Sayı: 22 / 24 Ocak - 6 Şubat 2014
OKAN ARPAÇ YAZDI
12
YILLIK
ESARET
“BANA KİMSE DOKUNAMAZ” DERKEN…
❱ TUNA KİREMİTÇİ
COEN KARDEŞLER OLGUNLUK DÖNEMİNDE
❱ BELGİN ELÇİOĞLU
APO KAYA YAZSIN, BİZ SEYREDELİM
❱ BARIŞ AKPOLAT
NEJAT İŞLER GİBİLERİNE İHTİYAÇ VAR
RÖPORTAJLAR
❱ HALDUN DORMEN
SOKAK KIZI İRMA, İSTANBUL’UN
ARKA SOKAKLARINDA
❱ TUNÇ BİLGE
ÇEKİMLER 15 KENTTE DÖRT
MEVSİMDE YAPILDI
❱ SEVİM GÖZAY, BEGÜM
KÜTÜK İLE KONUŞTU:
KARTAL TİBET’E AŞIKTIM
❱ DEVRİM EVİN
YUNUS EMRE’NİN RUHUNA İNMEYE ÇALIŞTIM
EDİTÖR
Her zaman bir şans var
K
Neşe Mesutoğlu
Yayın Yönetmeni
[email protected]
aramsar olmak için pek çok mantıklı neden olabilir. Yine
de, umudun sesini dinlemek ve olumlu düşünmek insanın
düzlüğe çıkmasında büyük rol oynuyor.
Tıpkı bu sayımızın kapağında yer alan ‘12 Yıllık Esaret’
isimli filmde olduğu gibi. Dokuz dalda Oscar’a aday olan film,
‘tüm zamanların en iyi filmleri’ listesine bir azim hikayesiyle
giriyor.
Son 10 yılını bunalımlar içinde geçiren Hollywood yıldızı
Lindsay Lohan, artık kendisini toparladığı yönünde işaretler
veriyor. Portre bölümümüzde hayat hikayesine değindiğimiz 27
yaşındaki oyuncu, ‘Şöhret Tepesi’ adlı filmle kariyerine kaldığı
yerden devam ediyor.
MyBilet e-dergi’ye röportaj veren, Türkiye’de müzikal
temsillerin öncüsü, tiyatronun duayen ismi Haldun Dormen,
53 yıl aradan sonra ‘Sokak Kızı İrma’yı güncellenmiş
versiyonuyla tiyatroseverlerle buluşturuyor. Bu defa Ayvalık’ta
doğan bir Rum kızı olarak karşımıza çıkan İrma, Beyoğlu’nun
arka sokaklarında yaşama tutunma mücadelesi verirken, aşkı
bulmak umuduyla ayakta kalıyor.
Yılın ilk epik-tarihi filmi ‘Yunus Emre Aşkın Sesi’,
hümanizmin öncülerinden halk şairi Yunus Emre’nin ilahi aşkı
arama yolunda kendini keşfetme öyküsünü anlatıyor.
Tüm arayışların umutla sürmesi, mutlu sonla bitmesi dileğiyle
2 www.mybilet.com
İÇİNDEKİLER
8
SAYFAYA
GIT
KAPAK
Okan Arpaç yazdı: ‘12 Yıllık Esaret’
içeriğinden ötürü zaten bütün duyguları ilk
anda ele geçirebiliyor. Buna, yaşananların
‘gerçek’ olduğu bilgisini de eklediğimizde
Akademi’nin ödülleri yağdırmaması için bir
sebep kalmıyor.
SAYFAYA
GIT
19
RÖPORTAJ
Televizyoncu-yazar Sevim Gözay’ın,
bu haftaki röp-seans konuğu oyuncu
Begüm Kütük Yaşaroğlu. Sevim Gözay
beraber ‘Gloria’ isimli filmi izlediği
Kütük’e rol arkadaşı olmak istediği
aktörleri sordu. Liste uzun. İlk sıralarda
Brad Pitt ve Johnny Depp var.
15
SAYFAYA
GIT
R
4 www.mybilet.com
J
ÖZ E L
ÖP
O RT
A
PORTRE
Skandallar kraliçesi
Lindsay Lohan, Amerikalı
porno yıldızı James
Deen’le rol aldığı ‘Şöhret
Tepesi’ adlı filmle uzun
süredir ilk defa yaptığı bir
işle adından söz ettiriyor.
Cüretkar sahneleriyle
dikkat çeken ünlü yıldız,
yeni sevgilisiyle sakin
bir hayata başladığını
söylüyor.
İÇİNDEKİLER
RÖPORTAJ
Yılın ilk epik- tarihi filmi
‘Yunus Emre Aşkın Sesi’ isimli
filmin başrol oyuncusu Devrim
Evin ve sanat yönetmeni
Tunç Bilge, Begüm Yılmaz’ın
sorularını yanıtladı. Devrim
Evin “Bu tarz projelerin büyük
sorumluluk gerektiriyor” diyor,
Tunç Bilge ise “Sanat ekibi
olarak iyi bir iş çıkardığımıza
inanıyorum” diye konuşuyor.
TUNA KİREMİTÇİ
Sinema eleştirmeni Murat Özer, ‘Bu
İşte Bir Yalnızlık Var’ın film uyarlaması
hakkındaki yazısının sonunda “Eğer
müzisyen yalnızlığına dair çok daha iyi
bir film izlemek isterseniz, Coen’lerin ‘Sen
Şarkılarını Söyle’ filmine gidin” diyordu.
Haliyle, güneşli bir kış günü kalktık gittik
söz konusu filme.
24
SAYFAYA
GIT
SAYFAYA
GIT
33
SAYFAYA
GIT
44
41
SAYFAYA
GIT
VİZYONDAKİLER:
Gösterime giren diğer
filmlere de göz atmakta
fayda var.
AJANDA: Öne çıkan
etkinlikler arasından
seçim yapmak zor.
Kaçırılmaması gerekenleri
hatırlatalım dedik.
BELGİN ELÇİOĞLU
Oyunumuz, Paso Tiyatro’nun Şişli’de
Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Sahnesi’nde
sahnelediği ‘Ne İstediniz?’ sürpriz finalle
sona eren oyun, bir şizofrenin verdiği savaşı
ve hayata tutunma çabasını anlatıyor.
BARIŞ AKPOLAT
Twitter’da inanılmaz bir ikiyüzlülük
var. Buna ister ‘ölüm pornosu’,
isterseniz ‘ünlü hayatı pornosu’
diyelim; aşağı yukarı aynı şey. Emin
olun sizin attığınız tweet sayesinde
kimse iyileşmiyor. Yine atın ama en
azından duygu sömürüsü yapmayın.
5 www.mybilet.com
İÇİNDEKİLER
SAYFAYA
GIT
47
RÖPORTAJ
Masalsı serüvenini bu kez
İstanbul, Tarlabaşı’nda
sürdüren ‘Sokak Kızı
İrma’nın Yönetmeni Haldun
Dormen, Begüm Yılmaz’la
buluştu. Ünlü sanatçı “Gülriz
Sururi, İrma’yla daha ilahi
ve erişilmez bir kadın imajı
çizerken, Füruzan Aydın
bize çok daha yakın bir İrma
oldu” diyor.
KIRMIZI GÖZLÜKLÜ KIZ
Düzenbaz isimli
filmle gündemde
yer alan yaşayan en
seksi erkeklerden
Bradley Cooper,
başka adam yokmuş
gibi yüzü deforme
olmuş bir karakteri
canlandıracakmış…
GreaterGood web
sitesinden tek tıkla açlık,
meme kanseri, otizm,
yağmur ormanları
gibi konulara destek
mümkün… Altın
Küre ödül töreninde
Kerry Washington ve
Olivia Wilde hamile
kadınların ne kadar güzel
olabileceğini gösterdi.
52
SAYFAYA
GIT
KÜNYE
MyBilet e-dergi
YAYIN YÖNETMENİ
Neşe Mesutoğlu
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Belgin Elçioğlu
GÖRSEL YÖNETMEN
Murat Çavdar
KATKIDA BULUNANLAR
Barış Akpolat, Okan Arpaç,
Tuna Kiremitçi, Sevim Gözay,
Begüm Yılmaz, Zeynep Geylan
İLETİŞİM
Muallim Naci Caddesi No:47
Ortaköy 34347 İSTANBUL
Telefon: 0212 259 20 60
[email protected]
MyBilet e-dergi’de kullanılan
tüm yazılar, kaynak gösterilerek
yayınlanabilir.
6 www.mybilet.com
SİNEMA
Hayatta Kalmak Mı? Yaşamak Mı?
12 YILLIK ESARET
T
akvimler 18 Ekim 1979’u
gösterdiğinde, tek kanallı
siyah-beyaz TRT ekranında
ilk bölümü yayımlanan
‘Kökler’ (Roots, 1977) adlı
dizinin bir anda bütün Türkiye’yi
sarsıp etkisi altına alacağını
kim bilebilirdi? Köleleştirilerek
Afrika’dan Amerika’ya getirilen
Kunta Kinte ve ailesinin kuşaklar
boyu süren, acılarla dolu nefes
kesen hikayesi Türk halkını o
dönem adeta yüreğini dağladı.
Sağ-sol kavgası, devletin deyimiyle
‘anarşi’, her gün üniversitelerde
çıkan çatışmalarda ölen gençler,
benzin-yağ-tüpgaz kuyrukları,
Okan Arpaç
elektrik kesintileri günlük hayatın
[email protected]
sıradanlığına dönüşürken, Kunta
Kinte’nin köleliği boyunca
ORİJİNAL ADI 12 Years a Slave
gördüğü zulüm ve verdiği özgürlük
YÖNETMEN Steve McQueen
mücadelesine biz de ekran başında
OYUNCULAR Chiwetel Ejiofor,
kilitlendik haftalar boyunca.
Michael K. Williams, Michael
Fassbender,
Quvenzhané Wallis,
Velhasıl, Türk insanının ‘zenci
köle’ konusundaki hassasiyeti çokça Paul Giamatti, Lupita Nyong'o,
Alfre Woodard, Brad Pitt
Kunta Kinte’den ve bu diziden
YAPIM 2013 ABD-İngiltere
ötürüdür diyebiliriz. Kimbilir belki
SÜRE 134 dk.
de 70’li yılları göz önüne alırsak,
DAĞITIM Tiglon (Fida)
8 www.mybilet.com
SİNEMA
Unchained) benzer bir ‘hayali’
öykü anlatarak herkesi nasıl
etkilemişse, ‘12 Yıllık Esaret’ de
içeriğinden ötürü zaten bütün
duyguları ilk anda ele geçirebiliyor.
Buna, yaşananların ‘gerçek’
olduğu bilgisini de eklediğimizde
Akademi’nin ödülleri yağdırmaması
için bir sebep kalmıyor.
Konuyu özetlemesek de, filmin
adından yola çıkarak ne anlattığını
tahmin etmek mümkün. 1841’de
New York’ta, elindeki belgeleriyle
‘özgür’ bir adam olarak yaşayan,
ailesiyle huzurlu bir hayat süren
müzisyen Solomon Northup’ın
başından geçenleri izliyoruz.
Müzikli bir gösteri bahanesiyle
beyazlar tarafından kandırılıp
kaçırılan, yanında kağıtları
olmadığı için de çarçabuk köleler
arasına katılıp, kim olduğunu
ispatlamasına imkan verilmeden
12 yıl boyunca (diğer zenci köleler
gibi) insanlık dışı muamelelere
sağ-sol çatışmasına, Maraş’ta
Aleviler’e yapılan insanlık dışı
katliama, ondan evvel Menderes’in
ya da Deniz Gezmiş’lerin
asılmasına, 6-7 Eylül olaylarına
seyirci kalan bir halkın, ‘katarsis’i
oldu ‘Kökler’ dizisi...
Yedi dalda aday olup en iyi dram
filmi kategorisinde Altın Küre’yi
kucaklayan ‘12 Yıllık Esaret’,
asıl önümüzdeki ay daha büyük
bir sınava hazırlanıyor. Malum;
Oscar’lar... En iyi film, yönetmen,
uyarlama senaryo, erkek oyuncu,
yardımcı erkek ve kadın oyuncu,
kurgu, set tasarımı, kostüm
tasarımı dallarında toplam 9
Oscar’a aday gösterilen yapıt,
tahminlere bakılırsa ödüle en
yakın aday gibi duruyor. Her ne
kadar karşılaştırmak doğru değilse
de, geçen yıl Quentin Tarantino
Oscar’da hayli sükse yapan ‘şiddet’
dolu filmi ‘Zincirsiz’de (Django
9 www.mybilet.com
maruz bırakılan Solomon’un
özgürlük mücadelesi bu... İmtiyazlı
olduğu için, kaçırıldığı güne dek
beyazlar arasında, sanki onlardan
biriymiş gibi sakin ve huzurlu
bir hayat süren, soydaşlarına
yapılan korkunç eziyetlerden belki
haberi bile olmayan Solomon,
gerçek anlamda özgürlüğün
ancak hep birlikte mücadele
verilip, herkes hür olduğunda
mümkün olabileceğini fark ediyor
SİNEMA
bu 12 yıl zarfında... Böylesi bir
öyküden de hemen herkesin bir
pay çıkartması mümkün tabii.
Hele ki günümüz Türkiyesi’nde
yaşananlara dönüp bakarsak; “İşte
ben de onlardan biriyim, bana
kimse dokunmaz, sakin sakin
yaşar giderim” demenin ne kadar
yanıltıcı olabileceğini görüyoruz.
Bize dokunmadığı takdirde bin
yıl yaşamasını dilediğimiz yılanın,
doğası gereği ne zaman kafası
atıp da gelip sokacağını kestirmek
mümkün olamıyor maalesef.
Saatlerce boynunda iple ağaçta
sallandırılırken hiçbir şey yokmuş
gibi yanından geçip giden diğer
zenci kölelerin Solomon’a yaptığı,
işte tam da böyle bir şey...
İlk elde hemen akla ‘Zincirsiz’
geliyor dedik ama ‘12 Yıllık
Esaret’aynı zamanda ‘Amistad’,
‘Esaretin Bedeli’, ‘Hotel Rwanda’
gibi unutulmaz öyküleri de
AMERİKA’NIN KISA TARİHİNİN EN BÜYÜK KARA
LEKELERİNDEN OLAN KÖLELİK MEVZUSUNU
ZATEN ‘KÖKLER’ BAŞTA OLMAK ÜZERE PEK ÇOK
DİZİ VE FİLMDEN BİLİYORUZ. BUNA KARŞIN FİLM
HAKKINDA SÖYLENMESİ MUHTEMEL ‘AJİTE EDİCİ’
LAFLARINA DA KULAK ASMAMAKTA FAYDA VAR.
10 www.mybilet.com
çağrıştırıyor. Hepsinden ayrılmasını
beklediğimiz nokta ise, yönetmeni
Steve McQueen’in bakış açısı... İlk
iki uzun metrajıyla sinemaseverleri
canevinden vuran McQueen,
bağımsız sulardan çıkıp ana akım
sinemaya yanaşıyor oysa bu kez.
Kendisi de zenci olan yönetmen
(bu arada, ‘zenci’ kelimesi
Türkçe’de, İngilizce’deki ‘nigger’
gibi hakaret anlamı taşımadığından,
siyahi yerine zenci demek daha
SİNEMA
doğru geliyor bana), atalarına vefa
borcunu ödüyor adeta. Ne var
ki, ‘Açlık’ (Hunger) ve ‘Utanç’
(Shame) ile genç, çağdaş ustalar
arasında yerini sağlamlaştırmış olan
McQueen, ‘12 Yıllık Esaret’i daha
kitlesel hale getirmek isterken, o
şahane minimal sinemasından ödün
vermek zorunda kalıyor.
Gerçekte 1808-1863 yılları
arasında yaşayan Solomon
Northup’ın kaçırılıp köleleştirilmesi
aşamasına hızlıca geçerken,
müzisyen ve aile babası olması
dışında onunla ilgili başka
detay öğrenemiyoruz. Perdede
gördüklerimiz ise, karakterlerin
haletiruhiyesinden ziyade şiddet
üzerinden aktarılan feci bir zulüm.
Amerika’nın kısa tarihinin en
büyük kara lekelerinden olan
kölelik mevzusunu zaten ‘Kökler’
başta olmak üzere pek çok dizi
ve filmden biliyoruz. Buna
karşın film hakkında söylenmesi
muhtemel ‘ajite edici’ laflarına da
kulak asmamakta fayda var. Her
şeyden çok çabuk sıkılan, anında
tüketmeye bayılan bir millet
olarak, genç kuşakların da bu
filmler sayesinde tarihten haberdar
olabileceklerini unutmamalı.
Yönetmen, ilk iki filmde olduğu
gibi yine fetiş oyuncusu Michael
BÖYLESİ BİR ÖYKÜDEN DE HEMEN HERKESİN
BİR PAY ÇIKARTMASI MÜMKÜN TABİİ. HELE
Kİ GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ’NDE YAŞANANLARA
DÖNÜP BAKARSAK; “İŞTE BEN DE ONLARDAN
BİRİYİM, BANA KİMSE DOKUNMAZ, SAKİN SAKİN
YAŞAR GİDERİM” DEMENİN NE KADAR YANILTICI
OLABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUZ.
11 www.mybilet.com
Fassbender’le çalışıyor. Bu defa
yardımcı erkek oyuncu olarak yer
verip, daha az bir rol biçse de,
Fassbender perdede gözüktüğü
anlarda tüyleri diken diken eden
enfes oyunculuğunu konuşturuyor.
Bilhassa dini kullanarak, İncil’den
pasajlar okuyarak köleleri zapturapt
altına almaya çalıştığı bölümler,
seyircinin de adrenalinini
yükseltecek kadar sinir bozucu. Ve
elbette ‘din’i kullanarak insanları
köleleştirip susturma, pasifize
etme durumu da yine günümüzle
paralellik kurdurtabiliyor seyirciye.
Chiwetel Ejiofor’un en güçlü
Oscar adaylarından olduğu, geçen
yılki ‘Düşler Diyarı’ (Beasts of the
Southern Wild) filminin Cimcime’si
Quvenzhané Wallis’in büyümüş
haliyle şaşırttığı, Paul Giamatti,
Alfre Woodard ve kısacık rolüyle
Brad Pitt’in de önem kattığı ‘12
Yıllık Esaret’, Hans Zimmer’in enfes
müzikleri, Sean Bobbitt’in görüntü
çalışmasıyla çıtayı yükseltiyor.
‘Açlık’ta bedenin ölüm orucuna
yatırılması, ‘Utanç’ta seks
üzerinden bedenin tüketim aracına
dönüştürülüp metalaşması üzerine
kafa yoran McQueen, bu defa zenci
bedenlerinin insani olan her şeyden
arındırılıp, ruhsuz iş makinelerine
dönüştürülmesini sergiliyor, en
acıtıcı şekilde. Buna dayanamayan
Solomon da, çevresinde kendisine
akıl verip, olan bitene ses
çıkarmamasını söyleyenlere cevabı
yapıştırıyor: “Ben hayatta kalmak
değil, yaşamak istiyorum!”.
SİNEMA
BABA ROLLERİN
ADAMI
Oscarlı yıldız Kevin Costner, about.com’a
verdiği röportajda, son filmi ‘Jack Ryan: Gölge
Ajan’da çalıştığı İngiliz oyuncuların çok disiplinli
olduğunu söylüyor. Çeviri: Belgin Elçioğlu
Kevin Costner
D
aha önce Rus ajan
filmlerinde oynamıştınız.
Bu türde o dönemden bu
yana neler değişti?
Nelerin değiştiğini tam olarak
bilemiyorum, ama umarım
filmlerimiz daha gerçekçi hale
gelmiştir. Bizim işimiz insanları
eğlendirmek ve bunun için doğru
ritimleri bulmak. Bugünün dilini
yakalamalı ve tekerleği yeniden icat
etmeye çalışmamalıyız.
Yıllar önce Jack Ryan rolü için
teklif almıştınız.
Evet, almıştım. İlki ‘Hunt for
Red October’ içindi sanırım. O
sırada ‘Kurtlarda Dans’ı zaten bir
yıl ertelemiş durumdaydım ve bu
12 www.mybilet.com
projede yer almadım. Geçen yıl
Superman’in babasını oynadım. 25
yıl önce de ‘Superman’ rolü için
teklif alabilirdim; gerçi o zaman
almadım, ama aradan o kadar
yıl geçtikten sonra ancak onun
babasını oynamam teklif edildi. Bu
filmde ise Jack Ryan’ı Chris (Pine)
canlandırıyor, ben ise onun ‘akıl
SİNEMA
hocasıyım’. Kenneth (Branagh)
“Bu karaktere senin yeteneklerini
daha fazla yansıtalım” dedi, böylece
kolları sıvayıp fiziksel olarak da
varlık gösteren ve gerektiğinde
Jack Ryan ile bir ekip oluşturan bir
karaktere büründüm.
Kendi yönettiğiniz filmlerde
oynamanız, Kenneth Branagh
ile ortak noktanız. Branagh
bundan genellikle uzak dursa da
zaman zaman kendi filmlerinde
oynuyor. Şimdiye kadar onunla
çalışmış mıydınız?
Tanıştığımızda ikimiz de çok
gençtik. Emma Thompson
ile birlikte büyük bir başarı
yakalamıştı. Onu Los Angeles’ta
evimde konuk ettim, çok iyi
anlaştık ama sonra telefonla falan
hiç konuşmadık. İki ya da üç yıl
sonra bana bir teklifte bulunmuştu
ama olmadı, o projede Andy Garcia
yer almıştı.
İngiliz oyuncularla çalışmak ile
Amerikalı oyuncularla çalışmak
arasında fark var mı sizce?
İngiliz oyuncularda dikkat çeken
ilk şey aksan oluyor. Herkesle aynı
metni okudukları halde aksanları
insanı adeta hipnotize ediyor.
13 www.mybilet.com
Onları dinlemek muhteşem.
Birlikte çalıştığım tüm İngiliz
oyuncular çok disiplinli. ‘Prova
yapma’nın anlamını çok iyi
kavramışlar ve bunu Amerikalılara
göre daha iyi kullanıyorlar.
Sanırım bu durum eğitimlerinden
kaynaklanıyor.
SİNEMA
ESKİ MODA HOLLYWOOD
AKSİYONLARINDAN
Filmde CIA Ajanı Jack Ryan’ın olaylardan habersiz olan nişanlısı Cathy’yi
canlandıran İngiliz oyuncu Keira Knightley MTV’ye verdiği röportajda, gerçek
hayatta hoşlanmayacağı karakterleri canlandırmayı sevdiğini söylüyor.
Keira
Knightley
F
ilmde canlandırdığınız
karakterden bahseder
misiniz?
Jack’in nişanlısıyım
ama onun CIA ile çalıştığını
bilmiyorum. Çocuk göz
doktoruyum.
‘Karayip Korsanları’ serisi gişe
rekorları kırmıştı. O seri sona
erdikten sonra farklı türlere
yönelmeyi tercih ettiniz...
Her zaman farklı şeyler
yapmak istiyorum. Anlamadığım
karakterleri canlandırmayı ve onları
anlamaya çalışmayı seviyorum.
Bunlara
gişesi
çok yüksek
olan filmlerde
genellikle rastlanmaz. En zor, en
tuhaf bulduğum ve gerçek hayatta
karşılaşsam hiç hoşlanmayacağım
karakterleri arıyorum. ‘Anna
Karenina’yı tamamladıktan sonra
kendi kendime, “Biraz da eğlenceli
bir şeyler yapmam gerekiyor”
dedim. ‘Jack Ryan’ da böyle bir
film. Evet, filmin türü aksiyon,
ama eski moda Hollywood
aksiyonlarının iyi örneklerinden.
14 www.mybilet.com
Chris Pine ve Kenneth Branagh
ile çalışmak nasıldı?
Bu projeye dahil olmak
istememin esas nedeni
Ken. Hem filmi
yönetiyor, hem
de kötü adamı
oynuyor. İnsanın
rol arkadaşının aynı
zamanda yönetmen
olması enteresan
bir deneyim. Sürekli
birinden öbürüne
geçiyor. Çok iyi bir
aksiyon yönetmeni, görsel
olarak da olağanüstü şeyler ortaya
koyuyor. Ayrıca çok da titiz.
Ondan çok şey öğrendim.
SİNEMA
GECE HAYATINI BIRAKTI
Şöhretin yüklediği ağır sorumluluk ve sorunlu aile yaşantısı nedeniyle gündemden
düşmeyen skandallar kraliçesi Lindsay Lohan, 90 günlük tedavinin ardından
hayatında yeni bir sayfa açtı. Yeni ilişkisiyle sakin bir hayatı seçen güzel yıldız,
Amerikalı porno yıldızı James Deen’le rol aldığı ‘Şöhret Tepesi’ adlı filmdeki
cüretkar sahneleriyle dikkat çekiyor. Çeviri: Begüm Yılmaz
Portre
Lindsay
Lohan
K
ariyerine ‘çocuk model’
olarak başlayan 27 yaşındaki
Lindsay Lohan’ı çekici
ve farklı kılan en büyük
özelliği çilleri ve kızıl saçlarıydı.
2 Temmuz 1986’da doğan güzel
yıldız kariyerine 1989 yılında
başladı. Daha üç yaşındayken
yer aldığı reklam filmleri ona
2006 yılına kadar severek rol
aldığı Disney filmlerinin kapısını
araladı. 12 yaşındayken oynadığı
ilk filmi ‘Komik Tuzak’ (The
Parent Trap) ise gişe başarısı
yakalamış ve Lohan’ın sinema
eleştirmenleri tarafından fark
15 www.mybilet.com
edilmesini sağlamıştı… İkinci ismi
olan ‘Dee’yi şimdilerde severek
kullandığı sahne adı ‘Morgan’
olarak değiştiren güzel yıldız,
2003 yılına kadar başrollerinde yer
aldığı çeşitli filmlerle adından söz
ettirdi. Aynı yıl dönemin popüler
genç ikonlarından Hilary Duff’ın
müzisyen sevgilisi Aaron Carter’ı
elinden alarak şimdilerde hiç
gündeminden düşmediği magazin
basınına sansasyonel bir giriş
yaptı. Lohan daha sonra ‘biseksüel’
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
Lindsay Lohan, Forbes dergisinin 2007
yılında ilk kez gerçekleştirdiği ‘20 Yaş Altı
Yıllık Kazançları En Yüksek Hollywood
Ünlüleri’ listesinde 6 milyon dolarlık
servetiyle üçüncü sırada yer aldı.
SİTEYE
GIT
olduğunu itiraf ederek dikkatleri
üzerine çekti. 2008-2009 yılları
arasında İngiliz söz yazarı ve DJ
Samantha Ronson’la birlikte olan
güzel yıldız, ayrıldıkları dönemde
Daily Mail’e verdiği röportajda,
“Bir kadınla ilişki yaşamanın
farklı bir yanı var. Daha önce
Samantha dışındaki kadınlarla da
birlikte oldum. Sanırım farklı bir
arayış içerisindeydim. Şimdiyse
bir erkekle birlikte olmayı tercih
ederim” diyordu.
‘Playboy’a soyundu!
Oyunculuk alanında Jodie Foster’a
olan hayranlığını her fırsatta
dile getiren Lohan, fiziki açıdan
Britney Spears’ı çok beğeniyor
ve “Biriyle vücudumu değiştirme
imkanı olsa, bu kişi kesinlikle
Britney olurdu” diyordu. 2005’te
annesiyle babasının boşanmasının
ardından ‘blumia’ hastalığına
yakalanan güzel yıldız, Vanity
Fair dergisine verdiği röportajda
kısa bir dönem uyuşturucu
kullandığından bahsetmişti. 2007
yılına gelindiğinde ise, katıldığı
partilerde artık sadece uyuşturucu
kullanmakla kalmıyor, kokain ve
aşırı derecede alkol de tüketiyordu.
Hollywood’un en ünlü ‘parti
kızı’ unvanını elinde bulunduran
Lohan, o dönemde Lost dizisinin
ünlü yıldızı ve aynı zamanda
Meltem Cumbul’un da eski
sevgilisi Marc Senter’la rol aldığı
‘Katilimi Tanıyorum’da (I Know
Who Killed Me) striptiz yaptığı
sahnelerle uzun süre konuşuldu.
Hatta bazı iddialara göre evlilik
hazırlığı yapan ikilinin arasına
ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ
2008
Razzie (Altın Ahududu) Ödülleri- En Kötü Kadın Oyuncu, ‘Katilimi Tanıyorum’ (I Know Who Killed Me)
2006
Hollywood Film Festivali Ödülleri- Olağanüstü Kadın Oyuncu Ödülü, Bobby
2006
Çocukların Seçimi Ödülleri, En Sevilen Kadın Oyuncu, ‘Herbie Tam Gaz’ (Herbie: Fully Loaded)
2005
MTV Film Ödülleri- En İyi Kadın Oyuncu, ‘Kötü Kızlar’ (Mean Girls)
1999
Genç Artist Ödülleri- Gösterime Girecek En iyi Film (Genç Kadın Oyuncu), ‘Komik Tuzak’ (The Parent Trap)
16 www.mybilet.com
Lohan girmiş ve Meltem Cumbul,
Los Angeles’ta sürdürmeye
karar verdiği kariyerini yeniden
İstanbul’a taşımıştı...
İntiharı denedi
2010 yılında hakkındaki bir
uyuşturucu davası sürerken,
alkollü araç kullanmaktan göz
altına alınmış ve rehabilitasyon
merkezinde tedavi görmesi
gerektiğine karar verilmişti. Burada
bulunmak istemediğini ve geceleri
tek başına uyumayı sevmediğini
söyleyen genç yıldız bu süreçte
babasından gördüğü desteğe
rağmen yüksek dozda uyuşturucu
alarak bıçakla kendine zarar
vermeye çalışmıştı. Tutulduğu göz
hapsi süresince yükümlülüklerini
SİNEMA
yerine getirmeyen Lohan, 20
Temmuz 2011’de 90 gün
hapis cezası aldı. Cezasının
kesinleşmesinden hemen önce 1
milyon dolar karşılığında ‘Playboy’
dergisine soyunan Lohan, yedi
yıl önce gelen çekim teklifini,
“Benim genç bir hayran kitlem
var. Hayatımın şu aşamasında bu
tarz bir teklifle ilgilenmiyorum”
diyerek reddetmişti. Cezası
13 güne düşürülen güzel
yıldızın geri kalan günlerini
rehabilitasyon merkezinde
geçirmesi gündemdeyken kanında
uyuşturucu tespit edilmesiyle
tekrar hapis cezasına çarptırılmış ve
30 bin dolar ödeyerek özgürlüğüne
kavuşmuştu.
Yeni sevgili yeni başlangıç
Hayatında yeni bir sayfa açmaya
karar veren Lohan, hızlı bir
toparlanma sürecine girerek
tutkunu olduğu oyunculuğa
‘Liz&Dick’ ve ‘Şöhret Tepesi’
(The Canyons) adlı filmlerle
geri döndü. Bu zamana kadar
her şeyi denediğini fakat hiçbir
şeyden pişman olmadığını belirten
Lohan, “Yetişkin bir kadın gibi
davranmaktansa küçük bir kız gibi
davrandım… İnsanların bana ne
yapmam gerektiğini söylemelerine
tahammül edemiyordum. Artık
gece kulüplerine gitmektense açık
alanlara gitmeyi tercih ediyor,
spor yapmaktan hoşlanıyorum.
Özellikle beni bu hallerde
görmek zorunda kalan genç
hayranlarımdan özür diliyorum.
Beni örnek alan bir kız kardeşim
var. Hakkımda yapılan olumsuz
eleştiriler onu incitecektir”
diyerek adeta günah çıkardı. Bu
hafta vizyona girecek ‘Şöhret
Tepesi’ isimli filmi için Oprah
Winfrey’ye konuk olan Lohan,
bir yıldır Amerikalı televizyon
yıldızı Matt Nordgren’le birlikte!
Lohan’ın geçirdiği değişim
sürecinden oldukça memnun
olduğunu belirten Nordgren:
“Şu anda doğru insanlarla doğru
projelerde çalışıyor. Hareketleri de
gayet ölçülü” diyor. Nordgren’in
görüşlerine katılan Winfrey ise
skandallar kraliçesi için: “Onu
şimdiye kadar hiç bu kadar iyi
görmemiştim” diyerek şaşkınlığını
gizleyemiyor.
17 www.mybilet.com
SİNEMA
Sevim Gözay
[email protected]
Begüm Kütük Yaşaroğlu’yla ‘Gloria’ seansı:
“HER KADININ RÜYASI BRAD
PITT’LE BİR FİLM ÇEKMEK İSTERDİM”
Haftanın röp-seans konuğu, şu sıra Çalıkuşu dizisindeki Neriman karakteriyle
adından söz ettiren oyuncu Begüm Kütük Yaşaroğlu. Birlikte izleyeceğimiz film
konusunda ısrarda bulunmadı, çünkü yoğun set hayatından dolayı gidemediği
filmlerin sayısı pek az değildi. Başka Sinema bünyesinde vizyona giren Gloria’ya
alıyorum biletleri. Öğle seansı olmasına rağmen epey dolu bir salonda izliyoruz
filmi. Çıkışta biraz yürüyüp kahve eşliğinde sohbet edebileceğimiz rahat ve sıcak bir
cafe’ye geçiyoruz ve kayıt başlıyor…
N
asıl buldunuz Gloria’yı?
Çok güzel bir filmdi, bir
kere samimiyetini sevdim.
Başroldeki Paulina Garcia
(Gloria) muhteşem oynamış, çok
beğendim oyunculuğunu. Biraz da
hüzünlendim açıkçası. Kadın her
yaşta kadın ve istekleri beklentileri
hiçbir şekilde bitmiyor. İstediği
kadar anneanne-babaanne olsun,
içindeki o kadınlık hiç bitmediği
için beklentileri, arayışları var.
Sonra Şili’de geçiyor film ve Şili
bize çok benziyor. Onların da
bir darbe geçmişleri var, onlar da
kendi yaralarını sarıyorlar. Onların
da gündeminde protestolar,
yolsuzluklar, bir sürü sıkıntı var.
Ama tabii kadın orada daha birey
ve daha özgür olabildiğinden,
Begüm Kütük
Yaşaroğlu
19 www.mybilet.com
SİNEMA
isteklerini daha kolay dile
getirebiliyor. Ama o yaşta da aşk
acısı en çok koyan şey galiba insana,
hı?
Bilmem, kendimizi yerine
koyalım; siz 58 yaşında yeniden
bekar olsanız mesela?
Ya işte, hayat devam ediyor!
Beden değil ama ruh belki 20
yaşında. Ve o yaşta da cinsellik
olabildiğini, çok tutkulu aşk
olabildiğini, hayatın devam ettiğini
görüyoruz yani…
Umut mu verdi Gloria?
Vermez mi, büyük umut verdi.
Yani açıkçası kendi anneme
bile ne kadar haksızlık ettiğimi
düşündüm. İçinde müthiş bir enerji
var, dostlarıyla seyahatler onlar
bunlar. “Sen bu enerjiyi nereden
buluyorsun, sen annesin…” derdim
hep. O yüzden çok etkilendim
filmden. Erkek de, kadın da
20’sinde ne ise 70’inde de o,
anasını satayım! Bayıldım ama
kadının yaptığı eyleme, sonsuz
destekliyorum. İdolümüz Gloria!
Beğendiğinize çok sevindim.
Peki, hayatınızda gittiğiniz ilk
film?
Benim ilk bir film travmam var
asıl onu söyleyeyim. Yaklaşık on beş
senedir korku filmi izleyemiyorumki mesleğim bu, biliyorum o
kamera arkasında neler döndüğünü.
Ama ben 80 doğumluyum, bizim
zamanımızda kaset furyası vardı
ve pazarları bizim film izleme
seremonimiz olurdu. Bir pazar
kahvaltı ederken annemle babam
yanlışlıkla bize ‘Hayvan Mezarlığı’
filmini koydular. Ama yazık, hiç
farkında değiller. Ve biz ablamla
paralize olup o filmi izlemiştik.
Çok korkmuştum. Uzun bir zaman
dolap içlerine bakamadım, yatak
altlarına bakamadım, aynalardan
korktum. Bayağı bir travma oldu.
Çok fenaymış! Ya ilk sinema
maceranız?
‘Jurassic Park’a götürmüştü
annem, çok heyecanlanmıştım. Hiç
unutamadığım bir sahne vardır –
mutfak sahnesiydi – çocuklar bir
yere saklanıyordu… Bir dinozor
koşuyor koşuyor, çocukları yemek
için bir hamle yapıyordu ve
meğer o, çocukların mutfaktaki
20 www.mybilet.com
metalik aksamdaki yansımasıymış!
Çığlıklar atıp paniğe kapıldığımı
hatırlıyorum…
Nerede izlemiştiniz?
İzmir, İzmirliyim ben. Alsancak’ta
İzmir Sineması olabilir…
Gelelim bugüne, ideal sinema
partneriniz kimdir?
Erdil (Yaşaroğlu, eşi) bunun
için çok iyi bir partner. Biz her
pazar sinemaya gidiyoruz. Ama
SİNEMA
şöyle bir şey var, ben Amerikan
sinemasından başka Avrupa ve İran
sinemasına da çok ilgi duyuyorum.
Ağır yönetmen filmlerinden
de hoşlandığımdan, Erdil’le
uzlaşamadığımız filmler de oluyor.
O yüzden tek başıma gitmeyi de
tercih edebiliyorum.
Favori gün, seans takıntılarınız
var mı?
Var, sabah çok afyonum patlamaz
açıkçası. Altıdan sonrası candır
benim için.
Şimdiye kadar izlediğiniz en
güzel üç film?
Lars von Trier’in ‘Melankoli’sini
çok sevmiştim. ‘Bir Ayrılık’ (Yön:
Ashgar Farhadi) en sevdiğim
filmlerden biri. Üçüncü filmim de,
biraz ağır olacak gerçi ama Terrence
Malick’indi galiba, ‘Hayat Ağacı’.
“Onun bir filminde olsam
daha ne isterim!” dediğiniz
yönetmenler?
Tim Burton! Karısı Helena
Bonham Carter’ı öyle kıskanıyorum
ki... Gittim o yüzden karikatüriste
vardım! (Gülüyor) Çok isterdim
onun bir filminde rol almayı,
bayılıyorum. Onun bir filminde
Johnny Depp’le partner olmak
mesela, ne kadar güzel olurdu…
Ve sıradaki soru da tam da
bu, “Mutlaka birlikte oynamak
isterdim” dediğiniz aktörler?
Johnny Depp yani. Çok
isterdim, çok arzu ederdim. Her
kadının rüyasıdır elbette, Brad
Pitt’le bir film çekmek isterdim.
Ama mümkünse romantik
komedi olsaydı, böyle birbirimize
sarılsaydık, birbirimizin gözünün
içine baksaydık… Robert Downey
Jr.’ı da çok beğeniyorum, o koca
gözleri çok hoşuma gidiyor. Başka
bir sürü var; Sean Penn, Al Pacino!
Godfather zamanları özellikle, o
güzel zamanları…
Yerli isimler de alalım?
Fırat Tanış’ı çok yetenekli
buluyorum, Türkiye’deki erkek
oyuncular arasında çok beğendiğim
isimlerden biri. Onun dışında,
Kartal Tibet’e aşıktım ben
küçükken. “Büyüyünce onunla
evleneceğim” derdim. Aradan yıllar
geçti, ben büyüdüm ve Kartal Tibet
benim yönetmenim oldu ‘Hayat
Güzeldir’de! Daha tanıştığımız ilk
gün dedim, “Size ne kadar aşıktım
biliyor musunuz?”… İnsan ne
kadar yaşlansa da gözler değişmez
ya hani, o sette bazen baktığımda o
adamı görüyordum karşımda. Çok
acayipti…
“Benim kadınım” dediğiniz
aktrisler kimler?
Meryl Streep, idolüm! Gençliğine
21 www.mybilet.com
göre biraz daha yaşlı görünüyor
sadece. Estetiğini kim yapıyorsa
çok güzel yapıyor bence. Ve çok
güzel yaşlanıyor. Hâlâ onu ekranda
ve perdede görmekten sonsuz
keyif alıyorum. Sadece o değil,
Julianne Moore’u çok beğenirim,
Michelle Pfeiffer, Nicole Kidman,
hepimizin canıdır. Reader’daki
Kate Winslet… Hayattaki en
kıskandığım insan diyebilirim.
Türk sinemasının güncel
durumunu nasıl görüyorsunuz?
Eskiden daha çok yaz döneminde
çekilirdi filmler, çünkü oyuncuların
daha uygun ve boş olduğu
zamanlardır. Işıktan daha fazla
faydalanabilirsin, mevsimsel
olarak daha kolaydır çalışmak.
Ama şimdi artık dört mevsim
film çekiliyor ve çok fazla proje
SİNEMA
var. Böyle olduğu için yüksek
görüyorum oyuncuların
şansını. Daha fazla teklif
oluyor, vaktin oldukça daha
fazla değerlendirebiliyorsun.
Sektörde olan her işe çok saygı
duyuyuyorum.
Yapımcı ya da yönetmen
olsanız, kendinize nasıl bir
rol verirdiniz?
Çok hastalıklı belki ama
Melankoli’deki Kirsten Dunst’ın
rolü çok güzeldi. Çok isterdim öyle
bir rolde oynamayı...
Filmleri yarıda bırakıp
çıkanlardan mısınızdır?
Asla! Sabırlıyımdır, beklerim, ne
anlatacak o film bana… O dünyaya
giriyorum ve o dünyayı yaşamak
çok keyif veriyor. O iki saat çok
kıymetli.
Son soru, bugüne kadar
sinemada başınıza gelen en
acayip şey?
Çok tatlı bir tecrübem var. Bir
buçuk sene önce ‘Şirinler’ ilk
geldiğinde, ablam dedi ki, “Mert’i
sinemaya götüreceğim hadi
gel”… Yeğenim Mert o zaman
dört yaşında falandı ve ilk sinema
tecrübesi olacakmış, fakat ben
22 www.mybilet.com
bilmiyorum. Gittik, ışıklar
kapanınca Mert bir korktu,
bir anda bir sesler falan
derken kendini filme öyle bir
kaptırdı ki… Gargamel’den
nefret etti, perdenin önüne
gelip “Gargamel! Şirinleri
rahat bırak, rahat bırak!” diye
kendini yerden yere atmaya
başladı. Bir çocuğun en saf
duygularıyla nasıl izlediğini
gördüm ve iki saat boyunca onu
izledim. O kadar etkisinde kaldı
ki, acaba biz de mi öyle izlemeliyiz
filmleri?
Bu haftaki röp-seansımız böylece
son buluyor, sevgili MyBilet
takipçileri. Gelecek sayıda yeni bir
konukla yeni bir film ve bambaşka
sinema tecrübeleriyle buluşmak
üzere… Herkese iyi seyirler.
SİNEMA
GEL GÖR BENİ
AŞK NEYLEDİ
Yılın ilk epik- tarihi filmi ‘Yunus Emre Aşkın Sesi’, hümanizmin öncülerinden halk
şairi Yunus Emre’nin ilahi aşkı arama yolunda kendini keşfetme öyküsünü anlatıyor.
Filmin başrol oyuncusu Devrim Evin ve sanat yönetmeni Tunç Bilge ile dört
mevsimi kapsayan çekim süreci ve film üzerine konuştuk. Röportaj: Begüm Yılmaz
24 www.mybilet.com
SİNEMA
S
izi beyazperdede ilk kez
Fatih Sultan Mehmet rolüyle
tanıdık. Şimdiyse Yunus
Emre’yi canlandırıyorsunuz.
Tarihsel derinliği olan
karakterleri canlandırmak size
neler hissettiriyor?
Bu tarz projeler büyük
sorumluluk gerektiriyor. Çünkü
Türkiye’de sinema filmlerine
gereken özen gösterilmiyor.
Oyuncular genellikle dizilerden arta
kalan zamanda ki bu 1.5 ay gibi
kısa bir süreye denk geliyor, sinema
filmi çekebiliyor. Bütün zamanınızı
bir filme ayırmak ne yazık ki para
kazandırmadığı için; sinemaya
gereken değerin verilmemesine
sebep oluyor. Dolayısıyla Yunus
Emre, Fatih Sultan Mehmet gibi
uzun soluklu projeler çok zor
koşullarda çekiliyor. Bense bu
konuda biraz seçici davranıyorum.
Yer aldığım projelerin nitelikli
olması benim için önemli. Parayla
da sınırlı bir bağlantım olduğu ve
çok önemsemediğim için bu tarz
tarihi önem taşıyan projelere değer
veriyorum.
‘Fetih 1453’ten sonra sinema
alanında “Çıtayı yükseltmek
zorundayım” gibi bir düşünceniz
oldu mu?
Fatih, benim çok geç yaşımda
oynadığım bir roldü. Fakat bu
benim doğru proje için bekliyor
HANGİ OYUNCU HANGİ ROLDE
Devrim Evin
Yunus Emre
Bülent Emin Yarar Tapduk Emre
Ahmet Mekin
Hacı Bektaş-ı Veli
Altan Erkekli
Mevlana Celâleddin-i Rumî
Burak Sergen
Barak Baba
Altan Gördüm
Sarı Saltuk
Suna Selen
Yaşlı Ana
Tamer Levent
Hallac-ı Mansur
İNTERNET
GİŞESİ
Devrim
Evin
25 www.mybilet.com
SİTEYE
GIT
SİNEMA
BAŞTAN AYAĞA YAREYİM
Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel gör beni aşk neyledi
Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilim ne divane
Gel gör beni aşk neyledi
Mecnun oluben yürürüm
Dostu düşümde görürüm
Uyanır melul olurum
Gel gör beni aşk neyledi
Aşkın beni mest eyledi
Aldı gönlüm hasteyledi
Öldürmeğe kast eyledi
Gel gör beni aşk neyledi
Gah eserim yeller gibi
Gah tozarım yollar gibi
Gah akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi
Akan sulayın çağlarım
Dertli yüreğim dağlarım
Yarim için ben ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi
Benzim sarı, gözlerim yaş
Bağrım pare, ciğerim baş
Halden bilen dertli kardaş
Gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost elinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi
olmamdan kaynaklanıyor.
Seyirciden aldığım geri dönüşler
benim için önemli. Yorumlar
olumlu yönde olunca seyircinin
karşısına onun kadar önemli başka
bir karakterle çıkmam ve bunun
için biraz beklemem gerekiyordu.
Yunus Emre’nin de bu anlamda iyi
bir seçim olduğunu düşünüyorum;
zaten şimdiden aldığım yorumlar
da o yönde.
Tarihi karakterleri
canlandırmak genellikle
risklidir. Performans konusunda
başarısızlığa uğramamak için ne
tarz önlemler alıyorsunuz?
İnsanların eleştirilerine göre
sanatımı icra eden biri değilim.
Oynadığım rollere ciddiyetle
hazırlanıyorum. Akademik bir
disiplinden geldiğim için rolümü
özümseyip, onunla özdeşleşmeye
çalışıyorum. Bir karakteri var eden
şey yaşadığı ortamdır. Öncelikle
yaşadığı ortamı, o dönemin
getirdiği çevresel koşulları,
26 www.mybilet.com
toplumun siyasi ve kültürel yapısını
araştırmanız gerekiyor. Örneğin
Yunus Emre’nin yazdığı ‘Risaletü’n
Nushiyye’ adında öğütler kitabını
ve şiirlerini okudum. Karakterin
ruhuna inmeye çalıştım. “Neden
bu düşünce içerisinde?”, “Onu
bunları yazmaya iten neydi?”
gibi çözümlemeler yaptıktan
sonra kendinizi o rolün akışına
bırakıyorsunuz.
Filmde Yunus Emre’nin aşkı
arayışı bir nevi insanın kendini
SİNEMA
keşfetme öyküsü aslında. Bu rol
sizi de içsel bir yolculuğa çıkardı
mı?
Ben zaten hayatımda belli
sorgulamalar yapan, kendi
yolculuğumu devam ettiren bir
insanım. Konservatuvarı bitirdim
ama gerek yurtiçinde gerek
yurtdışında çeşitli master class’lara
(ustalık sınıfı) katıldım. Öğrenme
sürecinin asla bitmeyeceğine inanan
biriyim. Varoluş amacım açısından
bir benzerlik taşıyor. Öte yandan
Yunus’un ilahi aşk yolculuğu, kendi
içindeki sorulara cevap arayışı,
aslında her insanın akşam başını
yastığa koyduğunda kendisine
sorduğu sorularla eşdeğer… İnsan
herkese yalan söyleyebilir ama
kendine söyleyemez. Yunus’u
tıpkı Nietzsche’nin ‘Böyle
Buyurdu Zerdüşt’ kitabındaki
gibi bir ‘zerdüşt’ olarak da
değerlendirebiliriz aslında... Kendi
varoluşunu arayan, zaaflarından
sıyrılmak için nefsini terbiye etmeye
çalışan…
Bülent Emin Yarar, Altan
Erkekli, Ahmet Mekin, Suna
Selen gibi pek çok değerli
sanatçının bir araya geldiği
oyuncu kadrosuyla çalışmak
27 www.mybilet.com
nasıldı?
Set ortamı benim için yorucu
geçti. Dört mevsimi ve tüm
Anadolu coğrafyasını kapsayan bir
yolculuk hikayesine dönüştü…
Ciddi bir konsantrasyon süreci
ve fiziki açıdan devamlılık
gerektiriyordu. Bu proje için sadece
oyuncu olarak değil, ideolojik
SİNEMA
ve sanatsal anlamda da
toplumsal olaylara karşı belli
bir duruşu olan, duyarlılık
sahibi insanlar bir araya
geldi. Böyle bir kadroyu
kolay kolay bir araya
getiremezsiniz. Bu anlamda
onlarla beraber olmak ve
kalıcı bir eser bırakmak
benim için önemliydi.
Adana Devlet Tiyatrosu
sanatçısı
Türkiye’de ve dünyada
yaşananlara örnek olabilecek
bir sanat eseri. Bu proje
için çok önemli sanatçılar
bir araya geldi. Oyunun
dekor tasarımını Ali Cem
Köroğlu yapıyor. Müziklerini
dünyanın en önemli dört
kontrtenorundan birisi olan
Harun Ateş, rejisörlüğünü
ise Umut Toprak üstleniyor.
Dünyanın birçok yerinde
oynayacak olan önemli bir
performans oyunu.
Oyun turne kapsamında
temsil verecek mi?
Türkiye’de İstanbul,
Ankara, İzmir ve daha
birçok şehre turne kapsamında
gideceğiz. Ayrıca yurtdışında da
Varna, Moldova, Kişinev, hatta
belki Amerika’da düzenlenen
tiyatro festivallerinde oyunumuzu
BANA SENİ GEREK SENİ
Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni
Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek
Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler, külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni
Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni
Yunus'dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni
Sinemanın yanı sıra
tiyatroyu da ihmal
etmiyorsunuz. Sizi bu
sezon Adana Devlet
Tiyatrosu’nda tek kişilik
oyun ‘Bir İnsan, Bir Ağaç, Bir
Köpek’te izleyeceğiz. Oyunun
içeriğinden bahseder misiniz?
Yordan Radiçkov’un 1963 yılında
yazdığı orijinal adı ‘Lazaritsa’
olan bu oyun, dünyada bilinen
bir eser. Oyun, doğa karşısında
aciz olan insanın kendini efendi
olarak görmesi ve her şeyi yok
etme gücünü anlatıyor. Bugün
28 www.mybilet.com
SİNEMA
sahneleyeceğiz.
Tiyatro alanında Türkiye’de
olduğu kadar yurtdışında da
birbirinden güzel projelere
imza atıyorsunuz. Kimlerle
çalışıyorsunuz?
Ben Eugenio Barba ile çalışıyorum.
Barba, sahne sanatları alanında
Peter Brook, Tadashi Suzuki,
Anatoly Vasiliev gibi dünyanın
sayılı yönetmenlerden biridir. Aynı
zamanda merkezi Danimarka,
Holstebro’da bulunan Odin
Tiyatrosu’nun da sanat yönetmenidir.
Bizim bildiğimiz anlamda klasik
tiyatro eğitiminin dışında deneysel,
fiziksel ve kültürler arası tiyatro
çalışmaları yapar. Uluslararası
oyuncularla çalışır. Ben 2008 yılında
kendisinin ilk projesi olan ‘The
Marriage of Medea’ ve 2009’da
‘Hamlet’ adlı oyununda rol aldım.
Eugenio Barba ile yollarınız nasıl
kesişti?
2008 yılında Adana Tiyatro
Festivali’ne gelmiş ve bütün oyuncu
kadrosuyla oynadığı ‘Ode To
Progress’oyununu sahnelemişti.
Onunla çalışmak istediğimi belirten
bir mektup yazdım. O da kabul etti.
Onunla sürdürdüğüm çalışmalar
Türkiye’de klasik metin tiyatrosu
dediğimiz eğitimin çok daha dışında,
evrensel dile hitap eden çalışmalar.
Yabancı oyuncularla aranızda
nasıl bir etkileşim oluyor?
Bu tarz yapımlarda dil asla
29 www.mybilet.com
ön planda değil. Oynanan
eserlerde birçok farklı dil ve şarkı
kullanılabiliyor. Kültürler arası
bir çalışma yaptığınız ve sahne
sanatının temeli de insan olduğu
için hâlâ süregelen çok önemli
dostluklarımız var. Hatta bu yıl Odin
Tiyatrosu’nun 50’nci yılı kutlanacak.
Barba’yla çalışan diğer ülkelerden
arkadaşlarımızla Haziran ayında
Danimarka’ya gideceğiz ve beraber
kutlayacağız.
SİNEMA
Tunç Bilge
Her Şey Orta Asya Kokuyor
D
önem filmlerinde mekanın
tarihi dokuyu verebilmesi
çok önemli. Çekimler
boyunca yönetmenin
kafasında tasarladığı dünyayı
yaratmakta zorlandığınız oldu
mu?
Hayır. Çünkü ‘Yunus Emre’yi bir
dönem filmi olarak ele aldığınızda
hangi yüzyılda yaşadığını
bildiğiniz ve araştırmalarınızı o
yönde yaptığınız için başarısızlığa
uğramıyorsunuz. O tarihte Anadolu
Selçuklu Devleti’nin dağılma
dönemi ve o döneme hakim
olan kaos ortamı göze çarpıyor.
Mimariden kostümlere kadar
sergilenen tüm motiflerde Anadolu
Selçuklu kültürünün hakim
olduğunu görebiliyoruz.
Senaryoyu okuduğunuz ilk
anda tasarım ve üretim süreciniz
nasıl şekillendi?
O dönemde oluşan tarikatlar,
dergah niteliği taşıyan gruplar,
Ahmet Yesevi’nin açmış olduğu
yolda yürüyen insanlar olduğunu
görüyorsunuz. Kıyafetlerde;
takkelerden tutun da kumaşlara,
motiflere kadar her şey Orta Asya
kokuyor. Türkmen üslubu oldukça
etkin bir şekilde kullanılmış. Sanat
ekibi olarak neyi nerede aramamız
gerektiğini bildiğimiz için iyi bir iş
çıkardığımıza inanıyorum.
Sinemada bu tarz epik bir
30 www.mybilet.com
hikaye işlendiğinde normal
tasarımlardan ne farkı oluyor?
Hangi unsurlara daha fazla
dikkat etmek gerekiyor?
Benim epik hikayelerde
zorlandığım konu, dönem içi
dönem problemidir. Mesela
Selçuklu Devleti… Büyük Selçuklu
ve Anadolu Selçuklu… Her ikisi de
Türk olmasına rağmen aralarında
farklılıklar var. Yine aynı şekilde
Moğol İmparatorluğu… Cengiz
Han Moğolu, Hülagû Moğolu…
Aralarında bir İran geçişi var. Bu
geçişte yaşanan farklılıkları tahayyül
etmek güç... Yaşanan dönemi
doğru yansıtabilmek adına onlarca
kitap, antika kalıntıların yer aldığı
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
müzayede fotoğrafları, arşivlenmiş
nadide eserler, kabartmaların yer
aldığı yerli ve yabancı kaynaklar,
illüstrasyon çizimleri gibi pek
çok dayanağı temel alarak filme
uyarlamaya çalıştık. Mesela el
dokuması olmayan hiçbir kumaşın
bu projede yer almasını istemedik.
Çekimler 15 farklı ilde oldu
Hallac-ı Mansur, Sarı Saltuk
gibi yan karakterler filmde
zamanı aşarak bir araya geliyor.
Kostüm seçimi yaparken hangi
özellikleri kıstas aldınız?
Tarihe baktığınız zaman
belli dönemlerde kullanılan
bazı figürlerin oldukça benzer
olduğuna şahit oluyorsunuz.
Bunları yakalamak da eğer
TUNÇ BİLGE KİMDİR?
Kadir Has Üniversitesi RadyoTelevizyon ve Sinema Bölümü
mezunu olan Tunç Bilge, sanat
yönetmenliğinin yanı sıra dekor
tasarımından plastik makyaja
kadar sahne sanatları alanında
uzmanlaşma çalışmalarını devam
ettiriyor. ‘Cebehane’ adını verdiği
atölyesinde kostüm tasarımı da yapan
Bilge, ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi başta olmak
üzere daha pek çok projeye görsel açıdan
destek sağlıyor.
dönemin özelliklerini iyi tespit
edebildiyseniz çok da zor olmuyor.
Mesela Hallac-ı Mansur ile Yunus
Emre’nin yaşadığı dönemlerin
farklı olması, onların aynı elbiseleri
giymesine engel değil. Kültürel
farklılıkları tabii ki olabilir. Mesela,
Hallac-ı Mansur Arap coğrafyasına
daha yakınken, Yunus Emre
Anadolu-Türk coğrafyasına daha
yakın. Ama yine de dokumalarda ve
motiflerde belli başlı kök boyalar,
renkler kullanıldığı için ayırmak
çok da zor olmuyor. Tasavvuf
kültürü de bir açıdan sentez
yarattığı için işimiz kolaylaşıyor.
Eserlerde göçebe bir kültür aramak
yerine yüzünü daha Ortadoğu’ya
dönmüş bir kültür arıyoruz.
Çekimler15 farklı ilde, dört
31 www.mybilet.com
mevsimde gerçekleştirilmiş.
Yunus Emre’nin Anadolu’da
gezdiği duraklar mı ön planda
tutuldu?
Tabii ki. Çünkü hem hissiyat
hem de gerçeklik açısından bunu
yapmamız gerekiyordu. Ama biz
filmde daha çok Yunus Emre’nin
Anadolu coğrafyasında gezmiş
olduğu en güzel yerleri seyirciye
sunmaya çalıştık. Mesela Ankara’da
Nallıhan… Yunus Emre belki
oraya gitmedi; ama sonuçta
İç Anadolu’yu gezdi. O rotayı
izlerken çekimler boyunca oralarda
yaşayan insanların hissiyatını
görmek de çalışmamıza farklı bir
boyut kattı. Mesela Hacı Bektaş-ı
Veli dergahında Yunus Emre
heykelinin altında ağlayan bir dede
gördük. Bu beni çok etkilemişti.
Nallıhan dışında kar çekimlerini
Kartepe’nin zirvesinde, İç Anadolu
çekimlerimizi Kapadokya,
Nevşehir, Kayseri, Erciyes Dağı,
Aksaray’daki meralar ve düzlüklerde
gerçekleştirdik. Van, Ulupamir
köyünde bir oba kurduk. Yunus
Emre’nin uyanışını sağlayan, o
yokluk dönemine sebebiyet veren
Moğol baskınını orada çektik ve
sinematografik açıdan istediğimiz
görüntülere ulaşabildik.
SİNEMA
Tuna Kiremitçi
[email protected]
Tek kişilik kaybedenler kulübü
S
inema eleştirmeni Murat
Özer, ‘Bu İşte Bir Yalnızlık
Var’ın film uyarlaması
hakkındaki yazısının sonunda
“Eğer müzisyen yalnızlığına dair
çok daha iyi bir film izlemek
isterseniz, Coen’lerin ‘Sen
Şarkılarını Söyle’ filmine gidin”
diyordu.
Murat Özer dostumuzun hem
sinema hem de müzik zevkine
güvenimiz tam. Haliyle, güneşli bir
kış günü kalktık gittik söz konusu
Coen flmine.
İtiraf edeyim, film hakkında
yazılanları okuyunca (bir
de oyuncular arasında John
Goodman’ı görünce tabii),
33 www.mybilet.com
beklentim bir çeşit ‘Barton Fink’
idi. Başarısız senaristin yerini bu
sefer başarısız müzisyen mi almıştı
yoksa?
Ama hiç de öyle çıkmadı. ‘Sen
Şarkılarını Söyle’ daha gerçekçi, çok
daha buruk ve mizah dozu değişik
bir film. ‘Barton Fink’i çekmiş çifte
dehanın süzülmüş, kemale ermiş
SİNEMA
ÇİLEKEŞ FOLK ŞARKICISININ BİZDEKİ KARŞILIĞI İSE
HERHALDE NEŞET ERTAŞ YA DA FERDİ TAYFUR GİBİ
EFSANELERİN GENÇLİK HALLERİ OLABİLİR. GÜZEL
OLUR BÖYLE BİR FİLM.
hali belki de.
Film, baş karakterin sahnede
söylediği folk şarkısıyla açılıyor.
Küçük ve izbe bir kulüp burası.
Hayalci müzisyenler, parlayana
ya da kendilerini köprüden atana
kadar burada sahneye çıkıyorlar.
Adamımız Llewyn, şarkısında
durumu mükemmelen özetliyor.
Coen kardeşler sanatlarının
olgunluk dönemine varmış. Ya
da bu seferlik öyle sürprizlerle
şaşırtmak, absürt esprilerle
güldürmek, çılgın öykülerle
başımızı döndürmek istememiş
canları. Bir folk şarkısı gibi sakin
ve derinden nüfuz edecek bir şey
amaçlamışlar. Aldığı övgülere ve
ödüllere bakılırsa bunu başarmışlar
da.
Öte yandan, o alıştığımız
bağımsız Amerikan filmlerine de
çok benzemiyor. Belki “Avrupa
kafasıyla çekilmiş bir Amerikan
filmi” diyebiliriz buna. Cannes
jürisinin seveceği türden.
Film orijinal adını, baş karakter
Llewyn Davis’in çıkardığı ilk ve tek
solo albüm olan ‘Llewyn Davis’in
İçdünyası’ndan alıyor. Bu başarısız
albüm ismi, Coen’lerin elinde
başarılı ve esprili bir film adına
dönüşmüş.
Sahiden de Llewyn arkadaşımızın
34 www.mybilet.com
film boyunca yaptığı tek şey
kendisini anlayacak birini aramak
zaten. Anlayacak ve yaptığı müziğin
hakkını verecek. Ona yatacak
bir yer gösterecek. Rahmetli
Müslüm Gürses gibi “Hayatta üç
ana maddeyi seveceksin” diyecek.
“Ananı, babanı, bir de seni
anlayanı.”
Beraber çaldığı ortağı
intihar ettiğinden beri kendini
toplayamamış bir müzisyenin
hikayesi bu. Ne dünyayla ne
de insanlarla gerekli iletişimi
kurabiliyor. Sırtında paltosu,
cebinde parası, önünde geleceği
olmayan, kar yağarken titreyen bir
kaybedenin, tek kişilik kulübünde
geçiyor bütün hikaye.
Zaman zaman bir eski sevgili,
umursamaz menajer, birkaç vefalı
dost ya da nevrotik abla dahil
oluyor öyküye ama kulüp tek kişilik
SİNEMA
kalmaya devam ediyor. Bu kulübün
çalışanı da, yöneticisi de, hayranı
da aynı. Bu kadar yükü taşıyamıyor
haliyle, hikaye ilerledikçe düşüyor
da düşüyor Llewyn’in omuzları.
Köprüden atlayıp intihar eden eski
ortağını daha sık yadediyor.
Türküler gibi sade, süssüz, hatta
zaman zaman tekdüzelik içinde
sürüp gidiyor hikaye. Adamımız
John Goodman olaya girdikten
sonra bile istifini bozmuyor. Çünkü
her şey orijinal isimdeki gibi,
Llewyn Davis’in içinde geçiyor
aslında. Dünyaya değil de, onun iç
dünyasına bakar gibiyiz.
Coen’ler kara mizahlarını
dozunda kullanarak filmin akıp
gitmesini sağlamışlar. Hele tam
yerinde yaptıkları bir Bob Dylan
esprisi var ki, acı acı gülümsetiyor
insanı.
Başroldeki Latin kökenli Oscar Isaac
aynı zamanda şarkıcıymış. Bir müzisyeni
canlandırırken yakaladığı doğallığın sırrı
biraz da burada olsa gerek. Bizler de
müzisyeni canlandıran bir oyuncunun
gerçekten müzisyen olmasının önemini
bir kez daha anlıyoruz. Oscar Isaac
sadece oyunculuğuyla değil, gitarıyla
olan bütün o aşk-nefret ilişkisinde
veriyor, ‘çalgıcı’ olmanın gerçekliğini.
Ayrıca, yorumculuğu da Amerikan
folkunu sevenler için hiç fena değil.
Çilekeş folk şarkıcısının bizdeki
karşılığı ise herhalde Neşet Ertaş ya da
Ferdi Tayfur gibi efsanelerin gençlik
halleri olabilir. Güzel olur böyle bir
film.
İlginç olan şu ki, folklorik temaları
işleyip Cannes’da ödül almak aslında
şarklı sinemacıların işidir. Zaten
Avrupa’nın doğuyu nasıl gördüğünü
de onların filmleri sayesinde anlarız.
Sonuçta ‘yerli’ bir bakış değildir bu.
Her zaman az-çok turistiktir. Coen’ler
bu işi tersten yaparak aslında ilginç bir
şey denemişler: Amerikan kültürüne
Avrupalıların gözüyle, Cannes kafasıyla
bakmayı. ‘Sen Şarkılarını Söyle’ sırf bu
deneye tanık olmak adına bile izlemeye
değer.
COEN KARDEŞLER SANATLARININ OLGUNLUK
DÖNEMİNE VARMIŞ. YA DA BU SEFERLİK ÖYLE
SÜRPRİZLERLE ŞAŞIRTMAK, ABSÜRT ESPRİLERLE
GÜLDÜRMEK, ÇILGIN ÖYKÜLERLE BAŞIMIZI
DÖNDÜRMEK İSTEMEMİŞ CANLARI. ALDIĞI
ÖVGÜLERE VE ÖDÜLLERE BAKILIRSA BUNU
BAŞARMIŞLAR DA.
35 www.mybilet.com
TİYATRO
Tiyatro’nun Yaşam Savaşı-I
SESSİZCE İZLEYİCİSİNİ
BEKLİYOR
Yüzyıllardır ‘insanı insana, insanla, insanca’ anlatan tiyatro, güldürüyor, ağlatıyor,
düşündürüyor, kuşkulandırıyor, arayışa yönlendiriyor. Türkiye’de tiyatronun içinde
bulunduğu zorlu koşullara dikkat çeken ‘Tiyatro’nun Yaşam Savaşı’ dosyamızın ilk
bölümünde, gelişimi kısaca ele alıyoruz... Belgin Elçioğlu
E
ski Yunanca’da ‘görme yeri’
anlamına gelen ‘théatron’dan
türemiş ‘tiyatro’ sözcüğü. İlk
tiyatro şenliğinin milattan
önce 534 yılında Atina’da
yapıldığı söyleniyor. Bağbozumu
ve şarap tanrısı Dionysos için
yapılan dini törenler, dekor ya da
kostüm olmadan gerçekleştirilir,
oyuncuların ellerinde tuttukları ve
yeri geldikçe yüzlerine koydukları
maskelerle verilirmiş. Bugün
tiyatronun simgesi haline gelen
‘gülen’ ve ‘ağlayan’ maskeler işte
bunu simgeliyor. O dönemde
‘tiyatro’ yalnızca trajedi ve
komediden oluşurken, yüzyıllar
içinde gelişen, tarihinden
Aristophanes’in, onun ardından
Shakespeare’in, Çehov’un, ‘metod
oyunculuğu’ sistemini getiren
Stanislavski’nin ve daha pek çok
yazarın ve oyuncunun geçtiği
tiyatro, günümüzde pek çok alt
türden oluşan görkemli bir gösteri
sanatı.
37 www.mybilet.com
TİYATRO
İLK TÜRK AKTRİS
Sahneye çıkan Türk ve müslüman ilk kadın
Afife Jale’dir. 1902 doğumlu sanatçı, 1919’da
Hüseyin Suat’ın ‘Yamalar’ adlı oyununda,
Emel rolüyle ilk kez sahneye çıktı. Babası
tiyatrocu olmasına karşıydı ve oyunculuğu
‘hafiflik’ olarak görmekteydi. Artan baskılar
nedeniyle Dârülbedayi’den çıkarıldı. Maddi
ve manevi sıkıntılar yaşadığı bu dönemde
doktoru baş ağrılarını morfinle tedavi
etme yoluna gitmişti. 1923’te Atatürk’ün
emriyle Türk kadınları sahneye çıkabilmeye
başladıysa da, Afife Jale çok sevdiği
tiyatroyu bir süre sonra bırakmak zorunda
kaldı.
Gelenekselden moderne
Ülkemizde ise tiyatro, batılı
anlamda gelişmeye başladığı
19’uncu yüzyıla kadar, genellikle
meddah, Karagöz-Hacivat,
ortaoyunu gibi gösteri türlerinin
yer aldığı geleneksel çizgide var
oldu. 19’uncu yüzyıldan bu
yana ise, Batı ülkelerinin ünlü
topluluklarının İstanbul’da
verdikleri temsillerle bu tiyatro
tarzını tanıyan tiyatromuz, modern
çizgideki ilk ürünlerini Ermeni
topluluklarının etkinlikleriyle
verdi. Türk oyuncuların katılımı,
yeni toplulukların kurulması,
tiyatro binalarının yapılması, en
önemlisi, yerli oyun yazarlarının
yetişmesiyle gelişimini sürdürdü.
İlk Türk oyunu olarak tarihe
geçen Şinasi’nin ‘Şair Evlenmesi’
başta olmak üzere, Tanzimat
38 www.mybilet.com
döneminde ve Meşrutiyet
döneminde ünlü yazarlarımızın
yazdıkları oyunlarla zengin bir
birikime kavuşan tiyatromuz siyasal
olaylara koşut olarak, özellikle
İstanbul’da, toplumun özlemlerini,
heyecanlarını, umutlarını, düş
kırıklıklarını yansıtan hareketli
bir sahne ortamı yarattı, tiyatro
topluluklarının turne temsilleriyle
bir ölçüde Anadolu halkına da
TİYATRO
tanıtıldı. 1914’te önce tiyatro
okulu olarak tasarlanan, daha
sonra belediyeden ödenekli bir
tiyatro topluluğuna dönüşen
Dârülbedayi’nin kurulması,
Cumhuriyet öncesinde tiyatro
sanatı adına gerçekleştirilen önemli
bir adım oldu.
Cumhuriyet dönemi
Cumhuriyet döneminde ise,
devletin tiyatroya ilgi gösterdiğini
ve destek sağladığını, ödenekli ve
özel tiyatroların sayısının arttığını,
Anadolu’da da yaygınlaştığı
görüyoruz. Atatürk’ün tiyatro
sanatına önem vermesi, tiyatro
sanatçılarına saygıyla yaklaşması,
özellikle de, müslüman Türk
kadınının oyuncu olarak
sahneye çıkmasını sağlaması
Türk tiyatrosunun gelişmesinde
büyük rol oynamıştı. Zaman
içerisinde, çok büyük oyuncular,
PERDE!
Türk tiyatrosunun en önemli
yazarlarından biri olan Haldun
Taner’in yazdığı, esas olarak Türk
Tiyatrosunun kendi kimliğini
arayış serüvenini anlatan
‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’
oyununda, 1843-1903 yılları
arasında yaşamış, yönetmenoyuncu Tomas Fasulyeciyan
rolündeki usta Münir Özkul
ile özdeşleşmiş unutulmaz
tirad şöyle der: “Zaten aktör
çok büyük yazarlar yetişti. Türk
seyircisinin tiyatroya olan ilgisi
de zaman zaman inişli-çıkışlı
bir grafik izledi. Bu konu çok
kapsamlı olduğundan, Türkiye’de
tiyatronun durumunu, özellikle
bağımsız tiyatro topluluklarının
yaşadıkları güçlükleri, tarafların
beklentilerini, yapılması
gerekenleri ve yapılabilecekleri
gelecek sayımızda mercek altına
alacağız.
dediğin nedir ki? Oynarken
varızdır, yok olunca da sesimiz
bu boş kubbede bir hoş seda
olarak kalır. Bir zaman sonra da
unutulur gider. Olsa olsa eski
program dergilerinde soluk birer
hayal olur kalırız. Göroorum,
hepiniz gardoroba koşmaya
hazırlanıorsunuz. Birazdan
teatro bomboş kalacak. Ama
teatro işte o zaman yaşamaya
başlar. Çünkü Satenik’in bir
şarkısı şu perdelere takılı
39 www.mybilet.com
kalmıştır. Benim bir repliğim
şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la
Virginia’nın bir diyaloğu eski
kostümlerden birinin yırtığına
sığınmıştır. İşte bu hatıralar o
sessizlikte saklandıkları yerden
çıkar, bir fısıltı halinde sahneye
dökülürler. Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı. Ama
repliklerimiz fısıldaşır dururlar
sabaha kadar. Gün ağarır,
temizleyiciler gelir, replikler
yerlerine kaçışır… Perde!”
MÜZİK
Barış Akpolat
[email protected]
Bu listeler hiç bitmez
Bu yıl çok güzel isimler yeni albümlerini yayınlacak. Hepsini merakla bekliyoruz,
çıktığı zaman da hemen tüketip yenilerini bekleyeceğiz. Metallica, U2, Lana Del
Rey, Johnny Cash gibi efsanelerin yeni albümleri vesilesiyle bir liste yaptım. Takipte
kalalım, neler çıkacakmış haberdar olalım.
2
014’un en kurak zamanını
geçiriyoruz. Hayır, iklimden
bahsetmiyorum. Albüm
çıkmıyor. Her yıl olduğu gibi
yılın ilk ayları, müzik dünyasında
dedikoduların döndüğü, albümlerin
paketlendiği dönemdir. Radyoda
çalacak yeni şarkı bulamadığım,
kritiğini yapacak yeni albüm
olmadığı bu dönemde ‘en merakla
beklenen albümler’ listeleri
yapılmaya başlanır. Müzik
dünyasında listeler asla bitmez,
bitemez… Yıl sonu, yıl başı, en iyi,
en kötü, en hayal kırıklığı yaratan
vb… derken ortalık listelerle
dolup taşar. 2014’te de inanılmaz
albümlerle karşılaşacağız. Altı
yıldır, arada üç boyutlu konser
filmi ve Antarktika’da konser gibi
ilginç işlere imza atsa da albüm
çıkartmayan Metallica, 2012’de
büyük patlama yaratan Lykke Li,
‘Wasting Light’ gibi efsane bir
albüm yapan Foo Fighters, Yeni
Çıkanlar kategorisinde parlayan
Alabama Shakes, uzun süredir
merakla beklenen U2 ve geçen
yıl ortalığı kasıp kavuran Lana
Del Rey gibi isimler bu yıl yeni
albümleriyle karşımıza çıkıyor.
Belki de en merakla beklediğim
41 www.mybilet.com
isim Johnny Cash; çünkü oğlunun
bulduğu, daha önce hiç gün yüzü
görmemiş şarkıları bu yıl albüm
halinde sunulacak. Her grubu uzata
uzata ağdalı ağdalı anlatabilirdim,
MÜZİK
adamın kafası da amma karışık”
demeyin diye... Bu isimlerin
albümlerini merakla bekliyorum.
Murat İlkan - Fanus / Sony Music
PLAYLIST
ama şimdi yerimiz bol diye lafı
uzatıp canınızı sıkmayacağım.
Ansiklopedik bilgi vermeyeyim,
albümler yayınlandıkça tek tek
inceler anlatırım. Aşağıda bir liste
göreceksiniz. Her hafta olduğu
gibi bu hafta da bir liste yaptım
ve 2014’te merakla beklediğim
grupların en sevdiğim eski
şarkılarını dahil ettim. Listeyi
bu haftanın konsepti gereği 15
şarkıya genişlettim ve tür ayrımı
yapmadım. Hani okuyunca “Bu
HAFTANIN ALBÜMÜ
2014’e damga vuracak isimler...
1- Foo Fighters - Rope
2- Metallica - The Outlaw Torn
3- Down - Learn From This
Mistake
4- Alabama Shakes - Hold On
5- U2 - Vertigo
6- Halestorm - Love Bites (So Do I)
7- Lykke Li - I Follow Rivers (The
Magician Remix)
8- Johnny Cash - Hurt
9- Drive-By Tuckers - Pauline
Hawkins
10- Lana Del Rey - Born To Die
11- Sixx A.M. - This Is Gonna Hurt
12- Frank Ocean - Pyramids
13- Tom Petty & The
Heartbreakers – Runnin' Down A
Dream
14- Rihanna - Diamonds
15- Jack White - Sixteen Saltines ❏
Pentagram’dan bilirsiniz adını. Aslında
kökleri daha eskilere gidiyor. Pentagram
onun albümlendiği gruptu, sesini
Anatolia’yla duyduk pek çoğumuz, ama
öncesi de var İlkan’ın. Sawdust grubuyla
progresif rock/metal zaten yapıyordu.
Onbeş yıl Pentagram’da vokalleri üstlendi.
Daha sonra, kurtulması zor bir hastalığa
yakalanarak sahnelerden uzaklaştı,
Pentagram’dan da ayrılmak zorunda
kaldı. Fakat solo projesine ve tedavisine
odaklanıp hastalığı yendi. Sonunda dört
yıldır üstünde çalıştığı ilk solo albümü
‘Fanus’u yayınladı. Ülkemizde albümlerine
pek sık rastlamadığımız progresif metal
albümlerinden biri piyasaya çıkmış oldu
böylelikle. Albümde biri İngilizce (Mirror
Mirror) olmak üzere yedi şarkı var. Benim
favorilerim Yaramaz Çocuk, Fanus, Mirror
Mirror, Dil ve Yalan. Memlekette böyle
albümlere cidden ihtiyacımız var. Klibi
izleyip tweet atmak, stream servislerinden
dinlemek yetmez. O CD alınmalı!
Twitter’dan iyi dilek servisimiz başlamıştır
G
eçen hafta, Nejat İşler’in
hastalığına fazlasıyla canımız
sıkıldı. Septik şok ve
enfeksiyon tanısıyla hastaneye
kaldırıldığını gecenin bir vakti
öğrendiğimiz oyuncu hakkında
öyle tweet’ler atıldı ki, sanırsınız
adam hayatını kaybetti. Halbuki
yoğun bakımdaydı. Twitter’da çok
garip bir kitle var. 140 karakterde
birkaç retweet için öyle bir duygu
sömürüsü yapılıyor ki aklım
duruyor. Sanki Nejat İşler’in
kankası, arkadaşı, anası, babasıyız.
‘Evladım’ ‘Koçum’ ‘Aslanım’lar
havada uçuşuyor. Burada inanılmaz
bir ikiyüzlülük var. Buna ister
‘ölüm pornosu’, isterseniz ‘ünlü
hayatı pornosu’ diyelim; aşağı
yukarı aynı şey. Adam İstanbul
gece hayatına çıkıp bir bar
kapısında sarhoş
görüldüğü zaman
“İyi de bize ne, sana
ne” demeyip elinde
çekirdeğiyle izleyenler
şimdi Twitter gibi
sosyal mecralardan
onun hakkını korur
hale geldi. Emin olun sizin attığınız
tweet sayesinde kimse iyileşmiyor.
Siz yine atın, ama en azından
42 www.mybilet.com
duygu sömürüsü yapmayın.
Öncelikle belirtelim Nejat İşler’in
durumu aldığımız bilgilere göre
iyiye gidiyor. Fakat vücudunda
enfeksiyon olduğu için
tam anlamıyla iyileşme
süreci elbette biraz
uzun sürecek. Umarım
iyileşir ve Rock’n Roll
sahalarına geri döner.
Onun gibi hazır sunulanı
kabul etmeyen, piyasadan çok
farklı bir yerde duran, çıkıntı ve
uyumsuz şahsiyetlere ihtiyacımız
var. Uyumsuzlar çoğaldıkça
toplumlar nefes alır.
TİYATRO
BU YAZARA DİKKAT!
‘Ne İstediniz?’ isimli oyunla Şişli’de Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Sahnesi’nde
izleyicisiyle buluşan Paso Tiyatro’nun kurucularından Apo Kaya, yeni nesil yazarlar
arasında yer alıyor. Sürpriz finalle sona eren oyun, bir şizofrenin verdiği savaşı ve
hayata tutunma çabasını anlatıyor.
A
ynı anda iki farklı gerçekliğe
inanmak... Şizofreni’nin basit
tanımı bu şekilde yapılıyor.
Genel anlamda bakıldığında,
sanatta da ‘sanal’ bir dünya
yaratıldığı düşünülürse, sanat için
verimli bir konu olabiliyor aynı
zamanda.
‘Ne İstediniz?’, bir şizofrenin
verdiği savaşı ve hayata tutunma
çabasını anlatıyor. Daha sahnenin
perdeleri açılmamışken bile çalıp
duran telefon, gazeteci Suzan’ın
komşusu Ercan’ın telefonu. Beş
gündür durmadan duyduğu telefon
sesinden artık iyice rahatsızlık
duyan Suzan, evde kimsenin
olmadığını anlayınca apartman
görevlisi Kemal ile birlikte içeri
girmeye karar veriyor. Sonunda
telefonu açıp cevaplıyorlar ve
tehlike başlıyor.
44 www.mybilet.com
Belgin Elçioğlu
[email protected]
TİYATRO
APO KAYA KİMDİR?
1977, Diyarbakır doğumlu olan Apo Kaya,
ilk, orta, lise öğrenimini Diyarbakır’da
tamamladı. 1989’da Diyarbakır Şehir
Tiyatrosu Çocuk Kulübüne girdi ve çocuk
oyunlarında oynadı. 1996’da girdiği Müjdat
Gezen Sanat Merkezi’nden 2000 yılında
mezun oldu. 2004 yılında Müjdat Gezen
Sanat Merkezi’nde eğitmenlik yapmaya
başladı ve halen aynı kurumda eğitmenlik
yapıyor. İlk oyunu ‘Dur Bi Dakka!’ 20112012 sezonunda Paso Tiyatro tarafından
sahnelendi.
Hafızada isimlere yer yok
önemli bir rol oynuyor. Oyunun
Suzan, Kemal dışında hiç
komik ve gerilimli kısmı burası.
kimsenin ismini hatırlayamıyor.
Tam “Tamam, anlaşıldı” derken,
Peki neden? Oyunun seyri sırasında eve sonradan gelen Gökay’ın
bunu da öğreniyoruz, ancak şunu
anlattıklarıyla kafamız karışıveriyor.
da belirtmek gerek ki, oyunun
Gelişen olaylar, hikayenin hiç de
yazarı ve yönetmeni Apo Kaya bir
başta zannettiğimiz gibi olmadığını
röportajında oyunun Diyarbakır’da
gösteriyor.
geçen çocukluğundan izler taşıdığını,
Oyunun konusu ve seyri ile ilgili
kendisinin de Suzan gibi isimleri
olarak çok fazla bir şey anlatmak
hiç hatırlayamadığını söylemiş.
mümkün değil; zira belli bir
Sonra, Ercan’ı aramaya gelen
noktadan sonrası ‘ipucu verme’
Mesut ve Ece ile karşılaştıklarında
sınıfına giriyor. Suzan rolündeki
ortaya çıkan gerilimli durumda,
Didem Balçın’ın performansı çok
Suzan’ın isimleri hatırlayamaması
etkileyici. Utangaç ve çekingen
45 www.mybilet.com
NE İSTEDİNİZ?
YAZAN – YÖNETEN: APO KAYA
GENEL KOORDİNATÖR:
HÜLYA DEMİRTAŞ
REJİ ASİSTANI: SİMGE ATAY
IŞIK TASARIM: İSMAİL OĞUZ
EFEKT UYGULAMA:
BAŞAK KALKAN
IŞIK UYGULAMA:
UMUT AKBIYIK
SAHNE AMİRİ: MURAT ARDA
MÜZİK DİREKTÖRÜ:
SEÇİL AKIN
DEKOR KOSTÜM: GAMZE KUŞ
AFİŞ FOTOĞRAF:
FETHİ KARADUMAN
AFİŞ TASARIM:
BERKCAN OKAR
TİYATRO
apartman görevlisi Kemal,
‘femme fatale’ Ece, onun sevgilisi
komik mafya Mesut ve ilerleyen
dakikalarda oyuna dahil olan Gökay
şahane karakterler.
Bu arada, oyunun bir yerinde
yan odada da olsa bir silah patlıyor,
irkilmemek için ‘tetikte’ olmakta
fayda var. Oyunun sonundaki
barkovizyonda da ayrı bir sürpriz
olarak ünlü ve tecrübeli oyuncu
Mustafa Alabora yer alıyor.
Oyunun broşüründe ismi yer aldığı
için sürpriz değil gibi görünse
de, her şeyin ortaya çıktığı anda
Didem Balçın’ın tiradının ardından
bir de bu derinlikli performans
gerçekten sarsıcı bir etki bırakıyor.
Yalnız bir eleştirim var ki, o da,
barkovizyon gösterilirken ekrandaki
görüntülerin bir kısmının dekor
parçalarının üzerine taşması. Ama
bu durum, gördüklerimizin etkisini
kaybettirmiyor yine de. Bunda
önemli bir rol üstlenen, sözleri Apo
Kaya’ya, bestesi Seçil Akın’a ait ‘Ne
İstediniz?’ şarkısını da unutmamak
gerek.
Hani Türk tiyatrosunun
gelişebilmesi için Türk yazarların
yazdıkları oyunlara ihtiyaç olduğu
konusunda pek çok uzman hemfikir
ya, burada da bir kez daha ortaya
çıkıyor ki, Apo Kaya gibi pek çok
yazar daha çok oyun yazmalı, biz de
daha çok seyretmeliyiz.
46 www.mybilet.com
OYUNCULAR
SUZAN: DİDEM BALÇIN
KEMAL: OLGUN TOKER
ECE: LİLA GÜRMEN
MESUT: GÜRSU GÜR
GÖKAY: SÜLEYMAN FELEK
BARKOVİZYON
OYUNCULAR: MUSTAFA
ALABORA, LARA YALÇIN,
FURKAN YÜCEL
DIŞ SES: NECİP MEMİLİ
BARKOVİZYON YÖNETMENİ:
VOLKAN GÜNSÜR
BARKOVİZYON
GÖRÜNTÜ YÖN.:
MEHMET ALİ DAMLAR
TİYATRO
Haldun
Dormen
Begüm Yılmaz
[email protected]
TÜRK TİYATROSUNUN İLK
MÜZİKALİ YENİDEN SAHNEDE
Masalsı serüvenini bu kez İstanbul, Tarlabaşı’nda sürdüren ‘Sokak Kızı İrma’,
güncellenmiş versiyonuyla tiyatroseverlerin karşısında! Türk İrma’nın yaratıcısı
tiyatronun duayen ismi Haldun Dormen MyBilet e-dergi’ye konuştu. Komedi ve
müzikallerden büyük keyif aldığını belirten Dormen: “Şu karmakarışık günlerde
insanları keyiflendirmek ve dünyanın bütün o ağırlığı içinde kahkaha attıklarını
görmek çok hoşuma gidiyor” diyor. Röportaj: Begüm Yılmaz
‘S
okak Kızı İrma’ ilk
sahnelendiği tarihten
55 yıl sonra tekrar sizin
rejisörlüğünüzde seyircisiyle
buluştu. Oyunu yeniden sahneye
koyma fikri nasıl gelişti?
İrma, 1961’de sahnelendiği
zaman olağanüstü bir ses getirdi.
İnanamadım… O zamanlar 2500
kişilik Atlas Sineması hiç aklımızda
yokken tıklım tıklım doldu. Tabii
bu da bizi çok mutlu etti. Gülriz’i
(Sururi) büyük bir star yaptı. Gülriz
sonrasında İrma’yı iki kere daha
oynamak istedi. Hepsini de ben
sahneye koydum. Fakat hiçbiri ilki
kadar başarılı olmadı. Bu sefer de
aklıma “Acaba İrma’yı Türkiye’ye
47 www.mybilet.com
getirip, İstanbul’a yerleştirsem
nasıl olur?” diye bir fikir geldi.
Bakırköy Belediye Tiyatroları’ndaki
(BBT) imkanları da bu doğrultuda
kullanmak istedim. Fikrim herkese
parlak geldi ve böylelikle oyunu
baştan yazdım. Bence bu hali
Türkiye’ye çok iyi oturdu. İrma’nın
isminin neden İrma olduğu bile
TİYATRO
oyunda anlatılıyor. Ben çok
memnunum. Gayet keyifli bir şey
yaptığımıza inanıyorum.
Bu sezon sahnelediğiniz başka
oyunlar da var mı?
Aslında bu sene üç oyun iç içe
sahnelenmiş oldu. İrma’nın yanı
sıra eş zamanlı olarak Aziz Nesin’in
‘Hadi Öldürsene Canikom’unu ve
Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde
‘Lüküs Hayat’ı da sahneye koydum.
Onları da görmenizi çok isterim.
Çünkü gerçekten çok komik
oldular. İlk defa Aziz Nesin’in bir
oyununu sahneliyor olmak da beni
ayrıca mutlu etti. Lüküs Hayat’ı
da İrma gibi baştan yazdım. Üç
SİNEMAYA UYARLANDI
Alexander Breffort’un ‘Les Harengs Terribles’
adlı oyunundan uyarlanan ünlü Fransız
müzikali ‘Irma la Douce’ Türkçe’ye ‘Sokak
Kızı İrma’ adıyla kazandırıldı. 1963’te Billy
Wilder tarafından sinemaya uyarlanan
yapıtın başrollerini Jack Lemmon ve Shirley
MacLaine paylaştı.
perdeyi iki perdeye indirdim.
Dekor sayısını azalttım. Pek çok şey
değiştirdim.
Oyunları güncellemek
gerekiyor mu?
Tabii, yoksa seyirci kabul
etmiyor. O kadar çabuk değişiyor
ki her şey… Üç genç asistanım
olduğu ve öğrencilerimle
çok yakın olduğum için ayak
uydurabiliyorum. Yoksa “Eskiden
böyle değildi!” diyerek arayı
kapatamazsınız. ‘Lüküs Hayat’ı
ikinci kez 1985’te sahneye
koyduğum zaman; eski Türkçe
kelimeleri Cemal Reşit Rey ve
Ekrem Reşit Rey’in yazdıkları
şekilde bırakmak ve 1933’te geçen
bir olay olarak sahnelemek istedim.
Ama artık bazı şeyler anlaşılmıyor.
Bu yüzden oyunları yeni Türkçe
kullanarak günümüze uyarladık.
Bunları Cemal Reşit ve Ekrem
Reşit’in nüvesine sadık kalarak
yaptık tabii… Cemal Reşit’in
müzikleri harika. Oyuncuların
48 www.mybilet.com
performansıyla da birleşince çok
güzel bir operete dönüştü. Yapmış
olduğum üç oyun da başarılı oldu.
Bakalım bundan sonrakiler ne
getirecek?..
Cumhuriyet döneminin ünlü
bestecisi Cemal Reşit Rey’den
bahsetmişken; İrma’nın müzikleri
Edith Piaf’la çalışmış Fransız
besteci Marguerite Monnot
imzası taşıyor. Güncellenmiş
versiyonunda müzikler aslını
koruyor mu?
TİYATRO
İlk başta değiştirmeyi düşündüm
doğrusu. Saz veya ud koyarak biraz
alaturkalaştırmak istedim. Ama
Marguerite Monnot’nun müziği
o kadar güzel ki; seyirci duyduğu
anda benimsiyor. Bu yüzden
vazgeçtim. Arabeske kaçar diye
korktum. Müzik direktörü Tolga
Bey de (Çebi) vazgeçişimi haklı
buldu. Olduğu gibi kullanılıyor
şimdi.
İrma’nın serüveni bu kez
Paris’in arka sokaklarında
değil de İstanbul, Tarlabaşı’nda
geçiyor. Bu yer değişiminin
sebebi nedir?
Bizden bir şey olmasını istedim…
Paris’in arka sokakları insanlara bir
yere kadar enteresan geliyor; ama
İstanbul’un arka sokakları bize daha
yakın.
daha enteresan bir hal aldı. Daha
hareketli, iyisiyle kötüsüyle daha
çok şey vaat edebilen bir şehre
dönüştü. Londra’yı çoktan geçti.
Belki oradaki kadar iyi tiyatrolar
yok; ama daha başka birçok şey var.
Peki, yer değişimi olunca
kurguda da değişiklik yaptınız
mı? Oyuna yeni karakterler
eklendi mi?
Evet, ‘Pırılcı Kadın’ ve ‘Titrek
Saboş’ (travesti) adında iki yeni
karakter ekledim. Çünkü travestiler
de artık sokakların vazgeçilmez bir
figürü...
İrma’yı, Gülriz Sururi’den
sonra bu kez Füruzan Aydın
yorumuyla izliyoruz. Oyuncu
seçiminde neleri göz önünde
bulunduruyorsunuz?
Bakırköy Belediye
Tiyatroları’ndaki oyuncuları çok
fazla tanımadığım için seçimi
onlar yaptı. Ama bence Füruzan,
İrma için çok uygun bir seçim
oldu. Gülriz’den daha değişik bir
yorum getirdi. Gülriz, İrma’yla
daha ilahi ve erişilmez bir kadın
imajı çizerken, Füruzan bize çok
daha yakın bir İrma oldu. İkisinin
performansı da oldukça başarılıydı.
Füruzan şarkıları da çok güzel
İstanbul enteresan bir hal aldı!
Yeni uyarlama için İstanbul size
nasıl bir ilham verdi?
İstanbul büyük bir metropole
dönüştü. Belki de dünyanın üç
büyük şehrinden biri artık. Paris
de çok hoş bir şehir; ama İstanbul
49 www.mybilet.com
SOKAK KIZI İRMA
Yazan - Yöneten: Haldun Dormen
Dekor: Osman Şengezer
Kostüm: Sadık Kızılağaç
Uyarlayan- Müzik Direktörü: Tolga
Çebi
Müzik: Marguerite Monnot
Koreografi: Pınar Ataer
Işık: Yakup Çartık
Reji Asistanları: Emel Turan,
Onur Durmaz, Volkan Yılmaz,
Pervin Bağdat, Gülru Pekdemir
Oyuncular: Füruzan Aydın,
Ragıp Savaş, Emrah Eren,
Faruk Üstün, Emre Koç, Bulut
Akkale, Caner Tör, M. Batıkan
Avcı, Çetin Etili, Doğacan
Taşpınar, Görkem Gönülşen,
Kadir Hasman, Burç Ara, Emre
Koç, Serkan Öz, Ufukhan Demir
söyledi.
Peki, Ragıp Savaş’ın
oyunculuğunu nasıl buldunuz?
Ben Ragıp Savaş’ı çok beğenirim.
Kendisini uzaktan tanıyordum.
Çalışması çok kolay, disiplinli,
saygılı ve çok şeker bir insan. İyi ki
Ragıp Savaş oyunda vardı…
Oyunun tanıtım broşüründe
yer verdiğiniz bir anınız
dikkatimi çekti. İrma’yı
Atlas Sineması’nda sahneye
koyduğunuz zaman: “Kadrom
Gülriz Sururi ve İzzet Günay
TİYATRO
HALDUN DORMEN’İN ÖNEMLİ
ÖDÜLLERİ
2013
18’inci Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu
Ödülleri, Onur Ödülü
2012
17’nci Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali,
Onur Ödülü
2012
14’üncü Devlet Tiyatroları Sabancı
Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, Sakıp
Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü
2006
İKSV 15’inci Uluslararası İstanbul Tiyatro
Festivali ve 4’üncü Uluslararası Tiyatro
Olimpiyatları, Onur Ödülü
1998
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Sanatçısı
Unvanı
1986
Hacettepe Üniversitesi, Onursal Bilim
Doktoru Unvanı
1967
4’üncü Antalya Altın Portakal Film FestivaliEn İyi Komedi Filmi, ‘Güzel Bir Gün İçin’
1966
3’üncü Antalya Altın Portakal Film FestivaliEn İyi Film Ödülü, Bozuk Düzen
1966
3’üncü Antalya Altın Portakal Film FestivaliEn İyi Senaryo Ödülü, Bozuk Düzen
dışında müzikal görmek şöyle
dursun, tüm yaşamlarında bir
şarkıyı baştan sona söylememiş
olan oyunculardan oluşuyordu”
diyorsunuz. Bu açıdan
değerlendirdiğinizde BBT’deki
sanatçılar yönünden kendinizi
daha mı şanslı sayıyorsunuz?
Tabii ki. Ragıp Bey’in rolünü
Metin Serezli oynuyordu.
Neredeyse hiç şarkı söylemedi
diyebilirim. Hatta şarkılardan
birini ben söylüyordum. İrma’yla
birlikte olan bölümlerde de Gülriz
idare ediyordu. Metin de arada
katılıyordu. Buradaki oyuncuların
sesleri çok iyi, o bakımdan
şanslıyım.
Bir konuşmanızda da İrma için,
“Kuşkusuz meslek hayatımın
en önemli aşamalarından
biri olmuştur” diyorsunuz.
Türkiye’de bir ilke imza atmış
olmak mıdır size bunları
hissettiren?
Evet. Bir de “Yapamazsın!,
Olmaz!, Başını belaya sokuyorsun!”
gibi çok laflar ettiler. Bu müzikalin
başarılı olmasında kendi başıma
aldığım kararların büyük etkisi
oldu. Ama sonrasında İrma’dan
yola çıkarak yaptığım müzikal
‘Pasifik Şarkısı’ ise tam bir fiyasko
oldu. Bu durum “Ben her şeyi
yaparım”a geldi ki; bu çok yanlış
bir tutum… Hemen arkasından
İrma’yı yeniden sahneye koyduk.
İrma, gerçekten bizi kurtaran bir
oyun oldu.
Bu oyunun geleneksel Türk
50 www.mybilet.com
Tiyatrosu’na nasıl bir hareket
getireceğini düşünüyorsunuz?
İrma’nın ardından ‘Keşanlı Ali
Destanı’, ‘Ayak Bacak Fabrikası’
gibi tüm Türk müzikalleri
sahnelenmeye başladı. Bu anlamda
müzikal temsillerin önünü açtığını
söyleyebilirim. Mesela ben de
‘Hisseli Harikalar Kumpanyası’nı
İrma’dan cesaret alarak yazdım.
Sizi ilerleyen dönemlerde hangi
projelerde göreceğiz?
‘Tapılacak Kadın’ adında yazmış
olduğum bir müzikalim var.
Onu sahnelemek istiyorum. Bir
Amerikan oyununun adaptasyonu,
ama Türkiye’de geçiyor. Şu
karmakarışık günlerde insanları
keyiflendirmek ve dünyanın
bütün o ağırlığı içerisinde kahkaha
attıklarını görmek çok hoşuma
gidiyor. Bu yüzden de komedi
ve müzikalleri seviyorum ve hep
yapmak istiyorum.
MAGAZİN
Kırmızı Gözlüklü Kız
[email protected]
GÖRÜNTÜ AYARLARIYLA
OYNAMAYIN
Bu yıl ‘Düzenbaz’ filmiyle ikinci kez Oscar
adayı olan yakışıklı oyuncu Bradley
Cooper, Broadway sahnelerine geri dönüyor.
Entertainment Weekly’nin haberine göre, ‘Fil
Adam’ (The Elephant Man) oyununda vücudu
ve yüzü nadir görülen bir hastalık yüzünden
deforme olan Joseph Merrick’i canlandıracak.
Bu karar, 2011 yılında People dergisinin
‘Yaşayan En Seksi Erkek’ seçtiği Cooper’ı
yakışıklı haliyle görmek isteyenleri oldukça
üzüyor.
SÜPER İKİLİ AYNI DİZİDE
Geçen sayımızda röp-seans’ta Sevim
Gözay’ın konuğu olan SİYAD Başkanı Alin
Tasçıyan’ın da “Adaylığı hiç sürpriz olmaz”
dediği Kıvanç Tatlıtuğ, ‘Kelebeğin Rüyası’
filmindeki performansıyla 46’ncı SİYAD
Ödüllerinde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında
aday gösterildi ve bu ödülü aldı. Aynı filmdeki
rolüyle ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülü
Farah Zeynep Abdullah’ın
oldu. İkili, kısa bir süre
sonra ‘Kurt Seyt & Shura’
dizisinin başrollerinde
televizyon seyircisinin
karşısında olacak.
İNTERNET
GİŞESİ
52 www.mybilet.com
SİTEYE
GIT
MAGAZİN
HEM HAMİLE HEM GÜZEL
Geçtiğimiz günlerde yapılan
Altın Küre ödül töreninde güzel
yıldızlar yine kırmızı halıda göz
doldurdu. ‘Dancing On The Edges’
dizisiyle ödül alan bir zamanların
güzel yıldızı 69 yaşındaki Jacqueline
Bisset, elbisesiyle hâlâ güzel görünse
de duraklayarak yaptığı ve ‘ağzını
bozduğu’ küfürlü konuşmasıyla
herkesi şaşırttı. ‘Scandal’ dizisiyle
ödüle aday gösterilen ancak
kazanamayan Kerry Washington ve
sunucu olarak görev yapan Olivia
Wilde, hem hamile, hem de çok
güzeldiler.
FERGIE’NİN YOKO ONO’SU
Ünlü oyuncu Josh Duhamel,
eşi şarkıcı Fergie’nin birlikte çalıştığı
Black Eyed Peas grubuyla arasını iyice
açmaya çalıştığı yolundaki suçlanıyor.
RadarOnline’a konuşan bir kaynak,
Duhamel’in Fergie için “Solo
kariyerine dönse
kendini yeniden
bulacak. Verdiği
her yaratıcı karar
prodüktörü
will.i.am’in
gölgesinde
kalıyor” dediğini
iddia etmişti.
PARASIZ BAĞIŞ İÇİN TEK TIK
Artık tek bir ‘tıklama’ ile büyük işler
başarabiliyoruz! www.greatergood.com adresinden
GreaterGood web sitesine girip Açlık, Meme
Kanseri, Otizm, Yağmur Ormanları gibi konuları
seçip tıklıyoruz. Her gün siteye girmemizi
hatırlatmalarını istiyorsak yandaki kutuya e-mail
adresimizi yazıyoruz. Sonra yapmamız gereken tek
şey, her gün siteye girip ilgili yeri tıklamak. Bir tık
artırıp siteye reklam çekerek bağış yapmış oluyoruz.
53 www.mybilet.com
AJANDA
29 OCAK
Konser
Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Şirin Pancaroğlu
ve Hasan Uçarsu'nun ‘Bir Besteci Bir Yorumcu’
konserine ev sahipliği yapıyor. İkilinin on üç yıldır
süregelen işbirliğine bir bakış sunan konserin
başlama saati 20.00. Telefon: 0212 232 98 30
2 KASIM – 29 MART
Tiyatro
Yüreği iyilikle dolu Alaaddin, güzeller güzeli
Prenses Yasemin, kötü kalpli vezir ve sihirli
lambanın cini… Hepsi Mecidiyeköy’deki Profilo
Alışveriş Merkezi’nde yeni bir maceraya yelken
açıyor. Hakan Yavaş’ın yönettiği oyun ‘Alaaddin’in
Sihirli Lambası’ her Cumartesi-pazar günü saat
11.15’te. Telefon: 0212 216 43 69
22 OCAK – 22 ŞUBAT
6 ARALIK – 25 MAYIS
22 ŞUBAT – 6 ARALIK
Etkinlik
İstanbul Modern, ‘Garanti Gençlik Atölyeleri’ ile
gençlerin kendilerini sanatla ifade etmelerine
aracı oluyor. Heykel, müzik, tasarım ve
animasyon olmak üzere dört farklı atölye
programı içeren etkinlik her ay belirlenen
tarihlerde 12.00-17.00 saatleri arasında
gerçekleştiriliyor. Telefon: 0212 334 73 41
Sergi
Sainte Pulchérie Fransız Lisesi, Bubi’nin ‘5
Dönem’ adlı sergisine ev sahipliği yapıyor.
Od'A-Ouvroir d'Art’ta sunulan sergi, sanatçının
farklı dönemlerini bir araya getirerek
çalışmalarının gelişimini gösteriyor.
Telefon: 0212 244 25 36
Sergi
Vehbi Koç Vakfı ‘Kadim Çağlardan
İzler, Sadberk Hanım Müzesi
Koleksiyonu’ adlı sergiyi
sanatseverlerle buluşturuyor. 150
adet eserin yer aldığı sergi, müzenin
Arkeoloji Bölümü koleksiyonunun
kronolojik bütünlüğünü gözler önüne
seriyor. Telefon: 0212 242 38 13
55 www.mybilet.com
KÜLTÜR - SANAT
KOMŞU
KOMŞUNUN
SANATIYLA
BESLENIR
İ
stanbul Modern,
kuruluşunun 10’uncu yılı
kapsamında ‘Komşular’
isimli sergiyi sanatseverlerle
buluşturuyor. Türkiye ve
komşu ülkelerdeki güncel
sanat çalışmalarından yola
çıkılarak hazırlanan sergi,
bölgelerin görsel kültürüne
dair ortak yaklaşımları
araştırıyor. ‘Komşular’,
performans ve gösterinin
yanı sıra bölgedeki karikatür
ve halk sanatı uzantısına da
yer veriyor. 17 ülkeden 35
sanatçının çalışmalarının
bulunduğu sergi 8 Mayıs’a
kadar açık kalacak.
İNTERNETTE BİR AKADEMİ
K
işisel gelişim ve başarıya ulaşma
sırları, ülkemizde de uzun yıllardır
büyük ilgi çeken konular. http://
www.turkcell.com.tr/akademi
adresinden ulaşılabilen Turkcell
Akademi’de, teknoloji ve iş dünyası
gibi konular içerisinde kişisel gelişim
ve başarı konusunda yararlanılabilen
57 www.mybilet.com
videolar da sunuluyor. Bunun yanı
sıra, isteyen herkesin, istediği an,
istediği yerde dünya standartlarında ve
ücretsiz eğitim alabilmesini sağlamayı
hedefleyen Khan Academy’nin Sanat
Tarihi dahil olmak üzere çeşitli
konulardaki derslerini de Türkçe
olarak buradan takip etmek mümkün.
KÜLTÜR - SANAT
CİCİKO KEDİLER
İSTANBUL'DA
B
roadway’in en uzun soluklu
müzikallerinden, pek çok ödül sahibi
‘Cats’ İstanbul’da. T.S. Eliot’ın ‘Old
Possum’s Book of Practical Cats’ adlı eserine
ve Andrew Lloyd Webber'in rekorlar kıran
uyarlamasına dayanan müzikal Türkiye’ye
ilk kez geliyor. Bu yıl yeniden turneye
başlayan ‘kediler’ 21 Ocak – 9 Şubat
tarihleri arasında Zorlu Center PSM’de
toplam 16 kez sahnede olacak.
İKSV'DEN DANS
TİYATROSU ATÖLYESİ
B
altık Dans Tiyatrosu’nun solist dansçısı
Radoslaw Palutkiewicz, iki günlük bir
atölye çalışması gerçekleştirmek üzere
İstanbul’a geliyor. Etkinlik, 2014 yılında
Polonya ile Türkiye arasındaki diplomatik
ilişkilerin kuruluşunun 600’üncü yıldönümü
kutlamaları için düzenleniyor. Ücretsiz olarak
gerçekleştirilecek Radoslaw Palutkiewicz
Dans Tiyatrosu Atölyesi, 4 Şubat ve 5
Şubat günlerinde saat 11.00-13.00 ile
15.00-18.00’de ENKA İbrahim Betil
Oditoryumu'nda.
ANKARA CAZ FESTİVALİ BU
YIL BAHARLA GELECEK
1
996 yılında ODTÜ Caz Günleri adıyla başlayan
ve 2002 yılından itibaren bugünkü adını
alarak ve diğer üniversitelere yayılarak devam
eden Uluslararası Ankara Caz Festivali’nin bu
yıl 17’ncisi düzenleniyor. 10.000’in üzerinde
izleyiciyle önemli etkinlikler arasına giren festivalin
bünyesinde yer alacak olan sanatçılar her yıl gelen
başvurular arasından değerlendirilerek seçiliyor.
58 www.mybilet.com
24
K
A
C
O
VİZYONDAKİLER
KIRIK ÇEMBER
(THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN)
E
lise ve Didier farklı karakterlere sahip
olmalarına rağmen ilk görüşte birbirlerine
aşık olur ve evlenirler. Biri sürekli konuşur,
diğeri ise dinler. Didier romantik bir ateist,
Elise ise hakikati tercih eden bir dindardır. Fikir
ayrılıklarına rağmen mutlu bir aile yaşantıları
vardır. Ta ki küçük kızları ciddi bir hastalığın
pençesine düşüne kadar… Şimdi, aşkları ve
ilişkileri de büyük bir sınavdan geçecektir.
Türü: Dram
Süre: 109 dakika
Yönetmen: Felix Van Groeningen
Oyuncular: Johan Heldenbergh, Veerle
Baetens, Geert Van Rampelberg
FRANKENSTEIN: ÖLÜMSÜZLERİN SAVAŞI
(I, FRANKENSTEIN)
D
r. Victor Frankenstein’ın kendi elleriyle yarattığı Adam, yaklaşık
200 yıldır amaçsız bir şekilde hayatını devam ettirirken kendini
Gargoyle ve İblisler arasındaki savaşın tam içinde bulur. Her iki
taraf da Adam’ın ölümsüzlük sırrını elde etmeye çalışmaktadır.
Adam ise insanoğlunun sonunu getirmekte olan bu savaşı
durdurabilecek güce sahip tek varlıktır.
Türü: Korku, Gerilim
Süre: 93 dakika
Yönetmen: Stuart Beattie
Oyuncular: Aaron Eckhart, Bill Nighy, Yvonne Strahovski
60 www.mybilet.com
24
K
A
C
O
VİZYONDAKİLER
ŞÖHRET TEPESİ
(THE CANYONS)
C
hristian genç bir fon yöneticisidir. Tara ile uzun zamandır süren
bir ilişkisi vardır. Tara umut vaat eden bir model ve oyuncuyken,
Christian’ın zenginliğinden etkilenmiş ve onun yanına yerleşmiştir. Gina
ise Christian’ın asistanıdır. Tara ile filmin oyuncu kadrosunu kurmaya
çalışır. Gina’nın planı erkek arkadaşı Ryan’ın başrolü almasıdır. Christian
ve Gina’nın hiç bilmedikleri detay ise, Ryan ve Tara’nın üç sene önce
sevgili olduğudur.
Türü: Gerilim
Süre: 100 dakika
Yönetmen: Paul Schrader
Oyuncular: Lindsay Lohan, James Deen, Nolan Gerard Funk
ŞEYTANIN GÜNÜ
(DEVIL’S DUE)
B
irbirlerini çok severek evlenen Zach ve Samantha, gittikleri balayı
tatilinde garip bir gece geçirir. Eve döndükten bir süre sonra Samantha,
hiç beklemediği halde hamile kaldığını fark eder. Gerçekten bir aile
olmaya başladıklarını hisseden çift, yeni bebekleri için çok heyecanlıdır.
Fakat Samantha’nın hamileliği zaman geçtikçe sıra dışı bir hal alır. Hem
bedeninde hem psikolojisinde gariplikler vardır…
Türü: Korku
Süre: 89 dakika
Yönetmenler: Tyler Gillett, Matt Bettinelli-Olpin
Oyuncular: Zach Gilford, Allison Miller, Sam Anderson
12 YILLIK ESARET (12 YEARS A SLAVE)
1
841’de New York’ta yaşayan Solomon Northup, kendisini müziğe adamış
siyahi bir adamdır. Ailesiyle birlikte yaşayan Solomon, mutlu ve özgür bir
hayata sahiptir. Bir gün tanıştığı iki adamla, bir müzik işi için Washington’a
gider. Fakat her şey altüst olur. Çünkü kendisini kaçırıp Güney’de bir
çiftlikte köle olarak çalışması için satarlar. Özgürlüğünü korumak için
verdiği tüm emekler yerle bir olmuş, hayatı kabusa dönmüştür.
Türü: Dram
Süre: 134 dakika
Yönetmen: Steve McQueen (II)
Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Michael Fassbender,
Benedict Cumberbatch
61 www.mybilet.com
24
K
A
C
O
VİZYONDAKİLER
KÖFTE YAĞMURU 2
(CLOUDY WITH A CHANCE OF MEATBALLS 2)
İ
lk filmde, Flint’in yegane arzusu insanları mutlu etmekken işler bir
anda kontrolden çıkmıştı ve Flint sevgili makinesini imha etmek
zorunda kalmıştı. Devam filmindeyse Flint, icadının bir işlev bozukluğu
nedeniyle çalışmadığını fark eder. Üstelik bu durum evrimsel bir hataya
neden olmuştur! Flint ve arkadaşları bu sefer, dünyayı makinesinin ortaya
çıkarttığı yiyecek-hayvan karışımı, mutant yaratıklardan kurtarmak
zorundadır.
Türü: Çizgi Film, 3 Boyutlu
Süre: 95 dakika
Yönetmen: Cody Cameron, Kris Pearn
Seslendirenler: Arda Aydın, Aysun Topar
JACK RYAN: GÖLGE AJAN
(JACK RYAN: SHADOW RECRUIT)
B
ir Rus milyarder için mali danışmanlık yapan Jack Ryan, kendisini
bir anda teröristlerin hazırladığı bir planın içinde bulur. Şimdi
yapması gereken, ülkesinin ekonomisini çökertecek olan bu komployu
durdurmaktır.
Türü: Aksiyon
Süre: 105 dakika
Yönetmen: Kenneth Branagh
Oyuncular: Chris Pine, Kevin Costner, Keira Knightley
UZAK ÇIĞLIK (FAR CRY)
J
ack Carer, eski özel kuvvetler görevlisidir. Güzel bir ilişki yaşadığı
Valerie ise başarılı ve hırslı bir gazetecidir. Pasifik’te bir adada bulunan
çok gizli bir askeri bilgiyle ilgili araştırma yapmaktadır. Tam yola çıkmak
üzerelerken, Dr. Krieger tarafından verilen bir emir doğrultusunda ciddi
bir saldırıya uğrarlar. Birlikte, kontrolden çıkan askerlerden kaçarak
hayatta kalma mücadelesi verirler.
Türü: Bilimkurgu, Aksiyon
Süre: 95 dakika
Yönetmen: Uwe Boll
Oyuncular: Til Schweiger, Emmanuelle Vaugier, Udo Kier
62 www.mybilet.com
K
A
C
O
31
VİZYONDAKİLER
MEDDAH
E
ski bir tiyatrocu olan Aziz, dostlarının yardımlarıyla hayatını
sürdürmeye çalışmaktadır. Durumu bilen ve ona yardım eli
uzatan organizatör Veli, Aziz için bir gösteri ayarlar. Böylece, Aziz
meddahlık yaparak geçimini sağlamaya çalışır. Bu yoğun iş temposunda
iyice yaşlandığını fark eden Aziz, ölümü çok yakınında hisseder ve
günahlarından arınmak ister. Veli’nin ekiple çıkacağı turneye katılmak
için ona yalvarır. Bu, geçmişiyle yüzleşmek için çıkacağı son yolculuk
olacaktır.
Türü: Dram
Süre: 98 dakika
Yönetmen: Batur Emin Akyel
Oyuncular: Münir Canar, Tuğçe Kumral, Evren Bingöl
GEÇMİŞ (THE PAST)
A
hmad, dört yıllık ayrılıktan sonra karısı Marie’nin çağırması üzerine
Paris’e geri döner. Geliş amacı boşanma davasıyla ilgili belgeleri
tamamlamaktır. Kısa süreliğine yaptığı bu ziyaret esnasında eski eşi
Marie’nin, kızı Lucie ile arasının kötü olduğunu fark eder. Bu duruma el
koyarak düzeltmek için çaba harcamaya karar veren Ahmad’in uğraşları,
eski ve kuytuda kalmış bir sırrın ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
Türü: Dram
Süre: 130 dakika
Yönetmen: Asghar Farhadi
Oyuncular: Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa
EYYVAH EYVAH 3
H
üseyin Badem, babasını bulduktan sonra hayatının aşkı Müjgan’la da
nihayet evlenmiştir. Mutlulukları Müjgan’ın hamilelik haberiyle bir
kat daha artmıştır. Bu sırada Hüseyin’i hiç yalnız bırakmayan arkadaşı
Firuzan, artık ünlü bir şarkıcı olmuş, şöhret basamaklarını çıkmaya
başlamıştır. Bol kahkaha vaat eden filmle, bu kez Firuzan’ın şöhret
yolculuğuna ve Hüseyin Badem’in çocuklu aile yaşamına şahit oluyoruz.
Türü: Komedi
Süre: 105 dakika
Yönetmen: Hakan Algül
Oyuncular: Ata Demirer, Demet Akbağ, Özge Borak
63 www.mybilet.com
Download

12 yıllık esaret