2
2AĞUSTOS2
01
4-SAYI
1
41
KAOSUN
GÖL
GESi
NDE
DERBi
L
aL
i
g
a
Pr
e
v
i
e
w
Va
l
e
nc
i
a
Re
hbe
r
i
Bunde
s
l
i
g
a
Pr
e
v
i
e
w
Yayın Koordinatörü
Derbi zamanı
İlker Yılmaz
Nihayet futbol özlemimiz son buluyor. İstanbul’un kavgalı çocukları
Fenerbahçe ile Galatasaray Süper Kupa finalinde kozlarını paylaşacak.
Kaosun eksik olmadığı, Ersun Yanal’in ayrılış süreciyle yeni bir kriz
dönemine giren ve teknik direktörlük koltuğuna ‘Fenerbahçe’nin çocuğu
İsmail Kartal’ı’ getiren sarı-lacivertliler için bu kupayı kazanmak, bunu
da ezeli rakibini yenerek yapmak çok büyük bir anlam ifade ediyor. Tabii,
Kartal için de… Çiçeği burnunda hoca da kendini camiaya ispatlamak
isteyecek. Diğer tarafta ise, Terim krizi sonrası, Roberto Mancini ile sezonu
tamamlayan ancak İtalyan hocayı gönderip yerine bir başka İtalyan
Cesare Prandelli’yi getiren Galatasaray da bu kupayı üçüncü kez müzesine
götürmek istiyor. Mancini sonrası taraftara daha fazla güven veren
Prandelli’nin Türkiye’de ilk ciddi sınavı bu derbi mücadelesi olacak. Biz de
Hayatım Futbol ekibi olarak bu derbiyle ilgili bizleri neler beklediğini, iki
takımın son durumunu ve son iki yılda birbiriyle Süper Kupa için mücadele
veren bu iki takım için bu kupanın ne anlam ifade ettiğini derledik.
Editör
Cantürk Temelli
Yazarlar
Bahadır Bozkurt
Cihat Akbel
Emre Çelik
Mehmet Ali Çetinkaya
Orhan Uluca
Sercan Ergün
Ayrıca bu sayıda; bu hafta sonu başlayacak olan La Liga ve Bundesliga
dosyaları, Jürgen Klopp’un futbol dünyasına ismini teknik adam olarak
duyurduğu Mainz’in bugünü, Avrupa’da geçen sezon ses getiren ve ülkesi
Bulgaristan’da peri masalını yazmaya devam eden Ludogorets’i ve 1.
Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Türk futbolcularla ilgili dosyaları
bulabileceksiniz.
Unutmadan, Emre Çelik’in özel Valencia dosyası ve 9 Dünya Kupası’nı
yerinde izleyen ayaklı tarih Manolo el del Bombo ile gerçekleştirdiği söyleşi
de sizlerle.
Keyifli okumalar,
Cantürk Temelli
[email protected]
[email protected]
#141 BU SAYIDA
Kaosun Gölgesinde Büyük Derbi
Sezon, Fenerbahçe ile Galatasaray’ın Süper Kupa
randevusuyla başlıyor
Bundesliga’dan Merhaba
Bundesliga’da 52. sezon heyecanı başlıyor. Bu sezon da
Bayern ve Dortmund zirve yarışında kozlarını paylaşacak
İspanya’da Santra Zamanı
Atletico Madrid’in şampiyonluğuyla biten sezonun ardından
La Liga’da kıyasıya yarış için ilk düdük çalıyor
Mestalla ve Manolo el del Bombo
Emre Çelik’in Valencia dosyası ve ayaklı tarih Manolo
el del Bombo söyleşisi
Peri Masalı Ludogorets Razgard
Bulgaristan futbolunun son yıllardaki parlayan yıldızı
Ludogorets’in ilginç hikayesi
Mainz’ın Yolu
Klopp ile temelleri atılan Tuchel’le zirveye çıkan Mainz,
şimdi Danimarka’nın gözbebeği Hjulmand’in ellerinde
Şehit Türk Futbolcular
1. Dünya Savaşı sırasında 10 milyona yakın insan hayatını kaybederken
bunlardan bazıları da bu topraklarda top koşturan Türk futbolculardı
Sercan Ergün
Futbol Kültürü HF141
ŞEHiT TÜRK FUTBOLCULAR
Resmi tarih bize hep böyle anlattı: Sırp milliyetçisi bir gencin, Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşine sıktığı kurşunlar; 4 yıl sürecek
ve yaklaşık 10 milyon insanın hayatına mal olacak bir savaşın yegane sebebidir. Savaşı
başlatan asıl gerekçeler ise bu yazının değil, siyasi tarihin konusu. ‘’Birinci Cihan Harbi’’nin
100. yıl dönümünde, elbette ki savaş alanlarında hayatını kaybeden futbolcuları anmadan
geçmek olmaz. Yazının birinci bölümünde, Birinci Dünya Savaşı’nda; özellikle de
Çanakkale Cephesi’nde hayatını kaybeden futbolcuların hikayelerini kaleme aldık
Yalnızca Avrupa’yı değil, tüm dünyayı kasıp kavuran
1.Dünya Savaşı sırasında Galatasaray, Fenerbahçe,
Beşiktaş ve Ankaragücü’nün toplam 70 futbolcusu
çeşitli cephelerde şehit düşmüş. Galatasaray’a
ait kayıtların çok düzenli tutulması nedeniyle
şehit düşen futbolcu sayısının olduğundan fazla
gözüktüğü, Beşiktaş’a ait kayıtların işgal yıllarında
kulübün yağmalanması sonucu ortadan kaybolduğu
ve Fenerbahçe’ye ait kayıtların da kulüp binasında
çıkan yangında tahrip olduğu belir-tiliyor. Özellikle
de Çanakkale Cephesi’nde şehit olan, yaralanan
ve esir düşen futbolcu sayısı belirlenenden çok
fazla, ancak kayıt yetersizliği nedeniyle tam
sayı bilinmiyor. Ankara, Bursa, İzmir ve Trabzon
gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan
futbolcular da savaşa katılıyor; ancak o yıllarda kayıt
tutulmadığı için bugün o isimsiz kahramanların
hikayesine ulaşma şansımız ne yazık ki yok.
Önce vatan, sonra Fener
Eski Fenerbahçeli futbolculardan Sedat Taylan’ın
yayınladığı kitapta ‘’O zaman Fenerbahçe
müdafaasının belkemiği olan’’ Fenerbahçeli
Arif ise, hikayesini bildiğimiz oyunculardan.
Bu ‘’Zayıf, fakat çok çetin, gözüpek’’ oyuncu,
1919/20 sezonunun ilk maçı olan İdmanyurdu
mücadelesinde yer almak için Ulukışla’dan yola
çıkıyordu. Takım kaptanı olan İstihkam Subayı
Mülazımıevvel (Astsubay) Arif, 1917 yılında da at
sırtında 26 saat yolculuk yaparak Galatasaray
karşısına maça çıkmıştı; aynı Ethem ve Galip’in
(Kulaksızoğlu) yaptığı gibi. Ancak bu kez 2
numaralı formasını giymek nasip olmamıştı, zira
yolda kalbine yediği bir kurşunla şehit olmuştu.
Onsuz kazanmak zorundaydılar, sahaya Arif
olmadan çıkan 10 oyunculu Fenerbahçe rakibini
11-0 mağlup ederek galibiyeti onun aziz hatırasına
adamıştı.
Çanakkale Savaşı’nda şehit düşen Zeki, Hüsnü
ve Neşet; Fikirtepe Bataryası’ndan Nurettin ve
Halim ve yüzbaşı rütbesi ile şehit düşen fakat
hakkında hemen hemen hiçbir kayıt olmayan
Arif (Emirzade), Fenerbahçe’nin savaşa kurban
verdiği evlatlarının bazıları. Aynı Fenerbahçe’nin
ikinci takımında oynayan ve Anadolu’ya silah
sevkiyatını gizlice kulüp binasından, balıkçı kisvesi
altında yapan ve işgal kuvvetlerinin yaptığı baskın
sonucu şehit olan Refik ve Mustafa Beyler gibi.
Top peşinde ömür geçirmesi gereken bu genç
adamların, vatan savunması için kısacık ömürlere
sahip olmaları ise hayli acı verici.
Hepsi yüksek tahsilli ve dil bilen futbolculardı.
İmparatorluğu ile kol kola girdiğimiz savaşta,
Kafkas Cephesi’nde hayatını kaybeden
Beşiktaşlılar. Kazım ise, Beşiktaş kaptanı ve aynı
zamanda şairdi. Refik Osman Top’un anılarında
‘’Terbiyeli, haluk, karıncayı bile incitmeyen bir
genç’’ olarak anlattığı Kazım, Anzaklar’a karşı
destan yazan 27. Alay’ın bir neferiydi. Komutanının
‘’Emir erim ol’’ dediği Kazım, bu emri ‘’Ben
sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik
biriyim. Cephede daha çok işe yararım’’ diyerek
geri çevirmişti. Sırtına isabet eden bir gülle
ile şehit olan Kazım’ın cebinden, içinde ‘’Biz 11
arkadaşız, lakin arkamız daha var’’ mısrası da
yer alan Beşiktaş Marşı’nın yazılı olduğu bir kağıt
çıkmıştır. Rıdvan da, Çanakkale’de şehit olan bir
başka Beşiktaşlı futbolcuydu. 1916/17 sezonunda,
oyuncularını cephede kaybeden Beşiktaş;
Galatasaray ve Fenerbahçe’nin yaptığı gibi ligde
İşgal yıllarında, İstanbul’da Fransız ve İngiliz
takımlarını yenen Fenerbahçe, matem yaşayan
halka savaş boyunca bir nebze de olsa umut
vermiştir. Harrington Kupası’nı, işgal karmasını 2-1
yenerek kazanan Fenerbahçe’nin, o yıllarda genç
takım oyuncusu olan Bedri Gürsoy ‘’Hem havan
topuyla, hem futbol topuyla savaş kazanan tek
ülke biziz’’ diyerek o günleri özetlemişti.
Siyah-beyaz vatan aşkı
Doktor Ali, Doktor Mehmet, Asım ve Muallim
Sadi... Onlar, şanlı müttefikimiz(!) Alman
Savaşta şehit olanlar sebebiyle 15-16 yaş ağırlıklı
Fenerbahçe kadrosu
15-16 yaşındaki gencecik çocuklarla mücadele
etmek zorunda kalmıştı.
Sultani’nin evlatları
Mekteb-i Sultani, tarihi Osmanlı Devleti’ne
dayanan bir kurum. Ali Sami Yen’in, bir edebiyat
dersinde arkadaşlarıyla kurduğu Galatasaray da bu
kadim lisenin ayrılmaz bir parçası.
238 Hasnun Galip, paşa çocuğu olmasına rağmen
gönüllü olarak cepheye gizlice giden bir Mekteb-i
Sultani talebesiydi. Galatasaray futbol takımında
da oynayan Hasnun Galip, Balkan Savaşı’na
gönüllü olarak katılmıştı. Birinci Dünya Savaşı’na
ise, ihtiyat zabiti namzedi (yedek subay öğrenci)
olarak katılan oyuncu, 1915 yılında Çanakkale
Cephesi’nde şehit düşen binlerce insandan sadece
biriydi; aynı Kürt Celal, Kaleci Hamdi, Neşet, Refik
Ata, Mehmet Ali, Hasip, Cemil ve Nazmi gibi.
Balkan Savaşı’na kendi atıyla katılan, Çanakkale
Cephesi’nde arkadaşları kollarında şehit olan Emin
Bülent Bey ise; 1932 yılında Köşk’e, Gazi Mustafa
Kemal’in huzuruna çıkarak Çanakkale Savaşı’nda
şehit olan arkadaşları için yazdığı şiiri okumuştur.
Spancer ve Sarah Robenson, Hindistan’da
yaşayan iki İngiliz. İslamiyet’i seçtikten sonra
İstanbul’a göç eden çift, Ahmet, Abdurrahman
ve Yakup isimlerini verdikleri üç erkek çocukları
oluyor. Ahmet ve Abdurrahman’ın, Galatasaray
formasıyla şampiyonluk gördükleri rivayet edilir.
Çanakkale’ye gönüllü olarak giden Abdurrahman
Kafkas cephesinde, Yakup ise Çanakkale’nin
ardından gittiği Bağdat’ta ne ironik ve acıdır ki bir
İngiliz askerinin silahından çıkan kurşunla şehit
olurlar. Robenson ailesinin sağ kalan tek çocukları
Ahmet ise, daha sonra Galatasaray başkanlığı
yapmıştı. Irak’ta şehit düşen Celal İbrahim ve
Trablusgarp’ta şehit düşen İdris, Galatasaray’ın bu
kanlı savaşa verdiği diğer kurbanlar olarak tarihte
yerini aldı.
Tüm dünyayı cephelere bölen, milyonlarca insanın
ölmesine, birçok imparatorluğun yıkılıp sınırıların
yeniden çizilmesine neden olan bu savaş, futbola,
Emin Bülent
bizim topraklarda meşin yuvarlağa gönül verenlere
de ne yazık ki acı bir şekilde etki etmişti.
Oturan İdris, Soldaki Kürt Celal, beyaz kazaklı
Abdurrahman Robenson, diğeri Asım.
Cihat Akbel
Galatasaray - Fenerbahçe Özel HF141
Süper Kupa finalinde arka arkaya 3. kez
karşılaşacak olan İstanbul’un kavgalı çocuklarının
maçı, Dünya Kupası’ndan sonra kendini rölantiye
alan futbolseverler için sezon başlangıcı olarak
kabul edilecek. Son iki kupayı sarı-kırmızılılar
kazandı. İki finalden farklı olan tek şey bu sefer
Fenerbahçe’nin lig şampiyonu unvanıyla katılacak
olması. Fakat yine bir tarafın kaosu ağır basıyor.
İsmail Kartal için hayati sınav
Ersun Yanal’ın gelişiyle birlikte ezeli rakibinin
psikolojik ve de lig şampiyonluğu sayısında
gerisinde kalmış Fenerbahçe’de tablo çok da toz
pembe değildi. Tartışmalar ligin ilk maçlarında
da kötü sonuç ve futbolla artmaya başladı.
Fakat Ersun Yanal kulaklarını tıkadı ve takımını,
ego savaşları ve teknik direktör krizi yaşayan
ezeli rakibinin önünde şampiyonluğa taşıdı.
Oynanan futbol yeteri kadar beğenilmese de
değerli olan başarıldı ve şampiyonluk geldi. Her
şey iyi gidiyordu. Takıma Diego takviyesi yapıldı
ve fazlalık yabancılardan kurtulma operasyonu
maliyetli de olsa cesurca işletilmeye başlandı.
Mayıs ayında sözleşmesi uzatılan Ersun Yanal’ı
Temmuz ayında bambaşka bir kriz bekliyordu.
Takımın mutlak ve de tek sahibi Aziz Yıldırım basın
açıklamalarında çekinmeden teknik direktörünü
eleştirmeye başladı. Kriz durulacak gibi değildi.
Sonra tüm süreç bir Türkiye klasiği gibi işlemeye
başladı. Algı ve bezdirme operasyonu zaten
kendini ifade etmede çok başarılı olmayan Ersun
Yanal’a karşı harekete geçirildi. Ses kayıtları, basın,
oyuncuların memnuniyetsiz demeçleri ve de diğer
tüm yollar kullanıldı. Hızlı işleyen süreç geldiği
günden beri gerekli saygıyı göremeyen, sık sık
camia içinde küçümsenen Ersun Yanal’la yolların
ayrılmasıyla son buldu. Sona eren bu olsa da yeni
bir kriz kapıdaydı. Hazırlık maçlarında alınan kötü
sonuçların ve berbat futbolun telaşı kendini bu
seviyelerde ispat etmemiş İsmail Kartal’ın göreve
getirilmesiyle birlikte daha da üst seviyelere çıktı.
Göreve yine bir “Fenerbahçe’nin çocuğu” atandı
Ersun yanal’ın istifasıyla
birlikte göreve gelen İsmail
Kartal’ın ilk icraati takım
savunmasının üzerine daha
fazla durması oldu.
ama Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’nin çocuklarıyla
ilişkisi hiçbir zaman iyi bir finalle sonuçlanmadı.
İsmail Kartal’ın takımın başına geçmesiyle birlikte
takımdaki hava bir anda değişti. Ersun Yanal’dan
memnun olmayan futbolcu sayısı çok fazlaydı ve
gönderilme yöntemi kabul edilemez olsa da böyle
bir değişikliğe ihtiyaç olduğu net bir şekilde ortaya
çıktı.
Hazırlık maçlarında alınan iyi sonuçlar ve kısa
sürede değişen futbolcu performansı İsmail Kartal
için ilk etapta değerli gözüküyor. Fakat her iki taraf
için de çok büyük anlama gelen İstanbul derbisinin
sonucu onun kredisine iyi ya da kötü anlamda
Fenerbahçe’nin savunma elemanları yaptıkları
hatalarla göze batıyor.
etki edecektir. Kupayı kazanırsa kısa sürede
edindiği olumlu izlenim güvene evrilebilir. Tersi ise
lig başında alınacak sıkıntılı sonuçlarla birleşirse
Fenerbahçe’de şimdilik dinmiş olan kaos ortamı
tekrar canlanabilir.
Değiştirilmeye çalışılan takım
savunması ve istekli futbol
Olimpiakos’la oynanan maçta göze çarpan birkaç
nokta vardı. Savunma güvenliğine çok fazla
önem vermeyen Ersun Yanal’ın aksine İsmail
Kartal’ın takımı bu konuda daha dikkatliydi. Bunda
hocanın yeni gelmiş olmasının etkisi olsa da
kenar oyuncuların beklere yardımı, orta sahanın
daha net oynaması ve mevkisi değiştirilen bazı
futbolcuların varlığı taktik olarak İsmail hocanın
Ersun Yanal’ın bir devamının olmayacağının ufak
kanıtlarıydı. Roma maçındaki iyi oyun takımın
daha da iyiye gittiğini göz önüne serse de özellikle
kaleci Volkan’ın ve defans oyuncularının bireysel
hataları bu konunun üzerine daha çok gidilmesi
gerektiğinin açık göstergeleri.
şart. Bunlara ek olarak da fizik gücü artan ekibin
kanat organizasyonlarında da farklı varyasyonlar
uyguladığını görmek mümkün.
Prandelli takımını yerden oynatmaya çalışıyor.
Sıkı bir takım savunması uygulamak ve organize
olmak da diğer mühim olmazsa olmazları. Bu
sistemde takımın kilit oyuncusu Sneijder olabilir.
Kupa maçında da onun performansı çok önemli
olacak. İsmail Kartal kadar Prandelli’nin bu kupaya
hayati ihtiyacı olmasa da iyi durumda olmayan
rakipleri önünde sezona 1-0 önde başlamak eşsiz
öneme sahip.
Prandelli ve yeni sistem
Galatasaray’da ise Prandelli dönemi başladı.
İlk hazırlık maçlarında tablo doğal olarak çok iyi
gözükmese de iyi bir hava yakalanmış durumda.
Hala belirsiz noktalar var. Dünya Kupası sonrası
takıma geç katılan Sneijder’ın dönüşü önemli.
Performansı da bu durumdaki bir oyuncu için hiç
fena gözükmüyor. Hala yapılacak 2 yabancı oyuncu
transferi olduğu söylense de bu iş son günlere
bırakılmış gibi duruyor. Peki ne değişti? Çok fazla
kadroyla oynadığı için eleştirilen Mancini’den
sonra Prandelli futbolseverleri bu konuda
rahatlatmış gözüküyor. Belli bir kadro istikrarı
söz konusu. Tüm hazırlık maçlarında göze çarpan
diğer değişikliler ise birlikte hareket etme, şok
presi ve toplu hücum. 4-2-3-1 gibi sahaya dizilen
Galatasaray’da Burak’ın önemi bir kat daha artıyor.
Burak iyi durumda değil ve bu bölgeye bir transfer
Prandelli’li Galatasaray
daha çok pres yapan,
hareket eden ve
hücumda etkili bir
takım olma yolunda.
Orhan Uluca
Almanya HF141
BUNDESLIGA’DAN
MERHABA
Bundesliga’nın 52. sezonu başlıyor. İki yıl önce Şampiyonlar Ligi’nde final
oynayan iki Bundesliga takımının ardından 2014 yılında Dünya Kupası’nı
da futbolcularının büyük çoğunluğunun yerel ligde oynayan Almanya Milli
Takımı’nın kaldırmasıyla ligin çekiciliği bir kat daha arttı. Canlı maç izleme
oranı en yüksek lig olan Bundesliga, parası olan şeyhlerin takımları oyuncak
etmesine geçit vermeyen yapısı ve kendisine has kültürü ile her geçen
sezon izlenirliğini arttırmaya devam ediyor
TRANSFER
Bu yaz Bundesliga takımları transfere 227 milyon
euro para akıtırken yaklaşık 188 milyon euro gelir
elde edildi. Yıllardır oyuncu bonservislerine verdiği
fahiş fiyatlarla anılan Bayern Münih’in bu sezon
kasasından sadece 13 milyon euro çıkarken Toni
Kroos ve Mario Mandzukic’in satışıyla beraber
53 milyon euroluk bir gelir elde ederek toplamda
kar hanesine 40 milyon euro yazdırdı. Avrupa’da
bu yaz en fazla kâr yapan 4. kulüp olarak ismini
listeye yazdırdı.
Beklentinin aksine Borussia Dortmund bonservis
harcaması söz konusu olduğunda oyunculara
en fazla yatırım yapan kulüp olarak toplamda
46 milyon euroluk bir harcama gerçekleştirdi.
Bu rakam da onları bu yaz kasasından en fazla
para çıkan Avrupa’nın 11. kulübü yaptı. Oyuncu
satışından ise sarı-siyahlı kulüp sadece 2.6
milyon euroluk bir gelir elde etti. Bu açıdan
bakarsak Dortmund ile Bayern Münih’in rollerini
değiştirdiğini söyleyebiliriz.
Bayer Leverkusen ise Emre Can’ı 12 milyon euro
karşılığı Liverpool’a verirken Hakan Çalhanoğlu
(14,5), Josip Drmic (6,8) ve Gremio’dan sol bek
Wendell (6,5) ile beraber toplamda 31 milyon
euroluk harcamayla Dortmund’un ardından en
fazla para harcayan ikinci kulüp oldu. Transfer
döneminde aktif olan bir başka Bundesliga kulübü
ise Hoffenheim’dı. Dortmund sonrası 5 milyon
euroya Joselu’yu Hannover’e satmasına rağmen
en fazla zarar yapan kulüp oldular (-11,3).
Ciro Immobile
Bayern Münih’in sözleşmesinin bitimine bir yıl
kala Real Madrid’e 30 milyona sattığı Toni Kroos
zirveye yerleşti. İkinci sırada ise aynı takımdan 22
milyon euro karşılığı Hırvat Mario Mandzukic’in La
Liga şampiyonu Atletico Madrid’e transferi oldu.
Bonservisi elinde top 5
1-Robert Lewandowski (Bayern Münih)
Sezonun hiç şüphe yok ki en flaş transferine
Bayern Münih imza attı. Takımıyla iki ya da üç yıllık
Ciro Immobile ve Toni Kroos
Bundesliga takımları toplamda 211 oyuncu ile
sözleşme imzalarken 181 oyuncuya da takımlar yol
verdiler. Transfer döneminin en yüksek bonservis
bedeli ise geçtiğimiz yılın Serie A gol kralı olan
Ciro Immobile’e Dortmund’un ödediği 19,5 milyon
euro bonservis oldu. İkinci sırada ise Hamburg’un
geçtiğimiz sezonun devre arasında sözleşmesini
uzattığı Hakan Çalhanoğlu’na Bayer Leverkusen’in
14,5 milyon euro ödemesi oldu. Gidenlerden ise
Robert Lewandowski
sözleşmesi olsaydı değeri en az 50 milyon euro
olacak bir futbolcuyu bedavaya alarak bu yılın da
en çok konuşulan transferini gerçekleştirmiş oldu.
2-Aaron Hunt (Wolfsburg)
Bir ara ismi Beşiktaş ile anılmış olan Hunt futbol
döneminin en olgun yaşında. Kronik sakatlığından
da kurtulan Alman oyuncuyu alan Wolfsburg
oldukça karlı bir transferi bitirmiş oldu.
3-Sebastian Rode (Bayern Münih)
Jürgen Klopp’un onu çok istediğini biliyorduk.
Avrupa’nın bazı kulüpleri de peşindeydi ama
Bayern Münih Polonyalı golcüde yaptığı gibi işi çok
erken bitirerek Rode’yi bonservisi elinde takıma
kazandırdı.
4-Niklas Bendtner (Wolfsburg)
Arsenal’de aynısının gol atanı ve top sürebileni
olduğu için değerinin altında işlem gördü.
Wolfsburg onu hem ekonomik olarak hem de Bas
Dost ve Olic gibi rekabet edebileceği bir ortamda
forma şansı vererek tatmin edecek.
3-Matthias Ginter (10 milyon)
Dortmund’u geçen sezon yıkan savunmadaki
sakatlıklara daha iyi bir çözüm bulunamazdı.
Sokratis ile beraber savunmanın her bölgesinde
rahatlıkla oynayabilen Ginter’in Dortmund
ile tencere kapak misali uyum sergilemesini
bekliyoruz.
4-Yann Sommer (8 milyon)
Ter Stegen’in yeri daha iyi doldurulamazdı. Mesut
Özil’in parladığı Daimler Crysler turnuvasında
en değerli oyuncu seçilen Sommer o günden bu
yana gelişim gösterdi ve artık üst düzey bir ligde
kendisini sınama zamanı.
5-Josip Drmic (6,8 milyon)
Nürnberg’de geçirdiği harika sezonun ardından
iyi bir transferi hak etmişti genç golcü. Stefan
Kiessling gibi istikrar abidesi bir oyuncunun yanına
gitmek belki çok doğru değildi ama Roger Schmidt
ile iki forvetli sisteme geçiş yapan Leverkusen ona
şans verecektir.
5-Ibrahima Traore (Mönchengladbach)
İkinci Bundesliga’da Augsburg formasıyla harika
işlere imza attı. Stuttgart’ın bunalımlı dönemine
denk geldi ve şimdi Favre ile beraber gerçek
gücünü sahaya yansıtacak. Gladbach’ın futbol aklı
iyi bir transfer gerçekleştirdi.
Yüksek Bonservisli top 5
1-Hakan Çalhanoğlu (14,5 milyon)
Bayer Leverkusen’in bu transfer için kasasından
14.5 milyon euro çıkararak riske girdiğini
söyleyebiliriz ama daha ilk maçlardan itibaren
görüldü ki Hakan bu fiyata değer.
2-Adrian Ramos(9,7 milyon)
Buraya pek çokları 19.5 milyon euro verilen
Ciro Immobile’i almamı düşünebilrler ama ben
nitelikli golcü için bir süre beklenmesi gerektiğini
düşünüyorum. Öte yandan Adrian Ramos ise çok
daha hızlı bir şekilede sonuç verecek güzel bir
atılım.
Hakan Çalhanoğlu
Ederinden ucuza kapatılmış top 5
1-Sidney Sam (2,5 milyon euro, Schalke)
Bonservisine verilen 2.5 milyon euro elbette çok
az zira bu rakam Sidney Sam’in sözleşmesindeki
fesih bedeliydi. Değeri çift basamaklı milyon
eurolarla ölçülen Sam’i bu fiyata almak büyük
başarı Schalke adına.
2-Andre Hahn (2,25 milyon euro, Mönchengladbach)
Geçtiğimiz sezonun hiç şüphe yok ki en iyi çıkışını
gerçekleştirmiş oyuncu. Augsburg’daki muazzam
sezonun ardından ligin en hızlı futbolcusu Borussia
Mönchengladbach’a transfer oldu. Arango’nun
gitmesiyle boşalan kenara Venezuellalı oyuncudan
çok daha iyi oturacağını düşünüyorum.
5-Pirmin Schwegler (1,9 milyon euro,
Hoffenheim)
Eintracht Frankfurt’ta Skibbe dönemi forma giyip
parlamış İsviçreli oyuncu kısa sürede kaptanlığa
kadar yükselmişti. Oyunun ritmini belirleyen ve
şekillendiren orta sahanın Hoffenheim’da klasını
çok daha iyi bir şekilde göstereceğinden kimsenin
kuşkusu yok.
ANTRENÖR DEĞiŞiKLiKLERi
Thomas Schaaf
3-Sebastian Jung (2,5 milyon euro, Wolfsburg)
Yıllardır istikrarlı bir şekilde Frankfurt’ta oynayan
sağ bek Jung’un daha görünür olacağı bir takıma
oldukça ucuza gittiğini söyleyebiliriz. 1990
doğumlu oyuncu Lahm’ın milli takımı bırakması
ardından seçeneklerden birisi olacağını bu sezon
gösterecektir.
4-Daniel Ginzcek (2,5 milyon euro, Stuttgart)
Dortmund patentli ve Bochum’da çıkış yapmış
yetenekli forvet geçtiğimiz sezon oldukça
iyi olduğu noktada ağır bir sakatlık geçirdi.
Nihayetinde 2.5 milyon euro gibi değerinin altında
bir fiyata satılmasının nedeni takımı Nürnberg’in
küme düşmüş olması.
Sidney Sam
Bu sezon Bundesligada 4 takım antrenörünü
değiştirdi. Eintracht Frankfurt ile başarılı geçen
iki yılın ardından Armin Veh takımdan ayrılırken
Werder Bremen ile geçirdiği 40 yılın ardından
değişikliğe giden Thomas Schaaf takımın başına
getirildi. Öte yandan geçtiğimiz sezon antrenör
konusunda oldukça sıkıntı çeken Stuttgart ise
2007 yılında kendilerini şampiyon yapmış Armin
Veh ile anlaştı. Veh gibi kendi isteğiyle takımdan
ayrılan Thomas Tuchel’in yerine ise Nordsjaelland
ile 2012 yılında şampiyon olmuş Danimarkalı
Kasper Hjulmand getirildi. Sezon içerisinde
görevine son verilen Sami Hyppia’nın ardından
ise Bayer Leverkusen yönetimi Salzburg’da iyi
işler çıkaran Roger Schmidt’i takımın başına
getirdi. Hazırlık maçlarını baz alırsak bu 4 antrenör
içerisinde Thomas Schaaf ve Roger Schmidt’in
başarılı maçlar çıkararak uyum sürecini en iyi
şekilde atlatan teknik direktörler oduğunu
söyleyebiliriz.
ZiRVE YARIŞI
Bu sezon da zirvede iki takımın çekişmesi
bekleniyor. Geçtiğimiz iki sezonun şampiyonu
Bayern Münih ile son dört yılda iki şampiyonluk
iki kez de ikincilik elde etmiş Borussia Dortmund.
Her takımın da artılarına ve eksilerine yakından
bakalım.
BAYERN MÜNİH
Transferler
Şüphe yok ki sezonun flaş transferini bonservisi
elinde Robert Lewandowski ile yine onlar
gerçekleştirdi. Lakin bu sezon geçtiğimiz yılların
aksine gelenlerden çok gidenler konuşuluyor.
Toni Kroos’un ikna edilememesi ve Real Madrid’e
satılışının ardından kadroya gireceği dahi belirsiz
olan Sebastian Rode ile ikame edilmesi net bir güç
kaybı olarak görülüyor. Öte yandan Lewandowski
çok daha nitelikli ve sisteme daha uyan bir profile
sahip olsa da Guardiola için Mandzukic’in anlamı
çok daha başkaydı. Pres gücü yüksek Hırvat
golcü ceza sahası içerisinde etkin bir rol oynarken
özellikle geçtiğimiz sezon Hertha Berlin maçında
olduğu gibi sıkıştığı anlarda yüksek top seçeneğini
teknik adama seçenek olarak sunabiliyordu. Maç
kazandıran, sistem değiştiren joker rolünün bu
sezon eksik olacağını düşünürsek daha kaliteli
bir golcü Lewandowski’nin gelmesi dahi onun
gidişinden doğan boşluğu gidermiyor. Dolayısıyla
gerek Kroos’un gerekse de Mandzukic’in yerlerinin
tam olarak dolduğunu söylemek çok da doğru
değil. Öte yandan sol beke Juan Bernat’ın transferi
ile beraber David Alaba’yı merkez opsiyonu
kazandıran Guardiola üçlü savunma kurgusu için
takımı şekillendirdi.
Oyun planı
Barça’da da sıklıkla üçlü savunmayı deneyen
Guardiola bu sezon özlediği formasyona kavuşuyor
diyebiliriz. Badstuber’in dönüşüyle beraber ayağı
top yapan üç savunma oyuncusu ile beraber
dört orta sahanın birleşiminden topa sahip
olma konusunda takıma seviye atlatacağını
söyleyebiliriz. Lewandowski gibi teknik kapasitesi
Robert Lewandowski, Sebastian Rode
yüksek ve kenarlarda da işlevsel olan bir merkez
forvetle beraber ön üçlünün daha hareketli
olmasıyla takımın boyunun da kısalacağını
öngörmek çok da yanlış olmaz. Sorun şu ki Javi
Martinez, Thiago ve Bastian Schweinsteiger
gibi orta sahada yaşanılan sakatlıklar sonrası
bu bölgeye bir oyuncu şart. Orta sahada adam
eksikliği göze çarparken hücumda ise MüllerGötze ve Robben’den en az birisinin her maç
yedek oturacak olması da Guardiola’nın üzerinde
düşünmesi gereken diğer sorunu.
Ne yapar?
Ligi yeni sistemin getirdiği sorunlar ve Dünya
Kupası’na gönderdiği 14 oyuncunun mental
yorgunluğuna rağmen şampiyon bitirmesi çok da
sürpriz olmaz. Avrupa’da yarı finali geçebilmesi
için bu sezon deneyeceği farklı formasyona
oyuncuların doğru reaksiyon vermesi gerekiyor.
BORUSSIA DORTMUND
Transferler
Robert Lewandowski’nin boşluğunu iki merkez
forvet transferiyle doldurdular. Serie A gol kralı
Immobile henüz uyum sorununu aşabilmiş değil
belki ama Adrian Ramos’dan hızlı bir şekilde verim
alacağı hazırlık maçlarında görüldü. Öte yandan
geçtiğimiz sezon yaşanılan sakatlıklar sonrası
sezonu erken bir şekilde kapamasına neden olan
stoper eksikliği Matthias Ginter ile kapatıldı.
Öyle ki savunmanın her bölgesinde oynayabilen
Ginter olası savunma önü boşluğunu da rahatlıkla
giderebilir.
Öte yandan mevzu bahis konu Jürgen Klopp
olduğunda transfer edilen oyuncuların dönüşümü
de söz konusu. Henrikh Mkhitaryan ve
Aubameyang’dan bu sezon Dortmund çok daha
başka verim alacaktır. Keza İlkay’ın yeniden topla
buluşması da yeni transfer olarak da görülebilir.
Oyun planı
Jürgen Klopp’un uzun zamandır 4-2-3-1 ile fırtına
gibi estiğini biliyoruz. Bu sezon merkez forvetin
yanına Aubameyang’ı da yerleştirerek 4-4-2’ye
dönüşen bir yapıya kavuşacak. Merkez-Gezgin
forvet hattıyla yeri garanti olan isim ise ImmobileRamos’un arkasına yerleştirdiği Pierre-Emerick
Aubameyang! Kevin Greussgreutz’un sol, Erik
Durm’un ise sağ beki yedekleyeceği bu sistemin
bilinmezi ise hangi orta ikili ile takımın mücadele
edeceği. İlkay ve Nuri’nin hazır olmadığı ve
kaptan Kehl’in de yaşının 35’e yaklaştığı noktada
bir yönetmen krizi kaçınılmaz olarak Klopp’u
bekliyor. Mkhitaryan’ı bir adım geriye çekerek
devşiriyor olması Klopp’un ilerleyen zamanda
karşısına çıkacak olan sorunu çözme girişimi
olarak adlandırabiliriz. Nihayetinde topu ele geçirir
geçirmez olabilecek en hızlı şekilde hücum etme
girişimiyle Dortmund’u durdurmak bu sene de
kolay olmayacak.
Ne yapar?
Şampiyonluk yarışında Bayern Münih’e zorluk
çıkarabilecek yegane takım olmasının yanı sıra
Şampiyonlar Ligi’nin sonuna kadar gidecek
potansiyele sahip olduğunu da biliyoruz.
ŞAMPiYONLAR LiGi BiLETi YARIŞI
Donis Avdijaj
SCHALKE 04
Transferler
Kaleye Fabian Giefer’i aldılar ve fakat bu takım
tartışılmaz bir kaleciye sahip değil. Bonservisi
elinde Erci Maxim Choupo-Moting transferi ise
daha çok yedek kulübesine yapılmış bir hamle.
Sidney Sam hamlesi ise kayda değer en önemli
yatırımı. Jeferson Farfan’ın geleceği olarak
görülen nitelikli oyuncu kenar aksiyonlarını daha
da güçlendirecek. Schalke’yi güçlendiren isimler
ise altyapı madeninden yukarı taşıdıkları genç
yetenekler. Donis Avdijaj bunlardan sadece
birisi ve belki de en önemlisi. Genç golcü alt yaş
takımlarında sıklıkla oynadığı maçların sayısından
fazla gole ulaşmasıyla biliniyor. Kaan Ayhan, Max
Meyer gibi isimlerin daha da olgunlaşacağı bu yeni
sezonda Schalke’de kaos kaldığı yerden devam
ediyor.
Hazır mı?
Üçüncü lig takımına kupada elenmesiyle beraber
Schalke’nin teknik direktörü Jens Keller’in bilmem
kaçıncı kez yetkinliği yeniden masaya yatırıldı.
Özellikle kenarda bekleyen Thomas Tuchel’in
varlığı Keller’in işini daha da zorlaştırıyor.
Höwedes’in olmadığı savunmanın içler acısı hali
ve Boateng’in ‘Ben sadece on numara oynarım,
ona göre ha’ ultimatomu mavi yakada bu sezon
da kaosun hüküm sürmeye devam edeceğinin
işaretleri oldu. Schalke altyapısından nice oyuncu
çıkararak iyi bir genç nesil yakaladı ama tecrübeli
yıldızlarının pek çoğunun sorunlu olması ise doğru
bir karışım elde edilmesinin önüne geçiyor. Ne
kalecisi ne de teknik direktörünün netleştiği bu
yapının ilk üçe girmesi bu sezon da çok mümkün
değil ola ki sezon içi çok başka bir teknik direktör
gelir ve kaosu sonlandırmazsa!
Kenar aksiyonları en güçlü takım olan Schalke’de
heyecan veren Draxler, Meyer, Kaan ve Avdijaj
gibi potansiyelini henüz Almanya’nın dahi
bilmediği altın neslin sahne alacak olması. Kaleci
ve tandemin yetersizliği, beklerin savunma
konusunda sıkıntı çıkarmasının yanında Huntelaar
gibi usta bir golcüyle genç yetenekler imkansızı
başarma umudunu yine de veriyorlar!
BAYER LEVERKUSEN
Transferler
Dortmund ile beraber ligin bu yaz en fazla para
harcayan takımı oldular belki ama Leverkusen’in
daha garanti transferler yaptığını söyleyebiliriz.
Hakan Çalhanoğlu’nun yeni sisteme olan uyumu,
Josip Drmic’in Kiessling’e alternatif oluşu ve
geçtiğimiz sezonun problemli mevkisi sol beke
yapılan Wendell yatırımı kağıt üzerinde doğru
transferler. Eintracht Braunschweig’da kiralık
döneminin ardından yeniden Leverkusen’e
dönen Karim Bellarabi’nin formu ise sevindirici.
Kulübün en önemli hamlesi ise Paderborn’dan
sonra Salzburg’da da iyi işler çıkaran Roger
Schmidt’in takımın başına getirilmesi oldu. Bu
sezon durağanlıktan hareketliliğe doğru geçişin
yaşanacağı Leverkusen geçmişte olduğu gibi yine
bize güzel futbol izletecek.
Hazır mı?
Savunma sıkıntıları hariç Bayer Leverkusen savaşa
hazır. Roger Schmidt takımın çehresini yüzde
yüze yakın bir değişime soktu. Artık durağan değil
hareket eden bir Leverkusen sahada olacak. Çam
ağacı dizilimiyle(4-3-2-1) bir kontra takımı değil
4-4-2 ile saldıran, topun olduğu her bölgede pres
yapan pasif değil atkif bir ruh hali içerisinde yeni
bir takım ortaya çıkıyor. Drmic, Hakan, Son ve Julian
Brandt gibi genç yetenekler Kiessling önderliğinde
hücumda sahne alacak. Kaptan Rolfes, iyileşmesi
beklenen Bender ve savunmanın tartışmasız şefi
ilan edilen Ömer Toprak ile omurga oluşturulmuş
durumda. Sonuç futbolundan güzel futbola doğru
geçişte Roger Schmidt kayıp vermek istemiyor.
Bayer Leverkusen oldukça aktif olduğu bu transfer
döneminde geçmiş günlerine yeniden dönüyor ve
bu sezon da hedefleri Şampiyonlar Ligi biletini alıp
Şampiyonlar Ligi’nde gruplardan çıkmanın ötesine
geçmek!
WOLFSBURG
Transferler
Alman otoriteler tarafından son aylarda Bayern
Münih’in gelecekteki rakibi olarak gösterilmeye
devam ediyor. Sınırsız maddi gücüne rağmen
Magath şımarıklığından Klaus Allofs akılcılığına
doğru ilerleyen bu kulüp transferde de en
az Bayern Münih kadar akıllı hareket ederek
çok yüksek meblağlar ödemeden nitelikli
oyuncuları aldılar. Santrfor sorunu Arsenal’den
bonservisi elinde Niklas Bendtner’i alarak çözen
Wolfsburg’un bir diğer önemli transferi de
yine bonservisi elinde Aaron Hunt oldu. Josuha
Guilavogui’nin Atletico Madrid’den kiralanmasının
yanı sıra sağ beke yapılan Sebastian Jung
hamlesi ise ihtiyaca yönelik doğru atılımlar olarak
dikkat çekti. Bugün hala 40 kişilik şişirilmiş
Magath kadrosunu temizlemekle meşgul olan
Klaus Allofs, kısa sürede farkını ortaya koyarak
parasıyla değil akıllı hamleleriyle Wolfsburg’u
konuşulur hale getirdi.
Hazır mı?
Hazırlık kampında teknik direktör Dieter Hecking
4-2-3-1’i inşa etmek üzere girişimde bulunacağı
esnada üst üste gelen sol bek sakatlıkları sonrası
zorunlu olarak 3-5-2 sistemine geçiş yaptı.
Sakatlar döndüğü andan itibaren bu seçenek de
ilerleyen zamanda Hecking’in taktik heybesinde
duracak. Rodriquez ve Jung gibi çizgiye sürekli
inen ve bindiren beklerin yanı sıra Kevin De
Bruyne, Arnold ve Hunt gibi içeriye kıvrılan
ofansif karakterdeki oyuncuların birleşiminden
iyi bir sonuç çıkması kaçınılmaz. Gustavo gibi
top kapma canavarına eklemlenmiş Guilavogui
ile her mevkisi kalite ile donatılmış bir kadroya
sahip oldular. Naldo’nun partnerinin ise Timm
Klose’ye rağmen bu sezon da genç yetenek Robin
Knoche olacağını sportif direktör yaz aylarında
duyurdu. Kalecisinden santrforuna kadar hazır
bir takım olsa da Jung ve Traesch sakatlıkları can
sıkan detaylar oldu. Niklas Bendtner’i doğru bir
şekilde kullanabilirlerse eğer ön üçlüsünün skor
gücü tahmin edilenden çok daha fazla olacağını
söyleyebiilriz.
BORUSSIA MÖNCHENGLADBACH
Transferler
Geçmiş yıllarda Favre’nin en büyük sıkıntısı büyük
zorluklarla oluşturduğu takımın önemli isimlerinin
takımdan ayrılması olmuştu. Şampiyonlar Ligi’ne
katılımı sağladığı noktada Dante’den Reus ve
Neustaedter’e kadar omurgasındaki üç ismin aynı
anda takımdan ayrılması sıkıntı yaratmıştı. Bu
sezon 34 yaşına gelmiş Venezuellalı Arango’nun
yanı sıra Basel’den Sommer’i alarak iyi bir şekilde
yerini doldurduğu kaleci Ter Stegen hariç kayıp
vermedi. Bunun yanı sıra hızlı hücum üzerine
kurulu bu takımı daha da hızlandıracak Ibrahima
Traore ve Andre Hahn gibi çok iyi isimleri transfer
Ibrahima Traore
ettiler. Nihayetinde Gladbach bu sezona geçen
seneden daha güçlü bir kadro ile giriyor. Sık sık
sakatlıklardan dolayı sorun yaşadığı bek mevkisine
transfer edilen Fabian Johnson da Favre’nin yeni
akıl dolu hamlelerinden birisi olarak kayıtlara
geçebilir.
Hazır mı?
Lucien Favre geçtiğimiz yıl üst üste aynı on biri
sahaya sürme konusunda rekor kırmıştı. İlk devreyi
özellikle iç sahada aldığı galibiyetlerle üçüncü
sırada bitirirken zirve ile arasındaki puan farkı da
fazla yoktu. İkinci devre ise sürekli verim aldığı
oyuncular sorun yaşadığı esnada Gladbach’ın
farklı bir seçeneğinin olmadığını görmüştük.
Diğer rakiplerinin de beklenmedik puan kayıpları
yaşamalarına rağmen Gladbach sezonu B Planı
yoksunluğu ve kadro darlığı nedeniyle beşinci
bitirmişti. Kadro derinliği sağlanıldı ve Hahn ve
Traore ile beraber ligin en hızlı iki oyuncusunu
alarak ‘geçiş futbolunu’ daha da sert bir şekilde
uygulayacağının mesajını verdi. Topu kazanır
kazanmaz bu takımın rakip yarı sahaya geçiş
hızına herhangi bir takımın ulaşması çok zor.
Kombinasyon futboluyla yaşayan Gladbach ligin
en az kenar orta yapan takımı olarak bu geleneğini
süreceğinin yaptığı transferlerle sinyallerini verdi.
Bu sezon da Bayern-Dortmund’un arkasındaki iki
sıra için iddialı olduğunu söyleyebiliriz.
büyük umutlarla yukarı çıkmasını beklediği Avdijaj
bu sezon çıkış yapma fırsatını yakalayacak.
3-Gianluca Gaudino
Bayern Münih gibi yedeklerinin dahi dünya çapında
bir yıldız olduğu kadroda sezon öncesi forma şansı
buldu. Orta sahanın her yerinde ve sol kenarda
oynabilen Gaudino’nun oyun görüşü ve üst tekniği
ile modern defansif orta saha olarak sahne almaya
hazırlanıyor.
4-Davie Selke
U19 ile Almanya Avrupa Şampiyonu olurken 1.92
boyundaki Selke de attığı 6 golle gol kralı oldu.
Diğer genç yeteneklerden farkı ise Nils Petersen ve
Di Santo gibi oyuncularla rekabet edeceği için öne
çıkma şansı çok daha fazla.
5-Kerem Demirbay
Geçtiğimiz sezon Dortmund’dan Hamburg’a
geçtiği vakit göz doldurmuştu ve fakat yaşadığı
ağır sakatlık onun çıkışını etkiledi. 21 yaşındaki
yetenekli orta saha bu yıl var olan potansiyelini
Slomka eşliğinde sahaya yansıtmasını bekliyoruz.
DAMGA VURMASI BEKLENEN
GENÇ YETENEKLER
1-Julian Brandt
1996 doğumlu genç yetenek Bayer Leverkusen’de
geçtiğimiz sezon forma giymeye başladı. Dar
alanda etkili aksiyonlarıyla gole dönük orta
saha olarak fazlasıyla göz kamaştıran Brandt
sezon öncesi formuyla Son’u yedek bırakacağı
düşünülüyor. Dünya yıldızlığına göz kırptığını
söyleyebiliriz.
2-Donis Avdijaj
Altyaş takımlarda 50 maçta 51 gol atarak henüz
tek bir resmi maçta forma giymediği dönemde
bonservisine 48 milyon euro yazıldı. Schalke’nin
Julian Brandt
Emre Çelik
İspanya
HF141
iSPANYA’DA SANTRA ZAMANI
Atletico Madrid’in şampiyonluğuyla noktalanan La Liga’da geride kalan yaz oldukça
hareketli geçti. Lig bu sezon da bize birbirinden heyecanlı 38 hafta vaat ediyor
Simeone’nin gelişiyle gün geçtikçe ‘iki takımlı
lig’ profilinden kurtulan ve geçtiğimiz sezon
Atletico Madrid’in şampiyonluğa ulaşmasıyla
2013/14 sezonunda Avrupa’nın 5 büyük liginde
en büyük sürprize sahne olan La Liga’da yeni
sezonun başlamasına bir gün kaldı. La Liga’nın
iki devi Barcelona ve Real Madrid, geçen sezon
İspanya’daki başarısızlıklarını örtmek için adeta
kesenin ağzını tamamen açarken yine Avrupa
transfer piyasasına yön veren takımlar oldular.
Atleti ise sessiz sedasız ama ‘dev ikiliden’ arta
kalmayan miktarlarda paralar harcayarak başarının
kalıcı olabilmesi için elinden geleni yaptı, yapmaya
devam ediyor.
Ligin geri kalan ekipleri, İspanyolların tabiriyle
‘diğer lig’in takımları ise mevcut ekonomik
zorluklar çerçevesinde takviyelerle, özellikle
Güney Amerika’dan ve Avrupa’nın pek bilinmeyen
takımlarından yaptıkları takviyelerle yeni
sezona giriyor. Lâkin bu ekipler için çok da hedef
büyütmediklerini, asıl önemli olanın ilk altıya
girip bir şekilde Avrupa kupaları bileti almayı
hedeflediklerini söylemek yanlış olmaz.
REAL MADRID
Yaz dönemi
Geçtiğimiz sezon La Liga’da büyük bir hüsran
yaşayan, eline birçok kez şampiyonluk fırsatı
geçmesine rağmen kırılma haftalarındaki kötü
performansıyla şampiyonluk şansını geri tepen
Real Madrid, Florentino Perez’in çılgın politikası
doğrultusunda bir yaz geçirdi ve James Rodriguez,
Toni Kroos ile Keylor Navas gibi özellikle
geçtiğimiz sezon harika performans geçirip Dünya
Kupası’nda da zirve yapan oyuncuları kadrosuna
dâhil etti. Mevcut ve oturmuş kadrosunu daha
da güçlendiren Real’de transfer dönemi sona
ermeden takımın kaderini etkileyecek ve merakla
beklenen konu ise gidecek isimlerin henüz
belli olmaması. Başta Angel Di Maria ve Sami
Khedira olmak üzere gitmesi beklenen isimlerin
akıbeti, Real Madrid’in 2014/15 sezonunda neler
yapacağını doğrudan belirleyecek ana faktörler
olacak.
Handikapları
Real Madrid hale hazırda Xabi Alonso, Luka
Modric, Toni Kroos, Sami Khedira ve Asier
Illarramendi gibi isimlerden oluşan son derece
kaliteli bir orta saha hattına sahip fakat geçiş
hücumunu hızlı ve kusursuza yakın gerçekleştiren
takımlar karşısında Ancelotti henüz doğru
üçlüyü seçebilmiş değil. Süper Kupa maçında da
izlediğimiz üzere Xabi Alonso, özellikle Khedira
veya Illarramendi’siz oynadığı anlarda takım,
3’üncü bölgede top kayıpları yaptığı anda çok
dengesiz yakalanmakta ve orta sahanın tüm
savunma yükü Xabi Alonso’ya binmekte. Ki
Ancelotti’nin Illarramendi’ye güvenmediği
gerçeği de düşünülürse gitmesi
gündemde olan Khedira’nın olası bir
transferi Real Madrid’e uzun vadede
fazlasıyla zarar verebilir.
Bunun dışında göze çarpan en büyük
eksiklik, hücuma yönelik orta saha
zenginliğine rağmen santrfor konusunda
Los Galacticos’un sadece Benzema’ya
bel bağlamış olması. Ancelotti’nin “transfer bitti”
açıklaması gösteriyor ki Real Madrid, Falcao’dan
vazgeçmiş durumda lâkin Benzema’nın olası
bir sakatlığı ile zaten aslı kanat forvet olan Jese
Rodriguez’in uzun süredir oynamaması, yani ne
şekilde dönecek olmasındaki belirsizlik, kısacası
Real Madrid gibi bir takımın sezona tek santrforla
giriyor olması Real Madrid’i uzun sezonda
zorlaması muhtemelen faktörlerden birisi olacak.
Son olarak eldeki oyuncu zenginliğine rağmen
Ancelotti’nin 11 seçimleri de Real Madrid’in sezonu
hangi noktada bitireceği konusunda fazlasıyla
belirleyici olacak. Geçtiğimiz sezon pragmatist
bir yaklaşım sergileyerek Mourinho’nun takımıyla
ve sistemiyle fazla oynamalar yapmayan İtalyan
hoca, başta formsuz Casillas mı yeni transfer
Keylor Navas mı ve Di Maria gönderilecek mi
takımda mı kalacak soruları başta olmak üzere
birçok önemli soru işaretini gidermek zorunda.
Artıları
Real Madrid yapılan transferlere rağmen takımın
iskeletini büyük ölçüde korumayı başardı
ve oturmuş-ahenkli kadrosuyla La Liga’da
şampiyonluğun en önemli adayı konumunda.
Dahası lig şampiyonluğunun kaybedilmesine
rağmen kazanılan Şampiyonlar Ligi ve UEFA Süper
Kupa şampiyonluğu da bu sezon için takımın
özgüvenini en üst noktaya çekti.
Psikolojik faktörlerin yanı sıra Real
Madrid, özellikle orta sahada ileri
yönelik Bale, Ronaldo, James, kalırsa
Di Maria gibi oyuncular sayesinde
inanılmaz bir hücum gücüne;
Ancelotti’nin Mourinho’dan kalan
mirası değiştirerek topa sahip bir
takım yaratma düşüncesini hayata
geçirebilecek Kroos, Modric ve Xabi
Alonso gibi bunu gerçekleştirebilecek ve
topa sahip olduğu anlarda dünya üzerinde
neredeyse her takıma orta saha üstünlüğü
kurabilecek son derece kaliteli ayaklara sahip
bir ekip görüntüsü çiziyor.
BARCELONA
Yaz Dönemi
Katalanlar 2 transfer dönemlik cezadan
dolayı 1,5 sezonluk transferini gerçekleştirdi,
gerçekleştirmeye devam da ediyor. Luis
Enrique’nin gelişiyle sistemsel anlamda öze,
Guardiola dönemindeki taktiksel anlayışa
döneceğinin sinyallerini veren Barça, Vermaelen
ve Mathieu ile yıllardır çektiği savunma zaafını
gidermeye yönelik yaptığı takviyelerin yanı sıra
geçen sezon La Liga’nın en iyi performanslarından
birini sergileyen Rakitic ile sorunlu yıldız Luis
Suarez’i de kadrosuna katmış durumda. Bu
transferlerin yanı sıra başta Munir El Haddadi ve
Rafinha Alcantara olmak üzere kendi yetiştirdiği
isimleri de kadroya monte etmeye çalışıyorlar lâkin
harcanan bu kadar paraya rağmen transferlerin
yeterli olup olmadığı sorusu yine de Barcelona
camiasının kafasını kurcalamaya devam ediyor.
Handikapları
Barcelona,özellikle yan toplardan ve kontra
ataklardan muzdarip savunmasına takviyeler
yaptı ama şimdi de dörtlü savunmada hangi
isimlerin oynayacağı, Luis Enrique’nin belirlemesi
ve istikrarlı bir hat oluşturup oluşturamayacağı
son derece önem arz ediyor. Ligin ilk periyodunda
istikrarlı ve uyumlu bir savunma hattı
oluşturabilmek Luis Enrique’nin çözmesi gereken
en önemli sorun olarak karşısında duruyor.
Savunma uyumunun yanı sıra Mathieu’yu bir
kenara koyarsak Barcelona’nın hücumcu lâkin
savunmayı bilmeyen iki beki de bu konuda
Lucho’nun işini zorlaştıran faktörler arasında.
Dahası ‘yeniden yapılanma’ düşülünce bu sorunun
sadece geri dörtlü için değil tüm takım için
geçerli olduğu, yeni bir ekip olan Barcelona’da
oyuncuların birbirleriyle nasıl bir uyum sağlayacağı
da katalanlar için çözülmesi gereken bir problem
olarak ortaya çıkıyor.
Barcelona’nın bir diğer sorunu da orta sahada
Busquets’in yanında savunma özellikleri
gelişmiş, oyunu sertleştirebilecek bir ismin
daha bulunmaması. Guardiola’nın Keita ile
gerçekleştirdiği ve özellikle CL arenasında son
16 sonrası deplasmanlarda kullandığı, takımı
daha da sertleştirebilecek bir hamle opsiyonu
bulunmuyor. Song’un bekleneni verememesi,
büyük ihtimalle de gönderilecek olması bu
sorunun çözülebileceğini göstermiyor. Bir ihtimal
Mascherano’yu orta sahada da kullanabileceğini
açıklayan Lucho, Arjantinli ile geçici çözüm
üretebilir ama sezon öncesi geçirilen periyotta Masche’nin söylemlere
rağmen sadece stoperde kullanılması da taraftarın kafasındaki soru
işaretinin giderilmemesine yol açıyor.
Ve son olarak Suarez nasıl dönecek, Uruguaylı dönene kadar Barça’da
Lucho, özellikle hücum hattında, doğru tercihleri yapabilecek mi? Her ne
kadar elde Rafinha, Pedro ve Munir El Haddadi gibi isimler olsa da
Suarez’in kalitesi karşılanabilecek mi? Belki hepsinden de önemlisi
4 ay resmi maç yapmadıktan sonra sezonun en kritik maçı olan
Real Madrid karşılaşması için Suarez hazır olacak mı yoksa Lucho,
hazır olmayan Suarez’le kumar oynayıp kayıp mı edecek? Luis
Enrique’nin bütün bu sorulara vereceği cevaplar, Barcelona’nın
ligdeki kaderini doğrudan etkileyecek. E, ne de olsa hedefin 100
puan olduğu ve şampiyonluk için puan barajının son derece
yüksek olduğu La Liga’da tek maç bile, hele ki Real Madrid
ile olunca, sezonun akıbeti için ölümcül bir öneme
sahip oluyor.
Artıları
Artık Barcelona’nın B Planı var! Son 3 yıldır
gerek sakatlıklardan gerekse takımın başına
geçen hocalardan dolayı son derece tahmin
edilebilir bir takıma dönüşen, böylece doğru
önlemler alındığı zaman sıkıcı ve kısır bir
takıma dönüşen Barça, Lucho’nun da söylediği
üzere sezon öncesinde başta 3-4-3 ve 4-1-2-1-2 olmak
üzere, özellikle Messi’ye serbestliğe ve Neymar-Suarez’in
farklı kombinasyonlarında dizilimine dayanan farklı taktiksel
şablonları deniyor. Club Leon maçıyla ortaya çıkan en fazla
dikkat çeken faktörlerden biri de geçen yıl genellikle kanada
hapsolan Neymar’ın -önceki maçlarda da sol forvetlerin- ortaya
daha yakın oynaması ve Brezilya Milli Takımı’ndaki serbestliğini
elde etmesi ki geçen sene Katalanların büyük ölçüde Neymar’dan
faydalanamaması da düşülünce Messi’nin yükünü bir şekilde
azaltmak takım için önemli bir koz olacaktır.
Barcelona’nın bu yaz yaptığı en önemli hamlelerden birisi ise Rakitic.
Son 3 sezondur yaşı itibarıyla düşen ve 2010 öncesi dikine
paslarını bize izletemeyen Xavi yerine dikine oynayan, adam
geçen, tempoyu ayarlayan ve hepsinden önemlisi bu
özelliklerini şimdiden hazırlık maçlarında gösteren
Rakitic, Barcelona hücumlarına hız ve tehdit
katacak, klasik pas oyunuyla rakibi boğan Barça’da
son pasların artmasını sağlayacak ve Iniesta’nın
yükünü de hafifletecektir.
ATLETICO MADRID
Yaz dönemi
Geçtiğimiz sene tarih yazan Madrid’in kırmızı
yakası, bu başarıda son derece önemli rol oynayan
isimlerin başında gelen Filipe Luis, Diego Costa
ve Thibaut Courtois’yı kaybetti. Fakat bu sezon
para harcamaktan çekinmeyen ve 100 milyon
euronun üzerine çıkan Los Colchoneros, Antoinne
Griezmann, Mario Mandzukic, Miguel Angel Moya
ve Giullerme Siqueira olmak üzere bu isimlerin
yerlerini kağıt üzerinde doldurmayı başardı.
Handikapları
Hazırlık periyodunda oynanan maçlar
değerlendirildiğinde görünen o ki Atletico
Madrid bir şekilde Courtois’nın yerini doldurmuş
durumda. Hatta aynısını Filipe Luis’in hücuma
kattığı opsiyon konusunda da söyleyebiliriz ama
son derece hücumcu ve teknik bir bek olmasına
rağmen Siqueira’nın savunmadaki zaafları ve
hepsinden önemlisi Mandzukic’in Atleti profiline
uymayan, yırtıcılıktan ve hatta pis işlerden uzak
oyunu, bu özellikleri nasıl edineceği gibi faktörler
Atletico adına geçiş evresinde son derece belirleyici
olacaktır. Mandzukic’in kalitesi aşikâr lâkin
Atleti’nin geçen seneki oyunu ve Diego Costa’nın
rolü düşünüldüğünde biraz daha İspanyol
ekibinin oyununa adapte olması, hatta daha da
çirkinleşmesi şart. Bunun yanı sıra Meksika’dan
transfer edilen Jimenez’in yırtıcı, hareketli ve
rakip savunmayı meşgul eden oyununa rağmen
bitiricilikteki sıkıntısı da Diego Costa’nın yerinin
kolay kolay dolmayacağını gösteriyor.
Geçtiğimiz sezon ağırlıkla 4-4-2’yi kullanan ve
Villa-Costa ikilisini bu açıdan son derece verimli
kullanan Simeone, şimdilik 4-2-3-1’i seçmiş ve
hücuma yönelik orta saha oyuncularına güvenen
bir görüntü çiziyor ama ileri uçta istediği verimi
elde edip edememesi durumunda JimenezMandzukic ikilisine dönebilir ki bu değişim de
özellikle takıma yeni katılan isimler için bir
zorluk teşkil edip Griezmann’ın kaleden daha da
uzaklaşıp verimsizleşmesine neden olabilir.
Antoinne Griezmann
Artıları
Gelen ve giden isimlerdeki çokluğa rağmen Atletico
Madrid’in en büyük gücü hiç şüphesiz tam bir
sistem ve hoca takımı olması. Diego Simeone’nin
rakipleri boğan ve alan bırakmama üzerine kurulu
savunma futbolunu bu sezon da izlemeye devam
edeceğiz. Sistemin korunmasının yanı sıra takımın
iskeleti olan orta sahanın ve stoper ikilisinin
muhafaza edilmesi de Atletico Madrid taraftarlarını
iyimser olmaya iten faktörler olarak öne çıkıyor.
Anlayacağınız Atleti yine zor gol yiyen, dizilimden
ziyade sistemin önemli olduğu, yan toplarda belki
de Avrupa’nın en tehditkâr takımı olmaya devam
ediyor. Dahası geçen sene gelen şampiyonlukla
‘başarının imkânsız olmadığının’ ortaya çıkması ve
Barcelona-Real Madrid ikilisinin üzerinde artık daha
fazla baskı olması da Atletico Madrid’i bu yarışta
avantajlı kılıyor.
Bu faktörlerin yanı sıra özellikle yapılan Griezmann
takviyesi ile Atletico Madrid geçen seneki
santrfor takımı hüviyetinden de bir nebze olsun
kurtulmuş, orta sahası çok daha tehlikeli ve
hücuma yönelik bir takıma dönüşmüş durumda.
Özellikle Griezmann’ın Sociedad’da geçirdiği evrim
sayesinde saf bir kanat oyuncusu profilinden
kurtulup oyun kurucu ve yardımcı santrfor
da oynayabilen, gole fazlasıyla yakın oyunu;
Mandzukic’e geçiş evresinde Simeone’nin elini
rahatlatacak bir başka faktör olacaktır.
SEVILLA
Yaz dönemi
Sevilla denince akla ilk olarak kaybedilen Rakitic,
Alberto Moreno ve kirası sona eren Stephane
M’Bia geliyor lâkin geçen sene kiralık oynayan
ve takımın Avrupa Ligi’ni kazanmasında önemli
işler yapan Nicolás Pareja ile Daniel Carriço’nun
bonservislerinin alınması, Denis Suarez ile Gerard
Deulofeu gibi son derece potansiyelli iki ismin
kiralanması, sezon öncesi harika bir performans
sergileyen Grzegorz Krychowiak’ın yanı sıra Unai
Emery’nin eski öğrencisi Éver Banega, Aleix Vidal
ve Alejandro Arribas takviyeleriyle Sevilla’nın yeni
sezona daha da güçlü girdiğini söylemek mümkün.
Özellikle de Negredo-Navas ikisinin ayrılmasından
sonra Emery’nin takımı daha güçlü kıldığı ve
tam bir yeniden yapılandırma uzmanı olduğu
düşünülürse Sevilla’nın bu sezon da güçlü bir ekip
olarak La Liga’da can yakmaya devam edeceğini
söylemek mümkün.
Handikapları
Sevilla’nın, daha doğrusu Unai Emery’nin
bulunduğu bir takımın en büyük ve değişmeyen
eksisi ‘istikrar’ denebilir. Rafael Benitez ekolünden
gelen ve sezon boyunca kadrodaki 24 oyuncuyu
da kullanma üzerine dayalı geniş bir rotasyonu
tercih eden Emery, belki bu şekilde takımını diri
tutmayı ve forma savaşını körüklemeyi başarıyor
ama bu durumun zaman zaman takımı olumsuz
etkilemesinin yanı sıra birçok oyuncunun ‘nasıl
oynarsam oynayayım 2 maçın 1’inde yokum’
düşüncesiyle işleri savsaklamasına yol açabiliyor.
Bu handikabın yanı sıra Sevilla’nın orta sahada
yaratıcılık konusunda Denis Suarez ve Ever
Banega dışında önemli bir ayağa sahip olduğunu
söylemek güç. Geçen sezon Barcelona B’de son
derece iyi bir performans gösteren, çok yönlülüğü
ve yaratıcılığı sayesinde farklı mevkilerde oynayan
Suarez belki bu yükü kaldırabilir ama olası bir
sakatlık durumunda - ki Suarez’in sık sakatlanan
bir isim olduğunu ve sezon öncesi de bir sakatlık
geçirdiğini hatırlatmak lazım - Sevilla sıradan ve
üretkenlikten uzak bir takıma dönüşebilir. Ever
Unai Emery
Banega hakkında ise çok lafa gerek yok; saha
içinde oldukça yetenekli lâkin saha dışında bir o
kadar problemli... Dünya üzerinde kendi arabasıyla
kendini ezip ayağını kırabilen kaç insan var ki
sonuçta..?
Artıları
Sevilla’nın en büyük artısı da handikap konusunda
olduğu gibi Unai Emery. Belki de taktiksel açıdan
La Liga’da hale hazırdaki en iyi hoca olan, kendi
doğrularından vazgeçmeyen, genç isimleri son
derece verimli kullanmayı başaran, takımlarına
daima keyif veren bir oyun oynatan ve büyük
maçlarda genellikle istediğini alan Emery, tam
da istediği gibi geniş ve potansiyelli bir kadroya
sahip. Eğer her zaman yaptığı gibi eldeki
potansiyeli kullanmayı başarabilir ve Sevilla’ya,
geçen sezonların aksine, erken form tutturmayı
başarabilirse Endülüs ekibini ilk dört için son
derece önemli bir aday haline getirebilir.
Hoca faktörünün yanı sıra Sevilla’nın dikkate değer
bir hücum gücüne sahip olduğunu vurgulamak da
şart. İleri uçtaki Gameiro ve Bacca ikilisinin yanı
sıra Aspas, Jairo, Deulofeu, Denis Suarez, Jose
Antonio Reyes gibi isimler sayesinde Sevilla’nın lig
ortalamasının üzerinde bir hücum gücüne sahip
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Eğer Emery,
Sevilla’daki hücum-savunma dengesini kurmayı
başarabilirse ekibini son derece korkutucu bir
takıma dönüştürebilir.
ATHLETIC CLUB
Yaz dönemi
Bask oyuncu oynatma politikasından dolayı transfer havuzu son derece kısıtlı olan Athletic,
bu sezon da aldıklarıyla değil sattıklarıyla gündeme geldi. Takımın önemli parçalarından
Ander Herrera’yı Manchester United’a kaptıran Athletic Club, kadrosuna tek takviyeyi de
Alaves’ten aldığı Borja Viguera ile yaptı. Bunun dışında Iñigo Pérez, Jonás Ramalho, Borja
Ekiza kiralık gönderilirken başta Celta’dan kiralık olarak dönen
Jon Aurtenetxe ve alt yapıdan gelen Ager Aketxe, Unai
López, Unai Bustinza üçlüsü takıma katıldı.
Handikapları
Athletic geçtiğimiz sezon son derece kompakt bir
futbolla ilk 4’e girmeyi başarıp Şampiyonlar Ligi
biletini almayı başaramasa da kulübün siyasi
politikalarından dolayı kadrosunu güçlendiremedi.
Takımın hocası Ernesto Valverde, orta sahadaki
Ander Herrera boşluğunu Beñat Etxebarria
ile doldurmayı başarsa da - ki
muhtemelen dolduracak - ileri
uçta belli bir yaşa gelmiş
Aduriz’in alternatifsizliği bu
sezon da Athletic’in en büyük
sorunu olacak.
Ayrıca savunmada
Valverde’nin Gurpegui’den
vazgeçememesinden dolayı
hattın ağırlaşması ve oynanan futbol ile
yüksek hatlı savunma dikkate alındığında
Gurpegui’nin kamyonvari hızı ile Athletic’in
hızlı top çeviren ve doğrudan kaleyi düşünen
takımlar karşısında oldukça kırılgan bir takım
havasına büründürüyor.
Artıları
Ernesto Valverde’nin en büyük kozu hiç
şüphesiz oturmuş kadrosu. Herrera dışında
takımı aynen koruyan Bask ekibi, gerek sistem
gerek isimler açısından Amerika’yı yeniden
keşfetmek zorunda değil. Takımda herkesin
oynayacağı mevki ve rol tanımları belli. Bu da
zaten rüştünü ispat etmiş Athletic’in çok büyük
problemlerle uğraşmadan performansını aynen
sürdürebilme imkanını fazla kılıyor.
VALENCIA
Yaz dönemi
Transferlerden ziyade kulüpteki sahip değişimiyle
gündeme gelen Los Che, Peter Lim’in görevi
devralmasıyla ciddi bir yeniden yapılanma
sürecine girdi. Jérémy Mathieu, Juan Bernat,
Dorlan Pabón, Éver Banega ve Aly Cissokho’yu
takımdan gönderirken Almanya ile Dünya Kupası
kazanan Shkodran Mustafi’nin yanı sıra Jorge
Mendes aracılığıyla André Gomes, Rodrigo, Lucas
Orbán, Yoel Rodríguez, Rodrigo, João Cancelo,
Bruno Zuculini’yi kadrosuna kattı. Belki hepsinden
de daha önemlisi Juan Antonio Pizzi’nin yerine
takımın başına Nuno Espirito Santo’nun geçmesi
oldu.
Handikapları
Valencia uzun süredir başarısız bir görüntü çiziyor
ve bu sebeple de son 2 senedir sürekli bir yeniden
yapılanma içerisinde. Fakat şunu söylemek şart
ki hiçbiri bu sezon yaşanan değişim gibi değildi.
Valencia yeni bir ekip, hocası Nuno Santo da Rio
Ave ile kısmen başarılı olsa da kendini bu seviyede
henüz kanıtlayabilmiş bir isim değil. Kadro yapısı
kaliteli olsa da Valencia için bu geçiş süreci son
derece baş ağrıtıcı bir şekilde geçebilir.
Artıları
Geride kalan 2 sezon hem uyum hem de hücumda
yaratıcılık sorunları yaşayan Valencia’da beklentiler
düşmüş durumda. Bunun yanı sıra Santo’nun elinde
son derece genç, gelecek vaat eden ve kendini
göstermek isteyen bir kadro olduğunu söylemek
mümkün. İleride Alcacer ve Rodrigo, orta sahada
Zuculini, Rodrigo ve Andre Gomes, geride Cancelo,
gaya ve Vezo, 22 yaş altında ve ileride önemli yerlere
gelebilecek kapasitede isimler. Eğer dinamizmlerini
de sahaya taşıyabilirlerse Valencia’nın şapkadan
tavşan çıkarmaması için bir sebep yok.
Emre Çelik
Özel Dosya HF141
MESTALLA VE AYAKLI iSPANYA TARiHi
MANOLO EL DEL BOMBO
Emre Çelik rotayı İspanya’ya kırdı ve 1982 Dünya Kupası’ndan bu yana tüm kupaları
yerinde izleyen, Boğaların amigosu olarak davul çalan Manolo el del Bombo ile de bir
söyleşi gerçekleştirdi
Bi’ Varol Döken olmanın imkânı yok ama bu hafta
kısmen de olsa köşesini çalıyorum. Ee, o kadar
İspanya gezdik, dergiye de malzeme çıktı haliyle.
1 aylık Sevilla macerasının ardından aslında
Madrid üzerinden kuzeye çıkıp, ardından da
Bilbao, San Sebastian, Zaragoza ve nihai hedef
Barcelona’ya gitmeyi planlıyordum ama biraz
üşengeçliğimden biraz da Endülüs’te geçirdiğim
uzun sürenin ardından ‘yeter bu kadar tarih, biraz
da sahil görüp eğleneyim’ diyerek İspanya’nın
doğu kıyılarından Barcelona’ya çıkmaya karar
verdim ve 12 saatlik çileli bir otobüs yolculuğunun
ardından Alicante’ye ulaştım.
Alicante, yaklaşık 300 bin kişilik nüfusa sahip,
inanılmaz temiz, harika bir sahile ve o sahili çok
daha güzelleştiren Benacantil Dağı’nın tepesindeki
heybetiyle hâlâ şehri koruyan havasıyla Santa
Barbara Kalesi’ne sahip, daha da önemlisi
İspanya’nın birçok bölgesine kıyasla son derece
makul fiyatlara sahip bir kentimiz. Santa Barbara
dışında çok fazla gezilecek tarihi yapıya sahip
olmasa da girişi ücretsiz olan Volvo Ocean Race
Müzesi; sahil ile marina arasında uzanan, gayet
makul fiyatlara her türlü şeyi satın alabileceğiniz
küçük kulübelerin bulunduğu Explanada de España,
giriş için sadece 2,5 euro ödediğiniz harika bir Star
Wars müzesinin yer aldığı Santa Barbara ve elbette
pazar gecelerini bir kenara koyarsak sınırları zorlayan
gece hayatı Alicante’de olmazsa olmazlardan.
Doyamadığım 4 günlük Alicante macerasının
ardından ise futbol ve bir de röportaj maksatlı
uğramak için sıraya koyduğum Valencia’ya, 1 saat
45 dakikalık hızlı tren yolculuğunun ardından
Estacio del Nord’dan girişi yaptım. İstasyon, eski
kentin hemen sınırında ve metro ile istediğiniz
yere gitmek son derece kolay. Valencia’ya ulaşır
ulaşmaz kalacağım yerin bulunduğu Tetuan
meydanını bulduktan sonra biraz saatin ilerlemesi
biraz da yorgunluktan dolayı ilk günü istirahata
ayırdım. İkinci gün planlarımda Mestalla’ya gidip
işin futbol yanını aradan çıkarmak, ardından da
Valencia gezimin tamamını kendime ayırmak vardı
ve bu düşüncelerle siestanın ardından Valencia
CF’un müzesini ve Mestalla’yı gezmek üzere yola
koyuldum ki o arada aklıma Manolo el del Bombo
geldi. İspanyol futbolseverlerin ve özellikle İspanya
Milli Takımı’nı yakından takip edenlerin illa ki bir
şekilde duyduğu Manolo’nun barının Mestalla’ya
yakın olduğu, Graham Hunter’ın Spain: The Inside
Story of La Roja’s Historic Treble isimli kitabında
okuduğum üzere, aklıma geldi ve şansımı deneme
kararı aldım. Tetuan’dan yaklaşık 5 dakikalık
yürüyüşün ardından Misser Masco Caddesi’ne
ulaştım. Gerisi zaten kolay; dümdüz ilerliyorsunuz
ve caddenin sonunda turuncu görüntüsüyle
cezbeden dev bir stadyum sizi karşılıyor. Tur için
biletlerin satıldığı Puerta 3’ü bulmam da çok uzun
sürmedi, sona eren caddenin hemen karşısındaydı.
İspanya genelindeki stadyumlara kıyasla gayet
makul fiyatla satılan (Tam: 9,80 euro, Öğrenci:
7,40€ euro| Sevilla’da Ramon Sanchez Pizjuan’a
girmek isterseniz 20 euroyu, Camp Nou için de
23 euroyu gözden çıkarmanız gerekiyor) biletimi
aldıktan sonra turun başlamasına 45 dakika
olduğu için stadyumun etrafında Manolo’nun
barını aramaya koyuldum. Amstel’ın da 1 eurodan
satıldığı, ana tribünün kuzey tarafında bulunan
taraftar derneğinde aldım soluğu. Niyetim iki bira
içip sadece Manolo’nun barının yerini sormaktı ama
kafayı içeriye uzatınca çok da büyük sayılmayan bir
odanın tarihi barındırdığını görünce soluğu içeride
aldım. Mestalla’nın yapım aşamasından, Kempes’in
neredeyse her önemli anına ait fotoğrafların,
80’lerden itibaren dergi arşivinden Benitez
dönemine kadar bir çok orijinal fotoğrafı görünce
haliyle çekebilmek için izin aldım. Fotoğrafları
çekip, dergilere göz attıktan sonra da dayılarla ayak
üstü muhabbete daldık. Türkiye’den geliyorum
diyince ikisi de şaşırılmayacak biçimde Topal dedi
haliyle. Yaşlı olan, derneğin başkanı, “Topal’ı çok
severdik. Zaten burada sevmeyen bulamazsın. Çok
önemli oyuncuydu, savunma ile orta saha arasına
onun gibi oyuncu daha da gelmedi” dedi ve hızını
alamayıp “Topal neden ayrıldı biliyor musun?”
sorusunu yapıştırdı. Açıkçası işin ayrıntılarını
bilmiyordum, daha doğrusu basına yansıdığı
şekilde “Türkiye’ye dönme isteği” dışında bir
neden olduğunu bilmiyordum ama dernek başkanı
abimiz, “Soyunma odasında barınamadı. Albelda
ile kapıştılar, Albelda da kulüp efsanesi olunca
Topal’ı göndertti” dedi. Diğer abimiz de hemen
yapıştırdı; “Tino Costa’ya da aynısını yaptı Albelda.
Albelda olunca da kimse bir şey yapamadı” Aslında
mantıklı düşününce çok da şaşırtıcı gelmedi. O
dönem Albelda kulübeye hapsolmuş, Tino-Topal
ikilisi oynuyordu. Ve biz bu konuşmayı Mestalla’nın
dışına asılı devasa Albelda posterinin altında
gerçekleştiriyorduk... Saat turun başlayacağı 19:45’e
Valencia’da bir söz vardır. Mario Kempes değil
onun adı. Gol deseniz yeterli.
yaklaşırken Manolo’nun barının yerini öğrendim ve
müsaade isteyerek Puerta 3’ün yolunu tuttum.
Mestalla zamanı
Mestalla turu yaklaşık 45 dakika sürüyor ve
stadyuma girdikten sonra şeref tribünündeki
tanıtımla başlıyor. Kısaca bilgi vermek gerekirse
2014/15 sezonu için La Liga’da yer alacak takımların
kullandığı stadyumlar içerisinde en eski olanı.
Aslında kentin dışına doğru, onu da görme fırsatım
oldu, yerine yenisinin inşaatına başlanmış durumda
fakat bir süredir Valencia’nın boğuştuğu ekonomik
sorunlar yüzünden inşaat bir süredir durmuş
durumda. Los Che’nin yeni sahibi Lim’in ardından
ne olur bilmiyorum ama bir süre daha Mestalla,
La Liga’nın en eskisi olmaya devam edecek gibi.
Neyse, Presidente yazısını görünce başkanın
koltuğuna oturdum ama daha da önemlisi varmış:
Kraliyet ailesinin koltuğu. Ardından ise Valencia’nın
tarihi boyunca kazandığı 20 kupa ve 3 de özel
ödülün bulunduğu kısma geçiliyor. Açıkçası çok
etkileyici olduğunu söylemek güç. Hatta bu bölgede
benim en fazla dikkatimi çeken şey, duvarda asılı
vaziyetteki 1919’da kulübün kuruluşunun belgesi.
Ve 2004’te Valencia’nın IFFHS sıralamasına göre
Dünya’nın En İyi Kulübü olmasının şerefine aldığı
ödül. İnsan Benitez sonrası kulüpte yaşanan
ekonomik ve sportif düşüşü aklından geçirmeden
edemiyor haliyle…
Ardından Stadyumun dününe ait fotoğrafların
bulunduğu bir bölüm karşılıyor bizleri. Mestalla’daki
ilk maç 20 Mayıs 1923’te, iki Valencia takımı
arasında, Valencia-Levante, arasında yapılmış. Her
ne kadar Katalanlar kadar milliyetçi olmasalar da
Valencia Bölgesi’nin bayrağı Senyera ile çıkılmış ilk
maç ve tabii ki 1957’de Turia Nehri’nin taşmasıyla
oluşan ve 80’den fazla insanın ölümüne yol açan
selden dolayı, felaketin ardından kentin içinden
geçen nehrin yatağını değiştirmişler ve şu an
yatağın bulunduğu yerde devasa bir park bulunuyor,
neredeyse harabeye dönmüş stadyumun
fotoğrafları yer alıyor. Bu bölümün ardından ise
kulüple özdeşleşmiş isimlerin kramponlarının,
1919’da bu bildiriyle Valencia kuruldu.
Başkanın stadyumda maçı izlediği yer oldukça iyi…
2004’te Valencia’nın IFFHS sıralamasına göre
Dünya’nın En İyi Kulübü olmasının şerefine aldığı
ödül.
Bu da Valencia’nın şanlı tarihindeki kupaları.
formalarının, kaptanlık pazubantlarının bulunduğu
bölmeye geçiliyor. Ve bu andan itibaren Rafael
Benitez, Alfredo di Stefano ve Mario Kempes bizleri
karşılıyor! Aradan geçen 10 yıla rağmen özellikle
Benitez’in Mestalla’nın her santimetresinde
hâlâ yaşadığını söylemek mümkün. Fakat
futbolculardan toplanan malzemeler yeterince
tatmin edici değil, sayıca az. Takriben geçilen
bölüm ise kulüp tarihinin önemli günlerinden 2004’te şampiyonlukları getiren Sevilla maçı,
1971’deki Espanyol maçı gibi - gazete küpürleri yer
alıyor. Sadece zaferlerin olması dikkatimi çekti ve
stadyumdaki görevliye “Neden kulübün kaybettiği
önemli maçlarla ilgili gazeteler yok, özellikle de
1985/86 sezonuna ait?” sorusunu yönelttim ama
bu tarzda bir bölüm olmadığını söylediler. Ardından
da basın toplantılarının düzenlendiği kısma geçtik.
Sıradan bir oda ama burada da bizleri Benitez,
Soyunma odasındaki Benitez’in kutsal amblemi.
Ondan önce tam bu notkada dev bir ayna yer alıyormuş.
hatta Cuper ve Jacinto Quincoces karşıladı. Ardından
soyunma odasına geçtik. Soyunma odasının pek bir
numarası yok; en fazla dikkat çeken nokta, odanın
ortasında yer alan devasa Valencia amblemi. Fakat
bu amblem Valencialılar için son derece önemli.
Nedenini sorduğumda yanıttan yine Rafa Benitez
çıktı. Cuper dönemi ve öncesinde burada devasa
bir boy aynası varmış ve oyuncular maçlardan önce
saatlerce saçlarıyla, dış görünüşüyle uğraşıyormuş.
Benitez, Valencia’ya geldiği ilk gün stadyumu
gezerken bu durumu öğreniyor ve “Böyle saçma şey
olmaz. Kimsenin dış görünüşünün en ufak bir önemi
yok. Buraya logoyu koyun, oyuncular bakıp ne için
oynadıklarını hatırlasın” diyor. Ardından da Benitez
ile Yarasalar uçuşa geçince haliyle bu logo kutsal bir
anlam kazanıyor. Muhtemelen Benitez’in bu hamlesi
o dönem en fazla Santiago Cañizares’i zorlamıştır
diye içimden geçiriyorum ve devam ediyorum.
Valencia soyunma odasının hemen yanında hakem
odası, bir adet şapel ve rakip soyunma odası
bulunuyor ve bu üç oda bir koridorda buluşuyor.
Ardından kulüp tarihinin efsanevi hocalarının,
kaptanlarının, golcülerinin fotoğraflarının
bulunduğu bir koridordan sahaya doğru ilerliyoruz.
Önce Di Stefano’nun 1971’deki şampiyonluğun
ardından söylediği “Hiçbir oyuncu, bizim
oluşturduğumuz takım kadar iyi değildir” sözlerinin
altından geçiyoruz ve merdivenleri takiben
Mestalla’nın muazzam atmosferi bizleri karşılıyor.
Nihayetinde stadyum turu yaklaşık 45 dakika
sürüyor. Mestalla’dan etkilenmemek gerçekten
güç, hatta yeni stadyum tamamlanmadan burada
bir maç izleme düşüncemi de şimdiden sıraya
koyuyorum. Benim Valencia’da geçirdiğim dönemde
hazırlık maçı olmamasına da biraz üzülüyorum ve
Manolo’nun barının yolunu tutuyorum. Bulmak zor
olmuyor; hemen Puerta 3’ün karşısında görüyorum.
Beni nelerin, nasıl bir adamın beklediğini
bilmediğim için biraz tedirginim. Saatin de 9’a,
yani İspanyolların yemek saatine yaklaşmasıyla,
doğal olarak kalabalık bir barla karşılaşıyorum.
Barın arkasında İspanya formalı, devasa bir adam
görüyorum. Manolo olduğunu tahmin etmek zor
değil. Yanına gidip “Acaba siz Manolo el del Bombo
musunuz?” diyorum ve dev cüsseli adam da bana
“Evet” yanıtını veriyor. Türkiye’den geldiğimi,
kendisiyle müsait olursa bir sonraki gün için röportaj
yapmak istediğimi söylüyorum. Manolo son derece
sıcakkanlı bir insan. “Adamım bira içer misin?” diyor
ve bir caña ısmarlıyor. Kafanızı çevirir çevirmez 4
davul dikkatinizi çekiyor. 3’ü bir arada ve altlarında
sırasıyla Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro
2012 yazıyor. Tahmin etmek çok da zor değil; bu
davullar Manolo’nun turnuvalarda çaldığı davullar.
Diğeri ise bir köşede tek başına duruyor. Köşeye
ayrılmış davulu sorunca Manolo, “Adamım o davul
Brezilya’ya götürdüğüm. Uğursuz olan. Ondan
ayırdım o tarafa” diyor. Ben biramı yudumlarken
hafiften laflıyoruz. Benim fotoğraflarını çektiğim
küpürlerin, resimlerin hikayesini anlatıyor ve bir
sonraki gün 4, yani barın en boş olacağı saat için
sözleşiyoruz. Tabi İspanyolca bilsem de daha
Manolo’nun lanetli davulu, elbette Brezilya’da
kullanılan.
önce röportaj tecrübem olmadığı için ayrılmadan
önce biraz da çekinerek İngilizce bilip bilmediğini
soruyorum ama Manolo bilmediğini ama yavaş
konuşarak yardımcı olacağını söylüyor. Ayrılıyorum.
Di Stefano denince akla Real Madrid gelir lakin en az
Valencia’da da o kadar önemli. 71’de şampiyonluğu,
gördü 86’da küme düşme üzüntüsünü yaşadı.
HAYATI iSPANYA…
Manolo hakkında biraz bilgi vermek gerekirse
başlıkta da belirttiğim üzere “Ayaklı İspanya
tarihi” benzetmesi kesinlikle yanlış olmayacaktır.
Memleketi Huesca’da amigoluğa başlayan,
davuluyla takımın bir parçası olan, ardından
Zaragoza’yı ve 40 yıl önce yerleştiği Valencia’yı
destekledikten sonra 70’lerin sonunda milli
takımın peşine takılıyor. İspanya’da düzenlenen
82 Dünya Kupası’nda İspanya’nın grup maçlarını
Valencia’da oynayacak olmasının belirlenmesiyle
maç kaçırmama kararı alıyor ve Manolo’nun
macerası başlıyor. Anlayacağınız 82’den beri 9
Dünya Kupası’nda davuluyla birlikte İspanya’yı takip
eden, bu sene IV Felipe’ye tahtı bırakan babası Juan
Carlos I’nun yakın arkadaşı, İspanya Milli Takımı’nın
yıllardır değişilmez elemanı. Barı ise, bar demek ne
derece doğru tartışılır, Manolo’nun tribünlerdeki
50 yıldır devam eden macerasını anlatan bir
müze. Hatta öyle ki Türkiye’deki birçok müzeyi
5’e katlayacak cinsten. İspanya Milli Takımı’nın
Dünya Kupalarındaki imzalı yemek menüleri, Juan
Carlos I ve Papa II Jean Paul ile çekildiği fotoğraflar,
oyuncularla yedikleri yemekler, 2010 Dünya Kupası
dönüşü fotoğrafları, hepsinden önemlisi o meşhur
davulları ve daha nicesi... Fakat işin bir de öteki
yüzü var. Manolo uzun yıllardır devam eden bu
macerasını sürdürebilmek için deyim yerindeyse her
şeyini - ailesini, parasını, işini - kaybetmiş.
Soruları hazırlayıp bir gün sonra Manolo’nun barına,
daha doğrusu kendi deyimiyle “Spor Müzesi’ne”
doğru yola koyuldum. İçerideki tek müşterisini
de beni tanıtıp röportaj yapacağımızı söyleyerek
dışarı aldı ve bana bir caña çektikten sonra karşılıklı
oturduk;
E.Ç: Öncelikle beni kabul ettiğiniz için teşekkür
ediyorum. Katıldığınız ilk maç hangisiydi, hatırlıyor
musunuz? Kaç yaşındaydınız?
Manolo: Davulla ilk olarak Huesca maçlarına
gitmeye başladım. Orada meşhurdur. Yaşımı
hatırlamıyorum ama baya gençtim. Sonra milli
takım ve ardından da 9 Dünya Kupası.
Peki bütün maceranın başladığı 82 Dünya
Kupası? İspanya’nın Valencia’da oynamasının
etkisi oldu mu?
Aslında hem oldu hem olmadı. 3 sene önce takımla
birlikte yurt dışına gitmeye başlamıştım. Ama grup
maçları Valencia’da olunca takımı takip etmeye
karar verdim.
Ya Valencia’dan sonrası?
Takımı bırakmak istemedim ve bir şekilde
Madrid’e gittim - Manolo Madrid’e ve diğer önemli
maçları izleyebilmek için yaptığı seyahatlerde 15
bin kilometreden fazla otostopla yol kat etmiş.
İspanya’nın maçlarını elbette izledim. Onun dışında
önemli karşılaşmalara da katıldım. Bilbao’ya,
Elche’te gittim. Ve elbette İtalya ile Almanya
arasındaki finalde de tribünlerdeydim. Hatta
Valencia’da Honduraslı bir taraftarla tanıştım ve
bağlantıyı koparmadım. 85’te beni Honduras ile
Kanada arasındaki 86 Dünya Kupası için oynanan
eleme maçlarına davet etti fakat Honduras
turnuvaya gidemedi. Yani anlayacağın çok güzel
arkadaşlıklar da edindim o turnuvada.
Peki normalde hangi takımın taraftarısınız?
Valencia mı?
Hayır, hayır. Huesca. Orada büyüdüm. Sonra
Zaragoza, zaten Huesca’ya yakın. Orada da uzun
süre yaşadım. Valencia daha sonra gelir. Burada
yaklaşık 30 yıldır yaşıyorum çünkü. Ama hepsinden
önce elbette İspanya geliyor.
Bu arada müzede adamım buraya gel diyerek beni
bir köşedeki siyah beyaz Huesca fotoğraflarının
olduğu yere çağırıyor. Hakemlerle, Huesca ile
çekindiği fotoğraflar... “Orada da takımın bir
parçasıydım. Zaten fotoğraflardan belli oluyordur.”
diyor gülerek.Meksika’ya gitmeye nasıl karar verdiniz?
O dönem Dünya Kupası’nın ardından da maçlara
gitmeye devam ettim. İspanya’da da birçok önemli
maça katıldım. Mesela bak şu duvardaki ya 85 ya
86 Copa del Rey Finali’nden olması lazım. (Manolo,
Kral Juan Carlos). Ondan sonra da gerisi geldi zaten.
Karar vermek kolay olmadı.
Dünya Kupalarında yaşadığınız en iyi ve en kötü
anı?
Birçok şey yaşadım ama rahatlıkla şunu söyleyebilirim
ki İspanya kaybettiği zaman nefes alamıyorum.
Her defasında tekrardan ölüyorum. Yaşamadığımı
düşünüyorum. Mesela burada çok güzel bir örneği
var. Bu fotoğraf 2002’deki Kore maçından önce. Bu da
maç sonrası…
Bunun sorumlusu Mısırlı hakem değil mi?
Ah, evet evet. Morientes’in golünü yiyen hakem.
Ve çok klasik gelecek ama Amerika’daki Tassotti
ile Luis Enrique arasında olanlar ve İtalya maçını da
unutmam mümkün değil. İyi anılara gelince benim
için hayat 2008’de Avrupa Şampiyonası’nda yeniden
başladı. Ve Dünya Kupası...
Iniesta golü attığında neler hissettiniz?
Dünya Kupası Finali’ni Mata’nın babasıyla birlikte
izliyorduk. O an neler hissettiğimi kelimelere
dökemem. İnanılmazdı. Kafamı kaldırdığımda
Mata’nın babasının çılgınlar gibi bana koştuğunu
hatırlıyorum. Sonra da çılgınlar gibi sevindik.
Ardından yine müzenin bir köşesindeki fotoğraflara
götürüyor Manolo beni. Sara Carbonero ile maçtan
önce çekindiği fotoğraf, finalin ardından uçaktaki
eğlencelere ait fotolar ve çok daha fazlası. Fırsattan
istifade Avusturya’da İspanya’nın kamp merkezindeki
fotoğrafları gösterip hikayelerini anlatıyor tek tek.
2010’dan bir fotoğraf dikkatimi çekiyor. Manolo
davuluyla birlikte havaalanında ve son derece üzgün.
Hikayeyi bildiğim için hemen soruyorum;
Bu foto Paraguay maçı öncesi mi?
Evet. Hastalandığım için milli takımın doktoru acilen
ülkeye dönüp istirahat etmem gerektiğini söylemişti.
Ben de Paraguay maçını kaçırmıştım. 82’den bu yana
kaçırdığım ilk Dünya Kupası maçı. Aslında turnuva
sonuna kadar İspanya’da kalmam gerekiyordu ama
dayanamadım.
Peki bunun dışında maçlara gitmeye hiç ara
verdiniz mi?
Hayır hayır. 2010’daki Paraguay maçını
saymazsak hepsine gittim.
Eleme maçları ve Avrupa Şampiyonaları?
Tam emin değilim ama 7 veya 8 kez Avrupa
Şampiyanası’na katıldım. Eleme maçlarına da
deplasmanlara da elimden geldiğince hepsine
gidiyorum. Hatta başka branşlarda İspanya’yı
desteklemek için katıldığım maçlar da oldu.
Türkiye’ye geldiniz mi? Hangi maça geldiniz?
Geldim elbette ama davulumu götürmemiştim.
İspanya maçıydı elbette. Yanılmıyorsam Euro
2008 öncesi grup maçıydı. 2-1 kazanmıştık
sanırım. Aslında davulumu getirme konusunda
bir sorun yoktu ama yanıma almamıştım.
Binlerce maç izlediniz. Maradona’dan
Socrates’e, Rummenigge’den Baggio’ya birçok
fubolcuyu canlı izleme fırsatını elde ettiniz.
Bugüne kadar izlediğiniz en iyi oyuncu kimdi?
Bu sorunun cevabı çok basit. Benim için İspanya
formasını sırtına geçiren herkes dünyanın en iyi
oyuncusudur.
Son olarak La Liga’da yeni sezona dair ne
düşünüyorsunuz? Atletico muhteşem bir iş
başardı, sizce sürdürebilir mi? Ve Valencia?
Burada Barcelona ile Real Madrid’in arasına
girmek imkansıza yakındır. Atletico konusunda
haklısın. Transferleri de son derece iyi. Zirveye
çıkamasalar da zorlamaya devam ederler.
Valencia ise yeni yapılanma içerisinde. 4’üncülük
realist bir hedef olur.
Röportajın ardından Manolo’dan izin alarak
müzede fotoğraf çekilmeye koyuldum. O kadar
çok özel anı var ki çek çek bitmiyor. Ardından
sohbete daldık ve bar yavaş yavaş dolana kadar
Manolo ile lafladık. Sağolsun, ısrarlarıma
rağmen bana ikram ettiği biraların ve bir de
çıkartmanın parasını almadı. Eğer yolunuz
Valencia’ya düşerse, ve tabi ki İspanyolca
biliyorsanız, Manolo’nun “Tu Museo Deportivo”
isimli barına uğramadan sakın ha sakın kentten
ayrılmayın. Zaten değil Mestalla civarında,
kentte kime Manolo’yu sorsanız size tarif
edecektir ve inanın Manolo’nun muhabbetine
doyum olmuyor.
Tu Museo Deportivo
Adres: Visita el Museo Deportivo en la Pl. Valencia
Club de Futbol, 5 Junto al Estadio Mestalla Telefon:
96 393 04 60 Cep: 610 204 409
Bahadır Bozkurt
Almanya
HF141
MAINZ’IN YOLU
Klopp ile temelleri atılan Tuchel’le zirveye çıkan Mainz, şimdi Danimarka’nın gözbebeği
Hjulmand’in ellerinde. İskandinav teknik adamı zor bir süreç bekliyor
Her sezon yeni umutlarla yeni beklentilerle başlar.
Yeni transferler ilgiyle beklenir. Bir de yeni bir teknik
adamla yola başlıyorsanız, yeni sezonun o ilk maçı
en çok merak edilendir. İşte Almanya’nın küçük şehri
Mainz’da bu sene bu duygular hakim. Bu küçük
şehrin insanları önce Jürgen Klopp’tan, bu sene
de Thomas Tuchel’den ayrılmanın acısını yaşadı.
Hatırlamak bile istemedikleri 2000/01 sezonu
içerisinde 5 teknik adam değiştirerek sezona devam
etmişlerdi, kabus gibi sezonun ardından istikrara
güvenerek son 14 yılda sadece 3 teknik adamla
yola devam ettiler. Sıradan bir ikinci lig takımının,
Bundesliga’ya kök salmasının hikayesi de böylece
başladı.
Kulüp efsanesi Klopp
Ertuğrul Sağlam’ın forvetten stopere geçiş yaptığı
yıllarda, Jürgen Klopp da forvetten sağ beke geçmiş,
Mainz 05’in efsane isimleri arasına girmişti.
Formayı çıkarttıktan sonra eşofmanları üstüne
geçirmesi de fazla sürmez. Takım menajeri Christian
Heidel, kulübe bu kadar hizmet etmiş, taraftarın
sevgilisi olmuş bir adamı göreve getirdiğinde
Alman futbol tarihini değiştireceğinin muhtemelen
farkında değildir.
Klopp’la beraber Mainz’ın Bundesliga yürüyüşü
başlar, üst lig ilk iki sezon kıl payı kaçırılır. Üçüncü
sezonun sonunda ise takım tarihinde ilk kez
Bundesliga’ya çıkmayı başarır. Bu yeni arenada
Klopp hızlı, tempolu ve tutkulu oyunuyla Alman
otoritelerin beğenisini kazanır, bir rock yıldızı edasıyla
Bundesliga’da parlar. Ülkenin Ruhr yakasında bu
hırslı adamın üstünde ölü toprağı bulunan Borrussia
Dortmund’u bile dirilteceğini ön gören isimlerden biri
de sarı-siyahlıların CEO’su Hans Joachim Watzke’dir.
Başarılı sezonların ardından Klopp çok sevdiği
Mainz’dan 7 sezon sonra ayrılırken, Mainz mateme
bürünür, Dortmund’da umutlar yeşerir.
Tuchel İmparatorluğu
Mainz 05, Jurgen Klopp ile bir rüya yaşarken
Almanya’nın Ulm kentinde 24 yaşında genç bir adamın
futbol rüyası sona erer. Geçirdiği diz sakatlığı nedeniyle
Thomas Tuchel çok sevdiği futbolu bırakmak zorunda
kalır. Çürüyen dizinin ardında üniversitede dirsek
çürütmeye karar verir. Ekonomi bölümünden mezun
olur. Öte yandan ünlü teknik adam Ralf Ragninck
Stuttgart’ta göreve gelip, Ulm yıllarından tanıdığı
öğrencisi Tuchel’i ikna ederek futbol dünyasına tekrar
kazandırırken, Sttutgart’ın altyapısında bu genç
adama görev verir. Stuttgart’ın altyapısında bir futbol
bilgesiyle karşılaşan Tuchel, futbolun içerisinde kalmayı
iyiden iyiye benimser. Bu bilge; Holger Badstuber’in
de babası olan Hermann Badstuber’dir. Beraber
geçirdikleri yılların ardından Tuchel’e Bundesliga’nın
köklü kulüplerinin U19 takımları emanet edilmeye
başlanır. Sırasıyla Sttutgart ve Ausburg’un gençlerini
çalıştıran Tuchel’in bir sonraki durağı Mainz 05’in U19
takımı olur.
Jürgen Klopp’un Mainz yılları.
Kırmızı-beyazlıların menajeri Christian Heidel,
Tuchel’e U19 takımını emanet ederken, Jurgen
Klopp’un ardından A takımını da Jörg Andersen’e
emanet eder. Norveçli teknik adam Mainz’ı
tekrar ikinci ligden birinci lige çıkarsa da, Heidel’le
anlaşarak yolları ayırırlar. Fikir farklılıkları ve
iletişimsizlikten dolayı sezonun başlamasına 6
gün kala teknik direktörsüz kalan ligin yeni ekibi,
düşmenin tekrar en büyük aday adaylığını açıklamış
olarak değerlendirilir. Güzide kulüplerimizin de her
sezon bir yabancı teknik adama bavul toplattığında
akla gelen altyapı hocası senaryosu bu sefer Mainz
soyunma odasında hayat bulur. Bu senaryo, Mainz
için sıradan bir spagetti western değil, oscarlık bir
sezonun habercisidir.
Orhan Uluca’nın Borges Blog’daki çevirisiyle beraber
izlemeye doyum olmayan Tuchel’in “Rulebreaker”
(kural yıkıcı) videosunun başlangıcında anlattığı
dönem de tam bu zamana denk gelir. Almanların
pek tahammül edemeyeceği sistemsizliğin,
Mainz 05’de baş gösterdiği noktanın kulübün
yemekhanesi olduğunu belirler. Aynı anda sofraya
oturup, birlikte kalkmayı takım olma olgusunda
her şeyden öne koyan Tuchel, selamlaşma ve
tokalaşma kuralları koyarak işe başlar. Yeşil sahalara
Thomas Tuchel
inmeden önce yaptığı bu çalışmalarla beraber
Tuchel, birbiriyle zaman geçiren ve birbirini çok iyi
tanıyan ve saha içinde ne yapacaklarını bilecek olan
takımının temellerini atar.
Antrenmanlarda denediği taktik çalışmalarıyla
yetersiz görünen takımını parlatan Alman çalıştırıcı,
özellikle klasik antrenman tekniklerini terk ederek
takımın başarısında büyük rol oynar. Hiçbir zaman
tam saha çift kale oynatmaz. Bunun yerine
geometrik olarak böldüğü sahada oyuncularına
pozisyon bilgisini aşılar. Bu çalışmalarla beraber
yapılan rakip analizleri Tuchel’in farkını ortaya
koyar. Dokuzuncu basamakta bitirilen ilk sezonun
ardından Mainz rüzgarı Bundesliga’da daha sert
esmeye başlar. Tuchel, ikinci sezonunda ilk yedi
maçını kazanarak Bundesliga’da en iyi sezon
başlangıcı rekorunu kırar. Metin-Ali-Feyyaz’ı
aratmayacak Schrülle-Holtby-Szalai üçlüsüyle
rüzgarı fırtınaya dönüştüren Mainz, sezon sonunda
ligi beşinci sırada bitirerek, kendi sıkletlerinde
Everest’in zirvesini görür. Kulüp bu tarihi başarıyı
devam ettirmek istese de transfer sezonunda
parlayan tüm oyuncularını tek tek kaybeder. Mainz
duraklama devrinin eşiğindedir. Bundesliga’da
tehlikeli bölgeye yaklaşmadan geçirilen iki sezonun
ardından geçen sezon yakaladığı ivmeyle ligi
7’inci sırada bitirerek, tekrar UEFA Avrupa Ligi ön
elemesine katılmaya hak kazanır. Tuchel’in yeni
sezonda ne yapacağı merak edilirken, ani bir kararla
sezon sonunda kulüpten ayrılma kararı alır. Şok
karar sonrası Mainz ekibinin Klopp ve Tuchel’in
ardından göreve getireceği isim merak konusudur.
Bu sorunun cevabı, aslında 2012 senesinde saklıdır.
Danimarka’nın gözbebeği Hjulmand
Mainz tarama ekibi iki sezon önce AalborgNordsjealland maçını izlemeye gider. Maçta
izlenecek futbolcu Nicklas Helenius’tur. Takımlar
sahaya çıkar, Helenius’u takip etmek isteyen
scoutlar Nordsjealland’ın oynadığı futbola hayran
kalır. Oyuna hükmeden, hücum ve savunmayı çok iyi
uygulayan bir takımla karşı karşıyalardır.. Bu takımın
başındaki isim ise Kasper Hjulmand’dır. Hjulmand
oynattığı futbolla sadece ülkesinde değil, boy
gösterdiği Şampiyonlar Ligi’nde de olumlu eleştiriler
alır. Nordsjealland tarihindeki tek şampiyonluğu ve
iki Danimarka Kupası’nı Hjulmand zamanında yaşar.
Heidil ve ekibi Hjulmand’ın futbolunu takip etmeye
devam ederler. Beklenmeyen Tuchel’in ayrılığının
ardından Heidel, Hjulmand’la görüşmeye karar verir.
Orta ve uzun vadede yapılan planlar doğrultusunda 3
yıllık ilk anlaşmanın imzaları bu şekilde atılmış olur.
Mainz tarihinde Klopp-Tuchel sonrasında görev
almak Hjulmand için zor bir sezonun habercisi.
Özellikle Tuchel, Klopp’tan devraldığı bayrağı daha
yükseğe taşıdı. Otoriteler Hjulmand’dan ilk sezonda
çok büyük bir başarı beklemeseler de, özellikle
Tuchel’le karşılaştırmaya devam edecekler. Bu
sene kadrodan ayrılan Nicolai Müller, Eric ChopouMoting ve Shawn Parker’ın yokluğunun takımın
hücum gücünü de olumsuz etkilemesi bekleniyor.
Zira şu anda Mainz’ın forvetteki en büyük silahı
Japon oyuncusu Okazaki’nin de giden oyuncuların
ardından yalnızlık çekmesi muhtemel gözüküyor.
Orta saha oyuncuları Zimling, Geis, Baumgartlinger
ve Soto’nun bu sene gösterecekleri performans
yine ligdeki seyirlerini belirlemede önemli rol
oynayacak. Sol bek Kosta Rikalı Diaz ve sağ bek bu
sene transfer edilen Gonzalo Jara’nın, Dünya Kupası
sonrasında gösterecekleri performanslar da ayrı bir
merak konusu. Hjulmand’ın, Şili Milli Takımı’nda
üçlü savunmada oynayan Jara’ya stoperde görev
vermesi bekleniyor. Ausburg’dan transfer Bronsinki
de sağ bekte görev alarak yeni defans hattının ön
plana çıkacak oyuncuları arasında. Kalede ise giderek
Kasper Hjulmand
tecrübe kazanan genç eldiven Karius takımın en
çok gelişim beklediği genç oyuncusu konumunda.
Kadroya kiralık olarak katılan Filip Djuricic ve
performansı giderek yükselen Yunus Mallı ise bu
senenin en büyük kozlarından.
Lige İngiltere’de hazırlanan ve bu dönemde
Beşiktaş ile de bir hazırlık maçı yapan Mainz’ın
sezon açılışı pek parlak olmadı. UEFA Avrupa Ligi
üçüncü ön elemesinde Yunanistan’ın Asteras
Tripolis ekibine boyun eğen Mainz, Almanya Kupası
ilk turunda da Alman 3. Lig ekiplerinden Chemnitzer
FC’ye penaltılar sonunda elendi. Bu kötümser
tablo ile karşı karşıya kalsalar da takımın menajeri
Heidel, Hjulmand’ın zamana ihtiyacı olduğunu ve
kulüp olarak teknik adamın neler yapabileceğini
bildikleri için bu kötü sonuçların çalışmalarını
etkilemeyeceğini bildirdi.
Mainz 05, Bundesliga takip edenler için uzun süredir
ilgi çekici bir takım olmuştur. Bu yaz gelen yeni
hocasıyla beraber önümüzdeki yıllarda da bu ilgiyi
fazlasıyla hak edecek ve birçok kulübe rol model
olarak seçilebilecek bir takım hüviyetinde. İşler
yolunda giderse Mainz’ın ismini gelecekler yıllarda
örnek kulüp olarak daha çok duyabiliriz.
Mehmet Ali Çetinkaya
Futbol Kültürü HF141
PERi MASALI:
PFC LUDOGORETS RAZGRAD
Alt liglerden geldiği Bulgaristan Süper Ligi’nde fırtına gibi esen son üç sezonun
şampiyonu, geçen sezon Avrupa Ligi’nde Lazio’yu saf dışı bırakan Ludogorets Razgard
başarılı öyküsünün üstüne ekleme yapmaya devam ediyor
18 Haziran 2001’de Kuzeydoğu Bulgaristan’da,
Deliorman olarak bilinen Türk bölgesinde yer
alan (%27 ile Kırcaali’den sonra en yüksek Türk
nüfusunun yaşadığı ve İstanbul hariç, Avrupa’nın
en büyük camisi olan İbrahim Paşa Camii’nin
bulunduğu) Razgrad’da, Aleksandar Aleksandrov
ve Vladimir Dimitrov tarafından kurulan Ludogorie
Football Club, bir yıl sonra adını Razgrad 2000
olarak değiştirir. 8 sezon alt liglerde mücadele eden
kulüp, 2010’da adını, 1945’te kurulan ve Razgrad’ın
en eski takımlarından biri olan ama 2006’da
kapısına kilit vurulan Ludogorets Razgrad olarak bir
kez daha değiştirir.
2010 Temmuz’unda, CV’sinde sadece bir yıl
Lyubimets 2007’yi çalıştırmak bulunan teknik
direktör Ivailo Petev, takımın başına getirilir. Eylül
ayında ise iş adamı Kiril Domuschiev kulübü satın
alır ve peri masalı da sahnelenmeye başlar.
2010/11 sezonunda B Grupa’da yer alan ekip,
şampiyon olarak tarihinde ilk kez Bulgaristan’ın en
üst futbol ligi olan A Grupa’ya yükselmeyi başarır.
Kulübün başına geldiği sezonda A Grupa’ya
yükselmek, Domuschiev’i oldukça heyecanlandırır
ve iş adamı tecrübeli bir kadro kurmak için kolları
sıvar. Bulgar ligine göre oldukça iddialı bir bütçeyle,
13-15 milyon euroluk bir takım kurulur. (Bu
noktada, Türk ve Bulgar futbolunu bir nebze olsun
kıyaslayabilmek adına; 39 yıl aradan sonra Süper
Lig’e ikinci kez merhaba diyen Balıkesirspor’un
bütçesinin 22,5 milyon euro olduğunu belirtmekte
fayda var.)
Ivailo Petev’in yönetiminde başlanan ligin ilk
haftasında evlerinde Lokomotiv Plovdiv’le golsüz
berabere kaldıktan sonra, iyi sonuçlar almaya
başlayan Kartallar, yüksekten uçmaya başlarlar.
Fakat arkalarında 1924’ten beri düzenlenmekte
olan Bulgaristan Ligi’nde toplam 57 kez mutlu
sona ulaşan CSKA Sofya ve Levski Sofya gibi iki
tecrübeli kulüp vardır. Nitekim ligin ortalarında peş
peşe aldıkları 3 mağlubiyet CSKA’nın liderliğe kök
salmasını sağlar.
16 Mayıs 2012, Yeşil-beyazlılar için tarihlerinin en
önemli günüdür. Çünkü tarihlerinde ilk kez Bulgar
Kupasına uzanmak için Lokomotiv Plovdiv ile karşı
karşıya gelirler ve 1-0 yenik duruma düştükleri
maçı 2-1 kazanarak ilk önemli kupayı müzelerine
götürürler.
Bu maçtan sadece 6 gün sonra, ligin son maçında
CSKA’yı ağırlarlar. Sofya ekibi 2 puan farkla liderlik
koltuğunda oturduğu için maçın önemi büyüktür.
19. dakikada Ivanov’un attığı gol, Ludogorets’in
ilk sezonunda Bulgar Ligi’nde şampiyon olmasını
sağlar.
Temmuz 2012’de Lokomotiv Plovdiv’i 3-1 yenerek
Süper Kupa’yı da müzelerine götüren Kartallar,
Bulgaristan Futbol tarihinde CSKA Sofya ve Levski
Sofya’dan sonra Üçleme (Tre-ble) yapan 3. takım
olmayı başarırlar.
Ludogorets, A Grupa’ya çok iddialı bir giriş yapmıştır.
Vezalov’un golü, Razgard yine zirvede
Süper Kupa zaferinden birkaç gün sonra Yeşilbeyazlılar tarihlerinde ilk kez Avrupa’da boy
gösterirler. Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turunda
rakip, Hırvat Dinamo Zagreb’dir. Fakat işler
Bulgarların istediği gibi gitmez. 1-1 ve 2-3’lük
skorların ardından Kartallar, Avrupa sahnesine
erkenden veda ederler.
A Grupa’da ilk 8 maçını kazanan Ludogorets, ligde
bir kez daha iddialı olduğunu gösterse de, haftalar
16 Mayıs 2012, Yeşil-beyazlılar Lokomotiv Plovdiv’i
2-1 mağlup ederek Bulgar Kupası’na uzanır.
ilerledikçe, bir yandan inişli çıkışlı sonuçlar almaya
başlaması, bir yandan da Bulgaristan Kupası 2.
turunda, bir önceki sezon, ellerinden şampiyonluk
kupasını aldıkları CSKA Sofya’ya elenmeleri, birçok
kişinin aklına, peri masalının sonlandığını getirir.
Hele bir de, ligin son haftalarında Levski Sofya’nın
imzasını attığı müthiş galibiyet serisine, Ludogorets
galibiyetini de eklemesi, başkentlilerin bitime iki
hafta kala şampiyonluğunu ilan etmesi olarak
algılanır.
Ligin son haftasında Sofyalılar 70, Razgradlılar
69 puandadır. Yeşiller, Montana deplasmanının
30. dakikasında Svetoslav Dyakov’un golüyle
öne geçtikten 3 dakika sonra Sofya’dan gelen gol
haberiyle yıkılırlar. Artık şampiyonluk umutları
pamuk ipliğine bağlıdır. 76’da Mihail Aleksandrov’un
3. golü attığı anlarda, başkentten Vezalov’un kendi
kalesine attığı sürpriz gol haberi Kartalları uçurmaya
yeter. Razgradlılar bir puan farkla ikinci kez (2012/13
sezonu) şampiyonluklarını ilan ederler. Peri masalı
devam etmektedir.
Kartallar, Temmuz 2012’de Beroe Stara Zagora’ya
penaltılar sonucunda Süper Kupa’yı kaybederek A
Grupa’daki ikinci sezonlarını tek kupayla kapatırlar.
Tarih böyle yazılır
Süper Kupa’nın Beroe’ye kaptırılmasının
ardından, Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turu ilk
maçında Slovan Bratislava ve akabinde ligin yeni
takımlarından Lyubimets 2007’le oynanan maçların
kaybedilmesi üzerine teknik direktör Ivailo Petev
görevinden alınıp yerine, kariyerinde birçok takım
bulunan Stoycho Stoev getirilir. Sezon başındaki
bu hızlı değişim, takımın ritmini de pozitif olarak
etkiler.
Stoev’in gelişiyle birlikte hem ligde, hem de Avrupa
Kupaları’nda peş peşe iyi sonuçlar gelmeye başlar.
Rövanşta alınan 3-0’lık galibiyetle önce Slovan
Bratislava, ardından da Partizan kupa dışına itilir
ve kulüp, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi playoff turuna çıkmayı başarır. Fakat rakip İsviçre’nin
güçlü ekiplerinden Basel’dir ve 2 maçta da mağlup
olunarak, Avrupa Ligi’nin yolu tutulur.
Büyük heyecana sahne olan 2012/13 sezonunun son
haftasında, Levski Sovia, Slavia karşısında 2 puan
bırakınca, ipi Ludogorets göğüsler.
Bir önceki sezon Şampiyonlar Ligi’nden
elenmelerine sebep olan Hırvat Dinamo Zagreb,
güçlü Hollanda ekibi PSV Eindhoven ve Ukrayna’dan
Chornomorets Odessa ile Avrupa Ligi B Grubunda
yer alan Ludogorets, önce Hollanda’da PSV’yi 2-0,
ardından Sofya’da Dinamo Zagreb’i 3-0 ve akabinde
Chornomorets’i deplasmanda 1-0 yenerek, birçok
futbolseverin ilgisini çekmeyi başarır.
Tarihinde ikinci kez Avrupa sahnesinde yer
almasına rağmen Ludogoretsliler, hem çeyrek
final kapısından dönmüş, hem de Bulgar futbol
tarihi adına, aynı sezon içinde Avrupa Kupalarında
en fazla galip gelen (8), deplasmanda en fazla
galibiyet alan (4), grup maçlarında hiç yenilmeyen
Bulgar takımı gibi birçok ilke imzalarını atmayı
başarmışlardır.
Grup maçları tamamlandığında Bulgarlar, 5 galibiyet
ve 1 beraberlikle 16 puan toplamışlardır. Son 32
turunda rakip, İtalyanların Kartal lakaplı kulübü Lazio
olur. Deplasmanda oynanan ilk maçın 9. dakikasında
penaltı kaçırmalarına ve 10 kişi kalmalarına rağmen,
ilk yarının son anlarında buldukları golle maçı
kazanmayı bilirler ve Sofya’da oynadıkları rövanş
karşılaşmasından 3-3’lük beraberlikle ayrılarak,
kendilerinden yaklaşık 10 kat büyük bütçeye sahip
İtalyan Kartallarını kupadan elemeyi başarırlar. Bu
Bulgar futbolu için bir tarihin yeniden yazılması
demekti. (Lazio kulübü, aynı lakaba sahip oldukları
için Ludogoretslilere Fortuna adında bir dişi kartal
maskotu hediye etmişler. Bulgarlar o günden beri
maçlarında bu maskotu kullanıyorlarmış.)
Avrupa kulvarında bunlar yaşanırken,
Kuzeydoğulular, hem A Grupa’da, hem de
Bulgaristan Kupası’nda çok rahat bir şekilde
yollarına devam ederler. Finalde Botev Plovdiv’i
yenerek kupaya uzandıktan 3 gün sonra, haftalar
önce ilan ettikleri lig şampiyonluğunu resmiyete
döküp, en yakın takipçileri Litex’e 12 puan fark
atarak ipi göğüslerler ve Süper Kupa finalini
beklemeye başlarlar.
Son 16 Turu’nda rakip İspanya futbol tarihinin en
güçlü üçüncü takımı olan Valencia’dır. Sofya’da 3-0
ve İspanya’da 1-0 kazanan ve yollarına devam eden
taraf Yarasalar olur.
13 Ağustos 2014’te Botev Plovdiv’le karşılaşan
Yeşil-beyazlılar, ilk yarıyı 1-0 geride kapatmalarına
rağmen, sahadan 3-1’lik skorla ayrılarak A
Grupa’daki 3. sezonlarında ikinci kez üçleme
yapmayı başarırlar.
Devler Ligi’nin anlamı büyük
Bu sezon ligdeki ilk 2 maçta sadece 1 puan
toplayabilen Kartallar, Stoycho Stoev ile
yolları ayırıp, yerine 2011’den beri yardımcı
teknik direktörlük görevinde bulunan Georgi
Dermendzhiev’i getirdiler. Bu hamleden sonra iyi
sonuçlar almaya başlayan takımın şu anda aklında
sadece, Şampiyonlar Ligi play-offu ilk maçında 1-0
yenildikleri Steaua Bükreş’le 27 Ağustos’ta kendi
evlerinde oynayacakları rövanş maçı var. Eğer bu
tur geçilirse, kulüp tarihinde ilk kez Şampiyonlar
Ligi’nde mücadele edecek. Bunun anlamı çok
büyük. Hem ekonomik anlamda hem de Avrupa’da
isimlerinin bilinir hale gelmesi için bu tur büyük
önem arz ediyor.
İstikrar, düzen ve başarı
A Grupa’da hiç temsil edilmemiş Razgrad’ta,
2001 yılında kurulan ve 2010’da bir iş adamı
tarafından satın alındıktan sonra yıldızı parlamaya
başlayan Ludogorets, son 4 yılda inanılmaz sportif
başarılar elde etmiş durumda. Son 3 yıldır A
Grupa’da mücadele eden Kartallar, bu sezonlarda
alabilecekleri 9 kupadan 7 tanesini müzelerine
götürmüş durumdalar. Ayrıca geçen sezon
Avrupa’da sergiledikleri performans Ludogorets’i
yönetenlerin sistemli ve istikrarlı bir şekilde
çalıştıklarını ve başarı çıtasını sürekli yükselttiklerini
kanıtlıyor.
Yerel başarısını geçtiğimiz sezon Avrupa’ya taşıyan
Ludogorets, Avrupa Ligi’nde Lazio’yu 3-3 ve 1-0’lık
skorlarla eleyerek büyük bir işe imza atıyordu.
sezon mücadele ettiği tüm kulvarlarda, sonuna
kadar kupaya uzanmak için çaba sarf etmesi. Son 3
yılda 2 kez üçleme yapmaları da bunun kanıtı. Oysa
Türkiye’de çok büyük bütçeye sahip olan kulüpler
bile, her sezon, birden fazla kupada mücadele
etmenin zorluğundan yakınıp havlu atmayı hakları
olarak görüyorlar.
Hayatım Futbol olarak gözümüz, son 3 sezondur,
taraftarlarını sevince boğan, Bulgar futbolunun
çıtasını yukarlara taşımak için uğraşan ve deyim
yerindeyse bir ‘Peri Masalı’ yazan Ludogorets
Razgard’ın üstünde olacak.
Ludogorets’in bütçesi ile Türkiye’deki takımların
bütçelerini karşılaştırınca, bizim açımızdan
daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Bugünlerde
Şampiyonlar Ligi’nde yer almak için mücadele
veren Ludogorets’in bütçesi yaklaşık 16 milyon
250 bin euro. Bu bütçe ile Kartallar, 2014/15
sezonunda Süper Lig’de mücadele edecek olan 18
takım arasından sadece Mersin İdman Yurdu’nun
14 milyon 150 bin euroluk bütçesini geçmeyi
başarabiliyorlar.
Ludogorets’i incelediğinizde gözümüze batan en
ilginç ayrıntılardan biri de, Bulgar takımının her
İstikrar ve düzenin hakim olduğu Bulgar ekibi son
3 sezonda gösterdiği başarıyı devam ettirmek için
olumlu sinyaller veriyor.
Mevzubahis
HF141
TÜRKiYE’DE EN FAZLA BAHiS YAPILAN FUTBOL TAKIMLARI
Futbol izlemek eğlenceli olduğu kadar heyecan
yaratıcıdır. Maçları takip etmek hem hayal
kırıklığına sebep verici, hem de heyecan
vericidir. Birçok futbol taraftarı futbola bahis
yaparak bu eğlenceyi ikiye katlarlar. Tüm spor
bahisleri gibi futbol bahsi de bir hobidir. Kar elde
etmeyi sağlayan bahisçiler bahis kullanmadan
önce uzun süre araştırma yaparlar. Bilgi, her
konuda olduğu gibi bahis oynarken de altın
değerindedir. Öncelikle para yatıracağınız
maçın takımlarının gücünü, oyuncularının
performansını öğrenmeniz gereklidir. Bu
yüzden spor haberleri, spor blogları ve bahis
sitelerini takip etmeniz size yarar sağlar.
http://www.youwinanaliz.com/ gibi spor ve
bahis sitelerinden alabileceğiniz maksimum
bilgi ile maksimum kazanç sağlayabilirsiniz.
Bazı takımların maç sonuçları bulundukları
duruma da bağlıdır. Örneğin Real Madrid bir
tarzla kazanmaya çalışır fakat turnuvanın birinci
aşamasından geçmek için yeterli sonuçlar almak
onlar için önemli değildir. Bu nedenle bahisçiler
maçın ve bahsin önemini dikkate almalıdırlar. Her
sporda olduğu gibi futbolun da sonucu şaşırtıcı
olabilir. Bu sebeple takımların durumları takip
edilirken diğer bahisçilerin de yönelimlerine
bakılması önemlidir, oran karşılaştırması
yapmak için en iyi ve tutarlı bahis sitelerini takip
etmeniz gerekir. YouWinAnaliz’e göre her hafta
en fazla bahis yapılan futbol takımlarını takip
edebilir, oran karşılaştırmalarına göre hamlenizi
belirleyebilirsiniz.
Türkiye’de bu haftanın en fazla bahis oynanan
futboltakımları http://www.youwinanaliz.com/’e
göre aşağıdaki takımlardır:
Nelere dikkat etmeli
şekilde belirleyin.
Bahis oynarken yeni başlayanların tercih etmesi
gereken strateji “bonuslar”dır. Online bahis
şirketleri, yeni kullanıcılara çeşitli oranlarda bonus
tavsiyelerinde bulunurlar. Yatırdığın paranın %10’u,
%20’si olabildiği gibi “25$ yatırın 25$ bonus
alın” şeklinde çeşitleri vardır. Henüz hangi bahis
sitesini kullanacağınıza karar veremediyseniz
sitelerin tanıdığı bonus şansı ile deneme yaparak
bahis sitelerini tanıyabilir ve size uygun olanını
seçebilirsiniz. Önemli olan bir diğer nokta ise
uzun dönem veya kısa dönemli bahis oynayıp
oynamayacağınızdır.
Elbette aynı şekilde kaybetmeniz de çok kolaydır.
Disiplinli olun. Size uygun strateji belirlediyseniz
o şekilde devam edin. Aynı şekilde bahis
oynayacağınız zamanı da belirleyin.
Kazanmaya başaladığınız zaman, başladığınız
noktadan devam edin. Kazanmak aslında kolaydır.
Bu yüzden olumlu düşünün ve hedeflerinizi o
Spor ile ciddi anlamda veya hobi olarak
ilgileniyorsanız, bu bahis oynama şeklinizi de
belirler. Eğer spor ile her zaman ilgiliyseniz
bahis oynamak ve tutarlı şekilde takımlara para
yatırmak bilgilerinizi güncellemeniz açısından
önemlidir. Bunun dışında oranları iyi takip etmeniz
ve bahis sitelerini o şekilde değerlendirmeniz
gerekir. Sabırla beklemeniz ve stratejinizi devam
ettirmeniz kazanmanız açısından önemlidir.
İyi tahmin kadar iyi bir para yönetim bilgisi
kazanmanızı sağlar.
Download

HF141 - Hayatım Futbol