İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNDE
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE EKOLOJİ
12. HAFTA
Tanımlar
• Ekoloji; canlı varlıklar ile çevreleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilim
dalıdır. Ekoloji; doğayı en iyi tanıyan, doğanın geleceğini görebilen bir
bilimdir.
• İnsan faaliyetleri zamanla yerkürede silinmez izler açmış; insan, doğanın
diğer tüm türlerinin üstünde egemenlik kurmuştur. Ancak bu egemenlik
biçimi ekolojik bulgular karşısında tartışmalıdır. İnsanın yaşam ortamını yok
etmesi uzak bir olasılık değildir. Bu nedenle ekoloji geleceğin bilimidir.
Büyük bir olasılıkla insanın yerküre üzerinde varlığını sürdürebilmesi
ekolojiye bağlıdır.
• Ekolojik olmak aslında
doğaya uyumlu yani
‘ekonomik’ olmaktır.
Dolayısıyla ‘daha az enerji
harcamaktır. Gerçek
ekonomi, yaşam
döngüsüne uyumlu ve bu
anlamda sürdürülebilir
yani katılımcı olmakla,
çevresel ilişkiyi dengede
tutmakla, yani ‘ekolojik’
olmakla ölçülmelidir
•
Sürdürülebilirlik ‘sağlıklı bir varoluş için
sistemin her bir parçasının ihtiyaç olan
şeylerin aralıksız akışını sağlamakta
sistemin yeterliliği’ anlamında 1970’lerin
başlarından beri kullanılan ekolojik bir
terimdir. Bu anlamda; Sürdürülebilirlik
daimi olma yeteneği olarak
adlandırılabilir. Ekoloji bilimindeki anlamı
ise biyolojik sistemlerin çeşitliliğinin ve
üretkenliğinin devamlılığının
sağlanmasıdır.
•
Günümüz dünyasında yoğun olarak yaşanan çevre
sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm arayışları
insanların ve yaşamın devamını sağlayabilmek
amacıyla sürekli gündemde bulunmaktadır.
Bugünkü yaşam çevremiz planlama yaklaşımlarımız
sorgulanmakta, daha kaliteli, sağlıklı yaşanabilen ve
gelecek kuşakların da gereksinimlerini
karşılayabilmelerine olanak tanıyacak çevrelerin
ölçütleri tartışılmaktadır. Bunların sonucunda da
eko-mimari, ekolojik tasarım, çevreye duyarlı
mimarlık, ekolojik yapı, sürdürülebilirlik ve
sürdürülebilir mimari kavramları ortaya çıkmıştır
• Yapay çevrenin doğa ile etkileşimi temelde insan ihtiyaçlarının
giderilmesine yönelik bir amaç ile başlar. Bu anlamda mevcut
mimarlık pratiğinin doğal hayatı olumsuz yönde etkileyen çevre
sorunlarının önemli bir kaynağı olduğu ve bu anlamda
sorgulanması gerektiği açıktır. Bugün dünya genelinde;
• Enerjinin %50 si,
• Hammadde kullanımının %40’ı
• Ozona zararlı kimyasalların kullanılmasının %50 si
• Tarıma uygun arazi kaybının %50’si
• Kullanma suyunun %50 si yapılara ilişkin faaliyetlerde
kullanılmaktadır
Türkiye‟de özellikle 1950‟lerden sonra,
sanayileşme, şehirleşme, gelir seviyesinin
yükselmesi ve hızlı nüfus artışına paralel olarak
gelişen enerji tüketimi, yerli kaynak üretimi ile
karşılanamayacak boyutlara ulaşmıştır. Sonrasında
petrol ve petrol ürünleri ithalatı ile oluşan enerji
açığı en ucuz ve acil olarak karşılanmıştır.1973
yılında yaşanan petrol krizleri sonucunda, enerji
kısıtlamalarına gidilmiş ve yerli kaynak üretimine hız
verilmiştir. Hidrolik enerji ve yeni santrallerin
kurulması, ısınmada linyit kullanımının artması bu
politikanın doğal sonucu olmuştur.
• “Türkiye jeotermal,
güneş, rüzgar ve
biyokütle gibi temiz ve
yenilenebilir enerji
kaynakları açısından çok
iyi bir konumda olmasına
rağmen bu potansiyelin
üretime kazandırılması
yönündeki çalışmalara
henüz gereken önem
verilmemiştir.”
Enerji Kaynakları
• Enerji kaynakları, herhangi bir yolla enerji
üretilmesini sağlayan kaynaklardır.
• Dünya üzerindeki enerji kaynakları, klasik ve
alternatif kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılabilir.
Yenilenemeyen (Klasik) Kaynaklar
• Karbon bazlı olarak adlandırabilecek
kaynaklardır. Petrol, kömür, ve doğalgaz en
temel enerji kaynaklarıdır. Bunlar, meydana
gelişleri itibarıyla yenilenmeleri çok uzun bir
süre aldığından, yenilenmeyen kaynaklar olarak
da adlandırılırlar.
Yenilenebilir(Alternatif) Enerji
Kaynakları
• Klasik enerji kaynaklarına
alternatif olarak sunulan
kaynaklardır. Güneş, rüzgar,
hidrojen, hidroelektrik ve
jeotermal, biyokütle (bitki
ve hayvan atıkları)
kaynaklar buna örnektir.
Doğada sürekli var olan
faktörlere dayalı olan bu
kaynakların en önemli
özelliği ise yenilenebilir
olmaları ve doğaya zarar
vermemeleridir.
• Geleneksel biyokütle (bitki ve hayvan atıkları). Biyokütle enerjisi, organik
maddelerden enerji kaynağı olarak yararlanılmasıdır. Bilinen bitki yakma ve hayvan
atıklarından yararlanma yöntemleri geleneksel biyokütle olarak adlandırılır. Bu
enerji kaynağı türü, geri kalmış toplumlarda en fazla yararlanılan enerji türüdür.
Öte yandan, modern yöntemlerde bitkilerden biyodizel, biyoetanol elde etme gibi
yeni uygulamalar ise, modern biyokütle olarak adlandırılmakta ve yenilenebilir
enerji kaynağı türleri arasında yer almaktadır.
• Güneş. Güneş enerjisi de hidrojen gibi yenilenebilir
kaynaklardan bir tanesidir. Güneş enerjisini toplayıp ısı ve
elektriğe dönüştürebilen güneş kolektörleri güneş
enerjisinin kullanımındaki aracı elemandır. Genelde,
evlerin çatılarına yerleştirilen bu kolektörlerin yanında bir
de su deposu bulunur. Depoda bulunan su ısıtılarak, ya
evin sıcak su ihtiyacı karşılanır ya da sıcak su, evin ısıtma
tesisatına verilerek ısınma ihtiyacı giderilmiş olur.
• Rüzgar. Alternatif enerji kaynakları içersinde en az hidrojen enerjisi
kadar faydalı olabilecek bir enerji kaynağı da rüzgardır. Temiz, bol,
yenilenebilir olmasının yanısıra hemen hemen tüm dünya genelinde
faydalanma imkanı olan bir kaynaktır. Rüzgar türbini adı verilen çok
büyük pervaneli, yüksek kuleler aracılığıyla rüzgar enerjisi elektriğe
dönüştürülür. Az sayıda, büyük enerji üretim merkezleri kurmak
yerine, ülke geneline küçük üniteler halinde yayılmış rüzgar
türbinleri kurmak çok daha avantajlıdır. Rüzgar, elektrik üretiminin
yanısıra hidrojen üretiminde de söz sahibi olabilir. Rüzgardan elde
edilecek elektrikle suyun elektroliz edilmesi sonucunda; su, oksijen
ve hidrojen elementlerine ayrılarak çok ucuz bir yolla hidrojen elde
edilmiş olacaktır.
• Jeotermal enerji. Jeotermal enerji, yeryüzünün kabuğunda
bulunan ısıdır. Bu enerjiden, yer yüzeyine çıkan sıcak sular
aracılığıyla yararlanılır. En eski çağlardan bu yana kullanılan
kaplıcalar jeotermal enerjinin ilk kullanım alanlarıdır.
Jeotermal enerjiden, kaynağın sıcaklığına bağlı olarak ısıtma
uygulamalarında kullanılabilir ya da elektrik üretiminde
yararlanılır. Elektrik enerjisi üretimi amaçlı santrallar 20.
yüzyılın başlarından itibaren kurulmaya başlanmıştır.
• Dalga enerjileri. Okyanus veya denizler gibi
büyük su kütlelerinde meydana gelen
dalgaların enerjisinden yararlanabilmektir.
Yenilenebilir enerji formlarından bir tanesidir.
• Gel-git ve akıntı enerjileri.
Gel-git veya okyanus akıntısı
nedeniyle yer değiştiren su
kütlelerinin sahip olduğu
kinetik veya potansiyel
enerjinin elektrik enerjisine
dönüştürülmesidir.
• Gel-git enerjisini elektriğe
dönüştürmek için yaygın
olarak, uygun bulunan
koyların ağzının bir barajla
kapatılarak, gelen suyun
tutulması, çekilme
sonrasında da yükseklik
farkından yararlanılarak
türbinler aracılığı ile elektrik
üretilmesi hedeflenir.
• Hidrojen. Hidrojen birincil enerji kaynaklarından
üretilen bir yakıt olup temiz bir enerji kaynağı olarak
kullanılabilecek önemli bir elementtir. Fakat dünyada
tek başına bulunmadığından önce üretilmesi gerekir.
Halihazırda çok pahalı olan bu üretim, su ve doğalgaz
gibi elementlerdeki hidrojenin ayrıştırılmasıyla yapılır.
Bu şekilde elde edilen hidrojen pillerine yakıt hücresi
adı verilmektedir. Şu anda bazı otomobiller hem
benzin, hem de hidrojenin kullanıldığı hibrid (melez)
yakıt yöntemiyle çalışmaktadır. Böylece açığa çıkan kirli
havanın miktarı %30–40 oranında azaltılabilmektedir.
Enerjinin Etkin Kullanım Yönteminin
Mimariye Yansıması
• 1973’lerde yaşanan enerji krizi, özellikle enerji açısından
dışarıya bağımlı olan Avrupa ülkelerinde, enerji
korunumunu ve enerji etkinliğini ön plana çıkartmıştır. Bu
durum, çeşitli bilim adamları ve araştırmacıların mevcut
enerji tüketimini azaltmayı amaçlayan yöntemler ve
kendisini yenileyebilen, çevreyi kirletmeyen, doğada
kendiliğinden varolan alternatif enerji kaynaklarının
değerlendirilmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlaması
yolunda yaptıkları araştırmaların birden patlamasına neden
olmuştur.
• Bu gelişmelerin desteklediği bir tasarım anlayışı olarak
“Enerji Etkin Tasarım Yaklaşımları” geliştirilmiştir.
• Enerji etkin mimari kavramı; sonlu enerji
kaynaklarına olan bağlılığın azaltılması için çevresel
kaynaklardan en fazla yararlanan ve sonlu enerji
kaynaklarının en fazla verim alınacak şekilde
kullanılarak tasarım yapılması sonucunda
geleneksel fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasını
amaçlayan bir kuramdır.
• Yüzyıllar boyunca dünyanın her yerinde, iklimin
mimarlar ve mimarlık üzerinde baskın bir etken
olduğunu görmekteyiz. Geleneksel konut yapımında
yapıların biçimi çevresel gereksinimlerden oldukça
etkilenmiştir. Yerleşik yapı düzenine geçmemiş göçebe
toplulukların çadırlarını örten kilimlerde, değişen iklim
koşullarına göre dış örtünün biçim değiştirebildiği bir
yapı göze çarpmaktadır.
• Göçebe Türk ve Moğolların ev
olarak kullandıkları sökülüp
taşınabilir geleneksel
çadıra Yurt denilir.
• Yurtların iç iskeletleri ahşap; dış
kaplamaları ise genellikle keçe
kaplamadır. Keçe, fazla bakım
gerektirmeyen, sıcağı, soğuğu ve
suyu geçirmeyen mükemmel bir
yapıya sahiptir. Silindirik duvara
ve kubbe şeklindeki çatıya
döşenen keçe kaplamalar
kuşaklarla sabitlenir.
• İklime bağlı olarak kullanılan
yapı malzemelerinde değişkenlik
görülebilir. Örneğin
Kazakistan’daki soğuk iklimin
etkisindeki bir bölgede
kullanılan yurtlar kesinlikle keçe
kaplama olurken;
Türkmenistan’ın sıcak çöllerinde
dış kaplama olarak hasır tercih
edilmektedir.
• Özel konutlar için tasarımımızın doğru olması
için tasarıma başlarken yapıldıkları ülke ve iklim
koşullarını gözetmemiz gerekir. Belli bir konut
biçemi Mısır için uygun görünürken bir diğeri
İspanya Pontus, Roma veya başka yöreler ve
iklimler için geçerlidir. Bunun nedeni dünyanın
bir bölümünün güneşi direkt yörüngesinde
olması, diğer bir bölümünün bunun dışında, geri
kalanının ise bunların ikisi arasında bir yerde
oluşudur.
• Ancak
günümüzde
üretilen
mimarlıkta
böyle
karakteristikleri
gözlemlemek
zordur.
İklimsel
gereksinimlere dikkat etmeden, her yerde benzer
mimarlık üretilmektedir. Ünlü mimarlık tarihçisi Sigfried
Giedion “Space, Time and Architecture” adlı eserinde
yirminci yüzyılın yeni mimarlığının kökenlerinin on
sekizinci yüzyılda yer alan endüstrileşme ve demir
üretimine bağlı olduğunu savunmaktadır. Yeni yapım
malzemeleri, strüktür ve yapım sistemlerinin gelişimi,
gerek büyük mühendislik eserleri olarak görünür
olsunlar, gerekse küçük yapılarda gizli saklı olsunlar on
dokuzuncu yüzyıldan itibaren geleneksel yapım
yöntemlerinin yerini almıştır.
Çevre Dostu Ekolojik Yapılar İçin
Tasarım Kriterleri
• Yaşam döngüsü boyunca çevresel etkileri az
olan yapılara “çevre dostu, ekolojik, yeşil ve
sürdürülebilir gibi “ adlar verilmektedir.
Yapıların bu özelliklere sahip olması için, daha
tasarımın başında ve süresince bazı kararların
alınması ve daha sonra da bunların
uygulanması gerekmektedir.
•
Tasarımcıların görevlerinden biri ve belki de en
önemlisi, çevreye en az zararı veren ve fakat aynı
zamanda da insan gereksinimlerine de en uygun
yanıtı yakalayan tasarımı yapabilmektir.
Tasarımcıların işlerinde çevre etkilerini dikkate
almaları düşüncesi yeni değildir. İnsanın kendine
barınak yapmaya başlamasından bu yana, bu ilişki
kısmen bilinçli kısmen zorunlu, kısmen de
kendiliğinden oluyordu. Ne var ki bu ilişkinin,
tasarım süreci, üretim, kullanım, geri dönüş vb.
aşamalarında dikkate alınması ya da sistematize
edilmesi oldukça yeni sayılabilir.
Yapıların basit plan tipli, küçük ölçekli,
kompakt biçimde tasarlanmaları
• Yapılar enerji korunumu açısından sıcak günlerde en az ısı
kazancı, soğuk günlerde ise en fazla ısı kazancı sağlayacak
şekilde biçimlendirilmelidir. Kare, dikdörtgen gibi plan
tipleri yapı dış kabuğunun yüzeyinin azalmasını
sağlamakta, bu da dış kabuk yoluyla ısı kayıp ve
kazançlarını en az seviyeye indirmektedir.
• Kaynak korunumu için, iç mekânlar
verimli kullanılarak mümkün
olduğu kadar küçük, ancak kullanıcı
ihtiyaçlarını karşılayabilecek
büyüklükte tasarlanmalı, yapıların
daha küçük ölçülerde kalması
sağlanmalıdır. Bu da yapımda daha
az malzeme kullanılması yoluyla
kaynak korunumu sağladığı gibi,
kullanım aşamasında da gerekli
konfor koşullarının daha küçük
hacimlerde, daha az enerjiyle, daha
kolay elde edilmesini sağlayacaktır.
Uygun hacim organizasyonu
• Tasarımlarda hacim organizasyonlarının doğru şekilde
yapılması o yapıya önemli ekolojik özellikler katmaktadır.
Örneğin; bina tasarımında, ısınma gereksinimi çok olan
alanlarla dış ortam arasına ısınma gereksinimi az olan tampon
olabilecek mekânlar (depolar, ıslak hacimler vb.) getirilerek ısı
kayıpları azaltılabilir. Farklı ısıl değerlere sahip mekânlar ısıl
konfor ve enerji korunumu için gruplandırılabilir. Isıtma
ihtiyacının fazla olduğu mekânlar, binanın güney, güneydoğu
ve güneybatı yönlere, banyo, wc, kiler, hol gibi hacimler ise, ısıl
tampon bölgeler oluşturacak şekilde kuzeyli yönlere
yerleştirilmesi, mekânların etkili bir doğal havalandırma için
karşılıklı yer almaları gibi çözümler yapıların ısıtma, soğutma /
havalandırma enerji yüklerini azaltarak enerji etkinliği gibi
önemli bir özellik sağlamaktadır.
Isısal performansı yüksek yapı kabuğu
tasarımı
• Duvar, döşeme, pencere, kapı gibi elemanlardan
oluşan yapı kabuğu, binayı dış ortamdan ayıran ve ısı
enerjisinin geçişine izin veren bileşenlerdir. Yapı
kabuğunun ısısal performans özellikleri burada
kullanılan yapı malzemelerinin özelliklerine bağlı
olarak oluşmaktadır. Bu nedenle binanın yer alacağı
iklim bölgesi ve bölgede bulunan yerel malzeme göz
önüne bulundurularak en uygun malzeme
seçilmelidir. Isısal performansı yüksek yapı kabuğuna
sahip yapılar, enerjiyi büyük oranda koruyan ve bu
nedenle de enerji etkin sayılan yapılardır.
Yapının en uygun şekilde yönlendirilmesi
• Yapılar en uygun şekilde yönlendirilerek
güneşten ısıtma, hâkim rüzgârdan da soğutma
ve havalandırma amaçlı yararlanmak
mümkündür. Bu şekilde konfor koşulları büyük
oranda doğal yollarla sağlanmış ve ek enerji
kullanımı azaltılmış olacaktır. Yönlendirmede
temel ilke, güneş kazancının kışın en yüksek,
yazın ise en düşük düzeyde olmasını
sağlamaktır.
Uygun arazi parçası eğimi ve yönünün
seçilmesi
• Eski yerleşim alanları incelediğinde, bugünkü düz
alanların aksine, genellikle yamaçların seçildiği
görülmektedir. Çünkü kış aylarında soğuk hava
kütlesi, yaz aylarında da sıcak hava kütlesi çukur ve
düz alanlarda toplanmaktadır.
• Yamaçlar yerleşmeler için daha uygun koşullara
sahip olmakta, buradaki rüzgârlar nedeniyle yaşam
alanlarında sürekli bir hava akımı
sağlanabilmektedir. Bu ise yapı içi soğutma ve
havalandırma için enerji yükünü azaltan ekolojik bir
yaklaşım olmaktadır
Enerji etkin arazi kullanımı
• Yapının inşa edileceği arazide bulunan doğal
malzemelerin ve önceden var olan yapıların
kullanılması kaynak ve enerji korunumu
bakımından büyük yararlar sağlamaktadır.
• Arazi üzerinde toplu taşımacılığı destekleyen yaya
koridorları ile bisiklet yollarını kapsayan
tasarımlar, kullanıcıların işyeri veya alışveriş
yerlerine yürüyerek gidebileceği ortak kullanıma
izin veren tasarımlar ekolojik çözümler olabilir.
Enerji etkin peyzaj tasarımı
• Doğru ve bilinçli bir peyzaj tasarımı ile yaz ve kış mevsimleri
süresince ısıtma ve soğutma enerji yükünü % 30 oranında
azaltmak mümkün olmaktadır. Bunun için özellikle ağaçların
doğru kullanımı ile önemli katkılar sağlanabilmektedir.
Ağaçlar bir tente gibi gölge sağlayarak soğutma maliyetini
azaltıp konforu artırabilirler
• Dış ortamın yer kaplaması ve çimler de buhar taşınımı yolu
ile soğutma etkisine sahiptir.
Su etkin tasarım
• Yapı içinde düşük tüketimli tesisat ve araçların
kullanımı
• Yağmur sularının toplanarak kullanılması
• Atık suların dönüştürülerek yeniden kullanılması
Diğer Kriterler
•
•
•
•
Yerel malzeme kullanılması
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması
Geri kazanılabilir malzemelerin kullanılması
Dayanıklı yapı ürünlerinin ve malzemelerinin
kullanılması
• Geri kazanılmış yapı malzemelerinin ve
bileşenlerinin yeniden kullanılması
DİYARBAKIR GÜNEŞ EVİ
• Diyarbakır’da AB Projesi kapsamında Büyükşehir
Belediyesi öncülüğünde Dicle Üniversitesi ve
çeşitli sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile
yapılan “Diyarbakır Güneş Evi Eğitim ve
Uygulama Parkı” Türkiye’nin enerji mimarlığı
ilkelerine göre yapılmış ilk yapısıdır.
Toprakaltı Enerjisi
• Güneş evinde toprakaltı enerjisinden yararlanılmıştır. Bu amaçla evin arka
bahçesinde toprağın 3 m altına döşenen borularda dolaştırılan su aracılığıyla
buradaki ısıl enerji eve taşınmaktadır. Evin zeminkat döşemesinde,
tavanlarda ve asma kat tavan altında döşenen özel yeşil borularda dolaştırılan
bu su ile bina hacminin ısıtılmasında toprakaltı enerjisi kullanılmaktadır.
Sera Bahçesi
•
Evin güney cephesinde eklenene sera bölümünde evin ihtiyacı olan sebzeler yetiştirilmektedir. Ayrıca
güneşin kışın hemen ısıttığı bu bölümde altta bırakılan menfezlerden seraya giren hava güneşin etkisiyle
ısınıp yükselerek üstteki menfezden evin içine girmekte ve mekanın ısınmasını sağlamaktadır. Yaz aylarında
ise kuzey cephesindeki menfezler açılırsa bu defa baca etkisiyle sürüklenen hava, kuzey cephesindeki yer
altı kanallarından alınan serin havayı içeri çekecek ve mekan serinleyecektir. Yaz aylarında kışın yaprağını
döken sarmaşık ve ağaçlarla bu bölümün gölgede kalması sağlanacaktır.
Venturi Bacası ve Rüzgar Kepçesi
• Esen rüzgar ağzı daraltılmış bir huni benzeri bir düzenekten geçerken
hızlanır. Bu esintinin düşey yöndeki kanal ile iç mekana temiz ve serin
hava olarak girmesi sağlanır. İç mekanda yükselip ısınan kirli hava ise
yine ağzı daraltılmış bir düzenekten dışarı atılması sağlanır.
İzolasyon
• Duvar ve tavanlarda hiçbir sağlık endişesi
içermeyen, selüloz ve bor bileşiği hamurundan
üretilen izolasyon malzemesi kullanılmıştır.
Farklı sonuçları gözlemlemek amacı ile yapının
bir bölümünde ise geleneksel Anadolu
evlerinin çatı çözümü olan kil ve kamış
kullanılmıştır.
Şömine
Güneş evinde, ısınma
aracı olarak çok az bir
yakıtla iç mekan
ısısının 25 dereceye
kolaylıkla ulaşmasını
sağlayan döküm
gövdeli akıllı şömine
kullanılmaktadır.
Fotovoltaikler
• Yapının güneye bakan çatılarında her biri 162 wat’lık toplam
3.88kW güce ulaşan 24 adet güneş gözesi (fotovoltaik
panel) kullanılmıştır. Bu düzenek invertör, regülatör ve
depolama amaçlı kullanılan kullanılan özel aküler ile elektrik
ihtiyacını sürekli karşılamaktadır. Günümüzde bazı
ülkelerde çift saat uygulamasıyla üretilen fazla enerjinin
şebekeye transferi sağlanmaktadır. Bu uygulamanın
ülkemizde başlanmasıyla yapılar artı enerjili hale gelecektir.
Güneş Kollektörleri
• Çatıda sıcak su ihtiyacını karşılamak üzere iki adet güneş kollektörü ve zemin
katta özel sıcak su deposu vardır. Ülkemizde yılda 3300 saat ile güneşlenme
şampiyonu olan Diyarbakır’ın güneşli kış günlerinde elde edilen ve depolanan
sıcak su, geceleri döşeme altındaki borular vasıtasıyla iç mekanın ısıtılmasına da
katkıda bulunacaktır.
Yağmur Suyu
• Çatıdan alınıp borularla kuzey cephesindeki su
deposuna yönlendirilen yağmur suyu
yeraltında saklanmaktadır. Evsel atık
arıtmasından elde edilen suyun karbon
filtreden geçirilmesi sonucu ikisi birlikte bahçe
sulamasında kullanılmaktadır. Bu suyun
temizlik suyu olarak rezervuarda kullanılması
da mümkündür.
Ahşap Taşıyıcı Sistem
• Dünyadaki yegane geri dönüşümlü yapı
malzemesi olan ahşap, Güneş Evi’nin taşıyıcı
sistemini oluşturmuştur. Böylece evin
deprem riski ortadan kaldırılmıştır. Ahşap
betona göre 16 kat izolasyon değerine sahiptir.
Download

Slayt 1 - Tunceli Üniversitesi