ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ
AVRUPA TOPLULUKLARI
ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZĐ
ANKARA AVRUPA ÇALIŞMALARI
DERGĐSĐ
.
Yıl: 2013
Cilt: 12, Sayı:2
ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ BASIMEVĐ
Đncitaşı Sokak No:10
06510 Beşevler / ANKARA
Tel: 0 (312) 213 66 55
Basım Tarihi: 21/02/2014
ANKARA AVRUPA ÇALIŞMALARI DERGĐSĐ
Yıl: 2013
Cilt: 12, Sayı: 2
ĐÇĐNDEKĐLER
Servet ALYANAK
Avrupa Birliği Hukukunda Savunma ve Güvenlik
Alımları
1
Ümit ÇELĐK
Askeri Müdahaleler ve Avrupa Birliği-Birleşmiş Milletler
Đlişkileri
27
Ulaş GÜNDÜZLER
AB’nin Karma Andlaşması Olan Birleşmiş Milletler
Deniz Hukuku Sözleşmesi: Türkiye için Baş Ağrısı mı?
61
E. Sare YILMAZ-Yücel UĞURLU
Bölgesel Güç Olarak Avrupa Birliği ve Dış Politika
81
Birgül DEMĐRTAŞ
Alman Uluslararası Đlişkiler Disiplini: Yerelliğini Kaybetmeden
Küresele Entegrasyon Çabası
105
ANKARA AVRUPA ÇALIŞMALARI DERGĐSĐ (2013)
ANKARA REVIEW OF EUROPEAN STUDIES
Year: 2013
Volume: 12, Number: 2
CONTENTS
Servet ALYANAK
Defence and Security Procurement Under the
European Union Law
1
Ümit ÇELĐK
Military Interventions and
European Union –United Nations Relations
27
Ulaş GÜNDÜZLER
United Nations Convention on Law of Sea as a Mixed
Treaty of EU: A Headache for Turkey?
61
E. Sare YILMAZ-Yücel UĞURLU
European Union As a Regional Power and
Foreign Policy
81
Birgül DEMĐRTAŞ
German International Relations Discipline: The Integration Effort
to Global without Loosing Local
105
ANKARA REVIEW OF EUROPEAN STUDIES (2013)
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt:12, No:2 (Yıl: 2013), s.1-26
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE
GÜVENLĐK ALIMLARI
Servet ALYANAK*
Özet
Savunma ve güvenlik alımları son yıllarda Avrupa Birliğinin (AB) gündeminde
önemli bir yer tutmaktadır. AB’de savunma alımlarının önemli bir ekonomik rolü
bulunmakta ve üye devletlerin savunma harcamaları yaklaşık olarak AB gayri safi
milli hâsılasının yaklaşık yüzde ikisini teşkil etmektedir. Bu makalenin amacı, AB’de
savunma ve güvenlik alımlarıyla ilgili yasal kuralların tartışılmasına imkân
sağlamaktır. Üye ülkelerin 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımlarıyla ilgili
yönergeyi ulusal hukuka aktarmaları ve uygulamaları gerekmektedir. Bu nedenle bu
makalenin önemli bir kısmı bu yeni yönergenin bir analizini teşkil etmektedir.
Makalenin geri kalan diğer kısmı da AB savunma alımlarıyla ilgili tarihsel
gelişmelerin bir özeti ve AB’nin Đşleyişine Dair Antlaşmanın 346. maddesi
bağlamında ‘üye devletlerin güvenlikle ilgili hayati çıkarları’ muafiyet
uygulamasından oluşmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Bütünleştirme ve Uyumlaştırma, Kamu
Alımları, Savunma ve Güvenlik Alımları, Savunma ve Güvenlik Alımlarıyla Đlgili
Yeni Yönergenin Analizi, Güvenlikle Đlgili Hayati Çıkarlar, Muafiyet Uygulaması.
DEFENCE AND SECURITY PROCUREMENT
UNDER THE EUROPEAN UNION LAW
Abstract
Defence and security procurement have featured prominently on the European
Union (EU) agenda at recent years. Defence procurement plays an important
economic role in the EU and defence expenditures of the Member States amounts to
2 per cent of the EU gross domestic product approximately. The purpose of this
article is to provide a discussion of the legal rules governing defence and security
procurement in the European Union Member States have to transpose into national
laws and implement the new public procurement Directive on defence and security
(2009/81/EC). Therefore, an analysis of the relevant provisions of the new Directive
*
Dr, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı.
SERVET ALYANAK
2
occupies the larger part of the article. The remainder provides an overview of
historical developments of EU defence procurement and the implementation of
‘essential security interests of the Member States’ derogation under the article 346
of the Treaty on the Functioning of the European Union.
Key Words: European Union, Integration and Harmonisation, Public
Procurement, Defence and Security Procurement, Analysis of the New Directive on
Defence and Security Procurement. Essential Security Interests Derogation,
“2009/81/AT sayılı Kamu Đhale Yönergesi, savunma ve
güvenlik alanında AB düzeyinde adil ve şeffaf kamu ihale
kuralları getirmiştir. Nihayet, Đç Pazarın genel ilke ve
kuralları geleneksel olarak kapsam yönünden Topluluk
hukuku dışında bırakılan sektörlere de uygulanacaktır. Bu da
savunma ve güvenlik piyasasını herkesin çıkarına olacak
şekilde daha açık ve daha şeffaf kılacaktır. Bunun neticesinde
vergi ödeyenlerin parasının daha etkin ve verimli kullanımı
sağlanacak, üye ülkelerin silahlı kuvvetleri de bu sektörle
ilgili alımlarında paranın karşılığını daha iyi alacak ve bu
sektördeki firmalar da (endüstri) yeni piyasalara daha rahat
giriş yapma imkânı bulacaktır”
Đç Pazar ve Hizmetlerden Sorumlu AB Komisyonu Üyesi
Charlie McCreevy
Giriş
Savunma alımları Avrupa Birliğinde (AB) gerçekleştirilen kamu ihalelerinin
toplamı içerisinde geniş bir yer tutmaktadır. 2011 yılında üye ülkelerin münferit
olarak yaptıkları savunma alımlarıyla ilgili harcamaları AB düzeyinde toplam olarak
192,5 milyar Avro değerindedir1. AB çapında son on yıldaki gelişmelere
bakıldığında üye ülkeler nezdinde savunma bütçelerinin artırılması konusundan
ziyade AB düzeyinde bütünleştirme çabaları doğrultusunda bir eğilim olduğu göze
çarpacaktır.
40 yılı aşkın bir süre, savunma ve güvenlik konuları Avrupa Birliğinin
bütünleşme projesinden çıkarılmıştır. Bunun sonucunda, savunma piyasaları de facto
Đç Pazar dışında ve ulusal sınırlar çizgisinde parçalanmış bir yapı arz etmiştir. Soğuk
savaş sonrası AB içerisinde bu parçalı yapı daha sıkıntılı bir durum yarattı. Bütçe
kısıtlamaları ile artan maliyetler Avrupa Birliğindeki ulusal savunma piyasaları bu
sektörde üretim yapmak açısından küçülmüş ve yüksek kalitede teçhizatlar için
katlanabilir fiyatlarla kamu ihalelerinde fiyat sunulmasının gittikçe zorlaşması bu
sektörde ciddi reformlar yapılması gereğini ortaya çıkardı.
1
< http://www.eda.europa.eu/docs/default-source/eda-publications/here.pdf >, (12.10.2013) s.4.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
3
Avrupa Birliği içerisinde savunma ve güvenlik alımlarının uyumlaştırılması ve
hukuken Birlik düzeyinde düzenleme altına alınması gerekli görülmesine rağmen,
kamu alımları alanında bu yöndeki bir adıma uzun bir süre üye devletler çekimser
kalmışlardır. Bu makalede öncelikle, savunma ve güvenlik alımları konusunun
AB’nin gündemine nasıl geldiği ve bu alanda yaşanan tarihi gelişmeler özetle
aktarılacak, ardından bu alandaki mevzuatın analizi yapılacaktır.
Savunma alımlarıyla ilgili yasalaştırma çalışmalarının tarihsel gelişimi
Avrupa Birliği uzun bir zamandır beklenen savunma alımlarına ilişkin
2009/81/AT sayılı yönergeyi2 21 Ağustos 2009 tarihinde kabul etmiştir. Bu yönerge
ile savunma alımlarıyla ilgili Topluluk düzeyinde yasal bir uyumlaştırmaya
gidilmiştir. Aslında bu yönerge Aralık 2007 tarihinde AB Komisyonunun savunma
sektöründe entegrasyonu hedefleyen üç tane ayrı yasalaştırma tasarruf önerisinden
birisini oluşturmaktaydı. Diğer iki tasarruf da Avrupa savunma sanayisinin rekabet
düzeyini yükseltmeyi amaçlayan bir tebliğ3 ile savunma ürünlerinin Topluluk-içi
serbest dolaşımını konu edinen bir yönergeden oluşmaktadır4.
Daha önce savunma ve güvenlik alanında AB düzeyinde yapılan çalışmalar
hükümetlerarası düzeyde kalmıştır. 2004 yılında kurulan Avrupa Savunma
Ajansının5, diğer işlevlerinin yanı sıra, önemli fonksiyonlarından birisi de silah,
mühimmat (cephane) ve savaş gereçleri ile ilgili kamu ihalelerine uygulanacak öneri
ve uygulamalar için hükümetlerarası bir rejim oluşturulmasıdır6.
Avrupa Savunma Ajansının en somut faaliyetlerinden birisi savunma alımları
alanında aşağıda detaylı incelemesi yapılan Avrupa Birliğinin Đşleyişine Dair
Antlaşmanın (ABĐDA) 346. maddesi (Avrupa Topluluğu’nu Kuran Antlaşmanın 2
Directive 2009/81/EC of the European Parliament and of the Council of 13 July 2009 on the
coordination of procedures for the award of certain public works contracts, supply contracts
and service contracts by contracting authorities or entities in the fields of defense and
security, and amending Directives 2004/17/EC and 2004/18/EC, in OJ L/216 of August 20,
2009,p.76. Yönergenin tam metni için bkz. <http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/
LexUriServ.do?uri=OJ:L:2009:216:0076:0136:EN:PDF>, (10.10.2010)
3
COM(2007) 764 final, Communication from the European Commission to the European
Parliament, the Council, the European Economic and Social Committee and the Committee of
the Regions: A Strategy for a Stronger and More Competitive European Defence
Industry,Brussels, December 5, 2007.
4
Directive 2009/43 simplifying terms and conditions of transfers of defence-related products
within the Community [2009] OJ L 146/1. Bu yönerge 30 Haziran 2009 tarihinde yürürlüğe
girmiştir.
5
Council Joint Action 2004/551/CFSP of 12 July 2004 on the establishment of the European
Defence Agency, OJ 2004 L245/17
6
Avrupa Savunma Ajansı, Avrupa Birliği Konseyinin Haziran 2004 tarihinde kabul ettiği "
Ortak Eylem" belgesi ile kriz yönetimi konusunda üye devletlerin ve AB’nin savunma
kapasitesini geliştirme, araştırma, teknoloji ve savunma sanayi ile silahlanma konularında
faaliyet göstererek Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın desteklenmesi amacıyla
kurulmuştur. Avrupa Savunma Ajansına üye olabilmek için AB üyesi olmak gerekmektedir.
Danimarka hariç AB ülkelerinin tamamı Avrupa Savunma Ajansı üyesidir.
4
SERVET ALYANAK
ATA- 296. maddesi) kapsamında muafiyet uygulamasına tâbi olan savunma alımları
(ağır savunma alımları) faaliyetlerine ilişkin ihtiyarî ve bağlayıcı olmayan
hükümetlerarası bir rejim kurmuş olmasıdır. Bu rejim, savunma alımlarına ilişkin
davranış kodları (uygulama rehberi)7, tedarik zinciri içerisinde en iyi uygulama kodu
(rehberi), bu uygulama rehberlerine ilişkin elektronik bülten ile bilgi ve tedarik
güvenliğine ilişkin bir çerçeve düzenleme içermektedir. Bu davranış kodları ile
Avrupa Savunma Ajansının faaliyetleri bu çalışmanın konusunun sınırları dışında
kaldığından sadece bu çalışma için şu hususun vurgulanmasında fayda vardır.
Savunma alımlarına ilişkin davranış kodları, üye devletlerin savunma alımına ilişkin
ABĐDA’nın 346. maddesi (ATA’nın 296. maddesi) kapsamında muafiyet
uygulamasına başvuracağını bildirmesi halinde uygulanan kurallardır. Bununla
birlikte, bu girişim hukuksal anlamda ABĐDA’nın 346. maddesi kapsamında kalan
savunma alımlarına ilişkin rejim yokluğunu tamamlayıcı nitelikte olan girişimlerdir.
AB Komisyonu Mart 2003 yılında çıkardığı tebliğde8, Avrupa Savunma
Teçhizatları Piyasasının kurulması yolunda bu alandaki kamu ihale kurallarının
varlığının gerekliliğine işaret etmiştir. Bu tebliğ Komisyonun Eylül 2004 yılında
Komisyonun yeşil kitabı9 çıkarmasına yol açtı. Komisyon yeşil kitapta üye devletler
arasındaki savunma piyasalarının şeffaflığını ve açıklığını geliştirmeye yönelik
farklı seçenekler üzerinde ilgili aktörlerin görüş beyan etmeleri çağrısında bulundu.
Bu danışma süreci sonunda; üye ülkelerin aşağıda detayları aktarılacak olan
ABĐDA’nın 346. maddesini (ATA’nın 296. maddesini)10 Đç Pazar kurallarından
kaçınmak için sürekli öne sürdükleri, bu açıdan bu maddenin kapsam ve sınırlarının
açıklığa kavuşturulması gerektiği, 2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesinin de11
savunma alımları için ideal kurallar ortaya koymadığı, neticede AB’de savunma
alımlarıyla ilgili yasal çerçevenin iyi işlemediği teşhis edilmiştir.
Üye ülkeler de savunma alımlarına, 2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesi
kurallarını tatbik etmekte de isteksiz olduklarından, çoğu zaman AB’nin Đşleyişine
7
Bu davranış kodlarının, 2009/81/AT sayılı yönergenin uygulanmadığı durumlarda,
ABĐDA’nın 346. maddesi (ATA’nın 296. maddesi) kapsamında muafiyet uygulamasına tâbi
olan savunma alımları açısından uygulama alanı vardır.
8
Communication from the Commission: ‘European defence – industrial and market issues –
Towards an EU Defence Equipment Policy’, COM(2003) 113, 11 March 2003.
9
Commission Green Paper on Defence procurement, COM(2004) 608 final, 23 September
2004.
10
Lizbon Antlaşması ile Avrupa Topluluğu’nu Kuran Antlaşmanın ismi Avrupa Birliğinin
Đşleyişine Dair Antlaşma olarak değiştirilmiştir. ABĐDA’nın yürürlük tarihinden önce
2004/18/AT sayılı yönerge ile 2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin yayımlanmış
olması nedeniyle bu yönergelerde AT Antlaşmasına yapılan atıfların ABĐDA’nın muadili
hükümlerine yapıldığının kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, ATA’nın 296. maddesine
yapılan atıf ABĐDA’nın 346. maddesine yapılmış sayılmalıdır.
11
Directive 2004/18/EC of the European Parliament and of the Council of 31 March 2004 on
the coordination of procedures for the award of public works contracts, public supply
contracts and public service contracts (Üye devletlerdeki kamu mal, yapım ve hizmet (klâsik
kamu sektörleri) alımı ihalelerinin karara bağlanması prosedürlerinin koordinasyonuna ilişkin
yönerge), OJ L/134 of April 30, 2004, p.114.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
5
Dair Antlaşmanın 346. maddesi koşulları oluşmadığı halde bu maddeyi uygulamayı
tercih etmişlerdir. Bu tabloyu gören Komisyon, Aralık 2005 yılında iki girişimde
bulunmuştur12. Bunlardan biri, AB’nin Đşleyişine Dair Antlaşmanın 346. maddesi
(ATA’nın 296. maddesi) uygulaması ile ilgili bir yorumlayıcı tebliğ kabulüne ilişkin
adımları atmış ve anılan madde hükmünün uygulanmadığı savunma alımlarına
ilişkin bir yönerge çalışması başlatmıştır. Komisyon, Aralık 2006 yılında anılan
madde hükmünün yanlış yorumlanarak Đç Pazar kurallarından bağışık tutulmak
istenen işlemlerin önüne geçmek ve bu şekilde kötü niyetli bir uygulama yapılmasını
engellemek amacıyla, AB’nin Đşleyişine Dair Antlaşmanın 346. maddesiyle
(ATA’nın 296. maddesi) ilgili yorumlayıcı tebliğ çıkarmıştır13. Bu tebliğde
Komisyon, Adalet Divanının verdiği kararlar ışığında anılan madde hükmünün
koşullarının oluştuğu ileri sürülerek, savunma alımlarıyla ilgili derogasyon
uygulanabilmesine ilişkin bazı açıklamalar yapmıştır.
Avrupa Birliği düzeyinde savunma sektörünün entegrasyonu, Komisyonun
yukarıda değinilen 2003 ve müteakip senelerde çıkardığı tebliğler ile savunma
alımlarıyla ilgili yeşil kitabın kabul edilmesiyle, bu alanda bağlayıcı yasalaştırma
tasarruflarının kabul edilmesine ilişkin ön adımlar bu şekilde atılmıştır. Komisyonun
savunma alımlarıyla ilgili Topluluk düzeyinde ayrı bir yönerge ile uyumlaştırma
hedefi gütmesi de, bu sektörün entegrasyonu açısından önemli bir adımdır.
Komisyonun aslında bu uyumlaştırmayı mevcut kamu ihale yönergelerinde
gerçekleştirebilecek bir değişiklikle yapabilme imkânına sahipken, ayrı bir tasarrufla
bunu gerçekleştirmesinin sebebi de, Komisyonun mevcut kamu ihale kurallarını
tekrar tartışmaya açmak istememesinden ve savunma alımlarıyla ilgili kuralların da
Topluluk düzeyinde uyumlaştırma iradesini daha açık bir şekilde ifade etmek
istemesinden kaynaklanmıştır14.
Üye devletlerin 2009/81/AT sayılı savunma alımlarıyla ilgili kamu ihale
yönergesini, 21 Ağustos 2011 tarihine kadar kendi iç mevzuatına aktarmaları
gerekmektedir. Üye devletler bu yönergeyi kamu alımlarıyla ilgili kendi iç
mevzuatlarına yapacakları bazı ekleme kurallarla aktarabilecekleri gibi, ayrı bir
yasal düzenlemeyle de aktarabilirler. Bazı üye devletler savunma alımlarına ilişkin
2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesini iç hukuka aktaran yasal düzenlemelere
12
Communication from the Commission to the Council and the European Parliament on the
results of the consultation launched by the Green Paper on Defence Procurement and on the
future Commission initiatives, COM(2005) 626, 6 December 2005. Bu tebliğle ilgili olarak
bkz. Aris,Georgopoulos, “Commission's Communication on the Results of the Consultation
Process on European Defence Procurement”, Public Procurement Law Review, 15(4), 2006,
s. NA119.
13
Interpretative Communication on the application of Article 296 of the Treaty in the field of
defence procurement (presented by the Commission), COM(2006) 779, 7 December 2006.
Ayrıca bkz. Commission Staff Working Document accompanying the Interpretative
Communication on the application of Article 296 of the Treaty in the field of defence
procurement – Impact assessment, SEC(2006) 1554, Brussels, 7.12.2006
14
Aris Georgopoulos, “The new Defence Procurement Directive enters into force”, Public
Procurement Law Review, 1, NA1-3., 2010, s.NA1
6
SERVET ALYANAK
bağlı tutmuşken, bazı üye devletler savunma alımlarına ilişkin münferit
düzenlemelerle ayrı bir takım kurallar kabul etmiştir.
Bu yönerge, Avrupa Birliği savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren
müteşebbislerin bütün AB üyesi ülkelerde kısıtlama olmadan ihalelere katılımını ve
bu şekilde ortak bir savunma sanayi piyasası oluşturulmasına yönelik önemli bir
gelişme olmuştur.
Savunma alımları daha önce 2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesi
kurallarına tâbi olmuştur. 2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 10.
maddesinde, 2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesinin savunma alanında faaliyet
gösteren idarelerin, ATA’nın 296. maddesi kapsamı dışında kalan savunma
alımlarına da uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak 2004/18/AT sayılı kamu ihalesi
yönerge kuralları savunma alımlarına uygun düşen kurallar manzumesi değildir.
Zira, 2004/18/AT sayılı kamu ihalesi yönergesinde bir takım savunma alımlarının
kendine özgü nitelikleri dikkate alınmamıştır. Bu yüzden çoğu üye devletler AB’nin
Đşleyişine Dair Antlaşmanın 346. maddesinde öngörülen koşullar yerine gelmemiş
olsa da, bazı savunma alımlarının gerçekleştirilmesine ilişkin 2004/18/AT sayılı
kamu ihalesi yönergesi kurallarının takip edilmesinde isteksiz davrandıklarından bu
muafiyet uygulamasına başvurmuşlardır.
2004/18/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 14. maddesinde, bir üye devlet
tarafından gizli olduğu beyan edilen, ilgili üye devlette yürürlükte olan kanun, tüzük
veya idarî hükümler uyarınca ya da üye devletin temel güvenlik çıkarlarının
korunması maksadıyla ifası sırasında özel güvenlik tedbirleri alınmasını gerektiren
ihalelere anılan yönerge kurallarının uygulanmayacağı da belirtilmiştir15.
ABĐDA’nın 346. maddesi ve 347. maddeleri uyarınca bu Antlaşma haricinde
tutulan bazı savunma ekipmanlarına (tanklar ve füzeler gibi) ilişkin belirli alımların,
ABĐDA’nın malların serbest dolaşımını düzenleyen 34. maddesinin uygulanmasının
bir istisnasını teşkil ettiğini belirtmekte fayda vardır.
Komisyon, 2004 yılında savunma alımlarına ilişkin yeşil kitabında,
ATA’nın 296. maddesinin (ABĐDA’nın 346. maddesinin) yorumuna ilişkin olarak
önceki kendi görüşünü teyit etmiştir. ABĐDA’nın 346. maddesi silah üretimi ve
ticaretini, AB kamu ihale kurallarından otomatik olarak bağışık tutmamıştır. Üstelik
yeşil kitap, ATA’nın 296. maddesinin (ABĐDA’nın 346. maddesinin) orantılılık
ilkesi testine tâbi olduğunu da belirtmiştir. Bu nedenle, üye devletlerin bazı savunma
alımlarını Topluluk kamu ihale kuralları ile ABĐDA’nın Antlaşmasının genel
hükümlerinden muaf tutmasının kendi hayati güvenlik çıkarları açısından gerekli
olduğunu ispat etmesi gerekmektedir16. Diğer bir ifadeyle, üye ülkenin hayati
güvenlik çıkarlarının korunmasını sağlamanın, Topluluk kamu ihale kurallarından
muafiyet dışında daha az kısıtlayıcı bir önlemle temininin mümkün olmaması
15
2004/18/EC sayılı yönergenin 14. maddesi
Aris Georgopoulos, “The Commission's Green Paper on defence procurement”, Public
Procurement Law Review, 2, NA34-38, 2005, s. NA36. Ayrıca bkz. COM (2004) 608 final
“Green Paper on Defence Procurement”, s.7.
16
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
7
gerekmektedir. Yeşil kitap, burada ispat yükümlülüğünün üye devletlerde
bulunduğunu belirtmiştir. Komisyon, bu argümanın Adalet Divanının Komisyon ile
Đspanya arasındaki C-414/97 sayılı17 kararıyla uyumlu olduğunu belirtmiştir.
ABĐDA’nın 346. maddesi
ABĐDA’nın 346. maddesinde; AT Antlaşması hükümlerinin aşağıdaki
kuralların uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre; hiçbir üye
devlet ifşası kendi güvenliğine haleldar getirecek bir bilgiyi açıklamaya
zorlanamayacaktır. Bunun yanı sıra bir üye devletin cephane, savaş gereçleri,
silahların ticareti veya üretimiyle alakalı olup temel güvenlik çıkarlarının
korunmasını gerektirdiği düşünülen önlemlerine Antlaşma hükümlerinin
uygulanması önlenebilecektir. Ancak bir üye devletin alacağı bu tarz önlemlerin
özel olarak askeri amaçlar dışındaki ürünlerle ilgili Đç Pazar içerisinde var olan
rekabet koşullarını olumsuz etkilemeyeceği de ayrıca belirtilmiştir.
ATA’nın 296. maddesiyle (ABĐDA’nın 346. maddesiyle) alakalı olarak
Komisyonun Aralık 2006 tarihinde kabul ettiği yorumlayıcı tebliği önem arz
etmektedir. Komisyon bu yorumlayıcı tebliğinde, ABĐDA’nın 346. maddesine göre,
üye devletlerin kendi hayati güvenlik çıkarları açısından gerekli olduğunu
düşündükleri durumlarda, ABĐDA’nın genel hükümlerinden (Đç Pazar kuralları)
muaf olduklarını belirtmiştir. Bu maddenin savunma alımları açısından uygulanması
ele alındığında ise, bu kapsamdaki alımların hangisi veya hangilerinin bir üye
devletin temel güvenlik çıkarlarıyla alakalı olduğu veya olmadığı konusu müphem
kalmaktadır. Bu nedenle, ABĐDA’nın 346. maddesinin savunma alımlarına ilişkin
uygulama alanı da üye devletler açısından problemli bir konu olmaktadır.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 2. maddesinde, bu yönergenin
uygulanmasının ATA’nın 30, 45, 46, 55 ve 296. maddelerindeki düzenlemelere de
tâbi olduğu belirtilmiştir18.
ABĐDA’nın 36. maddesi (ATA’nın 30. maddesi) malların serbest dolaşımını
düzenleyen Antlaşmanın 34. maddesine19 (ATA’nın 28. maddesine) kısıtlama
getiren bir hükümdür. ABĐDA’nın 34. maddesi, malların20 herhangi bir sınırlama
17
Case C-414/97, Commission v Spain [1999] E.C.R. I-5585.
ABĐDA’nın yürürlük tarihinden önce 2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin
yayımlanmış olması nedeniyle bu yönergede AT Antlaşmasına yapılan atıfların ABĐDA’nın
muadili hükümlerine yapıldığının kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, AT Antlaşmasının 30,
45, 46, 55 ve 296. maddelerine yapılan atıflar sırasıyla ABĐDA’nın 36, 51, 52, 62 ve 346.
maddelerine yapılmış sayılmaktadır.
19
Bu madde; “Üye devletler arasında ithal mallara yönelik miktar kısıtlamaları ve eş etkili
tüm tedbirler… yasaklanmıştır” hükmünü içerir.
20
Burada tanım kapsamındaki mallar; AB içerisinde üretilen mallar ile Topluluk pazarında
serbest dolaşımda olan mallardır. Bu nedenle, üçüncü bir ülkede üretilip herhangi bir üye
devlet tarafından ithal edilen ve bu şekilde Topluluk pazarına giren mallar kamu ihalesi
piyasasından hariç tutulamaz. Bu konuda bkz. Sue Arrowsmith, “Third Country Access to
18
8
SERVET ALYANAK
olmaksızın bir üye devletten diğerine serbestçe dolaşımını sağlamayı hedefler.
Temelde, üye devletler tarafından söz konusu ülkeler arasında ticareti sekteye
uğratacak ulusal tedbirlerin alınmasını yasaklar21. Öncelikle, ABĐDA’nın 36.
maddesi, “kamu ahlâkı, kamu politikası veya kamu güvenliği; insanlar, hayvanlar
ve bitkilerin sağlık ve hayatının korunması; sanatsal, tarihi veya arkeolojik değer
taşıyan ulusal hazinelerin korunması veya sınaî ve ticarî politikanın korunması”
temelinde 34. maddenin uygulanmasına ilişkin istisnalar getirmiştir22. Bunlara
başvurabilmek için ‘keyfi’ bir ayrımcılığın23 olmadığı (yerli ve ithal ürünler
arasındaki bir ayrımın objektif olarak gerekçelendirilebileceği)24 ve ‘ticarete yönelik
gizli bir kısıtlamanın’ olmadığı kanıtlanmalıdır25. Ayrıca, söz konusu önlem sadece
gerekli olduğu oranda uygulanmalı ve tedbirin amacına daha az kısıtlayıcı
yöntemlerle ulaşmak mümkünse o yöntemler tercih edilmelidir26.
Antlaşmanın 36. maddesi çerçevesinde Antlaşmanın 34. maddesi için geçerli
olan kamu güvenliği, kamu sağlığı veya kamu ahlâkı temelindeki malların serbest
dolaşımına getirilen istisnalar, aynı zamanda Antlaşmanın yerleşme özgürlüğü ve
hizmetlerin serbest dolaşımını düzenleyen 49. ve 56. maddelerine yönelik olarak da
öngörülmüştür27. Hem yerleşme özgürlüğü, hem de hizmetlerin serbest dolaşımı için
geçerli olmak üzere, ABĐDA’nın 51 ve 52. madde hükümleriyle bir takım
kısıtlamalar getirilmiştir. Bu açıdan bu maddelerde belirtilen kısıtlama nedenlerini
iki farklı grupta değerlendirebiliriz28. Antlaşmanın 51. maddesinde, bu hükümlerin
“belirli bir üye devlet söz konusu olduğu ölçüde, kamu gücünün nadiren de olsa
kullanılması ile ilgili faaliyetlere” uygulanmayacağı belirtilerek, olağan ve genel bir
sınırlama nedeni belirtilmiştir29. Antlaşmanın 52. maddesinin metnine bakıldığında
ise, olağanüstü durumlar olarak “kamu sağlığı, kamu güvenliği ve kamu düzeni”
gerekçeleri ile üye devletlerin yabancı uyruklular için söz konusu serbestîleri
Public Procurement: an Analysis of the Legal Framework”, Public Procurement Law
Review, 4, 1, 1995.
21
George A. Bermann et al, Cases and Materials on European Union Law, St. Paul, Minn.,
West Publishing Co., 2002, s. 477.
22
Ibid, s. 488-489; Paul Craig ve Grainne De Búrca, EU Law: Text, Cases, and Materials,
Oxford/Newyork, Oxford University Press, 3. Baskı, 2003, s.626-635
23
ABĐDA’nın 36. maddesi (ATA’nın 30. maddesi)
24
Case 4/75, Rewe-Zentralfinanz v. Landwirtshaftskammer [1975] E.C.R. 843.
25
Paul Craig ve Grainne De Búrca, op.cit., 2003, s.641,642,656; George A. Bermann et al,
op.cit., 2002, s. 504-505. Burada amaç korumacı bir yaklaşım ise tedbirin
gerekçelendirilmediği varsayılır.
26
Paul Craig ve Grainne De Búrca, op.cit., 2003, s.379. Case 104/75, Officier van Justitie v. de
Peijper [1976] E.C.R. 613.
27
ABĐDA’nın 51 ve 52. maddeleri.
28
ABĐDA’nın 62. maddesi özel hüküm ve düzenlemelerin bulunmadığı durumlarda, yerleşme
özgürlüğü için geçerli olan ABĐDA’nın 49-56. maddelerinin hizmetlerin serbest dolaşımıyla
ilgili olarak da geçerli olacağını belirtmektedir. ABĐDA’nın 51 ve 52. maddeleri bu açıklama
ışığında hem yerleşme özgürlüğü hem de hizmetlerin serbest dolaşımı için geçerli olacaktır.
29
Bu faaliyetler kamusal gücün veya devlet otoritesinin kullanıldığı alanlardır.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
9
uygulama konusunda takdir yetkisi bulunduğu anlaşılmaktadır30. Adalet Divanı ise,
ABĐDA’nın 52. maddesindeki kısıtlama gerekçelerini, üye devletlerin Antlaşma
hükümlerini uygulamaktan keyfi olarak kaçınmasını önleyecek şekilde olay
temelinde ve oldukça dar bir şekilde yorumlamıştır31.
Bununla birlikte, üye devletlerin kamu ihaleleriyle ilgili kısıtlayıcı önlemleri
gerekçelendirmeleri gerekmektedir. Bu açıdan yerli sanayiyi örneğin, istihdamın
korunması veya yeni teknolojilerin geliştirilmesini teşvik etmek amacıyla konulan
kısıtlayıcı koşulların bu hükümler (ABĐDA’nın 36. maddesi) kapsamında açık bir
şekilde gerekçelendirilemeyeceğini de burada belirtmek gerekmektedir. Bu nedenle,
söz konusu durumlarda, ihaleci kurum ve kuruluşların ihalelere yönelik kısıtlamaları
gerekçelendirmeleri ve aynı zamanda ihalenin 2009/81/AT sayılı yönergedeki
kurallardan neden muaf olduğunu belgelendirmeleri gereklidir.
2009/81/AT Sayılı Savunma ve Güvenlik Alımlarıyla Đlgili Yönerge
2009/81/AT sayılı yönergenin kapsamı
Üye devlet idarelerince gerçekleştirilen kamu ihalelerinin 2009/81/AT sayılı
yönerge hükümlerine tâbi olması açısından bazı koşulların oluşması gerekmektedir.
Bu koşullar; ihaleyi yapan idare ile ihale konusu hizmet, yapım veya mal tedarikinin
konu olarak yönerge kapsamında kalması ve ihale konusunun meblağ olarak belli
eşik değerlerin üzerinde olması gerekmektedir. Böylece, yönerge kapsamında kalan
kamu idareleri tarafından gerçekleştirilen, yine konusu yönerge kapsamında kalan ve
yaklaşık maliyeti belli eşik değerlerin üzerinde olan ihaleler 2009/81/AT sayılı
yönerge hükümlerine tâbi olarak yapılacaktır.
2009/81/AT sayılı yönerge kapsamında kalan kamu idareleri ve kuruluşlar
tarafından gerçekleştirilen ancak konu olarak yönerge kapsamı dışında kalan
savunma ve güvenlikle ilgili ihaleler açısından ise ilgisine göre 2004/17/AT sayılı
yönerge ile 2004/18/AT sayılı yönerge hükümlerine tâbi olmaya devam
edeceklerdir.
2009/81/AT sayılı yönerge kapsam olarak ABĐDA’nın 346. maddesi
kapsamında kalan askeri teçhizatı (silah, mühimmat veya savaş malzemesi)
kapsamasının yanı sıra hassas teçhizatlar ile bu teçhizatların kullanım süresince
gerekli bütün bileşenleri ve bunlarla alakalı yapım ve hizmet alımları bu yönerge
kapsamında kalmaktadır.
2009/81/AT sayılı yönergenin kişisel yönden uygulama alanı (personal scope)
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin tanımlar başlıklı
1(17) maddesinde, bu yönerge kapsamında kalan ’ihale makamlarının’ (kurum ve
kuruluşların), 2004/18/AT sayılı yönergenin 1(19) maddesi kapsamında kalan
30
Antlaşmanın 51. maddesindeki kısıtlamanın süreklilik gösterme ihtimaline karşı 52. madde
sınırlamalarının geçici süreli olduğu düşünülmektedir.
31
Case C-36/02 sayılı Omega Spielhallen- und Automatenaufstellungs-GmbH v
Oberbürgermeisterin der Bundesstadt Bonn Dâvası, [2004] ECR I-9609.
SERVET ALYANAK
10
kurum ve kuruluşlar ile 2004/17/AT sayılı yönergenin 2. maddesi kapsamında kalan
kurum ve kuruluşları ifade ettiği belirtilmiştir. O halde bu iki yönerge kapsamında
kalan kurum ve kuruluşların neler olduğunun tespiti 2009/81/AT sayılı yönergenin
de kapsamı açısından önem arz etmektedir.
2004/18/AT sayılı yönergenin 1(19) maddesi kapsamında kalan kurum ve
kuruluşları burada kısaca belirtmekte fayda vardır. 2004/18/AT sayılı yönerge
kapsamındaki kurum ve kuruluşlar; ‘klâsik devlet kuruluşları (merkezî kuruluşlar)’,
‘bölgesel ve yerel idareler’, ile ‘kamu hukukuna tâbi kuruluşlar’ ve ‘sayılan idare ve
kuruluşlardan biri veya birkaçı tarafından oluşturulan birlikleri’ ifade etmektedir.
Yukarıda ifade edilen kamu hukukuna tâbi kuruluştan kasıt ise yönergede şöyle
tanımlanmıştır. Kamu hukukuna tâbi kuruluş;
- Kamu yararını sağlamayı amaçlayan, ancak sınaî veya ticarî nitelik taşımayan
görevleri yerine getirmeye yönelik özel bir amaç için kurulan,
- Tüzel kişiliği olan ve
- Ağırlıklı olarak devlet, bölgesel veya yerel idareler veya diğer kamu hukuku
kuruluşları tarafından finanse edilen veya yönetimleri bu kurumların idaresinde olan
veya idare, yönetim veya denetim organlarının üyelerinin yarısından fazlası devlet,
bölgesel veya yerel idareler veya diğer kamu hukukuna tâbi kuruluşlar tarafından
atanan tüm kuruluşları ifade etmektedir32. 2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesi
açısından kamu hukukuna tâbi kuruluşlara örnek olarak savunma ve güvenlikle ilgili
bilim, araştırma geliştirme kuruluşlar ile acil hizmetler ve güvenlikle ilgili kuruluşlar
yukarıda belirtilen özellikleri taşıyorsa bu tanım kapsamında kalabilecektir33.
Finanse etme ve idarî denetim ile atama kriterleri, Adalet Divanı tarafından
ihale makamı olan idare ile ‘yakın ilişkinin’ somutlaşması olarak tarif edilmiştir34.
2004/17/AT sayılı yönerge kuralları ‘kamu kurumları’, ‘kamu teşebbüsleri’ ile
hükümet tarafından verilen ‘özel ve münhasır hak kapsamında su, enerji, ulaştırma
ve iletişim sektörlerinde faaliyet gösteren kuruluşların’ yönerge kapsamındaki
sektörel faaliyetlerini düzenleme altına almaktadır. 2004/17/AT sayılı kamu ihale
yönergesi kapsamında kalan kurum ve kuruluşlar; su, enerji, ulaşım ve iletişim
sektörlerinde aynı yönergenin 3-7. maddeleri arasında belirtilen faaliyetleri
nedeniyle yönerge kapsamında kalan kurum ve kuruluşlardır.
32
2004/18/AT sayılı Yönergenin 1(9) maddesi. Kamu hukukuna tabi kuruluş tanımı için bkz.
Kurt Weltzien, “Avoiding the procurement rules by awarding contracts to an in-house entity scope of the procurement directives in the classical sector”, Public Procurement Law Review, 5,
2005, s. 237-255; Sue Arrowsmith, “The entity coverage of the EC procurement directives and
UK regulations: a review”, Public Procurement Law Review, 2, 2004, s.59-86.
33
EU Commisssion DG Internal Market and Services guidance note on the field of
application
of
the
2009/81/EC
Directive
˂http://ec.europa.eu/internal_market/
publicprocurement/docs/defence/guide-scope_en.pdf˃, (30.12.2010).
34
Case C-380/98, The Queen v HM Treasury Ex p. The University of Cambridge, [2000]
E.C.R. I-8035. Bu karar Adalet Divanı tarafından kamu ihale yönergeleri kapsamında kalan
idare tanımı açısından sürekli kullanılmıştır. Sue Arrowsmith, op.cit., 2004, s.66.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
11
Bu yönerge savunma ve güvenlikle ilgili kamu ihalelerine daha önce uygulanan
2004/18/AT ve 2004/17/AT35 sayılı yönergelerin yerini almak amacını taşımaktadır.
Bu nedenle, 2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin yürürlük tarihi olan 21
Ağustos 2011 tarihinden sonra mevcut 2004/18/AT ve 2004/17/AT sayılı yönergeler
savunma alımlarıyla ilgili ihalelere uygulanmayacaktır.
Konu bakımından 2009/81/AT sayılı yönergenin uygulama alanı (material
scope)
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesi hükümleri anılan yönergenin 8.
maddesinde belirtilen belli eşik değerlerin üstünde kalıp aşağıda belirtilen
kategoriler kapsamında kalan ihaleler yönünden uygulama alanına sahiptir.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 2(a) maddesine göre, askeri
teçhizatın tedariki (askeri teçhizatı konu alan mal alımları) bu yönerge kapsamında
kalacaktır. Yönerge kapsamındaki bir askeri teçhizatın herhangi bir parçası, bileşeni
ve/veya alt bileşenlerinin temin edilmesi de bu yönerge kapsamında kalacaktır.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 2(b) maddesine göre, aynı şekilde
hassas teçhizatın tedariki (hassas teçhizatı konu alan mal alımları) bu yönerge
kapsamında kalacaktır. Yönerge kapsamındaki bir hassas teçhizatın herhangi bir
parçası, bileşeni ve/veya alt bileşenlerinin temin edilmesi de bu yönerge kapsamında
kalacaktır.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 2(c) maddesine göre, askeri
teçhizat ve hassas teçhizatlar ile bu teçhizatların, kullanım süresince gerekli,
herhangi bir parçası ve bütün bileşenleri ile doğrudan alakalı mal, yapım ve hizmet
alımları bu yönerge kapsamında kalmaktadır.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin 2(d) maddesine göre, ‘özellikle
askeri amaçlı’ hizmet ve yapım işleri ile hassas yapım ve hassas hizmet alımları da
bu yönerge kapsamında kalmaktadır.
2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesinin giriş kısmının 14 no’lu
paragrafında, askeri teçhizat ile hassas teçhizatla doğrudan alakalı olmasa dahi
askeri ve güvenlik gereksinimleri karşılamak açısından gerçekleştirilmesi zorunlu
olan hizmet ve yapım işleri alımlarının bu yönerge kapsamında ayrıca dikkate
alınması gerekir. Tabi burada askeri teçhizat ile hassas teçhizatın ne olduğu
tanımının yapılması önem arz etmektedir.
Askeri teçhizat
Askeri teçhizat, 2009/81/AT sayılı yönergenin 1(6) maddesinde; “askeri
amaçlar için özel olarak tasarlanmış ve uyarlanmış olup bir silah, mühimmat veya
35
Directive 2004/17/EC of the European Parliament and of the Council of 31 March 2004
coordinating the procurement procedures of entities operating in the water, energy, transport
and postal services sectors (Üye devletlerdeki su, enerji, ulaştırma ve posta sektörlerinde
(iktisadî kamu hizmetleri sektörlerinde) faaliyet gösteren kuruluşların alım usullerinin
koordinasyonuna ilişkin yönerge), OJ L 134, 30.4.2004.
SERVET ALYANAK
12
savaş malzemesi kullanımına yönelik teçhizat” olarak tanımlanmıştır. 2009/81/AT
sayılı yönerge dibacesinin (girişinin) 10 no’lu paragrafında; askeri teçhizatın
özellikle Konseyin 15 Nisan 1958 tarih ve 255/58 sayılı kararına36 konu silah,
cephane (mühimmat) veya savaş materyali listelerini içeren ürün tipleri olduğu
belirtilmiştir37. Bu liste, açıkça askeri amaçlar için tasarlanmış, geliştirilmiş ve
üretilmiş ekipmanı kapsamaktadır. Konseyin 15 Nisan 1958 tarih ve 255/58 sayılı
kararına konu askeri ekipmanları gösterir liste aşağıda yer almaktadır:Hafif makinalı
tüfekler, makinalı tüfekler, tabancalar, altıpatlarlar, kısa ve hafif tüfekler (süvari
tüfeği), tüfekler gibi taşınabilir ve otomatik ateşli silahlar (av silahları ile çapı 7
mm’den daha düşük olan diğer küçük çaplı silahlar hariç).
Aşağıda belirtilen top, duman, gaz ve lav püskürtücü gibi ağır silahlar:
• Toplar, obüsler, havan topları, ağır silahlar, tanksavar topu,
roketatarlar, lav silahları, geri tepmesiz toplar,
• Askeri duman ve gaz silahları.
Yukarıda belirtilen silahların mühimmatları.
Bombalar, torpidolar, roketler ve güdümlü füzeler (mermiler):
•
•
Bombalar, torpidolar, el bombaları, sis el bombaları, sis
bombaları, roketler, mayınlar, güdümlü füzeler (mermiler), su altı
el bombaları, yangın bombaları,
Üst paragrafta belirtilen maddelerin taşınması, yüklenmesiboşaltılması, montajı, sökülmesi, ateşlenmesi veya tespit edilmesi
için özel tasarlanmış askeri cihazlar ve bileşenler,
Askeri ateş kontrol ekipmanları:
Kızıl ötesi işaret (kılavuz) sistemleri ve diğer gece görüşü işaret
(kılavuz) araçları ile ateşleme bilgisayarları ve güdüm sistemleri,
• Telemetreler, mevkii göstergeleri, yükseklik ölçerler,
• Elektronik, ciroskopik, optik ve akustik izleme bileşenleri,
• Listede belirtilen ekipmanlar için bombardıman nişan aletleri,
silah nişan aletleri, periskoplar.
•
Tanklar ve özel savaş araçları:
•
•
•
•
Tanklar,
Hem suda hem karada hareket edebilen araçları da içeren silahlı
veya zırhlı askeri türden araçlar,
Zırhlı araçlar,
Yarı tırtıllı (önü tekerlekli arka tarafı paletli) askeri araçlar,
36
Decision defining the list of products (arms, munitions and war material) to which the
provisions of Article 223(1)(b) — nowArticle 296(1)(b) — of the Treaty apply (doc. 255/58).
Minutes of15 April 1958: doc. 368/58.
37
1958 tarihli bu liste Kasım 2008’de AB’nin resmi bütün dillerine çevrilmiş olup internet
ortamında web adresinden herkesin erişimine imkan tanınmıştır. Liste için bkz.
˂http://register.consilium.europa.eu/pdf/en/08/st14/st14538-re04.en08.pdf˃, (30.12.2010).
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
•
•
•
•
Zehirli biyolojik veya kimyasal maddeler ile insanlar, hayvanlar
ve bitkilere karşı tahrip edici amaçlarla adapte edilmiş radyoaktif
maddeler,
Zehirli biyolojik veya kimyasal maddeler ile insanlar, hayvanlar
ve bitkilere karşı tahrip edici amaçlarla adapte edilmiş radyoaktif
maddelerin unsurlarının yayılma, tespit edilme ve tanımlanması
için askeri cihazlar,
Zehirli biyolojik veya kimyasal maddeler ile insanlar, hayvanlar
ve bitkilere karşı tahrip edici amaçlarla adapte edilmiş radyoaktif
maddelerin unsurlarına karşı koruyucu materyaller,
Barutlar, patlayıcılar, likit ve katı yakıtlar:
•
•
•
Tank gövdeli askeri araçlar,
Yukarıda belirtilen (top, duman, gaz ve lav püskürtücü gibi ağır
silahlar ile bombalar, torpidolar, roketler ve güdümlü füzeler
kısmında belirtilen) mühimmatın taşınması için özel tasarlanmış
römorklar.
Zehirli veya radyoaktif maddeler:
•
13
Yukarıda belirtilen (taşınabilir ve otomatik ateşli silahlar ile top,
duman, gaz ve lav püskürtücü gibi ağır silahlar ile zehirli veya
radyoaktif maddeler kısmında belirtilen) materyallerle birlikte
kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış ve imal edilmiş olan
barutlar, likit ve katı yakıtlar,
Askeri patlayıcılar,
Askeri amaçlı kullanılan yakıcı ve dondurucu maddeler.
Savaş gemileri ve özel donanımları:
•
•
•
Her türlü savaş gemileri
Mayın yerleştirme, mayını tespit etme veya temizlemek için özel
olarak tasarlanmış ekipmanlar,
Sualtı kabloları.
Hava araçları ve bu araçların askeri amaçlı kullanımını sağlayan
ekipmanları
Askeri elektronik ekipmanlar.
Askeri amaçlı kullanım için özel tasarlanmış kameralar.
Diğer ekipman ve materyaller:
•
•
•
Paraşüt ve paraşüt ekipmanları
Askeri amaçlı kullanım için özel olarak tasarlanmış suyollarını
(akarsu, nehir, kanal, çay vs.) geçmeye yarayan ekipmanlar
Askeri amaçlı kullanılan (gece atışlarında düşman kara, hava,
deniz hedeflerini aydınlatmada kullanılan) ve elektrikle kontrol
edilebilen projektörler (ışıldaklar)
14
SERVET ALYANAK
Askeri nitelikte olması kaydıyla bu listede yer alan materyallerin bunlara
özgü parçaları, eklentileri.
Bu listede yer alan münhasıran askeri niteliklere sahip olan silahlar,
cephaneler, cihazların etüd edilmesi, üretimi, test edilmesi ve kontrolü için
özel olarak tasarlanmış makineler, ekipmanlar ve maddeler.
Üye devletlerin de bu listeyi esas alarak ve sadece bu listede belirtilen ürün
türleri ile sınırlı olarak bu yönergeyi ulusal mevzuata aktarabilecekleri belirtilmiştir.
Ancak bu listedeki silah, cephane (mühimmat) veya savaş materyalinden sadece
askeri amaçlar için özel olarak tasarlanan, geliştirilen ve üretilenlerin yönerge
kapsamında kaldığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte, jenerik olan (genel ve
ürünlerin cins ve türlere ayrıştırılarak yapılan) ve 50 yılı aşkın bir süre önce
hazırlanan bu listenin yeni teçhizat türlerinin geliştirilmesine yön veren teknoloji,
tedarik politikaları ve askeri gereksinimlerin gelişen niteliği ışığında daha geniş
biçimde yorumlanması gerekmektedir.
2009/81/AT sayılı yönerge açısından ‘askeri teçhizat’ terimi kategori olarak
sadece bir teçhizatın özel olarak askeri amaçlarla tasarlanmış olmasını değil, aynı
zamanda askeri amaçlar için özel olarak uyarlanmasını da kapsar. Bu yönüyle anılan
yönerge kapsam olarak AB’nin Đşleyişinde Dair Antlaşmanın 346(1)(b) maddesinde
ifade edilen özel olarak askeri amaçlar için tasarlanan, üretilen ve geliştirilen
teçhizatın yanı sıra ilk önce sivil kullanımlar için tasarlanmış olan daha sonra silah,
mühimmat ya da savaş malzemesi olarak kullanılmak üzere askeri amaçlara
uyarlanmış olan ürünleri de kapsamaktadır38. Dolayısıyla, bu yönergenin amaçları
doğrultusunda “askeri teçhizatın” ilk önce sivil kullanımlar için tasarlanmış olan
daha sonra silah, mühimmat ya da savaş malzemesi olarak kullanılmak üzere askeri
amaçlara uyarlanmış olan ürünleri de kapsadığını belirtmek gerekmektedir. Başta
sivil kullanımlar için tasarlanmış olan bir helikopterin silahlı keşif, ateş desteği, hava
muharebe gibi askeri amaçlarla kullanıma uygun hale getirilerek silah sistemi ve
havacılık elektroniği gibi ayırt edilebilir askeri teknik özellikleri havi hale gelmesi
bu duruma örnek olarak verilebilir39.
Yönergede, yeni teçhizat türlerinin Konseyin 15 Nisan 1958 tarih ve 255/58
sayılı kararına konu listedeki ürün tiplerinin geniş yorumlanması hususuna ilişkin
örnek olarak Birliğin ‘Ortak Askeri Listesi’ temelinde bir uyarlama yapılabileceğine
değinilmiştir. Dolayısıyla, ulusal mevzuata aktarım yapılırken üye devletlerin bu
yönerge kapsamıyla ilgili, Konseyin 15 Nisan 1958 tarih ve 255/58 sayılı kararına
konu silah, cephane (mühimmat) veya savaş materyali listelerini içeren ürün tiplerini
askeri gereksinimlerin gelişen niteliği ışığında, daha geniş biçimde yorumlaması ve
38
Interpretative communication on the application of Article 296 of the Treaty in the field of
defence
procurement,
COM(2006)
779
Final,
7.12.2006,
˂http://eurlex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=COM:2006:0779:FIN:EN:PDF˃, (10.10.2010).
39
EU Commisssion DG Internal Market and Services guidance note on the field of
application of the 2009/81/EC Directive, s.5, ˂http://ec.europa.eu/internal_market/
publicprocurement/docs/defence/guide-scope_en.pdf˃ , (30.12.2010)
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
15
yeni teçhizat türlerinin de 2009/81/AT sayılı yönerge kapsamında kaldığı yönünde
değerlendirme yapmaları gerekir.
Hassas teçhizat, hassas yapım işleri ve hassas hizmetler
“Hassas teçhizat”, “hassas yapım işleri’’ ve “hassas hizmetler’’
2009/81/AT sayılı yönergenin 1(7) maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır; “hassas
teçhizat’’, “hassas yapım işleri’’ ve “hassas hizmetler’’, gizlilik içeren, gerektiren
ve/veya gizlilik dereceli bilgi40 içeren güvenlik amaçlı teçhizat, yapım işleri ve
hizmetler anlamına gelir. Bu terimler askeri olmayan güvenlik konularını içeren
belli ihalelerin de 2009/81/AT sayılı savunma alımları yönergesi kapsamında ele
alınmasını sağlamaktadır.
Nitekim, 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş
kısmının 11 no’lu paragrafında, bu yönergenin, savunma alımlarının (askeri
teçhizat) özelliklerine benzeyen niteliklere sahip ve eşit derecede hassas olan askeri
olmayan güvenlik alanlarındaki alımlara uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu
durumun, özellikle askeri ve askeri olmayan kuvvetlerin işbirliği yaptıkları alanlarda
ve/veya askeri olmayan ve/veya hükümet dışı aktörler tarafından gelebilecek ciddi
tehditlere karşı AB’nin ve/veya üye devletlerin kendi topraklarında ya da ötesinde
güvenliği korumak üzere gerçekleştirilecek alımlarda söz konusu olabileceği
belirtilmiştir. 2009/81/AT sayılı yönerge kapsamında kalan savunma alımlarına
benzer özellikleri olan askeri olmayan güvenlik alanlarına örnek olarak sınır
koruma, polis faaliyetleri ve kriz yönetimi görevlerinin yerine getirilmesi verilmiştir.
Eşik değerler
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının
25 no’lu paragrafında, savunma ve güvenlik alanlarındaki ihale sözleşmelerinin
ortalama değerlerine bakıldığında, bu yönergenin uygulanmasıyla ilgili eşik
değerlerin 2004/17/AT sayılı yönergenin uygulanmasında esas alınan eşik değerlere
bağlı kılınmasının uygun olacağı belirtilmiştir. 2009/81/AT sayılı savunma ve
40
2009/81/AT sayılı savunma alımları yönergesinin tanımlar başlıklı 1(8) maddesinden
“gizlilik dereceli bilgi”; iletişim biçimine, özelliğine ve şekline bakılmasızın, belirli bir
gizlilik derecesi veya koruması atfedilmiş ve ulusal güvenlik ile üye devletin yürürlükteki
mevzuatı uyarınca kötüye kullanıma, tahribata, ihraç edilmeye, ifşa edilmeye, kaybına,
yetkisiz kişilerce kullanımına veya herhangi bir şekilde tehlikeye girmesine karşı koruma
gerektiren bilgi ve malzeme anlamına gelir. Bu tanımdan da anlaşıldığı üzere, “gizlilik
dereceli bilgi” terimi üye devletlerin kendi iç hukuk mevzuatıyla alakalı bir konudur. Hassas
alımlara ilişkin bu terimle ve alım konusu teçhizatın tedarik güvenliğiyle alakalı olarak üye
devletler arasında bir koordinasyon gerekliliği ve acil bir ilerleme sağlanması gereği
vurgulanmış ve Topluluk düzeyinde bu konularda ortak tanımların olmayışının üye devletler
arası ortak bir savunma ve güvenlik alımları piyasası oluşumunu özellikle engellediği hususu
yönergenin giriş kısmının 9 no’lu paragrafında ayrıca belirtilmiştir.
16
SERVET ALYANAK
güvenlik alımları yönergesinin tâbi olduğu eşik değerlerin aynı zamanda,
2004/17/AT sayılı yönergedeki eşik değerlerin güncellenmesi ele alınırken, bu
yönerge ile birlikte 2009/81/AT sayılı yönergedeki eşik değerlerin de birlikte gözden
geçirileceği belirtilmiştir. Nitekim, bu konuya ilişkin olarak 2009/81/AT sayılı
savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının 76 no’lu paragrafında ve
yönergenin 68. maddesinde eşik değerlerin güncellenmesiyle ilgili Komisyona yetki
tanındığına değinilmiştir.
Eşik değerler Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşmasında
belirtilen eşik değerlerle uyumu sağlamak için iki yılda bir AB Komisyonu
tarafından bir Tüzükle belirlenmektedir. Komisyon en son, 01.12.2009 tarih ve L
314/64 sayılı Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanan 30 Kasım 2009 tarih ve
1177/2009 sayılı Tüzükle41 2004/18/AT ve 2004/17/AT sayılı yönergeler açısından
eşik değerleri aşağıdaki rakamlar olarak belirlemiştir. 1177/2009 sayılı Tüzüğün 1.
maddesine göre, 2004/17/AT sayılı yönerge kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla
ilgili eşik değerlere ilişkin aşağıda belirtilen rakamlar 1 Ocak 2010 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. 2004/17/AT sayılı yönerge kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla
ilgili eşik değerler;
- 2004/17/AT sayılı yönergenin 16(a) maddesinde mal ve hizmet alımı
ihaleleri için daha önce belirtilen eşik değer (412.000 Avro) yönerge
kapsamında kalan tüm kuruluşlar için 387.000 Avro,
- 2004/17/AT sayılı yönergenin 16(b) maddesinde yapım işleri ihaleleri için
daha önce belirtilen eşik değer (5.150.000 Avro) yönerge kapsamında kalan
tüm kuruluşlar için 4.845.000 Avro’dur.
Bu çerçevede 1177/2009 sayılı Tüzüğün 3. maddesine göre, 2009/81/AT sayılı
savunma ve güvenlik alımları yönergesi kapsamında kalan tüm kuruluşlar açısından
8. maddede belirtilen eşik değerler mal ve hizmet alımı ihaleleri için 387.000 Avro,
yapım işleri ihaleleri için de 4.845.000 Avro olarak değiştirilmiştir42.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının 15
no’lu paragrafında, bu eşik değerlerin altındaki kamu ihalelerinin Topluluk-içi
ticaret ve üye devletlerarası ticaret açısından çok önem arz etmeyeceği
varsayımından hareketle, bu eşik değerlerin altındaki kamu ihalelerine yönerge
hükümleri uygulanmayacağı, ancak AB’nin Đşleyişine Dair Antlaşmanın bu ihalelere
uygulanacağı belirtilmiştir. Bu nedenle ABĐDA’nın vatandaşlığa dayalı ayrımcılık
yapma yasağı genel ilkesini içeren 18. maddesi, malların serbest dolaşımına ilişkin
41
Bahse konu Tüzük metni için bkz. ˂http://www.central2013.eu/fileadmin/
user_upload/Downloads/Document_Centre/European_leagislation/Regulation_number_1177_
2009.pdf˃, (15.09.2010).
42
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin eşik değerler başlıklı 8.
maddesinde eşik değerler; mal ve hizmet alımı ihaleleri için 412.000 Euro, yapım işleri
ihaleleri için de 5.150.000 Avro olduğu belirtilmişti. Ancak 1177/2009 sayılı Tüzüğün 3.
Maddesi ile yapılan değişiklik ve güncelleme uyarınca bu rakamlar mal ve hizmet alımı
ihaleleri için 387.000 Avro, yapım işleri ihaleleri için de 4.845.000 Avro’dur.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
17
34. maddesi, yerleşme (iş kurma) özgürlüğüne ilişkin 49. maddesi ve hizmetlerin
serbest dolaşımına ilişkin 56. maddesi ile Topluluk kamu ihalesi hukukunun genel
ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesi, orantılılık ilkesi, karşılıklı tanıma ilkesi söz
konusu eşik değerlerin altındaki savunma ve güvenlik ihalelerinde uygulama alanı
bulacaktır.
Uzun bir zaman, kamu ihalesi alanında yukarıda aktarılan temel Antlaşma
hükümlerinin üye devletler açısından sadece negatif yükümlülükler içerdiği yönünde
bir kabul olmuştur43. Ancak Adalet Divanının 1998 yılında verdiği Telaustria
kararında Antlaşmanın temel prensiplerinin üye devletler açısından negatif
yükümlülüklerin yanı sıra, pozitif yükümlülükler de içerdiği belirtilmiştir44. Bu da
demek oluyor ki üye devletlerin, 2009/81/AT sayılı kamu ihale yönergesi kapsamı
dışında kalan ihaleler açısından, uygulayacakları ulusal kuralların sadece ayrımcılık
yapılmaması gibi bir negatif yükümlülük içermeyeceği, aynı zamanda rekabetin
temini ve eşit muamele gibi ilkelerin gereği olarak bu ilkeleri temin etmek yönünden
belli düzenlemelere iç hukuklarında yer vermeleri gerekmektedir. Bu nedenle, eşik
değerin altında kalan ihalelere tatbik edilecek ulusal kuralların ABĐDA’nın temel
prensipleri ile uyumlu olmasının yanı sıra, bu ulusal kuralların ulusal otoritelerce
yukarıda anılan genel ilkelere uygun yorumlanması gerekmektedir.
Üye devletlerin, 2009/81/AT sayılı eşik değerlerin altında kalan savunma ve
güvenlik alımı ihalelerine ilişkin olarak Komisyonun 2006 yılında çıkardığı tebliği45
ile Adalet Divanının kararlarıyla46 uyumlu bir mevzuat oluşturmaları Topluluk
hukuku gereğidir. Zira çalışmanın başında da belirtildiği üzere kamu ihalesi
alanındaki Topluluk müktesebatı kamu ihale yönergelerinin yanı sıra Komisyonun
tebliğleri ve konuya ilişkin Adalet Divanı kararlarını da içermektedir.
Yönerge kurallarının uygulanmayacağı istisnalar
2009/81/AT sayılı yönergenin II. bölümünün 3. kısmında yer alan 12 ve 13.
maddeleri yönerge kapsamı dışında kalan ihalelerle ilgilidir. Burada belirtilen
istisnaların bir kısmı 2004/17/AT sayılı yönerge ile 2004/18/AT sayılı yönergede
ifade edilen istisnalarla aynıdır. Bununla birlikte savunma ve güvenlikle ilgili
sektörlerin özel durumu da dikkate alınarak yeni oluşturulan istisnalar da vardır.
43
Sue Arrowsmith, The Law of Public and Utilities Procurement, London, Sweet & Maxwell,
2005, s. 126.
44
Case C-324/98, Telaustria Verlags GmbH und Telefonadress GmbH v. Telekom Austria AG
[2000] E.C.R. I-10745, ECJ, parag. [4] ve [12].
45
Interpretative communication on the application of Article 296 of the Treaty in the field of
defence
procurement,
COM(2006)
779
Final,
7.12.2006,
˂http://eurlex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=COM:2006:0779:FIN:EN:PDF˃, (15.09.2010).
46
Adalet Divanının ilgili kararları için bkz. Case C-414/97 Commission v Spain, [1999]
E.C.R. I-5585, [2001] 2 C.M.L.R. 53; Case C-273/97 Angela Maria Sirdar v The Army
Booard and Secretary of State for Defence [1999] ECR I-7403; Case C-285/98 Tanja Kreil v
Germany [2000] ECR I-00069; judgments (not yet published in the ECR) of 15 December
2009 in Cases C-284/05 Commission v Finland, C-294/05 Commission v Sweden, C-372/05
Commission v Germany, C-387/05 Commission v Italy, C-409/05 Commission v Greece, C461/05 Commission v Denmark and C-239/06 Commission v Italy.
SERVET ALYANAK
18
2004/81/AT sayılı yönergenin 11. maddesinde, bu bölümde belirtilen kurallar,
usuller, programlar, anlaşmalar, düzenlemeler veya ihalelerin hiçbiri bu yönergenin
hükümlerini bertaraf etmek amacıyla kullanılmayacaktır. Aslında, bu düzenleme
Adalet Divanının objektif, nesnel gerekçeler dışında açık ve şeffaf ihale usullerini
bertaraf eden istisnalarla ilgili kural ve uygulamaların yasaklanmasına yönelik
içtihadının açık bir şekilde ifade edilmesidir47.
Bu yönergenin aşağıdaki durumlarda uygulanmayacağı belirtilmiştir;
(a)
Bir ihalede bu yönerge kurallarının uygulanması halinde bir üye devletin
kendi temel güvenlik çıkarlarına aykırı düşecek bir bilginin ifşa edilmesi
zorunluluğunu doğurabilecek ihaleler,
(b) Đstihbarat faaliyetlerinin yerine getirilmesini amaçlayan ihaleler,
(c)
En az iki üye devlet tarafından ortaklaşa yürütülen araştırma ve
geliştirmeye dayanan işbirliği programı çerçevesinde yeni bir ürünün
geliştirilmesi veya uygulanabilmesi kaydıyla, geliştirilen bu ürünün
kullanım ömrü safhasının tümü ya da bir kısmıyla ilgili ihaleler48,
(d) Birlik sınırları haricinde üçüncü bir ülkede bir birliğin (kuvvetin)
konuşlandırılması durumunda, birliğin harekat ihtiyaçlarının harekat
alanında mukim ekonomik faaliyet gösterenlerden teminini gerektiren
alımlar49,
(e)
Her türlü mali düzenleme altında, arazi, mevcut yapılar ya da diğer
taşınmaz mülk veya bu kapsamda değerlendirilenlerin satın alma ve
kiralanmasını konu edinen hizmet sözleşmeleri,
(f)
Bir hükümet tarafından başka bir hükümete verilen aşağıdaki konularla
ilgili ihale sözleşmeleri:
(i)
Askeri teçhizat veya hassas teçhizatın temini
(ii) Bu ekipman ile doğrudan ilişkili yapım işleri ve hizmetler
(iii) Özellikle askeri amaçlı hizmet ve yapım işleri ile hassas
yapım ve hassas hizmet alımları
(g) Tahkim ve uzlaştırma hizmetleri;
(h) Sigorta hizmetleri hariç, mali hizmetler;
(i) Đstihdam (iş) sözleşmeleri;
47
Case C-480/06 Commission v Germany [2009] ECR I-4747, [48] no’lu paragraf
Sadece üye ülkeler arasındaki böyle bir işbirliği programının sonuçlanmasını müteakip, üye
ülkeler, eğer varsa programın toplam maliyetine göre araştırma geliştirme giderleri payını ve
maliyet payına ilişkin anlaşmayı ve üye ülke başına düşen satın alma payını Komisyona
bildirmelidir.
49
Bu kapsamda gerçekleştirilecek alımlar, askeri nitelikte olmayan sivil alımları da içerir.
48
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
19
(j) Araştırma ve geliştirme masraflarının tamamının ihaleci kurum (idare)
tarafından karşılandığı ve yapılacak araştırma ve geliştirme hizmetinin
neticesinin sadece idarenin kendi iç çalışmalarına katkı sağlayacak
mahiyette olmayan araştırma ve geliştirme hizmet alımları.
Adalet Divanı, istikrarlı bir şekilde kamu ihale yönergesi kurallarından
muafiyet sağlayan derogasyonların çok dar ve kısıtlı yorumlanması gerektiğini her
fırsatta ifade etmiştir50. Adalet Divanının istisnaların dar yorumlanmasına yönelik
istikrar arz eden bu yaklaşımı ‘istisnaların dar ve kısıtlı yorumlanması ilkesi’ olarak
adlandırılmıştır51. Bu nedenle, yukarıda anılan istisnalara ancak 2009/81/AT sayılı
yönergenin 12 ve 13. maddelerinde belirtilen durumlarla sınırlı olarak
başvurulabilir. Ayrıca bu hükümlere başvuran bir idarenin yapacağı alımın
konusunun belirtilen istisnaların kapsamında kaldığına dair ispat yükümlülüğü de
kendisine aittir52.
Gizlilik dereceli bilginin muhafaza edilmesine yönelik düzenlemeler
Savunma ve güvenlikle ilgili ihalelerin niteliği dikkate alındığında bilgi
güvenliği konusunun son derece önemli olduğu anlaşılır. Bu açıdan ihaleye katılacak
isteklilerin bilgi güvenliğinin korunması konusundaki güvenilirlikleri ve ehliyetleri
gerek ihalenin karara bağlanması gerekse sözleşmenin ifası aşamasında önem
taşımaktadır. Bu konu sözleşmenin ifa sürecinde de kontrolü gereken bir husustur53.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin 7. maddesinde,
ihaleci kurumların (idarelerin), gizli bilginin korunması maksadıyla ihale süreci ve
sözleşme süresi boyunca iletişim kurduğu müteşebbislere bazı şartlar öngörebileceği
belirtilmiştir. Aynı zamanda ekonomik operatörün alt yüklenicilerinin de bu şartlara
uyacağının temin edilmesi istenebilmektedir.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin 22. maddesinde
de gizli bilginin muhafaza edilmesine ilişkin 7. maddede ifade edilen düzenlemeden
daha detay kurallar verilmiştir. Buna göre, yapılacak ihalelerin gizlilik dereceli bilgi
gerektirmesi/içermesi halinde, ihaleci kurum veya kuruluşun ihale dokümanında
(ihale ilanında, şartnamelerde, tanımlayıcı veya destekleyici dokümanda) bu tür bilgi
güvenliğinin muhafazasını temin etmek için, uygun olduğu ölçüde gerekli tedbirleri
ve koşulları alabileceği öngörülmüştür.
50
Adrian Brown, “Grounds for failing to advertise a contract for a conveyor-belt system: a
note on C-394/02 Commission v Greece”, Public Procurement Law Review, 5, NA111-113,
2005(c), s.NA 112; Adalet Divanının bu konudaki yaklaşımıyla ilgili yakın bir tarihte verdiği
kararı için bkz. Case C-480/06 Commission v Germany [2009] ECR I-4747, [48] no’lu
paragraf.
51
Martin Trybus, “Procurement for the armed forces: balancing security and the internal
market”, European Law Review, 6, 2002, s.692-699.
52
Interpretative communication on the application of Article 296 of the Treaty in the field of
defence procurement, COM(2006) 779 Final, 7.12.2006, ˂http://eur-lex.europa.eu/
LexUriServ/LexUriServ.do?uri=COM:2006:0779:FIN:EN:PDF˃, (01.10.2010).
53
EU Commisssion DG Internal Market and Services guidance note on the security of
information of the 2009/81/EC Directive, s.1; ˂http://ec.europa.eu/internal_market/
publicprocurement/docs/defence/guide-soi_en.pdf˃, (30.12.2010).
SERVET ALYANAK
20
Bu safhada, ihaleci kurum veya kuruluş ihalenin aşağıdaki özellikleri
içermesine ihtiyaç duyabilir;
i.
Đstekli ve altyüklenicilerden, sözleşmenin ifası aşamasında ve sözleşmenin
sona ermesi veya tamamlanmasından sonra, edinmiş olduğu veya öğrendiği
gizlilik dereceli bilgilerin muhafazasını, ilgili kanun, düzenleme ve idari
hükümlere uygun olarak sağlayacağına ilişkin bir taahhütname,
ii.
Đhale üzerinde bırakılan istekliden, sözleşmenin yürütülmesi aşamasında
altyüklenici olarak çalıştırılacaklardan da yukarıda anılan taahhüdün temin
edileceğine ilişkin bir taahhütname,
iii.
Altyüklenici olarak çalıştırılacakların altyüklenicilik faaliyetlerinin yerine
getirilmesi sırasında edinmiş olacağı veya öğreneceği gizlilik dereceli
bilgilerin muhafazasını sağlamaya yeterli imkân ve kabiliyete sahip
oldukları hakkında ihaleci kurum veya kuruluşun tespitte bulunmasını
sağlayacak gerekli bilginin sunulması,
iv.
Đstekliden, sözleşmenin yürütülmesi aşamasında her yeni bir altyüklenici
belirlenmeden önce belirlenecek altyüklenici hakkında yukarıdaki (c)
bendinde istenen bilginin temin edileceğine ilişkin bir taahhütname
istenebilmektedir.
Gizlilik dereceli bilgilere ilişkin Topluluk düzeyinde bir uyumlaştırmanın
olmayışı her bir üye devletin bu konuda kendisine göre hangi bilginin ne kadar
düzeyde gizlilik arz ettiğinin tespit edilmesinde yetki tanımaktadır. Gizlilik dereceli
bilgilere erişim hakkıyla ilgili sistemlere ilişkin Topluluk düzeyinde bir
uyumlaştırma çalışması olmaması halinde üye ülkeler, ihaleci kurum veya
kuruluşların yukarıdaki bentlerde (a,b,c,d bentlerinde) belirtilen ihale dokümanında
bilgi güvenliğinin muhafazasını temin etmek için alacakları tedbirler ve koşulların
gizlilik dereceli bilgilere erişim hakkıyla ilgili kendi ulusal mevzuatına uygun
olmasını öngörebilirler. Üye devletler kendi ulusal mevzuatı ile uyumlu (eşdeğer)
olduklarını düşündükleri gizlilik dereceli bilgilere erişim hakkı tanıyan başka üye
devletlerce verilen bu nitelikteki belgeleri gerekli görmeleri halinde daha detaylı
inceleme imkânına sahip olsalar da karşılıklı tanıma ilkesi gereğince tanımak
durumundadırlar54. Aslında savunma ve güvenlik alımları alanında gerek gizlilik
dereceli bilgilerin muhafazası, gerekse aşağıda ayrıntıları aktarılacak olan arz
güvenliğinin sağlanması konusu bu alanda Birlik düzeyinde uyumlaştırmanın
olmaması üye devletler arasındaki savunma ve güvenlik piyasalarının açıklığını
engellediği hususu 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin
giriş kısmının 9 no’lu paragrafında açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle bu durumun
hızlı bir gelişim gerektirdiğini; gizlilik dereceli bilgilerin muhafazasıyla ilgili ulusal
güvenlik belgelerinin (sertifikaların) karşılıklı tanınması ve bu belgeler yönünden
üye ülkeler arasında bilgi alışverişine izin veren bilgi güvenliği konusunda Birlik
çapında oluşturulacak bir rejimin özellikle faydalı olacağı düşünülmektedir55.
54
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin “Teknik ve Mesleki
Yeterlik” başlıklı 42(j) maddesi
55
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının 8 ve 9 no’lu
paragrafları
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
21
Bilgi güvenliği konusuna 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları
yönergesinde farklı yerlerde değinilmiştir. Gizlilik dereceli bilginin muhafaza
edilmesine yönelik düzenlemelere anılan yönergenin 7. maddesi uyarınca ihale
dokümanının başvuruda bulunup seçilen isteklilere davet gönderilmesi aşamasında
ihaleye katılım koşulu olarak gizlilik dereceli bilginin muhafaza edileceğinin taahhüt
edilmesi veya bu konuda bir belge sunmalarının sağlanması şeklinde yer
verilebileceği gibi, bu konu 13. madde uyarınca değerlendirme dışı bırakılmanın
özel bir gerekçesi olabilir veya 20. ve 22. maddelerde belirtildiği üzere sözleşmenin
ifa koşullarından birisi olarak da öngörülebilir. Bu konu yönergenin 39. maddesinde
belirtildiği üzere, bilgi güvenliğinin daha önce isteklinin yaptığı sözleşmede ihlal
edilmiş olması nedeniyle değerlendirme dışı bırakmanın gerekçesi olabilmektedir.
Ayrıca, 42. maddede belirtildiği üzere ihalenin gerçekleştirilmesi ve karara
bağlanması aşamasında, isteklilerin mesleki ve teknik yeterliliğinin belirlenmesi
kapsamında bu konuya bir yeterlik koşulu olarak yer verilebilmektedir56.
Tedarik güvenliğinin temin edilmesine ilişkin detay kurallar
Savunma ve güvenlik alımlarında arz güvenliğinin sağlanması üye devletlerin
dış ve güvenlik politikalarına uygun olarak bu alandaki görev ve taahhütlerin yerine
getirilmesi açısından önemli bir konudur. Bu açıdan arz güvenliği kavramının
hukuki, politik, teknolojik ve endüstriyel gibi farklı boyutları vardır. Đdarenin istenen
zamanda gerekli teçhizatı veya hizmet alımını gerçekleştirmesi açısından,
isteklilerin belli bir endüstriyel kapasitede olması gerekmektedir. Bununla birlikte,
ihale sözleşmesinin ifası, ilgili malın temini veya hizmetin yerine getirilmesi
açısından sınır-aşırı bir dolaşımı gerektirirse, yüklenicinin kapasitesi, başka bir üye
ülke idaresine yapılacak bu transfer açısından ulusal makam veya otoritelerce
yapılacak yetkilendirmeye bağlı olacaktır. Ayrıca bu durum sadece sözleşmenin
başlangıcında yapılacak teslimat açısından değil, aynı zamanda alım konusu ürünün
kullanım ömrü boyunca devam edecek yedek parça vs. ürün tedariki veya bakım
onarım gibi hizmetler için de karşılaşılacak bir durumdur. Bu nedenle arz güvenliği
açısından savunma ve güvenlikle ilgili ürün ve hizmetlerde Topluluk içi dolaşım
yönünden belli bazı transferle ilgili belgelerin Birlik düzeyinde uyumlaştırılmasına
ihtiyaç vardır. 2009/43/AT sayılı yönerge bu açıdan kısmen bu sorunu gidermede
önemli bir adım olsa bile Topluluk düzeyinde bir belgelendirme rejimi oluşturulması
hedefi açısından tek başına yeterli bir mevzuat değildir 57.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının 8
no’lu paragrafında; savunma ve güvenlik teçhizatının, üye devletlerin hem güvenliği
hem de egemenliği hem de Avrupa Birliği’nin özerkliği için hayati önem taşıdığı,
sonuç olarak savunma ve güvenlik sektörlerindeki yapılacak mal ve hizmet
56
EU Commisssion DG Internal Market and Services guidance note on the security of
information of the 2009/81/EC Directive, s.1; ˂http://ec.europa.eu/internal_market/
publicprocurement/docs/defence/guide-soi_en.pdf˃, (30.12.2010).
57
Bkz. EU Commisssion DG Internal Market and Services guidance note on the security of
supply of the 2009/81/EC Directive, s.1; ˂http://ec.europa.eu/internal_market/
publicprocurement/docs/defence/guide-sos_en.pdf˃, (30.12.2010).
SERVET ALYANAK
22
alımlarının genellikle hassas bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Keza, yönergenin
giriş kısmının 9 no’lu paragrafında, bunun özelikle tedarik güvenliği ve bilgi
güvenliği alanlarında belirli gereksinimlerle sonuçlandığı, bu gereksinimlerin
özellikle Silahlı Kuvvetler için silah, mühimmat ve savaş malzemesi alımlarıyla,
ayrıca bununla doğrudan ilgili olan hizmet ve yapım işleriyle, askeri olmayan
güvenlik alanında özellikle belli hassas satın alımlarla ilgili olduğu belirtilmiştir. Bu
açıdan üye devletler arasında arz güvenliği konusunda uygun teminatların
verilmesini öngören bir sistemin kademeli olarak oluşturulmasını sağlayacak somut
tedbirler alınması gerektiği 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları
yönergesinde özellikle vurgulanmıştır58.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin 23. maddesinde
tedarik güvenliğinin temin edilmesine ilişkin detay kurallar verilmiştir. Đhaleci
kurum veya kuruluş, arz (tedarik) güvenliğinin muhafazasını temin etmek için (ihale
ilanında, ihale dokümanında, şartnamelerde, tanımlayıcı veya destekleyici
dokümanda) gerekli bazı tedbirler ve koşullar öngörebileceklerdir.
Bu safhada, idare ihalenin aşağıdaki özellikleri içermesine ihtiyaç duyabilir:
(a)
Đsteklinin ihale konusu sözleşmeye ilişkin malların ihracat, transfer,
nakliyat yükümlülüklerini yerine getirebileceğini gösterir, ilgili üye
ülkeden alınan destekleyici dokümantasyonu içeren herhangi bir
sertifika veya doküman,
(b) Gümrük kontrolü veya güvenlik düzenlemeleri nedeniyle kullanılacak
ürünler ve hizmetler nedeniyle veya ürün veya hizmetlerin
kullanılması sonucu oluşabilecek ifşa, transferle ilgili olarak idare
üzerinde herhangi bir kısıtlamanın söz konusu olması halinde buna
ilişkin belirtiler,
(c)
Đsteklinin tedarik zincirinin organizasyon ve konumunun, ihaleci
kurum/kuruluş tarafından ihale dokümanında tedarik güvenliği ile
ilgili belirtilen koşullar ile uyumlu olduğunu gösteren sertifika veya
dokümantasyon ile sözleşmenin uygulanması sırasında tedarik
zincirinde oluşabilecek değişikliklerin idarenin bu yöndeki koşullarını
olumsuz etkilemeyeceğine ilişkin bir taahhütname,
(d) Đhaleci kurum/kuruluşun herhangi bir kriz sonucunda oluşabilecek
ilave taleplerini, üzerinde anlaşılacak şartlarda karşılamaya yönelik bir
kapasite oluşturacağı veya mevcut kapasitesini devam ettireceğine
dair istekliden alınacak bir taahhütname,
(e)
58
Đsteklinin ihaleci kurum/kuruluşun herhangi bir kriz sonucunda
oluşabilecek ilave taleplerini karşılayacağına ilişkin ülkesindeki
yetkili makamdan alınacak destekleyici herhangi bir dokümantasyon,
Bkz. 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları yönergesinin giriş kısmının 9 no’lu
paragrafı
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
(f)
23
Đstekliden ihale konusu kapsamında kalan malın bakım,
modernizasyon ve uyumunu yerine getireceğine ilişkin bir
taahhütname,
(g) Đsteklinin ihaleci kurum/kuruluşa karşı olan yükümlülüklerini
etkileyebilecek, organizasyon, tedarik zinciri veya sınaî stratejisinde
herhangi bir değişiklik olması halinde bunu uygun bir sürede sözleşme
yetkilisi/makamına bildireceğine ilişkin bir taahhütname,
(h) Đsteklinin artık ihale konusu malzemeleri temin edemeyecek durumda
olması durumunda, ihaleci kurum/kuruluşa üzerinde anlaşılan
şartlarda gerekli yedek parça üretimi için gerekli bütün özel araçları,
bileşenleri, düzenek (alet, edevat), özel test aletleri, teknik çizimler
(resimler), lisanslar ve kullanma talimatlarını karşılayacağına ilişkin
istekliden alınacak bir taahhütname.
Üye ülkeler, bir istekliden, bir üye ülkenin ilgili Uluslararası hukuk veya
Topluluk hukukuna uygun olarak kendi ulusal ihracat, transfer veya transit
lisanslama için gerekli kriterlerle ilgili bu işlemlerin yapılacağı tarihte geçerli olan
koşulların serbestçe uygulanmasını önleyecek tarzda bir taahhütname sunmasını
talep edemezler.
Arz güvenliğine yönelik düzenlemeler yapmayı öngören idareler anılan
yönergenin 23. maddesi doğrultusunda, bu koşullara ihale dokümanında (ihale ilanı,
şartnameler ve diğer dokümanda) yer vermelidir. Bu koşullar, ihaleye katılım
koşulları arasında yeterlik koşulu olabileceği gibi, tekliflerin değerlendirilmesi
aşamasında değerlendirme dışı bırakma gerekçesi veya ihalenin karara bağlanması
kriterlerinden birisi de olabilir. Ayrıca bu koşullar sözleşmenin ifa koşullarından
birisi olarak da öngörülebilir.
Görüldüğü üzere, 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımları
yönergesinin 23. maddesi somut olarak hangi durumlarda hangi belge ve
taahhütnamelerin istenebileceğinden ziyade soyut olarak ne gibi taahhütname ve
bilgilerin istenebileceğini belirtmektedir. Şunu da ifade etmek lazımdır ki, arz
güvenliğinin sağlanması açısından istenebilecek belge ve bilgiler bu madde de ifade
edilen belge ve bilgilerden ibaret olmayabilir. Dolayısıyla, idarelerce alım konusu
şeyin niteliğine göre arz güvenliği konusunda istenebilecek belge ve bilgiler 23.
maddede belirtilen belge ve bilgilerle sınırlı değildir. Bu husus alım konusu projeye,
ve/veya ürüne göre değişebileceği gibi her bir isteklinin durumuna göre değişiklik
arz edebilir. Bununla birlikte, üye ülke idarelerince bu konuda istenecek belge ve
bilgilerin AB kamu ihalesi hukukunun genel ilkeleri olan eşit muamele59,
orantılılık60 ve karşılıklı tanıma61 gibi ilkelerle uyumlu olması gerekmektedir.
59
Eşit muamele ilkesi, genel olarak, aksi yöndeki tutum gerekçelendirilmediği sürece,
karşılaştırılabilir poziyonda olan istekliler arasında farklı muamelede bulunulmasını
yasaklamaktadır. AB kamu ihalesi hukuku alanında eşit muamele ilkesi ile ilgili açıklamalar
için bkz. Sally Roe ve Christof Lessenich, “Submission of a bid by a person who has carried
SERVET ALYANAK
24
Sonuç
Topluluk düzeyinde savunma ve güvenlik ihaleleri yönünden bir takım somut
kuralların kabulü, savunma sektörü açısından Đç Pazarın işleyişinin geliştirilmesi ve
tamamlanması önemli bir kilometre taşıdır. 2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik
alımları ile ilgili bu yönerge, üye devletlerin şimdiye kadar çok hassas oldukları ve
out preparatory work for a procurement”, Public Procurement Law Review, 4, NA93-97,
2005, s. NA93-97; Jens Hillger, “The award of a public contract as state aid within the
meaning of Article 87(1) EC”, Public Procurement Law Review, 3, 2003,s.109-130; Dimitri
Mardas ve Dimitri Triantafyllou, “Criteria for qualitative selection in public procurement: a
legal and economic analysis”, Public Procurement Law Review, 4, 1995, s.145-158. Adalet
Divanının kamu ihalesi alanında eşit muamele ilkesi ile ilgili kararları için bkz. Case 31/87,
Gebroeders Beentjes B.V. v. Netherlands, [1988] E.C.R. 4635; Case C-87/94, Commission v.
Kingdom of Belgium (“Wallon Buses”), 1996 E.C.R. 1-2043; Case C-243/89 Commission v
Denmark (“Storebaelt”), [1993] ECR I-3353; Case C-21/03, Fabricom v Etat belge, 2005
E.C.R. I-1559; Case C-513/99, Concordia Bus Finland v. Helsinki, 2002 E.C.R. 1-7213.
Adalet Divanı, eşit muamele ilkesini sadece vatandaşlık temelindeki ayırımcılık yasağı ile
sınırlı uygulamamış, bu ilkenin aynı zamanda başka durumları da kapsadığını belirtmiştir.
Adalet Divanına göre, eşit muamele ilkesinin esas amacı, ABĐDA’nın 18. maddede ifade
edilen vatandaşlık temelinde ayırımcılık yapılması yasağının da ötesinde kamu ihalesi
alanında en iyi teklifin seçilmesini amaç edinen etkin rekabetin geliştirilmesini sağlamaya
yöneliktir.
60
Bu bağlamda orantılık ilkesi, kamu ihalesi gerçekleştiren kurum ve kuruluşlar tarafından
alınan önlemlerin varılmak istenen amaç yönünden gerekli ve uygun olması gerekmektedir.
AB kamu ihalesi hukuku alanında orantılılık ilkesi ile ilgili açıklamalar için bkz. Aris
Georgopoulos, op.cit., 2005, s. NA36. Ayrıca bkz. COM (2004) 608 final “Green Paper on
Defence Procurement”, s.7. Divan kararları olarak bkz. Case T-266/97 Vlaamse Maatschappij
NV v. Commission, [1999] ECR II-02329; Case C-414/97, Commission v Spain [1999] E.C.R.
I-5585; Case C-21/03, Fabricom v. Etat belge, 2005 E.C.R. 1-1559. Kamu ihalesi alanında
orantılılık ilkesi, kamu ihalesi gerçekleştiren idarelerin ihaleye katılım açısından ve tekliflerin
değerlendirilmesi yönünden isteklilerden istenen yeterlilik koşullarının ihale konusu iş
açısından aşırı ve ölçülü olmayan mesleki, teknik, ekonomik ve mali kriterler öngörmemesi
anlamında da uygulanır. Bu husus 2009/81/AT sayılı yönergenin 38(2) maddesinde de açıkça
ifade edilmiştir. Bu konuda ayrıca bkz. European Commission, Draft Commission
interpretative communication on concessions under Community law on public contracts O.J.
[1999] C94/04 s. 12-13.
61
Karşılıklı tanıma ilkesi, bir üye devletin, esas olarak, diğer üye devletlerde yasalara uygun
olarak üretilen ve pazarlanan ürünlerin satışını, bu ürünler kendi malları için aranan teknik ve
nitel tanımlardan farklı teknik ve nitel tanımlara göre üretilseler dahi, kendi topraklarında
yasaklayamaması anlamına gelmektedir. Karşılıklı tanıma prensibi gereğince; ihale yapan
idare yetkililerinin teknik mevzuat veya standartlara uygun olarak üretilen diğer ülke
ürünlerini, ihale dokümanlarında belirtilen teknik şartnameyle uyumlu olan ürünlerle yasal
koruma ve kullanım derecesi bakımından aynı ve eşit muameleye tâbi tutmalıdır. Bu
konudaki açıklamalar için bkz. Rhodri Williams, “The new Procurement Directives of the
European Union”, Public Procurement Law Review, 4, 2004, s.153-159. Divan kararları
için de bkz. Case C-76/81 Transporoute et Traveaux SA v. Minister of Public Works [1982]
E.C.R. I-417; Case C-174/82, Officier van Justitie v. Sandoz BV [1983] ECR 2445; Case C274/87 Commission of the European Communities v. Federal Republic. of Germany, [1989]
ECR 229.
AVRUPA BĐRLĐĞĐ HUKUKUNDA SAVUNMA VE GÜVENLĐK ALIMLARI
25
daha önce önemli oranda kendi ulusal kurallarını tatbik ettikleri böyle bir alanda AB
yasa koyucusunun kabul ettiği norm ve kuralların kabulü artık AB bütünleşmesinde
gelinen aşamayı göstermesi açısından da önemlidir.
Bununla birlikte, üye devletler bazı savunma ve güvenlik alımlarında
ABĐDA’nın 346. maddesinin koşulları oluşmadığı halde, bu hükümden kaynaklanan
muafiyet düzenlemesini ileri sürmekten de geri kalmayacaklardır. ABĐDA’nın 346.
maddesinde üye devletlere takdir hakkı tanınmış olsa da, bu hüküm üye devletlere
bu maddeyi ileri sürerek anılan yönerge kurallarından bağışık tutulmayı otomatik
olarak sağlamamaktadır. Ayrıca bu yönde bir takdir hakkı kullanımı da dava konusu
edilerek Adalet Divanının denetimine tâbi kılınabilmektedir. Bu açıdan 2009/81/AT
sayılı savunma ve güvenlik alımları ile ilgili bu yönergenin kabulü ve Adalet
Divanının bu konuda daha önce verdiği kararlar önemli oranda kısıtlayıcı bir işlev
görecektir.
2009/81/AT sayılı savunma ve güvenlik alımlarının kapsamı ve uygulama
alanı, gizlilik dereceli bilginin muhafaza edilmesi, tedarik güvenliği ile diğer tüm
düzenlemelerin üye ülkelerin ulusal mevzuatına tam olarak aktarımı ve buna göre
yapılacak uygulamaların da doğru olması yönergenin hedeflerine ulaşılması
açısından son derece önemlidir. Bu nedenle, savunma ve güvenlik alımlarında, AB
düzeyinde yapılan uyumlaştırmanın istenen sonuçları sağlayıp sağlamayacağının
söylenebilmesi açısından da üye devletlerin bu yönerge doğrultusunda kabul
edecekleri iç hukuk kuralları ve bu yönde gösterecekleri uygulamanın görülmesi
gerekmektedir.
Kaynakça
Sue ARROWSMITH, “Third Country Access to Public Procurement: an Analysis of
the Legal Framework”, Public Procurement Law Review, 4, 1, 1995.
Sue ARROWSMITH, “The entity coverage of the EC procurement directives and
UK regulations: a review”, Public Procurement Law Review, 2, 2004, s.5986.
Sue ARROWSMĐTH, The Law of Public and Utilities Procurement, London, Sweet
& Maxwell, 2005, s. 126.
George A. BERMANN et al, Cases and Materials on European Union Law, St.
Paul, Minn., West Publishing Co., 2002, s. 477.
Adrian BROWN, “Grounds for failing to advertise a contract for a conveyor-belt
system: a note on C-394/02 Commission v Greece”, Public Procurement Law
Review, 5, 2005(c), s. NA111-113.
Paul CRAIG ve Grainne DE BÚRCA, EU Law: Text, Cases, and Materials,
Oxford/Newyork, Oxford University Press.
Aris GEORGOPOULOS, “Commission's Communication on the Results of the
Consultation Process on European Defence Procurement”, Public
Procurement Law Review, 15(4), 2006, s. NA119.
26
SERVET ALYANAK
Aris GEORGOPOULOS, “The new Defence Procurement Directive enters into
force”, Public Procurement Law Review, 1, 2010, s.NA1-3.
Aris
GEORGOPOULOS, “The Commission's Green Paper on defence
procurement”, Public Procurement Law Review, 2, 2005, s. NA34-38.
Jens HILLGER, “The award of a public contract as state aid within the meaning of
Article 87(1) EC”, Public Procurement Law Review, 3, 2003, s.109-130.
Dimitri MARDAS ve Dimitri TRIANTAFYLLOU, “Criteria for qualitative
selection in public procurement: a legal and economic analysis”, Public
Procurement Law Review, 4, 1995, s.145-158.
Sally ROE ve Christof LESSENICH, “Submission of a bid by a person who has
carried out preparatory work for a procurement”, Public Procurement Law
Review, 4, 2005, s. NA93-97.
Martin TRYBUS, “Procurement for the armed forces: balancing security and the
internal market”, European Law Review, 6, 2002, s.692-699.
Kurt WELTZIEN, “Avoiding the procurement rules by awarding contracts to an inhouse entity - scope of the procurement directives in the classical sector”, Public
Procurement Law Review, 5, 2005, s. 237-255.
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt:12, No:2 (Yıl: 2013), s.27-60
ASKERĐ MÜDAHALELER VE
AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER
ĐLĐŞKĐLERĐ
Ümit ÇELĐK*
Özet
Avrupa Birliği’nin Birleşmiş Milletler içindeki gücü ve etkisi giderek
büyümektedir. Diğer taraftan BM, AB askeri operasyonları için yetki ve meşruiyet
vermektedir. Ancak barışa karşı tehdit durumunda BM’den yetki ve izin almak
gerekli midir yoksa AB hiçbir BM kararı olmaksızın bir askeri operasyon
düzenleyebilir mi? Bu konu AB acil müdahale güçlerinin yasal dayanağıyla ilgili
tartışmalara yol açmaya devam etmektedir. Bu çalışmada AB’nin askeri dönüşümü
açıklanırken, “acil bir durumda BM ve AB’nin nasıl bir yol izlediği” ele
alınmaktadır. Ayrıca, AB operasyonlarının hangi kapsamda neye dayanarak
yürütüldüğü ve Avrupa askeri reformları aracılığıyla, gelecekte AB’nin dünya
politikasında hangi hedeflere ulaşmak istediği üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede,
BM operasyonlarının amacı ve kapsamı açıklanacak, AB ve BM operasyonlarının
BM Şartı kapsamındaki genel ilkeleri ve bu operasyonların hukuki dayanağı analiz
edilecektir.
Anahtar Kelimeler: Askeri Müdahale, AB Askeri Operasyonları, BM Şartı,
Barışı Koruma, Kriz Yönetimi.
Abstract
Today the power and influence of the EU is growing in the UN. On the other
hand, UN provides legitimacy and authority for the EU military operations.
However, is it necessary to obtain permission and command from the UN in case of
threat against peace or can the EU manages a military operation without any UN
resolution? This issue continues to cause debates over legal basis for the EU rapid
reaction forces. In this study is argued the question of “how act the UN and the EU
in state of emergency” explaining the EU’s military revolution. In addition to this,
in which scope and in accordance with which rules is EU operations managed, and
which targets does the EU want to reach in world politics in future whereby
Europe’s military reform, is emphasized. In this regard, aim and extent of UN
operations are expressed. Basic principles of EU and UN peacekeeping operations
which is in scope of UN Charter and legal basis for this operations are analyzed.
Keywords: Military Intervention, EU Military Operations, UN Charter,
Peacekeeping, Crisis Management.
*
Uludağ Üniversitesi, Uluslararası Đlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi.
ÜMĐT ÇELĐK
28
Giriş
Kriz yönetimi alanında Avrupa Birliği - Birleşmiş Milletler ilişkileri, Soğuk
Savaş’ın ardından ortaya çıkan yeni tehditlere karşılık olarak, iki kurumun da
küresel ve bölgesel barışı sağlamak amacıyla esaslı bir dönüşüm geçirmesi sonucu,
2000’li yılların başında kurulmuştur. Bu işbirliği kriz yönetiminin hem sivil hem de
askeri uygulamaları kapsamında geliştirilmektedir. BM kriz yönetiminde uzun
yıllara dayanan bir deneyime sahipken, AB’nin deneyimi ise BM’ye göre çok daha
sınırlıdır. AB’nin kriz yönetimi deneyimi, Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası’nın (AGSP) resmen harekât alanında uygulanmaya başlandığı 2003
yılından günümüze kadar gelen bir zaman dilimini kapsar.
AB çoğu zaman kendine özgü (sui generis), kendinden başka örneği olmayan
bir örgüt olarak tanımlanır. AB kendi bünyesinde hem hükümetlerarası (AGSP gibi)
hem de uluslarüstü (Avrupa Komisyonu gibi) yapıları barındırmaktadır. AB’nin
karma özelliklere sahip bu yapısı, Birliği BM gibi diğer uluslararası örgütler
açısından anlaşılması ve birlikte çalışılması zor bir ortak haline getirmektedir. Bu
çerçevede AB-BM ilişkilerini iki oyunculu bir oyun olarak tanımlamak zordur. ABBM ilişkileri çok katmanlı ve çok yüzlüdür. Đkili ilişkiler her iki kurumun
bünyesindeki çeşitli organların (BM Genel Sekreterliği, Avrupa Komisyonu vb.)
birbirleriyle farklı şekillerde temas kurmasıyla yürütülmektedir.
AGSP Atlantik ötesi gerilimler ve Avrupa askeri yeteneklerinin yetersizliği
yüzünden, zor bir oluşum döneminden geçerek bugünkü halini almıştır. 1990’lı
yıllarda, AB’nin müdahale edemediği Balkanlarda yaşanan savaşlar ve trajediler,
AGSP’nin ancak AB çatısı altında görev yapacak bir askeri müdahale gücü
olduğunda etkili ve inandırıcı olabileceğini göstermiştir. AGSP eğer belli bir
ciddiyet seviyesine ulaşacaksa, arka planda her zaman dengeleyici ve caydırıcı
özelliklere sahip bir askeri güç kullanabilme olasılığının bulunması gerekir.
Diplomatların çabalarına inandırıcılık katan şey bunların askeri olanaklarla
destekleniyor oluşudur.
Bosna ve Kosova krizlerinden ders çıkaran AB karar alıcıları, arkasında askeri
güç bulunmayan diplomasinin boş bir çabadan öteye geçemeyeceğini dikkate alarak,
Avrupa askeri yeteneklerini geliştirmenin yollarını aramaya başlamıştır. Bu
kapsamda, caydırıcı bir askeri güç oluşturularak, özellikle Balkanlar gibi Avrupa
güvenliğini doğrudan etkileyebilecek coğrafyalarda yeni çatışmaların önlenmesi
hedeflenmiştir.
Avrupa ordularının büyük ölçüde ulusal topraklarını geniş kapsamlı saldırılara
karşı savunmak için oluşturulmuş olması, AB’nin yabancı ülkelerdeki krizlerin
çözümünde askeri yapı ve teçhizat bakımından yetersiz kalmasına neden olmuştur.
Diğer yandan bu güçler, geleneksel şekilde yabancı ülkelere gönderilen birlikler
halinde örgütlenmiş olan Amerikan ordusuyla birlikte çalışmakta zorlanmıştır.
1990’lı yıllarda, geniş kapsamlı bir değişim sürecine giren Amerikan ordusu esnek
ve acil müdahale yeteneğine ulaşmıştır.
ABD ve NATO’nun askeri dönüşümünün çok gerisinde kalan Avrupa orduları,
Avrupa’nın Amerikan politikalarını etkileme gücünü de azaltmış ve Atlantik ötesi
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
29
bağların zayıflamasına yol açmıştır. Avrupa’nın askeri yetersizliklerinin sebep
olduğu sorunlar, AGSP’nin kuruluş aşaması olan St. Malo Bildirisi’nden itibaren,
Avrupa askeri yeteneklerinin arttırılması konusunu, Birlik politikaları arasında en
önemli gündem maddesi haline getirmiştir. Tüm bu gelişmeler sonucunda,
Avrupa’da savunma alanında dış politika ve güvenlik alanına oranla çok daha hızlı
ve gözle görülür bir değişim olmuş, AB “devrim” niteliğinde bir askeri yapılanma
gerçekleştirmiştir.
Aralık 1998’deki Đngiliz-Fransız Zirvesi’nde benimsenen St. Malo Bildirisi,
AGSP ve Avrupa askeri reformları açısından bir dönüm noktasıdır1. St. Malo
sürecinin temel eksikliği Helsinki Temel Hedefi’nin tanımıyla ilgilidir2. Askeri
araçlar ağırlıklı olarak Bosna ve Kosova krizlerinden alınan derslerle ve 1990’lı
yılların güvenlik ve savunma stratejilerine göre tasarlanmıştır. Helsinki Temel
Hedefi kapsamında Birliğin kazandığı askeri boyut, esas olarak Balkanlar’daki
krizler için kullanılacağı düşünülürse başarılı, ancak 11 Eylül saldırıları sonrası
değişen stratejik şartlar ve uluslararası terörle mücadele düşünüldüğünde hatalı
tasarlanmıştır. Bu nedenle hızlı bir dönüşüm içinde olan uluslararası ortamda,
Birliğin yeni dünya dengelerine ilişkin amaçlarını açıklayacağı bir stratejik
çerçeveye gereksinim duyulmuş ve Aralık 2003’te bir Avrupa Güvenlik Stratejisi
benimsenmiştir.
AB bugün askeri bir kimliğe sahiptir ve giderek daha kusursuz askeri kurumlar,
yetenekler ve araçlarla donatılmaktadır. AB barış güçlerinin yaratılması süreci,
Amsterdam Antlaşması’nın benimsenmesinden Nice Antlaşması’nın uygulamaya
koyulmasına dek uzanır. AB sadece kendi yürüttüğü değil, aynı zamanda BM ve
NATO’nun yürüttüğü harekâtlarda da görev alabilen, kuvvet bileşimi katkı sağlayan
ülkelerin harekât yeteneklerinin bir araya getirilmesiyle sağlanan ve AB Muharebe
Grupları olarak adlandırılan bir Avrupa barış gücü oluşturmaktadır3.
1
AGSP’ye zemin hazırlayan ve özerk bir Avrupa askeri gücünün kurulmasını öneren St.
Malo Bildirisi, 3–4 Aralık 1998’de, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Đngiltere
Başbakanı Tony Blair arasında, Fransa’nın St. Malo kentinde gerçekleştirilen zirvede kabul
edildi. Đki ülkenin kararlılığı St. Malo Bildirisi’nde şöyle vurgulanmıştır: “AB uluslararası
krizlere karşılık vermek için, güvenilir askeri güçlerle desteklenmiş özerk eylem yeteneğine ve
bu güçleri kullanma kararı almak için gerekli araçlara sahip olmalı, uygulamaya hazır
olmalıdır.” “Joint Declaration Issued at the British-French Summit”, Saint Malo, 3-4
December 1998.
2
Aralık 1999 Helsinki Avrupa Konseyi’nde benimsenen Helsinki Temel Hedefi, 2003’e dek
60.000 askeri kapsayan bir Avrupa Acil Müdahale Gücü (European Rapid Reaction ForceERRF) oluşturulmasını öngörmekteydi. Helsinki Avrupa Konseyi sonuçları itibarıyla, AB’nin
kendi askeri gücünü oluşturma sürecinde, St. Malo’dan sonraki en önemli aşamadır. Zirvenin
sonuç bildirgesinde, AGSP’nin amacı “kendi başına karar alabilme ve NATO olanak ve
yeteneklerine başvurmadan uluslararası krizlere müdahale edebilme yeteneği oluşturma”
şeklinde ifade edilmektedir. “Presidency Conclusions”, Helsinki European Council, 10–11
December 1999.
3
1999 Helsinki Temel Hedefi’nin devamı ve Temel Hedef 2010’un tamamlayıcı bir parçası
olan AB Muharebe Grupları, Avrupa Güvenlik Stratejisi’nin savunma yönünün uygulanması
30
ÜMĐT ÇELĐK
Avrupa askeri yetenekleri açısından, Helsinki Temel Hedefi sürecinde
belirlenen temel eksiklik, AB’nin hazır durumda bulunan, esnek, zorlu harekât
sahalarında görev alabilecek, yüksek hareket yeteneğine sahip uzman silahlı
kuvvetlere sahip olmamasıydı. Bu eksikliği gidermek için geliştirilen ve her biri
tabur büyüklüğünde 1.500 askerden oluşan Muharebe Grupları, Helsinki Temel
Hedefi’yle ulaşılmak istenen 60.000 kişilik hantal bir askeri güç (Avrupa Acil
Müdahale Gücü) düşüncesinin ne kadar yanlış bir karar olduğunu göstermektedir.
Beklentileri karşılayamayan Avrupa Acil Müdahale Gücü düşüncesi giderek
gündemden düşmüş ve AB ondan daha küçük ama çok daha etkili ve esnek olan
Muharebe Grupları Kavramı üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır.
AB’nin tüm askeri ve sivil operasyonları için kesin karar alma düzenlemeleri,
“uluslarüstü” değil “uluslararası” bir niteliğe sahiptir. AB üye devletlerinin askeri
egemenliği uluslarüstü bir AB organına devredilmemiştir. Dolayısıyla, dünyanın
herhangi bir yerinde AB askerlerinin ve sivil görevlilerinin konuşlandırılması
konusunda, üye devletlerin yetki devri söz konusu değildir. Güvenlik ve savunmaya
ilişkin diğer hassas konularda olduğu gibi, bu konularda da kararlar oybirliğiyle
alınır4. Hiçbir ülke kendi isteği dışındaki askeri ya da sivil operasyonlar için,
güçlerini kullandırmaya ve operasyon masraflarını karşılamaya zorlanamaz5.
Bununla birlikte, AB askeri güçlerinin hangi durumlarda ve ne zaman
kullanılacağı konusunda bir kesinlik ya da otomatik bir mekanizma yoktur.
Dolayısıyla barışa karşı tehdit durumunda uygulanacak yöntem açısından hala
belirsizlikler bulunmaktadır. AB ülkeleri tek başlarına veya çokuluslu barış
güçlerinin ve geçici koalisyonların bir parçası olarak harekât yürütebilmekte, NATO
çatısı altındaki harekâtlara veya BM barış gücü harekâtlarına katılabilmektedir.
Barışa karşı tehdit durumunda, her ne kadar öncelik BM Güvenlik Konseyi’nde olsa
da hangi ülke ya da ülkeler veya hangi uluslararası örgütlerin devreye gireceği
konusu bir takım belirsizlikler içermektedir.
açısından önemli bir araçtır. Ayrıntı için bkz: Council of the European Union: “EU
Battlegroups”, Factsheet, February 2007, http://www.consilium.europa.eu/uedocs/
cmsUpload/Battlegroups_February_07-factsheet.pdf, (18.02.2012).
4
AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası kapsamında oybirliği gerektiren durumlarda, bir üye
ülkenin çekimser kalması, ret oyu (veto) olarak kabul edilmemektedir. “Yapıcı çekimserlik”
olarak adlandırılan bu uygulama, özellikle AB’nin yürüttüğü bazı askeri-sivil operasyonlara
katkıda bulunmayı arzu etmeyen üye ülkelerin başvurduğu bir yoldur. Lizbon Antlaşması’yla
değiştirilen AB Antlaşması madde 31/1’e göre, “Oylamada çekimser kalan bir Konsey üyesi,
çekimserliğini resmi bir beyanla ortaya koyabilir. Bu durumda, söz konusu üye kararı
uygulamakla yükümlü değildir, ancak kararın Birliği bağladığını kabul eder…
Çekimserliklerini bu şekilde ortaya koyan Konsey üyelerinin, üye devletlerin en az üçte birini
temsil etmeleri ve Birlik nüfusunun en az üçte birini oluşturmaları durumunda karar kabul
edilmez.”
5
Bu konu AB Antlaşması’nda şöyle ifade edilmektedir: “Operasyonel harcamaların Birlik
bütçesinden karşılanmadığı durumlarda, Konsey oybirliğiyle aksini kararlaştırmadıkça, bu
harcamalar gayri safi milli hasılalarının büyüklüğüne göre üye devletlerin bütçelerinden
karşılanır… Konsey’deki temsilcileri resmi beyanda bulunan üye devletler, bu harcamaların
finansmanına katkıda bulunmakla yükümlü değildir.” Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB
Antlaşması madde 41/2.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
31
AB askeri operasyonlarının meşruiyet açısından “ilke” olarak, BM Güvenlik
Konseyi kararına ve iznine sahip olması gerekir. Ancak NATO’nun 1999’da
Kosova’ya müdahalesinde olduğu gibi, BM kararı olmadığı veya Rusya ve Çin gibi
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin vetosu yüzünden karar alınamadığı bir
durumda, AB her şeye rağmen bir askeri operasyon yürütebilir mi? AB hangi
durumlarda BM’den müdahale yetkisi almak zorundadır ya da AB mutlaka BM’den
böyle bir yetki almak zorunda mıdır? Bütün bu soruların cevabı AB’nin gelecekte
dünya politikasında kendisini nasıl konumlandırmak istediğiyle yakından ilgilidir.
Bu konu AB bünyesinde birçok tartışmayı da beraberinde getirmektedir. Birlik
uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında, öncelikle BM Güvenlik Konseyi’nin
sorumlu olduğunu birçok kez vurgulamıştır. BM Şartı BM Güvenlik Konseyi’ne
uluslararası barış ve güvenliği korumaya yönelik toplu eylemlere girişme gücü ve
sorumluluğu vermektedir.
Doğrudan BM müdahalesinin uygun veya olası görünmediği durumlarda,
Güvenlik Konseyi, barış gücü görevlerini üstlenmek amacıyla NATO, AB, Afrika
Birliği, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of West
African States) ya da gönüllü ülkelerin koalisyonları gibi bölgesel örgütlere yetki
verir6. BM’nin böylesi görevlere izin veren tek yasal topluluk olması gerektiği
savunulsa da BM, barış gücü görevlerine onay veren tek örgüt değildir. BM
dışındaki barış güçleri AB’nin Avrupa, Asya ve Afrika’da yürüttüğü askeri ve sivil
görevler, Kosova’daki NATO görevi (KFOR) ya da Sina Yarımadası’ndaki
Çokuluslu Güç ve Gözlemciler (Multinational Force and Observers on the Sinai
Peninsula) gibi güçlerden meydana gelebilir.
Bu çalışmada, AB’nin güvenlik ve savunma alanında yeni ufuklar açan askeri
dönüşümü ele alınmakta ve “AB hiçbir BM kararı olmaksızın bir askeri operasyon
düzenleyebilir mi?” sorusuna yanıt aranmaktadır. AB operasyonlarının ne amaçla,
hangi kapsamda ve neye dayanarak yürütüldüğü, sonuçlarının küresel ve bölgesel
dengeler açısından ne olduğu, AGSP için ne gibi derslerin çıkarıldığı ve Avrupa
askeri reformları aracılığıyla, gelecekte AB’nin dünya politikasında hangi hedeflere
ulaşmak istediği üzerinde durulacaktır. Ayrıca, BM operasyonlarının amacı ve
kapsamı açıklanacak, AB ve BM operasyonlarının BM Şartı kapsamında dayandığı
genel ilkeler ve bu operasyonların hukuki dayanağı analiz edilecektir.
Barışı Koruma Kavramı
1956 Süveyş krizi sırasında BM Acil Gücü’nün (UN Emergency Force)
kuruluşuyla birlikte, “barışı koruma” (peacekeeping) kavramı dış politika alanında
öne çıkmaya başlamıştır. Bu kavram sonraki yıllarda, ulusal birliklerden oluşan ama
6
BM’nin barışı koruma faaliyetlerinde işbirliği yaptığı diğer örgütler arasında Đslam
Konferansı Örgütü, Avrupa Güvenlik ve Đşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve ASEAN gibi
küresel ve bölgesel örgütler de bulunmaktadır. Ayrıntı için bkz: United Nations Security
Council: “An Agenda for Peace: Preventive Diplomacy, Peacemaking and Peace-keeping”,
Report of the Secretary-General Pursuant to the Statement Adopted by the Summit
Meeting of the Security Council on 31 January 1992, http://www.un.org/Docs/SG/
agpeace.html, (11.02.2008).
32
ÜMĐT ÇELĐK
BM’ye bağlı “mavi bereliler” diye anılan bu askeri gücün Lübnan BM Gözlemci
Grubu (1958), Kongo Harekâtı (1960) ve Kıbrıs BM Barış Gücü (1964) gibi
operasyonlarını ifade etmekte kullanılmıştır7. Barışı koruma ortaya çıkmış veya
çıkmakta olan bir şiddet sürecini durdurmak, kontrol altına almak veya yavaşlatmak
amacıyla, uluslararası bir gücün ilgili tüm tarafların onayını alarak çatışma
bölgesinde konuşlandırılmasını ifade eder.
Ateşkes anlaşmalarının uygulanmasını sağlamak ve denetlemek amacıyla
kurulan BM Barış Gücü, çeşitli ülkelere mensup askeri birlikler, polis ve sivil
personelden oluşur. Barış gücü savaşların yıkımına maruz kalmış ülkelerde barışın
kalıcı olarak yerleşmesini sağlamak için çalışmaktadır. Barışı koruma görevi dışında
“barışı sağlama” (peace-making), “çatışma sonrası barışın tesisi” (post-conflict
peace-building), “insani müdahale” (humanitarian intervention) ve diğer yardım
görevleri gibi alanlar da görev kapsamına dâhil edilebilir8. Barışı koruma görevleri,
BM Barışı Koruma Operasyonları Dairesi (Department of Peacekeeping Operations
- DPKO) tarafından yönetilip desteklenirken, bazı barış görevleri de Siyasi Đşler
Dairesi tarafından yönetilmekte ve desteklenmektedir9.
Barışı koruma operasyonları her ne kadar benzer amaçlara hizmet etse de barışı
sağlama girişimlerinden uygulama ve yöntem açısından farklılık gösterir. Barışı
sağlama, düşman taraflar arasında bir anlaşma ya da uzlaşma sağlamak için yapılan
“barışçı uzlaşma” girişimleridir10. BM Kıbrıs Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki varlığı
barışı koruma; BM Şartı uyarınca yürütülen uyuşmazlıkların barışçı yoldan çözümü
ile ilgili girişimler de (görüşme, soruşturma, arabuluculuk, uzlaştırma, hukuksal
nitelikteki anlaşmazlıklar için Uluslararası Adalet Divanı’na başvurma vb.) barışı
sağlama niteliğindeki faaliyetlerdir.
Toplu güvenlik anlayışına dayanan “barışı sağlama” operasyonlarında,
uyuşmazlığın tarafları arasındaki siyasi irade eksikliği, barışçı çözüm yollarının
yetersiz kalması, arabulucu tarafın çözüm için gerekli kaynaklardan yoksun olması,
uluslararası ortamın uygun olmaması, çözüm sağlayabilecek küresel ve bölgesel
7
BM Acil Gücü, BM Güvenlik Konseyi tarafından, 1973 Ekim Savaşı’ndan sonra Đsrail ve
Mısır, daha sonra da Đsrail ve Suriye arasındaki ateşkese (1974) uyulup uyulmadığını
gözetlemek için kullanıldı. Đlk kez Güvenlik Konseyi daimi üyesi bir ülke olan Fransa’nın
askeri birliğinin katıldığı BM Lübnan Barış Gücü, 1978’den itibaren uzun yıllar Güney
Lübnan’da görev yaptı. Ayrıca “mavi bereliler” 1988’de Nobel Barış Ödülü’ne de layık
görüldü. Bkz: United Nations Security Council: “UN Peacekeeping Operations”,
Background Note, 30 November 2007, http.www.un.org/Depts/dpko/dpko/bnote.htm, (11.
02.2008).
8
Bu çalışmada BM’nin barışa karşı tehditlere yönelik askeri, siyasi, insani müdahale gibi tüm
girişimlerini (barışı sağlama, çatışma sonrası barışın tesisi, insani müdahale vb.) ifade etmek
için, geleneksel “barışı koruma” kavramı yerine, daha genel bir anlamı olan “barış
operasyonları” ifadesi tercih edilmiştir. Barışı koruma operasyonları, BM barış
operasyonlarının bir parçası ve en çok bilinen şeklidir.
9
United Nations Security Council: “An Agenda for Peace: Preventive Diplomacy,
Peacemaking and Peace-keeping”, op.cit.
10
United Nations Security Council: “UN Peacekeeping Operations”, op.cit.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
33
güçlerin isteksizliği ve sorunun görmezden gelinmesi gibi nedenlerle çatışmaların
önlenememesi söz konusudur.
Diğer yandan barışı koruma operasyonları, BM Şartı’nda özel bir yöntem ve
ilkelerle belirtilen barışçı uzlaşma girişimlerine zemin hazırlar. Çoğu zaman da her
iki girişim birbiriyle birleşir ve beraber yürütülürler. Bu operasyonlar uluslararası
nitelikli bir askeri gücün varlığı, ilgili tarafların rızası, şiddet olaylarını önleme,
kontrol altına alma veya yavaşlatma amacı ve sınırlandırılmış bir güç kullanımı gibi
temel özellikleri içermelidir11.
BM’nin dâhil olduğu ve çözüm bekleyen en uzun süreli sorun kuşkusuz ĐsrailFilistin çatışmasıdır. Bunun yanında en az bu çatışma kadar şiddetli olan Afganistan,
Sudan ve Somali’deki iç savaşlar, Hindistan-Pakistan gerginliği ve terörizmin
yükselişi Örgüt’ün müdahalede bulunduğu diğer sorunlardır12. Soğuk Savaş
döneminde BM kapsamında 15 barış operasyonu gerçekleştirilmiştir. Ancak bu
dönemde yaşanan sınır çatışmaları ve bunalımlarla karşılaştırıldığında, Örgüt’ün
uluslararası barış ve güvenliğe katkısı sınırlı kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin BM
Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak veto hakkını kullanması, kimi zaman BM
operasyonlarını bunalım dönemlerinde etkisiz bırakırken, kimi zaman da ABD
çıkarları için girişilecek operasyonlarda “kontrol” ve “denge” sağlamıştır13.
Soğuk Savaş Sonrası Dönem: Yeni Müdahale Anlayışları
Soğuk Savaş sonrası dönemde genel anlamda barış operasyonları (barışı
koruma, barışı sağlama, çatışma sonrası barışın tesisi vb.) çerçevesinde, BM de
NATO gibi yeni işlevler üstlenmeye başladı. Önce, Haziran 1992’de tüm BM barış
operasyonları için, “Bir Barış Gündemi” (An Agenda for Peace) adlı temel çerçeve
belgesi kabul edildi. Ardından, 1995’te BM tarafından gerçekleştirilecek “barışı
koruma”, “barışı sağlama” ve “çatışma sonrası barışın tesisi” operasyonlarının
birbirinden kesin çizgilerle ayrılması ve BM bünyesinde bir “acil müdahale gücü”
oluşturulması gerektiği yönünde bir rapor hazırlandı14.
BM barış operasyonlarının son yıllardaki yeni işlevleri ve artan müdahaleleri,
AGSP’nin gelişimiyle aynı döneme rastlar. Soğuk Savaş sonrası dönemde BM,
11
BM’nin dâhil olduğu Kıbrıs ve Đsrail-Filistin sorunlarında, barışı koruma ve barışçı uzlaşma
faaliyetleri beraber yürütüldü. 1948’de Đsrail bağımsızlığını ilan ettiğinde çıkan savaşta,
1956’daki Süveyş krizi ve 1967’deki Altı Gün Savaşı esnasında, BM tekrar sağlanan
ateşkesler için yapılan müzakerelerin yörüngesini teşkil etti ve çatışan tarafları ayıracak barış
güçlerinin sağlanması konusunda hizmet verdi. Bkz: Jerry Pubantz ve John Allphin Moore,
“Zamanların En Đyisi Zamanların En Kötüsü: Birleşmiş Milletler’in Ortadoğu Kaderi”, Bülent
Aras (der.), Irak Savaşı Sonrası Ortadoğu, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2004, s. 87.
12
Pubantz ve Moore, Ibid., s. 87.
13
BM 1948–1987 arasında 15, 1988–2000 arasında da 16 barış operasyonu gerçekleştirdi.
Bkz: United Nations Peace Keeping, New York, UN Publications, 2000, s. 16.
14
Bu rapor BM Genel Sekreteri Butros Gali tarafından 1995’te, Ford Vakfı’nın oluşturduğu
Bağımsız Çalışma Grubu’na hazırlattırılmıştı. Buna göre, veto yetkisi yalnızca barışı koruma
ve barışı sağlama harekâtlarında kullanılmalıydı. Bkz: http://www.fordfound.org,
(10.01.2008).
34
ÜMĐT ÇELĐK
NATO ve AB’nin barış görevlerinde artış olmuştur. Bu artışın nedeni, terörizm ve
kitle imha silahlarının yayılması gibi risk ve tehditlere paralel olarak, ülkesel ve
bölgesel kriz ve çatışmaların ön plana çıkmasıdır. BM’nin yeni müdahale
biçimlerinden biri de barışı sağlama operasyonlarıyla birlikte uygulanan “önleyici
diplomasidir” (preventive diplomacy). Silahların kontrolü ve silahsızlanma
girişimleriyle öne çıkan önleyici diplomasi, güven sağlayıcı önlemlerin alınması,
bilgi toplama, resmi ya da gayri resmi araştırmaya dayalı erken uyarı ağının
kurulması, önleyici konuşlandırma ve askerden arındırılmış bölgelerin kurulması
gibi girişimleri içerir15.
Yeni dönemde Örgüt’ün harekât alanı genişlediği gibi harekâtların niteliğinde
de değişim oldu ve harekâtlar askeri alandan sivil alanlara kaydırılmaya başlamıştır.
Đç çatışmalar nedeniyle ortaya çıkan gerilimli bölgelere öncelik verilirken, halk
oylaması ve seçimler gibi sivil müdahaleler Angola, El Salvador, Namibya,
Nikaragua, Kamboçya, Batı Sahra ve Haiti’de gerçekleştirildi16. BM
müdahalelerinin ağırlık noktasını oluşturan bu görevler “çatışma sonrası barışın
tesisi” olarak adlandırılmıştır. Çatışan tarafların silahsızlandırılması, silahlara el
konması ve imha edilmesi, mültecilerin geri getirilmesi, seçimlerin gözetimi ve
örgütlenmesi, siyasal katılımın yaygınlaştırılması ve düzenlenmesi, kamu
kurumlarının reformu ve geliştirilmesi, demokrasi ve azınlık hakları gibi faaliyetler
barışın tesisi görevleri kapsamındadır17.
NATO’nun Kosova Savaşı’na müdahalesi ise aslında barışı korumadan farklı
bir müdahale şeklidir ve “barışa zorlama” (peace enforcement) olarak adlandırılır.
BM’nin Kore Savaşı’na müdahalesi de barışa zorlamanın diğer bir örneğidir.
Kosova Savaşı örneğinde zaten barış ortamı olmadığı için, NATO barışı koruma
değil barış yapmaya zorlama çabasındaydı. Bu türdeki müdahaleler, savaşan tarafları
barışa zorlama uğraşlarından dolayı, barışı korumadan daha önemlidir.
Güvenlik Konseyi başka kuruluşların da barışı koruma görevi üstlenmesine
izin vermektedir. Örneğin 1999’da NATO'nun hava harekâtının ardından, Konsey
tarafından NATO'ya Kosova'da barışın korunması görevi (KFOR) verildi. Konsey
eşzamanlı olarak oluşturduğu BM Kosova Geçici Yönetimi (UNMIK) aracılığıyla da
bölgenin idaresi, yasaların uygulanması, huzurun sağlanması, demokratik bir
hükümetin oluşturulması ve özerk yönetim konularında Kosova'ya yardımcı oldu.
Ek olarak 2001’de, Güvenlik Konseyi NATO'ya uluslararası bir koalisyon
kurulması talimatını verdi ve ISAF Afganistan'da göreve başladı. Aynı zamanda
geçici hükümete yardım için de bir BM siyasi görevi (UNAMA) kuruldu. Ekim
2003’de Konsey, ABD liderliğinde, Irak'ta barış ve güvenliğin sağlanması için çok
uluslu bir operasyon başlattı. 2004’te ise Afrika Birliği'ne Sudan/Darfur'da barışın
sağlanması görüşmeleri sırasında izleme görevi verilmiştir18.
15
United Nations Security Council: “An Agenda for Peace: Preventive Diplomacy,
Peacemaking and Peace-keeping”, op.cit.
16
Yavuz Gökalp Yıldız, Stratejik Vizyon Arayışları ve Türkiye, Đstanbul, Der Yayınları,
2001, s. 125.
17
United Nations Security Council: “UN Peacekeeping Operations”, op.cit.
18
United Nations Security Council, Ibid.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
35
BM Barış Gücü maliyet, malzeme ve personel paylaşımı sayesinde asgari bütçe
ile azami sonuç elde edebilmektedir. Barışı koruma ve barışın tesisi
operasyonlarının gerçekleştirildiği ülkelerde, BM barış güçleri her ne kadar
eleştirilse de bir bakıma hükümet işlevini üstlenebilmekte; tarım, ulaştırma, kültür
ve eğitim gibi ekonomik-sosyal alanlarda düzenlemeler yapabilmektedir.
Genişleme öncesi 15 üyeli AB, BM barışı koruma bütçesinin % 40’ından
fazlasını sağlamaktaydı. Buna rağmen barışı koruma operasyonlarının askeri niteliği,
genelde acil müdahale yeteneği gerektirmesi, BM barış gücü birliklerinin finansman
fonu, araç stok rezervi ve yedek kuvvetlerinin olmaması BM’yi NATO ve AB ile
kapsamlı bir işbirliği yapmaya yöneltmiştir19. Diğer yandan BM operasyonlarındaki
alan genişlemesine rağmen, mali olanaklarda artış olmaması ve üye ülkelerin taraflı
operasyonlara asker göndermemeleri örgütün içinde bulunduğu krizi
derinleştirirken, BM’nin bu çerçevede yaşadığı krizle orantılı olarak NATO ve
AB’nin BM üzerindeki etkisini arttırmıştır20.
Bu gelişmelerin sonucunda, kriz yönetiminde değişik rol ve sorumluluklar
üstlenmek amacıyla, Eylül 2003’te “Kriz Yönetiminde AB-BM Đşbirliği Ortak
Bildirisi” yayınlanmıştır. Bu, AB-BM ilişkilerine daha resmi bir şekil verme
yolunda atılmış bir adımdı. Aslında bu bildiriden önce, AB Ocak 2003’te Bosna
Hersek’teki BM Uluslararası Polis Görev Gücü’nün (International Police Task
Force - IPTF) görevini devralmış ve BM’yle işbirliği halinde AB Polis Görevi (EU
Police Mission - EUPM) adı verilen ilk sivil kriz yönetimi görevini
gerçekleştirmiştir21.
Haziran 2003’te, AB yönetiminde Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde
gerçekleştirilen Artemis Harekâtı da, AB güçlerinin acil müdahale yeteneğini
kanıtlamıştır. Bunun yanında, Birliğin 2007’den itibaren uygulamaya koyduğu
Muharebe Grupları Planı ile acil müdahale yeteneğini resmi söyleme taşıması,
gelecekte Afrika’da birçok operasyon düzenlemesine kesin gözüyle bakılan BM’nin
barışı koruma görevleri için önemli bir kaynak olacaktır22.
Avrupa’nın Savunma Anlayışındaki Dönüşüm
Bütünleşmiş bir “Avrupa Ordusu” oluşturulması önerisinin Ekim 1950’de
Fransa Başbakanı Rene Pleven tarafından ortaya atılmasından itibaren geçen zaman
dilimi içerisinde, Avrupa bütünleşme süreci, Aralık 1998’deki Saint Malo
Bildirisi’ne dek sivil nitelikli olarak derinleşmiş ve genişlemiştir. Ağustos 1954’te
“uluslarüstü” bir savunma topluluğunu öngören Pleven Planı’nın reddedilmesinden
sonra, Avrupalılar arasında savunma sorunları hep varlığını sürdürürken, elli yılı
aşan bir süre boyunca NATO, Avrupa güvenliğinden sorumlu tek örgüt olarak
kalmıştır.
19
Martti Ahtisaari, “Çok Taraflılığın Akılcılığı”, Nicole Gnesotto (der.), AB Güvenlik ve
Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2005, s. 157.
20
Yıldız, op.cit., s. 126.
21
United Nations Security Council: “UN Peacekeeping Operations”, op.cit.
22
Ahtisaari, op.cit., s. 157.
36
ÜMĐT ÇELĐK
Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Avrupa için tehdit oluşturmaktan çıkmasıyla
birlikte, bir taraftan NATO yine Avrupa güvenliğinin esas garantörü olmayı
sürdürürken, diğer taraftan Avrupa-Amerikan ilişkilerinin “daha güçlü bir Avrupa”
ve “eşit ortaklık” temelinde yeniden tanımlanması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu
çerçevede, güvenlik ve savunmada Avrupa’nın Amerikan politikalarından özerkliği
konusu, Atlantik’in iki yakası arasındaki gerilimin ana kaynağı olmuştur23. Bunun
yanında Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Avrupa ABD için stratejik önemini kısmen
kaybederken, Avrupa’daki Amerikan varlığı sorgulanır hale gelmiştir. Böylece yeni
dünya düzeni, Avrupa askeri yeteneklerinin Amerikan müdahalesinden uzak
bağımsız bir düzlemde geliştirilmesi tartışmalarını gündeme getirirken, Batı Avrupa
Birliği’nin yeniden canlandırılması ve en sonunda AB’nin kendi askeri kurumlarını
oluşturmasıyla sonuçlanacak süreci başlatmıştır.
Avrupa’nın kendi askeri gücünü ve istihbarat kurumlarını oluşturması beş ana
etkenle açıklanabilir: a) Berlin Duvarı’nın yıkılışı; b) ekonomik ve siyasal
bütünleşme birbirinden ayrılmadan gelişirken Maastricht Antlaşması’nın savunma
sorunlarını süresiz ertelemesi; c) Avrupa’nın ekonomik büyüklüğü ile siyasi
küçüklüğü arasındaki dengesizlik; d) Balkanlardaki savaşlardan kaynaklanan
tehlikelere yanıt verme gereksinimi ve 11 Eylül olaylarının Avrupa’yı ABD
müdahalesi ve çatışma önleme konularında yeni stratejiler geliştirmeye zorlaması.
Berlin Duvarı’nın yıkılışını takiben, AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın
AB’nin üç sütunundan ikincisi olarak kabul edilmesi ve Haziran 1992’de Petersberg
Görevleri’nin
benimsenmesi,
Avrupa
savunmasının
yeni
ilkelerini
şekillendirmiştir24. Batı Avrupa orduları ortak savunma ve sınırların savunması
üzerine kurulurken, “ortak güvenlik” ve “sınır ötesi acil müdahale” Avrupa
savunmasının yeni ilkeleri olmuştur25. Ekonomik bütünleşmenin büyük oranda
tamamlanmasından sonra, uluslarüstü işbirliği çabaları siyasi alana kaymış,
ekonomik ve siyasal bütünleşme süreci birbirini tamamlayan süreçler olarak
gelişmiştir.
23
AB’nin güvenlik ve savunmada Amerikan politikalarından özerkliği tartışmaları için bkz:
Christopher Layne, “Death Knell for NATO? The Bush Administration Confronts the
European Security and Defense Policy”, Policy Analysis, 4 April 2001, s. 8; Christopher
Layne, “Continental Divide: Time to Disengage in Europe”, The National Interest, No: 13,
Fall 1988, ss.12-28; Jean Yves Haine, “Tarihsel Bir Perspektif”, Nicole Gnesotto (der.), AB
Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2005, s. 37.
24
Maastricht Antlaşması ile benimsenen AB’nin üç sütunu; Avrupa Topluluğu, Ortak Dış ve
Güvenlik Politikası ile Adalet ve Đçişleridir. Avrupa Topluluğu; tek pazar, uluslararası ticaret,
kalkınma yardımı, para politikası, tarım, balıkçılık, çevre, bölgesel kalkınma, enerji vb. ile
ilgili topluluk politikalarının hukuki çerçevesini oluşturuyordu. Adalet ve Đçişleri; AB
içerisinde medeni hukuk ve ceza hukuku, göçmenler ve sığınma politikası, sınırların kontrolü,
uyuşturucu ticareti, polis işbirliği ve bilgi alışverişi gibi konularda işbirliğini kapsıyordu.
AB'nin bu üç önemli unsuru kısmen bir dizi temel hedef ve ilke, kısmen de tek bir kurumsal
çerçeve ile yönetiliyordu. Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, sütun sistemi
ortadan kaldırılmış ve AB birleşik tek bir tüzel kişilik haline gelmiştir.
25
Haine, op.cit,, s. 37.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
37
Bu geçiş döneminde, omurgası ne kadar ekonomik olursa olsun, AB gibi üst
düzeyde bütünleşmeyi öngören bir sistemin içinde siyasi bütünleşmenin olmaması
düşünülemezdi. Para politikalarının uyumlu hale getirilmesi ve parasal birlik
düşüncelerinin siyasi bir çaba olarak başlaması bu iki sürecin neden ayrılmadığını
açıklamaktadır. Buna karşın ekonomik ve siyasal bütünleşmenin dış politikaya
yansıması sınırlı olmuştur. Bu durum, bütünleşmiş bir dış politikanın ekonomik
çıkar odaklı bütünleşme çabalarına göre çok daha zor olmasından kaynaklanırken,
dış politikanın “hükümetlerarası” doğasının varlığı Ortak Dış ve Güvenlik
Politikası’nın oluşturulmasına öncülük etmiştir. AB’nin derinleşmesi aynı zamanda
ekonomik ve siyasi alandaki dengesizliği de arttırmıştır.
Balkanlar’daki çatışmaların bütünleşme sürecini tehlikeye atmasına rağmen,
Avrupa değerlerini savunmak adına harekete geçilmekte zorlanılması ve Amerikan
müdahalesinin gerekli görülmesi, AB’yi savunma konularında reform yapmaya iten
en büyük etken olmuştur. Đngiltere, Almanya ve Fransa’nın Balkanlardaki krizi
kendi başlarına idare edememesi, kalıcı barışın tesis edilmesi için ABD ve
Rusya’nın da dâhil olduğu ortak bir girişimi gerekli kılmıştır26. Saraybosna’daki
katliam, BM Güvenlik Konseyi’nin “güvenli sığınak” ilan ettiği bölgelerin arka
arkaya Sırp işgaline uğraması, BM askerlerinin Sırplar tarafından rehin alınıp eziyet
görmesi ve BM askerlerinin Sırp saldırılarına seyirci kalması, 1994’ten beri zaman
zaman hava kuvvetlerini kullanan NATO’yu artık daha etkili bir biçimde kuvvet
kullanma kararı almaya zorlamıştır27.
NATO Haziran 1995’te BM koruma gücü UNPROFOR’a (United Nations
Protection Force) destek sağlayacak olan Müttefik Acil Tepki Gücü’nü
oluşturmuştur. Sonuçta bir yandan Sırp kuvvetleri geri çekilmeye zorlanırken, diğer
yandan da ABD diplomatik harekâta girişerek, Kasım 1995’te, Dışişleri Bakan
Yardımcısı Richard Holbrooke öncülüğünde imzalanan Dayton Anlaşması’yla
savaşın sona ermesini sağlamıştır28.
Balkanlar’daki krizler ve ABD’nin belirleyici rolü, Avrupa’ya ortak bir dış
politika ve askeri stratejiler geliştirmenin gerekliliğini göstermiştir. Atlantik’in iki
yakası arasında yaşanan bölünmelerin faturası, Bosna-Hersek halkı için çok ağır
olmuştur. Bu katliamı sadece NATO çatısı altındaki Batı ittifakı durdurabilirdi ve bu
yönüyle NATO övgüyü hak ediyordu. Ancak NATO’ya bağlı hükümetler de daha
önce kuvvet kullanma konusunda gösterdikleri gönülsüzlükten dolayı sorumluluk
taşımaktadır29.
26
“Temas Grubu” olarak adlandırılan bu girişim, 1994’te önce Đngiltere, Almanya, Fransa,
ABD ve Rusya tarafından oluşturuldu. Sonradan Đtalya da bu gruba katıldı. Temas Grubu
daha sonra toprak paylaşımı açısından Dayton Anlaşması’nın temelini oluşturacak olan bir
plan önerdi. Plana göre toprakların yüzde 51’i Boşnak ve Hırvatlara bırakılırken, geriye kalan
yüzde 49’luk bölüm de Sırplarda kalacaktı.
27
BM’nin güvenli sığınak bölgeleri Srebrenica, Gorazde, Bihac ve Zepa’ydı.
28
Report of the International Commission on the Balkans: Unfinished Peace,
Washington D.C., Carnegie Endowment for International Peace, 1996, s. 36.
29
Report of the International Commission on the Balkans: Unfinished Peace, Ibid, s. 86.
ÜMĐT ÇELĐK
38
Bu tarihten sonra her başarısızlık yeni bir hedef olarak Avrupa’da gündemi
belirlemeye başlayacaktır. Avrupa’nın Bosna ve Kosova’daki askeri yetersizliği, AB
Konseyi’ni AGSP’nin başlangıç aşaması olarak görülen St. Malo sürecini
onaylamaya ve Avrupa askeri devrimini yapmaya yöneltmiştir. 11 Eylül 2001
saldırıları terörizme karşı savaş alanında Atlantik ötesi işbirliğini güçlendirmiş,
Madrid’te meydana gelen terör saldırıları ve Irak Krizi’nden sonra ise Avrupa’nın
dış faaliyetlerinde bir rehber niteliğinde olan Avrupa Güvenlik Stratejisi
uygulamaya koyulmuştur.
Avrupa Birliği’nin Askeri Kimliği
AB’nin askeri konularda atmış olduğu tüm adımlar açısından en önemli etken
Fransa ve Almanya arasındaki yakınlaşmadır. Almanya ile Fransa’nın geliştirdiği
ortak stratejiler Charles De Gaulle-Konrad Adenauer anlaşmasına dayanır. Birliğin
askeri boyutu her ne kadar Atlantik ötesi işbirliği ve NATO ile uyuma dayansa da
Fransa ve Almanya gerçeği göz ardı edilemez30. Đki ülke arasındaki yakınlaşma,
Birliği adım adım askeri yeteneklerin geliştirilmesi ve bağımsız bir Avrupa askeri
gücü kurulması hedefine yaklaştırmıştır.
Nice Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Acil Müdahale Gücü’nün NATO’dan
bağımsız bir Avrupa gücü olmasına izin vermeyeceğini açıklayan Đngiltere ise, daha
çok Avrupa’nın kriz yönetimindeki askeri etkinliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa
Acil Müdahale Gücü’nün NATO’yla birbirini tamamlayıcı nitelikte olması üzerinde
durmaktaydı31. Đngiltere ve Fransa, AGSP konusunda iki uç Avrupa görüşünü
yansıtsa da Birliğin askeri yeteneklerini güçlendirmek iki ülkenin de ortak
paydasıdır. Tüm bunlar Avrupa-ABD ilişkileri ve Avrupa’nın bütünleşmesi gibi
AGSP’nin gelişiminde belirleyici olan etkenlerin bir değişim sürecinde olduğunu
göstermektedir.
Aralık 2003’te kabul edilen Avrupa Güvenlik Stratejisi ile Avrupa Askeri
Karargâhı konusunda fikir birliğine varılmıştır. AB üyesi devletlerin topraklarına
yönelik silahlı saldırı durumunda “toplu yardımlaşma” maddesi ve AB askeri
operasyonlarının yeni tanımlanan görev çerçevesi, Avrupa Konvansiyonu’nda ve
Hükümetlerarası Konferans’ta son hali verilerek, Anayasal Antlaşma taslağına dâhil
edilmiştir.32 Ancak Anayasal Antlaşma’nın Fransa ve Hollanda’daki
halkoylamalarında reddedilmesinin ardından, üye devletlere “karşılıklı dayanışma”
yükümlülüğü getiren bu madde, daha sonra Lizbon Antlaşması’na eklenmiştir33.
30
William Anthony Hay ve Harvey Sicherman, “Europe’s Rapid Reaction Force: What, Why,
and How?”, A Newsletter of Foreign Policy Research Institute, Volume 2, Number 2,
February 2001, s. 5.
31
Jolyon Howorth, “Britain, France and the European Defence Initiative”, Survival, Vol: 42,
No: 2, Summer 2000, ss. 34–36.
32
Avrupa Konvansiyonu’nun ilk toplantısı Ocak 2002’de gerçekleştirildi ve savunma, dış
politika ve diğer faaliyetlerin ele alındığı çeşitli çalışma grupları oluşturuldu. Bkz: Martin
Ortega, “Petersberg’in Ötesi: AB Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, Nicole Gnesotto (der.),
AB Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2005, s. 87.
33
Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması madde 42/7.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
39
Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması madde 42/7’ye göre, “Bir
üye devletin ülkesinin silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer üye devletler,
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine uygun olarak, bu devlete kendi
imkânları dâhilindeki tüm araçlarla yardım ve destekte bulunmakla yükümlüdür.”
Yine aynı maddede, NATO kapsamındaki taahhütlere aykırılığın olmayacağı
belirtilerek, “Bu alandaki taahhütler ve işbirliği, Kuzey Atlantik Antlaşması
Teşkilatı üyesi olan devletlerin, … Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı
çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olur.” ifadesi yer alır. Buna rağmen, Lizbon
Antlaşması’ndaki karşılıklı dayanışma maddesi, AB’yi NATO gibi bir savunma
örgütüne dönüştürmemiştir. Bu madde Birliğin “ortak güvenlik alanı” oluşturma
iradesini yansıtmaktadır.
Günümüzde AB komutası altında yürütülen kriz yönetimi operasyonları, toplu
savunma hariç tüm askeri görevleri kapsamaktadır. Bu operasyonlar doğal afetlerin
meydana geldiği alanlarda sivil halka destek vermek; AB vatandaşlarını kriz
alanlarından çıkartmak; ateşkes, sınırlar, hava ve deniz sahalarıyla ilgili ambargoları
kontrol etmek; güvenli bir ortam yaratmak ve bunu devam ettirmek; düşmanca
eylemleri durdurmak; kuvvet kullanarak tarafları ayırmak ve diğer uygulama
görevlerini kapsamaktadır. Bu tür görevler AB sınırları içindeki topraklar hariç,
siyasi bir karar alındığı takdirde herhangi bir yerde veya herhangi bir zamanda
uygulanabilmektedir.
AGSP 2003–2008 yıllarını kapsayan ilk beş yılında, beklenilenden çok daha
hızlı bir gelişim göstermiş olsa da, gerekli kurumları ve araçlarıyla birlikte bir AB
askeri gücünün kurulması ile ortak dış politika oluşturmak arasında doğru bir orantı
yoktur. Avrupa’da askeri bütünleşmenin hız kazanması, Birliğin dış politikada bazı
konularda yaşadığı bölünmelerin önüne geçememektedir. Bu gerçek, Irak’ın işgali
ve bağımsız AB Askeri Karargâhı kurulması konusunda yaşanan Atlantik ötesi kriz
sırasında, AB ve NATO’da oluşan kutuplaşmada açıkça görülmüştür.
AB’nin büyük umutlar bağladığı Aralık 2009’da yürürlüğe giren Lizbon
Antlaşması’yla, AGSP’yle ilgili hükümler ilk defa AB Antlaşmalarına dâhil edilmiş
ve hukuki bağlayıcılık kazanmıştır. Böylece AB uluslararası örgütlere ve toplantılara
bir uluslararası hukuk süjesi olarak katılabilecek ve Birliğin dış politikada tüzel
kişilik kazanması dış politikadaki etkinliğini arttıracaktır34. Avrupa Güvenlik
Stratejisi ise Birliğin askeri ve sivil görevleri kapsaması gereken farklı araç ve
yetenekleri bir araya getirme gerekliliğini ifade eder. Bu hedef doğrultusunda, hem
askeri hem de sivil yönleri bulunan ve AGSP’nin başarılı bir denemesi olan
operasyonlar yürütülmüş ve yürütülmeye devam etmektedir. 2003’te yürütülmeye
başlanan bu operasyonlar aracılığıyla, AGSP denetleme görevleri ve bir takım kriz
uygulamaları dışında ilk kez faaliyete geçmiştir.
Temmuz 2013 itibarıyla, AB biri deniz operasyonu olmak üzere 9’u askeri,
20’si sivil, 1’i de hem askeri hem sivil nitelikli, toplam 30 görev üstlenmiş olan
34
Wolfgang Wessels ve Franziska Bopp, “The Institutional Architecture of CFSP After the
Lisbon Treaty–Constitutional Breakthrough or Challenges Ahead?”, Challenge Liberty&
Security, Vol. 10, 2008, ss. 4-5.
ÜMĐT ÇELĐK
40
küresel bir oyuncu haline gelmiştir35. Görevler üç kıtada (Avrupa, Asya, Afrika)
birbirinden oldukça uzak ülkelerde (Endonezya, Bosna-Hersek, Gürcistan, Mali,
Afganistan gibi) sivil ve askeri araçlar kullanılarak yürütülmektedir. Başlangıç yılı
olan 2003’te, 2,000’in üzerinde polis ve askeri personel Bosna Hersek, Makedonya
ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki dört ayrı operasyonda görev almıştır. AB
güçleri bu operasyonların her birinde, sorumluluğu o bölgede görev yapmakta olan
BM ve NATO güçlerinden devralmıştır. Birlik 2003’ten beri, AGSP çerçevesinde
giderek artan bir grafik çizerek Avrupa topraklarının dışında etkin olmuştur.
Barışa Karşı Tehdit Durumunda Uygulanacak Yöntem
AB kriz yönetimi askeri ve sivil yönü olan görevler üstlenerek, kriz
bölgelerinde barışı korumayı ve kalıcı barışı sağlamayı hedefler. 1999’da, Avrupa
savunması üye ülkelerin sınırlarının başladığı yerde bitmekteydi. Savunma konusu
ya ulusal bir sorumluluk ya da bir varlık nedeni olarak NATO’nun temel
sorumluluğu çerçevesinde değerlendiriliyordu36. Uluslararası terörizmin tırmanışa
geçmesiyle birlikte, ulusal savunma ve sınır ötesi müdahale düzenlemeleri
arasındaki sınırlar kalkınca, Birlik de hem polis görevleri hem de askeri konularda,
AGSP’nin Avrupa’nın dışında uygulanabilmesi için acil müdahale, lojistik ve silah
temini olanaklarının bir an önce geliştirilmesine hız vermiştir.
Bu amaçla geliştirilen AB Muharebe Grupları herhangi bir AB üyesi devletten
ziyade, Birliğin kendisi tarafından yönetilen uluslarüstü bir askeri güçtür. Ayrıca AB
ve NATO adına barışı koruma harekâtları yürütebilen Eurocorps (Avrupa
Kolordusu) da AB’nin askeri müdahalelerde kullanabileceği çokuluslu askeri
güçlerden birisidir37. AB Muharebe Grupları ve Eurocorps gibi Avrupa güçleri
sürekli bir Avrupa ordusu değildir. Bu güçler daha çok acil ve insani müdahaleler
için geliştirilmiş askeri birliklerdir.
Ancak AB askeri güçlerinin hangi durumlarda ve ne zaman kullanılacağı
konusunda bir kesinlik ya da otomatik bir mekanizma yoktur. Bir yandan, her AB
üyesi devlet tek başına çokuluslu barış güçleri veya geçici koalisyonlar dâhilinde
çeşitli ülkelerde askeri görevler üstlenebilmekte, bir yandan NATO geniş kapsamlı
operasyonlar düzenlemeye devam etmekte, diğer yandan da BM barış operasyonları
yürütülmektedir. Bu noktada bir kriz durumuyla karşı karşıya kalındığında, her ne
kadar öncelik BM Güvenlik Konseyi’nde olsa da hangi ülke ya da ülkeler veya
hangi uluslararası örgütlerin devreye gireceği konusu bir takım belirsizlikler
içermektedir.
AB askeri güçlerinin kullanılmasında, AB üyesi devletlerin müdahaleye
meşruiyet kazandırmak ya da ekonomik ve lojistik nedenlerden dolayı, tek başına
35
Council of the European Union: “EU Operations”, http://www.consilium.europa.eu/
eeas/security-defence/eu-operations?lang=en, (01.07.2013).
36
Nicole Gnesotto, “AGSP: Sonuçlar ve Beklentiler”, Nicole Gnesotto (der.), AB Güvenlik
ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2005, s. 18.
37
1992’de kurulan, 60,000 askerden oluşan Eurocorps bağımsız bir askeri güçtür ve doğrudan
AB’ye bağlı değildir. Bkz: “Eurocorps' History”, http://www.eurocorps.net/ history,
(15.05.2012).
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
41
operasyon düzenlemek yerine birleşik bir AB operasyonunu tercih etmelerinin payı
büyüktür. AB üyesi devletlerin birçoğu, bir görevi tek başına üstlenebilecek askeri
yeteneklere ve araçlara sahip olmasına rağmen, AB bayrağı altında yürütülecek
görevler yoluyla destek sağlamayı daha uygun görebilmektedir38.
AB üyesi devletler BM çatısı altındaki harekâtlar dışında, askeri harekât
konusunda BM Güvenlik Konseyi kararı içeren ya da içermeyen dört seçeneğe
sahiptir. Bunlardan ilki, bireysel çıkarlar doğrultusunda yürütülen tek taraflı bir
harekâttır. AB üyesi devletlerin özellikle Avrupa kıtası dışında yer alan topraklarına,
örneğin Temmuz 2002’de yaşanan Perejil/Leila Adaları krizinde olduğu gibi,
Đspanya’nın Kuzey Afrika’daki topraklarına ya da Güney Amerika’daki Falkland
Adaları gibi Đngiliz topraklarına tekrar yapılacak bir saldırı, büyük olasılıkla AB
askeri güçlerinin kullanılmasına yol açmayacaktır39. Bu durumda, diğer çokuluslu
güç kullanımı seçenekleri de yine büyük olasılıkla ulusal bir tepki tercih
edileceğinden dolayı devre dışı kalacaktır.
Đkinci seçenek geçici koalisyondur. Irak Savaşı gibi siyasal anlaşmazlıkların
ortaya çıktığı kimi durumlarda, uluslararası örgütler yerine geçici bir koalisyon
tercih edilebilir. Irak sorunu NATO içinde Süveyş krizinden beri görülmemiş
derecede çatlağa neden olmuştur. Dahası bu kriz Atlantik ötesi ilişkilerle sınırlı
kalmamıştır. Avrupa da bu bölünmeden payına düşeni almıştır ve AGSP’de derin bir
krize neden olmuştur. Siyasal bölünme derin olunca, AB Dışişleri Bakanları Avrupa
boyutunu görmezden gelerek Irak sorununu resmi olarak BM’ye devretmişlerdir40.
Üçüncüsü, Atlantik ötesi çıkarların ortak olduğu, hem Avrupa hem de
Amerikan politikalarının riske girdiği durumlardır. 1999 Kosova ve 2011 Libya
krizlerinde olduğu gibi, siyasal fikir birliği oluştuğunda, genel eğilim NATO
kapsamında bir harekât düzenlenmesi yönünde olacaktır41. Kosova çatışması
Avrupa’nın askeri eksiklerini ve ABD’nin uluslararası politikadaki yerinin
belirsizliğini kanıtlamıştır42. Krizin çözülmesi için NATO’nun kullanılması şart
38
Ortega, “Petersberg’in Ötesi: AB Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, op.cit., s. 86.
Ibid.
40
Haine, op.cit., s. 50.
41
NATO’nun Libya’da Muammer Kaddafi kuvvetlerine karşı düzenlediği operasyon
(Operation Unified Protector), 24 Mart 2011’de başlatıldı. NATO’nun Libya’ya müdahalesi,
Libya Đç Savaşı’nda ateşkesin sağlanması ve sivillerin korunması için bir askeri eyleme izin
veren, 17 Mart 2011 tarihli, 1973 Sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı’na dayanılarak
gerçekleştirildi. Bu operasyon NATO’nun Afganistan’dan sonra düzenlediği ikinci “alan dışı”
operasyondur.
42
Nüfusun yaklaşık %90’ının Arnavut, %5’inin ise Sırp olduğu Kosova’da, özerklik
tartışmalarıyla başlayan etnik çatışmalar, 1995’te Sırp ordusunun Kosova'ya girmesi ve
1996’da Kosova Kurtuluş Örgütü UÇK’nın (Ushtria Çlirimtare Kosoves) terör örgütü ilan
edilmesiyle tırmanışa geçmiştir. Bölgede artan saldırıların ardından, 1998’de BM Güvenlik
Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve Đşbirliği Teşkilatı’nın (AGĐT) da sorunları çözememesi ve
Şubat 1999’da Paris’te varılan anlaşmayı Sırpların kabul etmemesi üzerine NATO güçlerinin
kullanılması zorunlu hale geldi. NATO 23 Mart 1999’da Sırbistan-Karadağ’daki hedeflere
hava harekâtı başlattı. Ardından 10 Haziran 1999’da, NATO Kosova Gücü -Kosovo Force
39
ÜMĐT ÇELĐK
42
olmuştur. Kosova Slobodan Miloseviç için hayati öneme sahipti ve çatışmanın
uzaması, Avrupalıları NATO içinde rolü belirsiz bir konuma getirerek krizi
derinleştirmiştir43.
Hava kuvvetlerinin kullanıldığı bu harekât, aynı zamanda Avrupa’nın
teknolojik olarak Amerikan kuvvetlerinden ne kadar geride olduğunu da
gösteriyordu. Eğer Avrupa’nın askeri yetenekleri geliştirilmezse, Amerikan stratejisi
ile arasındaki uçurum derinleşecekti. Sonuçta Kosova’nın gösterdiği bu tehlike,
Avrupa’nın gerekli dersleri alarak Acil Müdahale Gücü oluşturmasına zemin
hazırlamıştır.
Son olarak, yine siyasal fikir birliğinin oluştuğu ancak ABD çıkarlarını
doğrudan ilgilendirmeyen anlaşmazlıklarda, AB askeri güçlerinin kullanılma
olasılığı yüksek olacaktır. Artemis Harekâtı buna bir örnektir. Haziran 2003’te,
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yürütülmeye başlanan Artemis Harekâtı, AB
askeri güçlerinin Avrupa kıtasının dışında konuşlandırıldığı ilk harekâttı ve en
önemlisi NATO yardımı almadan yürütülen ilk AB göreviydi44.
Askeri Müdahalelerin Hukuki Dayanağı
AGSP geniş ölçüde meşruiyet gerektirmektedir. AB’nin dünya politikasındaki
saygınlığı için AB kriz yönetiminin şeffaf olarak yürütülmesi gerekir. Dolayısıyla
AB’nin askeri ve sivil görevleri, insanların taleplerine aykırı olarak
yürütülmemelidir. Silah alımı için geçerli sebepler ileri sürülmeli, alınan güvenlik
önlemleri barışı korumanın ruhuna ve halkın korunma gereksinimlerine aykırı
olmamalıdır. Bu nedenle “insani müdahaleler” gibi sınırlandırılmış müdahaleler
dışında, AB askeri operasyonlarının BM Güvenlik Konseyi kararına ve iznine sahip
olması, AB güçlerinin yürüttüğü operasyonların meşruiyeti açısından gereklidir.
“Barışı koruma” uluslararası uyuşmazlıkların barışçı yoldan çözümlenmesi
amacıyla alınan askeri ve siyasi önlemler bütünüdür. Ancak barışı koruma terimi,
BM Şartı’nda açık bir şekilde belirtilmediğinden, BM Şartı’nın bu tarz
operasyonlara yetki verip vermediği, veriyorsa da bu yetkinin hangi maddelere
dayandığı konusu uzun yıllar tartışma konusu olmuştur45. BM Şartı uluslararası barış
(KFOR)- ve BM Kosova Geçici Yönetim Görevi -United Nations Interim Administration
Mission in Kosovo (UNMIK)- bölgede konuşlandırıldı. Bu tarihten itibaren, BM Kosova’nın
idaresini, NATO da güvenlik görevini üstlendi. Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Slovenya gibi
eski Yugoslavya eyaletlerinin bağımsızlıklarını ilan etmelerine rağmen, Sırp baskısı ve askeri
müdahaleler sonucunda tam bağımsız bir devlet olamayan Kosova, AB gözetiminde yürütülen
bir süreç sonunda, 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan etti. Ardından AB, EULEX Kosova
görevi kapsamında yaklaşık 2.000 kişilik polis, savcı ve yargıcı UNMIK’in görevine benzer
bir takım sorumluluklar üstlenmek ve yerel makamlara devlet inşası sürecinde yardımcı
olmak üzere Kosova’ya gönderdi.
43
Haine, op.cit., s. 44.
44
“Council Joint Action 2003/423/CFSP of 5 June 2003 on the European Union Military
Operation in the Democratic Republic of Congo”, Official Journal of the European Union,
11 June 2003.
45
Barışı koruma kavramı BM Şartı’nda yer alan bir kavram değildir. Hem siyasi hem de
askeri görevleri kapsayan ve BM’nin kuruluş aşamasında tam olarak tanımlanamayan bu
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
43
ve güvenliğin korunmasında; a) Barışın korunmasında ortak zorlama önlemleri, b)
Barışçı uzlaşma ve düzenleme yolları olmak üzere iki yol göstermektedir46.
Bununla birlikte belirtilen yollar ne olursa olsun, durumun kötüleşmeye
devam etmesi ve barışa karşı tehdidin artması halinde, BM Şartı Güvenlik
Konseyi’ne “gerekli gördüğü geçici önlemleri alma ve ilgili tarafları bu önlemlere
uymaya davet etme yetkisi” vermektedir47.Silahlı güç kullanımı ise ilgili tarafların
rızası ilkesi çerçevesinde, başta 40. madde olmak üzere VII’inci bölümün ilgili diğer
maddelerinin Güvenlik Konseyi’ne verdiği yetkilere dayanır. Barışa karşı tehdit,
barışın bozulması ve saldırı durumunda Güvenlik Konseyi hukuki açıdan esas
yetkiye sahiptir.
kavram, ancak 1956’da Süveyş krizi sırasında, BM Acil Gücü’nün kurulmasıyla birlikte
çekicilik kazanmaya başlamıştır. O günden bu yana BM barışı koruma operasyonları BM’nin
faaliyetleriyle ilgili en fazla tartışılan konu olmuştur. Barışı koruma kavramı ve uygulamaları,
BM Şartı’nda öngörülen toplu güvenlik sisteminin tam anlamıyla işleyememesi üzerine,
ortaya çıkan boşluğu doldurmak amacıyla, zamanla yine BM tarafından oluşturulan bir
mekanizma şeklinde doğmuş ve gelişmiştir. Soğuk Savaş boyunca giderek farklı bir barışı
koruma kalıbının ortaya çıkması sonucu, bu kavram için genel olarak kabul edilmiş bir tanıma
ulaşmak kolay olmamıştır. Her ne kadar BM Şartı’nın VI. bölümünde, uluslararası
çatışmaların barışçı yoldan çözümüyle ilgili temel hükümler yer alıyorsa da BM Şartı’nda
doğrudan “barışı koruma” kavramından ya da barışı koruma kuvvetlerinden söz
edilmemektedir. Barışı koruma çerçevesindeki girişimlerin dayanağı olarak, Örgüt’ün barışçı
uzlaşma girişimlerine verilen destek gösterilmektedir. Ancak BM Şartı’nın VI. bölümünde yer
alan barışçı uzlaşma niteliğindeki girişimlerden, kapsayıcı bir barışı koruma tanımına ulaşmak
zordur. Günümüzde çok farklı bir boyut kazanan barışı koruma operasyonları, barışçı uzlaşma
girişimlerinin çok daha ötesinde bir anlam ifade etmektedir.
Soğuk Savaş’ın iki kutuplu güç dengesinin sona ermesi ve barışı korumanın doğasının
değişmesiyle birlikte, barışı koruma gibi tartışmalı kavramlar üzerindeki belirsizlikleri
ortadan kaldırma gereksinimi daha belirgin bir hal almıştır. Bu doğrultuda Ocak 1992’de,
Örgüt’ün etkinliğini arttırmak ve “barışı koruma”, “barışın tesisi”, “çatışma önleyici
diplomasi” gibi kavramlara açıklık getirmek amacıyla, Güvenlik Konseyi üyelerinin isteği
üzerine, BM Genel Sekreteri Butros Gali tarafından bir rapor hazırlanmıştır. Bir Barış
Gündemi adlı bu raporda, BM barış operasyonlarının BM Şartı kapsamındaki yasal
dayanağıyla ilgili yapılan değerlendirmede, “barışa zorlama” ve “barışın tesisi”
operasyonlarının BM Şartı’ndaki hangi maddelere dayandığı ayrıntılı olarak açıklanırken,
“barışı koruma” operasyonlarının BM Şartı’nın hangi maddesine dayandığıyla ilgili bir
değerlendirme yapılmamıştır. Çünkü yukarıda da değinildiği gibi, “barışı koruma” BM
Şartı’nda açıkça ifade edilmeyen, sonradan ortaya çıkan yeni güvenlik sorunlarına farklı
çözümler bulmak amacıyla geliştirilen bir kavramdır. Gali bu raporda özetle, “barışa zorlama”
operasyonlarının BM Şartı’nın VII. bölümü düzenlemeleri, “barışın tesisi” faaliyetlerinin ise
BM Şartı’nın VI. bölümü düzenlemeleri kapsamında yürütülmekte olduğunu ifade etmektedir.
Buna karşılık aynı raporda, barışı korumadan “hem çatışmaları önleme, hem de barışın tesisi
girişimlerine açılım sağlayan bir teknik” olarak söz edilmektedir. Bkz: United Nations
Security Council: “An Agenda for Peace: Preventive Diplomacy, Peacemaking and Peacekeeping”, op.cit.
46
Birleşmiş Milletler Şartı, VII. Bölüm, Md. 39-41.
47
Birleşmiş Milletler Şartı, VII. Bölüm, Md. 40.
44
ÜMĐT ÇELĐK
BM Şartı’nın 39. maddesine göre, “Güvenlik Konseyi barışın tehdit edildiğini,
bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve
güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur.” Güvenlik
Konseyi tehdidin niteliğine göre zorlayıcı kararlar alabilir. Silahlı çatışmalara son
verilmesine ya da askeri birliklerin çekilmesine karar verebilir. Ekonomik ya da
diplomatik alanda silahlı güç kullanımını kapsamayan önlemler alabilir. Bunun da
ötesinde, Konsey uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla kendi emrine
silahlı güç vermeyi, yardım ve gerekli kolaylıkları sağlamayı taahhüt eden
devletlerin kara, hava ve deniz kuvvetlerini kullanarak her türlü askeri harekâta
girişebilmektedir48.
Örgüt’ün müdahalesinin uygun olmadığı durumlarda, Güvenlik Konseyi AB,
Afrika Birliği, NATO, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu, gönüllü ülkelerin
koalisyonları gibi bölgesel veya uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla, belirli bir
dereceye kadar barışın tesisi veya barış gücü işlevlerini yerine getirmektedir. Yeni
bir görev üstlenmek, görevini değiştirmek veya mevcut bir görevin gücünü arttırmak
için, Konsey’in 15 üyesinden 9’unun onay vermesi gereklidir. Ancak 5 daimi
üyeden (ABD, Çin, Fransa, Đngiltere, Rusya) birisi bu teklife ret oyu (veto) verirse,
karar kabul edilmemektedir49. Oylamaya katılmamak uygulamada olumsuz oy
anlamında kabul edilmemiştir. Haziran 1950’de Sovyetler Birliği’nin oylamada
bulunmaması, BM’nin Kore Savaşı’nın ilk aşamasına müdahale edebilmesini
sağlamıştır50.
48
Birleşmiş Milletler Şartı, VII. Bölüm, Md. 42’ye göre, “Güvenlik Konseyi, 4. maddede
öngörülen önlemlerin yetersiz kalacağı ya da kaldığı kanısına varırsa, uluslararası barış ve
güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için, hava, deniz ya da kara kuvvetleri
aracılığıyla, gerekli saydığı her türlü girişimde bulunabilir. Bu girişimler gösterileri,
ablukayı ve Birleşmiş Milletler üyelerinin hava, deniz ya da kara kuvvetlerince yapılacak
başka operasyonları içerebilir.”
49
United Nations Security Council: “An Agenda for Peace: Preventive Diplomacy,
Peacemaking and Peace-keeping”, op.cit.
50
BM Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir daimi üyesinin bir kararın alınmasını
engelleyebilmesinin tek yolu, oylamaya katılarak ret oyu (veto) kullanmasıdır. Bunun dışında,
oylamaya katılmamak ya da oylamada çekimser kalmak ret oyu olarak kabul edilmemektedir.
Aslında BM Şartı’nın 27. maddesinin 3. paragrafında, “Güvenlik Konseyi'nin yöntem
sorunlarındaki kararları (yani usul konuları dışındaki bütün kararları), - daimi üyelerin
hepsinin oyları dâhil olmak üzere - dokuz üyenin olumlu oyu ile alınır” hükmü yer
almaktadır. Bu hüküm, usul konuları dışındaki bütün kararların kabulü için, beş daimi üyenin
de olumlu oy kullanması gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Oysa Güvenlik Konseyi’nin
uygulamasında bu hüküm, “toplantıya katılan ve oy veren daimi üyelerin hepsinin oyları dâhil
olmak üzere ...” şeklinde yorumlanmıştır. BM’nin Kore Savaşı’na müdahalesinin önünü
açacak olan kritik oylama öncesinde, Sovyetler Birliği Güvenlik Konseyi toplantılarını boykot
ettiği için oylamaya katılmadığında, Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunluğu şu görüşteydi:
“Toplantı odasında olmamak, BM’nin kilit organının yasal olarak eylemde bulunmasını
engelleyemez.” Bu görüş daha sonra Uluslararası Adalet Divanı’nın 1970 yılında aldığı bir
kararla onaylanmıştır. Bkz: “Legal Consequences for States of the Continued Presence of
South Africa in Namibia (South West Africa) Notwithstanding Security Council Resolution
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
45
Diğer yandan daimi üyelerden birisinin veto etmesi nedeniyle Güvenlik
Konseyi’nin çalışamaması durumunda, Genel Kurul da gerekli önlemleri alma
yetkisine sahiptir. Genel Kurul, Kasım 1950 tarihli Barış Đçin Birlik Kararı’yla
barışa karşı bir tehdit, barışın bozulması ya da saldırı esnasında, Güvenlik
Konseyi’nde oybirliğinin sağlanamaması durumunda kullanabileceği bir yetkiyi
kendisine tanımıştır51. Böylece, Genel Kurul o zamana dek sahip olmadığı bu
yetkiyle, uluslararası barış ve güvenliği yeniden sağlamak için gerektiğinde silahlı
güç kullanımı da dâhil olmak üzere, üye devletlere her konuda tavsiyelerde
bulunabilme hakkını elde etmiştir52. Bu yetkisini Kore (1950), Macaristan (1956),
Süveyş (1956) ve Kongo (1960) olaylarında kullanmıştır53. Ayrıca Genel Kurul, BM
Acil Gücü’nü kurarak Örgüt’ün Süveyş ve Kongo olaylarına fiilen müdahalede
bulunmasını sağlamıştır.
Genel Kurul’un hemen her konuda çok geniş bir öneride bulunma yetkisi varsa
da, bu yetkiler Güvenlik Konseyi’ne göre nispeten sınırlıdır. Aslında bu
sınırlamalar, BM Şartı’nın Güvenlik Konseyi’ne verdiği güçten ve buna dayanarak
Güvenlik Konseyi’nin zaman içinde barışı koruma konusunda kazandığı
deneyimlerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca Genel Kurul, Barış Đçin Birlik Kararı’yla,
“Güvenlik Konseyi’nin barışın ve uluslararası güvenliğin korunmasındaki başlıca
sorumluluğunu yerine getirmesinin önemini ve Konsey’deki daimi üyelerin
oybirliğini sağlamaya çalışmasının ve böylece vetoya ancak temkinle başvurmasının
276
(1970)”;
Christian
Tomuschat,
“Uniting
For
Peace”,
http://untreaty.un.org/cod/avl/pdf/ha/ufp/ufp_e.pdf
(25.06.2013);
Edip
F.
Çelik,
Milletlerarası Hukuk, Birinci Kitap, Đstanbul, Đstanbul Üniv. Huk. Fak. Yay. 1969, s. 271.
51
BM Genel Kurulu tarafından 3 Kasım 1950’de kabul edilen 377 Sayılı Barış Đçin Birlik
Kararı, hazırlayıcısı Dean Acheson’ın adıyla genellikle “Acheson kararı” olarak anılır. Genel
Kurul’un Güvenlik Konseyi’ne ve devletlere yönelttiği diğer kararlar gibi, bu karar da
bağlayıcı olmayan tavsiye niteliğinde bir karardır. Bunun yanında Genel Sekreter’in seçimi,
yeni üyelerin kabulü veya ihracı ve bütçenin onaylanması gibi, Örgüt’ün iç çalışmalarına
yönelik Genel Kurul kararları ise bağlayıcıdır. Devletlere yöneltilen Genel Kurul kararları
bağlayıcı olmasa da uluslararası kamuoyunun görüşünü yansıtan ve uluslararası meşruluğu
savunan kararlardır. Bu yönüyle, BM üye devletlerinin sayısı ve devletler arasındaki
bağımlılığın artması dikkate alındığında, Genel Kurul kararlarının “manevi” bir ağırlık ve
bağlayıcılığa sahip olduğu ve alınan kararların dünya kamuoyu önünde manevi bir müeyyide
getirdiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla gerek doktrinde gerekse uygulamada sık sık söz
edildiği gibi, Genel Kurul kararları bağlayıcı güçten yoksun olsa da BM üyeleri üzerinde
“siyasi” ve “manevi” etki yaratmaktadır. Bkz: Mehmet Genç, Birleşmiş Milletler ve
Uzmanlık Örgütleri, Bursa, Uludağ Üniversitesi Yayını, 2002, s. 175; Enver Bozkurt,
Birleşmiş Milletler Sisteminde Kuvvet Kullanımı, Ankara, Nobel Yayıncılık, 2003, s. 53;
Cem Sar, “Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararlarının Hukuki Değeri”, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt: 21 Sayı: 4, 1966, s. 232.
52
Barış Đçin Birlik Kararı A bölümü 8. paragraf.
53
Barış Đçin Birlik Kararı Kore Savaşı sırasında alınmıştır. Bu savaş sırasında Güvenlik
Konseyi daimi üyelerinden Rusya ve Çin’in karşı çıkması sonucu, BM’nin Kore’ye
müdahalesi konusu çıkmaza girmişti. Bu sorun Barış Đçin Birlik Kararı çerçevesinde, Genel
Kurul’un aldığı bir tavsiye kararıyla birlikte çözülmüştür. Yani Genel Kurul’un aldığı tavsiye
kararı BM’nin Kore Savaşı’na müdahalesini meşrulaştırmıştır.
46
ÜMĐT ÇELĐK
onların görevi olduğunu” belirtmektedir54. Güvenlik Konseyi’nin zamanla
uygulamada elde ettiği özel kazanımlar nedeniyle, Genel Kurul’un doğrudan barışı
koruma operasyonları düzenlemesinin önü fiilen kapanmıştır.
BM kurulduğu yıldan beri, uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edildiği
çeşitli dönemlerde, küçük çapta ateşkes gözlemci gruplarının gönderilmesinden on
binlerce askerden oluşan birliklerin kuruluşuna kadar, değişik kapsam ve nitelikte
operasyonlar düzenlemiştir. BM operasyonları amaç ve sorumluluk açısından da çok
farklı şekillerde yürütülmüştür. Doğrudan askeri güç kullanılarak müdahale
edilmesinin yanında, bir ateşkes antlaşmasının gözlemlenmesi ve rapor edilmesi,
sınır idaresi ve tecavüzlerinin raporlanması, barış hattının gözetlenmesi, gruplar
arasında tampon bölge oluşturulması, bir bölgeden yabancı güçlerin çekilmesinin
kontrolü, yerel hukuki ve mali düzenin yeniden sağlanması için eğitim ve destek
faaliyetleri gibi görevler, BM barışı koruma faaliyetlerinin farklı örneklerini
oluşturur55.
BM’ye bağlı 500.000’den fazla askerin katıldığı Kore Harekâtı, BM
kapsamında yürütülen en büyük harekâttır ve askeri güç kullanımı konusunda, BM
Şartı’na uygun olup olmadığı uzun süre tartışılmıştır56. Gözden kaçırılmaması
gereken nokta, Kore Harekâtı’nın Soğuk Savaş’ın hüküm sürdüğü kendine özgü bir
takım koşullar altında yürütülmüş olmasıdır. Dolayısıyla kabuk değiştiren
uluslararası ortamda, AB askeri devrimi ile NATO savunma stratejisindeki dönüşüm
düşünüldüğünde, aynı koşulların yeniden ortaya çıkması ve Örgüt’ün bu kadar geniş
bir kapsamda askeri güç kullanma yoluna gitmesi çok uzak bir ihtimaldir. Bunlara
ek olarak, Almanya ile Japonya gibi küresel oyuncuların daimi üye olmadığı
Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin ağırlığı sorun yaratmaktadır.
BM’nin adeta hükümet yetkilerini üstlenerek müdahale ettiği “Somali olayları”
ise, kriz yönetimi ve askeri müdahalenin sınırları konusundaki tartışmaya yeni bir
boyut getirmiştir57. Görünürde “insani müdahale” amacıyla düzenlenen harekât,
Somali’nin ulusal yetki alanına müdahaleye kadar vardırılmış ve BM Şartı’nda
hüküm altına alınmamış bir müdahale gerçekleştirilmiştir. Aslında insani müdahale
gerekçesiyle harekâta meşruiyet kazandırılmaya çalışılırken, Örgüt’ün yeni
işlevlerinin sınırları da bu yolla denenmiştir. Benzer şekilde, Haiti’de BM çatısı
altında ABD güdümünde yürütülen harekât, Haiti’ye yönelik Amerikan
müdahalesini meşrulaştırmıştır. BM’nin bazı müdahaleleri meşrulaştırma aracı
olarak görülmesi, Örgüt’ün uluslararası imajını olumsuz yönde etkilemiştir58.
54
Barış Đçin Birlik Kararı A bölümü dibace kısmı 7. paragraf.
“Birleşmiş Milletler Barış Gücü”, M5 Savunma ve Silah Sistemleri, Eylül 1984, Sayı: 6,
s. 11.
56
“Birleşmiş Milletler Barış Gücü”, Ibid.
57
United Nations: “UN Peacekeeping Operations”, op.cit.
58
BM Haiti’de 1993’ten başlayarak 4 harekât üstlenmiştir: UNMIH (Eylül 1993-Haziran
1996), UNTMIH (Ağustos 1997-Kasım 1997) MIPONUH (Aralık 1997- Mart 2000) ve
Haziran 2004’te başlatılan MINUSTAH Harekâtı.
55
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
47
AGSP ve Birleşmiş Milletler
AB-BM Đlişkilerinin Genel Çerçevesi
AB-BM ilişkileri giderek yükselen bir grafik sergilemektedir. AB bir taraftan
NATO’dan bağımsız olarak kendi olanaklarıyla uluslararası kriz yönetimi
operasyonları üstlenirken, bir taraftan da BM yönetimindeki operasyonlara personel
ve para kaynağı sağlamaktadır. AB-BM ortaklığının temel amacı, her iki kurumun
da barışı koruma ve çatışma önleme gibi kriz yönetimi yeteneklerini arttırmaktır.
AB, BM sistemine katkı sağlayan tek ve en büyük kurumdur. 27 AB üyesi devlet,
BM bütçesinin %38’ine, BM barış operasyonları bütçesinin %40’ına ve tüm BM
üyesi devletlerin BM fonları ve programlarına yaptığı katkıların yaklaşık yarısına
düzenli olarak kaynak sağlamaktadır. Avrupa Komisyonu tek başına BM dış yardım
programları ve projelerine 1.35 milyar Dolar katkıda bulunmaktadır. AB tüm BM
organları, ajansları ve programlarıyla birlikte çalışmakta ve BM’nin barışın tesisi,
insani yardımlar, çevre, insan hakları, kültür ve kalkınma çalışmalarına
katılmaktadır59.
Örneğin Avrupa Komisyonu Aralık 2011’de, BM Kalkınma Programı’yla
çatışma önleme ve barışın tesisi alanında, belirli pilot ülkelerdeki ulusal yeteneklerin
arttırılmasını öngören yeni bir anlaşma imzalamıştır. Bu çerçevedeki AB-BM
ortaklık programları “Barışın Tesisi Ortaklığı” (Peace-building Partnership) olarak
adlandırılmıştır60. AB, BM içinde gözlemci statüsündedir ve BM’de oy hakkı
yoktur. Bunun yanında devlet olmayan tek katılımcı olarak, BM’yle yapılan 50’den
fazla çok taraflı anlaşmaya taraftır. Ayrıca birçok önemli BM toplantısına özel bir
“tam katılımcı” statüsü elde ederek katılmıştır61.
BM Genel Kurulu Mayıs 2011’de kabul ettiği bir kararla, AB’nin BM’ye
katılımını daha da ileriye taşımıştır. Bu karar, AB temsilcilerinin Birliğin ortak
tutumunu BM Genel Kurulu’na sunmasına izin vermektedir. Ek olarak, Birliğin
ODGP Yüksek Temsilcisi’nin BM Genel Kurulu’nda görüşmelere katılmak üzere
davet edilme hakkı vardır62. Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması’nın
34/2. maddesine göre, “Birlik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin
gündeminde bulunan bir konuda bir tutum belirlediğinde, Güvenlik Konseyi’nde yer
alan üye devletler, Birliğin tutumunu sunmak üzere Yüksek Temsilci’nin davet
edilmesini talep ederler.”
59
The European Community: “About the EU at the UN”, http://www.europa-eu.un.org/
articles/articleslist_s30_en.htm, (25.02.2012).
60
The European Community: “EU and UN Reinforce Cooperation on Peacebuilding and
Mediation”, http:// www.europa-eu-un.org/articles/articleslist_s62_en.htm, (25.02.2012).
61
United Nations Security Council: “European Union-United Nations Relations Come of
Age”, http://www.un.int/france/pdf/fiche1.pdf, (25.02.2012).
62
The European Community: “EU-UN Relations”, http://www.europa-eu-un.org/articles/
articleslist_s62_en.htm, (25.02.2012).
ÜMĐT ÇELĐK
48
AB-BM Đlişkilerinin Güvenlik Boyutu
AB her zaman için, uluslararası barış ve güvenliğin korunması konusunda
Güvenlik Konseyi’nin sorumluluğunun önceliğini vurgulamıştır. Bunun yanında,
AB askeri operasyonlarının BM Güvenlik Konseyi kararına ve iznine sahip olması,
bu operasyonların meşruiyeti için AB tarafından bir “şart” değil “ilke” olarak
benimsenmiştir. AB üyesi ülkelerin bir kısmı, 2003 başlarında AB kuvvetlerinin
görev tanımı yeniden belirlenirken, Birliğin herhangi bir askeri operasyon
düzenlemeden önce, BM Güvenlik Konseyi’nden yetki ve izin alması gerektiğini
savunuyordu. Ancak diğer üyeler, Güvenlik Konseyi’nden yetki alınmasını ilke
olarak kabul etseler de yetki almanın bir şart olmadığını savununca, bu konuda bir
fikir birliği sağlanamamıştır63.
Dolayısıyla AB’nin her askeri operasyonu için Güvenlik Konseyi’nden yetki
ve izin almak, bir zorunluluk olarak görülmemektedir. AB kuvvetleri “meşru
müdafaa”, ya da uluslararası barışı riske atabilecek “insani felâketler” gibi acil
müdahale gerektiren kriz durumlarında, Güvenlik Konseyi’nin kendisini
yetkilendirmesini beklemeden de askeri müdahalede bulunabilir.64 Bununla birlikte,
AB’nin kimi krizlerde Güvenlik Konseyi’nin kendisini yetkilendirmesini
beklememesi, AB askeri operasyonlarının her durumda Güvenlik Konseyi kararı
olmaksızın yapılabileceği demek değildir.
Bu şu anlama gelmektedir: Güvenlik Konseyi kararıyla gerçekleştirilen
operasyonlara ek olarak, AB kuvvetleri tüm üye ülkelerin onayının gerekli olduğu
insani müdahaleler gibi “sınırlandırılmış müdahaleler” söz konusu olduğunda,
Güvenlik Konseyi’nin bir karar almasını beklemeden de askeri operasyonlar
düzenleyebilir65. Zaten Birlik üyelerinin birçoğu, Belçika ve Fransa’nın Eylül
63
Ortega, “Petersberg’in Ötesi: AB Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, op.cit, s. 84.
Bu satırların yazarına göre, herhangi bir AB askeri müdahalesi gerçekleştirilmeden önce,
BM Güvenlik Konseyi’nden yetki almanın AB bünyesinde bir “şart” olarak genel kabul
görmemesinin en büyük nedeni, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut haliyle kimi zaman asli
görevini tam olarak yerine getiremediğinin düşünülmesi ve Konsey için önerilen yapısal
reformların hayata geçirilememesidir. BM Güvenlik Konseyi’nin geçmişte Bosna ve
Kosova’da olduğu gibi, acil müdahalelere meşruiyet sağlamakta gecikmesi ve daimi üyelerin
vetoları yüzünden Güvenlik Konseyi’nin bazı uluslararası krizler karşısında hareketsiz
kalması nedeniyle, Avrupa’da Güvenlik Konseyi’nden yetki alma konusuna temkinle
yaklaşılmaktadır. Ayrıca aşağıda da değinileceği gibi, AB operasyonlarının Güvenlik Konseyi
daimi üyelerinin onayına bağımlılığının, Rusya ve Çin gibi daimi üyelere AB operasyonları
üzerinde potansiyel bir veto hakkı vermesi de AB’nin bu temkinli yaklaşımının nedenlerinden
biridir. En azından, yapısında köklü değişiklikler yapılmış bir Güvenlik Konseyi tarafından
tartışmaya yer bırakmayacak insani müdahale ilkeleri benimsenene kadar, AB’nin bu
konudaki belirsiz eğiliminin süreceği söylenebilir. Bu konuda bkz: Thiery Tardy, “United
Nations-European Union Relations in Crisis Management”, International Forum for the
Challenges of Peace Operations 2008, Background Paper, 1 October 2008, p. 3; Martin
Ortega, “Military Intervention and the European Union”, Chaillot Paper 45, Institute for
Security Studies of WEU, Paris, March 2001, s. 116.
65
Ortega, “Military Intervention and the European Union”, op.cit, s. 116.
64
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
49
1991’de Zaire’ye (günümüzde Kongo Demokratik Cumhuriyeti), Đngiltere’nin
Mayıs 2000’de Sierra Leone’ye düzenlediği askeri müdahale örneklerinde olduğu
gibi, Güvenlik Konseyi kararı olmadan genellikle insani ve meşru olarak
tanımlanmış operasyonlar yürütmüştür66. Başka bir deyişle, eğer “soykırım” ya da
“toplu katliamlar” söz konusu ise AB bir Güvenlik Konseyi kararı olmasa da askeri
müdahale seçeneğini kullanabilir67. Ancak bu uzak bir ihtimal olarak görülmektedir.
Ek olarak AB kuvvetleri her durumda, emperyalist ya da kolonyalist amaçlar için
değil, barış ve istikrarı korumak adına konuşlandırılacaktır.
Diğer yandan, AB ülkelerinin kendilerini savunmak zorunda kalmaları dışında,
askeri güç kullanımı için Güvenlik Konseyi kararı gerekip gerekmediği konusu fazla
abartılmamalıdır. Bu konu uygulamada bunun için yapılan şekilsel tartışmalardan
yıllar önce “Kosova krizi” esnasında çözülmüştür. Mart 1999 Berlin Avrupa
Konseyi’nde, NATO üyesi olmayanlar da dâhil olmak üzere tüm AB üyesi ülkeler,
Kosova’ya yapılan askeri müdahaleyi onaylamıştır ve Kosova krizi hakkında
alınmış herhangi bir Güvenlik Konseyi kararı da bulunmamaktadır68. Buna rağmen,
NATO’nun Kosova müdahalesi uluslararası toplumun çoğunluğu tarafından meşru
görülmektedir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin sonradan aldığı 10 Haziran 1999
Tarihli 1244 Sayılı Karar’la, bu müdahaleye üstü kapalı onay verdiği kabul
edilmektedir.
Özellikle Avrupa’da yaşanabilecek insani bir yıkım ya da olması yakın bir
soykırım söz konusu olduğunda, AB ve Avrupalı devletler BM’nin açık bir
66
Belçika ve Fransa’nın Zaire’de, Đngiltere’nin Sierra Leone’de yürüttüğü operasyonların
ortak amacı, Avrupalıların tehlike altındaki bölgelerden tahliyesiydi.
67
BM’den yetki alınmaksızın gerçekleştirilecek bir askeri müdahale BM Şartı’na aykırıdır.
Buna rağmen, her ne kadar bazı yazarlar aynı görüşte olmasa da böyle bir müdahale ahlaki ve
siyasi bakımdan yukarıda sayılan belli istisnai durumlarda haklı görülebilir. Bu yaklaşımın
yararı, kuvvet kullanımı kuralları ve temel insan haklarının korunması arasında gerilim
yükseldiğinde bir “acil çıkış kapısı” açmasıdır. Ayrıca Soğuk Savaş boyunca benimsenmiş
olan “müdahale etmeme” (non-intervention) ilkesinin, özellikle Kosova krizinden sonra
değişime uğradığı ve bunun yerini günümüzde yeni bir “sınırlı müdahale” ilkesinin aldığı,
birçok uzman tarafından dile getirilmektedir. Bu çerçevede, yeni sınırlı müdahale ilkeleri
insani felaketleri önlemek için, AB kuvvetlerine BM’den yetki alınmamış olsa bile müdahale
olanağı vermektedir. Bu tartışmanın daha geniş bir hali için bkz: Bruno Simma, “NATO, the
UN and the Use of Force: Legal Aspects”, The European Journal of International Law,
Vol. 10, 1999: ss. 2–20; Mary Ellen O'Connell, “The UN, NATO, and International Law
After Kosovo”, Human Rights Quarterly, 2000, ss. 88–89; Ortega, “Petersberg’in Ötesi: AB
Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, op.cit, s. 85; Simon Chesterman, Just War or Just
Peace? Humanitarian Intervention and International Law, Oxford, Oxford University
Press, 2001; Jane Stromseth, “Rethinking Humanitarian Intervention: The Case for
Incremental Change”, Humanitarian Intervention: Ethical, Legal, and Political
Dilemmas, Cambridge, Cambridge University Press, 2003.
68
Bununla birlikte, bazı AB yetkilileri NATO’nun Kosova’ya müdahalesine, gelecekte
BM’den yetki ve izin alınmadan yapılacak müdahaleler için örnek bir olay gibi
bakılamayacağı görüşündedir. Bkz: Elmar Brok ve Norbert Gresch, “Aktörler ve Tanıklar”,
Nicole Gnesotto (der.), AB Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam
Yayınları, 2005, s. 174.
50
ÜMĐT ÇELĐK
yetkilendirmesi olmasa da acil müdahale için birlikte harekete geçebilirler.
Avrupa’da böyle bir durumla karşılaşıldığında, NATO ya da ABD müdahalesi
yerine, AB’nin doğrudan kendi kuvvetleriyle müdahalede bulunması arzu
edilmektedir. Avrupa toprakları dışında böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında
ise, AB’nin öncelikle ABD, NATO ya da diğer uluslararası örgütlerle işbirliği
yaparak ortak eylemde bulunması ve böylece “etkili çok taraflılık” ilkesinin gereğini
yerine getirmesi daha muhtemel bir seçenektir69.
Aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınacağı gibi, BM Güvenlik Konseyi kararı
olmaksızın yapılabilecek herhangi bir AB askeri operasyonu, açıkça ifade edilmese
de Avrupa Güvenlik Stratejisi’ndeki “etkililik” ilkesinin bir gereğidir. Bu ilkenin
temelinde, uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaması ya da ihlal edilmesinin
ardından yaşanabilecek toplu katliamlara engel olma düşüncesi yatmaktadır.
Böylece, acil müdahalenin gerekli olduğu ancak BM’nin karar almasının çeşitli
nedenlerle geciktirildiği ya da engellendiği durumlarda, AB kuvvetlerinin insani
müdahale
çerçevesinde
zaman
kaybetmeden
konuşlandırılabilmesi
amaçlanmaktadır. Bosna’daki katliam sırasında, BM’nin çatışan gruplar arasındaki
tartışmalarla gereğinden fazla oyalanması ve uluslararası eylemlere meşruiyet
sağlamakta gecikmesi, bu düşüncenin çıkış noktalarından biridir.
AB’nin savunma konusunda yaptığı önemli çıkışlardan biri de Haziran 2003’te,
Avrupa Konseyi’nin kitle imha silahlarının hızlı artışına karşı kabul ettiği ortak
Eylem Planı’dır. Buna göre: “Siyasi diyalog ve diplomatik baskıyı içeren bu
önlemler başarısız olduğunda, BM Şartı’nın VII. bölümündeki zorlayıcı önlemler ve
uluslararası hukuk çerçevesindeki tedbirler (sevkiyatların engellenmesi, kısmi ya da
küresel müeyyideler ve uygun olduğu durumda güç kullanımı) düşünülebilir.
Güvenlik Konseyi merkezi bir rol oynamalıdır”70.
Güvenlik Konseyi’nin oynaması gereken bu merkezi rol, BM Şartı’nın 2/4.
maddesinde yer alan “Tüm üyeler uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir
69
Birçok uzman ciddi insani krizlerde, insanlığa karşı suçları önlemek gayesiyle, BM
çerçevesi dışına çıkılması gerekse bile hemen harekete geçilmesi gerektiği ve bunun “manevi
bir sorumluluk” olduğu üzerinde durmaktadır. Örneğin, Alvaro de Vasconcelos ve Thomas
Roithner gelecekte Bosna ve Ruanda örneklerinin bir daha yaşanmaması için, BM’nin açık bir
yetkilendirmesi olmaksızın, AB’nin müdahale etmek zorunda olabileceği olası krizlerden söz
ederken, Plamen Pantev bu gibi durumlarda, AB’nin çok taraflı girişimlerde ısrarcı olması
gerektiğini vurgulamaktadır. Benzer şekilde, Martin Ortega insanlığa karşı suçları önlemek
gibi daha yüksek bir amaç uğruna, AB operasyonlarının belli şartlar altında uluslararası
hukukun dışına çıkabileceğinden söz etmektedir. Bkz: René Schvok, “How Europe’s Experts
See
the
Outlook
for
UN
Reform”,
Autumn
2006,
http://www.europesworld.org/NewEnglish/Home_old/Article/tabid/191/ArticleType/articlevie
w/ArticleID/20639/language/en-US/Default.aspx (25.06.2013); Ortega, “Military Intervention
and the European Union”, op.cit, s. 122.
70
Antonio Missiroli, “From Copenhagen to Brussels European Defence: Core Documents”,
Chaillot Paper 67, Volume: 4, EU Institute for Security Studies, Paris, December 2003, s.
107.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
51
başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı, gerekse
Birleşmiş Milletler'in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet
kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”
ifadesindeki “kuvvet kullanma yasağı”na dayanır. Bu aynı zamanda “jus cogens”
niteliğinde “üstün ve emredici” bir kuraldır. Dolayısıyla AB eylemlerinin meşruluğu
için, AGSP düzenlemelerindeki hiçbir ifadenin bu emredici kuralla çelişmemesi ve
hiçbir AB operasyonunun BM Şartı’na aykırı olmaması gereklidir.
AB, BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilse de yetkilendirilmese de
Avrupa güvenlik sisteminin kurallara dayalı yapısı şunu gerektirir: Avrupa Güvenlik
Stratejisi ve Lizbon Antlaşması’na göre, AB askeri operasyonları kesinlikle BM
Şartı’na aykırı olmayacak şekilde yürütülmelidir. Bu anlayış, Avrupa Güvenlik
Stratejisi’nde yer alan ve hazırlayıcısı olan Javier Solana’nın da üzerinde önemle
durduğu “etkili çok taraflılık” ilkesine dayanmaktadır.
BM Şartı ve diğer uluslararası hukuk ilkelerine saygı, Lizbon Antlaşması’yla
değiştirilen AB Antlaşması’nın 21. maddesinde açıkça yer alır: “Birlik özellikle
Birleşmiş Milletler çerçevesinde, ortak sorunlara çok taraflı çözümler bulunmasını
destekler.”71 Aynı maddenin 2/c paragrafında AB’nin şu amaçlar için çalışacağı
ifade edilmektedir: “Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkelerine, Helsinki Nihai
Senedi ilkelerine ve dış sınırlarla ilgili olanlar da dâhil Paris Şartı’nın amaçlarına
uygun olarak, barışı korumak, çatışmaları önlemek ve uluslararası güvenliği
güçlendirmek”72.
Avrupa Güvenlik Strateji’nde ise BM’yle ilişkilerin genel çerçevesi hakkında
şöyle denmektedir: “Uluslararası ilişkiler için temel çerçeve BM Şartı’dır. BM
Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için öncelikli
sorumluluğa sahiptir. BM’yi güçlendirmek, etkin şekilde hareket etmesi ve
sorumluluklarını uygulaması için gerekli donanımı sağlamak bir Avrupa
önceliğidir73. … AB, BM uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditlere karşılık
verirken BM’yi desteklemelidir. AB, kısa vadeli kriz yönetimi durumlarında, BM’ye
olan desteğini arttırmak ve çatışmaların ortaya çıktığı ülkelere yardım etmek için,
BM’yle işbirliğini sağlamlaştırmayı taahhüt eder”74.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, AB ortak eylemin meşruiyetine sürekli
vurgu yapan BM Şartı’nın temel değerlerini esas almaktadır. Bu, bir bakıma tarihi
küresel egemenlik mücadeleleri, perde arkası siyasi hamleler, gizli hesaplar ve güç
dengelerinden kaynaklanan savaşlarla dolu olan Avrupa kıtası için bir ideali
yansıtmaktadır. Avrupa’nın bu ideali demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları
ve uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümünü de içerir ve askeri gücün kullanımı
açısından, Birliğin kesinlikle BM Şartı’na uygun olarak hareket edeceği konusunda
güvence vermektedir.
71
Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması, Md. 21/1.
Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması, Md. 21/2c.
73
Council of the European Union: A Secure Europe in A Better Wold: European Security
Strategy, Brussels, 12 December 2003, s. 9.
74
A Secure Europe in A Better Wold: European Security Strategy, op.cit, s. 11.
72
ÜMĐT ÇELĐK
52
AB kararlarının bu “çok taraflı” karakteri, ilke olarak BM Güvenlik
Konseyi’nin kuvvet kullanımını meşrulaştırmak için bir çatı olmaya devam etmesini
arzuladığını göstermektedir75. Ancak Birlik, Avrupa Güvenlik Strateji Belgesi’ndeki
şu ifadelerle, kuralların aynı zamanda uygulamaya gereksinim duyduğunu da kabul
eder: “Biz uluslararası organizasyonların, rejimlerin ve anlaşmaların, uluslararası
barış ve güvenliğe yönelen tehditlere karşı koymakta etkin olmasını istiyoruz.
Kurallar ihlal edilince, bu sebeple harekete hazır olmak zorundayız”76.
Bu ifadeler şu gerçeği içermektedir: Askeri güç kullanımı en son başvurulacak
bir seçenek olsa bile bazı durumlarda gerekli sayılabilir. Olağanüstü durumlarda,
acil müdahaleler uluslararası hukuk çerçevesindeki uygulamalarla her zaman
bağdaşmaz. AB artık sadece sivil bir oyuncu değildir ve her ne olursa olsun,
özellikle Avrupa kıtasında yaşanabilecek yeni çatışmalara kayıtsız kalamaz.
Dolayısıyla Bosna ve Kosova’da yaşanan trajedilerden ders çıkaran AB, olağanüstü
durumlar söz konusu olduğunda, uluslararası hukukun ihlali gerekse bile harekete
geçebilecektir.
Kriz Yönetiminde AB-BM Đşbirliği
11 Eylül sonrası uluslararası ortam Birlik politikalarında köklü bir değişiklik
yapıp, güvenlik stratejisinin “önleyici müdahale” gibi realist bir çerçevede
şekillendirilmesine neden olmuştur77. Kosova Krizi ve ABD’nin Irak konusunda
savunduğu “önleyici vuruş” stratejisi, uluslararası hukuk kurallarının aslında
uygulamaya bağlı olduğunu ve ülkelerin çıkarları doğrultusunda esnetilebildiğini
doğrulamıştır. Bu gerçek, Immanuel Kant’ın Sonsuz Barış anlayışını benimsemiş
idealist bir Avrupa’nın daha realist bir Avrupa’ya dönüşmesine yol açmıştır78.
Avrupa Güvenlik Stratejisi dışında, Eylül 2003’te yayınlanan AB-BM Bildirisi
de iki örgüt arasındaki ilişkileri hukuki zemine taşıyan önemli bir düzenlemedir.
Kriz yönetiminde işbirliği üzerine imzalanan bu ortak bildirge aracılığıyla planlama,
eğitim, haberleşme ve daha birçok alanda, karşılıklı işbirliği ve uyumluluğu
güçlendirecek gerekli yolları ve araçları araştırmak için ortak bir danışma
mekanizması kurulmuş oluyordu79.
Uygulamada ise başta Bosna-Hersek’te BM polis gücü (IPTF) ile AB Polis
Görevi (EUPM), Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde BM gücü MONUC ile AB
gücü EUFOR Kongo DC (RD Congo) ve Çad’da BM gücü MINURCAT ile AB
gücü EUFOR Çad/OAC (Tchad/RCA) kapsamında yürütülen görev paylaşımı olmak
75
Haine, op.cit, s. 54.
A Secure Europe in A Better Wold: European Security Strategy, op.cit, s. 9.
77
Haine, op.cit, s. 54.
78
Immanuel Kant’ın 1795’te ortaya koyduğu Sonsuz Barış ideali, pek çok bakımdan BM’ye
benzeyen bir özgür devletler cumhuriyetinin kurulmasını içeriyordu. Buna göre sürekli
ordular kaldırılmalı, barışı tehlikeye atacak her türlü savaş ve savaş aracı yasaklanmalı, hiçbir
devlet başka devletlerin kendi anayasa ve yasalarını uygulamasını engellememeliydi. Bkz:
Tayyar Arı, Uluslararası Đlişkiler Teorileri, Đstanbul, Alfa Yayınları, 2002, s. 314.
79
Ortega, “Petersberg’in Ötesi: AB Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, op.cit, s. 85.
76
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
53
üzere, pek çok yerde söz konusu işbirliği hakkında karşılaşılan başarılı örnekler,
Birliğin BM ile sıkı işbirliği konusunda verdiği taahhütlerin ve sözlerin kanıtı
olmuştur.
AB, BM’yle işbirliği halinde Bosna Hersek’teki IPTF’nin görevini
devralmıştır. Aynı şekilde, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki (KDC) Artemis
Harekâtı ise Birliğin kendi kendine yürüttüğü ilk harekât olması kadar, BM’nin
isteği üzerine ve BM’ye destek doğrultusunda yürütülmüş olması nedeniyle de ABBM ilişkileri açısından önem taşımaktadır. Artemis Harekâtı AB-BM işbirliğinin
başarılı bir örneğini vermiştir: AB, BM Güvenlik Konseyi’nin talebinin ardından,
kendi askerlerini iki hafta içinde Afrika’daki kriz bölgesinde konuşlandırmayı
başarmıştır.
Nisan 2006’da, BM Barışı Koruma Operasyonları Dairesi’nin talebi üzerine,
AB KDC’deki MONUC’a yardım için yaklaşık 1.500 asker temin etmeyi
kararlaştırmıştır80. Bunlara ek olarak Birlik, AB polis görevi EUPOL Afganistan ile
BM’nin de dâhil olduğu ve uluslararası polise katkı sağlayanların tümünü eşgüdüm
sağlamak için bir araya getiren Uluslararası Polis Eşgüdüm Kurulu’na
(International Police Co-ordination Board) da katılmaktadır. Mart 2002’den
itibaren Afganistan’da görev yapan BM görevi UNAMA ile temas halinde
olmuştur81.
Barış gücü operasyonlarının sayısı, günümüzde en yüksek sayıya ulaşmış
durumdadır. Örneğin 2007’nin ilk çeyreğinde, BM, NATO, AB ve Afrika Birliği
tarafından oluşturulan toplam 160 barış gücü ekibi bulunmaktaydı. Güvenliği
sağlamanın zorlaşmasına bağlı olarak, gelecek yıllarda barış güçlerine duyulan
ihtiyacın giderek artması beklenmektedir. Bununla birlikte, görev sayısındaki artış
tüm amaçlara ulaşıldığı anlamına gelmemektedir. Barış gücü görevlerinin başarıya
ulaşması için doğru koşulların oluşması gerekir. Bu konuda genel kanı, barış gücü
operasyonuyla bir anda kalıcı barış elde etmenin mümkün olmadığı ve istenen
hedeflere ulaşma açısından en azından siyasi bir uzlaşma zemininin oluşturulması
gerektiği yönündedir82.
Avrupa Birliği’nin Đkilemi
AB uluslararası örgütlerle işbirliğini arttırarak daha görünür bir dış politika
izlemeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda, sadece Avrupa askeri yeteneklerinin değil,
aynı zamanda BM barışı koruma yeteneklerinin geliştirilmesi için de bir Avrupa
80
UK Foreign&Commonwealth Office: “ESDP Operations”, http://www.fco.gov.uk/
servlet/Front?Pagename=OpenMarket/Xcelerate/ShowPage&c=Page&cid=107704214528,
(13.03.2008).
81
Mart 2002’de başlayan ve Barışı Koruma Operasyonları Dairesi tarafından yürütülen bu
görevde 206 uluslararası sivil memur, 13 askeri gözlemci, 3 güvenlik (polis) danışmanı, 848
mahalli memur, 28 BM gönüllü memuru görev yapmaktaydı. United Nations: “UN
Peacekeeping Operations”, op.cit.
82
“Yirmi Birinci Yüzyıl’da Barış Operasyonları”, http://www.voanews.com/turkish/
archive/2007-03/2007-03-04-voa3.cfm, (11.01.2008).
54
ÜMĐT ÇELĐK
istekliliği vardır83. Ancak, AB’nin BM barış operasyonlarına verdiği bu güçlü
desteğe rağmen, Birliğin BM’yle ilişkilerinde ikilem yaşadığı söylenebilir. Çünkü
Birlik BM’nin üstünlüğünü tanısa da işbirliği için kendi şartlarını ön planda
tutmaktadır. AB bir taraftan çok taraflılığı desteklerken, diğer taraftan da kendisini
BM’den uzaklaştıracak şekilde siyasi özerkliğe önem vermektedir84.
Avrupa kriz yönetimi yeteneklerinin gelişimi, barış operasyonları konusunda
Birliğin bağımsız karar alma arzusuna da yansımaktadır. Bunun yanında, AB’nin
kendi operasyonlarını yürüten bağımsız bir oyuncu olma hevesi, diğer ülkelerin
gözünde AB eylemlerinin meşruluğunu azaltabilir85. Diğer yandan, birçok BM üyesi
AB’nin BM içindeki baskın rolünden ve büyüyen etkisinden rahatsızlık
duymaktadır. Bu üyeler Birliğin BM’de gereğinden fazla temsil edildiğini
düşünmektedir86.
AB’nin kendi askeri operasyonlarını meşrulaştırmak için BM Güvenlik
Konseyi’ne gitme konusundaki bazı belirsiz eğilimleri, bir bakıma AB üyesi
olmayan Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin (özellikle Rusya ve Çin’in)
Konsey’deki kritik rolünden kaynaklanmaktadır. AB operasyonlarının Güvenlik
Konseyi daimi üyelerinin onayına bağımlılığı, Rusya ve Çin gibi daimi üyelere AB
operasyonları üzerinde potansiyel bir veto hakkı vermektedir87. Buna rağmen, AB
ortak sorunlara çok taraflı çözümler bulmaya ve BM sistemine mali kaynaklarıyla
katkıda bulunmaya büyük önem vermektedir. Bunun en büyük nedeni, BM’yle
işbirliği boyutunun diğer devletlerin gözünde AB’nin imajını da doğrudan
etkilemesidir. Dolayısıyla AB’nin “çok taraflılık politikası” aslında Birliğin amacı
değil, dünya sahnesinde daha saygın bir yer edinmek için kullandığı bir araçtır88. AB
uluslararası ilişkilerin etkili bir oyuncusu olmak, uluslararası hukuka dayanan
“örnek bir sivil güç” imajını sürdürmek için, BM’den meşruiyet almaya ihtiyaç
duymaktadır.
AB her ne kadar BM bütçesine ciddi oranda bir katkı yapıyorsa da AB üyesi
ülkeler BM operasyonlarına asker, polis, gözlemci gibi personel desteği vermekte
83
Thiery Tardy, “The Challenges of EU-UN Cooperation in Peace Operations”, Cooperation
in Peace Operations: The United Nations and Europe, Favorita Papers No:3,
http://www.bmlv.gv.at/pdf_pool/publikationen/16_ipa_2003.pdf, s. 53, (15.06.2012).
84
Novosseloff’un üzerinde durduğu ve bizim de paylaştığımız bu görüş için bkz: Alexandra
Novosseloff, “UN-EU Cooperation in the Field of Peacekeeping: Challenges And Prospects”,
http://www.globalgovernance.eu/images/ggi_analysis_eu_un_cooperation_no
vosseloff_2012.pdf, (15.06. 2012); Ketevan Kerashvili, “The EU Commitment to the UN
Peacekeeping: Priorities and Perceptions”, 11-14 July 2011, http://www.peacekeepingcostis0805.eu/siteweb/images/ACTIVITIES/Publications/Ketevan%20Kerashvili%20-%20
perceptions.pdf, s. 7, (15.06. 2012).
85
Tardy, “The Challenges of EU-UN Cooperation in Peace Operations”, op.cit.,
86
Kerashvili, op.cit., s. 7.
87
Bu nokta için bkz: Tardy, “United Nations-European Union Relations in Crisis
Management”, op.cit. s. 3.
88
Kerashvili, op.cit., s. 8.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
55
gönülsüz görünmektedir. Birlik BM bütçesinin % 40’ını karşılarken, Haziran 2011
itibarıyla, bütün AB ülkeleri yürütülen 15 BM barış operasyonuna % 7 oranında
personel katkısı sağlamıştır89. Bu durum, BM’ye en çok asker sağlayan ülkeler
arasında Kuzey-Güney ülkeleri kutuplaşmasına neden olmaktadır. Kuzey ülkelerinin
yokluğunda, BM askerleri en çok Güney ülkelerinden gelmekte, Kuzey ülkeleri ise
daha çok AB ve NATO gibi diğer kurumlara asker temin etmektedir90.
Bunların dışında kriz yönetimi alanında, AB-BM ilişkilerinde bir takım siyasi
nedenler (kurumlar arası rekabet ve siyasi gündem farkı), kurumsal yapı (karar alma
şekillerindeki farklılık) ve çalışma yöntemleri açısından kısıtlamalar
bulunmaktadır.91 BM yetkilileri AB’yi kendi içindeki çıkar çatışmaları ve bürokratik
engelleri yüzünden zor bir ortak olarak görmekte, yalnızca Birliğin kendi çıkarları
tehlikede olduğunda güvenilir bir ortak olduğunu düşünmektedir. Onlara göre ABBM ilişkileri eşitsizdir. Çünkü AB kriz yönetimi görevlerini ne zaman, nerede ve
nasıl istiyorsa öyle yürütürken, BM ise her nerede ve ne zaman olursa olsun
diğerlerinin istemediği görevleri yürütmektedir92. Bu yüzden bu eşitsiz ilişki
sürdükçe, AB-BM ilişkileri sağlam bir zeminde gelişemeyecektir.
Sonuç
Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından, barış operasyonlarının niteliğindeki
değişme ve barış güçlerine duyulan ihtiyacın giderek artması, BM’yi dünya
politikasındaki diğer güçlü oyunculardan destek almaya yöneltmiştir. Bu nedenle
BM, kriz yönetimi alanında kimi zaman NATO, AB ve Afrika Birliği gibi
uluslararası örgütlerle işbirliği yapmaktadır. Bununla birlikte BM’nin en yoğun
işbirliği yaptığı ve BM’ye hâlihazırda en çok katkı sağlayan kurum AB’dir. Kriz
yönetiminde AB-BM ilişkileri, 2000’li yıllara kadar büyük oranda sembolik olarak
kurulmuş ve ilki 2003’te sonraki de 2007’de olmak üzere, benimsenmiş olan “Kriz
Yönetiminde AB-BM Đşbirliği Ortak Bildirileri” ile ikili ilişkiler yasal bir çerçeveye
oturtulmuştur.
Bu süreçte, AB’nin askeri yeteneklerini geliştirmesi ve BM’nin küresel
ekonomik kriz döneminde daha fazla gereksinim duyduğu askeri-sivil personel ile
maddi katkılara paralel olarak, bu işbirliği günümüzde yeni bir evreye girmiştir. ABBM işbirliği bugün geldiği nokta itibarıyla, barışı koruma, kalkınma, insani yardım,
siyasi işbirliği gibi kriz yönetiminin tüm kısımlarını kapsamaktadır.
AB-BM ilişkilerinin ağırlık yönü BM tarafında olmasına rağmen, AB kriz
yönetiminde BM’yle ilişkilerini geliştirme konusunda çok isteklidir. Çünkü BM AB
operasyonları için meşruiyet ve yetki vermektedir. BM’den yetki ve izin almak,
89
“Contributions of European States”, http://www.un.org/en/peacekeeping/resources/statis
tics/contributors.sht ml, (16.06.2012)
90
Ağustos 2008 itibarıyla, BM’ye en çok asker sağlayan ülkeler listesinde ilk 10 şöyleydi:
Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Nijerya, Nepal, Gana, Ürdün, Ruanda, Đtalya, Uruguay. Bkz:
Thiery Tardy, “United Nations-European Union Relations in Crisis Management”, op.cit., s. 7
91
Ibid.
92
Novosseloff, op.cit., s. 22; Thiery Tardy, “UN-EU Relations in Military Crisis
Management: Institutionalization and Key Constraints”, Studia Diplomatica, Vol. LXII, No:
3, 2009, s. 48
56
ÜMĐT ÇELĐK
dünya sahnesindeki görünürlüğünü arttırma amacındaki AB açısından bir araç
olarak görülmektedir. Diğer taraftan AB’nin BM içindeki gücü ve etkisi giderek
artarken, Birliğin BM içindeki bu baskın varlığı, birçok BM üyesi tarafından şikâyet
konusu yapılmaktadır. AB’nin gelecekte BM’yle ilişkilerini nasıl bir zeminde
yürüteceği konusu, Birliğin güçlü bir küresel oyuncu olma hedefini de doğrudan
etkileyecektir.
AGSP AB’nin sivil ve askeri yeteneklerinin birbirini dengeleyecek biçimde
devreye sokulmasıdır. Bunların en somut örnekleri, art arda krizler yaşayan
Balkanların yeniden yapılanmasını ve istikrarını hedefleyen Bosna Hersek,
Makedonya ve Kosova’daki birbirini tamamlayan AB görevlerinde görülmüştür. AB
üç kıtada üstlendiği askeri ve sivil kriz yönetimi görevleriyle, krizlerin yaşandığı
ülkelerin güvenlik, hukuk reformları, sınır idaresi gibi işlevlerinin geliştirilmesinde
kilit rol oynamaktadır. Đlk AGSP görevinin yürütülmeye başladığı 2003 yılından
beri, AB uluslararası kriz yönetiminin etkili ve gözle görülür bir oyuncusu haline
gelmiştir.
BM ve AB’nin ortak çabalarına karşın, kriz yönetiminde bir takım sorunlar
hala varlığını sürdürmektedir. Barışı koruma operasyonları kimi zaman çözülmemiş
çatışmalar bırakıldığı için eleştirilmektedir. Barışı koruma uzun vadede kaçınılmaz
olarak bozulacak istikrarsız bir statükonun korunmasından etkilenebilir. Bununla
birlikte, hemen kalıcı bir çözüm bulmanın yolunu göstermek barışı koruma
güçlerinin işi değildir. Hedef, politikacılar ve diplomatlara kalıcı bir barış sağlama
şansı vermek için durumu dengede tutmaktır. “Barışı koruma”, “barışın tesisi”,
“çatışma önleme” gibi kavramlar, amacı ve boyutu farklı olan barış operasyonlarıyla
eşgüdüm halinde çalışmak amacıyla geliştirilmiştir. Barışı koruyanlar istikrarlı bir
ortam yaratırken, çatışmayı önleyip barışı sağlayanlar ve çatışma sonrası barışı tesis
edenler uzun vadeye, diplomatik yöne, sürdürülebilir barış için gerekli koşulların
yaratılmasına yardım etmeye odaklanır.
AB ülkeleri BM yönetimindeki harekâtlar dışında, harekât başlatma konusunda
BM Güvenlik Konseyi kararı içeren ya da içermeyen dört seçeneğe sahiptir.
Bunlardan ilki, AB kuvvetlerinin kullanılmasına yol açmayacak olan ve bireysel
çıkarlar doğrultusunda yürütülen tek taraflı bir harekâttır (Falkland Adaları gibi
Đngiliz topraklarına tekrar yapılacak bir saldırı gibi). Đkinci seçenek, 2003 Irak
Savaşı örneğindeki gibi bir geçici koalisyondur. Üçüncüsü, hem Avrupa hem de
Amerikan çıkarlarının riske girmesi nedeniyle, NATO’nun kullanılacağı, Atlantik
ötesi çıkarların ortak olduğu durumlardır (NATO’nun 1999 Kosova ve 2011 Libya
müdahaleleri gibi). Son seçenek ise yine siyasal fikir birliğinin oluştuğu ancak ABD
çıkarlarını doğrudan ilgilendirmeyen anlaşmazlıklarda, AB kuvvetlerinin kullanılma
olasılığı olan durumlardır (AB’nin Haziran 2003’te Kongo Demokratik
Cumhuriyeti’nde yürüttüğü ve NATO olanak ve yeteneklerinin kullanılmadığı
Artemis Harekâtı gibi).
AB, BM’yle ilişkilerini Javier Solana’nın hazırladığı Avrupa Güvenlik
Stratejisi’nde vurgulanan “etkili çok taraflılık” ilkesi çerçevesinde geliştirmektedir.
Buna göre, AB askeri operasyonları meşru bir zeminde BM Şartı’na aykırı
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
57
olmayacak şekilde yürütülmelidir. Ancak AB soykırım ya da toplu katliamlar gibi
olağanüstü durumlarda, BM Güvenlik Konseyi kararı olmasa bile askeri güç
kullanabilecektir. Çünkü artık AB karar alıcıları, özellikle Balkanlarda olabilecek
yeni katliamlara seyirci kalmayı istememekte ve acil durumlarda ABD ya da NATO
müdahalesi yerine, doğrudan AB öncülüğünde operasyonlar düzenlemeyi
hedeflemektedir.
Kaynakça
Ahtisaari, Martti, “Çok Taraflılığın Akılcılığı”, Nicole Gnesotto (der.), AB
Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları,
2005.
“Birleşmiş Milletler Barış Gücü”, M5 Savunma ve Silah Sistemleri, Eylül 1984,
Sayı: 6.
Bozkurt, Enver, Birleşmiş Milletler Sisteminde Kuvvet Kullanımı, Ankara, Nobel
Yayıncılık, 2003.
Brok, Elmar ve Gresch, Norbert, “Aktörler ve Tanıklar”, Nicole Gnesotto (der.), AB
Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları,
2005.
Chesterman, Simon, Just War or Just Peace? Humanitarian Intervention and
International Law, Oxford, Oxford University Press, 2001.
“Council Joint Action 2003/423/CFSP of 5 June 2003 on the European Union
Military Operation in the Democratic Republic of Congo”, Official Journal of
the European Union, 11 June 2003.
Council of the European Union: A Secure Europe in A Better Wold: European
Security Strategy, Brussels, 12 December 2003.
Council of the European Union: “EU Battlegroups”, Factsheet, February 2007,
http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/Battlegroups_
February_07-factsheet.pdf, (18.02.2012).
Council of the European Union: “EU Operations”, http://www.consilium.
europa.eu/eeas/security-defence/eu-operations?Lang=en, (25.02. 2012).
Çelik, Edip F., Milletlerarası Hukuk, Birinci Kitap, Đstanbul, Đstanbul Üniv. Huk.
Fak. Yay. 1969.
Genç, Mehmet, Birleşmiş Milletler ve Uzmanlık Örgütleri, Bursa, Uludağ
Üniversitesi Yayını, 2002.
Gnesotto, Nicole, “AGSP: Sonuçlar ve Beklentiler”, Nicole Gnesotto (der.), AB
Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları,
2005.
58
ÜMĐT ÇELĐK
Haine, Jean Yves, “Tarihsel Bir Perspektif”, Nicole Gnesotto (der.), AB Güvenlik
ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2005.
Hay, William Anthony ve Sicherman, Harvey, “Europe’s Rapid Reaction Force:
What, Why, and How?”, A Newsletter of Foreign Policy Research Institute,
Volume 2, Number 2, February 2001.
Howorth, Jolyon, “Britain, France and the European Defence Initiative”, Survival,
Vol: 42, No: 2, Summer 2000.
“Joint Declaration Issued at the British-French Summit”, Saint Malo, 3-4 December
1998.
Kerashvili, Ketevan, “The EU Commitment to the UN Peacekeeping: Priorities and
Perceptions”,
11-14
July
2011,
http://www.peacekeepingcostis0805.eu/siteweb/images/ACTIVITIES/Publications/Ketevan%20Kerashv
ili%20-%20perceptions.pdf, (15.06. 2012).
Layne, Christopher, “Continental Divide: Time to Disengage in Europe”, The
National Interest, No: 13, Fall 1988.
Layne, Christopher, “Death Knell for NATO? The Bush Administration Confronts
the European Security and Defense Policy”, Policy Analysis, 4 April 2001.
Missiroli, Antonio, “From Copenhagen to Brussels European Defence: Core
Documents”, Chaillot Paper 67, Volume: 4, EU Institute for Security Studies,
Paris, December 2003.
Novosseloff, Alexandra, “UN-EU Cooperation in the Field of Peacekeeping:
Challenges
And
Prospects”,
http://www.globalgovernance.
eu/images/ggi_analysis_eu_un_cooperation_novosseloff_2012.pdf,
(15.06.
2012).
O'Connell, Mary Ellen, “The UN, NATO, and International Law After Kosovo”,
Human Rights Quarterly, 2000.
Ortega, Martin, “Military Intervention and the European Union”, Chaillot Paper 45,
Institute for Security Studies of WEU, Paris, March 2001.
Ortega, Martin, “Petersberg’in Ötesi: AB Askeri Kuvvetleri’nin Misyonları”, Nicole
Gnesotto (der.), AB Güvenlik ve Savunma Politikası Đlk Beş Yıl, Đstanbul,
Tasam Yayınları, 2005.
“Presidency Conclusions”, Helsinki European Council, 10–11 December 1999.
Pubantz, Jerry ve Moore, John Allphin, “Zamanların En Đyisi Zamanların En
Kötüsü: Birleşmiş Milletler’in Ortadoğu Kaderi”, Bülent Aras (der.), Irak
Savaşı Sonrası Ortadoğu, Đstanbul, Tasam Yayınları, 2004.
Report of the International Commission on the Balkans: Unfinished Peace,
Washington D.C., Carnegie Endowment for International Peace, 1996.
ASKERĐ MÜDAHALELER VE AVRUPA BĐRLĐĞĐ – BĐRLEŞMĐŞ MĐLLETLER…
59
Sar, Cem, “Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararlarının Hukuki Değeri”, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt: 21 Sayı: 4, 1966.
Schvok, René, “How Europe’s Experts See the Outlook for UN Reform”, Autumn
2006,
http://www.europesworld.org/NewEnglish/Home_old/
Article/tabid/191/ArticleType/articleview/ArticleID/20639/language/en-US
/Default.aspx, (25.06.2013).
Simma, Bruno, “NATO, the UN and the Use of Force: Legal Aspects”, The
European Journal of International Law, Vol. 10, 1999.
Stromseth, Jane, “Rethinking Humanitarian Intervention: The Case for Incremental
Change”, Humanitarian Intervention: Ethical, Legal, and Political
Dilemmas, Cambridge, Cambridge University Press, 2003.
Tardy, Thiery, “UN-EU Relations in Military Crisis Management:
Institutionalization and Key Constraints”, Studia Diplomatica, Vol. LXII, No:
3, 2009.
Tardy, Thiery, “The Challenges of EU-UN Cooperation in Peace Operations”,
Cooperation in Peace Operations: The United Nations and Europe,
Favorita Papers No:3, http://www.bmlv.gv.at/pdf_pool/ publikationen/16
_ipa_2003.pdf, (15.06.2012).
Tardy, Thiery, “United Nations-European Union Relations in Crisis
Management”, http://www.challengesforum.org/cms/images/doc/UN-EUCo
operation_Oct2008(2).doc+United+Nations++European+Union+Relations
+in+Crisis+Management+Thierry+Tardy&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid,
(15.
06.2012).
The European Community: “About the EU at the UN”, http://www.europaeu.un.org/articles /articleslist_s30_en.htm, (25.02.2012).
The European Community: “EU and UN Reinforce Cooperation on Peacebuilding
and Mediation”, http://www.europa-eu-un.org/articles/ articleslist_s62_en.htm,
(25.02.2012).
The
European Community: “EU-UN Relations”,
org/articles/ articleslist_s62_en.htm, (25.02.2012).
Tomuschat, Christian, “Uniting For
pdf/ha/ufp/ufp_e.pdf (25.06.2013).
Peace”,
http://www.europa-eu-un.
http://untreaty.un.org/cod/avl/
“Treaty of Lisbon Amending the Treaty on European Union and the Treaty
Establishing the European Community Signed at Lisbon”, 13 December 2007,
Official Journal of the European Union, Vol. 50, 17 December 2007.
UK Foreign & Commonwealth Office: “ESDP Operations”, http://www.
fco.gov.uk/servlet/Front?Pagename=OpenMarket/Xcelerate/ShowPage&c=Pag
e&cid=1077042145284, (13.03.2008).
60
ÜMĐT ÇELĐK
UNDP: “BM Barış Gücü”, http://undp.un.org.tr/unic_tursss_baris_gucu. htm,
(02.02.2008).
United Nations Peace Keeping, New York, UN Publications, 2000.
United Nations Security Council: “An Agenda for Peace Preventive Diplomacy,
Peacemaking and Peace-keeping”, Report of the Secretary-General
Pursuant to the Statement Adopted by the Summit Meeting of the Security
Council on 31 January 1992, http://www.un.org/Docs/SG/ agpeace.html,
(11.02.2008).
United Nations Security Council: “European Union-United Nations Relations Come
of Age”, http://www.un.int/france/pdf/fiche1.pdf, (25.02. 2012).
United Nations Security Council: “UN Peacekeeping Operations”, Background
Note, 30 November 2007, http.www.un.org/Depts/dpko/ dpko/bnote.htm,
(11.02.2008).
Yıldız, Yavuz Gökalp, Stratejik Vizyon Arayışları ve Türkiye, Đstanbul, Der
Yayınları, 2001.
“Yirmi Birinci Yüzyıl’da Barış Operasyonları”, http://www.voanews.com/
turkish/archive/2007-03/2007-03-04-voa3.cfm, (11.01.2008).
Wessels, Wolfgang ve Bopp, Franziska, “The Institutional Architecture of CFSP
After the Lisbon Treaty –Constitutional Breakthrough or Challenges Ahead?”,
Challange Liberty& Security, Vol. 10, 2008.
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt:12, No:2 (Yıl: 2013), s.61-80
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS
A MIXED TREATY OF EU:
A HEADACHE FOR TURKEY?
Ulaş GÜNDÜZLER*
Abstract
International agreements and treaties concluded by EU constitute parts of
acquis communautaire. Therefore Member States are expected to take all the
relevant measures to enable EU to fulfil its obligations arising out of the agreements
and treaties it concluded. United Nations Convention on Law of Sea (UNCLOS) is a
mixed treaty that had to be concluded by EU and all of its Member States jointly as
a result of complicated nature of EU’s competence. As a mixed treaty of EU, it
constitutes a part of acquis. Before acceding to EU, candidate states are expected to
acquire acquis. Turkey has been negotiating to accede to EU. However she is not
only a non-party to UNCLOS, but also a persistent objector to its certain provisions
due to Aegean Sea dispute with Greece. Turkish perspective to EU membership
raises the question whether she is under a legal obligation to ratify UNCLOS to be
considered to have acquired acquis in its full sense.
Keywords: Mixed Treaty, UNCLOS, EU, Competence, Aegean Sea.
Özet
Avrupa Birliği tarafından akdedilmiş uluslararası anlaşmalar ve andlaşmalar
acquis communautaire yani AB müktesebatının bir parçasını teşkil etmektedir.
AB’nin akdettiği bu anlaşma ve andlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine
getirebilmesi için, üye devletler gerekli tüm tedbirleri almak zorundadırlar.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) gibi bazı uluslararası
andlaşmalar, AB’nin yetkisinin karmaşık karakteri nedeniyle, hem AB hem de üye
devletler tarafından birlikte akdedilmekte, bu nedenle karma andlaşmalar olarak
nitelendirilmektedirler. Karma andlaşmalar da AB müktesebatının bir parçasını
teşkil etmektedir. AB üyeliğinin gerçekleşebilmesi için, Türkiye gibi aday
devletlerin müktesebatı kabul etmeleri gerekmektedir. Ege Denizi’nde, Yunanistan
ile Türkiye arasında mevcudiyetini koruyan hukuki uyuşmazlıklar nedeniyle,
Türkiye BMDHS’ne taraf olmamış, hatta bu sözleşmenin bazı hükümleri için ısrarlı
redci konumuna gelmiştir. AB üyeliği perspektifi, Türkiye’nin müktesebatı tam
*
Ass. Prof. Dr., Eastern Mediterranean University, Faculty of Law.
ULAŞ GÜNDÜZLER
62
anlamıyla kabul etmiş sayılması için, BMDHS’ne taraf olma zorunluluğunun olup
olmadığı konusunu gündeme getirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Karma Andlaşma, BMDHS, AB, Yetki, Ege Denizi.
Introduction
Turkey has established a special relation with European Union (EU) since
1960’s, by concluding an association agreement with the (then) European Economic
Community (EEC). The association agreement, also called Ankara Agreement, is
still in force today and has mainly aimed to achieve economical integration of
Turkey and the Community/Union. Ankara Agreement, inspired by the Treaty of
Rome, includes not only the provisions regarding the establishment of a customs
union between Turkey and the Community/Union, but also the principles governing
the free movement of other factors of production (i.e. persons-capital-services). It
also has provisions regarding the transportation, competition and agriculture. By
enabling the harmonization of laws and the economical policies, the agreement
provides Turkey with the opportunity to become a member of the
Community/Union. Even though, the agreement does not provide an automatic
accession to the Community/EU, it allows gradual integration to the
Community/Union system1. Due to the economic and political changes both in
Europe and Turkey, Turkey decided to apply for the membership of three
Communities2 in accordance with the articles regulated in the treaties of each
Community that allowed any European state to join. In other words, instead of
waiting for the Ankara Agreement to lead Turkey to European Communities
membership gradually, she initiated the relevant proceeding to become a member by
applying directly for the membership in 19873.
In 1999, years after the application of Turkey, European Council decided in
Helsinki Summit that, Turkey was a candidate state to join the European Union on
the basis of Copenhagen Criteria4. Upon the report of Commission confirming that
1
Article 28 Ankara Agreement states “As soon as the operation of this Agreement has
advanced far enough to justify envisaging full acceptance by Turkey of the obligations arising
out of the Treaty establishing the Community, the Contracting Parties shall examine the
possibility of the accession of Turkey to the Community.”
2
European Economic Community, European Coal And Steel Community and European
Atomic Energy Community.
3
For detailed analysis of reasons regarding Turkish application for full membership to
European Communities see S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği ve Türkiye, Istanbul, Beta,
2005, p. 715-719.
4
Copenhagen Criteria were first established by the European Council in 1993 and became the
preconditions for a European state to begin the membership negotiations with the European
Union. Copenhagen Criteria requires the applicant states, to have stabilized institutions to
ensure “democracy, the rule of law, human rights and protection of minorities”, “a
functioning market economy together with the capacity to cope with the competitive pressures
and market forces within the Union” and finally “the ability to take on the obligations of
membership, including adherence to the aims of political, economic and monetary union.”
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
63
Turkey met the Copenhagen Criteria sufficiently, European Council decided in 2004
that the negotiations with Turkey be opened on 3 October 20055. During the
negotiations, like any other European States, Turkey is expected to implement EU
Law (Acquis Communautaire).
Turkey is not only expected to implement EU law but also to improve its
relations with the neighbouring states. European Council, in June 2006, asked
Turkey “to complete fulfilment of the Copenhagen criteria, including the
commitment to good neighbourly relations”6. Aegean Sea Dispute is one of the most
important obstacles before Turkey in establishing good neighbourhood relations.
Aegean Sea Dispute arises from the conflicting claims of Turkey and Greece (a
member of EU) over the maritime zones of Aegean Sea.
Even before the negotiations between Turkey and EU began, European Council
in Helsinki had emphasized “the principle of peaceful settlement of disputes in
accordance with the United Nations Charter” and asked the candidate states “to
resolve any outstanding border disputes and other related issues”. According to
European Council, the candidate states failing to resolve the border issues should
bring the dispute before the International Court of Justice within a reasonable time7.
Until today, a solution has not been reached between Turkey and Greece. Therefore,
Aegean Sea Dispute which is the border dispute between Turkey and Greece is
expected to be solved before International Tribunals.
If the issue is brought before an International Tribunal, principles of Law of
Sea will be applied. However, the principles of Law of Sea consist mainly of
customary law. Even though United Nations Convention on Law of Sea (UNCLOS)
signed in 1982, which attempted to codify these principles, not every state is a party
to this convention8. However some of its provisions that constitute customary
Koen Lenaerts and PietVan Nuffel, European Union Law, London, Sweet & Maxwell, 2011,
p. 93.
5
BRUSSELS EUROPEAN COUNCIL - 16/17 DECEMBER 2004 - PRESIDENCY
CONCLUSIONS,
<http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/83201.pdf> (last
visited 18 July 2012).
6
BRUSSELS EUROPEAN COUNCIL – 17 JULY 2006 - PRESIDENCY CONCLUSIONS
at 54, <http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/90111.pdf>
(last visited 18 July 2012).
7
HELSĐNKĐ EUROPEAN COUNCIL – 10/11 DECEMBER 1999 – PRESĐDENCY
CONCLUSIONS,
at
4.
<http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/en/ec/acfa4c.htm>
(last
visited 18 July 2012).
8
Peter Malanczuk, Akehurst’s Modern Introduction to International Law, New York,
Routledge, 1997, p. 173-175. First attempt to codify customary rules on law of sea was
United Nations Conference on Law of Sea, which led four Geneva Conventions, namely 1958
Convention on Territorial Sea and Contiguous Zone, 516 UNTS 205; 1958 Convention on
High Seas, 450 UNTS 11; 1958 Convention on Fishing and Conservation of the Living
Resources of High Seas, 559 UNTS 285; 1958 Convention on Continental Shelf, 499 UNTS
ULAŞ GÜNDÜZLER
64
international law are applicable to non-party states unless those states are persistent
objector that is to say unless those states have expressly and continuously rejected
the rule since the beginning of its evolvement9.
Greece is a party to UNCLOS. Not only Greece, but also the European Union
is a party to UNCLOS. However, due to the Aegean Sea dispute, Turkey refuses to
sign and ratify the said convention. She is also a persistent objector to the rules of
UNCLOS regarding the delimitation of maritime zones and the islands having
maritime zones etc. As EU is also a signatory to UNCLOS, this treaty became an
integral part of EU Law. Therefore it is vital to analyze the status of UNCLOS in
EU Law in order to determine whether Turkey has to ratify UNCLOS to achieve the
full implementation of the Acquis.
In this article, reasons behind the Aegean Sea Dispute and the Turkish position
regarding the UNCLOS provisions are explained in the first place. As UNCLOS has
to be ratified by both EU and Member States as a consequence of extraordinary
nature of EU competence, the article also attempts to explain the principles
governing EU competence in concluding international agreements. The agreements
have to be concluded by EU and Member States jointly, namely the mixed
agreements are also focused in the article. Finally the mixed treaty character and the
status of UNCLOS will be discussed to determine whether Turkey, as a candidate
state, is under an obligation to ratify it in order to achieve the full implementation of
Acquis.
Aegean Sea Dispute
Aegean Sea is a semi-enclosed sea10 between mainland Turkey and mainland
Greece where many small islands and islets are found. These islands and islets are
the main reasons of the dispute between Turkey and Greece. There are many islands
over which Greece claims sovereignty even though these islands are natural
prolongation of Anatolia and are surrounding western coast of Turkey. Some of
those islands were ceded by Greece with international agreements, but Turkey
claims sovereignty on some other islands like Kardak/Imia. The sovereignty claims
are not the only reason of Aegean Sea Dispute. The islands surrounding Western
Anatolia, on which Turkey does not claim sovereignty, constitutes a “wall that
311. However there were some issues which could not be agreed in this conference and new
customary rules emerged in time requiring a new convention. The second conference was also
unable to meet the expectations. In 1982, the third conference was able to draw a
comprehensive convention on law of sea, namely United Nations Convention on Law of Sea,
21 ILM 1261 (1982) which entered into force in 1994. In order to secure the ratification of
States like USA, a supplementary agreement was adopted modifying the rules of Convention
on deep sea mining.
9
ibid, 48.
10
Article 122 UNCLOS defines enclosed or semi-enclosed sea as “a gulf, basin or sea
surrounded by two or more States and connected to another sea or the ocean by a narrow
outlet or consisting entirely or primarily of the territorial seas and exclusive economic zones
of two or more coastal States”.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
65
closes Anatolia to the Aegean”11. The existence of these Greek islands causes
different claims regarding the maritime zones in the eastern Aegean Sea.
Greece has taken the view that the only unresolved issue is the delimitation
of continental shelves while Turkey contends that the width of the territorial waters
is also an issue. Even though territorial waters of both countries regarding the
adjacent coasts have been delimited, there is not such an agreement regarding the
delimitation between the opposite coasts of Turkey and Greek islands12. Breadth of
the territorial waters is considered to be the most important issue by Turkey as it is
related with navigational freedoms. Greece has declared 6 nautical miles around her
islands in Aegean Sea. However she reserved the right to increase the width of the
territorial waters up to 12 nautical miles in accordance with the UNCLOS.
UNCLOS allows the state parties to declare territorial waters up to 12 nautical miles
from the baselines. Turkey objected insistently to such an expansion of the territorial
waters around Greek islands, as it would allow the Greek territorial waters to replace
high seas in the Southern Aegean Sea limiting the right of navigation of Turkish and
other nations’ vessels to the innocent passage13.
Issue of continental shelf in Aegean Sea was taken to International Court of
Justice in 1976 after both Turkey and Greece attempted to grant permission for oil
extraction on the Aegean continental shelf. Greece applied to International Court of
Justice unilaterally and asked the court to determine the rules to be applied to the
delimitation of continental shelf between Turkish coast and the Greek islands in
eastern Aegean Sea. In other words, the issue raised by Greece before the Court, was
not related with delimiting the whole of the continental shelf. Instead, Greece argued
that delimitation was required for only the part of continental shelf that lied between
Turkish coast and Eastern islands as she considered the rest of the continental shelf
was under Greek sovereignty14. Considering the objections raised by Turkey
regarding its jurisdiction, International Court of Justice rejected the case stating that
it did not have any jurisdiction on the case15.
As the case was rejected by the Court, the dispute remained unresolved.
Based on article 121 of UNCLOS, Greece claims that the islands can have
continental shelf as long as they sustain human habitation or economic life.
According to Greece, the islands under the Greek sovereignty constitute parts of the
11
Ali Kurumahmut, “opening speech”, 2nd National Symposium On the Aegean Islands, 2-3
July 2004, Gökçeada-Çanakkale, 1 <http://www.tudav.org/new/pdfs/2.EgeAdalari.pdf> (last
visited 18 July 2012).
12
For delimitation of territorial waters in Aegean Sea, see Aydoğan Özman, Deniz Hukuku
I, Ankara, Turhan Kitabevi, 2006, p. 346-348.
13
Jon M.Van Dyke, “An Analysis of the Aegean Dispute Under International Law”, Ocean
Development And International Law, Volume 36, No I, 2005, p. 83.
14
Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri II. Kitap Ankara, Turhan Kitap Evi,
1999, p. 402-405.
15
For the detailed analysis on the development of the dispute before the International Court of
Justice see Aurelia A. Georgopoulos, “Delimitation of the Continental Shelf in the Aegean
Sea”, Fordham International Law Journal, Volume 12, No I, 1988, p. 91-97.
66
ULAŞ GÜNDÜZLER
Greek territory. Therefore, in order to safeguard the integrity of Greek territory, the
continental shelf lying between mainland Greece and Eastern Aegean islands
belongs to Greece. In other words, Greece argues that the elongation of Turkish
continental shelf towards the west of Eastern Aegean islands means the division of
Greek territory with the Turkish territory. Therefore, the continental shelf that is
subject to delimitation should be the region between Eastern Aegean islands and
Turkish coast. Greece also states that the delimitation of the mentioned region must
be done in accordance with the principle of equidistance16.
On the other hand, Turkey argues that all the conventions and international
customary law requires the continental shelf to be delimited with an agreement. In
case an agreement cannot be achieved, the delimitation must be done in accordance
with the principle of equity considering the special circumstances. According to
Turkish view, Aegean Sea is a semi-closed sea with many islands on it, can be
considered as a special circumstance. Besides she argues that, continental shelf is a
concept based on geographical features. The Eastern Aegean islands are located on
the natural prolongation of Turkish territory. Therefore they should not separate
continental-shelf.17
Turkey avoided signing and ratifying UNCLOS, as the convention did not
allow any reservations. Even though, some UNCLOS provisions could be
interpreted in parallel with the Turkish arguments, it is not clear whether an
international Tribunal will do so18.
In order to determine whether there is a legal obligation for the candidate states
to ratify UNCLOS before acquiring the EU membership, the status and the place of
international agreements within the EU legal system must be contemplated.
Competence of EU to Conclude International Agreements
As a subject of international law, EU has the legal capacity to conclude
international agreements. However, under international law only states have
unlimited international personality and therefore unlimited capacity to enter into
international obligations. International organizations are generally supposed to have
limited capacity under international law as they can act within the limits of their
competences granted to them by the member States. Therefore their conclusion of
16
Gökhan Yaşar Duran and Çağdaş Evrim Ergün, Uluslararası Hukukta Adalar, Kocaeli,
Çakmak Yayınevi, 2011, p. 250-254.
17
Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri II. Kitap, p. 407.
18
For Turkish interpretation of UNCLOS and position of Turkey see Aydoğan Özman, Deniz
Hukuku I, p. 42-50. Turkey claims that the application of UNCLOS provision regarding the
width of territorial waters, in the semi-enclosed seas like Aegean Sea, would be contrary to
the principle enshrined in article 300 that prohibits the abuse of rights. Turkey also contends
that principle of equity foreseen in the articles of UNCLOS regarding the delimitation of
continental shelf and exclusive economic zone is applicable also in the delimitation of
territorial waters between the adjacent and opposite coasts. Turkey claims that, principle of
equity may prevent the application of the UNCLOS provision allowing the islands to have
maritime zones.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
67
international agreements beyond their competences is considered to constitute ultra
vires act19. EU law reflects this approach. The agreements concluded by EU are acts
of the institutions. Those agreements form parts of EU law, therefore the
interpretation of their provisions falls within the jurisdiction of Court of Justice of
the European Union (CJEU)20. Also, validity of the act by which an institution
concluded the international agreement can be challenged before CJEU either by an
action for annulment in accordance with article 263 Treaty on Functioning of
European Union (TFEU) (ex 230 EC)21 or by the preliminary ruling procedure in
accordance with article 267 TFEU (ex 234 EC)2223. In case the institution acts
contrary to the Treaty rules on the competence, CJEU can annul the act by which the
international agreement was concluded. In other words, EU can conclude an
international agreement, only if it is empowered to do so by the Treaties. Therefore
before concluding an international agreement, EU must determine whether it has
external competence (competence to conclude international agreements and treaties)
on the subject matter of the international agreement.
The external competence of EU is regulated mainly in TFEU. TFEU
sometimes expressly grants external competence to the EU on an issue. Union can
exercise its explicit external competence even where there are no rules enacted by
EU on that issue24. However, EU can conclude an international agreement on an
issue even if there is no specific TFEU provision granting the relevant competence
19
Eva Steinberger, “The WTO Treaty as A Mixed Agreement: Problems with the EC’s and
the EC Member States’ Membership of the WTO”, European Journal of International Law
Volume 17, No 4, 2006, p.840-843. Considering the rights of other parties of the agreement,
Steinberger objects to such an approach. She cites articles 27 and 46 of 1986 draft Vienna
Convention of the Law of Treaties between States and International Organization or between
International Organizations (1986 Vienna Convention). She argues that even though
mentioned convention has never entered into force, its articles 27 and 46 are worded same as
the articles of the 1969 Vienna Convention of the Law of Treaties between States, 8 ILM 679
(1969) therefore are the mere reflection of international customary law. Article 46 prevents
the parties of a treaty to avoid fulfilling its obligations based on the violation of its internal
rules regarding competence to conclude the Treaty as long as such violation is not manifest
and fundamental.
20
See Case 181/73, R. & V. Haegeman v Belgian State, ECR 00449, para 4-6.
21
Art. 263 TFEU grants CJEU with the jurisdiction to “review the legality of legislative acts,
of acts of the Council, of the Commission and of the European Central Bank, other than
recommendations and opinions, and of acts of the European Parliament and of the European
Council intended to produce legal effects vis-à-vis third parties. It shall also review the
legality of acts of bodies, offices or agencies of the Union intended to produce legal effects
vis-à-vis third parties.”
22
Art. 267 TFEU grants CJEU with the jurisdiction to “give preliminary rulings concerning
the interpretation of the Treaties; the validity and interpretation of acts of institutions, bodies,
offices or agencies of the Union” upon the request of a tribunal or a court of a Member State,
where such interpretation or the assessment of validity of the mentioned acts is neccassary for
the tribunal or the court of the Member State to give a judgement in the case pending before it.
23
Koen Lenaerts and Piet Van Nuffel, European Union Law, p. 872-873.
24
Koen Lenaerts and Piet Van Nuffel, European Union Law, p. 1015.
68
ULAŞ GÜNDÜZLER
to it explicitly. EU can conclude such an agreement in accordance with article 216/1
TFEU which codifies the implied competence doctrine. Article 216 does not grant
EU open ended competence to conclude international agreements. Instead it sets the
limits of the implied competence of EU.
In the absence of an explicit external competence, EU can conclude an
international agreement if a legally binding Union act provides the relevant
competence or concluding the agreement “is necessary in order to achieve, within
the framework of the Union’s policies, one of the objectives referred to in the
Treaties (...) or is likely to affect the common rules or alter their scope”. This
provision of TFEU is a codification of the Court of Justice of European Union
(CJEU) precedent. Therefore, to determine the extent of EU’s implied external
competence, the case law of CJEU must be considered.
When the verdict of CJEU is considered in ERTA25 case, it can be concluded
that, once European Union enacts in a certain area exercising its internal
competence, Member States may lose their competence to conclude an agreement in
this area. CJEU clarified that, for EU to conclude an international agreement, the
relevant competence is not necessarily derived from the Treaty provisions regulating
the external competence of EU. According to CJEU, the external competence may
also be derived from the measures adopted by EU that exercised its internal
competence26. The CJEU verdict in this case is also the source of TFEU provision
which says that “concluding the agreement … is likely to affect common rules or
alter their scope”. The case was about whether EU or the Member States should
conclude the international agreement on working conditions in international road
transport. Before the conclusion of the agreement, EU harmonized the Member
States’ legislation on the issue. If Member States had been allowed to conclude the
mentioned agreement, the harmonizing rules enacted by EU would have been
affected or their scope would have changed. Consequently, Member States would be
able to avoid their obligations arising out of secondary Union law by concluding
international agreements with the third states27.
Where EU is found to have external competence on a matter, it must be
determined whether this external competence is exclusive or shared. When the
external competence of EU on a matter is exclusive, Member States are not allowed
to enter into any international agreement on that matter. Therefore, EU can conclude
the international agreements on its own on that matter. On the other hand, where EU
shares an external competence in a field with Member States, both the Member
States and EU can conclude an international agreement on that field. In such a case,
the conclusion of the agreement may require the joint action of EU and member
states.
25
Case C-22/70, Commission of the European Communities v Council of the European
Communities – European Agreement on Road transport, [1971] ECR 263.
26
Ibid, para 16.
27
Koen Lenaerts and Piet Van Nuffel, European Union Law, p. 1017.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
69
Article 3/1 TFEU grants the Union exclusive internal competence in a number
of areas. These areas are customs union, monetary policy for the Member States
whose currency is the euro, common commercial policy, the conservation of marine
biological resources under the common fisheries policy and the establishment of the
competition rules for the functioning of internal market. However, exclusive
external competence has been explicitly provided only in the areas of common
commercial policy and monetary policy. In addition to these areas, article 3/2 TFEU
grants exclusive competence to EU “in concluding an international agreement when
its conclusion is provided for in a legislative act of Union or it is necessary for the
Union to exercise its internal competence or insofar as its conclusion may affect
common rules or alter their scope”. Considering the wording of article 216 TFEU
and article 3 TFEU together with the CJEU case law, it can be concluded that, EU
has exclusive external competences only in the areas of common commercial policy,
monetary policy and in the areas where it has implied external competences.
Consequently, all the explicit external competences, stated in the Treaties other than
the ones for common commercial policy and monetary policy, are shared
competences of the Union28.
Mixed Agreements of EU
As stated earlier, before concluding an international agreement, EU must be
granted external competence on the subject matter of the agreement. Where the
subject matter of the agreement falls within the competence of EU exclusively, the
agreement can be concluded by EU on its own. However, there are also some
agreements that must be concluded by both EU and the Member States jointly. The
agreements, which require the joint action of EU and Member States to be
concluded, are called mixed agreements. Obligations arising under mixed
agreements are divided between EU and the Member States29.
Leal-Arcas mainly underlines three different cases where the conclusion of an
international agreement requires the participation of both EU and Member States.
The first case is the one where, some of the matters regulated by the international
agreement falls within the exclusive competence of EU, while the others fall within
competence of Member States. Such an international agreement can theoretically be
divided into two separate agreements for one of which EU is responsible while
Member States are responsible for the other one. In other words, the obligations
arising out of such an agreement can easily be divided between EU and Member
States. In the second case, an agreement is concluded as a mixed agreement, if its
enforcement, implementation or financing requires the participation of the Member
States. In the final case, the matters regulated by the international agreement fall
within the shared competence of EU. It may not be possible to divide such an
28
For detailed analysis of Union’s external competences Damian Chalmers et al, European
Union Law, New York, Cambridge University Press, 2010, p. 637-648.
29
Case law analysis by Paul James Cardwell and Duncan French, “Who Decides? The ECJ’s
Judgment on Jurisdiction in Mox Plant Dispute”, Journal of Environmental Law, Volume
19, No I, 2007, p.123.
70
ULAŞ GÜNDÜZLER
agreement into two different agreements. Such an agreement may cause uncertainty
for the third parties in determining whether EU or Member States should be kept
liable for the violations30.
In line with the principle regarding the protection of the other parties’ rights,
CJEU, in its precedent, emphasized the obligations of Member States to ensure the
unity in international representation of EU, where the subject matter of the
international agreement to be concluded falls partly in EU competence and partly in
Member States competence. In order to ensure the unity in representation of EU,
Member States are expected to cooperate with EU in both the conclusion of the
agreement and fulfilment of the obligations arising out of it31. The same cooperation obligation also exists in the conclusion of an international agreement
subject matter of which falls within the shared competence of EU32.
However, CJEU distinguished the co-operation obligation from the question of
competence in its opinion regarding the conclusion of Agreement establishing the
World Trade Organization (WTO)33, its annexes General Agreement on Trade in
Services (GATS)34 and Agreement on Trade Related Aspects of Intellectual
Property Rights (TRIPs)35. Commission sought the opinion of CJEU on the ability of
EU to conclude those agreements on its own. Commission argued that, recognizing
the shared competence of EU in concluding those agreements could undermine the
EU’s unity of action in the international sphere. After finding that EU shares
competence with member states in concluding those agreements, CJEU responded to
the Commission’s concern, stressing that the problems regarding implementation of
an international agreement entered into by EU and Member States jointly and the
need to unity of action could not affect the division of competence36. In short, where
EU does not have exclusive external competence on a field, the conclusion of an
international agreement on that field requires the consents of member states in
addition to EU consent.
A subject of international law assumes rights and obligations from provisions
of international agreements, if it consented to them. Through the glasses of EU law,
where an international agreement is concluded by Member States and EU jointly,
EU is considered to have consented to those provisions which fall within its
competence. However, through the glasses of international law, a party to an
international agreement is considered to have consented to all of its provisions
unless it formulates a reservation or the other parties agree to the partial consent37.
30
Rafael Leal-Arcas, “The European Community and Mixed Agreements”, European
Foreign Affairs Review, Volume 6, No 4, 2001, p. 489-92.
31
Case C-246/07, European Commission v Sweden, [2010] ECR-I 03317, para 73 and 75.
32
Opinion 1/08 [2009] ECR I-11129, para 136.
33
Agreement Establishing World Trade Organization, 15 April 1994, 33 ILM 1144 (1994).
34
General Agreement on Trade in Services, 15 April 1994, 33 ILM 1167 (1994).
35
Agreement onTrade-related Aspects of Intellectual Property Rights Agreement, 15 April
1994, 33 ILM 1197 (1994).
36
Opinion 1/94 [1994] ECR I-05267, para. 106-107.
37
Eva Steinberger, “The WTO Treaty as A Mixed Agreement: Problems with the EC’s and
the EC Member States’ Membership of the WTO”, p. 843.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
71
There are some treaties which allow intergovernmental organizations to
consent to only some of their provisions. However, such treaties require the
ratification by most of the Member States as a pre-condition for the
intergovernmental organization like EU to sign and become a party to them. Some
writers define such a situation as “partial mixity” which requires stricter
clarifications regarding the division of competence and arrangements for
representation38. Some other writers define such an agreement as incomplete mixed
agreements. No matter what the definition of such an agreement is, it becomes the
integral part of EU law, therefore binding upon all the Member States as they are
under an obligation to co-operate with EU to implement EU’s international
obligations39. In such a situation, the question arises whether EU law allows some
Member States to avoid signing this kind of treaty. As explained, UNCLOS is a
mixed treaty concluded by both EU and the Member States. It required most of the
Member States to become parties to it, before EU ratification. Can a candidate state
like Turkey avoid ratifying UNCLOS before her accession to EU and comply only
with the UNCLOS provisions that fall within EU competence?
Unclos as a Mixed Treaty for EU
During the negotiations carried out for UNCLOS, EU (then European
Economic Community) had only an observer status. In late 1970’s, granting the
status of equal contracting party to EU was objected by many states, as the
competence of EU was not clarified sufficiently in its Treaty. Principles regarding
the division of powers between Member States and EU were evolving by triggering
the fears of dual representation of Member States on some issues and raising the
questions about who would be liable for violations of UNCLOS. These concerns and
fears were overcome by adding Annex IX to the convention. Annex IX allowed
organizations like EU, to which Member States transferred powers regarding the
matters regulated by the Convention, to become a party to UNCLOS. An
organization like EU could only become a party to the convention if most of its
Member States ratified it. Such an organization is also expected to make a
declaration specifying the competences transferred to it by its Member States
regarding the matters governed by UNCLOS. In its declaration, the organization
must specify not only the competences transferred, but also the nature and the extent
of those competences40.
EU (then European Community) concluded UNCLOS and the Agreement
Relating to the Implementation of Part XI by enacting Council Decision 98/392/EC
and depositing its instrument of formal confirmation. EU also deposited an
38
Piet Eeckhout, External Relations of the European Union, (New York, Oxford
University Press 2004), p. 223.
39
Rafael Leal-Arcas, “The European Community and Mixed Agreements”, p. 496.
40
Sonja Boelaert-Suominen, “The European Community, the European Court of Justice and
the Law of Sea”, The International Journal of Marine and Coastal Law, Volume 23, No
4, 2008, p. 663-67.
72
ULAŞ GÜNDÜZLER
instrument of declaration in accordance with the provisions of Annex IX specifying
its competence for the matters regulated in those agreements41.
In its declaration regarding its competence, EU clarified that UNCLOS and the
Agreement relating to the implementation would apply to the territories in which EU
law applied, only on matters for which competences transferred to it by Member
States. However, EU emphasized that continuous development in the scope of the
competence transferred to it, might require amendments or completion of the
declaration. Even though Lisbon Treaty defined the exclusive competence of EU
more specifically, it still grants EU shared competence on some areas. As stated
earlier, once EU exercises its shared internal competence and regulates a field,
Member States’ competence to conclude international agreements on that field may
be pre-empted, resulting with the exclusive external competence for EU. In other
words, as long as the category of shared competence exists within EU law, the scope
of EU competences is subject to continuous development.
According to its declaration, Union had exclusive competence on conservation
and management of sea fishing resources. Union stated that this competence applied
not only to waters under national fisheries jurisdiction but also to high seas. Even
though, EU law provided some administrative sanctions, enforcement of
administrative and penal sanctions laid within the competence of Member States.
The competence regarding flagging and registration of vessels also belonged to
Member States. However Member States could exercise those competences
respecting Union Law42. EC in its declaration listed its competence on parts of
convention related with international trade as its exclusive competence by virtue of
its commercial and customs policy. Article 3 TFEU kept these areas within the
category of exclusive competence.
Declaration of acceptance also specified the matters regulated in the
convention which fell within the shared competence of EU. EU has shared
competence in the area of fisheries where the matter is not related with the
conservation and management of sea fishing sources. EU exemplified research and
technological development and development cooperation in this category. EU noted
that it had enacted some rules regarding maritime transport, safety of shipping and
the prevention of marine pollution, thereby had shared competence as long as the
41
See
<http://www.un.org/Depts/los/convention_agreements/convention_declarations.htm#Europea
n Community Upon signature> (last visited 4 March 2013.)
42
In Case C- 221/89, The Queen v Secretary of State for Transport, ex parte Factortame Ltd
and Others, [1991] ECR-I 3905 UK attempted to prevent Spanish fishermen to have their
fishing vessels registered in UK and benefit from British fishing quotas. UK law required the
fishing vessels to have British owners to be registered as British vessels and benefit from
British quotas. CJEU found that, by requiring the vessels to be owned by British citizens, UK
violated EU law on freedom of establishment. This case was a clear indication that, even if an
area falls within the exclusive competence of Member States, its exercise may still violate EU
law.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
73
provisions of the convention on those matters do not affect the common rules. Once
the provision of the convention or the instruments enacted to implement the
convention affect the EU rules, the EU is considered to have exclusive competence.
Considering the declaration made by EU regarding its competence, it can be
concluded thatUNCLOS has characteristics of all three types of mixity mentioned
earlier43. UNCLOS regulates areas some of which fall within exclusive competence
of EU while some others do not at all. In certain areas regulated by UNCLOS, EU
shares competence with Member States. Also there are provisions of UNCLOS
implementation of which requires the Member States to exercise their competence,
even if those provisions fall within the exclusive competence of EU. For instance,
the rules regarding the conservation and management of living marine resources
falls within the competence of EU. However, enforcement measures against the
vessels violating the rules in this respect can only be taken by Member States44.
Therefore in order to determine whether EU law requires the candidate states to
become a party to UNCLOS, case law of CJEU has to be considered.
CJEU has considered the status of UNCLOS in certain cases. One of those
cases was Intertanko45, where British International Association of Independent
Tanker Owners sought to challenge the validity of an EU directive in the light of
International Convention for the Prevention of Pollution from Ships (MARPOL)46
and UNCLOS. Intertanko, applied to High Court of Justice of England and Wales
for the judicial review in relation to the implementation of the directive. Court
stayed the proceedings and referred questions to CJEU regarding the validity of the
directive.
MARPOL was signed and ratified by all the Member States. The validity of
EU directive was challenged in the sense that its provisions required Member States
to apply the test of serious negligence in determining the liability arisen from the
discharging of polluting substances, while MARPOL required stricter conditions. It
was also claimed that directive limited the exceptions provided in MARPOL.
Besides, directive was deemed to contravene the UNCLOS in the sense that
requiring the application of serious negligence test to the discharges of polluting
substances in the territorial waters, would violate the right of innocent passage.
CJEU stated that, even if all the Member States were parties to MARPOL,
Union could not be bound by this agreement as long as the relevant powers
43
See page 12.
Rafael Leal-Arcas, “The European Community and Mixed Agreements”, p.492.
45
Case C- 308/06, International association of Independent Tank Owners (Intertanko) and
others v Secretary of State for Transport, [2008] ECR-I 04057.
46
International Convention for the Prevention of Pollution from Ships, 2 November 1973, 12
ILM 1319 (1973). The Convention did not enter into force until Protocol of 1978 Relating to
the International Convention for the Prevention of Pollution from Ships, 17 February 1978, 17
ILM 546 (1978) adopted. The Protocol absorbed the Convention. The term MARPOL 73/78 is
used
to
refer
both
the
Convention
and
the
Protocol.
See
<http://www.eisil.org/index.php?t=link_details&id=1997&cat=424> (last visited 6 March
2013).
44
74
ULAŞ GÜNDÜZLER
previously exercised by Member States were not transferred to Union47. CJEU stated
that while exercising its competence, Union had to observe the international law
including the international agreements that codified customary international law
even if she is not a party to it. However, CJEU found that relevant provisions of
MARPOL were not the rules codifying customary international law48. Therefore, the
validity of the directive could not be assessed in the light of MARPOL.
Unlike MARPOL, CJEU concluded that UNCLOS formed the integral part of
the Union legal order as it was signed and ratified by the Union49. However, CJEU
decided that where the invalidity of a secondary legislation of EU is pleaded before
a national court, based on an international treaty, it could review the validity of that
legislation if two conditions were met. First, Union must be bound by those rules of
international treaty. Secondly, the content of the provisions must be sufficiently
precise and clear50. What is meant by the second condition is that the provisions of
the treaty must provide rights and freedoms to individuals clearly and without any
condition. In other words, the treaty must provide rules intended to apply directly
and immediately to individuals. As UNCLOS did not provide the individuals with
the independent rights and freedoms, CJEU rejected to assess the validity of EU
directive in the light of UNCLOS as well51.
Article 216/2 TFEU states that “agreements concluded by the Union are
binding upon the institutions of the Union and on its Member States”. Therefore, in
case institutions that adopt secondary legislation contrary to the international
agreements concluded by EU would be violating article 216/2. In Intertanko, CJEU
rejected to assess the validity of the directive based on an international treaty which
was declared to constitute a part of EU law. The reasoning behind the verdict of
CJEU was that there were no precise and unconditional rights provided in UNCLOS
individuals could invoke. However, CJEU found that UNCLOS aimed mainly to set
up a balance between the interests of coastal states and flag states rather than to give
rights and protect the interests of the individuals52. Therefore, CJEU would not
reject such an assessment if the case was brought directly before it under article 263
TFEU (ex 230 EC) instead of through a reference from a national court dealing with
the claims of individuals. However, even if the case was brought before the court
under article 263, it would be doubtful whether court would find the relevant
provision of UNCLOS as binding on Union.
As stated earlier, UNCLOS is a mixed agreement, ratified by both EU and
Member States. However, while becoming a party to UNCLOS, EU made a
declaration clarifying the areas that fall within its competence. Considering the
47
Case C- 308/06, International association of Independent Tank Owners (Intertanko) and
others v Secretary of State for Transport, para 49.
48
ibid, para 51.
49
ibid, para 53.
50
ibid, para 43-46.
51
ibid, para 53-64.
52
Ibid, para 58.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
75
provisions of UNCLOS regarding the ratification of intergovernmental
organizations, and the declaration of EU, it can be concluded that, EU would only be
liable for the violations of UNCLOS provisions which fall in its competence. For the
other provisions, Member States would fulfil the obligations and be liable for their
violation. In other words, UNCLOS is similar to a document bringing together
different agreements to be concluded by different actors. Its provisions regarding the
delimitation of territorial waters can be considered as a separate agreement with
different parties from those regarding the protection of marine resources. Third
parties would keep EU liable for the violations of UNCLOS provisions on protection
of marine resources while they would claim the liability of Member States for the
violations of provisions on the width of territorial waters. This reasoning may be
supported by the statement of CJEU where it concluded that MARPOL was not a
part of Union legal order even though it was ratified by all Member States until all
relevant competence was transferred to EU. Therefore, the provisions of UNCLOS
regarding the delimitation of territorial waters would not be a part of EU law as EU
has no competence on this field. This argument is also valid for the rules on
delimitation on continental shelves.
Such an interpretation of Intertanko is supported by the CJEU decision in Mox
Plant53 case. The case was brought by Commission against Ireland for failing to
fulfil her obligations under Treaties. Mox Plant was designed by a British company
BNFL, to recycle plutonium. BNFL submitted an environmental statement for the
Mox Plant. Based on the information submitted in the environmental statement,
United Kingdom authorized its construction and Commission delivered an opinion
that disposal of radioactive wastes by Mox Plant did not cause radioactive
contamination in the waters or aerospace or soil of another Member States.
However, doubting about the viability of environmental statement provided by
BNFL, Ireland objected to the activities of Mox Plant and decided to initiate arbitral
proceedings against UK in accordance with the provisions of UNCLOS. Ireland
asked the Arbitral Tribunal to declare that UK breached her obligations under
UNCLOS regarding the protection of marine environment in Irish Sea. Commission
asked Ireland to withdraw her application to arbitration on the ground that the
dispute fell in the jurisdiction of CJEU exclusively. Finally Commission initiated
proceedings against Ireland before CJEU, claiming that Ireland breached Union law
by not respecting the exclusive jurisdiction of CJEU. Commission argued that the
dispute required the interpretation of Union law, therefore submitting the dispute to
an arbitral tribunal would breach Union law.
In its decision, CJEU clarified its position regarding mixed agreements. After
repeating that mixed agreements had the same status of purely Union’s agreements
within Union legal system, CJEU made a distinction between the provisions of such
agreements that fell within EU competence and those that did not. It examined
whether the provisions of UNCLOS relied on by Ireland before arbitral tribunal fell
within the competence of EU54. Considering Council Decision 98/392 by which EU
53
Case C-459/03, Commission of the European Communities v. Ireland, [2006] ECR-I 04635.
ibid, para 84-86.
5454
ULAŞ GÜNDÜZLER
76
approved UNCLOS, CJEU emphasized that EU could acquire obligations from
provisions of UNCLOS that fell within its competence, as the said decision enabled
EU to become a party within the limits of its competence55. Therefore, it can be
concluded thatwhere EU does not have competence on a provision of UNCLOS, it
cannot be considered as a party and that provision cannot become an integral part of
Union legal order.
However, CJEU distinguished the provisions of UNCLOS that fell within the
exclusive competence of EU from the ones which fell within its shared competence.
CJEU stated that, where a matter fell within the shared competence of EU, it could
conclude an international agreement even if there were no secondary Union rules on
the issue. Therefore, in the case of a mixed agreement regulating an area that falls
within the shared competence of EU, it must be examined whether EU exercised its
external powers. In other words, it must be examined whether EU consented to
acquire the obligations arising out of those provisions56. CJEU examined the
declaration made by EU, to find out whether it exercised its external competence
with regard to the UNCLOS provisions on protection of environment. Declaration
on Competence states that the transfer of a shared competence by Member States to
EU depends on the existence of Union rules on the area. As a result, CJEU found
that EU enacted in the areas of marine pollution extensively, therefore exercised it
external powers in areas of marine pollution making the relevant provisions of
UNCLOS part of EU law57. Based on this reasoning, CJEU decided that the
provisions of UNCLOS depended on by Ireland before Arbitral Tribunal, were parts
of Union legal order, so their interpretation was within the exclusive jurisdiction of
CJEU. CJEU also found that UNCLOS did not prevent the Member States to bring
the issue before it. Considering all those, CJEU decided that Ireland violated EU law
by applying to arbitral tribunal for the interpretation of UNCLOS provisions that
constitute a part of EU law.
Conclusion
Negotiating Framework of 3 October 2005 requires Turkey to accept “the
rights and obligations attached to the Union system and its institutional framework,
known as the acquis of the Union”. Negotiating Framework clearly states that
acquis includes international agreements concluded by EU, EU jointly with its
Member States and the international agreements concluded by the Member States
among themselves with regard to Union activities.
When the case law of CJEU is considered, it may be concluded that UNCLOS,
as a mixed treaty, that is to say a treaty concluded by EU jointly with its Member
States, is only partially a part of EU law (acquis). As stated above, Council decision
to approve UNCLOS, proves that EU can become party to UNCLOS within its
competence. CJEU confirmed that EU is party to the provisions of UNCLOS as long
55
ibid, para 98.
ibid, para 93-96.
57
ibid, para 105-111.
56
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
77
as they regulate the area that falls within EU competence. According to Declaration
on Competence, EU has exclusive competence on conservation and management of
sea fishing resources with respect to common fisheries policy. EU also shares
competence with Member States on certain matters that are not directly related with
conservation and management of sea fishing sources. Where EU shares a
competence with its Member States on a matter regulated in UNCLOS, it must be
examined whether EU has exercised its external competence on that matter. EU is
considered to exercise its external competence, where it has enacted rules relating to
the areas regulated by the provisions of UNCLOS. In short, provisions of UNCLOS
constitute a part of EU law, as long as they regulate an area that falls within the
exclusive competence of EU or the area they regulate falls within the shared
competence of EU and EU enacted on it.
Where a mixed agreement is signed by both EU and its Member States, there
are two types of obligations for the Member States. The first obligation of the
Member States arises out of EU law. Where EU becomes a party to an international
agreement, Member States are under obligation in relation to EU, to take all the
necessary measures to enable EU to fulfil its obligations arising out of the
international agreement. In that case, Member States fail in taking relevant
measures, results EU’s breach of international agreement. In other words, it is EU
whose liability arises towards the other parties of the agreement. In such a case,
Member States liability arises from EU law.
With regard to UNCLOS, Member States also possess obligations on the areas
that EU does not have competence or its competence is shared but has not been
exercised. In that case, failure of Member States to fulfil their obligations does not
result the violation by EU but rather, violation by Member States themselves.
Consequently, the liability of Member States arises from international law towards
the third parties. In other words, Member States cannot be kept liable in accordance
with EU law.
Considering the objections of Turkey to the provisions of UNCLOS regarding
to the width of territorial waters and the delimitation of sea zones, it must be
considered whether these issues fall within the competence of EU. Exclusive
competence of EU covers only the area of conservation and management of sea
fishing resources both in waters under national jurisdiction and high seas. On some
areas (maritime safety and prevention of marine pollution, protection of marine
environment, marine environment research and scientific and technological
cooperation) where it has shared competence, EU enacted rules making those
provisions of UNCLOS a part of EU law. Therefore, Member States have to take
necessary measures to enable EU to fulfil its obligations under UNCLOS. EU does
not have any competence on the width of territorial waters and the delimitation of
sea zones. In other words, EU law does not bring any obligation or restriction on
Member States regarding to the extent of territorial waters and the delimitation of
the continental-shelf and sea zones.
78
ULAŞ GÜNDÜZLER
As stated earlier, even though concluded by EU jointly with its Member States,
only some provisions of UNCLOS constitute part of EU law (acquis). In other
words, only some provisions of UNCLOS create rights and obligations attached to
the Union system. Therefore, EU law requires Turkey to implement only these
provisions into her legal system. In other words, Turkey can avoid becoming a party
to UNCLOS as she does not have to implement the provisions that are not part of
EU law.
In case, as a result of evolvement of its competence, EU becomes party to the
some other provisions of UNCLOS after the membership of Turkey to EU takes
place, those provisions will be automatically binding on Turkey as well, in
accordance with Article 216/2 TFEU which states that “agreements concluded by
Union are binding on the Union institutions and on Member States”. Also, when EU
enacts rules on an area regulated in UNCLOS provisions (and therefore becomes
party to them), Turkey will be applying them or implementing them into her legal
system. In short, Turkey does not have to ratify UNCLOS to take necessary
measures to enable EU to fulfil its obligations that have arisen or will arise in the
future from UNCLOS provisions.
Therefore, it seems that ratifying UNCLOS is not a legal obligation in
accordance with either UNCLOS provisions or EU law. It is more like a political
obligation for Turkey rather than a legal one. Greece, as a member of EU, would
definitely insist on a solution that would allow her wider rights and sovereignty
regarding maritime zones in Aegean Sea. Even though she would not be backed by
EU law regarding Turkish accession to UNCLOS, she still retains power of veto on
Turkish membership. Treaty for Accession of Turkey to EU must be ratified by all
Member States including Greece. In short, UNCLOS and Aegean Sea dispute
remains as a headache for Turkey.
Bibliography
Books
Aydoğan Özman, Deniz Hukuku I, Ankara, Turhan Kitabevi, 2006.
Damian Chalmers et al, European Union Law, New York, Cambridge University
Press.
Gökhan Yaşar Duran and Çağdaş Evrim Ergun, Uluslararası Hukukta Adalar,
Kocaeli, Çakmak Yayınevi, 2011.
Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri II. Kitap Ankara, Turhan Kitap
Evi, 1999.
Koen Lenaerts and PietVan Nuffel, European Union Law, London, Sweet &
Maxwell, 2011.
Peter Malanczuk, Akehurst’s Modern Introduction to International Law, New
York, Routledge, 1997.
UNITED NATIONS CONVENTION ON LAW OF SEA AS A MIXED TREATY…
79
Piet Eeckhout, External Relations of the European Union, (New York, Oxford
University Press 2004).
S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği ve Türkiye, Istanbul, Beta, 2005.
Articles
Aurelia A. Georgopoulos, “Delimitation of the Continental Shelf in the Aegean
Sea”, Fordham International Law Journal, Volume 12, No I, 1988, p. 90126.
Eva Steinberger, “The WTO Treaty as A Mixed Agreement: Problems with the EC’s
and the EC Member States’ Membership of the WTO”, European Journal of
International Law Volume 17, No 4, 2006, p.837-862.
Jon M.Van Dyke, “An Analysis of the Aegean Dispute Under International Law”,
Ocean Development And International Law, Volume 36, No I, 2005, p. 63117.
Paul James Cardwell and Duncan French, “Who Decides? The CJEU’s Judgment on
Jurisdiction in Mox Plant Dispute”, Journal of Environmental Law, Volume
19, No I, 2007, p.121-129.
Rafael Leal-Arcas, “The European Community and Mixed Agreements”, European
Foreign Affairs Review, Volume 6, No 4, 2001, p. 483-513.
Sonja Boelaert-Suominen, “The European Community, the European Court of
Justice and the Law of Sea”, The International Journal of Marine and
Coastal Law, Volume 23, No 4, 2008, p. 643-713.
Decisions and Opinions of Court of Justice of the European Union
Case 181/73, R. & V. Haegeman v Belgian State, ECR 00449.
Case C- 221/89, The Queen v Secretary of State for Transport, ex parte Factortame
Ltd and Others, [1991] ECR-I 3905.
Case C- 308/06, International association of Independent Tank Owners (Intertanko)
and others v Secretary of State for Transport, [2008] ECR-I 04057.
Case C-22/70, Commission of the European Communities v Council of the European
Communities – European Agreement on Road transport,, [1971] ECR 263.
Case C-246/07, European Commission v Sweden, [2010] ECR-I 03317.
Case C-459/03, Commission of the European Communities v. Ireland, [2006] ECR-I
04635.
Opinion 1/08 [2009] ECR I-11129.
Opinion 1/94 [1994] ECR I-05267.
Internet Resources
BRUSSELS EUROPEAN COUNCIL – 17 JULY 2006 - PRESIDENCY
CONCLUSIONS
at
54,
80
ULAŞ GÜNDÜZLER
<http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/901
11.pdf> (last visited 18 July 2012).
BRUSSELS EUROPEAN COUNCIL - 16/17 DECEMBER 2004 - PRESIDENCY
CONCLUSIONS
,
<http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/832
01.pdf> (last visited 18 July 2012).
HELSĐNKĐ EUROPEAN COUNCIL – 10/11 DECEMBER 1999 – PRESĐDENCY
CONCLUSIONS,
<http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/en/ec/acfa4
c.htm> (last visited 18 July 2012).
Ali Kurumahmut, “opening speech”, 2nd National Symposium On the Aegean
Islands,
2-3
July
2004,
Gökçeada-Çanakkale,
1
<http://www.tudav.org/new/pdfs/2.EgeAdalari.pdf> (last visited 18 July 2012).
<http://www.un.org/Depts/los/convention_agreements/convention_declarations
.htm#European Community Upon signature> (last visited 4 March 2013.)
<http://www.eisil.org/index.php?t=link_details&id=1997&cat=424
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt:12, No:2 (Yıl: 2013), s.81-104
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ
POLĐTĐKA
E. Sare YILMAZ*
Yücel UĞURLU**
Özet
Kıta Avrupası, 20. yüzyılda yaşamış olduğu 1. ve 2. Dünya Savaşlarının hemen
ardından sosyo-ekonomik kalkınmanın yollarını aramıştır. Avrupa’nın yeniden
inşası, savaşın hammaddesi olan kömür ve çelik birlikteliği ile başlamış, kendi
içinde Avrupa Kömür Çelik Teşkilatı (AKÇT), Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET),
Avrupa Topluluğu (AT) ve Avrupa Birliği (AB) olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu
çalışmada, başladığı noktadan bugüne, kendi bölgesinde gerek ekonomik, gerek
siyasi olarak güçlü bir Avrupa Birliği fikrinin bugün geçerliliğini halen koruyup
korumadığı sorusuna, AB dış politikası üzerinden cevap aranmıştır. Soğuk Savaş’ın
sona ermesiyle birlikte coğrafi olarak doğuya doğru hızla genişleyen AB,
beraberinde dış politika, güvenlik ve savunma gibi konularda yeni arayışların
içerisine girmiştir. Bu arayış AB’ye gerek kendi kıtasında, gerekse yakın kıtalarda
belli bir güç oluşturmasını sağlamıştır. Bu gücün varlığı ve sürdürülebilirliği, AB
dış politikasının Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya üzerinden örneklerle açıklanmaya
çalışılmış ve güç kavramının nasıl ve neden sivil-askeri güçten normatif bir güce
doğru kaydığının üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Entegrasyon, Dış Politika, Bölgesel Güç,
Abstract
In the aftermath of the World War I and World War II that hit Europe in the
20th century, Continental Europe embarked on a quest for socio-economic
development. Whereas coal and steel were the raw materials that led to war,
reconstruction of Europe was initiated by a coal and steel association, which, in
time, turned into European Coal and Steel Community, then into European
Community and finally into the European Union as we know it today. This paper
looks into EU foreign policy to find out whether the reflection of both economically
and politically strong EU has hold so far. In parallel to its geographical expansion
to the East following the end of the Cold War, the EU began a new search in the
fields such as foreign policy, security and defence. This search helped the EU
*
Yrd. Doç. Dr., Đstanbul Ticaret Üniversitesi.
Prof. Dr., Đstanbul Ticaret Üniversitesi.
**
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
82
exercise a certain power not only in its own continent but also the neighboring
continents. This paper seeks to explain the existence and sustainability of that power
through examples of EU foreign policies against Africa, Middle East and Central
Asia. Moreover, the paper focuses on how and why the notion of power has shifted
from civil-military power to normative power.
Key Words: European Union, Integration, Foreign Policy, Regional Power.
Giriş
Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Avrupa Birliği’ni, Türkiye -AB ilişkileri
üzerinden değerlendirmeye çalışmak, AB’nin dünyanın diğer bölgeleriyle ilişkilerini
göz ardı etme yanlışlığına düşürebilir. Gerçekten de, Avrupa Birliği’nin
kuruluşundan bu yana planlayıp öngördüğü “üçüncü taraf” olan diğer ülkelere karşı
politikalarının, kuruluşundan bu yana var olduğu ve dış politika ilgi alanında bu
politikalarla orantılı coğrafi olarak genişlediği ve derinleştiği gözlemlenmektedir.
Kısaca da olsa, tarihsel olarak AB’ye baktığımızda, dönemin Fransız Dışişleri
Bakanı R. Schuman’ın deklarasyonu ile başlayan sürecin Almanya’nın Essen-Ruhr
bölgesinde çıkan kömür ve çeliğin endüstriyel anlamda denetim altına alınması,
Almanya’nın Kıta Avrupa’sına yaşatmış olduğu savaşta zedelenen ulusal ve
uluslararası itibarının yeniden kazanmak istemesi1, Fransa’nın bölgede liderlik
arayışı, yükselen Sovyetler Birliği dolayısı ile komünizm tehlikesi, gerek AB’nin
ortaya çıkmasında, gerekse dış politikasının oluşmasında ayrıca etkili olduğu gibi,
ABD’nin Avrupa’ya sağladığı ekonomik yardımları ise, Birlik üyelerinin ekonomik
ve demokratik anlamda kalkınmalarına ve özellikle NATO kanadı üzerinden
güvenliklerine olan katkısı ile bugün gelinen noktada altı kurucu ülke ile başlayan
yolculuk, 27 ülkeye ve toplam nüfusu 503 milyona yaklaşmaktadır.
Bölgesel güç olma konusunun birden fazla ayağı vardır: Birliğin bizzat
kendisinin de ötesinde olan “Avrupa mirası”, ortak tarihin etkisi, gelişmekte olan
ülkelerle düzensiz ve karmaşık olarak nitelendirilebilecek bir dış politika, ulusal dış
politikalar ile birliğin “genişleme-derinleşme” politikaları arasındaki ilişki, hatta iç
ve dış ilişkilerde “medeniyet” vurgulu Avrupalı kimliği fikrinin gerilemesine
rağmen, bazı çevrelerce cezbediciliğini halen sürdürmesi2 gibi birçok doğrudan veya
dolaylı etken, AB’nin dış politikasında etkili olmaktadır. Söz konusu dış politikanın
oluşumu, bir yandan Birliğin temel hukuk metinleri ve antlaşmalarıyla, diğer yandan
zaman içerisinde fiili ve pratik uygulamalarla gelişmekte olan bir sürece dayalı
olmuştur.
Biçim olarak çok-uluslu “Bölgesel bütünleşme” olarak adlandırabileceğimiz
bu oluşumun içerisinde yer alan ülkeler, ulusal egemenliklerinden vazgeçmeseler de
1
Ayhan Kaya et al., Avrupa Birliği’ne Giriş, Tarih, Kurumlar ve Politikalar, Đstanbul,
Đstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011, s. 3
2
Christopher Hill, Michael Smith, “International Relations and the European Union:
Themes and Issues in International Relations and the European Union”, Christopher
Hill,Michael Smith (der.), Oxford, The new European Studies Series, 2011, s.10-11.
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
83
uluslarüstü bir oluşumun parçası olarak belli konularda ortak hareket etmek
durumunda kalmışlardır. Ortak tarım politikası ve ortak gümrük birliği gibi konular
buna örnek olarak gösterilebilir. Ortak dış politika, ortak hareket edilmesi gereken
bir olgu olsa da, üye ülkelerin AB dışındaki ülkeler ile çıkar ilişkileri ve örneğin
ekonomik, sosyal veya kültürel konularda birbirlerine bağımlılıkları bazen buna
imkân vermemekte, bu da Birliğin ortak dış politika geliştirmede ne kadar
zorlandığını ortaya koymaktadır.
Bu makalede, öncelikle AB dış politikasının Maastricht Antlaşması’nın 2.
sütunu olan ortak dış ve güvenlik politikası kapsamında geçse de, güvenlik
boyutundan ziyade dış politikasının genel olarak nasıl oluştuğuna, AB’nin tarihsel
açıdan dış politikanın nasıl ilerlediğine, Avrupa Savunma Topluluğu ve Avrupa Tek
Senedi ve Maastricht Antlaşmalarının oluşturulmaya çalışılan dış politikaya nasıl
katkıda bulundukları ve son olarak tüm tarihsel ve felsefi arka plandan sonra,
örnekler üzerinden dış politikanın kendisine bakılacaktır.
AB’nin Dış Politika Gelişim Süreci
AB’nin dış politikası, siyasi bir birliğe dönüşme sürecinde, içeride olduğu
kadar, ortak dış politika, savunma ve güvenlik gibi daha dış odaklı konulara ağırlık
vermeye başlamasıyla gelişen bir süreçtir. Bu gelişim sürecinde AB’nin kıta dışına
yönelmesi, uluslararası diğer aktörlerin izlediği yolu izleyerek, diğer bölgelerdeki
yeraltı kaynakları ile uluslararası pazarlara açılma, demokratik açılımlarla AB
algılamasında yer alan bölgesel ve uluslararası dış tehditlerin azaltılması gibi
hedefler açıkça görülmektedir. Aşağıda da vurgulanacağı üzere, AB öncelikle kendi
içinde ve bölgesinde varlığını güçlenerek sürdürmek ve diğer yandan, bölgesel bir
güç olma konumunu sürdürmek amacıyla ve bunun gereği olarak küresel sorunlara
da kayıtsız kalmamaktadır.
Bu hedef ve ilgiler diğer aktörlerle kıyaslandığında, ne ABD gibi açıkça savaş
tercihi ön plana çıkmakta, ne de Rusya Federasyonu gibi genellikle iç meseleleriyle
boğuşmaktan dolayı, dünyanın diğer bölgeleriyle bir dirsek teması korumak şeklinde
ortaya çıkmaktadır. AB, bu iki tercihin ortasında reel politiği gözlemleyerek “dış
menfaat”leri açıkça ön planda olan bir dış politikayı tercih etmiştir. Dış politikada,
demokratikleşme ve insan hakları başlıklarındaki yaklaşımın, Birlik çıkarlarına göre
şekillendirildiği, “şahin politikalar” yerine Birliğin geleceğini dikkate alan, akılcı bir
dış politika tercihinde bulunulduğu ortadadır.
Bununla birlikte, AB politikalarının dışa yansımalarının hangi odağa yöneldiği
konusunda aşağıda açıklanan “sivil güç” yaklaşımı kadar diğer tezler de dikkat
çekicidir. Bir çalışmada dile getirildiği gibi, henüz kuruluş aşamasında olan bu
politikanın “sivil güç” mü, “yumuşak emperyalizm” mi olacağı sorusu dikkat
çekicidir3. Tonra ve Christiansen’in ifade ettiği gibi, Birliğin dış politikası henüz
3
Hettne, Björn, Söderbaum, Fredrik, Civilian Power Or Soft Imperialism? EU as a Global
Actor and the Role of Interregionalism, Gothenburg, 2005, p?
84
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
“yapıla gelmekte olan bir yapboz” gibidir4. Gerçekten de, bunun bir öğrenme ve inşa
süreci olarak değerlendirilmesi isabetli olur.
Küresel sorunlarla daha aktif katılımlı bir politikanın ekonomik güç, askeri güç
ve caydırıcılıkla yakından ilişkili olması gerçeği, AB’nin özellikle son dönemlerde,
dış politikasında yeni açılımlarla diğer kıta ve bölgelerle ilerleyen bir ivmeyle
ilgilenmesine izin vermemektedir.
AB “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası” adı altındaki politikalarıyla
uluslararası gelişmelere bigâne kalmadığını gösterirken, demokrasi, sosyal duyarlılık
ve barışçı tarzıyla ABD’den ayrılan yaklaşımıyla farklılaşmakta, fakat bu
anlaşılabilir tercihin bir sonucu olarak ekonomik ve siyasi açıdan yeterli etkiyi
sağlayamamaktadır.
Ortak dışişleri ve güvenlik politikası, içerdiği yeniliklere rağmen Birliğin
yapısı ve tabiatı gereği oldukça sınırlıdır. Reaksiyoner bir yapı yerine, daha aktif bir
yaklaşımı içermeyi hedeflemiştir ve bu politikanın beş esas üzerine kurulduğunu
ifade etmek gerekir. Bu genel hükümler şu şekilde özetlenebilir5:
• Birliğin ortak değerlerini, çıkarlarını, bağımsızlığını korumak,
• Birliğin ve üye devletlerin güvenliklerini geliştirmek,
• Uluslararası hukuka göre barışı korumak ve uluslararası güvenliği
güçlendirmek,
• Uluslararası alanda işbirliğini teşvik etmek,
• Đnsan hakları ve demokrasinin geliştirilmesi.
Üye ülkelerin farklılaşan ulusal çıkarları, tarihi ve coğrafi faktörler, diğer
bölgelerle mevcut iktisadi, siyasi ve kültürel bağlantıları böyle bir tablonun ortaya
çıkmasında etkilidir6. Hiç kuşkusuz, bu hedefler küresel emperyal bir güç olma
girişiminin değil, güçlü bir bölgesel aktör olmanın gereği olarak belirlenmiştir.
Bu hükümlerden yola çıkarak, bölgesinde güçlü bir Birlik ve güç olma
yolundaki AB’nin, uluslararası meselelerde aktif yönünü ortaya koyabilen,
meselelere öncelikle diyalog ve müzakere ile müdahale etmeyi bir yöntem olarak
benimsemiş bir ortak dışişleri ve güvenlik politikası (ODGP) oluşturduğunu
söyleyebiliriz. Böyle bir politikanın ortaya çıkmasına, AB’nin kendi içerisinde
yaşamış olduğu bir çelişkinin sebebiyet verdiği söylenebilir. Đktisadi Kalkınma
Vakfı’nın 2002 yılında yayınlamış olduğu “Avrupa Birliği’nin Ortak Dışişleri ve
4
Ben Tonra; Thomas Christiansen, The Study of EU Foreign Policy: Between
International Relations and European Studies, Rethinking European Union Foreign
Policy, Manchester University Press, 2004, s.1.
5
Durand, Fabien Jean Pierre Daniel, The European Community’s Response to the Central
European Challenge the Genesis of a European Common Foreign Policy, Durham
University Press, 1994, s.95.
6
Ali Resul Usul, “Avrupa Birliği’nin Orta Asya Politikaları: Sessiz ve Derinden”, Mustafa
Aydın (der), Küresel Politikada Orta Asya, Nobel Yayınları, Ankara, 2005, s. 191
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
85
Güvenlik Politikası ve Türkiye’nin Uyumu” adlı yayında bu çelişki şöyle ifade
edilmektedir:
“Kuruluşundan günümüze Avrupa Birliği, yarım yüzyıl boyunca ABD’nin
askeri bakımdan koruyucu şemsiyesi altında düşük askeri bütçelerin getirdiği
imkânlardan yararlanarak hızlı bir büyüme süreci yaşamış, öte yandan, yine askeri
bütçelerdeki bu kısıntıların bir sonucu olarak operasyonel hareket kapasitesini
asgariye indirmek zorunda kalmıştır. Değil dünyanın sıcak çatışma bölgelerine,
kendi etki alanındaki Bosna ve Kosova’ya dahi askeri operasyon yapma imkânının
olmadığı ortaya çıkmıştır7.”
Bu gelişmeler açıkça AB ile ABD arasında çıkarların her zaman
kesişmediğine işaret etmekle birlikte, çözümün yine ABD kaynaklarına başvurmak
şeklinde aranması, çelişkinin bir başka dikkat çekici yönüdür. Ortak dış ve güvenlik
politika geliştirmekte ve bu yönde atılan adımlardaki yetersiz zayıf politikalar
sonucu ortaya çıkan ABD’ye zımnen bağımlı olmak, kendini özellikle 11 Eylül
olayına karşı başlatılan “uluslararası teröre karşı savaş” ve Irak’ın işgal edilmesinde,
AB devletlerinin ortak bir sesten ve hareketten yoksun olduklarını ortaya koymakta
ve çelişkinin derinliğini sergilemektedir8. Buna verilebilecek diğer bir geçerli örnek
ise, eski Yugoslavya’nın dağılması sonucu ortaya çıkan Bosna–Kosova-Sırbistan
krizinde AB’nin bazı üyelerinin Sırbistan’a karşı askeri harekâttan yana olmalarının
ve bazılarının çekimser kalmalarının, ortak hareket etmek için karar alamamaları ile
sonuçlanmış olması ve dolayısı ile ABD’nin bölgede yalnız kalmasıdır9. Fakat daha
sonraları, kuruluş amacı bölgede barışın tesis edilmesi olan AB ve aynı zamanda
NATO üyesi Birlik ülkeleri insani yardım malzemeleri desteği ve gıda gibi
yardımlarda bulunmuşlardır. Ancak, daha önemli olan bölgesinde güçlü bir Birlik
olmak isteyen AB’nin, ortaya koymak istediği ortak dış politika oluşturmanın, ulus
devlet bilincinin ve ulusal çıkar önceliğinin daha fazla önem arz etmesinin hiç de
kolay olmadığını göstermektedir.
Buradan hareketle, Maastricht Antlaşması’nın üç sütunundan biri olarak
karşımıza çıkan ortak dışişleri ve güvenlik konularına yönelik politikaların nasıl
yürütüldüğü önem arz etmekle birlikte, üye ülkelerin daha sonraki uluslararası
meselelerde bu çelişkiye karşılık tutum ve tavırlarını nasıl ortaya koyacakları çok
daha önemlidir.
Avrupa Birliği gerek yayınlamış olduğu bildiriler, gerekse aldığı kararlar ile
dışişleri ve güvenlik politikasını daha işlevsel hale getirmeye çalışırken, bir yandan
da bu politikayı geliştirmektedir. Bunları yaparken iki referansa öncelik
verilmektedir. Öncelikle, uluslararası politikanın kendisine yüklemiş olduğu
uyuşmazlıkların önlenmesinde, uluslararası sorunların çözümünde ve kriz
7
Avrupa Birliği’nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve Türkiye’nin Uyumu,
Đstanbul, Đktisadi Kalkınma Vakfı Yayınları, 2002, s.7.
8
Michael E. Smith, “The framing of European foreign and security policy : toward a post
modern policy framework?”, Journal of European Public Policy, Cilt10, No4, 2011, s. 557
9
Brian Crow, “ A Common European Foreign Policy after Iraq?”, International Affairs,
Cilt 79, No3, Mayıs 2003, s.536
86
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
yönetiminde Bakanlar Konseyi’nin AB Antlaşmalarında tanımlanan yetkileri
kullanarak etkin karar almasına yönelik iradenin ve inancın ortaya konulması
misyonundan almaktadır. Buna ek olarak, Birlik 1970’te dış politika tartışmaları,
istişareler, ortak beyanlar ve gerektiğinde ortak eylemler için bir Hükümetlerarası
forum sağlamak amacı ile oluşturulan Avrupa Siyasi Đşbirliği’nin10 ve daha sonra
yayınlamış olduğu Avrupa Tek Senedi’nin 30. maddesi 1. paragrafın “üye devletler,
ortak bir Avrupa dış politikası geliştirip uygulamak için çaba göstereceklerdir11”
hükmünden ve son kertede Maastricht Antlaşmasının 2. sütununda yer alan Ortak
Dışişleri ve Güvenlik Politikası’nın kurumsallaştırılmasını referans almaktadır12.
ODGP, AB literatürüne AT ile girmeye başlamıştır. 1957 tarihli AET’yi kuran
Roma Antlaşması öncelikle ekonomik konularda bütünleşmeyi hedeflemiş,
genişleme, güvenlik ve dış politika, vergilendirme, göç ve iltica gibi yüksek önem
taşıyan ve AB literatürüne yüksek politika13 konuları olarak giren konular için bir
kapı aralamamış, daha çok tekstil ürünleri ticareti ve tarım ürünlerinin serbest
dolaşımına ilişkin hedefi AB üyelerini ekonomik anlamda kalkındırmaya ve bunlara
benzer tek pazar hedefine yönelik olmuştur. O dönemin dış politikası, üye
devletlerin henüz egemenliklerini Birliğe devretme konusunda çekingen
davrandıkları bir dönemdir. Daha önce de ifade edildiği gibi, her birinin sömürgeleri
ile ilişkileri henüz devam etmektedir ve sömürgeler ile veya üçüncü taraf olan
ülkeler ile devam eden çıkar ilişkileri, dış politikada ve ülkelerin ulusal
bütünlüklerine ilişkin konular, örneğin vatandaşlık kanunları, etnik gruplara ilişkin
politikalar, sınırların tayini gibi henüz ortak karar alma veya bu kararların arkasında
durma gibi bir durum ortaya çıkmamıştır.14
Tarihsel Olarak AB ve Dış Politika Gelişimi
Dünya siyasal sisteminde iki kutuplu yaklaşım, Soğuk Savaş’ın başlaması ve
ulusal ve uluslararası politikaların bu sisteme göre şekil alması, AET’nin zaman
içerisinde dış politika konularında da kurumsallaşmaya yönelmeye zorlamıştır. AET
zamanla, kendi iç mevzuatından da güç alarak ve işleyişle bu yapıyı güçlendirmiş,
ilerleyen yıllarda geleceğin “Avrupa sivil gücü”15 olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.
Dünya konjonktüründeki Soğuk Savaş’ın başlaması, kutupların belirlenmesi,
özellikle Doğu Almanya’nın Sovyet Rusya desteği ile bir askeri birlik kurması, Batı
10
Roy. H. Gingsberg, “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası”, Desmond Dinan (der.),AB
Ansiklopedisi,.s.216
11
<http://ec.europa.eu/economy_finance/emu_history/documents/treaties/singleuropeanact.pdf
s.20 >(17 Ekim 2012),s.1
12
<http://europa.eu/legislation_summaries/institutional_affairs/treaties/treaties_maastricht_en.htm>
(17Ekim2012),s.1
13
Wolfgang Wagner,”Why the EU’s common foreign security policy will remain
intergovernmental:a rationalist institutional choice analysis of European crisis management
policy”,Journal of European Public Policy, Cilt 10, No4, 2003 s.579
14
Avrupa Birliği’nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve Türkiye’nin Uyumu,
a.g.e., s.12
15
R.G. Whiteman, From Civilian Power to Superpower? The International Identity of
the EU, Basingstoke, Plagrave Macmillan, 1998, s.
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
87
Almanya’nın buna karşılık yeniden silahlanmak istemesi, her ne kadar Fransa karşı
çıkmış olsa da, NATO’ya kabulü, bu durum karşısında endişelenen Fransa’nın ortak
savunma birliği kurma fikri16 gündeme gelmiş ve ardından 1950 yılında çıkan Kore
savaşı AB’yi Birliğin tam anlamıyla vücut bulması ve güçlenmesinden önce, ortak
ordu kurmaya ve Avrupa Savunma Topluluğu’na (AST) itmiştir17. Fakat devletlerin
egemenliklerini bu kadar erken bir zamanda ulus üstü bir kuruma devretmeye
meyilli olmamaları nedeniyle AST, özellikle Fransa millet meclisinin antlaşmayı
onaylamamasından dolayı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak AB’nin bu girişimi,
NATO’da karşılık bulmuş ve AET’nin ilerleyen yıllarda dış politika ve güvenlik
konularında NATO tarafından anahtar kurum görevini üstlenmesine sebebiyet
vermiştir18. Kendine özgü bir dış politika yaratmaya çalışan AET için, bu durum dış
politika geliştirilmesini bir dönem sekteye uğratmış ve bir ilerleme ortaya
koymasının da önünü tıkamıştır.
Ancak, ekonomik anlamda geliştirilen ortak pazar hedefi, üye devletler
dışındaki özellikle gelişmekte olan Afrika-Karayip ve Pasifik gibi üçüncü ülkeler ile
yapılan ortak kalkınma politikasına yönelik ticaret antlaşmaları, AET’nin
uluslararası arenada ekonomik işbirliğinin dışında sadece ekonomik aktör olarak
değil, aynı zamanda diplomatik ve politik bir aktör olarak karşılık bulma hedefini
güçlendirmiştir19. Ayrıca bu durum, AET üyelerini ve uluslararası aktörleri,
bölgesinde güçlü, aktif bir Birlik olma konusunda beklenti içine sokmuştur.
Başarısızlıkla sonuçlanan AST’den sonra, 1960’lı yıllarda dünya politikasının
iki süper gücü olan ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki tırmanan güç savaşı ve bu
güçlerin Kıta Avrupa’sını çevreleme politikası (containment policy) ile kontrol
altında tutmaya çalışmaları20 AET’yi Batı ile Doğu arasında bir politika izlemek
zorunda bırakmıştır. Bu durum karşısında, Fransa’nın önerisi ile dışişleri ve
güvenlik politikası hedefiyle kültür, eğitim ve bilim alanında işbirliğini içeren
Fouchet planları devreye sokulmak istenmiştir. Almanya, Fransa ile birlikte etkin bir
dış politika yürütme planını desteklerken, üye ülkeler Fransa’nın etkin aktör olma
konusundaki hırsından ve çıkarcı bakışından rahatsız oldukları için kabul
etmemişlerdir21. Bu gelişmeler sonucunda, 1963 yılında sadece Almanya ve
Fransa’nın taraf olduğu özellikle savunma ve güvenlik konularını hedef alan Élysée
Antlaşması imzalanmıştır22. Üzerinde durulması gereken diğer bir nokta ise, Fouchet
16
Desmond Dinan, Europe Recast-A History of European Union, Hampshire,Palgrave
Macmillan, 2004, s.58
17
Ibid., s.59
18
Smith, op.cit., s.559
19
Avrupa Birliği’nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve Türkiye’nin Uyumu, a.g.e.,
s.13, Bastien Irondelle.”European Foreign Policy:the End of French Europe”,European
Integration , Cilt 30, No 1, 2008, s.165
20
Smith, op. cit., s.560
21
Esra Çayhan,” Avrupa Güvenlik ve savunma Politikası ve Türkiye”, Akdeniz Đ.Đ.B.F.
Dergisi (3) 2002, s.45, Ayrıca Bkz.,Dinan, op.cit.,s 99
22
Ercüment Tezcan, “Maastricht ve Amsterdam Antlaşmaları Çerçevesinde Avrupa Birliği ve
Batı Avrupa Birliği Đlişkileri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 54-1 s.144
88
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
planının AET’nin başarısızlıkla sonuçlanan bu girişimlerinin özellikle dış politika
anlamında ancak önceliğin siyasi birliktelik ile ortak bir dış politikanın
oluşabileceğini öngörmüş olmasıdır23. Bu öngörü, 1965 yılında üç farklı topluluğun
karar alma mekanizmalarının birleştirilmesi ile Avrupa Topluluğu’nu doğurmuş ve
AT’yi bölgesinde giderek güçlenen bir aktör haline getirmiştir. Bu durum, Avrupa
bütünleşme girişiminin ekonomik alandan siyasal alana veya Birliğe doğru
ilerlemesini göstermesi bakımından da önemlidir24.
1969’da Lahey Zirvesi’nde üye devletler, Birliğin ekonomik meselelerinin
dışında siyasi birleşmede ilerleme kaydedebilmek için, Dışişleri Bakanları
tarafından “En Đyi Yollar” başlıklı bir raporun hazırlanmasını istemişler ve en
önemlisi, Birliğin politik bir aktör olarak güçlenmesini sağlayacak “dünyaya karşı
sorumluluklarını üstlenecek birleşmiş bir Avrupa’nın” kurulması kararını
almışlardır25. AET’nin dış politika geliştirme konusunda yaşamış olduğu bu
başarısız girişimler ancak yönetme ve yürütme kapasitesinde işleyen ortak bir
mekanizma26 olarak Lahey zirvesiyle karşımıza çıkmıştı. Bu zirve sonrasında 1970
yılında Dışişleri Bakanlarının sunmuş oldukları, siyasi birlik yolunda ilerleme
kaydetmek için bilgi alışverişi, istişare ve üye devletlerin uluslararası faaliyetlerinin
eşgüdümü çabaları dâhil olmak üzere dış politika alanında işbirliği yapılmasını
öneren ve hedefleyen Avrupa siyasi işbirliği (ASĐ) ile günümüz AB dış politikasının
temelleri de karşımıza çıkmaktadır27.
Avrupa Siyasi Đşbirliği’nin AB’nin Dış Politikasına Etkileri
Avrupa Siyasi Đşbirliği, AET için 1970’ler ve 80’ler boyunca dış politika
sorunları üzerinde ortak hareket etmeyi gerektirmiş olmasına rağmen, Almanya ve
Fransa dışındaki üye devletler ASĐ’yi kendi bünyelerinde meşruiyetlerini korumak
için uluslararası meselelerde aktif olmadan, değişen dünya sistemi içerinde yer
almanın bir aracı olarak görmüşlerdir28. Önceliği yine kendi ulusal çıkarlarına
vererek, Birliğin ortak dış politika meselesini ikincil konu olarak algılamışlardır29.
Birliğin ortak dış politika geliştirmede ortaya koymuş olduğu yetersiz performans,
bu yıllarda askeri bakımdan yükselişe geçen ABD ve Rusya ilişkileri karşısında,
Birliği askeri güçten yoksun, fakat güçlü bir ekonomik işbirliği hacmiyle Duchene
tarafından ilk kez ortaya atılan “sivil güç30” tanımlaması ile konumlandırmıştır.
Birliğin ortak dış politika olarak benimsemiş olduğu yol olan “sivil güç”, askeri
23
Smith, op.cit.,s.560
John Mc Cormick ,Understanding the European Union, A Concise Introduction, New
York, Palgrave Macmillan, 2005, s.59
25
Traver C. Salmon, “Avrupa Siyasi Birliği”,Desmond Dinan (der.), Avrupa Birliği
Ansiklopedisi, Istanbul Kitapyayınevi, 2004, s. 181-182
26
Christopher J. Bickerton, “Functionality in EU Foreign Policy: Towards a New Research
Agenda?”, Journal of European Integration, cilt 32 No2, 2010, s. 215
27
Salmon, op.cit., s.184-185
28
Bickerton, op.cit., s.216
29
Bickerton op.cit., s. 217
30
Ramon Pacheco Pardo, “Normal Power Europe:Non-Proliferation and the Normalization of
EU’s Foreign Policy”, European Integration, Cilt 34, No1, 2012, s.2
24
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
89
kapasite olarak büyümekten ziyade uluslararası işbirliği, dayanışmayla uluslararası
meselelere dâhil olmak31 anlayışı ile ilerlemiştir. Ancak bu kavram, zaman
içerisinde artan ve gelişen uluslararası meselelere karşı Birliğin sadece “sivil güç”
olarak kalmasının yetersizliğini ve dış politikada alınan stratejilerin sürdürülebilir
olmayacağını da ortaya koyacaktır32. Bu yetersizliği AB, gerek derinleşme, gerekse
genişleme anlayışına paralel, yeni, daha aktif dış politika arayışları ile devam
ettirmiştir. Bu kapsamda, Ian Manners tarafından 90’lı yılların başında geliştirilen
AB’nin normatif güç olma kapasitesinden bahsetmekte fayda vardır. Manners’a göre
80’li yıllar uluslararası meselelerden dolayı, AB’nin ve ulus devletlerin askeri ve
sivil anlamada güçlenmesini gerektirirken, 90‘lı yıllarla birlikte dünya sistemindeki
gelişmeler AB’ nin askeri güç olmasının ötesinde daha önemli bir görevi olduğunu
ve bu görevin Birliğin kuruluş amacı olan bölgede barışın tesis edilmesi olduğunu
hatırlatır ve bunun ancak ortak değerleri ve sembolleri paylaşması ve bu ortak
değerlerin diğer ülkelere teşvik edilmesi ile sürdürülebilir barışın tesis edilmesinin
mümkün olacağını açıklar33. Ancak bu misyonu yerine getiren AB’nin normatif güç
olarak dünya meselelerinde aktif rol alabileceğini ifade eder34. 90’lı yıllarla birlikte,
bu felsefe ve bakış açısı doğrultusunda geliştirilmekte olan dış politika, askeri güç
bakımından aktör olmak yerine, üye devletlerin ortak değeri olan barışın korunması
yönünde ortak karar verebilmeleri geliştirilmeye çalışılan bir mekanizma olarak
karşımıza çıkmaktadır. AB içerisinde geliştirilmeye çalışılan Avrupa Tek Senedi de
oluşumunun referansını buradan almaktadır.
Avrupa Tek Senedi ’nin AB’nin Dış Politikasına Etkileri
Avrupa Birliği, ortak dış politika ve bu yönde uygulamaya ilişkin iradesini
1987 Avrupa Tek Senedi’nde somut olarak ortaya koymuştur35. Günümüz AB dış
politikasını anlamak için, senedin 30. maddesi ve alt paragraflarının ortak dış
politika çerçevesini nasıl ve hangi yönteme dayanarak çizdiğine bakmak
gerekmektedir. Senedin en önemli maddesi, makalenin başında dile getirilen 30.
madde 1. paragrafında belirtilen “üye devletler, ortak bir Avrupa Dış Politikası
geliştirip uygulamak için çaba göstereceklerdir36” yaklaşımıdır. Örneğin 2.
paragrafta,“üye devletler uluslararası politikada ya da uluslararası örgütlerde ortak
Avrupa etkinliğini kırıcı her türlü önlem veya davranıştan sakınırlar”. Paragraf 4’te
ilk defa Parlamentoya bu konuda sorumluluk verilmiş ve dış politika konularında
“Avrupa Parlamento’sunun düzenli biçimde görüşü alınır ve bu görüş dikkatle
değerlendirilir37” ifadesi yer almaktadır. Son olarak, iradenin nihai paragraf olan
31
Ibid., s.3
Hill, C European Foreign Policy: power block, civilian model – or flop?
33
Ian manners , “Normative Power Europe: A Contradiction in Terms ?”,Journal of
Common Market Studies ,Cilt 40 No 2, 2002, s.236
34
Ibid.,s.238-239
35
Crowe, op.cit., s.533
36
< http://ec.europa.eu/economy_finance/emu_history/documents/treaties/singleuropeanact.pdf >
(22 Ekim2012)
37
< http://ec.europa.eu/economy_finance/emu_history/documents/treaties/singleuropeanact.pdf >
(22 Ekim 2012)
32
90
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
6a’da “üye devletler, Avrupa Güvenliği konusundaki yoğun işbirliğinin, Avrupa’nın
bir dış politika kimliği geliştirmesini kolaylaştıracağı görüşündedirler38” olarak
ortaya çıkmaktadır.
Bu ortak işbirliği niyeti, resmi antlaşmalara madde olarak konulmasına
rağmen, 1991’de ABD’nin Irak’ı işgal etmesine karşın, hem AB üyesi hem
Birleşmiş Milletler daimi üyesi olan Đngiltere ve Fransa ABD’nin yanında yer
alırken, diğer bazı üyeler uzun vadede ortak hareketin, Avrupa’nın dünyanın diğer
bölgelerinde, örneğin Balkanlarda alacağı pozisyonu, özellikle ABD’nin yanında
olma, savaştan ya da barıştan yana olma, askeri harekâta onay verme veya vermeme
gibi kararlara emsal teşkil edeceğini düşündüğü için buna karşı çıkmıştır39.
Maastricht Antlaşması ve AB’nin Dış Politikasına Etkileri
1990’lı yıllar, genelde Avrupa, özelde Almanya’da Berlin duvarının yıkılması
ile birlikte kıtada ve beraberinde dünya sisteminde köklü değişikliklere sahne
olmuştur. Kıtadaki bu değişim, Avrupa Birliği fikrini ortaya atan ve bu fikri “işleyen
bir kurum” haline getiren Avrupa için geçmiş yıllardaki şerefini, gücünü ve
nüfuzunu tekrar kazanmak için bir fırsat olarak algılanmıştır40. Sovyetler Birliği’nin
dağılması ile birlikte, Doğu Avrupa bölgesindeki birçok ülke yönünü AB’ye
olabilecek en hızlı şeklide eklemlenmeye meyilli bir politika izlemiştir. Dünyadaki
bu değişim AB’nin pasif olarak yürütmekte olduğu dış politikasını tekrar gözden
geçirmesine neden olmuş ve bu süreç, beraberinde AB literatürüne ve AB’nin
kurumsallaşma sürecinde fazlasıyla önemli olan üç sütunlu Maastricht Antlaşması’nı
getirmiştir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Soğuk Savaş döneminde, AB, dünya
sistemi içerisinde kendini, gerek ekonomik, gerek politik ve güvenlik açısından
ABD’nin himayesi altında korumaya devam etmiştir. Bu korumacılık, yerini daha
güvensiz ve hemen yanı başında, sınırında çatışan Bosna–Sırbistan gibi ülkeler
arasında daha aktif bir politika izlemeye mecbur bırakmıştır. Kıtadaki bu yapılanma
dış politika üretme bakımından yeterli ses getirmeyen Avrupa Tek Senedi’nin
yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. 1993’te yürürlüğe giren ve
AB’yi tek çatı altında birleştiren, Avrupa güvenlik ve savunma politikalarına öncelik
verilmesi sayesinde önemli bir yere sahip olan Maastricht Antlaşması, aynı zamanda
AB’nin kurumsallaşmasına ve günümüzdeki yapılara, işleyişlere kavuşmasını da
sağlamıştır41. Maastricht Antlaşması ile ortak dış politika ve güvenlik, AB’nin
vazgeçilmezleri arasına girmiş ve bu sütun ile AB, kendi dışındaki aktörlere, dünya
politikasında söz sahibi olabilecek güçlü bir birliğin temellerini attığının mesajını
vermiştir.
Fakat AB içerisindeki tüm bu kurumsallaşma çabalarına rağmen, 2003 yılında
ABD’nin Irak’ı işgal etme arzusuna Almanya ve Fransa karşı çıkarken, diğer üye
38
<http://ec.europa.eu/economy_finance/emu_history/documents/treaties/singleuropeanact.pdf
>(22 Ekim 2012) 2012), Ayrıca Bkz., Đbrahim S. Canbolat, Avrupa Birliği ve Türkiye;
uluslarüstü sistemle ortaklık, Đstanbul, Alfa Aktüel yayınları, 2011, s.
39
Crowe, op.cit..,s 535
40
Philippe Durance ve Michel Godet, “Old Europe New Challenges”,Emerald foresight,
Cilt 9 No6, 2007, s.3-6
41
Dinan, op.cit., s.246
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
91
ülkelerin farklı tavır içinde olması, hem ülkelerarası çıkar ilişkilerinin yaptırım
gücünü, hem de AB’nin ortak dış politikada tek sesli olma girişiminin çok da kolay
olmadığını göstermiştir.
Bu konuya ilişkin olarak, Whitney gibi bazı politik düşünürler, tarihsel olarak,
AB içerisinde ortak politikaların, tutumun veya çok sesliliğin önünü tıkayan ulusal
egemenlik haklarından feragat sorunu ve bunun tam anlamıyla gerçekleşememesi
halinin, tam da ortak dış politika konusunda karşımıza çıktığını ve geleneksel olarak,
kıtanın dört büyük güçlü ülkesi olan Đngiltere, Fransa, Almanya ve Đtalya için dış
politika konusunun, bölgede ekonomik-parasal birliğin sağlanmasından sonra,
özellikle ulusal egemenliğin en temel göstergesi olan dış politika konusunda tek bir
ses çıkarmanın veya ülkenin kendini bu şekilde bir üst organa bağımlı hale
getirmesinin, gerek ulusal pazarlık gücü, gerekse uzun vadede ulusal-politik
çıkarlarına uygun düşmeyeceğini vurgulamaktadırlar42. Örneğin, Fransa’nın
geçmişten gelen ve etkisi altına aldığı sömürgeleri ile olan ilişkilerinde izleyeceği
politikalar için AB kurumundan onay beklemesi, realist bakış açısı ile ulusal çıkarlar
noktasında pek de mümkün görünmeyen bir durumdur43. Nitekim AB’nin katıldığı
operasyonlarda bütünlüğün olmaması, 1. Körfez Savaşı’nda Đngiltere’nin 32 bin,
Fransa’nın 11 bin, Đtalya’nın 270 asker göndermesi, gerek üye ülkelerin ülke
çıkarlarına dayalı bir politika izlemede, gerek ulusal kimliklerin ön plana
çıkarmada44 ortaya koymuş oldukları politik strateji olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle Yugoslavya’nın dağılma sürecinde, ABD’nin Irak politikasına karşı
bölgesel bir güç olarak AB’den tam anlamıyla destek görmemesi, ABD’yi bu
süreçte geri durmaya itmiş ve bölgenin yönetimini tamamen AB’ye bırakmasına
sebebiyet vermiştir45. Bu durum aynı zamanda AB’nin ortaya koyacağı dış
politikadaki kurumsallaşmasını, yeterliliğini ve güvenilirliğinin de bir test edilmesi
durumu olarak ortaya çıkmıştır. Bölge krizinde AB, siyasi yaptırımı olmayan, krizi
çözmenin insani yardım temini olarak algılayan46, pasif bir politika izlemeyi tercih
etmiş, ortak bir kınamanın dışında uluslararası camiayı harekete geçirme gibi bir
misyona soyunmamıştır. Bölge krizini çözmede ortaya çıkan başka bir sorun ise,
Komisyon ve Konsey arasındaki yetki, karar ve yürütme mekanizmasındaki çok
başlılıktır. Bu durum, Jack Hayward ve Anand Menon gibi yazarlar tarafından
“lidersiz Avrupa47” olarak tanımlanmış ve politik aktörlerin rekabeti olarak
açıklanmaya çalışılmıştır.
Dış politika geliştirme penceresinden baktığımızda, Maastricht Antlaşması,
savunma ve güvenlik konularını da gündeme almakla, AB’nin dış politikasının çok
42
Craig R. Whitney, “ A European common foreign and security policy?”, Cambridge
Review of
International Affairs, 10:2, 1997, s.176
43
Ibid., s.176-177
44
Đrfan Kaya Ülger, Avrupa Dış Politikası ve AB Genişlemesi”, Avrupa Birliği Üzerine
Notlar, Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, Şubat 2005, s.34
45
Crowe, op.cit.,s.536
46
Bickerton, op.cit., s. 220
47
Bickerton, op.cit., s.221
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
92
yönlü ilerleyeceğinin de ipuçlarını vermektedir. Günümüze kadar yapılan çeşitli
toplantı, zirve veya antlaşmalarda dış politika, savunma ve güvenlik konularını da
içine alan bir yol izlenmiştir. Çok kısa bir şekilde baktığımızda, savunma ve
güvenliğe ilişkin ilk girişim 17 Mart 1948 tarihli, Đngiltere, Fransa, Belçika,
Hollanda ve Lüxemburg’un taraf olduğu ve daha sonra Almanya ve Đtalya’nın
katılım sağladığı Batı Avrupa Birliği’dir (BAB)48. Yukarıda da ifade edildiği üzere,
Avrupa, özellikle güvenlik ve savunma konularında kendini ABD’nin, dolayısı ile
NATO’nun himayesi altına almış ve bu durum, AB’nin bu alanda çok fazla politika
geliştirmesine ihtiyaç doğurmamıştır. Fakat yukarıda da bahsedilen konular
çerçevesinde, özellikle Körfez krizi, Doğu blokunun yıkılması ve kıtada ABD
varlığının ve etkinliğinin azalması, dahası Avrupa Birliği’nin Orta ve Doğu Avrupa
ülkelerine doğru genişleyecek olması, Birliğin sadece dış politika alanında değil,
aynı zamanda güvenlik ve savunma gibi konularda da politika geliştirme ve tercihler
yapma zorunluluğunu ve ihtiyacını ortaya çıkarmıştır49. Bu durum, Maastricht’in
ikinci sütununu temsil eden ortak dış ve güvenlik politikasının kurumsallaşmasına,
savunma ayağının da eklenmesine sebebiyet vermiştir.
Ortak dış politika geliştirmede ilerlemeyi zorlaştıran “çok aktörlülük” ve ulusal
çıkarların bazen AB çıkarları ile çatışması, AB içerisinde problemlerin en kısa
şekilde giderilmesi için yeni politikaların ve stratejilerin geliştirilmesi ihtiyacını
ortaya çıkarmış ve Amsterdam Zirvesi ve devamında ortak anayasa taslağı
çalışmaları ile Lizbon’a giden süreç başlamıştır.
Lizbon’la Güçlenen AB Dış Politikası
Ekonomik bütünleşmeden siyasal bütünleşmeye doğru atılan adımların, ortak
dış politika ve Maastricht’le birlikte güvenlik ve savunma politikalarının başında
geldiğini ve özellikle askeri güç oluşturma stratejisini ve bu konuların ilgililer
tarafından konuşulduğunu görmekteyiz50. Gerek uluslararası ilişkilerde, gerekse
bölgede güçlü bir aktör olmanın ancak siyasi bütünleşme ile gerçekleşebileceğini
gören Avrupa Birliği, Fransa ve Hollanda’da referandumda “hayır” sonucu
alınmasına rağmen, ortak anayasa çalışmasını başlatmış ve 2009 yılında Lizbon
Antlaşması adı ile yürürlüğe girmiştir. AB’nin siyasi tarihine baktığımızda, AB’nin
geleceğine dair politikaları belirlemeye ilişkin yapılan zirveler sık sık karşımıza
çıkmaktadır. Lizbon Antlaşması da bunlardan biridir. Bir önemli noktası, kurucu
antlaşmaları tadil eder nitelikte olması ve “Anayasa” niteliği taşımamasına karşın,
diğer antlaşmalar gibi, Birliğin demokratik, etkili ve şeffaf bir yapıya
kavuşturulmasını ve kurumsal zorlukların giderilmesini amaçlamış olmasıdır51.
Antlaşmaya giden yola dış politika açısından baktığımızda, 1 Mayıs 2004
tarihinde Birliğe dahil olan Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Çek
48
Tezcan, op.cit. s.144
Tezcan, a.g.e., s.145
50
Çayhan, op.cit., s.43,44
51
Zeynep Özler, “Lizbon Antlaşması” Đktisadi Kalkınma Vakfı Değerlendirme Notu, no:9
Ekim 2009,s.1
49
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
93
Cumhuriyeti, Slovakya, Polonya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Malta ve
Slovenya’nın, coğrafi olarak büyüyen Birlik içerinde yeni tartışmalara sebebiyet
vermiş, özellikle ekonomik ve siyasi olarak Birliğin nasıl derinleşeceği ve
uluslararası sistemde nasıl bir güç kazanacağı veya kazanamayacağı siyasi ve
akademik çevre tarafından tartışılmaya başlamıştır. Akademik ve siyasi çevreler
tarafından tartışılan diğer bir konu ise, Birliğin ortak dış politika geliştirmede,
uluslararası güvenlik ve savunma konularında nasıl bir ortak politika oluşturacağı
yönünde ortaya atılan değişik görüşler olmasıdır. Bu tartışmaları ortadan kaldırmak
için anayasa çalışması başlamış, Lizbon reform süreci ile devam etmiştir. Makalenin
ana konusu gereği, Lizbon reform sürecinde dış politika açısından alınan kararlar, şu
şekilde hayata geçirilmiştir;
1) Ortak dış politika geliştirmek, AB’nin nihai hedefi olan siyasal
bütünleşmeyi gerçekleştirmek bakımından fazlasıyla önemli olduğuna
değinmiştik. Nitekim ekonomik bütünleşmesini başarılı bir şekilde
tamamlayan AB’nin, günümüzdeki tek hedefi, dış politika, güvenlik,
savunma ve kimlik konularında ortak hareket edebilen bir Birlik olmaktır.
Bu bakımdan, Lizbon Antlaşması’nda, Avrupa’nın ortak dış ilişkiler,
güvenlik ve ortak savunma politikasına başkanlık edecek yeni bir makam
“Dışişleri ve Güvenlik Politikası Birlik Yüksek Temsilcisi”
oluşturulmuştur. Bu birim üye devletlerin ve AB’nin dış politikalarının
daha uyumlu hale getirilmesini ve birbirlerini tamamlamasının yanı sıra,
daimi temsilci olan bir uluslararası aktörün yaratılmasını da amaçlamıştır52.
Daha önce atanan ve günümüzde görevi devam eden Catherine Ashton’un
görevi Birliğin uluslararası bir aktör olduğu konusunda çalışmalar
yürütmek, vurgulamak ve dış politikada tek sesliliği sağlamak olarak
karşımıza çıkmaktadır53.
2) Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi’nin aynı zamanda
Komisyon Başkan Yardımcılığı’nı da yürütmektedir. Temsilcinin bu
makama atanması, Lizbon süreci ile yeni ve büyük bir adım olarak
karşımıza çıkmakta ve dış politikaya verilen önemi ortaya koymaktadır.
3) Yapılan diğer bir yenilik ise, Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek
Temsilcisi ile Dış Đlişkiler Komiseri, mevcut iki makamı birleştirmektedir54.
Bu birleşme ile temsilci, AB Dışişleri Bakanlar Konseyine başkanlık
etmekte, bu da dış politikada karar almanın hızlandırılması ve tek bir elden
yönetilmesi bakımından ayrıca önem arz etmektedir.
4) Lizbon Antlaşması’nda dış politikayı da içine alan diğer bir konu ise, ortak
güvenlik ve savunma politikası olmuştur. Antlaşmaya göre ulusal güvenlik
konularında, özellikle her üye devletin kendi sorumluluğunda olduğu
52
Barış Özdal, “Lizbon reform Antlaşması’nın Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına
Đlişkin Düzenlemelerin Analizi”, Journal of Security Strategies (Güvenlik Stratejileri
Dergisi), Issue 07/2008, s.148
53
Ibid, s.149
54
<http://www.abbilgi.eu/web/Portals/0/docs/pdf/lisbon-final.pdf>,( 13 Ocak 2013)
94
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
vurgulanmakta ancak Birliğin güvenliği ile ilgili sorunların, bütününün dış
politikanın alanına girdiği ifade edilmiştir. Bu durum, bize bir taraftan üye
devletlerin egemenliklerinin korunduğu ancak dış politikayı ilgilendiren
konularda Birliğin bütünlüğünün esas alındığını göstermektedir.
5) Dış politika açısından sağlanan diğer önemli konu ise, AB’nin, kurumsal
olarak Lizbon Antlaşması’nın 13a. bendinin 3. maddesi gereğince, Avrupa
Dış Đlişkiler Birimi (External Action Service)55 yapısı ile diplomatlara
kavuşmasıdır. Bu yapı ile AB, yurtdışı kurumları bünyesinde barındırdığı
bürokratlarını artık birer yurtdışı diplomatı olarak görüyor ve daha önemlisi
Temsilciyi veya Büyükelçiyi artık Komisyonun değil, AB’nin kurumsal
diplomatı olarak tanımlıyor olmasıdır56. Ortaya çıkabilecek uluslararası
meselelerde, bu yapı, AB’nin dış politikada temsiliyeti, araçların kullanımı
ve etkinliği bakımından fazlasıyla elini güçlendirmekte, kurumsal olarak
genişletmekte ve tek sesli olma stratejisini de desteklemektedir57.
Gelinen noktada, AB’nin, dış politikasının kurumsallaşması anlamında attığı
büyük adımlar, Lizbon ile atılmış ve sunulan “Avrupa’nın dünyada tek sesli
konuşma” hedefine uyulmaya çalışılmaktadır. Ancak Lizbon ile yapılan çalışmalar,
AB içerisinde güçlü birlik olma ve bunu uluslararası aktör olarak idame ettirme
amacına katkıda bulunsa da, üye devletlerin bu duruma, her koşulda sadık kaldığını
söylemek zordur. Her bir üyenin, kendi dış politika anlayışının bazı durumlarda,
Birliğin ortaya koymaya çalıştığı stratejinin dışına çıkmaktadır. Bu duruma örnek
olarak Kosova’nın tanınma meselesini verebiliriz. AB tam üye ülkesi olan Đspanya,
Yunanistan, Romanya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kosova’yı bağımsız bir
devlet olarak hala tanımamaktadırlar. AB’nin bir bütün veya Birlik olarak, bu
ülkelerden dolayı Kosova’nın mevcut statüsüne ilişkin bir dış politika pozisyonu
yoktur. Bu durum, bölgede alınacak herhangi bir dış politikaya ilişkin kararın hayata
geçirilmesini zorlaştırmakla kalmayacak, geleceğe dönük ortak bir politika
geliştirmesinin önünü de tıkayacaktır.58 Lizbon süreci ile Birlik, iklim değişikliği ve
ticari konulara ilişkin kararlarda ortak politikalar belirleyebilmekte, ancak daha çok
dış politikayı ilgilendiren enerji, transatlantik ilişkiler, bölgesel güvenlik konuları
gibi meselelerde ortak hareket edememektedir. Ortak uyumun ortaya konulmasında
en etkili makam olarak karşımıza Dışişleri ve Güvenlik Politikası, Birlik Yüksek
Temsilcisi çıkmaktadır. Bu makamın yapacağı çalışmalar, AB’nin dış politika
konusunda, iradesini ve etkinliğini ilerleyen zamanlarda ortaya koyması, gerek
akademik ve gerek siyasi çevrelerce beklenmektedir.
55
< http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:FULL:EN:PDF>,
(13 Ocak 2013)
56
Atila Eralp, “Avrupa Birliği'nde Lizbon Antlaşması çerçevesinde yapılmaya çabalanan
kurumsallaşma sürecini, aynı zamanda da Avrupa Birliği Başkanlığına Herman van
Rompuy'un
seçilmesini
yorumladı.”
<http://www.dispolitika.org.tr/dosyalar/aeralp_111209.html>, (10 Ocak 2013), s.1
57
Ibid, s. 1
58
Nikola Tomic, “Coordinative Discourses in Brussels:An Acency-oriedted Model of EU
Foreign Policy Analysis”, Perspectives on European Politics and Society, 2013, 14:2, s225
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
95
AB Dış Politikasından Somut Adımlar ve Đzdüşümler: Afrika, Orta Asya,
Ortadoğu
Afrika
AB, neredeyse kuruluşundan bugüne pasif olarak üçüncü Dünya ülkeleri,
Afrika, Latin Amerika, Ortadoğu ve Orta Asya bölgesi ile gerek komşuluk
politikaları bağlamında, gerekse ekonomik işbirliği bağlamında, özgün dış ilişkiler
ve politikalar geliştirmektedir. Özellikle, AB’nin, Doğu Blokunun dağılmasından
sonra Doğuya ve Balkanlara doğru sürpriz şekilde genişlemesi, Rusya, Güney
Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ticari ve ekonomik ilişkiler kurması, politik bir
aktör olarak bölgede girişimlerinin olması, kendine özgü bir Çin politikası
geliştirmiş olması, AB’nin dış politikasının artık bölgesel olmanın çok ötesinde
küresel olmaya başladığının da açık göstergeleridir.
AB’nin uluslararası bir aktör olarak ortaya çıkmasında, kuruluş antlaşması
olan 1957 tarihli Roma Antlaşması’nın hemen sonrasında, Birliğin hedeflerini bölge
dışından da yararlanarak gerçekleştirmek üzere, Afrika devletlerine, ticareti
geliştirme, ekonomik işbirliği ve yardımlar yapmayı öngören Yaoundé
Konvansiyonları (1960-1968) önemli bir rol oynamıştır59. Đki kıta arasında ticari
engelleri kaldırma kararı alan ve 1975 Anayasası ile “Sahra altı Afrika’sı” ile ilk
çerçeveyi imzalayan, 1973 petrol krizi sonrasında hammadde sıkıntısından
kurtulmak için Avrupa Topluluk pazarına Afrika ülkelerinin serbest girişini
sağlayan, Afrika–Karayip-Pasifik ülkelerine daha iyi ticari şartlar sağlayan AB, bir
anlamda, kolonizasyon döneminin günahını çıkarma ve hümanist perspektif
yaklaşımıyla kıtayı yeniden keşfetmeye çalışmıştır60.
Đnsan hakları konulu 1979 tarihli Lomé II Antlaşması ve politik diyalog ve
sektörel yardım hükümleri içeren Lomé III Antlaşması, bunlara ek olarak
demokrasinin geliştirilmesi iyi yönetim ve bölgesel işbirliği konularını içeren Lomé
IV Antlaşması devam eden AB-Afrika ilişkilerinin mahiyetini göstermektedir61.
2000 sonrasında Afrika, Karayip-Pasifik ülkeleriyle kalkınma ve işbirliği
konularında yoğunlaşan Birliğin, dış politika bağlamında karşımıza çıkan somut
adımları da mevcuttur.
Diğer bir antlaşma olan COTONOU Antlaşması, kültürel, ekonomik ve siyasal
insan haklarından sosyo-ekonomik iyileştirmelere ve cinsiyet eşitliğine kadar birçok
konuyu düzenlemiştir. AB Konseyi’nin 15-16 Aralık 2004 tarihli “AB‘nin Afrika
Stratejisi” belgesi, Afrika’yla ortaklık, iktisadi ve ticari büyüme, insan hakları ve iyi
yönetim ile barış ve güvenlik konularını içermiştir. Günümüzde AB, Afrika ülkeleri
yanında adı geçen belge kapsamında “Afrika Birliği ile de ilişkilerini güçlendirme”
hedefini sürdürmektedir62.
59
Macki M. Sissoko, et al, “Impacts Of The Yaounde And Lome Conventıons On Ec-Acp
Trade”, The African Economic & Business Review, Cilt 1, No1, 1998, s.6
60
Aslıhan P. Turan, Avrupa Birliği’nin Afrika Kıtası’na Yaklaşımı, Mayıs 2010, s.1; Ayrıca
bkz. Sissoko, op.cit., s.8-11.
61
Sissoko, op.cit., s.8-11.
62
Turan , op.cit., s.2
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
96
Orta Asya ve Kafkasya
Bölgesel bir bütünleşme ve bölgesel bir güç olarak AB’nin çıkarlarının
bölgenin doğrudan içinde, yakın çevresinde ve daha geniş bir halkayla dünya
çapında korunması, uluslararası politikada yeni fırsat alanları olarak doğan sahalara
da dikkat çekmiştir. Avrupa’nın çevre bölgelerinin güvenliği ile AB’nin istikrar ve
geleceğinin yakın ilişkisi, “Atlantik’ten Urallara Ortak Avrupa Evi” projesi
kapsamında, Balkanlar ve Kafkasya’yı da içerecek bir nüfuz genişletme63
çalışmasına yol açmıştır.
Bağımsızlıklarının hemen sonrasında, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan,
Türkmenistan ve Özbekistan, AB’ye üye olan ülkelerin ilgisini çekmiş, özellikle
Kazak, Kırgız ve Özbek devletleriyle, 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe giren
ortaklık işbirliği antlaşması yapılmıştır. 1994’de ise, Tacikistan ile sözleşmeler
imzalanmıştır. Rusya ile 1994 yılında bir ortaklık antlaşması imzalanmış ve yine
2008’de, 21. AB-Rusya zirvesinde yeni bir stratejik ortaklık antlaşması
imzalanmıştır64. Küreselleşen dünyada, AB’nin Orta Asya ülkeleriyle olan
ilişkilerinde ve bölgeye yönelik stratejisinde enerji politikaları kadar, ABD’nin
bölgede Rusya’nın etkinliğini azaltma politikasına paralel bir yol izlendiği göze
çarpmaktadır. Bunun yanında, küresel aktör rolüne soyunan AB’nin, enerji
kaynakları ve dağılımı açısından önem arz eden Orta Asya ve Kafkasya ile iyi
ilişkiler ve diyalog yolunu açık tutması, reel politik açısından da
değerlendirildiğinde çok doğru bir strateji olarak karşımıza çıkmaktadır.
AB, Rus doğalgazının Avrupa’ya taşınmasına yönelik olarak, Orta Asya ile
enerji hakları bağlamında, özellikle NABUCCO hattı projesiyle yakinen
ilgilenmektedir. Hatta bu proje, AB destekli NABUCCO projesi olarak
nitelendirilmektedir. Orta Asya ve Kafkasya politikalarında belirleyici olan
Almanya’nın, bu yakınlaşma arzusunda, bölgedeki doğal kaynakların hatırı sayılır
ölçekteki payı göz ardı edilmemelidir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, AB’nin
Kafkasya ve Orta Asya politikası, Birliğin uluslararası bir aktör olma ve doğal
kaynaklara optimal şekilde ulaşma arzusu kadar, Rusya’nın bölgede tek aktör olarak
bırakılmaması kaygısından da kaynaklanmaktadır.
AB’nin, dış politikada, Orta Asya ve Ortadoğu’daki insan hakları ihlalleri
karşısındaki tutarsızlıkları ve “retorik ile pratik arasında derin uçurumlar”, dış
politikanın etik temel üzerinde belirlenmesine engel görünmektedir. Benzer ifadeleri
AB’nin Kuzey ve Güney Kafkasya politikaları için de söylemek mümkündür. Kuzey
Kafkasya bölgesine yönelik, Rusya Federasyonu dışında özel hiçbir politika
belirlemeyen AB’nin, Güney Kafkasya için politika öncelikleri, enerji ve yeraltı
kaynaklarıyla sınırlı kalmıştır.
63
Oral Sander, “Yeni Bir Bölgesel Güç Olarak Türkiye’nin Dış Politika Hedefleri”, Faruk
Sönmezoğlu (der.), Türk Dış Politikasının Analizi, Đstanbul, Der Yayınları, 1994, s. 420.
64
Sadık Rıdvan Karluk , “Küreselleşen Dünyada Avrupa Birliği’nin Orta Asya Ülkeleri Đle
Olan Đlişkileri ve Bölgeye Yönelik Stratejisi”, Yeni Đpek Yolu, TRACECA,
<www.bildiri.anadolu.edu.tr/papers/bildiri/makale/1073_b220p82.doc>
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
97
AB, Gürcistan-Rusya Federasyonu arasındaki Abhazya ve Güney Osetya
ihtilafları konusunda Rusya’nın genişlemesine karşı Gürcistan’ın toprak
bütünlüğünü desteklemiştir. Kuzey Kafkasya bölgesindeki yoğun hak ihlalleri
konusunda ise, beklenilen ölçüde ilgili görünmemektedir. AB’nin bu noktadaki
sessizlik politikasının yanı sıra, Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya’ya yönelik
dış politikasında “terörle mücadele” adı altında yürüttüğü operasyonlar ve her türden
insan hakları ihlalleri karşısında, tespit niteliğindeki birkaç adımdan öteye
gidilmemiştir. AB’nin dış politikada izlediği bu tutumun, savunduğu insan hakları,
demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerle de çeliştiğini belirtmekte fayda
vardır.
Ortadoğu
Avrupa Birliği’nin Ortadoğu politikasına ilişkin, bölge ile işbirliği sağlama
konusunda yeterli başarıyı gösteremediği düşünülmektedir.65 Birliğin, Ortadoğu
politikasının belirleyici özellikleri ve bazı noktalardaki açmazları kısaca şöyledir:
Birliğin “yumuşak bir güç” olması; Đngiltere, Fransa ve Almanya’nın Ortadoğu
konusunda kendine özgü politikalar belirlemesi; Birliğin bir bütün olarak politika
belirleyip uygulaması yerine ikili antlaşmaların ön planda durması; Birlik
kurumlarının karmaşık yapısı ve birbiriyle örtüşmeyen yetkilere sahip olmasının
doğurduğu sonuçlardır66.
2003 Irak Savaşı sonrasında, 2004 yılında yaşanan anayasa ve kurumsal yapı
tartışmalarında, lehte ve aleyhte ileri sürülen görüşlerde, AB’nin ortak dış politikası
önemli yer tutmuştur. Birliğin tek bir Dışişleri Bakanı tarafından dışarıda temsil
edilmesi konusu, anayasal düzeyde önemli bir husus olarak dikkat çekmiş, bu
çerçevede, üye devletlerin kamuoyları ve ulusal hükümetlerinin hassasiyetleri ihmal
edilmeksizin, AB’nin uluslararası ilişkilerinin etkin şekilde yönetilmesi ve bunun
karşısında, AB’nin küresel ölçekte “zorlu görev”le yükümlü görülmeye çalışılması
düşüncesi yer almıştır67.
Körfez krizi boyunca, ABD-Đngiltere ittifakının Birleşmiş Milletler kararı
olmaksızın savaşa girmesi ve AB’yi NATO üzerinden savaşın paydaşı olmaya
sürüklemesine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan görüşler, Avrupa’daki önemli bir
ayrılığı da gün yüzüne çıkarmıştır. Almanya ve Fransa’nın savaşa itirazı, ancak
zamanla Almanya’nın adeta yalnız kalması ve üye devletlerin bir kısmının savaşa
aktif olarak katılmalarına rağmen, diğer bir kısmının karşı durması veya en azından
savaşa destek olmamaları önemli bir çatlağın göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır.
Avrupa’nın kendi içinde barışçıl bir yapı koruyarak gelişmesini sürdürmek istemesi,
ABD gibi dünya enerji politikalarıyla ilgili ve “şahin politikalar” izleyen küresel bir
65
Rosemary Hollis, Europe in the Middle East in International Relations of the Middle East,
edt. L.
Fawcett, Oxford University Press, 2005, s. 307.
66
Larisa Kuzmicheva, “EU Foreign Policies in the Middle East--Iran, Iraq, Syria, IsraeliPalestinian Peace Process”, http://www.wilsoncenter.org/sites/default/files/kuzmicheva.pdf, s.1.
67
Tonra; Christiansen, op.cit., s.9.
98
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
aktör olma isteğinin olmamasıyla ilişkilidir. Gerçekten de, bir dünya savaşı enkazı
üzerinden yeni bir dünya kurma niyetiyle yola çıkan ve bunu başaran AB’nin bu
yolu seçmesi, kuruluş amaçlarına ve kurucu belgelere paralel bir yol izlemesi
anlaşılabilir ve saygı duyulacak bir tercihtir.
Irak konusunda ABD ve AB arasında birçok noktada tutum ve görüş
farklılıklarının ortaya çıkması stratejik tartışmalara yol açmıştır. Mart 2003
tarihinde, AB Güvenlik Enstitüsü strateji uzmanları arasındaki tartışmalar üç
noktada yoğunlaşmıştır:
Öncelikle, ABD Irak rejiminin elinde kitle imha silahları bulunduğunu ve
terörizmle bağlantısı olduğunu, bunun da kendi ulusal güvenliklerine doğrudan bir
tehdit olduğunu iddia etmiştir. Buna karşı, AB’ye üye ülkelerin tezi, Bağdat’ın
elindeki silahların tehlikeli olsa da kontrol altında tutulabileceği yönünde olmuştur.
Diğer bir görüş ayrılığı ise, AB’ye üye ülkelerin büyük çoğunluğunun Irak'a karşı
BM Güvenlik Konseyi önergesi dışında güç kullanımının mümkün olmadığı tezidir.
ABD "meşru müdafaa" kapsamında, Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın müdahale
hakkının olduğu tezini savunmuş ve uygulamıştır. Son olarak, AB ve ABD’nin
sadece Irak’ta değil, genel Ortadoğu politikaları konularında da anlaşamadığı
görülmektedir68.
Saddam rejiminin bölgesel ve uluslararası güvenlik bakımından ciddi bir tehdit
olduğu endişe ve iddiaları karşısında, üye ülke hükümetleri, ABD tezlerine tam
destek vermek bir yana, bu yöndeki girişimlere tepki göstermişlerdir. ABD’nin
tezinde askeri güç kullanarak Irak'taki “kitle imha silahları”nı yok etme niyeti ve
girişimleri sürecinde, silah denetimi konusunda Birleşmiş Milletler (BM)
denetçilerinin Bağdat'a yeniden gönderilmelerini tekrar tekrar ifade etmişlerdir69.
Daha sonraki gelişmelerde, Irak’ın silah denetimlerini engellemesi halinde de,
üye ülkeler, askeri güç kullanılmasına karşı çıkmışlardır. Bunun tek istisnası
Đngiltere olmuştur. Üye ülkelerin Dışişleri Bakanları, Ağustos 2002'de toplanmaları
sonucunda barışçıl ve diplomatik usullerle sorunun çözümü yönünde ortak tutum
sergileseler de, alternatif bir politika oluşturmayı başaramamışlardır70. Fakat tüm bu
girişimler, AB’nin kendine özgü bir dış politika oluşturmaya çalıştığını, küresel
politikalarda diğer aktörlerle birlikte karar verici, ancak yönlendirici bir “akl-ı
selim” pozisyonunu seçtiğini göstermektedir.
Libya'da, Avrupa ülkeleri birbirlerinden “ayrı” devletler olarak önde
olmalarına rağmen, AB bölgesel bir güç olarak ve bir bütün olarak önde değildir.
Libya ve Akdeniz için uzun vadeli bir strateji belirleme ve uygulamanın AB’ye üye
devletlerin kapasitelerinin ötesinde olması dolayısıyla AB’nin, hiç olmazsa “kriz
yönetimi liderliğini” üstlenmesi beklenmiştir71. Fakat beklenenin aksine, üye
68
Sevilay Kahraman, “Avrupa Birliği ve Irak Krizi : Bölünmeden Yeniden Birleşmeye Uzun,
Đnce Bir Yol”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi Cilt, 2 No1-4, Bahar 2003, s. 152-153.
69
Kahraman, op.cit., s. 152 .
70
Kahraman, op.cit., s. 152 .
71
Sven Biscop et al, “Mediterranean Mayhem: Lessons for European Crisis Management”,
Sven Biscop, Rosa Balfour & Michael Emerson (Der.), An Arab Springboard For EU
Foreign Policy?, 2012, s.80-81.
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
99
devletler çıkarları doğrultusunda bağımsız karar almışlardır. AB, Kosova ve ĐsrailFilistin uyuşmazlıklarında “emperyalist bir aktör” olarak davranmış ve iki devletli
çözüm ve Ortadoğu'da insan haklarına saygı ve Kosova'da adaletsizliğin
düzeltilmesi gibi konularda, genellikle hukuki normatif hedefleri olağanın dışına
çıkararak, teğet geçmiştir. Orta Doğu'da ise, insan hakları ve uluslararası hukuk
ihlalleri hız kesmeden devam ederken, Annapolis sürecine rağmen, yaşayabilir bir
“iki devletli çözüm” yeterince ilgilenilmeyen bir konu olarak uzakta durmaktadır72.
Đsrail-Filistin müzakereleri sırasında Eylül 2011 yılında “Ortadoğu Dörtlüsü”
olan (ABD, AB, Rusya ve BM) tarafından sunulan planda üye devletlere öncü bir
sorumluluk yüklenmektedir. Halbuki, müzakerelerin sonuçlandırılması için "dürüst
arabulucu" olarak hareket etmek ve tutarlı bir politika izlenmesi gerekmektedir73.
Kanımızca, uzun yıllara yayılmış olan ve çözümü için küresel faktörlerin desteğine
büyük ihtiyaç olan Đsrail-Filistin uyuşmazlığında, ABD’nin tercihinin son derece
katı ve Đsrail’i kayıtsız şartsız korumaya yönelik olduğu, AB’nin ise bu konuda daha
yumuşak ve objektif, barışçıl çözümler üretme yanlısı olduğu, BM genel kurulunda
ve oylamalarda görülmektedir. Bu tarz bir politikanın izlenmesi, AB’nin
kuruluşundan bugüne izlediği kalın çizgi olan “yumuşak güç” politikalarına ve
kuruluş amacına da uygun bir seçimdir.
Ortadoğu’daki en son güncel ve sıcak gelişme olan Suriye iç savaşında Birliğin
tutumu da ayrıca dikkate değerdir.
Birlik, geçmişte özel olarak ilgilendiği iki ülkeden Lübnan’da hukuk eğitimi,
Adalet Bakanlığı’na kurumsal yardımlar, idari reform, belediyeciliğin geliştirilmesi,
yolsuzlukla mücadele, bağımsız gazeteciliğin geliştirilmesi gibi konularda destek
sağlamış, Suriye’de ise daha az bir destekle vatandaşlık projesi, insan hakları ve
azınlık hakları konularında yardım sağlanmıştır74.
Birliğin, krizin başlangıcından günümüze kadar yapmış olduğu açıklamalar ve
uygulamalardan hareketle, önemli bir rol üstlenmeyi ve açıkça tarafını seçmeyi
tercih ettiği görülmektedir. Örneğin, 31 Mayıs 2013 tarihli Avrupa Birliği Konseyi
kararıyla, 1 Haziran 2014 tarihine kadar Suriye’ye ekonomik yaptırımlar ve bunların
uygulanması kararı almıştır75.
Bir yandan mezhep savaşına dönme eğilimi gösteren, diğer yandan küresel
iddiaları olan bütün aktörlerin sahaya inmeye başladığı krizde, Birliğin konumunun
72
Gergana Noutcheva , “Enlargement Policy towards Central and Eastern Europe, 19892007/
Normative Intended” in Who is a Normative Foreign Policy Actor? The European Union and
its Global Partner , Centre For European Policy Studies, Brussels, 2008, s. 28.
73
Muriel Asseburg, “The Arab Spring and the Arab-Israeli Conflict: A Vicious Circle of
Mutually Reinforcing Negative Repercussions”, Sven Biscop, Rosa Balfour & Michael
Emerson (Der.), An Arab Springboard For EU Foreign Policy?, January 2012, s.90.
74
Kuzmicheva, op.cit., s.2.
75
Counciıl of The EuropeaUIOEN, Brussels, 31 May 2013, 10306/13, (OR. en) PRESSE 225,
http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/EN/foraff/137355.pdf, 31
Mayıs 2013.
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
100
netleşmesi önem arz etmektedir. Rusya Federasyonu, Çin ve Đran’ın açık desteği ile
ayakta kalmayı sürdüren Beşşar Esed yönetimi karşısında, içinde ABD, AB ve
Türkiye’nin bulunduğu Batı Bloku ve yanlarındaki Körfez ülkeleriyle birlikte
hareket ederek savaşın bölgesel düzlemde fakat küresel etkileri olacak bir savaşa
doğru gitmesine sebep olmaktadır. Bölge küresel dış politika aktörlerinin “bilek
güreşi” alanına dönmekte, Ancak, AB için bu güreş dış politikada göstereceği ortak
sesliliğin ve kararlılığın testi mahiyetindedir.
Birliğin, hukuk ve kamu yönetimi boyutuyla en güçlü kültürel transfer alanı
argümanları olan insan hakları ve demokrasi konusundaki tutarlılığını sürdürmesi de
ayrıca beklenmektedir. Gerek Suriye gerekse çok daha yeni bir gelişme alanı olan
Mısır’da demokrasi ve insan hakları konusunda Birliğin tutarlı bir politika izleyerek
karar alması umulmaktadır.
Sonuç
Ülkelerin dış politikalarının onların bir tüzel kişilik olsalar da şahsiyetlerini
ortaya koyan politikalar olması, bölgesel güçler bakımından da aynı betimleme ile
ifade edilebilir. Hem “bölgesel güç” olma iddiasındaki güçler bakımından, hem de
diğer harici unsurlar tarafından, dış politikada söz sahibi aktörlerin görüşlerinde
bütünlük, yeknesaklık, ağız birliği, tutarlılık, ciddiyet, süreklilik ve etkinlik gibi
unsurlar aranır. Avrupa Birliği’nin geliştirmeye çalıştığı ve sunduğu “Ortak Dış ve
Güvenlik Politikası”, Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı başarılı bütünleşme
sürecinde önemli bir yer tutmuş olsa da, dış politikanın icrası aşamasında, aynı
başarılı tercih ve tavır, uluslararası politikadaki zorlayıcı gelişmeler karşısında,
zaman zaman sapmalara neden olmaktadır. Hiç kuşkusuz “dış politika” siyasal bir
birlik ve devlet olabilmenin ön şartıdır. AB’nin siyasal bir birlik olarak “ispat-ı
vücut” edebilmesi, gerçek anlamda “Ortak Bir Dış Politika” üretilmesi kadar,
üretilen bu politikanın icrasına da bağlıdır. Ancak siyasal bütünleşmeye doğru giden
AB’de, ortak karar alma ve tek sesli olmanın çok da kolay olmadığı ortadır.
Aşağıdaki noktalar, bunun önündeki engeller arasında sayılabilir:
-
Farklı altyapı ve kültürden gelen yeni üyelerin birliğin uyumunu
bozması,
-
Dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklar karşısında
ortak karar ve hareket bütünlüğünün sağlanamaması,
-
Ülkelerin birbirinden bağımsız çelişkili açıklama ve tutumları,
-
Dış politikada birlik içinde ortak çatı altında, ortak hareket eden tek bir
blok yerine, farklılaşan alt blokların oluşmaya başlaması,
-
Üye ülkelerin birlik çıkarlarından önce kendi ulusal çıkarlarına uygun
dış politika geliştirmeye çalışmaları,
-
Yüzyıllara dayanan köklü dış politika gelenekleri olan Fransa, Đngiltere
ve Almanya gibi Birliğin nüfuzlu üyelerinin dış politika tercihlerinde,
Birlik ortak çıkarları yerine, geleneksel politikalarına uygun hareket
etmeye çalışmaları,
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
101
-
Üye devletlerin üyelik süreçleri ve entegrasyon süreçlerinin yavaş ve
uzun bir sürece yayılmasının entegrasyondan beklenen sonuçları
geciktirmesi,
-
Birleşme ve bütünleşmede
yansıtılamaması.
yakalanan
ivmenin
dış
politikaya
Sonuç olarak bölgesel ve küresel güç olma arzusunu Lizbon Antlaşması ile
ısrarlı bir şekilde ortaya koymaya çalışan Avrupa Birliği’nin, reel politik bakış
açısından, artık kitle iletişim araçları ile sınırların ortadan kalktığı bir dünyada,
ancak normatif güç bakış ve bu kapsamda ortaya konulacak politikalar ile
gerçekleştirebileceğini ifade edebiliriz. Bu şekilde, demokrasinin, insan haklarının
ve ekonomik refahın daha iyiye gideceğini vadeden bir AB’nin, uluslararası
sistemde kazanmasa bile, uluslararası kamuoyunda kazanan taraf olacağı
umulmaktadır. Ancak bu beklentinin gerçekleşmesi, büyük oranda, AB’nin bundan
sonra ortaya koyacağı politikalara ve uygulamalara bağlıdır.
Kaynakça
Asseburg, Muriel. “The Arab Spring and the Arab-Israeli Conflict: A
Vicious Circle of Mutually Reinforcing Negative Repercussions”, Sven
Biscop, Rosa Balfour & Michael Emerson, (Der.) An Arab
Springboard For EU Foreign Policy? Ocak 2012, s. 90.
“
Avrupa Birliği’nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve
Türkiye’nin Uyumu”, Đstanbul, Đktisadi Kalkınma Vakfı Yayınları,
2002, s. 7, 12.
Bickerton, Christopher J. “Functionality in EU Foreign Policy: Towards a
New Research Agenda?”, Journal of European Integration, Cilt: 32
No: 2, 2010, s. 215–217, 220–221.
Biscop, Sven et al. “Mediterranean Mayhem: Lessons for European Crisis
Management”, Sven Biscop, Rosa Balfour & Michael Emerson (Der.),
An Arab Springboard For EU Foreign Policy? 2012, s. 80–81.
Canbolat, Đbrahim S. Avrupa Birliği ve Türkiye; uluslar üstü sistemle
ortaklık, Đstanbul, Alfa Aktüel Yayınları, 2011.
Çayhan, Esra. “Avrupa Güvenlik ve savunma Politikası ve Türkiye”,
Akdeniz Đ.Đ.B.F. Dergisi (3) 2002, s. 43–45.
Crow, Brian. “ A Common Euroepan Foreign Policy after Iraq?”,
International Affairs, Cilt: 79, No: 3, Mayıs 2003, s. 533, 535, 536.
Council of The Europeanunion, Brussels, 31 May 2013, 10306/13, (OR. en)
PRESSE
225,
102
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/EN/fo
raff/137355.pdf, 31 Mayıs 2013
Dinan, Desmond. Europe Recast-A History of European Union,
Hampshire, Palgrave Macmillan, 2004, s. 58, 59, 99, 246.
Durance,
Philippe
ve
Michel
Godet,
“Old
Europe
Challanges”,Emerald foresight, Cilt: 9 No: 6, 2007, s. 3–6.
New
Durand, Fabien Jean Pierre Daniel, The European Community’s Response
to the Central European Challenge the Genesis of a European
Common Foreign Policy, Durham University Press, 1994, s. 95.
Eralp, Atila, “Avrupa Birliği'nde Lizbon Antlaşması çerçevesinde yapılmaya
çabalanan kurumsallaşma sürecini, aynı zamanda da Avrupa Birliği
Başkanlığına Herman van Rompuy'un seçilmesini yorumladı.”, 10 Ocak
2013, s. 1, http://www.dispolitika.org.tr/dosyalar/aeralp_111209.html.
Gingsberg, Roy. H. “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası”, Desmond
Dinan, (der.) AB Ansiklopedisi, s. 216.
Hettne, Söderbaum and Frerdik. Civilian Power Or Soft Imperialism? EU
as a Global Actor and the Role of Interregionalism, Gothenburg,
2005.
Hill, C. European Foreign Policy: power block, civilian model – or flop?
Hill, Christopher ve Michael Smith, “International Relations and the
European Union: Themes and Issues in International Relations and
the European Union”, Christopher Hill, Michael Smith (der.), Oxford,
The new European Studies Series, 2011, s. 10–11.
Hollis, Rosemary, Europe in the Middle East in International Relations of
the Middle East, edt. L. Fawcett, Oxford University Press, 2005, s. 307.
http://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/lizbon_antlasmasi.pdf
Kahraman, Sevilay. “Avrupa Birliği ve Irak Krizi: Bölünmeden Yeniden
Birleşmeye Uzun, Đnce Bir Yol”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt: 2, No: 1–4, Bahar 2003, s. 152–153.
Karluk, Sadık Rıdvan, “Küreselleşen Dünyada Avrupa Birliği’nin Orta Asya
Ülkeleri Đle Olan Đlişkileri ve Bölgeye Yönelik Stratejisi”, Yeni Đpek
Yolu, TRACECA, www.bildiri.anadolu.edu.tr/papers/bildiri/makale/
1073_b220p82.doc.
Kaya, Ayhan et al. Avrupa Birliği’ne Giriş, Tarih, Kurumlar ve
Politikalar, Đstanbul, Đstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011, s. 3.
BÖLGESEL GÜÇ OLARAK AVRUPA BĐRLĐĞĐ VE DIŞ POLĐTĐKA
103
Kuzmicheva, Larisa, “EU Foreign Policies in the Middle East--Iran, Iraq,
Syria,
Israeli-Palestinian
Peace
Process”,
http://www.wilsoncenter.org/sites/default/files/kuzmicheva.pdf
“Lizbon
Antlaşması
Đçin
El
Kılavuzu”,
13
Ocak
http://www.abbilgi.eu/web/Portals/0/docs/pdf/lisbon-final.pdf.
2013,
Irondelle, Bastien. “Euroepan Foreign Policy:the End of
Europe”,Euroepan Integration, Cilt 30, No 1, 2008, s.165
French
Manners, Ian. “Normative Power Europe: A Contradiction in Terms
?”,Journal of Common Market Studies, Cilt: 40, No: 2, 2002, s. 236,
238, 239.
McCormick, John. Understanding the euroepan union, A Concise
Introduction, New York, Palgrave Macmillan, 2005, s. 59.
Noutcheva, Gergana.“Enlargement Policy towards Central and Eastern
Europe, 1989-2007/Normative Intended” in Who is a Normative
Foreign Policy Actor? The European Union and its Global Partner,
Centre For European Policy Studies, Brussels, 2008, s. 28.
Official Journal of the European Union, 13 Ocak 2013, http://eurlex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:FULL:E
N:PDF.
Özdal, Barış. “Lizbon reform Andlaşması’nın Ortak Güvenlik ve Savunma
Politikası’na Đlişkin Düzenlemelerin Analizi”, Journal of Security
Strategies (Güvenlik Stratejileri Dergisi), Issue 07/2008, s.148
Özler, Zeynep.“Lizbon Antlaşması” Đktisadi Kalkınma Vakfı Değerlendirme
Notu, no:9 Ekim 2009,s.1
Pardo, Ramon Pacheco. “Normal Power Europe: Non-Proliferation and the
Normalization of EU’s Foreign Policy”, European Integration, Cilt:
34, No: 1, 2012, s. 2, 3.
Salmon, Traver C. “Avrupa Siyasi Birliği”, Desmond Dinan (der.), Avrupa
Birliği Ansiklopedisi, Đstanbul Kitap Yayınevi, 2004, s. 181–182, 184–
185.
Sander, Oral. “Yeni Bir Bölgesel Güç Olarak Türkiye’nin Dış Politika
Hedefleri”, Faruk Sönmezoğlu (der.), Türk Dış Politikasının Analizi,
Đstanbul, Der Yayınları, 1994, s. 420.
“The
Single
European
Act”,
22
Ekim
2012,
http://ec.europa.eu/economy_finance/emu_history/documents/treaties/si
ngleuropeanact.pdf.
104
E. SARE YILMAZ, YÜCEL UĞURLU
Sissoko, Macki M. et al. “Impacts Of The Yaounde And Lome Conventıons
On Ec-Acp Trade”, The African Economic & Business Review, Cilt:
1, No: 1, 1998, s. 6, 8–11.
Smith, Michael E. “The framing of European foreign and security policy:
toward a post modern policy framework?”, Journal of Euroepan
Public Policy, Cilt: 10, No: 4, 2011, s. 557, 559, 560.
Tezcan, Ercüment. “Maastricht ve Amsterdam Antlaşmaları Çerçevesinde
Avrupa Birliği ve Batı Avrupa Birliği Đlişkileri”, Ankara Üniversitesi
SBF Dergisi 54–1, s. 144–145.
Tomic, Nikola. “Coordinative Discourses in Brussels: An Acency-oriedted
Model of EU Foreign Policy Analysis”, Perspectives on European
Politics and Society, 2013, 14:2, s225
Tonra, Ben ve Thomas Christiansen. The Study of EU Foreign Policy:
Between International Relations and European Studies, Rethinking
European Union Foreign Policy, Manchester University Press, 2004,
s. 1, 9.
“Treaty of Maastricht on European Union”, 17 Ekim 2012,
http://europa.eu/legislation_summaries/institutional_affairs/treaties/treat
ies_maastricht_en.htm.
Turan, Aslıhan P. Avrupa Birliği’nin Afrika Kıtası’na Yaklaşımı, Mayıs
2010, s. 1, 2.
Usul, Ali Resul. “Avrupa Birliği’nin Orta Asya Politikaları: Sessiz ve
Derinden”, Mustafa Aydın (der), Küresel Politikada Orta Asya, Nobel
Yayınları, Ankara, 2005, s. 191.
Ülger, Đrfan Kaya. Avrupa Dış Politikası ve AB Genişlemesi”, Avrupa
Birliği Üzerine Notlar, Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, Şubat 2005, s.
34.
Wagner, Wolfgang. ”Why the EU’s common foreign security policy will
reaminintergovernmental: a rationalist institutional choice analysis of
Euroepan crisis management policy”, Journal of European Public
Policy, Cilt: 10, No:4, 2003, s. 579.
Whiteman, R.G. From Civilian Power to Superpower? The International
Identity of the EU, Basingstoke, Plagrave Macmillan, 1998.
Whitney, Craig R. “A European common foreign and security policy?”,
Cambridge Review of International Affairs, 10: 2, 1997, s. 176–177.
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi
Cilt:12, No:2 (Yıl: 2013), s.105-113
ALMAN ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLER DĐSĐPLĐNĐ:
YERELLĐĞĐ KAYBETMEDEN KÜRESELE
ENTEGRASYON ÇABASI*
Birgül DEMĐRTAŞ**
Özet
Son yıllarda Uluslararası Đlişkiler (UĐ) disiplininde yapılan yayınların ve
verilen eğitimin geldiği aşamayla ilgili çok sayıda akademik çalışma yapılmaktadır.
Bu makale, AB’nin hem bugün geldiği aşamada hem de siyasal ve ekonomik
geleceğini etkilemede başat rol oynayan ve pekçok Avrupa ülkesinden farklı bir dış
politika çizgisi izleyen Almanya’daki Uluslararası Đlişkiler disiplininin ortaya
çıkışını, geçirdiği evreleri ve bugün geldiği aşamayı tartışmayı amaçlamaktadır.
Alman Uluslararası Đlişkiler’i, ABD’dekiler başta olmak üzere küresel UĐ
tartışmalarını yakından takip eden, onunla içiçe geçmiş, ona özellikle post-pozitivist
alanda katkılar sağlayan ve bunu yaparken bir yandan da kendi farklılıklarını da
ortaya koymaya çalışan bir alandır. Her ne kadar Đkinci Dünya Savaşı sonrası
dönemde doğrudan ABD’nin etkisiyle ortaya çıkmış olsa da bugün gelinen noktada
kendi özgün katkılarını ortaya koymayı başarmıştır.
Anahtar Kelimeler: Almanya, Uluslararası Đlişkiler Disiplini, Siyaset Bilimi,
Soğuk Savaş, Soğuk Savaş Sonrası Dönem.
Abstract
In the recent years there is an increasing number of academic works on the
state of the International Relations (IR) discipline and education in the field all over
the world. This article aims to discuss the historical background of the emergence of
the IR in Germany, the stages of its development and its current state. Analyzing the
state of the IR in the German context is important not only because Germany has
played a pivotal role in the emergence of the European integration but also it will
have a fundamental impact on the political and future shape of the European Union.
Germany is also characterized by its non-traditional foreign policy. The article
argues that the scholars of the German IR follow the global developments, mainly
those in the US closely, is well integrated in it as well as provide original
*
Bu çalışmanın ilk hali, KKTC’de 19-22 Nisan 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen 5.
Uluslararası Đlişkiler Çalışmaları ve Eğitimi Kongresi’nin “Uluslararası Đlişkiler Disiplini ve
Küresel Tartışmalar” Paneli’nde sunulmuştur.
**
Doç. Dr., TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Uluslararası Đlişkiler Bölümü.
BĐRGÜL DEMĐRTAŞ
106
contributions mainly in the post-positivist field. Though the IR first emerged in
Germany thanks to US efforts in the aftermath of the Second World War, today it
has some clear original contributions.
Keywords: Germany, International Relations Discipline, Political Science,
Cold War, Post-Cold War Era.
Giriş
Uluslararası Đlişkiler (UĐ) disipliniyle ilgili tartışmalar, son 25 yıldır küresel
politikada yaşanan radikal dönüşümlerin ardından giderek artmakta ve
çeşitlenmektedir. Bir yandan 1990’ların başında reel sosyalizmin krize girmesinin
ardından parçalanan ülkeler, öte yandan 11 Eylül saldırıları ve ardından yaşanan
süreç, disiplinde yapılan yayınların tahmin edebilme ve çözüm üretebilme
kapasitesinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bu bağlamda, en çok gündeme gelen
konulardan birisi de UĐ’nin Batılı ülkelerin, özellikle de ABD ve kısmen
Britanya’nın hegemonyası altında olmasının yarattığı sonuçlardır. Acaba alanın bazı
temel kavramları, “güvenlik” mesela, her ülkede, her toplumda aynı anlama mı
gelmektedir? Dış politika yapımı her ülkede aynı şekilde mi gerçekleşmektedir?
Türkiye’de de son yıllarda disiplinin ülkedeki durumu, küresel çalışmalardaki yeri
ve potansiyeli üzerine yapılan yayınların sayısı artmaktadır1.
Her ne kadar, hem kültürel, hem ekonomik hem de siyasal sistem açısından
Batılı dünya içinde yer alsa da Almanya’nın durumunu incelemek birkaç açıdan
önemlidir. Đlk olarak, Almanya’nın Avrupa Birliği (AB) içerisindeki siyasal ve
ekonomik rolü mevcut bölgesel ve küresel kriz ortamında daha fazla artmaktadır2.
Gerek Yunanistan’da, gerekse Kıbrıs Rum Kesimi’nde ya da Đspanya’da yaşanan
krizin çözümünde gözler Berlin yönetimine çevrilmektedir. Đkinci olarak,
Almanya’nın dış politikasının bazı temel prensipleri Britanya’dan ve ABD’den
farklıdır. Đkinci Dünya Savaşı sırasındaki ortam dolayısıyla Berlin, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi’ne daimi üye yapılmamıştır. Her ne kadar iki
Almanya’nın birleştiği 1990’dan itibaren Alman karar alıcılar bu talebi dile getirse
de, şu ana kadar Birleşmiş Milletler’in organlarının radikal dönüşüm talepleri
gerçekleştirilmekten uzak kalmıştır. Berlin yönetimleri, dünyayı iki büyük savaşa
sürükleyen başlıca ülkelerden biri olmanın sorumluluğunu hâlâ üzerlerinde
hissetmekte ve bu durum da Alman karar alıcıları, dış politikada nispeten pasif
davranmaya ve de özellikle, meşru olsun olmasın “güç” kullanmaktan sakınmaya
yönlendirmektedir. Nitekim Alman dış politikası, uluslararası yayınlarda da sıklıkla
ele alınan bir konudur. Avrupa’da bu kadar güçlü konumda olan bir ülkenin dış
1
Pınar Bilgin, “Uluslararası Đlişkiler Çalışmalarına “Merkez-Çevre”: Türkiye Nerede?”,
Uluslararası Đlişkiler, Cilt 2, No 6, 2005, s. 3-12; Ersel Aydınlı, “Türkiye Uluslararası
Đlişkiler Disiplininde Özgün Kuram Potansiyeli: Anadolu Ekolünü Oluşturmak Mümkün
mü?”, Uluslararası Đlişkiler, Cilt 5, No 17, 2008, s. 161-187.
2
“Germany and Europe. The Reluctant Hegemon”, The Economist, 15 Haziran 2013,
http://www.economist.com/news/leaders/21579456-if-europes-economies-are-recovergermany-must-start-lead-reluctant-hegemon.
ALMAN ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLER DĐSĐPLĐNĐ…
107
politikasında bilerek ve isteyerek temkinli davranması, literatürde yoğun bir şekilde
tartışılmaktadır3. Üçüncü olarak, anadilin Đngilizce dışında bir dil olması da,
Avrupa’nın merkezindeki bu ülkede Đngilizce merkezli bu disiplinin nasıl ortaya
çıktığını ve hangi evrelerden geçtiğini anlamak açısından önemlidir. Sonuç olarak,
Almanya’nın AB içindeki rolü, tarihsel farklılıkları ve anadilinin farklı olmasından
dolayı, bu ülkedeki UĐ disiplininin gelişimini mercek altına almak önemlidir.
Berlin’in bölgesel ve küresel ölçekte nasıl bir rol oynadığını ve gelecek için nasıl bir
potansiyel taşıdığını anlayabilmek için UĐ disiplininin hem yayın hem de eğitim
boyutuyla bu ülkede hangi aşamada olduğunu anlamak ehemmiyet taşımaktadır.
Bu çalışmada, Almanya’da Uluslararası Đlişkiler disiplininde yapılan yayınların
ve verilen eğitimin durumu analiz edilmeye çalışılacaktır. Öncelikle disiplinin ortaya
çıkışı, geçirdiği aşamalar, bugün gelinen noktada küresel Uluslararası Đlişkiler
çalışmaları içinde Alman ekolünün yeri, karşılaştığı sorunlar ve yapılmaya çalışılan
yenilikler üzerinde durulacaktır. Đkinci olarak, Uluslarası Đlişkiler alanında verilen
eğitimin temel özellikler ve son yıllarda yapılan bazı yenilikler analiz edilecektir. Bu
makalenin araştırma sorusu şudur: Gerek Avrupa gerekse dünya tarihini derinden
etkilemiş olan, anadili Đngilizce olmayan bu ülkede Uluslararası Đlişkiler çalışmaları
ve eğitiminin temel özellikleri, tartıştığı sorunlar ve bulabildiği çözüm yolları
nelerdir? Bu çalışmanın sınırlı olduğu ise en başta belirtilmelidir: Bu makale
geçmişi ele alırken sadece, Federal (Batı) Almanya’da yapılan çalışmaları ve verilen
eğitimi kapsamaktadır. Dolayısıyla Doğu Almanya’daki Uluslararası Đlişkiler
çalışmaları ele alınamayacaktır, ancak bu konunun ayrı bir çalışmayı hakettiği
şüphesizdir. Ayrıca bu makale, Almanca konuşulan diğer ülkeler olan Avusturya ve
Đsviçre’yi kapsamamaktadır. Yer sınırları ve konunun bütünlüğünü korumak
amacıyla bu sınırlamalara gidilmiştir.
Alman UĐ Disiplininin Ortaya Çıkışı ve Geçirdiği Evreler
Çalışmaya başlarken belirtilmesi gereken önemli noktalardan biri, Almanya’da
lisans düzeyinde Uluslararası Đlişkiler diye bir bölümün bulunmamasıdır.
Uluslararası Đlişkiler, Siyaset Bilimi ya da Siyaset Bilimi ve Sosyal Bilimler
bölümlerinin bir alt alanı olarak değerlendirilmektedir. Siyaset Bilimi bölümünün
üniversiteden üniversiteye değişen farklı alt alanları bulunmaktadır. Bunlar arasında,
siyaset kuramı, toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi alanlar da bulunabilmektedir. Bu
bağlamda, şu tespiti yapabiliriz: Almanya’da Uluslararası Đlişkiler, genel sosyal
bilimlerin bir alt alanı olarak görülmekte ve diğer disiplinlerden tamamen bağımsız
olarak düşünülmemektedir. Bunun önemli bir avantajı, çok disiplinli çalışmalara ve
projelere ileriki aşamalarda imkân tanımasıdır. Buna karşın, yüksek lisans düzeyinde
Uluslararası Đlişkiler adında ya da benzer adlarda ya da bölge çalışmaları alanında
programlar bulunmaktadır. Ve küreselleşmenin de etkisiyle bunların bir kısmı
Đngilizce olarak yürütülmektedir. Bu da küreselleşmenin ulusal eğitim sistemi
üzerindeki bir etkisi olarak değerlendirilebilir. Doktora aşamasına gelindiğinde ise,
3
Gunther Hellman, “Fatal Attraction or Productive Encounter? German Foreign Policy and
IR/Foreign Policy Theory”, Annual Convention of the International Studies Association,
Chicago, 28 Şubat-2 Mart 2007.
108
BĐRGÜL DEMĐRTAŞ
yine Uluslararası Đlişkiler konusunda yazılan tezlerin Siyaset Bilimi disiplininin
çatısı altında değerlendirildiğini görmekteyiz. Neden ABD’de, Đngiltere’de ve daha
pekçok ülkede Uluslararası Đlişkiler ayrı bir bölüm açılırken Almanya’da hâlâ bir alt
alan olarak görülmektedir? Olası iki farklı neden üzerinde durulabiliriz: Bir tanesi,
Alman eğitim sisteminin değişim süreçlerine zor ayak uydurmasıdır. Đkinci neden
ise, Immanuel Kant, Max Weber, Karl Marx ve Jürgen Habermas gibi felsefenin ve
siyaset biliminin öncüllerinin ortaya çıktığı bir ülkede bu temellerin etkilerinin hâlâ
devam etmesidir.
Bu girişten sonra disiplinin ortaya çıkışı ve gelişimi üzerine kısa bir analiz
yapılacaktır: Almanya’da üniversitelerde doğrudan Uluslararası Đlişkiler disiplinine
yönelik ilgi, özellikle Đkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. Bunda da
ABD’nin büyük bir etkisi bulunmaktadır. Aslında Washington yönetiminin temel
amacı, Almanya’daki bilimsel çalışmaları yönlendirerek burada demokratik kültürün
yerleşmesini sağlayabilmekti4. Bu amaçla çeşitli kanallardan destekler sağlandı.
Siyaset Bilimi bölümlerinin yeniden şekillenmesi için çaba sarfedildi. Bunun için
Alman üniversitelerinin Siyaset Bilimi bölümlerine misafir araştırmacılar getirtildi,
kurumsal ortaklık anlaşmaları yapıldı, kütüphaneler kuruldu ve desteklendi, hatta
kimi durumlarda yeni üniversiteler bile kuruldu5. Örneğin, Berlin Đkinci Dünya
Savaşı’nın ardından bölündüğünde şehrin tek üniversitesi olan Humboldt’un
Sovyetler kontrolündeki doğu tarafında kalması üzerine, ABD’nin finansal
desteğiyle batı tarafında Berlin Hür Üniversitesi (Freie Universität Berlin) kuruldu.
Yine bu dönemde Soğuk Savaş ortamının ve ABD’nin etkisiyle Siyaset Bilimi
bölümlerinde Uluslararası Đlişkiler alanında da dersler verilmeye başlandı.
Đki kutuplu sistemde Almanya’da Uluslararası Đlişkiler çalışmaları üç temel
alanda ilerledi: Birincisi realist okulun etkisiyle yapılan çalışmalardı. Đkincisi ise,
Alman ekolünün daha fazla katkıda bulunduğu alan olan barış çalışmalarıydı. 19691974 arasında Cumhurbaşkanlığı yapan Gustav Heinemann, göreve başlarken
yaptığı konuşmada Batı Almanya’da barış çalışmalarının kurulması tavsiyesinde
bulundu. Ve bu dönemde Federal Almanya devlet bütçesinden de barış çalışmaları
için kaynak ayrıldı. Aslında bu durumu Willy Brandt başbakanlığındaki Sosyal
Demokrat ağırlıklı hükümetin Doğu Bloku ülkeleriyle yakınlaşmasını içeren Doğu
Politikasıyla da bağdaştırmak mümkündür. Tam da bu dönemde 1970 yılında
Frankfurt’ta kurulan Frankfurt Barış Çalışmaları Enstitüsü (Hessische Stiftung
Friedens und Konfliktforschung) bugün Almanya’da barış çalışmaları konusundaki
en büyük merkezdir6. Bu Merkez’in Hessen eyaleti tarafından kurulmuş olması da
ayrıca dikkati çekmektedir. Barış Çalışmaları alanında başka önemli merkez
Berghof Vakfı’dır. 1971 yılında Berghof Vakfı tarafından kurulmuştur. Üçüncü grup
4
Nicole Deitelhoff - Klaus Dieter Wolf, “Der Widerspenstigen Selbst-Zähmung? Zur
Professionalisierung der Internationalen Beziehungen in Deutschland”, Politische
Vierteljahresschrift, Cilt 50, No 3, 2009, s. 454.
5
Anne-Marie D’Aoust – Peter Nikolaus Funke, “Lost in Translation? A Critical Appraisal of
the German Discipline of International Relations”, 51st Annual Conference of the
International Studies Association, New Orleans, 20 Şubat 2010.
6
http://www.hsfk.de/
ALMAN ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLER DĐSĐPLĐNĐ…
109
çalışma, alan çalışmalarıdır. Dördüncü alan ise politik ekonomi çalışmaları, özellikle
de bağımlılık (dependencia) konusunda yapılan çalışmalardır7.
Soğuk Savaş döneminde Almanya’da yapılan UĐ çalışmaları disiplinin temelini
oluşturmuştur. Bu yıllarda özellikle Anglo-Sakson Uluslararası Đlişkiler dünyasında
yapılan büyük tartışmalar Almanya’daki akademik camiada pek de bir yankı
bulmamıştır. Bu bağlamda, davranışsal okul fazla bir etki bırakmamış, dış politika
analizi de popüler bir yaklaşım haline gelmemiştir. Dolayısıyla bugün Alman
Uluslararası Đlişkiler ekolünde niceliksel çalışmalar yok denecek kadar azdır.
Bu dönemin önemli gelişmelerinden birisi yine Detant’ın ve Doğu
Politikası’nın (Ostpolitik) ağırlığının arttığı bir dönemde uluslararası politikayla
ilgili çalışmalara daha fazla önem verilmeye başlanmasıdır. Bunun önemli
işaretlerinden biri de Alman siyaset bilimcilerinin en önemli kuruluşlarından biri
olan Alman Siyaset Bilimi Derneği’nin (Deutsche Vereinigung für politische
Wissenschaft)8 1964’te Uluslararası Politika’yla ilgili alt bir bölüm kurmasıdır9. Bu
derneğin çıkardığı Politische Vierteljahresschrift-Siyaset Bilimi Dergisi, 1960’ta
yayın hayatına başlamıştır ve SSCI tarafından taranmaktadır10. Aynı Derneğin
Uluslararası Đlişkilere Soğuk Savaş sonrasında daha fazla eğildiği
gözlemlenmektedir. Artan bu ilginin sonucu olarak da 1994’te Zeitschrift für
Internationale Beziehungen – Uluslararası Đlişkiler Dergisi kurulmuştur11. Bu
dergiden çalışmanın ilerleyen kısımlarında tekrar bahsedilecektir.
1970’lere damgasını vuran gelişme ise Frankfurt Okulu’na dayanan eleştirel
kuramın etkinliğini arttırmasıdır. Bu dönemde silahlanma yarışını eleştiren ve Soğuk
Savaş dönemi ilişki sistematiğine karşı çıkan çalışmalar geçmişe kıyasla daha fazla
önem kazanmıştır. Dieter Senghaas ve Ekkehart Krippendorff’un çalışmaları bu
kapsamda ele alınabilir12.
Aslında bir başka önemli konu da, Alman kökenli yazarların, Almanya dışında
yazmış oldukları çalışmalarda bile Almanya’daki yaşam deneyimlerinin etkisinin
olmasıdır. Bu durumun en ilginç örneklerinden bir tanesi disiplinin kurucu
babalarından biri olarak kabul edilen Hans Morgenthau’dur. 1904’te Almanya’da
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Morgenthau, 1932 yılına kadar bu ülkede
yaşamış ve doktorasını burada tamamlamıştır. Dolayısıyla bu süre içerisinde
Almanya’da yaşadığı deneyimlerin Morgenthau’nun ileriki çalışmalarını da
etkilediğini varsaymak mümkündür13.
7
Sınıflandırmayla ilgili bir çalışma için bkz. Ulrich Albrecht, “The Study of International
Relations in the Federal Republic of Germany”, Millennium, Cilt 16, No 2, 1987, s. 297-300.
8
https://www.dvpw.de/
9
D’Aoust –Funke, “Lost in Translation?...”, op. cit.
10
http://www.pvs.nomos.de/
11
http://www.zib.nomos.de/
12
D’Aoust –Funke, “Lost in Translation?...”, op cit.
13
Alexander Reichwein, “Rethinking the Roots of Realism: Morgenthau’s German Years”,
50th Annual Convention of the ISA, New York, 15-18 Şubat 2009.
BĐRGÜL DEMĐRTAŞ
110
Aslında tüm dünyada olduğu gibi Almanya’da da Uluslararası Đlişkiler
disiplini, 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla büyük bir değişim yaşamaya başlamıştır.
Artan küreselleşme, Soğuk Savaş dönemi yaklaşımlarının ve disiplin algılamalarının
sorgulanması, UĐ alanında yeni bir dirilişe yol açtı. Ernst Otto-Czempiel’in 1986’da,
daha henüz Soğuk Savaş devam ederken Alman UĐ ekolünü yeterince teorik ve
metodolojik olmamakla eleştirmesi, 1990’ların ilk yarısında ilk yankısını bulmuştur.
Küresel Camiaya Entegrasyon Çabaları
Bu dönemde Alman Siyaset Bilimi Derneği, Amerikan tarzını örnek alarak
yeni bir dergi başlattı: Zeitschrift für internationale Beziehungen (ZiB)-Uluslararası
Đlişkiler. Sıkı hakemlik sistemi, özetler, dipnotlar, kaynakça kuramsal ağırlık, hepsi
bu yeni derginin temel özellikleri oldu. Bu dergi kuram ağırlıklı, özellikle de postpozitivizm ağırlıklı makaleler yayınlamak üzere tasarlandı. Yılda iki kez yayınlanan
ZiB, sadece Almanca dilinde makalelere yer vermekte, ancak indekslerde yer
alabilmek ve uluslararası okuyucuyla buluşabilmek için Đngilizce özetler de
yayınlamaktadır. Son dönemde ZiB’de yayınlanan makalelerden bazılarının
başlıkları şöyledir: Birleşmeden sonra Alman Dış Politikası: Çıplak Đdealism ile
Realpolitik Dünya Sistemi Çabası Arasında (Deutsche Außenpolitik nach der
Vereinigung
zwischen ernüchtertem Idealismus und realpolitischem Weltordnungsstreben),
Demokrasi Olmadan Barışçı Dönüşüm: Otokratik Güvenlik Topluluğu Kurma
Konusunda Kuramsal ve Ampirik Düşünceler (Friedlicher Wandel ohne
Demokratie? Theoretische und empirische Überlegungen zur Bildung einer
autokratischen Sicherheitsgemeinschaft), Katılım Belirsizliği: Bilgi Toplumu Dünya
Zirvesindeki STK Etkisinin Sınırları (Ambivalenzen der Partizipation, Grenzen des
NGO-Einflusses auf dem Weltgipfel zur Informationsgesellschaft). ZiB, bazı
uluslararası indeksler tarafından taranmaktadır, henüz Sosyal Bilimler Atıf
Đndeksi’nde (Social Sciences Citation Index) değildir, önümüzdeki yıllarda bu
indekse de girmesi sürpriz olmayacaktır.
Alman UĐ camiasının, alandaki küresel çalışmalara eklemlenmesi sadece yeni
yayınlar şeklinde değil, aynı zamanda Batılı dergilerde ve kuruluşlarda etkin rol
almakla da oldu. Örneğin Prof. Helga Haftendorn 1990-1991 yıllarında, alanın en
prestijli kurumsal yapılanmalarından biri olarak bilinen International Studies
Association’ın (Uluslararası Çalışmalar Derneği) başkanlığı yaptı ve bu sayede ilk
kez Amerikan vatandaşı olmayan bir akademisyen bu göreve gelmiş oldu. Keza
Alman akademisyenler önemli dergilerin editörler kurulunda yer almaktadır.
Thomas Risse’nin International Organization’ın ortak editörlüğünü yapmış
olması14, ayrıca Mannheim Üniversitesi’nden Sabine Carey’nin, alanın en prestijli
ve en fazla atıf alan dergilerinden olan International Studies Quarterly’nin editör
kurulunda olması önemlidir.
Bugün gelinen noktada Almanya’daki UĐ çalışmaları şu kategorilere ayrılabilir:
-Realist ve strateji odaklı çalışmalar: Bunlar daha çok güncel gelişmeleri realist
kuramın kavramlarıyla açıklamaktadır.
14
Deitelhoff - Wolf, “Der Widerspenstigen Selbst-Zähmung?...”, op. cit., s. 456, dipnot 7.
ALMAN ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLER DĐSĐPLĐNĐ…
111
-Bölge çalışmaları: Önemli enstitüleri ve kütüphaneleri bulunmaktadır.
Türkoloji, Japonya Çalışmaları ve Kore çalışmaları gibi bölümler ve enstitülere
önem verilmektedir.
-Post-pozitivist kuram ağırlıklı çalışmalar: Alman makalelerinin bu alanda
orijinal katkıları vardır.
-Barış çalışmaları: Detant döneminden beri bu konuda özgün çalışmalar
yürütülmektedir.
Son dönem UĐ çalışmalarının önemli özelliği akademisyenlerin ortaklaşa
yaptığı ulusal, uluslararası kurumlar ile özel-kamu kurumlarının destekledikleri
projelerdir. Bu çalışmaların da daha çok devlet dışı aktörleri ele alması ve mutlaka
yoğun kuram içermesi dikkat çekicidir. Örneğin Thomas Risse başkanlığında
yürütülen “Devlet Olmadan Yönetişim: Sınırlı Devlet Yönetiminin Olduğu
Bölgelerde Politikalar ve Siyaset” (Governance without a State: Policies&Politics in
Areas of Limited Statehood) projesi en dikkat çeken çalışmalardan biridir15. Bir
başka proje ise Frankfurt Üniversitesi’nde yürütülen Normatif Düzenlerin
Oluşturulması (The Formation of Normative Orders) başlıklı çalışmadır16. Bu
projenin ilginç tarafı sadece UĐ’den değil, siyaset bliminden, tarihten, felsefeden,
siyaset biliminden, hukuktan, etnolojiden, ekonomiden, sosyolojiden hatta teolojiden
bile hocaların katıldığı çokdisiplinli bir çalışma olmasıdır.
Yayından eğitime gelecek olursak; Almanya’da sosyal bilimler eğitimi
interaktif, tamamen öğrenci katılımına dayalı olarak, yoğun ödevler ve sunumlar
şeklinde gerçekleştirilmektedir. Dersler farklı dillerde verilebilmektedir. Alman
geleneksel eğitim sistemi mezuniyette yüksek lisans diploması vermekteydi. Bugün
ise sistem değişim içerisindedir. Avrupa Ortak Eğitim Alanı oluşturma projesi
olarak da bilinen Bologna kapsamında 3 artı 2 olarak bilinen sisteme geçilmiş ve üç
yıllık lisans eğitiminin ardından iki yıl yüksek lisansa devam imkânı tanınmıştır.
Tamamen Đngilizce yüksek lisans programları da açılmaktadır. Doktora yapanlar,
alanıyla ilgili araştırma yapmak isteyenler ve dil öğrenmek isteyenler için Alman
Akademik Değişim Servisi başta olmak üzere çeşitli kurumların geniş burs
imkânları mevcuttur. Alan çalışmalarının ayrı birer lisans bölümü olması da dikkate
değer bir özelliktir.
Ayrıca, Alman üniversitelerini merkez-çevre (taşra) diye ayırmanın mümkün
olmadığı vurgulanmalıdır. Tübingen, Freiburg ve Heidelberg gibi ufak kasabalarda
bile dünya çapında üne sahip üniversiteler ve bu üniversitelerin yine evrensel üne
sahip kütüphaneleri bulunmaktadır. Bunun yanısıra, Alman UĐ’si, küresel UĐ alanı
içinde kendi yerini sorgulayan bir disiplindir. ZiB ilk sayısını bu konuya ayırmıştır17.
Başka bir nokta, Alman üniversitelerinin kendi aralarında ve yurtdışındaki
üniversitelerle gerçekleştirdikleri ortak programlardır. Örneğin, Berlin Hür15
Bu çalışma kitap olarak yayınlanmıştır: Thomas Risse (der.), Governance without A
State, New York, Columbia University Press, 2011.
16
http://www.normativeorders.net/en
17
Zeitschrift für Internationale Beziehungen, Cilt 1, No 1, 1994.
BĐRGÜL DEMĐRTAŞ
112
Humboldt ve Potsdam üniversitelerinin geliştirdiği ortak yüksek lisans programı iyi
bir örnektir, üstelik bu programa devam eden öğrencilerin, bir dönem yurtdışındaki
ortak üniversiteye gitmeleri de zorunludur. Farklı bir örnek de, Marburg Çatışma
Araştırmaları Merkezi’nin University of Kent ile yürüttüğü ortak yüksek lisans
programıdır.
Sonuç
Jörg Friedrichs & Ole Waever çalışmalarında Batı Avrupa’da ABD
hegemonyasıyla mücadele için üç yöntemden bahsetmektedir18.
-kendi kendine yeterli olmaya çalışma (Fransa örneği)
-marjinalliği kabullenme (Đtalya örneği)
-çok yönlü işbirliği: Almanya bu kategoriye girmektedir.
Sonuç olarak, Alman UĐ’si, ABD başta olmak üzere küresel UĐ tartışmalarını
yakından takip eden, onunla içiçe geçmiş, ona özellikle post-pozitivist alanda
katkılar sağlayan (inşacılık & rejim teorisi) ve kendi farklılıklarını da ortaya
koymaya çalışan bir alandır. Eski Frankfurt Okulu günleri gibi alanın temellerine
nüfuz edecek orijinallikte yeni çalışmalar olacak mı zaman gösterecek, ama
herhalükarda Almanya UĐ çalışanlar için ilginç bir vaka örneği olmaya devam
edecek ve UĐ disiplini kendini yenilemeye devam edecek gibi görünüyor.
Kaynakça
Albrecht, Ulrich, “The Study of International Relations in the Federal
Republic of Germany”, Millennium, Cilt 16, No 2, 1987, s. 297-300.
Aydınlı, Ersel, “Türkiye Uluslararası Đlişkiler Disiplininde Özgün Kuram
Potansiyeli: Anadolu Ekolünü Oluşturmak Mümkün mü?”,
Uluslararası Đlişkiler, Cilt 5, No 17, 2008, s. 161-187.
Bilgin, Pınar, “Uluslararası Đlişkiler Çalışmalarına “Merkez-Çevre”: Türkiye
Nerede?”, Uluslararası Đlişkiler, Cilt 2, No 6, 2005, s. 3-12.
Deitelhoff, Nicole - Klaus Dieter Wolf, “Der Widerspenstigen SelbstZähmung? Zur Professionalisierung der Internationalen Beziehungen in
Deutschland”, Politische Vierteljahresschrift, Cilt 50, No 3, 2009, s.
454.
D’Aoust, Anne-Marie– Peter Nikolaus Funke, “Lost in Translation? A
Critical Appraisal of the German Discipline of International Relations”,
18
Jörg Friedrichs - Ole Waever, “Western Europe. Structure and Strategy at the National and
Regional Levels”, Arlene B. Tickner and Ole Waever (der.), International Relations
Scholarship Around the World, Worlding Beyond the West, New York, Routledge, 2009,
s. 262.
ALMAN ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLER DĐSĐPLĐNĐ…
113
51st Annual Conference of the International Studies Association, New
Orleans, 20 Şubat 2010.
Friedrichs, Jörg - Ole Waever, “Western Europe. Structure and Strategy at
the National and Regional Levels”, Arlene B. Tickner and Ole Waever
(der.), International Relations Scholarship Around the World,
Worlding Beyond the West, New York, Routledge, 2009, s. 262.
“Germany and Europe. The Reluctant Hegemon”, The Economist, 15
Haziran 2013, http://www.economist.com/news/leaders/21579456-ifeuropes-economies-are-recover-germany-must-start-lead-reluctanthegemon.
Hellman, Gunther, “Fatal Attraction or Productive Encounter? German
Foreign Policy and IR/Foreign Policy Theory”, Annual Convention of
the International Studies Association, Chicago, 28 Şubat-2 Mart 2007.
Reichwein, Alexander, “Rethinking the Roots of Realism: Morgenthau’s
German Years”, 50th Annual Convention of the ISA, New York, 15-18
Şubat 2009.
Risse, Thomas (der.), Governance without A State, New York, Columbia
University Press, 2011.
Zeitschrift für Internationale Beziehungen, Cilt 1, No 1, 1994.
https://www.dvpw.de/
http://www.hsfk.de/
http://www.normativeorders.net/en
http://www.pvs.nomos.de/
http://www.zib.nomos.de/
ANKARA AVRUPA ÇALIŞMALARI DERGĐSĐ
GENEL YAYIN ĐLKELERĐ
1. Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi'ne gönderilecek olan yazılar, işlediği konuya yeni
bir boyut getirecek şekilde özgün ve daha önce hiçbir yayın organında yayınlanmamış
ya da yayınlanmak üzere gönderilmemiş olmalıdır.
2. Gönderilen makalelerin yayınlanmasından sonra dergi yayın kurulu tarafından uygun
görüldüğü takdirde, tüm yayın hakları Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları
Araştırma Uygulama Merkezi’ne (ATAUM) aittir.
3. Yayınlanan makalelerden alıntı yapılması halinde kaynak belirtilmesi zorunludur.
Makalelerin tamamının kullanılması derginin iznine bağlıdır.
4- Makaleler Türkçe, Almanca, Fransızca ya da Đngilizce dillerinden birinde yazılabilir.
5. Sunulan makale önce derginin editörlük kıstaslarını karşılayıp karşılamadığının
görülmesi için Yayın Kurulu tarafından incelenir. Kıstasları karşılayan makale hakeme
gönderilir. Kıstasları karşılamayan makale, istenen düzeltmeler için yazara geri
gönderilir.
6. Makale hakeme gönderildikten sonra, hakem, hakem raporu kıstasları çerçevesinde
makaleyi iki ay içinde değerlendirir ve kararını gönderir. Hakem kararına göre, makale,
yayınlanmaya uygun bulunabilir, makalede bazı düzeltmeler istenebilir ya da makale
yayınlanmaya uygun bulunmayabilir. Bundan sonra yazar, en kısa sürede, ekinde hakem
raporlu bir yazı ile karar hakkında bilgilendirilir.
7. Yayınlanan makalenin sorumluluğu yazara aittir. Makaledeki hiçbir görüş dergiye
veya ATAUM’a yüklenemez.
8. Yayınlansın ya da yayınlanmasın hiçbir makale iade edilmez.
9. Makalelerin sonuna kaynakça listesi eklenmelidir.
10. Yazarlar, yazılarını (makalelerini, kitaplarını vb.), 9. maddenin altındaki “Yazarlık
Formu”nu eksiksiz doldurarak ve istenilen diğer belgelerle birlikte, Ankara Üniversitesi
Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayın Koordinatörlüğü 06590
Cebeci/ANKARA
adresine
posta
yoluyla
göndermeleri
ve
ayrıca,
[email protected] veya [email protected] adresine de elektronik posta
olarak göndermeleri gerekmektedir. Eksik evrak ile gönderilen makaleler, işleme
alınamamaktadır.
11- Yazılar/makaleler, Microsoft Word programında, Times New Roman karakterinde
yazılacaktır. Satır aralığı 1,5 olmalıdır. Metin için 12 punto, dipnotlar için 10 punto
kullanılacaktır.
12. Makale, dipnotlar dahil 4.000 ila 10.000 kelime arasında olmalıdır.
13. Kitap incelemeleri 1500-2000 kelime arasında olmalıdır.
14. Olay incelemeleri dipnotlar dahil 3000-5000 kelime arasında olmalıdır.
15. Makale, Türkçe dilinde yazılmışsa Türkçe ve Đngilizce özet ve anahtar kelime, Yayın
Kurulu tarafından kabul edilen başka bir dilde (Đngilizce, Almanca, Fransızca)
yazılmışsa, Türkçe ve yazıldığı dilde özet ve anahtar kelime eklenmelidir. Özetlerin her
birinde ortalama 125’er kelime olmalı, anahtar kelimeler ise 5’er adedi geçmemelidir.
16. Makalelerde en fazla üçlü altbaşlık sistemi kullanılacaktır. Đlk altbaşlık koyu, ikinci
altbaşlık koyu ve italik yazılmalıdır. Üçüncü altbaşlık sadece italik olmalıdır.
Altbaşlıklarda harf ya da rakam kullanılmamalıdır.
17. Makale içinde çift tırnak kullanılmalıdır.
18- Makalenin yazılmasında kullanılan kaynakçaya ilk atıf, dipnot yazım ilkelerinde
belirtilen örnekler çerçevesinde yapılacaktır. Makalenin sonraki sayfalarında, aynı
kaynağa yapılan atıflarda ise yazarın soyadı ile Ibid., op.cit. vb. Latince terimler
kullanılacaktır.
“Dipnot Yazım Đlkeleri”ne üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
19- Yayınlanan makalelerin yazarlarına ilgili mevzuat çerçevesinde telif ücreti
ödenecektir.
20- Yayınlanan makalelerin 10 adet tıpkı basım ve 1 adet dergi yazara ücretsiz olarak
verilecektir.
THE GENERAL PUBLICATION PRINCIPLES OF THE
ANKARA REVIEW OF EUROPEAN STUDIES
1. All papers sent to the journal should be original enough as they will bring a new
dimension to the topic in which they study and should not have been published or
presented to the editorial board of other publications in any kind.
2. If presented paper’s publication is approved by the Review’s Editorial Board, the
Ankara University ATAUM holds all publication rights of the paper.
3. Any other publication and paper that have used some parts of papers published in the
Ankara Review of European Studies as quotations should give the source paper of these
quotations in their bibliography. The complete usage of paper is a subject to the
permission of the review.
4. The language of papers to be presented to the review could be in Turkish, English,
French and German.
5. Presented paper will first be reviewed by the editorial board to see whether the paper
meets the editorial criterias of the review. The paper that meets the criterias will be sent
to the referee. Paper that do not meet the criterias will be sent back to the author for the
requested corrections.
6. After the sending of the paper to the referee, the referee will asses the paper in the
framework of the terms of referee report and send his decision about the paper within
two months. In the referee’s decision, the paper may be found eligible to the publication
or some corrections may be requested on the paper or the paper may be found ineligible
for the publication. Then the author is immediately informed about the decision in
writing with a copy of referee report.
7. The responsibility of the published papers belongs to the authors. All opinions in the
papers can not be ascribed to the review or ATAUM
8. All papers either published or not are not returned.
9. Authors who would like to sent their papers, books, etc. to ATAUM for the
publication assessment should fill up “The Author Form” and send it with other
requested document with their papers or books etc. by post to the following address:
Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayın
Koordinatörlüğü 06590 Cebeci /ANKARA. They should also e-mail the form, requested
documents and their papers or books etc. to one of the following e-mail addresses:
cortoglu@.ankara.edu.tr or [email protected] . All applications with
incomplete document will not be admitted.
10. Papers should be written in one of the Windows for Word programmes with a 1.5
line matter and in the Times New Roman character. The size of the letters will be 12
points, for the text and 10 points, for the foot notes.
11. The total words at the paper including the foot notes should be between 4000 and
10000 words.
12. The total words in the book reviews should be between 1500 and 2000 words.
13. The total words in the case studies should be between 3000 and 5000 words.
14. If the paper is written in Turkish, English abstract and key words and also an abstract
and key words in the original language should be added to the paper. Each abstract
should comprise 125 words in average and the number of key words both in Turkish and
in original language should not be more than 5 words.
15. In the papers, maximum three subtitle system will be used. The first subtitle should
be bold the second subtitle should be bold and italic and the third subtitle should be italic
in character. Letters or numbers should not be used in the subtitle.
16. Quotation marks should be used in the paper.
17. In the first quotations for the bibliography used in the preparation of the papers, a
foot note procedure will be used in the framework of the Footnote Writing Principles.
In the following pages if the quotation is made to the same bibliography, the family
name of the author and terms in latin such as Ibid., op.cit,etc. will be used. All
quotations to the sources used in the writing of the paper will be made through footnotes
procedure in the framework of the examples given in the footnote writing principles
link.
You may download “Footnote Writing Principles”
18. Copy right priced will be paid to the author in the framework of the reliated
legistation.
19. The author will be given 10 (ten) blue print of his/her paper separately and also 1
(one) review that his/her paper has been published free of charge.
ANKARA AVRUPA ÇALIŞMALARI DERGĐSĐ
DĐPNOT YAZIM ĐLKELERĐ
A-TEK YAZARLI KĐTAP YA DA MAKALE
i-Kitap:
Çağrı Erhan, Türk-Amerikan Đlişkilerinin Tarihsel Kökenleri, Ankara, Đmge
Kitabevi, 2001, s. 55.
ii-Makale:
Gökhan Çetinsaya, “Essential Friends and Natural Enemıes: The Hıstorıc Roots of
Turkish-Iranian Relations”, Middle East Review of International Affairs, Cilt 7, No3,
2003, s. 116-132.
B-ĐKĐ YAZARLI KĐTAP YA DA MAKALE
i-Kitap:
Gülten Kazgan ve Natalya Ulçenko, Dünden Bugüne Türkiye ve Rusya, Đstanbul,
Bilgi, 2003, s. 32.
ii-Makale:
Thomas G. Mahnken ve James R. FitzSimonds, “Revolutionary Ambivalance:
Understanding Officer Attitudes Toward Transformation”, International Security, Cilt
28, No 2 ,2003, s.122-135.
C-ÜÇTEN FAZLA YAZARLI KĐTAP YA DA MAKALE
i-Kitap:
Mehmet Gönlübol et al, Olaylarla Türk Dış Politikası, 1919-1995, Ankara
Siyasal Kitabevi, 1996, s. 129.
ii-Makale:
David Dranove et al., “Is More Information Better? The Effects of “Report Cards” on
Health Care Providers”, Journal of Political Economy, Cilt 11, No 3, 2003, s. 25.
D- KĐTAPTA MAKALE
Joseph Turow, “A Mass Communication Perspective on Entertainment Industries”,
James Curan ve Michael Gurevitch (der.), Mass Media and Society, Londra, Edward
Arnold, 1991, s. 160-167.
E- GAZETE YAZISI
Yazarı Belli Gazete Yazısı
Hasan Cemal, “Fiyasko ve Çıkış Yolu”, Milliyet, 18 Aralık 2003, s. 7.
Yazarı belli olmayan gazete yazıları:
“Başbakan Washington Yolcusu”, Cumhuriyet, 22 Aralık 2003, s. 8.
Yazarı belli olmayan resmi ya da özel yayınlar, raporlar vb.
Enerji Teknolojileri Politikası Çalışma Grubu Raporu, Ankara, TÜBITAK, Mayıs
1998, s. 35.
ARŞĐV BELGELERĐ
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Başbakanlık Hususi Kalem, 33218, 10 Aralık 1943.
ĐNTERNETTEN ALINAN KAYNAKLAR
Mustafa Aydın, “ABD Dünyadan Ne Đstiyor”, 23 Mart 2003,
<http://www.haberanaliz.comldetay.php?detayid=325> (19 Aralık 2003), s. 1.
YÜKSEK LĐSANS-DOKTORA TEZLERĐ
Mustafa Pulat, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası: Türkiye’nin Avrupa
Savunmasındaki Geleceği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Gazi
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002, s. 10.
SÖYLEŞĐ
Đlber Ortaylı, Ankara, 10 Ekim 2003, kişisel görüşme.
REVIEW OF EUROPEAN STUDIES
FOOT NOTE ORTHOGRAPHY PRINCIPLES
A – FOR A BOOK OR A PAPER WITH ONE AUTHOR
i – For a Book :
Author, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
ii – For a Paper :
Author, “Title of article”, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
B - FOR A BOOK OR A PAPER WITH TWO AUTHORS
i – For a Book :
Author, Author, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
ii – For a Paper :
Author, Author, “Title of article”, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
C - FOR A BOOK OR A PAPER WITH THREE OR MORE THAN THREE
AUTHORS
i – For a Book :
Author, et al, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
ii – For a Paper :
Author, et al, “Title of article”, Title of book, Location, Publisher, Year, p. …. .
Ç – FOR A PAPER IN A BOOK
Author, “Title of article”, Author of book ed., Title of book, Location, Publisher, Year,
p. …. .
D – FOR AN ARTICLE ON A NEWSPAPER
With Author or Without Author, ‘Title of article’, Title of Magazine, Day Month Year,
p. .. .
E – FOR AN OFFICIAL OR FOR A SPECIAL ARTICLES OR REPORTS
WITHOUT AN AUTHOR
Title of article or report, Location, Publisher, Year, p. …. .
F – FOR A ARCHIVAL DOCUMENT
Title of document, Number of the document, Day Month Year.
G – FOR THE BIBLIOGRAPHY DOWNLOADED FROM THE INTERNET
Author “Title of article”, <addres of the webpage>, (Retrieved Day Month), p. … .
H – FOR A GRADUATE AND FOR A DOCTORATE THESIS
Author, Title of thesis, Thesis type, Location, Year, p. …. .
I – INTERVIEW
Author, Location, thesis, Day Month Year, interview
HAKEM LĐSTESĐ
Yrd. Doç. Dr. Cavid ABDULLAHZADE Ankara Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Erhan AKDEMĐR
Anadolu Üniversitesi
Doç. Dr. Sanem BAYKAL
Ankara Üniversitesi
Dr. Nurgül BEKAR
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Nedret Kuran BURÇOĞLU
Yeditepe Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Tolga CANDAN
Türk-Alman Üniversitesi
Doç. Dr. Erdem DENK
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Çağrı ERHAN
Ankara Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Dilek EROĞLU
Abant Đzzet Baysal Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Đlke GÖÇMEN
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK
Ankara Üniversitesi
Doç. Dr. Funda KESKĐN
Ankara Üniversitesi
Yeter Yaman NAUCODĐE
Bilkent Üniversitesi
Prof. Dr. Mehmet ÖZCAN
Polis Akademisi
Prof. Dr. Çınar ÖZEN
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Hakan TAŞDEMĐR
Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Ercüment TEZCAN
Galatasaray Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Haldun YALÇINKAYA
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
Download

Cilt: 12, Sayı: 2 - ATAUM