleler sonucu
elde edilmiştir. Öyleyse onüçüncü kongremizde yürüteceğimiz tartışmalar ışığında
alınacak doğru kararların, örgütlülüğümüzü daha fazla büyüteceği ve güçlendireceği
inancıyla kollektif çalışmanın ortaya çıkartacağı, ortak gücü büyütelim ve görevlerimize
daha büyük bir özenle sarılalım.
03 Ocak 2015
12. Dönem Merkezi Yönetim Kurulu
Emperyalist Saldırılara Karşı Emekçi Kadınlar İsyanı Örgütlüyor! 10
Download

siyasal perspektif taslağı