SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMI VE ÇAĞDAŞ İÇ MEKAN
BİÇİMLENİŞİNE ETKİLERİ
Özgü ÖZTURAN ∗
ÖZET:
Düzensiz kentleşme, toprak kaynaklarının düzensiz kullanımı, üretim teknikleri dolayısıyla ekosistemdeki
kirliliğin artması temel çevre sorunları olarak belirlenmektedir. Hızlı ve dengesiz artan dünya nüfusu ve
sınırlı yeryüzü kaynakları bu sorunları körüklemektedir. Son yıllarda “Yeryüzü Zirveleri” adı altında
toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansları, sözü edilen sorunlara odaklanmakta, sadece
iktisadi büyümeyi hedefleyen kalkınma modellerinin insanlığı geri dönülemez tehdit ve tehlikelerle karşı
karşıya getirdiğini ileri sürmekte ve “Gündem 21” başlığıyla çözüm önerileri sunmaya çalışmaktadır.
Gündem 21 mevcut kentleri, çevre sorunlarının merkezine oturtmakta ve çözüm önerilerini kent
ölçeğinde geliştirmektedir. Bu yönü ile Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri ile benzerlikler
gösteren Gündem 21’in ortaya koyduğu sonuçlar, kent biçimlenişine “yoğun kent”, “yoğun olmayan
kent”, “çok çekirdekli kent” yaklaşımları olarak yansımaktadır. Bu yaklaşımlar, küresel bazda kabul
görmekte ve mevcut kentlere uygulanabilirlikleri araştırılarak geliştirilmektedir.
Çalışma, kent ölçeğinde ortaya konmuş bu biçimleniş yaklaşımlarının ve kavramlarının incelenmesini
içermekte, sözü edilen yaklaşımların çağdaş iç mekan biçimlenişine etkileri sürdürülebilirlik bağlamında,
analizlerle ortaya konmasını kapsamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, çağdaş kent, çağdaş iç mekan, Gündem 21
CONCEPTS OF SUSTAINABILITY AND THE INFLUENCE TO THE
CONTEMPORARY INTERIOR SPACES
ABSTRACT
Irregular urbanization, uneven use of land resources, production techniques, thereby increasing ecosystem
pollution is defined as the basic environmental problems. Rapidly and unbalanced increasing world
population and limited land resources has fueled these problems. In recent years, "Earth Summit"
meetings which held under the name of The United Nations Environment Development Conferences,
focuses on the mentioned problems, put forwards the development models that only aims economic
growth which confronts irreversible threats and dangers for humanity, and strives with "Agenda 21" to
header for possible solutions. “Agenda 21” put at the center of the environmental problems the existing
cities and develops the solution proposals under the city criterias. The solutions that put forward by
“Agenda 21” which in this aspect shows similarities with International Congress of Modern Architecture,
reflects the cities shapes as "dense city", "non-dense urban" and "multi-core city" approaches. These
approaches, adopted on a global basis and their applicability to the existing cities are developing under
researches.
The study contains, the examination that introduced under the format that applied to the city-scale
approach, and includes with alalyzes, under the context of sustainability impacts of the aforementioned
approaches to modern interior shapings.
Keywords: sustainability, modern city, modern interior space, Agenda 21
∗
Yrd. Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık Bölümü, AnıtparkKocaeli
1. GİRİŞ
Düzensiz kentleşme, toprak kaynaklarının düzensiz kullanımı, üretim teknikleri
dolayısıyla ekosistemdeki kirliliğin artması temel çevre sorunları olarak, 20.
yüzyılın başından beri belirlenmektedir. Hızlı ve dengesiz artan dünya nüfusu ve
sınırlı yeryüzü kaynakları bu sorunları körüklemektedir. Çağdaş kentlerdeki mekan
problemleri hem içe yönelik hem de dışa yönelik olarak, gelişme adı altında kendini
yenilemek ve yinelemektedir. Makine medeniyeti ile, uzun zamandır kentlerde
yaşanan başlıca problem hızlı ve dengesiz nüfus artışıdır. Nüfus artışı doğal olarak,
barınma sorununu beraberinde getirir. Çabuk ve düzensiz olarak bulunan çözümler,
çarpık kentleşmeyi ve ilkel yaşamları oluşturmaktadır. Sanayi bakımından
gelişmekte olan şehirler, plansız, denetimsiz altyapısız, estetik kaygılardan uzak, bir
başka söylemle, gelişigüzel merkezden dışa doğru büyüyerek bu tehlike ile karşı
karşıya kalmakta ya da içine düşmektedir. Çünkü daha önce deneyimi yapılmamış
bir şehirleşme anlayışı söz konusudur. Çarpık büyüyen kentler doğal kaynakların
hızla tükenmesine ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Sonuç olarak da fakir bir
toplum ve mutsuz insanlar ortaya çıkmaktadır. Bu özelliklere sahip bir toplumdan,
verimli bir üretkenlik ve sağlıklı bir insan kaynağı beklenmemektedir.
Çarpık kentleşmenin nedenleri, yerel yönetimlere ve iktidardaki hükümetlerin
popülist politikalarına bağlanmaktadır. Sorunun başlangıcından beri süregelen,
problemi çözmeye yönelik genel politikalara bağlı kalınmamaktadır. Endüstriyel
üretkenlik adına, şehirlere göçün özendirilmemesi, kent ve mekan planlamalarının
uzun vadeler ve nüfus artışı düşünülerek, estetik ve işlevsel kaygılarla geçmişten
ders alınarak yapılması, siyasi iradenin geçmiş çalışmaları rant peşine düşmeden
sürdürmesi, bu sürekliliğin yönetim değişse bile akışkan kılınması, günlük
çözümlerden uzak durulması problemlerin çözümüne yönelik ilk adımlar olarak
görülmektedir (Tabanlıoğlu, Tekeli, Hasol, 1991).
20. yüzyıl içinde yer alan Modernizm, Modernizm sonrası akımlar ve hareketler, söz
konusu problemlere çeşitli yaklaşımlar getirerek, kent ve mekan ölçeğinde, sorunları
çözmeye çalışmış olsalar da, yaşam biçimlerindeki hızlı değişim sürmektedir. Bu
konularla ilgili çözümler kısa vadede cevap olmuştur denebilir. Konut oluşumları ve
biçimleniş problemlerinin günümüzde de sürüyor olması söz edilen sonuca
varılmasını kolaylaştırmaktadır. Yaşam biçimleri, yaşam çevreleri, kültürel ve
sosyolojik sınıfları farklı kullanıcılara yönelik tasarımlar birçok değişken girdiler ile
biçimlenmektedir (Özturan, 2005).
1930’lu yıllarda sağlıksız olarak üretilen toplu konutların önüne geçmek için,
Avrupa da çeşitli hareketlenmeler yaşanmıştır. Bunların en önemlisi “CIAM”, yani
Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleridir. CIAM, Le Cobusier ve Sigfried
Giedion öncülüğünde 1928 yılında İsviçre’nin La Sarraz kentinde yapılan toplantı
ile kurulmuştur. İlk toplantısında rasyonalizasyon ve standardizasyon konuları
üzerinde durulmuştur. Dört kıtadan 23 ülkenin temsilcilerini bünyesinde
barındırmıştır ve modern mimarlığa kent-bilim, konut ve konut bölgeleri
konularında önemli katkılarda bulunmuştur. 1928-1956 yılları arasında düzenlenen
78
toplantılarda, kent oluşumları ve mimarlık sadece ekonomik bir eylem olarak
görülmüş, işlevsellik ön plana çıkarılmıştır. Konut için, trafikten uzak, yeşil alanlar
içerisinde, genelde yüksek bloklar halinde ışıktan en fazla yararlanabilir ölçütlerde,
yaya yolları ve araç yolları birbirlerinden ayrılmış olarak tasarlanmalıdır gibi, ilkeler
benimsenmiştir.
CIAM’ın önde gelen mimarlarıyla birlikte, 1920’li yıllarda, kendini, Sanayi Devrimi
etkisiyle gerçekleşen hızlı toplumsal ve teknolojik gelişmeler karşısında yalnız
kalmış hisseden bireyin sorunlarına cevap araması, modern mimariyi tetiklemiştir
denilebilir. Bunun yanında modern mimari, Endüstri Devrimi’nin hızlı akışı
içerisinde kötü yaşama koşullarını çözmekle uğraşmış, doğal etkileri ve doğayı göz
önünde bulundurarak tasarımlar yapmayı hedeflemiştir.
Takip eden yıllarda, konut sorunlarını çözmek amacıyla çeşitli tasarım anlayışlarını
ön plana çıkaran toplantılar ve bildiriler düzenlenmeye devam edilmiştir. “Team
10”, CIAM hareketinden ayrılan, kent ve konut oluşumları bakımından, temelde
aynı sorunlara odaklanan ancak fikir ayrılıkları taşıyan ve bu problemlere yeni
çözümlerle yaklaşan bir guruptur. Gurubun bildirgeleri, mekanları oluşturan
strüktürleri ve sistemleri inceleyerek kent içi hareketliliği, sosyal ilkeler dahilinde
mimari yaklaşımlara uygulamayı ön görmektedir. Kullanıcı kimlik ve birlik
boyutları ön plana çıkan tasarım kriterleri olarak algılanmaktadır. Team 10,
endüstriyel seri üretimin konut bölgelerini, konut oluşumlarını, iç mekan
biçimlenişini tek düze ve monoton koşullara ittiğini öne sürmüş, kullanıcı
gereksinimlerinin ve kimliğinin bu alanlar tasarlanırken önemli rol oynaması
gerekliliğini savunmuştur. Team 10, CIAM’ın toplu konut oluşumunda, sadece
barınma ve ekonomik problemleri çözebildiğini ileri sürmektedir. Bunlara ek olarak,
yaratılan çevreler, yüksek bloklar sosyal işlevlerle ilişkilendirilmeye çalışılmış olsa
da insan faktörü ve sosyo-kültürel etkenler göz ardı edilmiştir gibi, eleştirilerle öne
çıkmıştır.
20. yüzyılın içinde yer alan bu fikir hareketlerinin en güncel olanı “gündem
21”olarak adlandırılmakta, şehirde yaşayan insanların konut ve mekan
gereksinimlerine sağlıklı çözümler üretmeyi hedeflemektedir. Söz konusu
çözümlerin ortak yanlarından en önemlileri, esneklik, değiştirilebilirlik ve
sürdürülebilirlik kavramlarıdır. Yeni yüzyıl başlarken sağlıklı kentler ve konut
bölgeleri oluşturmayı amaçlayan düşünceler, bu kavramların tasarım ve oluşum
anlayışına temel oluşturacağını irdelemektedirler.
2. GÜNDEM 21
Gündem 21, kalkınma ve çevre arasında denge kurulmasını hedefleyen
“sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesine yönelik bir eylem planı
niteliğindedir. Gelecek yüzyıla açılan yolda “sürdürülebilir gelişme” konulu
Gündem 21’in çıkış noktası, Haziran 1992’de Rio de Janerio’da yapılan ve
“Yeryüzü Zirvesi” olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma
Konferansıdır. İnsanlığın temel gereksinimlerinin karşılanmasını, yaşam
79
standartlarının iyileştirilmesini, ekosistemlerin daha iyi korunmasını ve
yönetilmesini amaçlamaktadır. Bir yandan günümüzün ağırlıklı sorunlarının
üstesinden gelmeyi, öte yandan da dünyayı gelecek yüzyılın tehditlerine karşı
hazırlamayı, bir başka ifadeyle 21. yüzyılın gündemini oluşturmayı hedeflemektedir.
Dünya çevre hareketi açısından bir dönüm noktası niteliğini taşıyan Rio Konferansı,
yalnızca “sürdürülebilir gelişme” kavramını yaşama sokmakla kalmayarak katılımcı
mekanizmaların ve süreçlerin önce Birleşmiş Milletlerce, ardından da tüm siyasi
iktidarlar, yerel yönetimler, kurum ve kuruluşlarca benimsenmesini ya da dikkate
alınmasını sağlamıştır. Son yıllarda yaşanan iktisadi büyümeye odaklanan kalkınma
modellerinin insanlığı geri dönülmez tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya getirdiği ve
bu tutumun doğanın da dengesini ve sistemini büyük ölçüde tahrip ettiği fark
edilmiştir. Bu doğrultuda, ozon tabakasının delinmesi, asit yağmurları, kirlilik,
atıklar, denizlerin kirlenmesi, susuzluk, çölleşme gibi çevre sorunları, işsizlik, açlık,
yoksulluk gibi toplumsal sorunlar konusunda duyarlılık artmaya başlamıştır.
Gündem 21 Kongreleri “İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır” cümlesi ile
açılmaktadır. Uluslararasında ve ulusların kendi içindeki eşitsizliklere, giderek artan
yoksulluğa, açlığa, cehalete ve ekosistemdeki kötüleşmeye dikkat çekmektedir.
Küresel anlamda bir ortaklığı, aynı hedeflere yönlenmeyi teklif etmektedir. Bu
ortaklıklara dayalı yeni bir oluşum ön görülmektedir. Bu yeni yaklaşım kapsamında,
yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve diğer yerel aktörler, uluslararası
topluluk ve merkezi yönetimler tarafından ortaklar olarak görülmeye başlanmıştır.
1992 Rio “Yeryüzü Zirvesi”nden başlayarak, 1994 Kahire Nüfus ve Kalkınma
Konferansı, 1995 Kopenhag Sosyal Gelişme Konferansı, 1995 Pekin Dördüncü
Dünya Kadın Konferansı ve 1996 İstanbul Habitat II “Kent Zirvesi” ne uzanan
Küresel Birleşmiş Milletler Konferansları ve diğer zirveler “küresel ortaklık”
ilkelerinin tüm dünyada kabul görmesini sağlamıştır. Gündem 21, insanlığın son üç
yüzyıllık tarihinin ve hedefleyip de başaramadıklarının bir muhasebesini yapmayı ve
yönetim, kalkınma, çevre sorunlarını birlikte ele alarak kalıcı çözümler üretmeyi
amaçlar. Esas olarak da, Sanayi Devrimi’yle birlikte günümüze kadar üzerinde pek
düşünülmeksizin uygulanan iktisadi ve teknolojik aktivitelerin yerel, ulusal ve dünya
ölçeğinde yeniden gözden geçirilmesi amacını güder.
Gündem 21’in eylem planı dört kısımdan ve toplam 40 maddeden oluşmaktadır.
Birinci kısımda, yani “Sosyal ve Ekonomik Boyutlar” başlığı altında, gelişmekte
olan ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın hızlandırılması için uluslararası işbirliği,
yoksullukla mücadele, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, demografik
dinamikler ve sürdürebilirlik, insan sağlığının korunması ve kollanması,
sürdürülebilir insan yerleşimleri gelişmesinin desteklenmesi ve karar alma sürecinde
çevre ve kalkınmanın bütünleştirilmesi yer almaktadır. Gündem 21’in “Kalkınma
için kaynakların korunması ve Yönetimi” başlığını taşıyan ikinci kısmında ise,
atmosferin korunması, toprak kaynaklarının planlanması ve yönetimine bütünleşik
yaklaşım, çölleşme ile mücadele, hassas ekosistemlerin yönetimi gibi alt başlıklar
yer almaktadır. “Temel Grupların Rollerinin Geliştirilmesi” başlıklı üçüncü kısımda
ise, sürdürülebilir ve adaletli gelişme yönünde kadınlar için küresel eylem,
80
sürdürülebilir gelişmede çocuklar ve gençlik, yerli halkların ve toplulukların
tanınması ve güçlendirilmesi gibi konular ele alınmıştır. Gündem 21’in dördüncü
kısmı “Uygulama Araçları”na ayrılmıştır. Bu bölüm, mali kaynaklar, çevresel açıdan
sağlıklı teknolojinin transferi, işbirliği ve kapasite geliştirilmesi, sürdürülebilir
gelişme için bilimin, öğretimin, kamu duyarlılığının ve eğitimin özendirilmesi gibi
alt başlıklarda incelenmiştir (Bağce, 2006)
Gündem 21 in içeriği, sürdürülebilir kentin temel düşünce alt yapısını oluşturmaktır.
Gündem 21’de ele alınan ana konu başlıkları; sürdürülebilir arazi planlaması ve
yönetiminin geliştirilmesi, su sağlanması, katı atık yönetimine ilişkin çevresel teknik
alt yapının bir eş güdüm içinde sağlanması, herkes için yeterli konutun sağlanması,
yerleşmede sürdürülebilir enerji ve ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi şeklinde
özetlenebilir (Canan, 2005).
Görüldüğü gibi sürdürülebilir kentin problem alanı, 20. yüzyılın başından beri,
yoğunluk, altyapı, ulaşım, toprağın kullanımı ve denetimi, kent merkezlerinin nefes
alır biçimde yeşil alanlarla düzenlenmesi, sosyalliğin ve işlevselliğin birbirine bağlı
olarak çözümlenmesi gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu da kent oluşum
problemlerinin, aynı tabanda sürekli yinelendiğinin göstergesidir. Son yıllarda kent
oluşumu ve konut bölgeleri üzerinde yoğunlaşan çalışmalar üç temel yaklaşımı
vurgulamaktadır;
1. Yoğun (kompakt) kent destekçileri.
2. Yoğun (kompakt) kent karşıtları. (Yayılmış kent)
3. Çok çekirdekli kent formu (Canan, 2005).
Tüm bu arayışların ve çalışmaların, sorunları belirleyip çözüm önerileri sunmasının
nedeni, Endüstri Devrimi sonrası oluşturulan kentlerin, tüketime dayalı bir sisteme
sahip olmasıdır. Bu noktada Gündem 21’in kentler için önerisi yine sürdürülebilirlik
kavramından yola çıkarak “Sürdürülebilir Kent ve mekanlar” olarak özetlenebilir.
Sürdürülebilir kentlerin sorun odağında sınırlı kaynak olarak toprağın kullanımı yer
almaktadır. Toprağın kullanımına, enerjinin ekonomik harcanmasına, ekosistemin
korunmasına yönelik kentin sürdürülebilir şekilde gelişmesi için, kent ölçeğinde
sözü edilen üç temel yaklaşımın önemi vurgulanmaktadır (Bochet, Pini, 2002).
2.1. Yoğun (kompakt) kent.
Sürdürülebilir kalkınmaya katılım sağlamak için yeni yerleşim alanlarını birbirinden
kopuk ve dağınık bir şekilde yapılanmış doğal çevreye yaymak yerine, yerleşim
alanlarını nitelikten ödün vermeden yoğunlaştırıp oluşturmaya yönelik planlama
girişimleri son dönemde mimarlık çevrelerinde destek görmektedir. Bu tutum
“kentsel yoğunlaştırma” veya “kompakt kent” kavramlarını gündeme getirmektedir.
Yeni konutları ve yaşam alanlarını yoğunlaştırma düşüncesi çevreci örgütlerce de
desteklenmektedir. Böyle bir anlayış Sanayi Devrimi’nden günümüze kadar egemen
olan insanın doğa üzerindeki sınırsız hakkını sorgulamakta, bakış açısını tersine
81
çevirerek, doğanın insan üretimi olan yapay çevreler üzerindeki hakkını
hatırlatmaktadır. Kentsel yoğunlaştırma şeklinde ifade edilen bu planlama ve tasarım
yaklaşımının “sürdürülebilir kent” kavramı içerisinde değerlendirilmesi
mümkündür. Geçen yüzyılın teknik, düşünsel, kültürel birikimi sonucunda oluşmuş
kentler, insanın yer yüzündeki varlığının en önemli göstergesi olan yapay
çevrelerdir. Kentler kültürel, sosyal, ekonomik yaşamın merkezini oluştururken,
aynı zamanda kaynak kullanımının, enerji tüketiminin ve çevresel etkilerin meydana
geldiği yerdir. Bu noktada, sürdürülebilir kent “tüketen” kenti sorgulamaktadır.
Ekolojik duyarlılığı ön plana çıkartan , sosyal ve ekonomik anlamda herkes için
yaşanabilir kent düşüncesi, sürdürülebilir kentin temel felsefesini oluşturmaktadır
(Canan, 2005).
Bir başka deyişle günümüzde, kentler yeryüzü ve yeraltı kaynaklarını enerjiye
dönüştüren tüketim merkezleri konumunu almıştır. Kentlerin “sürdürülebilir”
kavramı, bu kaynakların ekonomik ve geri dönüşümlü kullanımı ile özdeşleşebilir.
Kentlerin ve onu oluşturan birimlerin ısıtılması, soğutulması, aydınlatılması, kent içi
dolaşımın sağlanması belli enerji tüketimini gerektirmektedir. Tüketimin ekonomik
bir şekle sokulması kent planlayıcıları ve kullanıcılarının elindedir. Bunun yanında
kentlerin gelişigüzel yüzey alan olarak büyümesi, kent çevresindeki ekolojik
sisteminde bozulmasına, tükenmesine neden olmaktadır. Kent insanının
yalnızlaşması doğadan kopması bu sebebe dayandırılmaktadır. Yoğun kent
yaklaşımlarının odağında, enerjinin ve ekosistemin (toprağın) ekonomik
kullanılması vardır. Birbirine yakın konumlandırılmış kentsel işlevler, sürdürülebilir
kent kavramı için vazgeçilmezdir. Bu durumda planlanmış kentlerde özel araçlarla
ulaşım en aza indirilerek, yaya ya da enerji tüketimi ekonomik olan araçlar ile kent
içi dolaşım sağlanabilecektir. Bir başka ifade ile toprak üstünde fazla yayılmayan
kentlerde motorsuz taşıtların ve toplu taşım araçlarının kullanımı artacak,
sürdürülebilir kent bağlamında enerji tüketimi düşecektir.
2.2. Yayılmış kent
Yoğun kent karşıtları olarak da adlandırılan bazı araştırmacılar, kentin
yoğunlaştırılması ile kent içi hareketlilik arasındaki ilişkinin henüz kanıtlanamamış
olduğunu ileri sürmektedir. Yoğun kent çevresel kalite bakımından kendini gerçek
anlamda ispatlayamamıştır. Kent içinde yoğunlaşmanın, kenti kent içerisinde inşa
etmenin olumlu etkileri dolaylı ya da doğrudan ortaya konamamıştır, fikri
savunulmaktadır. Bunların yanında, kalabalık insan toplulukları, yoğunlaşmış
işlevler, ekolojik dengeye, enerji ekonomisine ve çevreyi korumaya yönelik
amaçlarda başarısız olma şansını yükseltmektedir. Yoğunlaşmış kent yoğun atıkları
da beraberinde getirecektir. Çevresel kirliliğin yanında, yoğun kentlerde yönetim ve
toplumsal baskı sürekli hissedilecek, kullanıcı sağlığı tehlikeye girecektir. Yoğun
kent oluşumlarında kentsel yapının ve dokunun korunamayacağı, alt yapı sistemleri
için ekonomik olmayan çözümlerin getirilmesi gerekliliği, yoğun yapıların sokakları
kullanılamaz hale getireceği gibi fikirler yoğun kent karşıtlarının savunduğu
görüşlerdir. Yine bu fikirleri destekleyenler için, konut, iş, alışveriş, eğlence, boş
zaman değerlendirme, eğitim gibi işlevlerin bir arada ya da birbirine çok yakın
olması kente durağanlık ve monotonluk getirecektir (Canan, 2005).
82
Yoğun kent karşıtları kentlerin toprak üzerinde yayılması gerekliliğini ön
görmektedir. Böylelikle kent içindeki hareketlilik ve sosyal ortamlar
sağlanabilecektir. Kent içinde oluşabilecek karışıklıkların önüne geçilebilecektir.
Kullanıcılar diledikleri gibi hareket edebilecek, baskılar en aza indirilebilecektir.
Bunun yanında konut alanlarında yöresel ve geleneksel kimlik korunabilecektir. Bu
yaklaşımla Team 10’in konut alanlarına yaklaşımı arasında benzerlikler
görülmektedir.
2.3. Çok çekirdekli kent formu
Çok çekirdekli kent yaklaşımlarını belirleyen araştırmalar, hem yoğun kenti
destekleyenlere hem de yoğun kent karşıtlarına eleştiriler getirmektedirler. Yoğun
kentlere yönelik eleştiri, tek çekirdekli oluşumların, kent içi hareketliliği
yavaşlatarak, kent kullanıcılarını alıştıkları sistemden koparıp mutsuzlaştıracak
olması olarak özetlenebilir. Yayılan kent yaklaşımına eleştirisi ise, kent toprağının
ekonomik olarak kullanılamayacağı ve ulaşımda enerji kaybının artacağı
yönündedir.
Çok çekirdekli kent yaklaşımları, kentin bir çok çekirdekten oluşmasını ve bu
çekirdeklerin bütün işlevleri içinde barındırmasını öngörmektedir. Bu araştırmalara
göre kent çekirdeklerinin sayısının artması, çekirdekleri kullanan kişi sayısını
azaltacaktır. Ancak bu şekilde çekirdeklerin yoğunlaşması başarıya ulaşabilir. Kent
içi ulaşım çekirdekler arasında iyi geliştirilmiş ve seçilmiş toplu taşım araçları ile
çözülmelidir. Bu noktada enerji tasarrufu sağlanabilir ve kent içi hareketlilik
sorunlarına çözüm getirilebilir. Kentsel form ve çekirdeklerin ilişkisi önem
kazanmaktadır. Bağlantı yolları ve ulaşım araçları yüksek performansa sahip
olmalıdır. Bu noktadan hareketle, çok çekirdekli form yaklaşımları, yoğun kent
destekçileri ve yoğun kent karşıtları arasında konumlanmaktadır. Bunların yanında
sorun olarak çekirdeklerin sosyal sınıfları birbirinden koparabileceği eleştirilerine
maruz kalmaktadır. (Bochet, Pini, 2002)
3. SONUÇ
Gündem 21’in, “Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu”nda, 20. maddede “Eşitlik”
konusuna değinilmiştir. Kentlerin biçimlenişi, mekan organizasyonları, mekan
oluşumları ile genel standartlar geliştirmeye çalışılan bu maddede yerel
yönetimlerin, daha önceki maddelerde belirtilen, güvenlik, sağlıklı bir çevre,
dolaşım, konut gibi hakları bütün bireylere cinsiyet, yaş, köken, inanç, sosyal,
ekonomik ve politik ayrım gözetmeden, fiziksel ve zihinsel engellerine bakılmadan,
eşit olarak sunulması gerekliliğini ortaya koyar. Özellikle yerleşimdeki hakların
vazgeçilmez olduğunu vurgular. Bu yaklaşım diğer hakların ötesinde ek olarak
insanlara;
• Yaşanabilir, güzel, makul fiyatlı, çevre dostu koşullara sahip, ayrıca iyi
konumlanmış, aydınlık ve yeterli büyüklükte mekan sağlanmasını,
83
• Yeterli yeşil alan, gün ışığı, sessizlik, bitki örtüsü ve güzellikler gibi koruyucu
sağlık önlemlerinin alınmasını,
• Kent hayatının çeşitli işlevleri arasında bağlantılar oluşturmasını,
• Kültürel olanaklar, spor ve dinlence faaliyetleri, sosyal gelişim, özgür dolaşım, tüm
yol kullanıcıları arasında uyumlu bir denge (toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve
bisikletliler) sağlanmasını,
• Gerekli toplumsal faaliyetler, yoksulluğa karşı önlemler ve özellikle özürlülere,
gerekli donanımın sağlanmasını,
• Güvenlik, refah, iş, eğitim ve öğretim olanaklarının, kültür ve tarih mirasına sahip
olabilme haklarının sağlanmasını destekler (Avrupa Kentsel Şartı, 1996).
Yine eşitlik maddesinin altında konut birimleri için vurgulanan; Konutun, bireye ait
kişisel bir mekan olduğu, ikamet edenin kentsel varlığının temel simgesi, toplumun
yaşama birimi olduğu yönündeki görüşlerdir. Bu durum İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi’nin 25. maddesi ile de uyuşmaktadır. Konut stoku, kentin yapılaşmış
alanının büyük bölümünü kaplar. Konut, Bir insanın yaşamında sahip olmak için en
büyük bedeli ödediği harcama kalemi olup, çalışma, dinlenme ve ulaşımla birlikte
kent yaşamının en temel işlevidir. Konut bağlamında Avrupa Kentsel şartı
ilkelerinin başlıkları özet halinde;
1.Konutta bireyin mahremiyetinin olması
2.Her insan ve ailenin; güvenli, sağlam bir konut edinme hakkı
3.Yerel yönetimlerin, konutta seçenek, çeşitlilik ve ulaşılabilirliği arttırması
4.Sosyal ve ekonomik olanakları kısıtlı olan kişi ve ailelerin haklarının, yalnızca
pazar mekanizması koşullarına terk edilmemesi
5.Yerel yönetimler tarafından, ev sahibi olabilmek ve kullanım süresi güvencesinin
sağlanması
6.Eskimiş konut dokusunun yenilenmesinin bedelini burada yaşayan, sosyoekonomik seviyesi düşük gruplara yüklenmemesi şeklindedir (Avrupa Kentsel Şartı,
1996).
Kent ve mekan oluşumunda güncel olan biçimleniş mantıklarını tanımlayan
(“Yoğun-kompakt kent”, “Yoğun kent karşıtları-Yayılmış kent”, “Çok çekirdekli
kent”) olgular, temelde sözü edilen Avrupa Kentsel Şartlarını karşılamayı amaçlayan
yaklaşımlar görünümündedir. 20. yüzyıl boyunca çağdaş kentleri oluşturan mekanlar
için en büyük sorunlar, yabancılaşma ve aidiyet problemleri olarak tanımlanmış,
ancak 21. yüzyılda bu problemlere birde sürdürülebilirlik sorunu eklenmiştir. 20.
yüzyıl kent oluşum problemleri genel olarak, konut bölgelerinin ve konut
birimlerinin sağlıksız, estetikten yoksun, işlevsiz oluşuna bağlandığı görülmektedir.
Mekan birimlerinin kullanıcı kimlik, gereksinim ve istekleri doğrultusunda
tasarlanması gerekliliği her çeşit çözüme yönelik eğilimde gündeme gelmekte ve
ortak nokta olarak görülmektedir. Sorunlar esneklik, değiştirilebilirlik ve
84
fabrikasyon, modülasyon, standardizasyon kavramları etrafında gezilerek çözülmeye
çalışılmaktadır.
Bu noktadan hareketle, gündem 21’i destekleme amaçlı geliştirilen kent ve mekan
sorunlarına çeşitli çözümler getirmeyi amaçlayan yaklaşımlar biçimleniş ilkeleri ile
ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.
Yoğun Kent yaklaşımları kent ölçeğinde değerlendirildiğinde; tarihsel kent
dokusuna uyum göstermeyi amaçladığı, fiziksel işlevselliği önemsediği, kentleri
oluşturan yapıların birlikteliğinin vurgulandığı, özel ve kamusal alanların birlikte
planlanmasının gerektiğinin savunulduğu, tarihsel ve yöresel biçimlenişin öne
çıktığı, sembolik ancak net bir anlatım dili taşıdığı sonucuna varılabilir. Yoğun kent
yaklaşımları mekan ölçeğinde değerlendirildiğinde ise; rasyonel ve işlevsel
hacimlerin, açık ve esnek planlanması, evrensel bir dil oluşturulması ve hacimler
arası organizasyonlarda esneklik prensipleri ile biçimlendiği izlenmektedir (tablo:1).
Yayılmış kent planlamasını savunan yoğun kent karşıtları kent biçimlenişinde,
organik dokuya, sosyo-kültürel yapının alanlara yansımasına, özel ve kamusal
alanlar arasında yumuşak geçişlere, ve bunların evrensel bir dille anlatımına önem
verdiği anlaşılmaktadır. Mekan oluşumunda ise; çeşitli büyüklüklerde hacimlerin
birlikteliğini ilke edinmiş, esnek ve organik iç mekan organizasyonları, yöresel ve
tarihsel iç mekan biçimlenişi, Organik ve işlevsel donatıların mekanı
biçimlendirmesi ön plana çıkmaktadır (tablo:1).
Çok çekirdekli kent oluşumları, Rasyonel ve işlevsel kent dokusu, net ve saf
biçimleniş dili, evrensel yaklaşımı ile Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri’nin
sonuçları ile özdeşleşmektedir. Mekan ölçeğinde, rasyonel ve fiziksel işlevsellik ön
plana çıkmakta, çeşitli büyüklüklerde düzenlenmiş hacimlerin de birbirleri
arasındaki organizasyonları esnek ve değiştirilebilir olması gerekliliği doğmaktadır.
Kent ölçeğinde kültürel yapıya olan özen, mekan ölçeğinde yöresel ve tarihsel
biçimleniş olarak kendini göstermektedir (tablo:1).
Sürdürülebilir kent ve mekan bağlamında tüm bu yaklaşımların ve biçimleniş
mantıklarının değerlendirilmesi, “yoğun kent” yaklaşımlarının sınırlı Yeryüzü
kaynaklarının korunmasında daha etkin olabileceği sonucunu doğurmaktadır. Bir
başka deyişle, ekosistemin korunması, yeraltı kaynaklarının, enerji kaynaklarının
ekonomik kullanılması ve sosyal tabakaların daha yakın etkileşiminde yoğun kentler
daha aktif roller üstlenebilecektir. Mimarlık ve iç mekan tasarımında geliştirilen,
daha küçük daha esnek ve değiştirilebilir modüller mekanlar tasarlama eğilimleri
yoğun kent yaklaşımlarını destekleyen tasarımcılar tarafından kabul görmektedir.
Teknolojideki gelişmelerle, çağdaş yaşamın hareket üzerine kurulmakta olduğu
fikrinden yola çıkarak, yoğun kent karşıtlarının yoğun kentin monoton ve durağan
olacağına ilişkin eleştirileri yersiz bulunmaktadır. Yoğun kentte tüketim düşecek,
atıklar da azalacaktır. Çok çekirdekli kentlerde ise çekirdekler arası ulaşım
85
sistemlerinin ekonomik olamayacağı kanısı yaygındır. Her çekirdeğin kente ait
birçok işlevi içinde barındırmasından dolayı çekirdekler arası etkileşimin kopacağı,
sosyal tabakaların ekonomik ve kültürel yönden birbirlerinden uzaklaşacağı
anlaşılmaktadır. Çağdaş kentlerin gelişmesi ve dönüşümü sırasında,
benimsenebilecek yoğunlaştırma prensipleri, iç mekanlara da yeni özellikler
getirecektir. Yoğun işlevlere sahip esnek ve değiştirilebilir iç mekanlar, taban
alanları ile değil, hacimsel üç boyutlu büyüklükleri ve işlevsellikleri ile değer
kazanacaktır. Yoğun kentlerde yer alan mekanlar, üst üste binen işlevleri barındıran,
bir başka deyişle işlevsel anlamda yoğunlaşmış, iç mekanlar özelliğini kazanacaktır.
Tablo 1: Gündem 21’in Biçimleniş Özellikleri
MEKAN BİRİMİNDE
BİÇİMLENİŞ
KENT VE YAPI ÖLÇEĞİNDE
BİÇİMLENİŞ
GÜNDEM 21 (sürdürülebilir kent)
Yoğun kent
Tarihsel kent dokusuna
uyum
Fiziksel işlevsellik
Yapıların birlikteliği
Özel ve kamusal alanlar
birarada
Sembolik ancak net
anlatım
Tarihsel ve yöresel
biçimleniş
Rasyonel ve işlevsel
hacimler
Hacimler arası
organizasyonda
esneklik
Evrensellik
Açık esnek plan
şemaları
(Özturan, 2008)
86
Yoğun kent karşıtları
Organik kent dokusu
Sosyo-kültürel yapının
alana yansıması
Yapılarda tekillik ve
birliktelik bir arada
Özel ve kamusal alanlar
arası yumuşak geçiş
Sembolik ancak net
anlatım
Çok çekirdekli kent
Rasyonel ve işlevsel kent
dokusu
Fiziksel işlevsellik ve
kültürel yapıya özen
Yapılarda tekillik ve
birliktelik bir arada
Özel ve kamusal alanlar
arası yumuşak geçiş
Net ve saf anlatım
Evrensellik
Evrensellik
Organik ve işlevsel
hacimler
Rasyonel ve işlevsel
hacimler
Esnek ve organik iç
mekan organizasyonu
Hacimler arası
organizasyonda esneklik
Yöresel ve tarihsel
biçimleniş
Çeşitli büyüklüklerde
hacimlerin birlikteliği
Yöresel ve tarihsel
biçimleniş
Çeşitli büyüklüklerde
hacimlerin birlikteliği
4. KAYNAKLAR
Avrupa Kentsel Şartı, 1996, Ankara, Çev. Zerrin Yener Ve Kumru Arapkirlioğlu,
İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını.
Bağce, H. E., 2006, “Sürdürülebilir Kalkınma Ve Gündem 21”, Yerel Siyaset
Dergisi, Sayı 3, 46-49, İstanbul
Bochet. B., Pini. G., 2002, “Formes Urbaines Et Mobilite: Quelles Strategies Pour
Un Developpement Urbain Durable?”, Lausanne, Universite De Lausanne,
Publication De L’observatoire Universitaire Et Du Development Durable-Instude De
Geographie.
Canan, F., 2005, “Sürdürülebilir Kentsel Gelişim İçin Yoğunlaştırma Stratejisi Konut Yerleşim Alanı Ölçeğinde Bir İrdeleme”, Yapı 286 (Eylül), İstanbul, Yapı
Endüstrisi Merkezi Yayınları.
Özturan, Ö., 2005, “Çağdaş Kentlerde Konut Oluşumları”, Editör: A. Müge
Bozdayı, Çağdaş Kent Yaşamında Mekan Sorunları. Ankara, Hacettepe Yayınları.
Özturan, Ö., 2008, “Çağdaş Kent Yaşamında Teknolojik Gelişmelerin Kısıtlı Konut
İç Mekan Biçimlenişine Etkileri” Ankara, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Sanatta Yeterlik/Doktora Tezi.
Tabanlıoğlu, H., Tekeli, D., Hasol, D., 1991, “Geleceğe Bırakmakta Olduğumuz
Korkunç Miras: Çarpık Kentleşme”, Yapı 115, İstanbul, Yapı Endüstrisi Merkezi
Yayınları.
87
Download

2015 hac organizasyonu