Ocak 2014
SAYI 13
ODTÜ G.V. ÖZEL MERSİN İLKÖĞRETİM OKULU KÜLTÜR YAYINI
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
2
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
3
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
4
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
5
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
6
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
7
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
8
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
9
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
10
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
11
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
12
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
13
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
14
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
15
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
16
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
17
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
18
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
19
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
20
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
21
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
22
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
23
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
24
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
25
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
26
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
27
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
28
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
29
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
30
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
31
5. MEVSİM
ÇİKOLATA MEVSİMİ
Benim 5. mevsimimin adı çikolata
mevsimidir. Bu mevsimde insanların
başlarına gökyüzünden çikolatalar yağar.
Yağan çikolataları toplamak için herkesin
özel bir şemsiyesi vardır. Şemsiyelerin
şekli lolipopa benzer. 5. mevsim hep
güneşlidir.
Bu
mevsimde
çimlerin
üstünde açan çiçekler yenilebilir; çünkü
hepsi
birer
çikolatadır.
Bazen
gökyüzünden farklı farklı şekerler de
yağabilir. Gökyüzündeki güneş, dünyanın
üzerinde bu mevsimde oluşan özel kapta
bulunan çikolataları eritir, çikolatalar
kabın içinden yağmur gibi dünyaya akar.
Bu mevsim çocukların şenliğidir. Yani bu
mevsim çok özel bir mevsimdir.
Bircan CANÇELİK 2A
PERİ TOZU MEVSİMİ
Peri tozu mevsiminde de yaz
mevsimindeki gibi hava sıcak ve güneşli
olur. Peri tozu mevsiminde bulutlar
yavaş yavaş renk değiştirir. Bu
mevsimde gökyüzünden yavaş yavaş peri
tozu düşmeye başlar. Peri tozu üzerine
düştüğü kişilerin havalarda uçmasına
neden olmaktadır. Peri tozu mevsiminde
gökyüzünden sadece peri tozu yağmaz
gökyüzünden mutluluk da yağar. Üstelik
etraf çok güzel kokularla dolar. Tüm
insanlar mutludur; çünkü dünya huzurla
doludur. Peri tozu mevsimi en güzel
mevsimdir.
Deniz GÖKAYAZ 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
32
LOLİPOP YAĞMURU MEVSİMİ
Dört mevsimden oluşan lolipop
yağmuru mevsiminde gökyüzünden yağan
lolipopları
sakın
yalamayınız
aksi
takdirde
dilinize
yapışabilir.
Bu
yağmurda yağan lolipopların farklı
özellikleri vardır. Bu lolipoplar toplanıp
üç gün bekletilebilir. Çünkü bekledikçe
bu lolipoplar renk değiştirir ama sakın
buzdolabında bekletmeyin çünkü oda
sıcaklığı yeterlidir. Lolipop yağmuru
mevsiminde hava çok soğuk olmadığı için
değil etek tişört bile giyebilirsiniz.
Defne ÇOLAK 2A
İLK GÜL MEVSİMİ
Bu mevsimde ağaçların üzerinde
minik minik pamuk şekeri çiçekleri açar.
İlk gül mevsiminde kelebekler kozadan
yavaş yavaş çıkar. Gökyüzünde renk renk
şekerlerden oluşan gökkuşağı çıkar. Bu
mevsimin bir güzel yanı ise küsler
barışır ve çok iyi arkadaş olurlar. Ve bu
mevsimde ilk gül sevgi çiçeği açar.
Zaman zaman yağan yağmurlar altın
rengi, bazen gümüş rengi olur. Ama en
önemlisi bu mevsimde herkesin içi
mutluluk dolar.
Nilsu GIRAN 2A
KIYAZ MEVSİMİ
Kıyaz mevsimi tüm mevsimlerin
birleşimidir. Doğuda kar yağar batıda
hava sıcacık olur. Ve dünyadaki dört
mevsimin ardından bir ay geçer. Ve
sonra tüm mevsimler birleşir. İnsanlar
altları şort, üstlerine ise kalın şeyler
giyerler. Ayrıca bu mevsim çok eğlenceli
bir mevsimdir.
Çınar Can 2B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
33
KARIŞIK MEVSİM
Bu mevsimde gökten yağmur
yağdığı gibi çiçekte yağar. Bu yüzden bu
mevsimin adı karışık mevsimdir. Tabi
unutmadan bu mevsimde hava soğuk, su
sıcak olduğundan denize girilebilen bir
mevsim olarak bilinir. Ama bu mevsim
olmasaydı ne kadar güzel olurdu değil
mi?
Eren Alkım İDUĞ 2B
PEGASUS
Pegasus mevsimi çok özel bir
mevsimdir. Gece saat yirmi dörtte
yıldırım çarpar; ama bu yıldırım canlılara
zarar vermez. Her sabah yağmur yağar.
Yağmur yağdıkça her yer temizlenir ve
güzelleşir. Öğle vakti kar ve yağmur
birlikte yağar. Güneş her zaman
gökyüzünde, bulutların arkasındadır. Bu
mevsimde hayvanların yavruları daha
çabuk doğar ve daha çabuk büyür.
Ağaçlar öldüğünde tekrar canlanır.
Pegasus mevsimi tam bir yıl sürer.
Kerem Akın MUNGAN 2C
ŞİMŞEK MEVSİMİ
Benim mevsimim şimşek mevsimidir.
Şimşek
mevsiminde
çok
kalın
giyinmeliyiz ve hiç dışarıya çıkmamalıyız.
Eğer dışarıya çıkarsak kötü şeyler
olabilir. Mevsimimin özellikleri şiddetli
şimşek
çakması
ve
yağmur
yağdırmasıdır. Bu şimşek ağaçlara ve
bitkilere çok zarar vermez ve onların
olmadığı boş bir yere çakar. Çünkü
bitkileri ağaçları oldukça önemser.
Azra SARI 2B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
34
ROKA SALATASI
Benim mevsimim mis kokuludur.
Gündüz zamanı akşam olur, akşam
zamanı gündüz olur. Doğuda her zaman
kar yağar, batıda da yağmur. Benim
mevsimim
bazı
zamanlar
yağmur
yağarken etrafa gül saçabiliyor. Kar
yağarken de etrafa “Evrim” yazısı
fırlatabiliyor. Ha bire şimşek çakıp
duruyor. Bundan dolayı bazı canlılar
korkup annelerine sarılabiliyor. Attığı
şimşekler çoğu zaman pembe oluyor.
Yağan yağmurlar herkese sağlık ve
mutluluk dağıtıyor.
Gülsu ŞAHİN 2C
TUSİDU
Benim
5.
mevsimimin
adı
Tusidu’dur. Tusidu çok farklı bir
mevsimdir. Tusidu’da bulutlardan çeşitli
şekiller akar. İki tane güneş vardır. Bu
mevsimde ağaçlar bembeyazdır. Çok
havalı ve çok kaliteli bir mevsimdir.
İnsanların ve diğer canlıların en çok
sevdiği mevsimdir. Herkes bu mevsimde
doğmak ve bu mevsimde bir şeyler
yapmak ister. Güzelliklere güzellik
katar, herkesi çok mutlu eder.
Elif Duru ÖZER 2C
GÜLEN SURAT
Benim mevsimim çok özel ve
değerlidir. Herkese güler, hiç üzülmez
ve eğer üzülen birini görürse onu sihirle
mutlu eder. Kendi bu duruma çok üzülür.
Ona kötülük yapan biri olursa onları
hemen gözlerinden vurur ve onları
öldürür. Mutsuzluğa dayanamaz. Eğer
herkes çok mutlu olursa o, o kadar çok
güler ki gülmekten bayılır. Normalde
çiçeklerin ağzı ve burnu olmaz ama bu
mevsim onları birer mutlu yüze çevirir.
Yasmin OSMANAĞAOĞLU 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
35
SAAT TASARIMLARI
ÖLÇÜ SAATİ
Ölçü saati elektroniktir. Üstünde
bulunan üçgen ve daireler kareye
dokunduğunda yirmi dört saat yani bir
gün olmuştur. Yıldızın ortasında yeşil bir
renk oluşursa öğleden sonra bir olur.
Eğer kırmızı oluşursa akşam dokuz olur.
Yani uyku saatimiz gelir. Anne ve
babamız uyku saatimizi geçirdiğimizi
anlarsa saatin alarmı otomatik olarak
devreye geçer. Saatin kum bölümünde
ise uyuma süremiz belirlenir. En aşağı
tarafında ise zamanın pişirilip bize
sunulduğu zaman fırını vardır.
İnsu SAĞLAM 2A
RÜZGÂR SAATİ
Bu saatin en üstünde bulunan
bayrağa rüzgâr çarptığında kutudaki
kum boşalmaya başlar. Bu kum ters
üçgenin içinde ayırılır. Kum alttaki
üçgene akar, yukarıdaki kum bittiğinde
kısa kol hareket eder. Ortadaki kırmızı
daire döndüğünde kırmızı çizgi uzun kola
çarpar ve uzun kol hareket eder.
Geceleri ters üçgenin üstünde güneşin
karşısındaki
düğmeye
bastığımızda
otomatik olarak saat aydınlanır. Ve saat
tekrar çalışmaya başlar.
Ece AYTAN 2A
GÜL SAATİ
Gül saati zamanı gül saat olarak
ölçer. Gül yaprağı saatinde her bir gül
saat zamanında bir gül yaprağı dökülür.
Bu sayede zamanı gül zamanı olarak
ölçebilirsiniz.
Eğer
gül saatindeki
yaprakların
nasıl
döküldüğünü
sorduğunuzu
duyar
gibiyim…
Gül
yaprağını güneş sarartıp soldurur,
rüzgâr ise solmuş olan yaprağı yere
döker ve bu sayede gül zamanı ilerler.
Bir de unutmamak gerekir k i gül zamanı
saatinde güzel kokularla zaman ölçülür.
Bulutlar ise gül zamanını hızlandırabilir.
Efe Mert YÜREKLİ 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
36
SAAT
Benim saatimin özellikleri;
Benim saatim konuşuyor ayrıca
evdeki saatlere dönüşebilir, telefona
dönüşebilir.
Benim saatim diğer
saatlerden çok çok farklıdır. Mesela bir
insana dönüşebilir ve şakalarıyla beni
güldürür. Çince konuşabildiği gibi diğer
dilleri
de
konuşabilir.
Yolumu
kaybettiğimde pusulaya dönüşür ve bana
yolu o gösterir. Benim saatimin modeli
çok gizlidir.
Diyar MEŞE 2B
EĞLENCELİ SAATİ
Bütün saatlerin birleşimidir. Her
bir bölüm günü, saati hatta dakikayı
ölçebilir. Ortadaki saat ise istenilen her
şeyi ölçebilir. Çocuklar bu saati çağırdığı
zaman bir anda ayaklanır çocukların
yanına gelir. Onların eğlenebileceği o
önemli zamanı yaratır. Çocuklar bu
saatte en güzel dakikalarını yaşama
fırsatı bulmuş olurlar. Tabi birde
herkese özellikle de çocuklara saatin
kaç olduğunu öğretme özelliği vardır.
Alp ALPAR 2A
RENKLİ GECE SAATİ
Gece saati yeni yılın ilk gece yarısı
çalışmaya başlar. Yelkovanı ve akrebi
dalgalıdır. Beş ve altı sayılarının
arasındaki aralık daha fazladır. Çünkü bu
saatler arasında insanlar dinlenir. Bir
gün renkli saatlere ayrılmıştır. 12, 1 ve 4
saatlerinde gün mavi olur. 2, 5, 6, 7, 8 ve
10 saatlerinde her yer mor renge
bürünür. 11 ile 3 kırmızı renktedir. 9 ise
çocukların yatma saati olduğu için bir
anda her yer sarı renge bürünür.
Naz İZOL 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
37
IŞILTI
Işıltı’yı tanımayan yoktur. O bir
saattir. Benim saatim feci güzel ve
ışıltılı bir saattir. Öyle güzeldir ki
dünyadaki herkes onu almak ister.
Yanlardaki
keskin
parçalar
onu
tehlikelerden korur ve su damlaları onu
güzelleştirir. Ay ve yıldızları vardır.
Saatim aslında karedir ama üçgen gibi
görünür. Genelde saat dokuzu (09.00)
gösterir. Her yeri süslü ve muhteşemdir!
Eminim ki onu gören herkes almak
isteyecektir.
Cenk BÜYÜKBAŞ 2C
ZAMAN SAATİ
Benim saatim hem bir arkadaş hem
bir zaman saatidir. Akşam, sabah ve
öğlen kullanılabilir. Hiç tartışmasız bir
zaman saatidir. Çok da akıllıdır. Zekası
% 100’dür. Aslında onu kimseler
bilmiyor; sadece ben biliyorum! Ben de
onu Brezilya’da gördüm. Onu çok
seviyorum. O da beni çok seviyor. O en
iyi arkadaşım ve süper bir saattir.
Özgür Can ÖZAL 2B
HAYALİMDEKİ SAAT
Hayalimdeki saat yuvarlak dalgalı
bir saattir. O saati biri izinsiz alırsa
alarmı çalıp onu akrep yapıyor. Hem de
saatin ajan saati olarak bilinir. O saati
alırken bütçeme bakmam gerekliydi;
çünkü ona 999 TL ödedim. Bütçem buna
yetti. Dünya’da bir tane var o da
bendedir. O saati lazer ve silah olma
özellikleri vardır.
Atasagun ÇELİK 2B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
38
DALGALI BALIK
Benim saatimin adı Dalgalı Balık. O
balık gülünce saçları dalgalı dalgalı
oluyor. Onun birçok arkadaşı var. En
sevdikleri Biboki ve Taktik. Ben
güldüğümde o da bana kuyruğunu sallar.
On yedi yaşındadır. Etrafımda gezinen
ahtapot bana sürekli dil çıkarır. Ben ise
bundan hiç hoşlanmam. Akşam olunca
bütün arkadaşlarım bana küserler. Ben
de onlara “İyi akşamlar…” deyip yoluma
devam ederim. Yüzebildiğim için her
yere zamanı bildirebilirim.
Yeliz Liza BÖLLÜ 2C
SU SAATİ
Benim saatim diğer saatlere hiç
benzemez. Saatimin içinde su vardır.
Eğer içindeki su biterse saat çalışmaz.
Su damlaları akrep ve yelkovanı
oluşturur. Su damlası 1’ deyse saat 01.
00 demektir. Hangi sayının üzerindeyse
saat, o demektir. Benim saatim çok eski
zamanlarda bulunmuştur. Taaa çöllerde
kullanılmıştır. İçindeki su bitmeden ona
mutlaka su doldurmalıyız. Çok güzel ve
renkli bir saattir. Bu saate sahip olan
herkes çok mutludur ve zamanını çok iyi
kullanır.
Melis Nehir TİTİZ 2C
KARIŞIK SAAT
Karışık saat, adında da anlaşıldığı
gibi çok karışıktır. Rakamlara dikkatli
bakınca sanki saatin içindeymişsiniz gibi
hissedersiniz. Ona baktığınızda karma
karışık bir şeyler görürsünüz. Benim
saatim kol saatidir. Dışı futbol ve
basketbol sahasına benzer. Genellikle
çok renklidir. Saatimin farklı bir tarih
yeri de vardır. Babaannelere ve
dedelere çok yakışır. Gençler de benim
saatimi çok beğenir.
Ömer KÜÇÜK 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
39
HAYALİMDEKİ EVİM
BENİM GÜZEL EVİM
Benim ilginç evim, bazen güzel
bazen tatlı mutluluk veren canım evim.
Tatlı evim güzel evim büyür küçülür
benim evim. Renk değiştirir, ne zaman
bir yere gitsek özler bizi benim güzel
evim.
Keşke hep birlikte gidebilsek
dağlara, çiçekler ve böceklerle oyular
oynayabilsek evim seninle. Benim evim
ilginçtir ilginç. Renk değiştiren evim
mutluysam mutlu olan üzgünsem üzülen
benim güzel evim, canım evim. Benim
evim gökkuşağının tüm renklerine
sahiptir. Bu eve gelen herkes renkler
ülkesine gelmiş gibi olur mutluluk dolar
içleri. Benim canım evim dünyayı gezsem
de senin bana verdiğin mutluluğu hiç
kimse veremez bana bunu hiç unutma!
Beni mutlu eden canım evim.
Ada AYDENİZ 2A
CANIM EVİM BENİM
Benim güzel evim, benim tatlı evim,
güzel balkonlu canım evim. Çiçek,
çiçektir
benim
evim.
Büyük
bir
televizyonu vardır, benim tatlı evim,
benim güzel evimin. İçinde pembe bir
odası vardır, dokuz katlıdır benim güzel
evim. Çok güzeldir benim evim, huzur
verir canım benim. Hatta evimin tam
altında kuaför, bakkal, biz çocuklar için
bir dondurmacı bile vardır. Bir de evimin
yanında kocaman bir Burger Kıng vardır.
Evimin arkasında ise pizzacı ve tantunici
vardır. Evimde yaşayanlar da benim için
önelidir. Kardeşimin bakıcısı Sebahat’ı
da hem ben hem evim çok sever. Bu evde
bir de çok sevdiğim bir arkadaşım
vardır. O da Selin’ dir. Selinle oyun
oynamak çok hoşuma gider. Evimin
önündeki lunaparkı ise görmenizi çok
isterim, çünkü herkes orada oynamayı
çok sever.
Zilan Deniz KOÇ 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
40
BENİM BÜYÜK EVİM
Benim evim güzeldir. Her gün
başka bir renk olur. Sonrada hırsızlar
girince evim kendiliğinden hırsızları
yakalar. Evimin bahçesinde bir lunapark
vardır. Canı sıkılan arkadaşlarım bize
gelir birlikte eğleniriz. Evimin birçok
odası vardır. Bu odalardan biri de benim
odamdır. Odamda çeşit çeşit eşyalar
vardır. Sekiz odalıdır. Evimde sineme
salonu bile vardır. Kimsenin tahmin
edemeyeceği kadar büyüktür. Çünkü yer
altında gizli geçitleri vardır.
Yaşar ÇEKİM 2A
GÜZEL EVLERİM
Benim iki tane evim vardır.
Birinci evim çok rahattır. Bu evime
istediğim zaman bir sürü insan ve hayvan
gelebilir. Evimin bahçesinde çok büyük
ağaçlar vardır. Evimde beş oda vardır.
Çok büyük sinema salonu, bir sürü robot,
su kaydırağı vardır. İstediğiniz her an
kaydıraktan kayabilirsiniz. Bir de makine
odası vardır evimde. Yangın çıktığı
zaman hemen kaçabilirsiniz; çünkü böyle
bir durumda evin özel bölümleri devreye
girer ve sizi kurtarır. Öbür evimde ise
on beş tane oda vardır ve çok büyük
bahçem vardır. O bahçede kocaman bir
lunapark vardır.
Mehmet Ali MUTLU 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
EVİM EVİM GÜZEL EVİM
Benim evim karbondioksit
üretmeyen bir ev olmalı. Üretse bile
doğaya salmayan bir ev olmalı. Evim
kendi elektrik enerjisini üretmeli veya
güneş enerjisi ile elektrik sağlamalı.
Benim evimde bir U.F.O olmalı,
bahçesinde ise bir ağaç, çimler ve
rengârenk çiçekler olmalı ayrıca bir de
kulübe olmalı. Balkonumda bir teleskop
olmalı. Evimin altında tekerlek olmalı
nereye istersem oraya gidebilmeliyim.
Evimin elektrik ile çalışan bir motoru
büyük bir salonu, salonun yeşil renkli
perdeleri olmalı. En önemlisi güzel evimin
kocaman bir kapısı olmalı.
Arın Taylan KARA 2B
41
BENİM EVİM
Benim evimde kırmızı bir çatısı ve o
çatıda kuş yuvası var. Yuvanın içinde
yumurtalar var. Bir de bacası var tabi. O
kuşu kovalamaya gelen bazı kartallar
olur. Ama o kuş hep zor durumlardan
kurtulur. Evimin yanlarında çok güzel
yeşillikler ve kökleri oraya bağlı bir ağaç
var. Bu ağacın üzerinde elmalar var ama
hiç çiçeği yok. Evin üç camı ve yeşil bir
kapısı var. Benim bir de köpeğim var.
Köpek beni kötü insanlardan korur. Ben
bu evde ailemle yaşamak isterim. Her
şeyin yanında bir de mavi arabam var.
Arabamın markası lamborgini. Bu evin
içinde otuz beş tane CD var. Çünkü ben
müzik dinlemeyi çok severim.
Mehmet Can SAÇAR 2B
BENİM EŞSİZ YUVAM
Benim eşsiz yuvam,
Hiçbir yerde daha çok rahat etmem.
Evim evim güzel evim,
Seni çok severim.
Annem babam hep yanımda,
Çok insan vardır orada.
Evim de beni çok sever.
Her gün seninle olacağım
Seni kimseye satmam.
Çünkü seni özlerim.
Benim eşsiz yuvamsın,
Sen benim canımsın.
Mehmet Joel PARLAT 2B
ŞEKİL EVİ
Benim evim çok güzeldir. İçine
birçok kişi sığabilir. Evimizde çeşit çeşit
süsler vardır. Pencerelerimiz çiçek
desenli, kapımız yıldız şeklinde, çatımız
pırıl pırıl, duvarımız ise kırmızı kırmızı…
Evimizin
önünde
oyun
oynar,
ağaçlarından meyve toplar ve pasta
yaparız. Bir park kurmak istediğimiz
zaman hemen evden gerekli malzemeleri
alıp çalışmaya başlarız. Evimizde yapmak
istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Evimizin
önünde bir parti bile kurabiliriz. Biz
evimizi çok severiz.
Ada ÇAKIR 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
42
İKİ KULAKLI EV
Benim evim iki kulaklı, iki bacalı,
mavi renkli çok güzel bir ev. Veee ben
evimi
çok
ama
çok
seviyorum.
Bacalarından
biri
altın,
gözünüzü
kamaştırıyor. Jet hızında çıkan gümüş
bir asansörü var. Evin yıkılmaması için
onu sağlamlaştıran güçlü boruları var.
Evimin bir özelliği de, canavarlar
dünyaya saldırınca ev birden canlanıp
dünyayı
kurtarabiliyor.
Bu
sitede
yaşayan komşular bu evi çok seviyor.
Eğer bir sorun çıkarsa hemen çözüm
bulabiliyor. Evlere hırsız girerse hemen
yakalayıp polise götürebiliyor. Benim
evim, güzel evim.
Cemil Aras AVCI 2C
RENKLİ GÜL
Benim evim şöyle renklerinden
güller saçar, gülen yüzünden bir sürü
kitap fırlatır. Kalpleri ve yıldızlarından
küçük kağıtlar fırlatır. Kapısındaki kalbe
basarsak sizlere bir sürü sevgi dolu kalp
verir. Kalpli ellerinden noktalı kartlar
çıkarır. Borularından sihirli dumanlar
çıkarabilir. Çatılarının sivri uçları mutlu
olduğunda düzleşir. Saçları bir periye
dönüşebilir. 14 işi tek başına yapabilir.
Her şeye dönüşebilir fakat aynı şekle
bir daha dönüşemez. Sadece pazartesi
ve cuma günleri havuza dönüşebilir.
Ondan
istediğiniz
her
şeyi
alıp
satabilirsiniz. Sinirlendiğinde şimşek
çarpabilir ama kimseye zarar vermez.
Elif Naz ONUR 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
CANLI UÇAN SÜPER EV
Benim tasarladığım eve 1000 kişi
girebilir. Evimin gözü, kulağı ve burnu
var. Sarı pencereleri, yeşil kapısı ve
rengarenk duvarları var. Dünyanın en
büyük, en geniş, en uzun evi benim
tasarladığım muhteşem evdir. Evim
kameralarla
“7.24”
korunmaktadır.
Evimin içinde kocaman bir havuz vardır.
5 yıldızlı bir otel konforundadır. Adı da
“Süper Otel”… Hayvanlar için özel
bölümleri
vardır.
Evim
savaşlara
girebilir. Özel hazırlanmış roketleri
vardır. Yengeç kıskaçları sayesinde
hiçbir zaman yenilmez ve savaşlarda
kaybetmez.
Boran AKDOĞAN 2C
43
SİMETRİ CANAVARLARI
GÖZ BEBEĞİ CANAVARI
Göz bebeğinin en az on beş
gözü vardır. Ders yaparsa da göz sayısı
daha fazla olur. Ve seksen tane kardeşi
vardır. Bir de her şeyi görme özelliğine
sahiptir. Dokuz yüz doksan dokuz
arkadaşı vardır. Yaşadığı evin dışı göz
şeklinde yapılmıştır. Göz bebeği canavarı
uçabilir. Çok ama çok zekidir. Yaşadığı
gezegeni Simetri’ de bilgin göz bebeği
olarak tanınır. O kadar hızlı bakar ki
emri altına 500 insan girer. Hızına
yetişmek mümkün değildir. Işık hızında
suda yüzebilir. Annesinin ise 150 gözü
vardır.
Efe Emre ERAY 2A
BOYNUZLU CANAVAR
Boynuzuyla
çocukları
ve
insanları seven bir canavardır. Boynuzlu’
nun bir de kardeşi vardır. Onun adı
Sevimli canavardır. Boynuzlu kardeşi
Sevimli ile çok iyi anlaşır. Boynuzlu
simetri canavarının kalbi iyilik ve
sevgiyle doludur. Bu canavarın karnı
temiz bir hava alınca doyar. Çevreye çok
duyarlı bir canavardır. Boynuzlu ve
Sevimli ağlamayı ve kızmayı hiç
sevmezler. Çok sakin ve hep gülmeyi
severler.
Sevgi
dolulardır.
Etraflarındaki herkese sevgi verirler.
Defne TUNCER 2A
BOBİ
Benim simetri canavarımın adı
Bobi’dir. Bobi çok yaramazdır. Bobi’yi
herkesi çok üzer. Ablası Vori bu
durumdan çok sıkılmaktadır. Kardeşleri
de Bobi’yi örnek alırlar. Bobi de bundan
sıkılmıştır. Bobi erkektir. Boynunda iki
yüz demir vardır. Kıskanınca demiler
terler. Sıkılınca demirler alev alır. Beş
gözü, on duyusu vardır. Tam bir savaş
makinesidir. Çelikten altı kolu vardır.
İçinde de iki yüzden fazla roketçik
vardır. İki yüz kalbi vardır. Tüm kalpleri
de birbirinden iyidir.
Destan ÇAKAR 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
44
SİMETRİ CANAVARIM SÜPER ZEKA
Benim canavarımın adı Süper Zeka.
Kendisi on yaşında, çok bilgili bir
kız canavardır.
Aslında çok iyi niyetli ama genelde
korkutucu bulunur. Saçları altın sarısı
ama uçları yeşildir. Pek çok özelliği
vardır. Örneğin uçabiliyor, minicik
olabiliyor. Ağzı kocamandır ve kızdığında
alev çıkarabiliyor. İnsanlar ona bir şey
yaparsa çok üzülür çünkü duygusal bir
canavardır.
Yemeği baldır. İnsanlar
sever, Ukrayna’da yaşar.
Nisanur KARATAŞ 2B
RAKSİ
Canavarımın adı Raksi on
yaşındadır ve ikiz kardeşi vardır.
İkizinin adı Roksi bu ikizler renk
değiştirebiliyorlardır. Ayrıca Raksi’nin
bir özelliği de istediği eşyalara
dönüşebiliyor olmasıdır. Yaşadıkları yer
Kral Kalesi gezegenidir. Raksi çok
çalışkandır.
Ödevlerini
yaptıkça
yatağının üstüne paralar yağar bu
nedenle de çok zengindir. Bir başka
zenginliği ise arkadaşlarıdır. Birçok
arkadaşı vardır. Hepsi de onu ve ikizini
çok severler.
Raksi’nin evinin gizli
bölümleri vardır. Bu gizli bölümlerde
arkadaşlarıyla simetri oyunları oynarlar
Raksi çok saygılıdır herkes onu çok
sever o da herkesi çok sever. Çünkü
sevgi dolu bir canavardır.
Umut BAKIR 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
EN SÜSLÜ SİMETRİ CANAVARI
Benim simetri canavarımın adı
Süslü.
Süslü mavi renklidir ve yedi
yaşındadır.
Özellikleri arasında kristal gibi
parlamak, kendisi gibi herkesi kopya
edebilmek vardır. Mesela çok sevdiği bir
bitki türünü gördüğünde hemen onu alıp
saksıya kendisi girebiliyor. Süslü’ nün
yuvası gökkuşağı çıktığı zaman ortaya
çıkıyor. Canavarım her şeyin içinden
geçebilir. En sevdiği arkadaşı ise bir kuş.
Bu kuş küçük bir serçedir. Serçede yedi
yaşında yani ikisi de aynı yaştalar.
Irmak AYTUN 2B
45
SİMETRİ CANAVARIM
Simetri canavarımın adı Mani.
Benim simetri canavarım çiçek,
kelebek gibi çok sever.
Yediği yemeklerden en sevdiği
fasulye, ıspanak içeceklerden ise süt ve
portakal
suyudur.
Benim
simetri
canavarımın yaşı sekizdir. Onun en
sevdiği oyun saklambaçtır. Basketbola
bayılır. Çok da güzel oynar. Meni’nin evi
ormanın
derinliklerindedir.
Benim
canavarımın özellikleri ışıltılı gövdesi ve
üst üste iki gözünün olmasıdır.
Dilem UÇAR 2B
ARTİST PAPYON
Benim simetri canavarımın adı
Artist Papyon. Savaş ülkesinde yaşar. Şu
anda altı yaşındadır, güzeller güzeli tatlı
papyonum. Papyonun yan taraflarından
dolayı çok rahat uçabilir. Dünyada eğer
birini severse büyüyor ve güçleniyor.
Çok güzel koku alabiliyor. Gözleri çok iyi
görebiliyor fakat beyaz rengi bazı
zamanlar
göremiyor.
Beyaz
rengi
gördüğünde
başka
bir
papyona
dönüşüyor. Bu durumlarda birilerinin
takması çok hoşuna gidiyor. Gezmeyi çok
seviyor. Babasını kaybetmiş o yüzden
çok üzülüyor ama her zaman gülmeye
çalışıyor. Gıdıklanmayı hiç sevmiyor. Her
zaman arkadaşlarını özlüyor ve kitap
okumaya bayılıyor. Dondurma yemeği ve
koşmayı da çok seviyor. Bazen gıcıklık
yapmayı seviyor. Resim çizmeyi sevmiyor
ama boyamayı seviyor. Okulunu ve mutlu
yaşamayı çok seviyor.
Hüseyin Mert KAYA 2C
PONPON TOMBİŞ
Benim simetri canavarımın adı
Ponpon Tombiş. Benim canavarım her
yere ponpon dağıtır, her şeye dönüşür.
Aklınıza gelebilecek bütün sihirleri ve
büyüleri yapabilir. Her şeye dayanıklıdır.
Benim canavarım, canavarlar dünyasında
yaşıyor. O dünyanın nüfusu 10050 kişi.
Bizimkiler üç kişilik bir aileler. Benim
canavarım hiç yemek seçmez, önüne ne
gelirse yer. Bazen kendi yeni yiyecekler
üretir. Annesi ona bazı tarifler verir o
da o tariflere bakarak yeni yemekler
yapmayı
öğrenir.
Yeni
şeyler
öğrendiğinde çok mutlu olur. O,
okumakla beslenir. Her zaman çok
mutludur ve hiç yüzünü asmaz. Bu
nedenle dünyadaki herkes onu çok sever.
Beril TOKER 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
46
GREY
Benim simetri canavarımın adı
Grey. Grey’in en önemli özelliği jet
hızında koşabilmesidir. Herkesi yenme
gücüne sahiptir. Çok korkunçtur ama
sevimli görünür. Mars’ta yaşar. Her
silaha sahiptir. Her şeyi fırlatabilir.
Kendinden 10.000 tane çıkartıp atabilir.
Ağzından ve gözünden ışın atar. Dört
metre boyundadır. Ara sıra Venüs’te de
yaşar. Özel ışın koruması da vardır.
Kralları da yenebilir. Yunuslarla gezebilir
ve istediği zaman küçülebilir. Yakıtla
beslenir. Ayrılabilen elleri vardır.
Oğulcan APAKİ 2C
FRANKİE
Benim simetri canavarımın adı
Frankie. Aklına bir fikir geldiğinde
boğazındaki gizli demirler şimşek gibi
çarpar ama ona hiçbir şey olmaz. Onun
ülkesinin adı “Highe High”. Frankie
ülkesini çok ama çok seviyor. Frankie,
sevgi dolu bir canavardır. Bazen kızgın
olabiliyor. Kızgın olduğunda boğazındaki
demirler yanar ve etrafa zarar verir.
Mutlu olduğunda ise uçar ve arkadaşları
ile gezmeye çıkar. Üzülünce kendini çok
üşümüş hisseder. Frankie, sebzeleri
doya doya yer. 27 yaşındadır. Yılbaşını
çok sever. Canavarlar Okulu’na gidiyor.
Dersini düzenli çalışıyor ve öğretmenini
iyi dinliyor. Frankie arkadaşlarını çok
seviyor ve herkese saygılı davranıyor.
Sara MAKKİ 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
47
YENİ YIL
YENİ YIL 2014
Ben
hayvanların
dışarıda
olmamasını, herkesin güzel güzel yeni
yılının keyfini çıkartıp çok güzel
hediyeler verilmesini diliyorum. Yeni
yılda okulun ilk açıldığı günün bir hafta
tatil olmasını, geçen yılki gibi su savaşı
yapılmasını diliyorum. Anne babalarımızın
çocuklarının
isteklerini
yerine
getirmesini, arkadaşları ve akrabalarıyla
sık
sık
görüşmelerini
diliyorum.
Marketlerde yüzde yirmi indirimlerin
artmasını, Dünyada yeni buluşların
yapılmasını diliyorum. Bütün insanlar için
güzel bir yıl olması dileğiyle.
Umut Ali ÜNAL 2A
YENİ BİR YIL
Yeni yılda çocukların mutlu
olduğu. İnsanların huzur içinde yaşadığı
bir dünya isterim. Tüm hayvanların
güven içinde yaşadığı, insanların yoksul
olmadığı, herkesin birbirine yardım
ettiği
mutlu
bir
dünya
isterim.
Sorumluluklarımı
eksiksiz
yerine
getirebildiğim yeni bir yıl dilerim. Tüm
çocukların sevgi içerisinde yaşadığı
mutlu nice yıllar olmasını dilerim.
Savaşların olmadığı şekerlerin bol olduğu
çocuklara hediyelerin verildiği, evsiz
insanların kalmadığı mutlu bir yıl ilerim.
Murat KAPLAN 2A
YENİ YIL DİLEKLERİM
Yeni
yılda
barış
olmasını
diliyorum. Kedi ve köpeklerin dostluk
içerisinde yaşadığı, evsizlerin ev sahibi
oldukları, fakir çocukların olmadığı tüm
çocukların bir oyuncak sahibi olduğu bir
yıl istiyorum. Bütün ülkelerde, sadece
Türkiye’de
değil
Almanya’da,
İngiltere’de, Mısır’da… Anlayacağınız
tüm dünyadaki çocuklara güzel bir yaşam
diliyorum.
Herkesin
birbiriyle
yardımlaştığı, eskiden hata yapanların
hatalarını anlayıp iyi olmalarını diliyorum.
Özgürlüğün olduğu kimsenin tutsak
olmadığı bir yıl diliyorum. Bu arada
herkesin yeni yılı kutlu olsun.
Derin Su ÇAĞLAYAN 2A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
YENİ YIL DİLEKLERİ
Yılbaşını seviyorum
Ren geyikleri damlarda,
Çoraplar duvarlarda,
Çocuklar uykularda,
Yılbaşını seviyorum,
Yaşasın yılbaşı geldi.
Çocuklar oynuyor oyuncaklarla,
Büyükler gülüyor şakalarla,
Yılbaşı ağacı süslerle,
Yılbaşı seviyorum,
Yaşasın yılbaşı geldi.
Dilara DİNAR 2B
48
YENİ YIL
Bugün çok mutluyum Noel Baba, sen
bana hediyeler alıyorsun ya bir gün ben
de sana hediyeler alacağım. Seni görmek
isterdim. Evin nerede? Ailen var mı? Çok
merak ediyorum. Sen çok yoruluyorsun
işini artık paylaştır. Bana bırak sen
yorulma ben yorulayım. Sen yaşlısın ama
ben gencim. Sen soğuktan üşütme ben
üşüteyim. Ren geyiklerinin hızından
ölebilirsin ama ben ölmem lütfen işi bana
bırak senin ölmeni istemem. Sen
dünyanın en iyi Noel insanısın. Eğer çok
yaşlanıp ölürsen yeniden doğman için çok
uğraşacağım. Yeniden doğ ki bana
binlerce hediye getir. Seni çok
seviyorum Noel Baba!
Efe YORULMAZ 2B
YILBAŞI GÜNÜ
Kar yağıyordu, yine bir yılbaşı günü
gelmişti. Yeni bir yılı karşılamak için her
tarafa süsler koyulmuştu. Ben Noel
Baba’dan kendim için bir araba,
sokaktaki çocuklar için ev ve herkesin iyi
geçinmesini
istiyordum.
Her
yer
süslenmişti
ama
bizim
balkon
sokaklardan daha süslüydü. Hemen
üstümüzü giyinip havaalanına gittik
çünkü tatil için yurtdışına gidecektik.
Uçağa bindik ve Amerika’ya gittik.
Orada
çok
eğlendik.
Eğlenceler
muhteşemdi!
Yılbaşının
tadını
çıkartıyorduk. Sabah olmuştu, artık
dönme zamanı gelmişti. Uçağa bindik ve
Mersin’e döndük. Yine çok mutlu
olduğumuz bir yıl geçirdik.
Berkay ATASOY 2C
YENİ YIL GELDİ!
Bu yıl da herkesle yılbaşını
kutlamak istiyorum. Mumlar yakıp dilek
tutmak istiyorum. Noel baba’yı görmek
ise en çok istediğim şey. Eğer o
gelmezse bile yılbaşı yine de güzel
geçer. Geyikler ne kadar da güzel
hayvanlar. Benim de bir tane olmasını
çok isterdim. Bu uslu hayvanların başını
okşamayı çok isterdim. Canım isterse
kızağı sürerdim. Dünya Noel Baba’yı çok
seviyor. Umarım yılbaşında herkes mutlu
olur.
Eren Dora CEREBOĞLU 2B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
49
YENİ YIL
Yeni yılı çok ama çok seviyorum
çünkü ışıklar yanıyor, yılbaşı ağaçları
parıldıyor ve misafirler bize oyuncak
alıyor. Yılbaşında muhteşem yerlere
gideriz. Bütün insanlar birbirlerine “Yeni
yılın kutlu olsun.” diye bağırırlar.
Gökyüzünden çok güzel, pırıl pırıl karlar
yağar. Herkes kırmızı kıyafetler alır,
yılbaşı şapkaları takar. Işıklı taçlar
herkese
çok
yakışır.
Yılbaşı
ağaçlarımızda pasparlak süsler olur.
Bütün insanlar “Hoymasta” ile dans
ederler. Annem bana çok güzel elbiseler
alır ve ben çok mutlu olurum.
Ayşe İlim ÖZSAVRAN 2C
NOEL NEŞESİ
Bir kış günüydü, yılbaşı gelmişti.
Bütün sokaklar çok mutluydu. Özellikle
bütün insanlar alışverişe gidiyorlardı.
Herkes
alışveriş
merkezlerine
koşuyordu. Kendilerine ve sevdiklerine
kırmızı giysiler alıyorlardı çünkü yeni yıl
geliyordu.
Biz
annemle
alışveriş
merkezine gitmedik. Hazırlıkları yapıp
Noel Baba’yı beklemeye başladık. Noel
Baba gelmeyecek gibi görünüyordu. Ben
biraz üzüldüm çünkü Noel Baba’nın bana
kitap
getirmesini
isteyecektim.
Bekledim, bekledim ama gelmedi! Birden
uykum geldi. Yatağıma doğru gitmeye
başladım. Yatakta uyuya kalmışım. Sabah
olup uyandığımda yatağımın kenarında
bir hediye gördüm. Annem bana çok
sevdiğim kitaplardan almıştı. Çok ama
çok mutlu olmuştum. Sevgili anneciğim,
seni çok seviyorum.
Ada Çınar BOZKURT 2C
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
YILBAŞI MERHABA
Bir gün bir çocuk varmış. Yılbaşı
başlamak üzereymiş. Sonunda bir gün
kalmış. Her yer süslü süslü, ışıltılı ışıltılı
olarak noel için hazırlanmış. Çocuk o
gece çok heyecanlıymış. Yılbaşı akşamı
çocuk oturup Noel Baba’yı beklemiş.
Aklına bir fikir gelmiş. İhtiyaçlarını bir
kağıda yazmaya başlamış. Fakir insanlara
yemek, sulu boya fırçaları, oyuncaklar,
ağaçların zarar görmemesi, Dünya’nın
çok ısınmaması, evsizlere ev ve son
olarak para şeker istemiş. Çocuk dilek
kağıdını yastığının altına koymuş ve
uyumuş. Noel Baba gece yarısı gelmiş ve
çocuğun dileklerini yerine getirmiş.
Çocuk
uyandığında
dileklerinin
gerçekleştiğini görmüş ve çok mutlu
olmuş. O gece yıldız da kaymış. Çocuk
bir dilek daha dilemiş. Çocuğun dileği
Noel Baba’yı görmek ve ona teşekkür
etmekmiş. Çocuk o kadar iyiymiş ki bu
dileği de kabul olmuş ve birlikte çok
güzel bir gün geçirmişler.
Deniz Çınar TEMEL 2C
50
KISA HİKAYELER
EKMEĞİ KURTARIN!
Kesın Pakıl adındaki çiftçi Paris’in
içinde korkunç bir şey görmüş. Paris de
hiç ekmek yokmuş! Kuzeni Jackson
Michael’dan yardım istemiş. Sonra Kesın
Pakıl’ın aklına bir fikir gelmiş. Demiş ki
“bence bir ekmek iksiri yapalım” demiş.
Sonra o iksiri yapıp yere dökmüşler.
Sonra binlerce ekmek ağacı olmuş. Artık
İspanya, Türkiye ve Hindistan’ da bu
ekmek iksiri kullanılmaya başlamış.
Bora DAĞLI 2B
KARINCA
Bir zamanlar çok uzak diyarlarda
bir karınca yaşarmış. Bu karıncanın
yaşadığı yere her zaman bir çiftçi
gelirmiş. Her gün onun gelişini seyreder
“acaba bugün ne yapacak dermiş?”. Bir
gün tarlayı sürmüş, bir gün bir şeyler
ekmiş sonra kocaman bir makine gelmiş
hepsini toplamış. Yeni bir günde çiftçi
gelmemiş. Karınca bu duruma çok
şaşırmış. Günler geçmiş çiftçi hala
yokmuş. Sonra bir gün çiftçi ailesiyle
pikniğe gelmiş, eline bir ekmek almış
kırıntıları yere dökülmüş. Meğer ektiği
o şeyler ekmek için kullanılan buğdayın
tohumuymuş.
Ada Elif Türkcan 2B
BALIKÇININ AVI
Balıkçı uyudu sazlık kenarında,
Sonra uyandı.
Balık oltaya takıldı,
İmkânsızdı kurtulması
Leziz leziz balıklar,
Hepsi gelir mutfağa.
İçini temizle hanııım,
Afiyet olsun bakalım.
Öykü Gizem KÜSMÜŞ 2B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
51
ATATÜRK’Ü ANLAMAK
ATATÜRK'Ü ANLAMAK
Atatürk'ü anlamak gerekir. Çünkü
Atatürk bize bu toprakları emanet etti.
Atatürk
yaptı,
biz
koruyacağız.
Atatürk'ü anlamak için ilk önce
yurdumuzu sevmeliyiz, çok çalışmalıyız,
bayrağımızı
ve
topraklarımızı
korumalıyız, her 10 Kasım'da saygı
duruşuna geçmeliyiz ve Atatürk'ü
anmalıyız. Atatürk'ü sevmek her 10
Kasım'da ağlamak değildir. Atatürk her
zaman bizim kalbimizde olmalıdır.
Atatürk ne yaptıysa bizler de
çok
çalışarak
Atatürk'ün
yaptıklarının
fazlasını yapabiliriz. Atatürk'ün bizler
için yaptıklarını korumalıyız. Atatürk ne
yaparsa
yapsın
bizleri
kurtardı.
Atatürk'ü anlamak önemlidir. Her zaman
Atatürk'ün izindeyiz.
Aslı İBİŞ 3A
ATATÜRK'Ü ANLAMAK
Atatürk'ü anlamak; çalışkan, temiz
ve düzenli olmak gibidir. Atatürk biz
özgür olalım diye hayatından vazgeçti.
Biz de onun gibi yurdumuza iyi şeyler
yapıp, ülkemizi sevmeliyiz. Biz artık
özgürüz, haklarımız var. Ayrıca Atatürk
bizim için tarım alanında yenilikler yaptı,
erkek ve kadın eşitliğini sağladı, harfleri
değiştirdi ki biz daha rahat yazalım diye
ve kıyafetlerde yenilikler yaptı. Atatürk
bunların hepsini biz rahat yaşayalım diye
yaptı. Atatürk seni çok çok seviyorum.
Irmak DÖNÜŞ 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
ATATÜRK'Ü ANLAMAK
Atatürk'ü anlamak için ülkemize
sahip çıkalım. Onun için okuyalım. Daha
çok kitap okuyalım. Öğretmenlerimizi
dinleyelim. Onun yaptıklarına sahip
çıkalım. Kötülüklere karşı koyalım.
Teknolojiyi ilerletelim. Büyüklerimize
saygı duyalım ve küçüklerimize sahip
çıkalım, onları koruyalım. Kötülere
güvenmeyelim. Okullarımız için, kız ve
erkek eşitliğini sağladığın için, soyadı
kanunu
çıkardığın
için,
padişahlığı
kaldırdığın için, ülkemizi kurtardığın için
teşekkürler Atatürk'üm.
Yamaç ARİN 3A
52
CUMHURİYET
Silah arkadaşlarınla,
Kurdun cumhuriyeti.
Özgürlüğümüzü elimize verdin,
Güzel Atatürk’üm
Senin yolundayız,
Seninle geleceğe ilerliyoruz,
Senin için eğitim alıyoruz,
Hepsi cumhuriyet sayesinde.
ATATÜRK’Ü ANLAMAK
Atatürk’ü anlamak onun arkasından
ağlamak değildir. Atatürk’ü anlamak onun
dediği her şeyi yapmaktır. Yurdumuzu
felakete düşürmemektir. Küçüklerin
geleceğimiz olduğunu unutmamaktır.
Memleketimizi karanlıklar içinde bırakan
başbakanlar seçmemektir. Memleketimiz
Atatürk’ün bıraktığı gibi güzel ve
aydınlık kalmalı. Atatürk’ün gittiği yoldan
biz de gidip Atatürk’ü anmalıyız. Ne
pahasına
olursa
olsun
ülkemizi
korumalıyız. Atatürk‘ü anlamak her
zaman hayallerimizin peşinden gidip
fikirlerimizi
savunmaktır.
Biz
de
Atatürk gibi çok çalışmalı ve bilgi sahibi
olmalıyız.
Sude RAMAZANOĞLU 3B
Sana ne kadar teşekkür etsek azdır.
Sana can versek yetmez,
Cumhuriyet hiç bitmez.
Sana ve silah arkadaşlarına olan saygımız,
Asla bitmez.
Polen DOĞAN 3B
CUMHURİYET
Atatürk ve silah arkadaşları,
Sizler nerelerdesiniz?
Cumhuriyet sizi bekliyor.
Cumhuriyetin size ihtiyacı var.
Halkınız sizi bekliyor.
Kalbimiz sevinçle atıyor.
Kalbimizde yaşıyorsunuz.
Gözünüz arkada kalmasın.
Bizler cumhuriyet çocuklarıyız.
Cumhuriyete sahip çıkacağız.
Sizi ömür boyu seveceğiz.
Kalbimizde hep sevginiz.
Mete ÖRS 3B
ATATÜRK’Ü ANLAMAK
Atatürk’ü
anlamak
Atatürk’ün
yolunda ilerlemek, getirdiği yeniliklere
saygı duymaktır. Tek kendimizi değil
başkalarını da düşünmektir. Atatürk’ü
anlamak derslere çalışmak, kurallara
saygı duymaktır. Atatürk’ün yanında
olmaktır. Atatürk gibi çok çalışmaktır.
Düşüncelerimizi
ortaya
çıkartmak,
bayrağımıza saygılı olmaktır. Atatürk’ü
anlamak
büyüklerimizi
saymak,
küçüklerimizi korumaktır.
Ada Berk EREN 3B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
53
CANIM ÖĞRETMENİM
ÖĞRETMENİME
Öğretmenler
çok
önemlidir.
Öğretmenler olmasaydı herkes cahil
kalır hiçbir şey öğrenemezdi. Öğretmen
okul için en önemli şeydir. Öğretmenler
bize bir şeyler öğretmek için gece
gündüz
çalışıyorlar.
Öğretmenler
olmasaydı
cahillik
tüm
dünyaya
yayılabilirdi. Öğretmenler olmasaydı
hiçbir şey öğrenemeyip mağara adamları
gibi kalırdık.
Sarp Ali SERT 3A
ÖĞRETMENİME
Benim için öğretmen bir kalp, bir
gül demek. Öğretmenler olmasaydı biz
hiçbir
şey
öğrenemezdik.
Mesela
haklarımızı, eş anlamlı sözcükleri, zıt
anlamlı sözcükleri kısaca her şeyi
öğretir. Öğretmenim sizi çok seviyorum.
Siz
olmasaydınız
hiçbir
şeyi
öğrenemezdik. Hatta tek biz değil hiç
kimse öğrenemezdi. Ve hatta anne ve
babalarımız bile öğrenemez. O yüzden
öğretmenler çok önemlidir.
Deren EZİCİ 3A
ÖĞRETMENİME
Öğretmenimiz
olmasa
eğitim
öğretim olmaz. Eğitimsiz bir yaşam, ölüm
kadar tehlikeli bir şey benim için. Ben
öğretmenime değer veriyorum. Benim
öğretmenim vatanına sahip çıkıp duyarlı
davranır. Bizi eğitmek için gece gündüz
çalışır. Ben de büyüyünce vatanıma sahip
çıkacağım. Öğretmenlerimizin değerini
bilip onları asla yormamalıyız. Hatta
canım öğretmenlerimiz için dans bile
hazırladık. Öğretmenimiz bizim için çok
değerli. Sevgilerle...
Merve ÖRS 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
54
SEVEREK ÖĞRENMEK
Severek öğrenmeliyiz.
Severek öğrenmezsek.
Cahil kalırız.
Cahil kalırsak çaresiz oluruz.
Çaresiz kalırsak.
Kötü duruma düşeriz.
Kötü duruma düşersek.
Hayat zor olur.
Hayat zor olursa.
Yaşamak anlamsız olur.
Yaşamak anlamsız olursa.
Böyle sonsuz bir dönemece gireriz.
Melisa ÖCAL 3A
SEVEREK ÖĞRENMEK
Oturdum sandalyeye,
Başladım ödeve.
Yine sıkıldım,
Ne yapsam ne etsem?
Babam geldi çattı kaşlarını.
Kalk bakayım dedi.
Korktum tabi ki.
Bir bağırdı!
Kucağına aldı.
Güldürdü, coşturdu.
Oturdu, yardım etti.
Albina ERKUT 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
55
SEVEREK ÖĞRENELİM
Severek öğrenmek,
Ne güzel şeydir.
Ne güzel...
Okuyalım.
Öğrenelim haydi!
Ne güzel şeydir severek öğrenmek.
Oynayarak öğrensek,
Ne güzel olur.
Ne güzel...
Gel de benimle öğren!
Eğlenerek öğren.
Benimle yaz.
Benimle oku.
Eğleniriz beraber.
Irmak YAMAN 3A
CANIM ÖĞRETMENİM
Öğretmenler çok önemlidir. Çünkü
onlar olmasaydı biz böyle bilgili
olamazdık. Mesela tarih öğretmenleri,
resim öğretmenleri hepsi bize bir şeyler
öğretir. Dünyadaki bütün öğretmenler
bizlere
sonsuz
şeyler
öğretirler.
Dünyadaki bütün öğretmenler çok
kıymetlidirler. Öğretmenlerin değerini
bilmeliyiz.
Semra TEMAMOĞULLARI 3B
ÖĞRETMENİME
Benim öğretmenim ikinci bir anne
gibidir. Öğretmen bize davranış ve bilgi
verir.
Öğretmenim
benim
için
fedakarlıklar yapar. Öğretmenlerimiz
bizim için, gelecek için, eğitim için
önemli bir ışıktır. Öğretmen bir bilgi
kutusudur. Öğretmen bir hazinedir. Bu
hazinenin içinde sevgi, bilgi ve saygı
vardır. Öğretmen bir şiir , bir metin, bir
belgesel, bir haber demektir. Yaşasın
öğretmenim…
Ahmet Barbaros UZLAR 3B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
56
YERLİ MALI
NEDEN YERLİ MALI
KULLANMALIYIZ?
Yerli malı Türklüğü temsil eder.
Paramız dışarı çıkmak yerine cebimize
kalır. Belki bizim meyvelerimizden
almayan bir ülkeye ticaret yapabiliriz.
Türk malının değerini bilmeliyiz.
MEYVELER
Elma, armut, şeftali.
Sakın unutmayın ayvayı.
Yerseniz bayılırsınız.
Çünkü onlar yerli malı.
Bu arada eksik kalmasın nar.
Bütün meyveler faydalı.
Başarılı olmak isteyeni.
Ceviz bekler orada.
Saat yediden sonra.
Acıkan yerli malının.
Meyvelerini yemeli.
Yağmur KUZU 3A
Yerli malı haftası
Bu fırsatı iyi kullanmalı,
Yiyip yiyip bitirmeyelim,
Eğlenip öğrenelim.
Çoktur meyve burada
Kullan yerli malını her dakika
Türk malı burada
Yerli malı her dakika
Ozan ÖZ 3B
YERLİ MALI
Kendi ülkemizi temsil etmemiz için,
Yerli malını seçin,
En güzeli ülkemizden tadalım.
Çok ama çok güzel yerli malı yetiştirelim.
Yabancı malın tadı farklıdır,
Damak zevkimiz uymayabilir,
Kendi ülkemizden alınmalıdır,
Ülkemizde olan tercih edilebilir,
Çünkü dışarıda pahalıdır.
Yiğitcan YİĞİT 3A
TÜRK MALI
Yurt dışından gelenler,
Bozuk onların tadı.
GDO'lu ürünler,
Olabilir pahalı.
Türk malı,
Bizim malımız.
Türk malı sağlık malı.
Türk malı yerli malı.
Paranı sokağa atma.
Yabancı malı alma.
Kendi malını al.
Yerli malı al.
Soner AKÇIL 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
57
KISA HİKAYELER
SEVDİKLERİMLE YENİ BİR YIL
Ben yeni yılda mutlu olmayı ve hayal
gücümü iyi kullanmayı istiyorum. Yeni
yılda basketbol ayakkabısı istiyorum.
Uçmak istiyorum. Karatede, basketbolda
ve futbolda çok başarılı olmak istiyorum.
Elimde sihirli bir değnek olsaydı
dünyadaki herkese kucakla hediye
dağıtırdım. Futbol stadı, tenis stadı,
basketbol stadı vb statlar açardım.
Fitness, sinema ve tiyatro salonları
yapardım. Bunları geniş alanlı, lüks
manzaralı ve bol süslü yerler yapardım.
Yeni yılınız kutlu olsun! Canım ailem!
ÇAĞAN ALKAN 3A
CESUR İBRAHİM
Sarı saçlı, mavi gözlü ve maceracı
bir adam olan İbrahim aynı zamanda çok
iyimser ve yardımsever davranırmış. O
“Carrinvallya” adında bir evde yaşarmış.
O ev çok korkunç ama temiz bir evmiş.
Bu korkunç evde bir şeyler olmaya
başlayınca hemen elektrikler kesilmeye
başlarmış. İbrahim lambanın yatakta
olduğunu biliyormuş. Yatağa koşup
lambayı aldığında bir ses çıkmış. Hemen
ışığı açmış. Bu arada bütün yarasalar
dışarı çıkmış. Işığı bir daha açtığında
evde yaşayan hayalet ortaya çıkmış.
Bundan sonra İbrahim bir daha bu
korkunç evde kalmayacağına söz vermiş.
Ömer Mohammed MAKKİ 3B
ÖZDENETİM
Bir
varmış
bir
yokmuş.
Özdenetimsiz bir çocuk varmış. Bu
özdenetimsiz çocuğun adı Mehmet’miş.
Mehmet
annesinin
ve
babasının
düşüncelerine hiç önem vermezmiş.
Mehmet
okulda
da
özdenetimsiz
davranırmış. Arkadaşları parmak kaldırıp
sorulara cevap verdiğinde “Bu nasıl
cevap?” diye mırıldanırmış. Bu yanlış
davranışından dolayı öğretmeni ona ceza
vermiş.
Mehmet bu duruma çok
üzülmüş. Hatasını anlamış. Eve gidince
Mehmet annesine olan biteni anlatmış ve
annesinden özür dilemiş. Bundan sonra
Mehmet hiçbir arkadaşının fikrine
karışmamış.
Faruk Arda TURGUTALP 3B
OPTIMUS
Optimus kırmızı ve mavi renkli bir
kişidir. Akıllı, cesur, güçlü, çalışkan
biridir. Optimus yemek hazırlarken
yanlışlıkla Bumblebee duvara girince
Optimus'un arkadaşları gelir. Megatron
onu yakalayıp mağarada onu dövmek
isterken
arkadaşları
Bumblebee'yi
kurtarmış. Megatron
onlardan özür
dilemiş. Yaptığı hatayı anlamış. Bundan
sonra mutlu mutlu yaşamışlar. Megatron
da "Olamaz, hayır!" demiş ama yaptığının
sonuçlarına katlanmak zorundaymış ve
zindanda yaşamış.
ARDA DEVRİLEN 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
58
DAVRANIŞIMI KONTROL
EDİYORUM
Bir zamanlar Ayşe adında bir kız
varmış.
Ayşe akıllı bir çocukmuş.
Ayşe’nin masmavi gözleri, sapsarı saçları
varmış. Ayşe’yi gören herkes Ayşe’nin ne
kadar akıllı ve güzel bir kız olduğunu
konuşurmuş.
Bir gün Ayşe dolaşırken bir kedi
görmüş. Kedi çok güzel olduğu için Ayşe
sevinçten kendini bir sağa bir sola atmış.
Davranışlarını kontrol edememiş. Ne
olacağını bilmediği için olanlar olmuş.
Ayşe’nin ayağı taşa takıldığı için Ayşe
bileğini burkmuş. Köylüler hemen koşup
kızcağızı en iyi hastaneye götürmüşler.
Ayşe o an yaptığı şeyin yanlış
olabileceğini düşünmüş. Şimdi annesine
ne diyecekti? Zamanın nasıl geçtiğini
anlayamamış. Gözlerini açtığında ise
evindeymiş.
Annesine
her
şeyi
anlattıktan sonra davranışlarını kontrol
etmeyi öğrenmiş.
Kisan Helen YETER 3B
PRENSES DENİZ
Bir zamanlar Deniz adında bir kız
varmış. Bu kız yedi yaşında bir
prensesmiş. O kadar güzel o kadar
güzelmiş ki kalenin duvarları
onu
görünce
sanki
onun
önünde
diz
çöküyorlarmış. Ama prensesin saraydan
çıkması yasakmış. Bir gün kedisiyle
sarayın dışına çıkmış dolaşıyormuş.
Babası aniden otların arasında hop diye
çıkmış. Babası “Burada ne yapıyorsun?
Sana dışarı çıkma, orası tehlikeli
demedim mi? Ama sen benim emrime
karşı geldin.”demiş. O sırada Deniz
kaçmış. Kaçarken bir ipe takılıp düşmüş.
Karşısına bir melek çıkmış ve “Baban
senin için canını bile verirdi ama sen
ondan kaçıyorsun. Başına neler geldi. Bu
yanlış bir davranış.” demiş. Deniz
meleğin
dediklerini
düşünmüş
ve
babasından özür dilemeye gitmiş.
Eylül EMLİK 3B
AIOLOS NE ALDI?
Aiolos rüzgarlar toplarken, bir kuş
tüyü aldı çünkü onunla rüzgarın yönünü
bulacaktı. Bir kum poşeti aldı çünkü
rüzgarların üstüne atıp onları görecekti.
Bir tane ip alacaktı çünkü onunla tulumu
bağlayacaktı. Bir su şişesi alacaktı çünkü
susayabilirdi. Rüzgarları hapsetmek için
bir balon aldı. Kendisini ileriye atmak
için bir yay aldı. Son olarak elindeki
eşyalarla kendine zıplayan bir ayakkabı
yaptı ve Aiolos yolunu buldu.
Enes DİNÇ 3B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
59
MEHMET’İN GİZEMLİ HEDİYESİ
İstanbul’un fakir mahallelerinden
birinde Mehmet adında bir çocuk varmış.
Bu çocuk sekiz yaşında, zayıf ve çok
yalnızmış. Annesi ve babasıyla derme
çatma bir kulübede yaşarlarmış. Babası
bir gün iş bulmuş. Babası kutuplarda
balık tutacakmış. Döndüğünde Mehmet’e
bir kardan adam getirmiş. Mehmet
günlerini kardan adamla geçirmeye karar
vermiş. Kardan adamla bütün duygularını
paylaşmış ve onunla çok eğlenmiş.
Mehmet erimesin diye kardan adamın
gündüz buzdolabıyla arkadaş olmasını
istemiş. Gece ise onunla arkadaş olmuş.
Kimseye
bu
gizemli
hediyesinden
bahsetmemiş. Her zaman kardan adamla
arkadaş kalmış.
Ahmet Değer ŞİMŞEK 3A
LEON’UN KARDAN ADAMI
Bir zamanlar Leon adında bir çocuk
varmış. Leon’un hiç arkadaşı yokmuş ve
çok yalnızmış. Leon her gün arkadaşlığın
hayalini kuruyormuş. Leon haftada beş
altı gün dışarı çıkıp yaşıtlarına; “Arkadaş
olalım mı?” diyormuş ama herkes Leon’
dan kaçıyormuş. Leon kendi kendine;
“Neden herkes benden kaçıyor?” demiş.
Bir gün kış gelmiş her yeri kar kaplamış.
Leon kendine arkadaş olarak kardan
adam yapmaya karar vermiş. Yaptıktan
sonra kardan adama sarılıp “Çok
yalnızım.” demiş ve onu arkadaşı olarak
ilan etmiş. Çocuk birden yüzünü asmış
çünkü tek arkadaşı kardan adammış.
Çocuk üzüle üzüle eve gitmiş. Yatağına
yatmış ve benim neden hiç arkadaşım
yok diye haykırmış. Sonra annesi gelmiş,
“Ne oldu Leon?” diye sormuş. Leon;
“Anne, benim neden hiç arkadaşım yok?”
diye sormuş. Annesi ona “ Belki bir gün
arkadaşın
olur.”
demiş.
Leon’un
herkesten sakladığı bir tane arkadaşı
varmış. Almanya’daymış. Arkadaşı gelmiş
ve Leon’ un aklına bir fikir gelmiş. Bu
fikir; sokağın önünde arkadaşı ona bir
kitap verecek ve Leon iki gün sonra
sokağın önünde hiçbir şey olmadan kitabı
arkadaşına geri verecekmiş ve bu fikri
uygulamışlar. Uygulamanın sonunda Leon’
un bir sürü güzel arkadaşı olmuş.
Böylece Leon çok mutlu olmuş ve kardan
adamı unutmuş. Hayatına devam etmiş.
Sude CANATAR 3A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
60
AIOLOS VE TULUMU
Aiolos şemsiye, ayakkabı, saat,
lamba ve toka aldı. Aiolos şemsiyeyle
uçmayı, ayakkabıyla çok hızlı koşmayı,
saatle
zamana
yolculuk
yapmayı,
lambayla çok uzakları görmeyi, tokayla
kötü rüzgarları bağlamayı planlıyordu.
Aiolos’un planları başarılıydı. Planları
başarılı olunca kalemden roket, kağıt
parçalarından bıçak ve koltuktan güzel
rüya planları yaptı. Bunları da başardı.
Bir gün düşündü ve bu eşyaları babasına
mutlu olsun diye götürdü. Babası çok
mutlu oldu. Ona teşekkür edip bu
eşyaları kullanmaya başladı.
Dersu KENDİRCİ 3B
DOĞAYI KORUYALIM
DOĞAYI KORU
Doğayı korumalısın böylece mutlu
olursun. Doğa da senin dostundur bunu
sakın unutma. Doğaya iyi bak. Temiz bir
ada da bir fabrika doğanın bütün
dengesini bozar. Doğa dengeli olmalı
böylece insanlar, hayvanlar ve bitkiler
yaşayabilir. Doğayı kirletirsen bir çok
hayvan ölür biz de ölürüz. Unutma bir
yaşam döngüsü var. Balık zehirlenirse
biz
onları
yediğimizde
biz
de
zehirleniriz. Ağaç dik ki doğa hiç
sönmesin çünkü ağaç oksijen verir. Ağaç
dik doğayı koru doğayı öldürme. Doğayı
koru ki gelecek parlak ve doğal olsun.
İda KENDİRCİ 3B
ÇEVREYİ TEMİZ TUTALIM
Ateş yanar bir yandan,
Bir yandan da duman çıkar.
Bazı kuşlar ölür,
Ağaçlar yok olur.
İnsanlar nefes alamaz.
Gökyüzünün rengi değişir.
Yerlere çöp atmayalım,
Çevreyi kirletmeyelim,
Çevreyi pisletmeyelim,
Gelin el ele verelim.
Işıl ALTINTAŞ 3B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
61
DOĞAYI KORUYALIM
Arkadaşlar
her
gün
doğaya
attığımız
çöplerle
bir
hayvan
kaybediyoruz
ve
çevremizi
de
kirletiyoruz. Denizlerimiz her gün her
saat kirleniyor. Çünkü bizim attığımız
çöpler, şişeler hep denizleri kirletiyor.
Deniz kirlenirse küresel ısınma olur.
Hayvanların nesli tükenmeye başlar.
Hayvanlar
tükenince
biz
de
beslenemeyiz. Siz de doğal temiz bir
hayat istemez misiniz? Ne olur siz de
doğayı kirletmeyin. Hadi el ele verip
doğayı koruyalım. Balıkları, köpekleri,
kedileri ve pandaları koruyalım. Doğayı
korumak insanlığı korumak demektir.
Dila SOYLU 3B
ELEKSU
Elektrik ve su,
Kardeştir eleksu.
Boşa çalışan lambaya hayır.
Boşa akan musluğa hayır.
Yardım ederseniz eğer,
Kaynakları düzgün kullanabilirseniz eğer,
Doğa, insanlar ve hayvanlar,
Hep mutlu olurlar.
Mim Ozan TEMAMOĞULLARI 3B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
62
ÖĞRETMENLERİMİZ MASAL KAHRAMANLARIMIZ OLDU
ÖĞRETMENLİ OKULUN KAVALCISI
Bir varmış bir yokmuş, en iyi okulu,
öğretmenler basmış. O okulun müdürü
yani “Fatma Öğretmen” bu duruma bir
çözüm
olarak
öğretmenli
köyün
kavalcısını okuluna çağırmış.
O
kişinin
adı
Mehmet
Ali
öğretmenmiş.
Okulu
kurtaracağını
söylemiş ve karşılığında müdürden
okuldaki bütün kitapları istemiş. Müdür
bunu kabul etmemiş. Biliyormuş ki bunu
başarırsa okulu kitapsız kalacakmış.
Sonunda
kitapların
yarısı
için
anlaşmışlar. Mehmet Ali öğretmen de
okulun
öğretmenleri
hariç
bütün
öğretmenleri postalamış.
Müdür hiçbir kitabı vermeyince
Mehmet Ali öğretmen çok kızmış ve
bütün
öğretmenleri
okulun
dışına
götürmüş. Müdür de kavalcının peşinden
bahçeye koşmuş. Ama kavalcının yerinde
bir kurt duruyormuş. Çevrelerinde de
kırk öğretmen yerine kırk haramiler
duruyormuş.
Müdür
kendini
tek
pencereli bir kulede bulmuş. Aşağıda bir
göl varmış. O göle atlamış. Dipten
çıktığında kendini “Miami” sahillerinde
bulmuş. Böyle yerlerden geçip evine
varmış. Ama bunların hepsi bir rüyadan
ibaretmiş. Uyanmış ve okuluna gitmek
için hazırlanmış…
Ömer Faruk ÇAM 4A
63
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
ÖZLEM KURT VE 7 ÖĞRENCİ
YAVRUSU
Keçilerin ve hayvanların hakim
olduğu zamanlarda bir öğretmen ve yedi
kardeş öğrenci yavrusu varmış. Dev bir
evde yaşıyorlarmış. Yedi kardeşten en
küçüğü hep dışlanırmış.
Bir gün öğretmen yemek almaya
markete gitmiş ve çocuklardan onun
dışında kimseye kapıyı açmamalarını
istemiş. Bunu gören Özlem Kurt
çocukların sözlerini tutmayacaklarını
düşünmüş
ama
yine
de
gitmek
zorundaymış. Başka bir kurt Özlem
Kurt'un gittiğini görünce çok sevinmiş ve
midesinin bayram edeceğini düşünmüş.
İlk olarak sadece zili çalmış ve sesini
incelterek “Geldim yavrularım.” demiş.
Çocuklar güvenlik kamerasından bakınca
ve kurdun yüzünü görünce annelerinin
hırsızlar için yerleştirdiği bubi tuzağını
çalıştırmışlar.
Bubi
tuzağı
kurdu
Arjantin’e fırlatmış. Kurt o öğrencileri
yakalamak için bir plan düşünmüş ve
bulmuş.
"Madem
Arjantin'deyim
Wipeout’a katılabilir ve daha da
güçlenebilirim.”demiş.
Wipeout’u
kazanmış ve iki tane kundakçı tutmuş.
Kundakçılar keçilerin evini basmış . Tüm
öğrencileri kaçırmışlar. En küçük olanı
öğretmenin saatine saklanmış ve o çok
şanslıymış. Kundakçılar yavruları götürüp
kurda
yedirmişler.
En
küçükleri
saklandığı
yerden
çıkıp
kurdun
yaptıklarını
öğretmenine
söylemiş.
Annesi kurdun evine lazerli mini silahla
girmiş ve yavrularını kurtarmış.
Kurt dışında herkes mutlu yaşamış
ve en küçük öğrenci yani Okan en sevilen
öğrenci olmuş.
Arın Kaan KURTULUŞ 4A
BÜYÜK BALO
Bir zamanlar Özlem adında biri
varmış. Özlem’in Damla adında bir üvey
annesi ve Esra, Utku, Meryem adında üç
kardeşi varmış. Özlem’e kardeşleri çok
kötü davranırmış. Mesela “Özlem yemek
yap, tuvaletleri temizle” gibi şeyler
derlermiş. Bunları Esra ve Gülbahar
adında iki peri görürmüş. Ebru adında
bir kraliçe varmış. Bu kraliçe bir
zamanlar kraliyet balosu düzenlemiş. Bu
baloya Gonca adında bir Pamuk Prenses,
Başak adında Sindrella, Seval adında bir
prenses ve Külkedisi Özlem'in ailesi
gelmiş. Ailesi Külkedisi'ni
baloya
getirmemiş. Periler her şeyi izliyormuş.
Sonra periler, Özlem'in yanına gelmiş.
Onu baloya uygun giydirmişler. Özlem
baloya gelmiş. Utku ve Esra koşarak
annesinin yanına gelmişler. Utku “Anne
Özlem geldi.” demiş. “Çabuk onu buradan
gönder.” demiş Utku'ya.
Büyük bir
bağrışma sonucunda Kraliçe Ebru gelmiş.
Üvey anne ve çocukları gitmiş. Herkes
çok mutlu olmuş. Tabi periler de...
Buket ERKOL 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
AÇ GÖZLÜ ÇOCUK
Bir varmış bir yokmuş, bir çocuk
varmış. Bu çocuğun babası çiftçiymiş.
Çocuk babasının mesleğini çok severmiş.
Yıllar sonra çocuk 30 yaşına gelmiş. İşe
başlamış ve bir tavuk almış. Tavuğu
aldığı kişi tavuğun çok gizemli olduğunu
söylemiş. On gün sonra bir e-mail almış.
E-mail de “Benden aldığın tavuğu iade
etme.” yazıyormuş. Çocuk umursamamış.
Beş gün sonra satıcı ölmüş. Aradan 10 yıl
geçmiş.
Çocuk
tavuğun
ilk
kez
yumurtladığını “Gıt gıt gıdak! yumurtam
sıcak” demesinden anlamış. Baktığında
tavuğun altında demir yumurta varmış;
almış ve saklamış. Yine yumurtlamış. Bu
sefer bronz yumurta çıkmış. Bir daha
yumurtlamış, gümüş yumurta çıkmış. 10
gün,
20
gün
geçmiş
tavuk
yumurtlamamış. Çocuk altın çıkacağını
tahmin ediyormuş. 40 gün 60 gün geçmiş
yumurta yokmuş. Çocuk dayanamamış ve
eline satırı alıp tavuğu kesivermiş. Bir de
bakmış ki tavuğun içinde tahta yumurta
var. Yanına en yakın arkadaşı Meryem
gelmiş. “Aç gözlü olmak iyi değildir.”
demiş. Çocuk “Aç gözlü, her şeyin daha
fazlasını isteyenlere denir. Değil mi?”
demiş. Çocuk tavuğu aç gözlülük
yüzünden öldürdüğüne inanamamış. Aç
gözlülük iyi değildir; kendinizdeki ile
yetinmelisiniz.
Can YAZICI 4A
64
KIRMIZI BAŞLIKLI ÖZLEM VE 18
KURABİYE
Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar
bir Kırmızı Başlıklı Özlem varmış. Bir
gün annesi Özlem’e "Al bakalım kızım, bu
18 kurabiyeyi anneannene götür." demiş.
Kırmızı Başlıklı Özlem yola çıkmış. Yolda
yürümüş yürümüş. Birden karşısına bir
kurt çıkmış. Kurt kıza sormuş:
- Nereye böyle?
-Anneanneme
gidiyorum.
Anneannem çok hasta demiş.
Kurt Kırmızı Başlıklı Özlem’e
"Geçmiş olsun." demiş
ve oradan
uzaklaşmış. Kırmızı
Başlıklı Özlem
yürümüş
yürümüş
ve
sonunda
anneannesine ulaşmayı başarmış. Sonra
kapıda yine aynı kurdu görmüş.
Kurt:
Elindekileri
verirsen
seni
bırakırım, demiş.
Özlem "Vermem." demiş. "O zaman
ben almasını bilirim." demiş hain kurt.
Sonra kurabiyelerin üstüne atlamış
fakat bataklığa düşmüş. Kırmızı Başlıklı
Özlem çok gülmüş ve hemen oradan
kapıya uzanıp kurabiyeyi anneannesine
vermiş.
Defne AKKAYA 4A
ÖZLEM KRALİÇE
Bir varmış bir yokmuş, Özlem diye
bir kraliçe varmış. Onun bir oğlu varmış.
Onun adı Cem Tuna‘ymış. Arın diye bir
sihirbaz varmış. Yere saplı bir öğrenci
varmış. Cem Tuna öğrenciyi çıkarmaya
çalışmış;
çıkaramamış.
Özlem
de
çıkarmaya çalışmış,; çıkaramamış. Arın
da çıkaramamış. Onlar Ömer Okan’ı
aramışlar bulamamışlar. Birden önlerine
troller çıkmış. Troller onlara saldırmış.
Cem Tuna kılıcını çıkarmış ve onları
korkutmuş. Sonra onların başkanı onlara
yere saplı olan öğrencinin Gargamel
olduğunu söylemiş. Onlar da öğrenciyi
kurtarmamışlar.
Cem YORULMAZ 4A
ÖZLEM PRENSES VE 7 CÜCELER
Bir zamanlar bir köyde yaşayan bir
prenses varmış. Çok güzelmiş. Saçları
sarı, gözleri kahverengiymiş ve uzun
boyluymuş. Bir prensin onu şatoya
götürmesini
bekliyormuş.
Beklemiş
beklemiş…
Hala
prens
gelmemiş.
Prenses, prens gelmediği için gitmiş.
Prens trenle geldiği için geç kalmış ve
prens geldiğinde prenses ortalarda
görünmüyormuş. Prenses evine giderken
bir mağara görmüş. Oranın içine girmeye
çalışmış ama çok korkuyormuş. Prenses
gittiğinde kapı açılmış. Sonra 7 tane
yatak görmüş. Prenses 7 tane cüce
görmüş. Prenses çok şaşırmış. O
cücelerin iş yaptığını görmüş. O cüceler
prensesi sevmişler ve
prenses için
çalışmaya başlamışlar. Prenses onlara 7
Cüceler adını vermiş.
Emin Berat DİL 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
65
GÜZEL VE ÇİRKİN
Bir varmış bir yokmuş, bir güzel
varmış. Bu güzelin ismi Özlem’ miş.
Özlem'in
iki tane kardeşi varmış.
Kardeşlerinin ismi Ebru ve Esra’ymış.
Kardeşleri
ablalarını çok severmiş.
Babaları öğretmenmiş.
Çocuklarını çok severmiş. Bir kış ayı
okullar tatilken babalarının bir işi çıkmış
ve uzağa gitmek zorunda kalmış. Bayağı
yol gittikten sonra babalarının karşısına
bir kurt çıkmış. Bu kurt çok büyükmüş.
Babalarına "Sen burada ne yapıyorsun?"
diye sormuş. Adam da "Ben bu yoldan
gideceğim ve sen benim yolumu kestin."
demiş. Kurt "Ben senin Özlem adında bir
kızın olduğunu duydum. Ben aslında
öğretmen olmak istiyorum ama kimse
benimle arkadaş olmadığı için ben de
öğretmen olamıyorum.
Senin kızın
isterse beni çalıştıra bilir mi ?" demiş.
Adam kızını arayıp haberi vermiş. Özlem
haberi
duyunca
biraz
şaşırmış.
Babasından hemen adresi almış ve gelmiş.
Aradan çok uzun zaman geçmiş ve Özlem
ile kurt arkadaş olmuşlar. Özlem ve kurt
öğretmen olmuşlar. İkisi de çocuklara
bakmayı çok seviyorlarmış ve mutlu mutlu
yaşamışlar.
Emine TAŞKIRAN 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
KÜLKEDİSİ VE KÖTÜ CADI
Bir gün çok ama çok güzel bir
Külkedisi varmış. Ama bir de şehrin en
kötü cadısı varmış. Bu cadı, Özlem
Öğretmen olan Külkedisi'ne Facebook’
tan mesajlar atıyormuş. En sonunda ona
Social Wars’ tan savaş açmış ve
kazanmış.
Külkedisi’ni
Football
Manager'da da yeniyormuş. Ta ki prens
ona mesaj atana kadar... Sonra beş
cücelere derdini anlatmış. "Facebook’tan
birileri bana tuhaf mesajlar atıyor acaba
kim?" diye sormuş. Bir anda "Ben o
bahsettiğiniz kötü cadıyım." demiş cadı
ve bu cadı Yunus'muş. Son çare
Rapunzel' e gitmiş ama o da evinde parti
veriyormuş. Onunla konuşmuş ve ondan
yardım istemiş. Rapunzel onu yakalayıp
cezalandırmış.
Ertem ERENER 4A
66
PAMUK ÖZLEM VE 6 CÜCELER
Bir varmış bir yokmuş, arabaların
atla çekildiği zamanlarda bir Pamuk
Özlem varmış. Bir de kötü kalpli bir cadı
varmış. Onun adı Siyah Kalp‘miş. Kötü
cadı her zaman ona kötü büyüler
yaparak insanları kandırırmış.
Pamuk Özlem bir gün ormana
kaçmış. Okula giden altı kız görmüş.
Kızların adları ise Niroş, Difo, Seliş,
Difiş, Emzik ve Sivridiş’miş. Pamuk
Özlem onları takip etmiş ve Sivridiş ‘i
taş kemirirken görmüş. Pamuk Özlem
çok kaslı bir prenses olduğu için (Dünya
Karete Şampiyonu) ormandaki dev
tavuğu kesmiş. Rapunzel Gonca onu
sararak saraya götürmüş ve
Difo
cadının odasındaki bir karışımı içerek bir
dev olmuş ve sarayı ezmiş.
D. Niran UÇAK 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
KIRMIZI BAŞLIKLI ÖZLEM
Bir zamanlar küçük bir kız varmış.
Bu
kız
hiç
bilgisayar
başından
kalkmazmış. Doğum gününde anneannesi
ona kırmızı bir başlık örmüş. Bu olaydan
sonra adı Kırmızı Başlıklı Özlem olmuş.
Sürekli telefon ile oynayıp bilgisayarda
Facebook’ a giriyormuş.
Bir gün annesi:
-Özlem kızım, hadi telefon ile
anneannene mesaj at da gelsin, demiş.
-Tamam anne!
İnternet çekmiyormuş. Bu yüzden
annesine dışarı çıkacağını söylemiş.
Annesi de eline kıymalı börek dolu bir
sepet vermiş anneannesine götürmesi
için. Yolda en yakın arkadaşı Rapunzel
Esra ile karşılaşmış. Rapunzel Esra
kıymalı börekleri görünce ağzı sulanmış
ve sormuş:
-Nereye böyle?
-Annem, anneanneme götürmem için
kıymalı börek yaptı.
Rapunzel’in ağzı iyice sulanmış.
-Peki elindeki telefon ne öyle?
"Aslında internet bağlantısı aramak
için dışarı çıktım ama annem kıymalı
börek verince anneannemin evine gitmek
zorunda kaldım." demiş Kırmızı Başlıklı
Özlem.
Kırmızı
Başlıklı
Özlem
yürümeye devam etmiş ve bir tavşan
görmüş. Tavşanın peşinden gitmiş ve
sonra bir deliğe düşmüş. Bu delikte
Alice Ebru ile tanışmış. Birlikte
yürürlerken en son Kupa Kraliçesi Başak
ile tanışıp kriket oynamışlar. Kırmızı
Başlıklı Özlem, Alice Ebru’yla vedalaşmış
ve başka bir delikten çıkmış.
Sidal KARAYTUĞ 4A
67
ÖZLEM BABA VE 18 ŞİRİN
Gargamel, Şirinler'i yakalamaya
çalışıyordu.
Onları
bir
kafese
kapatmıştı. Onlara planını anlatıyordu.
Gargamel onları bir kazana atıp
kaynatacaktı. Ama Özlem Baba yanında
ışınlanma büyüsü taşıyordu ve bu büyü
sayesinde ışınlandılar. Gargamel yine de
Şirinler'in yaşadığı yeri buldu.
Azman ve Gargamel, Şirinler'in
yaşadığı yere gitti ve Güçlü Tuna gidip
onlara yumruk attı. İkisi de kaçtı.
Herkes Güçlü Tuna‘yı tebrik etti ve
Özlem Baba, Güçlü Tuna'ya
süper
iksirini verdi. Artık güçlü Tuna 89 kg
taşıyabiliyordu. Azman ve Gargamel bir
iksir yapıp 90 kg taşıyabildiler. Ama
güçlü Tuna yine de onları yendi. Özlem
Baba iksiri yanlış yapmıştı. İksir 24 saat
sonra etkisini kaybedecekti ve tam 24
saat olmuştu. Güçlü Tuna bununla çok
övünmüştü. Bir şirin Güçlü Tuna'dan onu
havaya fırlatmasını istedi. Güçlü Tuna
bunu yaptı ve o şirini yere düşürdü.
Hemen Özlem Baba'ya gittiler. Özlem
Baba iksiri yanlış yaptığını anladı. Tam
bu zamanda Gargamel ve Azman geldi.
Güçlü Tuna ve Özlem Baba saklandılar.
Özlem Baba ve Güçlü Tuna çok
endişelendiler ve Gargamel bütün
şirinleri kaynattı.
Tuna Tuncay ÖZER 4A
ŞİRİN ÖZLEM ANNE VE 18 ŞİRİN
Bir varmış bir yokmuş, bir gizemli
köy varmış. Bu köyde 19 şirin varmış.
Bunlardan biri Özlem Anne biri de Güçlü
Taha’ymış. Bu köye bir kurt saldırmış.
Şirin Anne çantasını almış ve
hep
birlikte kaçmışlar.
Ama Taha yanlış
yöne gitmiş ve bunu görenler onu
kurtarmak için takip etmişler. Taha su
geçidine düşmüş. Bu geçit Taha'yı
insanların yaşadığı yere götürmüş. Taha
en sonunda Meryem’in evine gitmiş.
Meryem,
Şirinler
ve
Taha
çok
eğlenmişler.
Taha ÖZGÜVEN 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
68
BU KÜÇÜK BİR HİKAYE
Bir varmış bir yokmuş, Özlem
adında bir kız varmış. Bu kızın olduğu
evde üç cimri kardeş varmış. Özlem’i hep
üzüp ona kötü davranıyorlarmış. Daha
sonraki günlerde bir balo yapılacağı
kasabadaki herkese duyurulmuş. Tabi ki
bu aile de bu balonun haberini almış.
Özlem de bu baloya gitmek istiyormuş.
Ama aile o gece yetişmesi gereken çok
iş olduğunu söyleyerek onu o baloya
göndermemek için ellerinden geleni
yapıyormuş. Aile gidince birden kapı
çalmış. Önüne güzel mi güzel kıyafetler
çıkmış. Bunları Şirinler ve Yedi Cüceler
getirmiş. Onları giydikten sonra da bir
spor arabaya atlayıp gitmiş. Yolda aniden
karşısına bir kurbağa çıkmış ve bu
kurbağa konuşuyormuş. Özlem çok
şaşırmış. Saatler geçiyor ve Özlem
zamanın geçtiğini hiç fark etmiyormuş.
Saat tam 12 olduğunda Özlem yine bir
hizmetçiye dönüşmüş. Oradan koşarak
giden Özlem telefonunu düşürmüş. Prens
telefonu görünce sahibini aramaya
başlamış. Sonunda Özlemi bulmuş ve
telefonu vermiş. Cadı da onları görünce
ikisini de deniz kenarına hapsetmiş. İkisi
de bundan sonra balık pulu temizleyicisi
olarak yarı mutlu bir şekilde yaşamışlar.
Selina ALPAR 4A
ÖZLEM CRUSOE
Bir gün Özlem ormana gidiyormuş.
Kendine bir ev yapmak için tahta, çamur,
yapraklar ve çalılar arıyormuş. Çok
büyük bir çalı gördüğünü sanmış ama o
çalılar bir insanmış. O insan barışçıl
olduğu için ona Dilek adını vermiş. Dilek
yere bastığında gökten bir bilgisayar
düşmüş. Bir kez daha bastığında bir CPS
düşmüş. Dilek ilk defa adım atıyormuş.
Özlem Crusoe, Dilek’i bir kilometre
koşturunca Dilek çok mutlu olmuş ve
onun bir dileğini yerine getireceğini
söylemiş. Özlem Crusoe da adadan
kurtulup çok zengin olmak istediğini
söylemiş. Özlem Crusoe, Dilek’i alıp F16
ile Amerika’ya yola çıkmış. Amerika’ya
vardıklarında ise herkes Özlem Crusoe’
nun yıllar önce kaybolan
kraliyet
ailesinden
MC
Donald’ı
bulduğunu
anlamışlar ve onu ödüllendirmişler.
Özlem Crusoe da artık kraliyet ailesinin
bir üyesi olmuş.
Okan KARADENİZ 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
69
KASABANIN KAHRAMANI
Ağaçların arasında
bir kasaba
varmış. O kasabada bir matematikçi
yaşarmış.
O
matematikçinin
adı
Ebru'ymuş .O kasabada bulutlar çok
siyahmış . Kasaba halkı siyah bulutlar
yüzünden
güneşi
göremezlermiş.
Matematikçi siyah bulutları yok etmek
için
düşünmüş taşınmış hiçbir şey
bulamamış. Uzun
yılar
sonra su
döngüsünü bulmuş. O kasaba o kadar
kirli görünüyormuş ki denizler, dereler
bataklık gibiymiş. Matematikçi eğer
denizleri
ve
dereleri
temizlersek
bulutlarımız da düzelecek demiş. Halk
matematikçiye
güvenmiş,
denizleri
dereleri temizlemişler. Bir bakmışlar
bulutlar
düzelmiş ve
matematikçi
kasabanın kahramanı olarak efsane
olmuş.
Görkem ATAR 4B
UTKU HOCA İLE BASKETÇİ YEDİ
CÜCELER
Bir okulda Utku adında bir
basketbol öğretmeni varmış. Bir gün
ormana gitmiş; orada küçük bir kulübe
görmüş ve içine girmiş. Orada basketbol
toplu yedi yatak görmüş. Bunun için çok
sevinmiş. Sonra kapı açılmış ve yedi tane
küçük cüce içeri girmiş. Sen bizim
evimizde ne arıyorsun? demişler. Utku
öğretmen
kayboldum
demiş.
Yedi
Cüceler ilk defa bir misafirleri olduğu
için çok sevinmişler. Utku öğretmen
"Demek
ki
basketboldan
hoşlanıyorsunuz." demiş. Yedi Cüceler
hep
bir
ağızdan
"Evettt!"
diye
bağırmışlar. "Ben basketbolcuyum, o
yüzden hadi gelin basketbol oynayalım."
demiş. Daha sonra hepsi aynı takımda
olmuşlar. Yedi Cüceler'in
çok iyi
oynadıklarını gören devler çok şaşırmış
ve bir turnuvaya davet etmişler. Bütün
turnuvaları Yedi Cüceler kazanmış ve en
büyük kupayı onlar kazanmış. Dünya’nın
en iyi takımı onlar olmuş.
Barkın ERCENGİZ 4B
ÇOCUKLU KÖYÜN KAVALCISI
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman
içinde, kalbur saman içinde Dertli diye
bir köy varmış. Bu köyde Enes, Tan,
Bartu, Barkın ve Kaan diye 5 çocuk
varmış. Bu çocuklar bir şey bilmedikleri
ve okula gitmedikleri için her gün bir
evin camını kırıyor ya da bir eve taş
atıyorlarmış. Bu köyde okumuş ve
yakında öğretmen olacak biri yaşarmış.
Bu
kişinin
adı
Özlem’miş.Özlem
Öğretmen ‘’Yeter artık, bu çocukları
eğitmek lazım!’’ demiş. Bir gün bu
çocukların ailelerine çocuklarını okula
yollamalarını
söylemiş.
Ebeveynleri
‘’Yakınlarda okul yok.’’demişler. .Bu
öğretmenin tanıdığı bir mimar varmış.
Özlem öğretmen mimara haber vermiş.
Okul yapılmış. Ama çocuklar okula
gitmek
istemiyorlarmış.
Özlem
Öğretmen onlara büyülü kavalıyla sorular
sora sora onları okula götürmüş. Bu
çocuklar okulu sevmişler ve büyüyünce
çok bilgili olmuşlar.
Bartu KARADENİZ 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
70
KARMAKARIŞIK
Bir varmış bir yokmuş, uzak
diyarlarda bir krallık varmış. Kralının adı
Hansel, kraliçenin adı da Gretel’miş.
Kraliçe Gretel bir gün hamile olmuş. Halk
bebeği çok merak ediyormuş. Ama
Kraliçe Gretel bir gün hastalanmış. Kral
Hansel bu duruma çok üzülmüş.
Sonra askerlerine:
-Bu hastalığa bir çare bulun da
karım iyileşsin, demiş.
Askerler aramış aramış en sonunda
bir çiçek bulmuşlar. İçlerinden biri:
-Bu çiçekten dünyada sadece bir
tane var. Bu çiçek sihirli, demiş.
Aralarından biri de:
-Bu
çiçeği
sadece
bir
kişi
kullanabilir. O kişi de Özlemsel.
Sonra askerler Özlemsel’i aramaya
çıkmışlar. En sonunda gizli bir kule
bulmuşlar.
Askerlerden biri:
-Evet başardım. iphone 7’imdeki
gps işe yaradı! demiş.
Askerlerden biri de:
-Hayır, benim tabletimdeki oyun işe
yaradı! demiş.
Askerlerden biri sinirli bir şekilde
de:
-Hayır, sizi gidi teknoloji kafalar!
Çabuk olun, Kral bizim Özlemsel’i
bulmadığımızı
öğrenirse
kellemizi
uçurur, demiş. En sonunda askerler
Özlemsel’i bulup krala götürmüşler.
Özlemsel kraliçeyi iyileştirmiş. Güzel mi
güzel bir kızları olmuş. Kraliçeyi
Özlemsel kurtardığı için kızlarının adını
Özlem koymuşlar. Kızlarının sarı, uzun
saçları ve büyük yeşil gözleri varmış…
Elif Buse UÇAR 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
UTKU’NUN SİHİRLİ LAMBASI
Bir varmış bir yokmuş, bir kentte
Pinokyo, Alaaddin, Hansel ve Gretel
varmış.
Utku
sihirli
lambasıyla
etraftakilerin
dileklerini
gerçekleştiriyormuş. Pinokyo çok yalan
söylüyormuş.
Böylece çok para
kazanıyormuş.
Önce
burnunu
ve
bacaklarını kesip satıyormuş. Bir gün
Hansel, Pinokyo’nun yanına gitmiş. Ondan
iki salise sonra Gratel gelmiş. Ondan üç
salise sonra Utku gelmiş ama o sırada
ambulans Pinokyo’yu almak için gelmiş.
Utku ne olduğunu merak ettiği için
hastanenin yolunu tutmuş. Hansel ve
Gratel gezmek için ormanın yolunu
tutmuşlar. Kaybolunca Hansel ‘ Hapı
yuttuk !‘ diye bağırmış. Bir ev bulmuşlar
ve içinde yaşlı bir nine varmış. O nine
play station oynuyormuş. Diğer tarafta
Pinokyo ameliyatan çıkmış ve Utku bu
duruma o kadar sevinmiş ki havada
300000 takla atmış. Nine’nin Play
station kumandasının şarjı bittiği için
Hansel ve Gratel’i çöpe atmış. İkisi de
çok sinirlenmiş ve ‘Fight’ nine ölmüş.
Allah rahmet eylesin.
Enes DİNÇ 4B
71
KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ VE
ÖĞRETMENİ
Kırmızı Başlıklı Kız, öğretmenini
çok
severmiş.
Öğretmeninin
adı
Özlem’miş. Özlem Öğretmen Kırmızı
Başlıklı Kız‘ı çok severmiş. Bir gün sınıfa
yeni biri gelmiş.
Bu Çizmeli Kedi’ymiş. Kırmızı
Başlıklı Kız Çizmeli Kedi’yle hemen
arkadaş olmuş.
Özlem Öğretmen bunun için Kırmızı
Başlıklı Kız‘a ödül vermiş. Öğretmenler
Günü gelmiş.
Kırmızı Başlıklı Kız ve Çizmeli Kedi,
Özlem Öğretmen'e ne alacaklarını
bulamamışlar. En sonunda ormana
gitmeye karar vermişler.
Ormana gittiklerinde çok güzel
çiçek ve mantarlar görmüşler. Kırmızı
Başlıklı Kız çiçek toplarken Çizmeli Kedi
bir savaş uçağı ile savaşıyormuş; çünkü
savaş
uçağı
onlara
saldırmaya
çalışıyormuş. Çizmeli Kedi savaş uçağını
yenmiş. Kırmızı Başlıklı Kız ve Çizmeli
Kedi yolda giderken Kırmızı Başlıklı
Kız’ın büyük annesinin evine gelmişler.
Kırmızı Başlıklı Kız büyük annesinden
biraz kurabiye almış ve
ağaçların
üstünden atlayarak ormandan çıkmışlar.
Diğer gün Kırmızı Başlıklı Kız ve
Çizmeli
Kedi
Özlem
Öğretmen'e
hediyelerini vermişler. Özlem Öğretmen
mantarlardan yapılmış çiçek demetini
görünce çok mutlu olmuş.
Kırmızı Başlıklı Kız ve Çizmeli Kedi
birisini mutlu etmenin ne kadar güzel bir
duygu olduğunu öğrenmişler.
Gözde KARAKAYA 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
UTKU HOCA’NIN SİHİRLİ LAMBASI
Utku Hoca basketbolcuydu. Bir gün
gezi yaparken bir oyuğun içine düştü ve
orada bir lamba gördü. Lambayı salladı
ve içinden dev bir cin çıktı.
Cin “Dile benden ne dilersen.”
dedi. Utku Hoca “ Bir hafta sonraki
NBA-Türkiye maçında Türkiye’ de
oynuyorum." dedi. “Beni Michael Jordan’
dan daha iyi bir oyuncu yapar mısın ?”.
Cin “Tabi ki, yarın sabah gel.” Utku Hoca
çok heyecanlıydı. Cin ile birlikte günde
beş saat çalışmaya başlamışlardı. Utku
Hoca iki gün içerisinde arkadan yön
değiştirmeyi gözü kapalı bir şekilde
yapmaya başladı. Geriye beş gün
kalmıştı. Cin “Sen artık nasıl çalışman
gerektiğini biliyorsun. Artık tek çalış.”
dedi. Utku Hoca’nın maç zamanı geldi.
186-90 Utku Hoca yendi. Utku Hoca 50
basket attı. Utku Hoca artık hep düzenli
çalışmaya başladı. Cin “Ne oldu ! Michael
Jordan’ın sekiz katı kadar iyi oldun.”
Utku Hoca “Artık ışıkla yarışıyorum.”
dedi. Utku Hoca o günden sonra NBA
takımına girdi. Çünkü çok iyiydi.
Kaan DERE 4B
72
UTKU VE GRATEL
Utku ve Gratel adında iki kardeş
yaşarmış. Anneleri ve babaları öldüğü
için onlara bir oduncu bakıyormuş. Bir
gün yine ormana gitmişler. Utku ve
Gratel oyun oynarken oduncu gitmiş.
Utku ve Gratel’in yanında iki
ekmek varmış. Yola ekmek ata ata
gitmişler. Karşılarına kocaman elmastan
bir ev çıkmış.Tam kapıyı çalacakları
sırada arkalarında bir cadı belirmiş.
Cadı:
- Hadi içeri girin de size yemek
vereyim, demiş.
Utku ve Gratel içeri girmişler. Tam
içeri girdikleri sırada üstlerine elmastan
bir kafes düşmüş. Utku kafeste kalmış;
Gratel’e ise temizlik yaptırmış. Cadı
uyuduğu zaman Gratel cadının cebinden
anahtarı almış ve Utku’yu kurtarmış.
Sonra avcıyı çağırmışlar. Avcı cadıyı bir
mağaraya kapatmış.
Böylece Utku ve Gratel avcıyla
beraber gitmişler. Çok mutlu yaşamışlar.
Olcay Diren AVCI 4B
KAHRAMAN SELDA
Yalancı çobanın koyunlarını kurtlar
yerken Selda adında bir fen öğretmeni
yardıma koştu.
Kurtları öldürmek yerine onlara bir
iksir verdi. Kurtların altı tanesi K9
köpeklere, iki tanesi ise Sibirya
kurtlarına dönüştü. Bu durum çobanın
koyunlarını
kurtarmakla
kalmadı,
koyunların yeni arkadaşları oldu.
Ozan BAŞTERZİ 4B
KIRMIZI BAŞLIKLI EBRU
Evvel zaman içinde Kırmızı Başlıklı
Ebru diye biri varmış. O bir matematik
profesörüymüş. Bir gün büyükannesine
İskender kebabı götürmeye karar
vermiş. Yola koyulmuş. Yolda etekli bir
kurt görmüş. Kurda yolu sormuş; kurt
onu yanlış yoldan göndermiş. Kendisi kısa
yoldan gidip, Ebru’nun büyükannesini
yemiş. İki yıl Ebru’nun büyükannesinin
evinde beklemiş. Kurt çok acıkmış, bu
yüzden de yemek aramaya ormana
gitmiş. Bir avcı da gelip onu ikiye bölmüş.
Büyükannesi de evine geri dönmüş. O
sırada da Ebru eve gelmiş. Sonra kurdu
dikip birlikte İskender kebabı yemişler.
Herkes mutlu ve tok bir şekilde evine
dönmüş.
Orkun ÇIRAK 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
73
KÜLKEDİSİ’NİN ARKADAŞI
Külkedisi
büyük
bir
şatoda
yaşarmış. Külkedisi'nin gerçek adı
Meryem'miş. Meryem’in annesi ölmüş,
babası da başka biriyle evlenmiş.
Evlendiği kadının üç çocuğu varmış.
Kadınla evlendiğinden beri külkedisine
hizmetçi gibi davranıyorlarmış. Külkedisi
bulaşık yıkarmış, temizlik yaparmış.
Üvey annesine ve kardeşlerine hizmet
edermiş. Kardeşlerinin ve annesinin
kıyafetlerini yıkarmış. Üvey kardeşleri
Külkedisi'nin kıyafetlerini alırlarmış. Bir
gün prens eş seçmek için bir balo
düzenlemiş. Üç kardeş yani üvey
kardeşleri o baloya gideceklermiş.
Külkedisi Meryem de katılmak istemiş
ama izin vermemişler ve gitmişler.
Külkedisi bulaşıkları yıkamaya başlamış.
Bulaşıkları yıkarken bir peri gelmiş.
— Baloya gitmek mi istiyorsun?
— Evet ama hiç kıyafetim yok. Tek bu
var.
— Nasıl bir kıyafet istiyorsun?
— Uzun bir gelinlik istiyorum.
— Sana elbise vereceğim ama saat
12'de burada olacaksın,demiş.
Baloya giden Külkedisi, Prens
Abdullah’la
arkadaş olmak istemiş.
Prens Abdullah'la sohbet etmişler ve
çok
iyi
arkadaş
olmuşlar.
Üvey
kardeşleri onu çok kıskanmışlar ve
ağlamışlar.
Şevval Deniz AKDENİZ 4B
KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ VE ÖZLEM
ÖĞRETMEN.
Bir gün Kırmızı Başlıklı Kız
babaannesine çorba götürürken bir kurt
Kırmızı Başlıklı Kız'ı telefonla aramış ve
babaannesinin evinin yerini öğrenmiş.
Babaannenin evine giderek babaanneyi
dolaba kilitlemiş ve onun yerine geçmiş.
Sabah Kırmızı Başlıklı Kız babaannesine
giderken yanına Özlem adlı bir çocuk
gelmiş,
tanışarak
yollarına
devam
etmişler.
Babaannesinin
evine
geldiklerinde babaannesini görmüşler.
Beraber “Babaanne burnun niye bu kadar
uzun? ” demişler. Kurt “Sizin kokunuzu
daha iyi almak için yavrum.” demiş.
Kırmızı Başlıklı Kız “Babaanne seni çok
seviyorum.” demiş.
“Yanındaki arkadaşın kim yavrum?”
demiş kurt. Kırmızı Başlıklı Kız “O benim
yeni arkadaşım Özlem.” demiş. Kurt
kollarını sıvamış ve üstlerine atlamış.
Özlem ve Kırmızı Başlıklı Kız “İmdat ! !
!”diye bağırmış. Babaanne sonunda
dolaptan çıkmış. Kurda en sevdiği terliği
fırlatmış, kurt kaçmış. Özlem, Kırmızı
Başlıklı Kız ve babaanne çorbalarını
içmişler ve bir daha kurt onlara hiçbir
kurnazlık yapmamış.
Sami KAPTAN 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
74
YEDİ CÜCELER UZUYOR
Bir varmış bir yokmuş, Gonca diye
bir kız çocuğu büyük bir sarayda
yaşarmış. Bir gün Yedi Cüceler Gonca’nın
evine gitmişler. Gonca Yedi Cüceler'i
görünce onları evine almış. Yedi Cüceler
çok kısa olduğu için koltuğa bir türlü
oturamamışlar. Gonca hemen onları alıp
koltuğa oturtup konuşmaya başlamış.
Hepsinin
uykusu
gelince
koltuğa
kendilerini atmışlar. Sabah olunca
herkes oyun oynamaya gitmiş. Gonca
onlarla oyun oynayamıyormuş çünkü onlar
çok kısaymış. Gonca hemen onları
hastaneye götürmüş. Yedi cüceler,
Doktor Utku’ ya durumlarını anlatmışlar.
Utku’nun aklına bir fikir gelmiş. Onları
alıp ameliyat etmiş ve boyları uzamış.
Gonca onları görünce çok sevinmiş ve
hepsi çok mutlu oyunlar oynamışlar.
Tan UYSAL 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
BURCU PRENSES VE YEDİ BOYA
Bir varmış. Bir yokmuş. Burcu
adında çok güzel bir kız varmış. Bu kız
prensesler kadar güzelmiş. Bu yüzden
ona Burcu Prenses derlermiş. Burcu
Prenses hep resim yapmak istermiş ama
hiç malzemesi yokmuş. Sadece kağıt
alacak kadar parası olduğunu fark etmiş.
Kağıt almak için şehre gitmiş. Ama şehre
gitmek
için
ormandan
geçmesi
gerekiyormuş. Yolda giderken boya
yerine kullanabileceği rengarenk bir
çiçek görmüş. Ona doğru ilerlerken bir
kuyuya düşmüş. Aslında bu çukur bir
boya geçidiymiş. Her yer gökkuşağından
bile renkliymiş. Burcu Prenses hep orada
kalmak istemiş ama yakınlarını özlemiş.
Kendisine yetecek kadar yedi tane boya
alıp çıkmaya çalışmış ve bir ip görmüş.
O ipe tırmanmış.
O ipi bir
prens
tutuyormuş. Prens ve prenses evlenmiş.
Birlikte resimler yaparak hayatlarına
devam etmişler.
Eylül GİZİR 4B
75
UTKEL VE EBRUTEL
Bir zamanlar Utkel ve Ebrutel
adında iki kardeş varmış .
Anneleri öldüğü için babaları
başkasıyla evlenmiş. Evlendiği kadın bir
Iphone canavarıymış ve Utkel’i ve
Ebrutel'i istemiyormuş; çünkü onlar
sürekli Iphone ile oynuyorlarmış. Bir gün
babaları piknik yapalım demiş ve Utkel’i
ve Ebrutel'i de yanına almış. Onları
kandırmış ve ormana bırakmış. Karısı
yüzünden belki de onları bir daha
göremeyecekmiş. Biraz zaman geçmiş ve
Utkel ve Ebrutel bunu fark etmiş.
Iphone 5’lerini çıkartıp yolu bulmuşlar.
Birden yolda Ipad’den yapılmış bir ev
görmüşler.Ipad‘te olan oyunları kendi
telefonlarına yüklemişler. Birden kapıda
bir robot belirmiş.
Robot onları evine davet etmiş.
Ebrutel aslında çok korkuyormuş. Robot
aslında sevimli görünüyormuş. Robot
onlara Ipod ikram etmiş. Robot kendini
şarj ederken Utkel ve Ebrutel de onun
laboratuarına
çıkmışlar.Bir
dolap
görmüşler ve dolabı açınca kafası olan
bir tablet fırlamış.
Tablet:
- Dikkatli olun bu robot insanların
kafasını kopartıp ipad’lere takıyor,
demiş.
Utkel ve Ebrutel çok korkmuş ve
evden kaçmaya çalışmışlar. Sonra
ellerinden
geldiğince
hızlı
oradan
kaçmışlar
ve
babalarının
yanına
dönmüşler. Geldiklerinde babalarının
ağladığını görmüşler. Babaları onların
yokluğuna çok üzülmüş ve bir daha hiç
ayrılmayacaklarını
söylemiş.
Üvey
annelerini de evden kovmuşlar ve mutlu
bir şekilde yaşamışlar.
Bade KOLUKIRIKOĞLU 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
UTKU HOCA ve ÇİZMELİ KEDİ
Bir Çizmeli Kedi varmış. Bu kedi çok
tatlıymış. Bir de arkadaşı varmış.
Arkadaşının adı Utku Hoca’ymış. Bunlar
çok iyi bir ülke keşfetmişler. Ülkenin adı
Elmas Diyarı’ymış. Utku Hoca ve Çizmeli
Kedi bu diyarı görünce çok sevinmişler.
Adında elmas geçse de elmas yokmuş.
Utku Hoca ve Çizmeli Kedi’yi güler yüzle
karşılamışlar. Daha sonra onları bir
ormana götürmüşler. Orası pek güzel
değilmiş.
Ormanda
bir
cadıyla
karşılaşmışlar. Cadı çok da kötü bir cadı
değilmiş. Her istediklerini yapıyormuş.
Çizmeli Kedi yaramaz olduğu için
durmadan bir şeyler istiyormuş. Cadının
sabrı taşmış ve kediyi kovmuş. Kedi
kovulunca üzülmüş. Geceyi ormanda
geçirmiş. Çizmeli Kedi her şeyi
istemenin yanlış olduğunu anlamış ve
cadıdan özür dilemiş. Cadı özrünü kabul
etmiş ve yanlarında kalmasına izin
vermiş.
Yusufhan ARSLAN 4B
76
EFSANELERİ BİZ OLUŞTURDUK
RAKALİPSO EFSANESİ
Bir zamanlar bir büyücü varmış.
Herkes gibi bu büyücünün de bir sıkıntısı
varmış. Bu büyücünün bir kızı varmış. Ama
bir oğlu yokmuş.
Bir gün bir kazanda bazı iksirleri
karıştırarak bir oğlan yapmaya karar
vermiş. İksirleri karıştırmış. İçeriden bir
oğlan değil bir canavar çıkmış. Çünkü
iksirin dozunu fazla kaçırmış. Canavar
kazandan çıktığı anda kıza saldırmış.
Rakalipso adlı bu canavar üç metre
boyundaymış. Kızı gittiği her yerde
buluyormuş.
Sonunda kız suyun altına girmeye
karar vermiş. “Poseidon, lütfen beni koru! ”
diye dua etmiş ve dileği gerçek olmuş. O
anda denizin tüm canavarları, balıkları,
bitkileri ve yaratıkları Rakalipso’nun
etrafını sarmış ve onu suyun altına
gömmüşler. Aniden ortaya Poseidon çıkmış.
Rakalipso’yu daha çok suyun altına gömmüş.
Artık
Rakalipso’nun
sadece
ağzı
görünüyormuş.
Rakalipso
tam
“Haaaayııııır!” diye bağırırken Poseidon onu
taşa çevirmiş. Büyücü kızına kavuştuğu için
çok mutlu olmuş.
Kaan DERE 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
77
TAŞ KAFA OVASI BİLMECESİ
Güzel bir ülkenin kraliçesi olan
Madam Elly bir gün çok hasta olmuş.
Oğlu Maxer bu duruma çok üzülmüş .
Fakat en kötü korkusu savaşa bir gün
kalmış olmasıymış. Prens askerleri
kontrol etmeye gittiğinde ise sadece elli
yaralı asker görmüş. Prens geçen savaşın
olduğu yere geldiğinde yerde ölü
askerler yerine büyük taştan kafalar
varmış. Prens krallığa geri dönmüş.
Sabah hemen savaş alanına gitmiş. O
alana gelince bir sorun hissetmiş.
Bağırma yok, kan yok, asker yok ama
daha fazla taş kafa varmış. Prens bir
taşa
yaklaşınca
bacaklarını
kıpırdatamadığını anlamış. Bir şey
yapamayınca
sessizce
taşlaşmayı
beklemiş. Artık bu bilmece çözülmüş.
Burası Taş Kafa Ovası’ymış
Sena OKUR 4B
ÜRETİMDEN TÜKETİME ÖYKÜLER
BİR LİMONUN HAYATI
Ben küçük bir limonum.
En
sevdiğim şey dalların üstünden etrafı
izlemek. Bir gün yine dalların üstünden
etrafı izlerken biraz kilolu ve uzun boylu
bir adam beni aldı; kardeşlerimin de
içinde olduğu sepetin içine koydu. Biz
yolda giderken aniden durduk. Kocaman
bir fabrikanın önündeydik. Bu fabrikayı
bir kuş anlatmıştı daha önce bana. Bu
fabrikada bizleri işlemlerden geçirerek
parfümler, kremler, meyve suları ve
hatta ilaç bile yapıyorlarmış. Fabrikanın
içine doğru ilerliyorduk ve ne olmak
istediğimizle ilgili konuşuyorduk. En
küçük kardeşim meyve suyu, ortanca
kardeşim parfüm olmak istiyordu. Ben
hiçbir işlemden geçmek istemiyordum
çünkü limon olmaktan çok mutluydum.
Dalda öylece durup etrafı izlemek çok
keyifliydi.
Fabrikada
beklerken
hepimiz
dağıldık
ve
bizi
farklı
yerlere
götürdüler.
Beni
parfüm
yaptılar.
Kardeşlerim ise ortancası meyve suyu
olmuş, küçük kardeşim ise hiçbir
işlemden geçmemiş.
Hiçbirimiz
istediğimiz
şey
olamamıştık ama belki bu şekilde daha
faydalı oluruz diye geçirdim içimden.
Olcay Diren AVCI 4B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
BİR LİMONUN HİKAYESİ
Benim annem küçük bir tohumdu.
Gün geçtikçe büyüdü büyüdü ve kocaman
bir limon ağacı oldu. Annem bana çok
fazla kardeş verdi. Kardeşlerimle her
zaman sallanma oyunu oynardık. Aradan
uzun bir zaman geçtikten sonra hepimiz
büyümüştük. Bir gün kocaman bir adam
geldi ve hepimizi dallarımızdan kopardı.
Çok korkmuştuk. Annemiz fabrikaya
gideceğimizi söyledi. Fabrika acaba nasıl
bir yerdi. Sepetlerde farklı limonlarla
karşılaştık. Onlar farklı işlemlerden
geçeceğimizi ve insanlık için çok yararlı
şeyler olacağımızı söyledi. Sepetteki
herkes krem olmak istiyordu. Krem
fabrikasında hepimiz krem olduk.
Kremler yarışmasında en iyi kremler biz
seçildik. İnsanların yaralarını iyileştirdik
ve yararlı olduğumuz için mutlu bir hayat
yaşadık.
Ahmet Destan KILIÇ 4B
KÜÇÜK LİMONUN HİKAYESİ
Bir varmış bir yokmuş, bir limoncuk
varmış ve adı “ Limon gibi Limon”muş”.
Ailesi ile birlikte yaşamaktan sıkılmış.
Bir maceraya atılmak istemiş.
Bir gün kendi başına evinden kaçmış
ve bir fabrikanın önüne gelmiş. Bu
fabrikada kremler, parfümler varmış.
Fabrikada çalışanlardan biri bu limonu
görmüş. Limon görüldüğünü anlayınca çok
korkmuş ve hemen oradan kaçmış. Gece
olunca gizlice havalandırma borusuna
geçmiş ve geceyi orada geçirmiş. Sabah
erken saatte de fabrikadan kaçmış
çünkü
hiçbir
işlemden
geçmek
istemiyormuş. Bu limonun hayali sofrada
ki bir yemeğe sıkılmakmış ve istediğine
de kavuşmuş.
Eren DAĞDELEN 4A
78
BİR MEYVE SUYU HİKÂYESİ
Benim adım Limon. Sabahın erken
saatlerinde
ben
daha
gözümü
açmamışken bir sepete konuldum.
Kendime geldiğimde bir kamyonun içinde
tanımadığım limonlarla bir aradaydım.
Kocaman bir fabrikaya götürüldük. Bu
fabrikada gıdıklayan ve canımızı acıtan
makinelere
konulduk.
Kimi
arkadaşlarımız
bu
makinelerden
kendilerini hızla yere atarak “ Yaşasın!”
diyorlardı. Yere atladıkları zaman
kurtulacaklarını düşünüyorlardı. Ama
kurtulamıyorlardı
tabi
ki.
Yere
düştüklerini gören görevliler onları alıp
meyve suyu yapmak için ayrı yerlere
koyuyorlardı.
Bizi bazı adamlar alıp kasalara
yerleştirdiler ve tekrar kamyonlara
bindik. Yolda giderken meyve suyu
olacağımızı
anladık.
Ben
kaçmaya
çalışmamıştım ama yine de beni meyve
suyu fabrikasına götürdüler.
Sanırım beni toplarken üstümde
oluşan yaralar yüzünden bu fabrikaya
gidiyordum.
Yunus Emre SOYAL 4A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
UZUN MACERA
Benim adım Lucy. Bir limon
ağacındaki küçük bir limonum.
Benim arkadaşlarım Tilda ve Yules
ile birlikte bir bahçede yaşıyordum. Bu
bahçenin mavi gözlü, kahverengi saçlı ve
beyaz tenli bir sahibi vardı. Bu kişi beni
ve arkadaşlarımı dallarımızdan kopardı
ve bir sepete koydu. Sepetlerimizden de
kamyonun içindeki kasalara konulduk.
Kamyonlarla fabrikalara götürüldük ve
orada duş aldık. Ama işlemlerimiz daha
bitmemişti. Bizleri büyük bir makineye
götürüp yine yıkadılar. Bu işlem de
bittikten sonra bizi ayıklama işleminin
yapıldığı yerlere götürdüler. Jules kötü
kalpli olduğu için siyah görünüyordu; onu
bizden ayırdılar. Bizlere
yine duş
aldırdılar,
kuruttular,
kasalara
yerleştirdiler ve kamyonlara yüklediler.
Havaalanına gittik ve İtalya uçağına
bindik. Kocaman bir ilaç fabrikasına
gittik.
Çok sağlıklı ilaçlar olmuştuk
artık.
Şu anda Tilda’yla ben kanın içindeki
bir kaydırakta kayıyoruz ve insanları
iyileştirdiğimiz için çok mutluyuz.
Delfin TAŞDELEN 4A
79
BEN ÇOCUĞUM
Bir bilseniz ne yaptım
Yıldızlarla tanıştım
Birkaçını toplayıp
Saçlarıma taç yaptım
Gökkuşağındandır ipim
Hoplar zıplar dururum
Nasıl olur demeyin
Çünkü ben bir çocuğum
Alihan TAŞAR 5A
ODTÜ KOLEJİ
Okulumda öğrenirim tüm bilgileri
Derinde saklarım sevgisini
Türkiye’m kadar sıcaktır sevgisi
Ülkemin en güzel okulu ODTÜ Koleji
BAHAR
Mis gibi günleri,
Esintisiz güzellikleri,
Rengarenk çiçekleri,
Sıcacık saatleri,
İnsan sevgisi demektir bahar.
Aslı AYDIN 5A
Kıymetlidir tüm öğretmenleri
O kadar güzel anlatırlar ki dersleri
Lisesi, ortaokulu, üniversitesi
Eminim hepimiz olacağız meslek sahibi
Jet hızıyla geçecek zamanın her dilimi
İzindeyiz Atatürk’ün biz öğrencileri…
Ceylin CANATAR 5A
KUŞLAR
Kuşlar…
Küçük sıcak yuvarında
Minik yavrularıyla
Ötüşen kuşlar…
Birden bir avcı geliyor onların dünyasına
Tüfek sesleriyle irkiliyor dünya
Çığlıklar yükseliyor
Cıvıltılar kayboluyor
Cemre Deniz KURU 5A
ŞİİR YAZDIM
Duygulandım bugün
Bir şiir yazdım hemen
Bir tek o anladı beni
Ona anlattım derdimi
Şiire anlattım derdimi
O benim arkadaşım oldu
Ölümsüzleştirdim duygularımı
Ölümsüzleştirdim günlerimi
Çağan Efe GÜNAYDIN 5A
80
HAYAT
Hayata karşı akan bir su
Vardır onunla yüzleşen
Zaman onu yense de
Onun yüzü güler
Mutlulukla yaşayan
Yaşamını sürdüren
Mutlu olsa da önünde
Bir sürü engel olan su
Kendine soruyor neden var bu hayat
Sordukları cevap veremese de
Oturmayı seçiyor su
Farkında olmasa da zaman akıyor
O oturmaya devam ediyor.
Duru KOYUNCUOĞLU 5A
ZAVALLI ÖĞRENCİLER
Ben bir öğrenciyim
Anlayın beni
Ödevler bol, sınavlar bol
Her teneffüs kat çıkarız.
Sınıfımız yok,
Rahatımız yok,
Eğlencemiz yok,
Derdimiz çok!
MEKTUP
Birkaç satır yazıyoruz,
Sonra zarfa koyuyoruz.
Zarfa pul yapıştırınca,
Postaya gidiyoruz.
Eşyamızı kaybetmemek ayrı bir sıkıntımız
Stresimizi kantinde atarız.
Büyüyünce lise, üniversite
Sonunda adam olur çıkarız.
Emre AKÇA 5A
Pula damga vuruluyor,
Zarfa adres yazılıyor,
Ücreti de ödeyince,
Mektup diye yollanıyor.
Emir İÇEN 5A
81
SİYAH KERTENKELENİN ÇÖLDEKİ
BİR GÜNÜ
Şeker çölünde, Siyah Kertenkele
adında bir kertenkele yaşarmış. Çölde
bir gün gezerken, başka bir kertenkele
görmüş. Siyah Kertenkele onu takip
etmiş ama git git yol bitmiyormuş. İki
kertenkele de yorulmuş ve bir sütlü
çikolata kaktüsünün altına geçmişler.
İkisi de kestirmeye başlamışlar. Ve en
sonunda, uyanmışlar. Bakmışlar ki, iki
dev topitop yan yana gelmiş parlıyorlar.
Siyah kertenkele bağırmış:
-Hey! Topitoplar!
Yanındaki kertenkele şöyle demiş:
-Sus! Onlar Bay Aydede ve Bayan
Aynine!
Onlar sinirlenince, tam olduğun
yere, kaynar sıcak çikolata damlatırlar.
Siyah Kertenkele:
-Tamam! Tamam! Pardon!
-Senin ismi ne?
Diğer kertenkele:
-Bay Çiroz.
- Memnun oldum Bay Çiroz, ben de
Siyah Kertenkele!
Sabahleyin, Bay Çiroz uyanınca
yanında Siyah Kertenkele yoktu! Kalkıp
ortalığa göz gezdirdi ve müzik sesleri
duymaya başladı. Oraya doğru yol aldı.
Ve karşısında dev kurabiyeden oluşmuş
bir disco evine vardı. Oraya girdi ve
Siyah Kertenkele “Hoş geldin!” diyerek
Bay Çirozu karşıladı! Bay Çiroz, o anda
Siyah Kertenkelenin neden ayı topitop
zannettiğini anladı.
Görkem DÖNMEZ 5A
UÇURTMAM
Gökyüzünde kendince,
Süzülüyor uçurtmam.
Baharın müjdesini verircesine,
Gülümsüyor uçurtmam.
Bulutlar arasında,
Uçuyor uçurtmam.
Bu güzellik karşısında,
Nasıl sevinmez insan.
Uçurtmamla birlikte,
Özgürlüğü yaşıyor insan.
İpi kopup gidecek diye,
Sıkıca sarılıyor insan.
Uçurtmamdır çocukluğumun parçası,
Büyüyüp de ona elveda demek
Ne kadar zor,
Her zaman gönlümde yerin var,
Benim canım uçurtmam.
Eylül ALBAYRAM 5A
82
ALEXANDRO
Büyük olmayan tenha bir şehirde
yaşayan
bir
çocuk
varmış,
adı
Alexandro. Alexandro'nun ailesi fakir
değilmiş, zengin de değilmiş. Orta
düzeyde mutlu bir hayat yaşıyorlarmış.
Anne
ve
babası
yabancılarla
konuşmaması
hakkında
sık
sık
Alexandro'yu uyarıyorlarmış.
Alexandro çevresi geniş arkadaş
canlısı
biriymiş.
Aynı
zamanda
büyüklerine ve arkadaşlarına karşı çok
saygılıymış. Bir gün bir adam arabası ile
Alexandro'nun yanına yaklaşmış. Ona
şeker vermiş ve uzaklaşmış Alexandro
tabii ki şekeri yemeyip çöpe atmış. Anne
ve babasına olayı anlatmış. Anne ve
babası ona ''aferin'' deyip ödül olarak
çikolata almışlar. Alexandro afiyetle
çikolatasını yemiş.
Ertesi gün arkadaşlarıyla futbol
oynarken yere düşmüş ve bacağı
kırılmış. Anne ve babası buna çok
üzülmüşler. Alexandro 1-2 ay sonra
ayağının üstüne basmaya başlamış.
Alexandro tüm arkadaşlarına çikolata
almış ve onları ne kadar çok özlediğini
söylemiş, arkadaşları da Alexandro'yu
özlediklerini
söyleyip
eskisi
gibi
oynamaya başlamışlar.
Kaan KILIÇ 5A
MACERA
Yaşadığım yerde iki arkadaşım var
ama herkes yaralı…
Bir gün kuşlar cıvıl cıvıl öterken bir
adam geldi elinde balta vardı. Başta
bizimle konuşmaya oynamaya geldiğini
sandım. Belindeki baltayla kesmeye
başladı.
Tüm orman bizi izliyordu. Çok
üzüldüm, ağlamaya başladım. Beni
bıraktı, arkadaşlarıma doğru yürümeye
başladı. Onları da kesti birer birer.
Bizi bir kamyonete yükledi. Büyük
bir binaya getirdi. Kağıt fabrikasıymış
burası. Bizi bir sürü parçaya ayırdılar.
Bizi evimizden arkadaşlarımızdan ayırdı.
Hasan DİNLER 5A
DOĞA
Doğa
şarkısını
söylemeye
hazırlanıyordu,
Yeşillere büründü ormanlar,
Masmavi elbisesini giydi deniz,
Çeşit çeşit türde hayvan,
Renk renk bitkiler
Yardım etti doğaya,
Artık her şey hazırdı.
Başladılar şarkıya...
İpek TEKLİ 5A
83
YAŞAMAK GÜZEL
Sevgi dolu içimiz
En iyi dostlarla
Ve arkadaşlarla
Güzel anılar var aklımızda
İyilik dolu kalbimiz
Mehmet Ata ARSLAN 5A
BASKETBOL
Basketbolu severim
Her saat oynamak isterim.
Mükemmel bir eğlence
Sağlık ve neşe
Sarper TECER 5A
KİTAPLAR
Kitaplar bazen tozlu raflarda
Karanlığın arkadaşı
Bazen de bu hayatta
İnsanların yoldaşı
ZAMAN
Zaman akıp geçiyor bir anda.
Hayal ve umutlarla birlikte
Ellerimin arasında su oluyor.
Berrak ve hayat veren…
Sıla YILMAZ 5A
Hayal dünyasının anahtarı
Işık saçan bilgi yumağı
Mutluluk ve huzur durağı
Bazen de eğlencenin kaynağı.
Her sayfada farklı renklerle
Zamanda yolculuk yaparız
Gördüklerimizden bir şey öğrenir
Hayatımıza katarız.
Kitaplar sevgi ister,
Özenle okumalı
En iyi arkadaşım
Her zaman kitap olmalı.
Selin Deniz AKDOĞAN 5A
84
AĞAÇLARIN ÖNEMİ
Bir adam varmış. Yaşadığı ülkenin
en zengin iş adamlarından biriymiş. Bu
adam ağaçları gereksiz boşuna yer
kaplayan varlıklar olarak görüyormuş.
Bu adamın bahçesinde küçük bir
yeşillik bile göremezmişsin. Bahçesi
tamamen
demir
ve
metal
gibi
malzemelerden oluşuyormuş. Aslında
çok teknolojik görünüyormuş. Ancak bir
ağaç ve ya çimden bir alan gibi güzel
görünmüyormuş. Bu adam önüne gelen
her ağacı kestiriyormuş.
Bir gün limuzini ile giderken bir
ağaca çarpmış. Buna çok sinirlenmiş ve
ülkedeki tüm ağaçları kestirtmiş.
Ülkenin öncelikle görüntüsü zamanla da
havası
bozulmuş.
Azalan
oksijen
insanları hasta etmeye başlamış. Komşu
ülkelerin
yardımıyla
ağaçlandırma
çalışmalarına başlanmış. Ve 8-10 yıl
sonra ülke eskisinden de güzel, yeşil
hale gelmiş.
Yani ağaçlar görüntü olarak güzel
olduğu gibi birçok yönden faydaları
vardır.
Suat Bora ATAKAN 5A
HAYAL DÜNYASI
Ne güzel kuşlar
Uçan atlar
Renk renk dondurmalar
Bu benim dünyam.
Her gün gök kuşağı çıksa
Anka kuşları rengini oluştursa
Gülücükler saçsa
Bu benim dünyam.
Pamuk şekerden bulutlar
Baston şekerden ağaçlar
Lolipoptan hayvanlar
Bu benim dünyam.
Yasemin ÇAKIR 5A
MACERA DÜNYASI
Eğlenceyle doludur
İnsanı mutlu eder
Bazen de tehlikeye atar
Heyecan doludur macera
Macerayla dolu bir dünya
Ne eğlenceli
Ne tehlikeli
Dikkat edin her şey var orada
Yaşar YAĞMUR 5A
85
AKRAN DOSTLUĞU
Arkadaşım korur beni
Her zaman sever beni
Mutlu etmek için beni
Uğraşır durur
Ben bir
Oradan
Koşarım
Ben bir
Dar günümde yanımda olur
Diğerlerine karşı beni korur
Bir gülüşü ışık saçar
Mutlu bir güneş olur
CEYLAN
ceylanım
buraya hoplayıp zıplarım
kaçarım
ceylanım
Kaslı bacaklarım
Güçlü omuzlarım
Dal gibi boynuzlarım
Onlardır benim gizli silahlarım
Ahmet Can ÜNAL 5B
Severim onu
Mutluyum onunla
Canım akran dostum
Seni seviyorum.
Zakire Sıla AKKAYA 5A
OYUN
Oyunu seviyorum ben,
Bilmem neden?
Keşke herkesle,
Eğlenebilsem.
ATATÜRK
Atatürk kurtardı bizi kocaman
karanlıktan. Bize umut verdi, inancımızı
tazeledi… Hayatta bu huzura sahipsek
Atatürk’ümüze borçluyuz biz.
Kocaman orduyu yönetti üç yıl
boyunca. Attı düşmanları yurttan, kurdu
Cumhuriyeti baştan. Yenilikler devrimler
yetişmedi art arda. Kendini hiç sayıp
Türkiye halkını geliştirdi, beklemedi
dinlemedi devrimleri peş peşe getirdi.
Anladı
tüm
dünya
yeni
Türkiye halkını. Ama yumdu gözlerini 10
Kasım
1938’de.
Tüm
dünya
gözyaşlarında boğuldu.
Arda ÇİÇEK 5B
Kedimle yumak oynasam,
Arkadaşlarımla top
Keşke biraz,
Oyuna doysam.
Ada Beşir BAYRAKTAR 5B
86
RESSAM GÜNEŞ
Güneş bir ressamdı
Evleri çizen.
Bulutları o çizerdi,
Gölgeleri sevmezdi.
Hem aydınlatır hem gülümserdi.
Tüm dünyayı o çizerdi.
Işığı herkese, her şeye yeterdi.
Her şey birdi
Görkemli
Ressam güneşe
Barış Berk KİNEŞÇİ 5B
SANA BİR SIR VERECEĞİM
Biri beyin okur, diğeri eşyaları oynattır
Biri elektriğiyle çarpar, diğeri görünmez
olur
Biri geleceği görürken, diğeri istediği
kişiye dönüşür
Biri ışık hızında koşarken, diğeri
duvarlardan geçer
Biri hipnotize ederken, diğeri hepsinin
gücünü alır
GÜNEŞ
Başlığı görünce aklınıza uzaydaki
gezegen
gelmesin.
Bu
sefer
bahsettiğimiz kıvır kıvır saçları, boncuk
gibi kara gözleriyle Güneş adında 11
yaşında bir kız. Beş yaşında afacan bir
kardeşi var, adı Kerem. Güneş ile sürekli
oyun oynamak ister ama ablası oynamak
istemediğinde ise annesine Güneş’i
şikayet eder. Annesi Güneş’e kardeşini
kırmaması
bilgisayarda
vakit
geçireceğine kardeşi ile ilgilenmesi
gerektiğini söyler. Güneş de odasına
gidip ya müzik dinler ya da kitap okurdu.
Bugün
annesi
arkadaşlarıyla
alışverişe çıkmıştı ve genellikle saat
beşe
kadar dönmezdi Kerem de
televizyonun karşısında uyuya kalmıştı.
O zaman Güneş in odasında sakladığı
şekerleri midesine indirmesinde bir
sakınca yoktu tam elindeki şekeri ağzına
atarken Kerem’in sesi kulağında çınladı:
- Bana da verir misin abla?
Güneş, Kerem’i ilk defa bu kadar
şirin bulmuştu, şekerlerin hepsini
kardeşine verirken ona sıkı sıkı sarıldı.
Ezgi Zeynep HÜSEYİNOĞLU 5B
Hepsi birbirini tamamlar
Korurlar her zaman birbirlerini
Kötü durumda kalırlarsa
Güçleri ortaya çıkar
Bunlar özel çocuklar, özel güçleri var
Hepsi birbirini çok sever
Delfin PEKDAĞ 5B
87
KARA TAHTA
Ben kara tahta;
Tahtadan olmasam da
Bir işe yarıyorum
Her gün çocuklar bana bıraktığında,
O güzel resimlere bakıyorum.
Bazen onlar gibi olup,
Pofuduk tek boynuzla,
Gökkuşaklarından kayıyorum.
KİTAPÇI ÇOCUK
Her zaman kitap okurum.
İçine dalarım kitapların.
Hayal dünyasında dolaşırım hep.
Kitapçı çocuğum ben.
Fakat ama o şeker tadındaki
Düşlerden hiç bir zevk alamıyorum
Ben neyim ki?
Sadece sıradan bir kara tahta.
Ece BOZDOĞAN 5B
Sıkıcı bulurlar kitapları.
Sıkıcı değildir kitaplar.
Bilgilendirir insanları
Öğretir her şeyi
Kitapçı çocuğum ben
Mutlu olurum kitapları okudukça
Yazarlarla tanıştıkça
Heyecanlandırır beni yeni serüvenler
Kitapçı çocuğum ben.
Ece TEMURTAŞ 5B
GÖL VE SIRDAŞLAR
Bir minik göl
Parıldarken karanlığın sesine
Süzülürken asiller gölde
Rüzgarın eşsiz esintisiyle
KİTAPLAR
Kitaplar kültürü arttırır,
Hayal gücünü en iyi onlar yaşatır
Eğlenceli bilgilerle,
Dünyayı tanıtır.
Fısıldaşırken uçan sırdaşlar
Duyar ağaçta fındık yiyen sincaplar
Hemen yayarlar duyduklarını
Kızdırırlar sırdaşları.
Dila Sude TECER 5B
Okuma kitaplarından atlasa,
Dergiden ansiklopediye,
Yaratıcı fikirlerle,
Eğlenceye atlatır.
Efehan EFE 5B
88
DÜŞLER VE SOKAKLAR
Bir evim olsun istiyorum. Güzel
banyosu, yiyeceklerle dolu mutfağı olan
bir ev… Ne yazık ki bana yemekler
yapan bir annem yok. Sokaklarda
yalnızım.
Gelecekte bir gün zengin olma
hayalleri kuruyorum. Bazen kötü şeyler
düşünüyorum. Hırsızlık gibi. Sonra gece
kabus görüyorum. Ben bir araba
çalmışım, üç polis arabası var peşimde.
Bir şekilde kaçmanın yolunu buluyorum.
Arabayı satıyorum. Çok param oluyor. Ev
alıyorum kendime. Araba alıyorum.
Annem olmuyor evde. Üzülüyorum.
Sabah gazeteleri katlayıp çöpün
arkasına koyuyorum. Uçmasınlar diye.
Ege NALBANT 5B
CUMHURİYET
Cumhuriyet kuruldu,
Ulusumuz mutlu oldu.
Mustafa Kemal’in sesi ile
Hürriyetimiz duyuruldu.
Umudumuzdu,
Nihayet gerçek oldu.
Yaşasın milletim, yurdum
Yaşasın Cumhuriyet.
Elis EZİCİ 5B
89
BENİMKİ DAHA FARKLI
Şiirleri çok severim.
Her zaman şiirler okurum
Okudukça içlerine dalar,
Daldıkça güzelleşirim.
Genellikle sevmezler,
Şiir okumayı çocuklar.
Ama benim düşüncem farklı
Şiirler de anlamlı…
Gamze BAYAR 5B
KURTULUŞ SAVAŞI
Bombalar yağıyor her yerden,
Ölüyor askerlerimiz,
Yanında olmak isterdim askerlerin,
Hepsi savaşıp şehit oluyor.
Eline silahını almış ölüyorlar,
Her tarafta kılıç kurşun,
Siperler parçalanıyor dört yönden,
Gerekirse canımı feda ederim
Türkiye için.
Hüseyin Yiğit ALPAN 5B
OKULUMUZ
Açıldı okulumuz
Hazırlandı çantalarımız,
Kalemle defterimiz
Açıldı okulumuz.
Neşe dolu içimiz
Sevinçliyiz hepimiz
Çıktık aydınlık yola
Açıldı okulumuz.
AİLELER
Kardeşler, babalar, anneler
Hepsi birbirini seviyor.
Aileler nasıl farklı?
Nasıl aynı oldular?
Göklerde bayrağımız
Dudaklarda marşımız
Andımız söyleniyor
Açıldı okulumuz.
Ve akrabalar var
Onları çok seviyoruz.
Aileler nasıl farklı?
Nasıl aynı oldular?
Jade AKTAŞ 5B
Başladı derslerimiz
Öğrendik her şeyi
Öğretmenlerimiz sayesinde
Kaan Hasan OLCAR 5B
90
KİTAP
Hayallerimin komutanı
Şekillendirir hayallerimi
Öğretir hayal kurmayı
Hayallerimin ressamı
KEDİM MORİTZ
Karlı ve soğuk bir mart sabahıydı.
Son öykülerimi postalamak için evime
çok yakın olan postaneye doğru
yürüyordum. Birden soğuktan titreyen
sesiyle miyavlayan minik bir kedi
gördüm. Aldım onu, paltomun cebine
koydum. Evime gittik birlikte.
Ananemin anlattığı masallardan
birinin kahramanını anımsattı bana. O
keçinin adını verdim ona. Bal rengi
gözleri vardı ve siyah benekli tüyleri...
Eve kısa sürede alıştı. Hatta evin
sahibi gibi davranmaya başladı. Benim
bir eşim yok, çocuklarım da…. Tek işim
yazı yazmak. Moritz bu sıkıcı hayatımın
neşesi oldu. İyi ki getirmişim onu
evime…
Korhan ACAT 5B
Öğretir her bilgiyi hayallerimin ressamı
Kötülüklerden uzaklaştırır
Öğretir iyileri
Benim canım kitabım
Yiğit Kağan KAHRAMAN 5B
DOĞA
Akan akarsular
Minik pisiler
Balık dolu göller
Şırıl, şırıl akan ırmaklar.
Ağaçlar, mis kokulu çiçekler
Çınarlar
Meşeler
Papatya ve güller
Mis kokulu doğa
Mavi doğa, yeşil doğa
Eeeey! Doğa.
Ilgın Yağmur DAYE 5B
BASKETBOL
Basket oyunu
Arkadaşlık gelişir
Sakat kalınır
Küçümsemez kimse kimseyi
Eşit düşünür her kez birbirini
Topla atarım basketi
Basket çok güzel bir oyun
Oyun=Basketbol
Lütfen basket oynayın.
Zeki Boran UÇAR 5B
91
DENİZ
Dalgalı Deniz
Rüzgar esmeye başlıyor,
Güneş veda ediyor,
Deniz yine dalgalanıyor,
Ay kendini gösteriyor.
Dalgalandırıyor denizi rüzgar,
Bir oraya bir buraya,
Kovalamaca oynayan çocuk misali,
Eğleniyorlar yine her gün ki gibi.
Alara ALPAR 6A
BEYAZ ŞEMŞİYE
Ters çevirince gemi olur,
Düz çevirince yağmurdan korur.
Rengarenk modelleriyle,
Havalı durur.
O gün bırakmıştın beni,
Bir fırtına gününde.
Yapa yalnız döndüm eve,
Seni bekleye bekleye.
KUŞLAR
Mutlu olmak için yaşar,
Daldan dala uçar,
Erken kalkıp dal toplar,
Durmadan yuva yapar.
Sonra gördüm seni sokakta,
Önceden bembeyazdın,
Şimdi bir baktım ki,
Çamurların içindesin.
Sabah olup uyanınca,
Çocuklar bahçeye çıkınca,
Eğlence başlayınca,
Güne neşe katar kuşlar.
Koştum hemen dışarıya,
Atladım çamurlara,
Aldım seni sımsıkı kollarıma,
Oynadık birlikte çamurlarda.
Aysu LÜLECİOĞLU 6A
Güzelce yukarı uçar,
Yukardan bize bakar,
Kedilerden korkar,
Kuşlardır bunlar.
Özgürce uçuşur,
Kanatları tutuşur,
Tüfeği görünce,
Kalbine korku doluşur.
Ali Burak ÖZCAN 6A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
92
ÇOCUKLARIN NEŞESİ KARTOPU
EĞLENCESİ
Yine bir aralık ayı,
Dışarıda oynuyor çocuklar.
Etraf bembeyaz yine,
Soğuk kış gününde.
BENİM OYUNCAKLARIM
Doya doya çocukluğumu yaşadım,
Ne güzeldi oyuncaklarım,
Bir sürü oyuncağım oldu,
Hepsi birbirinden güzel...
Eğlenceli geçiyor vakit,
Kardan adam yapıyorlar,
Kartopu oynuyorlar,
Bu kış gününde.
Kartopu savaşı en eğlencelisi,
Hiçbir şey tutamıyor yerini.
Neden diye sorarsan eğer,
Seviyoruz diyor her biri.
Bir zamanlar,
Bez bebeklerim vardı,
Bir de kağıt uçurtmalarım vardı,
Rüzgara karşı uçurduğum.
Ellerinde avuç avuç kartopu,
Çocuklar birbirini kovalar.
Fırlatınca yüzlerine,
Küçük bir gülümseme belirir yüzlerinde.
Eliz ŞAHİN 6A
Oyuncaklarımı çok severdim,
Korkardım başlarına kötü bir şey gelince.
Onlar olmasaydı ben ne yapardım?
Ne güzeldi oyuncaklarım.
Badesu ÖZEL 6A
KÜÇÜK KURŞUN ASKER
On iki kurşun askerden
En farklısıdır.
Sakat ayağı vardır.
Bir oğlan çocuğunun .
Şanslı küçük oyuncağıdır.
YALNIZ KEDİ
Bir kedi vardı sokakta,
Yalnız başına.
Duvarların arasında,
Sadece tek başına.
Batuhan Arda KİBRİT 6A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
Şömineye atılmıştır,
Kendisi yanmıştır .
Fakat küçük askerin.
Temiz kalbi sağlamdır .
Eylül BEZCİOĞLU 6A
93
BABAMIN HEDİYESİ
Çocuğum işte, oyun oynamak istiyorum,
Arkadaşlarımla oyun oynamayı çok seviyorum,
Seviyorum ama öncelikle ders diyorum,
İlk lastik topumu babam aldı unutmuyorum.
GÖÇMEN KUŞLAR
Yine terk ettiniz beni.
Gittiniz en uzağa değil mi?
Baharı da aldınız.
Bıraktınız ülkemizi.
Kırmızıydı lastik topum hep aklımda,
Yatarken bile bırakmazdım hep yanımda,
Yeşil sahada koşuyorum sağında solunda,
İlk topum lastikti büyüsem de aklımda.
Yağmadan kar,
Çabuk gidin güzel kuşlar.
Ama söz verin bana,
Yine gelin omzuma.
Lastik topum çok güzeldi, kıyamazdım,
Babamın hediyesiydi hiç unutamazdım,
Sorsalar bana değerini anlatamazdım,
Hiç unutamadım ki lastik topumu, şiire yazdım.
Baturalp DOĞADAN 6A
Oradan oraya, buradan şuraya.
Yorulmaz mısınız hiç?
Gökte şekiller çizmekten,
Bıkmaz mısınız siz?
Cemre ONBAŞLI 6A
CEVİZ
Bir ceviz görüyorum ağaçta yalnız.
Yenilmekten korkan.
Arkadaşlarından uzak.
İnsanlar altında yatıyor,
onların kafasına düşüyor.
Herkesi seviyor
Ama onlar onu seviyor mu?
Evet, herkes onunla barışıyor
Ve yalnız kalmıyor.
Gökhan ARSLAN 6A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
94
OYUNCAKLAR PRENSESİ
Bir sürü oyuncağım var,
Hepsi birbirinden tatlı,
Ama bir tanesi farklı
Allı allı yanakları.
Boncuk boncuk gözleri
Göklerin mavisi,
Yumuşak yumuşak saçları,
Altınların sarısı.
Odamda baş köşede
Bekliyor sabırla,
Ödevimi bitireyim de
Bir çay içelim diye.
İdil YAZICI 6A
MUTLU BULUTLAR
Bugün bulutlar neşeli,
Ne oldu sizlere?
Çok tatlı olmuşsunuz,
Çok şeker olmuşsunuz bugün.
Hep böyle olun,
Sizler böyle sevilirsiniz.
Böyle güzel kokarsınız,
Böyle çok şeker olursunuz.
Mert ŞAHİN 6A
OYUNCAK ARKADAŞLARIM
Küçücüktünüz siz,
Ne güler, ne ağlardınız.
İlgilenmeyince sizinle
Konuşmazdınız benimle.
Saklanırdınız benden,
Ne çıkar, ne oynardınız.
Ağlardım sizi göremeyince
Canım oyuncaklarım.
Kardeşimle birlikte
Hiç bıkmadan oynardık.
Yaşamımıza neşe katardınız,
Benim güzel oyuncaklarım.
Senasu ÖZEL 6A
RÜYALARIM
Cebimde delikler,
Ayağımda terlikler,
Fırladım yola,
Tüm bilyelerim dağıldı sokağa.
Saçıldı düşlerim her bir yana;
Uyandım…Bilyelerin şakırtısına.
Hatırladım;
Bilyesiz çocukluğumu.
Simdi yırtık olmayan
Cebimde para,
Bilyelerim kavonozda…..
Aksel KONAR 6A
KURŞUN KALEM
Bir kalem vardır,
İnsanlara kötü haber veren,
Bir kalem vardır,
İnsanları sevindiren.
Bir kalem vardır,
Tarih yazan,
Bir kalem vardır,
Geçmişi yansıtan.
Bir eldir kalemi kalem yapan,
Bütün gün orda çalışan,
Onunla çizen,yazan...
Tolga METİN 6A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
95
PATLAMIŞ MISIR
Pat pat patlıyorsun tencerede,
Lezzetine doyum olmuyor.
Yağıyla, tuzuyla
Eşsiz bir çerez oluyor.
DENİZ
Deniz göz alıcı
Parlıyor
Göz kırpıyor hepimize
Balıklar bizi çağırıyor
Filmlerin öncesi,
Yemeklerin birincisi,
Çok güzeldir bu,
Mükemmel lezzetin yenmesi.
Tonguç Efe NURCAN 6A
Deniz neden parlıyor,
Neden böyle tuzlu?
Balıklar denizde nasıl yaşıyor?
Güneş ışığıyla onlara yaşam mı yolluyor?
İbrahim Efe KAYA 6B
ÖĞRETMENİM
Bilgiyi öğreten
Sevgiyi veren sen
Unutulur musun sen
Aferin dersin
Beni öpersin
Bir de çalış dersin
Çok ödev verirsin
Üstüne yazı yazdırırsın
Ama bizi seversin
Atahan SİNEKOĞLU 6B
CANIM ANNEM
Canım annem benim,
Bana şefkatle bakan
Beni sevgiyle kollayan
Bana paylaşmayı öğreten
Canım annem benim,
Bana sevdiklerimi sevgiyle korumayı öğreten
Eren ATAKAN 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
96
BİR KIŞ MASALI
Kemikleri donduran bir kış günüydü.
Yalnız ve çelimsiz bir kadın vardı o ıssız
sokakta. Üzeri yırtık pırtık, elleri
soğuktu. Boncuk boncuk mavi gözleri
sokakta kayboluyordu adeta. İki çocuklu
biriydi. Hiç parası yoktu ve evi bir
çadırdı. İncecik bir çadır...
Bir oyuncak fabrikası gördü. Adı
"Gretnerm
Oyuncakları"
idi.
Ve
duvarında da bir yazı vardı.
"- Boyasız ve temiz saç aranıyor!
Satmak isteyene 200.000 $ para ödülü
var !"
Kadın, sevinçle
içeriye girdi.
Etrafına bakındı ve müdürü gördü.
Ağzında puro, şişman ve kötümser
bakışları ile tam bir aç gözlüydü. Çok
sertti.
Çelimsiz kadın:
- Saç arıyormuşsunuz, benim saçım
acaba bu iş için uygun mudur ?" dedi.
- Bu saçlara kuruş bile ödemem! Çık
git buradan! diyen müdür, üzgün kadını
dışarıya attı.
Kadın, üzüntüyle dışarıya çıktı.
Yine evine eli boş dönecekti belli ki.
Hızlı, hızlı yürüyordu evine doğru.
Ayakları çelimsizleşti, tüm vücudu ısındı.
O an yere yığıldı. Ama yüzü hala
gülümsüyordu...
Aysu ÇAM 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
BİR KIŞ AKŞAMI
Hırçın bir kış akşamıydı, sokaklar
karanlık ve uğultuluydu. Renk renk
evlerin içinden gelen ışıklar vardı.
Birçoğu da sarıydı çünkü her yerde
şömine
yanıyordu.
Zaten
bacası
tütmeyen ev yoktu. Gaz lambaları ve
mumlar her yerde loş bir hava
yaratıyordu. Bütün evlerin üzerine beyaz
bir çarşaf serilmişti. Bir çok bahçede
kardan adamlar vardı. Şehirde soğuk bir
kış havası esiyordu.
Evde oturan herkes battaniye
örtünüyor sıcak çikolatasını yudumluyor,
marşmelov eritip yiyorlardı. Radyodan
klasik müzik dinleyip gülüşüyorlardı.
Kimisi de oturmuş ailesine masal
okuyordu. Kenarda bir ağaç vardı. Çok
ilgimi çekti sanki kartpostal gibi.
Kenarda birikmiş suların içinde donmuş
sarı yapraklar üzerinde sanki ışık oyunu
vardı. Gökkuşağı renkleriyle ışıl ışıl
parlıyordu.
Bütün hayvanlar soğuktan üşümüş
ve kuytu köşelere sığınmış, yiyecek
arıyorlar. Bütün kuşlar ağaç kovuğuna
girmiş solucan var mı diye bakınıyordu.
Sincaplar
biriktirdiği
fındıkları
yiyorlardı.
Köstebekler
kurduğu
barajların arkasındaki yuvalarında sıcak
bir hava, göz görmeyecek kadar zifiri
karanlık vardı. Bu manzara çok iç ısıtıcı
değildi ama üç ay sonra kar kalkacak
altından yeni yaşamlar doğacaktı.
Aleyna Nur DERTSİZ 6B
97
BİR MEVSİMİ YAZMAK
Issız ve sessiz bir kış gecesinde,
yanıp sönen sokak lambaları, buz tutmuş
yollar, sessiz ve güzel bir kış müziği,
kalpleri ısıtan bir şömine ve hüzünlü bir
çocuk. Yıldızlara bakıp, küçük ve parlak
göz damlaları akıtıyor. Sokakta bir
yağmur kokusu, yere düşen yağmurun
sesi…
Evlerin
kenarındaki
sokak
müzisyenleri, önlerinde küçücük bir kap,
içinde bir iki lira. Marketlerde bir iki
insan, restoranlardan lezzetli kokular,
küçük masalarda acıkmış yüzler...
Masalın sonunda mutluluk veren
sıcacık bir güneş var gökyüzünde.
Yollarda servisler, işe yetişmeye çalışan
insanlar, koşuşturan çocuklar... Evlerde
temizlik zamanı, çocukların beklediği
yemeklerin kokuları… Pazarlarda bağıran
insanlar, parlak meyveler, lezzetli
sebzeler… Tabii bir de başları ağrıtan
bir trafik!
Kış mevsiminin havası her ne kadar
soğuk ve dondurucu olsa da ilham ve
keşif dolu. Otursan koltuğuna, alsan
kalemi kağıdı eline, yazsan şiirler,
metinler…
Birazcık
izlersen
kış
mevsiminin manzarasını sormazsın bana
niye bu kadar güzel bir metin yazdığımı…
Karin TULUK 6B
DOSTLUK DENİZİ
En iyi arkadaşım Kerem. Birbirimizi
sever ve saygı duyarız. Bu şeyler çok
uzun sürmeyecek çünkü arkadaşım
Kerem bir iki güne Florida’dan Londra’ya
taşınacak. Aklımıza güzel bir fikir geldi,
neden
birbirimizi
hatırlayacağımız
eşyalar toplamıyoruz dedik. Hemen
sahile koşup akşama kadar bir sürü eşya
bulduk, gerçekten çok eğlendik.
Kutunun kimde kalması gerektiğine
karar veremedik bir türlü. Bende kalırsa
şanslı olan ben olacaktım, onda kalırsa
o… Nesneler sahibinin yerini tutamaz
elbette. Ama bize bizi hatırlatacak
şeyler anlamlıydı ve önemliydi. Yazı tura
atmayı denedik. Kim kazanırsa kazansın
bir türlü mutlu olamadık. Keremin aklına
parlak bir fikir geldi. Topladığımız
eşyaları bir kutuya koyup denizin
derinliklerine bıraktık.
Kutu denizde oldukça ikimize de
eşit uzaklıkta olacaktı. Deniz anılarımıza
iyi bakacaktı…
Batuhan OĞUZ 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
98
BAHAR
Açtı çiçekler,
Uçtu böcekler.
Ah şu kavaklar,
Ne de yaramazlar!
Oyun oynarlar,
Gökte kuşlar.
Çok üşümüşler,
Yeşile dönen yapraklar.
KIŞ
Bir kış günü soğuk bir esintiyle
başladım güne. Dışarıya baktığımda her
yer bembeyazdı. O kadar mutlu oldum ki
hemen pijamalarımla dışarı çıktım. Çok
garip,
sadece
kendi
nefesimi
duyuyordum. O anda bir ürperti
hissettim, bir serçe yemek arıyordu, ne
kadarda acıklıydı.
Hemen eve koşup
kilerden pirinç ve buğday aldım. Onları
balkona serpiştirdim bir anda bir sürü
kuş
doldu
etrafa,
arkadaşlarımın
yokluğunu bile unuttum o anda. Artık
dilsiz ve yoksul hayvanların bize ihtiyacı
olduğunu anladım. O günden beri masaya
bir tabak daha ekliyorum…
Dalya BALCI 6B
Arılar vızlar,
Bal yaparlar.
Kızma sonbahar
Adımız ilkbahar
Dila Yasmin YILMAZ 6B
ÇİÇEK
Rengarenk yaprakları
Aydınlatır doğayı
Işıldar renkleriyle
Gülümser yanındakine
Arkadaşıdır Güneş
Hayat verir ona
Olur yanında
Sonsuzluğa dek
Dilay Yalçın 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
99
SÖZ DİNLEMEYEN KARINCA
Bir gün karınca sürüsü yaprak
toplamak için dışarı çıkmış. Karınca
ailesinden yeni doğmuş bir karınca
annesi ve babasıyla gelmek istemiş ama
annesi izin vermemiş çünkü küçük
karınca o kadar minikmiş ki annesi biri
onu ezer diye korkuyormuş. Fakat küçük
karınca dışarıyı ve çevreyi çok merak
ediyormuş.
Karıncanın
aklına
bir
fikir gelmiş.
Hazır annemler evde
yokken dışarı çıkayım, akşam olmadan
dönerim, demiş ve dışarı çıkmış. Upuzun
ağaçları olan bir ormandan geçmiş.
İlk önce çok korkmuş sonra ormanın
bitiminde bir kulübe bulmuş. Kulübenin
içinde bir sürü güzel yiyecek varmış bir
de insan. Karınca yiyeceklerden gizlice
almış. Sonra da yola çıkmış akşam olmak
üzereymiş.
Karınca
biraz
daha
hızlanmaya çalışmış ama üstünde çok
ağırlık varmış sonra uykusu gelmiş
bulanık
görmeye
başlamış
fakat
uyumamış
yoluna
görmeden
dümdüz devam etmiş. Sonra başını bir
kaldırmış nerde olduğunu anlamamış
burada bir sürü ağaç, kuş ve birbirinden
farklı hayvanlar varmış. En önemlisi de
çok sevdikleri yapraklardan varmış.
Gece olmuş karıncanın ailesi çok
merak
etmiş
küçük
karıncayı.
Başlamışlar aramaya. Küçük karınca da
evlerinin yolunu arıyormuş. Bir baykuş
çıkmış
karşısına. Baykuşa
durumu
anlatmış.
Baykuş
ona
yardım
edebileceğini
söylemiş.
Karıncanın
geldiği ormandan geri dönmüşler karınca
hatırlamaya başlamış ve baykuş evinin
kapısının önüne bırakmış.
Karınca
o
gece
uzun
süre
uyuyamamış, ya eve dönemeseydim,
annemleri bir daha göremeseydim diye
düşünmüş. Yarın yeni bir gün diye
düşünmüş sonra. İyi ki evimdeyim…
Elif BÜYÜKBAŞ 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
PAMUK ŞEKER
Gökyüzün o maviliğinde kaybolmuş
bir kız çocuğu... Arabadan izliyor etrafı.
Benim karışımın çeyreği kadar elleri,
boyumun yarısı kadar boyu var. Daha
küçük daha sıska ama her şeyi sorgulayıp
merak ediyor. Küçücük elleri ile dünyaya
meydan okurmuşçasına...
Onun hiç kestirmek istemediği
hatta kestirmemek için mücadele verdiği
upuzun güneş sarısı saçları var. Belki de
Rapunzel'e benzemek istiyor kim bilir
ki? O sıkıcı arabanın içinde tavandaki
camdan gökyüzüne bakıp hayvanlara,
çiçeklere, insanlara benzetiyor bulutları.
Belki de bir pamuk şekerin hayallerini
kuruyor,
kendi
kendine
masallar
tasarlıyor. Ve belki de hiç eğlenmediği
kadar eğleniyor…
Yarım
yamalak
konuşuyor,
konuştuğundan bir şey anlaşılmıyor ama
yine de gülüyor. Yüzünde hep bir
gülümseme. Hayal kurmayı seviyor mutlu
hissediyor
kendini.
Büyüyecek,
büyüyecek, kocaman olacak ileride. Yine
de mutlu olacak. Çünkü o ellerinde hep
hayalleri olacak. Gökyüzüne bakacak…
Melisa ÜNAL 6B
100
ATAM
Sen olmasan biz nasıl olurduk?
Kurtuluş için çalıştın askerlerle
Önderlik ettin, yücelttin.
Seni özlüyoruz Atam
HAYAT
Hayat nedir ki?
Sevgi,
Mutluluk,
Başarı…
Karanlık kuşaklar vardı gökte
Bahar geldi seninle güzel ülkeye
Cumhuriyet kuruldu senin sayende
Ülkemin mutluluğuna yeni renkler eklendi...
Mert OKUYAZ 6B
Hayat
Sana verir her şeyi
Sen gerçekten istersen,
Sen alabilirsen…
Kerem KUYUCU 6B
ANNE OLMAK
Zorluklara göğüs geren
Kardaki kardelen gibi
Kalbi güzellikle atan
Bir bakışta beni bilen
KURŞUN KALEM
O kadar dalga geçtiniz,
Ucu hemen bitiyor diye.
Uçlu kalemden farkı var mı?
O da tükeniyor işte.
Zafer Şiar KONYAR 6B
Hasta gününde benimle ilgilenen
Sevinmen için türlü nedenler veren
Ve beni çok iyi tanıyan annem
Seni seviyorum
Emir AKKURT 6B
YONCAM
Dört yaprağım vardır benim,
Beni buluna şans getirim.
Yapraklarım temsil eder yeşili,
Kaybolurum yeşil dünyasında
ÖĞRETMENİM
Ağladığımızda bizleri
Bir anda güldürmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Nasıl her birimizi ayrı ayrı çok sevebiliyorsunuz?
Bize bunları da öğretin.
Siz bilginin merkezisiniz.
Hediyeleri, öpücükleri hak edensiniz.
Siz sevginin ve güzelliklerin
Vazgeçilmez temsilcisisiniz.
Kemal Gürkan ARSLAN 6B
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
101
Yalnızlıkla geçer hayatım
Hayal kurarım her gün
Arkadaşım olsa diye
Aydınlatsa yalnızlığımı.
Yağmur BEYAZTAŞ 6B
HAİKU
Haiku Japonya'da 16.Yüzyıl'dan beri kullanılan bir şiir türüdür. Bu şiir türü son
zamanlarda yalnız Japonya'da değil bütün dünyada sevilen bir tür olmuştur.
Bu şiirlerde doğayı, renkleri, mevsimleri, çelişkileri ve sürprizleri bulmak
mümkündür. Genellikle üç dizeden oluşur ve 17 heceli ölçüye sahiptir. Bu şiirlerde bir
anın, belli bir andaki duygunun, doğanın belli bir gerçeğinin dramatik bir izlenimini
bulmak olanaklıdır.
YUNUS
Mavinin sonsuz derinliğinde,
Özgürlüğe kulaç atar,
Hayattan bıkan her yunus.
Aytaç Onur İLBEYİ 7A
Ve yolcular
Ulaşabilmek uğruna daha beyaza
Kışın dokusuna açar iki derin yara…
Sude TOROS 7A
KİRAZ AĞACI
Öyle güzeldi ki ağacın pembesi,
Kuşlar bile çalmak istedi,
Kiraz ağacının güzelliğini.
Aytaç Onur İLBEYİ 7A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
Bir demet papatya da solar
Ulaşamazsa eğer
Sahibinin tenine
Sude TOROS 7A
102
JAPON BAHÇESİ
İnsanın içine huzur veriyor
Japon bahçesindeki
Rengârenk ağaçlar
Ece ERTAN 7A
SAKLI
Düşüyorlar evlerinden,
Toprağa gömülüp unutuluyorlar,
Aynen bir saklı hazine gibi.
Desmin ALPARSLAN 7A
SIRA
SAYIŞMACA
Rengârenk çiçekler karşı karşıya
Bakışıyorlar birbirleriyle,
Hangimiz daha renkli diye.
Desmin ALPARSLAN 7A
Güneş doğuyor
Yeni bir gün başlıyor
Geçmiş günün üstüne
Ece ERTAN 7A
KAZLARLA SELAMLAŞMA
Tüm ihtişamı ile,
Mehtap parlatıyor gökyüzünü .
Göç eden kazlara selam veriyor.
Göktuğ UÇAK 7A
ÖZLEM
Kış örtmüş bembeyaz örtüsüyle her yeri.
Nehir durmaktan sıkılmış,
Yazı geri istiyor.
Göktuğ UÇAK 7A
ZAMANIN GÖTÜRDÜĞÜ
Akarsular dökülür yükseklerden
Aynı zaman gibi
Götürdüğü geri gelmez.
Okan ALTIN 7A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
103
SARHOŞLUK
Sonbaharın tatlı havasıyla birlikte,
Dökülen yaprakların ardından,
Umutlarımızın da başı dönüyor.
Boran ALTUNTOP 7A
ŞELALENİN GERDANI
Şelaleden akan sularların coşkusuna,
Ağaçlarla birlikte,
Bir gök kuşağı eşlik eder her zaman.
Boran ALTUNTOP 7A
ORMANIN AYIBI
Ormanın koynuna
Uzanınca kurşun renkli yol
Ağaçlardan damlar, kan renkli yapraklar.
Ahmet Celal GÜNDOĞDU 7A
YAPRAKLAR
Kendi eşyalarını saklıyor doğadan,
O eşsiz güzelliği ile,
Soğukkanlılığı ile.
ŞARKI
Ağaçların arkasında,
Sular mırıldanıyor.
Şimdi şarkı dinleme vakti.
Ahmet Celal GÜNDOĞDU 7A
DOĞA
Cilveleşen kuşlar gibi,
Bir iki damla mutluluk
Lazım olur insana.
Bartu BÖCÜOĞLU 7A
SAFLIK
Doğanın güzelliği ve saflığı,
Bir yaprak gibidir,
Gerektiği zaman dökülmesini bilen.
Bartu BÖCÜOĞLU 7A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
Başka bir dünyaya
Açılan bir kapı gibi
Dökülüyor sonsuzluğa yapraklar.
Umut Sidar POLAT 7A
UĞULTU
Sessiz, sedasız
Kızıllıkları içmiş göller,
İnsanın saçını savurmuş rüzgârı ağaçların.
Öykü ATASOY 7A
104
PEMBENİN KOKUSU
Düşlerin gölgesi düşer yapraklara,
Umut eder insan,
Ciğerlerine çektikçe kokusunu pembeliğin.
Öykü ATASOY 7A
AYRILIK
Ey yağmurlar,
Size gözyaşımla yazdığım
Son mektup bu.
Selimhan AKMAN 7A
YAĞMUR
Şu mor bulutlar bile,
Hüzünlü bu akşam.
Ben neden ağlamayayım?
Selimhan AKMAN 7A
TARİF
En karanlık gecelerden birinde,
Sadece ay ile dostluk kuran,
Yalnız bir ağaçtır hüzün.
Selin ÇOLAK 7A
KAYIP
Bulutlara karışıp
Geçmişlerini siliyor günbatımında,
Gökyüzüne yol alan yaralı kuşlar.
Selin ÇOLAK 7A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
105
Sonbaharın isteğiyle,
Suya düşüp, kimsesiz bir kayık gibi
Sürükleniyorlar sonsuza, solmuş yapraklar.
Tutku YILDIRIM 7A
Kışın soğuğunda
Tek tek usulca süzülüyor kar taneleri
Yerde pamuktan bir örtü oluşturmak üzere.
Tutku YILDIRIM 7A
© ODTÜ G.V. Özel Mersin İlköğretim Okulu
106
SÖZCÜKLERİN İNSAN RUHUNA
ETKİLERİ
Sözcükler öyle kullanışlıdırlar ki
bir insanın ruh halini çok kısa sürede
değiştirirler.
Bazen
mutluluk
durumundan hüzün durumuna geçiş
bazen de hüzün durumundan öfke
durumuna geçiş yaşatırlar. Bu sadece
günlük konuşma ile değil şarkılarla da
olur. Dinlediğiniz bir şarkı sizi çok
hüzünlendirebilir
ya
da
çok
eğlendirebilir. Bu durum şarkının hangi
yöreden geldiğiyle alakalıdır. Çünkü
yaşanılan çevrenin dil kullanımında büyük
bir etkisi vardır.
Bir şarkı gibi bir denemenin de
insan
duygularına
hitap
etmesi
önemlidir. Çünkü sözcük kullanımının en
geniş
olduğu
yerlerden
biride
denemelerdir, tabi bu denemenin
içeriğine göre değişiklikler gösterebilir.
Sadece yöre insanın değil metnin
yazarının da sözcük kullanımını iyi
bilmesi
lazımdır.
Çünkü
bazen
düşündürebilmeli
bazen
de
güldürebilmelidir. Deneme metni kadar
şiirler
de
sözcüklerin
en
geniş
kullanıldığı yerlerden biridir. Şair dili,
sözcükleri öyle kullanmalı ki okuyucu bu
şiirden büyülenmeli her sözcük onun için
farklı bir şey ifade etmelidir.
Sözcükler iyi kullanıldığı zaman
büyülüdürler ve insanlar üzerinde farklı
etkiler
bırakabilirler.
Bir
cümle
üzerinden
ne
kadar
fikir
yürütebiliyorsak o cümledeki sözcükler
o kadar iyi seçilmiştir. Aslında bir
cümlenin iyi olması biraz da içinde
bulunduğu dile bağlıdır çünkü diller ve
kalıplar farklılık gösterir. Mesela bir
dilde bir kelimenin iki ya da üç karşılığı
varken bir diğer dilde bir kelimenin kırk
kadar karşılığı olabilir. Ama bir metin
için içinde bulunduğu dilden daha fazla
yazarın ustalığı etkilidir.
Atakan YÜKSEL 8A
107
BAYRAMLAR ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ…
Hepimizin de bildiği gibi her
bayram sabahı erken kalkılır. Kimimiz bu
olayı sevmesek de o günün yıllardan beri
süregelen bir önemi vardır. O gün,
sevdiklerimiz ziyaret edilir, eller öpülür,
para alınır. Zaten çocukların da en
sevdiği kısmı bu. İşin içinde para varsa
çocuklar belki ailelerinden bile erken
kalkarlar.
Bayramlaşmanın
toplumumuzda
önemli bir yeri vardır. Özellikle yaşlıları
ziyaret etmek bence çok güzel bir şey.
Hem siz mutlu oluyorsunuz, hem de
onlar mutlu oluyorlar. En azından onlara
yalnız olmadıklarını hissettiriyoruz. Bu
özel günde dargını da küsü de barışır,
hiçbir tatsızlık olmaz. Eğer biz bu
bayramları böyle eski usulüne uygun bir
şekilde devam ettirirsek, yeni nesillerin
de bayramın ne kadar özel ve önemli bir
gün olduğunu anlamalarını sağlayabiliriz.
Bir de bayram öncesi bayram sabahı için
alışveriş yapılır. Eskiden çocuklara bir
şeyler
alındığında
çocuklar
çok
sevinirmiş. Fakat şimdi bana sorarsanız
bayram
hediyelerinin
değeri
pek
bilinmiyor, sıradan bir hediyeymiş gibi
geliyor. Çünkü artık aileler çocuklarına
her istediklerini almaya başladılar.
Bence bu pek de doğru bir tutum değil
çünkü böylece bayramların değeri
bilinmiyor.
Eski bayramları hiç yaşamamış biri
olarak eski bayramları bir kez de olsa
yaşamayı dilerdim. Neyse ki hala olan
bir tutum var; bayram sabahı kapılar
çalınıp şeker veya para isteniyor. Eğer
bu da olmasa ben bayramlara artık
bayram demezdim zaten. Kısacası
bayramların kıymetini bilmeliyiz. Belki
yakında böyle bir şey de olmayacak. Bu
yüzden bayram günü geldiğinde tüm
sevdiklerinizi
ziyaret
edin,
küs
olduklarınızla barışın ve kapıları çalmaya
devam edin!
Sedef ŞAYAN 8A
BETON ŞEHİR
İstanbul,
Mersin,
Adana…
Türkiye’de sayamadığım o kadar çok
şehir var ki. Hepsi aynı, bulutları
izlemek için kafamı kaldırsam her yerde
aynı görüntü. Bu görüntü insanları
boğmaya başladı.
Her sabah uyandığımda camımdan
bakıp deniz manzarası izlemeyi veya
portakal bahçelerinden gelen kokuları
almayı o kadar çok isterim ki. Her yerde
binaların gölgeleri ile yaşıyoruz. Kafamı
kaldırıyorum bina, sağıma bakıyorum
bina. Bu binalarda beş katlı olsa keşke.
Hepsi yirmi, yirmi beş katlı. Buna örnek
gösterilecek en güzel şehirlerden biri
Mersin. Beş sene önce araba ile
geçtiğimiz yollarda portakal bahçeleri
vardı. Bahçelerin yanından geçerken,
arabanın içinde olsam bile portakal
ağaçlarının kokusu burnuma gelirdi. İki
sene sonra bahçelerdeki portakal
ağaçları kesildi. Bahçenin tam ortasına
bir inşaat resmi ve firma adı yazıldı.
Birkaç ay sonra inşaat malzemeleri
geldi. Resimdeki uzun binanın aynısı
yapılmaya
başlandı.
Bina
gittikçe
büyüyor, binanın yanına aynısından bir
tane daha yapıp bahçe site konumuna
getiriliyordu. Güzel ve göz alıcı bir ad
ile evler teker teker satılmaya başlandı.
Bunları gören öbür inşaat firmaları
yerlerinde dururlar mı? Asla! Tüm
bahçeler, ağaçlar, arsalar gittikçe yok
olmaya başladı. Yollardan geçerken
portakal ağaçları kokusu yerine inşaat
sesleri doldurdu boşluğu. Şehir gittikçe
betonla
kaplanıyor
ve
havası
daralıyordu.
Betonlar bir çarşaf gibi bahçeleri,
tarlaları örterken binalar onları toprağa
sabitliyor. Bahçeler bir yatak gibi
onların altında kalıyor. Beton şehirler
oyunu kazanıyor.
Sera TARHÜK 8A
YEŞİLLİKLERLE DOLU MERSİN
Çok
mutluyum,
her
taraf
yeşilliklerle
dolu.
Ağaçlardaki
portakalları izliyor ve Mersin’in güzel
kokusunu içime çekiyorum. Bir şey eksik
gibi, ağacın altına oturup portakal
yiyorum.
Araba sesleri az geliyor,
etrafımızda sadece iki, üç tane
apartman var. Oturduğumuz yerde
betonlaşma yok henüz. Şanslıyız.
Mersin
kendini
betonlaşmanın
yıkıcı etkisinden korur umarım.
Eda DİNAR 8A
108
MİLLİ MİRASIMIZ…
Bayramlarımız
bizim
kültürel
miraslarımızdır. Bana akrabaları ziyaret
etmeyi çağrıştırıyor. Çünkü bayramda
mutlaka akrabalarımızı ziyarete gideriz.
Onları her zaman göremeyiz ve istesek
bile fırsat bulamayız. Ama bayram günü
herkes bu imkânı rahatça bulabilir.
Bayram gününden bir önceki günü
Arife olarak biliriz hepimiz. Çünkü
herkes bayramda evinin temiz olmasını
ister ve Arife günü evlerde temizlik
yapılır. Öncelikli olarak ziyarete gelen
çocuklar ve büyükler için tatlılar,
çikolatalar ve şekerler alınır. Bunun
yanında tabii ziyarete gidenler de
hazırlığını yapar. Ama her zaman
küçükler büyüklerin ziyaretine giderler.
Çocuklar bir gün önceden yıkanır,
tertemiz olan gömleklerini giyip, gıcır
gıcır kunduralarını ayaklarına geçirirler.
En son olarak ellerine poşet benzeri bir
şey alarak kapıların yolunu tutarlar.
Çocuklar kapı kapı dolaşıp, herkesin elini
öpüp onlardan şeker alırlar. Ama hepsi
olmasa da birçoğu kâsedeki şekerleri
avuçlar. Büyükler de buna bir şey demez
çünkü bu herkes tarafından bilinir ve
hoş karşılanır. Ne de olsa zamanında
onlar da böyle yapmışlardı. Tabii ki de
benim
anlattığım
gibi
büyükler,
küçükken yaşadıkları anıları ziyarete
gidilen yerde paylaştıkları zaman sohbet
ortamı pek de hoş olur.
Bayramlar dini de olsa milli de olsa
bizim vazgeçilmezlerimizdir. Bayramlar
gerçekten yakınlarımızı ve dostlarımızı
görebilmek için bize verilmiş önemli ve
kaçırılmayacak fırsatlardır.
Onur AKKAYA 8A
109
BİR KIŞ GECESİ YOLCUSU
En keyifli anlarımı kış gecelerinde
kahvemi yudumladığım kahve fincanım
ve okurken beni başka dünyalara
götüren kitaplarımla yaşarım. Kulağıma
adeta bir melodi gibi gelen yağmur sesi
ile ayrılmaz birer parça olan kahve
fincanım ve kitaplarım daha önce hayal
dahi etmediğim güzellikte yerlere
sürükler beni. Bu hayal dünyasının
sınırlarını ancak siz belirleyebilirsiniz ve
hayatının monotonluğundan sıkılmış biri
için keyfine doyulmaz bir şeydir. Her
zaman kış mevsiminin etkileyici bir
yanının olduğunu düşünmüşümdür. En
azından odamdaki pencereden öyle
görünür.
Kışın gelmesi ile başlayan bu
günler her kitapta farklı bir kapıya, her
yağmur melodisinde farklı bir duyguya
bürünür. Bazı geceler kitabımı ve kahve
fincanımı bir kenara bırakıp odamın
penceresinden bir süre yağmuru izler ve
hissederim. Çünkü her damlanın bana
başka bir şey söylediğine inanırım.
Bazen düşüncelere dalmış bir şekilde
pencerenin başında uyuyakalırım ama
sabah kalktığımda yağmuru yarım
bıraktığım için büyük bir pişmanlık
duyarım. Bazen de bütün gece kitabımı
okur, yağmurun bitmesini hiç istemem.
Ama her şeyin bir sonu olduğu gibi
yağmurun da düşlerin de bir sonu vardır
elbet…
Sözcüklerin yetersiz kaldığı üç
ayım böyle geçer işte. Bu üç ayın
sonunda yağmurların melodisini duyamaz
ve kitaplarımı zevkle okuyamaz olurum.
Çünkü kış gecelerini yarattığı bütün
büyü bir anda uçup gider. Kış mevsiminin
evlerde yarattığı sıcaklık ve mutluluk
yerini güneşe bırakır. Güneşe bırakır
bırakmasına da kendinden bir parça
hayal bile bırakmaz geride. Kitaplarım
ve kahve fincanlarım gelecek kışa
hazırlık
yapsın.
Ne
de
olsa
bitiremediğimiz birçok yolculuk ve hayal
var geride…
Melis Vural 8A
110
BİR KIŞ GECESİ ZAFERİ
‘’Şimdi sıcacık yatağımda uzanıyor
olacaktım. Rüzgârın uğultulu şarkısının
yanı
sıra
yağmur
damlalarının
pencereme çarpışını, ikisi beraber
ortaya çıkan melodiyi dinleyecektim.
Her
damla,
bir
nota.
Kahvemi
yudumlarken kitabımın sayfalarını tek
tek çevirip hayal dünyama fırlayıp
gidecektim.’’
Böyle bir kış gecesi, mevsimi
bütünden yaşanılır, sevilir yapmıyor mu?
Düşüncesi yüzümüzde bir tebessüm
oluşturuyor olsa da bir bakmışız şurada
iki üç saat anın tadını çıkaracağımıza
horul horul uyumuşuz.
Yerine getirmeye üşendiğimiz
dileklerden, güzel kış geceleri. En
azından bu konuda herkes ortaklığa
varmış. Eh, kahve sevmeyen biri olarak
hayal kırıklığına uğradım. Sıcak çikolata
veya ıhlamur çayı tercihim. Şu kış
havasında hasta olanlar zaten ıhlamur
çayının faydalarını yalayıp yutmuş olmalı.
Kitaba dalmışken, belki de dışarıdan alıp
odada
barındırdığım
sıcaklık
kış
gecelerine eşsizlik katıyor. Artık ne
içiyorsam, o fincan içinde sıcaklığı
barındırırken can dostum, sımsıkı
sarıldığım battaniyem beni soğuktan
korumaya hazır. Kışa karşı zırhım
battaniye, kalkanım fincanım.
Bu sırada uğuldayan rüzgâr bana
usulca bakıyor pencereden. Fakat yer
miyim hiç? İçeri girmek, savaşmak
istiyor belli. Kendisi soğuk, ben sıcak.
‘’Buraya girmek istiyorsan önce
bedenimi çiğneyeceksin!’’
Aniden lafıma karşılık olarak
gürlüyor,
pencereler
gürlemeyle
tangırdıyor.
Pencere
daha
fazla
dayanamıyor ve açılıyor. O an korkudan
gidip geliyorum ama kahramanlar korkar
mı hiç? Ne yapacağımı bilmeden
elimdeki fincanı kafama dikiyorum. Ne
yazık
ki,
dilim
acıyla
yanarken
battaniyeyi hemen sırtımdan atıp ortada
delice sallıyorum. Bu sefer battaniye,
elimden pencereye uçuyor ve açılan
bölümü tıkıyor. Rüzgâr geri çekilip
uzaklaşıyor. Artık kış gecesi uyku yok!
Dışarıda kıyametler koparken
zaferin mutluluğunu yaşıyorum. Evet,
elde edilmesi zor ama mutlu bir zafer.
Böylece battaniyem ve fincanım bir günü
–pardon, geceyi- daha kurtarmış oluyor!
Nilsu DURAN 8A
111
İnsanlar beslenmek için kesilen
hayvanların derilerini kullanabilir, ancak
sırf kürkleri için öldürülen hayvanlar var
ve bir insanın dolabında birçok çeşit
kürk varsa bu suça onlar da ortak olmuş
demektir.
İnsanlar
yaptıkları
kötü
davranışlara çoğu zaman hayvanlar
üzerinden
örnekler
verir
ancak
hayvanlar insanların yaptığı kötülükleri
yapmazlar.
Ancak bazı insanlar da hayvanlar
için çok önemli işler yapıyorlar. Mesela
diğer insanların hayvanlara yaptıklarını
önlemek için barınaklar kuruyor, sokak
hayvanlarını
besliyorlar.
Köpeklere
fısıldayan
adam
gibi
köpeklerin
psikolojik problemlerini çözerek onlara
iyi davranan insanlara geri veriyorlar,
yani sahiplerine. Elbette hayvanlar için
iyiliklerde bulunanlar göz ardı edilemez.
Anatole France bir sözünde ‘’İnsan
ruhunun bir parçası hayvan sevgisini
tadana kadar uyanmaz’’ demiştir.
Deniz KORKMAZ 8A
SESSİZ DOSTLARIMIZ
Geçmişten beri insanlar hayvanlara
hep zulüm etmiştir. Sırf kendi
eğlenceleri için onları dövüştürmüş,
kapalı bir odaya hapsetmiş, yemeksiz
bırakmış, işkence etmişler, tabii ki
bunların
sonunda
hayvan
saldırganlaşmıştır. Bunların örneklerini
horoz dövüşleri, saldırgan köpekler,
jaws gibi filmlerde görüyoruz. Aslında
hiçbir zaman bir hayvan bir insana
durduk yerde saldırmaz.(Köpek balıkları,
köpekler, kediler, foklar v.b.) insanların
yaptıkları
sonucunda
bu
canlılar
saldırganlaşabilir.
George
Elliot
‘’En
iyi
arkadaşlarımız hayvanlardır; ne soru
sorarlar, ne kusur ne kabahat bulurlar’’
demiştir. Bir insan en iyi arkadaşını
neden aç bırakır, neden en iyi arkadaşını
ticaret malzemesi olarak kullanır ki?
İnsanlar hayvanları kesip, yiyip post
olarak kullanıyorlar. Pet shoplarda minik
cam fanuslarda sergiliyorlar.
112
Deniz,
mavinin
en
net
açıklamasıdır.
Bir
sorunun
varsa,
sinirliysen ya da çok kalabalık bir
ortamdan kurtulmak istiyorsan sahile
gitmelisin.
Mavinin
mükemmel
tonlarında, mavi kadar sakin ve zor
duyulan su sesiyle sakinleştirir seni
deniz. Zaten mavinin tanımında da
rahatlatıcı kelimesi geçer. Mavi acıyı
anlatır bence. İçindeki acı belki de bu
kadar soğuk yapmıştır maviyi. Sade bir
renktir ama içinde çok duygu barındırır.
İçine kapanık biri gibi. Her ne kadar
olumsuz yönleri de olsa mavi olmak
isterdim ben. Her yeri kaplayan, soğuk
ama en çok sevilen renklerden biri. Çok
şey barındırır içinde ama hiç dışarıya
vurmaz. Çok özeldir ama normalmiş gibi
davranır. Sonsuzdur ama sadece belli
yerlerde. Rahatlatıcıdır ama bir o kadar
boğar. Ne olursa olsun huzur verir.
Düşündürür. Çoğu zaman şiir yazdırır.
Kalbe işler mavi. Derinlere iner. Belki de
bu yüzden sonsuz deriz maviye.
Anlaması zor ama betimlemesi
kolay bir renktir. Ne mutluluk rengi
diyebiliriz ne de hüzün. İki arada bir
derede
kalmıştır.
Soğuktur
ama
kesinlikle basit ve ucuz bir renk
değildir. Mavi her şeyi anlatır.
Olumsuzlukları da olabilecek şeyleri de.
Mutluluğu da hüznü de. Sevgiyi de
nefreti de. Her şeyin açıklaması mavidir
aslında.
İpekçe KUŞATMAN 8A
HER ŞEYİN AÇIKLAMASIDIR MAVİ
Mavi denince akla hep deniz,
gökyüzü, sonsuzluk gelir. Ama mavi,
bunların daha fazlasıdır. Mavi birçok
bilimsel açıklamaya göre genellikle
yalnız, çok düşünen ve tembel insanlar
için favori renktir. Oysaki mavi huzuru
taşır tonlarında. Bu yüzden denizden
hiçbir zaman gözümü ayıramam. Mavi,
soğuk bir renk olmasına rağmen herkes
tarafından sevilir. Gerçekçi bir renktir.
Açık ve net. Abartılı da değil. Hayat gibi
biraz. Her şeyi direk yüzüne vuruyor.
Çekinmeden. Mavinin tonlarında da bu
var işte. Abartısız öylece bir renk mavi.
Deniz kadar sonsuz, gökyüzü kadar
özgür, hayat kadar net.
113
KAPILAR ARDINDA
Her zaman merak etmişimdir,
insanların kapalı kapılar ardındaki
yaşamlarını. Sabahları servis beklerken
işe
giden
insanların
yüzlerinden
anlamaya çalışırım bazen, nasıl bir
akşam geçirdiklerini. Sims oyunu oynar
gibi evlerine girmek isterim, sanki
mutluluklarıyla
mutlu
olacak,
sıkıntılarında destek olacakmışım gibi.
Herkes bir mücadele içinde,
büyüklerimiz
hayat
mücadelesinde,
bizlerse okul. Bazen düşünüyorum bu
yoğun koşuşturmanın amacını, anlamını,
yarışın
içinde
kaybolurken
yaşamadığımızı, annem benim için hep “
Geleceğin için ders çalışman lazım.”
diyor, kendi içinse yaşlandığımızda para
lazım çok çalışmam lazım diyor. Halbuki
akıp giden de zaman değil mi? Geçip
giden zamanın da, bugünlerin de
kıymetini bilmek, yarınlar kadar önemli
değil mi? Durup nefes almak, bir mola
vermek, sıkıntıları unutmak, neşeli
kahkahalar
patlatmak
ta
yarınlarımızdaki
sağlığımıza
yapılan
yatırım değil mi? Ufkumuzu büyük
tutmak ve yanı sıra küçük şeylerle mutlu
olmak gerekmez mi?
Açalım kapılarımızı bırakalım hayat
içeri girsin, nefes aldığımız sürece
biliyoruz ki hiçbir şey durmaz, hayat
devam eder. Yeter ki yarınlarımız kadar
bugünlerimizin de kıymetini bilerek
yarınlara yatırım yapalım. Yeter ki
günümüzü yaşayalım, yaşarken yarınları
unutmayalım. Hiç ölmeyecekmiş gibi
çalışmayı, yarın ölecekmiş gibi yaşamayı
amaçlayalım.
Hobiler
edinelim,
hayatımızı,
saatlerimizi
planlamaya
çalışalım, stresle baş etmeyi, sorunlarla
yüzleşerek mücadele etmeyi öğrenelim,
pes etmeyelim.
Herkese bol yarınlı, güzel bugünler
dilerim.
Sude GÖKÇEL 8A
114
SÖZCÜKLER
Sözcükler ağızdan insanları mutlu
etme gücüne sahip olarak çıkarlar.
Ağızdan çıkan iki sözcük kalpleri
alevlendirir, insanları “biz” yapar.
Sözcükler insanları birbirinden ayırır,
kavuşturur. Sözcükler ağızdan çıkıp
doğru kalbe konarlarsa mutluluk olur,
heyecan olur. Sözcükler insanı, insan
yapar.
Kalplerin,
gözlerin,
insanların
arasında sözcükler birer köprüdür.
Sözcükler yağmur olur, kasırgalar
çıkartır, kasırgalar kopartır. Şiir olur,
kalpleri kışın ayazından kurtarır korları
alevle
buluşturur.
Dünyayı
anlamlandıran, sesleri duymaktan ziyade
hissetmek içindir sözcükler. Hissetmek;
paylaşmak, duyguları aktarmak, ifade
etmek, anlatmaktır. Kalpler arasındaki
en kestirme yol dudakların arasından
dökülüverecek,
yıllarca
bastırılmış
birkaç sözcüktür. Özenle seçilmiş
sözcükler bizi bu dünyadan hiç
bilmediğimiz başka insanların haylinde
yaşayan dünyaların kapısını açar. Asırlar
boyu süregelmiş destanları sözcük
topluluğundan
fazlası
yapan
o
sözcüklerin her ağızla ayrı ayrı
harmanlanıp ayrı ayrı aktarılmasıdır.
Her seferinde büyü katılmasıdır.
Bugün okurken bizi oradan oraya
sürükleyen, ruhumuzun derinliklerindeki
başka bir odacığın kapısını açan yan yana
doğru şekilde getirilmiş sözcüklerle bir
başkasının ruhunun paylaştıklarıdır.
Tabi sözcükleri doğru seçmek
kadar doğru söylemek de önemlidir.
Sözcüklerin geride bıraktığı tadı alarak,
ahengine, kendine mahsus ritmine saygı
duymalı, onlara bir şeyler katıp
söylemek o sözcükleri bize ait, biz
yapsa
da
hiçbir
zaman
bizim
yapmayacağını kabullenmelisiniz. Bir de
söylemekten bıkmadığımız sözcükler
vardır, bizi etkileyen, kulağımızda hoş
bir tını bırakan, bizi olduğumuz yerden
çok uzaklara götüren, başka soluklara
karıştıran.
Sözcüklerin
büyülerini
özümsemek sıradan bir iletişim aracı
gibi değil, zihnimizdekilerin yeryüzüne
yansıyan birer izi olarak görmek o
sözcükleri bizim yapar.
Sözcükleri sevmeye başlamak için
en sevdiğiniz bir sözcük edinebilir. Onun
damağınızda bıraktığı tatları başka
sözcüklerle ifade etmeyi deneyebilir
lügatınızı açıp bir sözcüğün insan
zihninde ne kadar çok anlama karşılık
gelebildiğini ve TDK’nın ne kadar kısır
kaldığını rahatlıkla fark edebilirsiniz. En
sevdiklerinizin
adlarının
anlamlarını
araştırabilir
hatta
Türkçe
öğretmeninize soyadlarınızın anlamlarını
sorarak sözcüklerin aslında kendi
içlerinde
neler
gizlediğine
tanık
olabilirsiniz. Siz de sözcüklerden tat
alabilir, onlara kendinize ait bir şeyler
değil kendinizi katabilirsiniz.
M. Can ÇETİN 8A
115
“HAYAT” VE PENCERELER
Her matematik dersini mavi ve
biraz küçük bir derslikte yaparız.
Derslik küçük olduğundan içerisindeki
hava (oksijen diyelim) çabucak ya
solunum ya da konuşma yoluyla gider.
İçerisi kısa sürede hamam gibi olur. Ve
ne zaman gidip pencereyi açmaya
çalışsam bana açmamam söylenir.
Pencereyi kapatırım ama mutlaka
kapatmadan önce o serin ve temiz
havayı içime çekerim.
Herhangi
bir
yere
giderken
yanından geçtiğiniz evlere bakın. Evlerin
hepsi farklı bir biçimde tasarlanmış,
farklı düşüncelerin eseri olmuştur. O
gördüğünüz evlerde göze batan bir şey
daha görürsünüz: Pencereler. Onlarda
farklı bir biçimde hazırlanmıştır ama
yine de koyulmuştur.
Peki,
soruyorum
size:
O
pencereleri
ne
için
kullanırsınız?
“hayat”ı izlemek için mi? İçeri hava
girsin diye mi? Hani o yanından
geçtiğiniz evler var ya, işte o evlerin
çoğunun penceresi kapalıdır. Kışın
soğuktan korunmak için, yazın sıcaktan
korunmak için.
Hal böyle olunca pencerelerin
camdan yapılmış duvarlardan pek bir
farkı
kalmıyor.
“hayat”ı
izleyebileceğimiz duvarlara dönüşüyor
pencereler. Dışarı ile iç içe olduğumuzu
sanıyoruz ama aslında dışarıdan daha da
soyutlanıyoruz. Havasız, dört duvarlı
odalarda durmaktan başka bir şey
yapmıyoruz.
Acaba
ne
zaman
pencerleri
açacağız? Ne zaman ”hayat”a bakmak
için değil de, “hayat”ın içine girmek için
kullanacağız onları? Zor değil aslında.
Tek engel ince bir cam. Ve bir kol.
“hayat”ı içeri sokmak size kalmış.
Kutay KOKULU 8A
SARI
Bir renk olabilseydim hangi renk
olurdum? Bazı insanlar bu soruyu
cevaplamaya ömür yetmez dese bile
benim için cevap çok basit: sarı.
Bildiğiniz
gibi
günümüzün
sorunlarından bir tanesi de dışlanmak.
İnsanlar hep bir gruba ait olmak ister,
arkasında duracak insanlar arar. Lakin
sarı renkte öyle bir sorun yok. Neden
mi? Cevap çok basit çünkü sarı doğadaki
her renkte var, sarı hiçbir gruba ait
değildir çünkü sarı her grupta vardır.
Sarı
rengi
tanımlamak
gerekirse
bugünlerde sosyal medyada yaygın olan
admin sözcüğünü kullanabiliriz. Sarı
renk her grubunun kurucu üyesi, grup
yöneticisidir.
Araştırmalara göre üç ana renkten
kırmızı insanları öfkelendirir, mavi üzer
lakin
sarı
kusursuzdur.
Sarının
yorumlanması tamamen kişiye bağlıdır
istenen her duyguyu verir işte bu
yüzden kusursuzdur, işi sizin hayal
gücüne bırakır.
Sarı renk ile en benzer özelliğimin
de bu olduğunu düşünürüm. Ne de olsa
işi sizin hayal gücünüze bırakır yani
üşengeçtir. İnsanların dediği gibi bende
üşengecim. Sarı renk bana şahsen ayna
gibi gelir çünkü ne zaman sarı renk
görsem kendimi de görürüm.
Alperen AKYOL 8A
116
DOĞAL YAŞAM VE İNSANLAR
İnsanlar hayvanların doğal yaşamını
bozmamalılardır. İnsanlar günümüzde
yaşadıkları
ortamlarda
yalnızca
kendilerinin olduğunu zannediyorlar,
oysaki hayvanlar da bizimle aynı doğada
yaşıyorlar.
Yaşadığımız doğada insanlar bir
şey yaparken sadece kendini düşünür.
Bizim hayvanlara yardımcı olmamız
gerekiyor. Sokak kedisi ve köpeklerine
sahip çıkıp onları beslememiz gerekiyor.
Çoğu
hayvanlar
açlıktan
ölüyor.
İnsanların birazcık daha hayvan sever
olmaları gerekiyor. Aynı zamanda
hayvanların yok oluşu dünyanın dengesini
de bozuyor. Kimi insanlar var ki birkaç
hayvan
besleyip
yardımcı
oluyor.
Kimileri var ki hayvanları öldürüp bir şey
olmamış gibi arkasını dönüp gidiyor, işte
bu çok kötü bir durum. Hayvanlar da
bizim gibi canlı onlar da bu doğada
yaşıyorlar. Tabii ki de insanlar da
avlanacak ama bunun da bir sınırı var. Bu
hayvanları korumak için günümüzde bir
sürü dernekler ve firmalar kuruldu. Ne
kadar güzel bir şey, böylelikle insanlar
hayvanlarla arkadaş olmayı öğrenip
birlikte
barış
içinde
yaşamayı
öğreniyorlar. Mesela insanlar tarım
alanlarında
ilaç
yaparken
dikkat
etmeliler çünkü orada arılar var ve onlar
da bal yapıp polen taşırlar. Böylelikle en
önemli hayvanlardan biridir arılar. Onlar
olmasa polen üretimi de olmaz, bu
yüzden bir hayvanın canını incitirken
düşünün neler olabileceğini, çok şeye
mal olabiliriz. Doğal yaşam önemlidir, bir
hayvanın
bile
neslinin
tükenmesi
ekosistemi bozar, iklimler ve hava
şartları değişir.
Doğal yaşam bizim için önemli,
geleceğimizi düşünerek yarınlara iyi bir
hayat bırakalım hayvanlarla barış
içerisinde olalım.
Yiğit YÜCEL 8A
İNSANLAR VE HAYVANLARIN
BENZERLİKLERİ
İnsanlar ve hayvanlar birbirine
birçok yönden benzer. İkisi de O2 alıp
CO2 vererek solunum yapar, yaşamak
için besine ihtiyacı var, kendi besinlerini
kendileri üretmeyip besin ihtiyacını ya
bitkilerden ya da diğer hayvanlardan
karşılarlar. İkisi de (şimdilik) aynı
dünyada yaşıyor. İkisi de konuşmadan
(el ya da vücut hareketleri ile)
anlaşabiliyor. İkisi de ses (sürtünme, el
çırpma, yere vurma ve benzeri sesler)
çıkarabilir, ses çıkmasını (vurma, sokma,
ısırmadan sonra kurbandan çıkan sesi
[genelde bağırma]) sağlayabilir.
Aslında neden böyle bir ayrım
yapılıyor ki? İnsanlar da hayvan değil mi
sonuç olarak? Hatırlıyorum da küçük
sınıflarda
canlı
türlerini
şöyle
sınıflandırıyorlardı “bitkiler, mantarlar,
mikro organizmalar (tamam belki öyle
değildir ona “mikrop” diyorlardır ama
neyse ben öyle hatırlıyorum), hayvanlar,
‘insanlar’ ”. Ne saçma bir şey? Küçücük
çocuklara yalan bilgi öğretiyorlar. Sonra
da o çocuğa gerçeği söylediğin zaman
reddediyor ve diyor ki “Hayır insanlar
hayvan
değil!
Yanlış
biliyorsun.
Öğretmenimiz bize insanların hayvanlar
grubuna girmediğini öğretti!”. Fakat
insanlar da hayvandır. Farklı bir grup
değildir.
Hayvanlar
Âlemi
içinde
“Memeliler” grubunun “Kara Memelileri”
kısmında yer alır, insan.
İnsanın tek farkı çok daha zeki
olmasıdır ki bu kadar buluş yapıp ateşi
kullanabiliyor. İnsanlar da hayvanlara
benzer zeki olsalar da bunu düzgün
kullanmaz ve daha zeki olmalarının bir
anlamı kalmaz.
Yalkın ÇIRAK 8B
117
TÜRKÜLER
Türküler halkı ve Türk kültürünü
yansıtan en içten eserlerdir. Türküler
direkt
olarak
duyguları
ifade
etmektedir.
Daha
samimi
ve
gerçekçilerdir. Bir olay üzerine yazılmış
da olabilirler, anlık bir duygu üzerine
de. Neredeyse her türkünün bir
hikayesi vardır. Bu hikayelere göre
türkü yazılmış da olabilir türküler
üzerine hikayeler oluşturulmuş da
olabilir. Ama genel olarak hikayeler
türkülere göre oluşmuştur.
Türküler milli kültürümüzün bir
parçasıdır ve eski zamanlardan bu yana
kadar ülkemizi, ülkemizdeki yaşantıyı
anlatır. Şimdiki zamanın şarkılarının hiç
biri halkı, yaşamı, dünyayı türküler gibi
anlatamaz. Türküler insanın kalbinden
gelir. Saf ve temizdir. Belli bir amacı
yoktur. Sadece duyguları, olayları
aktarır. İçlerinde kültürümüzü içerir.
Fakat türkülerin artık eskisi kadar
beğenildiği pek söylenemez. Türküler
gün geçtikçe değerini kaybetmektedir.
Nesil değiştikçe sevilen müziğin tarzı
da değişti ve artık insanlar türkülere
yönelmektense daha çok türküler
melodilerini değiştirmeye başladı. Bu
olayın kültürün değişmesinden hiçbir
farkı yoktur. Ülkemiz kendi milli kültürü
yerine
başka
ülkelerin
kültürüne
özeniyor ve birkaç yıl sonra türküler
tamamen
unutulmuş
duruma
bile
gelebilir.
Her ülkenin farklı özellikleri,
gelenekleri, görenekleri vardır. O ülkeyi
farklı yapan bunlardır. Başka ülkelerin
müzik türlerini dinlememeniz açısından
bir şey söylemiyorum. Bir denizi, bir
gölü veya bir su birikintisini örnek
alalım. İnsan kendi kültürünü unutursa o
su birikintisindeki küçük bir su
damlasından farkı kalmaz. Sadece
diğerlerine kapılıp kişiliğini yitirmiş bir
kişi haline gelir.
Ayda ACAR 8B
YA UMUTLARIMIZ OLMASA?
İnsanlar
hayatları
boyunca,
hayatlarının her döneminde zorluklarla
karşılaşırlar. Bu zorlukların üstesinden
gelmek için çok çalışır, çabalarlar. Ama
umut etmeden, inanmadan aşılamaz
hiçbir zorluk.
İnsan umutları ile hayatta mutlu
olur. İnsanları ayakta tutan hayatta iyi
şeylerin olacağına inancıdır. Bilindiği
üzere hayatımızın her döneminde
zorluklarla karşılaşırız. Ve her zaman
hiçbir şey dört dörtlük olmaz. Bu
zorluklar,
sorunlar
karşısında
umutsuzluğa kapılıp sorun odaklı olmak
yerine, çözüm odaklı olup umutlarımıza
sahip çıkmamız gerekir. Yazının başında
bahsettiğim
gibi
insan
umudunu
kaybederse
ayakta
kalamaz.
Karamsarlık aslında en büyük düşmanı
umutlarımızın. Bu nedenle karşımıza
çıkan bütün sorunlardan daha büyüktür
karamsarlık. Karamsar olup hayatı
kendimize zindan etmektense umut dolu
olup daha rahat bir insan olursak
yaşadığımız her tecrübeden, zorluktan
kısacası yaşadığımız hayattan büyük
zevk alırız.
Umut
ederek
yaşamayı
becerebilirsek eğer mutlu olmayı ve
mutlu kalmayı başarabilen insanlar
oluruz. Zorlukları aşmamız için en önemli
etken
umutlarımızdır.
Umudumuz
olmazsa her zaman sorun çıkartan,
takıntılı, hayattan zevk almayı bilmeyen
insanlar olarak kalırız.
Ayşe DERİN 8B
118
Çevresindekilere güven verir. Mor
insanı, ihtişamdan, gösterişten hoşlanır,
gözü yükseklerdedir. Siyah insanı,
güçlüdür, tutkuludur. Hırslıdır. Bunu
siyahın diğer renklere göre baskın bir
renk olmasına bağlayabiliriz. Siyah
aralarından en karmaşık olandır aslında.
Batı’da yas, hüzünken, Japonya’da
mutluluktur. Kahverengi insanı, planlıdır,
hareketlidir. Fakat pek göz önünde
değildir, sıradandır. Pembe insanı,
hayalperesttir. Her şeye iyi yönleriyle
bakmaya çalışır. Kendi hayal dünyasında
gezinir. Aynı zamanda âşıktır. Turuncu
insanı,
hareketlidir,
cesurdur,
güvenilirdir. Neşelidir.
Renkler, insanların kabuğudur.
Renklerin
arkasına
saklarlar
özelliklerini, duygularını. Dediğim gibi
her rengin insanı vardır. Farklı
özellikleriyle duygularıyla. Peki ya siz
hangi rengin insanısınız?
Beril KAPLANCIK 8B
RENKLERİN DİLİ
Bütün renklerin dili vardır. Bize
duyguları, kişilik özelliklerini ifade
ederler. Bana göre insanlar renklerle
kendi özelliklerini yansıtırlar.
Kırmızı
insanı,
hareketlidir,
duygusaldır, dikkat çekmeyi, göz önünde
olmayı sever. Hırslı ve sert bir yapısı
vardır. Tıpkı kırmızının koyu bir renk
olması gibi. Mavi insanı, umutludur. Mavi
umut rengidir çünkü. Özgürdür, içinden
geldiği gibi davranır. Tıpkı gökyüzü gibi.
Huzurludur, sakindir, çevresindekileri
güvende
hissettirir.
Sarı
insanı,
etrafına pozitif enerji yayar. Mutludur.
Dikkat çeker. Tıpkı güneş gibi. Güneşli
günlerde mutlu oluruz, hareketleniriz.
Yeşil insanı, huzurludur, uyumludur. En
çarpıcı özelliği ise güvenilir olmasıdır.
Gri insanı, ağır başlıdır. Üşengeçtir,
hareketsizdir. Bunu grinin arada kalmış,
rahat bir renk olmasına bağlayabiliriz.
Beyaz
insanı,
saftır,
sakindir,
huzurludur çevresindekilere de huzur
ve güven verir. Lacivert insanı, mavi gibi
umutludur. Umutlu olmasının yanında
otoriterdir. Güçlü bir imajı vardır.
119
SOKAKLARIN RUHU
Herkesin kişiliklerini, ruhlarını
yansıtan belirli şeyler vardır. Bu bazen
bir bakış, bazen bir söz bazen ise
sadece bir gülümsemedir. Ya da en
basitinden
giyiniş
şeklinden
bile
insanların nasıl biri olduklarını aşağı
yukarı tahmin edebiliriz. Peki ya sadece
insanlar mı kişilik sahibidirler? Kim bilir.
Belki de oturduğumuz sokakların bile
kendine özgü kimlikleri vardır. Aslında
biraz düşününce kesinlikle vardır.
Sokakların
kişilikleri
düşündüğünüzden de zengindir. Fakat
insanlar sokakların iyi yanına o kadar
çok alışmışlardır ki bir- iki kuş
cıvıldamayınca veya diğerlerine göre
daha tenha olunca sokaklar, gözlerinde
birden ıssız ve korkutucu bir hal almaya
başlar hele de güneş ortalıklarda
görünmüyorsa. Herkes gün ışığında
sokakta
yankılanan
kahkahalara
odaklanırken
kimse
karanlıkta
sokaklardan gelen sessiz çığlıkları
duymaz. Yapılan kötülükler, saklanan
sırlar karanlıkta çığlıklarla birlikte
boğulur. Geriye sadece sessizlik kalır.
O zifiri karanlıkta bir süre sonra
küçük bir ışık belirir. Bir de fısıltılar,
kıkırdamalar duyulur. Sebep ise anca
kendine yeten, eski sokak lambasının
altında gizlice buluşan yeni âşıklardır.
Bu olay bize sokakların bir başka
özelliğini gösterir. Sokak, daha kısa bir
süre öncesine kadar soğuk, korkutucu ve
acımasızken
şimdi
ise
heyecanlı,
romantik, sıcacık bir hal almıştır.
Sokaklar, aslında tıpkı insanlar
gibidir. Onların da duyguları vardır.
Sokaktaki evlerin birinden feryatlar
yükseliyorsa o da üzülür, sessizliğe
bürünür. Veya evdeki sevinç naraları
sokağa taşıyorsa, sokağa bir mutluluk
dalgası yayılır. Duyguların nedenleri
belirsizdir onlara belki. Fakat bu
duyguları paylaşmaları için bir engel
değildir. Gün gelir siz de paylaşmaya
karar
verirseniz
eğer,
sadece
gözlerinizi kapatın, etrafınızı dinleyin
yeter. Sokaktan gelen sesler hepsini
anlatır zaten.
Billur ARIKAN 8B
120
İNSANI AYAKTAN TUTAN
UMUTLARIDIR
En ufak bir umudunuz olmadan
ayakta durabilir miydiniz? Umudunuz
olmadan yaşayabilir misiniz? Eğer bir
gün umudunuz biterse siz de bitmişsiniz
demektir. Bir inancınız olmadan yaşamak
yaşamamak gibidir. Umudunu kaybetmiş
insan yıkılmıştır artık.
Bir
işe
umudunuz
olmadan
inanmadan başlarsanız o iş yürümez,
aksine daha kötü sonuçlar verebilir.
İnsan umutlarıyla var olur. Onlar olmasa
yaşamın bir anlamı kalmaz zaten.
Bir bina düşünün fakat bu binanın
temeli eksik, sizce sağlam durabilir mi?
Hayır. İşte umudu olmayan insan da
temeli olmayan binaya benzer, hemen
yıkılıverir. Sulanmayan çiçek artık
yaşayabilir mi? İnsan; benim hala
umudum, var diyebilmeli. Zaten her şey
burada başlar. Bazen gerçekten artık
sıkılırsınız, yılarsınız ama sonra bir
baktınız başarmışsınız. Nasıl oldu
derseniz sizi ayakta tutan umutlarınız
sayesindedir. Hiç umudunuz olmadan
yaşamayı düşündünüz mü? Ya da umudu
olmadan
yaşayan
insanları?Ölmüş,yaşamıyorlar
gibi.Umudunu kaybetmiş insanın başka
kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.
Umudu kalmayan demek, artık
yıkılmış demek. Umudu kalmayan demek,
artık tükenmiş demek. Umutlarınıza
sarılın.
Burcu YÜCESOY 8B
SOKAKLARDAKİ SESLER
Sokaklar, gerçek yaşamın olduğu
yerlerdir. Gerçek yaşamın nabzı burada
atar. İnsanların sıcaklığı ve samimiyeti
sokaklarda aranır. Sokaklardan gelen
sesler insanların yaşamına renk katar.
Bu
renklilik
insanların
yaşama
bağlanmasını sağlar. Bazı insanlar
aslında geçimini sokaklarda bağırarak,
insanları kendilerine çekerek sağlar.
İnsan o sırada birçok ses duyar
ama en çok ilgisini çekene yönelir. Ama
bazı sokaklar öylesine sessizdir ki sanki
ölüme terk edilmiştir. Zaten bu sesler
de yaşamın kendisi değil midir? Canlılık
insanın olduğu her yerde vardır. İnsan
düşünen duyan konuşan sosyal bir
varlıktır. İnsanların sosyalleşmesin de
sokakların önemi tartışılamaz derecede
büyüktür. Sokaklarda duyduğumuz her
ses aslında bir hayatı da anlatır. Bir
insanın başkasına söylediği bir sözden
bir hayat hikâyesi bile yazabiliriz
aslında. Sokaktan gelen her ses bize bir
hayatı anlatır. Küçük bir cümleden bir
yaşamı öğrenebiliriz, bu da sokaktaki
seslerin ilginç yanlarından biridir, diğer
ilginç yanı ise sokaklardaki en güzel
seslerin gece yankılanmasıdır. En güzel
İstanbul
sokaklarıdır
akşamları,
barlardan gelen insan gülüşmeleriyle
karışmış o güzel müzik sesleri öyle
güzeldir ki pencereden izlemek yerine
hemen pijamalarını değiştirip orada
olmak istersin. Sabaha doğru bu ses
azalır ve yaklaşık saat en erken beşe
doğru herkes dağılmaya başlar, o zaman
güneşin doğuşuyla sessizlik çöker
ortama. Öyle huzurludur ki o sessizlik
insanı her dakika hayatın güzelliklerine
daha yakınlaştırır.
Zaten sokaklardaki sesler insana
hayatı anlatır. Eğer bir gün sokaklar
tamamen sessiz olursa o zaman
sonumuzun geldiğini anlarız çünkü bu
insanoğlundan
eser
kalmamıştır
demektir.
Deren ÇAKAR 8B
121
YAŞAM İÇİN MÜZİK
BİZİ MUTLU EDEN KÜÇÜK ŞEYLER
Müzik kimi için aşk, kimi için
Bizi mutlu eden küçük şeyler
hüzün, kimi içinse coşku demektir.
vardır. Bazen mutluluk sadece müzik
dinlemektir. Bazen ise sadece sekiz
Benim için ne demektir acaba?
harfli bir varlıktır, “çikolata” gibi. Küçük
Bunu
düşünüyordum
geçenlerde.
şeylerden
mutlu
olmak
hayatı
Sonunda buldum.
güzelleştirmenin ilk adımıdır bence.
Benim için yaşam biçimidir müzik.
Elde edebileceğimiz şeylerle mutlu
Nasıl su içerseniz, nefes alırsanız benim
olmaya çalışırsak mutlu oluruz fakat
için de odur müzik. Bazen küçük bir
elde edemeyeceğimiz şeylerle mutlu
çocuğu anımsatır bana, elinde lolipopla.
olmaya çalışırsak olamayız.
Bazen bir fırtınayı, önüne çıkan her şeyi
Büyük düşler kurmak elbette iyi
alıp götüren. Bazense yaşamı anımsatır
bir şey ama bu düşleri mutluluk
bana. Bütün doğrularıyla ve yanlışlarıyla
kaynağımız yapmamalıyız, olmazsa çok
yaşamı hatırlatır. Gereksinimdir müzik,
üzülürüz çünkü. Biz yanlış yapıyoruz
yaşamak için. Hayattır müzik, hayatı
mutluluk parayla alınacak bir şey değil,
anlayabilmek için. Müziksiz bir hayat
mutlu olmak için seni mutlu edecek
düşünemem ben, melodisiz. Bu müzik
küçük şeyler bulman lazım.
her yerden gelebilir. Kuşların cıvıltısı
müziktir mesela veya rüzgârın sesi.
Yeter ki küçük şeylerle mutlu
olmayı öğren. Ve şunu unutma ne zaman
Belki de denizin sesi müziktir
üzülürsen kimseye mesaj atmakla
kimisi için. Ama ne olursa olsun müzik,
aramakla uğraşma. En sevdiğin şarkıyı
müziktir.
aç ve çikolata ye, küçük şeylerle mutlu
Önemli olan ona değer vermek,
olmayı öğren.
dikkat etmektir. Müzik öyle bir şeydir
Şimal İZOL 8B
ki sen onun varlığından haberdar
olduğun sürece mutlu eder seni. Arkanı
dönüp gidersen seni üzer. Müziksiz
yaşanamaz. Ne müziği olduğu, hangi
kültüre ait olduğundan çok o müziğe
verilen emektir önemli olan.
Ve nerden gelirse gelsin lazımdır
müzik. Yaşamak için. Ve birleştiricidir
müzik. Dünyanın neresinden gelirseniz
gelin müzik hep vardır. Çünkü müzik
yaşamdır.
Ilgın GÖKTEN 8B 122
SEVİMLİ DOSTLARIMIZ
Hayvanlar
insanın
en
iyi
arkadaşıdır. Sadece kedi, köpek değil
bütün hayvanlar ayrı bir güzeldir.
Köpekler sadıktır, kuşlar doğanın en iyi
müzisyenleri, kediler en asilleri, atlar en
güzelleri, balıklar ise denizlerin sahibi
ve süsleridir.
Herkes evde kısa süreli olsa da bir
hayvan beslemiştir. Kaplumbağa, kuş,
köpek, balık veya kedi. Sokaktaki bir
köpeğe veya kediye su, yemek vermek
bize iyi hissettirir, bizi her seferinde
hayvanlara daha çok bağlar. Hem
sokaktaki hem evdeki bir hayvana eğer
sevgiyle yaklaşırsanız o size o sevginin
iki katıyla geri döner. Her hayvanın
ilgiye, sevgiye ihtiyacı vardır. Hayvanlar
insanlardan çok daha sadık ve iyidir,
bununla ilgili birçok söz vardır; mesela
Marilyn Monroe ‘’ Beni köpekler asla
ısırmaz, sadece insanlar ısırır.’’ demiş ki
bence bu çok doğru bir söz. Bir köpek
veya herhangi bir hayvan bir insana,
insanın ona yaptıklarını yapmaz. Çok
saldırgan bir köpek bile ona sevgiyle
yaklaşan insanın yanında küçük bir
çocuğa dönebilir. Hayvanlar hayatımızın
tadı, tuzudur. Adeta bir nimettir. Onlar
olmasa dünya hiç güzel bir yer olmazdı.
Ama ne yazık ki bazı insanlar bunun
bilincinde
değil.
Köpekleri,
ısıran
varlıklar, inekleri süt fabrikaları,
kedileri sokakta yaşayan pislik torbaları
olarak değerlendiren insanlar oldukça
fazla. Hayvanlara işkence edenler, yolda
gördüğü bir köpeğe ve kediye tekme
atanlar, önüne çıkan bir köpeği göre
göre yola devam edenler de oldukça
fazla. Bunları düşününce bile tüylerim
diken diken oluyor. Ve bu insanların
onlara en ufak zararı dokunmayan
hayvanlara böyle kötü şeyleri neden
yaptıklarını aklım almıyor.
Dünyanın her yerinde hayvanlara
bu tür şeyler yapılıyor ve bunu gören
insanlar da müdahale etmiyor. Eğer
insanlar,
hayvanlar
konusunda
bilinçlendirilirse daha iyi olabilir. Çünkü
onlar
dünyanın
olmazsa
olmazı,
hayatımızın
neşesi,
en
sadık
dostlarımızdır.
İpek VARLIK 8B
123
TÜRKÜLER YAŞAR
Öyle durumlar olur ki insanlar
birçok duyguyu bir arada yaşarlar.
Acıyı, mutluluğu, hüznü, heyecanı… Böyle
zamanlarda insanların anlatamadıklarını
anlatırlar türküler. İnsan konuşamazken
bile onun yerine konuşurlar. Onun yerine
hüzünlenir, onun yerine neşelenirler.
Söylenmesi gerekenleri samimi bir
şekilde söylerler.
Yıllar boyunca insanlar duygularını
anlatmıştır türkülerde. Hiçbiri değerini
yitirmemiş, günümüze kadar hayatın
renklerini taşımıştır. Biz farkında
olmasak
da
aslında
türkülerle
büyümüşüzdür.
Doğduğumuz
andan
itibaren
etrafımızda
duyduğumuz,
dinlediğimiz birçok şey kültürümüzün
büyük bir kısmını oluşturan türkülerdir.
Tarihimizde
önemli
yerleri
olan,
efsaneleşen kahramanlarımız hakkında
yazılmış türkülerdir bunların birkaçı.
Onlara karşı duyduğumuz gururun bir
ifade şeklidir bunlar. Düğünlerde gülüp
oynadığımız, neşemizi yerine getiren
türküler vardır bir de. İnsanların
sevincini doyasıya yaşatırlar. Yöresine
göre
değişen
danslarla
insanları
coştururlar. Karadeniz’de insanlar horon
teperek, Güney Doğu’da halay çekerek
günün yorgunluğundan biraz uzaklaşırlar.
Ama
insanın
yaşadığı
duyguları,
kuşkusuz en iyi hissettiği türküler
ayrılık, hüzün türküleridir. Ne
yaşadığımızı
hissedebiliyormuşçasına
tam hissettiğimiz o duyguları anlatırlar.
Bu türküleri hissedenler gözlerinden
yaşlar
akmasına
engel
olamazlar.
Günümüzde türkülere olan bu ilginin
düştüğünün hepimiz farkındayız. Ben de
dahil bu zamanlarda büyüyen çocuklar
günümüzün müzik tarzlarını hatta
bunlardan da genelde yabancı olanları
dinliyorlar. Yeni çıkan bu müzikleri
dinlememizde hiçbir sakınca olmasa da
bir yandan da türkülerimizi dinlemeyi
bırakmamalıyız.
Geçmişten
beri
insanların en sıkı dostlarından biri olan
bu kültür öğelerimizi de unutmamalıyız.
Günümüze kadar insanın en iyi
sırdaşlarından
olmuştur
türküler.
Hayatımızı renklendirmiş, bir günlük
misali yüreğimizden geçenleri en anlamlı
kelimelerle insanlara aktarmışlardır.
Hayatımızın ve kültürümüzün büyük ve
vazgeçilmez parçaları olmuşlardır. Bizle
büyüyen bu türküler bizle birlikte
yaşarlar.
Melisa KARAKULLUKCU 8B
124
Download

Karınca Sayı 13