Sercan Gürler, Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?, Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014,
ss. 1-12. (Hakem denetiminden geçmiştir.)
HANGİSİ DAHA TRAJİK:
WHICH ONE IS MORE TRAGIC:
EDEBİ GERÇEKLİK Mİ GÜNDELİK
LITERARY REALITY OR EVERYDAY
GERÇEKLİK Mİ?
REALITY?
Sercan Gürler*
Özet:
Bu makalede trajedi
kavramı
merkezinde edebi gerçeklik ile gündelik
gerçeklik
arasındaki
ilişkinin
doğası
soruşturulmaktadır. Fakat burada trajedi,
belirli tarihsel koşulların ürünü bir edebi
türden ziyade insanın varoluşsal durumunu
ifade eden bir kavram olarak kullanılmıştır.
Makalenin eksenini oluşturan temel soru
edebi gerçekliğin mi yoksa gündelik
gerçekliğin mi daha trajik olduğudur. Bu
bağlamda "gündelik gerçeklik" ifadesi de
hukuki gerçeklik olarak anlaşılmalıdır. Edebi
gerçeklikle kıyaslandığında hukuki gerçeklik,
insanın trajik varoluşuna çok daha az
duyarlıdır. Dolayısıyla hem trajedinin genel
anlamını hem de hukuktaki görünümünü
anlayabilmek için hukuk kuramı ve
felsefesinden çok edebi eserlere bakılmalıdır.
Abstract: In this article the nature of relation
between everyday reality and artistic reality is
investigated. The focal point is the concept of
tragedy. But tragedy here has been taken as
not a literary form historically determined but
a concept designating existential situation of
mankind in this world. The central question
around which the article is built is that which
one is more tragic: literary reality or everyday
reality? The phrase "everyday reality" is to be
understood in this context "the legal reality".
Having compared with literary reality, legal
reality is much less sensitive to the tragic
being of man. So, in order to understand both
existential meaning of tragic in general and
legal aspect of it in particular, literary works
should rather be read than legal theory and
philosophy.
Anahtar Kelimeler: gerçeklik; edebiyat; edebi
Key words: reality; literature; literary reality;
gerçeklik; hukuki gerçeklik; trajedi; trajik
legal reality; tragedy; tragic reality
gerçeklik
Yard.Doç.Dr., İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ABD,
[email protected]
*
1
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
I
kendisine konu edinen hukukun gerçeklikten ne
anladığı ile edebiyatın gerçeklikten ne anladığı
Farzedin ki bir akşam eve geldiniz. Eşiniz, üst
arasındaki farkın tartışılması amaçlanmaktadır.
kattaki komşunun dün gece sabaha karşı vefat
ettiği haberini verdi. Siz de komşunuzun ölümü
Kuşkusuz edebi gerçeklik ile hukuki gerçeklik
karşısında ne kadar üzüldüğünüzü belirttiniz.
arasındaki ilişki pek çok açıdan incelenebilir.
Ardından akşam yemeğini yemek üzere mutfağa
Fakat burada trajedi kavramı çerçevesinde bir
geçip
sonra
incelemeye girişilecektir. Trajedi dendiğinde, her
televizyon karşısına kurulup bir film izlemeye
ne kadar akla ilk önce Yunan tragedyaları gelse
başladınız. Film, komşusu ölen bir adamla ilgili.
de burada kullanıldığı anlamıyla trajedi kavramı,
masaya
oturdunuz.
Yemekten
Bu filmi izlerken hissettikleriniz ile eşinizin
Yunan tragedyalarıyla sınırlı değildir. Evrensel
verdiği
bir
haberi
duyduğunuzdaki
hislerinizi
insanlık
durumunu
gösterir.
İnsanın
karşılaştırınız. Ölümün bu iki farklı anlatımı
varoluşsal bir hakikatidir; ölümlü olduğunu
karşısındaki tavrınız aynı olur muydu?
bilmesinden kaynaklanan ruh halini anlatır. Bu
yönüyle salt bir edebi türden daha fazlasıdır;
Bu farazi örnek, sanat ile gündelik gerçeklik
felsefi bir kavrama işaret eder.
arasındaki ilişkinin doğasını anlamada bir ipucu
verebilir. Nitekim başlıktan da anlaşılacağı üzere
Giriş niteliğindeki bu açıklamalardan sonra
bu
de
makalenin
gerçekliğin
geçilebilir.
makalede
edebiyatın
genelde
sanatın,
aldığı
biçimiyle
ele
özelde
asıl
konusunun
incelenmesine
gündelik gerçeklikten nerelerde ayrıldığı konusu
incelenmektedir. Bu incelemenin merkezinde ise
II
trajedi kavramı yer almaktadır.
Fakat
önce
bir
kavuşturulması
kaç
gerek.
noktanın
Başlıktaki
“1. […] Ozanın ödevi, gerçekten olan
şeyi değil, tersine, olabilir olan şeyi,
yani olasılık ya da zorunluluk
yasalarına göre olanaklı olan şeyi
anlatmaktır.
açıklığa
“gündelik
gerçeklik”ten kastedilen, içine doğduğumuz, her
gün karşı karşıya kaldığımız, bizi çepeçevre
saran dışımızdaki dünyadır. Buna doğal gerçeklik
2. Tarih yazarı ve ozan, biri düzyazı,
öteki
nazım
yazdığı
için
birbirlerinden ayrılmazlar. Çünkü,
Herodotos’un yapıtının
mısralar
haline
getirilmiş
olduğu
düşünülebilir. Bununla birlikte, ister
nazım, isterse düzyazı biçiminde
olsun, Herodotos’un yapıtı bir tarih
yapıtıdır. Ayrılık daha çok şu noktada
bulunur: Tarihçi daha çok gerçekten
olan’ı, ozansa olabilir olan’ı anlatır.
de diyebiliriz. Bu anlamıyla gündelik gerçeklik
ifadesinden,
makalenin
bağlamı
dikkate
alındığında aslında hukuki gerçeklik’in anlaşılması
gerekir. Zira hukukun ilgilendiği çoğunlukla işte
bu gerçekliktir. Gündelik yaşama baktığımızda
bir adli vakanın vuku bulma ihtimalinin bir
romanda
geçen
ihtimalinden
çok
olayların
daha
gerçekleşme
yüksek
olduğunu
görürüz. Dolayısıyla edebiyata oranla hukukun
3. Bunun için şiir, tarih yapıtına
oranla daha felsefi olduğu gibi, daha
üstün olarak da değerlendirilebilir.
Çünkü şiir, daha çok genel olanı,
tarihse tek olanı anlatır. Genel olan
deyince de, olasılık ya da zorunluluk
yasalarına göre, belli özellikteki bir
kişinin
böyle
ya
da
şöyle
konuşmasını, böyle ya da şöyle
eylemde
bulunmasını
anlıyoruz.
gündelik gerçekliğe daha yakın durduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu vesileyle “gündelik
gerçeklik” ifadesinin, hukuk kitaplarında sık sık
karşımıza çıkan “gündelik
akışına
uygun”
yaşamın
durumlara
işaret
olağan
ettiği
vurgulanmalıdır. İşte bu makalede de “gündelik
yaşamın olağan akışına
uygun”
durumları
2
Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014
Ozan, kişilerine ad verirken daima
bunu göz önünde bulundurarak
adları seçer. Tek olan deyince de, bir
Alkibiades şunu yaptı ya da başına şu
geldi, bunu anlıyoruz.” (Aristoteles,
2002:30-31).
Yukarıda da belirtildiği gibi günümüzde sanat ve
Bugün sanat veya edebiyat kuramları hakkında
yorumlanmamalıdır. Sanatçının ve edebiyatçının
yazılmış giriş niteliğinde herhangi bir kitabı açıp
kalkış
bakalım.
gerçekliktir. Fakat sanatçı gündelik gerçekliği hiç
tamamının
Ele
alınan
belirli
kuramların
bir
görüşü
özellikle de edebiyat, gerçekçilik misyonundan
çoktan vazgeçmiştir. Bu yeni tavır, sanatın
neredeyse
gerçeklikle
hiçbir
gerçeklik
kaygısı
bir
paylaştığını
noktası
müdahalede
ilişkisi
kalmadığı
taşımadığı
kuşkusuz
şeklinde
yine
bulunmaksızın
veya
gündelik
ele
almaz.
görürüz. Pek çok konuda birbirinden ayrılan bu
Stravinsky (2000)’nin de gayet zarif şekilde
kuramların üzerinde anlaştığı bu görüş, sanat ile
söylediği gibi ağaçlardan gelen esintinin hışırtısı,
gerçeklik arasında doğrudan bir temsil ilişkisinin
bir derenin hafif çağıltısı veya bir kuşun şakıması
kurulamayacağıdır. Klasik sanat ve edebiyat
müzik değildir. Bütün bu sesler, onları belirli bir
anlayışından1 bariz bir sapmayı ifade eden bu
düzene
bakış açısı, günümüz sanat anlayışını önemli
bahşedilmiş bir müzisyenin ellerinde ancak
ölçüde belirlemektedir. Dolayısıyla bugün artık
müziğe dönüştürülür, sanat hâline gelir. Diğer
Batılı düşünce ve kültür dünyasında sanat ile
bir deyişle doğal güzellik ile sanat güzelliği
gerçeklik
ilişkinin bambaşka bir
birbirinden ayrı şeylerdir. Doğanın bizatihi
yaklaşımla ele alındığı söylenebilir. Bu yeni
kendisi estetik bir kategori değildir; tek başına ele
yaklaşım doğal olarak edebiyata da yansımıştır.
alındığında ne güzeldir ne de çirkin. Ancak
Bir edebi eserin niteliği ve işlevi yeni baştan
estetik duyarlılığa sahip bir sanatçının bakış
tanımlanmış, özellikle roman alanında geleneksel
açısıyla ele alındığında sanatın konuları arasına
arasındaki
sokan,
kendisine
özel
bir
yetenek
gerçekçi anlayış terk edilmiştir .
2
edebiyatının geneline hakim bir anlayış olduğu
söylenebilir. En önemli temsilcileri arasında
Dickens, Balzac ve Stendhal gibi büyük yazarların
yer aldığı bu edebiyat anlayışına göre romancının
amacı, içinde yaşadığı toplumu bütün yönleriyle
gerçeğe en yakın şekilde anlatmaktır. “Topluma
tutulmuş ayna” benzetmesiyle anılan bu yaklaşımı
savunan romancılar tasvir yetenekleriyle dikkat
çeker. İnsanı, özünde toplumsal bir varlık kabul
eden bu yaklaşıma göre insanın anlaşılabilmesi için
önce toplumun anlaşılması gerekir. Zira insan,
içinde yaşadığı toplumun bir ürünüdür. Diğer bir
deyişle kişiyi, o kişi kılan toplumdaki konumudur.
Dolayısıyla bu yaklaşıma göre gerçeklik, toplumsal
gerçekliktir. Bir edebi eserin gerçeğe uygun olması
da ancak üretildiği toplumsal gerçekliği en iyi
şekilde yansıtmasıyla mümkündür. Burada da tıpkı
genel sanat anlayışında görüldüğü gibi edebi eserin,
gerçekliği (üstelik sadece toplumsal gerçekliği)
aslına sadık şekilde yansıttığı kabulü vardır.
Gerçeklik, orada öylece vardır ve romancının bütün
amacı işte o gerçekliği olduğu gibi yansıtmaktır
(Antakyalıoğlu, 2013; Auerbach, 2010; Jakobson,
2010; Lukacs, 1987; Moran, 1994).
Kökeni Platon ve Aristoteles’e kadar uzanan bu
klasik sanat ve edebiyat anlayışı kısaca mimesis
(taklit) kuramı şeklinde ifade edilir. Bu kurama göre
sanatın amacı güzele ulaşmaktır. Güzele ulaşmak
ise ancak doğada varolanları birebir taklit etmek
suretiyle gerçekleştirilebilir. Bir sanat eseri, doğayı
ne kadar iyi taklit ederse o kadar başarılı sayılır.
Diğer bir ifadeyle sanatsal faaliyet, doğal
gerçekliğin sanat eseri aracılığıyla yeniden
üretilmesidir. Burada sanat, doğayı aslına uygun
yansıtma becerisidir. Bu anlamda sanatın özünde
bir temsil ilişkisi bulunur: Bir sanat eseri ortaya
koymak, tüm gerçekliğiyle doğanın aslına uygun
temsil edilmesidir; sanatçı da doğal gerçekliğin
bilgisine sahip, eserlerinde bu bilgisi aracılığıyla
doğal gerçekliği aslına uygun temsil eden kişidir
(Farago, 2011; Moran, 1994; Tunalı, 1983).
1
2
Mimesis kuramının edebiyattaki karşılığı
gerçekçiliktir (realizm). Edebiyatta gerçekçilik XIX.
yy.’da Avrupa’da ortaya çıkmış, daha çok roman
alanında başarı göstermiş bir akımdır. Aslında
gerçekçiliğin, klasizm, romantizm, naturalizm veya
sürrealizm gibi bir edebi akımdan ziyade Batı
3
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
girer; sanatsal bir değer ifade eder, kısaca sanat
Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere
eserine dönüşür (Collingwood, 2011; Lalo, 1948;
modern sanatçı, çıplak veya kaba gerçekliği taklit
Tunalı, 1996).
etmektense bu gerçekliği kendine özgü şekilde
yeniden üretme yolunu tercih etmektedir. Zaten
Demek ki sanatçının işi doğayı (veya gündelik
böyle bir tercihte bulunmaktan başka pek şansı
gerçekliği) basit bir taklitten ibaret değildir.
da yoktur. Zira bugün herkesin üzerinde ittifak
Sanatçı, bize bütün çıplaklığı içinde doğal
edeceği, herkes tarafından aynı şekilde tecrübe
gerçekliği göstermez. Bu gerçekliğin sadece
edilen tek ve biricik bir gerçeklikten bahsetmek
belirli bir yönüdür onu ilgilendiren. Fakat bu
pek mümkün değildir. Tek bir gerçekliğin, bizim
özelliği sanatçının bir zayıflık, bir yetersizlik
dışımızda varolan bir gerçekliğin varlığını kabul
şeklinde yorumlanmamalıdır. Gündelik gerçeklik
ile
karşılaştırıldığında
örneğin
etsek bile hepimiz bu gerçekliği farklı açılardan
edebiyatın
tecrübe ederiz. Bir anlamda herkesin, dünyayı
konuları çok daha ilginçtir. Bir edebi eserin
kendi gördüğü gibi gösterdiğini, buna karşılık
ortaya çıkması, bir ihtiyacı gidermek içindir.
Edebiyat,
gündelik
gerçekliğin
aynı görmediğini söyleyebiliriz. Herkes, kendi
boşluklarını
gerçekliğini yaşar. Edebiyat ise herkesin kendi
doldurur, bu gerçeklik hakkında bizi aydınlatır
başına yaşadığı bu gerçekliği yeni baştan kurar.
(Butor, 1991). Hatta denilebilir ki her büyük sanat
Bu açıdan bakıldığında edebiyatın amacı, ne tarih
eseri, bir bütün olarak gerçekliği görme ve
araştırması gibi gerçekliğe tanıklık etmek ne de
anlatma biçimimizi belirleme, yani kısaca onu
bilimlerin
değiştirme gücüne sahiptir (Butor, 1991). Bu
özgü
bir
‘gerçekçiliği’nin
gerçekliğe
bilemeyeceğini
baştan
dair
gerçekliği
bize
[…] dünyanın ve insanın buluşu, durmadan
olduğu
yoklanan ve aranan bir buluş…” (Robbe-Grillet,
anlamına da gelir. Yani bugünün sanatçısı hayli
mütevazidir;
gibi
öğretmektir. Bu anlamda edebiyat, “bir buluştur
yaklaşım, aynı zamanda sanatın ve edebiyatın
kendine
yaptığı
1989:136)
herşeyi
Bugün
Edebiyat bu işlevini bilimden, felsefeden ve diğer
‘gerçekçi’ yazardan kastedilen, “karmaşıklıkla
bilgi türlerinden farklı yöntemlerle yerine getirir.
çelişkileri
Bir
çözme
kabul
eder.
konusunda
kolaycılığa
edebi
ürün,
insana
dair
gerçekleri
kaçmayan, hileye mümkün olduğu kadar az
hissettirerek gösterir. Bilimin veya felsefenin
başvuran, kendisinin gerçek bildiği şeyi, içtenliği
kuru akıl yürütmesi, olayları belirli bir sebep-
ve bakışlarının deliciliği ölçüsünde incelemeye,
sonuç
yakalamaya çalışan yazardır” (Sarraute, 1985:86).
yürütmelere başvurarak izah etmesi yerine bize
ilişkisi
içerisinde
ve
mantıksal
akıl
‘Gerçekçi’ yazar bütün içtenliğiyle gerçekliğe
bir takım hikâyeler anlatır. Bu suretle konu
bağlanır. Bu gerçekliği, mümkün mertebe her
edindiği olayı ve bu olay çerçevesinde ele aldığı
yönüyle yakalamaya çalışır. Hiçbir şeyin bu
bir insanlık durumunu muhatabına sanki bizzat
gerçekliği yok etmesine, küçük düşürmesine izin
yaşamış
vermez. Zaman zaman hataya düşse hatta ihanet
anlattıkları
etse de gerçekçi yazar, her daim gerçeğe
zorunda da değildir. Aristoteles’in dediği gibi
yönelmeli,
gerçekten olmuş şeyleri belki bize tarih anlatır.
onu herşeyden üstün tuttuğunu
kanıtlamalıdır (Sarraute, 1985). Sonuç olarak
Ama
bugün
sanat
“gerçekçilikten,
1989:132)
doğru
ve
bir
yönelim
hissettirir.
gerçekten
edebiyat
Üstelik
olmuş
mutlaka
edebiyatın
şeyler
gerçekleşmiş
olmak
olma
aslında
koşulunu aramaz. Edebiyat için önemli olan bir
(Robbe-Grillet,
olayın gerçekleşme imkânıdır (Aristoteles, 2002).
olduğundan
Bilim ve felsefeden farklı olarak edebiyat, sürekli
edebiyatta
gerçekliğe”
gibi
yeni ifade biçimleri geliştirir. Ele aldığı bir olayı
bahsedilebilir.
değişik açılardan, farklı biçimlerde defalarca
4
Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014
anlatır. Bu da bize o olayı mümkün her açıdan
Sadece getirdiği çözüm önerisi, yani sorunları
görebilmemizi sağlar. Dolayısıyla edebiyatçının
halletme yöntemi değildir hukuku farklı kılan.
amacı “en iyisini yapmak” değildir. Sürekli yeni
İnsan
biçimler aramak suretiyle bilinmeyen yeni ve
öncesinden başlayarak ölüme kadar düzenlemeyi
farklı ifade imkânları bulmaktır. Bu farklılık
amaçlar hukuk. Üstelik bu düzene aykırı hareket
bizim
bir
edenler yine hukukun kendisinin belirlediği
farkındalık geliştirmemizi sağlar. Böylece belki
şekilde cezalandırılır. Fakat hukukun asıl önemi,
de diğer hiçbir bilgi türünün başaramadığı
koyduğu kurallara aykırılık durumunda bireyler
ölçüde sahici bir bakış açısı kazandırır (Uygur,
üzerinde
1985; Wellek & Warren, 1983). Zira Nietzsche’nin
kaynaklanmaz. Hukuk, tabiri caizse toplumun
de söylediği gibi “…varoluş ve dünya, ancak
iliklerine kadar işleyen, her hücresine nüfuz
estetik
edecek genişlikte bir yer tutar toplum yaşamında.
de
gerçeklik
bir
karşısında
fenomen
olarak
belirli
bengi
haklı
çıkarılmıştır” (Nietzsche, 2010:39).
yaşamını
doğumdan,
uyguladığı
güç
hatta
ve
doğum
zorlamadan
Dworkin (1986)’in dediği gibi hukukun içinde ve
hukukla yaşarız. O kadar ki bizi vatandaş veya
yabancı, işçi veya işveren, evli veya bekâr,
III
mülkiyet sahibi veya mülksüz hâle getiren
Peki sanatın ve edebiyatın gerçekliğe ilişkin bu
hukuktur. Yani hukuk, bizi biz yapar. Dahası,
yaklaşımıyla
hukukun
düzen ve düzensizlik, erdem ve erdemsizlik,
durumu nedir? Hukuk, gerçeklikle nasıl bir ilişki
makuliyet ve delilik, gerçek ve sahte gibi
içindedir? Bir hukuki önermenin doğruluk değeri
toplumsal gerçekliğin en temel kategorilerine
alıp alamayacağı, dolayısıyla gerçeğe uygun olup
ilişkin genel kabullerin oluşmasına kaynaklık
olmadığı meselesini, hukuk felsefesinin bu çetin
eder. Bireylerin bu gerçekliği nasıl yaşayacağını
ceviz tartışmasını bir ân için kenarda bırakalım.
belirler. Diğer bir deyişle toplu hâlde yaşamanın
Hukuki gerçeklik diye bir varoluş şeklinin
en tercih edilesi şeklinin hukuk kurallarıyla
karşılaştırıldığında
varlığını kabul edelim. Hukuki gerçeklik nedir?
düzenlenen
Hukuk, gerçeklik karşısında nasıl bir tavır
bireyleri ikna eder (Gordon, 1984). Bu inşai
sergiler?
karakteri anlaşılmadıkça hukukun özü tam
Gerçekliğin
hukuktaki
görünümü
bir
toplum
olduğu konusunda
nasıldır?
anlamıyla kavranamaz.
Kuşkusuz gündelik hayatta karşılaşılan her olay
Bütün bunlar hukuk ismi verilen soyut bir
veya uyuşmazlık hukuki nitelikte değildir. Buna
egemenin
karşılık önüne
gelen ilgili
her olay
buyrukları
gereği
gerçekleşir.
veya
uyuşmazlığa hukukun yine de bir cevabı, bir
olduğu iddiasıdır. Hukuk söz konusu olduğunda
toplumsal yaşamı düzenleyen diğer kurallar ve
çözüm yolları geri planda kalır veya kalması
gerektiği düşünülür. Bu düşüncenin temelinde ise
diğer toplumsal kurallarla karşılaştırıldığında
hukukun daha gelişmiş ve rasyonel olduğu,
dolayısıyla toplumdaki uyuşmazlıkları çözme
konusunda münhasır bir yetkisi bulunduğu kabulü
yer alır. Hukuk kuralları, diğer toplumsal
kurallardan daha kapsamlı ve üstündür. Toplumsal
yaşamda ortaya çıkan her normatif düzenin
kendisine tabi olmasını bekler hukuk. İşte bütün bu
özellikleri sayesinde bireyler üzerinde otorite
iddiasında bulunur (Raz, 1979; Raz, 1986).
çözüm önerisi vardır. Üstelik bu çözüm, hukuk
tarafından tek doğru çözüm olarak da sunulur3.
Her hukuki uyuşmazlığa uygun tek bir doğru
cevabın bulunabileceği, bulunması gerektiği
düşüncesi ünlü Amerikalı hukukçu Ronald
Dworkin’e aittir. Bu tezin en belirgin izleri
Dworkin’in, nispeten erken tarihli çalışmalarında
görülür (Dworkin, 1977; Dworkin, 2001). Bununla
birlikte burada asıl kastedilen, diğer uyuşmazlık
çözme yöntemleri karşısında hukukun belirli bir
üstünlük taşıdığı, bu alanda nihai otoriteye sahip
3
5
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
Herhangi bir kitapta açıkça yer almasa bile yine
gerçekliği kendine özgü şekilde yorumlar5 . Fakat
de
direktiflerden
hukukun bu yorumlama faaliyeti insanı, sadece
bahsederiz. İçinde yaşadığımız bu düzen, yine
tek bir boyutuyla ele almaya mahkûmdur. Zira
Dworkin
bu
buyruklardan
(1986)’in
imparatorluğu”dur.
imparatorluğu”nun
amaçlarının
veya
tabiriyle
bir
“hukuk
hukuk, gündelik gerçekliği normlar çerçevesinde
Herkes
bu
“hukuk
ele alır. Dikkat etmesi gereken belirli bir sebep-
yöntemlerinin ve
sonuç ilişkisidir. Bir olay, hukuk normunda yer
tebası,
hizmetkârı,
âdeta
ona
ruhen
alan tanıma uyuyorsa ancak o zaman hukuken
bağımlıdır.
Bu
önemlidir. Örneğin bir eylem, ceza kanunlarında
açıklamalardan
da
anlaşılacağı
belirtilen herhangi bir suçun tanımına giriyorsa
üzere
suçtur, uymuyorsa değildir. Hukukun burada
hukukun kendine özgü bir gerçeklik anlayışı
cevabını aradığı soru, nihayetinde bu eylemi
vardır. Gündelik yaşamda ortaya çıkan pek çok
gerçekleştiren
durumu kendine ait terimlerle açıklar. Âdeta
yeni bir dil ve bu dil aracılığıyla da yeni bir
ilişkiler
hareket
edip
eylemi, sadece kast veya taksir gibi kavramlar
hadiseler hukuki bakış açısıyla yeni baştan
aralarındaki
kasten
kendisiyle ilgilenmez hukuk. Hâlbuki bir suç
dünya inşa eder. Bu dünya içerisinde eşya ve
tanımlanır,
bireyin
etmediğidir. Yoksa suç kavramının bizatihi
veyahut da ceza kanunlarındaki tipe uygunlukla
yeniden
izah edilemez. İnsan niçin suç işler? Suç işlemek
düzenlenir4 .
doğasında mı vardır? Suç işlerken kişi ne
Gerçekliği kendince biçimlendirişine biraz daha
hisseder? Bu ve benzeri sorulara hukukta pek yer
yakından bakacak olursak hukukun, özünde bir
yoktur.
çeşit yorum faaliyeti olduğu görülür. Tıpkı sanat
Hukukun belirli bir hayat olayını, yani gündelik
ve edebiyat gibi aslında hukuk da gündelik
gerçekliği sadece kanunlara, kanunlarda yer alan
normlara bakarak değerlendiridiğini söylemek
haksızlık olur. Hukuk, giriştiği bu değerlendirme
faaliyetinde bir takım ilkelere de başvurur
Eşya ve hadiseleri kendine özgü terim ve
kavramlarla açıklamak suretiyle hukuk, gündelik
gerçekliğe dair bizde bir bilincin oluşmasını sağlar.
Bu bilinç aracılığıyla biz dünyayı artık hukuki
açıdan görür ve yaşarız. Hukuk düzeninin
sürekliliği ve muhataplarının bu düzen içerisinde
yaşamlarını devam ettirmesi işte bu bilinç sayesinde
gerçekleşir. Bu durum aynı zamanda bireylerin
hukuka niçin rıza gösterdiğini de açıklar. Bu
bağlamda rıza ideolojik bir işlev görür; hukukun
meşruiyet iddiasına temel oluşturur. (Akbaş, 2006;
Aktaş, 2006). Hukuki bilinç ve hukukun ideolojik
işlevi, hukukun neredeyse fetişleştirilmesine yol
açar. Bu açıdan bakıldığında hukuk, bireyler
tarafından ortaya çıktığı toplumsal ve tarihsel
gerçeklikten bağımsız, kendi başına varolan, özerk,
biricik, zorunlu ve üstün bir fenomen olarak
algılanır. Bu anlamda “hukuk fetişizmi", hukuka
ilişkin rasyonel değerlendirmelerini yönlendirerek
insanların hukuk düzeni karşısında kendilerini
güçsüz hissetmelerine yol açan ve böylece hukukun
meşruiyetini sağlamaya yarayan mistik bir araç
olarak tanımlanabilir (Koloş, 2011).
4
(Dworkin,
düzeyinde
1977). Ayrıca en azından iddia
haklı-haksız,
adil-adaletsiz
gibi
ölçütler de kullanır. Bir an için bu ölçütlerin
geçerliliğini tartışmasız kabul etsek bile hak ve
adalet gibi kavramların, haklı-haksız veya adiladaletsiz benzeri ölçütlerin insanın hakikatini ne
kadar izah edebileceği tartışma götürür.
Sonuç itibariyle hukukun, insana dair sınırlı bir
gerçekliği konu aldığı, bu gerçekliği de ancak dar
Hukukun özünde bir yorum faaliyeti olduğu ve bu
yönüyle edebiyata benzediği görüşünün en önemli
temsilcisi yine Dworkin’dir. Dworkin’in bu görüşü
en açık şekilde “Law as Interpretation” başlıklı
makalesinde işlenir. Law’s Empire isimli eserinde ise
daha da geliştirilmiş, çok daha kapsamlı ve ayrıntılı
ele alınmış, genel hukuk kuramına temel
oluşturmuştur (Dworkin, 1981-1982; Dworkin,
1986).
5
6
Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014
bir
bakış
açısıyla
incelediği
aracılığıyla yazar, herkes tarafından paylaşılan
söylenebilir.
bir
insani tecrübenin ortak unsurlarını âdeta kendi
gerçekliktir. Belirli bir hayat olayı, ancak hukuk
yaşıyormuş gibi anlatır. Yani yazar, içinde
onu tanıdığı ölçüde vardır; hayat hukuk önünde
yaşadığı gündelik gerçekliğin kendisine sunduğu
başlar ve yine hukuk önünde biter. Her bir dava,
kaba olguları alır belirli bir estetik duyarlılıkla
her bir uyuşmazlık bir kereliğine hukukun önüne
işlemden geçirerek edebi eser haline getirir.
gelir. Hukuk, bu uyuşmazlıklar arasında belirli
Böylece
bir benzerlik kurmaya çalışır. Bunu da önceden
hakikatlere ulaşmış olur (Carbonneau, 1981).
Hukukun
ilgilendiği
gerçeklik
tekil
belirlediği normlara uygunlukla sağlar. Ama yine
farklıdır.
uyuşmazlığın tarafları açısından gerçektir, bu
yatan
insani
Hukukçunun
kalkış
noktası
da
gündelik gerçekliktir. Fakat yazardan farklı
kişilerin gerçekliğidir. Üstelik son derece sınırlı
olarak hukukçu, gündelik gerçeklik ile arasına
bir gerçeklik.
bu
ardında
Buna karşılık hukukun gerçekliği ele alma şekli
de uyuşmazlık konusu olay veya durum, sadece
Tam
görünenin
mesafe koyar. Hayli steril bir yaklaşımla eğilir
noktada
edebiyat
ile
konusuna.
hukukun
Gündelik
gerçekliğin
gerçeklikle ilişkisini karşılaştırmak yerinde olur.
görünümlerini
Bu arada edebiyatın ve hukukun gerçekliğin
indirgeyecek şekilde yorumlamayı tercih eder.
birbirinden
Yukarıda
farklı
iki
yorumu
olduğu
gidermeye
hatırlatılmalıdır.
mümkün
değişik
da
söylendiği
çalışır.
mertebe
gibi
Sonuç
basite
belirsizlikleri
itibariyle
hukuk
açısından gerçekliğin son derece yüzeysel, bütün
Bu açıdan bakıldığında edebiyatta birbirinden
incelikleri
farklı pek çok yorum şeklinin aynı eser için eşit
derinlikten
derecede geçerli olduğu söylenebilir. Zira aynı
göz
ardı
yoksun
edilmiş,
olduğu
dolayısıyla
söylenebilir
(Carbonneau, 1981).
eserin farklı zaviyelerden yorumlanması, eserin
daha iyi anlaşılmasını sağlar. Buna karşılık
hukukta en iyi tek yorumun bulunması tercih
IV
edilir. Bunun için de yargılamanın farklı amaçları
ve her birine ait farklı görüşler, tek bir yorum
Edebiyatın ve
içinde biraraya getirilmelidir. Hukukun amacı,
karşısındaki tavırları hakkında buraya kadar
belirlenemezliği
söylenenler ile trajedinin ilişkisi nedir peki?
mümkün
mertebe
asgariye
hukukun gündelik gerçeklik
indirecek prosedürlere imkân veren bir yorumun
Pek çok araştırmacıya göre tragedya belirli bir
varlığını kabul etmektir (Stecker, 2003).
tarihsel dönemde ortaya çıkmış ve ömrü çok da
Her ne kadar edebiyatta farklı yorumlara imkân
uzun sürmemiştir. Bu yönüyle tragedya bir edebi
tanınsa da bir edebi eserin sanatsal değeri, insana
türdür ve öncelikle Eski Yunan’a özgüdür6.
dair
Dolayısıyla George Steiner gibi araştırmacıların
doğru
kaynaklanır.
bir
görüşe
Edebiyatçı,
dayanmasından
gündelik
isabetle belirttiği gibi bu anlamıyla tragedyadan
gerçekliği
edebi açıdan yeniden üretirken kendi yorumunu
katar. Yine de kendisine ilham veren gündelik
Tragedyanın Eski Yunan’a özgü bir bakış açısının
ürünü olduğu, ortaya çıkışından kısa bir süre sonra
daha tragedya yazarları hayattayken öldüğü
görüşünün en önemli temsilcisi Nietzsche’dir.
Tragedyanın Doğuşu isimli eserinde Nietzsche, klasik
tragedya yazarlarından Euripides’i tragedya
geleneğinin ve trajik dünya görüşünün son
temsilcisi kabul eder (Nietzsche, 2010).
6
gerçekliğin temel özelliklerini yansıtmaya çalışır.
Fakat doğal gerçekliğin bu yeniden inşası sadece
ilk aşamadır. Bundan sonra yeni bir gerçeklik
aşamasına
geçer.
Buna
“süper
gerçeklik”
diyebiliriz. Bu gerçeklik, gündelik gerçekliğe
göre çok daha özgündür ve zengindir. Edebi eser
7
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
bugün artık bahsedilemez (Eagleton, 2012; Poole,
değerlerdir. İşte iki olumlu ve yüksek değer
2013; Steiner, 2011).
arasındaki çatışma hâlidir ki trajediyi doğurur.
Dolayısıyla trajedi, bireyin, iki olumlu ve yüksek
Bir edebi tür olarak tragedyanın kendisi tarihsel
değerden birini tercih etmek zorunda kaldığı
açıdan ne kadar önem taşısa da bizim için asıl
üzerinde
durulması
gereken
konu,
durumlarda
trajedi
farklı
zaman
asıl
yok olacak oluşudur. Yani birey nasıl bir tercihte
ifade eder: İnsan özü gereği trajik bir varlıktır. Bu
trajedinin
Burada
edilirse edilsin diğerinin gerçekleşmeyecek veya
insanın bu dünyadaki konumuna dair bir gerçeği
ki
çıkar.
belirleyici unsur, bu iki değerden hangisi tercih
kavramının bizatihi kendisidir. Zira trajedi,
özelliğidir
karşımıza
bulunursa
ve
bulunsun
sonuçta
kaybedecektir
(Kuçuradi, 2013; Scheler, 2008).
mekânlarda sürekli tekrar karşımıza çıkmasını
sağlar (Brereton, 1970). Dolayısıyla trajediyi
İki
anlamak için, belirli bir tarihsel döneme ait
çatışmadan doğan trajedi, Scheler (2008)’in de
eserlerde
belirttiği
karşımıza
çıktığı
biçimiyle
ele
olumlu
ve
gibi
yüksek
aslında
değer
arasındaki
evrenin
esas
almamak, bir edebi türe indirgememek gerek.
unsurlarındandır. Diğer bir deyişle eşya ve
Evet ne Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken’inini
hadiselerde gözlemleyebileceğimiz bir niteliktir.
trajedi sayabiliriz ne de sonrasında yeni bir
Bir sanat eserinin veya insalık durumunun trajik
tragedya yazılacağını umabiliriz. Fakat Godot’yu
olması da evrende yer alan işte bu trajik
Beklerken’de betimlendiği şekliyle modern insanın
unsurdan pay alması demektir (Kuçuradi, 2013).
içinde bulunduğu durumun bizatihi kendisini
Trajedinin evrenin bir niteliği olması, evrende de
trajik kabul edemez miyiz?7
karşıt
güçler
arasında
bir
çatışmanın
Biraz önce de belirtildiği gibi tarihsel bir dönemle
varolduğunu gösterir. Bu karşıt güçler ise en
sınırlı salt bir edebi biçim olmanın ötesinde
temelde yaşam ve ölümdür. İnsanın ölümlü
trajedi, temel bir insani gerçeklik olarak öncelikle
oluşu karşısında hissettiği korku duygusundan
değer ve değerler arasındaki ilişkilerle ilgilidir
kaynaklanır trajedi. Fakat insan bu ölümlülüğü,
(Scheler, 2008). Üstelik, ancak yüksek ve aşağı
varlıkla bir olmakla aşar. Bu ise yaşama evet
değerler şeklinde bir ayrımın varlığı durumunda
demektir. Fakat yaşama evet demek, karşımıza
trajediden bahsedilebilir. Ayrıca söz konusu bu
çıkardığı sorunları görmezden gelmek demek
değerler
olmalıdır.
değildir. Bu sorunlarla başetmeyi bilmek, bu
Trajedi, değişimin, yani bir hareketin veya
konuda yalnız olduğunu kabul etmek demektir.
eylemin varlığını gerektirir (Scheler, 2008). Fakat
Ölümlü olduğunu farkeden insan, hâlâ yaşamaya
her eylem trajediye yol açmaz. Bir eylem, ancak
devam edip etmeyeceği konusunda kararsız
belirli bir etkiye sahipse trajediye yol açabilir. Bu
kalır. Yaşam değerine evet demekle hayır demek
etkinin de mutlaka değerler alanında sonuç
arasında bocalar. İşte bu ikisini birleştirmekle
doğurması gerekir. Burada aslında iki değer
insan, bir yandan yaşamını trajikleştirir, ama
vardır.
değişebilir
Bu
değerler
nitelikte
olumlu
de
ve
diğer yandan bu dünyada nasıl yaşayacağını da
yüksek
bilir. Sonuç itibariyle trajedi insanın varlık
karşısındaki konumu ile ilgilidir. Yani insan için
Modernitenin bizatihi kendisinin trajik olduğu
dahi söylenebilir. Zira tıpkı klasik anlamda
trajedinin
çelişkilerden
kaynaklanması
gibi
modernite de “kendi doğumu ve yıkımının yazarı”
olarak belirli bir çelişkiye kaynaklık eder. Özellikle
XX. yüzyılın, birbirinden acı pek çok trajediye sahne
olduğu inkâr edilemez herhalde (Eagleton, 2012;
Kaufmann, 1992).
7
varoluşsal bir hakikattir (Figal, 2000; Kaufmann,
1992; Kuçuradi, 2013; Nietzsche, 2010).
Buraya kadar anlatılanların da gösterdiği gibi
trajedi insanın tercihleriyle ilgilidir. Üstelik tercih
ne yönde olursa olsun birey için bir kayıp söz
8
Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014
konusudur. Bireyin bu kaybına acı da eşlik eder.
sanatçı veya edebiyatçı için yeterlidir. Nitekim
Fakat trajedinin yol açtığı sıradan bir acı değildir.
Aristoteles’in
Bu acı karşısında birey kızmaz, öfkelenmez.
edebiyatçı, sadece fiilen gerçekleşmiş hadiselerle
Başına
değil
gelen
olayların,
başka
türlü
de
söylediği
gerçekleşme ihtimali
gibi
şair
veya
bulunanlarla da
ilgilenir (Aristoteles, 2002).
gerçekleşmeyeceğini bilir. Dolayısıyla belirli bir
soğukkanlılık ve kabullenmişlikle karşılar. Âdeta
V
bir huzur ve sükûnet içerisindedir (Scheler, 2008).
Ortada bir kayıp ve bu kayıptan doğan bir acı
Yukarıda da belirtildiği üzere trajedinin önemi,
vardır. Ama bundan ötürü birey sorumlu
insanın varoluşsal hakikatini ifade etmesindedir.
tutulamaz. Ortada bir suçlu varsa trajediden
İnsanın bu trajik varoluşunun en çarpıcı şekilde
bahsedilemez. Evet trajedide ortada bir suç
karşımıza çıktığı alanlardan birisi de kuşkusuz
vardır, fakat bu suçun isnad edileceği herhangi
hukuktur. Zira hukukun doğasında da (eğer bir
bir kişi yoktur (Kuçuradi, 2011). Keza eğer
doğası varsa tabi) birbiriyle çatışan değerler
kayıpların telafisi mümkünse yani çekilen acının
vardır. Bu değerler arasında ortaya çıkabilecek
bir ödülü varsa yine trajediden bahsedemeyiz; bu
çatışmalar
durumda söz konusu olan trajedi değil adalettir
dönüşebilir. Bu çatışma alanlarından ilki düzen
(Steiner, 2011). İşte bu sebepledir ki bir trajedi
ile adalet arasındaki gerilimdir örneğin. Hukuk,
karşısında ne ahlâk ne de hukuk bir şey
adaleti tesis etmeye çalışırken düzenden taviz
söyleyebilir. İnsanın trajik varoluşunu bize ahlâk
verebilir. Hukuki güvenliği temin etmek için
sistemleri de hukuk sistemleri de tam anlamıyla
düzen fikrine aşırı bağlı kaldıkça bu kez de
izah edemez (Kuçuradi, 2013).
adaleti tesis etmekten uzaklaşabilir. Diğer bir
çatışma
Tam bu noktada devreye sanat ve sanatçı girer.
ise
bazı
alanı
ise
durumlarda
toplumsal
trajediye
ihtiyaçların
giderilmesi ile düzenin sağlanmasının birbiriyle
Trajediden bahsedebilmek için bireyin mutlaka
örtüşmemesi ihtimalidir. Toplumsal ihtiyaçları
böyle bir durumla karşı karşıya kaldığını bilmesi
gidermek için hukuk zaman zaman düzenden
gerekmez. Hatta gerçekten böyle bir durumun
feragat edebilir. Mutlak bir düzen fikri de
ortaya çıkıp çıkmaması da önemli değildir.
toplumsal gerçekliğin ürettiği yeni durumlara
Sonuçta bir durumun trajik olup olmadığını, bize
hukukun cevap verememesine yol
sanatçı veya düşünür söyler. Yani trajediyi trajedi
açabilir.
Nihayet bir diğer çatışma alanı da yine toplumsal
yapan biraz da sanatçının veya düşünürün
ihtiyaç kavramıyla adalet fikrinin çoğu zaman
kendisidir. Yoksa trajik bir durumla karşılaşan
birbirini
kişinin kendisi değil (Kuçuradi, 2013).
dışlaması
durumudur (Aral,
2001;
Işıktaç, 2010).
İşte burada sanat tekrar karşımıza çıkıyor.
Aslında
Demek ki insanın bu dünyadaki yerine, varlık
bu
çatışmalı
durumların
bizatihi
kendileri trajik değildir. Birey bazen söz konusu
karşısındaki konumuna dair bir hakikati ifade
çatışmayı farketmez bazen de farkeder ama
eden trajediyi, insanın trajik varoluşunu bize en
önemsemez. Fakat öyle durumlar vardır ki bu
iyi gösteren sanat ve edebiyattır. Sanat ve
değerler arasındaki çatışma, bireyin bizatihi
edebiyat, tek bir insanın karşı karşıya kaldığı
kendisinin bir tercihte bulunmasını gerektirir.
trajik bir olayı konu alsa da bu olaydan hareketle
Buna
bütün insanlar için geçerli temel bir gerçeği
rağmen
birey
nasıl
bir
tercihte
bulunacağına karar veremez. İşte bu tür çatışmalı
gösterir. Üstelik biraz önce de belirtildiği gibi bu
durumlara en iyi örnek bireyin vicdanı ile hukuk
tür bir olayın gerçekten yaşanıp yaşanmaması da
kurallarının çatışmasıdır. Bu çatışma aslında en
önemli değildir. Salt gerçekleşme ihtimali bile
genel anlamıyla ahlâki buyruklar ile hukuki
9
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
buyrukların birbiriyle yarışması, hangisini tercih
almak
etmesi gerektiği konusunda bireyi çoğu zaman
gündelik gerçeklikten bambaşka bir gerçeklik
çıkmaza sokması durumudur (Alexander &
yaratmayı bilmiştir trajedi yazarı. Bu noktada ne
Sherwin, 2001). Birey, vicdanının buyrukları ile
ahlâk
hukukun
kalır.
üstesinden gelebildiği bir sorunu, insana dair
Böylece hangisini tercih edeceğini bilememekten
temel bir gerçeklik olarak ele almayı ve yine
kaynaklanan bir çaresizlik içerisine düşer. Zira
insana anlatmayı başarabilmiştir.
buyrukları
arasında
sıkışıp
hangisini tercih ederse etsin diğerinden ödün
için
olumlu karşılanacak, iyi vatandaş addedilecektir.
yollarla
budur işte. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan
Çoğu zaman
hoyratça
ortadan
kaldırmaya
uğraşır.
Zira
varlığı ise trajedinin yokluğu demektir (Steiner,
inkâr
2011).
edilemez.
insana
hukuk.
hukukun amacı adaleti tesis etmektir. Adaletin
bireyin, kendisi farkında olsun veya olmasın
trajedinin,
vardır
ortaya çıkmışsa da en kısa sürede ve en etkili
etmiş olacaktır. Antigone’nin durumu tam da
Peki
sisteminin
trajedinin ortaya çıkmasını engeller. Eğer bir defa
Fakat bu kez de vicdanının sesine aykırı hareket
yaşadığı
hukuk
değildir. Tam tersi trajedinin ortaya çıkmaması
buyruklarını yerine getirirse toplum nazarında
trajedi
de
Bu
varoluşu anlamaya ve anlatmaya muktedir
bu sebeple toplumun dışına itilecektir. Hukukun
bir
ne
kendisini.
kaynaklarından birisi olsa da hukuk, trajik
dinlerse hukuk düzenine aykırı gelecek, belki de
anlamda
sisteminin
hissetmiştir
Sonuç itibariyle her ne kadar trajedinin önemli
vermek zorunda kalacaktır. Vicdanının sesini
hakiki
zorunda
İnsana özgü bir takım sorunları ne kadar
dair bu en temel
çözmeye çalışırsa çalışsın hukuk, sonuçta değil
varoluşsal hakikatin hukuk açısından anlamı
bu sorunları çözmeyi, tanımlamayı bile yeterince
nedir? Hukukun bizatihi kendisi insanın bu trajik
isabetli şekilde başaramaz. Bu başarısızlığı belki
yönünü ne kadar anlatabilir?
de hukukun kendi trajedisidir. Buna karşılık hem
Yukarıda da belirtildiği gibi hukuk, insanın trajik
insana özgü trajik varoluşu hem de hukukun
varoluşunu görebileceğimiz elverişli bir zemin
kendi trajedisini, yine insana çok daha sahici bir
sunar. Verimli bir kaynak oluşturur trajedi için.
şekilde
Nitekim Eski Yunan tragedyalarının ortaya
sanattır. Dolayısıyla hukukçuların, ama özellikle
çıkışına baktığımızda dönemin hukuk ortamının
de hukukun maddi ve sosyal varlığının ötesinde
içinde bulunduğu koşulların etkisi göz ardı
sahip olduğu anlamı da bildiği düşünülen hukuk
edilemez. Özellikle hukuk ile ahlâk arasındaki
felsefecilerinin hukuk ve felsefenin yanısıra, belki
çatışmanın
de onlardan daha fazla sanat ve edebiyatla
bir
yansıması
olduğu
dahi
yandan
Kahramanlık
Çağı’ndan
Şehir
Devleti’nin
yeni
olan
sadece
kalma
“Sanatın hayatı taklit etmesinden çok
hayat sanatı taklit eder” (Wilde, 2007:39).
değerler, diğer yandan varlığını iyiden iyiye
hissettiren
muktedir
meşgul olması gerekir. Zira;
söylenebilir trajediler için. Eski Yunan insanının,
bir
göstermeye
değerleri
arasında bocalamasının ürünüdür tragedyalar
(Vernant & Vidal-Naquet, 2012). Trajedi fikrine
KAYNAKÇA
zemin hazırlayan bu hukuki koşullar ne yazık ki
insanın
trajik
gerçekliğinden
Akbaş,
kaynaklanan
K.
(2006).
Hukukun
Büyübozumu
çatışmaları çözememiştir. İşte her zaman olduğu
(Eleştirel Hukuk Çalışmaları Hareketi).
gibi orada da sanatçı devreye girmiş ve bireyin
İstanbul, Legal Yayıncılık.
hukuk ile ahlâk arasında sıkışıp kalmasından
kaynaklanan bu durumu, yani bu trajediyi ele
10
Hukuk Kuramı, C. 1, S. 1, Ocak-Şubat 2014
Dworkin, R. (2001). A Matter of
Aktaş, S. (2006). Eleştirel Hukuk Çalışmaları.
Reprinted,
İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret A.Ş.
Oxford,
Principle.
Oxford University
Press.
Alexander L. & Sherwin E. (2001). The Rule of
Dworkin, R. (1986). Law’s Empire. Cambrigde,
Rules (Morality, Rules, and the Dilemmas
of Law). Durham and London, Duke
Massachusetts,
University Press.
Belknap Press Of Harvard University
Çev.
Aral, V. (2001). Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine.
Nietzsche's The Birth of Tragedy. In M. de
Sezgi Durgun, Haluk Barışcan, Cevdet
Beistegui & S. Sparks (Eds.), Philosophy
Metis
and Tragedy (pp. 136-147). London and
Yayınları.
New York, Routlegde.
Brereton, G. (1970). Principles of Tragedy (A
Examination
of
the
Gordon, R.W. (1984). Critical Legal Histories.
Tragic
Stanford Law Review, Vol. 36, 57-125.
Concept in Life and Literature). Coral
Işıktaç, Y. (2010). Hukuk Başlangıcı. İstanbul,
Gables, Florida, University of Miami Press,
Filiz Kitabevi.
3rd ed.
Jakobson, R. (2010). Sanatta Gerçekçilik Üstüne.
Butor, M. (1991). Roman Üstüne Denemeler. Çev.
Rifat-Sema
Rifat,
In T. Todorov (Der.), Yazın Kuramı (3.
İstanbul,
Baskı, çev. Mehmet Rifat-Sema Rifat, s. 91-
Düzlem Yayınları.
101). İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Carbonneau, T.E. (1981). Balzacian Legality: A
Proposal
Ayrıntı
Figal, G. (2000). Aesthetically Limited Reason: On
Auerbach, E. (2010). Yabanın Tuzlu Ekmeği. Çev.
Mehmet
İstanbul,
Doğan, Ankara, Doğu Batı Yayınları.
Tunalı, İstanbul, Remzi Kitabevi.
Rational
Tunca,
Farago, F. (2011). Sanat. 2. Baskı, Çev. Özcan
Aristoteles (2002). Poetika. 10. Basım, Çev. İsmail
İstanbul,
Kutlu
Yayınları.
6. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi.
Elpe,
The
Eagleton, T. (2012). Tatlı Şiddet (Trajik Kavramı).
İstanbul, Ayrıntı Yayınları.
Fikret
England,
Press.
Antakyalıoğlu, Z. (2013). Roman Kuramına Giriş.
Perin,
London,
For
Natural
Law
Kaufmann, W. (1992). Tragedy and Philosophy.
Juridical
Standards of Legitimacy. Loyola Law
Princeton,
New
Review, Vol. 27, No. 1, 1-39.
University Press.
Jersey,
Princeton
Collingwood, R.G. (2011). Kısaca Sanat Felsefesi.
Koloş, U. (2011). Hukuka Bakışta Başka Bir
Çev. Talip Kabadayı, Ankara, BilgeSu
Boyut: Hukuk Fetişizimi. İş Dünyası ve
Yayıncılık.
Hukuk
Massachusetts,
Dr.
Tankut
Centel’e
Armağan) (s. 765-788). İstanbul, İstanbul
Dworkin, R. (1977). Taking Rights Seriously.
Cambridge,
(Prof.
Üniversitesi Yayınları.
Harvard
Kuçuradi, İ. (2013) Sanata Felsefeyle Bakmak. 5.
University Press.
Baskı, Ankara, Türkiye Felsefe Kurumu.
Dworkin, R. (1981-1982). Law as Interpretation.
Lalo, C. (1948). Estetik. İkinci Baskı, Çev. Burhan
Texas Law Review, Vol. 60, 527-550.
Toprak, İstanbul, İnkılap Kitabevi.
11
Gürler/Hangisi Daha Trajik: Edebi Gerçeklik mi Gündelik Gerçeklik mi?
Uygur, N. (1985). İnsan Açısından Edebiyat.
Lukacs, G. (1987). Avrupa Gerçekçiliği (Balzac-
İstanbul, Remzi Kitabevi.
Stendhal-Zola-Tolstoy-Gorki ve Diğerleri).
2.
Basım,
Çev.
Mehmet
H.
Doğan,
Vernant, J.P. & Vidal-Naquet, P. (2012). Eski
İstanbul, Payel Yayınları.
Yunan’da Mit ve Tragedya. Çev. Sevgi
Tamgüç, Reşat Fuat Çam, İstanbul, Kabalcı
Moran, B. (1994). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri.
Genişletilmiş 8. Baskı, İstanbul,
Yayınevi.
Cem
Yayınevi.
Wellek R. & Warren, A. (1983). Edebiyat
Biliminin Temelleri. Çev. Ahmet Edip
Nietzsche, F. (2010) Tragedyanın Doğuşu. Çev.
Mustafa
Tüzel,
İstanbul,
Türkiye
Uysal,
İş
Raz, J. (1979). The Authority of Law. Oxford,
Oxford University Press.
Raz, J. (1986). The Morality of Freedom. Oxford,
Clarendon Press.
Robbe-Grillet, A. (1989). Yeni Roman. Çev. Asım
Bezirci, İstanbul, Ara Yayıncılık.
Sarraute, N. (1985). Kuşku Çağı (Roman Üzerine
Bedia
Kösemihal,
İstanbul, Adam Yayınları.
Scheler, M. (2008). Trajik Görüngüsü Üzerine.
Cogito (Tragedya), Sayı: 54, Bahar, 237245.
Stecker,
R.
(2003).
Interpretation
and
Construction (Art, Speech, and the Law).
Oxford, Blackwell Publishing Ltd.
Steiner, G. (2011). Tragedyanın Ölümü. Çev. Burç
İdem Dinçel, İstanbul, Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları.
Stravinsky,
I.
(2000).
Altı
Derste Müziğin
Poetikası. Çev. Cem Taylan, İstanbul, Pan
Yayıncılık.
Tunalı,
İ.
(1983).
Felsefesi,
Grek
Sanat
ve
Turizm
London, Wordsworth Editions Limited.
Ankara, Dost Kitabevi Yayınları.
çev.
Kültür
Wilde, O. (2007). Epigrams of Oscar Wilde.
Poole, A. (2013). Trajedi. Çev. Hakan Gür,
Denemeler).
Ankara,
Bakanlığı Yayınları.
Bankası Kültür Yayınları.
Estetik’i
Felsefesi).
(Güzellik
3.
Basım,
İstanbul, Remzi Kitabevi Yayınları.
Tunalı, İ. (1996). Estetik. 4. Basım, İstanbul,
Remzi Kitabevi.
12
Download

1 HANGİSİ DAHA TRAJİK: EDEBİ GERÇEKLİK Mİ