Ağustos 2014, No: 14-01
SDE rapor
Yazar Hakkında
Gazi Üniversitesi Çalışma
Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri
bölümünde doktorası devam
etmektedir. BEM-BİR-SEN
Genel Başkan Danışmanı
ve Türk Harb-İş Sendikası
Eğitim Müdürüdür. Sendikal
Hareketler, Sendikal Hak ve
Özgürlükler, Uluslararası
Sendikacılık, Çalışma hayatı
ve Endüstri İlişkileri üzerine
çalışmalar yapmaktadır.
SDE Hakkında
SDE; ortak insani değerler ekseninde;
adalet, barış, demokrasi ve özgürlük hedefinde, medeniyet coğrafyasında stratejik derinliğine, tarihi reelpolitik misyonuna doğru emin adımlarla yol alan ‘Yeni
Türkiye’nin düşünce merkezidir. 3 Mart
2009’da resmi kuruluşu gerçekleştirilen
Stratejik Düşünce ve Araştırma Vakfı
(SDAV)’nın bir kuruluşu olarak faaliyet
gösteren SDE; iç ve dış politika bağlamında
geleceğin Türkiye’sini şekillendirme yolunda ortak aklı, bilimsel çalışmayı, halk
iradesi ve egemenliğini esas alan bir sivil
düşünce kuruluşudur.
www.sde.org.tr
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE
ALINACAK TEDBİRLER
Tarkan ZENGİN
Sendika Uzmanı
Sunuş
Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) her ne kadar daha çok iç politika, dış
politika, ekonomi ve güvenlik alanlarında çalışmalar yapan bir kurum
olarak biliniyorsa da, aslında SDE halkımızı ve ülkemizi ilgilendiren
her ciddi konuyu kendi çalışma alanı içinde görmektedir. Nitekim
2014 yılı başından itibaren SDE bünyesinde çözüm süreci konusunda
Tarih ve Toplumsal Araştırma koordinatörlüğü kurulmuştur. Aynı
şekilde, ülkemizde geniş kesimleri ilgilendiren iş hayatına ilişkin
konularda da bir dizi toplantılar yapılmış ve literatüre önemli katkılarda
bulunulmuştur. Soma’da meydana gelen ve halkımızı derinden
etkileyen elim maden faciası da bizim açımızdan üzerinde durulması
gereken önemli bir konu olmuştur.
Bu çerçevede, ilk günden itibaren SDE olarak Soma faciasına ciddi
bir duyarlılık gösterdik. Öncelikle kazanın hemen ardından SDE’den
bir heyet ilçeye gitti. Heyet sahada incelemelerde bulundu, yetkililerle
görüştü, şehit ailelerini ziyaret etti ve taziyelerde bulundu. Ardından
SDE aylık dergisinde Soma Faciasını özel dosya konusu yaptı.
Yazarlar burada konuyu tüm boyutlarıyla ele aldılar. Daha sonra ise
yaşanan olayın nedenlerini ve böyle bir acının bir daha yaşanmaması
için neler yapılması gerektiğini ortaya koyacak bir Çalıştay yapıldı.
Tüm tarafların katıldığı Çalıştay’da konunun uzmanları farklı bakış
açılarıyla önemli katkılar sundular.
Elinizdeki rapor, bu çalıştay ışığında konunun uzmanı olan Tarkan
Zengin tarafından kaleme alındı. Raporda Soma faciası ışığında
iş kazaları kavramsal boyutuyla ele alınarak iş kazalarının maliyeti,
dünyada ve Türkiye’de iş kazaları istatistiki verileriyle ortaya
konulmaktadır. Raporda Soma faciasının nedenleri üzerinde durularak
bir daha böyle olayların yaşanmaması için neler yapılması gerektiğine
ilişkin somut öneriler de yer almaktadır. Raporun getirdiği önerileriyle
iş kazalarını önlemeye yönelik mütevazı bir katkı sunacağını
düşünüyoruz. Katkısı bulunan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.
Prof. Dr. Birol AKGÜN
SDE Başkanı
Ağustos 2014, No: 14-01
SDE rapor
Giriş
Soma faciasını
siyasi amaçları
için kullanmak
isteyenler olduğu
gibi, facianın Gezi
eylemlerinin
yıldönümüne
rastlaması
nedeniyle bu
acıdan yeni bir
“Gezi” çıkarmak
isteyenlere de
rastladık.
Soma’da 13 Mayıs 2014 tarihinde özel
sektörün işlettiği maden ocağında meydana gelen faciada 301 işçimiz hayatını
kaybetti. Anne babalar gencecik evlatlarını kaybederken, kadınlar dul ve çocuklar
yetim kaldı. Ortalama yaşları 10 olan 432
çocuk babasız kaldı. Vefat eden işçilerin
hikâyeleri ülkemizi büyük bir hüzne boğdu. Kimi kızının çeyiz parasını çıkarmak
için, kimi ev eşyalarını almak için inmişti
madene. Kimi çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamak için, kimi borçlarını ödemek için çalışıyordu. Hepsi helal rızık peşindeydi. Maalesef hiçbirinin hikâyesinin
sonu mutlu bitmedi. Hayatını kaybedenlerin acılarına her gün ortak olduk. Onların
çocukları hepimizin çocukları olmuştu.
Soma’da yaşadığımız acının tüm tarafları
olarak iyi bir sınav verdiğimiz söylenemez.
Meselenin sorumluğunu taşıyan işverenler, medya, sendikalar, Hükümetin ilgili
Bakanlıkları ve birimleri ile tüm kesimler
aslında sorumlu olduğumuzu bilmeyiz.
Meseleye bu gözle bakabilirsek sorunun
üstesinden gelebiliriz. Ancak herkesin bir
birini suçladığı bir ortamda soruna çözüm
bulunması mümkün değildir. Acıların paylaşılarak azaltılacağına inanan bir toplumsal kültür yapımız varken, Soma’da ortak
acılar etrafında birleşemedik. Siyaset
taraftarlığı açısından bakılması mümkün
olmayan bu olay maalesef siyasetin sığ
tartışmalarının bir malzemesi gibi kullanıldı. Soma faciasını siyasi amaçları için
kullanmak isteyenler olduğu gibi, facianın
Gezi eylemlerinin yıldönümüne rastlaması
nedeniyle bu acıdan yeni bir “Gezi” çıkarmak isteyenlere de rastladık.
Toplum olarak bizlere de acılı ailelere de
acılarımızı yaşamaya bile fırsat verilmeyen bir ortam oluşturuldu. Bütün olanlara rağmen bu olayların bir daha yaşanmaması için buradan çıkarılacak önemli
dersler olduğu bilinmelidir.
Soma faciası sırasında yaşanan bazı olaylar ise çok zayıfladığını düşündüğümüz
ahlaki davranışların hala sapa sağlam
2
olduğunu da gösterdi. Ambulansa taşınırken kömür tozuna bulanmış çizmesini
devlet malına zarar vermemek için çıkarmak isteyen işçi ile kardeşinin ölü bedeninin taşındığı battaniyeyi getirip “devlet
malıdır” diye Kızılay’a iade eden ailelerin
verdikleri ahlak dersi herkese örnek oldu.
Bu ahlak dersinden nasibini almayanlar
da vardı. Kazanın meydana geldiği ocağın sahibi neredeyse kaybettiğimiz işçileri
suçlayacaktı. Kendi sorumluğunu unutarak, basının karşısına çıktı ve kendi dışındaki pek çok kişiyi suçladı. Hatta ona
göre kaza birkaç ay sonra olsaydı “yaşam
odaları” yapılacak ve belki de işçiler ölmeyecekti. Bu kazayla bir iş adamının
‘Türkiye’de makine pahalı, insan ucuz’
sözü yeniden hatırlandı. İnsan hayatını
korumak için harcayacağı paraları ve çalışanların sömürülen emeklerini gökdelenlere dönüştüren patron ve yöneticilerin
basın toplantısındaki tavırları, vicdanlarını
dönmemek üzere tatile göndermiş kişileri
çağrıştırıyordu.
Soma’da yaşanan facianın birçok yönü
var. Soma faciası; kaybettiğimiz emekçiler ve onların geride bıraktığı hikâyeler
ile insani, çalışma hayatını ilgilendiren bir
iş kazası olması nedeniyle teknik, sonuçları itibariyle sosyal ve siyasal yönleri de
olan bir vakadır. Bu nedenle, yaşadığımız
bu faciayı değerlendirirken tüm yönleriyle
ele almak gerekir. Ülkemiz tarihine en fazla emekçi kaybettiğimiz iş kazası olarak
geçen Soma faciası sonrası bir taraftan
acılı ailelerin yaraları sarılırken, diğer taraftan böyle faciaların yaşanmaması için
neler yapılacağı üzerinde kafa yorulmalıdır.
Bir başka anlatımla, özelde Soma olmak
üzere genelde ülkemizdeki iş kazalarının
temel nedenleri üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Bu çerçevede neler yapılması
gerektiğine ilişkin somut öneriler ortaya
konmalıdır. Elinizdeki rapor da bu amaçla
hazırlanmıştır.
I- Kömür Madenciliği ve İstihdam
Dünyada ve son yıllarda ülkemizde hızlı
gelişme ve modernleşme süreçlerinin in-
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
sani maliyeti ve çevresel sonuçları çoğu
zaman ihmal edildi. Ülkemiz 1990’lı yıllardan bu yana yürüttüğü dışa açık büyüme
politikalarını her şeye rağmen, bazı zikzaklarla da olsa uygulamayı sürdürmeye
çalışmaktadır. Son 12 yılda Türkiye’nin
GSMH’nın 230 milyar dolardan 810 milyar dolara çıkması Ak Parti hükümetinin
en önemli başarılarındandır. Ancak ekonomik performansın iyileşmesini sağlarken insani maliyetleri ve riskleri de en aza
indirgemek gerekir.
Maden sektörü istihdam oluşturulmasında diğer sektörlere göre önemli avantajlara sahiptir. Bu çerçevede yapılacak
1.000.000 TL tutarındaki bir yatırım; madencilik sektöründe 12,39; imalat sektöründe 5,71; enerji sektöründe 0,73 ve hizmetler sektöründe 6,73 kişilik ek istihdam
oluşturmaktadır. Dolayısıyla, madencilik
sektörünün istihdam oluşturma kapasitesi imalat sektöründen 2,16 kat, enerji
sektöründen 16,97 kat ve hizmetler sektöründen 1,84 kat daha fazladır. Bu nedenle maden sektörü önemli bir istihdam
sağlamaktadır (TBMM Madencilik Araştırma Komisyonu Raporu-2010).
II- Soma’nın Ekonomik ve
Demografik Durumu ve Soma Faciası
İşsizliğe azaltmak için çalışan ülkemiz
açısından maden ocakları önemli bir istihdam sektörüdür. Soma’daki madencilik sektöründe yaklaşık 15 bin işçinin
çalıştığı biliniyor. Termik santraller, maden
ocakları ve kamyonculuk gibi ulaştırma
sektörü de diğer önemli istihdam ve gelir
kaynaklarındandır. İlçedeki kamyoncular
kooperatifi üç bin kamyonluk araç parkıyla Türkiye’nin en güçlü nakliye kooperatiflerinden biridir. Soma ekonomisinin ve
istihdamının büyük bölümü kömür madenciliği, termik santral ve nakliyeciliğe
dayanmaktadır.
Soma’da yaşayan yaşlı bir annenin
“Soma ve civarı Çanakkale savaşından
bu yana bu kadar büyük bir acı yaşamadı. Acımız çok büyük” sözü yaşanan olayın halkta oluşturduğu tesiri anlatıyor. Her
ocaktan yükselen acılar, yakılan ağıtlar
Soma’da bir seferberlik halini gösteriyordu. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi onlarca farklı şehirden şehitler yan yana mezarlara gömüldü. Aslında tıpkı Çanakkale
gibi Soma da Türkiye’nin her tarafından
insanı barındırmaktadır. AFAD’ın yayınladığı hayatını kaybeden 301 işçinin doğum
yerleri listesine bakıldığında, İzmir, Balıkesir ve Kütahya, Zonguldak, Çorum, Sinop, Erzurum, Mersin gibi ülkenin dört bir
yanından insanımızı Soma’da kaybettiğimiz anlaşılıyor. Soma şehir merkezinde
yaşayan 76 bin kişiden resmî istatistiklere
göre en az elli bini farklı illerden iş bulmak
için buraya göç edenlerden oluşmaktadır.
Soma nüfus kompozisyonu bakımından
küçük bir Türkiye örneklemini temsil eder.
İlçe merkezindeki yoğun kömür tozu ve
termik santral bacalarından yayılan partiküller nedeniyle Soma’da hava kirliliği
had safhadadır. Buralarda çalışanlar ilerleyen yıllarda ciddi göğüs ve akciğer hastalıkları ile uğraşmak zorunda kalırlar. Bu
nedenle emekli işçiler ilçe merkezinden
uzaklaşarak imkânları dâhilinde ya sahil
şeridine göç ederler ya da yakın köylere
yerleşirler. Ekonomik açıdan az da olsa
imkân bulanların göç ettiği, göçlerle sürekli yeni işçilerin geldiği bir devir daim
yaşanır Soma’da… (Bkz. Birol Akgün, SD
Dergisi, Haziran 2014)
III- İş Kazalarının Kavramsal Boyutu
Öncelikle iş kazasının kavramsal boyutu
üzerinde durarak nelerin iş kazası sayıldığını ortaya koymak gereklidir. Zira Soma
olayları tartışılırken birçok kavramın birbirine karıştırıldığına ve buradan hareketle
de yanlış analizler yapıldığına şahit olduk.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda iş kazası “İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme
sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü
ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren
olay” olarak tanımlanmaktadır. 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ise iş kazasını “5 durumda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya son-
Soma’da yaşayan
yaşlı bir annenin
“Soma ve civarı
Çanakkale
savaşından bu
yana bu kadar
büyük bir acı
yaşamadı. Acımız
çok büyük”
sözü yaşanan
olayın halkta
oluşturduğu tesiri
anlatıyor.
3
Ağustos 2014, No: 14-01
İşveren
temsilcileri 17
Mart 2009 günü
toplanan Ulusal
İş Sağlığı ve
Güvenliği Konseyi
toplantısında,
2009-2013
İş Sağlığı ve
Güvenliği Politika
Belgesi’nin
oylanması
sırasında
çekimser oy
kullanmıştır.
4
SDE rapor
radan bedenen ya da ruhen özre uğratan
olay” olarak tanımlamaktadır. Bu kanuna
göre iş kazası:
1. Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
2. İşveren tarafından yürütülmekte olan
iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte
olduğu iş veya çalışma konusu nedeniyle
işyeri dışında,
3. Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka
bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini
yapmaksızın geçen zamanlarda,
4. Emziren kadın sigortalının, çocuğuna
süt vermesi için ayrılan zamanlarda,
5. Sigortalıların, işverence sağlanan bir
taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen olaylardır.
Bu çerçevenin dışında meydana gelen
diğer kazalar yasal açıdan iş kazası sayılmamaktadır.
Uluslararası kuruluşlar ise iş kazasını
“beklenmeyen, istenmeyen, planlanmayan, sonuçta insan ve/veya eşyaya zarar
veren olay” olarak tanımlamaktadırlar. İş
Güvenliği (Occupational Safety) ise “İşyerlerinde işin yapılması ile ilgili oluşan
tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek
koşullardan çalışanları korumak ve daha
güvenli bir iş ortamı sağlamak için yapılan çalışmaları kapsayan bir alan” olarak
tanımlanmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü ve ILO’ya göre iş
sağlığı bütün mesleklerde aşağıda yer
alan hususları amaç edinen bir bilim dalı
olarak tanımlamaktadır:
1. Çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal
iyilik durumlarını en üstün düzeye ulaştırmak ve bu düzeyde sürdürmek.
2. Çalışanların çalışma koşulları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek.
3. Çalışmaları sırasında sağlığa aykırı etmenlerden oluşan tehlikelerden çalışanları korumak.
Bu evrensel tanımlardan anlaşılacağı
üzere iş sağlığı ve güvenliği, sadece iş
kazalarını önlemeye çalışan bir alan değil, çalışanın bedensel, ruhsal ve sosyal
yönden tam bir iyilik halini hedefleyen bir
kavramdır.
IV- İş Kazası ve Meslek Hastalıklarıyla
İlgili Karşılaştırmalı Bilgiler
- Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon işçi
iş kazalarından veya meslek hastalıklarından hayatını kaybetmektedir.
- Dünyada her yıl 160 milyon işçi işle ilgili
meslek hastalıklarına yakalanmaktadır.
- Dünyada her gün yaklaşık 5 bin işçi hayatını kaybetmektedir. Başka bir ifadeyle,
dünyada her bir dakikada 3 işçi ölmektedir.
- Dünyada her yıl 22 bin çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetmektedir.
- Pakistan’daki bir fabrika işçisinin işyerinde herhangi bir nedenle ölme olasılığı
Fransa’daki bir fabrika işçisine göre 8 kat
daha fazladır.
- Kenya’da taşımacılık sektöründe çalışanlar arasındaki ölümler Danimarka’dakinden on kat daha fazladır.
- Guatemala’daki inşaat işçilerinin çalıştıkları işlerde ölme olasılıkları İsviçre’de
aynı işyerinde çalışanlara göre 6 kat daha
fazladır.
- Dünya gayri safi hasılasının yüzde 4’ü
yaralanma, kazalar ve hastalıklar nedeniyle kaybolmaktadır.
- Son yirmi yılda iş kazalarında Japonya
ve İsveç’te yüzde 20, Finlandiya’da ise
yüzde 62 oranında bir düşüş olmuştur.
Bunun nedeni daha az işçinin tehlikeli
işlerde çalışması ve işyerlerinin daha güvenli hale getirilmesi olarak açıklanmaktadır.
- ILO’nun 2002 yılında hazırladığı “Güvenlik Kültürü Raporu”na göre, meslek
hastalıklarının tümü, iş kazalarının yüzde
98’i önlenebilir. İş kazaların ancak yüzde
2’si önlem alınsa bile önlenememektedir.
V- Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği
Konseyi Eylem Planları
1- Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi 2006-2008 Eylem Planı
İş sağlığı ve güvenliğinin tüm topluma
mal edilmesi ve sorunların sosyal tarafların katılımıyla çözümlenebilmesi, çalışan-
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
ların sağlık ve sosyal refahlarının temini
için Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı
ve ILO’nun 155 sayılı Sözleşmesi gereği Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi
kurulmuştur. Konsey, “Ulusal İş Sağlığı ve
Güvenliği Politika Belgesi”ni kabul etmiş,
bu belge doğrultusunda 2006- 2008 Eylem Planını belirlemiştir. Buna göre;
A. AB normlarına uygun bir İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu çıkarılacak,
B. İş Sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler bütün çalışanları kapsayacak,
C. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler bütün işyerlerine yaygınlaştırılacak,
D. İş sağlığı ve güvenliği hizmet birimleri
etkin hale getirilecek,
E. İş kazaları sayısı en az yüzde 20 oranında azaltılacak,
F. Ülkemizdeki meslek hastalıkları tanı
sistemleri geliştirilecek,
G. Ülkemizde kamu eliyle yürütülen iş
sağlığı ve güvenliği teknik destek hizmetleri yüzde 20 artırılacak.
2- Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi 2009-2013 Eylem Planı
Bakanlığın son olarak hazırladığı, Ulusal İş
Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi’nde
(2009-2013) çeşitli hedeflere yer verilmiştir. Bu hedefler şunlardır:
- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve ilgili mevzuat çalışmalarının tamamlanması,
- Yeni mevzuatın uygulanmasını sağlamak amacıyla ilgili tarafların ve kamuoyunun bilgilendirilmesi ve tanıtım faaliyetlerinin Konsey üyesi kurum ve kuruluşlar
tarafından yürütülmesi,
- İş kazası oranının yüzde 20 azaltılması,
- Beklenen ancak tespit edilememiş meslek hastalığı vaka sayısının yüzde 500 artırılması,
- Sunulan İSG laboratuar hizmetlerinin
ulaştığı çalışan sayısın yüzde 20 artırılması,
- Ulusal Konsey üyesi kurum ve kuruluşların yürüttükleri iş sağlığı ve güvenliği
proje, eğitim ve tanıtım faaliyetlerinin yüzde 20 artırılması.
İşveren temsilcileri 17 Mart 2009 günü
toplanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi toplantısında, 2009-2013 İş
Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi’nin
oylanması sırasında çekimser oy kullanmıştır. İşveren örgütleri her konuda AB
kurallarını öngörürken burada nedense
AB kriterlerine uygun kurallar getirecek
iş sağlığı ve güvenliği eylem planını desteklememişlerdir. Bu eylem planı müstakil
bir iş sağlığı güvenliği yasası çıkarmayı hedeflemektedir. İşveren temsilcileri
müstakil bir yasanın çıkmasını desteklememiştir. Soma maden kazasında işçi
sendikaları sürekli suçlanırken işveren
sendikalarının hiç gündeme gelmemesi
düşündürücüdür. Oysa aynı konseyde
yer alan işçi sendikaları bu eylem planına
destek vermiş ve yasanın çıkması için yoğun çaba göstermiştir.
VI- Kazaların Maliyeti
İş kazalarının görünür maliyetlerinin yanı
sıra görünmeyen maliyetleri de söz konusudur. Bu çerçevede iş kazalarının; tıbbi
masraflar, sigorta ödemeleri ve tazminatlar gibi görünür maliyetlerinin yanı sıra, iş
günü ve iş gücü kaybı, mahkeme masrafları, bina, makine, teçhizat, üretim veya
üründeki hasar, işin durması nedeniyle
uğranılan maliyet, sipariş kayıpları, arızalı
makinenin üretim dışı kalması, verim düşüşünden doğan maliyet, çalışanlardaki
moral bozukluğu, kazazede yerine alınan
çalışanın eğitim maliyeti gibi görünmeyen
maliyetleri de vardır. Kimi işverenler iş
sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması
için yapacağı harcamaları gereksiz olarak
görmektedir. Ancak yapılan araştırmalar,
kazalar sonucu ortaya çıkan maddi kayıpların, kazaların önlenmesi için yapılan
harcamaların 5 katı olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede gereksiz masraf olarak görülen güvenlik tedbirlerini almamak
işverene 5 kat fazla harcama olarak geri
dönmektedir.
ILO tahminlerine göre iş kazaları ve
meslek hastalıklarının maliyeti ülkelerin
gelişmişlik seviyelerine (gayri safi mil-
Somalı işçilerin
anlattıklarına
göre “eskiden
vardiya değişimi
yerüstünde
yapılırken, son
dönemde zaman
kaybı olmasın
diye yeraltında
yapılıyor”.
5
SDE rapor
Ağustos 2014, No: 14-01
BBC’nin Türkçe
internet sitesinin
“Protestolarınızın
videolarını
gönderin
yayınlayalım”
çağrısında
bulunması ise
yaşadığımız
acının
araçsallaştırılmak
istendiğini açıkça
göstermektedir.
li hasılalarına) göre değişmektedir. ILO
araştırmalarına göre gelişmiş ekonomilerin GSMH’larının yüzde 1-3’ü kadar,
gelişmekte olan ülkelerin GSMH’larının
yüzde 4-6’sı kadar iş kazaları ve meslek
hastalıklarının maliyeti vardır. Üretim yöntemine dayanılarak hesaplanan gayri safi
yurt içi hâsıla 2014 yılı birinci çeyreği cari
fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine
göre % 14,8’lik artışla 407.310 milyon TL
olmuştur. ILO tahminleri dikkate alınarak
yapılacak hesaplamada iş kazalarının ülkemize maliyeti yaklaşık 4-12 milyar TL
civarındadır.
çıkarıldı. Kanunun temel anlayışı önleyici
yaklaşımla tüm işyerleri için risk değerlendirmesinin yapılması ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan
genel bir iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleme politikası geliştirilmesidir.
Daha önce de ifade edildiği gibi ILO “Güvenlik Kültürü Raporu”na göre meslek
hastalıklarının tamamı, iş kazalarının ise
yüzde 98’i önlenebilir kazalardır. Buradan
anlaşılmaktadır ki yeterli önlemler alındığı
takdirde iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir. Yasa çıkarmanın tek başına
yeterli olmayacağını ve bir iş sağlığı ve
güvenliği bilinci oluşturmanın zorunluluğunu ifade etmek gerekir. Zira iş sağlığı
ve güvenliği tedbirleri için yasal kuralların
yanı sıra bir kültür ve bilinç oluşturmanın
zorunlu olduğu unutulmamalıdır.
VII- Türkiye’de ve Dünyada İş Kazaları
İş kazaları konusunda ülkemizin karnesi
son derece zayıf notlarla doludur. Zira ülkemizde her gün 172 iş kazası meydana
gelmekte, iş kazaları nedeniyle her gün 4
işçi hayatını kaybetmekte ve 6 işçi sürekli
iş göremez hale gelmektedir. Bu olumsuz tablo uzun yıllardır çalışma hayatının
önemli bir sorunu olmaya devam etmektedir. Özellikle tersane, inşaat ve maden
sektöründe, sürekli ölümlü iş kazalarının
yaşanması bir yasa çıkarma zorunluluğu
getirdi. Daha önce İş Kanununda birkaç
madde ve yönetmeliklerle düzenlenen iş
sağlığı ve güvenliği, 30 Haziran 2012’de
resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe
giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu olarak müstakil bir yasa olarak
Grafik - 1
1. İş Kazası Sayıları ve Ölümlü İş Kazaları
Ülkemizde iş kazalarına ilişkin yeterli ve
güncel istatistiki verilere ulaşmada sorunlar yaşanmaktadır. İş kazaları ve meslek
hastalıklarıyla ilgili verileri Sosyal Güvenlik Kurumu yayınlamaktadır. SGK’nın en
son verileri 2012 yılında yayınladığı verilerdir. Aşağıda 2008 yılı ile 2012 yılı arasında yıllara göre yaşanan iş kazalarının
sayıları verilmektedir. Son beş yıl esas
alındığında en az iş kazasının yaşandığı
2010’da 62 bin 903 iş kazası, en çok iş
kazasının yaşandığı 2012’de 74 bin 871
Türkiye'de İş Kazasının Yıllara Göre Dağılımı
76.000
74.871
74.000
72.000
72.963
70.000
69.227
68.000
66.000
64.316
64.000
62.903
62.000
60.000
58.000
56.000
2008
2009
2010
2011
2012
İş Kazası Sayısı
6
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
Grafik - 2
Türkiye'de Yıllara Göre Ölümlü İş Kazası Sayıları
1800
1709
1600
1400
1444
1200
1171
1000
800
865
744
600
400
200
0
2008
2009
2010
2011
2012
Ölümlü Kaza
iş kazası yaşanmıştır. Ancak ülkemizde
resmi verilere yansımayan çok sayıda iş
kazasının olduğu bilinmektedir. Yaşanan
iş kazalarının ölümlü olmasında son beş
yıl esas alındığında en fazla ölüm 1700
kişiyle 2011’de, en az ölümlü iş kazası
ise 744 ile 2012’de gerçekleşmiştir. Son
beş yıl içinde en fazla iş kazası 2012’de
gerçekleşmesine rağmen en az ölümlü iş
kazasının yine 2012’de gerçekleşmiş olması dikkat çekici bir sonuçtur. Ölümlü
iş kazalarının 2011’de 1700 kişiden 6331
sayılı yasanın çıktığı 2012’de yüzde 56
azalarak 744 kişiye düşmesi yeni yasanın
etkisi olarak değerlendirilebilir.
Grafik - 3
9.209
11.983
9.919
Maden
Metal
Eşya
İmali
İnşaat
Tekstil
Nakliyat
Gıda
Mobilya
3.280
2.000
2.523
2.875
4.000
0
Soma Maden A.Ş.
patronunun ton
başına kömür
maliyetini 134
dolardan 23,8
dolara indirmesi
aslında iş
kazalarının
önemli bir
nedenine işaret
ediyor.
5.970
6.000
3.035
8.000
İş kazası sayılarının sektörlere göre dağılımına baktığımızda en fazla iş kazası 11
bin 983 ile metal eşya imalatında yaşandığı görülmektedir. Maden sektörü iş kazası
sayısında ikinci sırada, inşaat üçüncü sırada, tekstil sektörü ise dördüncü sıradadır. Maden sektörü iş kazalarının en çok
olduğu sektör olarak bilinmesine rağmen
2012 verilerine göre ikinci sırada olduğu
görülmektedir. Ölümlü iş kazalarının sektörlere göre dağılımına baktığımızda farklı
bir durum ortaya çıkmaktadır. İş kazası
Bazı Sektörlerde Kaza Sayısı
12.000
10.000
2. Maden Sektörü İş Kazalarında İkinci,
Ölümlü İş Kazalarında Üçüncü Sırada
Makine
Kaza Sayısı
7
SDE rapor
Ağustos 2014, No: 14-01
Grafik - 4
Bazı Sektörlerde Ölümlü Kaza Sayısı
300
256
250
200
Çağdaş dünya
başta maden
kazaları olmak
üzere iş kazalarını
nasıl önlüyorsa
bu tedbirlerin
maliyet
hesaplamaları
yapılmadan
alınmasını
istiyoruz.
150
78
100
50
0
44
Maden
35
Metal
Eşya
İmali
18
İnşaat
Tekstil
16
Nakliyat
Gıda
22
8
Mobilya
Makine
Ölümlü Kaza Sayısı
sayısı bakımından üçüncü sırada olan inşaat sektörünün ölümlü iş kazası sayısında birinci sırada olduğu ve 2012’de 256
ölümlü iş kazası gerçekleştiği görülmektedir. İş kazası sayısı bakımından yedinci
sırada olan nakliyat sektörünün ölümlü iş
kazası sayısında ikinci sırada olduğu ve
2012’de 78 ölümlü iş kazası gerçekleştiği
görülmektedir. İş kazası sayısı bakımından ikinci sırada olan maden sektörünün
ölümlü iş kazası sayısında üçüncü sırada
olduğu ve 2012’de 54 ölümlü iş kazası
gerçekleştiği görülmektedir.
3. Soma Faciası En Fazla Ölümlü İş Kazası
Oldu
Ülkemizde kömür maden kazaları önemli
sayıda işçi kaybetmemize neden olmaktadır. Son 30 yıl dikkate alındığında 5 işçiden fazla kayıp yaşadığımız çok sayıda
Tablo - 1: Türkiye’de Son 30 Yılda Vuku Bulan Beş ve Daha Fazla Ölümlü Kömür Madeni Kazaları
8
YER
YIL
NEDEN
ÖLÜ
SAYISI
TTK/ Armutçuk/kömür
07.03.1983
Grizu patlaması
103
TTK/ Kozlu/kömür
10.04.1983
Grizu patlaması
10
Yeni çeltek/Amasya/kömür
14.07.1983
Grizu patlaması
5
TTK/Kozlu/kömür
31.01.1987
Göçük
8
TTK/ Amasra/kömür
31.01.1990
Grizu patlaması
5
Yeni Çeltek/Amasya/kömür
07.02.1990
Grizu patlaması
68
TTK/ Kozlu/kömür
03.03.1992
Grizu patlaması
263
Yozgat/Sorgun/kömür
26.03.1995
Grizu patlaması
37
Erzurum/ Aşkale/kömür
08.08.2003
Grizu patlaması
8
Karaman/Ermenek/kömür
22.11.2003
Grizu patlaması
10
Kastamonu/ Küre/metal
08.09.2004
Yangın
19
Kütahya/ Gediz/kömür
21.04.2005
Grizu patlaması
18
Balıkesir/Dursunbey/kömür
02.06.2006
Grizu patlaması
17
Bursa/Mustafakemalpaşa/kömür
10.12.2009
Grizu patlaması
19
Balıkesir/Dursunbey /kömür
23.02.2010
Grizu patlaması
13
TTK/ Karadon/kömür
17.05.2010
Grizu patlaması
30
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
Tablo - 2: Dünyadaki Büyük Maden Kazaları
YIL
YER
NEDEN
ÖLÜ
SAYISI
KAZA
NEDENİ
1906
Fransa
Patlama
1100
Kömür
1907
Japonya
-
365
Kömür
1907
ABD
Patlama
362
Kömür
1908
Almanya
Patlama, Yangın
348
Kömür
1910
İngiltere
-
344
Kömür
1912
Almanya
Patlama
115
Kömür
1914
Japonya
-
687
Kömür
1913
İngiltere
Patlama
438
Kömür
1913
ABD
Patlama
263
Kömür
1914
Japonya
-
422
Kömür
1917
Japonya
-
376
Kömür
1924
ABD
Patlama
172
Kömür
1928
ABD
Patlama
195
Kömür
1930
Almanya
Patlama
271
Kömür
1934
Galler
Patlama
266
Kömür
1937
Japonya
Göçük
245
Kömür
1962
Almanya
Patlama
299
Kömür
1963
Japonya
Patlama
447
Kömür
1965
Hindistan
Yangın
375
Kömür
1966
Bulgaristan
Göçük
488
Kömür
1972
Zimbabve
Patlama
427
Kömür
1975
Hindistan
Patlama
372
Kömür
1990
Bosna Hersek
Patlama
180
Kömür
1992
Türkiye
Patlama
263
Kömür
2001
Çin
Su Baskını
200
Kömür
2004
Çin
Patlama
166
Kömür
2005
Çin
Patlama
214
Kömür
2007
Çin
Su Baskını
181
Kömür
2008
Çin
Göçük
254
Kömür
iş kazası gerçekleşmiştir. Soma faciasına
kadar en fazla işçi kaybettiğimiz Kozlu faciası 1992 olmuş ve 263 işçimizi kaybetmiştik. Soma faciası ise maalesef tek kazada en fazla işçimizi kaybettiğimiz kaza
oldu. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere
kömür madeni kazalarının büyük oranda
grizu patlaması nedeniyle gerçekleştiği
görülmektedir.
VIII- Yaraları Sarmak İçin Yapılması
Gerekenler
Elim iş kazasında yaraları sarmak için
önce vefat edenlerin yakınlarının kimseye
muhtaç olmayacağı bir hayat sürmelerini
sağlamak gerekir. Maden sektörü, çalışanların yaş ortalamasının düşük olduğu
bir sektördür. İş kazası nedeniyle yüzlerce
çocuk, eşler, anne ve babalar ekonomik
Her şeyden
önce iş sağlığı
ve güvenliği
bir kültürdür.
Bu kültürü
oluşturmanın
yolu ise bu
konuyu sürekli
gündemde
tutmak ve
risk algısını
üst noktalara
taşımaktır.
9
Ağustos 2014, No: 14-01
Ülkemizde
iş sağlığı ve
güvenliği
alanında önemli
eksikliklerden
biri de yasa ve
yönetmelikler
çıkarmayı yeterli
görme anlayışıdır.
SDE rapor
ve sosyal bakımdan korunmadan mahrum kaldılar. Sosyal güvenlik sistemimiz
gereği ailelere maaş bağlanacaktır. Mevcut yasamızda ölüm aylığı almak için 5 yıl
sigortalı olmak ve 900 gün prim ödemek
şartı var. Ancak Çalışma Bakanı, ailelere
ölüm aylığı bağlamak için 1 gün sigortalı
olmanın yeterli olduğunu söyledi. Dolayısıyla Soma’da vefat edenlerin 5 yıl sigortalı olmak ve 900 gün prim ödemek
zorunluluğunu ortadan kaldıran bir yasal
düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca ölümler
iş kazası nedeniyle olduğu için ailelere
iş kazası ölüm geliri bağlanacaktır. Bağlanan iki maaştan yüksek olanın tamamı
düşük olanın ise yarısı ödenecektir. Ayrıca
bu ailelerin sivil şehit sayılması için yasal
çalışmalar yapılıyor olması da önemlidir.
Tüm bunlar kayıplarımızı geri getirmeyecek ama yaraların sarılmasında önemli
adımlar olacaktır.
Yaraları sarmanın bir başka yolu ise tüm
faillerin yasa önünde hesap vermesini
sağlamaktır. Daha önceki iş kazalarında
olduğu gibi yeterli bir hesap sorma süreci yaşanmazsa ailelerin acılarını azaltma imkânı olmayacaktır. Hesap sormak,
kaybettiğimiz emekçiler ve yakınları için
olduğu gibi bugün madenlerde çalışan işçiler ve aileleri için de önemlidir. Zira 2014
Ocak SGK verilerine göre maden ve taş
ocakları iş kolunda (yeraltı ve yerüstünde)
çalışan 190 bin işçinin aileleri de hesap
sorulmazsa bundan sonra daha endişeli
olacaklardır. Zaten yürekleri ağızlarında
babalarının yollarını bekleyen çocukların,
kocalarını bekleyen kadınların, evlatlarını
bekleyen ana babaların endişelerini gidermek için Hükümet sorumluların yasa
önünde hesap vermesini sağlamalıdır.
Bugün madenlerde çalışanlar, iş kazalarıyla ilgili tedbir almayanlara hesap sorulduğunu görmek istiyorlar.
IX- İş Kazalarının Temel Nedenleri
Birçok ideoloji insanı sadece üretim aracı olarak görürken kadim bir medeniyete
10
sahip olan bizlerin insana bir kıymet olarak bakmamız gerekir. Kapitalist düzen
insanı makine gibi üretim araçlarından
biri olarak kabul ediyor. Oysa insan makine değil bir kıymettir. Soma Maden A.Ş.
patronunun ton başına kömür maliyetini
134 dolardan 23,8 dolara indirmesi aslında iş kazalarının önemli bir nedenine
işaret ediyor. İktisadi açıdan düşürülen
maliyetlerin insani yaklaşımları azalttığını
biliyoruz. Düşürülen bu maliyet elbette
işçinin sömürülen emeğinin karşılığıdır.
Üretim maliyetleri; ya işçilerin ücretleri ve
sosyal hakları kısıtlanarak düşürülecek
ya da işçiyi iş kazaları ve meslek hastalıklarından koruyacak önlemlere para harcanmayarak düşürülecektir. İki uygulama
da aslında bugün yaşadığımız trajedilerin
temel sebeplerindendir. İnsan odaklı bir
işyeri anlayışı olmadığı ve işverenlerin kâr
hırsları azaltılmadığı sürece içimizi yakan
bu acıları maalesef yaşamaya devam
edeceğiz.
Ülkemizde madenlerde yaşanan kazaların
hem nedenleri hem de çözümüne ilişkin
önerilerin yer aldığı bir rapor bugün yaşadığımız Soma maden kazasına da önemli
ışık tutmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Devlet
Denetleme Kurulu’nun maden kazalarıyla
ilgili 2011 yılında hazırladığı bu rapor çok
önemlidir. Zira raporda madenler ve maden kazaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, bugün maden kazalarının nedenleri
olarak tartıştığımız taşeron uygulaması,
denetim eksikliği, üretim zorlaması, işçi
eğitimi yetersizliği gibi sorunlar dile getirilmişti. Raporda iş kazalarının nedenleri
ise şöyle sıralanmaktadır: Risk değerlendirmesi yapılmaması, taşeronluk-alt işverenlik uygulaması, üretim zorlaması, geçmiş kazalardan ders alınmaması, grizu
riskine karşı önlemlerin yetersiz olması,
kontrol ve degaj sondajlarının yeterince
yapılmaması, delme-patlatma işlemindeki düzensizlikler, çalışanlarda CO maskesi
bulunmaması, gaz izleme ve ikaz sistemlerinin yetersizliği, havalandırma yetersiz-
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
liği, grizu emniyetli elektrikli cihaz ve ekipmanlar ile ilgili sorunlar, nefeslik-kaçamak
yolu ile ilgili yetersizlikler, tahkimat ile ilgili
eksiklikler, tahlisiye hizmetleri ile ilgili sorunlar, maden işletmelerinde gözetim (iç
denetim) hizmetlerinin yetersizliği, teknik
nezaretçilik vb. işletme içi denetim uygulamaları ile ilgili sorunlar, kamu birimleri denetimlerinin etkinsizliği ve mesleki
eğitim ve iş güvenliği kültürü noksanlıkları. Bu tespitlere ilişkin önlemler alınmış
olsaydı belki de bu acıları bugün yaşamayacaktık. Aynı raporda özellikle iş güvenliği eksiklikleri şöyle sıralanıyor: “Havalandırma genellikle doğal havalandırma
yoluyla yapılıyor; Yeraltı ekipmanları alev
sızdırmaz özelliğe sahip değil; Çalışma
yerlerinin en az iki yolla yeryüzüne bağlı olmasına dikkat edilmiyor; patlamalara
karşı önlemler yetersiz kalıyor; yeterli gaz
ölçüm cihazları bulunmuyor; ferdi kurtarıcı teçhizat ya olmuyor, olanlar da yetersiz
kalıyor.”
Madenlerde uygulanan rödovans sisteminin insan odaklı olmaması kazalara
davetiye çıkaran bir başka neden. Devletin madeni kiraya vermesi ve karşılığında
madendeki üretimi belirli bir fiyat üzerinden satın alması şeklinde yürüyen Rödovans sistemi, sürekli üretim yapmaya zorluyor. Rödovansçının hedefi, rezervi en
düşük maliyetle aramak ve işletmektir. Bu
nedenle çalışanları sürekli üretmeye zorlayan sistem iş güvenliğini daha riskli hale
getiriyor. Kazanın olduğu maden de dâhil
olmak üzere Rödovans sisteminin olduğu
madenlerde üretim hırsı insani yaklaşımları ortadan kaldırıyor.
Madenlerin çoğunda vardiya değişimleri
gayri-insani biçimde yürütülüyor. Diğer
vardiyadaki arkadaşı üretim noktasına
gelene kadar üretim devam ediyor. Kazmalar hiç boş durmadan “elden ele” sistemi gibi garip bir uygulama yürütülüyor.
Amerika’da madenlerde yeni vardiyanın
işe başlayabilmesi için madenin uzmanlar
tarafından 3 saat boyunca denetlenmesi
ve çalışanlar ile güvenlik konuşmasının
yapılması zorunludur. Uzmanlar her vardiya değişiminde ortamı havalandırıyor,
metan ve karbonmonoksit gibi zehirli
gazların oranını ölçüyor ve madenin güvenli olup olmadığını bildirerek olabilecek
risklerin önüne geçiyor. Bizde ise vardiya
değişiminde üretimin az bir süre durmasına bile fırsat verilmemesi kazalara davetiye çıkarıyor.
Maden mühendislerinin iş bulmakta güçlük çekmelerinin olumsuz sonuçlarından
biri de iş sağlığı ve güvenliği alanında
ortaya çıkmaktadır. Maden mühendisleri
arasında işsizliğin yüksek olması, onları
işverenlerle ilişkilerini bozmamaya zorlamaktadır. Üretimden sorumlu mühendislerin işverenleri ile sorun yaşamamak için
kimi zaman üretim zorlamasına gittikleri
bilinmektedir. Nitekim Soma maden ocağında meydana gelen kazada üretim zorlamasının nedenlerden biri olduğu işçiler
tarafından ifade edilmektedir. Aynı durum
teknik nezaretçilik görevini üstlenen maden mühendisleri için de geçerlidir. İşini
kaybetmek korkusu ile görev yapan maden mühendisleri, ocaklardaki iş sağlığı
ve güvenliği tedbirlerindeki noksanlıkları
rapor etmeme eğilimi göstermektedirler.
X- Faciadan Kurtulan İşçilerin
Anlattıkları
Soma maden ocağından canlı olarak
kurtulan işçilerin anlattıkları ise maden
ocağındaki çalışma sisteminin bozuk yapısını gözler önüne seriyor. İşçilerin taşeron amirlerinden (dayılardan) en çok duydukları söz ‘Hadi! Hadi!’. Çünkü taşeron
amirlerin aldığı paralar işçilerin ne kadar
çalıştırıldığına göre değişiyor. Zira belirlenenin üzerinde çıkarılan kömürün parası
taşeron amirlere veriliyor. Soluklanmaya
bile imkân vermeyen bu sistem acımasız
şekilde uygulanıyor. İşçilerden biri “Bura-
Maden çıkarma
işi yapan
işyerlerinde,
yaşam odalarının
olmamasının
cezai
uygulamaları
işletilmelidir.
Yaşam odalarının
yasal zorunluluk
olmadığı bilgisi
yanlıştır.
11
Ağustos 2014, No: 14-01
İşveren tehlikeli
olduğunu bilerek
tedbir almamış
ve bu nedenle
kaza meydana
gelmişse bilinçli
taksirle adam
öldürme suçu
işlenmiştir.
SDE rapor
sı göçecek ben girmem der” ama taşeron amirler ‘Hadi, hadi, hadi!’ derler. Eline biraz daha fazla paranın geçmesi için
işçilerin iş kazası ve ölüm riskleri dikkate
bile alınmıyor. Bu sistemin bir başka adı
“elden ele” sistemi. Vardiya değişimlerine
üretim kaybı olarak bakan bir kâr hırsı var.
Somalı işçilerin anlattıklarına göre “eskiden vardiya değişimi yerüstünde yapılırken, son dönemde zaman kaybı olmasın
diye yeraltında yapılıyor”. Vardiya değişimlerinde hiç durmadan kazmayı biri
bırakırken öbürünün aldığı acımasız bir
çalışma sistemi işliyor.
Soma maden ocağında çalışan işçiler, iş
sağlığı ve güvenliği denetimi yapan şirketlerin, bir ay önceden haber vererek
denetime geldiğini söylüyorlar. İş sağlığı
ve güvenliğine ilişkin koruyucu elbiselerin
ancak denetimler sırasında kendilerine
verildiğini söylüyorlar. İşçilerin bir kendilerinin getirdikleri iş elbiseleri var bir de
denetim sırasında kendilerine “geçici”
olarak verilenler.
XI- Sendikaların Sorumluluğu
İşçilerin temsilcileri olan sendikaların bu
faciadan sorumluluklarını hatırlatmak
gerekiyor. Maden ocağında çalışanların
işyeri sendika temsilcileri ve yöneticileri, geliyorum diyen kazaya ilişkin işvereni uyarma görevini yerine getirmiyorlar.
Sendikalı işyerlerinde sendika tarafından
belirlenen çalışan temsilcileri, iş sağlığı ve
güvenliği kurulunu olağanüstü toplantıya
çağırma görevini ihmal ediyorlar. Maden
işçilerinin buna benzer başka nedenlerle sendikaya dinmeyen bir tepkileri var.
Kazadan sonra maden ocağında çalışan
işçiler “Sendika diye bir şey yok. Şirket
kimi belirlerse o oluyor, sendika temsilcisi şirketin adamı” diyorlar. Özel sektör
sendikacılığında sık rastlanan bu eleştiri
burada da karşımıza çıkıyor. Sendikacılar
kadar mevcut yasaların sendikaları işverene bağımlı hale getiren düzenlemeler
12
içermesini de göz ardı etmemek gerekir.
Daha önce babaları kamu maden ocaklarında çalışan özel sektör işçileri şu ifadelerde kamuda çalışmanın önemini ifade ediyor: “Bizim babalarımız da madenci
olarak çalışıyordu. Ama onlar yeri geldiğinde kazmayı bırakıp, mühendislere ‘sen
gir’ diyebiliyordu. Ama bu sistemde artık
bu mümkün değil”.
XII- Faciadan Yeni Bir “Gezi”
Çıkarmak İstediler
Soma faciasını siyasi amaçları için kullanmak isteyen ve bu olaylardan yeni bir
“Gezi” çıkarmak isteyen medya kuruluşları, sendikalar, dernekler ve meslek
odaları gördük. Bunlara bazı yerli ve yabancı medya kuruluşlarının destek verdiği
de görüldü. Olayı anlamaya çalışmak ve
bir daha yaşanmaması için gerekenleri
konuşmak yerine çeşitli sloganlarla gezi
eylemlerinin yıldönümünde yeni kitlesel
protestolar oluşturulmak istendi. Bazı kuruluşlar her zaman olduğu gibi insanların
acıları üzerinden siyasi rant devşirme çabasına girdiler. Kazanın hemen sonrasında bir kısım medya organlarında “Zonguldak Özal’ı götürdü, Soma da Erdoğan’ı
götürecek” yaklaşımıyla propaganda yapıldı. Uluslararası medya kuruluşları da
tıpkı gezi eylemlerinde olduğu gibi burada
da kendilerini gösterdiler. BBC’nin Türkçe
internet sitesinin “Protestolarınızın videolarını gönderin yayınlayalım” çağrısında
bulunması ise yaşadığımız acının araçsallaştırılmak istendiğini açıkça göstermektedir.
XIII- Soma Özelinde İş Kazalarını
Önleyecek Öneriler
Çalışanların işlerini sağlıklı ve güvenli bir
şekilde yapmaları iki temel konuda sağlam adımlar atmakla mümkündür. Birinci
adım meslek hastalığı ve iş kazalarının
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
sebeplerini doğru ve yeterli biçimde anlamaktır. Bu kapsamda ülkemizde İSG
ile ilgili mevzuatımız “risk değerlendirme”
yapılmasını ve raporlanmasını zorunlu kılmıştır. Bu sayede çalışanlar ve işveren henüz işe başlamadan önce kendi işyerlerindeki tehlikelerin nereden kaynaklanacağını
ve nasıl bir zarara yol açacağını önceden
bilir, bu çerçevede gerekli önlemler alınır,
işveren/işveren vekilleri ise kontrol ve denetimlerle önlemleri izler, böylelikle gerekli
yaptırımları uygularlar.
Bu bağlamda Soma’daki elim kaza öncesine gidip; görevli iş güvenliği uzmanlarının, işyeri hekimlerinin ve işletme yöneticilerinin hazırladıkları, imzaladıkları risk
değerlendirme raporlarına ve bu raporda
öngördükleri önlemlerin boyutlarına odaklanmak gerekir. Bu çalışmayı yapabilmek
uzmanlık gerektirir. Uzmanlık sadece mesleki bilgilerle değil tecrübelerle ve iş güvenliği ile iş sağlığı konusunda uygulama
ağırlıklı iyi bir eğitim almakla sağlanabilir.
Aynı zamanda mevzuatın işin nasıl güvenli yapılacağını anlatan detaylı tebliğler ve
standartlarla desteklenmiş olması gereklidir. Örneğin birçok ülkede uzun yıllardır
olmasına rağmen, ülkemizde halen “kapalı
alanlarda güvenli çalışma” konusunda zorunlulukları ve nasıl bir çalışma yapılması
gerektiğini bildiren yönetmelik-tebliğ bulunmamaktadır. Çerçeve mevzuatımızın
acilen bu konuları çözecek iş güvenliğinde
sektörel uygulamaları tereddüte ve kişiye
bırakmaksızın tanımlayacak bir standarda
ulaştırılması; tebliğlerle düzenlemelerin bir
an önce yapılması gereklidir. Bu konuda
sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı değil, aynı zamanda üniversiteler,
işçi ve işveren sendikaları, profesyonel uygulayıcılar, meslek odaları çalışma grupları
kurmalı ve hızlıca birlikte çalışarak ülkemize uygun düzenlemelerle mevcut açığı
kapatmalıdır.
Ülkemizde mevcut uzmanların büyük
bölümünün aldıkları eğitimler yetersizdir.
Özellikle kömür madeni gibi çok tehlikeli
iş kollarında C Sınıfı uzmanlık belgesine
sahip bir mühendis sadece çalışma süresine bakılıp; iş güvenliği alanında hiç
çalışmamış bile olsa, bir yıl süre için çıkan haktan yararlanarak, eğitim almadan
A sınıfı uzmanlık sınavına girebilmekte
ve hiçbir iş güvenliği deneyimi olmadan
sınavda işaretlediği doğru sayısı ile sınırlı bir yeterlilikle doğrudan çok tehlikeli
işyerlerinde “iş güvenliği uzmanı” olarak
görev alabilmektedir. A sınıfı uzman açığını kapatmak üzere yapılan bu yüzeysel
işlemler sonucunda yeterli eğitime sahip
olamayan, risk değerlendirme gibi ciddi
işlemleri yapma kapasitesi sınırlı, kanunun kendilerine verdiği işi durdurma yetkilerini bilgi yetersizliğinden dolayı kullanma cesareti olmayan, işin güvenli olması
için işverenini ikna edemeyen bazı “İş Güvenliği Uzmanları” piyasada yerini almaya
başlamıştır. Bu durumun düzeltilmesi için
acilen mevcut uzmanlara “ilave eğitimlersektörlere göre özel eğitimler” zorunlu
hale getirilmelidir.
Maden sektörü taşıdığı riskler ve özellikler nedeni ile farklılık arz etmektedir. Bu
nedenle birçok ülkede olduğu gibi maden
sektörünün denetimini yapan müfettişten, görev alacak iş güvenliği uzmanına
kadar tüm kadronun maden mühendisi
olması zorunlu kılınmalıdır. İş sağlığı ve
güvenliği alanında yol gösterici başvuru
kaynakları yetersizdir. Bu konuda ÇASGEM (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi) gibi kurumlar
tarafların katılımını sağlayarak işin nasıl
güvenli yapılacağını anlatan dokümanlar
ve filmler hazırlamalı, ÇASGEM referans
bir merkez haline getirilmelidir.
Sadece
çalışanların
eğitimi değil en
başta işverenlerin
iş sağlığı ve
güvenliği eğitimi
alması gereklidir.
İkinci adım ise iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi konusunda
iyi bir bilgi ve tecrübeye sahip olmaktır.
Bunun için ise ilk adım mühendislik önlemleri alınmasıdır. Mühendislik önlemleri
alınması için gerekli teknolojik altyapı ve
13
Ağustos 2014, No: 14-01
SDE rapor
yatırım sağlanmalı, işveren bu konuda
teşviklerle desteklenmelidir. İyi uygulama
örnekleri ziyaret edilerek, bu işyerlerine
ödüllendirme, prim indirimi gibi teşvikler
verilmesi destekleyici olacaktır.
Önceki iş
kazalarında
olduğu gibi
yeterli bir hesap
sorma süreci
yaşanmazsa
ailelerin acılarını
azaltma imkânı
olmayacaktır.
Sadece çalışanların eğitimi değil en başta
işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği eğitimi
alması gereklidir. Bu konu zorunlu olmalı, işverenin aldığı eğitimlere göre kayıt ve
sertifikalandırılmaları sağlanmalıdır. Özellikle “başarılı iş sağlığı ve güvenliği yönetimi”, “İSG mevzuatı ve zorunluluklar” konuları başta olmak üzere çeşitli eğitimler
şarttır. Yani sadece çalışanların değil aynı
zamanda işverenlerin de zorunlu olarak
eğitildiği bir yapı kurulmalıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından yapılan iş sağlığı ve güvenliği
denetimleri kesitsel çalışmalar olup; sadece denetim yapılan süreci kapsar ve
bu denetimlerde tüm noktaların görülmesi, tespit edilmesi mümkün değildir.
Bu konuda işyerlerinin yangın, iş kazaları,
meslek hastalığı ile ilgili sigorta yaptırmaları, mevcut iş güvenliği uzmanları ve
işyeri hekimlerine yönelik mesleki mesuliyet sigortaları yaptırmaları denetimleri
sağlamada destek olacaktır. Önlemlerin
yetersiz olduğu yerlerde sigorta müfettişleri ve eksperler vasıtası ile noksanlıkların
tespiti mümkün olacaktır. Ayrıca her işyerinde mevcut ekibi ile yeterli ve sürekliliği
sağlanmış bir denetim mekanizması bulunmalıdır.
Bu önerilere ilaveten Soma’da yaşanan
dramın bir daha yaşanmaması için vakit
kaybetmeden şu hususlar yerine getirilmelidir:
1- İş Kazalarının Sorumluları Hesap
Vermelidir
Özellikle özel sektörde sürekle üretim yaptırarak kârlarını maksimize etmek isteyen
işverenlere hesap sorulması, işverenlerin
daha özenli davranmasını sağlayacaktır.
Ancak önceki kazalarda olduğu gibi sadece idari soruşturma ve para cezaları
değil, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
taksirli adam öldürme başlıklı 85. maddesi ile taksirli yaralama başlıklı 89. maddesi
de işletilmelidir. İşveren tehlikeli olduğunu
14
bilerek tedbir almamış ve bu nedenle kaza
meydana gelmişse bilinçli taksirle adam
öldürme suçu işlenmiştir. Soma maden
olayında da iddialardan biri ısrarla uyarı
yapılmasına rağmen tedbir alınmadığıdır.
Eğer böyle ise olay bilinçli taksirle adam
öldürmeye girmektedir. Yıllardır yaşanan
iş kazalarının failleri yeterince bedel ödemedikleri için Soma Maden patron ve yöneticileri hiçbir sorumluluklarının olmadığını utanmadan söylediler. Orada çalışanların alın teri üzerinden servetlerini katlayanların onların ölümlerinden en azından
vicdanî sorumluluk duyması gerekirdi. Bu
olmadığı gibi idari ve yasal açıdan sorumlu olduklarını akıllarına bile getirmiyorlar.
Tüm bu nedenlerle sorumluların tamamı
yasa önünde hesap vermelidir.
2- Taşeron Sistemi Yeniden Düzenlenmelidir
Taşeron sistemi ülkemizde artık tam bir
emek sömürüsüne dönmüştür. Bu sistem tamamen gözden geçirilmeli ve yasal
düzenleme yapılmalıdır. İş kanunu taşeronlaştırmayı yalnızca asıl işe yardımcı
işlerde öngörürken bugün asıl işler bile
taşeronlara verilmektedir. Mesela bir kömür madeninde asıl iş kömür çıkarmak,
yardımcı iş ise burada çalışanlara servis
hizmeti vermektir. Uygulamada ise Soma
maden kazasında yaşadığımız gibi işyerinin asıl faaliyeti olan kömür çıkarma işi
bile taşeronlar eliyle yapılmaktadır. Refahın taşeronlara değil çalışanlara aktarılması ve katı çalışma yaşamı kuralları belirlenmesi gereklidir. Başta ağır ve tehlikeli
işler olmak üzere taşeronlaştırma uygulamalarına son verilmelidir.
İş sağlığı ve güvenliği yasasının öngördüğü tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi
sağlanmalı ve özellikle ağır ve tehlikeli iş
kollarında etkin denetim yapılmalıdır. Maden çıkarma işi yapan işyerlerinde yaşam
odalarının olmamasının cezai uygulamaları işletilmelidir. Yaşam odalarının yasal
zorunluluk olmadığı bilgisi yanlıştır. Mevzuat işçilerin korunması için genel kuralları belirlediği için gerekli olan malzemeleri
tek tek sıralamaz. Nitekim 6331 sayılı yasanın 5. maddesi işverenlere “Teknoloji,
SOMA FACİASI IŞIĞINDA
TÜRKİYE’DE İŞ KAZALARI VE ALINACAK TEDBİRLER
iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal
ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir
önleme politikası geliştirmek” ile “Teknik
gelişmelere uyum sağlamak” yükümlülüğü getirmektedir. Bu nedenle yeni ürün
veya teknoloji değişimi ortaya çıktığında
işveren bu tedbirleri mevzuatta olmadığı
gerekçesiyle yapmaktan kaçınamaz. Ayrıca maden yönetmeliğine göre işveren,
“bir tehlike anında çalışanların çalışma
yerlerini en kısa zamanda ve güvenli bir
şekilde terk edebilmeleri için uygun kaçış
ve kurtarma araçlarını sağlar ve kullanıma
hazır bulundurur” hükmü gereği zaten yaşam odalarını bulundurmalıdır.
Yasada bir takım değişiklikler yapılmalıdır.
İş sağlığı ve güvenliği teftişleri “Çalışma
İlişkileri Kurulu” kurularak yaptırılabilir.
Kurulda işçi (sendika), işveren, bağımsız
akademisyen ve müfettişler olmalıdır. Buradan çıkacak kararlar tarafların katılımıyla alındığı için daha az tartışılacaktır. 6331
sayılı yasanın 13. maddesi “Çalışmaktan
Kaçınma” hakkını düzenlemektedir. Bu
hak, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanların çalışmaktan imtina edebilecekleri anlamına gelmektedir.
Ancak fiili olarak bu hükmün uygulanması zordur. Zira maden ocağında düşük
ücretle çalışmayı göze alan birinin çalışmadan kaçınması ne kadar gerçekçidir?
Bunun yerine yasal değişiklik yapılarak
çalışmaktan kaçınan işçilere İş-Kur aracılığıyla 12 aya kadar ücret ödenmesi sağlanmalıdır. 6331 sayılı yasaya göre işyerlerinde oluşturulan iş sağlığı ve güvenliği
kurulları var. Bu kurullarda görevli olan
çalışan temsilcileri, tehlike kaynağının
yok edilmesi veya tehlikeden kaynaklanan riskin azaltılması için, işverene öneride bulunma ve işverenden gerekli tedbirlerin alınmasını isteme hakkına sahiptir.
Yasaya göre 2001’den fazla çalışanı olan
işyerinde 6 çalışan temsilcisi olur. Kurulda
görevli 6 işçinin eğer yaşıyorlarsa beyanları son derece önemlidir. Kayıt tutmanın
zorunlu olduğu kurul defterlerinin kayıp
olduğu iddia edilmektedir. Kurul üyelerinin hayatta olanlarının vereceği bilgiler
olayın aydınlatılmasını sağlayacaktır. Ay-
rıca İşyerlerinde görev yapan iş sağlığı ve
güvenliği uzmanlarının ücretleri bağımsız
bir fon oluşturularak bu fondan ödenmelidir.
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği alanında önemli eksikliklerden biri de yasa ve
yönetmelikler çıkarmayı yeterli görme
anlayışıdır. Her şeyden önce iş sağlığı ve
güvenliği bir kültürdür. Bu kültürü oluşturmanın yolu ise bu konuyu sürekli gündemde tutmak ve risk algısını üst noktalara taşımaktır. İş sağlığı ve güvenliği kültürü eğitimler yoluyla bilinçli çabanın ürünü
olarak oluşturulabilir.
İş sağlığı ve güvenliği sorunlarını yönetmek için;
1- Öncelikle işletmedeki üst yönetimden alt kademedeki işçiye kadar herkesin, kendisinin ve mesai arkadaşlarının iş
sağlığı ve güvenliğinden sorumlu olduğu
bilincinin yerleşmesi,
2- Uyulacak kuralların kolay anlaşılır biçimde konulması, öğrenilmesi ve uygulanması,
3- Kazaların iyi incelenmesi ve sebeplerinin ortaya konularak ders çıkarılması,
4- Acil durum yönetimi için önceden hazırlıkların yapılması,
5- İş sağlığı ve güvenliği kurallarının konulmasında madencilikle ilgili olan ve
madenlerde çalışan herkesin görüşünün
olabildiğince dikkate alınması,
6- İşlerin güvenli olarak yapılmasını anlatan iş talimatlarının iyi hazırlanması ve çalışanların öğrenmesinin sağlanması, İSG
alanında etkili bir yönetim için gereklidir.
3- Kömür Madencilerinin Mesleki Yeterlilikleri Belirlenmelidir
Mesleki yeterlilik kurumu ülkemizde mesleklerle ilgili standartları belirleyen bir kurumdur. Kurum belirlediği mesleki yeterliliklere ilişkin düzenlemelerin resmi gazetede yayınlanmasını sağlar. Çok tehlikeli
ve riskli bir iş olan maden çalışanlarının
meslek standartları henüz belirlenmemiştir. Yapılması gereken en önemli işlerden
biri kısa zamanda maden çalışanlarının
Ülkemizde
her gün 172 iş
kazası meydana
gelmekte,
iş kazaları
nedeniyle her
gün 4 işçi hayatını
kaybetmekte
ve 6 işçi sürekli
iş göremez hale
gelmektedir.
15
SDE rapor
Ağustos 2014, No: 14-01
Yapılan
araştırmalar,
kazalar sonucu
ortaya çıkan
maddi kayıpların,
kazaların
önlenmesi
için yapılan
harcamaların 5
katı olduğunu
göstermektedir.
standartlarını belirlemektir. Madenlerde
çalışmak isteyenlerde bu standartların
aranmasının yanı sıra mevcut çalışanlara eğitim verilmek suretiyle onların da bu
standartlara uygun hale getirilmesi önemlidir.
Maden sektöründe MYK (Mesleki Yeterlilik Kurumu) tarafından görevlendirilecek
kurum ve kuruluşlarca hazırlanan meslek
standartlarının ulusal meslek standardı
olarak kabul edilmesi için inceleme yapmak, önerilerde bulunmak ve karar vermekle görevli MYK Maden Sektör Komitesi oluşturularak, 4 -5 Mart 2014 tarihlerinde ilk toplantısı gerçekleştirildi. Maden
Sektör Komitesi toplantısının ilk gününde
Mermer-Doğaltaş Ocakçıları görüşüldü.
Dolayısıyla kömür madencilerine ilişkin
bir standart çalışması henüz belirlenmemiştir. Vakit kaybetmeden bu çalışmalara
başlanmalıdır.
SONUÇ
Sonuç olarak hepimiz şapkamızı önümüze koyarak özeleştiri yapmalıyız. Herkesin
sorumlu olduğunu düşünmesi gereken
acı bir olay yaşadık. İşverenlerin dizginlenemeyen kâr hırsları, sendikaların ve
sendikacıların yeterince duyarlı olmayışı,
özenli denetim yapmayan kamu görevlileri, bu konularla ilgili aydınlar ve akademisyenler, medya, işçi maliyetlerini
düşürmek için taşeronlaştırmayı yaygınlaştıran Hükümetler ve ilgili Bakanlıklar
özeleştiri yapmalıdır. Vahşi kapitalizmin
işçinin kanı üzerinden büyüdüğü 1850’li
yılları bugün yaşamak zorunda değiliz.
1900’lü yıllarda çocukların bedenleri küçük olduğu için onları maden ocaklarında
çalıştıran Batı’nın zalim çalışma şartlarını
bugün yaşamak istemiyoruz. İş kazalarında vefat eden emekçilerin üstünü toprakla örterken diğer taraftan da olayların
üstünün örtülmesini istemiyoruz. Çağdaş
16
dünya başta maden kazaları olmak üzere
iş kazalarını nasıl önlüyorsa bu tedbirlerin
maliyet hesaplamaları yapılmadan alınmasını istiyoruz. Herkesin temel talebi ve
beklentisi çağdaş dünyanın öngördüğü
insan onuruna yaraşır bir çalışma hayatının ülkemizde de kurulmasıdır. Bu çerçevede Soma faciası dolayısıyla hükümet
tarafından parlamentodan geçirilen yasal
düzenlemeler oldukça önemlidir. Ama
yeni kazalarla karşılaşmamak için başta
sendikalar olmak üzere tüm sivil toplum
kuruluşlarının ve medyanın da bu konudaki duyarlılığını hassasiyetle sürdürmesi
gerektiğine inanıyoruz.
Kaynakça
- Başbuğ, Aydın, İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği, Şeker-İş Yayınları, Ankara, 2013.
- Karabulut, Özcan, Tekstil İş Kolunda İş Sağlığı ve Güvenliği, TEKSİF Eğitim Yayınları, Ankara, 2012.
- Yavuz, Kenan, Kazaların Önlenmesi ve İş
Güvenliği: Tuzla Tersaneleri, - Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012.
- T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, “Kamuoyunu Derinden Etkileyen Ölümlere ve Yaralanmalara Neden Olan
Maden Kazalarının Önlenebilmesi İçin Gerekli Olan Düzenleme, Araştırma ve Gelişme
Programları İhtiyaçlarının Belirlenebilmesi ve
İlgili Bakanlıkların, Madencilik Kurum ve Kuruluşlarının, Üniversitelerin, Sendikaların ve
Madencilik Sektörünün Bilgi ve Birikimi İle
Uygulamalarının Değerlendirilmesini Teminen;
Türkiye’de Madencilik Sektöründe Yürütülen
Faaliyetlerin İş Sağlığı Ve Güvenliği Açısından
Araştırılması, İncelenmesi ve Değerlendirilmesi” Konulu, 08.06.2011 tarih ve 2011/3 sayılı
Araştırma ve İnceleme Raporu.
- TBMM, Madencilik Araştırma Komisyonu
Raporu, Mayıs 2010.
- Akgün, Birol, “Soma Faciası Muhasebe İhtiyacı”, Stratejik Düşünce Dergisi, Yıl: 5, Sayı:
55, Haziran-2014
- Tan, Alper, “Soma’dan Kömür Dışında Şeyler
de Çıkarmalıyız”, Stratejik Düşünce Dergisi,
Yıl: 5, Sayı: 55, Haziran-2014
- www.csgb.gov.tr
- www.ilo.org
- www.sgk.gov.tr
- www.taskomuru.gov.tr
STRATEJİK DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ
Çetin Emeç Blv. Aşağı Öveçler Mah. 4. Cad. 1330 Sok. No: 12 06460 Çankaya / Ankara
Telefon: (0312) 473 80 41-42-45 Faks: (0312) 473 80 46 [email protected]
Download

Raporun tamamına PDF formatında ulaşmak için lütfen