AİLE / Mukadder Arif YÜKSEL
Ailede ve Çocuk
Eğitiminde Şiddet
Ş
iddet, baskı yapmak, baskı altına almak,
zor kullanmak, zorbalıkla ve güç kullanımı
ile muhatabı etkisiz hale getirmeye çalışmaktır. Şiddetin farklı uygulamalarına şahit
olmaktayız:
Fiziksel şiddet: Güç kullanmak, dayak atmak,
darp etmek vb şekillerde sürdürülen şiddettir.
Dayak, bir şeye kızan ve öfkesi biriken kişinin
içindeki kızgınlığı kaba kuvvete başvurarak tahliye etmesidir.
Dayak, bir eğitim metodu değildir. Eğitici
bir faydası da görülmemiştir. Dayakla hizaya
getirilen kişi tırstığı için, uygun görülmeyen
hareketi bir süre yapmaz. Şiddet gören kişi uygunsuz hareketten vazgeçme konusunda ikna
olmamıştır ve uygun ortam bulunca hareketine devam edecektir. Dayak, kişide psikolojik
travmalara da yol açabilir. Dayak yiyenin dayak
atana saygısı kalmaz, dolayısı ile daha sonraki
öğütleri de fayda vermez.
Öfke halinde şiddet bir başladı mı nerede
ve nasıl biteceği kestirilemez. Şiddet uygulayanlar, çoğunlukla kolayca ezilebileceği kimselere saldırırlar. Dolayısı ile fiziksel şiddette
orantısız güç kullanımı söz konusudur. Şiddete
maruz kalanlar da çoğu zaman ya kendini savunmaktan aciz bir sabidir ya da kas gücü zayıf ve narin bir hanımefendidir. Dayak yiyerek
büyüyen çocuk, fırsat buldukça arkadaşlarını
döver, büyüyünce de eşine ve çocuklarına şiddet uygular. Şiddete maruz kalan eş de bunu
çocuklarına yansıtır.
Bu kısır döngüye bir yerde son vermek gerekir.
Fiziksel şiddet gören birinde iki aşırı tavır
görülür:
1. Saldırganlık,
2. İçine kapanma,
Şiddet uygulama alışkanlığı olanlar;
1. Derin bir nefes alarak,
2. Konuyu değiştirerek,
3. Gergin ortamı terk ederek ya da çocuğu
140 HAZİRAN 2014
o ortamdan uzaklaştırarak olumsuz durumu soğukkanlılıkla geçiştirmeye ve öfkesini kontrol
etmeye çalışmalıdır.
“Ya Sabır, Hasbünallah, la havle vela kuvvete
illa billah” denilerek de öfke kontrolü yapılabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) sinirlenince abdest
almayı tavsiye etmiştir. Eğer zaman ve ortam
müsaitse duş da alınabilir. Bu sayede bütün sinirler gevşer ve bir rahatlama sağlar.
Sözel Şiddet: Bağırmak, korkutmak, hakaret etmek, sen adam olmazsın demek, aşağılamak, küfürlü sözler sarf etmek, sık sık sorgulamak, sıkıştırmak, suçlamak, eleştirmek,
yaptığı iyi işleri hafife almak, başkaları ile
kıyaslamak, ben senin yaşındayken diye başlayan sözler. Küsmek, sevmediğini söylemek,
duygu sömürüsü yapmak (Siz beni hasta ettiniz, ben ölsem de sizden kurtulsam, değerimi ben ölünce anlarsınız vb. sözler), yapılan
iyilikleri, masrafları sık sık hatırlatıp bir nevi
başa kakmak.
Sözel şiddete maruz kalan çocuk, demek ki
ben yeteneksizin tekiyim, benden bir şey olmaz vb. düşüncelere kapılabilir. Çocuğun öz
güveni ve medeni cesareti gelişmez. Kendisini
ve meramını ifade etmekten aciz bir kişi olarak
yetişir. Aşağılanan ve hakaret işiten çocuklarda
aşağılık kompleksi oluşur.
Çocuk, elbette ebeveynin otoritesini bilemeli, yanlış bir söz ve hareketin kabul görmeyeceğini ve kendisini zor durumda bırakacağını
öğrenmelidir. Ebeveyn, yanlış hareketi yapıcı
bir üslupla eleştirmelidir. Ebeveyn, dolaylı olarak, sen benim için değerlisin ama bu hareketini onaylamıyorum, mesajı verilmelidir.
Dolaylı Şiddet: Keskin ve sert bakışlar, surat
asmalar, TV izleme ve kendini internete kaptırarak çocuklarla ilgilenmemek, onları ilgi, sevgi
ve nitelikli beraberlikten mahrum bırakmak, eşlerin çocukların yanında tartışması, çocukların
ihtiyaçlarının karşılanmaması, sevdiği bir şeyin
alınmaması, mantıksız kural ve yasaklar vb.
somuncubaba 141
Örnek:
Ebeveyn: Dışarı çıkma.
Çocuk: Neden?
Ebeveyn: Hava yağışlı, soğuk, karanlık vs.
(Mantıklı açıklama), ya da,
- Ben öyle istiyorum, çıkma dedim mi çıkılmayacak, o kadar! (Mantıksız ve gerekçesiz
açıklama)
Kardeşler arasında ayırım, birine başarısından dolayı aşırı ilgi gösterip, “Sen de adam ol,
kardeşin gibi çalış da seni de seveyim.” demek.
Bu durum kardeşler arası kıskançlığa ve kavgaya sebep olacaktır.
Sevgi, saygı ve gelişim odaklı bir eğitim yerine çocuğun hoşnutluğuna odaklı bir ilişki kurulması da son derece mahzurludur. Yukarıda
saydığım farklı şiddet türlerinden sakınayım
derken çocuğun yerli yersiz her isteğini karşılamaya çalışmak, “Benim yaşadığım olumsuzlukları çocuklarım yaşamasın.” diyerek çocuğun
istekleri karşısından edilgen bir tutum sergilemek “çocuk sultan”ları ortaya çıkaracaktır.
Bu yaklaşım çocukların omzuna ağır bir yük
142 HAZİRAN 2014
bindirir ve çocuklar böyle bir yükü kaldıramaz.
Çocuklar, isteklerinin bir sınırı olduğunu ve her
istediği şeyi elde edemeyeceğini, her aklına geleni söyleyemeyeceğini bilemelidir.
kanlığı ve kişiliği hâline gelir. Baskı ve şiddet
korkusuyla dürüstlük kazanmaya alıştırılan çocuk, baskıdan kurtulduğunda bu meziyetlerinden de uzaklaşır.1
Sürekli şiddetin olduğu bir evde, saygı, sevgi
ve güven olmaz. İlişkiler hiçbir şekilde sağlıklı,
alınan kararlar da isabetli değildir. İlişkilerin
sağlıklı olmadığı ailelerde kusurlar örtbas edilir, yalana başvurulur, suç bastırılır. O an itibarı
ile yenilen taraf, intikam için fırsat kollamaya
başlar.
Eskiden kişi, toplum ve devletlerarası problem çözme yöntemi olarak çoğunlukla kavga ve
savaşa başvurulurdu. Kavga ve savaşta üstün
gelen karşı tarafı etkisiz hale getirerek sorunu
bir süreliğine çözmüş olurdu. Bu yaklaşım kültürümüze de yansımıştır:
“Bunların hiçbirini ben yapmadım.” diyebilecek birisi içimizde neredeyse yok gibidir.
“Kızını dövmeyen dizini döver, oğlunu dövmeyen kesesini döver.”
Şiddet Dürüstlük Kazandırmaz
İbni Haldun Mukaddime’sinde mektep ve
medreselerde dayağın yasaklanması gerektiğini söyler. Bu görüşün yüzyıllar öncesinde dile
getirilmesi dikkat çekicidir. Sebebini de şöyle
açıklar: “Dayak yiyen çocuk pısırık olur, çocuğun hevesi ve neşesi yok olur ve onu ilgisizliğe
sevk eder, çocuk içine kapanır. Kendisini baskı altında hissettiği için düşüncelerini açıklamaktan çekinerek, yalancılığa ve ikiyüzlülüğe
sürüklenir. Bu yönelimler zamanla onun alış-
“Dayak cennetten çıkma”
Bu ve benzeri sözlerle şiddet, haklı bir gerekçe varsa meşru hatta gerekli addedilmiştir.
Bu tür sözler o günün anlayışı çerçevesinde
hüsnü kabul görmüş olabilir ancak günümüz
insanı, bilgi, görgü ve anlayış bakımından daha
insanî bir düzeye gelmiştir. Günümüz şartlarında şiddeti makul ve meşru gösterme imkânı
kalmamıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.)’de “Çocuklarınızı yedi
yaşından itibaren namaza alıştırın, on yaşına
geldikleri halde kılmazlarsa dövün.”2 derken,
o günün toplumunda bilinen ve yaygın olarak
kullanılan bir problem çözme yöntemine işaret
etmiştir. Unutmamak gerekir ki problem çözme yöntemleri, yöresel ve dönemsel şartlara
göre değişir. Günümüz çocuklarına, beş vakit
namaza başlaman halinde sana cep telefonu
alacağım denilmesi, kızımıza, tesettüre uygun
giyinmesi halinde altın küpe ve yine cep telefonu vaadi istenen davranışı benimsetmede daha
etkili bir yöntem olabilir.
Mükemmel anne babalar olmadığımız için
mükemmel bir eğitim yöntemi uygulamamız da
beklenemez ancak çocuk eğitiminde doğru ve
yanlışın bilinmesi ve yanlışın en aza indirilmesi
halinde, söz konusu yanlışların daha sonra biz
ya da başkası tarafından telafisi de kolay olacaktır.
İçinde garaz, hatada ısrar ve önyargı olmayan her kusur af kapsamındadır ve telafisi de
mümkündür. Çocuklarımız, ayağına diken battığında “anne” diye bağırır ve onun acısı bizi de
üzer. Peki, biz neden dikenden daha fazla acı
verecek şiddet türü davranışları onlara layık
görüyoruz?
somuncubaba 143
Download

Ailede ve Çocuk Eğitiminde Şiddet