Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014, p. 1023-1049, ANKARA-TURKEY
TÜRKÇEDE “YAPMAK” İLE ALMANCADA “MACHEN”
FİİLLERİYLE OLUŞTURULMUŞ DEYİMLERİN ANLAM
EŞDEĞERLİLİĞİ VE SÖZCÜK TÜRÜ BAKIMINDAN
KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ*
Faik ÖMÜR**
ÖZET
Bu çalışmanın amacı Almanca “machen” ve Türkçe “yapmak”
fiiliyle oluşturulan deyimlerden seçilmiş bazı örnekleri karşılaştırmaktır.
Alınan örnek deyimler Almancada “Duden II Redewendungen” adlı
kitaptan, Türkçedeki deyimler ise İsmail Parlatır’ın “Atasözleri ve
Deyimler II” adlı eserinden seçilmiştir. Çalışma dört bölümden
oluşmaktadır. Birinci bölümde, “deyim” kavramı üzerinde durulmuştur.
İkinci bölümde, Türkçede “yapmak” ile Almancada “machen“ fiilleriyle
yapılmış olan deyimlerin karşılaştırılması ve değerlendirilmesi, ele
alınan deyimlerin Almancadan Türkçeye ve Türkçeden Almancaya
çevirileri tablo şeklinde alfabetik olarak verilmiştir. Seçilmiş bu
deyimlerin; anlam bakımından tam eşdeğerliliği olan deyimler (bunlar
tablo içinde kalın yazı tipi ile gösterilmiştir), anlam bakımından
birbirine yakın olan deyimler (bunlar tablo içinde italik yazı tipinde
gösterilmiştir), anlam bakımından birbirine hiç benzemeyen deyimler
(tablo içinde normal yazı tipinde gösterilmiştir) şeklinde sınıflandırılması
verilmiştir. Deyimlerin biçimsel özellikleri karşılaştırılmıştır. Burada
deyimler sözcük türü açısından ele alınmıştır. Deyimlerin isim, fiil, sıfat,
zarf, zamir veya edat gibi sözcük türlerinden hangisiyle veya hangileriyle
oluşturulduğu tablo içinde grup numarasıyla birlikte verilmiştir. Ele
aldığımız deyimlerden bazıları aynı anlama gelmekte, fakat değişik
kelimelerden
oluşmaktadır.
Bazı
deyimler
argo
anlamlarıyla
kullanılırken, bazıları ise atasözü biçimindedir. Üçüncü bölümde
yabancı dil dersinde deyim öğretimi işlenmiş ve “machen” fiiliyle ilgili
deyimlerin didaktik ve metodik açıdan öğrencilere sözcük bilgisi
öğretiminde nasıl faydalı olabileceği ile ilgili görüşlere yer verilmiştir. Bu
deyimlerin günlük hayatta sık kullanılanları dil öğretiminde metodik
yaklaşım yoluyla kullanılırsa öğrencilerin konuşma ve yazma
becerilerine katkısı olacağı düşünülmektedir. Sonuç bölümünde ise
genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Deyim, anlam eşdeğerliliği, machen, sözcük
öğretimi.
Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
** Yrd. Doç. Dr. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Alman Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı, El-mek: [email protected]
*
1024
Faik ÖMÜR
COMPARATIVE RESEARCH ON THE IDIOMS FORMED WITH
THE VERBS “YAPMAK” IN TURKISH AND “MACHEN” IN
GERMAN LANGUAGES IN TERMS OF SYNONYMOUSNESS AND
LEXICAL TYPES
ABSRACT
The aim of this study is to compare some specific examples among
the idioms formed with “machen” in German and “yapmak” in Turkish
(to make). The idioms formed with “machen” are taken from “Duden II
(Redewendungen und sprichwörtliche Redensarten- idiomatisches
Wörterbuch der deutschen Sprache) and “yapmak” in Turkish from
“Deyimler Sözlüğü II” by İsmail Parlatır; both underlie the basis of this
study. The study is includes of four parts. In the first part, the main
emphasis is put on the idioms. In the second part, we present a
comparison and evaluation of the idioms constructed with “yapmak (to
make)” in Turkish and “machen” in German and the translation of these
idioms from Turkish to German, and from German to Turkish. The
idioms are given in table format in an alphabetic order. In the table; a)
Paralel idioms that are formed with the same verbs and have similar
meanings in both languages (column 4, written in bold), b) Idioms
which have similar meanings but are formed using different verbs
(column 5, written in italics), c) Idioms, that are completely different in
both languages (no equivalence in the target language, column 6, in
normal type Times New Roman 11). The structural features of idioms
are compared. In this study the idioms are handled in terms of parts of
speech. Idioms formed with nouns, verbs, adjectives, adverbs, pronouns
or prepositions are shown in table format with group numbers. Some
idioms have the same meaning although they are formed with different
words. While some idioms are used as slangs, some are used as
proverbs. The third chapter is about teaching idioms in foreign language
teaching classes and there are views about how idioms with the verb
“machen” can be useful in teaching students vocabulary in German
didactically and methodologically. It is thought that idioms which are
used commonly in daily life can contribute considerably to speaking
and writing skills of students if they are covered with a methodological
approach. In the conclusion, an overall evaluation is provited.
Key Words: Idiom, equal meaning, machen, vocabulary teaching.
Giriş
Deyimler, günlük hayatımızda sıkça başvurduğumuz söz kalıplarıdır. Söz kalıpları sözce,
söylem ve eksiltili bildirim, söz eylem ve ifade bütünlüğü olan bir cümle, bazen tek başına bir
metin olabilir. İfade gücü bakımından ele alındığında bazen birkaç cümleyle anlatılamayan bir
düşünce veya olgu bir deyimle kolayca anlatılabilir.
Deyimlerin dilbilimsel özelliğinin yanında bir dil öğrenirken ve öğretirken de önemli
işlevlere sahip olduğunu biliyoruz. Yabancı dil öğretiminde konuşma becerilerinin geliştirilmesinde
deyimlerin ve iletişimsel kalıp ifadelerin çok yönlü işlevleri vardır. Günümüzde yabancı dil eğitimi
ve öğretimi çoklu ya da eklektik yöntemlere göre yapılmaktadır. Bağlam içinde bütüncül olarak
öğretilmektedir. Klasik yöntemlerde ve alternatif güncel yöntemlerde deyim aktarımları,
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
1025
kalıplaşmış ifadeler yoğun öğretim aracı olarak kullanılmaktadır. Çoğu klasik yaklaşım ve
yöntemlerle model cümleler, günlük hayatta kullanılan iletişimsel ve işlevsel ifadeler
kullanılmaktadır. Deyim öğretimi sürecinde birçok dilsel unsur da bağlam içinde
öğretilebilmektedir. Doğal yaklaşım (nativist) ya da öncelikli anlam öğretimine dayalı yöntemlerde,
özellikle beyin temelli yabancı dil öğretiminde deyimler çağrışımsal tekniklerle
öğretilebilmektedir.
Deyim öğretimi en zor konuların başında gelmektedir. Ülkemizde yabancı dil eğitiminde
sadece alıcı, tüketici ve ezber becerisine dayalı olarak öğretildiği için, öğretilmesi ve öğrenmesi de
zor olmaktadır. Soon Hong’a göre ise bir kişinin yabancı dildeki dil bilgisi kurallarını veya sözcük
dağarcığını bilmesi o kişinin deyimlere veya atasözlerine de tam anlamıyla hâkim olduğunu
göstermez. Çünkü deyimler veya atasözlerinde mecaz anlamlar ağırlıkta olduğu için anlamları
kolayca çıkarılamayabilir. Bu yüzden bazen yanlış anlamalara da sebep olabilir (2005: 58- 70).
Deyim öğretimi, kullanılan yöntem ve tekniğe göre kolay ya da zor olmaktadır. Ancak mecâzi
anlama dayalı deyim aktarımları, durumsal, bağlamsal olarak ve çoklu zekâ gruplarına yönelik
uygun teknik ve araçlarla öğretilirse kolay olacaktır.
Deyimler, aynı zamanda dil öğretiminde kültürlerarası farkı ortaya koyan ifade araçlarıdır.
Ulusal dillerde aynı konu veya aynı anlam farklı sözcüklerle ifade edilir. Aynı dil ailesinden gelen
deyimler benzer şekilde ifade edilirken, farklı dil ailesinden gelenler farklı biçimde ifade edilirler.
Bazen de o deyimin karşılığı hedef dilde olmaz. Tersi durumlar da mevcut. Özellikle anadili
Türkçe olanlar Almanca deyimlerin öğrenilmesinde zorluk yaşamaktadırlar. Çünkü bu iki dil hem
dil ailesi olarak hem de dillerin yapısı (ses, anlam, dil mantığı vb.) bakımından birbirinden
farklıdırlar. Bu engeli aşmak için sözcük bilgisi öğretiminde deyimlerin öğretilmesi önem arz
etmektedir.
Bu yüzden yabancı dil öğretiminde kalıplaşmış ifadeler, deyimler ve günlük hayatta
kullanılan iletişimsel kalıp ifadeler bağlam içinde etkili teknik ve araçlarla yaparak yaşayarak
öğretilmelidir.
Deyimler her dilin kendi yapısına uygun olarak ortaya çıkmıştır. Bazen bir deyimin
karşılığı başka dilde olmayabilir; bu durumda onun ne manaya geldiği tercüme edilir, bazen bu
durumda yapısal ve anlamsal bozulmalar görülebilir. Bazen de anlamını karşılayacak benzer bir
deyim bulunur ve kullanılır. Ama bunun yanında her iki dilde tam eşdeğer deyimler de mevcuttur.
Bu çalışmada günlük hayatımızda sıkça kullandığımız basit, fakat işlevleri bakımından önemli olan
“machen (yapmak)” fiiliyle oluşturulmuş deyimlerin karşılaştırılması yapılmıştır.
1. Deyimler ve Özellikleri
Türkçe Sözlük’te deyim, genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, ilgi çekici anlam
taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir olarak tanımlanır (TDK 1988: 576). Ömer Asım Aksoy deyimi
şöyle tanımlamaktadır: “Bir kavramı, bir durumu, ya çekici bir anlatımla ya da özel bir yapı içinde
belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya
da tümce” (1988: 52 ). İsmail Parlatır ise “En az iki söz varlığından oluşan ve gerçek anlamları
dışında mecâzi anlam ile pekiştirilmiş bulunan kalıplaşmış söz öbeği ya da deyiş” şeklinde
tanımlamaktadır (2007:1). Bunun yanında “Genellikle gerçek anlamından az çok sıyrılarak ilgi
çekici anlam taşıyan söz öbeklerine deyim denir. Deyimler anlatıma güzellik, çekicilik, canlılık
katar. Türkçe, deyimler bakımından zengin bir dildir” (www.edebiyatfakultesi.com) biçiminde
açıklamalar da mevcuttur.
Ömer Asım Aksoy deyimlerin özelliklerini şöyle sıralamıştır:
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1026
Faik ÖMÜR
1.
Deyimlerin en önemli bölüğü; kavramları, değişmece (mecaz) yoluyla, anlatım
güzelliği ve özgünlüğü içinde belirten kalıplaşmış sözcük öbekleri ya da tümcelerdir.
Örneğin; abayı yakmak, ağzı bozuk, pireyi deve yapmak.
2.
Kimi deyimlerin yan özelliği, iki yargılı ve uyaklı olmasıdır. Bunların bir
bölüğünde anlamca gerekli olmayıp sadece uyak hatırı için getirilmiş bir parça vardır. Bu
çeşit deyimler de anlatım güzelliği taşırlar. Örneğin; anca beraber, kanca beraber; babamın
adı Hıdır, elimden gelen budur; doluya koydum almadı, boşa koydum almadı.
3.
Kimi deyimlerin yan özelliği öykücük ya da konuşma biçiminde olmasıdır.
Örneğin; -Adın ne? –Mülayim Ağa. – Sert olsan ne halt edersin.
4.
Kimi deyimlerin yan özelliği, bir öyküye ya da bir olaya dayanmasıdır. Örneğin;
altından Çapanoğlu çıkmak; bir Köroğlu bir Ayvaz; cemaziyelevvelini bilmek.
5.
Kimi deyimlerin yan özelliği adetleri, inanışları, gelenekleri bildirmesidir. Örneğin;
ağzından yel alsın; cinleri başına çıkmak; darısı başına.
6.
Kimi deyimler (anlatım güzelliği düşünülmeyerek) bir kavramı belirtmek için
kurulan, kalıplaşmış söz topluluğudur. Örneğin; adet yerini bulsun diye; bir bu eksikti; canı
sağ olsun.
7.
Kimi deyimlerin özelliği, belli dilbilgisi kurallarıyla değil, özel biçimlerle
kurulmuş olmasıdır. Örneğin; aç acına; ayak üstü; körü körüne.
8.
Kimi deyimler, eksiltili anlatım biçimidir. Yani bir ya da birkaç sözcüğü
söylenmemiş söz öbeğidir. Örneğin; Allah bana ben de sana; bilir bilmez; büyümüş de
küçülmüş.
9.
Deyimlerin bir türü de ikilemelerdir. Örneğin; abuk sabuk; abur cubur; apar topar.
10.
Kimi deyimler, bir sözcüğün özel bir yardımcı eylemlikle (mastarla)
kurulmasından oluşmuştur. Bunların deyim sayılmasının nedeni, o sözcüğün ancak o
eylemlikle bir araya gelmesinden belli bir anlamın ortaya çıkması, başka bir eylemlikle o
anlamın belirmemesidir. Sözcük yalın ya da takılı olabilir. Örneğin; abayı yakmak, ağız
yapmak; damarına basmak, nikâh kıymak. (1988: 498- 509)
Deyimler aynı zamanda düz anlamdan yan ve mecaz anlama geçiş aracıdır. Deyimler;
toplumsal dil ve kültür ürünleridir, evrensel mesaj taşırlar. Her dilde, kültürde ve toplumda karşılığı
vardır. Fakat söyleniş biçimi, dil mantığı, anlam ilişkileri farklıdır. Her dilin bir mantığı vardır,
buna göre özgün olan dil mantığına deyimler yoluyla yeni bir anlam kazandırmak ve dili
zenginleştirmek esastır. Nitekim deyimlerle, atasözleriyle kalıplaşmış veciz sözlerle, fıkralarla vb.
üst dille konuşan toplumlar, dil kültürü zenginliğine sahip toplumlardır.
2. Türkçede “yapmak” ile Almancada „machen“ Filleriyle Yapılmış Olan Deyimlerin
Karşılaştırılması ve Değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkçede “yapmak” ve Almancada “machen” fiilleriyle yapılmış olan
deyimler anlam ve biçim eşdeğerliliği bakımından karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalar tablo halinde
yapılmıştır. Tablo Türkçe-Almanca ve Almanca- Türkçede 13 sütundan oluşmaktadır. Tabloda yer
alan sütunlar şu şekilde oluşturulmuştur:
Sütun 1: Sıra no: Deyimlerin sıra sayısı belirtilmektedir.
Sütun 2: Türkçe deyimler: Önce Türkçe deyim verilmiş, iki nokta işaretinden sonra
deyimin açıklaması verilmiştir. Almanca deyimler: Önce Almanca deyimler verilmiş, iki nokta
işaretinden sonra deyimin açıklaması verilmiştir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
1027
Sütun 3: Almanca karşılıkları: Türkçe deyimlerin Almanca karşılıkları verilmiştir. Benzer
anlamda olan Almanca deyimler eğik çizgi ile gösterilmiştir. Fakat farklı anlama gelenler rakamla
gösterilmiştir. Türkçe karşılıkları: Almanca deyimlerin Türkçe karşılıkları verilmiştir. Benzer
anlamda olan Türkçe deyimler eğik çizgi ile gösterilmiştir. Fakat farklı anlama gelenler rakamla
gösterilmiştir.
Sütun 4: Türkçe deyimler ile Almanca deyimlerin tam eşdeğerliliği olan deyimler sütun
içinde X işareti ile verilmiştir.
Sütun 5: Türkçe ve Almanca deyimlerden birbirine benzeyen deyimler X işareti ile
işaretlenmiştir.
Sütun 6: Türkçede yapmak eylemiyle deyim olan ancak Almancada benzemeyen (karşılığı
deyim olmayan) veya Almancada “machen” eylemiyle deyim olan ancak Türkçede benzemeyen
(karşılığı deyim olmayanların) karşısına X işareti konmuştur.
Sütun 7. Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 1. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 8: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 2. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 9: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 3. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 10: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 4. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 11: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 5. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 12: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 6. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Sütun 13: Türkçe ve Almancadaki deyimlerin yapısal özelliği 7. gruba giren deyimler grup
numarası ile verilmiştir.
Çalışmada ele alınan Türkçe deyimler, biçimsel olarak sözcük türleri bakımından
incelendiğinde aşağıdaki gruplandırma yapılabilir:
1. İsim + fiil (basit veya birleşik fiil)
1.1.Bir isim + fiil.
1.2.İki isim + fiil.
1.3.Üç isim + fiil.
2. İsim tamlaması + fiil.
3. Sıfat tamlaması + fiil.
4. Sıfat fiil grubu + fiil
5. İsim + fiil.
6. İkileme + fiil
7. Birleşik isim + fiil
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1028
Faik ÖMÜR
Çalışmada ele alınan Almanca deyimler sözcük türleri bakımından biçimsel olarak
incelendiğinde aşağıdaki gruplandırma yapılabilir:
1.İsim + Fiil (Olumlu veya olumsuz)
1.1. Bir isim+ fiil
1.2. İki isim+ fiil
1.3. Üç isim + fiil
1.4. Bir isim+ iki fiil
2. Sıfat+ fiil
2.1. Bir sıfat+fiil
2.2. İki sıfat+fiil
2.3. İki sıfat+ isim+ fiil
3. İsim+sıfat+fiil
3.1. Bir isim+bir sıfat+fiil
3.2. İki isim+ sıfat+fiil
4. Zamir +fiil veya (Modalverb)
5. Zamir+ sıfat+ fiil
6. Präposition (edat) +fiil
6.1. Präposition+ fiil
6.2. Präposition+ iki fiil
7. Imperativsatz (emir/ ünlem cümlesi) +fiil
Türkçe- Almanca Karşılıkları
1
2
3
4
5
Party veranstalten/ machen.
X
X
Sich bedenklos verhalten/
gedankenlos verhalten.
X
Akort yapmak: Sazların tellerini, ses
veren araçlarını ayarlamak.
Stimmen/ abstimmen
(Musikinstrument).
7
Alavere dalavere çevirmek/ yapmak:
Oyun yapmak, hileye başvurmak, göz
boyamak, yalanla dolanla iş görmek.
Lug und Trug/ irreführen.
1.1
2.
1.1
Sich engagieren, fromme Taten
verrichten.
6
X
2.
4.
1.1
X
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
6.
7. Grup
6. Grup
X
5. Grup
Gut zureden/ Überredungskunst
Ağzı laf yapmak: Konuşmasını iyi
bilmek.
Ahenk yapmak: Çalgılı eğlence
düzenlemek.
Ahretini mamur etmek/yapmak:
Kendini hayır işlerine vererek sevap
kazanmak.
Aklına geleni yapmak: Her istediğini
düşünmeden yapmak istemek,
düşüncesizce hareket etmek.
4.Grup
X
3. Grup
Gut zureden, prahlerische Reden
führen, überreden, Ausflüchte
versuchen. 2. jmdn. durch falsche
Darstellungen zu etwas überreden
wollen. (grosse Reden
schwingen/führen).
2. Grup
Ağız yapmak: Birini kandırma, avutma
veya yanıltma amacıyla duygularını,
düşüncelerini olduğundan başka türlü
gösterecek biçimde konuşmak.
Benzemeyen
Almanca
Benzeyen
Türkçe
1.Grup
Tam Eşdeğer
Sıra
No
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
Alem yapmak: Sazlı sözlü eğlence
düzenlemek.
Alış veriş yapmak: Pazara çıkmak, alım
satım işini gerçekleştirmek.
Anlaşma yapmak: Anlaşma belgesi
düzenleyerek karşılıklı imza etmek,
uzlaşmak.
Apse yapmak: Bir doku içinde iltihap
oluşmak.
Arayı yapmak: 1. Araları açılmış iki
kişiyi barıştırmak. 2. Arası açılmış
kimse ile barışmak.
Arabuluculuk yapmak: Anlaşamayan
tarafların arasını bulmaya çalışmak,
küsleri barıştırmak için girişimde
bulunmak.
Arama yapmak: Birini veya bir şeyi
bulmaya çalışmak, yakalamaya
çalışmak.
Aşk etmek/ yapmak: Cinsel ilişkiye
girmek, biriyle sevişmek.
Ayrı seçi yapmak: Birkaç farklı durum
karşısında zorda kalmak, tereddüt
etmek.
Bağlantı kurmak/yapmak: İletişimi
sağlamak, iletişimi sağlamak amacıyla
ilişki kurmak; anlaşma veya sözleşme
yapmak.
Baskı yapmak: 1. Bir kimseyi bir işi
yapmaya zorlamak, zor kullanmak.
2. Eser basmak.
Baskın yapmak: Ansızın ve habersiz
girivermek, aniden saldırıda bulunmak.
Bayram yapmak: 1. Bayramı mutlu bir
biçimde geçirmek. 2. Bir başarıdan
dolayı çok sevinmek.
Beste düzmek /yapmak: yeni bir müzik
eseri yaratmak veya oluşturmak.
Bildiğini yapmak: Kimseyi dinlemeden
ve verilen öüğütlere aldırmadan kendi
işini kendisi yapmak.
Büyü yapmak: Birini büyü yoluyla etki
altına almaya çalışmak.
Cümbüş yapmak: Toplu halde
eğlenmek, sazlı sözlü eğlence
düzenlemek.
Çalım atmak/ yapmak: 1.
Böbürlenmek, çalım satmak. 2.
Futbolda ayak veya vücut hareketi ya
da oyunu ile rakibini geçmek.
Çıkış yapmak: 1. Bir tartışmada, karşı
düşüncede olanları susturmak için sert
davranışta bulunmak. 2. Uçak, herhangi
bir görevle rotasına göre havalanmak.
3. Atletizmde toplu olarak yarışa
başlamak.
Çocuk peydahlamak/ yapmak: Bilerek
ve isteyerek çocuk dünyaya getirmek.
Denizdeki balığın karada
komisyonculuğunu yapmak: Aslı
olmayan bir konu üzerinde varmış gibi
konuşmak veya hayali konularda
gereksiz söz söylemek.
Denk yapmak: Uyumlu duruma
getirmek.
Ders yapmak.
Dili damağına yapışmak:
Yorgunluktan veya susuzluktan dolayı
çok susamak.
Dolmuş yapmak: 1. Tek tek yolcu
alarak önceden belirlenmiş yerlere
toplu olarak yolcu taşımak. 2. Birkaç
kişi bir araya gelerek ortaklaşa bir taşıt
tutmak.
Eine Party organisieren.
X
Einkaufen.
1029
1.1
X
Ein Abkommen treffen.
7.
X
5.
Abszess.
X
1.1
1. Vermitteln. 2. sich versöhnen
(jmdm. die Hand zur Versöhnung
reichen).
X
1.1
Rolle eines Vermittlers.
X
Durchsuchen.
X
Sich lieben/ Liebe machen.
X
5.
1.1
Einen Unterschied machen
(zwischen)/ verschieden beurteilen.
X
Kontakt aufnehmen/ Verbindung.
1. Dringen, drängen/ Druck
machen/ jmdn. unter Druck
setzen. 2. veröffentlichen
Angreifen/ überfallen/ Überfall
machen.
1. Feiern/ zelebrieren 2. sich freuen
aufgrund eines Erfolgs/ 3.
Freudentänze aufführen.
7.
X
3.
1.1
X
1.1
X
1.1
X
1.1
Komponieren.
X
1.1
Eigensinnig sein/ handeln/
selbstfällig sein.
X
Verzaubern/ verherrlichen.
X
Ausgelassenheit/ feiern/
vergnügen/ rummel/ einen Drauf
machen.
X
X
1. Tadeln 2. aufsteigen 3. starten.
X
Ein Kind zur Welt bringen.
X
Dummes Gerede/ prahlen.
X
Ausgleichen.
Unterrichten.
Fahrgemeinschaft/ Fahrgäste im
Minibus transportieren.
1.1
1.1
1. Stolzieren. 2. Trick/ fummeln.
Dursten/ trockenen Hals haben/
verdursten. Durst haben wie ein
Brunnenputzer.
4.
1.1
5.
1.1
2.
X
1.1
X
1.1
X
1.2
X
5.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1030
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
Faik ÖMÜR
Dümen yapmak: Oyun çevirmek, hile
ile birini kandırmak, aldatmaya
çalışmak.
Ense yapmak: Rahatını bozmadan, hiç
çalışmadan rahatça yaşamak.
Donuna yapmak: 1. Donuna küçük
veya büyük abdestini kaçırmak veya
yapmak. 2. Çok korkmak.
Felsefe yapmak: 1. Olayların sebep
ve sonuçları üzerine kendince soyut
birtakım yorumlar yapmak. 2.
Anlamsız, değersiz ve mantıksız
sözler sarf etmek, bilgiçlik taslamak.
Fena yapmak: Birini kötü duruma
düşürmek.
Gaf yapmak (pot kırmak):Yersiz ve
karşısındakine dokunacak söz
söylemek, gaf yapmak.
Gargara yapmak: Bir sıvı ile ağzı veya
boğazı çalkalamak.
Gösteriş yapmak: 1. Başkalarını
korkutmak veya aldatmak amacıyla
sahte davranışlarda bulunmak. 2.
Kendini büyük göstermeye çalışmak.
Guguk yapmak: Biriyle eğlenmek veya
onu kızdırmak için başparmağı
burnunun ucuna götürerek „guguk!“
diye seslenmek.
Gürültü yapmak: 1. Düzensiz ve
rahatsız edici sesler çıkarmak. 2.
Kavga veya tartışma çıkarmak.
Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz
bir şeyi abartmak, olduğundan
büyük göstermek.
Hacamat yapmak: 1. Hacamat
denilen aletle vücuttan kan almak. 2.
Kesici aletle hafifçe yaralamak.
Hacetini yapmak: 1. İsteğini yerine
getirmek. 2. Küçük veya büyük
abdesti yapmak.
Hamam yapmak: Yıkanmak.
Harman yapmak: Birden çok çeşit
üründen birer parça alıp yeni bir
birleşim veya karışım oluşturmak.
Harp yapmak: Savaşmak.
Hasar yapmak. 1. Zarar yapmak. 2.
Bir kaza yapmak ve zarara sebep
olmak.
Hatim yapmak: Kur’an-ı Kerim’i
başından sonuna kadar okuyup
bitirmek, hatmetmek.
Hile yapmak: 1. Aldatmak. 2. Çıkar
sağlamak amacıyla bir şeyin saflığını
bozmak, değersiz bir şeyi içine
karıştırmak.
İğne yapmak: İğne ile vücuda sıvı bir
ilaç vermek.
İndirim yapmak: Fiyatları düşürmek,
ıskonto yapmak.
İsim yapmak: Bir alanda ün
kazanmak, nam almak.
İstasyon yapmak: Duraklamak, bir
yerde beklemek.
Jimnastik yapmak: Vücudu dinç ve
sağlıklı tutmak, çevikleştirmek ve
güçlendirmek için spor yapmak.
Kapısını yapmak: Biri işin zeminini
hazırlamak, alt yapısını kurmak.
Kapı yapmak: 1. Bir iş için
karşısındakini önceden hazırlamak,
güzel sözlerle konuya giriş yapmak. 2.
Ev gezmesi yapmak, kapı kapı
dolaşmak.
Kediyi camiye mütevelli yapmak:
Hırsıza kolaylık sağlamak.
Jmdn. betrügen/ etwas im Schilde
führen.
X
1.1
Es sich gut gehen lassen und nichts
tun/ auf die faule Haut legen.
X
1.1
Sich in die Hose machen/
fürchten
X
1.1
Unsinn reden/ Selbstkommentar
machen/ philosophieren /wie ein
Blinder von der Farbe reden.
X
1.1
Abscheulich handeln/ Böses antun.
X
1.1
Einen Fauxpas begehen.
X
1.1
Gurgeln.
X
1.1
Prahlen/ sich in die Brust werfen.
X
Einen Kuckuck machen.
X
5.
1.1
Lärm machen/ einen Streit
herausbeschwören. Ein Lärm wie
in einer Judenschule.
X
1.1
Aus einer Fliege Elefanten
machen.
X
1.2
Hijama tun.
X
1.1
1. Sein Geschäftchen machen:
Seine Notdurft verrichten. 2. sich
seinen Wunsch erfüllen.
Baden.
X
1.1
X
1.1
Eine Mischung machen.
X
1.1
Krieg führen.
X
1.1
Schaden anrichten/ einen Schaden
verursachen/ zu Schaden kommen.
X
1.1
Gesamtverlesung des Korans.
X
1.1
Betrügen/ mogeln/ verfälschen/
listig/ vorspielen/ mit List und
Tücke.
X
1.1
Injizieren.
X
1.1
Rabatt machen/ Reduzierung.
X
1.1
Sich einen Namen machen.
X
1.1
Aufenthalten/ eine Station
machen.
X
1.1
Turnen/ Gymnastik machen.
X
1.1
Vorbereiten/ vorrichten/ Basis
gründen.
X
1.1
Jmdn. motivieren. 2. von Tür zu
Tür (gehen) die Nachbarn
besuchen.
X
1.1
Den Bock zum Gärtner machen.
X
1.3
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
Kızak yapmak: Fren yaptığı halde
duramayıp kaymak.
Kontak yapmak: Karşıt elektrik taşıyan
iki uç birbirine dokunmak.
Konuşma yapmak: Topluluk karşısında
bir konuda konuşmak.
Kopya yapmak: Soruları cevaplamak
için kurallara aykırı olarak gizlice bir
kaynağa bakmak.
Kovuşturma yapmak: Soruşturma ve
kovuşturma işlemini yürütmek.
Kur yapmak: Karşı cinsten birine
ilgi göstererek onun gönlünü
kazanmaya çalışmak, onu elde
etmeye çalışmak.
Laf yapmak: Dedikodu çıkarmak,
kovuculuk yapmak.
Meme yapmak: Motorlu araçlarda
platin elektrik akımını geçirmeyecek
ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz
olmak.
Mesele yapmak: Basit bir konuyu
büyütmek ve önemli bir sorun
durumuna getirmek.
Muhit yapmak: İlişkili olduğu veya
dostluk kurduğu kimselerin sayısını
çoğaltmak.
Mülakat yapmak: Söyleşi yapmak, bir
kimsenin belli bir konu veya sorunla
ilgili olarak görüşlerini almak.
Nağme yapmak: 1. Sözü edilen
konuyu bilmezmiş gibi görünmek
veya öyle davranmak. 2. Bahane ileri
sürmek.
Nanik yapmak: Baş parmağını
burnuna koyarak alay işareti
yapmak.
Nankörlük yapmak: Vefalı
davranmamak.
Nazire yapmak: Bir söze, bir
davranışa aynen karşılık vermek.
Nispet yapmak: Karşısındakini
kızdırmak için ona gösteriş yapmak.
Nişan yapmak: Nişan töreni
düzenlemek.
Nicht bremsen können/ rutschen/
ins Schleudern kommen.
X
1.1
Kurzschluss machen (entstehen).
X
1.1
Eine Rede halten.
X
Spicken.
X
Verfolgen.
X
Numara yapmak: Bir hareketi
yalandan yapmak veya yapar gibi
görünmek.
Nükte yapmak: Nükteli ince ve zarif
söz söylemek.
Oyun yapmak: Güreşte rakibe oyun
uygulamak.
Para yapmak: Para kazanıp
biriktirmek, para üstüne para
kazanmak.
Pireyi deve yapmak: Sıradan bir
olayı gereksiz yere büyütmek,
abartmak.
Piyasa yapmak: 1. Gezintiye çıkmak,
dolaşmak. 2. Kötü kadın olmak,
fahişelik yapmak.
Politika yapmak: Politika yoluyla bir işi
çözümlemek istemek.
Posta yapmak: Bir yere gidip
gelmek, sefer yapmak.
Pot yapmak: Dikişte kabarıklık veya
büzülme oluşmak.
Rejim yapmak: Sağlığı korumak
amacıyla önceden belirlenmiş
yiyecekleri yemek, perhiz yapmak.
Rol oynamak/yapmak: 1. Oyunda rol
almak. 2. Bir işte önmeli etkisi veya
katkısı olmak. 3. Bir olayı gerçekmiş
gibi göstermeye çalışmak.
Sermaye yapmak: İş yeri açmak için
gereken parayı biriktirmek, vermek.
Theater machen/ nur zum Schein/
nicht im Ernst/ nur so tun, als
ob…
Einen Witz machen/ Pointe
machen.
5.
1.1
5.
Den Hof machen/ liebeln/
umwerben.
X
1.1
Klatschen/ Lästermaul/ Klatsch
und Tratsch machen.
X
1.1
X
1.1
X
1.1
Zündungsfehler machen.
Aus einer Mücke einen Elefanten
machen.
Freundekreis vergrössern/
Umgebung bilden.
X
1.1
Interviewen.
X
1.1
Vorschützen/ gezierte Ablehnung/
Fisimatenten machen/ faule
Ausreden gebrauchen.
X
1.1
Jmdm. eine lange Nase machen/
jmdn. verspotten/ auslachen.
X
1.1
Undankbarkeit.
X
1.1
Nachdichtung. Eine Nachdichtung
schaffen.
X
1.1
Jmdm. etw. zum Trotz tun.
X
1.1
Verlobungsfeier.
X
1.1
X
1.1
X
1.1
Hereinlegen/ austricksen.
X
1.1
Geld scheffeln/ Geld wie Heu
haben.
X
1.1
Aus einer Mücke einen Elefanten
machen.
X
1. Die Gegend bekunden. 2.
Prostutieren/ seinen Markwert
prüfen
Durch Politik etw. versuchen zu
lösen.
1031
1.2
X
1.1
X
1.1
Eine Reise machen.
X
1.1
Falte machen/ zerknittern.
X
1.1
Diät machen.
X
1.1
1. Vorspielen. 2. Eine wichtige
Rolle spielen 3. Sich so benehmen,
als ob es wirklich wäre.
X
1.1
Geld sparen/ Kapital anlegen.
X
1.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1032
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
Faik ÖMÜR
Sol yapmak: Araçta direksiyonu sola
doğru çevirerek hareket ettirmek.
Sürgit yapmak: Uzatmak, sürdürüp
durmak.
Şaka yapmak: Şaka niteliğinde bir
davranışta bulunmak.
Tam bakım yaptırmak: Sağlık
bakımından genel bir kontrol
yaptırmak, çekap yaptırmak.
Tecrübe yapmak: Denemek,
sınamak.
Terbiye yapmak: 1. Eğitmek. 2.
Yemeği kıvamına göre hazırlamak.
Teyel yapmak: 1. Dikilecek parçaları
birbirine teyelle tutturmak. 2. Kumaşın
üzerinde dikilecek yerleri teyelle
belirlemek.
Tezgah başı yapmak: Meyhanelerde,
masaya oturmadan tezgah başında
içmek.
Tuluat yapmak: Tiyatroda oyun
metninin dışına çıkarak içinden geldiği
gibi oynamak.
Turşusunu kurmak/yapmak: Bir malın
satılması gerektiği halde buna bir türlü
kıyamamak.
U dönüşü yapmak: 1. Yüz seksen
derece geriye dönüş yapmak. 2. Verdiği
sözden dönmek.
Ün yapmak: Ünlenmek, meşhur
olmak.
Üstüne başına yapmak/ etmek: Aşırı
derecede sövmek, ağza alınmayacak
küfür etmek.
Üstüne geçirmek/ çevirmek/ yaptırmak:
1. Bir malın tapusunu kendi adına
yazdırmak. 2. Evlatlık olarak aldığı bir
çocuğun nüfusunu kendi üzerine
yazdırmak.
Vücut yapmak: Kas geliştirici hareket
ve sporlarda bedeni güçlü duruma
getirmek.
Yolunu yapmak: Bir iş için girişimlerde
bulunmak, ön hazırlık gerçekleştirmek.
Yol yapmak: 1. Yol oluşturmak,
hazırlık yapmak. 2. Kandırmaya
çalışmak, avutmak.
Yuva kurmak/ yapmak: Evlenmek, aile
sahibi olmak.
Yuvasını yapmak: Birine gereken ceza
veya cevabı vermek, hakkından gelmek.
Yüz yapmak: Makyaj yapmak, yüzünü
gözünü süslemek.
Zam yapmak: Fiyatını yükseltmek.
Zikzak yapmak: 1. Sık sık sağa sola yön
değiştirmek. 2. Sıkça düşünce
değiştirmek, kararsızlık göstermek.
Toplam
Nach links abbiegen.
Unnötiges Gerede/ um den heissen
Brei reden.
Scherz/ Spass machen/ Witze
machen.
X
X
1.1
1.1
X
1.1
Check-up.
X
Probieren/ Erfahrungen machen.
X
3.
1.1
1. Erziehen. 2. Das Essen nach
seinem Garpunkt kochen.
X
1.1
Heften/ tackern.
X
1.1
An der Theke etwas trinken.
X
Spontan vorspielen/ improvisieren.
X
1.1
Etwas lange aufbewahren.
X
1.1
Rückkehr/ sein Versprechen nicht
halten/ widerrufen.
Ruhm machen/ einen Namen
machen.
2.
X
2.
X
1.1
Schimpfen/ fluchen.
X
1. Adoptieren 2. registrieren/
überschreiben.
X
1.1
Bodybuilding/ Muskeln trainieren.
X
1.1
Vorbereiten.
X
1.1
1. Vorbereitung 2. betrügen/
Betrug.
X
1.1
Heiraten/ sich ein Heim schaffen/
ein Nest bauen.
Es jmdm. tüchtig geben/ es jmdm.
zeigen.
6.
X
1.1
X
1.1
Make-up/ schminken.
X
1.1
Den Preis erhöhen.
X
1.1
Im Zickzack gehen/ unbeschlüssig
unentschlossen /zögernd.
X
28
20
6.
62
89
5
2
2
7
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
3
2
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
1033
1
2
3
Etwas aus sich machen: 1. Erfolg
haben, etw. im Leben erreichen. 2.
sich sehr vorteilhaft darstellen.
4
Sich (et)was/ nichts/nicht viel aus
jmdm., aus etwas machen: jmdn.,
etwas mögen/ nicht mögen.
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
Sich nicht daraus/draus machen:
sich nicht ärgern, bekümmern.
Es mit jmdm. machen können: mit
jmds. Gutmütigkeit rechnen können,
keinen Widerstand von jmdm. zu
erwarten.
Mach (keine) Sachen! Ausdruck des
Erstaunens.
Aa machen: (Kindersprache)
seine große Notdurft verrichten.
Einen Abgang machen: Fortgehen,
verschwinden.
Mach dich vom Acker!
Verschwinde!
Jmdn. alle machen: Jmdn.
umbringen. Jmdn. fertig machen.
Aus alt mach neu: Etwas Alles
wurde aufgearbeitet/ soll
aufgearbeitet werden.
Den Anfang machen: Anfangen; der
erste sein
Jmdm. Angst und Bange machen:
Jmdn. in Angst versetzen.
Sich anheischig machen: Sich bereit
erklären.
Anstalten zu etwas machen:
(Anstalten treffen/zu etw. machen):
Sich anschicken, etw. zu tun.
Ganze/ gründliche Arbeit leisten/
tun/machen: Etwas so gründlich
tun, dass nichts mehr zu tun
übrigbleibt.
Nur halbe Arbeit machen: Etwas
nur unvollkommen ausführen.
Ein Arbeiterdenkmal machen:
Untätig (auf sein Arbeitsgerät
gestützt) herumstehen.
Viel Aufheben(s) von etwas
machen: Einer Sache großer
Bedeutung beimessen.
Kein Aufheben(s) von etwas
machen: Einer Sache keine große
Bedeutung beimessen.
Jmdm. seine Aufwartung machen:
Jmdm. einen Höflichkeitsbesuch
abstatten.
Kleine Augen machen: Sehr müde
sein, (und die Augen kaum noch
offenhalten können).
Große Augen machen: Staunen, sich
wundern.
Jmdm. (schöne) Augen machen:
Jmdn. verführerisch ansehen;
flirten.
X
Kendine iyi bak.
2.2
2.2
6.
1
X
X
Yok artık!
4.2
X
Donuna yapmak.
7
X
7
Toz olmak, ayrılmak.
X
Kaybol, def ol!
X
Öldürmek/ işini bitirmek.
X
Onarmak, yenilemek, işi
tamamlamak, ((mecaz)
sarf ederek bitirmek).
Başlamak, ilk olmak / ilk
adımı atmak.
Birine korku vermek,
salmak.
1.1
7
2.1
X
X
X
Hazır durmak, olmak.
7. Grup
6.
1
X
Yumuşak yüzlü olmak.
6.Grup
5
X
Birisini (bir şeyi)
sevmek/sevmemek/
önemsemek/önemsememe
k.
Kızmamak/ endişe
etmemek/ dert etmemek.
5.Grup
4
X
1. Başarmak/ bir şeye
erişmek. 2. Kazançlı
çıkmak.
4. Grup
3. Grup
Önemi yok/ ziyanı yok.
2.Grup
Machen: (das) macht nichts: das ist
nicht schlimm.
Mach’s/ macht’s gut:
Abschiedsformel.
1.Grup
Türkçe
Benzemeyen
Almanca
Benzeyen
Sıra
NO
Tam Eşdeğer
Almanca - Türkçe Karşılıkları
2.2
1.1
1.2
X
Başlamak.
2.1
X
1.1
İşi tertipli, titiz yapmak.
X
3.1
Yarım yamalak yapmak,
eksik yapmak.
X
3.1
Çalışmadan durmak,
dolaşmak.
X
3.1
Bir işe çok büyük önem
vermek.
X
3.1
Bir işe önem vermemek.
X
1.1
X
1.1
Bir kimseyi ziyaret etmek.
Gözlerini açamamak
(yorgunluktan).
X
3.1
Çok şaşırmak.
X
3.1
X
3.1
Birini gözleriyle süzmek.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1034
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
Faik ÖMÜR
Jmdm. verliebte Augen machen:
Jmdn. verliebt ansehen.
Augenschondienst machen/haben:
Schlafen.
Jmdn. etwas ausfindig machen:
Jmdn. etwas (nach längerer,
schwieriger Suche) finden.
Ausflüchte machen: Ausreden
vorbringen.
An jmdm., an etwas Ausstellungen
machen: Etwas an jmdm., an etwas
auszusetzen haben.
Jmdm. Avancen machen: 1. Jmdm.
zu erkennen geben, dass man an
einer (sexuellen) Beziehung
interessiert ist. 2. Jmdm., deutliches
Entgegenkommen zeigen, weil man
sich davon Vorteile verspricht.
Einen Bach/ ein Bächlein machen:
Urinieren.
Backschaft machen: Das
Essgeschirr säubern und
wegräumen.
Bange machen gilt nicht: Keine
Angst, ich lasse mich nicht
einschüchtern!
Bankrott machen (gehen):
Zahlungsunfähig werden.
Den Bärenführer machen: Die Rolle
des Fremdführers übernehmen,
jmdn. herumführen.
Ein Bäuerchen machen: Aufstoßen,
rülpsen.
Sich auf die Beine machen:
(schnell) Weggehen.
Sich auf den Weg machen
Jmdm. (lange) Beine machen: 1.
Jmdn. Fortjagen. 2. jmdn. antreiben,
sich schneller zu bewegen.
Ein langes Bein machen: Den
Ballführenden Gegner durch einen
Spreiz oder Grätschritt vom Ball zu
trennen suchen.
Die Beine breit machen: Sich (als
Frau) zum Geschlechtsverkehr
bereitfinden.
(Jmdn., mit jmdm.) Bekannt
machen: Jmdn., jmdm. vorstellen.
Mit etwas Bekanntschaft machen:
Mit etwas Unangenehmem in
Berührung kommen.
Sich bemerkbar machen: 1. Auf sich
aufmerksam machen. 2. Sich zeigen,
seine Wirkung spüren lassen.
Das Beste aus etwas machen: Die
größtmöglichen Vorteile aus etwas
(das gar nicht so vielversprechend
ist oder zu sein scheint) ziehen.
Sich bezahlt machen: Den Aufwand
lohnen.
Eine Biene machen/drehen: Sich
rasch/ (unbemerkt) entfernen.
Bilanz machen: Seine persönlich
verfügbaren Mittel überprüfen.
Sich ein Bild von jmdm., etwas
machen: Sich über jmdn. etwas
informieren und eine Meinung
bilden.
Bitte, bitte machen: Durch
mehrmaliges Zusammenschlagen
der Hände eine Bitte ausdrücken.
Böses Blut machen/schaffen:
Unwillen erregen.
Birisine aşık gibi bakmak.
X
Uyuklamak.
X
(Arayıp) bulmak.
X
3.1
1.1
2.1
Bahane uydurmak.
X
1.1
Birisinin kusurunu bulma,
ayıplama.
X
1.1
Kırılıp dökülmek, kuyruk
sallamak, pas vermek.
X
1.1
İşemek, idrarını
yapmak.
X
1.1
Bulaşıkları yıkayıp
kaldırmak.
X
1.1
Korkmak yok/caymak
yok.
X
1.4
İflas etmek.
X
1.1
Birini oyalamak, kafaya
almak/ birini sevk ve idare
etmek/ yönlendirmek.
X
1.1
Geğirmek.
X
Hızla kaçmak, gitmek,
yola koyulmak.
X
Birini harekete geçirmek/
birini kovmak.
Çelme takmak.
1.1
1.1
X
3.1
X
Bacaklarını açmak.
3.1
X
Birini takdim etmek.
3.1
X
Birisiyle istenmeyen
biçimde temas kurmak/
istenmeyen bir kişi veya
şeyle yüzyüze gelmek.
X
Dikkati üzerine çekmek.
X
En büyük avantajı
yakalamak, elde etmek.
Harcanan emeğe veya
zamana değdi.
Sıvışmak, göze
görünmeden kaçmak.
2.1
1.1
2.1
X
1.1
X
2.1
X
1.1
Bilançoyu kontrol etmek.
X
1.1
Birisi hakkında bir
kanaate varmak, kanaat
edinmek.
X
1.1
Defalarca lütfen lütfen
diye ricada bulunmak.
X
1.1
Öfkeye, kızgınlığa sebep
olmak.
X
3.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
52
Den Bock zum Gärtner machen:
Einen völlig ungeeigneten mit
einer Aufgabe betrauen.
53
Einen Bogen um jmdn. um etwas
machen: Jmdn. etwas meiden.
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
Sich einen Bonbon ins Hemd
machen: Sich übervorsichtig
anstellen, ängstlich sein.
Bruch machen: / Bruchlandung: So
landen, dass das Flugzeug
beschädigt oder zerstört wird.
Eine lange Brühe um etwas machen:
Viele unnütze Worte über etwas
reden.
Einen krummen Buckel /Rücken
machen auch den Buckel/Rücken
krumm machen: Sich unterwürfig
zeigen.
Buhei machen: Großer Aufheben
von etwas machen.
Bunte Reihe machen: Sich so
gruppieren, dass jeweils eine
männliche und eine weibliche
Person nebeneinandersitzen.
Einen Charlottenburger machen:
Sich die Nase zwischen Daumen
und Zeigefinger ohne Taschentuch
schnäuzen.
Jmdm. Dampf machen: Jmdn. bei
der Arbeit antreiben.
Jmdn. dick machen: Jmdn.
schwängern.
Sich (mit etwas) dick(e) tun/
machen: (mit etwas) angeben,
prahlen.
Mach keine Dinger! : Ausruf des
Erstaunens, der Überraschung
Jmdn. Dingfest machen: Jmdn.
verhaften, festnehmen.
Eine Doktorarbeit aus etwas
machen: Etwas äußerst
umständlich, mit viel zu großem
Aufwand angehen.
Druck hinter etwas machen: Dafür
sorgen, dass etwas beschleunigt
erledigt wird.
Sich etwas zu eigenes machen: Sich
etwas aneignen, erlernen,
übernehmen.
69
Jmdm. (alle) Ehre machen. Jmds.
Ansehen fördern.
70
Ei(ei) machen: Streicheln.
71
72
73
74
75
76
77
Mit etwas ein Ende machen: Etwas
beenden.
Einer Sache ein Ende machen:
Etwas beenden, abschaffen.
Epoche machen: Durch eine
besondere Leistung für einen
(neuen) Zeitabschnitt
bestimmend, in Aufsehen
erregender Weise wichtig sein.
Sich erbötig machen, etwas zu tun:
Sich anbieten etwas zu tun.
(mit etwas) Ernst machen: Etwas
verwirklichen, in die Tat umsetzen.
Eine Eroberung machen: Jmdn. für
sich gewinnen, jmds. Liebe,
Zuneigung gewinnen.
Sich auf etwas gefasst machen: Sich
seelisch auf etwas Unangenehmes
einstellen, es erwarten.
Kediyi camiye mütevelli
heyeti yapmak.
X
Birisiyle karşılaşmamak,
uzak durmak.
Haddinden fazla korkak
davranmak.
1.2
X
1.1
X
1.2
Kırıma uğramak, düşmek.
Ani iniş yapmak.
X
Gereksiz konuşmak,
malayani konuşmak.
3.1
X
Karışık sıraya koymak
(bir erkek bir bayan).
X
Burnunu çekmek,
sümkürmek.
X
X
3.1
1.1
X
Böbürlenmek,
kurumlanmak.
2.1
X
2.1
Ya, öyle mi? Ne
diyorsun?
X
Birisini tutuklamak.
X
X
Bir şeyin hızlanması için
baskı yapmak.
7
1.1
1.1
X
Bir şey öğrenmek, bir
şeye sahip çıkmak,
benimsemek.
Birinin yüzünü ağartmak,
birine iftihar (şeref)
vesilesi vermek.
Okşamak, sevmek/ cici
yapmak (çocuk dilinde).
Bir şeyi sonlandırmak,
bitirmek.
1.1
X
Bir şeye son vermek.
Çığır açmak, öncü
olmak, son derece
önemli bir iş başarmak,
hayret uyandırıcı bir şey
yapmak/ devrim
yapmak.
Bir şeyi yapmaya hazır
olmak, amade olmak.
Bir şeyi gerçekleştirmek.
Fikriyattan fiile çıkarmak.
Birinin sevgisini
kazanmak, gönlünü
fethetmek.
Kötü bir duruma ruhen
hazır olmak/ istenmeyen
bir duruma hazırlıklı
olamak (tehditvari).
1.1
1.1
Birisini hamile bırakmak.
Bir şeyi gereksiz yere
uzatmak/ zor olanı
yapmak.
3.1
X
Abartmak, büyütmek.
İşi hızlandırmalısın/
baskı yapmak.
1.1
X
Yalakalık etmek, boyun
bükmek.
1035
4.1
X
1.1
X
1.1
X
1.1
X
1.2
X
1.1
X
X
X
2.1
1.1
1.1
X
2.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1036
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
Faik ÖMÜR
Nicht viel Federlesens mit jmdm.
mit etwas machen. Keine Umstände
machen, nicht zaudern.
Fettlebe machen: Gut und üppig
essen, angenehm leben.
Eine gute/schlechte/traurige Figur
machen: Durch Auftreten oder
Erscheinung positiv/negativ
beeindrucken.
Lange/krumme Finger machen:
Stehlen.
Keinen Finger krumm machen:
Nichts tun.
Sich nicht gern die Finger
schmutzig machen: Sich nichts
zuschulden kommen lassen, sich an
keiner ungesetzlichen Handlung
beteiligen.
Etwas mit dem kleinen Finger
machen: Etwas ohne Mühe machen,
nebenher erledigen.
Fisimatenten machen: Faule
Ausreden gebrauchen.
Die Flatter machen: Weggehen,
verschwinden.
Sich einen Fleck ins Hemd machen:
Sich dumm, ängstlich anstellen, sich
zieren.
Eine Fliege machen: Sich davon
machen, verschwinden.
Einen Flunsch machen: Mürrisch,
verdrießlich dreinblicken.
Sich in den Frack machen: Angst
haben.
Sich ein Fressen aus etwas machen:
Etwas mit Freude tun, was andere
ärgert, anderen schadet.
Seinen Frieden mit jmdm., mit
etwas machen: Sich mit jmdm.
aussöhnen, etwas nicht länger
bekämpfen.
Frikassee aus jmdm. machen: Jmdn.
verprügeln und dabei übel
zurichten.
Front gegen jmdn. gegen etwas
machen: Sich gegen jmdn., gegen
etwas wenden.
Fuffzehn machen: Eine Pause bei
der Arbeit machen.
Kurze Fuffzehn machen: Keine
Umstände machen, nicht zögern.
Furore machen: Aufsehen erregen,
großen Beifall erringen.
Jmdm. den Garaus machen: Jmdn.
umbringen.
Von etwas Gebrauch machen:
Etwas ausnutzen.
Sich Gedanken machen: Über etwas
länger nachdenken.
Sich auf etwas gefasst machen: Sich
seelisch auf etwas Unangenehmes
einstellen, es erwarten.
Die Gegend unsicher machen: Sich
an einem Ort, in einem Gebiet
aufhalten.
(das große) Geld machen: (sehr
viel) Geld verdienen.
Etwas zu Geld machen: Etwas
verkaufen.
Gelegenheit macht Diebe: Eine
günstige Gelegenheit verführt dazu,
etwas zu stehlen, etwas Unrechtes
zu tun.
Sadede gelmek.
X
Keyif içinde bol bol yiyip
içmek.
Vücuduyla iyi/ kötü/
üzgün bir etki yapmak.
3.1
X
1.1
X
3.1
Eli uzun olmak.
X
3.1
Parmağını
kımıldatmamak.
X
3.1
Istenmeyen olaylara
karışmamak, burnunu her
şeye sokmamak.
X
3.3
Zahmetsiz elde etmek,
beleş elde etmek.
X
Kaçamaklı sözler
söylemek, bahaneler
uydurmak.
Kaybolmak, kaçmak,
uzaklaşmak.
Direnmek, nazlanmak,
kendini ağırdan satmak.
X
1.1
X
1.1
X
1.2
Uçmak, kaçmak.
Dudağını bükmek, yüzünü
ekşitmek, buruşturmak.
Korkmak/ donuna
yapmak.
Başkasına zarar veren bir
şeyden zevk almak, mutlu
olmak.
3.1
X
X
1.1
1.1
X
1.1
X
1.1
Biriyle barışmak,
uzlaşmak.
X
1.1
Birini pataklamak, birine
kötü muamelede
bulunmak.
X
1.1
Birine karşı cephe almak,
kendini savunmak
X
1.1
Mola vermek.
X
2.1
Tereddüt etmemek,
çekinmemek.
X
2.2
Sansasyon uyandırmak.
X
1.1
Birini öldürmek.
X
1.1
Bir şeyden istifade etmek.
X
1.1
Bir şeyden dolayı
endişelenmek.
X
1.1
Tekrar (77)
X
Bir yerde kalmak, bir yeri
mesken tutmak/ tehlikeli
işlere kalkışmak/ etrafa
zarar vermek.
2.1
X
3.1
Büyük para kazanmak.
X
Bir şey satmak, bir şeyi
paraya çevirmek.
X
1.1
Bal tutan parmağını yalar.
X
1.2
3.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
Etwas geltend machen: Auf
berechtigte Ansprüche o.ä.
hinweisen, um sie durchzusetzen.
Sich geltend machen: Sich
auswirken, bemerkbar machen.
Sich mit jmdm. gemein machen:
Sich mit jmdm., der als sozial oder
moralisch tieferstehend angesehen,
wird in Beziehung treten; sich mit
jmdm. einlassen.
Sein Geschäftchen machen: Seine
Notdurft verrichten.
Ein (gutes) Geschäft mit/ bei etwas
machen: Finanziellen Gewinn aus
etwas erzielen will, darf man keine
Skrupel haben.
Geschichte machen: Historisch
bedeutsam werden.
Mach keine Geschichten: 1. Tu
nichts Dummes! 2. Zier dich nicht!
Ein langes Gesicht/ lange Gesichter
machen: Enttäuscht dreinblicken.
Ein schiefes Gesicht machen:
Missvergnügt dreinschauen.
Ein Gesicht machen wie eine Gans,
wenn’s donnert: Ein verdutztes
Gesicht machen.
Ein Gesicht wie frei/sieben Tage
Regenwetter machen: Verdrießlich
dreinschauen.
Jmdn. zum Gespött machen: Dafür
sorgen,
dass jmd. verspottet wird.
Sich ein Gewerbe machen: Unter
einem Vorwand eine
Beschäftigung in der Nähe
anderer suchen, um etwas zu
erfahren.
Sich ein Gewissen aus etwas
machen: Gewissensbisse haben.
Jmdn. etwas glauben machen:
Jmdm. etwas einzureden versuchen.
Gluck, gluck machen: Alkohol
trinken.
Sein Glück machen: Erfolgreich
sein, es zu etwas bringen.
Seinen Frieden mit Gott machen:
Sich beim Nahen des Todes in
Gottes Willen ergeben.
Die große Grätsche machen:
Sterben.
Gross machen: Seine große
Notdurft verrichten.
Hackfleisch aus jmdm. machen:
Jmdn. fürchterlich verprügeln, übel
zurichten.
(mit jmdm.) halb und halb/halbehalbe machen: Halbpart machen.
(nun/jetzt) mach halblang:
Übertreibe nicht.
(mit jmdm.) halbpart machen:
Etwas (unrechtmäßig) Erworbenes
(mit jmdm.) zur Hälfte teilen.
Mach’s (nur) halbwegs: Übertreibe
nicht!
Einen langen Hals machen:
Neugierige Blicke werfen.
Jmdn. zu seinem Hampelmann
machen einen Hampelmann aus
jmdm. machen: jmdn. völlig von
sich abhängig, zu seinem
willenlosen Werkzeug machen.
Viele Hände machen der Arbeit
schnell ein Ende: Zu mehreren kann
man eine Arbeit schneller erledigen.
Ağır basmak, nüfuzunu
kullanmak, iddia etmek,
ileri sürmek.
Baş göstermek, ehemmiyet
kesbetmek.
X
2.1
X
2.1
Kendinden aşağı olan
insanlarla düşüp kalkmak.
X
Defi hacet etmek, abdest
bozmak.
X
Büyük bir kazanç
sağlamak.
2..
1.1
X
Tarih yazmak.
X
Budalalık etmek.
3.1
1.1
X
7
Hayal kırıklığına
uğramak/ surat asmak.
X
3.1
Yüzünü ekşitmek.
X
3.1
Ağzı açık kalmak
afallamak şaşakalmak/
bön bön bakmak./ Öküz
trene bakar gibi bakmak.
X
Karadeniz’de gemileri
batmış gibi suratını asmış.
X
Birini alaya almak.
X
Bir şeyi kazanç yolu
yapmak/ dostlar
alışverişte görsün/ bir
bilgi edinmek için sözde
iş yapmak, ticaret
yapmak.
3.2
1.1
1.1
X
Birini kandırmaya
çalışmak.
Alkol almak, glu glu
etmek.
Hayatta muvaffak olmak,
kısmeti ayağına gelmek.
11
X
1.1
X
X
Allah’a kavuşmak.
2.2.
1.1
X
Ölmek nalları dikmek.
Defi hacet etmek, büyük
abdestini yapmak.
1.2
X
Vicdan azabı çekmek.
1.2
X
3.1
X
2.1
Birini fece şekilde
dövmek, benzetmek.
X
Koz paylaşmak.
1037
1.1
X
Abartma canım.
2.2
X
2.1
X
2.1
Haksızca paylaşmak.
Abartma!
X
Boyun uzatmak, meraklı
meraklı bakmak.
X
Birini kendi kuklası
yapmak, oyuncağı
yapmak.
Birlikten kuvvet doğar /El
ele vermek.
X
7
3.1
1.1
X
3.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1038
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
Faik ÖMÜR
Eine hohle Hand machen:
Bestechlich sein.
Etwas aus dem Handgelenk
machen: Etwas ohne Mühe, leicht
und schnell machen.
Gelobt sei, was hart macht
(ironischer) Kommentar zu etwas
sehr Unangenehmem (das einem
bevorsteht).
Einen Haufen machen: Seinen
Darm entleeren.
Eine Haupt-und Staatsaktion aus
etwas machen: Etwas
Unbedeutendes aufbauschen, in
übertriebener Weise darstellen, mit
übertriebenem Aufwand betreiben.
Kein(en) Hehl aus etwas machen:
Etwas nicht verheimlichen, nicht
verbergen.
Heia machen: Schlafen.
Auf müden Heinrich machen: Beim
Arbeiten langsam sein, sich nicht
anstrengen.
Jmdn. hellhörig machen: Jmdn.
stutzig machen und seine
Aufmerksamkeit für weitere
Entwicklungen schärfen.
Mach dir nicht ins Hemd: Stell dich
nicht so an.
Aus seinem Herzen keine
Mördergrube machen: Offen
aussprechen, was man denkt und
fühlt.
Seinem Herzen Luft machen: Sich
von seinem Ärger befreien; das, was
einen ärgert und bedrückt,
aussprechen.
Einer Frau den Hof machen: Sich
um die Gunst einer Frau
bemühen, eine Frau umwerben.
Jmdm. das Leben zur Hölle
machen: Jmdm. das Leben
unerträglich machen.
Jmdm. die Hölle heiß machen:
Jmdm. heftig zusetzen.
Aus dem Holz sein, aus dem man…
macht: Die Eigenschaften,
Fähigkeiten besitzen, die für eine
bestimmte Funktion, ein Amt o.ä.
eine sehr gute Voraussetzung sind.
Die Honneurs machen: Die Gäste
(bei einem Empfang) begrüßen und
willkommen heißen.
Sich in die Hosen
machen/scheißen: Angst haben.
Etwas aus dem Hut machen:
Etwas improvisieren.
Ein Kalb machen: Sich übergeben.
Karriere machen: Beruflich
aufsteigen.
Kasse machen: Die
Tageseinnahmen abrechnen.
Kassensturz machen: 1. Den
Kassenbestand feststellen 2.
Feststellen, über wie viel Geld man
verfügt.
Katzenwäsche machen: Sich nur
flüchtig waschen.
Jmdn. etwas kenntlich machen:
Jmdn. etwas erkennbar, auffällig,
unterscheidbar machen.
Jmdm. ein Kind machen: Eine Frau
schwängern.
Sich bei jmdm. lieb Kind machen:
Sich bei jmdm. einschmeicheln.
Rüşvetçi, rüşvet almak.
X
3.1
Ceffelkalem, taş atıp
kolun mu yoruldu?
X
Zorluklar insanı
güçlendirir.
X
Tamamen boşaltmak
(bağırsaklarını).
X
1.1
Bir şeyi abartarak
anlatmak/ Devlet meselesi
yapmak.
X
1.2
Bir şeyi gizlememek.
X
1.1
Yatmak, uyumak.
X
1.1
Ağırdan almak.
1.1
2.3
X
Kulak kabartmak.
3.1
X
(Altına yapma) Korkma !
2.1
X
7
Dobra olmak, açık sözlü
olmak.
X
1.2
Derdini dökmek, yüreğini
boşaltmak.
X
1.2
Kur yapmak.
X
1.2
Birini hayatı cehenneme
çevirmek, zehir etmek.
X
Tehditlerle birini
korkutmak.
X
1.2
3.1
Biçilmiş kaftan.
X
1.1
Hoşbeş etmek.
X
1.1
Donuna yapmak
(korkudan).
Şapkadan tavşan
çıkarmak, doğaçlama
yapmak.
Kusmak.
Kariyer yapmak.
X
1.1
X
1.1
X
X
1.1
Ciroyu hesaplamak,
bilanço çıkarmak.
X
Hesaplamak.
X
X
Birini işaretlemek, belli
etmek.
X
Hamile bırakmak.
X
X
1.1
1.1
İyice yıkanmamak.
Yaltaklık yapmak,
yalakalık yapmak.
1.1
1.1
2.1
1.1
3.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
Kippe machen: Etwas gemeinsam
unternehmen.
Kleider machen Leute: Gepflegte,
gute Kleidung hebt das Ansehen.
Klein machen: Wasser lassen.
Aus etwas Kleinholz machen:
Etwas zertrümmern.
Aus jmdm. Kleinholz/jmdn. zu
Kleinholz machen: Jmdn.
fürchterlich verprügeln,
zusammenschlagen.
Kleinvieh macht auch Mist: Auch
kleinere Erträge sind nützlich, weil
sich zu größeren summieren.
Sich einen Knoten ins Taschentuch
machen: Sich bestimmt an etwas
erinnern, nicht vergessen, etwas zu
tun.
Kommissionen machen: Einkaufen.
Jmdn. einen Kopf kleiner/ kürzer
machen: Jmdn. köpfen.
Sich (um etwas/ über etwas) einen
Kopf machen: Sich Gedanken
machen, (über etwas) nachdenken.
Jmdn. Kopfscheu machen.
Sich über/ wegen etwas (keine)
Kopfschmerzen /(kein)
Kopfzerbrechen machen.
Jmdm.
Kopfschmerzen/Kopfzerbrechen
machen.
Einen Kotau machen: Sich
unterwürfig verhalten, nachgeben.
Nicht viel/ keinen Kram machen:
Keine Umstände machen.
Mach doch deinen Kram alleine:
Erledige das selbst, ich will nichts
(mehr) damit zu tun haben.
Seinen Kratzfuß (bei jmdm.)
machen: Sich bekannt machen,
jmdn. begrüßen.
Das Kraut nicht fett machen: Nichts
mehr ändern, nichts verbessern
können.
Das Kreuz machen: Sich
bekreuzigen, das Kreuzzeichen
machen.
Drei Kreuze (hinter jmdm. etwas)
machen: Froh sein, dass jmd.
gegangen, dass etwas erledigt ist.
Was macht die Kunst? Wie geht es?
Es kurz machen.
Es nicht mehr lange machen: Bald
sterben.
Sich auf die Lappen machen:
Aufbrechen, sich auf den Weg
machen.
(jmdm.) Laune machen: Jmdm.
Spaß, Freude machen.
Seinem Leben ein Ende machen:
Selbstmord begehen.
Jmdn. um etwas leichter machen:
Jmdm. etwas abnehmen, stehlen.
Liebe machen: Geschlechtsverkehr
haben.
Liebe macht blind: Wer einen
anderen liebt, der sieht dessen
Fehler und Schwächen nicht.
Etwas locker machen.
Seinem Ärger/ Kummer o.ä. Luft
machen: Seinen Ärger / Kummer
o.ä. mitteilen, sich aussprechen, sich
beschweren.
Sich (über jmdn./etwas) lustig
machen: (über jmdn./ etwas)
spotten.
Birlikte yapmak.
X
1.1
İnsanı kıyafet gösterir.
X
Küçük su dökmek.
Parçalamak, paramparça
etmek.
X
X
1.1
Birini pataklamak.
X
1.1
Damlaya damlaya göl
olur/ bazan küçük şeyler
de insana zarar verebilir.
X
1.2
Içinde ukde kalmak.
X
1.2
X
1.1
Satın almak.
1.2
2.1
Boynunu vurmak.
X
Endişelenmek.
X
1.1
Kuşkulandırmak.
Birinini zihnini
kurcalamak, başını
ağrıtmak.
X
1.1
X
1.1
Birinin başını ağrıtmak.
X
1.1
Birine yaltaklanmak,
tabasbus etmek.
X
1.1
Zahmet etmememk.
X
Kendi işini kendin gör.
X
3.1
3.1
7
Yere eğilerek selam
vermek.
X
Bu saatten sonra artık
durum değişmez. Ne
yaparsan yap boşuna.
X
İstavroz çıkarmak.
X
Hele şükür kurtulduk
demek (cansıkıcı bir
misafir için).
İşler ne alemde?
Kısa tutmak.
1.1
3.1
1.1
X
3.1
X
1.1
X
Çok yakında ölmek.
5
X
5
Yola koyulmak.
X
1.1
Zevk almak, eğlenmek.
X
1.1
İntihar etmek.
X
Birinden bir şey aşırmak.
X
Cinsi münasebet.
X
Aşık olan kördür.
Gevşek yapmak.
1.2
2.1
1.1
X
3.1
X
2.1
Korkularını veya
endişelerini anlatarak
rahatlamak.
Bir kimseyle/ şeyle alay
etmek.
1039
X
X
1.2
2.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1040
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
Faik ÖMÜR
Jmdm. etwas madig machen: Jmdm.
etwas verleiden.
Jmdn. madig machen: Jmdn.
herabsetzen, schlechtmachen.
Den wilden Mann machen:
Unbeherrscht (ohne Berechtigung)
wütend sein, toben.
Ein gemachter Mann sein: Erfolgt
gehabt haben, in wirtschaftlich
gesicherten Verhältnissen leben.
Männchen machen: (von Tieren)
Sich aufrecht auf die Hinterpfoten
stellen.
Die eine/ schnelle Mark machen:
(auf bequeme Weise) schnell Geld
verdienen.
Das Maß vollmachen: Über die
Grenzen des Erlaubten
hinausgehen.
Mauer machen: Beim (Taschen)
Diebstahl den Dieb gegen
Beobachtung abschirmen.
Sich mausig machen: Sich frech und
vorlaut äußern, benehmen.
Einen Metzgersgang machen: Einen
Weg vergeblich machen.
Miene machen, etwas zu tun: Sich
nach außen erkennbar anschicken,
etwas zu tun.
Jmdn. zur Minna machen: Jmdn.
grob ausschimpfen, zurechtweisen.
Jmdm. von etwas Mitteilung
machen: Jmdm. etwas mitteilen.
Jmdn. mobil machen: Die Armee
kampfbereit machen.
Eine/ die Mücke machen: Sich
davon machen, verschwinden.
Aus einer Mücke Elefanten
machen: Etwas unnötig
aufbauschen, weit übertreiben.
Jmdm. den Mund wässrig machen:
Jmdm. Appetit, Lust auf etwas
machen.
Jmdn. mundtot machen: Jmdn. zum
Schweigen bringen, ihm jede
Möglichkeit nehmen, seine Meinung
zu äußern.
Die Nacht zum Tage machen: Die
ganze Nacht hindurch arbeiten,
feiern o.ä.
Nägel mit Köpfen machen: Etwas
richtig anfangen, konsequent
durchführen.
Die Nagelprobe machen: Auf jmds.
Wohl ein Glas ganz leer trinken.
Sich einen Namen machen: Berühmt
werden.
Seinem Namen Ehre machen:
Sich als genau das erweisen, was
der Name ankündigt.
Jmdn. etwas namhaft machen:
Jmdn. etwas (be)nennen, ausfindig
machen.
Jmdm. eine lange Nase machen:
Jmdn. verspotten, auslachen.
Jmdn. nass machen: 1.Jmdn. beim
Fußball o.ä. ausspielen 2. Jmdn.
hoch besiegen.
Sich nicht nass machen: Sich nicht
unnötig erregen, nicht zimperlich
sein.
Sich ins gemachte Nest setzen: 1. In
gute Verhältnisse einheiraten 2. Von
den Vorarbeiten anderer
profitieren.
Birini bir şeyden
tiksindirmek, ağzının
tadını bozmak.
Yermek, kötülüklerini
söylemek.
Hiddetlenmek.
X
2.1
X
2.1
X
Başarılı olmak.
3.1
X
Salta durmak, sustaya
kalkmak.
X
Hızlı para kazanmak.
3.1
1.1
X
3.1
Haddi aşmak.
X
1.1
Perdelemek.
X
1.1
Küstahlık etmek, kendine
önem vermek.
X
Beyhude teşebbüs.
X
Bir işe koyulmak.
Azarlamak, ağzının payını
vermek.
Bir şeyden haberdar
etmek.
1.1
X
1.1
X
1.1
X
1.1
Seferberlik.
X
Kaçmak.
X
Pireyi deve yapmak.
2.1
X
2.1
1.1
1.2
Birinin ağzını
sulandırmak.
X
Şiddet ve zor kullanarak
susmaya mecbur etmek,
birinin ağzını tıkamak.
X
3.1
2.1
Geceyi gündüz etmek.
X
1.2
Kararlı çalışmak, azimli
çalışmak.
X
1.2
Birinin şerefine, sağlığına
içmek.
Ün yapmak, şöhret
kazanmak.
Adına yaraşır olanı
yapmak.
X
1.1
X
1.1
X
1.2
İsmini söylemek.
Birine nanik yapmak.
X
2.1
X
3.1
Mağlup etmek.
X
2.1
Gereksiz yere
telaşlanmamak,
korkmayan.
X
2.1
Hazıra konmak.
X
3.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
Aus der Not eine Tugend machen:
Einer unangenehmen Sache noch
etwas Gutes abgewinnen.
Sich nützlich machen: (mit)helfen,
(mit)arbeiten.
Lange/ spitze Ohren machen:
Neugierig lauschen.
Die Pace machen: Das Tempo im
Rennen bestimmen.
Eine gute Partie machen: Einen
vermögenden Ehepartner
bekommen.
Sich patzig machen: Sich
aufspielen.
Die Pferde scheu machen:
Aufregung verursachen, andere
(grundlos) irritieren.
Keinen Piep mehr machen: Tot sein.
Pipi machen: Die kleine Notdurft
verrichten.
Jmdm. Platz machen: Jmdm. einer
Sache weichen, die eigene Position
überlassen.
Pleite machen: Zahlungsunfähig
werden, Bankrott machen.
Die Probe aufs Exempel machen:
Etwas (an einem praktischen
Beispiel) nachprüfen.
Proselyten machen: Sich (mit
fragwürdigen Methoden) Anhänger,
Gesinnungsgenossen schaffen.
Jmdm. dem Prozess machen: Gegen
jmdn. ein Gerichtsverfahren
durchführen.
(mit jmdm. mit etwas) kurzen
Prozess machen: Energisch, rasch,
ohne grosse Bedenken und ohne
Rücksicht auf Einwände (mit jmdm.
mit etwas) verfahren.
Nun/ jetzt mach aber (endlich) einen
Punkt: Jetzt ist es aber genug!
Mach dir keinen Pup ins Hemd:
Stell dich nicht so an.
Pupillen machen: Staunen.
Quartier machen: Übernachten,
Unterkunft nehmen.
Sich rar machen: Sich nur selten
sehen lassen, der Begegnung mit
anderen ausweichen.
Jmdn. etwas rebellisch machen:
Jmdn. aufscheuchen, in Unruhe,
Aufregung o.ä. versetzen.
Die Rechnung ohne den Wirt
gemacht haben: Etwas nicht
erreichen, weil man die
entscheidende Person übergangen
hat.
Jmdm. etwas recht machen: Etwas
zu jmds. Zufriedenheit machen.
(viel) von sich reden machen:
Aufmerksamkeit erregen.
Nicht viel Redens von sich, von
etwas machen: Nicht viel über sich,
über etwas reden.
Sich seinen Reim auf etwas
machen: Schlüsse aus etwas ziehen.
Sich keinen Reim auf etwas machen
können: Etwas nicht begreifen,
nicht verstehen.
Sich auf die Reise machen:
Aufbrechen, eine Reise antreten.
Das Rennen machen: Gewinnen.
Bükemediğin eli öp de
başına koy.
X
Faydalı olmak yardım
etmek.
X
Meraklı meraklı dinlemek.
X
Yarışın akışını belirleyen,
hızı artırıp azaltan.
X
Zengin bir kısmeti
çıkmak.
X
Küstahça boy göstermek.
1.2
2.1
3.1
1.1
3.1
X
Ürkütmek.
2.1
X
Tıs dememek, ölmek.
Çiş yapmak.
X
3.1
1.1
X
1.1
Yer açmak, yer vermek.
X
1.1
Meteliksiz olmak, züğürt.
X
1.1
Denemek, teoriden pratiğe
dökmek.
X
1.2
Başkalarını içlerinden
inandırmadan çabucak
başka bir inanca
döndürmek/ misyoner/
hırslı.
X
1.1
Dava etmek.
X
1.1
Kısa kesmek/ birisiyle
hesaplaşmak.
1041
X
3.1
Eh artık dur bakalım.
X
7
Yellenme.
X
7
Gözleri açılmak.
X
1.1
Karargah hazırlamak.
X
Kendisini aratmak,
gelmez olmak.
X
Asi olmak.
X
Kendi kendine gelin güvey
olmak, evdeki hesap
çarşıya uymamak.
X
1.1
2.1
2.1
1.2
Birini memnun etmek.
X
2.1
Kendisinden
bahsettirmek.
X
2.1
Kendisinden
bahsettirmemek.
X
Bir işin hikmetini
anlamak.
X
1.1
Hikmetini anlayamamak.
X
1.4
Seyahata çıkmak.
X
1.1
Yarışı kazanmak,
rakiplerini gölgede
bırakmak.
X
3.1
1.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1042
250
251
252
253
254
255
256
257
Faik ÖMÜR
Einen krummen Rücken machen:
Unterwürfig sein.
Etwas rückgängig machen: Etwas
widerrufen, ungeschehen machen,
aufheben.
Einen Rückzieher machen: Zu
seinem Versprechen nicht stehen,
seine Ankündigung nicht wahr
machen.
Die Runde machen: 1. Überall
bekannt werden 2. Von Hand zu
Hand gereicht werden.
Einen (langen) Ruß machen:
Umständlich herumreden.
Seine Sache gut machen:
Ordentlich erledigen, was einem
aufgetragen wurde.
(mit jmdm.) gemeinsame Sache
machen (mit jmdm.) etwas
(Schlechtes, Übles) gemeinsam
machen, sich (mit jmdm.) zu einer
schlechten, üblen Tat)
zusammentun.
Mach keinen Salat: Reg dich nicht
auf!
258
Salz und Brot macht Wangen rot.
259
Mach’nen Satz: Verschwinde!
Jmdm. zu schaffen machen: Jmdm.
Schwierigkeiten Mühe, Sorgen
bereiten.
Sich an etwas zu schaffen machen:
An etwas (unbefugt, unsachgemäß)
herumhantieren.
Sich zu schaffen machen: Eine
Tätigkeit, Arbeit vortäuschen.
Allzu scharf macht schartig:
Übertrieben strenges Vorgehen
schadet nur.
Eine Schau machen: Sich in Szene
setzen, sich aufspielen.
Mach kein Scheiß.
Schicht machen: Eine Arbeitspause
einlegen, Feierabend machen.
Klar Schiff machen: 1. Das Schiff
saubermachen, aufräumen. 2. Eine
Angelegenheit bereinigen, alles in
Ordnung bringen.
Eine Schippe/ ein Schippchen
machen: Unwillig die Unterlippe
vorschieben (bes. von Kindern).
Schlagzeilen machen: Über die
Presse in der Öffentlichkeit
Aufsehen erregen.
Sich, jmdn. Schlau machen: Sich,
jmdn. (über eine bestimmte Sache)
informieren.
(mit jmdm.) Schluss machen: Eine
Liebesbeziehung, eine Freundschaft
(mit jmdm.) beenden/ mit sich
Schluss machen/ mit etw. Schluss
machen.
Jmdm. etwas schmackhaft machen:
Jmdm. etwas als annehmbar oder
erstrebenswert darstellen,
erscheinen lassen
Schumu machen: Einen leichten
Betrug begehen, schummeln.
Schmus machen: Etwas frei nach
Schnauze machen.
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
Eğilmek/ boynunu eğmek/
köleleşmek. 2. Doğru
dürüst olmayan/ sahtekar/
samimiyetsiz.
X
Geri çekmek, feshetmek,
iptal etmek.
X
Tükürdüğünü yalamak.
X
1.1
Yayılmak, kulaktan kulağa
fısıldanmak.
X
1.1
Eveleyip geveleme.
3.1
2.1
X
3.1
Yüz akıyla iş yapmak.
X
3.1
Birisiyle birlikte kötü bir
iş yapmak.
X
3.1
Endişe etme!
X
Tuz ile ekmek yanakları al
al yapar (basit besinler
insanı sağlıklı tutar).
Atasözü
Def ol!
X
1.2
X
Birine çok zahmet vermek,
uğraştırmak, eziyet etmek.
7
6.
2
X
Kendisini ilgilendirmeyen
bir şeyle meşgul olmak.
Bir işler çevirmek,
numaradan iş yapmak.
Keskin sirke kabına zarar
verir.
7
6.
2
X
6.
2
X
X
Gösteri yapmak.
X
Pislik yapma!
X
2.2
1.1
7
Paydos, mola.
X
Bir işi yoluna koymak, bir
şeye açıklık getirmek.
X
Surat asmak, somurtmak.
X
1.1
3.1
1.1
Manşet olmak.
X
1.1
Birini bir konuda kendini
yetiştirmek/ usta olmak/
birine bir şey öğretmek.
X
1.1
Ilişkiyi bitirmek.
X
Çeşnilemek.
X
Aldatmak.
1.1
2.1
X
Plansız hazırlanmadan
yapmak.
X
1.1
1.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
275
276
277
278
279
280
281
282
283
284
285
286
287
288
289
290
291
292
293
294
295
296
297
298
299
300
301
302
Jmdn. zur Schnecke machen: 1.
Jmdn. heftig tadeln, kritisieren 2.
Jmdn. verprügeln.
Einen Schnitt bei etwas machen:
Einen Gewinn (bei etwas) erzielen.
Schule machen: Nachahmer finden;
sich allgemein durchsetzen.
Einen Schuss machen: Kräftig
wachsen.
Eine Schwalbe macht noch keinen
Sommer: Ein erstes Anzeichen für
etwas (Positives) sollte man nicht
überbewerten; man muss erst
abwarten, bis es tatsächlich
eingetreten ist.
Einen Schwanz machen: Einen Teil
des Examens beim ersten Versuch
nicht bestehen und diesen Teil dann
später wiederholen.
Sich selbstständig machen: Von
etwas abgehen, herunterfallen;
verlorengehen.
Einen langen Senf machen: Unnötig
lange herumreden.
Sich auf die Socken machen:
Aufbrechen.
Jmdm. keinen Sommer und keinen
Winter machen: Jmdn. nicht
berühren, nicht interessieren.
Späne machen: Sich widersetzen,
Schwierigkeiten machen.
Mach keine Späße! Ausruf der
Verwunderung, der Besorgnis o.ä.
Jmd. macht mir Spaß: Ausdruck des
ärgerlichen Erstaunens.
Sich einen Spaß daraus machen,
etwas zu tun: etwas mit einer
gewissen Boshaftigkeit und mit
schadenfrohen Vergnügen tun.
Das Spiel machen: 1. Setzen 2.
Spielbestimmend sein.
Sich einen Sport daraus machen,
etwas zu tun: etwas mit einer
gewissen boshaften Freude tun.
Sprüche machen: Prahlen,
hochtrabend reden.
Keine große Sprünge machen
können: Keine großen
(finanziellen) Mittel zur
Verfügung haben.
Sich auf die Sprünge machen:
(eilig) jmdm. (durch Hinweise,
Zureden o.ä.) weiterhelfen.
Keinen Spuk machen: Kein
Aufheben, keine Umstände machen.
Viel Staat machen: Großen
Aufwand treiben.
Sich Staats machen: Die besten
Kleider anziehen.
Mit etwas Staat machen (mit
etwas) Eindruck machen, sich
(mit etwas) hervortun.
Eine Staatsaktion aus etwas
machen: Unnötiges Aufheben um
etwas machen, unnötigen Aufwand
treiben.
Sich für etwas stark machen: Sich
für etwas sehr einsetzen.
Station machen: Sich (kurz)
aufhalten.
Sich aus dem Staub(e) machen: Sich
rasch (und heimlich) entfernen.
Stielaugen machen: 1. Sehr
verblüfft dreinschauen 2. Sehr
begehrlich dreinschauen.
Sert sözler söylemek,
azarlamak, çıkışmak.
X
1.1
Bir işten çok para
kazanmak.
X
1.1
Taklitçi bulmak.
X
1.1
Hızlı büyüme fışkırma.
X
1.1
Bir çiçekle yaz olmaz.
X
1.2
Kuyruklu takıntı, çift
dikiş, alttan ders alma.
X
Hür olmak, ortadan
kaybolmak.
X
Artık uzatma.
X
Yola koyulmak, çabuk
kalkıp gitmek.
X
İlgilendirmez.
X
Dalga geçme!
X
Biri benimle dalga
geçiyor.
X
Muziplik yapmak.
1.2
1.1
1.1
X
1.1
1.1
X
Tuttuğu işlerde pek ileri
gidememek, pek bir şey
yapamamak.
3.1
7
X
Atıp tutmak.
2.1
1.1
X
Oyunun temposunu
belirleyen.
Alay etmek, muziplik
yapmak.
1.1
1.1
X
Karşı koymak, iş
çıkarmak, icat çıkarmak,
zorluk çıkarmak.
1.1
X
3.1
Hızır gibi yetişmek.
X
1.1
Zahmet etmemek.
X
1.1
Büyük zahmetlere girmek.
X
Caka satmak.
X
Gösteriş yapmak,
övünmek.
Bir şeye (tüm gücüyle)
destek olmak.
Mola vermek,
konaklamak.
1.1
1.1
X
1.1
X
X
Sıvışmak, kaçıp gitmek.
Gözleri dört açmak, hırsla
bir şeye bakmak.
3.1
X
Dağdağaya verme, hiçten
mesele çıkarma.
2.1
1.1
X
X
1043
1.1
1.1
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1044
303
304
305
306
307
308
309
310
311
312
313
314
315
316
317
318
319
320
321
322
323
324
325
326
327
328
329
330
Faik ÖMÜR
Für/ gegen jmdn., etwas
Stimmung machen: Dafür sorgen,
dass eine Gruppe für/ gegen
jmdn. etwas eingenommen ist.
Auf Strahlemann und Söhne
machen: Ein (übertrieben)
fröhliches Gesicht machen.
Jmdm. etwas streitig machen: etwas
beanspruchen, was ein anderer
beansprucht.
Keinen Strich machen: Nichts tun,
nicht arbeiten.
Jmdm. einen Strich durch etwas
machen.
Jmdm. einen Strich durch die
Rechnung machen: jmds. Pläne,
Absichten durchkreuzen.
Einen Strich unter etwas machen:
Etwas als (endgültig) erledigt,
vergangen betrachten.
Sich auf die Strümpfe machen:
(schnell) Aufbrechen.
Jmdn. stumm machen.
Aus dir mach‘ ich Sülze: Drohrede.
Jmdm. eine Szene machen:
Jmdm. heftige Vorwürfe machen.
Tabula rasa machen: Radikal
Ordnung, Klarheit schaffen,
unnachsichtig aufräumen.
Sich einen guten Tag machen: Sich
(an einem bestimmten Tag) etwas
Schönes gönnen.
Tempo machen: Die
Geschwindigkeit steigern.
Das Tempo machen: Die
Geschwindigkeit des Rennens
bestimmen.
Jmd. kann sein Testament machen:
Jmdm. wird es übel ergehen.
Reinen Tisch machen: Eine
Angelegenheit bereinigen, alles in
Ordnung bringen.
Der Ton macht die Musik: Es
kommt immer darauf an, wie man
etwas sagt.
Trocken Brot macht Wangen: Eine
einfache, karge Nahrung ist gesund.
Übung macht den Meister: Durch
fleißiges Üben lernt man etwas
beherrschen.
Keine Umstände machen: 1. Keinen
großen Aufwand verursachen 2.
Keinen großen Aufwand treiben.
Etwas ungeschehen machen:
Erreichen, dass etwas nicht
geschehen ist; etwas rückgängig
machen.
Jmdn. unmöglich machen: Jmdn.
bloßstellen.
Jmdn. etwas unschädlich machen:
Dafür sorgen, dass jmd. etwas
keinen Schaden mehr anrichten
kann.
Etwas unsicher machen: Etwas
häufiger aufsuchen, sich dort
aufhalten.
Sich unsichtbar machen:
Verschwinden.
Sich etwas untertan machen: Jmdn.
etwas unterwerfen.
Urlaub auf Staatskosten machen:
eine Gefängnisstrafe verbüßen.
Lehine propaganda
yapmak.
X
1.1
Sözde sevinmek, ağzı
kulaklarına varmak.
X
1.2
Birine karşı hak iddia
etmek, birinin hakkını
reddetmek.
X
Elini bile sürmemek.
X
Engel olmak.
Birinin planını suya
düşürmek, birinin işlerini
alt üst etmek.
Eskiden olanların altına
bir çizgi çekip geçersiz
kılmak/ yeni bir sayfa
açmak.
Yola koyulmak, çabuk
kalkıp gitmek.
Birini susturmak.
Seni geberteceğim.
Birine fena halde
çıkışmak, birine yüksek
sesle serzeniş yapmak.
2.1
1.1
X
1.1
X
1.2
X
1.1
X
1.1
X
X
X
2.1
1.1
1.1
Esaslı bir tasfiye yapmak/
açıklık getirmek.
X
3.1
Felekten gün çalmak,
papaz uçurmak.
X
3.1
Hız yapmak.
X
1.1
Yarışmanın hızını
belirlemek.
X
Kelle koltukta başını
koltuğunun altına almak.
Bütün işleri süpürmek,
kesin bir şekilde
halletmek/ açıklık
getirmek/ gerçekleri
söylemek.
X
1.1
X
3.1
Nasıl söylediğiniz önemli.
X
Basit yiyecekler insanı
sağlıklı tutar.
X
Üstat kim doğar,
alıştırma usta yapar.
Zahmet etmeyin.
Olmasını istemediğimiz
şeyler için pişmanlık
duyma keşke olmasaydı/
olmuşla ölmüşe çare yok.
Rezil, rüsvay, kepaze,
mahcup etmek.
1.1
X
2.1
3.2
1.2
X
1.1
X
2.1
X
2.1
Zararsız hale getirmek,
tehlikesizleştirmek.
X
2.1
Kötü işlere kalkışmak.
X
2.1
Gözden kaybolmak, yok
olmak.
Birini, bir şeyi kendine
tabi kılmak.
Cezasını çekmek, ceza
müddetini doldurmak.
X
2.1
X
X
2.1
1.2
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
331
332
333
334
335
336
337
338
339
340
341
342
343
344
345
346
347
348
349
350
351
352
353
354
355
356
Sich um etwas verdient machen:
Etwas in hohem Maß fördern; sich
erfolgreich für etwas einsetzen.
Jmdn. etwas vergessen machen.
Sich (k)einen Vers auf etwas
machen können: Sich etwas
erklären/ nicht erklären können.
Viele Wenig machen ein Viel: Viele
Kleinigkeiten summieren sich zu
einer ansehnlichen Menge.
Etwas wahr machen: Etwas in die
Tat umsetzen.
Seinen Weg machen: (im Leben)
Vorwärtskommen, Erfolg haben.
Sich auf den Weg machen:
Aufbrechen.
sich ans Werk machen: (mit einer
Arbeit, einem Vorhaben) beginnen.
Viel/ kein Wesen(s) von etwas
machen: Einer Sache große/ keine
besondere Bedeutung
beimessen…um jmdn. machen:
Jmdm. besonders viel/ keine große
Aufmerksamkeit widmen.
(bei jmdm.) Gut Wetter machen:
Jmdn. günstig stimmen.
Sich wichtig machen: Sich (wegen
jmds. wegen etwas) aufspielen.
Wiedersehen macht Freude:
Bemerkung beim Ausleihen von
etwas an jmdn., der es mit dem
Zurückgeben (möglicherweise)
nicht so genau nimmt.
Viel Wind um etwas machen:
Großen Aufhebens von etwas
machen.
Wind machen: Prahlen.
Reine Wirtschaft machen: Die
Dinge in Ordnung bringen,
bereinigen.
Was ich nicht weiß, macht mich
nicht heiß: Über etwas, was ich
nicht (genau) weiß, rege ich mich
nicht auf (und deshalb will ich
davon auch gar nichts wissen).
Mach keine Witze: Ausdruck des
(ungläubigen) Erstaunens.
Machen können, was man will:
Nichts ausrichten können.
Schöne Worte machen:
(unverbindlich) Sagen, was andere
gern hören.
Nicht viele Worte machen: Nicht
viel reden (und rasch handeln).
Große Worte machen: Prahlerisch
reden.
Lange Zähne machen: Auffällig
langsam kauen und damit zeigen,
dass es einem nicht schmeckt.
Zicken machen: Unfug,
Schwierigkeiten machen.
Etwas zunichte machen: Etwas
vereiteln, zerstören.
Sich etwas zunutze machen: Etwas
ausnutzen.
Etwas zuschanden machen: Etwas
vereiteln, zerstören.
Toplam
Birine hizmetleri
dokunmak, birşey için çok
emek sarfetmek.
Affetmek.
Bir şeye bir türlü mana
ver(eme)mek, bundan
hiçbir şey anlamıyorum/
bir şey anlamak.
Çoklar, azlardan meydana
gelir. Damlaya damlaya
göl olur.
Gerçekleştirmek, yerine
getirmek.
Hayatta ilerlemek/ Kendi
yolunu çizmek.
X
2.1
X
X
2.1
1.1
X
2.3
X
2.1
X
1.1
Yola koyulmak, çıkmak.
X
1.1
Kollarını sıvamak.
X
1.1
Bir işi dağdağaya vermek,
bir işi büyütmek, yağlayıp
ballamak/ veya
umursamamak, değer
vermemek.
Birini neşelendirmek,
birine bir şeyi kabul
ettirmek.
Kendini önemli saymak,
kibirlenmek.
X
3.1
X
3.1
X
İstemeden emanet olarak
verilen şeyi tekrar geri
verildiğinde duyulan
memnuniyet.
X
Abartmak.
X
Böbürlenmek.
X
İşleri yoluna koymak.
X
Dertsiz başı derde
sokmamak.
X
Şaka yapma, ciddi mi
söylüyorsun? Olur mu
böyle şey?
Ne yaparasan yap
beyhude.
2.1
1.2
3.1
1.1
3.1
2.4
X
7
X
Başkalarının duymak
istediği şeyleri söylemek.
Konuşma iş yap, çok
konuşmayıp iş yapan
kişi.
Ayinesi iştir kişinin.
1.5
X
3.1
X
3.1
Büyük konuşmak.
X
3.1
Ağzını ekşitmek (
sevmediği yemeği yerken).
X
3.1
Muziplik yapmak,
eşeklik yapmak,
huysuz(kadın).
Akamete uğratmak,
mahvetmek, aşağılamak.
1045
X
1.1
X
Bir şeyden istifade etmek.
2.1
X
Mahvetmek, boşa
çıkarmak, bozmak,
akamete uğratmak.
2.1
X
42
14
0
2.1
174
194
67
70
3
2
5
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
15
1046
Faik ÖMÜR
Bu çalışmada Almancada ve Türkçede “machen (yapmak)“ fiiliyle yapılmış deyimler
karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre; deyimlerin anlam ve biçim bakımından
birbirinden farklı olduğu, benzer özelliklerinin az olduğu tespit edilmiştir. Alman ve Türk
dillerindeki “yapmak (machen)“ eylemiyle oluşturulmuş deyimler nicelik bakımından
incelendiğinde ise; Türkçe- Almanca deyimlerden tam eşdeğer olanların sayısı 28, oranı %26’dır.
Almanca- Türkçe deyimlerin tam eşdeğer olanların sayısı 42, oranı %12’dir. Bu oranlar şu anlama
gelmektedir: Her iki dildeki tam eşdeğer olanların oranı yaklaşık %19’dur. Türkçe- Almanca
deyimlerde benzeyenlerin sayısı 20, oranı %19; Türkçe- Almanca deyimlerde benzemeyenlerin
sayısı 62, oranı % 55. Almanca- Türkçe deyimlerden benzeyenlerin sayısı 140, oranı % 39’dur.
Almanca- Türkçe deyimlerden benzemeyenlerin sayısı 174, oranı ise % 49’dur. Her iki dilde
benzemeyen deyimlerin oranı yaklaşık % 52’dir. Benzeyen deyimlerin oranı ise yaklaşık %30’dur.
Ancak deyimler yapısal olarak karşılaştırıldığında benzerlik oranının arttığı görülmektedir.
Türkçedeki deyimlerin ağırlıklı olarak isim + fiil grubundan oluştuğu daha sonra ise oranları az
olmakla birlikte, isim tamlaması, sıfat tamlaması, sıfat fiil grubu, isim fiil , ikileme ve birleşik
isim+fiil grubundan, Almancadaki deyimlerin ise ağırlıklı olarak isim+fiil, sıfat+fiil, isim+sıfat+fiil
grubundan oluşan deyimlerden, daha sonra oranları az olmakla birlikte zamir+fiil, ünlem cümlesi,
edat+fiilden oluştuğu görülmektedir.
Türkçe- Almanca deyimlerden 1. gruba giren deyimlerin sayısı 89, oranı % 81, 2. grup
deyimlerin sayısı 5, oranı % 0.05, 3. grup deyimlerin sayısı 2, oranı % 0.018, 4. grup deyimlerin
sayısı 2, oranı % 0.018, 5. grup deyimlerin sayısı 7, oranı % 0.06, 6. grup deyimlerin sayısı 3, oranı
% 0.02, 7. grup deyimlerin sayısı 2, oranı % 0.018’dir.
Almanca- Türkçe 1. grup deyimlerin sayısı 194, oranı % 54, 2. grup deyimlerin sayısı 69,
oranı % 19, 3. grup deyimlerin sayısı 70, oranı % 20, 4. grup deyimlerin sayısı 3, oranı % 0.008, 5.
grup deyimlerin sayısı 2, oranı % 0.008, 6. grup deyimlerin sayısı 3, oranı % 0.008, 7. grup
deyimlerin sayısı 14, oranı % 0.039’dur.
Her iki gruptan deyimleri karşılaştırdığımızda 1. grup deyimlerin çok fazla yer aldığı
görülmektedir. Benzerlik oranlarının Türkçedeki deyimlerde %81 ve Almancadaki deyimlerde ise
%54 olduğu görülmektedir.
Olumsuzluk ekleri veya olumsuzluk kelimesi (nicht) ile yapılan deyimlere baktığımızda;
Almancada 35 tane deyimin olumsuzluk ekiyle oluşturulduğu görülür. Bunlar: 1-4-5-7-21-34-6478-82-102 (anlamca)-112-143-175-219-228-237-245-247-257-265-284-286-292-294-323- 324
(anlamca)- 325(anlamca) 326(anlamca) 327(anlamca) -328 (anlamca)- 333-339-346-347-350 sıra
sayılı deyimlerdir.
Ama yine de sık kullanılan sözcükler açısından bazı deyimlerin Almanca öğretiminde
kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Kullanılabilecek olanların sıra sayı numaraları aşağıdaki gibidir:
Türkçe- Almanca deyimler
1-2-3-5-9-11-12-17-18-20-22-30-31-34-35-38-40-42-51-54-62-63-71-73-78-81-87-91-9394-99-101-106-107
Almanca Türkçe deyimler
1-2-3-7-10-14-17-18-23-34-25-26-29-36-37-38-39-40-44-57-113-114-115-116-154-157162-192-214-244-259-265-316-320-322-337-346-351
3. Yabancı Dilde Deyim Öğretimi
Nilgün Yılmaz, deyimlerin öğretilmesiyle ilgili olarak şunları ifade eder: “Ana dilde kalıp
sözler bağlam içinde ve sık sık kullanıldığı için öğrenilmesi kolaydır. Oysa yabancı dilde sık sık
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
1047
kullanma olanağı olmadığı için öğrenenler zorlanırlar. Öğrenenler, kalıp sözle karşılaştıklarında
hemen çeviri yapma eğilimindedir. Sözlük anlamını koruyan kalıplarda başarılı olmalarına karşın,
ana dillerinde karşılığı olmayan durumlarda zorlanırlar. Öğrenenler ezber tekniğini kullanırlar. Bu
nedenle kısa ve uzun süreli belleğe aktarma ve geri çağırma süreçlerinde sorun yaşarlarsa başarılı
olamazlar. Öğrenenler yansıtıcılı deyimlerin kullanımında, kendi kültürlerinde olmayan kültürel
farklılıklarda zorluk yaşarlar. Deyimlerin kültürel unsurlar içermesinden dolayı iki dillilik gibi iki
kültürlülük de bulunmaktadır. Kalıp sözler, inanç, norm, tutum ve sosyal bağlamı yansıtır.
Sözcüklerin arkasında yatan anlamı keşfedebilmek ve bunu öğretebilmek gerekir” (2010: 12).
Bu nedenle deyimlerin dil öğretiminde işlevi önemlidir. Yabancı dil ders kitapları
incelendiğinde maalesef deyimlere çok az yer verildiği görülmektedir. Özellikle sözcük öğretimi
konusunda deyimlere yer verilmesi gerekmektedir. Her türlü ifade araçlarının öğretilmesi deyim
öğretiminde bir zorunluluktur. Tek düze tek tek kelime öğretiminin ötesinde anlam bütünlüğü,
ifade bütünlüğü, sesletim bütünlüğü olan deyimlerin verilmesi güdüleyici ve öğretici olacaktır.
Deyimler temel anlamları dışında yan anlamları olduğu için ifadeyi zenginleştirir. Bu yüzden dil
öğrenenler daha etkileyici konuşur ve yazarlar. Deyimler kalıplaşmış olduklarından bunların
ezberlenmesi ve hatırlanması diğer kelimelere göre daha kolay olmaktadır. Deyimler işlevsel
anlama dayalıdır. Temel anlamına bakılmaz. Dil göstergelerini zenginleştirir. Üst bilişle düşünme
ve üst dille konuşma yeteneğini geliştirir. Bu nedenle deyimlerin sıkça geçtiği kültürlerarası
iletişimi sağlayan metinler seçilmeli, deyimler her ünitede basitten zora, sarmal biçimde
öğretilmelidir.
„Machen“ ile ilgili deyimlere günlük yaşamda sıkça başvurulduğu için her türlü hedef
kitleye kolay öğretilir, öğrenciler tarafından kolay öğrenilir, dilsel davranışa dönüştürülür. Çünkü
her dilde bulunan, anlam karşılıkları kolay olan, olduğu gibi anlamı dilden dile aktarılan ve hatta
her dilde deyim yapmada en fazla kullanılan fiildir. „Machen“ gibi basit yapılı fiil ve deyimler dil
öğrenmeyi ve dili kullanmayı, iletişim kurmayı kolaylaştırır. Örneğin „iş yapmak“ her dilde vardır,
yeni bir anlam mantığı aranmaz, kolay öğrenilir. Anahtar fiildir. Eyleme, davranışa dayalı
ifadelerin asıl anlamını taşıyan fiil ya da diğer dilsel ifade araçları bulunulmadığında „ev, yuva, iş
vb. “yapmak“ fiiliyle kolayca ifade edilir, ifade basit olur, temel işlevsel iletişimi sağlar.
Örneğin; Türkçe ve Almanca da „yapmak“ fiili her türlü eylemi ifade edebilecek veya ifade
etmeye yardımcı olacak bir fiil çeşididir. Bir eylemi anlatmak için gerekli olan fiil hatırlanmadığı
veya bilinmediği takdirde isim, sıfat vb. kelime çeşitleriyle „yapmak“ fiili kullanıldığında verilmek
istenen anlam dolaylı yoldan ifade edilebilecektir. „Yapmak“ fiili hemen hemen her dilde anahtar
kelimedir. Bu nedenle yabancı dil derslerinde bu fiilin her türlü ifade araçlarıyla kullanılmasının
öğretilmesi faydalı olacaktır. Bu incelemenin sonucunda sözcük türü bakımından Almancadaki
deyimlerin daha çeşitli olduğu görüldüğünden “yapmak“ fiili ile kurulmuş deyimlerin sözcük
bilgisi dersinde kullandığı takdirde; öğrencilerin en az 100 tane deyim öğrenmiş olacakları
öngörülmektedir.
Deyimler, imge yoluyla; örneğin reklamlardaki resim ve video veya filmlerle öğretilirse,
daha kalıcı bir öğrenme gerçekleşir. Kelime bilgisi öğretimi açısından deyimlerin birçok işlevi ve
faydası vardır. Deyimler hafıza teknikleriyle öğretilirse daha kalıcı olur.
Yabancı dil öğretiminde deyimlerin eğitim psikolojisi bakımından da işlevleri vardır;
motive edicidir, zira yabancı olana merak, kendi kültürüyle karşılaştırma derse sinerji verir.
Özellikle deyimler hem ilgi çekici hem de merak uyandırıcı olduğundan öğrenme arzusunu artırır.
Merak ise öğrenmenin hocasıdır. Bazı deyimler ritimli ve melodilidir. Bunları sesletim öğrenciye
zevk verir.
Ayrıca kültürlerin, kültürel dilsel davranışların, dil duygusunun, dil mantığının
karşılaştırılması en iyi deyimler ve atasözleri üzerinde yapılabilmektedir. Deyimlerin bilinmesi
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1048
Faik ÖMÜR
öğrencilere kendi kültürleri ile hedef dilin kültürünü karşılaştırma yapma imkânı sunar. Öğrenciler
bu vesileyle farklı kültürleri tanır ve farklı kültürlere hoşgörü ile bakmayı da öğrenir. Empati
yapmayı öğrenir. Bu karşılaştırma, hem anadil hem de hedef dil hakkında farkındalık oluşturur ve
böylece dil bilinci gelişir.
Deyimler her dilde kullanılan kalıp ifadelerdir. Deyimler anlamı aktaran en kısa ifade ve
düşünce aracıdır, aynı zamanda dil ve düşünce mantığını da gösterir. Yani dil kültürüdür. Bir
milletin dilini, duygu ve düşüncesini, mantığını, kültürünü yakından tanımak için sadece düz
anlatım biçimlerini veya aktarım biçimlerini değil aynı zamanda yan anlama dayanan ifade
araçlarını, söz kalıplarını, deyim ve atasözlerini de incelemek gerekir.
4. Sonuç
Bu çalışmada Almanca “machen” ve Türkçe “yapmak” fiiliyle yapılan deyimler
karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Karşılaştırmalı çalışmaların en önemli işlevlerinden ve
faydalarından birisi de farklı olanı tanımak, kendi dil değerlerinin tanımak, bilinçli kullanımını
sağlamak ve dil öğretiminde bir farkındalık oluşturmaktır. Bugün yabancı dil öğretiminde
anlaşılabilir girdiler, içerik aktarımı önem kazanmaktadır. Anlamsız iletişim, iletişim uğruna
iletişim kurma yerine anlaşılabilir girdi ve çıktılar, anlamlı ve içeriği zengin iletişim kurma anlayışı
benimsenmektedir. Dolayısıyla dil öğretiminde içerik aktarımına önem veren söz kalıpları veya
deyim öğretimi yeğlenmektedir.
Deyim öğretimi uygun yaklaşım, yöntem, teknik ve araçlarla yapıldığı takdirde birçok
bakımdan işlevsel ve faydalı olacaktır. İçerik bakımından anlam, düşünce, mantık, kültür; biçim
bakımında farklı ifade biçimleri, araçları tanıtılmış olacak, kültürlerarasılık yeteneği gelişecek,
farklı duygu ve düşünce katagorileri öğrenilmiş olacak, öğrenme psikolojisi açısından güdülenmiş
öğrenme yapılacak; merak duygusu geliştirilecek, merak ise istemli öğrenmenin hocası olacaktır.
Bu çalışmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlarından birisi de yabancı dil öğretiminde
deyimlerin başlangıçtan itibaren öğretilmesi gereğidir. Edinim döneminde doğal kazanım, öğrenme
döneminde bilinçli öğretim sağlanacaktır. Edimbilime dayalı dilbilimde sözce, söylem, söz-eylem
kalıp ifadelerin öğretimi önemlidir, kültürlerarası ve beyin temelli yaklaşımlara göre eksik kalan
taraf içerik aktarımıdır, içerik de deyimlerle aktarılmış olacaktır.
Yabancı dil öğretiminde özellikle konuşma ve yazma becerilerinde deyimlerin
benzerliklerden de faydalanmak gerekir. Etkili bir yabancı dil öğretiminde sinerji sağlamak için
değişik cümle yapılarından; deyimlerden, atasözlerinden, kalıplaşmış ifadelerden, vecizlerden vb.
yararlanmak gerekir.
KAYNAKÇA
AKSOY, Ömer Asım, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I-II, İnkılâp Kitabevi. İstanbul (1988).
DROSDOWSKI, Günther & Stubenrecht, Werner- Scholze, Duden Redewendungen und
Sprichwörtliche Redensarten, Band 11. Dudenverlag. Mannheim- Leipzig- Wien- Zürich
(1992).
ÖNEN, Yaşar ve ŞANBEY, Cemil Ziya, Almanca- Türkçe Sözlük, Türk Dili Kurumu Yayınları.
Ankara (1993).
PARLATIR, İsmail, Atasözleri ve Deyimler- II, Yargı Yayınevi. Ankara (2007).
Soon Hong, M., Kulturspezifische Wortschatzvermittlung für die aktive Kommunikation,
Electronic Journal of Foreign Language Teaching, Vol.2., No:2. Singapore (2005).
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş…
1049
STEUERWALD, Karl, Deutsch- Türkisches Wörterbuch, Otto Harrasowitz, WiesbadenHarrasowitz. ABC Yayınevi. İstanbul (1983).
STEUERWALD, Karl, Türkisch- Deutsches Wörterbuch, Otto Harrasowitz- WiesbadenHarrasowitz. ABC Yayınevi. İstanbul (1983).
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Açıklamalı- Örnekli Deyimler Sözlüğü (5. Baskı). Dergâh
Yayınları. İstanbul (1992).
YAVUZ, Nilgün, Yabancı Dilde Deyimlerin Öğretimi İçin Bir araç Geliştirme Denemesi, Dil
Dergisi. Sayı 17. Ocak-Şubat-Mart (2010).
Diğer Kaynaklar:
www.edebiyatfakultesi.com
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Download

ile almancada “machen”