TÜRKİYE KİMYA SANAYİCİLERİ DERNEĞİ
28.cı Yıl
KİMYASAL FORUM
E-BÜLTEN
Mayıs 2014
Bu Sayıdaki Konularımız
Editörden
Konu
Yazar
Sayfa
No.
Başyazı
Timur ERK
3
Neden yüksek teknoloji?
Neden yüksek katma
değer?
Ve 2023 hedeflerine
ulaşabilme imkanları
Özalp ERKEY
4
Tarımsal İlaçlar
Dr. Evren SABAN
6
TÜBİTAK MAM çevre ve
temiz üretim enstitüsü
Görevleri ve faaliyetleri
Kimyasal Forum
11
Türkiye’de Nükleer Enerji
ve TORYUM hakkında …..
Dr. Caner ZANBAK
16
Kazalara Karşı Koruma
Tabakalarından SIS ve SIL
Mustafa BAĞAN
22
Kimyasal Güvenlik
Çalıştayı
Kimyasal Forum
27
Değerli okurlarımız,
Öncelikle SOMA faciasında
hayatlarını kaybeden
işçilerimize Allahtan Rahmet,
ailelerine baş sağlığı dileriz.
Bülten yazıya hazırlandığında
kazaya neden olan unsurlar için
henüz kesin bir sonuç ortaya
çıkmamıştı. Ancak umarız ki İş
Sağlığı ve Güvenliği alanında
eksik ve kusurlar ortaya çıkmaz.
Bu alanda maliyeti ölçülemez
bir tecrübe yaşanmıştır. Bundan
ders çıkarıp gelecekte buna
benzer faciaların
yaşanmamasını diliyoruz.
Söyleyecek fazla bir şey
bulamıyoruz………
Saygılarımızla,
1
Kimyasal Forum
KÜNYE
Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği E- Bülteni
Sahibi:
Yönetim Kurulu Adına
Timur Erk
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü:
Mustafa Bağan
Yazı Kurulu
Prof.Dr. Hasancan Okutan
Prof. Dr. Ersan Kalafatoğlu
Timur Erk
Özalp Erkey
Mustafa Bağan
Dr. Caner Zanbak
Erkan Baykut
İdare yeri:
Değirmen Sok. Şaşmaz Sitesi No:19
Duranbey Apt. D.9
Kozyatağı / Erenköy 34742 İstanbul
Tel : (0216)416 76 44-94 39
http://www.tksd.org.tr
Dergimizde yayınlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Bu görüşler
Derneğimizi bağlamaz. Buradaki bilgiler, referans gösterilmek kaydıyla, kısmen veya
tamamen kullanılabilir.
Dergimiz tüm okuyucularımızın yazılarına açıktır. Gönderilecek yazıların elektronik
ortamda, varsa referanslarını içeren ve iki dosya kağıdını geçmeyecek şekilde olması
tercih edilir. E-Bülten yönetimi, gönderilen yazının yayınlanıp yayınlanmaması hakkında
karar verme yetkisine sahiptir.
Mayıs 2014
2
Kimyasal Forum
Timur ERK, Y.Kurulu Başkanı
Değerli Okurlarımız,
Oldukça yoğun, tartışmalı, olaylı 4 ayı geride bıraktık. Yerel yönetim seçimleri ile birlikte seçim
ortamından kurtulup daha çok sanayi ve ekonomiye odaklanmakta fayda var. FED’in yeni trendi
ile birlikte gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik baskı, büyüme hızlarının azalması ve benzer
gelişmelerin Türkiye üzerinde de yarattığı durağanlık mücadele edilmesi gereken bir konu. Bir an
evvel hükümet, bürokrasi ve özel sektör ekonomik konulara öncelik vermeli ve yapılması
gereken atılımları yapmalıdır.
Bunları çok kısa özetlersek;
•Büyüme hızının arttırılması
•Cari açığın azaltılması
•İthalata bağımlı büyümenin daha ziyade ihracat odaklı büyümeye geçişin temini
•Entelektüel sermaye ve nitelikli eğitimin arttırılması
•ARGE ve İNOVASYON kültürünün yaygınlaştırılması
•Orta gelir tuzağından kurtulup fert başına düşen milli gelirin yükseltilmesi
•Yatırım ortamının iyileştirilmesi
•Kıdem tazminatı yükünün hafifletilmesi
•KKDF’nin sıfırlanması
•KDV iadelerinin kısa sürede ödenmesi
•GSMH içindeki imalat sanayi payının %20 lere çıkartılması
Bunların içinde bir iki konuyu içeren CHEMPORT Projesine özetle değinerek kısaca mesajımı
iletmek istiyorum.
CHEMPORT projesi ile kümelenme ve yerleşme sorununu kökünden halletmek üzere yola çıkmış
bulunmaktayız. Bu örnek model ile sektörümüzdeki cari açık en az %40 oranında azalacak,
sektörün en büyük sorunu olan yerleşme sorununa çözüm bulunacak, yaratılacak kümeleşme
sinerjisi ile girişimci yatırımcıların birçok maliyet unsurları azalacak, sektörde katma değeri
yüksek ve halen ülkemizde üretilmeyen ‘Ara Kimyasallar’ üretilecek, yüksek yoğunluklu teknoloji
kullanılacak, direkt yabancı sermaye girişi hızlanacak ve Doğu Akdeniz ve Ege’de olmayan bir
‘Kimya İhtisas Endüstri Bölgesi’ kurulmuş olacaktır.
Belirlenen yer (global olarak) Güney Marmara sahillerinde olup 30.000 dekar civarında olacaktır.
Devlet belirlenen yeri kamulaştıracak, kendini finanse eden bir sistem ile girişimci yatırımcılara
uzun vadeli bir tahsis yapılacak ve alt yapı hizmetleri tamamlanacaktır.
Yaklaşık 1 senedir üzerinde çalışılan bu projeye biz TKSD Yönetimi olarak tam destek
vermekteyiz. Bu vesile ile halen sayıları 20 civarında olan girişimcileri ve bu konuda bizi bir sene
evvel yönlendiren Başbakan yardımcısı Sayın Ali Babacan’ı yürekten kutlar, önümüzdeki yıllarda
bu projenin yaratacağı katma değerin daha da yücelmesini dilerim.
Saygılarımla,
Mayıs 2014
3
Kimyasal Forum
NEDEN YÜKSEK TEKNOLOJİ? NEDEN YÜKSEK KATMA
DEĞER?
VE 2023 HEDEFLERİNE ULAŞABİLME İMKANLARI
Özalp ERKEY, TKSD Y.Kurulu Başkan Vekili
Türkiye’de 2023 hedeflerine ulaşabilmek gayesi ile, farklı tarihlerde
- Sanayi Strateji Raporu
- Kimya Strateji Raporu
- Gites Strateji Raporu
- İhracat Strateji Raporu
- YOIKK Strateji Raporu
Hazırlanmış ve bu raporlarda muhtelif eylem planları irdelenmiştir. Bunlar içinde de genel olarak,
dikkate alınan husus ‘Yüksek Katma Değerli ve Yüksek Teknoloji’ ye dayalı ürünlerin üretimine
yoğunlaşmak olmuştur.
Buradaki Stratejik Kalkınma Planında da 2023 yılında GSYIH’nın 2 trilyon dolara, kişi başı gelirin 25
bin dolara ve ihracatın 500 milyar dolara çıkarılması, işsizlik oranının ise %5’e düşürülmesi
hedefleri hesaplanmıştır.
Eğer yukarıdaki hedeflere erişilmesi isteniyorsa, nasıl bir dönüşüme ihtiyaç olduğu, hangi şartların
gerçekleşmesi gerektiği üzerinde durulacaktır.
Ekonomide tüm sektörlerin üretimlerinde kullandıkları
- Girdiler
- Sektörel katma değer bileşenleri
- Sektörlerin ürünlerinin ne kadarının tüketicilerce kullanıldığı
- Sektörel ithalatın gerek üretimde kullanılan ara girdiler, gerek yatırım, tüketim için kullanılanlar
incelendiğinde, imalat sanayinin GSYIH içindeki payı %22.5’tur ve bu rakam sanayileşmenin ne
kadar az olduğunu göstermektedir. Eğer ‘Yüksek Teknoloji’li sektörler ve bunların katma değer
yapısı incelenirse, Türkiye’nin bu sınıflamada yerinin ORTA-YÜKSEK olduğu görülebilir.
2023 hedefi olan 2 trilyon dolarlık GSYIH hedefine erişilirse bile Türkiye’nin cari açığı devam
edecektir.
Türkiye’nin yukarıda belirlenen hedeflere varması ancak YÜKSEK TEKNOLOJİLİ ürünlerde çok daha
az ithal bağımlısı olma mecburiyetini ortaya koymaktadır. Bu da şu demektir:
Yüksek Teknolojili üretim artışı olduğunda üretilen mallarda kullanılan girdilerin önemli bir
bölümünün yurt içinden tedarik edilecek, bu sektörlere girdi tedarik eden sektörlerin yarattığı
katma değer yurt içinde kalacak ve yüksek teknolojili sektörlerin üretiminin artması ile ülke
ekonomisinin ;
Geliri
İstihdamı
Uzmanlaşmayı
arttıracaktır.
Mayıs 2014
4
Kimyasal Forum
Ancak halen Türkiye’deki yüksek teknolojili sektörlerin üretimi artsa da, ekonomik çoğaltan
mekanizması daha düşük olduğundan katma değer artması düşük düzeyde kalmaktadır. Dolayısıyla
ülkede ‘yurt içi katma değer zinciri’ oluşması şarttır.
Türkiye’nin halen, mevcut imalat sanayi yapısının dağılımında yüksek teknolojili sektörlere
yönelmeye bakılırsa İmalat Sanayi üretimin %23.4’ü , yatırımların da %17.8’i orta-yüksek ve yüksek
teknolojilere ait olduğu görülmektedir.
Sonuç olarak gelişmekte olan bir ülke olmak, orta gelir düzeyinde bir ülke olmaya devam etmek,
orta-düşük /düşük teknolojili malları üretmek ve ihraç etmek, değiştirilmesi gereken hususlardır.
Bunun için de ‘Bilim bazlı bir planlama’ ve ‘Sektörel ve bölgesel öncelik ve farklılıkları’ dikkate alan
bir sanayileşme planı ortaya konmalıdır.
Mayıs 2014
5
Kimyasal Forum
TARIMSAL İLAÇLAR
Dr. Evren Saban, Kimya Enstitüsü, TÜBİTAK MAM, Gebze/KOCAELİ
1. Giriş
Tarımsal ilaçlar sektörü, hasat verimini artırmaya yönelik kullanılan pestisitlerin ve gübrelerin
hammadde üretimi ve formülasyonlarıyla uğraşan kimya endüstrisinin bir alt dalıdır. 7 milyar
olan bugünkü dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyar olarak öngörülmesi ve buna bağlı olarak
zirai ürünlerin gelecekte daha da önem arz etmesi tarımsal ilaç sektörünün sürdürülebilir
tarımdaki rolünü açıkça vurgulamaktadır (1). Ekilip biçilebilir alanların artan nüfusa bağlı
olarak azalması ve bu alanlardan daha fazla ürün elde edilmesi tarımsal ilaçların kullanımını
gerektirmektedir.
Yaklaşık 50 milyar dolar olan küresel tarımsal ilaç piyasası başlıca üç sınıfa ayrılmaktadır;
tescilli ürünler, patent süresi dolmuş tescilliler ve jenerikler (2). Sektörün %30’unu tescilli
ürünler oluşturmaktadır. Jenerik rekabeti olmayan patent süresi dolmuş tescilli ürünler de
dâhil edildiğinde sektörün %70’lik kısmı sayılı uluslararası firmalar tarafından üretilmektedir
(Syngenta, Bayer Crop Sciences, BASF, Dow Agrosciences, Monsanto, Dupont, FMC). Kalan
%30’luk pay da aynı anda birçok firma tarafından tescillenebilen ve rekabete açık jenerik
ürünlere aittir. Küresel tarımsal ilaçlar pazarında 2010 yılı itibari ile birçok ilaç aktif maddesi
jenerik hale gelmeye başlamış ve küresel pazarda %30’luk paya sahip olan jeneriklerin payının
daha da artması beklenmektedir (2).
Ülkemizde tarımsal ilaçlar pazarı bitki koruma ürünleri istatistiki bilgilerine göre yaklaşık 1,2
milyar liradır (3). Sektör parasal olarak büyük bir sektör olsa da geçmişte yaşanan yanlış KDV
uygulamalarından ötürü ülkemizde tarım ilacı aktif maddesi üretilmemektedir. 2007-2013
dokuzuncu kalkınma planı çerçevesinde hazırlanan tarım ilaçları raporuna da yansıyan
bilgilere göre geçmişte çiftçilerin faydalanması için pestisit son ürün ithalatında uygulanan
%18 KDV %8’e düşürülmüş, lakin pestisit üretebilmek için gerekli hammaddelerde KDV oranı
%18’de sabit kalmış, bundan dolayı da yerli ilaç üreticileri olumsuz etkilenmiştir (4). Son
yıllarda bu haksız KDV uygulaması düzeltilse de tarımsal ilaçlar sektörü zayıf kalmıştır.
Bu yazı ile tarımsal ilaçların kimyası kadar formülasyonlarının da önemli olduğu, sektörün
karşılaştığı zorluklar ve sektörün geleceği konularında kısa bir bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.
2.Tarımsal İlaçların Kimyası
2.1 Tasarım Mantığı
Piyasaya yeni bir ilaç sürmek beşeri ilaçlarda olduğu gibi para, emek ve zaman
gerektirmektedir. İlk aşama, tanımlanmış bir biyolojik aktiviteye sahip ilaç molekülü
geliştirmektir. İlaç biyoetkinliği ufak çapta test edildikten ve genel tarama testleri yapıldıktan
sonra etki mekanizması belirlenir veya tahmin edilir. Birden fazla ilaç molekülü yani ilaç
kütüphanesi varsa çeşitli zararlılar üzerinde kapsamlı bir teste tabi tutulurlar. Bu tarz ilaç
molekülü geliştirme yöntemine rastgele tarama metodu denir. Diğer bir yöntem de rasyonel
yaklaşımdır.
6
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Bu yöntemde enzim-substrat yapısal ilişkisi kullanılarak enzim-inhibitör ilişkisi geliştirilmeye çalışılır
ve enzim substratından daha iyi bağlanabilen ilaç molekülleri tasarlanır. Bunlardan hariç, 3D-QSAR
(quantitative structure activity relationship) tasarım yöntemiyle de akıllı ilaç molekülü tasarımları
yapılabilmektedir.
2.2.Fizikokimyasal Özelliklerin Önemi
Tarımsal ilaçların biyolojik açıdan en etkili özellikleri “çözünürlük” ve “reaktivite”dir. Bu yüzden,
ilacın alımı ve translokasyonu düşünüldüğünde ilaç geliştirmede fizikokimyasal özellikler de dikkate
alınmalıdır. İlaç formülasyonu geliştirmek için ve ilaç aktif maddesinin alımdan sonra biyolojik
dağılımı / translokasyonu / metabolizması için çözünürlük önemli bir parametredir. İlaç aktif
maddelerinin çoğu biyolojik ortamda hem sulu fazda hem de lipid fazında hareket ettiklerinden iki
fazda da bir derece çözünürlükleri vardır. Aktif maddenin yapısal özellikleri incelenerek çözünürlük
özellikleri tahmin edilebileceği gibi laboratuvar ortamında aktif maddenin n-oktanol ve sudaki
çözünürlüğü oranı logaritmik olarak partisyon katsayısı şeklinde ifade edilerek çözünürlük özelliği
tespit edilebilir.
2.3 Yapısal Özellikler
İlaç molekülünün hedefe vardıktan sonra etkinlik gösterebilmesi için yapısal özellikler ön plana
çıkmaktadır. Aktif maddenin hücresel reseptörlerle / proteinlerle / enzimlerle etkileşime girmesi
için kimyasal afiniteye ve belirli yapısal özelliklere sahip olması gerekir. Aktif maddenin üç boyutta
yapısı ve düzeni ile stereokimyası hedefe bağlanabilmesi için çok önemlidir. İzomer moleküller farklı
fiziksel özelliklere sahip olabildiğinden, stereokimyadaki herhangi bir değişiklik ilaç aktivitesinde
değişikliğe sebep olabilir.
2.3.1 Geometrik İzomerler
cis ve trans olarak adlandırılan geometrik izomerler birbirlerinin ayna görüntüsüne sahip değillerdir
ve farklı fizikokimyasal özellikler gösterirler. Aynı reseptör üzerinde farklı yapıda ve düzende
etkileşime girdiğinden ilaçların biyolojik etkinlikleri de farklı olmaktadır.
2.3.2 Optik İzomerler
Kiral merkeze sahip optik izomerler ise tamamen aynı fiziksel ve termodinamiksel özellik sergilerler.
Birbirlerinin ayna görüntüsüne sahip enantiomerler sadece polarize ışık düzlemini çevirme
noktasında farklılık gösterirler. Bütün organizmalar kiral ortama sahiptirler ve çoğu enzimler stereo
seçicidirler. Bu yüzden pestisit aktif maddelerinin %25’i kiraldirler. İnsektisitler içerisinde pyrethroid
türü ilaçların çoğu ve organofosfatların %30’u; herbisitlerden phenoxy, oxyphenoxypropionate,
imidazolinone ve cyclohexanedione türü ilaçlar; fungisitlerde ise triazole ve acylalanine türleri kiral
özellik gösterirler (5).
2.4 Tarımsal İlaçların Sentezi
Tarımsal ilaçların sentezi genelde çok aşamalı reaksiyonlar içerdiğinden, hedef molekül birden fazla
yolla sentezlenebilir. Hammaddelerin bulunabilirliği ve maliyeti, istenilen reaksiyon için mühendislik
kapasitesi, reaksiyon sonucu açığa çıkan safsızlıklar ve yan ürünler, ara ve son ürünlerin verimi ve
saflığı, maliyet-kâr oranı, proses atıkları ve prosesin sınai mülkiyet hakları gibi faktörler ilaç aktif
maddesinin sentezinde kullanılacak ve standardize edilecek yolu belirlemede önemlidir.
7
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Günümüzde daha çevreci yöntemler ön plana çıkmaktadır. Örneğin, carbamate ve sulfonyl urea türü
ürünlerin sentezinde phosphene yerine daha çevreci olan diphosgene / triphosgene /
diarylcarbamate kullanılmaktadır (5).
3. Tarımsal İlaçlarının Formülasyonu
Tarım ilaçlarında zararlılarla mücadele eden asıl etmen içindeki aktif maddedir. Aktif madde, çözücü,
adjuvan, bağlayıcı, taşıyıcı ve stabilizatör gibi yardımcı maddelerle karıştırılması gerekmektedir. Aktif
madde ile yardımcı maddelerden oluşan son ürün, formülasyon olarak adlandırılır. Piyasadaki
formülasyon şekilleri için bakınız (4; 6).
3.1 Nanoformülasyon
Nanoteknoloji günümüzde her alanda olduğu gibi tarımsal ilaçlarda da kendine yer edinmiştir. İlaç
formülasyonlarında yeni trend olan nanoformülasyonlar, az miktarda ilacın daha uzun süre ve daha
etkin bir şekilde kullanılmasını sağlar. Konvansiyonel olarak uygulanan tarım ilaçlarına karşın
nanoenkapsüle edilmiş formülasyonlar, ayrışma ve buharlaşma ile fotolitik, hidrolitik ve mikrobiyal
bozunmaya karşı daha fazla direnç gösterirler (7; 8). Başlıca avantajları biyoemilimi artırması, az
miktarda kullanıldığından kalıntı problemlerini gidermesidir. Çevre ve insan sağlığı faktörleri ele
alındığında nanoformülasyonların faydaları çok önemli gibi gözükse de yeni nanoformülasyon
geliştirirken aşağıdaki etkenleri de göz önünde bulundurmak gerekmektedir;
Nanoenkapsüle formülasyonlar için gerekli hammadde ve proses maliyetlerinin halihazırda var olan
konvansiyonel ilaçlara göre rekabet edebilir olması.
İlaç uygulamasından sonra nanotaşıyıcıların çevrede, bitkide, organizmada ve topraktaki akibeti.
Formülasyondaki nanotaşıyıcıların ve diğer katkı maddelerinin ısı, hidroliz, oksidayon, güneş
radyasyonu ve biyolojik ajanlara maruz kalması sonucu bozunmalarının çevresel etkileri.
3.2 Adjuvanların Formülasyonlardaki Rolü
İlaç aktif maddesi ve sudan hariç, ilaç aktif maddesinin etkinliğini veya stabilitesini artırmaya yönelik
formülasyonlarda veya sprey tanklarında kullanılan yardımcı maddelere adjuvan denir. Adjuvanlar
tarım ilaçlarını uygun maliyete indirir, hedef odaklı yapar ve çevresel zararlarını kabul edilebilir
seviyeye çeker. Bir ilaç aktif maddesi için farklı adjuvanlar kullanılarak değişik formülasyonlar
geliştirilebileceği için bu alan da başlı başına bir araştırma konusudur. İlaç aktif maddesini geliştirmek
kadar formülasyon geliştirmek te aynı derece öneme sahiptir.
4. Tarımsal İlaçlar Sektöründeki Zorluklar ve Geleceği
4.1 Pestisit Direnci
Zararlılar, zamanla kullanılan kimyasallara karşı adaptasyon sağladıklarında pestisit direnci ortaya çıkar
ve ilaca karşı hassasiyet azalır. Kimyasallara karşı direnç, zamanla genetik mutasyon ve doğal seçicilik
sonucu oluşur. Birleşmiş Milletler Çevre Programı pestisit direncini küresel tarım için en büyük
tehditlerden biri olarak listelemiştir. Dünya genelinde 550’den fazla böcek türü, 150’den fazla bitki
patojen türü, 270’den fazla ot türü pestisitlere karşı direnç geliştirmişlerdir ve bu direç sayesinde
tarımsal mahsüllerin %10’u telef olmaktadır (9). Pestisit ve pestisit direnciyle mücadelede çevreye
duyarlı ve genel uygulamaların bir kombinasyonu olan ve küresel olarak teşvik edilen yöntem IPM
(Integrated Pest Management) programıdır.
8
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Bu program kısaca dört aşamadan oluşmaktadır; a) zararlı popülasyonu eşiği belirlenmesi, b)
zararlıların gözlemlenmesi ve belirlenmesi, c) zararlı tehditlerinin önlenmesi ve d) mücadelenin
kontrol edilmesi (10).
4.2 Sahte Pestisitler
Tarımsal ilaçlar endüstrisindeki en büyük sorun sahte ilaçların yaygın olarak kullanılmasıdır. Crop Life
International organizasyonun sahte ve taklit ürünlerle mücadele direktörü D’Arcy Quinn, sahte ve
taklit ürün kullanımının ve buna bağlı ekonomik kayıpların çok fazla olduğunu belirtmektedir (11).
Yasal olmayan yollarla ülkeye giren tescillenmemiş ilaç kullanımının ekonomik, çevresel, sağlıksal ve
tarımsal sonuçları olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
4.3 Pestisitlerin Güvenli Kullanımı
Tarımsal ilaçlar hatalı ve aşırı miktarda kullanılırsa, canlı organizmalara, mahsüllere ve çevreye
zararları olabilmektedir. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde çiftçilerin pestisitleri bilinçsiz bir
şekilde kullanması ve yine yanlış şekilde bertaraf etmesi yaygın bir sorundur. Tarımsal ilaçların
koruyucu giysiler ve uygun doz uygulamasına yönelik etiketleri ve kullanma talimatları düzgün bir
şekilde okunursa yanlış ilaç kullanım sıklığı, miktarı ve aşırı doz uygulamasına bağlı riskler ortadan
kalkacaktır.
4.4 Artan İlaç Geliştirme ve Tescillendirme Maliyetleri
Piyasaya yeni bir ilaç molekülü sürmek zamanla daha da pahalı hale gelmektedir. Aktif maddenin
bulunmasından formüle edilip piyasaya çıkması 10-12 yıl sürebilmektedir. İlaç molekülü bulunması
ve geliştirilmesi maliyeti 1995 yılında 150 milyon dolar civarında iken 2010 yılında bu masraf 250
milyon dolara tırmanmıştır. Bir aktif maddenin başvuru maliyeti de 15-20 milyon dolar arasındadır.
Ülkeler tarım ilaçları hakkında yeni mevzuatlar ve daha katı kısıtlamalar ortaya koydukça ilaç
geliştirme maliyetleri daha da artmaktadır. Ülkelerin kendi mevzuatları dışında, OECD, FAO, WHO ve
Codex Alimentarius Commission gibi uluslararası organizasyonlar da tarımsal ilaçların
yönetmeliğinde önemli bir role sahiptirler. FAO (Food and Agricultural Orgaziation of UN) pestisit
üretimi, pazarlanması ve tedarik zincirinde minimum standartları geliştirmiştir. Codex Alimentarius
Commission bir mahsülde ve üründe pestisit kalıntı limitini belirlemiştir. OECD ve WHO ise
pestisitler yönetmeliğinin uluslararası düzeyde belirlenmesine yardım etmektedir. Ülkemizin
tarımsal ürünlerini ihraç ettiği ve bazı zamanlarda pestisit kalıntısı yüzünden ürünlerimizin geri
gönderildiği göz önünde bulundurulursa, yalnızca ülkesel bazda yönetmeliklere uymak yetmez,
uluslararası yönetmeliklere de uymak gerekmektedir (5).
4.5 GDO’lu Mahsüller
Tarımda, genetiği değiştirilmiş organizmalar son yıllarda birçok tartışmayı da beraberinde
getirmiştir. Genetik müdahale yöntemleriyle başka bir canlıdan alınan gen veya genlerin
aktarılmasıyla elde edilen, daha verimli ve zararlılara karşı daha dirençli olduğu düşünülen bitkiler,
yeni zararlı türlerinin ve yabani otların oluşmasına ve buna bağlı olarak pestisit direçlerinin
artmasına sebep olmaktadır. Yeni tür zararlılar ve yabani otlar daha güçlü ve daha etkin
kimyasalların kullanımını gerektirmektedir. Bu açıdan bakıldığında GDO’lu ürünlerin tarımsal ilaçlar
endüstrisindeki süper otlarla, güçlü haşerelerle ve yeni tür hastalıklarla mücadelede etkisi büyüktür.
Mayıs 2014
9
Kimyasal Forum
4.6 İlaç Taşıyıcı Sistemler ve Uygulama Teknolojileri
Yeni Zelanda Orman Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Zabkiewicz, bir pestisit aktif maddesinin bitki
yaprağı üzerinde tortu, tutunma, alım ve translokasyon gibi parametreleri hesaplandığında aktif
maddenin yalnızca %2’sinin hedefe ulaştığını belirtmiştir (12). Pestisit aktif maddesinin hedefe daha
etkin bir şekilde ulaşması, uygulama dozunun miktarının ve süresinin kontrollü salım ile ayarlanması
ile pestisit kalıntılarını azaltmaya yönelik yeni taşıyıcı sistemlerin ve uygulama teknolojilerinin
geliştirilmesi güncel araştırma konularındandır (13).
4.7 Çevreci Teknolojiler ve Ürünler
Tarımsal ilaçların üretim proseslerinde zararlı kimyasallar kullanılabilir ve tehlikeli atıklar ortaya
çıkabilmektedir. Artan sıkı yönetmeliklere paralel olarak pestisitlerin üretim teknolojilerinin, zararlı
kimyasalların çevreye salımını engelleyen çevreci teknolojiye sahip olması beklenmektedir. Çevreci
prosese ek olarak üretilen ürünlerin de ekotoksik olmaması, insanlara kanserojen ve mutajen
olmaması istenmektedir. Bu özellikler bakımından zararlı veya tehlikeli görülen pestisitler
uluslararası yönetmeliklerce yasaklanmaktadır.
5. Özet
Tarımsal ilaçların üretiminde tercih insanlara ve çevreye duyarlı olan yöntemler olmalıdır. Bu
kapsamda tarımsal ilaç Ar-Ge’sindeki amaç daha etkin ve daha verimli ilaç formülasyonları
geliştirebilmektir. Günümüz ve gelecek dünya tarımının sorunlarını halledebilecek tek bir çözüm
bulunamasa da var olan çözümlerin geliştirilmesi ile ve uluslararası işbirlikteliklerinin artırılması ile
sistematik bir biçimde çalışarak sorunlar bir ölçü azaltılabilir ya da güvenli seviyeye çekilebilir.
Sürdürülebilir tarım için uluslararası boyutta kapsamlı ve etkin bir şekilde zararlılarla mücadele
düzeni yerleştirilmeli ve yönetmelikler çerçevesinde eğitim ve pratik yapılarak bu işin önemi
pekiştirilmelidir.
6.Referanslar
1. http://en.wikipedia.org/wiki/World_population.
2. Global Markets for Agrochemicals. : BCC Research, 2010. CHM054A.
3. Bitki Koruma Ürünleri İstatistiki Bilgileri. T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. [Alıntı Tarihi: 02.05.2014.]
http://www.tarim.gov.tr/GKGM/Sayfalar/BirimDetay.aspx?OgeId=24&Liste=SolMenu.
4. Tarım İlaçları Çalışma Grubu Raporu. s.l. : Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013), 2006.
5. Singh, K. N. ve Merchant, K. The Agrochemical Industry. J. A. Kent. The Handbook of Industrial Chemistry and
Biotechnology. New York : Springer, 2012.
6. Rudolf, Frank. Agrochemical Products. Ullmann's Encyclopedia of Industrial Chemistry. 2009.
7. Wang, Lijuan, et al., et al. Oil in water nanoemulsions for pesticide formulations. Journal of Colloid and Interface
Science. 2007, Cilt 314, s. 230-235.
8. McClements, David Julian ve Rao, Jiajia. Food Grade Nanoemulsions: Formulation, Fabrication, Properties,
Performance, Biological Fate, and Potential Toxicity. Critical Reviews in Food Science and Nutrition. 2011, Cilt 51, s. 285330.
9. Brown, Lester R. ve Renner, Michael. Vital Signs 1999-2000: The Environmental Trends That Are Shaping Our Future.:
Routledge, 2014. ISBN 1134192940.
10. Integrated Pest Management. Environmental Protection Agency. [Alıntı Tarihi: 25.04.2014.]
http://www.epa.gov/opp00001/factsheets/ipm.htm.
11. Toth, Stefanie. The Good Fight Against Illicit Trade. Farm Chemicals International. [Alıntı Tarihi: 25.04.2014.]
http://www.farmchemicalsinternational.com/uncategorized/the-good-fight-against-illicit-trade/.
12. 10th IUPAC International Congress. Crop Protection Monthly. 29 Ağustos 2002.
13. Wilkins, R. M. Controlled Release Technology, Agricultural. Kirk-Othmer Encyclopedia of Chemical Technology.
10
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
TÜBİTAK MAM ÇEVRE VE TEMİZ ÜRETİM ENSTİTÜSÜ
GÖREVLERİ VE FAALİYETLERİ
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Çevre ve Temiz Üretim
Enstitüsü
TEMİZ ÜRETİM NEDİR?
Birleşmiş Milletler Çevre Programı, UNEP’in yaptığı tanımlamaya göre Temiz Üretim, verimliliğin
arttırılması, çevre ve insanlar üzerindeki risklerin azaltılması için uygulanan, entegre, önleyici bir
çevre stratejisinin proses, ürün ve hizmetlere sürekli uygulanmasıdır. Temiz üretim herhangi bir
endüstride kullanılan proseslere, ürünlere ve topluma sunulan çeşitli hizmetlere uygulanabilir
(UNEP, 2004). Şekil 1 temiz üretim tanımı ile getirdiği avantajları özetlemektedir.
Şekil 1 Temiz Üretimin avantajları
Temiz Üretim yaklaşımı kirliliği oluşmadan, kaynağında önlemeyi ve azaltmayı hedefler. Bu hedef de,
üretim proseslerinde veya ürünlerin kendisinde değişiklikler yaparak başarılır. İşletmede
uygulamasında kullanılabilecek çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır (Şekil 2) (REC Türkiye, 2011).
Şekil 2 TÜ uygulamasında kullanılan yaklaşımlar
11
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Temiz üretim gerçekte çevre, toplum ve iş dünyasını koruyan bir kazan-kazan stratejisidir. Bu
nedenle temiz üretim kavramı sadece çevresel stratejileri değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal
yararları da en az çevre kadar içeren bir kavramdır (UNEP, 2004).
TEMİZ ÜRETİM MERKEZLERİNE NEDEN İHTİYAÇ VARDIR?
Sürdürülebilirlik kavramı ile birlikte gelişen temiz üretim konusu 1990’lı yıllardan beri, gelişmiş,
gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gündemlerinde yer almaktadır. Ulusal Temiz Üretim
Merkezleri (UTÜM) ise, bu sürecin etkin olarak sürdürülmesinde kritik öneme sahiptir. Bir UTÜM’ün
amacı yerel şartlara uyum içinde, işletmeler ve devlet politikalarında temiz üretim stratejisini teşvik
etmek ve ülke genelinde talepleri yaratmak ve karşılamak için yerel kapasiteyi geliştirmektir.
Merkezler, hazır çözümler yerine müşterilerinin sorunlarına özel en iyi çözüm önerileri üretip,
eğitimler organize ederler (UNEP, 2002).UTÜM ülke örnekleri ve UNEP tarafından uygulanan Ulusal
Temiz Üretim Programı incelendiğinde bu merkezlerin genel olarak temiz üretim kavramının
avantajları ve yararları konusunda bilinç yaratma, ulusal uzmanların eğitimi ve ulusal kapasitenin
arttırılması, kuruluşlara özel teknik destek, ortaklıklar kurma ve bilgi paylaşım ağlarının yaratılması,
politikalar için teknik önerilerin oluşturulması aşamaları ile hayata geçtiği görülmektedir (UNEP,
2002). Aynı zamanda bu aşamalar ülkelerin temiz üretim konusundaki ihtiyaçlarını da
oluşturmaktadır. Merkezin ilk 3-5 yıllık sürecinde bilinç yaratma amaçlı eğitimler, temiz üretim
değerlendirmesi ve pilot projelerin oluşturulması, daha sonraki periyotlarda ise bilgi ağı oluşturma,
eşleştirme, bilginin yönetimi ve politika önerileri gibi diğer stratejik hizmetleri sağlaması önerilir.
Burada önemli olan önceliklerin belirlenmesi ile iyi bir zaman planı ve uygulama programının
yapılmasıdır (UNEP, 2004).
TÜRKİYE’DE TEMİZ ÜRETİM MERKEZİ KURULMASI FAALİYETLERİ
2008-2011 yılları arasında Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) sorumluluğunda,
TTGV tarafından yürütülen Eko-Verimlilik (Temiz Üretim) Programının önemli bir hedefi Ulusal EkoVerimlilik (Temiz Üretim) Merkezi (UTÜM)’nin kurulması olarak benimsenmiştir. 2011 yılında
ülkemizde UTÜM’ün kurulması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı Verimlilik Genel
Müdürlüğü’ne (VGM) verilmiş ve VGM’nin 2013 yılında programladığı stratejik hedeflerinden birisi
olarak belirlenmiştir. 06/04/2013 tarihli TÜBİTAK Bilim Kurulu kararı gereği TÜBİTAK Marmara
Araştırma Merkezi (MAM) Çevre Enstitüsü bünyesinde “Ulusal Temiz Üretim Merkezi” işlevini
üstlenecek olan Çevre Enstitüsü’nün, Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü olarak yapılandırılması
yönünde karar verilmesinin ardından konu ile ilgili çalışmalara Enstitü tarafından başlanmıştır. Ulusal
Temiz Üretim Merkezi görevlerini üstlenen Enstitünün bu alanda planladığı hedefleri Temiz Üretim
konusunda Ar-Ge projeleri geliştirmek ve yürütmek; teknoloji transferi ve iyi uygulamaların
yaygınlaştırılması için projeler yürütmek; ulusal düzeyde farkındalık yaratmak; uzman kadrosu ve
kapasite oluşturma için eğitim organizasyonları düzenlemek; sanayi sektörü için teknik destek
sağlamak, kurumsal kapasiteleri geliştirmek; uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak olarak
sıralanabilir
Mayıs 2014
12
Kimyasal Forum
Temiz Üretim Birimi Yapılanma Şeması ve Faaliyet Alanları
ÇEVRE VE TEMİZ ÜRETİM ENSTİTÜSÜ FAALİYET ALANLARI
1. PROJE FAALİYETLERİ
Sanayide sürdürülebilir üretimin desteklenmesine yönelik olarak ulusal öncelikli alanlar dikkate
alınarak Ar-Ge projeleri geliştirilmesi ve yürütülmesi
Sanayi alt sektörleri için pilot uygulamalar içeren projelerin gerçekleştirilmesi
Uluslararası projelerin geliştirilmesi
Ulusal kapasitenin geliştirilmesi amacıyla yürütülen Ar-Ge projelerinin çıktılarını ve uygulamalarını
içeren sektörel kılavuzlar ve rehber dokümanlarının hazırlanması
2. BİLGİNİN YAYGINLAŞTIRILMASI/ EĞİTİM FAALİYETLERİ
Güncel temiz üretim teknolojileri ve sektörel en iyi uygulamaların yaygınlaştırılması için sanayi
kuruluşları ve diğer paydaşlara tanıtım,
Temiz Üretim alanında faaliyet gösteren ulusal kamu kurumları, özel kuruluşlar, (danışmanlık,
mühendislik firmaları, vb.), akademisyenler ve diğer uzmanlar ile iş birliği içinde bilginin
yaygınlaştırılması
Sanayi kuruluşları, üniversiteler ve araştırma kurumları ile diğer paydaşların düzenli toplantılar
yoluyla sürece aktif olarak katılımının sağlanması
Sektör/konu bazlı seminer, çalıştay, toplantı organizasyonları
Ulusal uzman havuzunun geliştirilmesine yönelik katkı sağlanması
TÜ konusunda ulusal kapasitenin arttırılması için farklı hedef kitlelere yönelik eğitim
programlarının organizasyonu
Eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde ulusal uzman havuzu, uluslar arası kuruluşlar ve uzmanlar,
ulusal eğitim firmaları ile koordineli çalışma
Mayıs 2014
13
Kimyasal Forum
3. TEKNİK DESTEK/ DANIŞMANLIK FAALİYETLERİ
Sanayi sektörüne ihtiyaç odaklı ve sorun çözümüne yönelik tespitlerin oluşturulması ve
önerilerin geliştirilmesi için kaynak verimliliği (Enerji, su, hammadde), atık yönetimi, kimyasal
yönetimi, proses iyileştirme/geliştirme önerileri v.b. danışmanlık hizmetleri ve teknik destek
verilmesi
Sanayi, özel ve kamu kurum kuruluşları, uzmanlar ve üniversiteler ile işbirliği içerisinde,
sanayinin teknolojik ihtiyaç ve eksikliklerinin belirlenmesi
İlgili kamu kurumlarına sürdürülebilir üretim konusunda politika ve sektörler için somut hedef,
yöntem ve eylem planları oluşturmaya yönelik öneriler geliştirme
4. ULUSLARARASI İLİŞKİLER FAALİYETLERİ
Dünyadaki diğer Temiz Üretim Merkezleri ile ortak proje fırsatlarının araştırılması
Uluslararası projeler geliştirme, yürütme
Uluslararası etkinliklerin takibi, katılım ve organizasyonu
TÜBİTAK MAM altında daha önceki yıllarda Enerji ve Çevre Enstitüsü, 2004-2009 yılları arasında
Kimya ve Çevre Enstitüsü, 2009-2013 yılları arasında ise Çevre Enstitüsü olarak faaliyet gösteren
çalışma grubu geçmişte verimlilik ve temiz üretim konu başlıkları altında yer alabilecek kamu ve
özel sektör projeleri yürütmüş ve halen yürütmeye devam etmektedir. Temiz Üretim konusundaki
sorumluluklarından biri işbirliği projeleri geliştirmek olan VGM tarafından hazırlanan ve Kalkınma
Bakanlığı’na sunularak desteklenmesi kabul edilen ve 2 yıl süreli “SANAYİDE KAYNAK VERİMLİLİĞİ
POTANSİYELİNİN BELİRLENMESİ” projesi 2014 Mart ayında enstitü tarafından yürütülmeye
başlanmıştır. Projenin ana amacı Türkiye sanayisinde; hammadde, enerji ve suyun etkin ve
sürdürülebilir kullanımı ile elde edilebilecek potansiyel ekonomik ve çevresel faydaları; sektörler,
bölgeler düzeyinde analiz edecek bir metodoloji geliştirerek bu potansiyeli niceliksel olarak ortaya
koymaktır. Projede ele alınacak öncelikli sektörler, Gıda Ürünleri İmalatı, Tekstil Ürünlerinin
İmalatı, Kimyasalların Ve
Kimyasal Ürünlerin İmalatı, Diğer Metalik Olmayan Mineral Ürünlerin İmalatı, Ana Metal Sanayidir.
Seçilen bu beş ana sektör için mevcut kaynak verimliliği potansiyeli tahminleri, etkileri, faydaları ve
maliyetleri de dikkate alınarak, su, enerji ve hammaddeye odaklanılarak araştırılacaktır. Atık
potansiyeli, geri kazanım ve yeniden kullanım potansiyeli ikincil hammadde kaynağı olarak dikkate
alınarak hammadde başlığı altında incelenecektir.
Bunun dışındaki projelerden bazılarına örnekler olarak: AB 6. Çerçeve Programı tarafından
desteklenen, sıfır vesel nitelikli atıksu deşarjı prensibini hedefleyen Sustainable Concepts towards
a zero outflow municipality (ZERO-M), (2003-2008) projesi, İstanbul Deri Org. San. Müdürlüğü için
yürütülen “İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi Atıksu Geri Kazanımı ve Kullanım Suyu
İyileştirilmesi Fizibilitesi” projesi, (2004), SÖKTAŞ A.Ş. için yürütülen tekstil atıksularının geri
kazanımını hedefleyen Atıksu Geri Kazanımı Fizibilitesi projesi (2004),
Mayıs 2014
14
Kimyasal Forum
Anteks Dokuma Fabrikası’nda baca gazında sülfür giderimi ünitesi tasarımı gerçekleştirilen
Desülfürizasyon Ünitesi Tasarımı projesi (2002), TKİ’ye bağlı bir kömür işletmesinde üretimde
ortaya çıkan yer altı suyunun gerikazanılmak üzere arıtımı için proses tasarımının yapıldığı Su
Arıtımı/Geri Kazanımı projesi (2010-2012), Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sanayi Genel
Müdürlüğü için yürütülen İklim Değişikliği Kapsamında Sanayide Teknoloji İhtiyaç Değerlendirmesi
ve Sera Gazı Azaltım Potansiyelinin Belirlenmesi projesi, (2012-2014), AB FP 7-(Biowaste4SP)
Turning Biowaste into Sustainable Products: Development of Appropriate Conversion Technologies
Applicable in Developing Countries, projesi (2012-2015), Çevre ve Orman Bakanlığı için, TÜBİTAK
1007 projesi olarak yürütülen Türkiye’de Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı İle Uyumlu Tehlikeli Atık
Yönetimi projesi, (2009-2012) verilebilir.
Ulusal Temiz Üretim Merkezi görevlerini üstlenen Enstitünün bu alanda gerçekleştirmesi planlanan
kısa vadeli hedefleri öncelikle ülkemizdeki bu konudaki ihtiyaç ve sorunların tespit edilmesi için
paydaş toplantıları gerçekleştirmek, bilinç yaratma ve kapasitenin arttırılmasına yönelik, eğitimler
organize etmek ve özellikle sektörel örnek oluşturması amacıyla pilot projeleri ve TÜ konusunda
teknolojinin geliştirilmesi, işletmelerde üretim sistemlerinin iyileştirilmesi yoluyla verimliliğin
artırılmasına yönelik Ar-Ge projelerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.
Referanslar
Changing Production Patterns:Learning From The Experience of National Cleaner
Production Centres, UNEP, 2002
Guidance Manual How to Establish and Operate a Cleaner Production Centre, UNEP,
UNIDO, 2004
Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Yayınları – I, Yaşam Döngüsü Analizi, Bölgesel Çevre
Merkezi REC Türkiye, 2011
Türkiye’de Temiz (Sürdürülebilir) Üretim Uygulamalarının Yaygınlaştırılması İçin
Çerçeve Koşulların ve Ar-Ge İhtiyacının Belirlenmesi Projesi Sonuç Raporu, T.C. Çevre
ve Orman Bakanlığı Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), 2010
Mayıs 2014
15
Kimyasal Forum
TÜRKİYE’DE NÜKLEER ENERJİ ve TORYUM Hakkında …..
Dr. Caner Zanbak
Çevre Danışmanı, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği
Son üç-dört içinde ülkemizde nükleer santrallerin tekrar gündeme gelmesiyle, özellikle de 28 yıl
önceki Ukrayna-Çernobil ve iki yıl önceki Japonya-Fukuşima olayları örnek gösterilerek, nükleer
enerjinin “eksi”leri tartışılmaktadır. Bu “eksi” örneklerin mühendis gözüyle baktığımızda, Çernobil
tesisinin günümüz standartlarına göre çok eksikli ve çok eski bir teknoloji ile kurulmuş dolayısı ile
kapatılmış olması gerektiğini, Fukuşima’daki tesisin ise en büyük depreme karşı yapısal açıdan
dayanıklı ama tsunami etkisine karşı dışarıdan gelecek suya karşı güvenlik pompalarının sadece 4-5
metre daha yüksekte yapılmış olması gerektiğini görmekteyiz.
Bu kısa bilgi notunda, dünyadaki nükleer enerji tesislerinin sayısı ve enerji sağlamadaki rolü
üzerinde durulmayacak; ancak, ülkemizdeki nükleer enerji tesislerinin kurulması konusundaki
gelişmeler ile ilgili genel hatırlatma sonrasında, “yeşil enerji” olarak tanıtılan toryum ve ülkemizdeki
toryum kaynakları ile ilgili özet bilgi verilecektir.
Türkiye’de Nükleer Enerji Tesisi Kurulmasına Yönelik Çalışmalar
1955 yılında 'Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması' amacıyla toplanan
1.Cenevre Konferansından sonra, Türkiye’de 1956 yılında Başbakanlığa bağlı bir
“Atom Enerjisi Komisyonu” kuruldu ve Türkiye 1957’de Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu
olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın üyesi oldu.
Türkiye'de ilk nükleer çalışma ve araştırmalar ise 1962'de İstanbul'da Küçükçekmece
gölü kıyısında kurulan 1 MW'lık TR-1 araştırma reaktörüyle başladı. (1980'ler de bu
reaktörün gücü 5 MW'a çıkarıldı (TR-2). 1962 yılında Çekmece Nükleer Araştırma ve
Eğitim Merkezince 1 MW gücünde TR-1 adında 'Havuz' tipi bir deney reaktörü işletmeye
alındı ama elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer
santrallerle ilgili ilk
etütler 1967-1970 yılları arasında yapıldı.
1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kuruldu ve TEK’e bağlı olarak kurulan
Nükleer Enerji Dairesi 1972 yılı başında çalışmaya başladı. Bu bağlamda nükleer
santral sahası için yapılan fizibilite ve yer araştırmaları sonrasındaen uygun yerler
olarak; Mersin-Akkuyu, Sinop-İnceburun, ve Kırklareli-İğneada sahaları belirlendi.
TEK tarafından yapılan çalışmalar sonrasında, lisanslama otoritesi olan Başbakanlık
Atom Enerjisi Komisyonu 1976 yılında Akkuyu Sahası için "yer lisansı" verildi.
Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasını 1980 yılında imzalayıp
onaylayarak nükleer silah imal etmeyeceğini ve bunların yayılmasına da aracı
olmayacağını taahhüt etti.
Mayıs 2014
16
Kimyasal Forum
Eylül 1984'de, Başbakan Turgut Özal'ın, "nükleer santralların imalatçı firmalarla
oluşturulacak bir ortaklık vasıtasıyla kurulması, 15 yıl süreyle işletilmesi ve tüm
borçların enerji satışlarıyla geri ödenmesinden sonra devredilmesi" tarzında yaptığı
öneri, nükleer santral projesine önemli bir boyut kazandırdı.
1984 yılında OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA)’ya üye olan Türkiye'de 1986’da
meydana gelen Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam
dolayısıyla nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alındı. 1988 yılında TEK Nükleer
Santraller Dairesi Başkanlığı kapatıldı.
Yaklaşık onbeş yıllık bir duraklama sürecinden sonra,1990'ların sonuna doğru elektrik
enerjisi üretmek üzere nükleer güç santralı yapımı için çalışmalar hız kazandı.
Ekim
1992’de TEK, dünyadaki belli başlı nükleer santral imalatçısı firmalara bir mektup
yazarak, 2002 yılında devreye girecek şekilde, 1000 MW
gücünde bir veya iki
üniteli nükleer santralın Türkiye’de anahtar teslim veya Yap- İşlet-Devret
olarak
kurulması için teknik ve mali konularda bilgi istedi.
Ocak-1993 tarihinde, Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmi Gazete’de
yayınlanarak tekrar yatırım programına alındı. 2002 yılı sonlarında, Başbakanlığa
bağlı lisanslama otoritesi olarak görev yapmakta olan Türkiye Atom Enerjisi
Kurumu
(TAEK), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandı.
Akkuyu Nükleer Santralı için Ekim 1996 'da açılan ihaleye Ekim 1997 'de verilen teklifler
sonrasında çıkan politik kargaşa sonrasında ihale hükûmet tarafından belirsiz bir tarihe
bırakılmıştır.
Kasım 2004 tarihinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TAEK, inşasına 2007 yılında
başlanacak, toplam 5000 MWe'lik üç nükleer reaktör yapılacağını açıkladı.
2006 Nisan ayında, Türkiye'nin ilk nükleer santralı sahası olarak Sinop'un seçildiği
açıklandı ve 18 Mart 2008 tarihinde Nükleer Güç Santrallerinin Kurulmasına yönelik
Enerji Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik Resmi Gazete'de yürürlüğe girdi.
İlk nükleer santral yapılması için bugüne kadar dört kez ihaleye çıkıldı. 2008 yılında
yapılan son ihale de iptal edildi.
İnternette mevcut (http://www.ntvmsnbc.com/id/25022241/) yukarıdaki tarihçeden
de anlaşılacağı üzere, Türkiye nükleer enerji üretimi üzerine ilk çalışmaya başlıyan az
sayıdaki ülkelerden biri olmasına rağmen, nükleer enerji kullanım konusunda hiçbir yol
katedememiştir.
Mayıs 2014
17
Kimyasal Forum
Uranyum - Temel Nükleer Yakıt Hammaddesi
Günümüzde nükleer güç santrallerinde yakıt olarak kullanılmaktadır. Doğadaki uranyumun binde
yedisi (%0.71) bölünebilme yeteneğine sahip (fisil) Uranyum-235 izotopu içerir. Doğal uranyumlu
yakıt ağır su (döteryum-hidrojenin bir izotopu) ile soğutulan reaktörlerde kullanılmaktadır. Hafif su ile
soğutulan reaktörlerde ise zenginleştirilmiş uranyum yakıtı kullanılmaktadır. Zenginleştirilmiş
uranyum, doğal uranyum içindeki Uranyum-235 izotopu oranını artırmak amacıyla zenginleştirme
işlemi ile elde edilmektedir.
Toryum da Bir “Nükleer Enerji” Yakıtıdır
Toryum da, nükleer santral tesislerinde kullanılabilen, bir “nükleer enerji” yakıtıdır. Ancak, yakıt
olarak kullanımı, uranyumdan çok farklıdır. Toryum, doğada bulunduğu haliyle, radyoaktivite artışı ve
nükleer zincir reaksiyonu ortaya çıkarmaz.
Toryumun sürekli bir nükleer reaksiyon verebilmesi için, bir başka radyoaktif madde tarafından
“nötron bombardımanı” ile tetiklenmesi gerekir. Toryum yakıtlı bir reaktörün çalışması için,
Toryumun yoğun radyoaktiviteli Uranyum (U235) ve/veya Plutonyum (Pu239, Pu241) izotopları ile nötron
bombardımanı gerekir. Bu işlem sonucunda, düşük radyoaktiviteli Toryum, bugünki nükleer
santrallerde kullanılan, yüksek radyoaktiviteli Uranyuma (U233) dönüşür.
Uranyum ve Toryum yakıtlarının temel farklılıkları:
Uranyum yakıtlı reaktörler yan ürün (nükleer atık) olarak yüksek radyoaktiviteli Plutonyum
da üretir.
Toryum yakıtlı reaktörler ise yan ürün olarak Plutonyum üretmez ve de Uranyum yakıtlı
reaktörlere göre daha az “uzun yarılanma süreli” radyoaktif yan ürün (atık) üretir.
Toryum yakıtlı reaktörlerde zincir nükleer reaksiyon olmadığından dolayı, reaktörlerde
“çekirdek erimesi” olasılığı sıfıra yakındır.
Ancak, “toryum yakıt” hazırlama teknolojisi “uranyum reaktörü yakıtları”na göre daha az
gelişmiştir,
Reaktöre yüklenecek olan Toryumun yakıt olarak aktivasyonu sonucu ortaya çıkan
Uranyumun (U233) nükleer silah yapımında kullanılması mümkündür.
Toryumun Enerji Yakıtı olarak “Çevre Dostu-Yeşil Enerji” Nitelendirilmesi Konusu:
Uranyuma göre, doğadaki halinde radyoaktivitesi, saldığı sadece alfa ışınları bir kağıt
tarafından bloke edilebilir düzeyde, çok zayıf olmasına karşılık, enerji verimliliğinin daha fazla
olması,
Toryumun sadece bir izotopu vardır; dolayısı ile yakıt olarak kullanma açısından, uranyum
gibi karmaşık “yakıt zenginleştirme” işlemine gerek bulunmaması,
Toryumu aktifleştirmek için, mevcut nükleer santrallerden çıkan, yüksek radyoaktiviteli yan
ürünlerin (nükleer atıkların) enerjisinin kullanılarak geri kazanımı/azaltılması
açısından Toryum yakıtlı reaktörler daha çevre dostu olarak nitelendirilebilir. Ancak, Hindistan, Çin ve
Japonya dışında, Toryum yakıtlı nükleer reaktör inşaatının varlığı rapor edilmemektedir. Bunun temel
nedeni olarak, mevcut nükleer santralların uranyum yakıtlı olmaları ve uranyum yakıtlı santral
lobisinin “değişime direnmesi” düşünülmektedir.
18
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Toryumun Son yıllara kadar Nükleer Santrallarda Kullanılmama Nedeni (genelde politik):
•Toryum doğada Uranyuma nazaran daha çok bulunur olması nedeniyle, uranyum
kaynakları tükendiğinde, ikame nükleer yakıt kaynağı olarak görülmekte idi; ancak,
•1940ların sonlarında ABD’de zengin uranyum kaynakları bulunması ve de
ABD ordusunun soğuk savaş sürecinde atom bombası yapmaya yönelik Plutonyum ihtiyacı için,
1950lerin ortalarında toryum yakıtlı nükleer reaktör teknolojisinin geliştirilmesinden vazgeçildi.
Ancak, nükleer silahlanmadan vazgeçilmiş olması, son yıllarda Uranyum kaynaklarının azalması ve
de mevcut santrallerdeki nükleer atık stoklarının artması ve de diğer nedenlerden dolayı, Toryum
yakıtlı santrallere geçiş çabaları hız kazanmış bulunmaktadır.
TORYUM:
Yeryüzünde nadir bulunan Aktinitler Grubunda yer alan radyoaktif bir elementtir.
1828 yılında İsveçli Jöns Berzelius tarafından keşfedilmiştir.
Atom numarası: 90
Atom ağırlığı: 232
Yoğunluğu: 11.7 gr/cm3
Gümüş beyazı renkli, metalik
Toryum, genelde, monazit (Ce, La, Th, Nd, Y)PO4 mineralinden elde edilir.
Monazit:
Nadir toprak elementleri, Barit, Florit minerallerini içeren kompleks cevher
yataklarında bulunur, ve titanyum ve zirkonyum mineralleri içeren kum
yataklarındaki cevherin işlenmesinde yan ürün olarak elde edilir.
Halen dünyada, sadece toryum üretimine yönelik Monazit elde etmek için işletilen bir
maden yoktur.
Monazit, iri kristalli granitlerde (pegmatit) de bulunan bir mineraldir. Granitik yeraltı
kütleleri ile ilişkili kaplıca sularındaki radyoaktivite (genelde kaplıca sularında “radyum”
olarak analiz edilir) monazitlerdeki doğal toryumun bozunma ürünüdür.
Türkiye’deki Görünür Toryum Potansiyeli:
Varlığından Sözedilen Oluşumlar (Eskişehir-Sivrihisar ve Malatya-Hekimhan-Kuluncak)
Türkiye’de Toryum varlığı ile ilgili konular MTA’da 1957 yılında gündeme getirilmiş ve ilk
arazi çalışmaları 1959 yılında başlatılmıştır.
MTA’nın ilk çalışmaları sonucunda Eskişehirili Sivrihisar ilçesinin kuzey batısında
Kızılcaören köyü yöresinde Toryum varlığı belirlenmiştir. 1970’li yıllarda toryum amaçlı,
1981-84 yılları arasında ise toryuma ilaveten florit (CaF2), barit (BaSO4) ve nadir toprak
elementlerine (CeO2, La2O3, Nd2O3) yönelik etütler MTA tarafından tamamlanmıştır. 2840
sayılı devletçe işletilecek madenler yasasına göre bu yatakların (radyoaktif minerallerin)
işletim hakkı, bulma hakkı saklı kalmak kaydıyla Eti Holdinge devredilmiştir.
Mayıs 2014
19
Kimyasal Forum
Sivrihisar’daki nadir toprak elementleri ve toryum kompleks cevher yatağında yaklaşık
%0.21 tenörlü, 380 bin ton görünür ThO2 rezervi saptanmıştır. Tenörün dağılımı homojen
olmadığından tüm sahayı kapsayacak bir harita çıkarılamamış, dolayısı ile fizibiliteye yönelik
bir veri mevcut değildir. Saha, nadir toprak elementleri, barit ve florit içerdiğinden, yatağın
kompleks cevher olarak değerlendirilmesine ve toryumun yan ürün olarak kazanılmasına
yönelik ciddi/kapsamlı çalışmaların yapılması gerekir. Cevherin zenginleştirilmesiyle ilgili
teknolojik sorunlar henüz tam olarak çözülmüş değildir. MTA, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
(TAEK) ve Eti Holding tarafından yapılan teknolojik deneyler, yatağın doğrudan toryum olarak
değerlendirilmesini başaramamıştır. (Kaynak: MTA websayfa bilgileri).
Diğer taraftan, Malatya-Hekimhan-Kuluncak’ta da damarsı yapıda toryum içeren Britolit
minerallerinin bulunduğu tesbit edilmiştir.
Diğer Potansiyel Alanlar:
Doğada bulunuşu açısından, görünür rezervleri oluşturan cevherler içindeki Toryum
varlığı
(ThO2) genelde binde bir-iki (% 0.1-0.2) gibi çok düşük tenörlerde olmasından dolayı, eğer “nadir
toprak elementleri” için araştırma yapılmıyorsa, genelde gözden kaçmaktadır. Jeokimyasal
araştırmalarda, % 0.1 (binde bir) seviyesinde düşük konsantrasyon limitleri ile analizlerin yapılması
halinde:
Fosfat, barit, Florit cevherleşmelerinin bulunduğu yörelerde,
Granitik yeraltı kütleleri (Uludağ Masifi gibi) ile ilişkili, iri kristalli granitler (pegmatit) ve
benzeri kayaçların metamorfik oluşumlarının bulunduğu yörelerde,
Titan, zirkon mineralleri içeren kum yataklarının bulunduğu yörelerde toryum içeren başka
cevher sahalarının bulunması olasıdır.
TORYUM Üretimi ve Türkiye’deki Kaynak Potansiyeli Hakkında Özet Bilgi
Halen dünyada, sadece toryum üretimine yönelik olarak işletilen bir maden yoktur.
Toryumun “belirgin bir emtia pazarı bulunmadığından” dolayı, toryum içeren cevher
kısımları, madenlerde atık (pasa) olarak depolanmaktadır.
Ülkemizdeki Toryum cevherlerinin Eskişehir-Sivrihisar ve Malatya-Hekimhan-Kuluncak’ta
varlığından söz edilmektedir (MTA); ancak, işletilebilirliği konusunda yeterli bilgi
bulunmamaktadır.
İşlenmiş Toryum fiyatı (ThO2, %99,99 saflıkta) 2011 yılında 252 $/kg idi (ancak, bu saflıkta
satış 2012’de sonlandırılmıştır-2012 USGS Mineral Commodities Report) .
Sivrihisar’daki nadir toprak elementleri ve toryum kompleks cevher yatağında yaklaşık
%0.21 tenörlü, 380 bin ton görünür ThO2 rezervi saptanmıştır.
Bu yataklarda %100 verimli cevher zenginleştirmesi halinde elde edilebilecek ThO2
miktarı yaklaşık “800 ton”dur (380,000 ton x 0,0021).
Bu ThO2 ’nin toplam değeri en fazla “200 milyon USD” (800x1000kgx250$/kg)
olarak hesaplanabilir.
ÖZETLE
Ülkemizde Toryum yakıtının hammaddesi için yeterli cevheri içeren jeolojik oluşumlar mevcuttur ve
de gerektiğinde yeterli Toryum cevheri, stratejik kaynak olarak, üretilebilir. Ancak, ülkemizdeki
Toryum cevher potansiyelinin büyüklüğü, sosyal medya ortamlarında belirtildiği gibi, “milyarlarca
Mayıs 2014
20
dolar seviyesinde değildir”.
Kimyasal Forum
Kaynaklar:
Tokay, M., Erentöz, C., 1959, Türkiye'de Muhtemel Uranyum ve Toryum Bölgeleri, MTA Bülteni
Kaplan, H., 1977, Eskişehir - Sivrihisar - Kızılcaören Köyü Yakın Güneyi Nadir Toprak Elementleri ve
Toryum Kompleks Cevher Yatağı, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bülteni, Ankara
Özgenç, İ, 1993, Kızılcaören (Sivrihisar-Eskişehir) Karbotermal Bastneazit-Fluorit-Barit Yatağının
Jeolojisi Ve Nadir Toprak Element Jeokimyası, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.36,1-11, Şubat
Özgenç, İ, Kibici, Y., 1994, Başören köyü (Kuluncak-Malatya) Britolit Damarlarının Jeolojisi ve
Kimyasal-mineralojik Özellikleri, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.37, 77-85, Şubat
Özbaş, K. E.. Hiçyılmaz, C., Özbayoğlu, G., 1995, Beylikahır Barit ve Fluorit Minerallerinin
Zenginleştirilmesi, Endüstriyel Hammaddeler Sempozyumu, İzmir, 21-22 Nisan
Gültekin, AH, Örgün, Y.,2000, Kizilcaören (Sivrihisar - Eskişehir) Yöresi Tersiyer Alkali Volkanitlerle
Ilişkili Nadir Toprak Elementli Fluorit-Barit Yatakları, Anadolu Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi,
C.1 - Sayı 1 : 85-94
Zararsız, S. , Tanrıkut, A., 2003.Türkiye'nin Nadir Toprak Elementleri ve Toryum Kompleks Cevheri
Üzerine Yapılan Çalışmalar ve İleriye Yönelik Önlemler. TAEK Raporu.
Şen, P., Kuşcu, E., Ak, S., 2012, Nadir Toprak Elementler, Özellikleri, Cevherleşmeleri ve Türkiye Nadir
Toprak Element Potansiyeli, MTA Ekonomi Bülteni, 13/1, 8 sayfa
NTV, 2009, Nükleer enerjinin Türkiye'deki tarihçesi, http://www.ntvmsnbc.com/id/25022241/
TAEK, 2012, http://www.taek.gov.tr/nukleer-guvenlik/nukleer-enerji-ve-reaktorler/
USGS, 2012, Thorium, U.S. Geological Survey, Mineral Commodity Summaries, January, 2p.
Mayıs 2014
21
Kimyasal Forum
Kazalara Karşı Koruma Tabakalarından SIS ve SIL
Mustafa Bağan
Genel Sekreter, TKSD
Fonsiyonel güvenlik, bir olayın oluşmasını engellemek veya tehlikeli bir olayın sonuçlarını en aza
indirmek için kullanılan koruyucu veya düzeltici eleman veya mekanizmadan kaynaklanacak
potansiyel tehlikeli koşulların tespit edilmesidir.
Örneğin :
Fonsiyonel güvenlik aktif sistemlere dayanmaktadır.
Dumanın detektörle belirlenmesi ve akabinde yangın söndürme sisteminin harekete geçmesi
Alevlenir sıvı içeren bir tanka dolum esnasında aşırı doluma karşı dolum borusunu kapatarak
sıvının yerlere taşmasını engelleyen seviye şalteri
Pasif sistemlerle sağlanan güvenlikler Fonsiyonel güvenlik değildir.
Yangına dayanıklı kapı veya yüksek sıcaklıklara dayanıklı izolasyonlar aynı tehlikeye karşı
koruyucudur ancak pasif önlemlerdir
EN/IEC 62061
EN/ IEC 62061 standardı, IEC 61508 altında sektöre özel standardı temsil eder. Bu, makinelerin
emniyeti ilgili elektrik/Elektronik kontrol sistemlerinin uygulanmasını açıklar ve genel yaşam
döngüsünü inceler. Güvenlik fonksiyonlarının nicel ve nitel incelemelerinin temelini oluşturmaktadır.
Standart, karmaşık kontrol sistemleri uygulamak için yukarıdan aşağıya bir yaklaşım kullanır; Bu,
fonksiyonel ayrışma olarak bilinir. Bunu yapmak için, risk değerlendirmesine bağlı olarak oluşan
güvenlik fonksiyonlarını alt güvenlik fonksiyonlarına böler. Bu güvenlik alt fonksiyonlarına gerçek
cihazlara atanan alt ve alt sistem elemanları denir.
Hem donanım hem de yazılım bu şekilde ele alınır. IEC 62061’de uygulama programlarının
yönlendirilmesi için gereksinimleri açıklanır.
Standardizasyon durumu
EN 62061, AB’nin 31.12.2005 tarihli Resmi Gazetesinde harmonize Standard olarak listelenmiştir.
EN 62061'e uygun risk değerlendirmesi nedir?
Risk tahmini tekrarlanan bir süreçtir. Yani prosesin üzerinden bir kereden fazla geçmek gerekebilir
anlamına gelmektedir. Risk öngörülebilir olmalı ve her tehlike için SIL tanımlanmış ve bu yolla risk
kontrolü sağlanarak riskin azaltıldığı belirlenmelidir.
22
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
Safety Instrumented System (SIS) – Güvenlik Ekipmanlı Sistem, bir veya daha çok fonksiyon için
enstrümanlı sistemdir.
Bir SIS, sensörler, lojik çözücüler ve diğer elemanlardan oluşur. Bu, güvenlik kontrol fonksiyonlarını ve
güvenliği korumayı veya her ikisini de yerine getirmek için tasarlanır.
Proses
Proses
Output
Input
IAS
SIS Programı
Gönderici
Sensor(ler)
SV
Güvenlik
vanası
Lojik çözücüler
Son elemanlar
Sensörler:
Acil durum olup olmadığını belirlemek için bilgi toplayan elemanlardır. Sensörler, ekipmanların
veya prosesin iyi durumda olup olmadığını belirten parametreleri (ör. Sıcaklık, basınç, akışkanlık,
yoğunluk v.b.) ölçerler. Sensörler pnömatik veya elektronik olabilir.
Lojik çözücüler:
Görevleri aldıkları bilgiye göre gerekli girişimin yapılmasını belirlemektir.
Son kontrol elemanı:
Görevleri lojik sistemin belirttiği girişimi yapmaktır. Örnek olarak selenoid valfle çalışan bir
açma-kapama valfı üzerine pnömatik etkisidir.
Standard da sözü edilen Safety Integrity Level (SIL) : Güvenlik Bütünlük Seviyesidir.
SIL, riskin nicel olarak ölçümlenmesidir.
SIL, SIS’lerin hedeflerine ulaşmalarını nicel olarak ölçmek üzere oluşturulmuştur.
IEC standardları SIL için dört muhtemel seviyeyi belirlemiştir ; SIL1, SIL2, SIL3 ve SIL 4.
ISA S84.01 sadece üç seviyeyi kabul etmektedir.
Mayıs 2014
23
Kimyasal Forum
EN/IEC 62061 standardına göre Risk aşağıdaki elemanlarla öngörülebilir:
•Yaralanma ciddiyeti (Se)
•Tehlikeye maruz kalma frekansı ve süresi (Fr)
•Tehlikeli bir olayın oluşma olasılığı (Pr)
•Bir olayı engellemenin veya şiddetinin azaltılması olasılığı (Av)
Yaralanma ciddiyeti (Se) sınıflandırması
Sonuçlar
Ciddiyet derecesi (Se)
Geri dönüşü olmayan: ölüm, bir göz veya kol kaybı
4
Geri dönüşü olmayan: Kolun(ların) kırılması,
parmak (ların) kaybı
3
Geri dönüşlü: Doktor ihtiyacı gösteren olaylar
2
Geri dönüşlü: ilk yardım gerektiren
1
Tehlikeye maruz kalma frekansı ve süresi (Fr)
Maruz kalma
Süre (Fr) > 10 m*
<= 1 saat
5
> 1 h ila <= 1 gün
5
> 1 gün ila <= 2 hafta
4
> 2 hafta ila <= 1 yıl
3
> 1 yıl
2
* Eğer süre 10 dakikanın altındaysa diğer seviyeye yuvarlanabilir
Olasılık sınıflandırması (Pr)
Oluşma olasılığı
Olasılık (Pr)
Çok yüksek
5
Mümkün
4
Olası
3
Seyrek
2
İhmal edilebilir
1
24
Mayıs 2014
Kimyasal Forum
SIL Atama matrisi
Ciddiyet (Se)
Sınıf (Cl) 3 - 4
Sınıf (Cl) 5 - 7
4
SIL 2
SIL 2
SIL 2
SIL 3
SIL 3
(DÖ) *
SIL 1
SIL 2
SIL 3
(OM)
SIL 1
SIL 2
(OM)
SIL 1
3
Sınıf (Cl) 8 - 10 Sınıf (Cl) 11 - 13 Sınıf (Cl) 14 - 15
2
1
*D.Ö. Diğer Önlemler
Cl =Fr+Pr+Av
SIL Seviyeleri
IEC 62061’ya göre SIL Seviyeleri
Saat başına hata olasılığı (PFHD) [1/s]
SIL 3
>= 10 E-8 ila < 10 E-7
SIL 2
>= 10 E-7 ila < 10 E-6
SIL 1
>= 10 E-6 ila < 10 E-5
Gerekli SIL’i nasıl saptayabiliriz (EN 62061)?*
1.
Tehlikeli olayın sonuç şiddeti belirlenir.
2.
Kişinin hasar göreceği tehlikeli olaya maruz kalma frekansı ve süresini belirleyin,
3.
Tehlikeli olaya maruz kalınması halinde olayın oluşma olasılığını belirleyin,
4.
Hasar maruz kalmayı önleme veya sınırlama, azaltma olasılığını belirleyin.
*ABB, Safety and functional safety, A general guide
Kimyasal Forum
SIL Örnek*
Çalışan bir günde bir çok kez tehlikeye maruz kalabilir. Frekans (F) yüksek = 5
Tehlike oluşabilir. Olasılık (O) = 3
Tehlike engellenebilir (E) = 3
F + O + E = 5 + 3 + 3 = 11
Kaza sonucu kalıcı yaralanma ve muhtemel parmak kaybı. Dolayısıyla şiddet (Ş) = 3.
*ABB, Safety and functional safety, A general guide
Gerekli SIL’i nasıl saptayabiliriz ?
Frekans, süre (F)
≤ 1 saat
>1 saat ≤ 1 gün
>1 gün ≤ 2 hafta
>2 hafta ≤ 1 yıl
> 1 yıl
5
5
4
3
2
Hasar oluşma olasılığı
Tehlikeli olayın oluşma
olasılığı (O)
Çok yüksek
5
Mümkün
4
Olası
3
Seyrek
2
İhmal edilebilir
1
Engelleme (E)
İmkansız
Mümkün
Büyük ihtimalle
Toplam:
Hasar ciddiyeti
5
3
1
5 + 3 + 3 = 11
SIL Sınıfları
Sınıf - Cl
Sonuçlar
Ölüm, göz veya bir uzvun kaybı
Ş
4
Kalıcı, parmak kaybı
3
Geri dönüşü mümkün, tedavi
Geri dönüşü mümkün, ilk yardım
3-4
SIL2
2
1
SIL 2 gerekiyor
5-7
SIL2
8-10
SIL2
11-13
SIL3
14-15
SIL3
SIL1
SIL2
SIL3
SIL1
SIL2
SIL1
26
Mayıs 2014
Türk Kimya Sanayicileri Derneği – Kimyasal Güvenlik Programı
Kimyasal Güvenlik Çalıştayı
İstanbul, Türkiye
14-16 Nisan 2014
TKSD olarak, ülkemizdeki Üçlü Sorumluluk uygulamalarında
diğer uygulama kurallarının yanı sıra "Kimyasal Güvenlik
Kuralı (Security Code)" uygulama çalışmaları içermesi
amacıyla
Derneğimiz ile temasa geçen U.S. Civilian
Research & Development Foundation (CRDF Globağ isimli,
kar amacı gütmeyen, bağımsız bir Amerikan kuruluşu ile
birlikte, 14-l6 Nisan 2014 tarihleri arasında istanbul'da
"Kimyasal Güvenlik” konusunda bir çalıştay düzenlenmiştir.
14 Nisan 2014
Toplantı Dr. Caner ZANBAK, Sn. Timur Erk, ABD Dış İşleri bakanlığı Kimyasal Güvenlik Programı
KGP’den Sn. Ellen Wynkoop ve UK Kimyasal Ticaret Derneğinden Sn. Peter Newportun açılış
konuşmalarını yapmasıyla başladı.
Ardından Sn.Mustafa Bağan Türkiye’de Kimyasalların Teknik Emniyet ve Güvenlik Yönetimi Konuları
başlığı altında ülkemizdeki yasal durum hakkında genel bir bilgi verdi.
Kimyasal güvenlik tehditleri üç başlıkta incelenebilir.
Tesis içi tehditler (sabotaj gönderimi-kasıtlı salınımhırsızlık) Ulaşım Tehditleri (kaçırılma-malzeme
çalınması-sabotaj) boru hatlarına saldırı
Ulaşımdaki riski yönetmek için hammadde den atığa
üretim zincirinin kontrol altında tutulması Mayıs 2014
Dr.Christine Straut (Sandia Ulusal
Laboratuarından
SNL)
Kimyasal
Güvenlik Tehlikesi başlığı altında
şunlardan bahsetti:
İlk kimyasal silah 1. Dünya savaşında
kullanıldı. 08.02.1928 de Cenevre
Protokolü ile bu tip silahların kullanımı
yasaklandı. Kimyasal silahlara ilişkin
pek çok uluslar arası kontrol
gerçekleşti.
Bunlardan
Kimyasal
Silahlar Konvansiyonu 29 Nisan
1997’de yürürlüğe girdi. 188 devlet
imzaladı.
Klor siyanür gibi pek çok kimyasal
madde,
kimyasal
silah
olarak
kullanılmaktadır. Bunlar çift kullanımlı
kimyasal maddelerdir. Uyuşturucu
yapımında kimyasal silah yapımında ve
patlayıcı olarak terör olaylarında
kullanılmaktadır. Dünyada buna ilişkin
gerçekleşen pek çok terör olayı örneği
vardır.
27
Peter Newport Birleşik Krallık Örnek Olayları başlığı
altında İngiltere’deki terör olaylarından örnekler
sundu. İngiltere önceden gerçekleşen terör
olaylarında hedef askerler, siyasetçileri finans
merkezleri olduğunu ve ekonomik nedenlerden
kaynaklandığını bugünkü tabloda ise sivil halkın
hedeflendiğini belirtti. 7 Temmuz 2005 yılında
gerçekleşen patlamada, 52 kişinin öldüğünü 200 den
fazla kişinin ise yaralandığını ve bu olayın ardından da
terör girişimlerinin olduğunu fakat öncesinde kişilerin
yakalandığını bildirdi. UK bundan sonra pek çok yasa
ve halka ve polise dağıtılan broşürlerle kamuda
farkındalık yaratıldığını, terör ihtimallerinin halk
tarafından ihbar edilmesi için kampanyalar
başlattıklarını belitti.
Guenter Schiefer Goodwin (DOW Kimya
Şirketi) Dow’un Kimya Endüstrisi Güvenliğine
Bütünsel Yaklaşımı başlığı altında DOW un
security yaklaşımı ile ilgili aşağıdaki bilgileri
verdi:
11 Eylül olaylarının hemen ardından Kimya
Endüstrisi Güvenliğine Bütünsel Yaklaşımı
üçlü sorumluluğun tüm öğelerini kapsar
biçimde uygulanmaya başladı. CEFIC de 2010
yılında üçlü sorumluluk kapsamında bunu
benimsedi.
Dow Risk bazlı yaklaşımı ile riskler 1(yüksek)
den 4(düşük)e kadar dört sınıfa ayırır.
Sınıflandırma yapılırken şu üç nokta
üzerinden gidilir; 1.Saldırının etkisi (dahili
harici sonuç) 2.Konumdaki coğrafi tehdit 3.
Hedefin çekiciliği (bulunduğu alan/bölge)
DOW güvenlik önlemleri su dört başlık
altında incelenmektedir. 1.Alan ve Tesis
Güvenliği 2.Tedarik Zinciri 3.Bilgi Siber
Güvenlik 4.Personel Güvenliği
DOW Küresel Güvenlik Sorun Planı 4 güvenlik işlemi seviyesi içermektedir Yeşil: Normal Güvenlik
işlemleri Sarı: Artırılmış Güvenlik işlemleri Turuncu: Yüksek Güvenlik işlemleri Kırmızı: Aşırı Güvenlik
işlemleri
Mayıs 2014
28
Tesiste risk değerlendirmesi yapılır ve azaltmaya yönelik çalışmalar sürdürülür. Eğitimlerle
desteklenir. Tedarik zinciri ise İletişim, Diyalog, Bilgi Alış Verişi ile sağlanır
Personel Güvenlik Danışmanı (Ulusal altyapı koruma merkezi ) Personel Güvenliği ve İnsan
Kaynaklı Risklere Giriş başlığı altında insan riskinin, Çalışma tutumundaki değişim İşyerindeki
anlaşmazlıklar Performanstaki düşüş vs durumlarda, oluşabileceğinden bahsetti. Yetkisiz bilgi
açıklanması, Malzeme veya bilgi hırsızlığı gibi olumsuz tavırlarla kendini gösterebileceğini belitti.
Kişi risk değerlendirmesinin eksikliği, Risk odaklı yaklaşımın sergilenmesi, Bilgi siloları ve yetersiz
denetim kapasitesi, Kötü güvenlik kültürü ve ortamından dolayı problemler yaşandığını bunların
çözümünde; Riskli kişiler için CEO'ya rapor veren bir yetkilinin atanması, İnsan riskini işaret
edebilecek bilgilerin kuruluş çapında aranması (örneğin: İK, güvenlik, BT) gerekli kararların
alınarak net bir kurumsal güvenlik kültürünün geliştirilmesi gerektiğini belitti. HoMER Çalışanlara
Yönelik Bütünsel Risk Yönetimi hakkında bilgi verdi.
Peter Newport AB CBRNE PROGRAMI sunumu gerçekleştirmiştir. Patlayıcılara ve CBRN Kimyasal
Biyolojik Radyolojik ve nükleer maddelere karşı AB nin uyguladığı politika yaptırımlar ve
düzenlemeler ile ilgili bilgi verdi.
Mayıs 2014
29
15.Nisan 2014
Toplantı ABD Dış İşleri bakanlığı Kimyasal Güvenlik Programı KGP den Sn. Ellen Wynkoop ve
açılış konuşmalarını yapmasıyla başladı.
Peter Newport Müşterinizi Tanıyın Ve Lisans Çizelgeleri başlıklı sunumunu yaptı. Müşterinin
tanınması sürecinde AB de yayınlanan posterler brosürlerden örnekler verdi. Müşterilerin
tanınma sürecinde yeni müşteriye sorulması gereken sorulardan bahsetti. Lisanslama le ilgili
süreci açıkladı. İthal /ihraç malzemelerkontrole tabi ilaçlar ve patlayıcı malzemeler için
yapıldığını açıkladı. Lisans sürecindekapsamında gerçekleştirilen uyumluluk ziyaretleri hakkında
bilgi verdi.
Dr. Christine Straut (Sandia Ulusal Laboratuarından SNL) Hırsızlık ve Saptırma konulu
sunumunu yaptı. Tehlike potansiyeli olan kimyasalların saptırılması ve çalışmasının
engellenmesi gerektiğini belitti. Saptırma ve çalınmanın tesis içi ya da dışında olabileceğinden
bahsetti. Saptırmanın; kimyasalın kaçırılması, sahte şirket vs kurularak farklı kimlik altında satın
alınması vs şeklinde gerçekleştirebileceğinden söz etti. Bunu engellemek için başta müşteriyi
tanıma olmak üzere, siber güvenlik envanter hesabı vs yollara başvurulabileceğinden bahsetti.
Hem yasal hem de yasa dışı işlerde kullanılabilecek olan kimyasallar (çift kullanımlı kimyasallar)
tesis içinde tanınmalı ve bunların saptırılması ya da çalınmasını engellemek için önlemler
alınması gerektiğini bildirdi. Kimyasalların hırsızlığı ya da saptırılması ile temin edilen
kimyasallarla gerçekleştirilen terör olaylarına örnekler verdir.
Atakan Kaplan (Aksa Akrilik Kimya AŞ) ISPS Liman Güvenliği başlığı altında Aksa Akrilik Kimya AŞ
deki ISPS uygulamaları açıkladı. 11 Eylül 2001 olayının ardından; benzer eylemlerin deniz
taşımacılığı sektöründe de gerçekleştirilebileceği endişesi ile SOLAS-74 Konvansiyonuna taraf olan
ülkelerde, IMO tarafından alınan kararlar çerçevesinde gemilerle birlikte liman tesisleri de dahil
olmak üzere, deniz güvenliğine yönelik ISPS Kod’un uygulanmasına 1 Temmuz 2004 tarihinde
başlanmış olduğunu bildirdi. Uluslararası sefer yapan özellikleri belirlenmiş bazı gemilerle bazı
limanlara uygulandığını, uygulayıcıların ise taraf devletlerin ilgili limanları olduğunu bildirdi. ISPS
Kod uygulamalarında 3 farklı emniyet seviyesi bulunduğu ve bunların Emniyet seviyeleri: 1. SEVİYE
normal 2. Seviye arttırılmış 3. Seviye olağan üstü seviye olduğunu belitti. Tesislerin emniyet
önlemleri planları ve kurallarını içeren bir Liman Tesisi Emniyet Planları hazırlamaları gerektiğini ve
Liman Tesisi Emniyet Planlarının T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından
Tanınmış Güvenlik Kuruluşarına (RSO Recognised Security Organisations) yaptırılmakta olduğunu
açıkladı. Uygulamaya yönelik olarak bu tesislerin konu ile ilgili yıllık eğitimler düzenlediğini
tatbikatlar yaptığını iç ve dış denetimler olduğunu ve sertifikalandırıldıklarını bildirdi. Ayrıca
tesislerin; Risk Değerlendirmeleri ve Planlama Sınırlandırılmış Alanların Belirlenmesi Giriş- Çıkış
Kontrolleri ve Kayıtlar (Kartlı Geçiş) Kamera Sistemleri, Detektörler Özel Eğitimli Personel
Personelin Performans Değerlendirmeleri Emniyet Ekipmanlarının Bakımları ve Kayıtların
Tutulması Eğitimler, Tatbikatlar, Denetimler gibi süreçleri gerçekleştirdiklerini belitti.
Türk Kimya Endüstrisinde üçlü sorumluluk Güvenlik Kodunun Uygulamasının ölçülmesi amaçlı
her masa kendi şirketleri açısından bu kodu değerlendirdi. Çalışmanın sonucunda Türkiye’de
Security konusunda eksikliklerinin olduğu daha çok safety ile ilgili çalışıldığı tespit edildi. Fakat
çoğu firmanın bir sistemi olması nedeniyle ek bir çalışmayla security kodun da bu çerçeveye
oturtulabileceği sonucuna varıldı.
Mayıs 2014
30
16.04.2014
Dr. Christine Straut (Sandia Ulusal Laboratuarından SNL) Chem SAM ile ilgili uygulamalı birkaç örnek
yaparak programı tanıttı.
Guenter Schiefer Goodwin (DOW Kimya Şirketi) Kimyasal İşletmelerde Güvenlik Riskleri
Değerlendirme Araçlarının Kullanımı ve Dow Kimyasal' da Güvenlik Açıklarının Değerlendirilmesi
başlıklı bir sunum yaptı.
Masa Başı Uygulamaları Mevcut Uygulamalar: Güvenlik Önlemleri Masalar Modaratörler
Tarafından yeniden düzenlenerek farklı gruplar oluşturuldu. Her bir grup verilen dört senaryoya
ilişkin sorulan soruları yanıtladı.
Masa Başı Uygulamaları Mevcut Uygulamalar:
Güvenlik Önlemleri Masalar Modaratörler Tarafından yeniden düzenlenerek farklı gruplar
oluşturuldu. Her bir grup verilen dört senaryoya ilişkin sorulan soruları yanıtladı.
MASA BAŞI UYGULAMALARI:
SENARYO 1A YORUMLARI: Gruplar konuyu farklı firma tipleri ve firma anlayışları açısından
yorumlamıştır.
• Belli bir düzeyin altında olan kurumsal olmayan firmalar için; durum önemli olmayacak belki bir
üst amire haber verilecek fakat olay kaçan bir satış işi şeklinde değerlendirilecektir.
• Kurumsallaşmış fakat security code algısı gelişmemiş firmalar olayı şüpheli görüp bir üst amire
idari işler amirine vs ye bildirerek konuyla ilgili araştırma isteyebilir şeklinde yorumlanmıştır
• Firmanın Security code işlevi olduğu varsayıldığında ise güvenlik kuruluna (tüm birimlerin
bulunduğu) haber verilecek gerekli ise ekip toplanıp durumu değerlendirecek ve durum riskli
görülürse kolluk kuvvetlerine haber verilecektir.
• Arayan kişiye ulaşmanın ilk adım olabileceği yorumu da eklenmiştir. Böylece konunun
Mayıs 2014
31
netleşmesi sağlanacaktır.
SENARYO 1B YORUMLARI:
•Satışla ilgili inceleme yapılır.
•Güvenlikle ilgli araştırma yapılır
•Güvenlik önlemleri arttırılır
•Bu tip durumlara ilişkin önceden oluşturulmuş bir prosedür olmalı ve ona göre hareket
edilmelidir.
•Birim md. Fabrika müdürleri karar almalıdır.
•Sevkiyatın sağlandığı tankerin izlenmesi ve ekstra güvenlik önlemleri alınmalıdır.
•Olayın başlangıcında emniyet geri dönüş yapılarak tekrar aranmalı olayın gerçeklikliği teyit
edilmelidir.
•Müşterilerin siparişleri gözden geçirilir ciddi artışın olup olmadığı süpheli müşterilerin olup
olmadığı araştırılır.
•Benzer üretimi yapan firmalarla irtibata geçilir.
•Satın alma ya da çalma açısından ayrı ayrı değerlendirme yapılır.
•Güvenlik seviyesi içeride ve dışarıda arttırılır.
•CBS yetkilileri böyle bir olayda kontrol listelerinin oluşturulmasını önerdi.
SENARYO 2 YORUMLARI:
•Güvenliğe haber verilmeli, ne kadar zamandır orada oldukları tespit edilmelidir. Güvenlik üst
yönetime durum hakkında bilgi vermelidir.
•Kuşku varsa polise haber verilmelidir. Güvenlik görevlisi kendi bölgesi dışına müdahale edemez.
Güvenlik riski yüksek bir şirket mutlaka buna uygun prosedürü önceden hazırlamış olmalıdır.
DOW Chemicals buna nasıl bir tepki verirdi? Sorusu üzerine DOW yetkilisi; DOW un bunun için bir
prosedürünün olduğunu bu prosedüre göre hareket ettiğini belitti. Şüpheli kişilerin ihbar edilmesi
konusunda çalışanların sürekli uyarıldığını bildirdi.
SENARYO 2 YORUMLARI:
•Üst yönetime haber verilir. Sayım yapılır.
•Emniyet açısından kamera kayıtları kontrol edilir.
•Kimyasal açıdan risk içen bir ürün mü kontrol edilir.
•Kayıt dışı bir işlem yapılıp yapılmadığı kontrol edilir.
•Hammadde maliyet durumuna göre rapor hazırlanır.
•Muhasebe ve depo arasında kontroller yapılır.
•Depo sayımı tekrar yapılır. Envanter hatası ise lojistik müdürüne ya bir üst md e bildirilir.
•Envanter farkı varsa atık oluşmuştur. Fakat bu tip bir olayın Türkiye’de kolay kolay olamayacağı
yorumu yapılmıştır. TC de muhasebeleşmiş bir üründe kayıp olması çok zor bir ihtimaldir. Bunların sıkı
kontrolleri yapılmaktadır.
Mayıs 2014
32
Download

Mayıs 2014 - Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği