Psikoterapist CEM KECE
www.cemkece.com.tr
Mazeret Üretmenin Dayanılmaz Ağırlığı
Bir şeyden kurtulmak veya kaçınmak için ileri sürülen gerekçeye, kendini veya başka
birini özürlü göstermek için ileri sürülen sebebe, özre, bahaneye "mazeret" denir.
Bilge'nin mazeret üretmenin dayanılmaz ağırlığına dair anlattığı bir hikayeye göre eski
zamanlarda küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış.
Birinci mahallede "evet amacılar" yaşarmış. "Evet amacılar" her zaman ne yapılması gerektiğini
bildiklerini düşünürlermiş ama bir işi yapma zamanı geldiğinde ise "Evet, ama ..." diye mazeret
üretirlermiş. Mazeretleri, onları istediklerinden uzaklaştırırmış. Bu nedenle sorumluluk almak yerine,
suçu başkalarına atmakta ustalaşmışlar. İkinci mahallede"yapamayacağımcılar" yaşarmış. Ne
yapacaklarını belirlemelerine ve kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlamalarına rağmen, tam
yapacakları sırada "Asla yapamam, başaramam" diye mazeret üretirler ama şanslarını
kaçırdıklarının farkına da varırlarmış. Bu nedenle dizleri dövülmekten yara bere içinde kalan bu
insanlar, yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş. Üçüncü mahallede yaşayanlar
ise "keşkeciler" olarak bilinirmiş. “Keşkeçiler”in hayatı algılama yetileri mükemmelmiş. Neyin
yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama maalesef her şey olup bittikten
sonra "Keşke şöyle olsaydı" diye mazeret üretirlermiş. Bu nedenle kafalarını duvarlara vurmaktan
dolayı “keşkeciler”in başları hep kanarmış. Dördüncü mahalle kasabanın en yeşil bölgesi ve en
güzel evlerin olduğu mahalle imiş. Temizlik, su, yol ve çöp sorunu yokmuş. Huzur derseniz herkes
güler yüzlüymüş. Bu dördüncü mahallede ise "iyi ki yaptımcılar" otururmuş. “İyi ki
yaptımcılar”ın kusuru ise beyinlerinde "mazeret üretme" merkezlerinin olmamasıymış, bu yüzden
keyifli, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürerlermiş.
MAZERET YERİNE GERÇEKLERE TUTUNMAK...
Terapide danışan "gerçek" hikâyesini anlatmak yerine ilk önce mazeretlerini anlatır. Oysa
terapiye başvurması mazeretlerinin işe yaramadığının yegane kanıtıdır. İnsan ne düşünürse onu
yapar ve mazeretlerini gerçeklerden önde tutar. Çünkü insan muhafazakar bir canlıdır, onu üzen ve
mutsuz edenler "tanıdık ve güvenli" gelir, mutlu ve iyi edecek olan gerçekler ise "yeni ve
korkutucu" gelir. Ne de olsa mazeretler eski bir dost gibi her gün kullanılır, korkutucu olan gerçek
hikâyelerse gerekmedikçe kullanılmaz. Doğal olarak insan kendini korumak, tanıdık ve güvenli olanı
yapmak adına, acı verici unsurlarından, yetersizliklerinden ve felaketlerinden kendisini ve sevdiklerini
uzak tutmak ister. İşte tam da bu noktada gerçekleri inkâr etmek ve hayatı daha katlanılır kılmak
için "mazeretler" devreye girer. Oysa yapabileceğimizin en iyisini yapmak, hiç yapmamaktan ve
mazeret üretmekten iyidir. Mazeret bulmaya çalışmak yerine kişinin kendini beklenen standartlardan
çok daha fazlası için sorumlu tutması gerekir. Yani insan aklını mazeret üretmek için kullanmak
yerine, onu mutlu edecek bir kaldıraç olarak kullanmalıdır. Dolayısıyla terapide de yapılması
gereken, danışanı mazeret üretmekten kurtarmak, gerçek hikâyesine yani konu
başlığından olayın kendisine yönlendirmek gerekir. Ancak terapinin başlangıcında danışan,
sunduğu mazeretlere terapistin inanıp inanmayacağını ve eğer inanmazsa onu reddedip
reddetmeyeceği test eder.
TERAPİYLE DERİN BİR KABULLENİŞE VE ANLAYIŞA YOLCULUK...
Danışanın terapinin başında söyledikleri genellikle mazeretlerdir, saf gerçek değildir. Neticede
gerçeği saptırmak, gerçeği inkar etmek ve gerçekleri gizlemek temel yaşam becerileri arasında yer
alır. Bu nedenle de "saf gerçeği aramak", mazeretleri reddetmeyi, gerçekleri karartmayı ya da
kendini kandırmaktan kurtulmayı değil, mazeretleri de içine alan derin bir kabullenişi ve
anlayışı kapsar. Bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının
geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adı olan "psikoterapi" sadece
mazeretlerden gerçeğe, insanın karanlık yönünden aydınlık yönüne bir yolculuk değil, bunların
arasındaki doğru dengeyi bulma çabasıdır. Çünkü psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge
sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren danışanlarla düşünce ve
1/2
Psikoterapist CEM KECE
www.cemkece.com.tr
duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır. Bu yüzden bu sanatın icrasını
yaparken mazeretin değerini ve nasıl kullanılabileceğini, kişiler arası ilişkilerde neye hizmet ettiğini
kavramak önemlidir. Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan arasında kurulan ilişki temel alınarak
danışanın yaşadığı sorunlar üzerinde çalışılırken, danışanın kendisini tanıması, hayatına dair
farkındalıklar yaşaması, içgörü geliştirmesi, daha sağlıklı ilişkiler kurması ve yeni çözüm yolları
geliştirebilmesi hedeflenir. Bu hedeflerin önündeki en büyük engel çoğu zaman mazeretlerdir.
"Çıplak gerçek", çıplak vücut gibidir ve bu nedenle genellikle üzeri mazeret kıyafetiyle
örtülür.Ancak mazeret her ne olursa olsun, şu gerçek değişmez: Mazeret üreten kişi sorumluluk
almak yerine, asıl sorundan kaçar ve ürettiği mazeret ve bahanelerin arkasına saklanır, zamanla
pasifleşir, gerçekleri saptırarak kendini kandırır, kendi gerçeğini görmezlikten gelir, müdahale
yeteneğini köreltir. Çünkü "sebep" ve "suç" onun dışındadır, asla kendinde değildir. Benjamin
Franklin'in dediği gibi; "İyi mazeret bulmayı başaranların, başka şeyler başardığı nadiren
görülür..."
Yayınlanma tarihi: 14.01.2016
Makale adresi: http://www.cemkece.com.tr/m-mazeret-uretmenin-dayanilmaz-agirligi.html
Web : http://www.cemkece.com.tr
Facebook: http://facebook.com/drcemkece
Twitter: http://twitter.com/drcemkece
Google+: https://plus.google.com/114707731481596974039
Instagram: http://instagram.com/drcemkece
Youtube: http://youtube.com/user/cisedorgtr
RSS: http://feeds.feedburner.com/drcemkece
2/2
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download

Mazeret Üretmenin Dayanılmaz Ağırlığı