Halil: Merhaba Yunus, röportaja başlamadan
önce okurlarımıza kendinden bahseder misin?
Yunus: Ben Yunus Ayyıldız, 1986 Trabzon doğumluyum. ODTÜ BÖTE lisans mezunuyum.
Şuanda ODTÜ Oyun Teknolojileri yüksek lisans
öğrencisiyim, fırsat buldukça derslere iştirak
ediyorum. 90'ların ortalarında gazetelerin
verdiği uzakdoğu oyunlarıyla başladım oyunlara. Resimdeki ünlüyü bulmaktan daha zevkli
gelmişti bana. Puzzle oyunlarına tutkum o
yıllara dayanır galiba.
Halil: Bir oyun geliştirici olmaya karar verme
nedenin nedir? Nasıl başladın?
Halil: Tasarladığın/geliştirdiğin en özel oyun
hangisidir?
Yunus: Can sıkıntısıyla başladı. Lisans bölümü
pek bana göre değildi ve zaman geçirecek bir
uğraşı arıyordum. 2007 yılıydı grafik tasarım
ile başladım. Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden aldığım tasarım dersleri oldukça yardımcı oldu bu konuda. Adobe Flash ile tanıştım. Daha sonra flash animasyonlar ilgimi
çekti. Animasyonlar kendi başlarında yetersiz
kaldı bir yerde. İşte orada kodlama başlıyordu. Actionscript 3 ile daha canlı işler yapmaya başladım ve böylelikle flash oyunlar geliştirmeye başladım. Yaptığım küçük çaplı oyunları activeden üzerinden satmaya başladım.
Bir yandan da yarışmalara katılıyordum. Freelance işler ve özel sektör derken epeyce kaptırmışım kendimi.
Yunus: GGJ 2012'de ikincilik alan i-maze
(http://thgtr.com/ggj-2012de-neler-yasandi/
ggj-2012-enteresan-bir-yilan-oyunu ) diyebilirim. Kurtuluş Yıldız ve Can Güngörmüş takım
arkadaşlarımdı. Oyun tasarımı ve programlamaydı görevim. Oldukça orijinal fikre sahipti i
-maze. Zaman buldukça o oyuna level tasarlarım arada. O oyundan sonra Metu-tech ATOM
süreci başladı ve mobil oyunlara yöneldim.
Halil: Yasir Yazıcı ile birlikte geliştirdiğiniz
son projeniz Pop to Save, bu ay itibariyle
oyun severlerin beğenisine sunuldu. Projedeki
rolün nedir?
1
Yunus: Kulağa tuhaf gelecek ama ilk defa
gerçek görevimin dışında bulundum bu projede. Son 3 senesini programcı olarak geçiren
birinin görev değiştirmesi tuhaf. Performans
sorunlarından dolayı Flash yerine Unity ortamını tercih ettik. Unity ile çok tecrübem yoktu ve bu yüzden Yasir programlamaya devam
etti, ben de oyun ve level tasarımı görevlerini
aldım. Sonuçtan oldukça memnunum o ayrı
konu.
Halil: Oyundan ve geliştirme sürecinden bahsedebilir misin?
Yunus ve Yasir— Microsoft Dev2win Yarışması birinciliği.
Yunus: Pop to Save'in son hali aslında bu projenin dördüncü hali. Her defasında ya başa
çıkamayacağımız bir aksilik oluyor ya da beğenilmeyen bir yönü oluyor. Anlayacağınız,
alternatif yollar oyunun kaderini belirledi.
Pop to Save yarışmadan birincilikle ayrıldı
ama biz 3-4 ay boyunca yıkıp yapmaya devam
ettik.
Daha sonra Microfot Türkiye ödüllü bir yarışma düzenledi. Bu projeye devam edelim dedik biz de. İşte 9 aylık geliştirme serüveni
böyle başladı.
Projenin temeli Ankara JW Marriott otelinde
düzenlenen oyun maratonunda atıldı denebilir. O zaman ki adı Atıl'ın Yolu idi. Çizgi çizme
ve fizik objeleri üzerine kurulu bir puzzle türü
oyun. Akıllara Incredible Machines'in basit
halini getiriyordu.
Yıllar önce geliştirilmiş başarılı bir oyunun
basit halini devam ettirmek olmazdı. Bazı değişiklikler yaptık. Ergun Güvenç'in bir konuşmasında “yıkmaktan korkmayın” tavsiyesiyle
oyunu iyice 2 defa yıktık. Oyuna entegre edebilecek yeni özellikler bulduk, buldukça ekledik, ekledikçe sildik.
Atıl’dan bir görüntü.
Daha sonra Microfot Türkiye ödüllü bir yarışma düzenledi. Bu projeye devam edelim dedik biz de. İşte 9 aylık geliştirme serüveni
böyle başladı.
Halil: Peki ya Yasir?
Yıllar önce geliştirilmiş başarılı bir oyunun
basit halini devam ettirmek olmazdı. Bazı değişiklikler yaptık. Ergun Güvenç'in bir konuşmasında “yıkmaktan korkmayın” tavsiyesiyle
oyunu iyice 2 defa yıktık. Oyuna entegre edebilecek yeni özellikler bulduk, buldukça ekledik, ekledikçe sildik.
Yunus: Hani nerede? O şimdi asker, 3 ay sonra tekrar aramızda olacak. Yasir programlama ve oyun motorlarında oldukça yetenekli
birisi. Kendisinden pek bahsetmeyi sevmediğinden ötürü çok göze batmaz. Sanırım keşfedilmeyi bekleyen birisi.
2
Yasir'in projeyi ipten aldığı çok an vardır. Elimizin kolumuzun bağlandığı anlar da bile çözüm üretebilecek dahilikte birisi. Sanırım bu
yeteneğini sakinliğine borçlu. Adam hiç mi
heyecanlanmaz.
Bir diğer önemli nokta tasarım süreci. Oyunun henüz tasarım aşamasında belli aralıklarda oynatılması gerektiğine inanıyorum. Her
test dalgasından sonra alınan kararların uygulanılması lazım. Daha doğrusu oyunun geliştirme süresi boyunca tasarım süreci de devam etmeli.
Halil: Indie geliştiricilerin oyunlarını pazarlama konusunda sıkıntılar çektiğini biliyoruz.
Pazarlama konusunda tavsiyelerin nelerdir?
Halil: Oyun geliştirme yolunda önüne çıkan en
büyük zorluk nedir?
Yunus: Onu biz de bulamadık. Bulan olursa
bize de söylesin :)
Yunus: Zorluklara kötü gözle bakmamak lazım. Zorluklar bir şekilde oyunu ve senin oyuna bakış açını yoğurur, daha farklı bakış açısı
kazandırır, yeni fikirler sunar.
Halil: Bir oyunu tasarlarken izlediğin herhangi
bir yöntem var mı? Oyunun tasarım aşaması
hakkında biraz bilgi verebilir misin?
Halil: Türkiye Oyun Sektörü’nde eksikliğine
dikkat çekmek istediğin bir konu var mı?
Yunus: Çok güzel bir soru. Tahmin edersiniz
ki yeni bir gameplay bulmak biraz zor. Bulduğunuz bir fikri çok iyi değerlendirmeniz lazım. Bulunan fikrin daha önce uygulanmış
olması da büyük bir sorun değil bence. PvsZ
buna en büyük örnek. PvsZ tower defence
türüne yeni bir soluk getirmişti ve kendilerinin açıkladığı gibi Tapper oyunundan esinlenilmişti. Fakat sonuçta ortaya benzersiz bir
oyun çıktı.
Yunus: Programlama ve grafik alanında oldukça yetenekli insanlar var. Fakat bir bilgi
eksikliği var; oyunun programcı ve grafik tasarımcı tarafından geliştirildiği kanaati. Türkiye'de oyun tasarımcısı görevi henüz oturmamış. Halbuki oyun tasarımı başlı başına bir
alan.
Halil: Mobil Oyun geliştirmek isteyenlere önerilerini alabilir miyiz?
Çıkmayı düşündüğünüz platformun popüler
örneklerinin incelenmesi gerekmektedir ki en
azından biz öyle yaptık. Popüler olmasının
altında yatan önemli noktaların analiz edilmesi gerekmektedir. Eğer puzzle türü oyun geliştiriyorsanız kesinlikle Cut the Rope'u çok iyi
incelemeniz gerekmektedir ki en azından biz
öyle yaptık :)
Yunus: Müptelası olmadan bolca oynamalarını
öneririm. Mobil oyunlar bazen PC/Konsol
oyunlarından da esinlenebiliyor. Platfrom
ayırt edilmesin.
3
Yunus Ayyıldız ve Yasir Yazıcı Microsoft Dev2WIN yarışması birincilik ödülünü kaldırırken.
Halil: Yeni bir oyun projeniz var mı? Puzzle türü üzerine çalışmaya devam mı edeceksiniz?
Yunus: Şuan ki hedefimiz Pop to Save'i geliştirmek. Güncellemelerle yeni paketler
eklemek. Oyun üç paket ile çıkıyor, dördüncü paket yolda ve oldukça eğlenceli oynanışa sahip.
Onun dışında şahsi olarak tasarımlarını ve bölümlerini tasarladığım 2 -3 oyun projem daha var. Boş zamanlarda onlarla uğraşıyorum. Can sıkıntısı işte.
Halil: OyunaBakış’ın vazgeçilmez sorusu, en çok oynadığın ve sevdiğin oyun hangisi?
Yunus: En çok demeyelim ona. Mühtelası olduğum bir oyun yok, önünde eğildiklerim ve ayakta alkışladıklarım var. Önünde eğildiklerim: Machinarium, Braid, Limbo,
Fez. Ayakta alkışladıklarım: PvsZ 1-2, Puding Monster, Badland, World of Goo
(aklıma gelmeyen çok var, liste uzar gider)
4
Profesyonel Oyunculuk
AoE – Area of Effect, yani haritada bir alanı
Yine yeniden Starcraft! Bu sefer ise oyundaki bazı jargonlardan ve kullanıldıkları yerlerden bahsedeceğim.
vuran bir saldırı veya büyü.
Artosis Pylon – Tek pylon, tüm binalar. Bu
Starcraft – Jargonlar
kombinasyondan uzak durun. Yanlarına bir
iki tane daha pylon koyun olmaz mı yani?
– ya da (Attack Move) Karşınızdaki rakip
fazla direniş gösteremediğinde 1A yaptım
adamı aldım derseniz yerinde olacaktır!
1A
– Protoss’un ünlü 4 Gateway Rush’ın kısaltılmış hali. Karşıdan geldiğini anladığınızda ivedilikle yakında pylon var mı yok mu
arayın ve önce size doğru gelen işçisini öldürmeye çalışın.
4G
6 pool – Zerg’ün oyuna başlar başlamaz sa-
dece para biriktirip direk 6 populasyonda
iken spawning pool atması demektir. Bunu
yapan zerg, oyuna ekonomik olarak çok geride başlar ama eğer rakibinin çıkan 6 lingi
karşılayacak microsu ya da ordusu yoksa
oyunu kazandırabilir.
Archon Toilet(Flush) –
WOL’de kalmış bir özellik
olan Mothership’in vortex’ini kullanarak
düşmanın tüm ünitelerini ve sizin tüm archonlarınızı aynı yerde toplayıp bir anda iç
içe geçen düşmanlarınızı AoE saldırısı ile
yok ettiyseniz Archon Flush’u başarı ile yapmışsınız demektir. Buradan nasıl bir şey
olduğunu anlayabilirsiniz.
Base Race (Trade) – Karşı tarafın ordusu size
beklemediğiniz bir anda saldırmaya başladı
ve ordunuz bu saldırıyı savunacak durumda
değil. Ne yapıyorsunuz? Base Race! Yani
tüm ordunuzu seçip rakibin base’ine yolluyorsunuz. Hadi bakalım, tüm binaları ilk önce kim yok ederse o kazansın.
All-in – Bir oyuncunun oyundaki herşeyini
hatta bazen işçileri dâhil saldırıya göndermesidir. Eğer all-in’i rakibiniz karşılarsa,
oyunu %99 kaybedersiniz.
APM – Bir oyuncunun dakikada verdiği ko-
mut miktarı. Saf APM basılan her tuş ve her
fare tuşunu bir dakika içindeki miktarı olarak bilinir ama EAPM diye bir şey vardır ki
asıl önemli olan odur. Mesela 10 kez aynı
yere yürütme komutu vermek size sadece
zaman kaybettirir. Onun yerine enerjinizi
daha etkin kullanabilirsiniz.
5
BO – Daha önceki yazılarımdan birinde bahsetti-
FE – Fast Expansion – Oyunun ilk dakikala-
ğim Build Order’lar. Yani binaların ve ünitelerin
üretilme sırasının liste haline getirilmiş hali.
rında erken ekonomik avantaj elde etmek
için kurulan Command Center/Nexus/
Hatchery.
– Oyundan nefret ettirebilecek derecede sinsice ve rakibi hazırlıksız yakalamaya
yönelik taktikler bütünü. Turnuvalarda, her
yerde karşınıza çıkabilir. Bu özel taktiklere
karşı en iyi çare harita kontrolünüzün iyi
olması olabilir.
Cheese
Flanking –- FPS oynayanlar da biliyor olabilir,
buna rakibinizin ordusuna farklı bir açıdan
saldırmaya çalışmak diyebiliriz. Bu sayede
bir şekilde o anki karşılaşmadan galiba çıkabilmek mümkün. Tabi haliyle sağlam micromanagement istiyor.
Contain – Stratejik olarak rakibinizi harita
kontrolünden mahrum etmek. Bu sayede
rakibinizi hazırlıksız yakalayıp ezici üstünlük
kurabilirsiniz.
GG – Sportmence yenilgiyi kabullenebilen
Critical Mass – 6 hydralisk ile 8 hydralisk ara-
GL HF – Sportmen oyuncular tarafından oyu-
sındaki ince çizgi bazen savaşı kaybetmenize veya ezici bir şekilde kazanmanıza yol
açabilir. Bazen ordunuza eklenen tek bir
ünite bile size bu çizgiyi aştırabilir.
nun en başında rakibe verilen selam gibidir.
Açılımı: Good Luck, Have Fun!
insanın oyunun sonunda gönderdiği mesaj.
Açılımı: Good Game!
Gosu – Korece “Yetenekli El” anlamına gelir.
Bu çok iyi oyunculara veya çok iyi ve üst düzey taktiklere verilebilecek bir sıfat. Örnek:
“Adam Gosu abiii!”.
Death Ball – Ölüm yumağı olarak çevirdiğim
bu terime somut örnek olarak Protossların
çokça kullandığı ünitelerin bir arada gezerken oluşturdukları Colossus/Void Ray/
Stalker yumaklarını verebiliriz.
…Haftaya Devam edecek…
Spot Işığı
Drop – Medivac, Warp Prism veya Overlord-
larla rakibin üssüne havadan ünite yağdırmak desek olur.
Jaedong – Lee Jae Dong
DPS – Damage Per Second – Yani saniyede
Amerikan kökenli Evil Geniuses takımında
Zerg oynayan Güney Kore’nin Starcraft:Brood War şampiyonlarından olan Kore
asıllı oyuncu Jaedong dünyanın en fazla kazanan e-spor oyuncusu olarak tanınıyor.
verilen toplam hasar miktarı. Mesela Lair
tech’de en yüksek dps hydralisk’dedir. Bu
rakamı Starcraft wikisinden ya da oyunda
saldırı gücünü gördüğünüz ikonun üzerine
gelerek öğrenebilirsiniz.
6
E-Spor Takvimi (Starcraft 2)
2014 WCS Europe & America Season 1
(21 Ocak 2014 – ?)
ESL ve NASL
üzerinden online takip edebileceğiniz Avrupa kökenli oyuncularla taktik
savaşlarının tavan yapacağı şampiyonayı
mutlaka takip edin.
2014 GSL Season 1
(15 Ocak 2014 – ?)
Kore’de düzenli olarak organize edilen ve
tüm dünyaya açık olan global starcraft ligi
Starcraft 2’nin en sağlam oyunlarına ev sahipliği yapıyor. GomTV üzerinden tüm karşılaşmaların ilk maçlarını online olarak bedava izleyebilirsiniz.
1. Image Courtesy of Team Liquid
Starcraft 1’de de büyük başarılara imza atıp
bolca ödül kazanan oyuncumuz Starcraft
2’de de özellikle yabancı turnuvalarda çoğu
zaman listenin ilk beşinden aşağı inmemiştir.
Denizhan Güçer
[email protected]
Jaedong, hem Starcraft 1’de hem de 2’de
premier turnuva kazanan ilk oyuncudur.
KeSPA sıralamasında 43 ay boyunca lider
olarak kalmıştır. Ayrıca Efsane-Öldüren, Yıkım-Tanrısı gibi lakaplarını hak edecek seviyede bir oyuncu olabilmiştir.
Bugüne kadar e-spor kariyerinde 500.000
$’dan fazla kazanmış olan Jaedong, Evil Geniuses ile kazandığı başarıların üzerine başarı katmaya devam ediyor.
7
halini göreceksiniz. Sütunda ise karakterinizin ismi ve seviyesini inceleyebilirsiniz.
Moba, RPG, MMORPG ve bu türe yakın oyun
incelemeleri yapmayı pek sevmiyorum. Nedeni ise bu tarz oyunlar sürekli yeni bir şeyler katıyor kendi bünyelerine; yeni ırklar,
görevler, şampiyonlar, etkinlikler vs. Bu
yüzden de yazacağınız-okuyacağınız bir yazı
bugün yenidir, ertesi ay ise taş devrinden
kalması pek bir doğaldır.
Öncelikle oyunun ‘’launcher’’ı ve ‘’update’’
mekanizmasını ele alacağım. Sizin internet
hızınız tamamen ikinci planda; yüksek hızlarda bile yavaş bir güncelleme sorunu olabiliyor, bunun nedeni tahminimce sunuculardaki yoğunluk olabilir. Launcherda ise
ayarları siz yapmazsanız dil ayarları yabancı
olabiliyor, aman dikkat!
Oyun ülkemize geç geldi, ama geç gelmesinin artısı Türkçe çevirileri, eksisi ise (yanlış
hatırlamıyorsam arada ki zaman farkı 1 yıldır) yabancıların ve yabancı sunucuda oynayanların seviyelerinin, eşyalarının sizden kat
kat iyi olması (ki pvp alanlarında set eşyalı
olmama rağmen tek yediğimi hatırlıyorum)
oldu. Türkiye sunucusu testlerine katıldım,
orda oynadığım iki tane 60 ve bir tane 34
seviye karakterlerimle size oyunu anlatmaya
çalışacağım.
Hesabınıza giriş yaptıktan sonra bir sütun
ve lavlarla bir kaplı arka plan mevcut. Buradan karakter oluşturma ekranına geçeceksiniz, şayet karakteriniz varsa sütunun yanında karakterinizin son çıkış yaptığınız andaki
halini göreceksiniz. Sütunda ise karakterinizin ismi ve seviyesini inceleyebilirsiniz.
Şu an karakter yeri satın aldığım için 4 karakter açabiliyorum, lakin sınır normal hesaplarda 2 tane. Burada ‘’aa her şey de paralı yaa’’ diyorsunuz duyuyorum, bu tarz
çoğu oyun öyle, kısmen de olsa ‘’pay to win’’
durumu az. Yazının ilerleyen kısımlarında
buna değineceğim.
Öncelikle oyunun ‘’launcher’’ı ve ‘’update’’
mekanizmasını ele alacağım. Sizin internet
hızınız tamamen ikinci planda; yüksek hızlarda bile yavaş bir güncelleme sorunu olabiliyor, bunun nedeni tahminimce sunuculardaki yoğunluk olabilir. Launcherda ise
ayarları siz yapmazsanız dil ayarları yabancı
olabiliyor, aman dikkat!
Karakter kısmımıza dönersek; yeni bir karakter oluşturmaya karar verdikten sonra
bizi güzel bir ara video karşılıyor. Burada
oyundaki karakterlerin neler yapabileceğini
görüyorsunuz ve birazcık gaza geliyorsunuz.
Video bitiminde size 9 karakterli bir seçim
ekranı geliyor, kadın ve erkek olarak cinsiyet ayarlıyorsunuz.
Hesabınıza giriş yaptıktan sonra bir sütun
ve lavlarla bir kaplı arka plan mevcut. Buradan karakter oluşturma ekranına geçeceksiniz, şayet karakteriniz varsa sütunun yanında karakterinizin son çıkış yaptığınız andaki
8
1.
2.
3.
4.
5.
Kısa kısa ırklara değinelim, böylece hem
spoiler olmaz hem de sizin karakteri keşfetme imkanınız olur.









6.
Yarı ork: Off-tank (saldırı gücü tankı)
görevini üstlenen bir ırk.
Drow: Suikast görevlerini rahat üstlenebilen bir ırk.
İnsan: Aslında tüm görevlere uyum
sağlayabilen bir ırk.
Cüce: Alan savunması ve zamanla verilen etkilere karşı dayanaklılığı yüzünden defansif tank rolünü alabilir.
Elf: Okçu, dps görevini rahat üstlenebilen bir ırk.
Buçukluk: Kısa boyları, hızlı hareketleri yüzünden vur-kaç ve suikast görevlerini üstlenebilen bir ırk.
Tiefling: Uzaktan büyü yapma ve hasar
verme görevlerini üstlenebilen bir ırk.
Yarı Elf: Genelde iyileştirme görevini
rahatlıkla üstlenebilen bir ırk.
Yüksek Elf: İyileştirme ve tank görevlerini üstlenebilen bir ırk.
7.
Kurnaz Düzenbaz: Tipik vur-kaç ve suikast sınıfı.
Sadık Ruhban: Can verme sınıfı.
Kontrol Büyücüsü: Uzaktan büyü hasarı veren sınıf.
Büyük Silahlı Savaşcı: Adı üstünde aslında, savaşcı, yüksek hasar veren sınıf.
Muhafız Savaşcı: Kalkanı ve diğer sınıfa göre biraz daha küçük bir kılıcı olan
sınıf.
Avcı Koruyucu: Okçu ve uzaktan hasar
veren sınıf.
? : Yakında gelicek olan sınıf.
Gelelim kabiliyet puanlarına... Bu aşamada
sınıf seçtikten sonra kabiliyet puanlarını
ayarlıyoruz, ırkımızdan gelen özelliklere uygun kabiliyet puanlarını zar atarak ayarlamaya çalışıyoruz. En yüksek ve en uygun
sayılardan sonra seçimimizi yapıyoruz.
Görünüm kısmında karkaterin oyun içinde
nasıl görüneceğini ayarlıyoruz, öncelik bize
verilen hazırlanmış görünümlere bakmak.
Beğenmedniz mi “ özelleştir” diyerek oradan kafa şekli, saç, gözler, kaşlar, cilt, dövmeler, yaralar, yüz ve vücut ölçüsü, vücut
şekilini ayarlayabiliyoruz.
Görünümden sonra karakterin özgeçmişini
ayarlıyoruz. Burada seçeceklerimizin oyun
içinde pek etkisi olmayacak, sadece geçmişi
hakkında bilgi eksikliği olmasın diye düşünülmüş bir sistem.
Cinsiyet seçimi yapmak sadece karakterin
ince veya kalın gözükmesine etki ediyor. Ayrıca karakterler arasında kesin bir sınır olmadığı için sınırsız kombinasyon yapabilirsiniz. Misal yarı orc açıp suikastçi yapabilirsiniz, lakin ırkınızdan gelen pasif özellikleri de
boşa harcayabilirsiniz.
Evet, bütün hazırlıklar tamam. Sırada oyuna başlamak var, ama nasıl yapacağız? Tabii
ki eğitim görevini tamamlayarak! Spoiler
yine vermiyorum; burada karakterinize uygun yetenekleri, eşyaları nasıl kullanacağınızı, neler yapmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Arada bir İngilizce sesleri duysanız,
kelimeleri okusanız da, sıkıntı edilecek
aman aman bir durumu yok.
Devam et’e bastıktan sonra karakter sınıflarını seçebileceğimiz ekrana geliyoruz, ki yukarıda bahsettiğim ırksal özelliklere göre
seçim yapmak mantklı olacaktır. Gelelim o
sınıflara:
Eğitim kısmında kullanıcı ara yüzünü görmüşsünüzdür, burada herkes için her şey
aynı. Tek fark var; seçtiğiniz sınıfa göre ve-
9
Görevler bir yerden sonra tekrar hissi yaşatsa da bunu farklı haritalarda yapmak biraz
eğlenceli, lakin arkadaşlar ile oynamak cidden çok zevkli. Tavsiyem; toplayın 3-5 kişi,
kurun partinizi, eşya düşürün, boss kesin,
bol bol görev yapın.
rilen özellik. Bu özellik “shift” tuşu ile etkinleştiriliyor. Misal; okçu sınıfındakiler yana
doğru kayma yapıyor, muhafız savaşçılar
kalkanlarını kullanıyor. Tabi bir sınırı var,
enerji bitince tekrar dolmasını bekliyorsunuz.
Her harita alanında farklı bir görevler silsilesi var, ama türleri hemen hemen aynı, ilk
başlarda “getir-götür, birileriyle konuş” tarzı; sonrası “şu kadar yaratık kes, şunları
topla”, en son ise “o alana özgü –eğer varsa
- bossu kes”. Genelde boss işi takım gerektirir takım bulamazsanız bile bir sonraki haritaya gitmek için göreviniz oluyor, böylece
bossa ‘’daha uygun’’ bir zamanda girebiliyorsunuz.
Karaktelere ilerleyen seviyelerde yetenek
ağaçlarında puanlar vererek (evet 2 tane
yetenek ağacı var) yeni yetenekler öğrenebilirsiniz.
Oyunda etkinlikler de oluyor. Özel savaş
alanlarının açılmasından tutun da, fazladan
para ve tecrübe puanı düşmesine kadar birçok şey var. Ayrıca zindan saatlerini takip
ederseniz oralardaki bossların çıkış zamanlarını da çözersiniz. Zindan saati aktif değilse o zindanlarda bosslar ile karşılaşmıyorsunuz.
Grafiklerine de biraz değinelim. Ortalama
seviyenin üstünde grafiklerin olduğunu söyleyebiliriz; savaş-silah-zırh-yoldaş-pet efektleri üzerinde durulduğunu hemen fark edeceksiniz, çevreler içinse bir çok haritayı görünce ağzınızın suyunun akacağının garantisini verebilirim. Ayrıca kullanıcılar da oyuna
kendi harita ve görevlerini koyabiliyorlar,
oradan da değişik türdeki haritaları denemenizi isterim, ki günlük görevlerden biri o,
böylece oyuna güncelik giriş yapmanız sağlanıyor. Grafik kısmı dağılmadan devam
edersek; canavarlar, bosslar cidden hoş ve
değişik, esinlenilmiş de olsa yeni yaratıklar
görmek cidden hoş. “Buglar yok mu?” diyeceksiniz, tabi ki var. Haritanın çeşitli yerlerine buglar aracılığı ile ulaşabiliyorsunuz.
Grafik veya kitlenme, hareket edememe
bugları var ki bunları oyun içinden rapor
edebiliyorsunuz.
Günlük görevleri biraz daha açalım; oyuna
sürekli girmenizi sağlan bu görevler yeri
geliyor oyun parası, yeri geliyor tecrübe puanı veriyor. Seviyeniz arttıkça bu görevlerin
zorluğu ve yapma sıklığı da artıyor.
Oyundaki paralar ise 3 çeşit; zen(gerçek para ile satın alınabiliyor), elmas(zen veya
oyun içi ticaret ile, ayrıca günlük görevler
vasıtası ile geliyor) ve gold (ki kendi içinde
bronz ve gümüş diye ayrılıyor, canavarlardan çıkıyor).
“Pay to Win” kısmı işe şu şekilde; zenler ile
alacağınız güçlendirmeler, yoldaşlar ve binekler size artı özellik kazandıyor, ama tam
bir pay to win sistemi elde edemiyorsunuz,
çünkü oyun içinde asıl kullanılan eşya satış
birimi “elmas”. Bol bol elmas edinmeye çalışmak zor gelebilir; sabırlı ve ticaretten anlayan birisi iseniz alım-satım yaparak tamamen eğlencenizi bedavaya getirebilirsiniz.
Harita demişken, bazen arkadaşlarınızı aynı
haritada aynı yerde göremeyebilirsiniz, bunun nedeni ise farklı oluşumlarda olmanız.
‘’O’’ tuşu (harf olan) ile arkadaşınızın ismine
tıklayarak aynı oluşuma git diyebilirsiniz.
Sık sık yapamıyorsunuz, 1-2 dakikalık bekleme süresi oluyor bu işlemin.
10
Eşyalar ise kendi içinde bir çok kategoriye ayrılıyor, ki bunu oyunun borsası olan ana haritadaki “Pazar Alanı”nda görebilirsiniz. Her sınıfın en üst düzeyden en alt düzeye kadar
(renklere ayrıldıkları için bulunması kolay) eşyaları orada listeler halinde satışta oluyor. Mor
olanlar en güçlü eşyalar (lakin bazı eşyalar yeşil olmasına rağmen morlardan daha çok yarar
sağlayabilir, aman dikkat!). Bu eşyaların bazılarında ise güçlendirme yuvaları oluyor, buraya
seviyeleri değişebilen güçlendirme taşları koyabiliyorsunuz ve eşyanızın efektleri değişebiliyor. Değişebiliyor dedim, çünkü yüksek seviyeli bir taş koyarsanız (misal ateş) kılıcınızın
alevlendiğini göreceksiniz. Düşük seviyelisini koyarsanız da görsel açından bir değişiklik olmadığını fark edersiniz.
Oyunun geç gelmesinin etkisini önceden söylemiştik. Karakterinizi iyi güçlendirmemeniz
(her açıdan) PvP alanlarında tek yemenize sebep olacaktır; bu yüzden yeni sunucularda oynamak biraz daha eğlenceli olabilir. Bununla birlikte başka sunucuda ucuz olan eşyaların burada pahalı olması durumuna da hazırlıklı olmak gerek.
Uzun yollar ve PvP için binek şart. Zaten sadece hız için kullanılıyorlar. Binekleri altın ile kiralayıp alabilirken; zen ile daha üst düzey, daha hızlı bineklere de sahip olabilirsiniz.
Yoldaşlar ise savaş sırasında size yardımcı olurlar, PvP’de kullanılamazlar, tanklayanı, saldıranı, size artı özellik katan ve can basan türleri mevcuttur. Onların da ufak bir eşya sistemi
vardır, fakat sizinki gibi teferruatlı değildir.
Oyun içi ses ile haberleşme sisteminiz de mevcut, böylece ekstra haberleşme programlarına
ihtiyacınız kalmıyor, ortalama bir kalitenin üstünde iletişiminizi sağlayabilirsiniz.
Müzikler beni açıkcası pek etkilemedi. Yine de çok kötü demem, bunlar da ortalamanın üstünde. Zevk renk meselesi, belki sizin hoşunuza gidebilir.
Oyunun biraz eksi yönlerini ele alalım, görev sistemi her karakter için aynı. Yani yeni karakter kasmaya başlarsanız aynı görevler sizi sıkabilir. Grafik ve ses bugları ile karşılaşabilirsiniz, bir haritada hapis kalabilirsiniz, bir yerde sıkışabilirsiniz, ulaşılamayan yerlere ulaşabilirsiniz. Müzikler sizi tatmin etmeyebilir. PvP alanlarında tek yemek can sıkabilir.
Şöyle bir toparlarsak; arkadaşlarınızla “online oyun oynasak yahu” diyorsanız; bu oyun tam
size göre. Haritaları ilk kez görmek canavar kesmek başlarda zevkli, lakin tekrar işin içine
girince
canınız
sıkılabilir,
elinizin
altında
hazır
bulundurun
yine
de.
10 üzerinden 6 vererek yazıma son veriyorum, iyi eğlenceler diliyorum.
Çağrı Yargı
[email protected]
11
Yazıya başlamadan önce RPG ve Online RPG
arasındaki temel çizgiden bahsetmek istiyorum. Senaryo! Single Player olarak oynadığımız RPG’lerde (bakınız Dragon Age, Skyrim,
Titan Quest, Hard To Be God…), karakterinizle bütünleşir ve kendinizi oyunun akışına
bırakırsınız. Bilirsiniz ki karşınıza çıkan karakterlerle yapacağınız her konuşma oyunun gidişatını yönlendirecek, belki de senaryoyu şekillendirmenizi sağlayacaktır. Single
Player RPG’lerde ön plana çıkan senaryo olgusu, bir anlığına da olsa experience(xp)
kazanma çılgınlığının üzerini kapatacaktır.
Ana fikir şu ki; “Senaryo bizi, xp kazanmayı
amaç edindiğimiz monotonluklardan kurtarır.”
İkinci paragrafta Minecraft’tan az da olsa
bahsetmemin sebebi, 8BitMMO’nun Minecraft esintileri taşıyor olması. Senaryonun
yokluğunu ortak payda olmaktan çıkarırsak
diğer bir benzerliği daha rahat görebiliyoruz. Kendi dünyanı kendin yarat felsefesi…
Evet, 8BitMMO’daki dünya da oyuncuların
şekillendirdiği bir dünya. Kendinize kazandığını altınlarla parke, kapı o bu şu alıp dünyanızı düzenleyebilirsiniz. İşin en eğlenceli
yanı da bu olsa gerek. Fikir özgün olmasa
da oyunu 8bit dünyasına geliştirmek yürek
isteyen bir hareket bence, takdir ediyorum
Archive ekibini.
Henüz geliştirilmekte olan oyuna yakılan
Steam Greenlight , oyunun önünü bir hayli
açmış görünüyor. Eğer arayüzlerini biraz
daha geliştirebilir ve oyunun beta kokusunu
silebilirlerse yeni bir çılgınlığa hoş geldin
demiş olacağız, 8BitMMO çılgınlığı…
Senaryonun eksikliği kapatılamaz mı peki?
Kapatılabilirmiş, buna Minecraft’ı görmeden
inanmazdım. Oyunculara kocaman bir dünya
verip, kendi amaçlarını belirlemelerine izin
vermek, senaryoya yüzünü dönüp, “sen yoruldun be abi, geç kenara da biraz dinlen”
demek değildir de nedir?
Oyuna 8bitmmo.net sitesinden ya da Steam
üzerinden ulaşabilirsiniz. İyi oyunlar.
8BitMMO… İsminden de anlaşılacağı gibi 2
boyutlu ve 8bit grafiklerle oluşturulmış bir
Online RPG… 8BitMMO ile 2013 Seattle Bağımsız Oyun Yarışması’nda birinciliği aldıktan sonra ekip fikirdeki potansiyeli görmüş
ve 8bit dünyasının eğlence anlayışını bir Online RPG’de toplamayı başarmış. Senaryo
yok, grafikler 8bit, kontroller olabildiğine
basit, konuştuğunuz bütün karakterler 8bit
çılgınlığında…
Halil Coşgun
[email protected]
12
Kulakları çınlasın, bir arkadaşımın evine gittim geçenlerde, kendisine Buğra derler. İçeri girdim baktım oyun oynuyor, dedim
“Oğlum, Henry, ne oynuyorsun böyle?”, “Dur
abi” dedi, “Fernandes ile konuşuyorum”.
Dedim ki “Hayırdır abi ne konuşuyorsun Fernandes ile?” deyince, “Özle hayatına dikkat
et diyorum” demez mi? ”Ulan” dedim içimden, ”biz eskiden futbolcuyla iki kelime laf
konuşamazdık”.
işine girecek. Dediğim gibi, 1999- 2002 yılları arasında çıkan üç oyun çok büyük başarıya imza atmış, sonra düşüşe geçmiştir.
Efendim Championship Manager ya da Football Manager serisinden dem vuracağım.
Ama tabi nostalji deyince bu oyunun o zamanlardaki tek ismiyle “CM” serisinin unutulmayan 99-00, 00-01 ve 01-02 serileriden bahsedeceğim.
...İlk CM’lerden...
Oyun o dönemlerde Amerika’da çok yaygın
olan garaj oyunlarının İngiltere’deki yatak
odası oyunu versiyonu. 1992 yılında Amerika’da üç arkadaş babalarının garajında
oyunlar yaparken, İngiltere’de iki kardeş de
kendi odalarında oyunu kodlamışlar. Birkaç
yıllık kuluçka süresinin ardından, oyunun
1999 yılında çıkan versiyonu çok başarılı oldu diyebilirim. Daha sonra iki kardeşin yolları oyunun yapımcı şirketiyle ayrılmış ve
kardeşler yollarına Footbal Manager oyunuyla devam etmiş. Adamların mayalarında
varmış ki FM serisi bugün almış yürümüşken CM neredeyse dükkanı kapatıp tarım i-
Tabi böyle bir oyun incelerken işin içine bir
de bambaşka bir derya olan futbol giriyor,
insanların futbola farklı bakış açıları giriyor;
dolayısıyla ben kendi oyunumu, bir de en
fazla arkadaşım Buğra’nın oyununu anlatabileceğim ve çoğunlukla bana katılmayacaksınız. Neyse, zaten futboldan çok anlayan
birisi değilimdir, yalnız 2000’lerin başında
“ Avrupa’dan Futbolu” pür dikkat izlemişimdir, o konuda eski toprağımdır söylemesi
ayıp.
13
Böyle taktikli neyli. Ama taktik dediğimiz de “kime basacan,kime pas atacan”
Efendim ben sıkı bir Batistuta hayranıyımdır. E tabi oyunu açar açmaz hangi takımı
seçtiysem de ilk işim Batistuta’yı almayı denemek olurdu. Dediğim gibi ben bu CM oyununu daha ziyade duygularımla oynayan birisiyimdir, ismini sevmediğim iyi oyuncuları
almadığım gibi, o dönemde hayranı olduğum Raul, Batistuta, Weah, Ravanelli, David
Ginola, Lothar Matthaus gibi futbolcuları
kadroma katmak için uğraşır dururdum. Bu
uğurda yönetime ültimatomlar verirdim,
üsttekilerle aramı bozardım. Dolayısıyla çok
sıkı bir CM oyuncusu olmadığım gibi oyunu
öyle hatırı sayılır ölçüde iyi oynayamama,
sonuçta kafam futbola ve menajerliğe çok
da basmamasına rağmen, iki yıl önce bu
eski seriyi tekrar bilgisayarıma kurdum ve
yıllar sonra sürekli oynar oldum. Hayır beceremesem de beni bu oyuna bağlayan şey bir
takımı alıp o takımla bir şeyler yapmak, o
takımın yükselişini görmek, ne bileyim küçük bir orduyla savaşlar kazanmak gibi, insana iddialaşacağı bir “challenge” sunmasıdır.
Aslında başlar başlamaz Shearer’i alacan aga
14
Bu Buğra da eskiden beri CM oynar aslında,
şimdilerde ise çıktığı gün FM’yi alır. Ona
sorsan oyunu açar açmaz Patrick Anttonen‘i
alıcaksın. Patrick Anttonen, Championship
Manager oyununda yıldızlaşan, herkesin takımına aldığı bir oyuncuyken daha sonra
futbol camiasında adından pek de söz ettirememiş vasatın altında bir oyuncudur. İşte
bir de bu oyunun bu şekilde çözümleri ve
tavsiyeleri meşhurdur. Biri gider bilmem ne
liginin bilmem kaçıncı kümesinden bir oyuncu bulur ve bütün arkadaşlarını o oyuncuyu
alması ve kendine duacı olması için ikna etmeye çalışır; ki şüphesiz CM bizim için nasıl
bir “challenge” oluşturuyorsa, tahminimce
CM oyunu yapımcıları için de geleceği görüş
açısından bir “challenge” oluşturmuştur.
Yani o futbol sezonu başlamadan önce ilerde parlama ihtimali olan ve parlayacak futbolcuları belirlemek hayli zor ve kritik bir
görev olmalı. Düşünsenize adamlar bütün
yaz araştırıyorlar, soruşturuyorlar, efendim
ordan burdan bilgi aşırıyorlar, sabahlara
kadar futbolcuları tarıyorlar ve en potansiyelli olanları belirliyorlar ve TAK! Sezon başında bizim herifçioğlu sakatlanıyor, hocasıyla kavga ediyor ve kaybolup gidiyor.
CM’nin yıldız futbolcusu, bir anda silinip gidiyor, ama herkes kabul etmeli ki CM ve FM
ekibi bu alanda birkaç istisna dışında son
derece başarılı tahminler yapan bir ekiptir.
Bir örnek daha vereyim efendim Antonen’den bahsetmişken; benim yaşlarımda
olan nerdeyse tüm oyuncular Freddy Adu
adını bilecektir. Freddy Adu, CM’ de yıldızlaşan son derece potansiyelli bir futbolcuydu.
Ben, evinden bizim futbol oynadığımız top
sahasına, bizlere Adu’yu aldığını ve nasıl da
goller attığını anlatmak için koşarak gelen
çocuğu hatırlarım. Ancak aradan yıllar geçtikten sonra birkaç yıl önce Freddy Adu’yu
bütün Türkiye olarak Çaykur Rizespor’da
izledik. E olur öyle arada.
Nerdeeen nereye
...
Genelde oyuncular vasat takımları alır ve
onlara şampiyonlar ligini kazandırmak için
kasarlar ve şampiyonlar ligini kazanınca yine top sahasına koşarak gelirler. Uzaktan
koşarak sahaya gelen adamı anlarsın hemen, ya Adu’yu almıştır ya da şampiyonlar
ligi şampiyonu olmuştur. Ha bir de taso dağıtmak isteyen çocuk öyle koşar. Bilir misiniz taso dağıtmak nedir? Eğer bilmiyorsanız
zaten anlatsam da inanmazsınız. Efendim
çocuğun biri hafif yüksek bir yere çıkar,
elindeki tasoları saçmaya başlar ve diğer
çocukların o tasoları kapışmasını, kapışırken
birbirlerine beş kuruşluk değer vermemesini izler. Bu nedenle taso dağıtan kişi iyi
kalpli midir, yoksa birbirini parçalayan insanları izlemekten zevk alan bir gaddar mıdır bilinmez. Ben hiç taso dağıtmadım. Ama
bu Buğra var ya bu Buğra, benim üzerinde
“geodude” olan tasomu çalmıştı da afedersiniz sıçtığı yere kadar kovalamıştım bunu.
Ha yakalayamadım o ayrı. Ben trip attım o
da geri getirdi.
Neyse geçenlerde aldım Liverpool’u, oynadım bir sezon, sonra büyücü derlerdi Aimar’ı aldım. Forvet zaten canavar gibiydi
ama Fowler ve Owen’in yanına Defoe’yi ekledim. Birkaç sezon daha geçti. Bir de baktım
ki 2010 yılındayız, sağda hep almak istediğim Rosicky, solda Beşiktaş’ın bir türlü alamadığı Ronaldinho, ortada Aimar var ve ben
sonlardayım. “Ula” dedim, “bu kadroyla na -
15
sıl oluyor da küme düşmemeye oynuyoruz”.
Dedim ya, iyi oynayamam bu oyunu. O ara
baktım Manchester United’ın hocası yok,
“oraya gideyim” dedim, Vakurdum yani, biraz değişikliğe ihtiyacım vardı. Mençıstırın
yolunu tuttum. Neyse efendim lafı fazla
uzatmayayım, o sezonun sonlarına doğru
mükemmel bir kadro bıraktığım Liverpool
açık ara şampiyondu, aldığımda dördüncü
olan Mençıstır ile yine son sıralarda onurumu kurtarmaya çalışıyordum. Kapattım
oyunu. Aslında bu sefer epey niyetliydim de,
oyun nereye kadar gidiyor görecektim. Bu
oyunun bitip bitmediğini bilmiyorum, sallamış olmamayım, ama galiba o yıllarda sahaya koşarak gelen çocuklardan biri CM’de
2050’li yıllara geldiğini iddia ediyordu. Sanki
zamanda yolculuk yaptın da gittin ula, ne
artizlik yapıyorsun?
Koray’ın ofisteyken kurduğu takım. Ben de Fiorentina’yı
almıştım ama sekizinciydim.
Aslında fotoşopa da baya bi benziyor
2014 yılından bir kare daha, Messi
Bir efsanedir Championship Manager ya da
Football Manager.
Yine başka bir arkadaşımın kulağını çınlatacağım. Geçen yıl bir firmada çalışırken iş
arkadaşım Koray’la sıkıldığımız bir gün
“hadi bilgisayarlara CM yükleyek de oynayak” deyip yükledik. Koray’cım sana selam
olsun, o kadar zevkliydi ki mutliplayer bir
menajerlik oyunu oynamak. Patrona göstermeden oynamaya çalışmak bir yandan, o iş
yoğunluğunda takımlarımızı şampiyon yapmaya çalışmak diğer yandan... Ama oyunun
önemli bir güzelliği, uzaktan bakılınca o kadar da oyuna benzememesi, böylece patronuymuş, çalışanıymış sizin oyun oynadığınızı
farkedemeden siz onun yaklaştığını farkediyorsunuz ve hemen fotoşopa dönerek oyundan programa yumuşak bir geçiş yapıyorsunuz.
Son olarak yıllar önce gördüğüm bir rüyayı
anlatayım size: Gabriel Batistuta ile aynı
takımda futbol oynuyoruz, ben ona pas veriyorum o da gol atıyor. Neyse gol sonrası bi
galeyan arasında bi bakıyorum Batistuta
kale direğinin üzerine çıkmış oturuyor.
“Batistuta abi, in de sevinelim” diyorum,
bana mısın demiyor, “bak abi herkes bize
bakıyor in de sevinelim” diyorum, yok. İnmiyor. Hatta maç başladığında da orada oturmaya
devam
ediyordu
en
son.
Sadece bir futbol oyunu değildir CM. Neredeyse bir strateji oyunu gibi kokar.
Orhan Umut Gökçek
[email protected]
16
Merhaba arkadaşlar. Bu sayımızda sizlere
ne incelesem ne incelesem diye düşünürken
bir taşla şöyle genel bir kuş katliamı yapayım dedim ve mobil platformlar ile ilgili genel bir inceleme yapacağım.
Hepimizin de fark ettiği gibi, gerek cep telefonları, gerek de tabletler artık günlük
olarak yanımızda gezdirebildiğimiz birer bilgisayar olarak karşımızdalar. Öncelikle şunu
belirtmek istiyorum. Bu tarz bir cihaz almaya kalktığınızda rahatça erişebileceğiniz 3
tip platform var. Bunlar Android, iOS ve
Windows Phone. Windows Phone işletim sistemi piyasaya biraz geç giriş yaptı ve uygulama açığı var. Fakat bunu yavaş yavaş kapatıyor. Özellikle kocaman menüleri ile bence çok rahat bir kullanım sunuyor. Fakat
Android’e karşı fiyat dezavantajı var. Ağırlıklı olarak Nokia’nın modelleri olsa da,
HTC’nin de Windows Phone işletim sistemini
kullanan modelleri var ve seçenek olarak
çok kısıtlı olmasak da, Android kadar çok
model karşımızda maalesef mevcut değil.
Ayrıca Lumia 520 gibi modeller göze “Abi
aradığım telefon işte bu yaa.” İzlenimini bıraksa da, performans bakımından biraz yavaş kalıp, insanı en azından Lumia 720 gibi
bir veya birkaç üst modeli almaya itiyorlar.
Hatta arkadaşlarımla aramızda geçen konuşmalarda bu telefon üreticilerinin bazı
düşük seviyeli modelleri bilerek piyasaya
sürerek insanları daha üst model bir mobil
cihaz satın almalarını sağladıkları gibi bir
komplo teorisi de üretmişliğimiz var fakat
ticari anlamda baktığınızda, her zaman düşük bütçeye de hitap edebilmek için kırpılmış modelleri de görmek zorundayız. Ama
bizim yapmamız gereken elimizdeki bütçeyle en uygun telefonu seçmek ya da biraz
daha para biriktirmek :D Ayrıca yükselen
dolar kuruna da dikkat etmek gerek. Zira
dolar oldu 2.18, bu telefonlar yurt dışından
geliyor ve üstlerine bir de o doların üzerinden yüzdeli vergiler biniyor.
En başta şunu belirteyim. 7 inç tabletler 10
inç tabletlerden çok daha ucuz. 10 inç bir
tabletin performansı 7” inçlere göre genel
olarak üst seviyelere baktığımızda biraz daha iyi. İyi de 10 inç otobüste yanınızdaki
amcayla birlikte kullanırsınız. Kendi ihtiyaçlarınızı belirleyin, ona göre tercihinizi yapın.
17
biri kesinlikle eşit olamaz. Dünyada küçük
yaşta Raspberry Pi gibi gömülü sistemlere
gömülüp de Nerd olan bir sürü insan var. O
çocuğa o tablet alınacak arkadaş :P
Ekonomik Seviye:
Bu klasmanda 2. el ürünlere bakılabilir. Temiz olduğu sürece bir problem olacağını düşünmüyorum. 179 liralık tabletleri hepimiz
biliyoruz. Bu tabletlerle ilgili tek bir yorumum olacak. Eğer kenarda köşede fazlalık
yapan bir 179 liranız var ise, çekinmeden
alın. Canını çıkarın. Öğrenin, keşfedin. 179
liraya bir bilgisayar sistemi almak çok hoş.
Fakat şunu da belirtmek isterim ki bu aletten performans ya da pil bakımından hiçbir
şey beklemeyin. Vasat olmayacaktır fakat
orta performans da olmayacaktır. Ayrıca bu
tarz cihazlarda uygulamaları yükleyebileceğiniz alan kısıtlıdır. Yani mesela gigabaytlarca boyutu olan oyunları ele alacak olursak, Real Racing 3’ü yükleyemeyebilirsiniz.
Dahası, yüklense bile zaten oynanamayacaktır.
Bu fiyat seviyesinde önerebileceğim tablet
Asus Memo Pad olur. Her marka, yani garanti sıkıntısı yaşamazsınız, hem de özellikleri fena değil. 4270 mAh pili ile 7” ekranını
işlemciye fazla yüklenmezken en az 6 saat
açık tutabilir diye tahmin ediyorum. Emsallerinden Nexus 7 10 saate kadar gidiyor.
Nexus 7’yi de tavsiye etmek isterdim fakat
eskiden 400 lira olan Nexus 7, bugün doların da etkisiyle 600 lira seviyelerini aşmış
durumda. Tablet alacaksanız Samsung,
ASUS, Acer, Sony, Apple gibi markaları tercih edebilirsiniz.
Samsung’un Galaxy Tab 3 modeli de güzel
alternatiflerden birisi. Sade bir kasa yapısı
var. Dik tutulmak için optimize edilmiş. 7”
ekran boyutu ile bence gayet yeterli ve güzel bir tablet.
Şimdi 179 liradan biraz yukarı doğru çıkacak olursak, 250-300 lira civarlarında demin
belirttiğim tabletlerin çift çekirdekli versiyonları var. Bana kalırsa, çift çekirdekten
aşağısı biraz tatsız kalıyor fakat mesela 7
yaşında bir çocuğa hediye vermek için 179
liralık bir tableti almaktan daha mantıklı bir
şey yok. Alın, çocuk Android öğrensin, belki
programlamaya filan sarar ve ileride dolgun
maaşı olan bilişim sektörüne yönelir. Çocuk
bu yaşlarda bu tarz şeylere ilgi duymaya
başlarsa onları kimse tutamaz. Ve şunu da
özellikle belirtmek istiyorum ki, bu işe 14
yaşında başlayan biriyle 7 yaşında başlayan
18
Giriş seviyesinde maalesef iPad öneremiyorum çünkü iPad mini bile 700+ liralardan başlıyor.
Tabletlerde bir de chipset olayı var. Fazla detaya girmeden anlatacağım. Eskiden kral Tegra
3 idi, şu anda Snapdragon 800. Farklı çipsetler de piyasada mevcut, örneğin Samsung’un
Exynos’ları. Onlar da fena değil. Bu çipsetlerin de içlerinde farklı performanslara ait farklı
modellerini olduğunu unutmamak gerek.
Şimdi biraz da telefon piyasasına bakalım.
Samsung’un Galaxy Ace serisine değinmek
istiyorum. Can onlar. Tam olarak birer fiyat/
performans canavarları. Ve yaygın oldukları
için ileride custom rom kullanırken problem
yaşayacağınızı da sanmıyorum zira bir GNex
kadar çok yaygın olmasa da alt segmentte
tutulan en baba telefondur kendileri. Küçük
boyutları nedeniyle elimde Note 3 varken
bile ilgimi çekmeyi başarmıştır. Performansları tavşan hızında olmasa da kaplumbağadan da hızlıdır.
Bu segmentte size mutlaka iPad modellerine göz atmanızı öneririm. Telefon olarak
iPhone’ları sevmem fakat söz konusu tablet
olduğunda içim birden iPad’lere ısınıveriyor.
Çok tatlı görünüyorlar gözüme.
Orta Segment:
Android cephesinde General Mobile’ın Discovery modelini duymayan kalmamıştır. Uzun
süre bir çok yerde 649 liraya satılan bu telefon, piyasada en çok Galaxy S3 ile karşılaştırılır. 4 çekirdekli işlemcisi ile uzun süre
fiyat/performans tahtında oturmuştur.
19
Bu segmentte size mutlaka iPad modellerine göz atmanızı öneririm. Telefon olarak
iPhone’ları sevmem fakat söz konusu tablet
olduğunda içim birden iPad’lere ısınıveriyor.
Çok tatlı görünüyorlar gözüme.
Bir başka alternatif ise Nexus 7. Arkasına
ASUS’u alan Google, siz bu işi yapamayacaksınız, alın size tablet dercesine genişletilebilir hafızası hariç her yönüyle gönülleri kazanan Nexus 7 modelini piyasaya saldı. Benim gördüğüm en iyi 7” tablettir kendileri.
7” bir tablet alacak olsam iPad Mini ile Yeni
Nexus 7 dışında hiçbir alternatife bakmazdım. Tabi bunlar hep maliyet hep maliyet.
:D
iPad’de karşımızda 4 seçenek var. 7.9 inç
büyüklüğünde yeni iPad mini with Retine
Display ya da onun biraz daha orta seviyeye
hitap eden bir eski modeli, iPad 2’nin varisi
olan ve taşınabilirlik açısından büyük bir atılım yapan iPad Air ve iPad 2. iPad alacaksanız eski versiyonlarını tavsiye etmiyorum
zira Apple’ın genel politikası bir ürünü önce
satıp, sonra yenisini çıkarıp, eskisini yerin
dibine gömmek. Bu cenaze esnasında güme
gitmeyiniz.
Üst Segment:
Yeni Nexus 10 halen piyasaya sürülmedi.
Çıksa ortalığı alt üst edecek. Eski Nexus
10’u ele alırsak 9 Amper pili ile göz dolduruyor. Fakat çift çekirdekli işlemcisi ile de
demin doldurduğu gözü boşaltıyor. Ama yine de nefis bir tablet. Nispeten üst segmentteki diğer tabletlere göre de daha
ucuz.
Microsoft’un Surface Pro’su da alınabilir bir
tablet fakat fiyat/performansçı bir insan
olarak ben olsam tercih etmezdim. Biraz
pahalı gibi duruyor.
Yeni Note 10.1(2014 edition diye geçer) eski modelinin yerini çok daha iyi bir biçimde
dolduracak gibi. Samsung’un çok iyi bir şekilde destek verdiği S Pen olayı çok daha
gelişmiş bir şekilde karşımıza çıkmakta.
Hem de 1024x800 yerine 2560x1600 gibi
muazzam bir çözünürlükle 3 GB Ram ve
8220 mAh pil ile geliyor. Full HD’de 60 fps
kayıt yapabildiğini söylemeye gerek bile
duymuyorum. Note 10.1’in eski versiyonuna
sahip biri olarak bu tableti kıskandığımı belirtmeden edemeyeceğim.
Sony Xperia Tablet Z; Alem Android ise kral
budur diyorum ve başka hiçbir şey demiyorum. Adamlar harbiden yapmış.
Telefon klasmanına baktığımızda ise
HTC’nin sağlam kasalı One modeli, LG’nin
üst segmentte f/p amacıyla çıkarmış olduğu
Snapdragon 800’lü G2, Sony’nin su geçirmeyen Xperia ailesi, Nexus 5 ve iPhone 5S yer
almakta. 3’ünü 4’ünü 5’ini takip edemediğimiz bu telefonların hepsi güzel. Hepsinin
20
birbirinden farklı güzellikleri var. Nexus 5 cebe hitap ediyor. Xperia’lar ve iPhone’lar kendilerine has bir tarz yaratma durumundalar. HTC sağlam kasa ve kendine has arayüzüyle
dikkat çekiyor fakat Snapdragon 600 tercih etmesi rakiplerine karşı bir adım geride kalmasına sebep oluyor.
Son olarak da; ekranı sökülen i5 işlemcili hem tablet hem bilgisayar olan bilgisayarlar var.
Ne kadar faydalı olur tartışılır. Bunlar Windows 8 kullanan cihazlar olup, taşınabilirlik açısından farklı ihtiyaçları olan insanlara hitap ediyorlar. Ben şahsım adına, tableti ufak işlerde kullandığım için bu tarz bir şeye milyarlarca para vermeyi gereksiz buluyorum.
İyi günler :D
Ahmet Dağtaş
[email protected]
21
Download

İyi okumalar