DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
ARAŞTIRMA VE İNOVASYON DERGİSİ
DOKUZ EYLUL UNIVERSITY
JOURNAL OF RESEARCH AND INNOVATION
Eser Adı:
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve İnovasyon Dergisi
Title:
Dokuz Eylül University, Journal of Research and Innovation
Konusu
Araştırma, girişimcilik, alt yapı oluşturma, teknopark, teknoloji transfer ofisleri,
akademi-sanayi işbirlikleri vb.
Subject
Research, entrepreneurship, building infrastructure, technopark, technology transfer offices,
academic-industrial collaborations, etc
Yayına başlama yılı • Year of Publication
Yayın Sıklığı • Publishing Frequency
Yayınlandığı Ortam • Publishing Medium
Dili • Language
2014
Yılda 3 Sayı Çıkar • 3 Issues Per Year
Basılı ve Çevrimiçi • Printed and On-line Türkçe-İngilizce • Turkish-English
Yayının Türü • Type of Publishing
Dergi • Journal
Hedef Kitle • Target Audience
Bilimsel / Akademik / Sanayi • Scientific / Academical / Industrial
İmtiyaz Sahibi • Owner
Dokuz Eylül Üniversitesi ve Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş. (DEPARK A.Ş.) adına
• On behalf of Dokuz Eylül University and Dokuz Eylül Technology Development Inc. (DEPARK Inc.)
Murat ÖZGÖREN
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü • Editor-in-Chief
Adile ÖNİZ
Yardımcı Editörler • Associate Editors
Asuman ALTAY
Erdal CELIK
Şermin GENÇ
Tuğcan GÜLER
Danışmanlar Kurulu • Advisory Board
Abdurrahman BAYRAM
Kemal BAYSAL
Adil BAYKASOĞLU
Ken-Ichi HONMA
Cem Şeref BEDİZ
Mehmet ÖZTÜRK
Hulusi BERİK
Mustafa GÜVENÇER
Hüsnü ERKAN
Nesrin ÖNLÜ
Sekreter • Secretary
Ahu PAKDEMİRLİ
Duygu HARMANCI
Murat AKSOY
E-Posta • E-Mail
[email protected]
Özgür DURMAZ
Şule KALKAN
Tolga ERKMEN
Ufuk BATUM
Bilimsel Yazışma İletişim Bilgileri • Scientific Correspondence Communication
Web Adresi • Web Address
www.depark.com/derin/
E-Posta • E-Mail
[email protected]
Telefon • Phone
(90-232) 412 4481
Faks • Fax
(90-232) 412 4489
Tasarım • Design: Tuğcan GÜLER
Baskı • Print House: Dokuz Eylül Üniversitesi Matbaası
Basım Tarihi • Print Date: 30 Ekim-October 2014
Basım Yeri Adresi • Print House Address: Dokuz Eylül Üniversitesi Matbaası
DEÜ Sağlık Yerleşkesi Mithatpaşa Cad. No:1606 Balçova 35340 İzmir
Telefon • Phone : (90-232) 412 33 40 - Faks • Fax : (90-232) 412 33 39
© 2014 Dokuz Eylül Üniversitesi
İçindekiler
Index
Editörden
7
İnovasyon
FoodManufuture
8
Innovation Until Now
11
İnovasyon = Toplumsal Fayda
16
Türkiye İnovasyonu Destekliyor (mu?)
19
> Lisbeth MUNKSGAARD
> Tolga ERKMEN
> Süreyya CİLİV
> Uğur YÜCE
> Funda BARBOROS
Girişimcilik
Bir Girişimcilik Hikayesi
25
Girişimcilik Akademileri
28
Farklı Bir Girişimci Profili
> Şükrü BOZLUOLÇAY
Girişimciler için Sınai Haklar
32
> Osman KORKUT
> Zekeriya ŞİMŞEK
34
Proje
FLABEL-7. Çerçeve Projesi: Disiplinlerarası Bir Çalışma
> Elif Yaprak GÜLCAN
Eğitim
40
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları ve Teknoparklar
> Ayhan GÖKDEMİR
44
İşleyen Bir Model Önerisi
> Ufuk BATUM
Teknoparklarımız
52
Mersin İnovasyon Merkezi
> Özgür DURMAZ
54
Geçmişten
> Ord. Prof. Dr. Hulusi BEHÇET
56
Haberler
57
KOSGEB Girişimcilik Eğitimlerinin Etkililiği Üzerine Bir Değerlendirme, İzmir Örneği
69
Cultural Roots in Trade and Clustering
74
Telif Hakkı
Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayınlanan çalışmaların bütünü veya herhangi bir kısmı, yayınlayan kuruluşun ve yazar(lar)ın yazılı izni alınmaksızın,
mekanik, elektronik, fotokopi, kayıtlama veya benzeri bir araçla herhangi bir şekilde basılamaz, çoğaltılamaz, fotokopi veya teksir edilemez,
özetlenemez ve yayınlanamaz.
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve İnovasyon Dergisi Editörlüğü, yayın formatına uygun hazırlanmayan çalışmaları hakem değerlendirmesine
göndermeksizin yayınlamama hakkını saklı tutar.
Sorumluluk Reddi
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve İnovasyon Dergisi’nde yayınlanan tüm yazıların içeriğinde yer alan görüşler yazar(lar)ın görüşü olup
Dokuz Eylül Üniversitesi, Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş., yayın sahibi, editör, yayın kurulu ve yayıncının görüşleri değildir. Dokuz Eylül
Üniversitesi, Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş., yayın sahibi, editör, yayın kurulu ve yayıncı bu yazılar için herhangi bir sorumluluk kabul
etmemektedir.
Copyright
All rights reserved. This publication may not be reproduced, stored or transmitted in any form or by any means, mechanical or electronic,
including photocopy, recording, or any information storage and retrieval system, without written permission.
The Editor of Dokuz Eylül University Journal of Research and Innovation reserves the right to return the manuscripts that do not follow the
journal’s style without submitting them to the referees’ evaluation
Disclaimer
The views expressed in the manuscripts published in Dokuz Eylül University Journal of Research and Innovation reflect the views of the author(s)
and not the views of the Dokuz Eylül University, Dokuz Eylül Technology Development Inc., publication owner, editor, editorial board and the
publisher. Dokuz Eylül University, Dokuz Eylül Technology Development Inc., the publication owner, the editor, the editorial team and the
publisher disclaim any responsibility or liability for such materials.
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Editörden
Zaman, tüm değişimlerin ve dönüşümlerin bedensiz sahibi… Edebiyatta su ve rüzgar ile örtüştürüle
gelmiştir “zaman” kavramı. Ve baktıkça eski değirmenlere, ağır ağır dönen çarkları ve pervaneleriyle
sadece un değil zamanı öğüttüklerini hissederiz geçmişten bugüne.
Restore edilerek tarihi doku içerisinde saklanan eski değirmenler yorgun ve suskun, bugünün modern ve yarının antika tasarımları olan rüzgar türbinlerini izlemekteler. DERİN dergisinin bu üçüncü sayısında Betül PAKDEMİRLİ’nin eski Alaçatı değirmenlerinin gözüyle karelediği modern zaman rüzgar türbini fotoğrafı bu değişimi ve yenileşimi sizlere sunmak için seçildi.
Zamanın bu denli hızla şahit olduğu değişim, yepyeni bir sayıda değişiklikler ve yeniliklerle sizlere
DERİN’in aynasından yansımakta. Dergimizin üçüncü sayısında İnovasyon kavramına kritik sistemler açısından yaklaşan Tolga ERKMEN’in yazısından büyük keyif alacağınızı umuyoruz. Ve tabii
başarı öykülerinin süregenliğini teyit eden başarı grafiği ile Onur KESKİN yine bu sayıda sizlerle
buluşmakta. Teknoparklarımızın zenginliği açısından Mersin İnovasyon Merkezi’ne ve bir model sunumu ile ODTÜ Teknokent’e uzanıyoruz. Uğur YÜCE, Lisbeth MUNKSGAARD, Süreyya CİLİV,
Şükrü BOZLUOLÇAY’ın yazıları ayrı ayrı bakış açıları ve zenginlikler sunuyor bize. “Geçmişten”
adlı köşemizde de bu sayıda Prof. Dr. Hulusi BEHÇET ve onun bilimle dolu yaşam öyküsüne tanık
olacağız.
Bu sayımızla birlikte danışma kurulumuza yeni katılan üyelerimiz, Hulusi BERİK, Ken-Ichi HONMA, Mehmet ÖZTÜRK, Mustafa GÜVENÇER, Özgür DURMAZ, Şule KALKAN, Tolga ERKMEN ve Ufuk BATUM’a da ayrıca hoş geldiniz demek isteriz. Onur duyduk.
Gelecek sayılarımızda da girişim, inovasyon ve bilime dair öykülerinizi, teknoparklarınızın faaliyetlerine ilişkin bilgileri ve tüm değerli katkılarınızı okurlarımızla paylaşmanızı diliyoruz.
Dergimizde emeği geçen tüm yazarlarımıza ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunarken,
DERİN Dergisi Yayın Ekibi olarak siz değerli okurlarımızın bu yeni sayımızı da keyifle okumanız
dileğimizle...
7
İNOVASYON...
FoodManufuture proposes a
networked infrastructure for
manufacturing technologies for the
food processing sector
Lisbeth MUNKSGAARD*
In order to maintain and increase the number
of jobs in Europe, novel and smart manufacturing technologies are needed, that can increase
competiveness by lowering production costs
and improving sustainability in the manufacturing and distribution in order to make it attractive to keep manufacturing plants in Europe.
The Food sector is one of the largest manufaccan provide the food sector and the manufacturing sectors in Europe and food export out of
turing technology sector the newest technoEurope is essential for European economy, but
logical knowledge and support the adaptation
is lacking behind other manufacturing sectors
to fit the specific requirements for food manuregarding implementation of new technology.
facturing. The overall objective of the FoodThe FoodManufuture project has provided a
Manufuture project was, over 2 years (2012-13),
basis for decision making for a European Food
to perform a Conceptual Design Study for a
Manufacturing Research Infrastructure that
Food Manufacturing Infrastructure that may
Figure 1: Concept of the Food Factory of the Future Research Infrastructure
* Aalborg University, Denmark
8
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
boost competitiveness and innovativeness of
the food manufacturing sector through cutting-edge research, dedicated and involving
knowledge transfer, and motivating education.
Concept of the proposed Research Infrastructure Food Factory of the Future
The proposed infrastructure (please see fig 1)
is a distributed, flexible, industry driven membership organization. It will form trans disciplinary platforms within prioritized areas. It will
build on existing research infrastructure elements as a basis to develop a new generation of
combined facilities, resources and related services to provide new manufacturing solutions.
In the process were identified 8 prioritized
gaps in research infrastructures of which
the 5 mentioned were developed further:
1. Pilot size factories to develop manufacturing
solutions for the food processing industry
2. Pilot plants for implementation of robotics
and automation in food production
3. Collection of business models on innovation
practices in the food production sector
4.Virtual/augmented reality for simulation and
training
5. Assessment of environmental impact of food
processing
Platforms covering each of the prioritized areas will build on existing research infrastructure elements as well as new elements to fill the
gaps. This will serve a basis to develop a new
generation of combined facilities, resources
and related services to provide new manufacturing solutions. It will facilitate the utilization
and maximization of capacities, knowledge and
know-how.
The main beneficiary of the new research
infrastructure will be the food processing industry and manufacturing technologies industry dealing with food related issues, which
explicitly includes SMEs. These main benefici-
aries can be members or customers of the FFoF.
To achieve the aim and to meet the challenges,
the FFoF will:
• form an inspiring network of innovative
existing pilot size factories and pilot plants to
develop and demonstrate manufacturing solutions for the food processing industry
• build on existing RI elements (e.g. research facilities, test bed facilities, services, etc.)
as a basis to develop a new generation of combined facilities, resources and related services
to provide new manufacturing solutions
• be a distributed location.
• facilitate the utilization and maximization of capacities, knowledge and knowhow by industry and meet expectations and needs of the main RI beneficiaries in a long term
perspective
• focus on applied research and transfer cutting edge technologies and information from
the manufacturing sector to the food sector
and supporting basic research to applied research by considering education and training
have an inclusive membership which is open to
a broad range of members
• give open access to industry especially
to small and medium sized enterprises to
utilize the FFoF
• have a flexible structure to adapt its focus
on future demands and challenges create trust
among involved stakeholders in the food manufacturing sector
• provide a balance between confidentiality and exploitation
• be industry driven. This will be reflected
in the overall management structure, in the decision making rules and the operational structure
• be funded by a mixed funding scheme
from public and private interested parties
• have platforms dealing with key topics
9
identified as gaps of the existing research infrastructure in Europe such as FFoF platforms
MANUFUTURE. This enabled the project to
provide a clear European dimension.
The FFoF platforms will deal with key topics
identified as gaps in current research infrastructures (see above). These platforms will consists of an own sub-network with stakeholders
from science and industry, if needed also from
society and public authorities. Each platform
will describe how they can give added value to
the industry as main beneficiary of the FFoF by
respective key activities and services. The main
part of this exercise is the description of new
FFoF elements which are currently missing at
research institutions to complete the overall
picture.
The project partners (please see fig. 2) are in
process of applying for funding in order to
build up the organization and to develop the
concept further. Interested infrastructures may
subscribe to the Foodtech Portal .
The project has involved stakeholders from industries, academia, public and private decision
makers from the food sector and the production technologies sector in order to meet the
needs of SMEs and large companies of both
sectors in a cross-disciplinary approach. The
consortium is based on, but not restricted to,
wide-spread networks of public and private
stakeholders from the ETPs Food for Life and
Please see more in the Conceptual Design Report.
Additional outcome: The analyses gave a catalogue of close to 100 research needs and optional solutions all describes in 1 page. These are
available from the D3.13.
All documents are available on www.foodmanufuture.eu.
Figure 2: Project Partners
10
İNOVASYON...
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Innovation Until Now
Bugüne Dek İnovasyon
Tolga ERKMEN*
This is a series of two articles about innovation written by Tolga ERKMEN from Ecoland Institute USA
(ELI). In this series, innovation will be analyzed in
two parts; up through today and how it should be shaped in the future for more successful outcomes.
İnovasyon hakkındaki bu çalışma iki bölümden oluşmakta olup Ecoland Institute (ELI)’den Tolga ERKMEN tarafından yazılmıştır. Bu seri yazılarda inovasyon iki bölümde analiz edilecektir; bugüne kadarki
süreç ve daha başarılı çıktılar için gelecekteki süreç.
In the first article, Innovation Until Now, elements
of real success, the hidden face of innovation and the
reasons for failures will be discussed. After WWII, innovation made the USA the clear leader in the world.
How did the USA achieve this leadership? What happened during the mid 1990’s, and why did the USA
start losing its innovation edge? What worked and did
not work before and after the mid ‘90s? What can we
all learn from this?
“Bugüne Dek İnovasyon” başlıklı ilk yazısında
Sn.ERKMEN, gerçek başarının elementleri, inovasyonun gizli yüzü ve inovasyondaki başarısızlık
nedenlerini ele almaktadır. İkinci Dünya Savaşı
ardından ABD inovasyon liderliğindeki konumunu açıkça ortaya koymuştur. ABD bu liderliğe nasıl
erişmiştir? 90’ların ortalarında neler olmuştur, bugün
neden ABD inovasyon yarışında geriye düşmektedir?
90’ların öncesi ve sonrasında inovasyona dair hangi
yöntemler işe yaramış, hangileri başarısızlığa neden
olmuştur?
We will have a chance to think twice about the shape,
texture and soul of innovation with details given by
Tolga ERKMEN.
The second article will look at the future of the innovation: “Innovation Going Forward.”
Until Now
Innovation is not new. It is as old as human history. In fact, Anatolia is the cradle of modern
innovation. Approximately 14,000 years ago it
began with Gobeklitepe and continued with
Catalhoyuk, Pergamon and so on. Innovation is
in man’s DNA. Since the invention of the wheel, we have been innovating. What is different
today? Why have we had the urge suddenly to
re-focus on innovation again?
Innovation happens at different speeds in different industries. For this discussion, I will focus
on one, the ICT (Information Communications
Technology) industry. ICT is one of the critical
elements for rapid development and helps ensu*ELI Co-Founder
Tolga ERKMEN’in bu yazısı ile inovasyonun şekli,
dokusu ve ruhuna dair bir kez daha düşünmek için
gereken detaylara sahip olacağız.
İkinci yazı olan “Gelecekte İnovasyon” başlığı altında
bugünden geleceğe inovasyon konusunu analiz etme
imkanı bulacağız.
Bugüne Dek İnovasyon
İnovasyon yeni bir kavram değil. İnsanlık tarihi
kadar eskilere dayanmakta. Yaklaşık 14,000 yıl
önce Göbeklitepe’de başlayan ve ardından Çatalhöyük ve Pergamon’da hayat bulan bir süreç.
İnovasyon insanoğlunun DNA’sında var. Tekerleğin icadından bu yana, insanlık yenilenmeyi
deneyimlemekte. Peki bugün farklı olan nedir?
İnovasyona yeniden bu denli acil ve şiddetle
odaklanmamızın nedeni nedir?
İnovasyon farklı endüstrilerde farklı hızla gerçekleşmektedir. Bu yazı kapsamında bu endüstrilerden Bilgi İletişim Teknolojileri (BİT)
GELECEĞI
TANIMLAMAK
IÇIN
YENI KELIMELERE
IHTIYACIMIZ
VAR
11
re global leadership of the USA. The ICT industry players also understood the importance
of systems integration and implemented it very
effectively. This capability enabled the industry
to grow rapidly and exponentially. In the next
article, we will go into greater depth about the
importance of systems integration.
The effective time period and key elements of innovation
The ICT world created substantial value and
fueled considerable growth until approximately
the mid 1990s. Since the late ‘90s it has created at least as many false positives as real value,
with costly results. Therefore, If we want to
identify and develop innovation best practices,
it is very important to understand during which
period innovation was more effective and why.
At ELI, we are examining the innovation process and discipline exhibited before the end of
the century, and updating them for the 21st century and beyond. We are capturing the best and
timeless practices not the bad or fad practices.
GERÇEK DEĞER
AĞIRLIĞIMIZDIR
ONU ÖLÇEN
ÖLÇÜ BIRIMI
OLAN
“KILOGRAM”
DEĞIL
We see that with the dotcom boom around the
turn of the century, short term financial gain
and quick exit strategies became more important than focusing on value creation. A striking
example is the increased use of derivatives for
speculation in the finance industry. While derivatives have been used since at least the 18th
century to hedge against unknown circumstances as part of risk management, their use increasingly became speculative and risky in order
to increase profits, often without properly disclosing the risks to stakeholders. These speculations were perceived as real value and these
types of false positives quickly spread to other
industries. Real innovation started to lose its
meaning. Before the mid ‘90s, entrepreneurs
more often had a passion to make a difference
based on long term visions. For example, approximately 30 years ago when founders of Sun
Microsystems said “Network is the computer”
they were describing today’s cloud computing.
Back then, many so called visionaries did not
12
endüstrisi kapsamında görüşlerimi belirtmek istiyorum. BİT’i seçmemdeki ana etken ABD’nin
bugünkü inovasyon konusundaki küresel liderliğine erişimindeki kilit elementlerden birini
oluşturması. Aynı zamanda BİT endüstrisinde
rol alan kesim, “sistem entegrasyonu” kavramını etkin bir biçimde anlamış ve içselleştirmiştir. Bu içselleştirme ile gelişen yetkinlik BİT
endüstrisi için hızlı bir gelişimi beraberinde
getirmiştir. Sistem entegrasyonu kavramının
önemine bir sonraki yazımızda daha derinden
değineceğiz.
İnovasyonun Kilit Elementleri ve Etkin
Zamanları
BİT dünyası 1990’ların ortalarına kadar gerçek
bir büyüme ve hatırı sayılır bir değer yaratım süreci geçirmiştir. 1990’ların sonlarına doğru ise
BİT endüstrisi gerçek değerlerin yanında bir o
kadarda gerçek gibi görünen boş (false positive)
ürünler yaratmıştır, üstelik maliyetli sonuçlarla.
Bu nedenle, inovasyonun en iyi uygulamalarını
tanımlamak ve geliştirmek istiyorsak, inovasyonun hangi dönemde ve neden daha etkili bir
gelişim izlediğini anlamamız gerekmekte. Ecoland Enstitüsünde, inovasyon süreçlerinin hangi dönemlerde neden başarılı olduğunu ve bu
başarı etkenlerini nasıl uyarlayacağımız üzerine
çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Görmekteyiz ki “.com” patlaması olarak ifade
edebileceğimiz web tabanlı iş kültürünün yaygınlaşmaya başladığı dönemde, gerçek değer
üretimi yerine, kısa dönemli finansal kazançlar
ve pazardan hızlı kaçış stratejileri ön plana çıkmaya başlamıştı.
Buna en güzel örnek finans piyasalarından verilebilir. 18. yüzyıldan bu yana bir riskten korunma aracı olarak kullanılan ve tahmin edilmesi
güç durumlara dair bir tür korunma kaygısıyla
geliştirilen türev ürünler, zamanla içerdiği riskler pay sahiplerine tam olarak ifade edilmeksizin sunulan spekülatif finansal araçlara dönüşmüştür. Bu spekülasyonlar gerçek değerlermiş
gibi algılanmış ve bu tür yalancı pozitifler kısa
zamanda diğer sektörlere de sıçramıştır. Bu
yaklaşım gerçek inovasyonun anlamını yitir-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
even understand what these visionaries were
talking about. It takes time to build real value
and sustainable prosperity. It requires vision,
passion, patience and persistence. These are the
key ingredients to start. But more is needed to
succeed.
Hidden elements of innovation
There are also other hidden elements that are
critical for successful innovation, such as the
culture and respect for knowledge, experiences
and accomplishments. Accepting mistakes, valuing them and learning from them instead of
hiding them are actually important elements of
success. I acknowledge that mistakes are disgraceful or shameful in some cultures. This adds
a deterrent, however, and limits innovation.
Language is also a very important element for
innovation. We need to use richer language to
clearly describe problems and solutions. Effective communication and collaboration are essential for innovation. We have seen very significant advancements in the world, but we struggle
with much of the same vocabulary. Languages
must keep up with the rate of change and must
expand as quickly as technological and societal
advancements to open new horizons. We need
new words to describe the future. Instead we
are using less complete sentences and communicating with more abbreviated text messages.
I take for granted that we all know the importance of teamwork, but perhaps I should not.
It is a must for innovation. Teamwork is not
only critical within an organization. It is also
essential between and among organizations. Environments and cultures such as in Silicon Valley enable external teamwork. We know that in
this era, these are vital to producing more successful innovations and startups based on those
innovations.
Real Value
By real value, I refer to anything that creates
positive impact for human beings and nature.
Real value creates enjoyable, healthy, prosperous human experiences while protecting the
YIRMI BIRINCI
YÜZYILIN
IHTIYAÇ
DUYDUĞU
BIRÇOK
MESLEK
HENÜZ
TANIMLANMAMIŞTIR
meye başladığı noktadır. 90’ların ortalarından
önce, girişimciler uzun vadeli bir vizyon ile fark
yaratmaya dair bir tutku taşımaktaydı. Örneğin,
yaklaşık 30 yıl önce Sun Microsystems kurucusu, “İletişim ağı bilgisayardır,” ifadesini kullandığında bugünün bulut bilişimini kastetmekteydi.
O dönemde, kendilerini vizyoner addeden pek
çokları için bile bu kavram pek bir şey ifade etmemişti. Bu ifade vizyon, tutku, sabır ve kararlılık içermektedir. Tüm bu kavramlar bir yeniliğe
girişmek için gerekli anahtarları oluşturur. Fakat
başarı için daha fazlası gerekli.
İnovasyonun Gizli Elementleri
İnovasyonda başarı için kritik olan, kültür gibi,
bilginin değer olarak kabul edilmesi gibi, deneyim ve becerilere saygı gibi bazı gizli elementler
de mevcuttur. Hatalara dair hoşgörü, hataları
bir değer kabul ederek doğruyu onlardan öğrenmek başarı için en değerli elementlerden biridir.
Hataların yüz kızartıcı ve utanılası bir şey olarak kabul edildiği birçok toplum mevcuttur. Bu
yaklaşım yıldırıcı olduğu kadar inovasyonu da
sınırlayan bir etki yaratmaktadır. Dil, inovasyon
için önemli bir diğer elementi oluşturmaktadır.
Problemleri ve sonuçlarını anlaşılır nitelikte
paylaşabilmek için daha zengin bir dile ihtiyaç
duymaktayız. Etkili iletişim ve işbirliği inovasyon için gereklidir. Dünya genelinde çok büyük
değişmeler olduğu halde dil konusunda pek çok
önemli gelişmeye şahit olmamaktayız, hatta gün
geçtikçe daha da kötü, fazla anlam ifade etmeyen kısaltmalar kullanmaktayız. Dil, teknolojik
ve toplumsal gelişme eksenlerine uygun bir hız
ve oranda gelişimini, değişimini sürdürmelidir.
Geleceği tanımlamak için yeni kelimelere ihtiyacımız var. Her ne kadar bugünkü teknolojide
mesajlaşırken kelimeleri kısaltarak kullanıyor ve
iletişimimizi daha az detaylı cümlelerle kuruyor
olsak da.
Şundan eminim ki hepimiz ekip çalışmasının
önemini biliyoruz. Bu konuyu bildiğimizi düşünerek belki hafife alabiliriz fakat yapmamalıyız.
Çünkü inovasyon için ekip çalışması vazgeçilmezdir. Sadece organizasyon içerisinde değil organizasyonlar arasında da aynı öneme sahiptir.
13
environment. It is very important to make the
distinction between real value and money. Money was intended and should remain the unit to
measure value, not the value itself. Real value is
what we weigh, not the kilogram we use to measure its weight. Real values are always tradable
and will always bring money. In addition, being
environmentally responsible, while creating a
real value, is becoming a business advantage.
If we really understand the true cost of natural
resources and energy by analyzing operational
impacts holistically then we can easily justify
sustainability initiatives for operational efficiency, competitiveness and branding. Doing
“green” projects just for PR purposes, if they
do not provide any real value other than consumer perception, only adds additional cost to
production or operations. Again focusing on a
real value is the key for sustainable prosperity.
Current Challenges
Certain current challenges impacting the future of innovation need to be understood and
addressed urgently:
1. Rate of Change
Systems evolve and improve over time. The natural speed of this evolution allows for systems
to repair their faults. However, in an increasingly fast-paced world, systems are losing their
self-correction capabilities. Therefore, we need
to design new innovation processes that consider rapid changes as well as error detection and
correction.
2.Aging Critical Systems
Most of the fundamental assumptions impacting our systems, such as power grids and education, were first derived more than a century
ago. Within the last decade we have seen many
technological advancements that significantly
changed our life. Yet, we are operating our critical systems based on outdated assumptions.
It is timely to re-evaluate our fundamental assumptions to update them within a 21st century
framework to provide an effective innovation
foundation going forward.
14
Silikon vadisi bulunduğu bölgenin çevre ve kültürünü şekillendirmekte ve organizasyon içi ve
dışsal ekip çalışmasının kolayca uygulanabildiği
bir yer olarak güzel bir örnektir. Biliyoruz ki Silikon Vadisi’nin konumlandığı bölgede inovasyonun başarı ve çeşitliliği çok daha yüksektir.
Gerçek Değer
Gerçek değer kavramı ile insan ve doğa için
pozitif etkiler açığa çıkaran her şeyi ifade etmekteyim. Gerçek değer, keyif alınan, sağlıklı,
müreffeh deneyimleri insanlar için yaratırken
doğayı da göz ardı etmez. Gerçek değer ile parayı karıştırmamak çok önemli. Paranın sadece
gerçek değeri ölçümleyen bir araç olduğu, fakat
gerçek değerin kendisi olmadığı unutulmamalıdır. Gerçek değer ağırlığımızdır, tarttığımızdır
onu ölçen ölçü birimi olan “kilogram” değil.
Gerçek değerler her zaman ticarete konu olabilir ve para kazandırabilir. Ek olarak, çevre bilincine sahip olarak geliştirilen gerçek değerler
birer birer kolayca ve daha etkili ticari avantaja
dönüşebilmektedir.
Doğal kaynakların ve enerjinin gerçek operasyonel etkilerini analiz edersek bütünsel bakışla
bunların gerçek maliyetlerinin sandığımızdan
çok fazla olduğunu görebilir ve sürdürebilirlik
girişimlerini kolayca operasyonel verimlilik,
rekabet ve markalaşma için kurgulayabiliriz.
Gerçek değer açısından tüketici algısı dışında
herhangi bir ölçütünüz olmaz ise, sadece halkla ilişkiler (PR) amaçlı “yeşil” projeleri yapıyor
olmak üretim veya operasyonlara ek maliyetten başka bir şey getirmeyecektir. Sürdürülebilirlik de artık gerçek inovasyonun bir parçası
olmuştur. Refah için anahtar kavram “gerçek
değer”dir.
Güncel Zorluklar
İnovasyon süreçlerinden önce bu sürece kısıtlamalar getirebilecek güncel zorlukları tanımlamamız ve anlamamız gerekir.
1. Değişim Oranı
Sistemler zaman içerisinde evrilmekte ve değişmektedir. Evrimin doğal hızı aynı zamanda
sistemlerin kendini onarmasına imkan yaratır.
Ancak dünyada artan yaşam gelişim hızı, sis-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
3.Missing fields for the century
These exponential changes require new fields
and jobs to update or replace the aging critical
systems. Many of the new professions for the
21st century don’t exist yet. More and more of us
are recognizing the importance of multidisciplinary teamwork, critical thinking, and systems
integration skills required to implement truly
sustainable solutions. However, these new fields
still need development, and acceptance, and
curricula are urgently needed to help the next
generation develop what they will need to innovate for the future.
In this article, we discussed how we arrived at
the present state. We looked at some of the hidden elements such as culture, language, respecting mistakes, and both internal and external teamwork. We identified the need to understand
the historical context for innovation, and layed
out some current challenges that are essential to
understand before we build our new innovation
platform. In the next issue, we will look in greater depth at critical systems for innovation, and
consider what we can do going forward to assure more successful innovation that is focused on
creating value and responding to the needs for
the new historical era in which we are rapidly
advancing.
To be Continued…In the next issue: “Innovation going forward”
temlerin kendini yenileme yetkinliklerini kaybetmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle,
hataların tespit ve düzeltimini içerir inovatif
süreçler geliştirilmesi gerekmektedir.
2.Eskimiş Kritik Sistemler
Sistemlerimizi etkileyen temel varsayımların
çoğu, eğitim gibi, elektrik şebekesi gibi neredeyse bir asır önceki bilgilerimize dayanmaktadır.
Özellikle son dönemde karşı karşıya kaldığımız
teknolojik gelişmeler yaşamımızı ciddi şekilde
değiştirmiştir. Fakat biz hâlâ kritik sistemlerimize dair uygulamalarımızı zamanı geçmiş varsayımlara dayandırmakta ve yürütmekteyiz.
3.Yüzyılın Kayıp Alanları
Eskimiş kritik sistemlerin yaşanan değişimler
göz önüne alınarak yeniden tanımlanması, yeni
alan ve mesleklerin belirlenerek bu alanlarda gelişimin sağlanması gerekmektedir. 21. yüzyılın
ihtiyaç duyduğu birçok meslek henüz tanımlanmamıştır. Disiplinler arası işbirliği, kritik
düşünme becerisi yetkinliği ve sistem entegrasyon becerilerinin, gerçek anlamda sürdürülebilir
sonuçlara erişebilmek için önemi her geçen gün
daha çok kişi tarafından anlaşılmaktadır. Fakat
bu yeni alanların halen geliştirilmesi, kabul görmesi ve eğitim programlarında yer bularak geleceğin inovasyonu için gerekli bilgi düzeyinin
oluşturulmasına ihtiyaç var.
Yazı dizimizin bu ilk çalışmasında mevcut duruma nasıl eriştiğimizi tartıştık. Kültür, dil, hatalara dair hoşgörü ve hem içsel hem de dışsal ekip
çalışmalarının önemine değindik. İnovasyonun
geçmişinin tanımlanması ihtiyacı ve gerekliliği
ile güncel zorluklara dair bazı temel kavramlardan kısaca bahsettik. Ve tüm bunların yeni
bir inovasyon platformunun kurgulanmasından
önce yapılmasının değerli olduğuna değindik.
Gelecek yazımızda inovasyon için kritik sistemlere daha derinden bakacak ve gelişiminin tam
da içerisinde olduğumuz tarihsel süreçte değer
yaratan ve ihtiyaçlarla örtüşen başarılı, yeni bir
inovasyon için nelerin gerektiğini analiz edeceğiz.
15
İNOVASYON...
İnovasyon = Toplumsal Fayda
Süreyya CİLİV*
İnovasyon kavramı, 1994’te ‘Mobil İletişim için
Küresel Sistem’ (GSM) operatörü olarak başladığı serüvenini, bugün ülkesinin ve bölgesinin
lider iletişim ve teknoloji şirketi olma vizyonuyla sürdüren Turkcell için büyük anlam taşıyor.
Temel stratejimiz gerek bireysel gerekse kurumsal hayatta müşterilerimiz için yenilikçi ve
hayatlarına değer katan ürün, servis ve süreçleri
geliştirmek. İlk günden bu yana hedeflerimizi
bu temel strateji doğrultusunda belirledik ve
şirket içerisinde her kademede sürdürdüğümüz
inovasyon yönetimi sayesinde çalışmalarımızı
yenilikçi ürün ve servislerle somutlaştırdık.
BIZ INOVASYONU
“ÜRÜN, HIZMET
VEYA SÜREÇLERLE
ILGILI YENI
BIR FIKRIN
EKONOMIK VE
TOPLUMSAL
FAYDAYA
DÖNÜŞMESI”
OLARAK
TANIMLIYORUZ
İnovasyon toplumsal ve ekonomik fayda
demek
Biz inovasyonu, “ürün, hizmet veya süreçlerle ilgili yeni bir fikrin ekonomik ve toplumsal
faydaya dönüşmesi” olarak tanımlıyoruz. Burada, yeni bir fikrin ortaya atılmasından ziyade
“hayata geçirmek” ve “faydaya dönüştürmek”
en önemli noktalar olarak öne çıkıyor. Hayata
geçmeyen, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşemeyen çok iyi fikirlerle her gün karşılaşabilirsiniz, ancak fark ve toplumsal fayda alın teriyle, takım oyunuyla ve uzun vadeli yatırımlarla
yaratılıyor.
Bu noktada “Turkcell Teknoloji” iyi niyetli bir
çabanın ve vizyoner bir yatırımın güzel bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. AR-GE ve inovasyon merkezimiz Turkcell Teknoloji’yi, 2007
yılında 44 mühendisimizle kurduk. Bugün yaklaşık 450 mühendisimizle birlikte en önemli
hedeflerimizden biri, Türkiye’deki insan kaynağıyla telekom sektöründe dünya çapında ürün*TURKCELL Genel Müdürü
16
ler ve servisler geliştirmek. Turkcell Teknoloji
rekabette fark yaratacak, teknolojik liderlik
konumumuzu pekiştirecek ürünler ve servisler
üzerinde çalışıyor. Lokasyon tabanlı uygulamalar, Yakın Alan İletişimi (NFC-Near Field
Communication), mobil ödeme, M2M, saha
otomasyonu, mobil eğitim ve sağlık gibi çok çeşitli alanlarda yeni fikirleri en ileri teknolojilerle
birleştirerek müşterilerimize sunuyoruz.
Türkiye’nin AR-GE üssü Turkcell Teknoloji
Turkcell Teknoloji, Türkiye’nin lider AR-GE
ve inovasyon merkezlerinden biri olarak başarısını, iyi tanımlanmış ve iyi yönetilen yenilikçi
yaratıcılık süreçlerine borçlu. Her bir çalışanın
inovasyon sürecine dahil olmasına büyük önem
verilerek, şirket içinde fikir üretme ve olgunlaştırma süreçlerinde yararlanmak üzere on-line
bir platform kurdu ve “Think” ismiyle kullanıma açtı. Fikirler ve bu fikirlere ilişkin diğer
çalışanların görüşlerinin girilebildiği, puan verilebildiği, birlikte çalışma teklifinin götürülebildiği bu platform, inovasyonun olmazsa olmazı
olan ağ kurma ve işbirliği potansiyelleri yakalama hedefi için çok başarılı bir ortam yaratıyor.
Bu ortamda olgunlaşan fikirlerin, her ay yapılan
Proje Pazarları’nda projelendirilerek sunulması
ve değerlendirme sonucu uygun bulunan projelerin hayata geçirilmesi ile inovasyon süreci,
yani fikirden ekonomik değere uzanan zincir
tamamlanıyor.
Hedef ileri teknolojileri üretmek ve ihraç
etmek
Telekomünikasyon sektörü, tüm sektörlere dokunarak fayda ve verimlilik sunma misyonuyla
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
inovasyonun lokomotifi işlevi görüyor. Sunduğumuz yeni ürünler ve servislerle Türkiye’nin
“teknolojideki trendleri belirleyen firması”
olma sorumluluğunu taşıyoruz. Dolayısıyla
“yeni ürünler ve servisler” ortaya koyma konusunda sürekli yükselen bir grafik izlemeyi kendimize hedef belirledik. Bizim için bu grafik
nicelik açısından olduğu kadar nitelik açısından
da değerli. Yani müşteriye sunduğumuz faydayı
ve farkı azami düzeylere çıkarma konusunda yoğun uğraş veriyoruz.
Örneğin, dünyanın en gelişmiş mobil ödeme
çözümü olan Turkcell Cüzdan ile dünyada ve
Türkiye’de pek çok ilke imza attık, müşterilerimize sadece telefon numarasıyla internetten kolay ve güvenilir ödeme imkanı sunduk.
Türkiye’ye ilk defa kısa mesaj (SMS) yönlendirme, kısa mesaj (SMS) engelleme gibi teknolojileri getirdik. Tek bir kısa mesaj (SMS) ile cepten
maça girebilmeyi sağlayan Akıllı Bilet teknolojisini 20 Yaş Altı Dünya Kupası’nda futbolseverlere sunarak FIFA tarihine geçtik.
Bu çalışmalarımızın karşılığında ise 2012’de
GSM sektörünün en prestijli ödüllerinden biri
olan Global Mobil Ödülleri’nde TıklaKonuş servisimizle ödüle layık bulunduk. 2014’te bu sefer
“Hayal Ortağım” projesiyle aynı ödüle layık görüldük. İnovasyonu toplumsal ve ekonomik faydaya dönüşen yenilik olarak tanımlamıştık; bu
projeyle görme engelli vatandaşlarımız da, mobil internetle bilgiye her yerden ulaşma fırsatından kolayca faydalanma şansına eriştiler. Bu
ödüllerle, Türkiye’de teknolojik inovasyonun
öncülüğünü üstlendiğimiz gibi dünya çapında
da ilklere ve en iyilere imza atacak nitelikte olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış olduk.
Bildiğiniz gibi bu yıl kendi markamızla ilk yerli
üretim akıllı telefonumuz Turkcell T40’ı müşterilerimize sunduk. Kullanım alışkanlıklarımıza
uygun, özel olarak tasarlanan ara yüz ve ön yüklü Turkcell uygulamaları da Turkcell’in AR-GE
üssü Turkcell Teknoloji’nin yerli kaynaklarıyla
geliştirildi. Turkcell T40 için patent başvurumuzu da yaptık.
İnovatif yaklaşımını her alanda sergileyen Turkcell, 2013 sonu itibariyle 238’si ulusal, 49’u uluslararası olmak üzere toplam patent başvuru
sayısını 287’ye çıkardı. Şirketin tescilli patent
sayısı ise 43 oldu.
17
ÖNÜMÜZDE,
MOBIL
TEKNOLOJILERLE
DÖNÜŞEN
YENI BIR DÜNYA
VAR VE BU
DÜNYADA ÖNCÜ
VE AKTIF BIR ROL
OYNAMAK IÇIN
GEREKEN
HER ŞEYE SAHIBIZ
Türkiye teknoloji üreten ülke olmalı
Turkcell olarak Türkiye’nin artık teknolojiyi ithal eden değil üreten ülke haline gelmesi için
çok çalışıyor ve bu yoğun çabamızın sonuç verdiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve Insead
Üniversitesi’nin her yıl yaptığı araştırmaya göre
son üç yıldır mobil kapsamada dünya birincisi
ülke konumunda. Yatırımlarımızla kendi sektörümüzde ülkemizi zirveye taşımanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.
Bugün Türkiye teknoloji ve telekom altyapısıyla, dünyanın ilerisinde. İnsanımız, mobil internetle bilgiye her yerden ve her zaman kolayca
erişme şansına sahip. Bunun, ciddi bir fırsat
eşitliği olduğunu düşünüyorum ve önümüzdeki
dönemde ülkemizi daha da ileri götürebilmemiz
için büyük bir avantaj olduğuna inanıyorum.
Kurumlarımız, şirketlerimiz ve insanlarımız bilgiyi kullanarak, bilgiyle inovasyonu gerçekleştirerek hem kendilerini, hem de ülkemizi hak
ettiği konuma taşıyacaklar. Umudumuz ve beklentimiz, bu bakış açısının gerek sektörümüzde
gerekse tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarında
yaygınlaşması. Önümüzde, mobil teknolojilerle
dönüşen yeni bir dünya var ve bu dünyada öncü
ve aktif bir rol oynamak için gereken her şeye
sahibiz.
18
İNOVASYON...
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Türkiye İnovasyonu
Destekliyor (mu?)
Uğur YÜCE*
Funda BARBOROS**
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri “bilgi dağarcığını artırmak amacıyla sistematik olarak
sürdürülen yaratıcı çalışma ve bu bilginin yeni
uygulamalar yaratmak için kullanılması” olarak
tanımlanmaktadır. İnovasyon kavramı ise, “yeni
veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya
da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama
yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanması” dır. Yani,
araştırma-geliştirme ve inovasyon faaliyetleri
birbiriyle oldukça ilişkilidir ve her iki kavramın
da temelinde yeni bir ürün ya da yeni bir süreç
ve organizasyon yapılanması bulunmaktadır.
Yenilik, insanın refah artışı için bir araç; teknoloji ve teknolojik gelişmeler bunun önemli
bir bileşenidir. Özellikle üst ve orta gelirli ekonomilerde yeniliğin büyümede hayati bir önem
taşıdığı kanıtlanmış durumdadır.
en önemli farklılık; beşeri sermayenin kalitesi
başta olmak üzere sermaye yapısı ve teknoloji
alt yapısı gibi faktörlerden kaynaklanmaktadır.
Ancak yine de tüm bu değişkenler arasında doğrudan korelasyonu sağlayan insan faktörüdür.
Bu nedenle her düzeyde insan sermayesinin entelektüel olarak beslenmesi ve toplumun tüm
kesimlerinde geliştirilmesi giderek daha çok
önem kazanmaktadır.
Yetenekli insan sermayesi oluşturmanın başlıca iki yolu bulunmaktadır. İlk olarak, her ülke
teknolojiye dayalı bilgi alt yapısını (okullar,
akademik kurumlar, AR-GE kuruluşları, vb.)
oluşturur. İkinci olarak, dünyanın diğer bölgelerinden yetenekli insan sermayesi çeker. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri bunu başarıyla
yapmış ve ülkesinde dünyanın en iyi inovasyon
ekosistemini (üniversiteleri, girişimcileri, hukuku, vb.) inşa etmiştir.
Yani bütün yeniliklerin merkezinde, onun ruhu
ve amacı olarak tanımlanan, insan faktörü yatmaktadır. Mesaj çok açık: İnovasyon oluşturmak için bizim insanları eğitmemiz ve onların
hayallerini kovalamaları için de yeterli kaynak
ve teşvikleri sağlamamız gerekir. Bunu yenilikler takip eder zaten.
Bilim ve teknoloji tarihi, tüm toplumsal ilerlemelerin yeni düşüncelerle gelişebildiğini göstermektedir. Yeniliklerin ortaya çıkmasında en
etkili faktör, doğal olarak insan çabasıdır. Bu
Herhangi bir yenilik sürecinin arkasındaki teçabanın başarılı sonuç verebilmesi için ise; bemel itici güç insan faktörüdür. Bazı ülkelerin
ceri, deneyim ve yeteneklerin bir araya gelmesi
inovasyon yeteneğinin zaman içinde değişip ge(getirilmesi!) gerekir. Yani, yetenek de, sermaye
liştiği, bazılarının ise kapasitelerini arttıramave teknoloji gibi yenilik için önemli bir başarı
dığı gözlenmektedir. Burada ülkeler arasındaki
faktörüdür.
* Avrupa Teknoloji Geliştirme Birliği”, TAFTİE Eski Yönetim Kurulu Başkanı
** Prof.Dr., İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, İktisat Tarihi Ana Bilim Dalı
19
Büyümenin tüm aşamalarında, farklı türleri ve
derecelerine göre yeniliğin oynadığı rol de farklılaşmaktadır. Düşük ve orta gelirli ülkelerin
yüksek gelirli ülkelere yetişmeleri için, teknoloji kapasitelerini genişletmeleri ve teknolojiye
erişimlerini arttırmaları gereklidir. Bu süreç
genellikle taklit yoluyla gerçekleştirilmektedir.
Sürecin teknoloji üretmeye çevrilebilmesi için,
bağımsız araştırma ve deneysel geliştirme (ARGE) ile yeniliklerin arttırılması hedeflenmelidir.
YENILIK,
INSANIN
REFAH ARTIŞI
IÇIN BIR ARAÇ;
TEKNOLOJI
VE
TEKNOLOJIK
GELIŞMELER
BUNUN
ÖNEMLI BIR
BILEŞENIDIR
İnovasyonun merkezine insan faktörünün yerleştirilmesinin anlamı, yeniliğin temel unsuru
olarak eğitimin, hem temel hem de mesleki eğitime erişim anahtarı olarak “yetenek geliştirmeye” odaklanması demektir. Günümüzde, beşeri
sermaye alt yapısının yeniden inşası alanında
daha fazla yatırım yapan ülkeler, hem küresel
rekabette hem de küresel inovasyonda, öncü
ülkeler haline gelmektedirler.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinde son yıllarda
ortaya çıkan gelişmeler; geleneksel eğitim kurumlarını daha ulaşılabilir, uygun fiyatlı ve küresel ölçekte etkili yapılara dönüştürmüştür. Bu,
eğitimi de aynı yenilik süreçleri gibi küresel bir
nitelikte ele almayı zorunlu hale getirmektedir.
Küresel inovasyon için, küresel yetenek gereklidir!..
Türkiye’de İnovasyon: Çeşitli Göstergeler
Tüm dünyanın gündeminde olan inovasyon, artık ülkelerin gelişmişliklerinin göstergesi olarak
kabul ediliyor. Son yıllarda AR-GE çalışmalarına yoğunlaşan ülkelerin inovasyon karnelerindeki gözle görülür artışın aksine, aralarında
Türkiye’nin de yer aldığı gelişmekte olan ülkelerde durum pek de parlak değil.
The Global Innovation Index (GII) , “Küresel
İnovasyon Endeksi-2014” sonuçlarına bakıldığında; inovasyonda 143 ülke içinde ilk 10’da
yer alan ülkeler: İsviçre, Birleşik Krallık (UK),
İsveç, Finlandiya, Hollanda, Amerika Birleşik
Devletleri, Singapur, Danimarka, Lüksemburg,
ve Hong Kong (Çin). Bu ekonomilerin dokuzu
2013 yılı indeksinde de yer almaktaydı. İrlanda,
2013 yılında 10. iken bu yıl 11. oldu ve Lüksemburg 10. sıraya yükseldi. Bu sıralamada Türkiye,
143 ülke arasında en inovatif 54. ülke oldu.
GII- 2014’e göre, en inovatif ülke olan
İsviçre’nin indeks değeri 64,7 (100 üzerinden)
iken bu değer Türkiye’de 38,2, listenin sonunda
yer alan Sudan’da ise 12,6’dır. Listede yer alan ilk
25 ülkenin yüksek gelir grubunda yer alan ülkeler olduğu görülmektedir. Türkiye ise, üst-orta
gelir grubunda tanımlanmıştır.
Endeksin birinci sırasında yer alan İsviçre’nin
anahtar teknolojileri; enerji, çevre, ICT, nano-teknoloji sektörlerinde yoğunlaşmaktadır.
Aşağıda bazı temel verilerde İsviçre ve Türkiye
arasındaki farklar görülmektedir.
TÜİK rakamlarına göre Türkiye; son 10 yıldır
düzenli bir şekilde GSYH içerisindeki ARGE harcamalarını artırmasına rağmen 2013’te
Türkiye’nin AR-GE harcamaları 11,1 milyar dolar, AR-GE harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 0,92, kişi başına AR-GE harcaması ise 166
dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’de AR-GE
ve inovasyon artışının gözlemlendiği alanlar ise
özel sektör ve yükseköğrenim alanında yoğunlaşmaktadır.
Bu rakamlar oldukça düşüktür ve göstergeler
teknolojik altyapımızın da düşük olduğunu göstermektedir. Bunun anlamı ise, yüksek teknolojili ürünleri ithal etmek zorunda kalmamız,
yani ihracatımızın düşük teknolojili ürünleri
Göstergeler
Nüfus (milyon kişi)
GSYİH (Milyar dolar)
Kişi Başına GSYİH (dolar)
Gayri Safi Yurtiçi AR-GE Harcaması / GSYH oranı (%)
AR-GE Yoğunluğu (AB ort.2 ve ABD ort.2,75) %
Bilim ve Teknolojide Mükemmellik (AB ort.47,8 ve ABD ort.56,6) %
Yeniliklerin Ekonomik Yansıması İndeksi(AB ort. 0.612)
Ekonominin Bilgi Yoğunluğu (AB ort.48,7 ve ABD ort.56,2) %
İsviçre
8
650,8
46.430
2,9
2,87
97,59
0,837
70,0
Türkiye
74
827,2
15.352
0,9
0,84
13,79
0,315
18,6
Kaynak: European Commission, DG Research and Innovation, Economic Analysis Unit (2012)
20
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
kapsaması nedeniyle de dış açık vermemizdir.
O halde AR-GE ve inovasyon faaliyetleri sadece teknoloji alt yapısı sorununu değil ülkemizin
temel makroekonomik sorunlarının çözümünde de önemli bir rol oynamaktadır.
Dünya Ekonomik Forumu, Küresel Rekabetçilik Endeksi’ni hazırlarken ülkeleri “kişi başına düşen milli gelir seviyesi” göstergesine
göre gruplara ayırmakta ve ağırlıklandırmaktadır. Bu endeksin 2013 yılı hesaplamalarında,
Türkiye’nin sıralaması 148 ülke içerisinde 44.
ülke konumundadır.
Türkiye söz konusu gruplandırma sisteminde, “Verimlilikten İnovasyona Geçiş” seviyesindeki ülkeler grubunda bulunmaktadır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu “Verimlilikten
İnovasyona Geçiş” sınıfında bulunan ülkelerde
“Pazar Büyüklüğü”nde dikkat çekici bir yükseklik göze çarpmaktadır. “Emek Piyasalarının
Etkinliği”nde ise Türkiye; içinde bulunduğu
grubun ülke ortalamasına göre oldukça geridedir.
“Küresel Üretim Rekabet Gücü” endeksi 2013
raporunda, Çin, Almanya, ABD, Güney Kore,
Kanada, Japonya, Hindistan, Tayvan, Brezilya
ve Singapur; inovasyonda “liderlik yapan” ülkeler olarak tanımlanırken, Türkiye, 20. sırada yer
alarak “öğrenen” ülkeler kategorisine yerleştirilmiştir.
Tüm bu veriler göstermektedir ki, Türkiye’nin
AR-GE ve yenilik konusunda yapması gereken
en önemli atılım; beşeri sermayesinin bilgi ve
beceri kapasitesini arttırmaya yönelik yenilikçi
yapılar kurmak, beslemek ve sürekli/yaygın eğitim yoluyla yaratıcı yetenek gelişiminin önünü
açmak olmalıdır. Bu noktada yenilik ve AR-GE
desteklerinin de yeni bir algılayışla yeniden organizasyonu adeta bir zorunluluk haline gelmiştir.
Türkiye’de yenilik yaratma ve AR-GE faaliyetlerine yönelik teşvikler, projenin hayata geçirilmesi aşamasını (en iyi ihtimalle fikrin projelendirilmesi aşamasını) kapsamaktadır. Ancak bu
aşama kadar hatta daha önemli olan aşama “fikrin ortaya çıkması aşaması”, “yeteneğin belirginleşmesi” hatta “yetenek potansiyelinin oluşturulması” aşamalarıdır ki, bu konuda teşvik,
ülkemizde neredeyse yok denecek seviyededir.
Bireysel başarıların desteklenmesi konusunda
bazı kurum ve kişilerin çabalarının hakkını teslim etmekle beraber, bu çabaların anlamlı sonuçlara ulaşabilmesinin; ancak kurumsal, idari,
hukuki ve iktisadi alt yapının buna göre örgütlenmesi ile mümkün olacağı aşikârdır.
YENILIKLERIN
ORTAYA
ÇIKMASINDA
EN ETKILI
FAKTÖR,
DOĞAL
OLARAK
INSAN
ÇABASIDIR
Türkiye’de AR-GE Teşvikleri:
Ülkemizde AR-GE harcamalarına yönelik verilen teşvikler; projenin üretilip hayata geçirilmesi ve faaliyetlerden doğan kazancın vergilendirilmesi aşamasında çeşitli durumlarda
uygulanan çeşitli oranlardaki vergi indirimleri
şeklinde uygulanmaktadır. Bu teşvikleri çok genel olarak şöyle sıralayabiliriz:
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Kapsamında AR-GE İndirimi:
Genel olarak, AR-GE indiriminin uygulanmaya
başlanacağı döneme ait geçici vergi beyannamesinin verileceği tarihe kadar yapılan başvurular
için uygulanmaktadır. Bu süre içinde başvurusu
yapılmayan projeler için, çalışmalara başlanıp
harcama yapılması ve projenin herhangi bir
aşamasında başvuruda bulunulması ve uygun
bulunması durumunda, başvuru tarihinin içinde bulunduğu geçici vergilendirme döneminin
başlangıcından itibaren yapılan AR-GE harcamaları AR-GE indiriminden yararlanabiliyor.
İndirimin gerçekleşmesi için, bir dizi bürokratik inceleme yapılıyor ve rapor alınıyor.
5746 Sayılı Kanun Kapsamında Sağlanan Destek ve Teşvikler
Teknoloji merkezi işletmelerinde; AR-GE merkezlerinde; kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi
anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından ARGE projelerini desteklemek amacıyla fon veya
kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslara21
BU NOKTADA
YENILIK VE AR-GE
DESTEKLERININ
DE YENI BIR
ALGILAYIŞLA
YENIDEN
ORGANIZASYONU
ADETA BIR
ZORUNLULUK
HALINE
GELMIŞTIR
rası fonlarca desteklenen AR-GE ve yenilik projelerinde; rekabet öncesi işbirliği projelerinde;
tekno-girişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen projelerde;
-Kurumlar vergisi istisnası: Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin münhasıran bu bölgelerdeki yazılım ve
AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar
31.12.2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.
- AR-GE ve yenilik harcamalarının tamamı
(%100’ü) 31.12.2023 tarihine kadar kurum kazancının tespitinde indirime tabidir.
-Gelir vergisi istisnası: Bu bölgelerde faaliyet
gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve ARGE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları
31.12.2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur. (Kanun’da muafiyet kapsamındaki destek personeli sayısının
AR-GE personeli sayısının yüzde onunu aşmaması gerektiği belirtilmiştir.)
- Bu projelerde çalışan AR-GE ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri
ücretlerinin doktoralı olanlar için yüzde doksanı (%90), diğerleri için yüzde sekseni(%80)
gelir vergisinden müstesnadır (Kamu personeli
hariç).
- Bu işletmelerde çalışan AR-GE ve destek personeli ile ücreti gelir vergisinden istisna olan
personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta
primi işveren hissesinin yarısı, her bir çalışan
için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine
konulacak ödenekten karşılanır.
-Sigorta primi desteği: Teknokent bünyesinde
faaliyet gösteren şirketlerin, sadece ücreti gelir vergisinden istisna olan AR-GE ve yazılım
personelinin ücretlerine ilişkin sigorta priminin
işverene ait hissesinin yarısı 5 yıl süreyle Hazine
tarafından karşılanmaktadır.
- 746 sayılı kanun kapsamındaki her türlü ARGE ve yenilik faaliyetleri ile ilgili olarak düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisnadır.
-KDV istisnası: Teknoloji geliştirme bölgesinde
faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının
gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde
ürettikleri ve “sistem yönetimi, veri yönetimi,
iş uygulamaları, internet-mobil-askeri komuta
kontrol uygulama yazılımı” şeklindeki teslim ve
hizmetleri katma değer vergisinden müstesnadır.
4691 Sayılı Kanun Kapsamında Sağlanan Destek ve Teşvikler
Şirketlerin 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme
Bölgeleri Kanunu’nda belirtilen Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde konumlanması (yeni bir
şirket kurmak/ mevcut şirketlere bağlı bir şube
açmak suretiyle) şartıyla;
5520 sayılı Kurumlar
Vergisi Kanunu
(Md 10/1-a)
5746 sayılı AR-GE
Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun
4691 sayılı Teknoloji
Geliştirme Bölgeleri
Kanunu
%100 AR-GE indirimi
%100 AR-GE indirimi
Kurumlar vergisi istisnası
Gelir vergisi stopajı teşviki
(%80-90)
Gelir vergisi istisnası
(%100)
Sigorta primi işveren hissesi desteği (%50)
22
Damga vergisi istisnası
Damga vergisi istisnası
(Bordrolar)
-
KDV istisnası
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Nakit Destek Programları
Türkiye’de AR-GE ve yenilik projelerine nakit
destek sağlayan kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan vakıf ve dernekler ve uluslararası
fonlar şunlardır:
-Ulusal Programlar:
• TÜBİTAK-TEYDEB Destek Programları
• TTGV (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı)
AR-GE Proje Destekleri
• San-Tez Destek Programı
• KOSGEB Destek Programları
Uluslararası Programlar:
• Avrupa Birliği (AB HORİZON 2020 Programı)
• Eureka ve Eurostars
Türkiye’de son 10 yılda GSYİH içinde AR-GE
ve inovasyona ayrılan pay binde 1’ler seviyesinde artış göstermekle beraber bu artışın küresel
bir başarıya ulaşmada çok uzak bir noktayı gösterdiği de dikkate alınmalıdır.
2013 yılında AR-GE yatırım teşviklerinden 1810
işyeri yararlanmış. Bu teşvik kapsamında yaklaşık 90 Milyon TL bu şirketlere aktarılmıştır.
2013 yılında Türkiye’de faal durumdaki şirket
sayısının 1 milyon 500 bin olduğu göz önüne
alındığında, her bin şirketten sadece 1,2’sinin
teşviklerden yararlandığı düşünülebilir.
Türkiye’de AR-GE ve inovasyona yönelik teşviklere olan ilginin bu denli az olmasının nedenleri incelenmelidir. Konunun uzmanları; teşvikleri veren kurumların dağınıklığı (Bilim, Sanayi
ve Teknoloji Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve
hatta Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yukarıda
belirtilen kanunlar kapsamında Maliye Bakanlığı ve Hazine, ayrıca TÜBİTAK-TEYDEB,
TTGV, San-Tez, KOSGEB, AB HORİZON
2020 Programları, vb.), her kurumun kapsam,
belge talep ve şartlarının olması gibi sorunlara
değinerek, bu karmaşaya bir son verilmesini istemektedirler.
Ancak, burada ifade edilen sorunlar ve yukarıda ele alınan teşvik kapsamı incelendiğinde
Türkiye’de inovasyon alanında teşvik sürecinin
kendisinden ziyade teşvikten yararlanmak isteyenlerin kapasitesinin geliştirilmesi ve süreklili23
ğin sağlanmasına yönelik önlemlerin gündeme
alınmadığı görülmektedir.
Türkiye’nin inovasyon kapasitesini geliştirecek
eylemler oldukça kapsamlı ve kompleks bir yapıdadır. Uzun yıllar sürecek bir çalışma gerektirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı
olan 2023 senesini hedefleyen birçok amaç için
değişik kurumlar tarafından eylem planları yapılmıştır. Türkiye 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat ve dünyanın en büyük 10 ekonomisi
içinde olmayı hedeflemektedir.
Türkiye’nin bu ekonomik hedeflere ulaşabilmesi için AR-GE ve inovasyon hedeflerinin de bu
kalkınma ve büyüme hedefleriyle uyumlandırılması gereklidir. Türkiye’de inovasyonla ilgili
sorun sadece teknik bir düzeyi ya da kurumsal
alt yapıyı kapsamamaktadır. Esas sorun, inovasyon ve AR-GE kapasitesini yükseltecek beşeri sermayenin güçlendirilmesine yönelik çok
katmanlı, çok boyutlu planlama ve teşviklerin
oluşturulmasıdır.
Anaokulundan başlayarak, zorunlu tüm eğitim süreçlerinde yaratıcı ve yenilikçi bireyler
yetiştirilmesine yönelik reformların yapılması;
öğrenmenin hayat boyu ve zevkle yapılan bir
uğraş haline getirilmesi; merak duygusunun
öğrenmeyi motive eden temel bir itki haline
dönüştürülmesi; alternatif eğitim kurumlarının
faaliyetlerini örgütlemeleri için gerekli ortamın
yaratılması yani inovasyon ve AR-GE faaliyetlerini yapmaya niyetli ve hevesli bireylerin yaratılmasının teşvikine yönelik yeni
arayışlar ve yapılanmaların nasıl oluşturulabileceğine yönelik konuların tartışmaya açılması gereklidir.
Teknolojinin ve insanlığın geleceğinin kaynağının bilim ve sanat olduğu, bunun da ancak eğitimle sağlanacağı unutulmamalıdır. Temel bilimlerin, sanatın, bilimsel düşüncenin, özgürlüğün
ve demokrasinin sağlandığı, kişi başına eğitim
harcamasının yüksek olduğu ülkelerde özgün ve
yenilikçi fikirlerin daha rahat geliştirildiği bilinmektedir. O halde Türkiye de, bilime, sanata ve
eğitime yatırım yaparak özgür, yaratıcı, zamanı24
nı ve emeğini hayallerini gerçekleştirmeye adamaya hevesli gençlerin yetiştirilmesine yönelik
teşvikleri uygulamaya başlamalıdır.
Yararlanılan Kaynaklar
Cornell University, INSEAD, and WIPO(2014):
The Global Innovation Index 2014: The Human FactorIninnovation, Fontainebleau, Ithaca, and Geneva.
Elçi, Ş. (2013). Erawatch Country Reports 2011:
Turkey, European Commission, JRC Scientific
and Policy Reports
http://www.pwc.com.tr/tr/ar-ge/turkiyede-argetesvikleri.jhtml (erişim tarihi:22.9.2014)
http://ec.europa.eu/research/innovation-union/
pdf/state-of-the-union/2012/innovation_union
_ progress_at_country_level_2013.pdf
http://ref.sabanciuniv.edu/sites/ref.sabanciuniv.
edu/files/tkrd_2013-14-print.pdf
GİRİŞİMCİLİK...
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Bir Girişimcilik Hikayesi
Osman KORKUT*
Osman KORKUT 2001 yılında öğrenci olarak başladığı eğitim sürecinde girişimci yapısını da sergilediği pek çok
teknolojik ve sosyal sorumluluk projelerinde yer almıştır. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
bünyesinde kurmuş olduğu şirketi ile AR-GE faaliyetlerini sürdürmektedir. Mütevazi kişiliği ile bir girişimcilik
örneği olarak genç girişimci adaylara örnek olmasını diliyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda okulumuzun düzenlediği
“Girişimcilik Çalıştayı”na, girişimci sıfatıyla davet edildim. Girişimci yetiştirebilmek üzerine
kafa yorulan ve eğitim sonuçlarının ortaya konulduğu güzel bir organizasyon oldu. Sunumlarda ve sohbetlerimizde dikkatimi çeken bir
konu, girişimci tanımının ve girişimcilik düşüncesinin girişimci adayındaki başlangıç zamanının oldukça değişken olduğuydu. Bu konuda
haklıydılar, girişimciyi bir kaba koyup şekillendirmek bence de yanlış olurdu.
Böyle
düşünürken
benden
girişimcilik
hikâyemin anlatılması istenildiğinde, bu dürtünün en yoğun olduğu üniversite yıllarımdan başlamak uygun olur. Hayattan bu ufak kesit, belki
bu işe yeni gönül vermiş arkadaşların zihnindeki
ulaşılamaz görüntüsünü biraz daha yakınlaştırır.
2001 DEU Makine Mühendisliğinde Öğrenim Başlangıcı: O yıllardaki ÖSS sonrası
yeni öğrenim düzenine alışma dönemim. Zannedersem bu işin en maliyetli ilk yatırımı
bu dönemlerde yapılıyor. Yüksek efora karşı hiç gelir elde edemediğiniz sıfır dönemleri.
2003 BATÜL Laboratuvarında Burslu Öğrenci Olarak Çalışmaya Başlangıcı: Birinci sınıfın sonunda yaptığım bir sunum sebebi ile BATÜL laboratuvarında burslu olarak çalışmaya başladığım dönem. Hayatımda aldığım ilk iş teklifi sayılabilir. Benim için
önemi okulun öğretim mekanizmasının işleyişini daha iyi tanıma fırsatı bulmam oldu.
Bu dönemde çoğu okul bölümlerini daha iyi tanıdım, asistanlar ve hocalarla yakından
tanışma fırsatım oldu.
2004 Löher Asansörlerinde Çalışma Başlangıcı: Üçüncü sınıf bizim için tehlikeli bir yıl
olmasına rağmen bir firmada çalışmaya başlamıştım. Kalite yönetim kısmında bir sene
çalıştım. Üst düzey şirket yöneticilerini yakından tanıma fırsatı bulduğum ve sonraki
hayatım için bir şekilde insanları tanıma alt yapısını kazandığım dönem.
2005 Solaris Projesine Giriş: Takıma ikinci yarış yılında katıldım. Bir dönem takım koordinatörlüğü yapıp proje yönetmenin çilesini deneyimlemiş oldum. Daha sonraki dönemlerde takımın elektronik ihtiyaçları için elektronik kart tasarımı ve gömülü yazılımcılık
üzerine çalışmaya başladım. Bir yandan takımın ihtiyacı olan devreleri yaparken diğer
yandan otomasyon konusundaki yeteneklerimi geliştirme fırsatı bulduğum bir dönemdi.
2008 Temmuz Lisans Mezuniyeti: Mezuniyetimin yedi sene sürmesi ailemi ve beni ruhen
sıkıntıya soksa da bana kattığı eğitim bundan sonraki hayatımı şekillendirmemi kolay*İş Geliştirme Müdürü, İdeal Teknoloji Bilişim Çözümleri A.Ş.
25
HAYATTAN
BU UFAK
KESIT,
BELKI BU IŞE
YENI GÖNÜL
VERMIŞ
ARKADAŞLARIN
ZIHNINDEKI
ULAŞILAMAZ
GÖRÜNTÜSÜNÜ BIRAZ
DAHA
YAKINLAŞTIRIR
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2013
2014
laştırdı. Bir senesi çalışma hayatı, bir senesi de takım koordinatörlüğü için verilmiş bir
eğitim sürecim oldu diyebilirim. Ama karşılığını fazlasıyla aldığımı düşünüyorum.
Eylül DEÜ Mekatronik Yüksek Lisans Başlangıcı: Mezuniyet sonrası ilgilendiğim dalda okuluma devam ettim. Yüksek lisans çok yoğun bir eğitim dönemi değildi. Bu
boşluk, şirket fikrini körüklemek için merdiven altı işler peşinde koşturduğum, başlangıç sermayesi aradığım, bir dönem oldu.
Ekim Destek Otomasyon Resmi Kuruluş: “Yol Çizgi Kamyonu Operatör Paneli”
projesi ile elle tutulur bir sermaye bulmamızla birlikte Destek Otomasyon Firmasını
ortaklarımla birlikte kurduk. Başlangıç olarak evimin boş katını kullanarak sıfır nakit
sermayesi ile bu işe başlamış olduk. İki ay içerisinde ilk proje teslimimizi yaptığımızda
bu işin yürüyebileceği hissini tatmış olduk.
Aralık Askerlik Başlangıcı: Bizim için uzun ve fedakârlık gerektiren ilk dokuz ay
şirketimizin ve bizim maddi olarak zorlandığı bir dönemden sonra, birimiz işi bırakıp
askere gitme kararı almıştı. O tarihten itibaren ortakların askerlik ihtiyacından dolayı
işlerin askıya alınmasına karar verdik. Aralık ayına kadar işlerimizi kademeli olarak yavaşlatıp ticari faaliyetimize ara verdik.
Haziran Destek Otomasyon Resmi Olarak Tekrar Başlangıcı: Askerlik dönüşünde biriken siparişler bizi bekliyordu. Hızlı bir şekilde tekrar ticari faaliyete geçip,
düzenimizi oturtmak için oldukça yoğun çalışmak zorunda kaldık.
Şubat KOSGEB AR-GE İnovasyon Projesi Başlangıcı: KOSGEB’e sunduğumuz
“Soğutma Kabin Kapıları İçin Doğrusal Fırçasız Doğru Akım Motoru Tasarımı” projemizle destek almaya hak kazanmıştık. Bu tarihten itibaren işletmemiz “home office”
tarzından çıkıp Tınaztepe Kampüsü KOSGEB-TEKMER İşliklerinde düzenli gidip geldiğimiz bir iş yeri formuna bürünmeye başladı.
Temmuz Yüksek Lisans Mezuniyeti: Yüksek lisansı beş sene sonunda tamamlayıp
ünvanımı alabildim. KOSGEB projemizle birlikte, birçok firmanın da üretim projelerinde elektronik kart geliştirme ve ürün sağlama konusunda kendimizi geliştirdiğimiz bir
dönemdi. Böylelikle firmamız ilk defa düzenli mali bir tablo ile karşılaşmıştı.
Kasım KOSGEB Proje Mezuniyeti: Proje mezuniyetimizi başarılı bir şekilde yaptıktan sonra KOSGEB bünyesinden ayrılacağımız için yeni bir sayfaya geçeceğimizi biliyorduk. Kendi başımıza ayakta kalmamız gereken bir dönemdeydik. Şans eseri DEÜ
Teknokent inşaatı bu döneme rastladığından, DEPARK ALFA Binasında yerimizi alabilmek için gerekli başvuruları yaptık.
Mart DEPARK Binasında Faaliyete Geçiş: Ticari faaliyetlerimizi şuan Teknoloji
Geliştirme Bölgesinde aktif bir şekilde devam ettirmekteyiz. Bulunduğumuz çalışma
ortamı büyük şirketlerle bizim gibi girişimleri bir araya getiren bir oluşum. Bu da bizim
için ticari kimliğimizi ister istemez bir üst seviyeye taşımak demek oluyor.
Girişimcilik hikâyemi sizinle paylaşırken geçmişe şöyle bir geri dönüp bakma fırsatım oldu.
Şans ve fırsatların önemli olduğu doğru, ama örneklerdeki gibi olmasa da fırsatları bir tarafından yakalamak mümkün. Asıl dikkati çekmek
gereken nokta çalışmak. Bir hedef doğrultusunda sabırla uğraş verilirse girişimcilik hikâyesi
26
belirgin bir olgunluğa erişir. Benim çevremdekileri gözlemleyerek elde ettiğim başlangıç
noktası buydu.
Umarım yenilikçi arkadaşlarım işin bu yorucu
kısmından kaçınmayı düşünmezler. Ben kilit
noktanın burası olduğunu düşünüyorum.
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Osman Korkut - Destek Otomasyon Projeleri
Altekma Firması /“Yol Çizgi Boya Kamyonu
Operatör Paneli”: Araçların yol çizgilerini atarken operatörün belirli bir forma uygun atmasını
sağlayan kontrol modülü.
Eneko Firması / “Isı Geri Kazanım Cihazı Kontrol
Kartı ve Aksesuarları”: Üretilen havalandırma
sistemlerinin kontrol kartları ve kullanıcı arabirimi aparatlarının tasarım ve üretimi.
Fırçasız Doğru Akım Motoru Tasarımı”: Marketlerde kullanılan soğutma kabin kapılarının
engelli kullanımı için otomatik açılması ve
kapanması projesi.
BIR HEDEF
DOĞRULTUSUNDA SABIRLA
UĞRAŞ
VERILIRSE
GIRIŞIMCILIK
HIKAYESI
BELIRGIN BIR
OLGUNLUĞA
ERIŞIR
Solaris Takım Altın Sponsorluğu: DEÜ Solaris
Takımının ana sponsorlarından biri. Araç üzerinde kullanılan yerli yapım olmasına gayret
edilen elektronik kompanentlerin önemli bir
kısmının tasarımına ve üretimine destek vermekte.
KOSGEB AR-GE İnovasyon Projesi hâlâ devam
eden, “Soğutma Kabin Kapıları İçin Doğrusal
27
GİRİŞİMCİLİK...
Girişimcilik Akademileri =
Eğitim + Cesaret + Çaba + İnovasyon
Hazırlayan: Sevay İpek AYDIN
Girişimciliğin yaygınlaşması kapsamında ülkemizde farklı kurum ve kuruluşlarca düzenlemekte olan girişimcilik eğitimleri, yaş ve
cinsiyet farkı gözetmeyen katılımcı kitlelerine
ulaşmaktadır.
28
Bu eğitimler içerisinde TÜBİTAK tarafından
desteklenen ve Üniversiteler aracılığıyla girişimci adaylarına ulaştırılan “kendi işini kurma”
fırsatı, birçok yenilikçi ürün ve hizmetin geliştirilmesine imkân veren yoğun üretim merkezlerine dönüşmektedir. TÜBİTAK 1601.1 - Üniversitelerde Girişimcilik Sertifika Programı
tarafından destek almaya hak kazanan 10 üniversitenin (Anadolu, Atılım, Dokuz Eylül, Ege,
Gazi, İTÜ, ODTÜ, Sabancı, Yıldırım Beyazıt,
Yıldız Teknik) ve Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerine ek olarak İzmir’den de İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Gediz Üniversitelerinin
bir araya gelmesiyle “Girişimcilik Yaz Kampı
2014” etkinliği gerçekleştirilmiştir. Girişimcilik
Yaz Kampı’nda üniversiteler girişimcilik eğitim
programları ile ilgili deneyim paylaşımlarında bulunarak ortak çözüm önerileri geliştirme
yolunda adımlar atmışlardır.. Üniversitelerin
girişimcilik eğitim programlarına katılan öğrenciler kendi eğitim deneyimlerini paylaşma ve iş
planlarını sunma imkânı bulmuşlardır..
Dokuz Eylül Üniversitesi Doğanbey-Payamlı
Öğrenci Eğitim ve Dinlenme Tesisleri’nde üç
günü kapsayacak şekilde düzenlenen etkinliğe;
akademisyenler, teknoloji transfer ofisi temsilcileri ve girişimci adayı öğrencilerin yanı sıra
TÜBİTAK, KOSGEB ve özel sektör temsilcilerinin katılımı sağlanmıştır. Tüm bu topluluğun
bir araya gelmesi ile bilgi ve deneyim paylaşımları daha da verimli girişimcilik programlarının
geliştirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir...
Dokuz Eylül Teknoloji Transfer Ofisi kuluçkalarından Bilims Enerji Mühendislik İletişim Bilişim Tekn. San. Ve Tic. Ltd. Şti. adına söz alan
Onur Keskin, M2M-makineler arası iletişim
üzerine hazırladıkları bir akademik çalışmanın
nasıl bir iş fikri ve kuluçka desteği ile bir limited
şirkete dönüştüğünü keyifli bir sunumla aktarmıştır. Firma, CleanTech Open 2014’te İzmir’i
temsil etmenin yanı sıra, şu günlerde devam etmekte olan IBM Camp 2014’te beş finalistten
biri olarak yılın yazılım girişimi ödülüne aday
durumdadır. Senaryo tabanlı probleme dayalı
elektronik öğrenme platformu olarak ifade edilen çalışma alanlarında firma, hızlı prototipleşmede son kullanıcıya doğrudan hizmet sunan
ilk yerli firma olma özelliğine de sahiptir. Firma
kurucu ortağı Onur Keskin’in ifadesi girişimcilik açısından ilgi çekicidir, Keskin : “Babam da
18 yaşından beri iş kurmuş, iş batırmış. Ben de
girişimci cesaretini ondan almışım.”
Kaçış stratejilerini “enerjiyi değil trafiği takip
edelim dedik,” olarak ifade eden Keskin sunumunda bunu “yazılım ihtiyaçla buluştuğunda
ürün ve pazar payı kaçınılmaz oluyor,” diyerek
belirtmiştir.
Embryonix’ten Taylan Demirkaya’nın sunumunda ise kuluçkadan girişimciliğe geçişe dair
farklı bir yaklaşım girişimci adayları ile paylaşılmıştır. Demirkaya, girişimcilik ekosisteminde
altı önemli adım ile mevcut yanlış düşüncelerin
düzeltilmesi gereğini ifade ederek, altı adımı
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
şöyle özetlemiştir:
Adım 1: Kuluçka sürecindeki girişimci adaylarının tüm paydaşları ile birlikte takvimli toplantılarla bir araya gelmesi,
Adım 2: Etkinlik takviminin tüm ekosistemce
paylaşılması gereği,
Adım 3: Sıra dışı ortak etkinliklerin ödüllendirilmesi,
Adım 4: En iyi muhtemel projenin belirlenerek
desteklenmesi,
Adım 5: Girişimcilerin yatırımcılarla buluşmasına katkı verecek aksiyonlar alınması,
Adım 6: Ticarileşme ve ölçek konusunda izleme
ve danışman (mentor) desteğinin sürdürülmesi.
“Bir girişim büyümüyor ve ölçeklenip yaygınlaşmıyor ise başarısızlık kaçınılmazdır,” diyen
Demirkaya İzmir’in hizmet sektöründe başarılı
olduğunu belirttiği sunumunda ekosistemdeki
en büyük engelin EGO Tuzakları olduğuna vurgu yapmıştır.
Girişimcilik konulu İşadamları Paneli’nde ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Dr.
Faruk Güler, Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF
Dekanı Prof. Dr. Öcal Usta ve Ecoland Institute Kurucu ortağı Tolga Erkmen’in bilgilendirici
ve keyifli sunumuna katılımcıların aktif katılımı
da eklenince verimli bir yaz kampı gerçekleştirilmiştir..
Tolga Erkmen konuşmasında yenilik kavramının girişimcilikteki konumuna değinerek girişimcilikte farkı yakalamanın doğru analiz ve konumlanma ile gerçekleşebileceğini belirtirken,
ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Faruk
Güler ekonomide katma değerin girişimciler
tarafından gelmesinin tamamen ticari iklimle ilgili olduğunu vurgularken yerel doku, alışkanlık
ve gerekliliklerin yenilikçi girişimci fikirlerde
kullanımının önemini belirtmiştir. Riskin her
işte olduğunu belirten Güler, “Konu risk olunca
can güvenliğinden vergi mükellefliğine her türlü risk analizlere alınmalı,” demiştir. “İyi niyet
ve sorumlulukların farkında olarak yürütülecek
girişimcilikte en büyük ortağın devlet olduğu
unutulmamalıdır,” ve “Hadi yaratıcı olalım diyerek yaratıcı olunmuyor! Şirketler bu açıdan
zorlanıyor. Bu nedenle özellikle genç girişimci
zihinlerin eğitiminde yenilik ve yaratıcılık bu
açıdan önemle geliştirilmelidir,” ifadeleri ile yaratıcılık / yenilikçilik konusundaki görüşlerini
paylaşmıştır.
Üniversitelerin Girişim Sertifika Programı yürütücüleri, TTO temsilcileri, öğrenciler, girişimciler, KOSGEB, TÜBİTAK ve Dokuz Eylül
Üniversitesi Girişimcilik Akademisi DEGA
temsilcilerinin hazır bulunduğu sunumlarda
dinleyicilerin katkıları aşağıdaki başlıklarda
toplanmıştır:
•
Kamunun girişimciliği desteklemesinde
kendi içerisinde zorlukları var. Aynı hızda
algılamada ve aksiyon almada uyum zorlukları gözlenmekte,
•
Girişimcilikle bürokrasinin paradoksu
Avrupa’da ve Türkiye’de çok net mevcut.
ABD bu noktada sektörel çözümleri bürokrasi ve sisteme aktarmış görünmekte,
•
Üniversitelerin temalı raporlarla politika
yapıcılara ulaşması gerekmekte,
•
İzmir ekosisteminde ticaret kültürünün ortaklaşa bir çabayla bu kentin dünya klasmanındaki konumuna kaldıraç etkisi sağlaması
kritiktir.
DEGA tarafından düzenlenen ve eğitimlerini
tamamlayan girişimci adaylarının sunumlarıyla
renklenen DEGA-Girişimcilik Yaz Kampı’nın
ikinci gününde farklı üniversitelerden kampa
katılan Girişimcilik programı yürütücüleri ve
teknoloji transfer ofisi temsilcileri kendi üniversitelerinde yürütülen benzeri eğitim programlarını içtenlikle paylaşmışlardır.
“FIKIR
ÜRETIRKEN
ŞIRKET KURUP
BÜYÜTÜRKEN
YALNIZCA
VE KISA
YOLDAN PARA
KAZANMAK
GIRIŞIMCILIK
DEĞILDIR”
DR.FARUK
GÜLER
ODTÜ GİMER Direktörü Doç. Dr. Adil Oran,
haftada dokuz saat olarak verilen toplam 150 saatlik eğitimin yanı sıra sunulan 12 saatlik danışmanlık (mentorluk) desteğinin girişimci adayları açısından olumlu farklılıklar yarattığına vurgu
yaparken, Anadolu, Atılım, Dokuz Eylül, Ege,
29
“FIKIRLERINIZE
SAHIP ÇIKIN.
SADECE
DÜŞÜNEN
DEĞIL YAPAN
KAZANIR”
DR. FARUK
GÜLER
Gazi, İTÜ, ODTÜ, Sabancı, Yıldırım Beyazıt,
Yıldız Teknik Üniversiteleri temsilcilerinin görüşleri aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
30
•
Girişimcilik eğitimlerinde iç duyuru etkililiği katılımcı profilinde karma deneyim ve
uzmanlıkta çeşitlilik ve verimlilik olarak
olumlu yansımaktadır.
•
Eğitimlere devamlılık oranlarındaki düşüş
çözüm gerektiren bir husustur.
•
İç duyuru etkililiği kadar eğitimlerin iç verimlilik ölçümlerinin de yapılması önemlidir.
•
Sosyal medya tabanlı duyuruların programların tanıtımında daha etkili olduğu ortak
görüştür.
•
Takımlaşmada sektörel gruplaşma yerine ağ
(network) oluşturma için karma çalışmaların eğitimler sürecinde yürütülmesi önemlidir..
•
Mentorluğun bir tür geri besleme olarak
kabul edilerek girişimcinin ilk dönemlerde
ihtiyaç duyduğu destek açısından önemi ortaya konmalı ve TÜBİTAK 1601.1 Programı kapsamında fonlanması gereklidir.
•
Eğitimlerden hayata geçen iş planı sayısının
düşüktür.
Anadolu Üniversitesi’nden katılan Doç.Dr.
Mehmet Başar online başvuru süreçlerini tercih
ettiklerini, bu noktada TÜBİTAK 1601 kapsamında asistan desteği verilmemesinin de etkili
olduğunu, dönem sonunda yatırımcı grubu ile
katılımcılar buluşturularak isteyen girişimci
adayları sunumlarını yaparak finansman desteğine erişmek üzere yarıştıklarını ve başarılı
girişimci adaylarının olmasından memnuniyet
duyduklarını ifade etmiştir. Biri KOSGEB desteği olmak üzere üç adet TÜBİTAK 1512 Aşamalı Girişimcilik başvurusu yapıldığını belirten Başar, eğitimlerde iç denetçi bulundurarak
eğitmen performansları hakkında önemli geri
bildirimler aldıklarını ve bu geri bildirimleri
eğitimlerin iyileştirmesi yönünde kullanmakta
olduklarını ifade etmişlerdir.
Atılım Üniversitesi adına söz alan Dr.Elif Kalaycı da katılımcıların farklı eğitim düzeylerinin
olmasının eğitim sürecinde bir avantaja dönüştüğünü ifade ederek, daha deneyimli bir lider
katılımcının motivasyon ve vizyon kazandırma
konusunda girişimci adaylarına büyük fayda sağladığını belirtmiştir. Girişimcilik eğitimlerinde
iç/dış eğitmen dengesinin teorik ve pratik bilgi/
deneyim dengesi açısından fayda sağlayacak şekilde konumlanmasının önemli olduğunu da eklemiştir. Farklı bir uygulama ile melek yatırımcı
/girişimci buluşması yerine aktif kuluçkalar ile
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
girişimci adaylarının buluşturulduğunu ve deneyimler açısından katılımcıların bunu çok yararlı
bulduklarını ifade etmiştir.
Ege Üniversitesi adına DEGA’ya katılan Murat
Yapıcı üç aşamada girişimci adaylarına yaklaşıldığını belirterek fikir kuluçkaları + eğitim
modülleri + girişimciler olarak yapılan ayrımın
fikirlerin analiz ve berraklaştırma sürecinin ardından girişime dönüştürülmesi için destek verdiklerini ifade etmiştir. Ayrıca “girişimci eğilim
testi” uygulamasının kişilerin ihtiyaç ve yatkınlıkları açısından kullanılmak üzere geliştirilmiş
olduğunu ve olumlu faydalar sağladığını da sözlerine eklemiştir..
Gazi Üniversitesi adına söz alan Mehmet Şahin
ise TÜBİTAK 1512 projeleri ile kuluçkaya yönlendirme odaklı eğitimler verdiklerini belirttiği
sunumunda para ödüllü bir yarışma sonucunda
38 yeni iş fikri elde ettiklerini belirtmiştir.
Anadolu Üniversitesi ARİNKOM adına konuşan Orkun Başkan, girişimcilik eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversitelerin
girişimcilik ekosistemine eklemlenmesi ile ilgili
stratejilerden bahsetmiş ve ARİNKOM örneğini sunmuştur.
Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer
Ofisi’nden Latif Ulu TÜBİTAK 1601.1 Girişim-
cilik Sertifika Eğitim Programı ile TÜBİTAK
1513 Teknoloji Transfer Desteği arasındaki ilişkiyi nasıl yönettiklerini ve bu konudaki deneyimlerini paylaşmıştır.
İTÜ Ginova Müdür Yardımcısı Dr. Zeynep Erden Beyazıt, İTÜ’de yürütülen başarılı girişimcilik eğitim modellerini anlatmıştır.
Üniversitelerin sunumları ve deneyim paylaşımları dışında katılımcılar ayrıca KOSGEB, TÜBİTAK ve özel sektör temsilcileri ile de etkileşimde bulunabilmişlerdir.
KOSGEB İzmir Güney Hizmet Merkezi Müdürü Mustafa Çanakçı, girişimcilerin faydalanabilecekleri KOSGEB destek ve imkanlarından
bahsetmiştir.
TÜBİTAK Stratejik Programlar Müdürü Sinan
Tandoğan ve Uzm. Ali Başçiftçi, TÜBİTAK’ın
girişimcilere yönelik destek programlarını sunmuşlar, üniversitelerin 1601.1 Girişimcilik Sertifika Programları uygulamalarında yaşanan sorunları dinlemişler ve üniversite temsilcileri ile
bu sorunlara yönelik ne gibi tedbirler alınabileceği üzerine ortak akıl yürütme oturumlarına
katılmışlardır.
Girişimci grubu beraberce ritim tutmanın keyfine varırken, tek ses oldu.
GIRIŞIMCI
GRUBU
BERABERCE
RITIM
TUTMANIN
KEYFINE
VARIRKEN,
TEK SES
OLDU
31
GİRİŞİMCİLİK...
Farklı Bir Girişimci Profili
Şükrü BOZLUOLÇAY*
1958 Samsun doğumlu Dr. Şükrü Bozluolçay İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kökleri Selanik’e uzanan girişimcilik
ruhuna sahip bir aileden gelen Şükrü Bozluolçay, iş hayatına öğrencilik döneminde başlasa da bu işleri kariyer anlamında sürdürmedi. Bozluolçay, ihtisasını yine Cerrahpaşa
Tıp Fakültesi’nde Nükleer Tıp üzerine yaptı.
Bozluolçay, 1989’da Türkiye’nin ilk uluslararası nitelikli özel hastanesi olarak hayata geçirilen International Hospital’a geçiş yaptı. Özel
sektöre yaptığı bu hızlı geçişin ardından 1990
yılında o zamanlar Türkiye için yeni bir alan
olan nükleer tıp üzerine bir şirket kurarak ilk
girişimcilik adımını atan Bozluolçay, Marmara
Nükleer Tıp A.Ş.‘yi (MNT) kurdu. International Hospital bünyesinde ülkenin ilk PET cihazını 2000 yılında hizmete sundu. Fındıkzade’de
yeni bir görüntüleme merkezi açtı ve bu şekilde MNT zinciri başlamış oldu. Nükleer tıbbın Türkiye’de gelişmesinin önünü hızla açan
MNT, gerek kamu gerekse özel sağlık kuruluşlarına hizmet vermeye başladı. Kuruluşundan bugüne hizmet noktalarını 24 farklı şehirde 60’ın üzerinde merkeze çıkaran girişim,
sektör liderliğini devamlı korudu. Bu başarıda
Bozluolçay’ın uzman olduğu alanlardaki cesur girişimcilik ruhunun payı oldukça yüksek.
MNT’nin yanı sıra zaman içerisinde kurulan
veya satın alınan diğer girişimlerinin tamamı
bir bütünün parçalarını oluşturuyor. Her girişim tek başına anlamlıyken aynı zamanda bütün
içerisinde dikey entegrasyon ile sinerji sağlıyor.
Örneğin, Dr. Bozluolçay nükleer tıp ile görüntü* Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı
32
lemenin ülke geneline yayılmasını sağlamak için
o güne kadar yurt içinde üretilemeyen radyofarmasötik ürünlerin Türkiye’de üretilmesinin hayalini gerçekleştirmek üzere Monrol’ü kurarak
bir ilke imza atarken, sağlık alanındaki diğer girişimleri ile de aynı şekilde birbirini besleyen ve
uzmanlık gerektiren kilit misyonlar üstleniyor.
Bozluolçay ‘ın başarısının ardında ülkenin yetişmiş insan gücüne olan inancı, kurumsal yönetim anlayışı ve ince detaylı planlamalar yatıyor.
Bozlu bünyesinde uzmanı olduğu faaliyet konularına ağırlık veren Bozluolçay, özel projelerinde ise yeni alanlara yönelmeyi tercih ediyor.
Bozluolçay, yaklaşık 25 yıldır ağırlıklı olarak sağlık sektöründe B2B ve B2C bazında hizmet sağlayıcılığı içeren, imalatçı ve servis veren şirketleriyle Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine devam
ediyor. Bozluolçay, halen TÜSİAD’ın “Sağlık
Çalışma Grubu”nun başkanlığını da yürütüyor.
Sağlık hizmetleri, sağlık teknolojisi, endüstriyel
muayene ve imalat, sağlık yapıları inşaatı gibi
alanlarda faaliyet gösteren ve çoğu dikey olarak
birbirine entegre girişimleri ile Bozlu, yüksek
derecede özelleşmiş özgün yapısı ile dikkat çekmekte. Daima ileri teknoloji gerektiren alanlarda
faaliyet gösteren bu girişimlerinin her birini kendi alanında rekabetçi oyuncular haline getirdi.
Uzmanlaşmış yapısının yanı sıra endüstri, sanat ve turizm alanlarında da girişimleri bulunan Dr. Bozluolçay, sağlık alanında dünyada
ender rastlanan yapısı ve vizyonu ile Türkiye
ve dünya sağlık sektörüne yeni bir bakış açısı
kazandırmakta. Girişimlerinin büyüme stratejisi kapsamında 2007’den bugüne yaptıkları
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
uluslararası yatırımlar ve 2012’den itibaren gerçekleştirdikleri yurtdışı satın almalarla sağlıklı
ve sürdürülebilir büyüme ivmelerini korumayı
hedefliyor. Holding ve şirketlerinin tüm yeni
yatırımlarında şirketler arası sinerji ve dikey
entegrasyon fırsatları gözetilerek, kaynaklardan
azami verim elde edilmekte, oluşan bu değer
paydaşlara maksimum düzeyde yansıtılmakta.
Ayrıca tüm iş kollarındaki faaliyetlerinde şeffaf
ve hesap verilebilirlik ilkeleri ile yönetim, kalite, uzmanlık, bilimsel yaklaşım ve sürdürülebilirlik ilkelerini bir girişimci olarak esas alıyor.
Dr. Bozluolçay, girişimleri ile sağlık alanındaki tüm faaliyetlerinde her hastanın en iyi
tedaviye en uygun şartlarla ulaşmasının toplumsal bir görev olduğuna inanarak özellikle onkoloji, nükleer tıp ve radyodiagnostik
odağında ileri tanı ve tedavi sistemlerinin yayılmasına öncülük ederken detaylı kullanıcı
eğitim ve teknik destek programları ile sunulan en son teknoloji ürünü cihazların yaygın
ve optimal düzeyde kullanılması sağlanıyor.
reel ekonomiye katkıda bulunmayı hedeflemekte. 2012 yılında ABD’de yerleşik Capintec şirketinin satın alınmasını takiben 2013’ün
sonlarına doğru ortağı olduğu Danimarka’da
yerleşik,DDD şirketinin %100 hissesinin satın alınması bunun en somut göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor. 2014 yılında İstanbul’da
onkoloji alanında bir mükemmellik merkezi
olarak kendini kanıtlayan Neolife markasını
Bükreş’e taşıyarak Romanya’nın en modern
onkolojik tanı ve tedavi tesisini açan Dr. Bozluolçay, Türk markalarını ve bilgi birikimini
yurtdışına sağlam adımlarla taşımanın gururunu yaşarken, yarattığı başarı hikâyeleri
ile genç girişimcilere ilham kaynağı oluyor.
Sağlık alanındaki girişimlerinde gerçekleştirdiği ilkler ile Türkiye ve girişimlerinin faaliyette bulunduğu ülkelerin sağlık sistemlerine
sağladığı katkının yanı sıra ihraç ettiği nitelikli
ürünler ile ülke ekonomisine de fayda sağlamayı amaçlıyor. Bunun yanı sıra sanayi kuruluşlarına hassas ölçümleme olanakları sunarak
kalitenin artırılmasına, ulaşım hizmeti sunucularının kaliteli hizmet vermelerine katkıda
bulunuyor. Demiryolları ve robotik sistemler
gibi alanlarda yapılan AR-GE çalışmaları sonucunda gerçekleştirilen özgün ürün tasarımları ve yerli imalat ile yaratılan katma değer ve
bilgi birikimini maksimize etmeyi hedefliyor.
BOZLUOLÇAY
‘IN BAŞARISININ
ARDINDA
ÜLKENIN
YETIŞMIŞ
INSAN GÜCÜNE
OLAN INANCI,
KURUMSAL
YÖNETIM
ANLAYIŞI VE
INCE DETAYLI
PLANLAMALAR
YATIYOR
Başarılarını kalite anlayışından ödün vermeden
sürdürülebilir kılmayı amaçlayan Dr. Bozluolçay, şirket faaliyetlerini de modelleştirerek bölge markaları yaratmakta ve önümüzdeki yıllarda
yurtdışında özellikle üretim alanındaki büyüme fırsatlarına odaklanmaya devam etmekte.
Girişimlerinin yurtdışındaki büyümesini nitelikli üretim yatırımları ile sürdürmeye ve
33
GİRİŞİMCİLİK...
Girişimciler için Sınai Haklar Korumasında
Bilmediğimiz Doğrular ve Doğru Bildiğimiz
Yanlışlar
Zekeriya ŞİMŞEK*
1. SINAİ HAK NEDİR NE DEĞİLDİR?
Sınai hak, kişisel fikir ve/veya çaba sonucu ortaya çıkan, çoğu zaman ince bir zekanın ürünü
olan, yeniliği ve gelişmeyi hedefleyen buluşların
ya da unsurların korunmasını amaçlayan hakları
ifade eder.
Sınai hakların konusunu oluşturan buluşlar ya
da unsurlar, kişisel bir çabanın/zekanın ürünü
olmakla birlikte, bireylerin gelişimi kadar ülkelerin ve şirketlerin gelişimine de katkı sağlar.
Günümüzde bu katkı, ülke ekonomileri için taşıyıcı bir güç; uluslararası şirketler içinse pazarı
kontrol aracı haline dönüşmüştür.
Sınai haklar; buluşu yapanlara, tasarımları/özgün çalışmaları ilk uygulayanlara, ticaret alanında mallarını/hizmetlerini ayırt etmek için belirli
işaret ve adlandırmaları kullananlara, belirli bir
süre için veya koşullarını yerine getirmek kaydıyla sürekli olarak imtiyaz/tekel hakkı sağlar.
Burada “masum” amaç; buluş ya da unsurları
ortaya koyanları, ilerlemeye/gelişmeye katkılarından dolayı ödüllendirmek ve özendirmektir.
Birleşmiş Milletler’in 17 uzman kuruluşundan
biri olarak “ülkelerarası işbirliği yoluyla dünyada sınai haklarının korunmasını sağlamak”
amacı ile 1967 yılında İsviçre’nin Cenevre şehri
merkezli olarak kurulan Dünya Fikri Mülkiyet
Örgütü (WIPO) Kuruluş Sözleşmesi’nin Tarifler başlıklı 2. Maddesi ile sınai haklarında dahil
edildiği “fikri mülkiyet”in kapsamı şu unsurlarla
tanımlanmıştır:
natçıların eserleri, fonogramlar ve radyo
yayınları,
•
İnsani (insan eliyle yapılan) faaliyetin her
sahasındaki buluşlar,
•
Bilimsel buluşlar, sınai resim ve modeller
(endüstriyel tasarımlar),
•
Fabrika, ticaret ve hizmet markaları, ticari
ünvan ve isimler,
•
Haksız rekabete karşı koruma ve sınaî, bilimsel, edebi ya da artistik (sanatsal) alanlarda fikri faaliyete ilişkin bütün diğer haklar.
Bu unsurlar kapsamında anlaşılacağı üzere sınai
haklar, somut ve çerçevesi çizilmiş değerlerdir.
Bir sınai hak tanımlanırken ucu açık ifadeler ve
istekler sözkonusu olmayıp; sınai haklar vaadler, hayaller, çek-çak’lar manzumesi değildir.
Rönesans dönemi (14.yy) başlarında ortaya çıkan sınai hakların korunması kavramı; o günden
bugüne Kıta Avrupası ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki uygulamalar, tartışmalar,
kanunlar ve dayatmalar sonucu küresel nitelikli
düzenlemeler (Uruguay Round-1994, Dünya
Ticaret Örgütü Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS)-1995, 1883 tarihli Paris Sözleşmesi ki sistemin anayasasıdır
ve birçok revizyondan geçmiştir) ile artık gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.
Türk sınai haklar mevzuatı uluslararası anlaşmalara uyumlu ve taraf bir nitelik kazanmış olup;
1994 yılı itibariyle silbaştan düzenlenmiştir. Bu
• Edebi, artistik (sanatsal) ve bilimsel eserler,
düzenleme, günümüzde bir kez daha revizyona
• Sanat yorumcularının eserleri ve icracı saihtiyaç göstermektedir.
* PERGAMON Biyomedikal Çözümleri A.Ş. Genel Müdürü
34 Yönetim Kurulu Üyesi
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
2. GİRİŞİMCİLER İÇİN SINAİ HAK
NE İŞE YARAR?
Girişimciler, ileriye dönük hedefleri ve planları
doğrultusunda birden çok marka tescili alabilir.
Girişimciler, yatırımcı görüşmeleri öncesinde
sınai hakları ile ilgili gerekli koruma başvurularını yapmalıdır. Çünkü, sınai hak, dar kapsamda
sanayide ve tarımdaki buluşların (patent), yeniliklerin (faydalı model), yeni tasarımların ve
çalışmaların (endüstriyel tasarım) yaratıcısı adına; ticaret alanında üretilen ve satılan malların
üzerlerindeki üreticisinin veya satıcısının ayırt
edilmesini sağlayacak işaretlerin (marka, coğrafi
işaret) sahipleri adına kayıt edilmesini ve böylece sahiplerine ürünü üretme ve satma hakkına
belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri
maddi bir hak olup; girişimci-yatırımcı görüşmelerinde karar sürecini etkileyen baş aktörlerden biridir.
Tescilli bir markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden, farklı unsurlarla kullanılması, markayı kullanım hakkını ihlal etmektir. Küreselleşme ile birlikte seyahatler ve öğrenci değişim
programları yoğunluk kazanmıştır. Bu durum
marka ihlallerini ve marka değerlerin menşei
ülkeler dışında başkaları tarafından “yatırım” ya
da “hinlik ya da cinlik” amaçlı tescilini arttırmıştır.
Bir başka pencereden bakarsak sınai (ve fikri)
haklar, bir işletmenin ürünleri, yöntemleri (usülleri), dokümanları, görselleri, kimlik unsurları,
sanat eserleri, vb.’ne ilişkin tüm özgün tasarımları ve gizli ya da açık bilgileri (gayri maddi varlıkları) ile ilgili sahip olduğu, kullanma, ürüne
dönüştürme, dağıtma, yayma, satma gibi çeşitli
mahiyetteki hakların tamamı olduğuna göre girişim şirketinin değerinin tespiti sınai haklarının niteliğine ve niceliğine bağlı olacaktır. Söz
konusu girişimci şirket bunu paylaşmak ve/veya
kullanımını belirli biçimlerde kontrol etmek ve/
veya kurallara bağlamak için sınai haklarını kendi adına tescil ettirmek durumundadır.
3. MARKA TESCİLİNİN OLMAZSA
OLMAZLARI NELERDİR?
Marka Hakkı: Marka, bir işletmenin mal ve/
veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/
veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan kişi
adları, sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve
çoğaltılabilen her türlü işarettir.
Ayrıca; çok ihmal edilen bir konu olarak belirtmeliyiz ki, ticaret ünvanları başka kanunlarla
tescil edilmiş olsa bile, marka olarak tescil edilmedikçe marka sayılmaz.
GIRIŞIMCILER,
YATIRIMCI
GÖRÜŞMELERI
ÖNCESINDE
SINAI
HAKLARI
ILE ILGILI
GEREKLI
KORUMA
BAŞVURULARINI YAPMALIDIR
Marka tescilinde yapılacak iş ve/veya markanın
üzerine basılacağı mallar iyi tespit edilmelidir.
Eksik emtia listesi hak kaybına yol açacağı gibi
“sınıf kapatmak” diye tanımlanan vekil kolaycılığına da dikkat edilmeli; mal ve hizmetler başvuru formuna tek tek yazılmalıdır.
Marka tescilinde başvuru sahibi girişimci şirket
olmalıdır; marka şirketin mülkiyetinde olmalı
şirket ortaklarından birinin üzerinden başvuru
yapılmış olmamalıdır.
İhracat her işin geleceğidir. Bu nedenle; potansiyel pazarlar istihbarat ve sondaj edilerek uygun ilk fırsatta markanın yabancı ülkelerdeki
tescilleri yaptırılmalıdır. Bu konuda devlet desteklerinden yararlanmak mümkündür. Yurtdışı
bir ülkede marka tescil ettirilmeden o ülkeye
satış yapmanın ve bayilik vermenin çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceği gözden ve akıldan
uzak tutulmamalıdır.
Marka tescilinde sadece marka “sözcük/ibare” ve/veya “şekil/logo” tescil ettirilmeli marka
görseline işin ya da ürünün adı ile ilgili Türkçe ifadeler eklenmemelidir. Örneğin; pastane
markasını “elvan pastanesi” diye tescil ettirmenin yurtdışı tesciller için anlamsız ve gereksiz
olacağı aşikardır. Burada marka “elvan”dır. Bir
başka örnek olarak tescil işlemlerinde “onur cıvata” değil sadece “onur” ibaresi yazılmalı/kullanılmalıdır.
Son olarak bilinmesinde yarar olan bir konu da;
seslerin, cıngılların, tanıtım müziklerinin marka olarak tescili mümkündür.
35
4. TASARIM VE FAYDALI MODEL/PATENT HAKKININ TESCİLİNDE PÜF
NOKTALARI
Gerek girişimciler gerek melek yatırımcılar
için bir işletmenin, yukarıdaki tanımlamalar ve
sınıflandırmalar çerçevesinde kendisinin ve rakiplerinin sahip olduğu gayri maddi varlıkların
korunması hakkında bilgi sahibi olmalarının
hayati önemi açıktır. Bir girişimci patent ve tasarım hakları ile ilgili şu özet bilgiyi unutmamalıdır:
Ülkemizde patent başvurusu, incelemeli ve
incelemesiz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Türk Patent Enstitüsü (TPE) başvuruları şekli
olarak değerlendirmekte; “yenilik” araştırması
yaptırarak sonucunun olumlu çıkması halinde
7 yıl geçerli incelemesiz patent; bunu takiben
“tekniğin bilinen durumunun aşılması” ile ilgili
inceleme sonucu tekniğin bilinen durumunun
aşıldığının onaylanması halinde ise, 20 yıl süreli
korumaya sahip incelemeli patent belgesi verilmektedir.
Patent Hakkı: Tarım dahil sanayideki teknik
bir problemin çözümü için “yenilik”, “tekniğin
bilinen durumunun aşılması” ve “sanayiye uygulanabilirlik” kriterlerinin tamamına sahip olan
buluşlarla ilgili olarak, buluş sahibi gerçek ya da
tüzel kişiye verilen belgenin sağladığı haklardır.
Bir buluşun patentle korunabilirlik kriterleri
şunlardır:
Patent hakkı; yasal koruma süresinin bitmesi,
yıllık ücretin ödenmemesi ya da kendiliğinden
yazılı beyan ile vazgeçme sonucu sona erer ve
ilan ile o tarihten itibaren toplumun malı sayılır.
Yenilik: Buluşun, başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak
açıklanmamış olması mutlak yeniliktir. Patentler, çeşitli veri tabanları ile kamuoyuna açık
belgelerdir. Dolayısıyla girişimciler, teknik bir
problemi çözmek istediklerinde, buluş yapmaya
koyulmadan önce, bu veri tabanlarını incelemeli, söz konusu teknik problemi çözen bir buluşun var olup olmadığını kontrol etmelidirler. Bu
araştırma, emek ve zaman kaybını önleyecektir.
Tekniğin bilinen durumunun aşılması: Başvuru
tarihine kadar olan zaman diliminde yayınlanan
tüm patentler ve patent başvuruları, tekniğin
bilinen durumudur. Ortaya konan buluş, mevcut teknikten farklı olarak ortaya çıkmış ise,
bilinen teknik durum aşılmış demektir. Mevzuatımıza göre buluş, ilgili olduğu teknik alandaki
bir uzman tarafından, tekniğin bilinen durumundan aşikâr bir şekilde çıkarılamayan bir faaliyet sonucu gerçekleşmiş ise, tekniğin bilinen
durumunun aşıldığı kabul edilir.
Sanayiye Uygulanabilirlik: Buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine, uygulanabilir olması demektir.
36
Faydalı Model Hakkı: Faydalı model uygulaması
Türk insanı için bir “suistimal arenası” olarak
algılanmış olup, sistemin güvenilirliği dejenere
edilmiştir. Belgelendirme süreci “beyanın doğruluğu esas alınarak” yürütüldüğünden birçok
haksız ve gereksiz başvuru yapılmaktadır. Girişimciler için faydalı model başvurusu tavsiye
edilen bir yöntem değildir. Şöyle ki; faydalı model küçük buluşların belgesi olup; tekniğin bilinen durumunun aşılmadığı buna karşılık yenilik
ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerinin arandığı 10 yıl geçerli bir belgelendirmedir.
Her ülkede geçerli ulusal yasalar çerçevesinde
sağlanan patent koruması için, koruma istenen
her ülkede ayrı başvuru yapılması zorunludur.
Dünya Patenti veya Uluslararası Patent diye bir
belge yoktur. Ancak çok sayıda ülkede başvuru
yapabilmeyi sağlayan ve işlemleri kolaylaştıran
Patent İşbirliği Anlaşması (PCT) ve Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC) gibi uluslararası sistemler bulunmaktadır.
Tasarım Hakkı: Tasarım, bir ürünün tümü veya
bir parçası veya üzerindeki süslemenin, çizgi,
şekil, biçim, renk, doku, malzeme veya esneklik gibi insan duyuları ile algılanan çeşitli unsur
veya özelliklerinin oluşturduğu bütünü ifade
eder. Tasarım koruması yenilik taşıyan görselin tescili ile ilgilidir. Yani tasarım tescili ürünün görünüm özelliklerini koruma altına alan
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
bir sistemdir. Tasarım tescili ile koruma altına
alınan, ürünün kullanıcıya sağladığı fayda ya da
ürünün sahip olduğu fonksiyonel özellik değil,
ürüne has özgün tasarım özellikleridir.
Tescilli tasarımların koruma süresi başvuru tarihinden itibaren 5 yıldır. Anılan süre beşer yıllık
dönemler halinde yenilenmek şartıyla 25 yıl ile
sınırlıdır.
Tasarım anlaşmazlıklarında en çok yaşanan sorun hak sahipliğidir. Bir tasarım belgesinin yasal
sahibi başvuru sahibidir. Tasarımcı(lar) hiç bir
şekilde sahiplik iddiasında bulunamaz.
5. YAZILIMLAR VE ENTEGRE DEVRE
TOPOGRAFYALARINDAKİ
UYGULAMALAR
Entegre Devre Topografyası Hakkı: Entegre
devreler (çip, mikroçip, silikon çip, bilgisayar
çipi) nanometre boyutlarında üretilmiş elektronik devrelerdir. Genel olarak yarı iletken, iletken ve yalıtkan katmanlardan oluşur. Entegre
devre, içeriğinde en az bir aktif eleman barındırması ve ara bağlantılarından bir kısmının ya
da tümünün bir parça malzeme içerisinde ve/
veya üzerinde bir araya getirilmiş ara veya son
formdaki bir üründür. Entegre devreyi oluşturan tabakaların üç boyutlu dizilimini gösteren
görünüm ise entegre devre topografyasını oluşturmaktadır. Bilinen elemanların ve ara bağlantıların düzenlenmesinden oluşan bir entegre
devre topografyası, bütün olarak ele alındığında, bir araya getirilmiş şekli bakımdan “orijinallik/özgünlük şartı”nı taşıyorsa entegre devre
topografyası korumasından yararlanır.
Yazılımlar için sınai haklar kapsamında bir koruma mevcut değildir. Yazılımlar; edebi ve sanatsal çalışmalar gibi telif hakları (copyright)
kapsamında korunur.
Yazılım korsanlığı özellikle e-ticaret tabanlı
girişimciliğin çok revançta olması nedeniyle
önemini arttırmıştır. TRIPS Anlaşması’nın 51.
maddesinin dipnotlar kısmındaki tanıma göre;
doğrudan veya dolaylı olarak bir nesneden yapılan ve kopya niteliğine haiz her tür ürün, eğer
üretimin yapıldığı ülkedeki hak sahibi veya
onun yetkili kıldığı kişinin izni olmaksızın üretilmiş ve bu faaliyet, ayrıca ithalatın yapıldığı
ülke hukukunda bir telif hakkı veya bağlantılı
hak ihlali oluşturmakta ise “korsan ürün”dür.
Ülkemizde yazılımlar için telif hakları kapsamında korsan ile mücadelede üç araç kullanılmaktadır: Kayıt tescil sistemi, bandrol sistemi
ve sertifikalandırma sistemi.
Ülkemizdeki yasal belgelendirme kuruluşu sınai
haklar için Türk Patent Enstitüsü; telif hakları
için ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’dür. Her iki konuyla ilgili
anlaşmazlıklar, bir ihtisas kurumu olan Fikri ve
Sınai Haklar Hukuk/Ceza Mahkemeleri tarafından çözümlenmektedir.
6. KISSADAN HİSSE
Gelişmiş ülkelerin ve küresel şirketlerin sınai haklar sistemini övmek ve meşrulaştırmak
odaklı tüm çaba ve olumlu değerlendirmelerine
karşı gelişmekte olan ülkeler için sınai haklar
sistemi artık bir araştırma ve buluş teşvik mekanizması olmaktan uzaklaşmış; teknolojideki gelişmeler buluşu yalnızca düşünce ürünü olmaktan çıkarmış, büyük bütçeler ve organizasyonlar
gerektiren araştırma-geliştirme laboratuarlarını
gündeme taşımıştır. Üretim tekniklerinin son
derece karmaşık bir nitelik kazanmasıyla bir
patent dökümanında verilecek tariflerle toplumun o teknolojiye sahip olabilmesi olanaksız
hale gelmiştir. Patent, açıklayıcılık işlevini yitirmiş ve dolayısıyla patent sisteminden beklenen
en önemli yararlardan biri yok olmak üzeredir.
Özellikle; sağlık ve savunma alanlarındaki çalışmalar/şirketler çok tehlikeli ve ketum bir hal
almış ve patent dışı bir gizlilik kazanmıştır. Ayrıca; ürün ömrünün 2-3 yıla kadar düşmesi, patent hakkı almak için beklemek zorunda kalan
firmaları (dolayısıyla girişimcileri) rekabet yarışında geriye düşürmekte; bu sonuçta patentin
etkinliğini zedelemektedir. Ülkemizde hukuki
zorunluluk nedeniyle patent başvuruları, başvuru tarihinden itibaren incelemeli sistemde 36 ay,
incelemesiz sistemde 24 ay ve faydalı modelde
37
GIRIŞIMCILIK,
KISIR
DÖNGÜLER
IÇINDEN
ÇIKIŞ YOLU
BULMA
YETENEĞIDIR
12 ay gibi bir ortalama bekleme süresinden sonra sonuçlanmakta; bu süreler başvuru sahipleri
(dolayısıyla girişimciler) açısından sıkıntılı bir
süreçtir. Girişimci-yatırımcı görüşmelerinde
yatırımcılar buluşun/iş planının patentlenebilirliğini satınalmak taraftarı olduklarından görüşmeler tıkanmakta ya da uçu açık vaadlerde
bulunulmaktadır. Bu ve benzeri özel durumlar
da sistemin güven ayağına zarar getirmektedir.
Girişimciler, bu ayrıntılar üzerinde dikkatle
durmalıdır.
Tüm bu olumsuzluklara karşılık uluslararası
patent literatürü deniz-derya tükenmez bir bilgi ambarıdır. Halen dünya çapında 40 milyon
adetten fazla patent dokümanı bulunmakta; bu
bilgi ambarına her 30 saniyede bir yeni patent
dokümanı eklenmektedir.
Gizli bilgiler ve ticari sırların koruması ise taraflar (girişimci-yatırımcı) arasında yapılacak “gizlilik sözleşmesi” ile sağlanabilir. Burada avukat
yardımı almak önerilen bir davranıştır.
TÜRK FİKRİ VE SINAİ HAKLAR MEVZUATI
- 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında KHK (Faydalı model bu kapsamdadır),
- 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK,
- 5147 sayılı Entegre Devre Topografyalarının Korunması Hakkında Kanun,
- 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK,
- 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK,
- 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu,
- Türk Ticaret Kanunu haksız rekabete ilişkin düzenlemeler,
- 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun,
- Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Kuruluş Anlaşması,
- Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Kuruluş Anlaşması,
- Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC),
- Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi,
- Patent Kanunu Anlaşması (PLT),
- Marka Kanunu Anlaşması (TLT),
- Marka Kanununa İlişkin Singapur Anlaşması,
- Mikroorganizmaların Uluslararası Saklanmasına İlişkin Budapeşte Anlaşması,
- Tasarımların Uluslararası Tesciline İlişkin Lahey Anlaşması (Cenevre Metni),
- Madrid Anlaşması’na İlişkin Protokol,
- Patent İşbirliği Anlaşması (PCT),
- Tasarımların Sınıflandırılmasına İlişkin Locarno Anlaşması,
- Marka Tescilinde Eşyaların ve Hizmetlerin Uluslararası Sınıflandırmasına İlişkin Nis Anlaşması,
- Patentlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin Strasburg Anlaşması (IPC),
- Markaların Figüratif Elemanlarının Sınıflandırılmasına İlişkin Viyana Anlaşması
Diğer Uluslararası Anlaşmalar.
38
-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
https://smgserv1.bu.edu/randompics/kira_word_cloud.png
Girişimcilerin sınai haklarını korumak için aracısız vekillik hizmeti almaları ileride olası hak
kayıplarını önlemek bakımından ihmal edilmemesi gereken bir başka ayrıntıdır. Çünkü, başvuru süreçleri uzun ve tekniktir. Sınai haklar
koruması vekilsiz yürütülmesi uygun ve mümkün olmayan bir süreçtir.
Sınai haklar, belge ile korumaya dayanır. Bu belgeler; başkasına devir edilebilirlik, miras yolu
ile intikal edebilirlik, kullanma hakkı lisansa
konusu olabilirlik, rehin edilebilirlik ve teminat
olarak gösterilebilirlik yeteneklerinden ötürü;
herşeye rağmen sınai haklar sistemini ciddiye
almadan yola çıkmak “yarı yolda kalmak” ile eş
anlamlıdır.
Girişimcilik, kısır döngüler içinden çıkış yolu
bulma yeteneğidir.
39
PROJE...
FLABEL-7. Çerçeve Projesi:
Disiplinlerarası Bir Çalışma
Elif Yaprak GÜLCAN*
FLABEL projesi, dokuz iş paketi ve her bir iş
paketi altında değişik görevlerden oluşmuştur.
Bazı iş paketleri eş zamanlı yürütülürken bazıları önceki iş paketlerinden elde edilen bulgulara
dayanarak dizayn edilmiştir. FLABEL çatısı altındaki genel kavramsal çerçeveye bağlı kalan iş
paketleri aynı zamanda tamamen bağımsız kavramsal altyapı ve deneysel kurgulara sahiptir.
DERİN Dergisi’nin üçüncü sayısında FLABEL,
iki numaralı iş paketi altında, Wageningen Üniversitesi koordinasyonuyla Hollanda, Polonya,
İngiltere ve Türkiye’de yapılan bir deneyi paylaşıyoruz. Nöro-pazarlama, Nöro-iktisat gibi
alanların çok konuşulduğu ve adeta bir moda
akımı olmaya başladığı bugünlerde, üniversitemizde bu çalışmaların 2009-2010 yıllarında
yapılmaya başlandığını belirtmekten de tüm
40
*Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, İşletme Fakültesi
İktisat Bölümü
araştırma ekibimiz adına mutluluk duyarım..
FLABEL (Food Labelling to Advance Better
Education for Life), besin bilgilerini içeren etiketlerin tüketicilerin sağlıklı gıda seçimlerine
etkilerini araştırmak amacı ile 2008-2011 yılları
arasında yürütülmüş ve tamamlanmış bir Avrupa Birliği 7. çerçeve projesidir. Brüksel’de yer
alan European Food Information Council (EUFIC) koordinatörlüğündeki çalışmaya, Aarhus
Universitesi, Atina Tarım Üniversitesi, Dokuz
Eylül Üniversitesi, Saarland Üniversitesi, Surrey Üniversitesi, Varşova Üniversitesi, Wageningen Üniversitesi, Georg-August Üniversitesi
katılmıştır. Araştırma ekibi içinde psikoloji,
nöro-bilim, beslenme, ekonomi ve pazarlama
alanlarında uzman akademisyenler ve perakendeciler, küçük ve orta büyüklükte işletme yö-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
neticileri ile kâr amacı gütmeyen kuruluş temsilcileri yer almıştır. FLABEL projesinin genel
amacı ideal besin etiketini saptayarak 27 Avrupa
ülkesi ve Türkiye’de kullanımını sağlamaktır.
Gıda etiketlerinin içerdiği bilgiler nedeniyle bireylerin daha sağlıklı beslenmesine yardımcı olacağı, farkındalığı arttıracağı ve uzun
dönemde bilinçli beslenmeye yol açarak sağlıklı bireylerden oluşan toplumlar oluşmasına katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
Yapılan çalışmalar, besin etiketlerinin tüketicilerin sağlıklı seçimlerini artırdığını ve bu
etkinin tüketicinin karşılaştığı etiket çeşitlerine bağlı olduğunu göstermektedir. Bu deneysel çalışmaların bir kısıtı, deneklere seçim
yapmaları ve bilgileri değerlendirmeleri için
sınırsız zaman verilmesidir. Oysa gerçekte,
tüketiciler zaman sınırı ile karşı karşıyadır.
Zaman baskısı altındaki tüketicinin dikkat
süreci değişmekte ve dikkati azalmaktadır.
Gıda paketlerinde yer alan etiketler, tüketicilerin sağlıklı ürünleri seçiminde yardımcı olmaktadır. Bu etkinin ölçüsü, kullanılan besin
etiketinin türüyle doğru orantılıdır. Besin etiketlerinin kullanımı kısmen bilginin ne kadar
kolay gösterildiğine bağlıdır. Çalışmada, Türk
tüketicilerine farklı Avrupa ülkelerinde sıklıkla
kullanılan gıda etiketleri gösterilmiştir. Bu etiketler yönlendirici/directive, yarı yönlendirici/
semi-directive, ve yönlendirici olmayan/nondirective olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır.
Basit logolar ve yönlendirici besin etiketleri,
göreli olarak kullanımı ve anlaşılması kolay etiketlerdir. Türkiye’de de logo etiketleri sıklıkla
kullanılmaktadır. Örneğin, bir kalp vakfının
amblemi olan etiket gibi. Yoğun bir işlem gerektirmezler; dolayısıyla bu etiketlerin kullanımının zaman baskısı açısından göreli olarak
daha az etkilenmesi beklenmektedir. Yarı yönlendirici etiketler, trafik ışıkları şeklinde düzenlenmiş olup özellikle İngiltere’de ağırlıklı
olarak kullanılmaktadır. Yeşil, sarı ve kırmızı
trafik ışığı şeklinde düzenlenen besin tabloları
tüketicileri bir noktaya kadar yönlendirmekte-
dir. Türkiye’de henüz çok yeni birkaç üründe
görülmektedir. Özellikle yönlendirici olmayan besin etiketleri daha karmaşıktır. Ürünün
içerdiği besin bilgileri hakkında bilgi vermektedir ve ülkemizde de sıklıkla kullanılan besin
değerleri tablolarıdır. Yarı yönlendirici ve yönlendirici olmayan etiketler zaman baskısından
olumsuz olarak daha fazla etkilenebilirler. Tüketicilerin besin tablolarını değerlendirmek
için zamanları olduğunda bile bu tür etiketler için daha fazla bilgiye ihtiyaçları olabilir.
İkinci iş paketi deneysel ve anket çalışması olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Her iki kısımŞekil 1: FLABEL “Temel Etiket” Formatı
a) Sağlıklı Seçim Onayı Olan Etiket
b) Sağlıklı Seçim Onayı Olmayan Etiket
da da birinci iş paketi ve eşzamanlı yürütülen
diğer iş paketlerinden elde edilen bilgiler kullanılarak bir deney (deneklerin göz hareketlerini izleyip kaydetme) ve deneysel çalışmadan
önce ve sonra yanıtlamak üzere anket soruları
hazırlanmıştır. Bu deneyin iki temel hedefi vardır. Birinci hedef, farklı bir kültürde farklı gıda
etiketlerinin etkinliğini araştırmaktır. İkincisi
ise, beslenme etiketleri ve gıda seçimi davranışı
üzerinde zaman kısıtlamasının etkisinin araştırılmasıdır. DERİN Dergisi’nin bu sayısında
sadece deneysel çalışmadan bahsedilmektedir.
Deneysel çalışmanın verilerinin toplanması ve
kaydedilmesinde göz hareketlerini izleyen bir
cihaz (eye-tracker), 70 santimetre uzakta 22
inçlik bir ekrana bağlanmış ve ilgili bilgisayar
programları (Noldus, vd.) kullanılmıştır. Dokuz
Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde yapılan
41
bu araştırmada iki oda kullanılarak, toplamda 319 katılımcıya deney uygulanmıştır. Deneye katılım yaklaşık 15-20 dakika sürmüştür.
Göz hareketi ölçümleri, ilgiyi (dikkati) ölçmek
üzere yapılmıştır. İnsanlar çoğunlukla gözlerini sabitledikleri bir noktadan ziyade, ilgilerini
başka bir konuya yönelttiklerini belirtiyorlarsa da bu sadece çok basit işlerde mümkün olmaktadır. Açık ve gizli dikkat arasındaki sıkı
bağ son araştırmalarla ortaya konmuştur. Göz
hareketlerinin belirgin bir ölçüsü durma zamanıdır; yani, bir uyaran karşısındaki sabitleme ve
seğirme toplamıdır ki; bu görsel dikkatin geçerli bir göstergesidir. Bu ölçüm, besin etiketlerine olan dikkati belirlemekte kullanılmıştır.
Buradan hareketle göz-izleme deneyinde etiketlerin dikkat çekip çekmediği, etiket üzerindeki duraklama zamanı ve diğer etiket öğeleri
üzerindeki duraklama zamanı incelenmiştir.
Bu çalışmadan elde edilen bulgular, daha
önce Hollanda’da yapılan deney sonuçlarının birçoğunu desteklemekte ve sonuçların tutarlı olduğunu göstermektedir.
Bu deney, aynı zamanda, daha önce yapılmış
olan deneylerden elde edilen bilgileri birçok
yönden geliştirmiştir. Tüketiciler zaman baskısı altında olduklarında, basit logo ve ÇTI
etiketlerinin pozitif etkilerinin aynı kaldığı
görülmüştür. Bunun yanında, basit logoların
kullanımının eş zamanlı olarak tekrarlanması
zaman baskısından etkilenmemektedir ve bu
etiket için doğru tanıma en yüksek seviyededir.
Göz-izleme ölçümlerinden de ek bilgiler edinilmiştir. Zaman baskısının tüketicilerin etiketlere
dikkat etme olasılığını düşürdüğü görülmüştür.
Yüksek zaman baskısı altında tüketiciler, düşük
zaman baskısına kıyasla paket üzerindeki objeler
üzerinde daha az zaman harcayabilirler; deney de
bunu doğrulamıştır. Ayrıca, tüketicilerin paket
üzerindeki objelere (besin etiketleri-resimler)
toplam zamanlarının eşit oranlarını harcayarak
işlemi hızlandırmaya çalıştıkları görülmüştür.
Değişik tiplerdeki etiketlerin performansını
karşılaştırdığımızda sonuçlar, basit logonun
diğer etiketlerden daha verimli olduğunu göstermiştir. Basit logolar seçime yönlendirirken
verimliliklerini kaybetmeden, diğer etiketlerden daha az dikkat gerektirmektedirler. Basit logolar, ÇTl ve besin tablosunda olduğu
gibi dikkati diğer paket-üstü metinsel bilgi-
Düşük Zaman Baskısı
yok
% dikkat
TDK(etiket)*
GDK(etiket)**
TDK(metin)*
GDK(metin)**
TDK(resim)*
GDK(resim)**
TDK (kaşık)*
GDK(kaşık)**
TDK(paket)*
GDK(paket)**
2,30
0,10
1,20
0,00
0,80
0,00
10,55
0,60
logo
70,60
0,47
0,03
2,20
0,14
1,12
0,07
0,87
0,05
10,10
0,63
ÇTI
Tablo
69,20 66,70
2,29
1,61
0,14
0,10
1,11
1,45
0,07
0,09
0,68
1,31
0,04
0,08
0,87
0,88
0,05
0,06
9,46
9,37
0,59
0,59
Yüksek Zaman Baskısı
yok
1,20
0,15
0,53
0,07
0,53
0,06
5,29
0,66
logo
60,60
0,26
0,03
0,97
0,12
0,67
0,08
0,52
0,07
5,83
0,73
ÇTI
54,30
0,86
0,11
1,05
0,13
0,60
0,07
0,43
0,05
5,93
0,74
Tablo
36,70
0,51
0,06
1,02
0,13
0,69
0,09
0,53
0,06
5,79
0,72
TDK: toplam duraklama zamanı, GDK: göreli duraklama zamanı, * saniye,** katılımcılara verilen
zamanın oranı
42
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
den uzaklaştırmamakta ve tüketicilerin diğer bilgilere de ulaşmalarını sağlamaktadırlar.
Yararlanılan Kaynaklar
Akgüngör, S. ,Trijp, H. van, Herpen, E. van,
Gülcan, Y. ve Kuştepeli, Y. (2011). Gıda etiketlerine yönelik dikkat ve algı: Dokuz Eylül
Üniversitesi’nde uygulanan göz hareketleri
izleme deneyi sonuçları. DEÜ, SBED, 13(3),
07-18
Borgmeier, I. and Westenhoefer, J. (2009). Impact of different food label formats on healthiness evaluation and food choice of consumers:
A randomized-controlled study. BMC Public
Health, 9, 284.
Christianson, S.-A., Loftus, E.F., Hoffman,
H. and Loftus, G.R. (1991). Eye fixations and
memory for emotional events. Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and
Cognition, 17(4), 693-701.
Drichoutis, A.C, Lazaridis, P. and Nayga, R.M.
Jr. (2006). Consumers’ use of nutritional labels:
A review of research studies and ıssues. Academy of Marketing Science Review, 9. Retrieved from http://www.amsreview.org/articles/
drichoutis09-2006.pdf
Fazio, R. H. (1990). A practical guide to the
use of response latencies in social psychological research. In C. Hendrick and M.S.
Clark (Eds.), Review of personality and social
psychology, (pp. 74-97). Newbury Park, CA:
Sage.
Nutrition, 10(3), 238-244.
Mothersbaugh, D.L., Herrmann, R.O. and
Warland, R.H. (1993). Perceived time pressure and recommended dietary practices: The
moderating effect of knowledge of nutrition.
Journal of Consumer Affairs, 27(1), 106-126.
Pieters, R. and Warlop, L. (1999). Visual attention during brand choice: The impact of time
pressure and task motivation. International
Journal of Research in Marketing, 16, 1-16.
Pieters, R. and Wedel, M. (2007). Goal control of attention to advertising: The Yarbus
implication. Journal of Consumer Research, 34
(August), 224-233.
Rosbergen, E., Pieters, R. and Wedel, M.
(1997). Visual attention to advertising: A
segment-level analysis. Journal of Consumer
Research, 24 (December), 305-314.
Russo, J. E. and Leclerc, F. (1991). Characteristics of successful product ınformation programs. Journal of Social Issues, 47(1), 73-92.
Russo, J. E., Staelin, R., Nolan, C. A., Russell,
G.J. and Metcalf, B.L. (1986). Nutrition information in the supermarket. Journal of Consumer Research, 13(1), 48-70.
Feunekes, G.I., Gortemaker, I.A., Willems,
A.A., Lion, R. and van den Kommer, M.
(2008). Front-of-pack nutrition labelling:
Testing effectiveness of different nutrition labelling formats front-of-pack in four European
countries. Appetite, 50(1), 57-77
Grunert, K.G. and Wills, J.M. (2007). A review
of European research on consumer response to
nutrition ınformation on food labels. Journal
of Public Health, 15, 385-399.
Japs, J. and Devine, C.M. (2006). Time scarcity
and food choices: An overview. Appetite, 47(2),
196-204.
Jones, G. and Richardson, M. (2007). An
objective examination of consumer perception
of nutrition ınformation based on healthiness
ratings and eye movements. Public Health
43
EĞİTİM...
Sağlık Hizmetleri Meslek
Yüksekokulları ve Teknoparklar
Ayhan GÖKDEMİR*
Ülkemizin ihtiyacı olan her türlü ara insan gücünü yeterli sayıda ve nitelikli olarak yetiştirmek, gelişmekte olan teknolojiye uyumlu, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde (AR-GE) yer
alabilecek daha kalifiye teknik elemanı hazırlamak adına mesleki ve teknik yükseköğretimde
gerçekleştirilecek yeni bir yapılanma, eğitim ve
öğretimin kalitesini daha üst seviyelere çıkaracaktır.
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları
(SHMYO), sağlık sektörünün farklı çalışma
alanlarına yönelik eleman yetiştiren, ön lisans
düzeyinde eğitim veren yüksek öğretim kurumlarıdır. SHMYO’larının misyonu; sağlık alanında; uluslararası mesleki ölçütlere uygun olarak
hazırlanmış eğitim programları aracılığıyla, bilimsel, teknolojik, çağdaş değerler doğrultusunda, üstün bilgi ve beceri ile donatılmış, topluma
faydalı teknik elemanların yetişmesini sağlayarak, ülkemiz sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve
güçlenmesine katkıda bulunmaktır.
Üniversitelerimiz teknoparklar kurarak, bilginin ve yeniliğin üretilip toplumun faydasına yönelik ticarileşebilir teknolojik ürün ve hizmete
dönüştürülmesine, etkin bir üniversite-sanayi
işbirliğinin sağlanmasına, AR-GE, yenilik, girişimcilik ve ticaretleşme alanlarında üniversiteye
kaynak ve altyapı kurulmasına çalışmaktadırlar.
Bu derlemede, sağlık alanındaki teknopark çalışmalarında sağlık hizmetleri meslek yüksekokullarının rolü tartışılmıştır.
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri
bilginin üretilmesi, üretilen bilginin ticarileştirilmesi, üründe ve üretim yöntemlerinde ürün
kalitesi ve standardının yükseltilmesi, verimliliği artıracak ve üretim maliyetlerini düşürecek
yeniliklerin geliştirilmesi küçük ve orta ölçekli
işletmelerin yeni ve ileri teknolojilere uyumunun sağlanması, araştırmacılara iş imkânlarının
sağlanması ve ileri teknoloji yatırımları yapacak
yabancı sermayenin ülkeye girişinin hızlandırılması, sanayinin rekabet gücünün artırılması
amaçlanmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde uzun yıllardan beri önemli
bir kalkınma aracı olarak kullanılan teknoparklar, ülkemizde 90’lı yılların ortalarında gündeme gelmiştir. Teknoparklar konusundaki yasal
düzenleme 06.07.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4691 sayılı “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri
Yasası” ve 19.06.2002 tarihinde yürürlüğe giren
“Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği” ile sağlanmış ve bu bölgelere yönelik
teşvikler sağlanmıştır.
Ülkemizdeki TGB’leri oldukça sınırlı kaynaklara rağmen 10 yıldan kısa bir sürede önemli sonuçlar elde etmeye başlamıştır.
Sağlık Meslek Yüksekokullarının Tarihçesi
Sağlık insan gücünün (SAİG) niteliği, sağlık hizmetlerinin yeterli, etkili, verimli sunulmasında,
teknolojinin doğru kullanımında ve hizmetten
yararlananların memnuniyetinde önemli etkenlerden biridir. SAİG niteliğinin en önemli belirleyicisi ise verilen eğitimin yeterlilik düzeyidir.
Dolayısıyla, eğitimin niteliği SAİG’nin niteliğinde, SAİG’nin niteliği de sağlık hizmetlerinin
2001 yılında 4691 sayılı yasayla kurulan Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde (TGB); teknolojik
*Dokuz Eylül Üniversitesi, Sağlık Hizmet Meslek Yüksekokulu Sekreteri
44
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
nitelik ve niceliğinin iyileştirilmesinde, ihtiyaçlara uygun sağlık hizmeti sunumunda başlıca rol
oynayan faktörlerdendir.
Sağlık emek sunumunda öncelikli olarak ele
alınması gereken temel konular arasında, değişen toplumsal yapı çerçevesinde ortaya çıkan
yeni oluşumlara uygun olarak; “Kime?”, “Ne kadar?”, “Hangi nitelikte?” gereksinim olduğunun
belirlenmesi vardır. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına
göre, Türkiye’de 1923 yılında 560 sağlık teknisyeni olduğu bildirilmektedir. Sağlık hizmetlerinin sunumunda ara insan gücü eğitiminin 1845
yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nde iki yıllık ders
ve kurslarla başlatıldığı, “küçük cerrah” adıyla yetiştirildiği ve bu kişilere sağlık teknisyeni
unvanı verildiği bildirilmektedir. Daha sonra,
Dr. Besim Ömer Paşa tarafından başlangıçta bir
yıllık, daha sonra iki yıllık, ağırlıklı olarak çiçek
aşısı ve bulaşıcı hastalıklar alanında eğitim veren
ve küçük sağlık memuru yetiştiren bir okul 1910
yılında açılmış, 1920’de kapatıldıktan dört yıl
sonra tekrar 1924 yılında açılmıştır. 1961 yılında
yapılan reorganizasyonla Sağlık Bakanlığı bünyesinde Ankara Yenişehir Sağlık Koleji’nde Tıbbi Laboratuvar, Radyoloji, Çevre Sağlığı olmak
üzere üç branşta yeni bir okul açılmış ve sayıları
giderek arttırılmıştır. 1980’li yıllara kadar Sağlık
Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün
planlamasını yaptığı ve eğitimini düzenlediği bu
okullar Sağlık Meslek Lisesi olarak yürütülmüş,
bu tarihten sonra üniversiteler bünyesinde iki
yıllık programlar oluşturulmaya başlanmıştır.
Sağlık Meslek Liseleri’nden sağlık teknisyeni
unvanı ile mezun veren bu okullar 2005 yılında bir protokolle, 2006 yılında da kanunla Milli
Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
Sağlıkta ara insan gücünün niteliğini iyileştirmek ve sayısını arttırmak üzere 1983 yılından
itibaren üniversiteler bünyesinde ön lisans düzeyinde meslek yüksek okullarında çeşitli programlar (ambulans ve acil bakım teknikerliği,
tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik, tıbbi laboratuvar, anestezi, radyoloji, radyoterapi, hemodiyaliz, vb.) başlatılmıştır.
45
Sağlık Meslek Yüksekokullarında Eğitim
Gelişmiş ülkelerdeki meslek eğitimi, 18 yaşını
doldurduktan sonraki devreye rastlayan dönemlerde verilecek şekilde bir eğitim sistemi
ile düzenlenmiştir. Oysa ülkemizde hâlâ sağlık
meslek lisesi düzeyindeki eğitimle sağlık alanında insan gücü yetiştirilmektedir. Henüz kendi
gelişim süreçlerini tamamlamamış olan adölesan çağındaki gençlere meslek sorumluluğu
yüklenilmeye çalışılmaktadır. Bu gençler sınavsız geçişle yüksekokullara gelmekte ve SHMYO
mezunlarının niteliğinin iyileştirilmesi ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunulması açısından;
nitelikli bir temel eğitim sonrasında (11 ya da
12 yıllık) yüksekokullara gelmeleri, yüksekokul
eğitim programlarının meslek tanımlarına uygun ve mezunların alanda yaşadıkları sorunlara
dayalı olarak geliştirilmesi, eğitim programına
uygun öğretim elemanı kadrosunun sağlanması,
teorik ve uygulamalı öğrenme ortamlarının ve
laboratuvar altyapılarının geliştirilmesi gerekmektedir.
46
Meslek Yüksekokulları’nın hedefi kaliteli üretimi gerçekleştirebilecek, bilimsel ve teknolojik
gelişmeye uyum sağlayabilecek, iş hayatına yüksek nitelikli ve performanslı ara kademe insan
gücü yetiştirmektir. (Uluslararası Mesleki ve
Teknik Eğitim Konferansı). SHMYO’ları; eğitimli ara elemanlar yetiştirerek ülke çapında,
sağlık alanında büyük bir iş yükünü karşılamaktadırlar. Sağlık hizmetlerinin multidisipliner
yapısı içerisinde oldukça önemli bir insan kaynağı yetiştiren bu okulların kalitesini artırmak
amacıyla eğitim ve öğretimde karşılaştıkları sorunlar ve bunların çözülmesi giderek daha fazla
önem kazanmaktadır.
SHMYO programlarının da teorik ve uygulama
dersleri, öncelikle öğrencilerin pratik becerilerini geliştirmeli ve bunun için gerekli olan mesleki bilgiyi kazandırmayı hedeflemelidir.
Meslek yüksekokulu programlarının müfredatlarının; değişen ihtiyaçlara cevap verebilmesi
ve çağdaş gelişmeler ile paralel yürütülebilmesi
için ayrıca ilgili lisans öğretim programları ile
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
koordineli olarak yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerekmektedir.
Öğrencilerin mesleki bilgi ve becerilerini artıracak uygulama alanlarının bulunmasında yetersizlikler vardır. Uygulama alanı gözeticilerinin
sık aralar ile hizmet içi eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir.
Sınavsız Geçiş Sistemi’nin uygulanmasının yerine Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi
(ÖSYS) ya da yine Yükseköğretim Kurumu tarafından uygulanacak bir başka sınav ile öğrencilerin seçilerek, sağlık ile ilgili bu programlara
yerleştirilmeleri öğrenim ve meslek kalitesini
artırmada oldukça önemlidir.
Sağlık Meslek Yüksekokullarının Öğretim Elamanlarının Durumu
SHMYO’da verilen eğitimin kalitesi, sunulacak
sağlık hizmetinin kalitesini direkt etkilemektedir. Türkiye’de henüz bu okullara öğretim elemanı veya eğitici yetiştirecek yükseköğrenim
kurumu yoktur. Bu okullarda farklı akademik
unvanlı/unvansız, sektör deneyimli/deneyimsiz
eğiticilerin bulunması sorunlara yol açmaktadır.
Buna eğitici sayısı yetersizliği de eklenince sorun büyümektedir. Bunun için bir an önce nicelik ve nitelik olarak yeterli eğiticilerin eğitilebileceği bir yapılanma sağlanmalıdır.
SHMYO’larında kadrolu eğiticilerin bir kısmı eğitim yaptıkları alanda lisans mezunudur.
Bunun da en büyük nedeni Sağlık Bilimleri
Enstitüleri’nde eğiticilerin kendi alanları ile birebir örtüşen yüksek lisans veya doktora programlarının olmamasıdır. Bir başka nokta, yüksek lisans/doktora mezunu eğiticilerin sektörde
deneyimsiz olmasıdır. SHMYO’da eğiticilerin
bilimsel yeterliliği ve sektör deneyiminin hangi
düzeyde olması gerektiği konusu acilen standardize edilmelidir.
Sağlık Meslek Yüksekokulu Öğrencileri
Eğitim süreci içerisinde sürecin çıktısı, ürünü
öğrencinin eğitimidir. Öğrencinin kendisi ürünün üretimine ve şekillenmesine bizzat aktif
olarak katılmalıdır. Ancak sınavsız geçiş uygu-
lamasının öğrencinin eğitim-öğretimi açısından
olumsuz etkisi devam etmektedir. Yerleştirmeleri yapılan öğrencilerin önemli bir kısmının,
üniversite eğitiminin önemini algılayamaması
ve istihdam edilebilirlik kriterleri açısından
mesleki yeterliliğe ve mesleki vakara sahip
olmaması en büyük sorun olarak karşımızda
durmaktadır. 4702 Sayılı Kanun kapsamında
olan sınavsız geçiş ile ilgili hükümlere yeni bir
alternatif bulunarak bu sorunlar çözüme kavuşabilir. Aynı zamanda öğrencinin meslek yüksekokulundaki eğitimine daha iyi motive olması
adına diğer rahatlatıcı düzenlemeler de çözümü
kolaylaştırabilir (yeterli burs ve barınma olanakları, erkek öğrenciler için askerlik statüsü, dikey
geçiş kontenjanlarının arttırılması, vb.). Memur
öğrencilerin dikey ilerlemelerinin sağlanması
için çalışmalar yapılmalı, kariyerlerini geliştirme olanağı sağlanmalıdır.
Sağlık Meslek Liseleri’nin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları’na Dönüşümü
Sağlık Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu arasında yapılan bir protokolle bazı Sağlık Meslek
Lisesi binaları SHMYO ve Sağlık Yüksekokulu (SYO) olarak kurulmak üzere üniversitelere
devredilmiştir. Bunların bir bölümü faaliyete
geçirilmiş fakat özellikle dört yıllık lisans programlarında ebe, hemşire, sağlık memuru yetiştirilmek üzere çalışılması planlanan Sağlık Yüksekokulları eğitim-öğretime başlayamamıştır.
Eğitim-öğretime başlanamamasının en büyük
nedeni ise kadro yokluğu ile bu okullara öğretim elemanı temin edilememesidir. Bu konuya
bir çözüm bulabilmek amacıyla, Yükseköğretim Kurulu’nda çalışmalar başlatılmış olup
bunlardan eğitim-öğretime açılabilecek olanlar
en kısa zamanda faal duruma getirilip hizmete
sunularak, kalanları ise Sağlık Bakanlığı ile koordine edilmek suretiyle diğer eğitim amaçları
için kullanılmıştır. Bunun mümkün olmayanları
ise Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir.
Akademik eğitime; çeşitli araştırmalar, paneller, oturumlar aracılığı ile öğrencinin de ka47
tılımı sağlanarak meslek bilincine erişmeleri
ve mezun oldukları dallardan toplum sağlığına
katkıda bulunurken mesleki tatmin de almaları
hedeflenmektedir. Programların toplam eğitim
süresi lise sonrası iki yıl olarak belirlenmiştir.
Ancak idealize edilen, toplumun sürekli değişim
gösteren sağlık ihtiyaçlarına cevap verebilecek,
çağdaş bilimsel teknoloji ile donanımlı, bilimsel
yenilikleri takip edebilecek, ileri görüşlü, sağlık
alanındaki yenilikleri izleyen ve uyum sağlayabilen meslek grubunun yetiştirilmesi için bu süre
yeterli değildir. Bu nedenle SHMYO bünyesinde yer alan programların dört yıla uzatılması
için girişimlerde bulunulması gerekmektedir.
Sağlık hizmetlerinde verimliliği artırmak amacıyla, 23-27 Mart 1992 tarihinde I. Ulusal Sağlık
Kongresi toplanmıştır. Bu toplantıda hedeflenen; ebe, hemşire ve sağlık memurluğu eğitiminin Avrupa Birliği ülkeleri paralelinde lisans
düzeyinde yüksek okullarda yürütülmesi ve bu
sistemin ülke modeli haline getirilmesiydi. Bu
hedef doğrultusunda “ Sağlık Eğitimi Yeniden
Yapılandırma Projesi” başlatılmış ve 31.5.1995
tarih ve 3987 sayılı yazı ile Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmuştur. 23.5.1995 tarih
ve 185/1 sayılı Yüksek Sağlık Şurası Kararları’nın
2’inci maddesi gereği Sağlık Bakanlığı ile
Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı arasında 22.11.1996 tarihinde imzalanan protokol ile
Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık meslek lisesi
binaları YÖK Başkanlığı’na devredilmiştir. Bugün ülkemizde 110 tanesi Sağlık Bakanlığı’ndan
devredilen ve 22 tanesi YÖK Başkanlığı tarafından kurulmuş olan toplam 132 adet SHMYO
bulunmaktadır. Başlatılan Sağlık Eğitimi Yeniden Yapılandırma Projesi, sağlık hizmetlerinin
geliştirilmesinde önemli bir adım olarak kabul
edilmeli ve sadece hemşirelik bölümünde değil diğer sağlık hizmetleri meslek dallarında da
dört yıllık eğitimin teşvik edilmesi gerekmektedir. Gelişen tıp teknolojisi buna duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Meslek yüksek okulu eğitiminin bir üniversite eğitimi olduğu daima dikkate
alınmalıdır.
48
Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
ile Yapılan Değişiklik
Meslek yüksekokullarının kaynağını oluşturan
meslek liselerinin “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı
Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” olan
6514 sayılı kanunun 24 ve 29’uncu maddelerinde yapılan değişiklikle, meslek lisesi eğitimde
önemli bir değişikliğe gidilmiştir. Buna göre:
MADDE 24 –1219 sayılı Kanunun ek 13’üncü
maddesinin (e), (g), (ğ), (h), (ı), (i), (j), (k), (l), (m),
(n), (o), (p), (r)¸ (ş)¸ (t) ve (u) bentlerinde geçen
“meslek yüksekokullarının” ibareleri “ön lisans
seviyesindeki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki bentler eklenmiştir.
ü) Acil tıp teknikeri; ön lisans seviyesindeki acil
tıp bölümünden mezun, acil tıbbi yardım ve
bakım ile sınırlı kalmak kaydıyla hastaya müdahale ve bu hususta lazım gelen iş ve eylemleri
yapan sağlık teknikeridir.
v) Hemşire yardımcısı; sağlık meslek liselerinin
hemşire yardımcılığı programından mezun olup
hemşire nezaretinde yardımcı olarak çalışan,
ayrıca hastaların günlük yaşam aktivitelerinin
yerine getirilmesi, beslenme programının uygulanması, kişisel bakım ve temizliği ile sağlık hizmetlerine ulaşımında yardımcı olan ve refakat
eden sağlık teknisyenidir.
y) Ebe yardımcısı; sağlık meslek liselerinin ebe
yardımcılığı programından mezun olup ebelerin
nezaretinde yardımcı olarak çalışan, ayrıca hastaların günlük yaşam aktivitelerinin yerine getirilmesi, beslenme programının uygulanması,
kişisel bakım ve temizliği ile sağlık hizmetlerine
ulaşımında yardımcı olan ve refakat eden sağlık
teknisyenidir.
z) Sağlık bakım teknisyeni; sağlık meslek liselerinin sağlık bakım teknisyenliği programından
mezun olup en az tekniker düzeyindeki sağlık
meslek mensuplarının nezaretinde yardımcı
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
olarak çalışan, ayrıca hastaların günlük yaşam
aktivitelerinin yerine getirilmesi, beslenme
programının uygulanması, kişisel bakım ve temizliği ile sağlık hizmetlerine ulaşımında yardımcı olan ve refakat eden sağlık meslek mensubudur.
MADDE 29 – 1219 sayılı kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 11 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, sağlık meslek liselerinin hemşire yardımcılığı, ebe yardımcılığı
ve sağlık bakım teknisyenliği haricindeki programlarına öğrenci kaydedilmez. Bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 25.2.1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nun geçici üçüncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında
sağlık meslek liselerinin hemşirelik programına
da öğrenci kaydı yapılmaz. Bu tarihe kadar kaydı yapılmış olan öğrenciler eğitimlerini kayıtları
yapılan programlarda tamamlarlar ve bitirdikleri programların meslek unvanını kullanırlar.
Sağlık meslek liselerinin kapatılan programlarından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe
kadar mezun olanlar da meslek unvanlarını kullanmaya devam ederler.”
Sağlık liselerinde hemşirelik ve teknisyenlik
bölümlerine öğrenci kaydı yapılmayacak. Sağlık
Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB)
yaptığı düzenlemeyle sayıları gittikçe artan sağlık meslek liselerinin hemşirelik ve teknisyenlik
bölümlerinde düzenleme yapmıştır. Sağlık meslek liselerinin bölümlerine 2014-2015 yılından
itibaren kademeli olarak öğrenci alınmayacaktır.
Liselerde bulunan hemşirelik, ebelik, laboratuvar, anestezi ve radyoloji teknisyenliği, acil tıp
teknisyenliği gibi alanlar kapatılacaktır. Okullarda sadece hemşire yardımcılığı, ebe yardımcılığı ve sağlık bakım teknisyenliği olacaktır.
Sağlık Personeline Yönelik Lisans Tamamlama
Meclise sunulan yasa tasarısında, “sağlık personeline yönelik lisans tamamlama programları”
tasarısı da yer aldı.
Tasarıda yer alan ve 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanunu’na eklenen madde şu şekildedir:
“GEÇİCİ MADDE 68- Bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarih itibariyle sağlık bilimleri alanında
ön lisans diploması almış olanlara, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) belirleyeceği ilişkili
alanlarda, Sağlık Bakanlığı’nda çalışanlara öncelik tanınarak lisans tamamlama eğitimi yaptırılır. Bu eğitimler, Yükseköğretim Kurulu’nun
belirleyeceği alanlarda uzaktan eğitim metotları
ile verilebilir. Uygulama eğitimleri için Sağlık
Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu işbirliği
yapar. Bu eğitimlerin usul ve esasları Yükseköğretim Kurulu’nca belirlenir.”
Bu maddeye göre,
1- Tamamlama eğitimi verilecek alanlar YÖK
tarafından belirlenecek.
2- Sağlık Bakanlığı çalışanlarına öncelik verilecek.
3- Eğitim, uzaktan eğitim yoluyla verilebilecek.
4- Usul ve esasları YÖK belirleyecek
YÖK’ün hazırladığı ve meclise sunduğu tasarının yasalaşması halinde, SHMYO’dan mezun
olanların lisans tamamlama programı ile eğitim
süreleri dört yıla yükselecektir. Lisans tamamlama programları uzaktan eğitimle yapılacaktır.
SHMYO’nun iki yıllık eğitimlerini, lisans tamamlama programı ile dört yıla çıkarılmasının
yasallaşması durumunda, eğitim öğretim programlarını dört yıla çıkarmaları gerekecektir.
Sağlık meslek yüksekokullarının lisans tamamlama programları, sağlık meslek lisesinden mezun olan öğrencilerin sürekli talep ettikleri ve
memur sendika ve tekniker dernekleri tarafından gündemde tutulan önemli bir konudur ve
bu bağlamda tasarısının yürürlüğe girmesi için
onlar da yoğun bir şekilde çaba sarf etmektedirler.
Yeni Sağlık Üniversitesi Modeli
İstanbul’da kurulacak Türkiye Sağlık Bilimleri
Üniversitesi bünyesinde Tıp Fakültesi, Sağlık
Bilimleri Fakültesi ile Sağlık Bilimleri Enstitüsü
yer alacaktır.
Üniversitenin yönetim organları, Yükseköğre49
tim Kanunu’nda öngörülen organlar ile mütevelli heyetinden oluşacaktır. Mütevelli heyeti,
Sağlık Bakanı, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, Rektör, Sağlık Bakanı’nın seçeceği bir üye ile Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen profesör
unvanına sahip bir üye olmak üzere, toplam beş
üyeden oluşacaktır.
Tasarıya göre, verilen görevleri yerine getirmek
amacıyla, kamu tüzel kişiliğine, bilimsel ve idari özerkliğe sahip, özel bütçeli, Türkiye Sağlık
Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kurulacaktır.
TÜSEB; Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun
sağlık bilimi ve teknolojileri konusunda aldığı
kararları uygulayacak veya bu kararların uygulanmasında eşgüdüm sağlayacak; AR-GE faaliyetleri yapacak, AR-GE’lere mali ya da bilimsel
destek sağlayacak, bunları koordine ve teşvik
edecek, izleyecek, bu amaçla program ve projeler geliştirecektir.
TÜSEB bünyesinde, Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü, Türkiye
Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Kronik Hastalıklar Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü, Türkiye
Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kurulacaktır.
Kurulacak enstitülerde AR-GE projelerinin gerektirdiği niteliklere sahip olanlar, proje süresi
ile sınırlı olmak üzere, belirli süreli iş sözleşmesiyle istihdam edilebilecek. Yabancı uyruklu
uzmanlar bir yıla kadar çalıştırılabilecek. Devlet memurları ile öğretim elemanları, başkanlık
kadrolarında istihdam edilebilecektir.
Yeni Sağlık Üniversitesi modelinde teknoparklar kurulacak, bu teknoparklarda donanımlı,
araştırmalarda görev alacak elemanlara ihtiyaç
gündeme gelecektir. Sağlık Bakanlığı’nın oluşturduğu model, diğer üniversitelerdeki mevcut
teknoparklarda da var olan ihtiyaca dikkat çekecektir. Sağlık meslek yüksekokulları, buralarda görev alacak teknik donanıma sahip elemanları yetiştirmek üzere vizyonlarını yenilemek
zorunda kalacaklardır.
50
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokullarının Gelecekteki Vizyonu
Dünyada yaşanan yapısal değişme ve gelişmeler gün geçtikçe istihdam edilecek personelin,
alanı ile ilgili eğitim görmüş nitelikli elemanlar
olarak yetiştirilmesini zorunlu hale getirmiştir.
Sektörlerdeki çok boyutlu gelişmeler, istihdam
edilecek işgücünün lisans eğitiminde edindiği
ileri düzey alan bilgi ve becerisini kullanarak
sektörel verileri yorumlayabilen, sorunları tanımlayabilen, analiz edebilen, araştırma ve kanıtlara dayanan, çözüm önerileri geliştirebilen
bireyler olmasını zorunlu kılmaktadır. Ulusal
ve uluslarası faaliyet gösteren teknoparklarda
görev alacak teknik elemanların yabancı dil bilgisinin yüksek düzeyde olması gerekmektedir.
Bu çerçevede, iki yıllık ön lisans okullarının
mevcut yapısı ve eğitim-öğretim süresi özellikle
bazı alanların ihtiyacı olan, bilgili, teori ile uygulamayı bütünleştiren, karşılaştığı sorunlara
çözüm bulma yeteneğine sahip elemanlar yetiştirilmesine imkân vermemektedir.
İdealize edilen, toplumun sürekli değişim gösteren sağlık ihtiyaçlarına cevap verebilecek,
çağdaş bilimsel teknoloji ile donanımlı, bilimsel
yenilikleri takip edebilecek, ileri görüşlü, sağlık
alanındaki yenilikleri izleyen ve uyum sağlayabilen meslek grubunun yetiştirilmesi için bu sürenin yeterli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle
SHMYO bünyesinde yer alan programların eğitim süreleri uzatılmalıdır.
Türkiye’de işsizliğe karşı iş dünyasının nitelikli insan gücü bulma konusunda karşılaştığı
zorluk, iş gücü arzı ile iş gücü talebi arasındaki uyumsuzluğa işaret etmektedir. Bu durum
esas itibariyle, mesleki ve teknik eğitim ile iş
dünyası arasındaki bağlantının zayıflığından ve
hatta bazı alanlarda olmamasından kaynaklanmaktadır. İş dünyası ile eğitim sistemi arasındaki kopukluk, yeterli nitelikte, çeşitlilikte ve
sayıda iş gücü yetiştirmesine engel olmaktadır.
Teknoparklar ise üniversite ve sanayi arasındaki
bu kopukluğu gidermede köprü görevi görmektedir. Mesleki teknik eğitimde gözlenen temel
zafiyet, iş gücüne yeterli beceri kazandırılama-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
masıdır. SHMYO’lardan mezun olan teknikerlerden daha özellikli konularda donanımlı
teknikerler istenmektedir. Bunun içinde daha
fazla eğitim verilerek daha özellikli konularda
donanımlı elemanların yetişmesi sağlanmalıdır.
İş dünyasının ve teknoparkların beklentileri bu
doğrultudadır. SHMYO’ların piyasanın istediği
donanımlı elemanı yetiştirmek için uygulamanın ağırlıkta olduğu bir eğitim vermeleri gerekmektedir.
Ülkemizdeki bazı tekniker derneklerinin yaptığı bir araştırmaya göre, teknisyen ve teknikerlerin % 77’si meslek yüksekokulu eğitiminin en az
4 yıl olmasını, % 74’ü lisans eğitimini tamamlayabilmeyi ve % 81’i lisansüstü eğitim yapabilmeyi, % 72’si yabancı dili ayrıca bir hazırlık sınıfında öğrenmeyi istemektedir. % 68’i okulda aldığı
eğitimi meslek yaşamı için yeterli bulmamakta
ve % 48’i çalışma koşullarının olumsuzluğundan
yakınmaktadır. Bu araştırmadan da anlaşılacağı
gibi teknisyen ve teknikerler aldıkları mesleki
eğitimi sahada çalışmak için yeterli bulmamakta, kendini risk altında hissetmekte, ön lisans
mezunu olmayı yeterli bulmamakta ve ebe/hemşirelik veya başka ilgili olmayan alanlar dışında
programları ile ilgili alanlarda lisans tamamlamayı ve lisans mezunu olmayı hatta lisansüstü
eğitim almayı haklı olarak istemektedirler.
gerekse Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcısı (BioİZMİR) projesi ile ilgili süreçlerle eş uyum içerisinde yürütülmesinin katma
değeri şüphe götürmemektedir. Bu bağlamda,
ortak yürütme gruplarının sağlık teknoparkı
akademik koordinatörleri ile eş uyum haline getirilmesi organize edilmelidir.
3) Mesleksel beceriler alanında üniversitelerin
mühendislik ve fen fakültelerinin tecrübesi teknik eleman yetiştirme açısından değerlendirilmelidir.
4) Benzer şekilde; biyomalzemeler, tıbbi tekstil,
sağlık teknolojileri eksperliği, ortoz-protez için
fizik-tedavi ve ortopedi ortak alan programı,
biyobankacılık (kan bankası, vb.) gibi sektörün
ihtiyacı olan yeni programların açılması sağlanmalıdır.
5) Ayrıca teknopark ve ekosistemin içerisinde
faaliyet gösteren firmalar ile staj programları
hazırlanmalıdır.
Sağlık Meslek Yüksekokulları’nın programlarını ve vizyonlarını bu doğrultuda yenilemesi
gerekmektedir. Sağlık teknoparkları ve AR-GE
projeleri için gerekli kaliteli eleman ancak bu
şekilde elde edilecektir.
Meslek yüksekokullarının vizyonu; ideale yakın
bir eğitim vermeyi amaçlamak, daha sonrada
lisansüstü eğitim yapmak isteyenlere imkân tanımak ve teknoparklarda aktif bir şekilde rol
alabilmek, yurt dışındaki üniversitelerin programları ile paralellik kurulmasını sağlamak ve
geniş bir perspektifte gelecek sunmak olmalıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
SHMYO stratejik planlamasında önerilen model aşağıda maddelendirilmiştir.
1) Özel sektör veya kamu kurum ve kuruluşlarının güncel ihtiyaçlarına göre program düzenlenmesi çok uygun olacaktır.
2) Türkiye’de bir ilk olan ve Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme Bölgesi (DEPARK) tarafından
gerçekleştirilen sağlık teknoparkı ekosistemi,
51
EGİTİM...
İşleyen Bir Model Önerisi
Ufuk BATUM*
Eğitim kurumlarının üstlendiği birçok işlev
vardır. Örneğin, klasik üniversitelerin en temel
görevi şüphesiz ki eğitim ve öğretim olarak tasarlanmıştı. Sonra ülkeler, pazarlar, ihtiyaçlar
değiştikçe, şehirleşme ve sanayileşme arttıkça
araştırma ve geliştirme (AR-GE), nitelikli üniversitelerin odaklandığı önemli bir alan olarak
ortaya çıktı. Tabii AR-GE pahalı bir iş olduğundan bu uzuv her ülkede, her üniversitede öyle
kolay kolay gelişemedi.
“MOTIVASYON
PIRAMIDININ
EN ÜSTÜNDE
OTURAN
DEĞER,
ÇALIŞANLARIN
YAŞADIĞI
MANEVI
TATMIN”
Rekabetçi ortamlarda mücadele eden her kurum, kuruluş veya örgüt gibi yaşamda (oyunda)
kalabilmek ve marka değerini büyütebilmek
üniversitelerin de çoktandır gündeminde. Sadece Türk üniversiteleri için değil; Çin, Hindistan, Malezya, Şili, Brezilya, Rusya ve daha
birçok ülkenin (üçüncü kuşak iddiasında olan)
üniversiteleri için toplumun sorunlarıyla ilgilenmek, çözüm üretmek, sanayi ve diğer paydaşlarla beraber çalışmak ve sonuçta ait oldukları
toplumlara refah üretmek temel işlevler arasındadır.
Demek ki iddialı bir üniversiteyi göz önüne aldığımızda “eğitim, araştırma, toplumsal fayda”
gibi kavramlar açısından değerlendirmeliyiz.
Nitekim üniversiteleri farklı yetkinlikleriyle
değerlendiren çok çeşitli endeksler bulunuyor.
Son zamanlarda açıklanmış olduğu için Times
Higher Education (THE) endeksini ele almakta fayda var. Türkiye’nin önemli 6-7 üniversitesi önce ilk 400’e girmişti, sonra birkaç tanesi
200’ler civarına tırmanmayı başardı. Yeni açıklanan bu yılki endeks ise daha da çarpıcı: Mensubu olduğum ODTÜ listeye 85’inci sıradan gi* ODTÜ Teknoparkı Müdür Yardımcısı
52
rerken, mezunu olduğum Boğaziçi Üniversitesi
de 139’uncu. Çok önemli sıçramalar yaşanıyor.
Türkiye’de göreceli yeni tasarlanan ve kurgulanan “Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi” de üç
yıl boyunca yapılıyor. Bu endeksin varlığını çok
önemsiyorum çünkü endeks pek de beklemediğimiz bir şekilde üniversiteler arasında yaratıcı
ve besleyici bir rekabet başlattı. Herkes birbiriyle konuşuyor, tecrübeler paylaşılıyor, rakiple
işbirlikleri (coopetition) deneniyor, endekste
kimin yükselip düştüğünden bağımsız olarak
topluca yukarıya çıkış söz konusu.
Kısacası bir taraftan yeni açılmakta olan onlarca üniversitenin kalite sorunu tartışılırken bence yükseköğrenimde adı konulmamış bir devrim yaşanıyor. Başa güreşen üniversiteler çıtayı
yükseltiyor, diğerleri de her daim daha iyisini,
daha fazlasını üretmek zorunda olduğunun farkında. Türkiye’de yapılan endekste ODTÜ’nün
ilk yıl 2’inci, son iki yıldır da birinci çıkması
uluslararası endekslerin sonuçları ile tutarlılık
arz ediyor.
ODTÜ’nün kendi alanında açık ara lider bir
teknoparkı var: ODTÜ Teknokent. Burası
üniversite-sanayi işbirliğinin, bilgi ve teknoloji
transferinin, girişimciliğin, yenilikçiliğin ve tasarımın başarıyla yapıldığı bir ekosistem. Ekosistemin farklı aktörleri ve paydaşları yaratıcı
çarpışmalarla (creative collision) yeni sistemler
tasarlıyor, çözüm geliştiriyor, değer üretiyor.
ODTÜ Teknokent büyük bir tasarım marifetiyle oluşturduğu ve bütün paydaşlarıyla beraber
her daim yeniden tasarımına (co-creation) giriştiği iklimiyle adeta imbikten süzülerek yazdığı
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
misyonunda ifade edildiği gibi büyük bir kaynak (source) aslında. Sadece girişimcilerin ve
araştırmacıların değil; Azerbaycan, Rusya, Mısır, Tunus, Umman, Pakistan, Suudi Arabistan,
hatta Ekvator ve Kolombiya gibi uzak ülkelerin
kurumlarının bile yararlandığı bir kaynak.
nuları araştıran insan kaynakları şirketleri diyor
ki; “motivasyon piramidinin en üstünde oturan
değer, çalışanların yaşadığı manevi tatmin”dir.
Yani her sabah işe giderken ayaklarının geri geri
gitmesi değil, heyecanla ileriye gitmesidir. İşte
bu heyecan kurumları sıçratır!
Marka değeri en üst seviyelerde gezen üniversite ve teknopark birbirini besleyen yapılar.
Üniversitenin araştırma gücü derinleştikçe teknoparkını insan kalitesiyle besliyor, destekliyor;
teknopark da oluşturduğu iklimde yeşerttiği girişimci ruhu ve özel sektör, sanayi dinamizmiyle üniversitesini daha da yukarı taşıyor. İşte bu
bir tasarım harikası! Yüzlerce, binlerce insanın
emek verdiği, onlarca yıl boyunca aklıyla, tecrübesiyle beslediği, suyu büktüğü bir eser! Başarılı
çalışan bir model! Eğer Türkiye yeni dönemde
yumuşak güç olmak istiyorsa, orta gelir tuzağından çıkmak istiyorsa çeşitli alanlarda böyle
modeller geliştirmeli, eldeki modellere yatırım
yapmalı, hatta model ihracatını düşünmeli, gerçekleştirmeli.
Yazımın amacı ne böbürlenmek ne de caka satmak! Eldeki endekslerin kurgusu tartışılabilir,
değiştirilebilir. Temsil ettiğim kurumların listedeki yeri biraz inebilir, belki de çıkabilir. Ama
iyi tasarlanmış bir modelin varlığı yadsınamaz.
Bu yazıyla amacım aslında şunlara katkı sağlamak:
•
İnsan kalitesiyle örülmüş, tasarlanmış böyle işlevli ve üretken bir modelin yüzlerce
kahramanını dikkate sunmak (recognition),
•
Her daim gelişime açık olan bu modelin ilgili ve istekli her kuruma, kuruluşa, ülkeye
açmak (sharing culture),
•
Liderliğin ne kadar zor bir zanaat olduğunun farkında olarak, toplumun ve paydaşlarımızın artan beklentilerine cevap
verebilecek dinamik bir yapıyı geliştirmek
(redesigning leadership).
Hepimiz çeşitli kurumlarda çalışıyoruz, katkı veriyoruz. Şüphesiz hepsi değerli ve önemli
isimler, markalar. Çalışanları motive eden ko53
TEKNOPARKLARIMIZ...
Mersin İnovasyon Merkezi Bölgede
Farkındalık Yaratıyor
Özgür DURMAZ*
“Mersin Yaratıcılık ve Inovasyon Merkezi”,
Mersin bölgesindeki isletmelerin rekabet yeteneklerinin geliştirilmesi, üniversite ve isletmeler arasında işbirliğinin artırılması amacıyla tasarlanmış, alışılagelmiş kalıpların dışına çıkan,
kullanıcıların işbirliği süreçlerini geliştirebilecekleri ve sosyalleşebilecekleri bir ortam olarak
tasarlanmıştır.
600 m²’lik bir alanda 20 kisilik bilgisayarlı egitim salonu, 24 kisilik sinema, kütüphane, dinlenme ve oyun salonları, vitamin bar ve fastfood
alanları, spor salonları ile hizmet veren merkez
paydaşlarının bir araya gelerek aktif vakit geçirmesini sağlarken, uyguladığı veya desteklediği
yenilikçi fikir ve projeler ile girişimcilerin inovasyon yeteneklerini arttırmayı ve hızlandırmayı amaçlamaktadır.
Mersin İnovasyon Merkezi, farklı hedef kitlelerle iletişim kurmayı ve yeni fikirlere ilham
kaynağı olmayı kolaylaştırıcı yapısıyla ulusal ve
uluslararası çok sayıda buluşmaya da ev sahipliği yapmakta, Türkiye’nin inovasyon sürecine
verdiği katkıları pekiştirmektedir.
Enerji kaynaklarının verimliliği, yenilenebilir
* Mersin Teknopark Genel Müdürü
54
enerji ve çevre teknolojileri konusunda çalışmalara önem veren Mersin Teknopark, Mersin
İnovasyon Merkezi’nin enerji harcamalarını bu
amaçla kurduğu güneş enerjisi santrali ile sağlamakta ve yenilenebilir enerji kullanma konusunda bölgede ilk, Türkiye’de ise öncü teknoparklar arasında yer almaktadır.
Girişimcilerin teknoloji odaklı inovasyon yapmalarını destekleyici yapıda tasarlanmış olan
merkez, Üniversite-Sanayi işbirliğinin geliştirilmesi için ABC Portal oluşturularak Akademisyenler, KOBİ’ler, Girişimciler, Üniversite
Öğrencileri ve Melek Yatırımcıların bir araya
getirmektedir.
ABC Portal; melek yatırımcılara, yeni is fikrine
yatırımcı arayan girişimcilere, bireysel ve kurumsal, is ve aday arama sürecine hızlı ve kolay
çözümler bulmak isteyen şirketlere, Mersin ve
Çukurova bölgesinde faaliyet gösteren, sektöründe öncü binlerce firmanın profiline ulaşmak,
çalışma alanları hakkında bilgi sahibi olmak,
Mersin’in gelişen sanayi ve ticaret faaliyetlerini yakından takip etmek ve firmalarla iletişim
kurmak isteyen uzmanlara, is arayan kullanıcılara, üniversite ve yükseköğretim kurumlarında
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
öğretim gerçekleştiren, araştırma yapan, özgün
araştırmalarıyla alanına katkıda bulunmak isteyen akademisyenlere hizmet sunmaktadır.
rinden ulaşabilmektedir. Avrupa İşletmeler Ağı
Ofisi ile firmaların uluslararasılaşması sağlanmaktadır.
Mersin teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyet
gösteren firmalar “4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası” kapsamındaki tüm muafiyetlerinden yararlanırken, girişimcilere kuruluş, mali, hukuki, reklam, pazarlama, teknoloji
konularında danışmanlık yapılmakta, iş planı
hazırlamada destek olunmakta ve firmalarını
büyütmeleri için pek çok hizmet sunulmaktadır.
Yenilikçi yaklaşımı ve Ar-Ge’yi Kültürümüzün
parçası haline getirmeye çalışan Mersin Teknopark, uluslararası alanda söz sahibi olmak, 2023
hedeflerine ulaşmak ve teknoparkların üzerine
düşen görevleri yerine getirmek üzere emin
adımlarla ilerlemeye, yaptığı beşeri ve fiziki yatırımlarla bölgesine ve ülkesine katkı sağlamaya
devam etmektedir.
Türkiye’de teknopark dahilinde kurulmuş olan
ilk ve tek İş Kur hizmet noktası ile sosyal güvenlik, iş veren hissesi ödeme avantajlarından
yararlanırken, İş Kur’un geniş istihdam havuzuna da ulaşabilmektedir.
Yine Türkiye’de bir ilk olan UMEM (Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri) projesi
ile firmalar kalifiye personele ulaşırken, kurum
kültürüne uygun kamu destekli personel yetiştirme imkanı da bulmaktadır.
Ayrıca KOSGEB’e tahsis edilen alanda bulunan
TEKMER oluşumu ile firmalar desteklere ye-
55
Geçmişten...
ORD. PROF. DR. HULUSİ BEHÇET
Siz değerli okurlarımıza geçmişten günümüze bilim mirasımızı yansıtan köşemizin bu sayımızdaki konuğu, Türkiye
Cumhuriyeti’nin akademilerinde profesör ünvanını alan ilk
kişi olan, ünlü deri ve zührevi hastalıklar uzmanı bilim insanı
mız Prof. Dr. Hulusi Behçet. Özellikle dermatoloji alanında
yaptığı çalışmalar sonucunda halk arasında ipek yolu hastalığı olarak da bilinen, otoimmün vaskülit gelişen bir sistematik rahatsızlık olan Behçet hastalığına adını vermiştir.
Hulusi Behçet’in bilim dünyasında unutulmazların adına
yazdıracak olan bilim ile dolu hayat serüveni, 20 Şubat 1889
tarihinde İstanbul’da başlar. Küçük yaşta annesini kaybeden Hulusi Behçet, babasının işleri nedeniyle ilköğrenimini Şam’da tamamlamış, Almanca, Fransızca ve Latince dillerini öğrenmiştir. 16 yaşına geldiğinde Gülhane Askeri Tıp
Akademisi’ne başlayan Hulusi Behçet, Gülhane Dermatoloji
Kliniği’nde Eşref Ruşen, Talat Çamlı ve Reşat Rıza gibi değerli bilim insanlarının yanında asistanlık görevini sürdürmüş, 1914 yılında dermatoloji uzmanı olarak Edirne Askeri
Hastanesi’nde ilk görevine başlamıştır. 1918 yılına gelindiğinde sırasıyla Budapeşte ve Berlin’de çalışmalarına devam etmiş ve bu süre içerisinde dönemin önemli bilim insanlarıyla
çalışma fırsatını elde etmiştir. 1919 yılında yurda dönen Hulusi Behçet, araştırmalarına bir süre bireysel olarak devam
etmiş ve 1923 yılında Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi Başhekimi olarak atanmıştır. Burada kısa bir süre görev
yaptıktan sonra, Guraba Hastanesi’ne dermatoloji uzmanı
olarak atanmıştır.
Hazırlayan: Murat AKSOY
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sonrasında çıkan soyadı kanunu ile birlikte Atatürk kendisine “Behçet”in parlak
zeka anlamına geldiğini belirttiği bir mektup yazmış, böylece aynı zamanda babasının da adı olan Behçet’i kendisine
soyadı olarak seçmiştir. Profesör ünvanını alan ilk kişi olarak
1933 senesinde Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’nde görevlendirilmiştir. 1939 yılında ordinaryüs ünvanını alan Hulusi
Behçet, Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’ndeki başkanlık
görevini 1947 yılına kadar sürdürmüştür. Türkiye akademi
56
dünyasının ilk profesörlük ünvanını alan, Behçet hastalığına
adını veren Prof. Dr. Hulusi Behçet, geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart 1948 yılında hayat gözlerini yummuştur.
Yayınlanmış olan başlıca eserleri: Emrazı Cildiyede Laboratuvarın Kıymet ve Ehemmiyeti (1923), Wassermann Hakkındaki Nokta-i Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler (1924),
Halep Çıbanlarının Diyaretermi ile Tedavisi (1926), Frengi
Dersleri (1940), Klinikte ve Pratikte Frengi Teşhisi ve Benzeri Deri Hastalıkları (1940).
Bilim dünyasına olan eşsiz katkıları sebebiyle, ölümünden
32 sene sonra, 1980 yılında tıp alanında TÜBİTAK Hizmet
Ödülü ile onurlandırılmıştır. Adı sadece dünya literatürüne
“Morbus Behçet/Morbus Adamantiades-Behçet” olarak yer
almakla kalmamış, duyulan saygı ve minnetin ifadesi olarak
pek çok kurum ve kuruluşa adı verilmiştir. Ayrıca birçok ülkede Behçet ismi derneklere verilmiş, adına pul ve hatıra paraları da bastırılmıştır.
Gerek ülkemizde bilimin gelişmesine yaptığı değerli katkılarla, gerekse alanında kazandığı uluslararası başarılarla bilim
dünyasında ülkemizi başarıyla temsil eden Hulusi Behçet’i
bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Kaynakça
Koçin, A. (1991). Çağını Aşanlar: Çağımızın Ünlü Bilgini HULUSİ
BEHÇET. Bilim ve Teknik, 281, 46-47.
Saylan, T. (1997). Life Story of Dr.Hulusi Behçet. Yonsei Medical
Journal, 38(6), 327-332.
Haberler...
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme
Bölgesi Genişliyor
DEPARK, üçüncü binası Beta’nın temelini attı
müdürler katıldı.
Türkiye’nin ilk sağlık temalı teknoparkı olan
Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme Bölgesi (DEPARK) 2014 yılında atağa kalktı. Bilime yatırım
yapan Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İnciraltı
Sağlık yerleşkesinde mart ayında ‘’Zeytin’’ binasının hizmete girmesinin ardından hızını arttırarak, Tınaztepe Kampüsünde mayıs ayında
“Alfa” binasının açılışını, iki ay sonra temmuz
ayında da “Beta” binasının temel atma törenini
gerçekleştirdi. DEÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet
Füzün ve DEPARK Yönetim Kurulu Başkanı
ve rektör yardımcısı Prof. Dr. Murat Özgören’in
ev sahipliğinde düzenlenen törene İzmir Vali
Yardımcısı Mustafa Harputlu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Halil Köse, Prof. Dr. Recep Yaparel, Genel Sekreter Prof. Dr. Can Karaca, Genel Sekreter Yardımcısı Kemal Abidin Öztürk,
Rektör Başdanışmanı Yard. Doç. Dr. Kenan
Kırkpınar, Ericsson Temsilcileri ile dekanlar ve
Kurulduğu günden bu yana temel görevi olan
eğitim yapma ve bilgi üretme işlevini en iyi
şekilde devam ettiren DEÜ ve inovasyon ve
AR-GE çalışmaları kapsamında İzmir’de öncülük yapan DEPARK’ın üçüncü binasının temel
atma töreninde konuşan Rektör Füzün, ‘’Burası
da Türkiye ve dünya bilimine destek olacak,”
dedi. Beta Binası tamamlandıktan sonra Tınaztepe Yerleşkesi’ndeki Teknopark alanının yaklaşık 15 bin metrekareye ulaşacağını vurgulayan
Rektör Füzün, önümüzdeki süreçte yaklaşık
14 bin metrekarelik alana kurulması planlanan
Delta Binası ile Teknopark alanını 26 bin metrekareye ulaştırıp, dev bir teknoloji ve bilim
merkezi oluşturmayı hedeflediklerini belirtti.
3 Teknoparka daha onay
Sanayi Bakanlığı’nın Marmara, Ege ve Başkent Üniversitelerine 3 yeni Teknopark kararı
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, İzmir’in Bornava ilçesine
bağlı Erzene Mahallesi’nde sınırları belirlenen alan Ege Teknopark Teknoloji Geliştirme
Bölgesi, Ankara’nın Yenimahalle ilçesine bağlı İvedik ve Yuva mahallelerinde sınırları
belirlenen alan da Ankara Teknopark Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak belirlendi.
57
Haberler...
Uluslararası Biyoteknoloji
Kongre ve Fuarı, BIO2014
Her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen ve global kapsamda dünyanın en önemli
biyoteknoloji organizasyonlarından biri olarak
kabul edilen Uluslararası Biyoteknoloji Kongre
ve Fuarı’nın (BIO International Convention)
bu seneki ayağı, BIO 2014, ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’nde, San Diego şehrinde gerçekleştirildi.
Yaklaşık 15 bin katılımcı ile gerçekleştirilen
BIO 2014 organizasyonuna Türkiye heyeti de
Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nın
koordinasyonu ile Kalkınma Bakanı Cevdet
Yılmaz’ın başkanlığında katıldı. Türkiye heyetinde Kalkınma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı,
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ekonomi
Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı,
TÜBİTAK ve İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)
gibi devlet kurumlarının yanı sıra birçok sağlık,
ilaç ve biyoteknoloji sektörü kurum ve kuruluşu ile üniversitelerimizin temsilcileri yer aldı.
Türkiye’nin 2023 vizyonu kapsamında sağlık ve
biyoteknoloji sektöründe ortaya konulan hedef-
lerin, olanakların, yatırımların ve faaliyetlerin
tanıtıldığı oturumlar düzenlendi.
BIO 2014’e İzmir’i temsilen İZKA, Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme Bölgesi (DEPARK)
A.Ş., ARGEFAR ve İzmir’de yer alan diğer sektör kurum ve kuruluşları katıldı.
Özellikle BioİZMİR Projesi kapsamında yer
alan ve Türkiye’nin en büyük sağlık AR-GE yatırımlarından biri olan İzmir Biyotıp ve Genom
Enstitüsü de bu organizasyonda tanıtılarak,
BioİZMİR kapsamında uluslararası düzeydeki
işbirlikleri için ön anlaşmalar yapıldı. DEPARK
ve BioİZMİR tanıtımları sırasında, sağlık ve biyoteknoloji sektöründeki darboğazlara, kısa,
orta ve uzun vadede BioİZMİR öncülüğünde
sunulması hedeflenen çözüm kümelerine ilişkin
tanıtımlara, sektörde bölgesel, ulusal ve uluslararası bir sinerji yaratmak konusunda sunulan
yol haritasına değinildi.
Harvard’dan
Sağlık Hızlandırıcısı Yarışması
D ü n y a ’ n ı n s a y ı l ı ü n i v e r s i te l e r i a r a s ı n d a g ö s te r i l e n Ha r v a r d Ü n i v e r s i te s i , 5 0 b i n
d o l a r ö d ü l l ü s a ğ l ı k i n o v a s y o n u h ı z l a n d ı r ı c ı s ı te m a l ı y a r ı ş m a s ı y l a , A m e r i k a B i r l e ş i k D e v l e t l e r i ‘ n d e k i s a ğ l ı k s e k t ö r ü n e y e n i b i r s o l u k g e t i r m e y e h a z ı r l a n ı y o r. Ö z e l l i k l e d e B i o I Z M I R i l e b i r l i k te s a ğ l ı k i n o v a s y o n u ü z e r i n e y e n i b i r y o l h a r i t a s ı n ı n
u l u s l a r a r a s ı a r e n a d a ko n u ş u l m a y a b a ş l a m a s ı n d a n s o n r a , Ha r v a r d Ü n i v e r s i te s i b u
y a r ı ş m a i l e b e n z e r b i r m o d e l i n te m e l l e r i n i a t m a y o l u n d a k i i l k a d ı m ı n ı a t m ı ş o l d u .
58
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
IBM SmartCamp İstanbul,
Ödülleri Sahiplerini Buldu
Halkın Seçimi Ödülü Bilims’e
IBM Smartcamp Istanbul, that brings together
investors and entrepreneurs, took place for the
fourth time. This year more than 50 innovative
and entrepreneurial companies applied for IBM
SmartCamp Istanbul. In Istanbul and Ankara, mentors carried out face to face interviews
with these companies. Strikingly, most startups
were born on Cloud and nearly 80% were using
analytics & big data and mobile technologies to
create Smarter Planet solutions.
IBM SmartCamp İstanbul 2014 finalists and
their solutions:
Bilims is a scenario based collaborative
e-learning platform that provides real time communication and collaboration with proven techniques in problem based learning.
Borda provides products and solutions focusing
on RFID (Radio Frequency Identification) and
RTLS (Real-Time Locating System) applications. Develops software and hardware as well
as delivers turnkey solutions to its customers.
Consistently developed and successfully deployed its, proven, enterprise wide “Hybrid RTLS”
solution by combining NFC, UHF Passive and
Active RFID technologies into one ultimate
software platform called Lighthouse.
Intest: Test engineering is an essential part of
the project life cycle in industries such as defense and aerospace, automotive, industrial automation, and telecommunications. Intest provides outsourcing services, test system design, and
Dünyanın sağlık, enerji, ulaşım, e-devlet hizmetleri gibi alanlardaki mevcut sorunlarına çözüm
önerileri getiren yeni nesil inovatif şirketlerin
yarıştığı, yatırımcıları ve girişimcileri bir araya
getiren IBM SmartCamp İstanbul’un dördüncüsü Etohum’un 29-30 Eylül’de düzenlediği Startup İstanbul bünyesinde gerçekleşti.
IBM SmartCamp İstanbul’a bu yıl 50’den fazla
inovatif-girişimci şirket başvurdu. Danışmanlar
bu firmalarla İstanbul ve Ankara’da yüz yüze
mülakatlar gerçekleştirdi. İlginç nokta, yarışmaya başvuran girişimlerin çoğunluğunun bulut ortamında doğmuş ve yaklaşık yüzde 80’inin ‘Akıllı
Gezegen’ çözümleri oluşturmak için analitik &
büyük veri ve mobil teknolojilerini kullanıyor
olmasıydı.
Sağlık kategorisinde Türk şirketi Borda ve genel kategoride Fas firması My VLE birinci oldu.
‘Halkın Seçimi’ ödülünü senaryo tabanlı işbirliğine dayanan e-öğrenim platformu Bilims aldı.
Danışman değerlendirmeleri sonucunda SmartCamp Türkiye en iyi girişimci değerlendirmesinde Borda ve test mühendisliği alanında
danışmanlık hizmetleri sunan Intest ilk sırayı
paylaştılar.
IBM SmartCamp İstanbul 2014 finalistler ve çözümleri:
Bilims: Senaryo tabanlı iş birliğine dayanan
e-öğrenim platformu Bilims, problem tabanlı öğrenimde kanıtlanmış teknikler aracılığıyla
gerçek zamanlı iletişim ve iş birliği sunar.
Borda: RFID (Radyo Frekansı ile Tanımlama)
59
Haberler...
consulting services in the test engineering field.
Moreover, the firm develops software products
in test automation area that are competitive in
global scale.
ITECH Electronics is an R&D company that
focuses on Wireless Sensor Network, Real Time
Locating Systems and Internet of Things applications for businesses. The company was founded in 2011 by the support of Ministry of
Science, Industry and Technology. ITECH’s
primary project is Wireless Tracking and Control Systems for large working areas to control
employees by electronics tags and environmental variables by wireless sensors. Gathering data
from sensors and locating system can be used
for supply chain management, process control,
inventory planning and safety. ITECH is now
working on affordable and reachable IoT connectivity platform for small and medium enterprises; which is called “itech-aim.
We celebrate Bilims Energy Engineering Communication Information Technology Industry
60
ve RTLS (Gerçek Zamanlı Konumlama Sistemi) uygulamaları sunarken, yazılım ve donanım
geliştirmektedir.. Bununla birlikte NFC, UHF
Passive ve Active RFID teknolojilerini tek bir
yazılım platformu altında bir araya Lighthouse
adında toplamış ve “Hybrid RTLS” çözümünü
geliştirmiştir.
Intest: Test mühendisliği (savunma ve uzay, otomotiv, endüstriyel otomasyon ve telekomünikasyon gibi endüstrilerde proje yaşam döngüsünün
temeli) alanında dış kaynak hizmetleri, test sistem tasarımı ve danışmanlık hizmetleri sunmakla
birlikte test otomasyon alanında küresel ölçekte
rekabetçi yazılım çözümleri geliştirmektedir.
ITECH: Kurumlara yönelik Kablosuz Sensör
Ağı, Gerçek Zamanlı Konumlama Sistemleri
ve Şeylerin İnterneti uygulamalarına odaklanan
bir Ar-Ge şirketidir. ITECH’n öncelikli projesi,
geniş çalışma sahalarında çalışanların elektronik
etiketler ve kablosuz sensörler aracılığıyla çevresel değişkenler üzerinden kontrol edilmesine yönelik Kablosuz Takip ve Kontrol Sistemleridir.
Küçük ve orta ölçekte şirketlere yönelik uygun
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
and Commerce Limited Company, established
in DEPARK hatchery offices with Techno-Initiative Capital Support Program by Onur Keskin, who took place in the first issue of DERIN
Journal as an example of entrepreneurship
maliyetli ve kolay erişilebilir IoT bağlantı platformu “itech-aim” üzerinde çalışmaktadır.
My VLE (Fas): My VLE özellikle gelişen ülkelerdeki geleneksel sınıf eğitimini desteklemek
ve tamamlamak için tasarlanmış bir e-öğrenim
platformudur.
UserTalk: Online hizmet veren şirketler için bir
ses destek çözümü sunmaktadır. Ek yazılım indirmeden müşteri hizmetleri destek temsilcilerini arayabilme olanağı saplayan Voice Over IP
(VOIP) teknolojisini uygun hale getirmektedir.
UserTalk ayrıca Session Initiation Protocol (SIP)
kullanarak tesis içi çağrı merkezi donanımlarına
gelen aramaları yönlendirebilmektedir.
Bir girişimcilik örneği olarak DERIN Dergisinin ilk sayısında yer verdiğimiz Onur Keskin,
teknogirişim desteği ile DEPARK kuluçka
ofislerinde kurduğu Bilims Enerji Mühendislik
İletişim Bilişim Teknolojileri San. ve Tic. Ltd.
Şti.’ni başarılarından dolayı kutlarız.
İzmir Bilimpark’ın temeli atıldı
İzmir’in varolan ve hızla zenginleşen ekosistemine yeni bir oluşum daha eklendi. İzmir
Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ve İzmir Ticaret
Odası (İZTO) öncülüğünde kurulan İzmir Bilim ve Teknoloji Parkı Teknoloji Geliştirme
Bölgesi’nin (İzmir Bilimpark) inşaatına İTOB
Organize Sanayi Bölgesi’nde başlandı. 2015’te
hizmete girecek olan İzmir Bilimpark’ın temel
atma töreninde İEÜ Mütevelli Heyet Başkanı
Ekrem Demirtaş : “14 yılda çok önemli atılımlar içerisine girdik. İzmir Bilimpark’ın devreye
girmesi, tam bir dönüm noktası olacaktır,’’ derken; Rektör Prof. Dr. Oğuz Esen sosyal bilim
ağırlıklı kurulan üniversitenin, bugün teknik bir
üniversite olma yolunda önemli bir adım attığını vurguladı.
İzmir Bilimpark, beyin göçünü azaltmayı, kentin stratejik öncelikleri arasında yer alan bölgesel AR-GE ve yenilik kapasitesini arttırmayı,
İzmir’in marka değerini ortaya çıkartmayı hedeflemektedir.
61
Haberler...
Beynin ‘Buradasın’ hücreleri
Nobel Ödülü’nü getirdi
Brain’s ‘you are here’ cells brought Nobel Prize
62
The Nobel Prize in Physiology or Medicine 2014
goes to John O’Keefe, May-Britt Moser and Edvard I. Moser ‘for their discoveries of cells that
constitute a positioning system in the brain’.
2014 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü John
O’Keefe, May-Britt Moser ve Edvard I. Moser’e
‘beyinde bir konumlandırma sistemi oluşturan
hücreler keşifleri için’ gitti.
The world’s most prestigious award, Nobel Prizes, found their owners for the 113rd time.
Dünyanın en prestijli ödülü olan Nobel ödülü
113. kez sahiplerini buldu.
‘How do we know our place in the world?’ or
‘Do we have a GPS in our brains?’, these were
the intriguing questions for philosophers and
scientists. MAY-BRITT MOSER -EDVARD
MOSER, a married couple from Norwegian
University of Science and Technology in Trondheim, and JOHN 0’KEEFE, US-British citizen at University College London have won
the 2014 Nobel prize in physiology or medicine
‘Dünyadaki yerimizi nasıl biliyoruz?’ ya da ‘bizim
beynimizde bir GPS var mı?’, bunlar filozoflar
ve bilim adamları için ilginç sorulardır. MAYBritt MOSER-EDVARD MOSER, Norveç Üniversitesi Trondheim Bilim ve Teknoloji’de evli
bir çift, ve JOHN 0’KEEFE, University College London’dan ABD-İngiliz vatandaşı, beynin
GPS’i hakkında yapmış oldukları keşif ile fizyoloji veya tıp alanında 2014 Nobel ödülü kazandı-
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
for their discovery of the brain’s internal GPS.
These three neuroscientists’ work provided us
an understanding of the brain’s ability to navigate.
John O’Keefe received half of the award for his
work in 1971, identifying “place cells” in the brain which maps the environment. O’Keefe became interested in and fascinated by the brain
controls behaviour in the late 1960s. Recording
signals from nerve cells in rats’ brains as the
animals moved around a room, he discovered
specific nerve cells in the hippocampus. These
‘place cells’ activates when the animals reaches a
specific place in the room.
lar. Bu üç nöroloğun çalışması bize beynimizin
navigasyon yeteneğini anlama imkanı sundu.
John O’Keefe 1971 yılında yaptığı çevreyi haritalandıran beyindeki “yer hücreleri” tanımlayan
çalışması ile ödülün yarısını aldı. 1960’ların sonlarında O’Keefe beyin davranışları kontrolüne
ilgi ve hayranlık duymaya başladı. Sıçanların bir
odada hareket ederkenki beyin hücrelerinden
gelen sinyalleri kayıtlarken hipokampusta özel
sinir hücreleri keşfetti. Hayvanlar odada belli
bir yere ulaştığında bu ‘yer hücreler’i harekete
geçmektedir.
The remaining half of the prize was shared by
May-Britt and Edvard Moser couple, who trained under O’Keefe. By recording rats’ brain
signals while they are moving, Mosers noticed
an extraordinary pattern of activity in a neighbouring part of the brain called the entorhinal
cortex. They figured out specific nerve cells
actions when the rats passed through different
locations. These “grid cells” ensures the equivalence of latitude and longitude, and together
with place cells forms an inner GPS in the brain.
Ödülün kalan yarısı O’Keefe’in yanında eğitim
alan May-Britt ve Edvard Moser çifti tarafından paylaşıldı. Hareket halindeki sıçanların beyin sinyallerini kayıt eden çift, beynin entorinal
korteks denilen kısmına komşu alanda olağan
dışı bir aktivite fark ettiler. Sıçanların farklı yerlerde geçerken aktive olan özel sinir hücreleri
saptadılar. Bu “grid hücreleri” enlem ve boylam
denkliğini sağlarken, ‘’yer hücreleri’’ ile birlikte
beyinde bir iç GPS oluşturmaktadır.
MAY-Britt MOSER is the 11th woman and as
a coupple Mosers are the fifth to have won the
Nobel Prize.
Nobel Ödülü’nü kazanan onbirinci kadın MAYBritt MOSER olurken, Moser’lar eşleriyle bu
ödülü alan beşinci çift oldular.
This study is expected to shed light on the questions like ‘Why the patients with Alzheimer’s
could not understand their position?’ and ‘Why
they are unable to identify around them?’.
Bu çalışmanın ‘Neden Alzheimer hastaları kendi
konumunu anlayamaz?’ ve “Neden etrafındakileri tespit edemezler? ‘ sorularına ışık tutması
beklenmektedir.
63
Haberler...
BioİZMİR Projesi’nde son aşamaya
gelindi
BioİZMİR - İzmir Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcısı
Projesi
14 Şubat 2014 tarihinde Mutabakat Toplantısı gerçekleştirilerek ön başvuru aşaması İzmir
Kalkınma Ajansı (İZKA) Yönetim Kurulu’nca
onaylanan ve başvuru takvimine göre Kasım
2014’te başlaması planlanan İzmir Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcısı (BioİZMİR)
Projesi’nde son dönemece girildi.
İzmir’in sağlık girişimleri ve inovasyonu kavşağı
haline gelmesine hizmet vermek üzere, İZKA
güdümlü proje desteği kapsamında Doküz Eylül
Üniversitesi ve Doküz Eylül Teknoloji Geliştirme Bölgesi (DEPARK) A.Ş. işbirliği ile hazırlanan BioİZMİR Projesi’nde, 19 Eylül 2014 tarihi
itibariyle başvuru sürecinin katılımcı ayağı tamamlanarak başvurusu dosyası İZKA’ya teslim
edildi. Sürecin bundan sonraki aşamasında Kalkınma Bakanlığı ve İZKA’nın değerlendirmesine girecek olan BioİZMİR Projesi, sürecin
olumlu sonuçlanması halinde Kasım 2014 itibariyle faaliyetlerine başlayacak.
IZMIR SAĞLIK
TEKNOLOJILERI
GELIŞTIRICI VE
HIZLANDIRICISI
(BİOİZMİR)
PROJESİ,
ULUSLARARASI
SOFTLANDING
BioİZMİR Projesi ile Türkiye’nin sağlık inovasyon vadisi giriş noktasına İzmir’i yerleştirerek dolayısıyla Ege Bölgesi ve ülkemizin sağlık
alanında öncelikli ülkeler arasında yer alması
amaçlanıyor.
Hazırlık çalışmaları kapsamında yerli ve yabancı
bilim insanları, sağlık ve yaşam bilimleri sektöründe tecrübeli kurum ve kuruluşlar, uzmanlar
ve iş adamlarının da katılımıyla yürütülen başvuru süreci, BioİZMİR’in Sağlık İnovasyonu
Ekosistemi’ni ulusal ve uluslararası kapsamda
tanıtırken, İzmir’i sağlık sektöründe global bir
hizmet ve “softlanding” noktası haline getirmek
amaçlı görünürlük faaliyetlerinin de gerçekleştirildiği bir maratona dönüştü. Başvuru sürecinin
başlamasından bugüne kadar gelinen noktada,
özellikle de Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mehmet Füzün ve Araştırmalardan
Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat
Özgören’in de değerli çabalarıyla ulusal ve uluslararası işbirliği ağlarını BioİZMİR merkezli
kurmak üzere çalışmalar kapsamlı ve artan bir
şekilde devam ediyor.
Projenin mutabakat toplantısı sonrasında İzmir kurum ve kuruluşlarının yanı sıra Ankara,
İstanbul, Mersinden birçok kuruluşun katılımı
sağlanırken, uluslararası pek çok anlaşmaya şimdiden imza atıldı. Bu ülkelerden bazıları ABD
(San Diego, Chicago, Pennsylvania, Massachusetts), Almanya, İsviçre, Norveç, Hollanda, İn-
Darboğazlar
64
Çözüm Kümeleri
Bio-dizayn (tasarım ve konsept)
Bio-dizayn sistemi
Bilimsel çıkış noktası ve kalitesi
İzmir Biyotıp ve Genom Enstitüsü
Teknik kurgulamanın yapılacağı aşamalar
Çekirdek hizmet birimleri
Tasarım ve üretim göstergeleri
Üretim ve Pilot Üretim Kolaylaştırıcı Birimleri
Üretim süreçleri
Sertifiye ve non-sertifiye laboratuvarlar
Hukuksal ve idari kurgular
FSMH danışmanlıklar
Finansal süreçler
Yatırım danışmanlıkları
Görünürlük
Uluslararası temas noktaları ve işbirliği ağları
Eğitim
Sanayicinin, sektörün, çerçeve ve denetim mekanizmalarının
ihtiyacı olan uzmanlaşmış insan gücünün yetiştirilmesi
(Sanayi Doktorası, Biyoteknoloji Yüksek Lisansı, sertifika
eğitimleri, yaz okulları vb.)
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
giltere, Japonya olarak öncelikle sayılabilir. Örneğin daha önce dergimizde haberi yayınlanan,
Massachusetts’de faaliyet gösteren MassBio ile
resmi ortaklık imzalanması son derece önemli
bir adım olarak atılmış ve bu BioİZMİR Projesinde yer alan sanayici ve akademik paydaşlara
pek çok olanağın yolunu şimdiden açmış oldu.
BioİZMİR Projesi ile gerçekleştirilmesi hedeflenen faaliyetler ve beklenen sonuçları özetle
aktarmak gerekirse:
BioİZMİR Projesi’nin ana amaçları:
• Başta İzmir olmak üzere ve öncelikli olarak
özel sektörün (ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme, tanı
kiti vb.) Sağlık AR-GE ve İnovasyon kapasitesinin arttırılması.
• Özel sektörün üretimi pazara aktarabileceği
Üretim ve Pilot Üretim Kolaylaştırıcı Birimi
kurulması.
• Sağlık alanında yurtdışı kaynaklarına bağımlılığın azaltılması.
• Sağlık AR-GE ve İnovasyonu konusunda
Ulusal ve Uluslararası Sağlık konulu proje çağrılarına üniversite – sanayi işbirliği sağlanarak
daha fazla sayıda proje gönderilmesi.
• Akredite edilmiş laboratuarlar ile akredite
edilmiş testlerin Türkiye’de uygulanabilir hale
getirilmesi ve bu sayede İzmir’in sektörde etkili
bir merkez konumuna gelmesi.
• Kalite Kontrol Yönetimi ve Sertifikasyon
sisteminin geliştirilmesi ile tıbbi cihaz, ilaç vb
üretim alanlarında zaman ve maddiyat kaybının
önlenmesi.
• Sağlık Girişimciliği Ekosistemi’nin oluşturulmasını sağlamak.
• Sağlık teknolojileri geliştirme, kuluçkalama
ve hızlandırmada ulusal temas noktası oluşturulması.
• Uluslararası Sağlık Teknolojileri işbirliği ağlarının oluşturulması.
Beklenen nihai çıktı ve sonuçları ise:
• Sağlık alanında akademi ve/veya özel sektör
“Faydalı Model” ve “Patent” sayısının arttırılması.
• Özel sektörde AR-GE’den pazara süreç yönetim kapasitesi kazanılması bu bağlamda kritik
insan gücü istihdamı ve yetiştirilmesi.
• Akademide bulunan araştırma merkezlerinin
ve araştırma kapasitesinin özel sektör AR-GE
ve üretim mekanizmaları ile eklemlenmesinin
sağlanması.
• Uluslararası sağlık teknolojileri küresel şirketlerinin AR-GE merkezlerinin İzmir’e getiril-
mesinin sağlanması.
• Bu şirketlerin üretim süreçlerine ait iş paketlerinin İzmir’e kazandırılması, bölgesel firmaların bu iş paketlerinde yer alabileceği ortamların
sağlanması.
• Sağlık sivil off-set ulusal temas ve işbirliği geliştirme biriminin oluşturulması.
• Ulusal klinik araştırmalar bilişim merkezinin
oluşturulması.
• Ulusal ve uluslararası sağlık teknoloji ve şirketleri için İzmir’in lojistik merkezi haline gelmesi.
• BTYK kararlarındaki BSTB, TÜBİTAK ve
SB eylem planlarının sağlık teknolojileri ayağının İzmir’e kazandırılması.
• SB Tıbbi Cihaz ve İlaç Kurumu’nun ürün geliştirme ve denetleme ve klinik çalışmalar konusunda etkin temas biriminin İzmir’e kazandırılması.
• Biyomedikal Sanayi Doktora Programı’nın
kapsamının ve etkinliğinin genişletilerek sağlık
teknolojileri konusunda yeni ürün, kritik ARGE elemanı istihdamı ve iş kapasitenin gelişmesinin sağlanması.
• Sağlık teknolojilerine yönelik melek yatırım,
risk sermayesi ve diğer yatırım enstrümanlarına
uygun bir ortamın sağlanmasıdır.
BIOİZMİR’IN
HAYATA
GEÇMESI
ILE ÖNCELIKLE
YEREL OLARAK
İZMIR VE EGE
DOLAYISIYLA
TÜRKIYE
SAĞLIK
ALANINDA
ÖNEMLI BIR
ILERLEME
GÖSTEREBILECEKTIR.
Proje yürütücülerine göre; BioİZMİR’in hayata
geçmesi ile öncelikle yerel olarak İzmir ve Ege
dolayısıyla Türkiye sağlık alanında önemli bir ilerleme gösterebilecektir. Projenin özelinde ise; özel
sektörün pazara aktaracağı buluşların prototipi
düşük maliyetle yapılabilecek, sağlık alanında
dış kaynaklara bağımlılık azaltılabilecektir. Ruhsat ve sertifikasyon konusunda zaman ve para
kaybı önlenmeye çalışılacaktır. İlaç, tanı kiti
ve tıbbi cihaz AR-GE ve inovasyon kapasitesi
artırılacaktır. Sağlık alanındaki küçük şirketlerin
hem yurt içine hem de yurt dışına açılması
sağlanabilecektir. Önemli bir sağlık girişimciliği
ekosistemi oluşturulacaktır.
Ancak unutulmaması gereken nokta tüm bu
hedefleri gerçekleştirirken ne kadar zengin alt
yapı sunulursa o denli başarıya ulaşılacağıdır.
Bu nedenle projenin bir amacı da kritik gücü
sağlayabilmek için birlik olmanın önemini ortayab çıkarmaktır. Ne kadar fazla üniversite,
teknopark, sanayi kuruluşu, sivil toplum örgütü,
meslek odası vb. ekosistemin paydaşı olursa hem
kendi kuruluşlarının hem de ülkemizin ilerlemesine katkı sağlamış olacaklardır.
65
Haberler...
“The Great Game (En Büyük
Oyun)” Yarışması Yapıldı
DEÜ İşletme Fakültesi’ne İkincilik Ödülü
2001 yılından beri düzenlenmekte olan “The
Great Game (En Büyük Oyun)” yarışmasının bu
seneki ayağı 06-13 Eylül 2014 tarihleri arasında
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde
gerçekleştirildi.
Bu seneki yarışmaya, geçen seneki yarışmanın
birincisi olan Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin yanı sıra Bahçeşehir, Fontys,
İstanbul Kültür, İzmir Ekonomi, Rotterdam ve
Utrecht Üniversiteleri de katıldı.
Hollanda-Türkiye arasındaki ikili ilişkiler çerçevesinde Türkiye Enstitüsü tarafından düzenlenen yarışma, iki ülke arasındaki işbirliğini
girişimcilik boyutu ile geliştirmeyi hedeflerken
uluslararası ticaret, yenilenebilir enerji ve ihracat konularında da öğrencilere yeni çözümler
üretebilme imkanını sunuyor.
Bu seneki yarışmanın birincilik ödülünü İzmir
66
Ekonomi ve Utrecht Üniversiteleri öğrencilerinden oluşan takım kazandı. DEÜ İşletme Fakültesi öğrencilerinin de yer aldığı ekip, Almanya ve Hollanda pazarlarına açılmayı hedefleyen,
açık alan spor aletleri ve çocuk oyun alanları
üreticisi olan Cemer firması için geliştirdikleri
yeni ürün fikirleri ve iş planlarını da kapsayan
sürdürülebilir bir proje hazırlayarak bu seneki
yarışmada ikincilik ödülünü kazandı. Ekipte yer
alan DEÜ İşletme Fakültesi öğrencilerinin danışmanlıklarını İşletme Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Canan Madran ve Yrd. Doç. Dr.
Özge Özgen yaparken, Saxion Üniversitesi ile
oluşturulan takımda İşletme Fakültesi öğrencileri Sabina Bakunova, İpek Erol, Ali Can Akkaya, Kaan Umu ve Adrian Rrena yer aldı.
Bu başarılarından ötürü DERİN Dergisi olarak
yarışmaya katılan tüm ekipleri bir kez daha kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Sayı: 3 / Issue: 3
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
Ekim, 2014 / October, 2014 ARAŞTIRMA VE İNOVASYON DERGİSİ
ISSN: 2148-1113
DOKUZ EYLUL UNIVERSITY
JOURNAL OF RESEARCH AND INNOVATION
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü • Editor-in-Chief
Adile ÖNİZ
Yardımcı Editörler • Associate Editors
Asuman ALTAY
Erdal CELIK
Şermin GENÇ
Tuğcan GÜLER
Danışmanlar Kurulu • Advisory Board
Abdurrahman BAYRAM
Mehmet ÖZTÜRK
Adil BAYKASOĞLU
Mustafa GÜVENÇER
Cem Şeref BEDİZ
Nesrin ÖNLÜ
Hulusi BERİK
Özgür DURMAZ
Hüsnü ERKAN
Şule KALKAN
Kemal BAYSAL
Tolga ERKMEN
Ken-Ichi HONMA
Ufuk BATUM
Yazarlar için Yönergeler
Instructions for Authors
Özet ve Anahtar Kelimeler
•Türkçe metinler için Türkçe ve İngilizce olmak üzere
iki adet özet hazırlanmalıdır.
•Özetlerin her biri 300 kelimeyi geçmemelidir.
•Anahtar kelimeler en fazla 6 kelimeye kadar,
Türkçe metinler için Türkçe ve İngilizce olarak
hazırlanmalıdır.
Asıl Metin
•En az 5, en çok 15 sayfa (özetler, referans listesi ve
diğer materyaller; tablo, şekil, grafik, vb. hariç)
•Tüm görsel materyaller (tablo, şekil, grafik, vb.) metin içerisinde numaralandırılarak belirtilmelidir.
•Metnin tümü (asıl metin, tablolar, şekiller, grafikler,
dipnotlar, teşekkür kısımları, vb.) APA (American Psychological Association)stilinde; APA’nın 6. baskısına
göre hazırlanmalıdır
*Daha fazla bilgi için: http://www.apa.org/
Abstract and Keywords
•For the manuscripts in Turkish, two abstracts are required; one in Turkish and one in English.
•Up to 300 words each abstract
•For the manuscripts in Turkish, keywords in both
Turkish and English are required.
•Up to 6 keywords
Manuscript
•Minimum 5 pages to maximum of 15 pages (excluding
abstracts, references and other manuscript materials
such as tables, figures, graphs, etc.)
•All visual materials (table, figure, graph, etc.) should
be cited in numerical order.
•All manuscript materials (text, tables, figures, graphs,
footnotes, acknowledgments, etc.) should be in APA
(American Psychological Association) format (6th
edition).
*For more information: http://www.apa.org/
References
•All references cited in text must be in reference list
and should be in APA format (6th edition).
Başlık
•En fazla 10 kelimeye kadar
Yazar Bilgileri
Yazar(lar)ın:
•Adı soyadı
•Ünvanı
•Görevi
•Haberleşme adresi
•Telefon numarası
•Faks numarası
•E-posta adresi
*Birden fazla yazar olması durumunda, irtibat kişisini belirtiniz
Kaynaklar
•Metin içerisinde gösterilen her kaynak, kaynakça
bölümünde de yer almalı ve APA’nın 6. baskısına göre
hazırlanmalıdır.
Daha fazla bilgi için:
http://www.depark.com/derin/
Telif Hakkı
Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayınlanan çalışmaların bütünü veya herhangi bir kısmı, yayınlayan kuruluşun ve
yazar(lar)ın yazılı izni alınmaksızın, mekanik, elektronik, fotokopi, kayıtlama veya benzeri bir araçla herhangi bir
şekilde basılamaz, çoğaltılamaz, fotokopi veya teksir edilemez, özetlenemez ve yayınlanamaz.
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve İnovasyon Dergisi Editörlüğü, yayın formatına uygun hazırlanmayan
çalışmaları hakem değerlendirmesine göndermeksizin yayınlamama hakkını saklı tutar.
Sorumluluk Reddi
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve İnovasyon Dergisi’nde yayınlanan tüm yazıların içeriğinde yer alan
görüşler yazar(lar)ın görüşü olup Dokuz Eylül Üniversitesi, Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş., yayın sahibi,
editör, yayın kurulu ve yayıncının görüşleri değildir. Dokuz Eylül Üniversitesi, yayın sahibi, editör, yayın kurulu
ve yayıncı bu yazılar için herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.
© 2014 Dokuz Eylül Üniversitesi
Title
•Up to 10 words
Author Information
Author(s):
•Full name
•Title
•Institutional affiliation
•Address
•Phone number
•Fax number
•E-mail address
*Please identify the corresponding author
For more information:
http://www.depark.com/derin/
Copyright
All rights reserved. This publication may not be reproduced, stored or transmitted in any form or by any means,
mechanical or electronic, including photocopy, recording, or any information storage and retrieval system,
without written permission.
The Editor of Dokuz Eylül University Journal of Research and Innovation reserves the right to return the
manuscripts that do not follow the journal’s style without submitting them to the referees’ evaluation
Disclaimer
The views expressed in the manuscripts published in Dokuz Eylül University Journal of Research and
Innovation reflect the views of the author(s) and not the views of the publication owner, editor, editorial board
and the publisher. Dokuz Eylül University, Dokuz Eylül Technology Development Inc., the publication owner,
the editor, the editorial team and the publisher disclaim any responsibility or liability for such materials.
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
KOSGEB Girişimcilik Eğitimlerinin Etkililiği Üzerine Bir
Değerlendirme, İzmir Örneği
Dinçer YARKIN*
Sevay İpek AYDIN**
Özet
Bu çalışmada, hali hazırda KOSGEB desteklerinden biri olan yeni girişimci desteği kapsamında, çeşitli kurumlar vasıtasıyla yürütülmekte olan girişimcilik eğitimlerinin etkililiği, eğitimlere katılan
girişimci adaylarının beklentileri dahilinde değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda Gediz Üniversitesi, İş-Kur ortaklığında 2013 yılında gerçekleştirilen girişimcilik eğitimlerine katılan öğrencilerden 45’i ile derinlemesine görüşme yöntemi ile ilgili eğitimlerin etkililiği ölçümlenmeye çalışılmıştır.
Bulgular göstermektedir ki, eğitimlere seçilen adayların nitelikleri ve seçecekleri iş kolu kapsamında
özelleşen eğitimlerin etkililiği daha yüksek olacak, beraberinde aday kazanımları artacaktır. Kurulacak işletmelerin uzun ömürlü ve rekabetçi bir yapıda olabilmesi için, yeni girişimci adaylarının bu
hassasiyetlerinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: KOSGEB, Girişimcilik Desteği, Eğitim Etkililiği
Alan Tanımı: M5, A290
1.Giriş
Ekonomik kalkınma ve istihdam sorunlarının çözümünün temel faktörü olan girişimciliğin desteklenmesi, yaygınlaştırılması ve başarılı işletmelerin kurulmasını sağlamak üzere KOSGEB Yeni Girişimci
desteği hayata geçirilmiştir. 15.06.2010 tarih ve 27612 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren KOSGEB Destek Programları Yönetmeliği’ne dayanılarak hazırlanan KOSGEB yeni girişimci
destek programından yararlanabilmenin ön koşullarından biri 70 saat süren ve beş modülden oluşan
uygulamalı girişimcilik eğitimine girişimci adayının katılmış ve tamamlamış olması gerekmektedir.
KOSGEB denetiminde ve idaresinde çeşitli kurum ve kuruluşların düzenleyebileceği bu eğitimlere
katılan kursiyerlerin kendi iş fikirleri dahilinde eğitmenden, programın içeriğinden ve eğitimlerin
verildikleri ortamlara dair bir takım beklentileri oluşmakta ve bu beklentilerin eğitimlerin etkililiği
açısından dikkate alınması bir zorunluluk olmaktadır.
1.Kavramsal Çerçeve
1.1.Girişimcilik ve Girişimci Özellikleri
Girişimcilik uzun yıllardan beri, ekonomik kalkınmadaki rolünden ötürü bir çok çalışmanın odağında
yer almıştır. Bu gelenek Schumpeter (1934) tarafından başlatılmış ve günümüze değin, Schmitz(1989),
King ve Levine (1993) gibi yazarlar tarafından devam ettirilmiştir (Quadrini,1997,2). Adam Smith
“Ulusların Zenginliği” adlı eserinde, kâr için projeler yürüten kişileri “öngörenler” olarak tanımlamış,
onun hayranı Jean Baptiste Say buradan yola çıkarak günümüzdeki tanıma daha yakın olan “girişimcilik” fikrini ortaya atmıştır (Topkaya,2013:31).
Low ve Mc Milllan (1988)’a göre yeni işletmelerin yaratılması girişimciliktir (Davidsson ve Wiklund,2001:82). Girişimcilik sosyal ve kültürel bir olgudur. Bu nedenle farklı sosyo-kültürel özelliklere sahip toplumlarda farklı girişimcilik nitelikleri önem kazanmaktadır (Bozkurt ve Alparaslan,2013:19-10). Gelişmiş ülkelerde yenilikçilik, istihdam yaratabilme, uluslararasılaşma kapasiteleri
* Öğr. Gör., Gediz Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası Ticaret ve Pazarlama Bölümü
[email protected]
**PhDc., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü
[email protected]
69
ön plana çıkmaktayken, gelişmekte olan ülkelerde risk alabilme, yeni ortaklıklar kurma yolu ile büyüme ve rekabetçilik konuları ön plana çıkmaktadır.
Jean Baptiste Say’in “A Treatise On Political Economy or the Production, Distribution and Consumption of Wealth” adlı eserinde girişimci, hem üretimde hem de dağıtımda merkezi bir koordinasyon
rolü üstlenmiş olan kişi olarak tanımlanmıştır. Say’e göre girişimci, hem üretimde hem de dağıtımda
merkezi bir koordinasyon rolü üstlenmiş olan kişidir (Güney, 2008).
2.Eğitim Etkililiği Kavramı
Eğitim etkililiğini tanımlamadan önce etkililik kavramını tanımlamak doğru olacaktır. Etkililiğin anlamı, amacın istenen düzeyde gerçekleştirilmesidir. Amacın istenen düzeyde gerçekleştirilmesi için
insanın, örgütün, etkin ve yeterli olması gerekir (Başaran, 1982: 29). Bu tanımlardan anlaşıldığı gibi
etkililik, amaçlar ve onların gerçekleştirilme derecesi ile sıkı bir biçimde ilişkili olarak görülmektedir.
Bir örgüt amaçlarına ne kadar ulaşabiliyorsa o kadar etkilidir. Yani etkililik aslında bir derecelendirme
isidir ( Yılmaz ve Taşdan,2006:130).
Eğitim etkililiğini kısaca “eğitimin içeriğini oluşturan derslerin, eğitimi veren eğitmenin ve eğitim verildiği fiziksel ortamın, eğitim süresi dahilinde ve sonrasındaki sınıf içi iletişimin ve geri bildirimlerin,
eğitime katılanların beklentilerini karşılama derecesi” olarak tanımlayabiliriz.
3.KOSGEB Uygulamalı Girişimcilik Eğitimleri
Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi, kendi işini kurmak isteyen girişimcilerin bir iş planına dayalı olarak
kuracağı işletmelerin başarı düzeylerini artırmak amacıyla düzenlenir.
Uygulamalı Girişimcilik Eğitimleri;
• KOSGEB birimleri tarafından düzenlenen,
• Ulusal veya uluslararası projeler kapsamında, KOSGEB tarafından yürütülen,
• KOSGEB ile işbirliği içerisinde çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından düzenlenen eğitimler,
• Üniversiteler tarafından örgün eğitim kapsamında verilen girişimcilik dersleridir.
Bu eğitimler, 24 saati atölye çalışmalarından oluşan toplam 70 saatlik eğitimler olup; genel katılıma
açık ve ücretsiz eğitimlerdir (http://kosgeb.gov.tr/Pages/UI/Default.aspx erişim:21.09.2013).
4.Araştırmanın Yöntemi
Araştırmanın amacı kapsamında, Gediz Üniversitesi İş-Kur, KOSGEB işbirliğinde düzenlenen, Temmuz 2013-Ağustos 2013 tarihleri arasında eğitimlere katılan, kolayda örnekleme yolu ile seçilen kursiyerlere eğitim etkililiği kavramının tanımı verildikten sonra, etkili bir eğitim için gerekli kriterlerin
neler olduğu sorusu yöneltilmiştir. Ardından belirledikleri kriterleri önem derecesine göre sınıflandırmaları ve beraberinde bu sınıflandırmayı yapmalarında etkili faktörleri açıklamaları istenmiştir.
Araştırma yöntemi olarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan derinlemesine görüşme tekniği
kullanılmıştır.
5.Verilerin Analizleri ve Bulgular
Araştırmaya dahil olan kursiyerler, kendi memnuniyetleri açısından girişimcilik eğitimlerinin etkililiğinin tespit edilebilmesi için üç temel başlığa yoğunlaşılması gerektiğini belirtmişlerdir. Konuya dair
başlıklar ve alt açılımları Şekil.5.1’de sunulmaktadır.
70
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Şekil 5.1: KOSGEB Girişimcilik Eğitimleri’nin, kursiyer memnuniyeti yönlü etkililik kriterleri
Eğitimlere katılan kursiyerler eğitimlerin kendi memnuniyetleri açısından etkililiğinin değerlendirilmesinde eğitimi veren eğitmenin niteliklerinin, ders modüllerinin ve eğitimin verildiği fiziksel ortamın temel kriterler olduğunu vurgulamışlardır.
Eğitmenin niteliği açısından yaptıkları değerlendirmede aşağıdaki kriterleri belirlemişlerdir.
• Eğitim yönlü birikim, konulara hakimiyet
• İş (sektör) tecrübesi
• İletişim becerisi
• Süreyi zamanında kullanabilme
• Ders içi ve dışı danışmanlık (mentorluk)
Eğitmen niteliği açısından yapılan değerlendirmelerde konulara hakimiyet, iş tecrübesi ile ders içi
ve ders dışı danışmanlık (mentorluk) başlıkları ağırlıklı önem kazanmıştır. Konulara hakimiyet işletmeciliğe ve girişimciliğe dair temel teorik bilgilerin verilmesinin gerekliliğinden dolayı kursiyerler
tarafından önemli bulunmuştur. Ancak her bir modülün farklı uzmanlıklar gerektirmesinden ötürü,
farklı eğitmenlerin kendi uzmanlıkları dahilinde ders vermelerinin daha uygun olacağı vurgulanmıştır.
Akademik tecrübe dışında, iş (sektör) tecrübesi olan eğitmenlerle ders görmenin verilecek örneklerin
çeşitliliği açısından daha tatmin edici olacağı yine kursiyerler tarafından üzerinde durulan noktalardan biri olmuştur. Bulguların diğer ilginç noktalarından biri, eğitim süresi dahilinde ve özellikle
eğitim sonrasında kursiyerlerin girişimcilik eğitimini aldıkları eğitmenlerinden, ya da bu alanda uzman kişilerden danışmanlık (mentorluk) almak istemeleridir. Özellikle iş planlarının yazılmasında ve
kurdukları şirketlerinin ilk aylarında girişimci adayları böyle bir destek isteyeceklerini çünkü buna
ihtiyaç duyacaklarını belirtmişlerdir.
Ders modülleri açından yapılan kursiyer değerlendirmeleri, hali hazırda KOSGEB girişimcilik eğitimlerinin içeriğinde var olan modüllere yönelik olmuştur. Bu modüller;
• Girişimcilik Becerilerinin Sınanması,
71
• Pazarlama Planı,
• Üretim Planı,
• Finansal Plan ve
• İş Planı Yazma modülleridir.
Burada var olan modüllerin temel işletme bilgisi kazanımı açısından yeterli olacağı ancak şirket tipleri, vergi ve sigorta mevzuatına dair bir takım hukuki konuların modüllere entegre edilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır. Özellikle girişimcilik modüllerinin sınanması konulu modülün en azından 2
saatinin sektördeki girişimcilerle değerlendirilmesi gerekliliği bir diğer önemli istek olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Eğitimin etkililiği açısından, kursiyerler açısından bir diğer önemli konu eğitimin verildiği ortamın
fiziksel koşulları olmuştur. Fiziksel koşulları oluşturan unsurlar ise aşağıdaki başlıklarda toplanmıştır.
• Aydınlatma
• Isı
• Görsel ve işitsel araçlar
• Oturma ve sıra düzenleri
Üniversitelerin, eğitimlerin verildiği fiziksel ortamların sağlanması açısından belirli standartları sağlayabileceği kursiyerlerde yaygın bir kanıdır. Sınıf mevcudiyetinin, araştırmanın yapıldığı üniversite
açısından optimum düzeyde olduğu ve aydınlatma, ısı, oturma ve sıra düzeni ile derse olan konsantrasyonu sağlamada etkili görsel ve işitsel araçların yeterli düzeyde olduğu vurgulanmıştır. Ancak araştırmaya katılan bazı kursiyerler farklı kurumlarda eğitim gören arkadaşlarının aynı standartlara sahip
olmadıklarını ve bundan şikayet ettiklerini belirtmişlerdir.
6.Sonuç ve Öneriler
KOSGEB eğitimlerinin etkililiği üzerine yaptığımız bu çalışmada genel olarak eğitimlerin etkili bulunduğunu söylemek mümkündür. Ancak eğitime katılanların özellikle tahsil ve iş tecrübesi yönlü
heterojen oldukları göz ardı edilmemelidir. İlköğretim mezunu bir kursiyerin eğitim etkililiğini değerlendirmesi ile lisans ya da lisans üstü bir kursiyerin değerlendirmesi aynı olmamaktadır. Bu bakımdan eğitime başlamadan yapılacak beklenti anketleri ve eğitim sonrası yapılacak ölçme ve değerlendirmeler etkililiğin ölçülmesinde daha objektif veriler sağlayacaktır. Grupların heterojen olmasının
beraberinde getirdiği bir takım sıkıntılar da mevcuttur. Dış ticaret işi yapmak isteyen kursiyerle, hızlı
gıda tüketimi için büfe açmak isteyen kursiyerlerin alması gereken dersler aynı olmamalıdır. Temel
girişimcilik becerileri, pazarlamaya giriş, satış yönetimi ve temel düzeyde finansal planlama eğitimleri
herkese hitap edebilir. Ancak sonrasında, kurulması gereken işe yönelik oluşturulacak seçmeli ders ve
eğitmen havuzundan kursiyerlerin istifade etmesi sağlanmalıdır.
Genellikle kursiyerlerin eğitimden beklentileri eğitimin son üç gününde var olan iş planı hazırlama
çalıştaylarında iş planlarını vücuda getirebilmek olmaktadır. Yani eğitimlerden beklenen, iş planının
kurs süresi içinde tamamlanmış olmasıdır. Ancak bir girişimin ayakta kalabilmesi, varlığını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için gerekli olan pazarlama, üretim, finans ve özellikle girişimcilik becerilerini
geliştirme modülleri kursiyerler tarafından iş planı yazma modülü kadar değerli bulunmamaktadır.
İlgili çalışma, eğitim etkililiğinin değerlendirilmesinde eğitime katılanların memnuniyetleri üzerine
odaklanmıştır. Ancak eğitim etkililiğinin değerlendirilmesinde sadece bu kriter bulunmamakta, ek
olarak, eğitime katılanlarda meydana gelen davranış değişiklikleri, bilgiyi uygulayabilirlik, inisiyatif
kullanabilme kriterleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Mevcut KOSGEB eğitimlerinin sadece etkililik yönlü değerlendirilmesi doğru değildir. Etkinlik ve
72
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
verimlilik bazlı boylamsal değerlendirmelerin de yapılması gerekliliktir. Zira özellikle 2010 yılından
itibaren bu eğitimlere katılmış ve sertifika almış kişilerin, kaçının iş kurduğu, kurulan işlerin yenilikçilik, istihdam ve katma değer yönlü değerlendirilmeleri harcanan kaynakların akıbeti ve ülke ekonomisine katkısı açısından zorunludur. Özellikle yenilikçilik konusu girişimciliğin tanımında olmazsa
olmaz kriterlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yeni girişimlerin yenilikçilik performanslarının belirlenmesi ve takip edilmesi, gelecekteki eğitimlerin bu yönlü içeriklere
sahip olması açısından da bir zorunluluktur.
Kaynakça
Başaran, İ. E. (1982). Örgütsel Davranışın Yönetimi. Ankara: Ankara Üniversitesi Egitim Bilimleri Fakültesi Yayınları
Bozkurt, Ö.Ç. & Alparslan A.M. (2013). Girişimcilerde bulunması gereken özellikler ile girişimcilik
eğitimi: Girişimci ve öğrenci görüşleri. Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi, 8(1),7-28.
Güney, S. (2008). Girişimcilik, Temel Kavramlar ve Bazı Güncel Konular. Siyasal Kitabevi, Ankara.
Davidsson P., & Wiklund J., (2001). Levels of analysis in entrepreneurship research: Current research
practice and suggestions for the future. Entrepreneurship Theory and Practice, 25(4), 81-100.
Kırılmaz, S. K. (2013). Sosyal girişimcilerin girişimcilik ve dönüştürücü liderlik algılarının belirlenmesine yönelik bir araştırma. Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi, 8(1),103-128.
Quadrini, V. (1997). Entrepreneurship,saving and social mobility. Review of Economic Dynamics, 3(1),
1-40.
Topkaya, Ö. (2013). Tarihsel süreçte girişimcilik teorisi: Girişimciliğin ekonomik büyüme ve istihdam
boyutu. Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi, 8(1),29-54.
Yılmaz, K. & Daşdan, M. (2006). A qualitative research on the school administrators’ thoughts about effectiveness in school administration. Ankara University, Journal of Faculty of Educational Sciences,
39(2),125-150. (http://kosgeb.gov.tr/Pages/UI/Default.aspx Erişim:21.09.2013).
73
Cultural Roots in Trade and Clustering
Sevay İpek AYDIN*
Özet
Ticari kökenlerini Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerindeki Ahilik kültürü gibi farklı uygulamalardan alan Türkiye bugün bir taraftan Avrupa Birliği’ne uyum sürecinden geçerken bir
taraftan da küresel ekonominin gelişmekte olan nadir ekonomilerinden biri konumundadır. Özellikle sayıları 26’yı bulan bölgesel kalkınma ajanslarının makroekonomik hedefleri, bölgesel farklılıkları
avantajlara çevirecek reçetelerle Anadolu’ya yaygınlaştırma çabaları dikkatle incelenmeye değerdir.
Bu çalışmamızda amaç Türkiye’nin ticaret kültürünün küresel rekabet edebilirlik yolculuğunda, mevcut durumunu analiz etmek ve kümelenme konusu çerçevesinde mevcut resmi İzmir örneği özelinde
ortaya koyabilmektir.
Anahtar Kelimeler: Kümelenme, ticaret kültürü, kurumsal gelişim.
Abstract
Turkey, whose trade culture is inherited from diverse practices like “culture of Akhi” in Anatolian
Seljuk State and Ottoman empire, nowadays is one of the exceptional developing economies in world
economic stage besides being subject to European Union harmonization process. Particularly the
efforts of regional development agencies for disseminating macro economical objectives by means of
prescriptions that will turn regional differences into advantages are observable. Aim of this paper is
to examine the current situation of Turkey’s trade culture under global competitiveness and manifest
the current situation in the case of Izmir within the framework of clustering.
Keywords: Clustering, Trade culture, Corporate development
JEL Code: L16,F63
Introduction
Today’s World demands and brand management strategies shape in many varieties but they all balance by cultural as well as economic interaction and transformation. Countries in an effort of economic growth are going through a cultural change while integrating development formulas into their
national economic systems. Turkey, among the developing countries, has decided to ensure social and
economic development by focusing on the regional development and established 26 development
agencies across the country.
Not only for Turkey but also in other developing countries, clustering takes place as an imported
prescription. Despite the local and/or global financial and economic crisis; apparently “clustering”
implementations gain a place in business society and commercial culture. As a must, ceteris paribus,
developing countries must act strategically in “imported prescriptions” orientation without ignoring
their cultural and economic effects in middle and long terms.
In this article we discussed and evaluated how cluster members perceive and act as an actor in an
economic cluster. Analysis and studies were carried out in Izmir city and focused on one of the first
dimensions of culture “internal customary (ICs) beliefs” and we asked how these ICs’ beliefs impact
clustering process1.
1
In this article, intra-industry clusters are ignored and Porterian model of clusters that focuses on inter-industry linkages is prioritized.
*PhDc., Ege University, Communication Faculty, Public Relations and Publicity Programme
74
[email protected]
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
1. Literature Review
In this study, correlation between culture and clustering is shaped according to the referred literature
below.
1.1. Culture and Clustering
1.1.a. Culture
“Culture” is “the customary beliefs, social forms and material traits of a racial, religious or social
group”(Merriam-Webster) .The most general meaning of culture is what mankind gathers, abstract
and concrete, as well as what they have managed to carry since ages ago. The language we use today to
communicate, symbols, tools, somatic movements and facial expressions, beliefs with unifying role in
society, values, basic assumptions, ethics, norms, rituals, rules that are obeyed, the use of technology
are some of the main cultural elements accumulated since ancient times (Öztürk, 2010, p. 13).
Culture has a significant impact on an organization’s long-term economic performance (Gleason,
Mathur, & Mathur, 2000). Organizations with strong performance-oriented cultures witnessed far
better financial growth. Cultural traits such as risk taking, internal communications, and flexibility
are some of the most important drivers of performance, and may impact individual performance.
1.1.b. Clusters
The Porterian model applies to most successful industries in most countries. It is often employed to
uncover clusters in a region based on the following procedures:
• Identify dominant industries in the region based on statistical analysis of secondary data pertaining to a geographical area, for example, analyse employment data for industries in the Western
Illinois region to discover competitive industries,
• Have stakeholders such as economic planners in the region to refine the list of industries identified in Step 1 to the most relevant ones for cluster development purposes. The strategic vision
for the region could be used as a guide to this “culling” exercise.
When clusters policies meets with the planned regional development policies many questions may
rise about the interaction between policy, enterprise behaviour and economic performance not least
the importance of non-business forms of networking and how these can be appraised in economic
development terms (Raines, 2002) Each member of the cluster affects each other to reveal of the
organizational culture of the cluster. If we look through organizational culture’s ingredients in terms
of clustering, there is a scheme as below mentioned that summarizes the general business climate and
cultural transformation.
When we focus on clusters, it is essential to accept government as the regulator in macro level,
and the individuals as units who effectuate enterprises in micro level, as the elements that form at
Porter’s diamond model. Especially government’s role in economic development has moved from
selective intervention and “spotting winners” to the promotion of traditional macro-stability and
the achievement of micro efficiency. Specifically, in the context of cluster development we can see
what this means through Porter’s competitive diamond (Lowe & Miller, 2002). In diamond model
context for firm strategy and rivalry eliminate barriers to local competition, organise relevant government department around clusters, focus efforts to attract foreign investment around clusters, and
focus export promotion around clusters. For related and supporting industries, create streamlined,
proinnovative regulatory standards, act as sophisticated buyer. Factor (input) conditions create specialised education and training programs, establish local university research efforts in cluster-related
tecnologies, support cluster-specific information gathering and compilation, and enhance specialized
transformation communications and other infrastructure.
75
Figure 1: Cultural transformation loop in general business climate
The cluster-based firms, regardless of their employees’ quality, style and ingenuity, have to adapt to
current economic system and macro economic strategies. If we accept strategy, structure and system
concepts as an enterprise’s solid elements, then it is safe to say these solid elements in fact operate
within the flexible and variable circle of shared cultural and moral values.
A structural formation, a strategy and a system that was not adapted correctly to a country and its
geographic/economic regions’ cultural and moral values, carries higher risks of failure for companies
and individuals that has joined / will join to this structure as well as this new formation/trend itself.
Skills, individuals and style form the soft elements of an entity in terms of behavioral approach. An
entity’s culture is formed through adjustment of each individual’s – involved in the entity’s life cycle
– cultural interaction with entity’s aforementioned solid elements. Hence, the organization, in which
the entity is involved, and the country’s culture are formed. Culture is a tool to control and enhance
the physical, behavioral, and verbal values (Magoulick).
Clusters2 are learning organizations which are in interaction with cultural variables. Each cluster has
its own level of avoiding the unknown, its own way of perceiving the outer world, own level of adoption of inequality, individualism / collectivism perception, the perception of status, gender, perception
and time perception. At this stage, being macro variables clusters’ perception of external factors (regional, national economy politics, international crises, maturity in internal/external borrowing, etc.)
may differ while bussineses which form the cluster would show different levels of effect/response levels towards the cluster’s public policies and strategic objectives. (Doğan, 2007) According to Porter,
2
Porter’s cluster concept has been developed and the following definition is often used: “Clusters are geographic concentrations
of interconnected companies, specialised suppliers and service providers, firms in related industries, and associated institutions
(for example universities, standards agencies, and trade associations) in particular fields that compete but also co-operate” (Sass,
Szanyi, & Iwasaki, http://www.hse.ru/data/170/142/1235/Miklos%20_SzanyiEACES%20paper.pdf)
76
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
the main advantages to global competitiveness are hidden in knowledge, motivation and conditions
that are locale-specific and out of reach for remote competetors. Enterprises’ internal dynamics and
external socio-economic environment surrounding the business have roles in the process of creating
a competitive advantage and with clustering, socio-economic environment’s this role was more revealed (Ravn & Petersen, 2005, p. 14). As a result of demand conditions, structure, the strategy, and
the competitive situation, input conditions of a firm, which form the Porter’s diamond model and
pertinent and supportive industries the model functions, hence, the clustering process is established.
Clusters will have more opportunities to improve their efficiency and effectiveness in direct proportion to competencies of the firms constituting them, vision and management models, sharing common
vision, together with other cluster firms and systematic learning skills (Porter, 2009).
1.2. Context of Culture in Turkey with Hofstade’s Framework
Clustering as an organization3 is related to the culture of the country which its policies are implemented. Turkish culture takes place in Hofstade’s framework; through the lens of the 5-D Model;
Individualism
(The fundamental issue addressed by this dimension is the degree of interdependence a society
maintains among its members. It has to do with
whether people´s self-image is defined in terms of “I”
or “We”.
In Individualist societies people are supposed to
look after themselves and their direct family only. In
Collectivist societies people belong to ‘in groups’ that
take care of them in exchange for loyalty.)
Turkey, with a score of 37 is a collectivistic society.
This means that the “We” is important, people belong
to in-groups (families, clans or organisations) who
look after each other in exchange for loyalty. Communication is indirect and the harmony of the group
has to be maintained, open conflicts are avoided.
The relationship has a moral base and this always has
priority over task fulfillment. Time must be invested
initially to establish a relationship of trust. Nepotism
may be found more often. Feedback is always indirect,
also in the business environment.
Power Distance
(This dimension deals with the fact that all individuals
in societies are not equal – it expresses the attitude
of the culture towards these inequalities amongst us.
Power distance is defined as the extent to which
the less powerful members of institutions and
organisations within a country expect and accept that power is distributed unequally.)
Hofstede’s Turkey scores high on this dimension
(score of 66) which means that the following characterises the Turkish style: Dependent, hierarchical,
superiors often inaccessible and the ideal boss is a
father figure. Power is centralized and managers rely
on their bosses and on rules. Employees expect to be
told what to do. Communication is indirect and the
information flow is selective. The same structure can
be observed in the family unit, where the father is a
kind of patriarch to whom others submit.
Masculinity /Femininity
(A high score (masculine) on this dimension indicates that the society will be driven by competition,
achievement and success, with success being defined
by the winner / best in field – a value system that
starts in school and continues throughout organisational behaviour.
A low score (feminine) on the dimension means that
the dominant values in society are caring for others
and quality of life. A feminine society is one where
quality of life is the sign of success and standing out
from the crowd is not admirable. The fundamental
issue here is what motivates people, wanting to
be the best (masculine) or liking what you do
(feminine).
Turkey scores 45 and is in the “middle” of the scale
but more on the feminine side. This means that the
softer aspects of culture such as leveling with others,
consensus, sympathy for the underdog are valued and
encouraged. Conflicts are avoided in private and work
life and consensus at the end is important. Leisure
time is important for Turks, it is the time when the
whole family, clan and friends come together to enjoy
life. Status is shown, but this comes more out of the
high PDI.
3
Organization: A social unit of people, systematically structured and managed to meet a need or to pursue collective goals on a
continuing basis. All organizations have a management structure that determines relationships between functions and positions,
and subdivides and delegates roles, responsibilities, and authority to carry out defined tasks. Organizations are open systems in
that they affect and are affected by the environment beyond their boundaries (http://www.businessdictionary.com/definition /organization.html#ixzz27JomTZ00).
77
Uncertainty Avoidance
(The dimension Uncertainty Avoidance has to do with
the way that a society deals with the fact that the
future can never be known: should we try to control
the future or just let it happen? This ambiguity brings
with it anxiety and different cultures have learnt to
deal with this anxiety in different ways. The extent
to which the members of a culture feel threatened by ambiguous or unknown situations and
have created beliefs and institutions that try to
avoid these is reflected in the UAI score)
Turkey scores 85 on this dimension and thus there
is a huge need for laws and rules. In order to minimize anxiety, people make use of a lot of rituals. For
foreigners they might seem religious, with the many
references to “Allah”, but often they are just traditional social patterns, used in specific situations to
ease tension.
Long term Orientation
(The long term orientation dimension is closely
related to the teachings of Confucius and can be
interpreted as dealing with society’s search for virtue,
the extent to which a society shows a pragmatic
future-oriented perspective rather than a conventional historical short-term point of view.)
No score available for Turkey.
This table is retrieved from http://geert-hofstede.com/turkey.html in 01.10.2014
Hofstede uses huge amount of data to analyze each countries cultural analysis to see clear Picture of
organizational change and international business and culture. As it seen on above mentioned table
Turkey’s long term orientation score is still not available. During last two years, long term orientation
score couldn’t announce due to the data accessibility problems or other reasons which undeclared.
1.3. Clustering in Turkey
“The prevalence of clusters reveals important insights about the microeconomics of competition
and the role of location in competitive advantage. Even as old reasons for clustering have diminished
in importance with globalization, new influences of clusters on competition have taken on growing
importance in an increasingly complex, knowledge-based, and dynamic economy. Clusters represent
a new way of thinking about national, state, and local economies, and they necessitate new roles for
companies, government, and other institutions in enhancing competitiveness.” (Porter, 2000, p. 1)
Turkey follows regional clustering policy in 26 regions under the coordination of Turkish Ministery of
Development since “Developing Clustering Policy Project” which was started in 2007, was financed
by European Union. “Clustering Strategy Document” prepared by the project which was completed
in 2009, is the first official document and a guide prepared in the field of the cluster. In this regard,
it is a guideline document which can provide all partners. In Turkish Clustering Map published by
Undersecretariat of Foreign has identified 32 sectors clustered.
Moreover in the Certificate of the Industrial Strategy of Turkey which was designed by the Ministry
of Industry and Trade, improving the clustering policies and implementing different analyses to determine the clustering potentials are mentioned as the main targets between 2011 and 2014. By this
point of view, it is stated that inter-business collaborations, especially Organized Industrial Regions,
will be supported.
1.3.a. Evolution or Amalgamation
There are many studies about the concept of clustering that have been conducted by universities and
government specialists in our country. However the main interdisciplinary tendency about clustering
is not at desired level. Weak relationships between different businesses, public corporations and
universities can be considered as the main reasons of that situation as well as the lack of financial
78
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
support. Another key point of view in our country should be changing the attitudes and tendencies
abut family oriented business firms and corporations (Izmir Kalkınma Ajansı-İZKA, 2012).
Although the cluster approach has been demonstrated in our country, an important trend in cluster
studies cannot be said to be sufficient. Braces, as well as deficiencies in this financial enterprises, public institutions, and universities are thought to be effective for not working effectively enough to the
relationship between. In addition, family businesses in our country for co-operation and partnership
approaches are also needed replacing. Research of clustering in Turkey, the Middle East Competitive
Strategies Center was created in 1999 under the guidance of Michael Porter’s was established with
the support of the Turkish private sector and the CAT platform (the global arena of Turkey`s Economic Competitiveness Improvement Project - Competitive Advantage of Turkey). Clusters have long
been part of the economic landscape, with geographic concentrations of trades and companies in
particular industries dating back at least to Marshall (1890/1920), who included a fascinating chapter
on the externalities of specialized industrial locations in his Principles of Economics (Sölvell, Lindqvist, & Ketels, 2003).
It has been argued that cluster policy is an evolution -or more properly, an amalgamation- of separate
trends in more traditional policies, especially those concerned with regional and business development (Boekholt & Thuriaux, 1999). This amalgamation must be orientated with national and local
culture. There is strong evidence to suggest that a cluster policy brings additional positive effect to
existing SME policy in industrialised economies, but such effects have not been extensively researched in developing countries (Karaev, Koh, & Szamosi, 2007).
Figure 2: Challanges of evaluating cluster policy with the effects on trade culture, Reines,Philip
For reaching inclusive and powerful policies about clusters, policy makers must act without ignoring clusters’ networking capabilities in local and/or international base. If we only combine cultural
79
change and economic growth percentages, we can say evolution exists in Turkish clustering policies
implementation.
1.3.b. Trade Culture of Akhi
When we look through Turkish history for searching cultural roots of trade, one of institutions
which has been effective in attaining Anatolia’s cultural unity as referred above is the Organisation of
Akhi (Ahilik). Organisation of Akhi, being a professional organisation, is an Interior (Batıni) Establishment. “Ahi Evran Veli”, one of Khorasan Dervishes like “Hacı Bektaş-ı Veli”, ensured that Akhis
of Anatolia became an organised power4. People who adopted the Akhis’ way of living and thinking
are called Akhis. Akhi unions are non-governmental organizations (NGOs) established by the Akhis.
Industrial and domestic traders in the Ottoman Empire are organized as guilds. This organization,
established on XIIIth century, operating as artisans, craftsmen and manufacturers union, continues
to be effective in trade life. Currently, there are a total of 82 Chambers of Craftsmen and Tradesmen,
one in each city (two in Istanbul), continuing to serve (http://www.tesk.org.tr/tr/org/birlik.php). The
trade unions in Turkey today, are subject to the Law no: 5362 on Tradesmen and Craftsmen. These
chambers continue their activities under the roof of TESK (the Confederation of Tradesmen and Artisans of Turkey). Akhi doctrine sees man as a whole and provides support for holistic development.
Akhis want people to live their lives without needing anybody else’s support. That’s why everyone
must have a craft (Professional aptitude) (Kurtulmuş, 2011, p.44). Different organizations in the same
city and artisans organizations in different cities have done business among themselves. They were
specialized organizations with social unity. Akhiism has a collectivist approach to trade although
organisation of Akhi has took a place in Anatolia over the 700 years and ceased to exist today, Akhi
system takes its power from quality not from enlargement (Gündoğdu, 2011, p.75)
2. Research Model and Methodology
The methodology used for this paper is a literature review of published materials. The literature
analysis was performed based on research objectivity, coverage, and authority. Another technique
was interview with the cluster leaders and members in Izmir city. Perceptions of clustering and business culture of members of recent cluster were evaluated by 25-35 minutes per term analysis of focus
group discussion performed under a written record oriented to open-ended questions. Assessment
of demographic characteristics and commercial identity of the persons interviewed were taken into
account. Assessment of the positive values of loyalty, fairness, respect, trust, tolerance, honesty, harmony, growth, and the negative values of the alienation, injustice, moral erosion, prejudice, conflict,
insecurity and pessimism are taken into consideration. The questions were in accordance with “Quin
and Cameron Talks” and “Hofstede approach” framework of the organizational culture models.
The limitations of our analyses are; our works in field are generally based on Izmir city and Izmir city
has a complex social structure even in trade. However interviews could reach only a small group of
4
Wife of “Ahi Evran” had been known as “Fatma Bacı Kadın Ana” and established Organisation of “Bacıyan-ı Rum” which was the
first women organisation in the world. Akhis who had assembled in 13th Century in Ankara and Kırşehir under the Sheikhship of
“Ahi Evnan” spread out shortly to Seljuk Cities. In foundation of the Ottoman Empire Akhis had played rather important role,
and according to some sources they had attached “Osman Gazi” who was the founder of Ottoman Empire, his son “Orhan Gazi”
and Murad-I the 3rd Sultan to their sides (http://www.kultur.gov.tr/EN,35148/turkish-humanism-and-anatolian-muslim-saintsdervishes. html). To find a job for tradesmen and artisans who come from Asia to Anatolia, to compete with Byzantine artisans,
to maintain the quality of products, developing moral values in
craftsmen, organizing production according to the needs, contribute to the Turkish people to make economically independent,
to help those in need, art, customs and traditions survive (Kurtulmuş, 2011, p.41), to promote vocational training, providing
a system of constructively competition among tradesman was needed. All of these needs, the religious and moral rules Akhiism
craftsmen and artisans led to the establishment of solidarity with the nature of organization and control. In Ahiism, the job training and classroom training were complementary. Akhiism was an etiquette that covered a total of 740.124 people at the first stage
in the development process, and they were expected to finalise the convention gradually based on a schedule.
80
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
business people. Despite the identity of the leading role in clustering, Izmir city does not reflect the
whole trade culture of Turkey. Therefore, to widen the survey scope of trade culture in Turkey and
clustering will continue with consisting of open and closed-ended and 60 item questionnaire designed by the 5-point Likert scale (including participant’s opinions).
2.1 Research Findings
•
Turkish business life and business ethics lead to erosion.
•
In our trade culture people are able to work together even though some improvements in clustering results may not be very positive
•
Clustering is a cumulative approach which advocates individualism in trade.
•
Turkish society, due to its’ maternal/feminine nature, is prone to collectivism.
•
Although the expansion of the clusters in Turkey is possible, continuity of clusters have low
possibility.
As a result; clustering policy (especially in developing countries) must match with the cultural routes
of the country to get long term efficiency in its policies. The modern Turkish community, today, is
confronting with the effects of ancient cultural routes, religious cultural effects and globalisation
processes. On the one hand, the deep-rooted cultural values of Turkish society encounter with the
effects of Western thought and cultural exchanges as well as the impact of Anatolia continued about
700 years, (which he still holds, at least partly) the main elements of the accompanying power to take
Akhiism’s influence seems to affect in a positive way for reaching higher success levels of clusters in
Turkey and will contribute to the long-term efficiency of the clustering modelling in Turkey.
2.2. Discussions and Conclusion
It’s quite necessary to explain that, evaluation of cluster policy is not only empirical and theoretical
role but also has a deep missionary role as well (Reines, 2002). Clustering has prior effects on socioeconomic field especially in developing countries as a catalyzator for cultural transformation. This
transformation targets quality, development, commercial development, and trade-cultural transformation and/or globalization.
• In order to make Turkish SMEs competitive in the international trade, needs of SMEs should be
measured and met by analyzing the changes in trade.
• Being able to taking rapid actions, improving first reaction rates in different situations are very
important in terms of sustainability and competitiveness of clusters.
• For the success of modelling applied in Turkish clusters, international cooperation networks
might be improved and number of memberships might be increased.
• Modern Turkish business culture, values and reinforcement with clustering policies must be examined and remodeled if necessary but with an interdisciplinary approach.
• Clusters development must follow via auditing in quality standards, efficiency and sustainability
monitoring/evaluation. Regional Development Agencies’ report about clusters must be used for
developing governmental submissions in economy within the framework of the cluster associated with development strategies.
• For a better positioning in regional development, it is necessary to focus on sustainability of local
and international dimension to analyze and to evaluate the effects of trade and cultural impacts
of clustering.
81
References
Ahilik ve Esnaf: Konferanslar ve Tartışmalar, Seminerler ve Tartışmalar. (1986). İstanbul:Yaylacık Matbaası.
Alsaç, F. (2010). Bölgesel Gelişme Aracı olarak Kümelenme Yaklaşımı ve Türkiye için kümelenme Destek Modeli Önerisi. Ankara: DPT (Planlama Uzmanlığı Tezi).
Athiyaman,A. (2009). Uncovering and Developing Industry Clusters. Contemporary Management Research, 5(1), 51-66.
Boekholt, P. & Thuriaux, B. (1999). Public policies to facilitate clusters: Background, rationale and
policy practices in international perspective. In OECD (ed.) Boosting Innovation: The Cluster Approach,
OECD, Paris.
Cowen, T. (2002). Creative Destruction: How globalization Change the World’s Culture. New Jersey:Princeton
University Press.
Coyne,C. J. & Williamson,R. (2009). Trade openness and Culture. Retrieved from http://www.be.wvu.
edu/div/econ/work/pdf_files/09-05.pdfs.2-46.
Gençyilmaz.G. (2004). 1.KOBİ’ler ve Verimlilik Kongresi Kongre Kitabı. İstanbul, T.C. İstanbul Kültür
Üniversitesi.
Gleason, K. C., Mathur, L. K. & Mathur, I. (2000). The interrelationship between culture, capital
structure, and performance: Evidence from European retailers. Journal of Business Research, 50(2), 185191.
Grabher, G. (1993). Wachstums-Koalitionen und Verhinderungsallianzen. Entwicklungsimpulse und
-blockierungen durch regionale Netzwerke. Informationen zur Raumentwicklung, 3-4(11), 749-758.
Guiso,L. (2004).Cultural biases in economıc exchange. NBER Working Paper Series, Working paper
1105,1-2.
Gündoğdu, R. (2011). Osmanlı’da esnaf teşkilatı üzerine bazı düşünceler. Ahilik, 75-79.
Karaev,A,, Koh, S.C. & Szamosi, L.T.(2007). The cluster approach and SME competitiveness: a review. Journal of Manufacturing Technology Management, 18(7), 818-835.
Kets de Vries, M.F.R. (1991). Organizations on the Couch. San Francisco: Jossey-Bass Publishers.
Kinay, H.F. (2006). Girişimcilik, kalkınma ve rekabet ilişkisi, Kütahya’da KOBİ’lerin girişimcilik profile. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 51-81.
Lindqvist. G., Ketels. C. & Sölvell. Ö. (2003).The Cluster Initiative Greenbook. Stockholm, 25-30,45-51.
Öğrenen Örgütler ve Örgüt Kültürü. (2012). Erişim tarihi: 16 Eelül.2012 http://tr.scribd.com/doc/78399363/
Ogrenen-Orgutler-Ve-Orgut-Kulturu-Learning-Organizations-and-Organizational-Culture.
Öztürk, F. (2010). Örgüt kültürünün rekabetçi değerler modeli açısından analizi. Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 13.
Porter, M.E. (1998). The Competitive Advantage of Nations (2nd ed.). London: MacMillan Press.
Porter, M. E. (2000). Location, competition and economic development: Local clusters in a global
economy. Economic Development Quarterly ,14(1), 15-20.
Porter, M.E. (2008). Rekabet Üzerine. Doğu Markara Kalkınma Ajansı Yayını.
82
DERİN > EKİM / OCTOBER 2014
Raines, P. (2002). The Challenge Evaluating Cluster Behaviour in Economic Development Policy. The University of Strathclyde, Glasgows.1-24.
Ravn, L. & Petersen, J.W. (2005). Cluster Development in Hungary. Roskilde University Department of
Environment, Technology and Social Studies.
Sass. M, Szanyi. M, Csizmadia, P., Illesy, M., Iwasaki, I. & Mako, C. (2009). Clusters and the development of supplier networks for transnational companies. Institute For World Economics Hungarian
Academy Of Sciences, 1-7. Retrieved from http://www.hse.ru/data/170/142/1235/Miklos Szanyi_EACES
paper.pdf
Taute, F. & Taute, W. (2012). Organizational development: A supplement for the effective organization. Journal of Workplace Behavioral Health, 27(2), 63-78.
Van Der Linde, C. (2003). The demography of clusters-Findings from the cluster meta-study. Innovation Clusters and Interregional Competition. 130-149.
Wei, S.-J. (2000). Natural openness and good government. NBER Working Paper 7765.
Web Based References
http://webcache.googleusercontent.com/search?q= cache: http://www.faculty. de. gcsu.edu/~mmagouli/culture.htm
http://www.clusterizmir.org/index.php/clustering/cluster-orientation/96-english-en/cluster/184
http://www.kultur.gov.tr/EN,35148/turkish-humanism-and-anatolian-muslim-saints-dervishes. html
arxiv.org/abs/1208.3883: Accelerating Scientific Discovery By Formulating Grand Scientific Challenges
http://www.merriam-webster.com/dictionary/culture
http://www.regional.org.au/au/countrytowns/options/miller.htm
http://www.technologyreview.com/view/428966/the-grand-challenges-of-the-economic-and-social-sciences/
http://edq.sagepub.com/content/14/1/15.shor
83
Download

DERİN Üçüncü Sayı İçin Tıklayınız.. - depark