PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve
Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Vakkas Bilsin
Türkiye, 2012 yılı sonunda
terör örgütü PKK/KCK’nın
silah bırakması amacıyla
başlatıldığı ilan edilen çözüm süreciyle yeni bir merhaleye girmiştir. Hükümet
süreci kararlılıkla sürdüreceğini açıklamaya devam
etse de; örgüt sınır dışına
çekilme vaadini gerçekleştirmemiş, silah bırakma
doğrultusunda irade göstermemiş, aksine ülke genelinde binlerce çocuk ve genci
dağa çıkararak silahlı kadrosuna dâhil etmiş ve KCK
projesi (Koma Ciwaken
Kurdistan-Kurdistan Halklar
Topluluğu) kapsamındaki
devletleşme faaliyetlerini hızlandırmıştır. Terör örgütü, çözüm süreciyle elde
ettiği serbestliği Suriye’nin kuzeyinde
ve Türkiye’de KCK projesini tatbik
etmek için kullanmış, ateşkes ortamını
istismar ederek Kandil bölgesindeki
silahlı militanlarının bir bölümünü
Suriye’ye sevk etmiştir. Arap ayaklanmaları ve IŞİD tehdidi neticesinde, Orta
Doğu’da Sykes-Picot anlaşmasıyla çizilen sınırların değişebileceği bir döneme
girilirken1 PKK/KCK da bölgedeki
bu anarşide güçlenmeyi ve meşruiyet
kazanmayı hedeflemektedir. Çözüm
süreci kapsamında terör örgütü, Esed
rejimiyle işbirliğine girerek Suriye’nin
kuzeyinde PYD (Demokratik Birlik
Partisi) adı altında özerklik ilan etmiş2
ve IŞİD karşısındaki konumuyla dünya
kamuoyunda destek kazanabileceği bir
konjonktür yakalamıştır.
Çözüm sürecinde Türkiye’de ise Öcalan siyasi bir aktöre dönüşürken, PKK/
KCK ve HDP bölgesel özerkliği günnation-states.
1 Shlomo Avineri, “The Middle East CrackUp,” Project Syndicate, 25 Ağustos 2014,
Erişim tarihi 26 Ekim 2014, http://www.
project-syndicate.org/commentary/shlomoavineri-cautions-that-the-region-s-currentturmoil-may-not-give-rise-to-european-stylewww.bilgesam.org
2 “PYD özerklik ilan etti, PKK Türkiye’ye
komşu oldu,” Cumhuriyet Gazetesi, 14 Kasım
2013, Erişim Tarihi 26 Ekim 2014, http://
www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/9101/
PYD_ozerklik_ilan_etti__PKK_Turkiye_ye_
komsu_oldu.html.
deme taşımış, özerkliğin müzakereler
yoluyla gerçekleşmemesi halinde uygulamayı hedeflediği “devrimci halk
savaşı” için hazırlıklara odaklanmıştır.
Bölgesel özerkliği taktik ara hedef olarak elde etmeye çalışan terör örgütü,
nihai aşamada Türkiye, İran, Irak ve
Suriye topraklarında kurmayı planladığı
özerk yönetimleri KCK adı altında birleştirmeyi ve bağımsız bir devlet tesis
etmeyi hedeflemektedir. Nitekim örgütün çözüm süreciyle birlikte halkların
kendi kaderini tayin hakkına daha çok
referans yapmaya başladığı gözlemlenmekte, böylece uzun vadede planladığı
bağımsız devletin uluslararası meşruiyetini sağlamayı amaçladığı değerlendirilmektedir. Bu analizde, terör örgütünün bağımsız devlet kurma hedefi
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM)
Sayfa
1
Mecidiyeköy Yolu Caddesi, No:10, 34387 Şişli -İSTANBUL www.bilgesam.org www.bilgestrateji.com [email protected] Tel: 0212 217 65 91 - Faks: 0 212 217 65 93
© BİLGESAM Tüm hakları saklıdır. İzinsiz yayımlanamaz. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
KCK projesi çerçevesinde ele alınmakta ve örgütün çözüm
süreci kapsamında “devrimci halk savaşına” yönelik yaptığı
hazırlıklar üzerinde durulmaktadır. Analizde uluslararası
hukukta kendi kaderini tayin hakkı uygulaması Quebec ve
Kırım meseleleri bağlamında incelenmekte, örgütün KCK
projesinin ve çözüm sürecindeki faaliyetlerinin kendi kaderini tayin hakkına yaptığı atıflarla birlikte okunması gerektiği
öne sürülmektedir.
“
“
Bölgesel özerkliği taktik ara hedef olarak elde etmeye
çalışan terör örgütü, nihai aşamada Türkiye, İran, Irak
ve Suriye topraklarında kurmayı planladığı özerk yönetimleri KCK adı altında birleştirmeyi ve bağımsız bir
devlet tesis etmeyi hedeflemektedir.
PKK/KCK’nın Bağımsız Devlet Hedefi
1960’lı ve 1970’li yıllarda sol görüşlü milliyetçi Kürt hareketlerinin filizlendiği şartlarda ortaya çıkan PKK terör örgütü, Marksist-Leninist bir ideoloji benimsemiştir. 1978 yılında
yaptığı ilk kongre sonrası yayımladığı kuruluş bildirgesinde,
çöken emperyalizm ve yükselen proletarya devrimleri çağında Kürdistan halkını emperyalist ve sömürgeci sistemden
kurtarmak, bağımsız ve demokratik bir Kürdistan’da demokratik bir halk diktatörlüğü kurmak ve nihai aşamada sınıfsız
bir toplum oluşturmak gibi söylemlere başvurmuştur.3 PKK,
bu söylemlerle Kürt toplumunun feodal yapısını değiştirmeye yönelik siyasi ve sosyal bir devrim gerçekleştirmeyi
hedeflediğini4 ilan etmiş ve etnik Kürt milliyetçiliği temelinde bir parti devletinin tesisini amaçlamıştır. Orta Doğu’da
bağımsız bir devlet üzerinden bütün Kürtlere hâkim olmayı
hedefleyen PKK, ilk etapta bölgedeki diğer Kürt siyasi oluşumları etkisiz hale getirmeye çalışmış ve bu doğrultuda
(Kuzey Irak’taki KDP ve KYB dışında) büyük ölçüde başarılı olmuştur.
PKK terör örgütü, kuruluşundan itibaren yerel, bölgesel ve
küresel şartları değerlendirerek eylem yöntemlerini, yapılanmasını ve stratejisini revize etmiş, ancak Orta Doğu’da bağımsız bir devlet kurma hedefinden vazgeçmemiştir. Mesela,
1999 yılında Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi
ve yargılanmaya başlaması üzerine, Öcalan örgüte geri çekilme çağrısında bulunmuş ve örgüt mensupları bu çağrıya
uyarak büyük ölçüde (yaklaşık %70’i) sınır dışına çekilmiştir. Ancak süreç içinde Öcalan’ın geri çekilme talimatının
arkasında ülke kamuoyunda kendisine duyulabilecek öfkenin yatışması ve olası bir idam kararının önlenmesi gibi saiklerin5 yattığı ve Öcalan’ın terör sorununun sona erdirilmesi
gibi bir amaç taşımadığı anlaşılmıştır. Ocak 2000’de toplanan 7. Kongre’de örgütün yeni stratejisi demokratik siyasal
mücadele olarak takdim edilerek “kapsamlı bir barış projesi”
hazırlanması kararlaştırılırken,6 Öcalan’ın serbest bırakılması ve devletleşmeye yönelik çalışmalar başlatılmıştır. PKK
bu dönemde Suriye’deki uzantısı PYD’yi, Irak’taki uzantısı
PÇDK’yı ve İran’daki uzantısı PJAK’ı kurmuş, Avrupa’daki
faaliyetlerini genişleterek sürdürmüştür.
Öcalan’ın yakalanmasını takip eden süreçte tek taraflı ateşkes ilan eden PKK’nın bağımsız bir devlet kurmaktan vazgeçtiği ve terör eylemlerine son vererek siyasallaşma sürecine girdiği yönünde bir izlenim oluşmuştur. Ancak örgüt
2002 yılından itibaren TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri)
adı altında şiddet eylemlerini devam ettirmiş, 2004’ten itibaren ise tek taraflı ateşkesi sona erdirdiğini açıklayarak terör
eylemlerine başlamıştır.7 İmralı cezaevinde tutuklu bulunan
Öcalan, bu dönemde (örgüte destek veren devletlerin yönlendirmesiyle) bağımsız bir devlet projesi olan KCK sistemini tasarlamış ve açtığı farklı davalar sayesinde görüştüğü
avukatları aracılığıyla örgütün KCK yapılanmasına geçişini
yönetmeye çalışmıştır. ABD’nin Irak işgalinin yol açtığı
şartlarda Kandil’deki varlığını güçlendiren örgüt, Mayıs
2007’den itibaren KCK unvanını kullanmaya başlamış ve
Orta Doğu’da bağımsız bir devlet kurma hedefine odaklanmıştır. Böylece Öcalan’ın yakalanması sonrasındaki süreç,
terör örgütünün ateşkes ve eylemsizlik taahhüdüne güvenilemeyeceğini göstermiş8 ve örgütün bağımsız devlet kurma
idealinden vazgeçmediğini ortaya koymuştur.
İlk defa Mart 2005’te hazırlanan KCK Sözleşmesi,
Avrupa’dan gelen 213 örgüt üyesinin katılımıyla sözde
yasama organı KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Meclisi)
Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2007 tarihli oturumunda yaptığı oylamayla değiştirilerek kabul edilmiştir. Ek Madde 1’e
göre KONGRA-GEL kendini kurucu meclis yerine koymuş,
bir anayasanın şekli şartı olan kurucu bir meclis tarafından
5 Atilla Sandıklı & Erdem Kaya, “Çözüm Süreci: Umutlar, Gerçekler
ve Çelişkiler,” BİLGESAM, Bilge Analiz, 16 Nisan 2013, Erişim Tarihi 9 Eylül 2014, http://www.bilgesam.org/incele/1203/-cozum-sureci-umutlar--gercekler-ve-celiskiler/#.VBADwcJ_uAw.
3 “PKK Kuruluş Bildirisi”, s. 37, Erişim Tarihi 9 Eylül 2014, https://
docs.google.com/file/d/0B4HO5r4WOpdzT25HUEZ4ODl1SW8/
edit?pli=1.
6 “PKK Terör Örgütü’nün 7. Kongresi,” Erişim Tarihi 31 Ekim 2014,
http://www.terororgutleri.com/pkk-teror-orgutunun-7-kongresi/.
4 Graham E. Fuller &Henri J. Barkey, Türkiye’nin Kürt Meselesi, Çev.
Hasan Kaya, 3. Baskı, İstanbul, Profil Yayıncılık, 2013, 46.
8 Sedat Laçiner, Hangi PKK, Söy. Alper Özgen, 2. Baskı, İstanbul:
Hayykitap, 2012, 12-13
www.bilgesam.org
7 Sandıklı&Kaya, “Çözüm Süreci: Umutlar, Gerçekler ve Çelişkiler”
Sayfa
2
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Öcalan’ın 2005 Nevruz kutlamalarına gönderdiği sözleşmenin önsözüne yerleştirilen mektup, Orta Doğu’da yaşayan
Kürtlerin bağımsızlığını ilan eden bir manifesto gibi kaleme
alınmıştır. Manifesto metninde kurulan yeni rejimin bazı
temel ilkelerini sıralayan Öcalan açıklamasını şöyle bitirmektedir:
“Bu ilkeler temelinde ve 2005 yılı Newroz’un da Kürt halkının Demokratik Konfederal örgütlüğünün ve birliğinin
ifadesi olan KOMA KOMALÊN KURDÎSTAN’ın kuruluşunu ilan ederek, halkımıza yeni bir yaşam felsefesi ve
sistemi daha kazandırdığımıza inanıyorum. Bunun kurucusu olmakla şeref duyuyorum. Tüm halkımızı yeşil zemin
üzerindeki sarı güneş içinde kırmızı yıldızlı bayrak altında
kendi demokrasisini örgütlemeye, birleşmeye ve kendi kendini yönetmeye çağırırken, bu bayrağı şerefle taşıyacağımı
ve Önderlik görevlerimi şimdiye kadar olduğu gibi bundan
sonra da başarı ile yapmaya devam edeceğimi ifade ediyor,
her bahardan özgürlüğe daha yakın olan bu baharda tüm
halkımızın, bölge halklarının ve dostlarımızın Newroz’unu
kutluyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.”9
Görüldüğü gibi aslında Öcalan, artık devletleşme safhasını
başlatan PKK/KCK’nın faaliyetlerinin yeni bir örgütlenme
çerçevesinde yürütüleceğini ve kendisinin de buna önderlik
edeceğini ilan etmektedir.
Sözleşmenin içeriği, başlangıç, genel esaslar, temel haklar,
özgürlükler ve görevler, genel organlar, parça örgütlenmesi,
eyalet-bölge örgütlenmesi, şehir, kasaba ve mahalle örgütlenmesi, köy ve sokak örgütlenmesi, yargı, meşru savunma
yükümlülüğü, demokratik eylemler, ekonomik-mali sistem,
demokratik örgütlenme sistemi, ortak hükümler ve ek mad9 KCK sözleşmesi metni için bkz. Mehmet Özcan, Terörün Matruşkası
KCK, 2. Baskı, İstanbul, Hayat Yayın Grubu, 2012, 272.
www.bilgesam.org
delerden müteşekkildir. KCK, her ne kadar kendisinin bir
devlet örgütlenmesi olmadığını iddia etse de; modern bir
devlette bulunması gereken başkanlık makamı ile yasama
(Madde 12), yürütme (Madde 13) ve yargı (Madde 27-30)
gibi temel organları tek tek düzenlemekte, kuvvetler ayrılığı
prensibini tesis etmekte ve müstakil bir silahlı kuvvetler yapılanması (Madde 43) öngörmektedir. Sözleşmede başkanlık
makamı olarak Öcalan’la özdeşleştirilen KCK Önderliği,
yasama organı olarak KONGRA-GEL, yürütme organı olarak KCK Yürütme Konseyi ve yargı organı olarak Yüksek
Adalet Divanı, İdari Mahkemeler ve Halk Mahkemeleri olmak üzere üç çeşit mahkemeden bahsedilmektedir.
KCK Sözleşmesi, vatandaşlık bağını ve bu bağın ne şekilde
kurulacağını tanımlamakta, vatandaşların temel hak, özgürlük ve görevlerinin neler olduğu hususunda ayrıntılı şekilde
hükümler ihdas etmektedir (Madde 5-10). Sözleşme tıpkı bir
devlet mali yapısı gibi, mali ve ekonomik düzeni sağlayacak
ilkeler tayin etmekte, bu çerçevede sözde vatandaşlara vergi
ödevi yüklenmektedir (Madde 10).Sözleşme’de KCK’nın askeri kanadı olarak “Halk Savunma Güçleri”(HPG) adı verilen birliklerden bahsedilmektedir. Terör örgütü, silahlı kanadın isminde savunma terimini tercih ederek uzun zamandır
kullandığı savunma söylemine dayanak oluşturmayı amaçlamaktadır.10 Sözleşme ayrıca meşru savunma yükümlülüğü ve
meşru savunma savaşı gibi kavramlar ihtiva etmekte (Madde
31-32), KONGRA-GEL’in savaş ve barış kararı alabileceğini ifade etmektedir (Madde 33). Modern ulus-devlet kavramlarıyla vasıflandırılan, üyeleri arasında vatandaşlık bağı
kuran, sözde vatandaşlarını yargılama yetkisini elinde tutan,
özerk bir mali yapısı olan ve meşru savunmadan bahseden
bir yönetim modelinin devlet olmadığını öne sürmek temelsiz bir iddiadır.
“
“
yapılmayı yerine getirmiştir. İsmi “sözleşme” olsa da, metin
KCK devletinin ilkel bir anayasası hüviyetindedir. Radikal
demokrasi, cinsiyet özgürlüğü, ekolojik yaşam ve sınırları
kaldıran konfederal düzen gibi post-modern kavramlarla
zenginleştirilen sözleşme, üsluptaki özgürlük ağırlıklı tonun
aksine Kürtlerin hayatını bütünüyle tahakküm altına almaya
yönelik totaliter bir yönetim modeli öngörmektedir. Mesela
sözleşme köy ve sokak komünlerine kadar tabanın temsilinden ve radikal demokrasinden bahsederken önderlik makamı
adı altında Öcalan’a sorgulanamaz ve eleştirilemez bir konum atfetmektedir. Sözleşme PKK’nın Önderlik (Öcalan’ın)
felsefe ve ideolojisinin hayata geçirilmesinden sorumlu
olduğunu ifade etmekte, KCK sistemi içindeki bütün unsurların ise PKK’nın ideolojik ve ahlaki ölçülerini esas almakla
yükümlü olduğunu vurgulamaktadır. (Madde 36)
Modern ulus-devlet kavramlarıyla vasıflandırılan, üyeleri arasında vatandaşlık bağı kuran, sözde vatandaşlarını
yargılama yetkisini elinde tutan, özerk bir mali yapısı
olan ve meşru savunmadan bahseden bir yönetim modelinin devlet olmadığını öne sürmek temelsiz bir iddiadır.
Sözleşmede “konfederal demokratik sistem” şeklinde tanımlanan rejim, milliyetçi temeli olmayan, sınırları belirsiz,
halkların eşitliği ve özgürlüğüne dayanan sosyalist ve modernite ötesi bir model adı altında, modern ulus-devlet kavramıyla tanımlanmamak istenmiş olabilir. Ancak kurulması
vaat edilen bu yeni örgütlenme biçimi hâlâ ulus-devletlerin
10 Özcan, Terörün Matruşkası KCK, 72-73.
Sayfa
3
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
egemen olduğu mevcut küresel siyasi düzlemde sadece bir
ütopyadan ibarettir. Bir halkın tek başına meydana çıkıp,
mevcut küresel düzenin aksine post-modern bir “neo-enternasyonalizmi” tesisi mümkün değildir. Dolayısıyla KCK
sisteminin vaatleri, sözleşmedeki kavramların gerçek anlamları esas alındığında, bir illüzyondan ibarettir. Nitekim KCK,
sözleşmede bir taraftan ulus-devletin ötesine geçmekten
bahsederken, diğer taraftan dünyadaki bütün Kürtleri “KCK
yurttaşı” sıfatıyla Orta Doğu’da kurmayı planladığı devletin
yer alacağı coğrafyaya davet etmekte, böylece aslında etnik Kürt kimliğine dayalı modern bir ulus-devletin inşasını
hedeflemektedir. Sözleşmenin bu çelişkili içeriği örgütün
devletleşme aşamasına geçişi post-modern demokratik değerlerle perdeleme stratejisine işaret etmekte, böylece geçiş
sürecinde Türkiye ve dünyada gerekli kamuoyu desteğini
kazanmayı hedeflediğini göstermektedir.
Örgüt, KCK’nın PKK ile irtibatlı terörist bir yapılanma olduğunun ortaya çıkmasıyla ve KCK mensupları 2011’den
itibaren yargılanmaya başlayınca özerkliğin tesisine yönelik
çalışmaları yürütmek üzere Demokratik Toplum Kongresi’ni
(DTK) öne çıkarmıştır. Öcalan’ın talimatıyla kurulan DTK,
Temmuz 2011’de Kürtler adına tek taraflı ve yasa dışı şekilde “demokratik özerklik” ilan etmiş, KCK’nın özerklik
taktik ara hedefine yönelik yol haritasını uygulamaya yönelik faaliyet göstermeye başlamıştır. Terör örgütü, DTK
vasıtasıyla ayrıca demokratik açılımın başlatıldığı dönemde
Kürtler arasında gelişen çok sesliliği sivil görünümlü bir çatı
altında kontrol etmeyi ve bölge halkının KCK şemsiyesi dışındaki sivil girişimlerini engellemeyi planlamıştır. KCK’nın
aksine yasal zeminde hareket edecek şekilde tasarlanan
DTK, bölgesel özerkliğin sosyal, ekonomik, siyasal boyutlarının tartışıldığı ve dünyadaki özerk yönetim modellerinin
incelendiği çalıştaylar düzenleyerek Türkiye kamuoyunu
özerklik düşüncesine hazırlamaya çalışmıştır. Öcalan çözüm
sürecindeki İmralı görüşmelerinde DTK’nın bir proto-meclis
olduğunu ve (PKK/KCK güdümünde kurulacak özerk bölgede) yerel parlamentoya dönüşeceğini öne sürmüştür.
KCK sistemi kapsamındaki devletleşme faaliyetlerinin
ağırlık merkezi Türkiye (KCK/TM) olsa da proje, başta
Suriye (PYD) olmak üzere İran (PJAK) ve Irak’ta (PÇDK)
Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde kurulacak özerk oluşumları birleştirecek konfederal bir devleti öngörmektedir. Bu
konfederal devlet ise sözleşmedeki çerçevenin işaret ettiği
üzere Orta Doğu’da Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarının bölünmesiyle gerçekleştirilebilecek bir projedir. KCK
hâlihazırda Suriye’nin kuzeyinde PYD adı altında fiili bir
yönetime geçiş aşamasındadır. ABD başta olmak üzere Batılı
ülkelerin desteği, bölgede ise İran, Esed rejimi ve İsrail’in
müzahir tutumu sayesinde PYD’nin ülkenin kuzeyindeki
www.bilgesam.org
varlığının süreklilik kazanması ihtimal dâhilindedir. Kuzey
Irak’ta ise KDP’nin yaklaşımı olumsuz olmakla birlikte,
bölgedeki en etkili diğer iki siyasi parti olan KYB ve Goran
Hareketi’nin PKK/KCK terör örgütüne sıcak baktığı göz ardı
edilmemelidir. KCK’nın İran’da PJAK adı altındaki varlığı
ise taraflar arasında 2011’de yapılan anlaşmadan dolayı şimdilik öncelikler arasında değildir. Ancak gelecekte İran’ın
istikrarsızlaşabileceği bir konjonktürde örgütün bu ülkedeki
bölücü faaliyetlerini de artırabileceği tahmin edilmektedir.
KCK, Kürtlerin iradesine rağmen örgütün kendi varoluşunun uzantısı olarak geliştirdiği bir projedir. Örgüt bu projeyi
Kürtleri temsil iddiasıyla hayata geçirmeyi planlamaktadır.
Ancak gerek Türkiye’de gerekse Suriye ve Irak’ta KCK’nın
Kürtlerin çoğunluğunu temsil niteliği bulunmamaktadır.
Türkiye’de Kürt nüfusun büyük çoğunluğu KCK’nın hedeflediği özerklik ve bağımsızlık fikirlerine soğuk bakmaktadır.
BİLGESAM’ın çözüm sürecine dönük toplumsal algıları
ölçmek amacıyla 2570 kişilik bir örneklemle Mayıs 2013’te
gerçekleştirdiği ankette, Kürt kökenli katılımcılar “Türklerle
Kürtlerin Türkiye Toprakları Üzerinde Ortak Bir Geleceği
Olduğuna İnanıyorum” görüşüne %97,3 oranında destek
vermiştir. BİLGESAM’ın 2008-2009 ve 2012 yıllarında
gerçekleştirdiği benzer anketlerde de Türkiyeli Kürtlerin
büyük çoğunluğunun özerklik ve bağımsızlık gibi bir talebi
olmadığı ortaya çıkmıştır.11 Suriyeli Kürtlerin de çoğunluğu,
Türkiye’de örgütün ve örgüte müzahir çevrelerin oluşturduğu kamuoyunun aksine, PYD’yi desteklememektedir. Suriyeli Kürtlerin büyük bölümü özerkliğe sıcak bakmakla birlikte bu özerkliğin PYD’nin tekelinde olmasından rahatsızlık
duymaktadır. Örgütün Kuzey Irak’taki uzantısı PÇDK ise
bölgede oldukça marjinal bir parti konumundadır. PÇDK’nın
bölgedeki KDP ve KYB’ye rağmen güçlenmesi beklenmemektedir.
Çözüm Süreci ve Örgütün “Devrimci Halk
Savaşı” Stratejisi
PKK/KCK, çözüm süreci kapsamında Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da kendi güdümünde özerk bir yönetimi pazarlıklar
yoluyla elde edemezse, Türkiye’ye karşı “devrimci halk savaşı” olarak tanımladığı bir iç savaş çıkarmayı planlamaktadır. Terör örgütü, dağdaki silahlı güce dayalı olarak yürütmeyi planladığı bu iç savaşa aynı zamanda bağımsızlığa giden
nihai aşamayı başlatmak maksadıyla hazırlanmaktadır. PKK/
KCK böylece 2012 yılı sonlarında başlatılan çözüm sürecini
bağımsızlık hedefine doğru ilerlediği bir sürece dönüştür11 Dr. Salih Akyürek, M. Ali Yılmaz, Esra Atalay & Fatma Serap Koydemir, Çözüm Sürecine Toplumsal Bakış, BİLGESAM, Rapor No: 57,
Haziran 2013, 59, Erişim Tarihi 26 Ekim 2014, http://www.bilgesam.
org/Images/Dokumanlar/9-2-2014012036cozumsureci.pdf
Sayfa
4
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
müş, Türkiye’deki devletleşme faaliyetlerini hızlandırırken
Suriye’nin kuzeyinde PYD adı altında özerk bir yönetim
kurmaya teşebbüs etmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da
kendi otoritesini devletin rağmına kurmaya çabalayan örgüt;
şehirlerarası ana yolları keserek kimlik kontrolü yapabilmekte, devlete bağlı okulları boykot çağrısında bulunmakta,
“serhildan” ilan ederek halkı sivil itaatsizliğe teşvik etmekte,
kamu ve eğitim binalarını kundaklamakta, halktan vergi adı
altında haraç toplamakta, inşaatı devam eden kalekol inşaatlarını engellemekte, korucuları ve sivil giyimli güvenlik
güçlerini katletmekte ve güvenlik güçlerine sokağa çıkma
yasağı ilan edebilmektedir. Gelinen aşamada terör örgütü,
çözüm sürecinde elde ettiği serbestlik sayesinde bölgenin
fiili hâkimi gibi hareket etmeye başlamıştır.
operasyonunda bulunan, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla
gönderdiği notlar örgütün halkı ayaklandırarak savaşı şehre
indirmeyi ve geniş çaplı bir iç savaş çıkarmayı planladığını
göstermektedir. Öcalan’ın bizzat kendi beyanları tehlikenin
vahametini göstermektedir:
Bu gelişmeler, örgütün silahsızlandırılması amacıyla başlatıldığı ilan edilen çözüm süresi sayesinde KCK projesinin
adım adım izlendiğine, bölgede PKK/KCK hâkimiyetinde
özerk bir yapıya doğru gidildiğine işaret etmektedir. Geniş
katılımlı silahlı eylemler dışında bölgedeki tüm faaliyetlerini
bilfiil devam ettiren örgüt, demokratik özerkliğin tesisiyle
bölgede tek güç olmayı amaçlarken, bağımsızlık nihai hedefini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşmış olacaktır. Bu
hedef doğrultusunda ise “devrimci halk savaşının” en kritik
aşamayı oluşturacağı değerlendirilmektedir. Klasik gerilla
taktiğiyle sonuç alamayacağı ve her defasında Türk ordusu
karşısında mağlubiyete uğradığı sonucuna varan örgüt KCK
projesiyle savaşı daha geniş alanlara yaymayı hedeflemektedir. KCK operasyonlarında Siyaset Akademileriyle ilgili
ele geçirilen belgeler, terör örgütünün dağda silahlı militan
yetiştirmek için verdiği gerilla eğitimlerinin kentlerde DTP/
BDP’nin teşkilat binalarında verildiğini ortaya çıkarmıştır.
Dolayısıyla örgütün Siyaset Akademisi adı altında açtığı
okullarda verdiği derslerin aslında şehirlerde yeni silahlı
kadrolar oluşturma hedefine yönelik olduğu anlaşılmıştır. Fırat Haber Ajansı’nın 25 Ekim 2009 tarihli haberinde, bizzat
Öcalan siyaset akademilerinin görevini açıklamaktadır:
Çözüm sürecinin başlarında İmralı’daki görüşmelerden sızdırılan tutanaklarda da Öcalan aynı hedeften bahsetmektedir:
“Kürtler için yıllardır akademilerin açılması gerektiğini
söylüyorum, onu bile yapmıyorlar doğru dürüst. DTP’nin
binlerce, on binlerce kadro yetiştirmesi lazım. Neden yapmıyorlar? Çünkü teorik kavrama düzeyleri buna elvermiyor. Başarılı olmak istiyorlarsa, on binlerce insan, kadro
yetiştirilmelidir”12
PKK/KCK’nın şehirlerde kadro yetiştirme gayretinin “devrimci halk savaşı” başlatma tehditleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerek Murat Karayılan’ın Kandil’den
basına yaptığı açıklamalar gerekse KCK Önderlik Komitesi
12 Özcan, Terörün Matruşkası KCK, 140.
www.bilgesam.org
“Savaş başlarsa önceki savaşlardan çok daha farklı olur.
Büyük bir iç savaş olabilir. Mesela Batman’da bir günde
on bin insan ölebilir. Herkes bunun içinde olabilir, bundan
zarar görebilir. 1791 Fransa’daki büyük terör dönemi, 1918
Sovyetlerin kuruluşundan sonraki iç çatışma gibi bir çatışma
çıkabilir….Kandil yapabiliyorsa büyük devrimci halk savaşını yürütür. Diyarbakır, Batman’da halkın yüzde sekseni
ayağa kalkar, halk savaşı olur.”13
“Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes,
hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu
boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin
kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum.
Yalnız, herkes bilmeli ki, ‘Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de
eskisi gibi savaşacağız’.”14
Örgüt çözüm sürecinin tıkanması, özerklik hedefinin başarılamaması halinde “devrimci halk savaşı” stratejisini devreye
sokabilir. Örgütün bu çapta bir halk isyanını başlatması konunun BM ve uluslararası toplumun gündemine girmesine,
uluslararası uyuşmazlık çözüm mekanizmalarına müracaat
edilmesine yol açabilir. Bu durumda, sorun Türkiye’nin iç
meselesiyken, örgütün hedefleri doğrultusunda uluslararası
bir meseleye dönüşecektir. Kosova örneğinde olduğu gibi,
örgüt Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkından başka bir yolun kalmadığı, ancak bağımsız bir devlet çatısı altında varlıklarını sürdürebileceklerini savunarak ayrı bir devlet kurma
hedeflerini gerçekleştirmeyi planlamaktadır. Kobani’ye IŞİD
saldırısını bahane ederek, HDP’nin çağrısıyla sokağa inen
örgüt taraftarlarının birçok şehirde günlerce ortalığı savaş
alanına çevirdiği, onlarca insanın ölümüne, yaralanmalara ve
binden fazla kamu binasının yakılmasına neden olduğu olayların15 bu açıdan bir nevi prova olduğu gözlemlenmektedir.
Çözüm sürecinde KCK tutuklularının serbest bırakılmasıyla
13 A. g. e. 155- 156.
14 Namık Durukan, İmralı Zabıtları, Radikal Gazetesi, 28 Şubat 2014,
Erişim Tarihi 27 Ekim 2014, http://www.radikal.com.tr/turkiye/ocalan_bdp_gorusmesinin_zabitlari_ortaya_cikti-1123269
15 “Dokuz Soruda: Türkiye Sokaklarında Kobani Gerilimi,” BBC
Türkçe, 10 Ekim 2014, Erişim Tarihi 14 Ekim 2014, http://www.bbc.
co.uk/turkce/haberler/2014/10/141010_dokuzsoruda_kobani_eylemleri.
Sayfa
5
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Hem demokratik özerkliğe hem de kurmayı planladığı
bağımsız devlete uluslararası camiada destek bulmak ve
meşruiyet sağlamak üzere örgüt ve siyasi uzantısı halkların
kendi kaderini tayin hakkını ileri sürmektedir.16 Murat Karayılan Kandil’den yaptığı açıklamalarda, Selahattin Demirtaş ise bazı konuşmalarında Kürtlerin kendi kaderini tayin
hakkının varlığını zikretmiştir. Nitekim Öcalan da KCK
Sözleşmesi’nin önsözünde, ulusların kendi kaderini tayin
hakkını, “siyasi sınırları esas almadan ve sorun yapmadan
her halkın kendi demokrasisini kurma hakkı” olarak anladığını ifade etmiştir. Terör örgütünün siyasi uzantılarıyla eşgüdüm halinde Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına yaptığı
bu referanslar rastgele değildir.
Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Ayrılık
İlk defa uluslararası hukukta BM Şartı’nın 2. madde 4. fıkrasıyla düzenlenen kendi kaderini tayin, 1966 yılında kabul
edilen İkiz Sözleşmeler’in ortak ilk maddesinde yer almış ve
uluslararası yasal standarda kavuşmuştur. Ancak, bu hakkı
kimlerin ne şekilde kullanabileceği açık şekilde belirlenmediği için, BM Şartı’nda düzenlendiği dönemden bu yana
hakkın içeriği ve kapsamı tartışılagelmiştir. BM uygulaması
ve Genel Kurul’da kabul edilen kararlar hakkın kullanımına
ilişkin pratik bazı sorunların çözümüne katkıda bulunmuştur.17
Zamanla BM Genel Kurul kararları ve Uluslararası Adalet
Divanı kararları ve somut olaylardaki uygulamalar, ulusla16 Bkz. Murat Karayılan’ın kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesine dair isteği için bkz. “Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı Hayata Geçirilmeli,” T24 Haber, 13 Mayıs 2013, Erişim Tarihi 15 Eylül
2014, http://t24.com.tr/haber/kendi-kaderini-tayin-etme-hakki-hayatagecirilmeli,229820. Ayrıca PKK/KCK ve siyasi kanadın 2010 yılından
bu yana bağımsızlığı dile getirmeden, bir ara formül olarak özerkliği
inşa ettiğine dair bkz. Bülent Serim, “Selahattin Demirtaş Erdoğan’ı
Bu Yüzden Alkışladı”, Oda TV, 5 Eylül 2014, Erişim Tarihi 15 Eylül
2014, http://www.odatv.com/n.php?n=selahattin-demirtas-erdogani-buyuzden-alkisladi-0509141200.
17 Bkz. Meşhur 1514 ve 1541 sayılı kararlar sömürge devletlerin
ayrılması prosedürünü belirliyordu. 1970 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça
İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusundaki
Bildirge ve Eki, kendi kaderini tayin hakkına ilişkin ayrıntılı bazı
prensipleri belirlemiştir.
www.bilgesam.org
rarası teamül hukukunda iç ve dış kendi kaderini tayin hakkı
olmak üzere iki farklı kategoriyi doğurmuştur. Dış kendi kaderini tayin hakkı, bir sömürge halkının veya yabancı işgaline uğramış nüfusun özgürce seçimini yaparak bağımsız devlet kurmak da dâhil kendi geleceklerine yön vermek şeklinde
anlaşılırken,18 iç kendi kaderini tayin hakkı halka özgürce
kendi politik ve ekonomik rejimini ve yöneticilerini seçebilme hakkını tanımaktadır.19 BM uygulamasında, bağımsız
bir devlet kurma imkânı, kendi kaderini tayin hakkı sınırları
içerisinde ancak sömürge halkları ve yabancı işgaline uğrayan topraklara sağlanmıştır. İstisnai hallerde ise, renk, inanç
veya ırkından dolayı dışlanan bir halk, parçası olduğu rejim
içinde ağır insan hakkı ihlallerine uğruyorsa, dış kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirebilir. Bu anlamda dış kendi
kaderini tayin hakkı günümüzde çok istisnai haller dışında,
hüküm dışı kalmış kabul edilmektedir. Türkiye’de ise, PKK/KCK yöneticileri ve oluşumun siyasi
kanadında yer alan HDP temsilcileri kendi kaderini tayin
hakkını dillendirmekte, bu yolla hedeflerindeki bağımsız
devletin uluslararası hukuka uygun şekilde kurulmasının
hukuki zeminini oluşturmaya çalışmaktadırlar. Daha önce de
vurgulandığı gibi, kendi kaderini tayin her halka bağımsız
devlet kurma hakkını vermemektedir. Yine de yakın zamanda Kırım ve Katalonya’da olduğu gibi dünyada özerk bölgelerin tek taraflı aldıkları kararla bağımsızlık referandumu
gerçekleştirme teşebbüsünde bulundukları görülmektedir.
Türkiye’de de PKK/KCK’nın özerk bir yönetim kurma
amacının arkasında böyle bir saik yatmaktadır. Bu nedenle,
halkların kendi kaderini tayin hakkının özerk yönetime bu
yetkiyi tanıyıp tanımadığını bir kez daha tartışmak gerekir.
Quebec ve Kırım bu bağlamda konuya özgü iki özel örnek
olaydır.
“
“
şehirdeki örgütlü yapısını güçlendiren örgüt, Kobani eylemleriyle halkı sokağa dökerek büyük eylemler yapabilecek
güçte olduğunu göstermek istemiştir. Bu eylemleri terör
örgütünün hükümete karşı verdiği bir gözdağı olarak yorumlamak mümkündür. Bundan sonraki süreçte de örgütün,
sıraladığı taleplerin gerçekleştirilmesi ve hükümetten yeni
tavizler koparmak için benzer girişimlerde bulunabileceği
beklenmektedir.
Türkiye’de ise, PKK/KCK yöneticileri ve oluşumun siyasi kanadında yer alan HDP temsilcileri kendi kaderini
tayin hakkını dillendirmekte, bu yollahedeflerindeki
bağımsız devletin uluslararası hukuka uygun şekilde
kurulmasının hukuki zeminini oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Quebec Meselesi
Çoğunluğu Fransızca konuşan halktan oluşan Quebec, 1867
yılında Kanada Devletini kuran İngiliz Kuzey Amerika Sözleşmesi (The British North America Act) imzalandığı zaman,
18 Antonio Cassese, Self-Determination of peoples: a legal reappraisal, 2. Baskı, Cambridge, Cambridge UniversityPress, 1995, 71- 100.
19 A. g. e. 101.
Sayfa
6
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Federal Devletin bir parçası haline geldi. 1980 yılında, ayrılıkçı Quebec partisinin kampanyası neticesinde, Quebec’in
Kanada’dan anayasal ayrılık konusunda referanduma gitmesine rağmen, sandıktan Kanada’yla devam kararı çıktı.20
1995 yılında ise, bir kere daha Quebec bölgesi, federal hükümetten izin almadan, Kanada’dan ayrılıp yeni bir devlet
kurmayı referandumla halka sundu, ancak yine sandıktan
olumsuz sonuç çıktı.
dâhil edilerek yürütülmeliydi. İkinci soruya cevap olarak da,
uluslararası hukuk ışığında, söz konusu kurumların tek taraflı ayrılıkla kendi kaderini tayin hakkını kullanamayacakları
ifade edilmiştir. Anlaşıldığı üzere, Quebec’in referandumla
Kanada’dan ayrılık yöntemi uluslararası hukuka ve Quebec
iç hukukuna aykırı olmasına rağmen, ayrılıkçılar yanlış veya
kasıtlı şekilde kendi kaderini tayin hakkını ileri sürmek suretiyle bağımsız bir devlet kurmaya teşebbüs etmiştir.
Bağımsızlık kampanyasını başlatırken, ayrılıkçı Quebec
partisinin bağımsızlığı Quebec ’in kaderi kabul eden liderleri
ve bazı uluslararası hukukçular anayasal hukuku, uluslararası hukuku ve kendi kaderini tayin hakkını ileri sürdüler.21
Ancak, bu iddiaların meşru olduğunu söylemek mümkün
değildir. Quebec halkının uluslararası hukuka uygun şekilde,
tek taraflı aldığı bir kararla referandum yaparak Kanada’dan
ayrılmak için yasal bir hakkı bulunmamaktadır. Nüfusun
geriye kalanından farklı etnik veya kültürel bir grubu temsil edip etmediğine bakmaksızın, uluslararası hukuk hiçbir
özerk bölge veya federe devlete serbestçe uluslararası statüsüne karar verme hakkı tanımaz. Quebec sakinleri ayrı bir
halk oluştursa da, sömürge halkı veya parlamentoda temsil
edilemeyen baskı altında bir halk olmadıkları sürece dış kendi kaderini tayin yoluyla tek taraflı alınan kararla bağımsız
devlet kuramayacaklardır.22
Kırım Meselesi
1996 yılında, Kanada Yüksek Mahkemesi’ne Quebec’in
Kanada’dan referandumla ayrılma teşebbüsüne ilişkin bazı
sorularla ilgili başvuruda bulunulması üzerine, Mahkeme
konuyla ilgili temel soruları cevaplamıştır. Bu sorulardan konuyla ilgili olan ikisi şunlardır: i) Kanada Anayasası’na göre,
Millet Meclisi, Quebec yasama kuvveti veya hükümeti tek
taraflı olarak Quebec’in ayrılmasını gerçekleştirebilir mi?
ii) Bu bağlamda, uluslararası hukukta kendi kaderini tayin
hakkı bu kurumlara Quebec’in Kanada’dan ayrılmasını tek
taraflı gerçekleştirebilecekleri hakkı veriyor mu?23
Mahkeme ilk soruya verdiği cevapta, anayasal ilkeler çerçevesinde Quebec’in Kanada vatandaşlarının tamamını
ilgilendiren ayrılık hususunda tek başına hareket etmesinin
mümkün olmadığı hükmüne varmıştır. Toplumun her kesiminin hak ve menfaatlerini etkileyen bir konuda, tek taraflı
ayrılık kararı almanın Anayasal olmadığını tespit etmiştir.
Şayet ilgili bölge ayrılacaksa, İskoçya’da olduğu gibi, ayrılık görüşmeleri toplumun tamamı ve ilgili devlet kurumları
20 A. g. e. 248.
21 A. g. e. 251.
22 Roya M. Hanna, “Right to Self-Determination In Re-Secession of
Quebec,” 23 Maryland Journal of International Law 213, 1999, 241.
23 Reference Re Secession of Quebec, Dosya no. 25506, 20 Ağustos
1998.
www.bilgesam.org
2013 yılı sonlarında Ukrayna’da başlayan protestolar sırasında, herhangi bir devlet aidiyeti olmayan, bayrak taşımayan bir kısmı Rus olduğunu kabul eden,çoğu ise gizleyen
güvenlik güçleri Kırım yarımadasında görünmeye başlamış,
daha sonra ise civardaki havalimanları ve bölgesel yönetim
binalarını işgal etmişlerdir. Bu sıralarda, Ukrayna’nın Kırım
bölgesel meclisi, kendi geleceğine dair bir referandum yapılmasını oylamış ve kabul etmiştir. Nüfusun büyük kısmı Rus
etnik kökenden oluşan ve Rusya’yla güçlü tarihi, kültürel
bağları bulunan Kırım’da 16 Mart’ta referandum gerçekleştirilmiştir. Referandumda sorular sadece ayrılık için parlamento oylamasını onaylamak şeklinde düzenlenmiş ve vatandaşa
iki seçenek sunmuştur: Rusya’ya katılmak veya Kırım’ın
bağımsızlığını artırmak üzere 1992 Kırım Anayasası’nı gözden geçirmek. Sonuç olarak, halkın % 97’si Rusya’ya katılmayı kabul etmiştir.24
Referandumun ardından Putin yönetimi, yarımadadaki
yerel hükümetle resmi bir anlaşma imzalayarak Kırım’ın
Rusya’ya katılımını onaylamıştır. Başta Ukrayna olmak
üzere, ABD ve Avrupa Birliği, referandumu ve Rusya’ya
katılma kararını yasadışı ilan etmelerine rağmen, Kırım’ın
fiili statüsünü engelleyememiştir. Rusya’nın bölge üzerinde
hâkimiyeti sürmektedir.
Kırım’ın referandumla tek taraflı olarak Ukrayna’dan ayrılması birkaç yönden uluslararası hukuku ihlal etmektedir.
Kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde, yukarıda Quebec
olayında değinildiği gibi, herhangi bir özerk bölge veya
federe devletin tek taraflı referandum veya plebisitle parçası olduğu devletten ayrılık hakkı yoktur. Quebec referandumunda olduğu gibi, Kırımda ayrılık referandumunun
kararlaştırılması ve uygulanması aşamalarında herhangi bir
şekilde federal hükümetten izin almamıştır. Oysa referandum görüşmeleri sırasında tüm Ukrayna idari kurumları ve
vatandaşlarının görüşleri alınmalı, çoğulcu bir karara varılmalıydı. Sonuçta alınan karar, sadece Kırım vatandaşlarını
24 Alan Yuhas, “Ukraine Crisis: an essential guideto everythingthat’
shappened so far,” TheGuardian, 13 Nisan 2014, Erişim Tarihi 15
Eylül 2014, http://www.theguardian.com/world/2014/apr/11/ukrainerussia-crimea-sanctions-us-eu-guide-explainer.
Sayfa
7
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Sonuç olarak, henüz kendi kaderini tayin hakkına dayanarak,
herhangi bir özerk veya federal yapı tek taraflı referandum
veya plebisit gibi bir işlemle bir devletten ayrılık iddia edemese de, Quebec ve Kırım’da ayrılıkçı hareketler bu hakkı
ayrılık kampanyalarında meşru bir argüman gibi kullanmıştır. Ayrılıkçı parti, Quebec referandumunda yeterli çoğunluğu elde edemediğinden bağımsız devlet kurma hedefine
ulaşamasa da, Kırım’da yerel meclis uluslararası hukuka
aykırı bir referandumla Rusya’ya katılma kararı almış, Batılı
devletlerin itirazlarına ve Rusya’ya karşı başlattıkları yaptırımlara rağmen bölgede fiilen Rus hâkimiyeti oluşmuştur.
Yakın zamanda benzer bir girişim de İspanya’nın Katalonya
özerk bölgesinde yapılmıştır. Ancak merkezi hükümete danışmadan yerel meclis tarafından alınan bağımsızlık referandumu kararını İspanyol Anayasa Mahkemesi askıya almıştır.
Merkezi hükümetin de argümanlarını dinlemek isteyen Mahkeme, tüm İspanya halkının kaderini etkileyen kararın küçük
bir topluluğun iradesine bırakılamayacağını savunmuştur.25
Katalan lider Artur Mas ise bağımsızlık için referandumdan
vazgeçtiklerini, başka yollar deneyeceklerini açıklamıştır.
Sonuç ve Değerlendirme
KCK projesiyle devletleşme safhasına geçmeye çalışan terör
örgütü, kuruluş bildirgesini yayımladığı 1978 yılından bu
yana zaman zaman taktik ve söylem değişikliğine gitmişse
de Orta Doğu’da bağımsız devlet idealinden vazgeçmemiştir. Yukarıda incelenen KCK Sözleşmesi ve sözleşme
doğrultusunda bölgede süregiden faaliyetler, örgütün bu
nihai hedefe doğru ilerlediğine işaret etmektedir. Çözüm
sürecinde, özerklik taktik ara hedefine yoğunlaşmış görünen
örgüt, bölge halkı üzerinde nüfuzunu artırmakta, bir sonraki
safhada bağımsızlık ilanının hazırlıklarını tamamlamaktadır. Hem örgüt kanadından hem de siyasi kanattan sık sık
Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştireceğinin
zikredilmesi, muhtemel bir bağımsızlık ilanının uluslararası
25 Ashifa Kassam, “Catalonia independence referendum halted by
Spain’s constitutional court,” The Guardian, 29 Eylül 2014, Erişim
Tarihi 15 Ekim 2014, http://www.theguardian.com/world/2014/sep/29/
catalonia-independence-referendum-spain-court-vote.
www.bilgesam.org
alanda meşruiyetini garantiye almaya yöneliktir. ABD’de ve
Avrupa kamuoyunda, PKK’nın terör örgütleri listelerinden
çıkarılması yönündeki görüşlerin artmaya başlaması bu açıdan endişe vericidir. Türkiye’nin bu gelişmelere sessiz kalmaması gerekmektedir.
Örgütün Siyaset Akademilerinde verilen derslerde kendi
ideolojisine bağlı yetiştirdiğişehir kadrolarıyla dağdaki
silahlı güce dayalı “devrimci halk savaşı” başlatma hazırlıklarına, seyirci kalınmamalıdır.Başlatılacak büyük bir iç
savaşın büyümesi; meselenin uluslararası boyutlara ulaşması, küresel aktörlerin BM üzerinden dolaylı bir müdahalesine
neden olabilir. Böyle bir senaryoda, PKK/KCK sorununun
Türkiye’nin toprak bütünlüğü muhafaza edilecek şekilde ve
milli menfaatlere uygun çözülmesi zorlaşacaktır.Bu nedenle
örgütün devletleşme faaliyetlerine göz yumulmamalı ve çözüm sürecinin selameti için KCK’ya yönelik operasyonlar
yeniden başlatılmalıdır. Bölge halkının can ve mal güvenliğinin muhafaza edilmesi, korucuların baskı altına alınmasının engellenmesi, yakılan kamu binalarının onarılması
ve bölgede asayişin güvenlik güçlerince temini elzemdir.
Çözüm sürecinin devam edebilmesi için, örgüt vaat ettiği
sınır dışına çekilmeyi gerçekleştirmeli ve devletleşme faaliyetlerine son vermelidir. Çözüm sürecinin yürütülebilmesi
için güvenlik önlemleri ihmal edilmemeli, ancak demokratikleşme adımları da sürüncemede bırakılmadan kararlılıkla
sürdürülmelidir.
Öcalan’ın Esed rejimiyle yaptığı anlaşma Suriye’nin kuzeyinde KCK yapılanmasının parçası olan PYD’nin özerklik
ilanını mümkün kılmıştır. PYD eşbaşkanı Salih Müslim, dış
temaslarını geliştirerek bölgede ilan ettiği özerk yönetime
uluslararası meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. IŞİD’in
Kobani’ye saldırısı sebebiyle ABD’nin PYD’ye silah yardımında bulunması ve PKK ile PYD’yi bir tutmadığını
açıklaması, bu temasların başarılı olduğunu ve PYD ile
ilgili uluslararası algıların örgüt lehine değiştiğini göstermektedir. İç savaş uzadıkça Suriye yönetiminden kopan ve
ağır silah sistemleriyle desteklenen PYD, fiilenbağımsızlığa
doğru ilerlemektedir. PKK/KCK’nın çözüm süreci sayesinde
elde ettiği olağanüstü serbestlik, örgütün benzer aşamaları
Türkiye’de de izleyemeye çalışabileceğine işaret etmektedir.
“
Bölgesel özerklik, iç kendi kaderini tayin hakkının
parçasıdır,dolayısıylamecliste yapılacak bir anayasa değişikliğiyle tesisi mümkün değildir. Türkiye’de konunun
hassasiyeti sebebiyle devletin politik statüsündeki bu
derece önemli bir değişiklikte yapılacak bir referandumla halkın tamamının doğrudan fikri alınmalıdır.
Sayfa
8
“
değil, Ukrayna’nın bütününü etkilemektedir. Kırım halkına
sadece Rusya’ya katılma veya mevcut Anayasa’yı Kırım
lehine revize etme gibi sınırlı iki seçenek sunulması da referandumun sıhhatini bozan bir başka faktördür. Referandum
kararının aniden alınması ve Rus işgali altında iki hafta içinde uygulanması ise sonuçların güvenilirliğine şüphe düşüren
bir başka husustur. Bu sebeplerden ötürü, Kırım referandumunun uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği ve Kırım’ın
merkezi hükümetten bağımsız aldığı bir referandum kararıyla başka bir devlete katılmasının mümkün olmadığı açıktır.
PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Terör örgütü, kendi güdümünde kuracağı özerkliğin ardından
şartlar olgunlaştığında Kırım ve Quebec olaylarına benzer
şekilde, bölgesel mecliste aldığı ani bir referandum veya plebisit kararıyla nihai hedef olan bağımsız devletin kurulmasına kalkışabilir. Her ne kadar, özerk veya federe devletin dış
kendi kaderini tayin hakkını kullanarak uluslararası hukuka
uygun şekilde, parçası olduğu devletten ayrılması mümkün
değilse de, Kırım olayında yaşandığı gibi, bağımsızlık bir
oldu bittiye getirilerek bölgede fiilibir durum oluşturulabilir.
Bölgesel özerklik, iç kendi kaderini tayin hakkının parçasıdır, dolayısıyla mecliste yapılacak bir anayasa değişikliğiyle
tesisi mümkün değildir. Türkiye’de konunun hassasiyeti
sebebiyle devletin politik statüsündeki bu derece önemli bir
değişiklikte yapılacak bir referandumla halkın tamamının
doğrudan fikri alınmalıdır. Ancak Türkiye’nin üniter yapısını
bozmadan getirilecek asıl çözüm ise, mevcut idari yapıyı
bozmadan Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’na uygun şekilde
yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Bu seçenek için ise
Fransa’daki ayrılıkçı Breton ve Baskların taleplerinin üniter
yapı korunarak karşılandığı örneğin incelenmesi önem arz
etmektedir.
BİLGESAM Hakkında
BİLGESAM, Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olarak 2008 yılında kurulmuştur.
Kar amacı gütmeyen bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olarak BİLGESAM; Türkiye’deki saygın
akademisyenler, emekli generaller ve diplomatların
katkıları ile çalışmalarını yürütmektedir. Ulusal ve
uluslararası gündemi yakından takip eden BİLGESAM, araştırmalarını Türkiye’nin milli problemleri,
dış politika ve güvenlik stratejileri, komşu ülkelerle
ilişkiler ve gelişmeler üzerine yoğunlaştırmaktadır.
BİLGESAM, Türkiye’de kamuoyuna ve karar alıcılara yerel, bölgesel ve küresel düzeydeki gelişmelere
ilişkin siyasal seçenek ve tavsiyeler sunmaktadır.
www.bilgesam.org
Yazar Hakkında
Vakkas Bilsin 2013 yılında Galatasaray Üniversitesi
Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede kamu hukuku alanında yüksek lisans eğitimine
devam etmektedir. BİLGESAM’da araştırma asistanı
olarak uluslararası hukuk, terörizm ve Orta Doğu
üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
Sayfa
9
Download

indirmek için tıklayınız