Kardeşlik Kulübü
Koray Odabaşı
3
KARDEŞLİK
KULÜBÜ
CİNİUS YAYINLARI
KİŞİSEL GELİŞİM
Babıali Caddesi, No. 14 Cağaloğlu - İstanbul
Tel: (212) 5283314 — (212) 5277982
http://www.ciniusyayinlari.com
[email protected]
Koray Odabaşı
KARDEŞLİK KULÜBÜ
Yayına hazırlayan: Zeynep Aytekin
Kapak tasarımı: Diren Yardımlı
Dizgi: Neslihan Yılmaz
BİRİNCİ BASKI: Nisan, 2015
ISBN 978-605-127-------------Baskı ve cilt:
Cinius Sosyal Matbaası
Çatalçeşme Sokak No:1/1
Eminönü, İstanbul
Tel: (212) 528 33 14
Sertifika No: 12640
© KORAY ODABAŞI, 2015
© CİNİUS YAYINLARI, 2015
Tüm hakları saklıdır.
Bu yayının hiçbir bölümü yazarın yazılı ön izni olmaksızın,
herhangi bir şekilde yeniden üretilemez,
basılı ya da dijital yollarla çoğaltılamaz.
Kısa alıntılarda mutlaka kaynak belirtilmelidir.
Printed in Türkiye
Koray Odabaşı
000000
Seni görüyorum.
Yolda, metroda, okula giderken, işten dönerken, plazanın kapısında, hani şu cafede,
AVM’de, kalabalıktan, trafikten bunalmış
halde aracın içinde.
Biliyorum.
Günler, aylar birbirini tekrar edip, aynı şekilde
tükenirken, bazen bundan fazlasının olması
gerektiğini düşünür insan, ama delice hızda
dönen bu atlıkarıncada herkesi eğleniyor görünce düşüncelerini törpüler, planlarını erteler, gözlerini kapatır, o da eğlenmeye çalışır.
Evet.
Bir atlıkarınca bu, dönüyor, dönüyor ve sen
5
her ne kadar bir gün ineceğini düşünsen de,
bununla ilgili hayaller kursan, kendini bu hayaller ile rahatlatsan da, o dönmeye devam
ediyor ve sen, hızdan başın dönmüş, düşüncelerin sersemlemiş, için bulanmış halde, bir
yandan zihnini hala içten içe buna inandırmaya çalışsan da, artık belki kendini ondan
inemeyecek kadar yorgun hissediyorsun, belki
bundan çoktan vazgeçtin. Mutsuz yaşamak
kolay değil.
olup gitsinler. Karanlıktayken süsler gözükmez,
görmem, gördüm diyene inanmam.
Yalandır.
14 18 21 1 28
Bir anlam.
Bir anlam olsa, kapıların sana kapatıldığı,
senin de açmak istemediğin, o insanlar ile
beraber olmak istemediğin, bu koyu katolik
karanlığın içinde, bu hayatın ötesinde, tüm
bu saçmalıklara yol açan akılsızlığın ötesinde,
vicdanların yok olduğu, yanlışların yüceltildiği,
doğrusunu senin bildiğin, hissettiğin, neden
kimsenin böyle düşünmediğine şaşırdığın, bir
insan seli içinde sürüklenirken bazen o içini
yakan, ruhunu kemiren duygunun içinde, başkalarının sahiplendiğinden, sana söylenenden
farklı, tüm bunları açıklayan.
Neyse.
Lafı uzatacak değilim. Kelimeler ile oynamasını
sevsem de, bir ışık yaratmıyorsa varsın yok
6
7
Hayatın hakkında yorum yapan, yediklerine, giydiklerine, davranışlarına karışan, düşüncelerinin doğru
olup olmadığını belirleyen ve sana ne yapıp ne yapmayacağını söyleyen ailen, değilse akrabaların, değilse
komşuların, değilse arkadaşların, değilse toplum,
üzerine bazı etiketler yapıştırır ve doğumundan itibaren başlayan tutkulu bir şekillendirme çabası içinde
hareket ederken, sen, onların olmanı istedikleri kişiyi
olmaya çalışıyor ve onların almanı istediği etiketleri
kazanmaya çalışarak günlerini geçiriyorsun.
1. # RULZ
Ailen, sana, senin için en iyi olacağını düşündükleri
şeyi söyler; arkadaşların, sana, senin en çok duymak
isteyeceğin şeyi söyler; iş arkadaşların, sana, o an söyleneceklerin en uygunu ne ise onu söyler; ben sana
gerçeği söylüyorum.
Başka türlüsü olabilir.
Herkesin birbirine etiketler üzerinden davrandığı,
toplumdaki alt grupların etiketler üzerinden kavga
ettiği, internetin, sosyal medyanın bir çılgınlık haline
getirdiği, senin bazılarını almak için çaba gösterdiğin,
alamadığın zaman üzüldüğün, aldığın zaman yenilerini
istediğin, kendin olmakla huzur bulmak yerine etiketlerin peşinde koşarak geçirdiğin günlerden başka
türlüsü olabilir.
Olmalı.
8
Oysa, etiketler mutsuz eder.
Sen, kendin olmadığın, kendinle, evrenle barışık olmadığın, etiketlerden arınıp iç huzurunu bulmak yerine
yeni yeni etiketler peşinde koştuğun, bunları almak
için çabaladığın, aldığın etiketleri diğerlerine göstermek için uğraştığın, hedeflediklerini elde ettikten
sonra başka etiketler peşinden koştuğun, tüm hayatını buna göre düzenlediğin için, an oluyor, omuzlarını
aşağı iten bu baskı altında mızırdanıyorsun.
Başka türlüsü olabilir.
Hepimizin eşit ve aynı doğarak geldiğimiz bu dünyada, etiketlerin bizi farklılaştırdığı hayatları yaşarken,
bu farklılıkların oluşturduğu kavga ve karmaşa içinde
umutsuzca mutluluğu arıyor ve zihinlerimizi mevcut
olanın değişebileceğine ya da başka türlüsünün olabileceğine inandırmadığımız için, kendi zihin devrimimizi
9
yapamıyor, mevcut durumun getirdiği çözümsüzlük
içinde karanlığa düşüyoruz.
Dur ve üzerine bak.
Üzerine yapışan çok sayıda etiketin altında gerçek
sen artık görünmez olmuşken ve bunun yanlışlığını
bilerek, buna itiraz eden saf ruhunun sesi, her gün
yaşadığımız koşturmaca ve yüksek tonda her yanı
saran bu gürültünün altında duyulmaz olmuşken
günler birbirinin aynı olarak bir diğerini izler ve sen
belki bazen “neden böyle” diye düşünürsün, içinde
bir burukluk hissedersin, ama uzun sürmez, bir dış
uyarıcının peşine takılır, böyle düşündüğünü çabucak
unutursun.
Bir gün daha geçer.
000001
Hep aynı.
Aynı saatte kalk, aynı saatte kahvaltı yap, aynı
saatte evden çık, aynı saatte ulaşım taşıtına bin,
aynı saatte işe gel, aynı işleri yap, aynı saatte
işten çık, eve gel, yemek ye, tv izle, yat, kalk ve
aynısını yeniden yap.
Sonsuza kadar gidemez.
Yolun kenarındaki kafede oturmuş, iş çıkışı saatinde yola ve insanlara bakarken bunu düşündüm.
Hayatın bu rutin yapısı içinde her gün aynı şeyleri
yaparken, insan ruhu bu yapının ötesinde bir şey
arıyor, hayatın grileştiği, heyecanların azaldığı günler büyük bir hız ile geçerken, muhtemelen hiçbir
zaman gerçekleşmeyeceğini içten içe bilse de, bir
gün bu hapishaneden kurtulma umudu ile ayakta
durmaya çalışıyor.
10
11
Pek çok kitap okudum.
Koray’ın kitabı daha farklıydı.
Kişisel gelişim kitapları istedikten sonra her şeyi
yapabilirsin, kendine inan, kendine güven deyip
duruyor ama bu durum sorunları çözmüyor.
Evrenden isteyin, evrenin enerjisini hayatınızı değiştirmekte kullanın, kendinizi sevin, sevgiyi içinizde
bulun diyor ama her gün devam eden bu koşturmaca ve hayatın zorlu mücadelesi içinde sevgiyi
ne görebiliyorum, ne hissedebiliyorum.
Okuduğum birbirine benzeyen bunca kitaptan
sonra bana verebileceklerinden şüpheliydim ama
yurtdışında yazılmış kitapların çevirilerinden ya da
o tür kitapları okuyan Türklerin yazdıklarından
farklı şekilde, hayatın içinden yapısı ve istenen
etiketlere nasıl ulaşılacağını anlatmak yerine bizi
mutsuz eden etiketlerden arınmaya odaklanması
ilgimi çekmişti.
Oysa hayatım için çözüm üretmem lazım.
Kulüp ile de o şekilde tanıştım.
Artık otuz yaşımı geçmişken, ilişkimi, işimi, hayatımı
bir düzene koyma zamanı geldi de geçiyor, iyi bir
anne, başarılı bir müdür olmam gerekiyor, bir ev
olmasa da en azından bir araba almam gerekiyor.
Kalabalık sokaklarda sürüklenirken o kitapların
dediklerini yapsam, kalbimin götürdüğü yere gitsem,
işi bıraksam nasıl geçineceğim?
Kitabı okuyan bir arkadaşım, bana Kardeşlik Kulübü isminde gizli bir kulüpten bahsetmişti. Kafamda
oluşan cübbeler giymiş tarikat algısı içinde, o an
arkadaşıma farklı gözle bakıp, işte tarikat bana
elini attı diye düşünürken, arkadaşım bu kulübün
bize benzeyen beyaz yakalı kişilerden oluştuğunu
ve daha çok bir tür “support group”a benzediğini
anlatmıştı. Söylediğine göre ancak kişisel gelişim
yolunda 5 aşamayı geçtikten sonra katılınabilen
bu kulüpte, hiçbir şey yapmak zorunda değildin,
kimse de bir diğerinden kendisi ya da kulüp için bir
şey istemiyordu, istediğin zaman ayrılmak serbestti.
Sadece belli aralıklar ile toplanıyorlar, düşüncelerini, hayatlarını paylaşıyorlar, 5 aşamayı da geçip
kulübe giren kişiler, uygulamaları tamamen kendi
isteklerine bağlı olarak, yeni başlayanlara kişisel
gelişimleri için bazı küçük görevler veriyorlardı.
Yine de, daha risksiz bazı küçük denemeler yaptım.
İstemediğim özellikleri, anları kafamda eski bir resim
haline getirip, arkamda bırakmayı ve önümde yeni
bir hayata bakmayı denedim, giysilerimin renklerini
değiştirdim, beynimi istediğim şekilde programlamaya
çalıştım, ama olmuyor.
12
13
Kaçmak için bir bahane düşündüğümü hatırlıyorum.
Aniden ortaya çıkan ve uymam gereken durumları, tuzağa düşmüş olma hissini sevmem. “Eve
gitmem gerekiyor” dediğimde, arkadaşım “Tamam,
yolunun üstü, beni bırak oradan devam edersin”
demiş ve ben de mecburen ona eşlik etmiştim. O
yaz gününde, içimde tuhaf bir heyecan duyarak,
arkadaşımı üstü asma ağacı dalları ile kaplı o
kafenin bahçesine bırakırken iyi giyimli, modern
görünümlü, aslında bizden pek de farkı olmayan
5-6 kişiyi görmüştüm ve bana “İstersen otur, en
azından bir çay iç” dediklerinde, “Tarikata adam
toplarken başlangıcı hep böyle mi yapıyorsunuz?”
demiştim ve onlar da arkadaşım ve benim kadar
gülmüştü ve aslında gitmem gerektiğini düşünürken, yürümekten de yorulmuştum, “Tamam”
dedim, “bir çay, …ve sonra gidiyorum.”
“Tamam” demişlerdi.
Orada kaldığım 15-20 dakika içinde, oturanlardan
birinin caddedeki plazada, diğerinin ilerideki gökdelende çalıştığını öğrenmiştim, genç olan çocuk ise
iyi bir üniversitede okuyordu. Bunları öğrendikten
sonra ilk düşüncelerimden biraz utanmıştım ve
onlar iş hayatında, o atlıkarıncada her gün aynı
şeyleri yapmanın sıkıcılığından bahsettiklerinde,
ben de o konuda konuşmayı aslında o kadar da
14
istiyordum ama yalan söylediğim anlaşılmasın diye
saatime bakmış ve “Gitmem gerekiyor” diyerek
kalkmıştım.
Eve kadar onları düşünmüştüm.
Pek gizli bir kulüp havası yoktu, yine de ne yaptıklarını bilemezdim. Sonraki birkaç hafta o arkadaşım ile karşılaşmamaya çalışmıştım. Hayatımda
verdiğim diğer kararlarda olduğu gibi, bu konuyu
da önce kafamda çeşitli yönleri ile değerlendirip,
bana ne gibi faydası ya da zararı olabileceğini
düşünürken, iş hayatı iyice sıkıcı hale gelmişti
ve ben bu rutin içinde boğulacak gibi hissettiğim
bir gün, “Ne olabilir ki?” demiştim ve arkadaşımı
arayıp bir sonraki toplantılarına gelmek istediğimi
söylemiştim.
Gerçekten de gittim.
O gün kimse konusunu açmasaydı, her gün aynı
şeyleri yapmanın sıkıcılığından ben bahsedecektim
ama konusu bir şekilde açıldı, bu sefer ben de
düşündüklerimi söyledim. Hepimizin bir yerinden
yakalandığı bu konuda konuştukça hafiflediğimi
hissediyordum, yine de çok uzatmadan sustum.
Geçen toplantıda görmediğim bir kişinin verdiği
görevi, arkadaşımın bana daha önce söylediği
gibi uygulama zorunluluğum olmasa da yaptım
15
ve okuduğum onlarca kitabın yapamadığı bir şey
oldu, içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim.
Güzeldi.
Hala aklımda bir tarikata mı giriyorum düşüncesinin korkusu varken, hatta garsonun getirdiği
içeceklerin içinde bir madde olabilir mi diye bile
düşünüp içeceğimi açılmamış kutuda istemişken,
yine de sonraki toplantıya da gittim ve bana
verdikleri ilk görevi hazmetmek ile geçen birkaç ay
sonra, şimdi artık ikinci aşamada verdikleri yeni
görevi yerine getiriyor, oturmuş, iş çıkışı saatinde
bir insan seli halini alan bu caddede yürüyen
insanları izliyorum. Bunun bana ne getireceğini
bilmiyorum, yine de bu kalabalık kafede oturmuşken ama dikkatim yoldayken ben izliyorum ve
kırmızı elbise giymiş kadını, kravatlarını gevşetmiş,
gömleklerinin en üst düğmesini açmış olarak hızlı
bir şekilde yürürken bir yandan konuşan iki genç
çalışanı, elinde evrak çantası ile yürüyen adamı
görüyorum. Hızlı bir şekilde çevrildiğinde üstündeki
renklerin birbirine karıştığı bir çark gibi her kişi bir
diğerine karışıyor ve herkesin birbirine benzediği
bu çark her gün yeniden ve yeniden dönerken,
bu görüntüye ben bu defa kenardan bakıyorum.
İçeride sanki hiç oksijen kalmamış gibi açık havayı içine çekti, takım elbisesinin ceketini çıkardı,
kravatını gevşetti, güneş gözlüğünü taktı ve yol
kenarında duran servisin kalkmasını bekleyen
diğerlerine katıldı.
Yine de onlardan farklı gibiydi.
28 6 23 12 16
Bunları düşünürken, gözüm ilerideki plazadan
yeni çıkan çocuğa takıldı.
16
17
Download

Kitabın İlk 3 Bölümünü Ücretsiz İndir