ATOMDAN MOLEKÜLE
Farklı hayvan ve bitki türleri kimyasal yapı
bakımından birbirlerine karşı büyük benzerlikler
göstermektedir. Örneğin bütün türlerde proteinler,
ortak olan 20 çeşit amino asitten yapılmıştır.
Yine bütün türlerdeki nükleit asitler aynı
yapıdaki bir seri nükleotidlerden yani şeker-fosfat
omurgasından ve beş çeşit bazdan meydana
gelmiştir.
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Doğal olarak meydana gelen 92
elementten ancak 27 tanesi farklı
şekillerde ortaya çıkmış ve canlıların
yapısında yer almıştır.
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Canlı organizmalarda bulunan elementler
genellikle düşük atom numarasına sahiptir.
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Canlı organizmalarda en bol olarak rastlanan
elementler;
Karbon
Hidrojen
Oksijen
Azot
Fosfor
Kükürt
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• İyon halinde bulunan elementler;
Sodyum
Potasyum
Magnezyum
Kalsiyum
Klorür
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Eser miktarda bulunan elementler;
Demir
Bakır
Çinko
Magnezyum
Kobalt
İyot
Molibden
Vanadyum
Nikel
Krom
Klor
Selenyum
Silikon
Kalay
Bor
Arsenik
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Canlı organizmalarda en çok bulunan ve
hücrenin % 99’unu oluşturan elementler ;
Hidrojen
Oksijen
Karbon
Azot
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Hücrelerin ağırlığının;
•
•
•
•
%50-60’ı karbon
%8-10’u azot
%25-30’u oksijen
%3-4’ü hidrojen
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• İnsan vücudunda bulunan 10 elementten 8
tanesi deniz suyunda da bol miktarda
bulunmaktadır. Bu durum bize;
• Deniz suyu sıvı bir ortamdır ve yeryüzü
tarihinin erken devirlerinde ilk canlı
organizmalar bu kaynaktan gelmiştir.
CANLI ORGANİZMALARIN KİMYASAL YAPISI
• Canlı organizmada karbon, hidrojen,
oksijen ve azot elementlerinin bol miktarda
bulunması onun uzun evrimsel yıllar
boyunca hayatsal olaylara adaptasyon için
seçtiği bir yoldur.
ATOMUN YAPISI
• Bugün evrende bulunan bütün maddeler
elementlerin bir araya gelmesi ile
meydana gelmiştir. Elementler basit
kimyasal reaksiyonlarla daha küçük
parçalara bölünmez.
ATOMUN YAPISI
• Elementin ilk tanımını 1627-1691 yılları
arasında Robert BOYLE yapmıştır.
• Buna göre, eğer bir madde daha küçük
maddelere parçalanmıyorsa ve daha basit
maddelerden meydana gelmezse o maddeye
element denmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Evrendeki her madde bugün sayıları 105
olan elementlerin bir ya da bir kaçının bir
araya gelmesi ile meydana gelmiştir.
Yalnız bu elementlerden 92 tanesi doğal
olarak meydana gelmiştir. Diğerleri ise
yapay olarak meydana gelmiş ve doğadaki
mevcudiyeti bitmiştir.
ATOMUN YAPISI
• Maddenin en küçük temel kimyasal yapısına
atom adı verilmektedir.Ancak bugünkü
bilgilerimize göre maddenin en küçük parçası
atomlar değildir. Atomlar daha küçük subatomik
parçalara bölünmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Subatomik partiküllerden proton, nötron ve
elektronlar bizim için önemlidir.
ATOMUN YAPISI
• Atomda başlıca iki kısım bulunmakta,
• Atom, pozitif yüklü bir çekirdek ve bunun
etrafında yoğunluğu yer yer azalıp çoğalan
negatif yüklü bir elektron bulutundan
meydana gelmiştir.
ATOMUN YAPISI
• Atomların çapları ANGSTRÖN cinsinden
verilmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Çekirdek başlıca proton ve nötronlardan
meydana gelmiştir. Her bir element için
proton sayısı değişebilmektedir. Örneğin
klor atomunda 17 proton olmasına karşılık
18 veya 20 nötron bulunabilir. Böylece
atom ağırlıkları farklı 2 veya 3 çeşit klor
atomu meydana gelmiş olur. Bu iki atoma
izotoplar adı verilir.
ATOMUN YAPISI
• İzotopların kimyasal özellikleri farklıdır.
Buna göre bir elementi proton sayısı aynı
olan atomlardır diye tarif etmek
mümkündür. Bir element atomu içindeki
protonların sayısına o elementin atom
numarası denmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Hidrojen atomunda 1 proton bulunduğu için
atom numarası 1, oksijen atomunda 8 proton
bulunduğundan atom numarası 8’dir.
• Bir elementte proton sayısı kadar da elektron
bulunmaktadır
• Elektronlar çekirdeğin etrafında yoğunluğu yer
yer azalıp çoğalan elektron bulutları halinde
bulunurlar.Bu nedenle atom dışarıya karşı nötral
bir durum gösterir.
ATOMUN YAPISI
ATOMUN YAPISI
• Elektron bulutları çekirdeğin etrafında
olağanüstü bir düzene göre saniyede 2.18*108
cm hızla hareket etmektedir. Bu düzenleniş
güneş sistemine benzetilmektedir. Fakat
benzeyiş sadece şekildedir. Çünkü güneş
sistemi kütle çekimi üzerine kurulduğu halde
atomlar sistemi elektrostatik kuvvetler üzerine
kurulmuştur.
ATOMUN YAPISI
• Elektronların çekirdek etrafında hızla dönmeleri
ile meydana getirdikleri bulutlar farklı enerji
seviyelerine sahiptir. Çünkü farklı enerji
düzeyinde bulunan elektronlardan meydana
gelmiştir. Atomda enerjisi en düşük olan elektron
çekirdeğe en yakın olandır. Atomda enerjisi en
büyük olan elektron ise atomun en dış kısmında
bulunur. Bunların uzaklaşması veya bir başka
elektronun daha eklenmesi ile iyonlar meydana
gelmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Elektron kaybeden atomdan pozitif yüklü
bir iyon, elektron alan bir atomdan da
negatif yüklü bir iyon meydana gelir. Bu
elektron alışverişi gelişi güzel olmayıp bir
düzen halinde olmaktadır. Elektron alma
ve verme özelliği atomdan atoma
değişmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Atom çekirdeği etrafında bulunan
elektronlar farklı enerji düzeylerinde
bulunmaktadır. Atom çekirdeği etrafında
elektron enerji seviyeleri K,L,M,N,O,P,Q
harfleri ile ifade edilmektedir. Atom
çekirdeğine en yakın olan K seviyesidir.K
seviyesinde bulunan elektronların enerjileri
en düşük olandır.
ATOMUN YAPISI
• Atom çekirdeği etrafında farklı enerji
seviyelerinde bulunan elektronların sayıları da
sabittir.
• K seviyesinde 2 elektron
• L seviyesinde 18 elektron
• N seviyesinde 32 elektron
Bulunabilmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Elektronların her enerji seviyesi kendi
arasında alt enerji seviyelerine de
ayrılmaktadır.
ATOMUN YAPISI
• Lois De BROGLI’nin elektronun dalga özelliğinin
ortaya ortaya koymasından ve Heizenberg’in
elektronun hızı ve korunumunun aynı anda
belirlenmeyeceğine ilişkin belirsizlik prensibinin
ileri sürülmesinden sonra elektronların atom
içinde yollarının izlenmesinin mümkün olmadığı
bunun yerine elektronların atom içinde bulunma
ihtimalinden bahsetmenin daha uygun olduğu
anlaşılmış ve kuantum mekaniği bu esas üzerine
kurulmuştur.
ATOMUN YAPISI
• Elektronun atom çekirdeği etrafında %90
oranında veya daha fazla bulunduğu ve
takip ettiği yörüngeye orbital adı
verilmektedir.
• Diğer bir tanımlama ile de elektronun
bulunma ihtimalinin en fazla olduğu
yörüngeye orbital adı verilmektedir.
ATOMUN YAPISI
• Orbitaller s,p,d ve f orbitalleri olmak üzere
isimlendirilmektedir.
• S orbitalinde uzaydaki yük dağılımı küresel
simetriktir. Elektronun her noktada
bulunma ihtimali aynıdır. s orbitalinde en
fazla 2 elektron bulunmaktadır
ATOMUN YAPISI
• p orbitalinde elektronların çekirdek etrafında
bazı yerlerde bulunma ihtimali daha fazladır.
p orbitali ağız kısımları birbirine dönük bir
merkezde birleşmiş ve şişirilmiş iki balon
şeklindedir. Elektronların bu şişkinliklerinin
her birinde bulunma ihtimali aynıdır.
ATOMUN YAPISI
• Bir p orbitali birbirine dik x,y ve z eksenleri
üzerinde bulunmak üzere üç alt yapı şeklinde
bulunmaktadır. p orbitallerinin her birinde 2
elektron olmak üzere toplam 6 elektron
bulunmaktadır.
ATOMUN YAPISI
• d orbitali ağız kısımları birbirine dönük 4
şişirilmiş balon şeklinde gösterilmektedir. d
orbitali 5 alt düzenlemeye sahiptir.
ATOMUN YAPISI
• Bu orbitaller daha karmaşık bir şekil
göstermektedir. Her alt orbitalde 2 elektron
bulunduğundan d orbitallerinde toplam 10
elektron bulunmaktadır.
ATOMUN YAPISI
• f orbitalleri uzayda farklı yönlere dağılmış
7 alt orbital ihtiva etmektedir. Bu
orbitallerin yük dağılımı d orbitallerinden
daha karmaşıktır. f alt orbitallerinin her
birinde 2 elektron hepsinde ise toplam 14
elektron bulunmaktadır.
ATOMUN YAPISI
KİMYASAL BAĞLAR
• Pek çok elementin atomları diğer atomlara
bağlanarak daha kompleks ve yeni
moleküller meydana getirme özelliğine
sahiptirler. İşte bu iki ya da daha fazla atomu
bir arada
tutan çekim
kuvvetine
kimyasal bağ
adı verilmektedir.
KİMYASAL BAĞLAR
Kimyasal bağlar genel olarak dörde ayrılır:
İyonik bağlar
Kovalent bağlar
Hidrojen bağları
Molekül ve Van der Waals bağları
İYONİK BAĞ
• Bazı atomlar elektron vererek veya alarak kararlı
• olabilirler, pozitif yada negatif yüklü hale
geçerler;
• bu net yüklü hallerine iyon denir.
• Zıt yüklü tanecikler arasındaki elektrostatik
çekim
• kuvvetiyle oluşan kimyasal bağlardır.
• İyonik bağlar pozitif ve negatif yuklu iyonlar
arasında
• elektronların birbirinden ayrılıp diğerine
geçmesiyle olur.
KOVALANET BAĞLAR
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
İki atom arasında ortaklaşa kullanılan elektron
çiftinden oluşan bağlardır.
Negatif yüklü elektronun bağa katılan iki atom
tarafından eşit kuvvette çekildiği kovalent bağa
apolar kovalent bağ denir (paylaşılan elektronlar
aynı atomlara ait, H-H)
Negatif yüklü elektronun bağa katılan iki atomdan
birine daha yakın bulunduğu kovalent bağa polar
kovalent bağ denir (paylaşılan elektronlar farklı
atomlara ait, H2O)
KOVALENT BAĞLAR
•
•
•
•
•
Elektronlar atomlar tarafından ortaklaşa
kullanıldığında ortaya çıkar.
Kovalent bağlarla oluşan bu yeni yapıya
MOLEKÜL adı verilir.
Genelde, bir molekülde ne kadar
kimyasal
• bağ varsa o kadar enerji içerir
HİDROJEN BAĞLARI
• Verici (donör) bir gruba bağlı H atomunun,
alıcı (akseptör) bir grup üzerindeki O ve N
gibi iki elektronegatif atom arasında
ortaklanmamış elektron çifti arasında
meydana gelen etkileşimdir. Zayıf
bağlardır.
HİDROJEN BAĞINA ÖRNEK
•
•
•
Su molekulleri diğer su
molekulleriyle hidrojen bağları
yapabilir.
•
•
•
• Buz (katı faz): maximum sayıda
hidrojen bağları (1 su 4 adet)
sonucu oluşan kristaldir.
•
•
•
•
•
Su (sıvı form): hidrojen
bağlarının bazıları kırılır (1 su
3.4 bağ ortalama). Dolayısıyla
su molekullerinin bazıları
birbirine yaklaşabilir.
•
•
Buhar (gaz fazı): Hidrojen
bağları tamamıyla kırılmıştır.
HİDROJEN BAĞI
•
•
•
•
•
DNA, RNA, Protein gibi
biyomolekullerin kararlı yapı
oluşumunda hidrojen bağlarının
fonksiyonu çok önemlidir.
Makromoleküller, güçlü kovalent bağlarla
bir arada
• tutulan parçalardan meydana gelmiştir.
Hidrofobik Etkileşimler
• Hidrokarbonlar gibi polar veya iyonik yapıda
olmayan ve
• H bağları oluşturamayan bazı maddelerin sudaki
• çözünürlüğü sınırlıdır. Bu tip maddelere
• HİDROFOBİK (su sevmeyen) maddeler denir.
• Hidrofobik moleküller suda birlik
• (agregat) oluşturma eğilimindedirler
• Örnek: Suya damlattığımız yağ damlacıkları
• birleşerek tek bir damla oluştururlar.
Van der Waals etkileşimleri
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Dipol moleküller arasındaki çekim ve polar olmayan
(apolar) moleküllerin karşılıklı etkileşmesiyle oluşur.
Polar olmayan moleküller
arasındaki çekimin sebebi
Van der Waals etkileşimleri
kısa süreli bir asimetrik elektron
dağılımıdır. bu, diğer molekülü
polarize eden anlık bir dipol
oluşturur ve böylece başka
dipollerin oluşmasına neden olur.
Van der Waals etkileşimleri
•
•
•
•
•
Biyomoleküllerin bazı grupları (yağların
hidrokarbon zinciri, DNA da bazlar,
bazı amino asitlerin hidrofobik yan
grupları gibi) biyomolekülün şeklini
almasında önemli katkıda bulunur
BAĞLARIN GÜCÜ
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Biyolojik açıdan önemli kovalent
bağların (örneğin, C-C, C-H) bağ
enerjisi, yaklaşık 300-400 kJ/mol’dür.
Kovalent olmayan bağlar ise kovalent
BAĞLARIN GÜCÜ
bağlardan 10-100 kat daha zayıftır.
(0.3-30 kJ/mol)
İyonik bağlar zayıftır ve suda kolaylıkla kırılırlar
Hidrojen bağları oldukça zayıftır
Kovalent bağlar genellikle güçlüdür
Fonksiyonel (işlevsel) Gruplar
•
•
•
•
•
•
•
•
TÜm organik molekuller Karbon (C)
Hidrojen (H) atomları temellidir.
İşlevsel gruplar bir organik molekule spesifik
kimyasal özelliklerini veren atom veya atom
gruplarıdır.
Ornek: pek cok organik bileşikte bulunan -OH,
-NH2, -SH gibi gruplar fonksiyonel grupları
oluşturur.
BİYOMOLEKÜLLERİN ÜÇ
BOYUTLU YAPISI
•
•
•
•
•
•
•
•
Biyomoleküllerin işlevsel grupları yanı sıra
molekülün yapısal atomlarının uc-boyutlu
uzayda dizilişi-stereokimyası- de o kadar
önemlidir.
Karbon bileşikleri genellikle, bağlanma dizisi
aynı fakat atomlar arasındaki uzaysal
ilişkileri farklı moleküller olan
“Stereoizomerler” olarak bulunmaktadır.
BİYOMOLEKÜLLERİN ÜÇ
BOYUTLU YAPISI
• Bir molekülün konfigurasyonu sadece bir
bağın kırılmasıyla değişebilir.
• Maleik asit ve fumarik asit izomerler çok
fazla enerji gerektirdiği için kovalent bağlar
kırılmaksızın birbirine dönüştürülemez.
BİYOMOLEKÜLLERİN ÜÇ
BOYUTLU YAPISI
• Bazı stereoizomerler diğerinin ayna
görüntüsüdür, bunlar enantiyomerler
olarak adlandırılır.
• Birbirinin ayna görüntüsü olmayan
stereoizomerler çiftleri diyastomerler
olarak adlandırılır.
Konfigurasyon ve konformasyon biyomolekuler
yapıları belirler
• Biyomolekullerin 3-D yapısı bunların biyolojik
etkileşimlerinde en büyük öneme sahiptir.
• Örneğin:
• Bir enzimin katalitik bölgesine bir
• Arjinamitin RNA molekülü üzerinde bulunan bir
cebe uyması ve etkileşimle RNA’ya tutulması
• substratın bağlanması hücre yüzeyinde bir
reseptöre hormonun bağlanması
Biyomolekül stereokimyası çalışmaları için
sıklıkla kullanılan yöntemler
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
X-ışını kristalografisi
Biyomolekül stereokimyası çalışmaları için
sıklıkla kullanılan yöntemler:
Kristal yapı içerisinde molekülde, x ışınlarının kristaller
tarafından kırınımı, molekülde bulunan atomların
diğerine göre göreceli pozisyonunun belirlenmesinde
kullanılır.
NMR (nükleer manyetik rezonans) spektroskopisi
Kristalde katı olarak bulunan proteinlerin sıvı çözeltide
esnekliği sayesinde moleküllerin 3D yapıları hakkında
bilgi verir.
SU
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Hücrelerin %70-95’i sudur,
(Sıvı ortamlarda tepkimelerin kolaylıkla meydana gelmesi)
• Yetişkin bir insanda vücut ağırlığının %60-65 sudur.
(Bu su kütlesi vücudun her yanına dağılmış olarak bulunur. Yani,
organizmada su bulunmayan kısım hemen hemen yok gibidir).
Neden Su?
• Aynı kilodaki kadın ve erkekte;
şişman erkek, %43-zayıf erkek, %70;
şişman kadın %40-zayıf kadın, %60’ı sudur.
• İnsan kanının %80’i sudan ibarettir; kas %77, deri %72, iskelet
%22.
• Bazı canlıların %90’dan fazlası sudur (bazı deniz canlıları)
SU
• Su, organizmanın sabit ısısını korumaya yardım etmesi
için
• sahip olabileceği en iyi maddedir. Bunun en önemli
nedeni,
• vücudumuzdaki su oranının yüksek olmasıdır.
• Su, biyolojik olarak önemli görevlere sahiptir:
• (1) Makromoleküllerin yapı taşıdır.
• (2) Küçük moleküllü maddeler için iyi bir çözücüdür.
• (3) İyi bir substrattırlar.
• (4) İyi bir ısı düzenleyicisidirler.
• (5) Enerjiyi düzenli bir şekilde yönetir.
SU
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Oksijen hidrojenden daha
Elektronegatiftir:
Elektronların dağılımı eşit değildir ve
elektronlar oksijen atomu uzerinde
hidrojenden daha yoğun bulunur
Su molekülü, dipol karakterdedir;
Elektronların eşit olmayan dağılımı su
molekulunu her bir H-O bağı boyunca 2
elektrik dipol oluşmasıyla sonuclanır; oksijen
atomu kısmi bir negatif yuk, hidrojenlerin her
biri kısmi bir pozitif yuk taşır.
SUYUN ÖZELLİKLERİ
•
•
•
•
•
•
•
• Molekul ağırlığı 18 gram’dir
(1 mol=18 gram)
Suyun Özellikleri
• 0◦C altında katı, 0-100◦C sıvı ve 100◦C
üzeri gaz formundadır (0◦C altı veya
100◦C üzerinde metabolik olayların
gerçekleşmesi mümkun değildir).
SUYUN ÖZELLİKLERİ
•
•
•
•
•
•
•
Fizyolojik sıcaklık değerleri arasında
SIVI formdadır.
• Su sıcaklık değişimine direnclidir –
yavaş yavaş ısınır ve yavaş yavaş ısı
kaybeder.
Bu olay vucut sıcaklığının belirli bir
sıcaklık aralığında tutulmasını sağlar.
SUYUN ÖZELLİKLERİ
•
•
•
•
•
•
•
•
Su, yüksek bir ergime noktasına ve
buharlaşma ısısına sahiptir.
1 gr suyu 0◦C’den 100◦C’ye ısıtmak icin
100 kalori gerekirken, 1gr kaynar suyu
100◦C’den buhar hale getirmek için 540
kaloriye ihtiyaç vardır.
Suyun buharlaşması için yüksek
miktarda enerjiye ihtiyaç vardır.
SU
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Buharlaşma yoluyla ısı kaybı sağlayan
sistemler önemlidir. Organizmadan kucuk
miktarda su çıkması büyük oranda ısı kaybına
neden olur.
örnek: Kopeğin soluması, İnsanların soluk alıp
vermesi
ve terlemesi; Yapraklardan suyun buharlaşması
• Işığı geçirici özelliğe sahiptir
• Kloroplastlar suyla çevrilidir
Bu fotosentez olayı için hayati önem taşır
SU
• Suyun nukleofilik ozelliği vardır
• Nukleofiller (elektron bakımından zengin)
negatif
• yüke veya eşleşmemiş elektronlara
sahiptirler
• örnek: H2O, Br-, OH-, HS Elektrofillere
• (elektron Elektrofillere bakımından eksik
• kimyasallara) yönelirler
SU
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Ozmotik basınc hayvan ve bitki hucrelerinin
şekil ve entegrasyonunu sağlar
Hucre sitoplazmasının bir
ozmotik basıncı vardır. Bu
basınc hucre cevresindeki
(dışı) değişimlerden etkilenir
plazmoliz, su hucreden
dişarı cıkar, hucre buzulur
lizis, su dışarıdan hucreye
girer hucre şişer ve plazma
membranı yırtılır
OZMOTİK BASINÇ
• Bitkiler ozmotik basıncı mekanik bir dayanıklılık elde
etmek için kullanırlar.
• Bitkilerde bir Ozmotik olay
• Bitkiler ozmotik basıncı mekanik bir dayanıklılık
• elde etmek için kullanırlar.
• Venüs sinekkapanı bitkisinin
• Sineği kapana kıstırması:
• bitkinin yapraklarını kullanarak
• kendine yaklaşan sineği kapana
• kıstırması, Mezofil hücrelerdeki
• turgor basıncının ani değişmesiyle
• gerçekleşir.
OZMOTİK BASINÇ
• Bazı organizmalarda oksijen taşıyan
• suda çözünür taşıyıcı proteinler vardır:
• Hemoglobin, miyoglobin gibi.
OZMOTİK BASINÇ
•
•
•
•
•
CO2 sulu çözeltilerde H2CO3 (karbonik
asit) oluşturur ve suda çok çözünür
olan HCO3- (bikarbonat) iyonu
şeklinde serbest veya hemoglobine
bağlanarak taşınır.
SUYUN İYONLAŞMASI
•
•
•
•
•
Su molekülleri, az da olsa, bir hidrojen
iyonu (H+) ve bir hidroksil iyonu (OH−)
vermek Üzere, reverzibl (geri dönüşümlü)
olarak iyonlaşma eğilimindedirler:
Çözeltide serbest proton bulunmaz; hidrojen
iyonları
• suda derhal Hidronyum iyonları (H3O+)
oluşturur.
• H20 + H20 H3O+ + OH
SUYUN İYONLAŞMASI
•
•
•
•
•
•
•
Suyun disosiyasyonu geri dönüşümlü olup çok
seyrek gerçekleşen fakat oldukçada önem arz
eden bir olaydır. Hidrojen ve hidroksil iyonları
çok reaktiftir.
Bunların derişimlerindeki değişiklikler hücrenin
protein ve diğer moleküllerini büyük ölçüde
etkiler.
pH
•
•
•
•
•
pH, bir çözelti için karakteristiktir.
Bir çözeltinin pH’ı, çözeltideki H+ iyonları
konsantrasyonunun eksi logaritmasıdır.
pH
25 C’de nötral bir çözeltinin pH’ı 7’dir.
pH Skalası
•
•
•
•
•
•
•
•
Bir cozeltinin pH’ı 7’den
kucukse (H+ iyonu
konsantrasyonu daha yuksek),
cozelti asidiktir
Bir cozeltinin pH’ı 7’den
buyukse (H+ iyonu
konsantrasyonu daha duşuk),
cozelti alkali veya baziktir
TAMPON ÇÖZELTİLER
•
•
•
•
•
•
Tamponların varlığı biyolojik sıvıların pH’larında ortaya
çıkabilecek değişiklikleri önler. Tamponlar çözeltilerin H+
ve OH- derişimlerindeki değişikliği en aza indirecek
bileşiklerdir. (Örn. İnsan kan pH’sının 7.4 civarında
tutulması).
Tampon çözeltiler zayıf bir asit ve onun konjuge
bazından
• meydana gelir.
Download

3 1.ders - BOZOK ÜNİVERSİTESİ Personel Bilgi Sistemi