2
8KASI
M2
01
4-SAYI
1
5
4
Av
r
upa’
da
pat
l
ay
an5i
s
i
m
Y
i
neş
ampi
y
on
Cr
uz
ei
r
o
Çoky
ak
ı
nda
Af
r
i
k
aUl
us
l
arKupas
ı
KÜSKÜNY
I
L
DI
Z
HAKANÇAL
HANOĞL
U
O,
Al
many
a’
y
ak
apt
ı
r
madı
ğı
mı
zger
ç
ekbi
r
y
ı
l
dı
z
.
F
ak
at
bi
rs
or
unv
ar
,
ar
t
ı
kbi
z
ek
üs
!
Yayın Koordinatörü
Hakan Çalhanoğlu
İlker Yılmaz
Son yılların en kötü futbol sezonunu geçirirken milli takımlarımız
da bundan etkileniyor. Formsuz ve heyecansız takımın belki de
Arda Turan’la birlikte en önemli oyuncu Hakan Çalhanoğlu olabilirdi.
Bundesliga’daki yükselişine Leverkusen formasıyla devam eden Hakan,
son yıllarda Almanya’dan milli takıma kazandırabildiğimiz en önemli
oyuncu ama o artık bize küs. Hayatım Futbol’un 154. sayısında Hakan
Çalhanoğlu’nun derinliklerine indi.
Yazarlar
Cihat Akbel
Emre Çelik
Emre Gürkaynak
Fırat Topal
Serkan Akkoyun
Uğur Karakullukçu
Bu sayıda ayrıca; Brezilya’da bir kez daha şampiyon olan Cruzeiro’yu,
kanseri yendikten sonra İtalya Milli Takımı’na seçilmeyi başaran
Francesco Acerbi’yi, yıllar sonra Avrupa kupalarına katılamayan
Valencia’nın yeni yapılanmasını, elemeleri sona eren ve artık turnuva için
geri sayıma başladığımız Afrika Uluslar Kupası’nda elemelerin özetini ve
Avrupa’nın bu sezon patlayan 5 ismini bulabilirsiniz.
Keyifli okumalar,
İlker Yılmaz
[email protected]
[email protected]
#154 BU SAYIDA
Efendi Çocuktan, Küskün Yıldıza
Milli takıma küstürdüğümüz Hakan Çalhanoğlu’nun dünü ve bugünü
Bu Sezon, O Sezon!
Avrupa’nın 5 büyük liginde bu sezon öne çıkan 5 isim
Cruzeiro: Campeão Brasıleirão
Geçen yılın Brezilya şampiyonu bu sezon da ünvanını korudu
Yeniden Doğan İtalyan
Kanseri iki kez yenen Acerbi milli takıma kadar yükseldi
Çok Yakında: Afrika Uluslar Kupası
Afrika Uluslar Kupası’nda elemeler sona erdi
Diriliş
Mali ve saha içi problemleri atlatan Valencia yeniden ayaklanıyor
Serkan Akkoyun
Profil
HF154
EFENDi ÇOCUKTAN
KÜSKÜN YILDIZA
HAKAN ÇALHANOĞLU
Bir sahnede silah görünürse, o silah patlar diyen tiyatroculara
inat; bu oyunun yıldızına kurşun işlemesin istiyoruz; mecazi
anlamlarında. Mermi gibi şutların namlusu;
Hakan Çalhanoğlu…
“Hayata, realiteye, menfaatlerine döndüğün
zaman içinde ne şeytan kalacak ne peygamber…”
(Nihat / Sabahattin Ali, İçimdeki Şeytan kitabından)
2012 yılının soğuk bir Kasım günü Beşiktaş’taki
evimden yola çıktım. İstikamet, Florya’da yer
alan görkemli bir oteldi. O dönemin çok fazla ilgi
çekmeyen U21 Takımından iki futbolcuyla Futbol
Extra Dergisine röportaj yapacaktım. Soğuk ve
şehirler içi bir yolculukta, aklımda otlu peynir
kokusu ile taksiden indim. Otelin lobisinde önce
Emrah Başsan ile röportaj yaptım. Henüz bıyıkları
yeni terlemiş ve her halinden tembihlenmişti, o
dönem takımının sponsoru olan hastanenin adını
söylemesi konusunda. Emrah’la vedalaştıktan
sonra yine beklemeye başladım; bilmeden çok kısa
süre içerisinde Avrupa futbolunun en önemli yıldız
adaylarından birisi ile baş başa kalacağımı.
Ürkek Almanyalı Türk çocuk
“Kedi küçük ve uysaldır, ona zarar vermedikçe
saldırmaz sana. Ama çok canını sıkarsan, saldırır,
tırnaklarıyla verebileceği kadar zarar verir sana” der
Mela Mustafa Barzani. Zayıf bedeni ve gülen yüzü
ile geldi. Kolları incecikti ama omuzları tişörtüne
isyan edercesine genişti. Omuzları Gezi Parkı,
omuz başları gezici… Saçları henüz Stuttgart’ın
kıl katili Türk asıllı berberleri ile tanışmadığı için
düzgün traşlı, gözleri uykudan yeni uyanmış gibi
şişti. Ama ben öyle sanmıştım. Yıllar sonra bir
kez daha gördüğümde onun normal halinin bu
olduğunu anladım. Bir de efendiliğinden hiçbir şey
kaybetmediğini. Hamburg’a henüz yeni transfer
olmuştu. Karlsruher ile duran topların efendisiydi
ve şansını bu sefer Bundesliga’da deneyebilecek
olmanın heyecanı içerisindeydi. Röportaj sırasında
-belki 1 saat belki daha fazla süren- fark ettiğim
iki nokta oldu. Birincisi ürkekti. Türkiye’ye henüz
alışamamış, beylik cümlelerinde sıcaklık yoktu.
Kendisini buraya gerçekten yabancı hissediyordu.
Otelin manzarası denize bile başka bakıyordu.
Diğeri ise kibarlığıydı. Karşısında yabancı biri,
belki de gazeteci olması açısından kibar olmaya
dikkat ediyordu. Hitap şekli, el kol hareketleri,
sorulara yanıt verirken kurduğu göz kontağı bile
profesyonel bir dizayn taşıyordu. Sanki bir
projeye davetkârdı.
Fark edilmesi zor olmadı
Mehmet Eroğlu’nun ‘Emine, Fay Kırığı-2’ adlı
kitabının sonunda, Rafet Sağlam, Mehmet Esen’in
şu sözlerini tekrarlar: “Hangi büyük iş vardır ki,
başlangıçta aşırı sayılmasın.” Mannheim’de doğup
büyümüş, Bayburtlu ve milliyetçi bir ailenin çocuğu
Hakan. Babası, amcası ve kardeşi de kendisi gibi
futbol oynamış/oynuyor. Annesi ise ‘sadece’
izliyor. Turanspor Mannheim, Waldhof Mannheim
gibi mahalle takımı kıvamında yeteneklerini
sergiledikten sonra Karlsruher’in altyapısına
giriyor. Wikipedia’dan kolayca ulaşacağınız
bu, yazar açısından, vuruş doldurma bilgilerini
hızla geçtikten sonra asıl yazıya başlayalım.
İsmini yazması zor takımlardan Karlsruher’in
altyapısındayken maçların son 10-15 dakikasında
sahaya çıkıyordu. Fiziksel açıdan yaşadığı
yetersizliği, zekâsı ile kapatıyordu. Aslında bu
profil Almanya’da yetişen Türk kökenli futbolcu
tipine çok uygun değildi çünkü kendisinden önce
gelen nesil genellikle fiziksel özelliklerini teknikle
birleştirip fark yaratmıştı. Zekâ, Türk futbolcusu
için saha içerisinde çok da lazım olan bir şey
değildi. Satranç mı oynuyorduk? (Hala da ligimizin
%75 futbolcu grubu -varsa- zekâsını kullanmıyor)
Hakan’ın son 10-15 dakikalık resitallerini o dönem
Karlsruher altyapısını takip eden hocası Jorn
Andersen fark etti. Maç sonunda hemen soyunma
odasının yolunu tuttu. Bengay kokusu, mermer
zemine inen su sesi ve göçmen Almanlarla yerel
Almanların, Almanca’ya inat sohbetleri arasında
Hakan’ı çekip aldı. Artık o A takım oyuncusuydu.
Arayan bulur, bulanlarsa hep
arayanlardır
Google > Hakan Çalhanoğlu > enter > wikipedia
> yeni sekmede aç... 2011’de başlayan A takım
macerasının henüz ilk senesi dolmadan Hamburg
“
YENi MESUT ÖZiL
DEĞiLiM, BEN HAKAN ÇALHANOĞLU’YUM
“
Röportaj bitti, fotoğraflar çekildi, vedalaştık.
Ayrılmak üzereyken, “Abi mail adresimi vereyim.
Röportajı ve fotoğrafları yollarsınız” dedi.
Sesindeki tonlama bir egodan değil, meraktandı.
Belki de o da bilmiyordu birkaç yıl sonra internet
arama motorunun 0.19 saniyede 500 binden fazla
sonuç vereceğini.
elinden tuttu. “Sen bizim oğlumuz ol” dediler. Bir
sezon daha Karlsruher’de bu sefer kiralık olarak
forma giydi. Öyle frikik golleri attı ki, Beckham
videolarının yanına Youtube bile ‘bunu da izlemek
ister misiniz?’ diyerek Hakan’ı iliştirdi. Bir maçta
3 frikik golü attı. Her idman sonrası frikik çalıştı.
dediği gibi, frikiklerinde de kendine has bir
teknik geliştirdi. Zonguldak’ın Mesut Özil’i varsa
Bayburt’un da Hakan’ı vardı. Uzaklarda bir yerlerde
kendisi ile gurur duyan yaşlı, ölü, diri, iri, ufak
Çalhanoğluları düşündü. Daha sert, daha kavisli,
daha isabetli vurdu. Henüz 18 yaşındaki Hakan,
90’larla yakın ilişkiler kurdu.
Almanya’da yaşayan bir Türk ailesiydi. Şu günlerde
Şampiyonlar Ligi’nin en değerli genç oyuncusu
olan Hakan Çalhanoğlu, pek de cehennemden
çıkan çılgın Türk değildi.
Bir numara en büyük!
Varmak istediği nokta bu muydu?
“Baba olduktan sonra anlayacaksınız ki, kendi
mutluluğunuzdan daha çok çocuklarınız mutluluğu
ile mutlu olacaksınız” der Balzac. Fransa 98’de
Zidane ve ahalisi Avrupa futbolunda taşları
yerinden oynatırken Hakan henüz 4 yaşındaydı
ve babası ile Mannheim’deki evlerinin bahçesinde
futbol topu ile tanıştı. Bir kulübe girecek yaşa
gelene kadar babası onu birebir çalışmalarla
futbola alıştırdı. Yıllar yıllar sonra oğluna her
koşul ve durumda sahip çıktığını gördüğümüz
babası, henüz adımlarını yeni atan oğlunun
kaderini çizmişti. Karslruher forması ile katıldığı
alt yaş turnuvalarını gözü yaşlı izleyen annesi,
sarkık bıyıkları ile milliyetçi çizgisini ortaya
koyan babası ve adıyla yaşasın kendisi gibi
futbolcu küçük kardeşi Muhammed. Çalhanoğlu
ailesi, hiçbir karikatürize özellikleri olmayan
“İnsanın, herkesçe bilinen bir yüzünü alıyorlar, sonra
bütün hareketlerini bu yüze uydurup anlatıyorlar”
der, büyük adam Montaigne. Hakan’la o gün
yaptığımız röportajda, bozuk Türkçesi ile aslında
uyumlu ve sorun çıkarmayan bir yapısı olduğunu
ifade etmek için kendisini “Ben çok efendi
birisiyim” sözleri ile tanımlamıştı. 2011 yılında
verdiği başka bir röportajda da örnek aldığı
futbolcuyu Hakan Şükür olarak açıklamıştı. Bunu
yaparken ortaya koyduğu kıstas saha içi değil
saha dışıydı. Hakan Şükür, ona göre iyi bir insan,
efendi bir kişilik ve herkesin saygı duyduğu bir
futbolcuydu. Yani aslında kendisinin yıllar sonra
olmak istediği insan. Henüz 18 yaşında koluna
taktığı kaptanlık pazubandını bir gün fanatiklik
derecesinde taraftarı olduğu Galatasaray ve âşık
olduğu ülkesinin milli takım forması ile taşımak
istiyordu; tıpkı adaşı gibi. Hakan aile geleneği
olarak Türkiye sevdası büyüdü. Hiçbir ideolojik
okuma, konjonktürle değerleme ya da siyaset
okullarının analizleri ile bu sonuca varmamıştı
tabi ki. Her ortalama Türk ailesi gibi, her
Almanya’da oluşturulmuş muhafazakâr Türkiyeli
aile gibi, Hakan da milliyetçiydi ve uzaklardaki
ülkesine sevgi besliyordu. Bunu olumsuzlamak
tam manası ile doğru olmaz. Büyük ihtimalle,
Türkiye gerçekten de uzaktan bir Türk için güzel
görünüyordur. Çünkü baskıcı iktidarlar, özgür
yaşama hakkına taciz, sorgusuzca bireyselliğe
çizilmiş sınırlardan uzaklar. (Almanya’nın da
kendine göre dertleri vardır)
Bu öykünün sonunda
birileri üzülecek…
“Fatih Terim’i çok başarılı buluyorum. Onun
yetiştirdiği çok oyuncu var. Onunla çalışmak
istiyorum” diyerek henüz 17 yaşındayken bir gün
Terim’le çalışma hayalini anlatmıştı. Yıllar sonra
bu gerçek oldu ve 19 yaşında A Milli Takım forması
giydi. Futbol anlayışının çok farklı olduğu Türkiye
sisteminde göze battı ancak ‘işte bu’ diyemedik
bir türlü. Yeniden yapılanma içerisinde belki de
Türkiye’nin yeni futbol lideri olacakken, aslında
hiç yeniden yapılanmadığımız gerçeğini gördük.
Bir de üzerine Gökhan Töre ile yaşanan Kurtlar
Vadisi olayı patlak verince ipler tamamen koptu.
Mannheim’in Bayburtlu çocuğu ile aramızdaki
iletişim bir soğuk namlu ile sona erdi. Alkol tüm
kötülüklerin anasıyla silah da teyzesidir.
Henüz 16 yaşında Almanlardan milli olma teklifi
aldığında okuldaki sınavı yüzünden bunu geri
çevirmek zorunda kalan Hakan aklından ilk defa
‘acaba’ diye geçirmiş midir bilinmez ama Türkiyeli
futbol âşıkları olarak biz yıllar sonra aklımızdan ‘ah
ulan’ diye geçireceğiz.
“tutma kendine ittiğin sözleri bırak kuşlar uçsun
neye yarar deveyi yine çöle düşüyorsa
sıkacağın kurşun?”
(Kaan Koç, Kendime Verdiğim Sözleri Tutamadığımın Resmidir adlı şiirinden)
Avrupa HF154
Uğur Karakullukçu
BU SEZON O SEZON!
Her futbolcu kariyerinde sıçrama yapacağı o büyülü sezonu bekler… Bekledikleri o
sezona kavuşan 5 Avrupa Ligi’nin 5 değerli oyuncusunu mercek altına aldık
Yetenekli olmak başka, o yeteneklerini demleyip
istikrarlı bir performansa dönüştürmek
başka şeylerdir. Bazı futbolcular bir anda tüm
beklentilerin dışına çıkıp rüya gibi bir sezonla artık
olduklarını ilan ederler. Kimisi 19, kimisi 29 yaşında
bunu başarır. Biz de çıkış sezonlarının izini sürdük
ve önde gelen 5 Avrupa liginde çıkış yaparak
dikkatleri üzerine toplayan 5 futbolcuyu seçtik.
Paco Alcacer
Paco Alcacer (Valencia)
17 yıl sonra ilk kez Avrupa kupalarına katılamayan
Valencia, elindeki malzemeyi daha verimli
kullanmaya yöneldi ve şimdiye kadar iyi iş
çıkardılar. Parlattıkları oyuncuların en başında da
Paco Alcacer geliyor. Genç milli takımlarda İspanya
adına birçok gol atan Alcacer, 23 yaşında beklenen
patlamayı gerçekleştirdi ve Rodrigo, Parejo,
Andre Gomes, Piatti gibi oyuncularla birlikte ‘Yeni
Valencia’yı oluşturdu. Gol atıyor, pozisyon yaratıyor
ve çalışkanlığıyla takım arkadaşlarına nefes
aldırıyor. Bu performansı da ona İspanya A Milli
Takım formasını getirdi ve Fransa’ya karşı Eylül
ayında oynama şansı buldu. Sezonun en güzel
çıkışlarından biri onun…
Graziano Pelle (Southampton)
O da Luca Toni gibi golcülüğünü geç
keşfedenlerden İtalyanlardan... Feyenoord
döneminde kamyonla gol atsa da memleketi
İtalya da dahil olmak üzere, “Acaba ligden mi?”
sorusu Graziano’nun hep tepesindeydi. 29
yaşındaki golcü kadrosunu neredeyse sıfırdan
kurmuş Southampton’a bu soruyu yanıtlamak
için gittiğinde onun tek hitlik bir şarkıcı olmadığını
herkes anladı. O da tıpkı Alcacer gibi bu sezon hak
Graziano Pelle
ettiği milli formayı alanlardan. 29 yaşında Malta
karşısında A milli olan Pelle için işler iyi gidiyor...
Geç olsun, güç olmasın.
Alessio Romagnoli
Alessio Romagnoli (Sampdoria)
Sampdoria bu sezon Serie A’nın en takdir edilesi
ekiplerinden ve Alessio Romagnoli de o kadroda
parlayan isimlerin başında geliyor. Hocası Sinisa
Mihajlovic ondan o kadar memnun ki 19 yaşındaki
savunmacıyı Alessandro Nesta’ya benzetti. En
sert mücadelelerde dahi sakinliğiyle dikkat çeken
Romagnoli onu en iyiler arasına sokabilecek
doğal bir pozisyon sezisine de sahip. Bonservisi
Roma’da olan Romagnoli bu sezonun kulübüne
dönecek gibi görünüyor. Roma’da forması
şimdiden hazırlanıyor.
Ricardo Rodriguez (Wolfsburg)
1.5 yıl önce Galatasaray’ın sol bek arayışlarında
adı geçen İsviçreli, bu sezon takımıyla birlikte bir
adım yukarıyla çıkanlardan… Kevin De Bruyne’nin
katkısıyla hücumda ligin en iyi takımlarından
biri haline gelen Wolfsburg’da Rodriguez
bindirmeleri, sert şutları, kavisli ve hedefe
giden duran toplarıyla fark yaratıyor. Sezona
standartlarının üstünde bir skor performansıyla
girdi ve şimdiden 3’ü lig, 1’i Avrupa Ligi olmak
üzere 4 gol kaydetti. Gol atan, orta kesen, duran
toplarıyla fark yaratan 22 yaşındaki bir sol bek.
Daha ne!
Andre Andre (Guimaraes)
Vitoria Guimaraes bu sezon Portekiz’in, belki de
Avrupa’nın en sürpriz çıkışına imza atan ekibi ve
bu ekipte en dikkat çekici çıkışı imza atan oyuncu
da Andre Andre… Porto’da ona Birinci Lig için
yeterli olmadığı söylenen Andre, üçüncü ligde
Varzim’i şampiyon yaptıktan sonra Guimaraes’e
geldi. 25 yaşındaki orta saha basit oyunuyla,
doğru zamanda doğru yerde oluşuyla ve skora
katkısıyla Porto’daki hocalarının çok yanlış
bir öngörüde bulunduklarını adeta yüzlerine
vurdu. Bu performansı sonrası Portekiz’in üç
büyüklerinden birine transferi an meselesi…
Ricardo Rodriguez
Andre Andre
Brezilya HF154
Fırat Topal
CRUZEIRO: CAMPEÃO BRASILEIRÃO
Geçtiğimiz yılın Campeonato Brasileiro şampiyonu Cruzeiro, pazar günü kendi evinde
Goiás’ı 2-1 mağlup ederek unvanını korumayı başardı. Karşınızda Mineirão’yu tıklım
tıklım dolduran taraftarlarla şampiyonluğunu kutlayan Raposas’ın sezonu...
Raposa, Portekizcede tilki anlamına geliyor.
1940’larda Brezilya’da oldukça ünlenen bir
karikatürist olan, Belo Horizonteli Fernando
Pieruccetti, şehrinin 3 büyük takımı Atlético
Mineiro, Cruzeiro ve América MG’nin bugün
kullandıkları maskotları yaratan adam. İlk
önce 1942’de hiçbir zaman pes etmeyen oyun
karakterinden esinlenerek Atlético Mineiro’ya
“galo” yani “horoz” lakabını takan Pieruccetti, 3 yıl
sonra o dönemde Cruzeiro’nun başkanlığını yapan
Mário Grosso’nun kurnaz, iş bitirici ve maharetli
karakterinden hareketle onlara da “raposa” yani
“tilki” lakabını uygun görmüştü. Pieruccetti’nin
son işi, şehrin diğer büyüğü América MG için
“coelho” lakabını yaratmak oldu. Tavşan.
Şampiyonluk damlaları
Cruzeiro, geçtiğimiz pazar günü şampiyonluğunu
ilan etmek için, Brasileirão 36. haftada kendi
evinde ligin 12. sırasındaki Goiás ile karşılaştı.
Takipçisi São Paulo 7 puan gerideydi ve ev
sahibinin maçı kazanması şampiyonluk turu
için yeterliydi. Tribünleri dolduran 60 bine yakın
seyirci, yoğun yağmura ve sahanın özellikle
taç çizgilerine yakın bölgelerinde büyük su
birikintileri oluşmasına rağmen coşkusundan
Everton Ribeiro
hiçbir şey kaybetmemişti. Harika bir sezon geçiren
merkez hücum hattı Ricardo Goulart ve Bolivyalı
Marcelo Moreno’nun sağında onları destekleyen,
geçtiğimiz sezon Brezilya Serie A’nın en iyi
oyuncusu seçilen ve buna ilave olarak, Brezilya’nın
en prestijli futbol dergisi Placar’ınverdiği Bola
de Ouro (Altın Top) ödülünü kazanan Everton
Ribeiro üçlü bir hücum tehditiyle Cruzeiro’nun
ataklarını yönlendiren isimler oldular. Goulart ve
Moreno’nun Goiás maçına kadar attığı 14’er gole
Everton da 5 golle destek vermişti. Yani takımın
Pazar günkü maça kadar ligde kaydettiği 62 golün
33’ü bu 3 oyuncuya aitti. Everton son iki yılki
performansı sonrasında ağustos ayında Brezilya
Teknik Direktörü Dunga tarafından ulusal takıma
da çağırıldı ve ilk kez formayı giyme şerefine
ulaştı. Onun bu performansında arkasındaki
sağ bek Mayke’nin de büyük payı var. Tipik bir
Brezilyalı hücumcu bek olan Mayke 22 yaşında
ve muhtemelen onu çok yakında, belki de ocak
ayından itibaren bir Avrupa kulübünde göreceğiz.
13. dakikada Mayke’nin sağ taraftar inip ortaladığı
topu, Goulart, uzak kale direğinin dibine vurarak
şenliği başlatmış oldu. Bu onun 15. golü demekti
ve gol krallığında Palmeiras’tan José Henrique’i
Mayke
yakalamış oldu. Tribünlerdeki masmavi kalabalık
bir yandan da Santos’ta olup biteni takip
ediyordu, çünkü São Paulo’nun deplasmanda
puan kaybetmesi, Cruzeiro’nun galip gelmeden
de şampiyon olabileceği anlamına geliyordu. Belo
Horizonte’de Goias’ın cevabı harika bir golle oldu
ve Samuel , Cruzeiro kalesinin uzak köşesine
yaptığı enfes vuruşla maça eşitliği getirdi.
Takımlar soyunma odalarına gittiğinde Cruzeiro
şampiyonluğu kucaklayacak durumdaydı. Ancak
ikinci yarıların başlamasından 10 dakika geçmişti
ki São Paulo, Santos deplasmanında 18 yaşındaki
Gabriel Boschilia’nın golüyle 1-0 öne geçti. Bunun
üzerine tekrar Goiás kalesine yüklenen Cruzeiro,
63. dakikada Willian’ın sol taraftan kale sahasına
ortaladığı topa kafayı vuran Everton’un golüyle
2-1’i yakaladı. Kalan 27 dakika bir geri sayıma
dönüştü ve Cruzeiro, hakem Paulo Henrique
Bezerra’nın bitiş düdüğüyle tarihinin dördüncü
şampiyonluğuna ulaştı.
Tavares Oliveira
Acar başkan Gilvan Tavares
Cruzeiro’nun son 2 sezonki şampiyonluğuna
oldukça başarılı bir kısa dönem projesi olarak
bakabiliriz. Hukuk eğitimi almış, kulüp başkanlığı
öncesi avukatlık kariyerine devam eden Gilvan
Tavares iki sene önce başkan seçildiğinde, görevi
kulüp tarihindeki ikinci başkanlık dönemini
bitiren Zezé Perrella’dan devralmıştı. Perrella
1995-2002, sonrasında da 2008-2011 döneminde
kulübün başkanlığını yapmıştı ve takımın
yetenekli oyuncularını kaynak yaratmak için elden
çıkarmasıyla taraftarların mesafeli yaklaştığı bir
isimdi. Jonathan Moreira (Inter), Dida (Milan),
Juliano Belletti (São Paulo), Wágner (Lokomotiv
Moskova), Maxwell (Ajax), Ramires (Benfica)
onun başkanlık yaptığı farklı dönemlerde
takımdan ayrılan oyuncular oldular. Elbette bu
oyuncu satışları kulübe hatırı sayılır bir gelir
getirdi 15 yıl boyunca, ancak takım da Perrella’nın
döneminde ülke içinde sadece iki Brezilya
Kupası kazanabildi. Bununla beraber 1997’de
gelen Libertadores Kupası zaferi, halen kulüp
tarihindeki iki Libertadores şampiyonluğundan
birisi ve sonuncusu olarak anlamlı bir yere sahip.
Bu arada atlamayalım, 2013 yılında, Brezilya
polisi Perrella’ya ait bir helikopterin içinde 450
kilogram kokain ele geçirdi. Yapılan soruşturmanın
sonucunda olayın sorumlusunun helikopterin
pilotu olduğu açıklandı.
Gilvan Tavares başkanlık koltuğuna geldiğinde
ilk amacının elindeki oyuncuları elden
çıkarmaktan çok istikrarlı bir kadro kurmak
olduğunu belirtmişti. Aslında seçilir seçilmez
teknik direktörlük için gönlündeki ismin
Vanderlei Luxemburgo olduğunu açıklamıştı.
Luxemburgo 2003 yılında Cruzeiro’yu tarihinin
efsane kadrolarından biriyle tam 37 yıl sonra lig
şampiyonluğuna ulaştırmıştı. Yetmemiş bunun
üzerine Brezilya Kupası ve eyalet şampiyonluğu
olan Campeonato Mineiro’yu da kazanarak
Brezilya tarihinde ilk kez “üçleme” yapan
hoca unvanını kazanmıştı. Halen bunu
tüm kıta çapında yapmayı başaran
tek hoca durumunda. O kadroda
Alex de Souza, Felipe Melo, Edu
Dracena, Márcio Nobre, Cris
gibi sonradan Türkiye’de top
koşturacak isimlerle
beraber Heurelho
Gomes, Maicon
gibi sonradan
Avrupa’ya
transfer olacak
futbolcular da
bulunuyordu.
Tavares,
Luxemburgo’nun
Gremio ile devam eden
kontratının sorun yaratacağının
farkındaydı. Nitekim Gremio onu
bırakmadı ve Tavares kendisine bir
başka hoca buldu. Coritiba ile 2011 ve
2012’de Campeonato Paranaense’yi
kazanmış Marcelo Oliveira. Oliveira
kararı, taraftarların Tavares’e büyük
bir tepki göstermesine sebep oldu,
çünkü 57 yaşındaki teknik adam
futbolculuğunda tam 12 yıl, ezeli
rakip Atlético Mineiro formasını giymiş, sonra da
aynı kulüpte teknik adamlık yapmıştı. Başkan,
tehdit telefonları aldı ve arabasının camları
kırıldı. Bu tehditler yüzünden telefon numarasını
değiştirmek zorunda kalan Tavares, Oliveira’nın
2 sezon sonunda ortaya çıkardığı tablodan
memnun. Hatta, bu zor kararı aldığında kendisine
yapılanları da unutmadı ve 2 gün önce Brezilya
Kupası finali rövanş maçında Atlético Mineiro ile
oynanan maçın bilet fiyatlarını 1000 reale kadar
yükseltti. 880 Türk Lirası civarı bir rakama denk
geliyor. Öğrenci kimliğine sahip olanlar için ise bilet
fiyatı 500 realdi. Asgari ücretin 724 Real olduğu bir
ülkede, Tavares’in aldığı bu karar bir hayli tartışıldı.
Gelecek
Cruzeiro, bu sene Libertadores Kupası çeyrek
finalinde, sonradan şampiyonluğa yürüyecek
olan San Lorenzo’ya elendi. San
Lorenzo böylece Brezilyalıların 4 yıl
boyunca süren saltanatına son verdi,
bu seri 5’e çıksaydı kupa tarihinde bir
rekor olacaktı. Brezilya Ligi tarihine
bakıldığında şampiyonluk sayısında ilk
8 takımın 7’si Rio de Janeiro ve São
Paulo’dan gelen takımlar. Cruzeiro
bunların arasına bir başka şehri
sokabilmiş tek takım. Ayrıca São
Paulo, Flamengo, Internacional
ve Santos’la beraber lig
tarihinde küme düşmemiş
takımlardan birisi. Yukarıda
isimlerini andığımız oyuncuların
bazılarını büyük ihtimalle Avrupa
takımlarına kaptıracaklar. Başkan
Tavares ve Oliveira’nın koltuklarını
koruyacakları kesin. Kulübün özellikle
21. yüzyılın başlangıcıyla beraber artan
taraftar sayısı, bir zamanlar gerisinde
olduğu ezeli rakibi Atlético Mineiro ile
arasındaki farkın açılmasını sağlıyor.
Minas Gerais eyaletindeki taraftarların
yüzde 31’i tilkileri, yüzde 15’i ise
horozları destekliyor. Gelecek yıl
Libertadores Kupası’nda neler
yapabileceklerini göreceğiz.
Emre Gürkaynak
İtalya
HF154
YENiDEN DOĞAN iTALYAN
Kanseri iki defa atlattıktan sonra İtalya Milli Takımı’na seçilen Francesco Acerbi, eski
günlerindeki gibi sadece meşin yuvarlağın ve rakip forvetlerin peşinde.
Ekim ayında Cenova’da yaşanan sel felaketi, hem
İtalya’yı sarsıyor hem de iki Serie A ekibine ev
sahipliği yapan bölgede can kaybına yol açıyordu.
Bu durum üzerine, tarih boyunca felaketlere karşı
durma yolunda önemli rol üstlenen futbol, Çizme
için iyi yüzüne bürünecekti.
İtalya Futbol Federasyonu, bu doğrultuda Genoa
ve Sampdoria’nın ortak sahası Luigi Ferraris’de
elde edilen gelirin sel mağdurlarına bağışlanacağı
bir maç düzenleyeceğini açıkladı. Arnavutluk, bu
maçta İtalya’ya rakip olmayı kabul ederek taraflar
da mücadeleyi izlemek üzere bilet alarak felakete
ya da en azından bıraktığı hasara karşı duracağını
gösteriyordu.
Saha dışında durum böyleyken saha içinde de söz
konusu maç kadrosuna alışılmışın dışında birçok
yeni ismi dahil eden Antonio Conte, kimsenin
milli takımda garanti bir yere sahip olmadığını, bu
yeni isimlerden Genoalı Luca Antonini sokaklarda
elinde süpürgeyle sele direndiği gibi sahada da
bu felakete karşı duracağını, Gök Maviler ile ilk
maçına çıkan Stefano Okaka, formunun zirvesinde
olduğunu ve attığı tek golle 1-0’lık Arnavutluk
galibiyetini ilan ediyordu.
Kısacası, Genoa’daki 18 Kasım gecesi, futbol
açısından çok da sıradan değildi. Herkesin
söyleyeceği bir şey vardı, ancak bir ses daha
yüksek perdeden çıkmış, daha duyulur olmuştu.
Duyulmaya değerdi de. Söz Francesco Acerbi’nindi.
Yalnızca birkaç ay önce ikinci defa kanseri yenmeyi
başaran 25 yaşındaki savunmacı ilk defa İtalya
Milli Takımı’nın formasıyla sahaya çıkarken, ‘Acerbi
Anları’nın şimdilik sonuncusunu yaşıyor, dünya da
buna tanık oluyordu.
Amerikalı yazar David Foster Wallace, Roger
Federer ile ilgili yazdığı meşhur yazıda, ‘Federer
Anları’ndan bahseder. Şaşkınlıktan ağızları açık
bırakan bu anlarda, Federer, kendine has sihrini
konuşturur. İsviçreli tenisçi ile Acerbi’yi karşılamak,
elbette İtalyan isme haksızlık olacaktır. Acerbi
hiçbir zaman futbolun en üst seviyesinde
olamayacak. Ancak bu durum Acerbi Anları’nın
varlığına engel değil. Acerbi Anları, zorlukların
üzerinden gelişi ve Sassuolo forması giyen ismin
kendine özgü, sessiz, sakin büyüsünü simgeliyor.
Kariyerine, 2006’da doğduğu bölgenin
takımlarından Pavia’da başlayan Acerbi, Serie B, C,
D arasında dolandığı kariyerinin ilk ‘anını’, Serie’nin
yanına alfabenin ilk harfinin geldiği ligde mücadele
eden Chievo’ya transferiyle birlikte yaşadı.
2011/12 sezonunda burada çıkış yapan Acerbi için
ikinci önemli an, yalnızca bir sezon uzaktaydı.
Alessandro Nesta ve Thiago Silva gibi tecrübeli
stoperler, Milano’dan ayrılırken bu isimlerin yerini
doldurması için kırmızı-siyahlı takımın bulduğu
çare Acerbi’ydi. Milan’ın yeni stoperi burada üst
seviyeyi, Şampiyonlar Ligi’ni ve baskıları tattı
ancak beklentilere cevap veremedi.
Giydiği 13 numaralı Milan formasını kısa süre sonra
dolabının arka raflarına koyan Acerbi için sonraki
durak, sıçrama tahtası eski dost Chievo oldu.
Ancak ikinci serüven onu çok yukarı sıçratmayınca,
Acerbi de Sassuolo kadrosuna konuverdi. Kanser
olduğu gerçeğiyle yakında tanışacaktı. Sassuolo
için sağlık kontrolünden geçerken testisinde tümör
olduğu tespit edildi, iki gün sonra operasyonla bu
tümör alındı. Başlangıcında bu durumun yaşandığı
2013/14 sezonunda 13 maça çıkan Acerbi için,
aralık ayı yanında iyi haberlerle gelmemişti. Doping
testini aşamayan İtalyan oyuncu, federasyon
tarafından cezalandırıldı.
Cezaya karşı durmak istiyordu çünkü bir şey
yapmamıştı. Takip eden sürede Acerbi, ‘bir iyi bir
kötü haber’ klişesiyle karşı karşıya geldi ama terazi
kötü tarafına eğilmişti bir kere. Doping cezası
kalkacaktı. Sebebiyse, testi geçememesine yol
açan maddenin, vücudundaki bir tümör tarafından
üretilmesiydi. Acerbi’yi bu sefer daha zorlu bir
süreç bekliyordu. Belki de futbola dönem ihtimali
ortadan kalkacaktı ancak o, çok sevdiği futbola
tutunmanın bir yolunu bulurdu.
Yaşamayanın bilemeyeceği, ettiği lafların boş
kalacağı hastalığın tedavisi sonrasında verdiği bir
röportajda Acerbi, “Kanser sizi aniden yakalayan
ve hem fiziksel hem de psikolojik açıdan
etkileyen felaket bir hastalık. Güç, pozitif olmak,
cesaret ve sabır tedavi için gerekenler. Aileniz ve
arkadaşlarınız da tedavi açısından çok önemli”
ifadelerini kullanıyordu. O, tedavi için gerekenleri
söyleyebilirdi. Çünkü bir yolunu bulmuş, kanseri
yenmişti. Hem de ikinci defa. Kariyerindeki belki de
en büyük ‘Acerbi Anı’nı yaşıyordu.
Artık yeniden futbola dönme zamanıydı. Eylül’ün
gelişiyle birlikte kendisine sırtını dönmeyen
kulübü Sassuolo ile yeniden tribünlerin önüne
çıkan Acerbi, ligin sekizinci haftasında Parma
ağlarını sarsarak Serie A kariyerindeki ikinci golle,
döndüğüne dair, Antonio Conte’ye kadar gidecek
bir haber salıyordu.
Acerbi’nin bu anlamlı golünü ardından Paolo
Bandini şöyle yazacaktı: “Acerbi, Serie A’da ikinci
golünü atmak için 944 gün bekledi. Savunma
oyuncusu olduğu için, bu doğal. Bir üçüncü gol
için yüzlerce gün daha bekleyebilir. Ancak umarım
hiçbiri geçen senekiler kadar zor olmaz.”
Tecrübeli yazarın dileği, Acerbi ile tanışan herkesin
kalbinden geçenlerden ibaretti ancak hesapta
ufak bir hata vardı. Acerbi 944 gün boyunca, zaten
birçok gol atmıştı.
Cihat Akbel
Afrika
HF154
ÇOK YAKINDA: AFRiKA ULUSLAR KUPASI
Afrika’nın en prestijli kupası Ocak 2015’te start alıyor. Son şampiyon Nijerya’nın yer
alamayacağı turnuvada en büyük favori olarak Cezayir göze çarpıyor
Ebola krizi ve Fas’ın diskalifiyesi
2015 Afrika Uluslar Kupası elemeleri büyük bir
problemle start aldı. 2014 başlarında tekrar
hortlayan Ebola virüsü Liberya, Sierra Leone
ve Gine’yi adeta felç etti. Batı Afrika’daki bu
gelişmeler vakaların oldukça sık görüldüğü
ülkelerde futbolu bitirecek seviyeye getirdi. Liberya
ilk turda elendi. Sierra Leone elemeyle Gine ise
direkt olarak gruplara kaldı. Grup maçlarında iç
sahaları da başka ülkelerde oynamak zorunda
kalan iki ekipten Gine turnuva katılmaya hak
kazandı.
Bir diğer önemli gelişme ise turnuvaya aylar
kala Fas Futbol Federasyonu’ndan gelen
homurtulardı. Bu homurtular bir süre sonra
yerini Ebola virüsünün böyle tehlikeli devam
etmesi durumunda turnuvayı düzenlemekten
zorunlu olarak vazgeçeği açıklamasına bıraktı.
Afrika Futbol Konfederasyonu turnuvanın
tarihinde herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceğini
açıkladıktan sonra Fas’ın kararı kesin oldu. Turnuva
Fas’ta oynanmayacaktı. Bunun üzerine AFK,
Fas’ı diskalifiye ettiğini deklare etti. Spor Bakanı
Muhammed Ouzzine bu haklarının ellerinden
alınmasını Dünya Sağlık Örgütü’nün bildirisindeki
“Her ülke vatandaşlarını koruma hakkına
sahiptir” maddesini öne sürerek savunduysa da
konfederasyonun yürütme kurulunu ikna edemedi.
Bu mesele kapandıktan sonra AFK birçok ülkeyle
ev sahipliği için görüşmelere başladı. Mısır, Güney
Afrika, Sudan, Zambiya ve Angola’dan ret cevabı
geldi. Bunun üzerine 2012 Afrika Uluslar Kupası’nı
Gabon’la birlikte organize eden Ekvator Ginesi’ne
gidildi. Ekvator Ginesi teklifi kabul etti. Böylece
kriz turnuvaya 2 ay kala çözülmüş oldu. AFK’nın
bu aceleci ve inatçı tavrı şimdilik sonuç vermiş
gibi gözüküyor. Fakat turnuva sağlık konusunda
nasıl bir problem yaratacak bundan kimse emin
değil. Geniş ve çok kapsamlı güvenlik önlemleri
alınacağı söylense de virüsün bir şekilde bu ülkeye
sıçraması tüm AFK ve Ekvator Ginesi yönetiminin
yargılanmasına kadar götürecek bir sürece sebep
olabilir.
Son şampiyon Nijerya yok!
2013 AFCON’da sansasyonel bir şekilde şampiyon
olan Keshi’nin Nijerya’sı Dünya Kupası’ndan da çok
önemli bir başarıyla döndü. İki turnuvadaki futbol,
yeni gençlik projeleri ve takım olabilme yetisi yeşilbeyazlılar için çok olumlu sinyaller veriyordu.
Kongo, Sudan ve Güney Afrika’yla aynı gruba
düştüler. İlk üç maç sonunda 1 puanla son sırada
yer alan Nijerya’nın antrenörü Keshi federasyonla
sorunlar yaşamaya başladı. Sudan’a karşı alınan
mağlubiyetten sonra görevine son verildi. Yerine
getirilen Shaibu Amodu iki hafta sonunda takımı
bu kadar kısa sürede toparlayamayacağını söyleyip
Federasyona Keshi’yi geri getirmeleri için çağrı
yaptı. Stephen Keshi görevi kabul edip takımın
başına tekrar geçti. İki maçta alınan galibiyet tur
şansını son maça taşıdı. İçeride Güney Afrika’yı
yenmeleri durumunda diğer maça bakmadan
kupaya katılacaklardı. Evdeki hesap çarşıya
uymadı; 2-0 geriye düştükleri maçı anca 2-2’ye
getirebildiler.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşatan Keshi
sorumluluğun kendine ait olduğunu defalarca
kez dile getirdi. Federasyon da hem takıma
tekrar dönme konusunda tereddüt etmeyen hem
de daha iyi olacaklarını, bu fiyaskoyu da telafi
edeceklerini söyleyen teknik direktörle devam
etme kararı aldı.
Yeşil Burun Adaları tam gaz
durumda. Dünyaca ünlü isimlere sahip olmalarına
rağmen 1992’de ilk kez kazandıkları kupadan sonra
bir daha bu başarıyı yakalayamadılar. Elemelerde
de Kamerun’un arkasında kalarak son maçta işi
kopardılar. Teknik direktörleri 2012’de Zambiya’yla
finalde Fildişi’ni evine eli boş gönderen Herve
Renard. Bir hayal kırıklığı daha yaratmamak için
tek şansları şampiyon olmak. Ama halihazırda
Cezayir ve Kamerun’dan iyi değiller. Vites
arttırmazsalar bir hüsran daha kapıda…
15 yıl aradan sonra…
Dolu dizgin tayfa
2013’deki turnuvada ilk Afrika Uluslar Kupası
deneyimini yaşayan ada ekibi müthiş bir
performansla izleyenleri kendine hayran
bırakmıştı. Dünya kupası elemelerinde de bu
çıkışlarını sürdürdüler. Şimdi yeni teknik ekip ve ne
yaptığını iyi bilen bir takımla tekrar karşımızdalar.
Grup elemelerini oldukça rahat bir şekilde geçtiler.
Kuralara 3. torba olarak katılacaklar. Turnuvada
yine iz bırakacaklarından şüphe yok.
Ev sahibi Ekvator Ginesi’nden sonra turnuvanın
en sürpriz takımı Kongo oldu. Afrika’da yıllarca
antrenörlük yapmış kurt teknik adam Claude Le
Roy’un çalıştırdığı Kırmızı Şeytanlar Nijerya’yı
turnuvanın dışına itip 15 yıl aradan sonra
organizasyona katılmaya hak kazandı. İstikrarlı
bir kadroya sahip değiller. En önemli oyuncuları
Christopher Samba olarak göze çarpıyor. Kuraya 4.
torbadan katılacak olmaları da işlerini zorlaştıran
bir diğer etken. Ama defalarca kez bu turnuvada
boy göstermiş ve de 1988’de Kamerun’la kupayı
kaldırmayı başarmış olan bir teknik direktöre
sahipler. Gösterecekleri performans tam olarak
soru işareti.
Fildişi Sahili?
Fildişi Sahili, tarihinin kağıt üzerinde en iyi
jenerasyonunu millî takım bazında heba etmiş
Elemeleri en rahat geçen takımlar Kamerun,
Cezayir, Güney Afrika, Gabon ve Tunus oldu.
Cezayir dışındakiler hiçbir maçta mağlubiyet yüzü
görmedi. Kuşkusuz bunlar içindeki en iyi ekip
Cezayir. Antrenör Christian Gourcuff, Halilhodzic’in
takımını çok bozmadan yoluna devam ediyor.
Turnuvanın en önemli favorisi konumundalar.
Güney Afrika ise baştan aşağı jenerasyon
değişikliğine gitti. Gordon Igesund’un yerine gelen
Ephraim Mashaba birçok yeni oyuncuyu kadroya
dahil etti. Elemelerde de oldukça kaliteli bir futbol
ortaya koydular. Tunus bir kıpırdama içerisinde.
İyi organize olabilirseler şansları var. Kamerun da
Avrupa’nın önemli liglerinde futbol oynayan birçok
oyuncuya sahip. Sonuna kadar zorlayacaklardır.
Gana ve Mali
Afrika’nın en popüler takımlarından biri olan
Gana, elemeleri çok da kolay geçirmedi. Son
maçlara kadar mücadele etmek zorunda kaldılar.
Çok yüksek profilli oyunculara sahip olmalarına
rağmen saha içinde organize olamamaları en
büyük problem. Ofans oyuncularının kopuk oyunu,
defans oyuncularının bireysel hataları gibi sorunlar
aşılmazsa turnuvaya erken veda edebilirler.
Turnuva takımın yeni antrenörü Avram Grant için
de önemli bir sınav olacak.
Seydou Keita’nın tekrar dönmesiyle son maçta
turnuva bileti alan Mali ise her zaman olduğu
gibi organizasyonun dişli ekibi konumunda.
Potansiyellerini sonuna kadar zorlayacaklardır.
Çeyrek final, belki de yarı final görmeleri kesinlikle
sürpriz olmayacaktır.
Diğerleri…
Zambiya istikrarını sürdürüyor. Yeşil Burun
Adaları’nın arkasından grubu ikinci sırada
tamamladılar. 2012’deki kadrodan hem oyun
hem de futbolcu olarak çok şey kaybetmiş olsalar
da takım olma olgusunu hâlâ muhafaza etmiş
durumdalar. Kuralara 1. torbadan katılacak olmaları
bir diğer avantajları.
Ekvator Ginesi eğer turnuvaya ev sahipliği yapmayı
kabul etmeseydi bu turnuvada yer alamayacaktı.
Elemelerin birinci turunda Moritanya’yı
3-1’lik toplam skorla geçmelerine rağmen bir
dönem Türkiye’de de top oynayan Kamerunlu
Tazemeta’nın evrak bildirmede FIFA prosedürüne
uymadığı gerekçesiyle diskalifiye edilmişlerdi.
Fakat host olmaları onlara yeni bir şans doğurdu.
Takımı yaklaşık bir senedir Bask antrenör Andoni
Goikoetxea yönetiyor. Ekvator Ginesi geçmişi,
demografik yapısı, futbola olan ilginin az olması
vs. gibi sebeplerle bir futbol kültürüne sahip değil.
Bu yüzden oyuncuların çoğu başka ülkelerde
doğmuş, bir şekilde Ekvator Ginesi’yle direkt ya da
suni bağlar kurdurulmuş futbolculardan oluşuyor.
Örneğin en önemli oyuncuları Emilio Nsue İspanya
alt yaş takımlarında yaklaşık 100 maça çıkmış
durumda. Ekvator Ginesi Futbol Federasyonu
4 yıl boyunca Nsue’yi ikna etmek için uğraştı.
Kaptanlığı da pazarlık aracı yaparak oyuncuyu
kadrolarına kattılar. 2012 Afrika Uluslar Kupası’nda
da kaotik bir performansla çeyrek final oynamayı
başarmışlardı. Ne yapacakları pek öngörülebilir
bir takım değil. Ama ev sahibi avantajını sonuna
kadar kullanacaklardır.
oyunculardaki doymuşluk da diğer etkenler.
Toparlanacaklardır ama bunun ne zaman
gerçekleşeceği belirsiz.
Son turnuvanın finalisti Burkina Faso hem
hocasını hem de oyuncularını muhafaza etmeyi
başardı. Çok da zorlanmadan elemeleri geçtiler.
Paul Put’un ekibi Afrika’nın en derli toplu
takımlarından biri konumunda. Klasik Afrika
takımlarından uzak bir görüntü çiziyorlar. İyi bir
kurayla değişik işlere imza atabilirler.
-Ruanda, 2. turda Kongo’yu elemesine rağmen
iki pasaportu, iki doğum tarihi ve iki ayrı ismi olan
Daddy Birori’yi oynattığı gerekçesiyle diskalifiye
edildi.
Senegal, tüm dünyanın tanıdığı yüksek profilli
oyunculara sahip. Fakat bir türlü savunma
problemi çözülemedi. Elemelerde 1 gol
yemelerine rağmen hızlı oynayan takımlara
karşı ne yapacakları belirsiz. İddialı bir turnuva
geçireceklerdir. Fakat nereye kadar gideceklerini
tahmin etmek zor.
Gine ve Demokratik Kongo ise turnuvaya kalan
diğer iki ekip. Gine çok istikrarsız bir görüntü
çizse de ebola virüsüyle yıpranan ülkesi için
oynayacak. Bu açıdan turnuvada özel bir yerleri
var. Demokratik Kongo ise en iyi 3. kategorisinden
organizasyona dahil oldu. Yannick Bolasie, Cedric
Makiadi ve Yusuf Mulumbu gibi önemli isimlere
sahipler.
Elemelerin hayal kırıklığı;
Yine yeniden Mısır
2006, 2008 ve 2010’da arka arkaya 3 kez
şampiyon olan, Afrika Uluslar Kupası’nı 7 kez
kazanarak bu alanda hâlâ birinci sırada bulunan
Mısır 2010’dan beri 3. turnuvaya da katılamıyor.
Hassan Shehata’nın gidişinden sonra bir türlü
organize olamayan, ülkedeki iç karışıklıklardan
da oldukça etkilenen milli takım, iyi oyunculara
sahip olmasına rağmen bir türlü şanssızlığını
kıramadı. Eski jenerasyonla yeni oyuncuları
eklemleyemediler. Oyun içi kopukluğu, eski
Elemelerden anektodlar
-Güney Sudan ilk kez elemelere katıldı.
-Baskı rejimiyle yönetilen Eritre’de devlet başkanı
Isaias Afewerki oyuncuların yurtdışındaki maçlarda
iltica etmesinden dolayı takımına izin vermedi.
Eritre, Güney Sudan’a hükmen kaybetmiş oldu.
-Gambiya Futbol Federasyonu, milli takımlarının
u-20 elemelerinde yaşı büyük oyuncu oynattıkları
gerekçesiyle 2 yıl organizasyonlardan men cezası
aldı.
-Sierra Leone’deki maçı 2-0 kaybeden Seyşeller
iç sahadaki maçı oynamayı reddetti ve
turnuvadan diskalifiye edildi. Gerekçe ise Sierra
Leoneli oyuncuların Seyşeller’e ebola virüsünü
getireceklerinden korkmalarıydı.
-2013 Afrika Uluslar Kupası’nın en değerli
oyuncusu Jonathan Pitroipa elemeleri gol kralı
olarak tamamladı.
???
Emre Çelik
HF154
DiRiLiŞ
Son yıllarda eski çizgisinden uzaklaşan
bir görüntü çizen Valencia mali ve
saha içi problemleri atlattıktan sonra
yeniden ayaklanıyor
Atletico Madrid’in 1996’da yaptığı dublenin
ardından Barcelona-Real Madrid ikilisini dönem
dönem Deportivo la Coruna, Villarreal, Sevilla
gibi takımlar zorlasa da hiç şüphesiz bu iki
takımın çizgisine istikrarlı bir biçimde en fazla
yaklaşan taraf Valencia oldu. 1990’ların sonunda
Hector Cuper ile başlayan, ardından Rafa
Benitez ile devam eden Yarasalar’ın istikrarlı
çizgisi, Koeman döneminde efsanevi lâkin
yaşlı kadrodan vazgeçilememesi ve saha dışı
mali problemlerden ötürü sekteye uğrasa da
Bask hoca Unai Emery ile sürmüştü. Kulübün
oyuncu satarak borçları kapatma politikasının
bir parçası olan Emery, üç sezon takımı üçüncü
yapsa da mevcut politikayla Valencia’nın daha
ileri gidemeyeceğini öne sürerek görevi bırakınca
geri kalan iki sezonda transfer konusunda doğru
hoca ve oyunculara yönelemeyen Valencia
koltuğunu kaptırdı. Kulübün Bankia’ya olan
borçlarını da ödeyememesiyle “Acaba Valencia bir
daha toparlanmayı başaramayacak mı?” derken
sahneye Peter Lim ve Nuno Espirito çıktı.
Akıllı hamleler
Kulübü satın almak için yaklaşık 9 ay boyunca
bürokratik engellerle uğraşan Peter Lim, adı
anıldığı ilk günden bu yana Valencia taraftarını
“sonunda biz de yıldız transferler yapacağız”
mantığıyla umutlandırsa da işin aslı pek de öyle
olmadı. Mevcut idari ve sportif yönetime pek
dokunmayan Lim, bunun yanı sıra transferde
Mustafi dışında çılgınca bir adım atmadı. Bütçeyi
geniş tutmasına rağmen Lim açıklamalarıyla da
önümüzdeki dönemde de Arap sermayesinin
yönettiği kulüpler gibi çılgınca transferler yapmak
yerine bir proje takımı çizgisi izleyeceklerini
açıkça ortaya koydu. Bu planlamanın dâhilinde
de Emery’yi getiren Amadeo Salvo’ya tam yetki
verdi; Salvo da bir kez daha iyi bir iş çıkarark takımı
Nuno Espirito’yu emanet etti. Daha da önemlisi
Nuno’nun “Peter Lim ile aramızda doğrudan bir
irtibat mevcut. O bana istediklerini söylüyor, ben
opsiyonları sunuyorum ve sonunda karar alıyoruz”
sözleriyle dile getirdiği üzere Salvo aradan çıkarak
süreci hızlandırmak adına son derece önemli bir
adım attı.
Yaz döneminde Dorlan Pabon, Aly Cissokho,
Helder Postiga, Jonathan Vieira, Ricardo Costa
ve Philippe Senderos gibi 25 yaş üzeri vasat
isimlerden kurtulan Valencia, 40 milyon avronun
üzerinde bir para harcayarak Otamendi dışında
Shkodran Mustafi
tamamı 25 ve daha az yaşında olan André Gomes,
Shkodran Mustafi, Rodrigo de Paul, Lucas Orbán
gibi isimleri kadrosuna kattı. Bunun yanı sıra
tamamı 23 yaş ve altında olan Paco Alcacer, Carles
Gil, Robert Ibáñez, Rodrigo (bonservisi Valencia’da
olmamasına rağmen Lim’de), Jose Gaya ve Ruben
Vezo takıma adapte edildiler ve sezon başından bu
yana azımsanmayacak kadar forma şansı buldular.
Yapılanma sürecinde Valencia’yı beklenenden
çok daha çabuk dirilten isim hiç şüphesiz Nuno
Espirito olurken bunun sırrını da basitçe açıkladı:
“Hücuma dayalı, taraftarları heyecanlandıran
bir oyun oynatmayı planlıyorum ama bunu
birden yapmamız mümkün değil. Önce takımın
savunmasını tam anlamıyla inşa etmeliyiz.
Savunmada oynayacak isimlerden tutun da pres
yapılacak bölgeye kadar, takım savunmasından
tutun da duran top savunmasına kadar aklınıza
gelecek her şey bu konuya dahil. Ardından defansif
geçiş. Bu savunma işini tamamen halledince
hücuma yöneleceğiz. Orada da istediklerimiz
tam olarak oturunca teknik ekibin kafasında
tasarladığı takımı tam olarak izleyebilecekseniz.”
Tabi bunu yaparken de kilit noktanın bir taraftan
genç isimlere dayanmak diğer yandan da gerekirse
takdir edilmeyen bir futbolla da olsa kazanmak
Paco Alcacer
geliyor. Lâkin Nuno bunu açıkça dile getirse de
şu ana kadar pek de söylediğini, sonuca odaklı
futbolu, takıma uygulatmış değil.
Atamazsak kazanamayız
Valencia’da Nuno Esprito’nun saha içinde getirdiği
en önemli değişiklik ise hiç şüphesiz “hız” oldu.
Özellikle Topal-Tino Costa ikilisinin ayrılmasından
sonra hem hücumda hem de savunmada çok
kötü bir kırılgan bir görüntü çizen Yarasalar,
arka sağlam olmadığı için hücumda da istenen
verimliliği sağlayamıyor, hatta takım olarak
rakip yarı sahaya yerleşmekte zorlanıyordu. Javi
Fuego’yu “geri kazanarak” bu problemin temelini
çözmeyi başaran Espirito, öncelikle Dani ParejoJavi Fuego ikilisiyle hem sert/sağlam hem de
Pablo Piatti
ileriye çıkıp oyunu yönlendiren bir ikiliyle adeta
takımın iskeletini kurdu. Bu iskeleti hücumcu ve
hızlı kanat bekleriyle işleyen Portekizli, bu isimlerin
göbeğe ittiği süratli ve hareketli açık oyuncularıyla
da ileride rakibin kafasını karıştıran bir sistemle
hücumcu bir takım profili yarattı. Dahası bir diğer
iki yönlü isim olan Andre Gomes’i de Fuego-Parejo
hattına ara ara sokarak genç oyuncu oynatma
planlamasını da destekledi.
Almeria’dan transfer olduğu günden bu yana
beklenen çizgiye ilk defa ulaşan Piatti’nin solda,
Feghouli-Rodrigo ikilisinin sağda oynadığı
sistemde kanat beklerinin çıkışlarının bu isimleri
kaleye yaklaştırması ise Valencia hücumlarının bir
diğer temel taşı. Piatti tekniği ve aklıyla, RodrigoFeghouli ikilisi ise hız, bitiricilik ve rahat adam
eksiltebilme özellikleriyle genellikle ileri uçta
tek başına oynayan Paco Alcacer’i rahatlatma
konusunda önemli bir iş başardı. Yerleşik
hücumlarda bile oyunu bir alana yığıp topu hızlı
dolaştırarak boş alan yaratmayı başaran Valencia
bu sayede hızlı isimleriyle kaleye rahat gitmekte
hiç zorlanmadı. Zaten ligde aldıkları 7 galibiyette
de 3 gol atmaları bunun en önemli göstergesi.
Takımın şu an
için en büyük
problemi
ise gol
atamadığı
anlar olarak
gösterilebilir.
Özellikle yaş
ortalamasının
da az olması
sebebiyle gol bulamadıkça rakipten bağımsız
şekilde kontrolü kaybeden Valencia, oyun içinde
sabretmek yerine aceleci davranarak olması
gereken dakikalardan önce rakip kaleye aşırı
yükleniyor. Sistem icabı sahada da Parejo dışında
top tutabilen isim olmayınca tempodaki bu
aşırı artış Valencia’ya olumsuz anlamda geri
dönüyor. Özellikle sağ bekte daha defansif bir
isim olan Barragan’ı bir kenara koyarsak geride
bütün yük sadece stoperdeki iki isme kalıyor.
Hal böyle olunca da skoru tutabilen ve kontratak
konusunda başarılı ekipler Valencia karşısında
50’nci dakikadan sonra istedikleri boş alan ve
pozisyonları rahatlıkla bulabiliyorlar. Bunun ilacı
ise hiç şüphesiz tecrübe ve ara transferde orta
alana yapılacak tek bir topu seven ama takımı
yavaşlatmayacak profilde bir takviye.
Anahtar sabır
Valencia’nın sezon başından bu yana aldığı
olumlu sonuçlara rağmen takım için basit görülen
maçlarda puan kaybetmesinin diğer bir nedeni ise
saha dışındaki heyecan. Atletico Madrid’i sahadan
sildikleri maç öncesinde Valencia basınının tam 1
hafta boyunca maça bilenmesi, şehirde futboldan
başka bir şey konuşulmaması takıma olumlu
yansıdı ama bu baskı Deportivo ve Levante gibi
iki kolay rakibe karşı takımın üzerinde ciddi baskı
oluşturarak takımın hiç de beklenmedik puan
kayıpları yapmasına sebep oldu.
Başarıya alışkın olan Valencia şehrinde
takımın oynadığı futbol taraftarları fazlasıyla
heyecanlandırsa da Valencia’nın bir proje takımı
olarak bu sezon bambaşka bir ekip olduğu,
daha da önemlisi bu projenin henüz 6 ayını bile
doldurmadığı unutulmamalı. Geçtiğimiz sezonu
8’inci bitirerek Avrupa kupalarına bile katılamayan
Valencia için hedef doğrudan üçüncülük değil,
ilk beş. Bu sezon Sevilla’nın gerisinde kalır ve
Şampiyonlar Ligi bileti alamazlarsa kağıt üzerinde
başarısızlık değerlendirilmesi yapılabilir fakat bu
değerlendirme yanlış olur. Valencia, saha içinde
ve saha dışında bu şekilde doğru adımları atmayı
sürdürürse zaten 2015-16 sezonunda üçüncülüğün
en büyük adayı olacaktır.
Download

HF154 - Hayatım Futbol