Yıl:3 Sayı:11 Temmuz - Ağustos - Eylül 2014 ISSN: 2146-9407 Fiyat: 10 TL
Ekoteknik İSG
İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre Dergisi
Tek tek kaybettigimizde
farketmiyoruz ama!
301
3
6
4
1
4
* ÇSGB E. İş Başmüfettişi Özlem Özkılıç:
Maden ve Diğer İş Kollarında İş Teftiş Kurulu
Başkanlığı Raporlarındaki Yangın ve
Patlama Olaylarının İrdelenmesi
* Dr. Atilla Yelboğa: İSG Eğitimleri
İş Kazalarını Azaltır mı?
* Uz. Dr. Mehmet Ergin: İSG Açısından
Meslek Hastalıklarının Önemi ve SOMA
3
1
5
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Çevre Yön. Gn.Müdürlüğü:
Atık Yönetimine Dair Her Şey
6
1
6
29
E. Çevre Yönetimi Gn Mdr Yrd.
ÇARE Çevre / Hüseyin Gelmez:
TÜRKİYE’DE ATIK YÖNETİM
UYGULAMALARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ (2)
7 8
51
7
5
123
96
34
4 8 1
6
2
9
2
7
5
KKD DOSYASI:
ÇSGB / İş Tef. Kur. Bşk. İş Müf.
Kayhan Topaloğlu: Yüksekten
Düşmeye Karşı Koruyucular
ELEKTRİK DOSYASI
4
2
8
5
ISSN 2146-9407
9 772146 940007
97
3
8
* ÇSGB / İSGGM İsg Uzm. Yrd.
Gökçe Begüm Silsüpür: Trafolarda İSG
* Çamlıbel Elektrik A.Ş. Genel Müdürü
Ali Cesur ile Elektrik İş Kolu’nda
Maddi&Manevi Kaybın Yaşanmaması İçin
* Çare İş Sağlığı Güvenliği Hiz. Ömer
Bacak: Elektrik Dağıtım Sistemlerinde
Karşılaşılması Muhtemel Tehlikeler
İrem Nurgül Durmuş
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
[email protected]
Daha önceki sayılarımızdaki gibi umutlu bir giriş yazamayacağım
için üzgünüm…
Soma... Soma haber oldu; ya haber
olmayanlar?
Ortalama 42 yıl geç çıkan 6331 Sayılı
Iş Sağlığı Güvenliği Kanunu ve bu
telaşla daha önce iş güvenliğinin “i”
harfini dâhi duymayanlara dağıtılan İş
Güvenliği Uzmanlıkları...
Bu ülkede her gün bir sürü iş kazası
oluyor. Ama ölen sayısı az olunca
haber olmuyor ve biz kahvemizi
yudumlarken bir işçimiz daha kayıp
gidiyor da duymuyoruz bile…
Çünkü ülkemizde ne yazık ki taşlar
henüz hiç oturmadı. Söz gelimi yapılan risk analizleri internetten indirme
copy-paste analizler. Ve yine ne acı ki
ülkemizde işverenlerin büyük bölümü
sadece yasal zorunluluk için öylesine
hizmet alıyor.
hizmet alsın; asgari düzeyde de olsa
bilgilensin, bilgilendirsin yoksa bu
ülkenin bu konuda ayıbı öyle büyük,
öyle büyük ki…
Soma için suçlu arayamayacak kadar
üzgünüm. Muhakkak ki bu hususta
ülkenin yarısının yaptığı gibi hükümete
saldırmanın da alemi yok; bu ülkede
işçinin hiçbir zaman adı yoktu. 42 yıl
geç de olsa bu dönemde müstakil bir iş
sağlığı güvenliği kanunu yeni çıktı. Bu
sebeple cenazede kavga eden mefta
yakınları gibi olmak istemiyorum.
Kimseye kızamayacak kadar hüzünlüyüm! Bunca can gitmişken dahi politik
kavgalar yapmayacak kadar hakiki
olmak!
En acısı ise, Türkiye halen Avrupa’nın
en çok iş kazası yapan ülkesi; dünya
sıralamasında da en çok iş kazası
olan ülkeler arasında ilk 4’teki yerini
koruyor.
---
Üstelik bir de Soma olayının üzerine
ÇSGB Müfettişlerimizden birinin
yüksekten düşerek hayatını kaybettiğini duyunca, bir kez daha anladım
ki buradaki çizgi çok ince! Yüzlerce
kişi iş kazalarında Hakk’a yürürken,
milyonlarca vatandaş o kıldan ince
kılıçtan keskin köprüden aşağıya şapır
şapır dökülüyoruz sanki.
Tüm ülke ağladı Soma’ya. Gözyaşları
sel oldu, haykırışlar göklere ulaştı,
Cuma vaazlerine konu oldu, binlerce
Yasin-i Şerif okundu. Bunlar güzel
şeyler elbette ama ben derim ki
samimi olan oturup Soma’dakiler için
Yasin okumanın ötesinde; otursun kanunu okusun! Kanunlar hakkında bilgi
alsın; kendi işyeri için doğru düzgün
Soma için bu ülkede hiç kimse
duyarsız kalmamalı. Eğer ülkede
bütünlüğümüz var ise, eğer tek vücut
isek insanın sağ eli yanarken sol eli
alkış tutamaz zaten! Ancak isyanın
da yeri değil. Resûlullah Efendimiz,
kuşu ölen çocuğa taziyeye gitti. Bunu
hepimiz biliyoruz. Ama SELAMET
veren bir enerji ile gitti.
2
Sürekli öfkeli / mutsuz / isyankar
yayınlar yapmamız Soma’daki aileler
için Selamet sağlamadığı gibi bilakis
negatif enerji yaratıyor. Ancak hiçbir
şey olmamış gibi de yaşayamayız.
Öyleyse Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.v.)’in “bir yanlış gördüğünde
elinle düzelt, gücün yetmezse dilinle
düzelt, ona da gücün yetmezse kalbinle buğz et ki bu da imanın en zayıf
derecesidir” sözlerine uymalıyız. Ve
düzeltmek için ne yapabiliriz? Daha
çok ne yapabiliriz? Tam da şimdi ne
yapabiliriz? soruları ile meşgul olmamız lazım.
Bunun da ilk adımı kanunu okumak.
İşverenler ucuza kaçmak için güvenlik
almış süsü vermeyecek, uzman maaş
aldığı kişiye sadık olayım derken
kendi hakikatine ve muhtemel kazada
kaybedeceği kendi canına ters düşmeyecek, ÇSGB artık daha ciddi çalışacak ki kendi müfettişi bile ölmeyecek ve her vatandaş ama her vatandaş
iş sağlığı güvenliği haklarını bilecek.
Nasıl ki ekmek girmeyen ev yoksa,
evdeki boğazlar doysun diye nasıl ki
en az bir kişi çalışıyorsa, her ailede en
az bir kişi iş güvenliği hakkında fikir
sahibi olacak ki hızla güvenli yarınlara
yürüyelim.
Soma’da ateş düştüğü yeri yakmadı,
hepimizi yaktı. Öyleyse görev de
hepimize düşüyor.
B
U
S
A
Y
I
D
A
N
E
L
E
R
V
A
R
?
DOSYA
ÇSGB’DEN
ELEKTRİK
DOSYASI
Ekoteknik İSG
Ailesi olarak,
Soma’da yaşamını
yitiren şehitlerimize
Allah’tan Rahmet,
Ailelerine Sabır ve
tüm ülkemize
Baş Sağlığı dileriz.
Bu vahim olaydan
ibret almak,
bu vesileyle
İSG çalışmalarına
hız vermek ve
böylesine bir
ihmalin tekrarını
yaşamamak
dileğimizle.
06
Kimya Yük. Müh. / ÇSGB
Emekli İş Başmüfettişi / E. İş
Teftiş İstanbul Grp. Bşk. Yrd.
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Özlem Özkılıç: Maden ve
Diğer İş Kollarında İş Teftiş
Kurulu Başkanlığı Raporlarındaki Yangın ve Patlama
Olaylarının İrdelenmesi
10 İş Güvenliği Uzmanı
Dr. Atilla Yelboğa: İş Sağlığı
ve Güvenliği Eğitimleri
İş Kazalarını Azaltır mı?
14
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Uz. Dr. Mehmet Ergin:
İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından Meslek Hastalıklarının
Önemi ve SOMA
4
16
VII. İş Sağlığı ve
Güvenliği Konferansı
Ses Getirdi
26
19 5 - 7 Mayıs 2014’te
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı / İSGGM İSG Uz. Yrd.
Gökçe Begüm Silsüpür: Trafolarda
İş Sağlığı ve Güvenliği
20 ÇSGB Bakanı Faruk
Çamlıbel Elektrik Dağıtım
A. Ş. Genel Müdürü Ali Cesur
ile Elektrik İş Kolu’nda Maddi &
Manevi Kaybın Yaşanmaması İçin
keyifli bir söyleşi.
22
Çare İş Sağlığı Güvenliği
Hizmetletleri A Sın. İş Güv. Uz.
Ömer Bacak: Elektrik Dağıtım
Sistemlerinde Karşılaşılması
Muhtemel Tehlikeler
İstanbul’da Düzenlenen
1. TOS+H EXPO –
Türk İSG Fuarı
Çelik, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ilişkin
“Türkiye’de İyi İşler”
Raporunun Tanıtımı
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı’nın
SAĞLIKLI YAŞAM’a Daveti
30
34
İSG HABERLERİ
ÇEVRE
K.K.D.’LER
56
3M İş Sağlığı
ve Güvenliği Bölümü
Nevsal Nizamoğulları:
Kişisel Koruyucu
Donanımlar ve Seçimi
58
40
36
KAZA ANALİZİ:
ASınıfı İş Güvenliği Uzmanı
/ Makina Mühendisi Mansur
Ziya Koç: Eğitimli İnsanlar da
İŞ GÜVENLİĞİ KURALLARINI
İHLAL EDER
38
YARGITAY KARARLARI:
İSG Ölçümlerinde Tehlike
Sinyal Verince Zamlı Ücret
EKOTEKNİK İSG
DERGİ EKİBİMİZ - KÜNYE
İmtiyaz Sahibi
Ekoteknik İş Sağlığı Güvenliği
ve Çevre Hizmetleri Adına
Halis Yolcu
Editör
Yadigâr Yolcu
Kazaların Çevresel ve Teknik
Araştırması Bilim Uzmanı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
İrem Nurgül Durmuş
T.C. Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı / Çevre Yönetimi
Genel Müdürlüğü: Atık Yönetimine Dair Her Şey
Draeger’e TOS+H Expo
1.Türk İş Güvenliği ve Sağlığı
Fuarı’nda Yoğun İlgi
59 DRÄGER OXY 3000/6000
Oksijenli Ferdi Kurtarıcılar
52
E. Çevre Yönetimi Genel
Müdür Yrd. / ÇARE Çevre
Danışmanlık Çevre Koordinatörü Hüseyin Gelmez:
TÜRKİYE’DE ATIK YÖNETİM
UYGULAMALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ (2)
Yayın Kurulu
Doç Dr. F. Nur Eriş,
İSG Uzmanı Kemal Çetinkaya,
Uz.Dr. Mehmet Ergin,
Çevre Uzmanı Hüseyin Gelmez,
İş Güvenliği Uzmanı Ziya Koç,
Dr. Tahir Soydal (İş Sağlığı Bilim Doktoru)
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Recep Akdur,
Yıldırım Akpınar(Çal.Bak.Eski Teftiş Kurulu Baş.),
Prof. Dr. Sefer Aycan,
Prof. Dr. Aytül Çakmak,
Ziya Demir,
Doç. Dr. Tayfun Güngör,
Doç. Dr. Tevfik Pınar,
Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu,
Uz. Dr. Cebrail Şimşek,
Uz. Dr. Engin Tutkun,
Doç. Dr. Mehmet Uğurlu,
Doç. Dr. Halil Murat Ünver,
Doç. Dr Yusuf Üste,
Dr. Hınç Yılmaz
Görsel Yönetmen
İrem Nurgül Durmuş
Yayın İdare Merkezi
İvedik Cad. No:110 Yenimahalle - Ankara
Tel: 0312 344 01 96 (pbx) - Fax: 0312 343 66 46
60
KKD DOSYASI: Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
/ İş Teftiş Kurulu Başkanlığı
İş Müfettiş Yardımcısı Kayhan
Topaloğlu: Yüksekten Düşmeye Karşı Koruyucular
Yayın Türü
Yaygın - Süreli / ISSN: 2146 - 9407
Baskı ve CTP Kalıp
Arkadaş Basım Sanayi
www.arkadasbasim.com.tr
Basım Tarihi
14.07.2014
Reklam Koordinatörlüğü
0312 433 87 81
www.ucgajans.com.tr
Abonelik
Tel: 0 312 344 01 96 (pbx)
Ekoteknik İSG Dergisi’nin amacı, iş sağlığı
güvenliği ve çevre konularında özellikle
uygulayıcı konumdakilerin deneyimlerini
ve izlenimlerini belgelemek, birikimlerin
paylaşılmasını sağlamak ve yeni ufuklar açarak
başvurulabilecek bir kaynak yaratmaktır. Üç
ayda bir yayınlanır. Yayının telif hakkı Ekoteknik
İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre Ölçüm Teknolojileri
Ltd. Şti’ne aittir. Dergi içeriğinin tamamen ya da
kısmen elektronik, mekanik veya başka biçimde
çoğaltılması Ekoteknik’in iznine tabidir. Yayınlanan
yazı ve reklamların sorumluluğu sahiplerine aittir.
5
MAKALE
Özlem Özkılıç
Kimya Yük. Müh. / ÇSGB Emekli İş Başmüfettişi
E. İş Teftiş İstanbul Grp. Bşk. Yrd.
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Maden
ve Diğer İş Kollarında
İş Teftiş Kurulu Başkanlığı Raporlarındaki
Yangın ve Patlama Olaylarının İrdelenmesi
Ülkemizde Soma ilçesinde meydana gelen kazaya kadar yaşanan en büyük maden
faciası, 1992’de Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde yer alan Türkiye Taş Kömürü İşletmesine bağlı kömür ocağında meydana gelmiştir. Buradaki grizu patlamasında 263 işçi
hayatını kaybetmiştir.
Cumhuriyet tarihinin yaşanan en büyük maden kazası ne yazık ki, 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelmiş ve 301 kişi hayatını kaybetmiştir.
Bu acı kalbimize kazınmış ve asla unutulamayacaktır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun
yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de maden ve taş ocakçılığı iş kazalarının en fazla
yaşandığı sektör olmuştur.
T
ürkiye’deki madencilik kazaları, geçmiş yıllardan günümüze kadar Türkiye’nin çeşitli
bölgelerindeki kömür ve diğer
maden ocaklarında meydana gelen
kazalardır. 1941 yılından bu yana 3
binden fazla insan maden kazalarında
hayatını kaybetmiştir. 100 binden fazla
insan ise yaralanmıştır. Madenlerde
en çok görülen kaza sebepleri ise
grizu patlaması, göçük ve yangınlardır. Türkiye’de geçmişten günümüze
kadar birçok kaza yaşanırken, bu
kazaların en çok görüldüğü il ise Zonguldak olmuştur.
Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen kazanın nedeni öncelikle
trafoda yaşanan bir kaza olarak lanse
edilmiş ancak daha sonra asıl nedenin
trafo patlaması olmadığı hususunda
deliler bulunduğu basında yayınlanmıştır. Tüm Türkiye kazanın nedenlerinin açıklanacağı İş Teftiş Kurulu ve
6
bilirkişi raporunun sonucunu beklemektedir.
Yangın ve Patlama Nedir?
Patlama yanabilir bir maddenin oksijenle ani bir biçimde kimyasal reaksiyona girmesi sonucu yüksek miktarda
enerjinin açığa çıkmasıdır.
Yanabilir maddeler gaz, buhar, duman
ve toz halinde bulunabilirler.
Gaz ve sıvı buharlarının yangın veya
patlamaya sebep olabilmesi için üç
şartın gerçekleşmesi zorunludur.
1. Yanabilir madde,
2. Oksijen,
3. Ateşleme kaynağı.
Patlayıcı bir atmosferin oluşması için
yanabilir gaz veya sıvı buharının belli
bir yoğunlukta bulunması gerek-
mektedir. Eğer karışım çok düşük
yoğunlukta ise (zayıf karışım) ya da
çok yüksek yoğunluktaysa (zengin karışım) patlama oluşmaz, sadece yavaş
bir yanma tepkimesi olur ya da hiç
oluşmaz. Karışım sadece en düşük ya
da en yüksek patlama sınırları arasında ise ateşlendiği zaman patlama
tepkimesi verir.
Toz patlamaları genel olarak, kapalı
bir ortamda bulunan yanıcı partiküllerin ani yanmaları olarak tanımlanmaktadır. Toz patlamasının olabilmesi
için ise, beş elemanın birlikte bulunması gerekmektedir.
Bunlar:
• Yakıt-yanıcı malzeme,
• Oksijen,
• Sıcaklık-tetik kaynağı,
• Ortamda asılı halde malzeme-toz
bulutu,
• Kapalı ortam.
İş Teftiş Kurulu Başkanlığı
Maden İşletmelerinde
İş Sağlığı ve Güvenliği 2012
Programlı Teftişleri Sonuç Raporu
İş Teftiş Kurulu Başkanlığı 2012 yılında programlı teftiş olarak maden işyerlerinde teftişler gerçekleştirmiş ve
“Programlı Teftiş” kapsamında Türkiye genelinde 19 ilde toplam 142 teftiş
yapılmıştır. Program kapsamında 142
işyerinde 138 genel teftiş ve 4 inceleme teftişi yapılmıştır. Yazılan 142 adet
rapor istatistiklerine göre bu işyerlerinde 227 kadın ve 9.459 erkek olmak
üzere toplam 9.686 işçi çalışmaktadır.
Bu işçilerin erkek işçilerden %80,1’i
asıl işverenin işçileri olarak çalışmakta iken, geri kalan %19,9’u alt işverenlerde, kadın işçilerden %66,9’i asıl
işverenin işçileri olarak çalışmakta
iken, geri kalan %33,1’u alt işverenlerde çalışmaktadır. Toplamda %79,8’i
asıl işverenin işçileri olarak çalışmakta iken, geri kalan %20,2’u alt işverenlerde çalışmaktadır.
Birinci aşamada gidilen ve faal durumda olan 133 işyerinde yapılan teftişlerde toplam 1.547 mevzuata aykırılık tespit edilmiştir. Bu aykırılıkların
75 tanesi bir önceki teftişten devam
eden, 935 tanesi ise yeni tespit edilen
hususlar olarak kaydedilmiştir. Tespit
edilen 537 husus teftişler sürerken
işverenler tarafından giderilmiştir.
İşyerlerinde tespit edilen mevzuata
aykırılıklardan 103 tanesi kapatmaya
esas hususlar olarak saptanmış olup
bu hususlardan dolayı 41 işyerinde
kapatma uygulanmıştır.
Birinci teftişlerde faal durumda olan
133 işyerinde 41 adet kapatma, 2
adet kapatmanın devamı önerilmiştir. 125 işyerinde idari para cezasına
başvurulmuş, bu işyerlerine toplam
474.347,00 TL idari para cezası uygulanmıştır.
İkinci aşamada gidilen ve faal olduğu
tespit edilen 140 işyerinde yapılan
teftişlerde toplam 843 mevzuata
aykırılık tespit edilmiştir. Bu aykırılıkların 193 tanesi bir önceki teftişten
devam eden, 411 tanesi ise yeni tespit
edilen hususlar olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, tespit edilen 239 husus,
teftişler sürerken işveren tarafından
giderilmiştir. 7 işyerinde tespit edilen
Cumhuriyet tarihinin yaşanan en büyük maden kazası ne
yazık ki, 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde
meydana gelmiş ve 301 kişi hayatını kaybetmiştir.
noksanların 20 tanesi kapatmaya esas
hususlardan oluşmuştur.
İkinci teftişlerde faal durumda olan
140 işyerinde yapılan teftişlerde 5
adet kapatma, 6 adet kapatmanın devamı ve 8 adet de kapatmanın kaldırılması önerilmiştir. 96 işyerinde idari
para cezası talep edilmiş, bu işyerlerinde toplam 327.300,00 TL idari para
cezası uygulanmıştır.
Maden İşletmelerinde Programlı
Teftiş raporunun Sonuç ve Kanaat
kısmında yeraltı metal madenciliği
işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir
çalışma ortamı oluşturmak, iş kazası
ve meslek hastalıklarını önlemek ve
çalışanlar için daha iyi çalışma koşulları sağlamak amacıyla aşağıdaki hususların yerine getirilmesi ile ancak
başarılı olunabileceği belirtilmiştir;
• Bütün taraflarda bir sağlık ve
güvenlik kültürünün oluşturulması
gerekmektedir.
• Ülke genelinde yeraltı metal
madenciliğinde bir güvenlik politikası
oluşturulmalı ve bu politika çerçevesinde tüm tarafların bilinçlendirilerek
görev yetki ve sorumlulukları konusunda gerekli duyarlılık sağlanmalıdır.
• İşverenlerin ve teknik kadronun
özellikle uyguladıkları üretim yöntemlerini göz önünde bulundurarak günümüz bilim ve teknolojisinin gerek-
tirdiği sağlık ve güvenlik önlemlerini
uygulamaları için gerekli çalışmaları
yaparak özellikle hazırlayacakları
sağlık ve güvenlik dokümanlarında
belirtilen şartlarla uyumlu bir çalışma
şekli benimsenmelidir.
• Üniversitelerdeki eğitim programlarında mühendislik eğitimlerine ek
olarak gerekli mühendislik uygulamalarında bu konunun iş güvenliği tarafını da değerlendirerek, eğitimler buna
göre düzenlenmeli, mezun olacak
mühendislerin çalışma yaşamına atıldıklarında iş güvenliği konusunda ve
hukuki, cezai sorumluluklar konusunda donanımlı olmaları sağlanmalıdır.
• Gerek mesleki eğitimle, gerekse
işyerinde sürekli eğitim çalışmalarıyla
çalışanlar bilinçlendirilerek güçlü bir
iş güvenliği bilincinin oluşturulması
gereklidir.
• Yeraltı metal madenciliğinin yoğun
olarak yapıldığı illerde gerekli sempozyum, panel gibi aktivitelerle iş
güvenliği konusu sürekli gündemde
tutulmalıdır.
• Bu sektörde meydana gelmiş iş
kazalarının ve meslek hastalıklarının
inceleme ve sonrasında hukuki sonuçları tüm taraflara ulaştırılarak bu
konudaki etkinlik artırılmalıdır.
• İş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli çalışmaları yapmış ve işyerlerinde bu kültürü oluşturmuş işverenler
ödüllendirilmeli ve çalışmaları diğer
işverenlere de aktarılarak bu konuda
gerekli özendirilme sağlanmalıdır.
İş Teftiş Kurulu Raporlarındaki
Yangın ve Patlama
Olaylarının İrdelenmesi
İnsanlığın gelişimi, endüstriyel gelişim
ile birlikte olmakta ve endüstriyel gelişim, daha çok enerji kullanımı ve daha
çok kimyasal kullanımını gerektirmektedir. Kimyasal hammadde ve ürünlerinin
işyeri bünyelerine girmesi de işyerleri
için alınması gerekli güvenlik tedbirlerini
zorunlu olarak arttırmaktadır.
Hammadde, yarı mamul ve mamul
madde halinde kimyasal maddelerin
stoklarının kapasiteye paralel olarak
büyümesi, endüstriyel tesislerde
büyük yangın ve patlama tehlikeleri
oluşturmakta ve önlem alınma mecburiyetini ortaya koymaktadır.
İşverenlerin Yükümlülükleri
Çalışanların Patlayıcı Ortamların
Tehlikelerinden Korunması Hakkında
Yönetmelik; patlayıcı ortamı, yanıcı
maddelerin gaz, buhar, sis ve tozlarının atmosferik şartlar altında hava ile
oluşturduğu ve herhangi bir tutuşturucu kaynakla temasında tümüyle yanabilen karışım olarak tanımlamaktadır.
Patlamaların önlenmesi ve bunlardan
korunmayı sağlamak amacıyla işverenlerin, yangın ve patlamadan korunma
temel ilkelerine ve yapılan işlemlerin
doğasına uygun olan teknik ve organizasyona yönelik önlemleri almaları
gerekmektedir, şöyleki işverenler;
• Patlayıcı ortam oluşmasını önlemek,
• Yapılan işlemlerin doğası gereği
patlayıcı ortam oluşmasının önlenmesi mümkün değilse patlayıcı ortamın
tutuşmasını önlemek,
• İşçilerin sağlık ve güvenliklerini
sağlayacak şekilde patlamanın zararlı
etkilerini azaltacak önlemleri almakla
yükümlü kılınmışlardır.
• Bu önlemler, gerektiğinde patlamanın yayılmasını önleyecek tedbirlerle
birlikte alınmalıdır. Alınan bu tedbirler düzenli aralıklarla ve işyerindeki
önemli değişikliklerden sonra yeniden
gözden geçirilmelidir.
İşverenler, işyerinde risk değerlendirmesi yaparken patlayıcı ortamdan
kaynaklanan özel risklerin değerlendirmesinde şu hususları da dikkate
8
almakla yükümlüdürler;
• Patlayıcı ortam oluşma ihtimali ve
bu ortamın kalıcılığı,
• Statik elektrik de dahil tutuşturucu
kaynakların bulunma, aktif ve etkili
hale gelme ihtimalleri,
• İşyerinde bulunan tesis, kullanılan
maddeler, prosesler ile bunların muhtemel karşılıklı etkileşimleri,
• Olabilecek patlamanın etkisinin
büyüklüğü.
Ayrıca işyeri yetkililerinin patlayıcı
ortam oluşması ihtimali olan yerleri
sınıflandırması, sınıflandırılmış olan
bölgelerde asgari korunma gereklerinin uygulanmasını sağlaması ve
patlayıcı ortam oluşabilecek yerlerin
girişine “EX” işaretlerini koyması gerekmektedir. Tüm bu değerlendirmeler yapıldıktan sonra ise “Patlamadan
Korunma Dökümanı” adı verilen dökümanları hazırlamaları gerekmektedir.
Patlamadan Korunma Dokümanı
olarak anılan belgeleri hazırlarken işverenlerin şu hususlara döküman içerisinde yer vermeleri gerekmektedir;
• Patlama riskinin belirlendiği ve
değerlendirildiği,
• Yönetmelikte belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için alınacak önlemler,
• İşyerindeki BÖLGE’lere göre sınıflandırılmış yerler,
• Asgari gereklerin uygulanacağı yerler,
• Çalışma yerleri ile uyarı cihazları da
dahil iş ekipmanının tasarımı, işletilmesi, kontrol ve bakımının güvenlik
kurallarına uygun olarak sağlandığı,
• İşyerinde kullanılan tüm ekipmanın
“İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği”
ne uygun olup olmadığı.
Yangın ve Patlama Nedenleri
Ülkemizde çalışanları, işyerlerini ve
çevreyi tehdit eden, zarara uğratan ve
üzen birçok olay çoğunlukla meydana
gelişinden hemen sonra önemsenmekte ancak bir süre sonra unutulmakta ve
alınması gereken koruyucu önlemler
büyük bölümüyle ihmal edilmektedir.
Genellikle umursamadığımız fakat
bedelini büyük maddi ve manevi
kayıplarla, bazen de can kaybı ile öde-
diğimiz felaketlerden en önemlileri
“yangın ve patlama” olaylarıdır.
Patlama riskli ortamlarda kullanılacak
elektriksel aygıtlar özel olarak tasarlanmaktadır. Bu aygıtlarda kullanılan koruma yöntemleri, ekipmanın kullanılacağı
ortam özelliklerine ve tesisin enerji
prensiplerine göre belirlenmektedir.
İşletmelerde patlama riskli ortamlar
için alınan en öncelikli önlem tehlikeli
madde kaçağını engellemek ve tehlikeli ortam oluşmasına mani olmaktır.
Ancak işletme şartları gereği kaçağın
önlenmesi kaçınılmaz ise, bu durumda ortamdaki ateşleme kaynaklarını
ortamdan uzaklaştırmak gereklidir.
Çalışma koşulları gereğince ateşleme
kaynağı teşkil edecek bileşen riskli
ortamdan uzaklaştırılamıyorsa bu
durumda ex-proof ekipmanlar kullanılmalıdır. Ancak ülkemizde patlama
riskli ortamların önemi son günlerde
anlaşılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki
işverenlerimiz benzer bir kaza yaşanmadan bu önlemleri almamaktadırlar.
Modern teknolojilerle tesis edilmiş bir
çok işletmede dahi alınan önlemler
yeterli görülmekte, en önemlisi bu
önlemlerin işlerliğini koruyup korumadığı geçen süre içinde kontrol
edilmemektedir.
Bugün dünyada gelişmiş bir çok ülkede meydana gelen, büyük mal ve can
kaybına sebep olmuş pek çok yangın,
her bakımdan en iyi şekilde teçhiz
edilmiş ve her türlü tedbir alınmış
olduğu zannedilen tesis ve binalarda
meydana gelmiştir.
İş Teftiş Kurulu raporlarındaki, kimyasallardan kaynaklanan yangınlar veya
patlamalar incelendiğinde; genellikle
kullanılan kimyasalların özelliklerinin
tam olarak bilinmemesi ve umursamazlığın felakete götüren etkenler
olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Yangın ve patlama konusunda alınacak önlemlerin alınmamasının en
önemli etkeninin ekonomik faktör,
maliyet unsuru olduğu da ortadadır.
Ekonomik faktör, eğitimsizlik, bilgisizlik ve umursamazlık ile birleşince,
acısını daima duyduğumuz ve ilerde
daha çok duyabileceğimiz sonuçlar
ortaya çıkarmaktadır.
İş Teftiş Kurulu Raporlarındaki
yangın ve patlama olaylarındaki
nedenleri kısaca aşağıdaki şekilde
özetleyebiliriz;
• Kimyasalların kullanımı, taşınması
ve depolanması ile ilgili yeterli bilgiye
sahip olunmaması,
• İşyerinde kullanılan kimyasalın,
malzeme güvenlik bilgi formları üreticiden alınarak kimyasal ve fiziksel
özelliklerinin irdelenmemesi,
• Makineler ve yanıcı sıvıların uygun
şekilde kullanılmaması veya depolanmaması,
• Birbiri ile reaksiyona girebilecek
kimyasalların aynı alanda depolanması ya da yanıcı ve okside edici kimyasalların aynı alanda depolanması,
• Boş ve dolu kimyasal bidon, fıçı, teneke vb. kapların bir arada depolanması,
• Diğer bölmelerden yeterince yalıtılmamış tehlikeli operasyonlar,
• Yetersiz bakım ve temizlik çalışmaları,
• Patlayıcı ortamlarda gerekli risk
değerlendirme çalışmalarının yapılmamış olması,
• Patlayıcı ortam sınıflandırmasının
(BÖLGE veya ZONE) yapılmamış olması,
• Muhtemel patlayıcı ortamlarda
kullanılması gereken elektriksel
ekipmanların ex-proof ekipman
olmaması,
• Patlayıcı ortama uygun elektriksel
ekipmanın seçilerek kullanılmaması (Bölge ile elektriksel ekipmanın
uyumlu olamaması),
• Statik elektrikde dahil olmak üzere
tutuşturma kaynaklarının belirlenmemiş olması ve kontrol önlemlerinin
alınmamış olması,
• Personelin eğitim ve yetersizliği,
• Gerekli gaz ölçüm ve yangın kontrol
sistemlerinin bulunmaması,
• Yangın hidrant veya dolaplarının
önünde malzeme depolanması sonucu müdahalede gecikme,
• Yangın ve alarm tatbikatların,
özellikle de söndürme çalışmalarının
periyodik olarak yapılmaması,
• Yanıcı ve parlayıcı kimyasal madde
kullanılan alanlarda çalışma talimat
ve prosedürlerinin bulunmaması,
• Deprem, sel, fırtına vb. felaketler
için hazırlıklı olunmaması.
Endüstride değişik özelliklerde ve değişik üretim süreçlerinde birçok kimyasal madde kullanılmaktadır. Her biri birbirinden farklı özelliklere sahip olan bu kimyasal maddeler
uygun şekilde kullanılmaz ise karşımıza yangın ve patlama
nedeni olarak çıkmaktadırlar ve aynen Soma’da olduğu gibi
büyük facialara neden olabilme kapasitesine sahiptirler.
Kimyasal maddelerin ana özelliklerini bilmek, tanımak ve bu
doğrultuda önlemler almak kimyasallar dolayısıyla oluşacak
yangın ve patlamaları önleyecektir.
İş mevzuatımız işverenlere ve işletmelerde görev yapan işveren vekillerine kendi işyerlerindeki tehlikeleri
belirleme ve bu tehlikelerin meydana
gelme ihtimalini kabul edilebilir seviyeye indirme yükümlülüğü getirmiştir.
Bilindiği üzere kimyasallarla ilgili
zararları önlemenin en etkin yolu
kimyasalı tanımak, çevre ve sağlık
üzerindeki etkilerini bilerek kontrollü
kullanmaktır. Bu bağlamda işyerinde
bulunan, kullanılan veya herhangi bir
şekilde işlem gören kimyasal maddelerin tehlikelerinden ve zararlı etkilerinden işçilerin sağlığını korumak ve
güvenli bir çalışma ortamı sağlamak
için asgari şartları belirlemek işverenin sorumluluğundadır.
İşverenler; kimyasal maddelerle
çalışmalarda, işçilerin bu maddelere
maruziyetini önlemek, bunun mümkün olmadığı hallerde en aza indirmek, yangın, parlama ve patlamaların
önüne geçmek ve kimyasalların tehlikelerinden korumak için gerekli tüm
önlemleri almakla yükümlüdürler.
ATEX direktifleri olarak anılan
direktifler, ülkemizde her ne kadar
yönetmelik olarak yayınlanmış olsa da
işyerlerinin birçoğunda yanıcı, parlayıcı sıvı, gaz ve toz kimyasal kullanılan
alanlardaki prosesler ve ekipmalar
bu direktifler yürürlüğe girmeden çok
önce yapılmıştır ve kullanılan elektriksel ekipmanlar yeni yönetmeliklere
göre uygun değildir.
Bu tesislerde kullanılan elektriksel
ekipmanların uygun ekipmanlarla
değiştirilmesi maaliyet gerektirmek-
tedir. Ancak tehlikenin büyüklüğü
düşünüldüğünde, hem tesisin tamamı
hem de bu tesisteki tüm çalışanların
kaybedilebileceği düşünüldüğünde
söz konusu ekipmanların uygun ekipmanlarla değiştirilmesinin küçük bir
maaliyet olarak kalacağı açıktır.
Sonuç olarak;
Yangın ve patlamalar, sonucu acı
olaylara neden olan afetlerdir. Son
yaşanan maden kazasının yaşanan
son büyük facia olmasını tüm kalbimle
dilerim. Endüstride değişik özelliklerde ve değişik üretim süreçlerinde birçok kimyasal madde kullanılmaktadır.
Her biri birbirinden farklı özelliklere
sahip olan bu kimyasal maddeler uygun şekilde kullanılmaz ise karşımıza
yangın ve patlama nedeni olarak çıkmaktadırlar ve aynen Soma’da olduğu
gibi büyük facialara neden olabilme
kapasitesine sahiptirler. Kimyasal
maddelerin ana özelliklerini bilmek,
tanımak ve bu doğrultuda önlemler almak kimyasallar dolayısıyla oluşacak
yangın ve patlamaları önleyecektir.
Yangın ve patlamanın bir kısım kötü
etken ve faktörün aynı anda bir araya
gelmesi ile oluşan bir olay olduğu
düşünülürse, en iyi olduğu zannedilen güvenlik tedbirlerinin de yetersiz
kalabileceği unutulmamalıdır. Yeterli
güvenlik tedbirlerinin yanında, insan
eğitimi ve psikolojisi de yangın ve patlamaları önlemede en büyük etkendir.
İşlerliği ve yeterliliği periyodik olarak
kontrol edilmeyen birçok yangın/
patlama önlem ve tedbiri aşırı güven
doğuracağından dolayı çoğunlukla hiç
olmamasından daha tehlikelidir.
KAYNAKÇA
1. HSE (1993), Draft Offshore Installations (Fire and Explosion, and Emergency Response) Regulations and Approved Code
of Practice, Consultative Document 64, Health and Safety Executive, Sheffield, UK.
2. http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/itkb.portal?page=baskanlik&id=5
9
MAKALE
Dr. Atilla Yelboğa
İş Güvenliği Uzmanı
İş Sağlığı ve
Güvenliği Eğitimleri
İş Kazalarını Azaltır mı?
Ülkemizin en önemli kömür madeni yataklarına sahip Manisa’nın Soma ilçesinde madencilik
tarihinin en büyük kazalarından biri yaşandı. 13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan ve resmi açıklamalara göre 301 maden işçisinin yaşamını kaybetmesine neden olan Soma’daki maden faciası
ülkemizde olduğu kadar Dünya basınında da geniş yer buldu. TBMM tarafından Manisa’nın Soma
ilçesinde başta 13 Mayıs 2014 tarihinde olmak üzere meydana gelen maden kazalarının araştırılarak bu sektörde alınması gereken iş sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi amacıyla
bir meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin karar alındı.
B
u facia ile birlikte özellikle
güvenlik konusu bir kez daha
gündeme gelmiştir. Bu yazının
konusu iş alanlarında güvenlik
konusu içerisinde önemli bir yer tutan
iş kazalarının azaltılmasında iş sağlığı
ve güvenliği eğitimlerinin önemini
tartışmaktır.
Ülkemizde iş kazalarının ve meslek
hastalıklarının önlenerek, sağlıklı ve
güvenli bir çalışma ortamının temin
edilmesi için geçmişten günümüze
çeşitli yasal düzenlemeler yapılmıştır.
10
Bunlardan 4857 Sayılı İş Kanunu’nda
iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda önemli düzenlemelere gidilmiş, bu
alanda 1475 Sayılı İş Kanunu da dahil
olmak üzere yürürlükten kaldırılan İş
Kanunlarına göre ileri hükümlere yer
verilerek belirli kurum ve kavramlar
Kanuna taşınmıştır. Son olarak iş sağlığı ve güvenliği anlamında ülkemizdeki son yasal düzenleme olan 6331
Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu
ile mevzuat anlamında Avrupa Birliği
müktesebatına uyum sağlanmaya
çalışılmıştır.
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına ilişkin gelişmelerin yanında,
çalışanlara ve işverenlere önemli görevler düşmektedir. Öncelikle çalışma
ortamında insan sağlığı ve yaşamına
yönelik kayıpların diğer taraftan
hizmet kaybına da sebep olabilecek
iş kazaları ve meslek hastalıklarının azaltılması için konunun eğitim
çalışmalarıyla da desteklenmesi ve
eğitimlerle çalışanlarda iş sağlığı ve
güvenliğine yönelik davranış değişikliği sağlanması kaçınılmazdır.
Ülkemizin en önemli kömür madeni
yataklarına sahip Manisa’nın Soma
ilçesinde madencilik tarihinin en büyük kazalarından biri yaşandı.
İlgili kurum ve kuruluşların iş sağlığı ve güvenliği konusundaki teorik bilgileri arttıracak ortamların oluşturulması, bu konuda eğitim programlarının düzenlenmesi, çalışanların iş sağlığı ve
güvenliği eğitimine erişim olanaklarının arttırılması ve bu eğitimlerden yararlanmayı özendirici
faaliyetlerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Çalışanların eğitimi konusu 6331 Sayılı iş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun
17. Maddesinde düzenlenmiş, 15 Mayıs 2013 tarihinde de “Çalışanların İş
Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul
ve Esasları Hakkında Yönetmelik”
yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu
Yönetmelik ile ülkemizde iş kazası
ve meslek hastalıklarının önlenmesi,
verimli, üretken ve güvenli çalışma
koşulları ile iş sağlığı ve kültürünün
oluşturulması için ILO Sözleşmeleri
ve AB Direktifleri çerçevesinde çalışmalar yürütülmeye başlanmıştır.
Bilindiği gibi “Çalışanların iş Sağlığı
ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve
Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin” 5.
Maddesi’nde işverenin yükümlülükleri
belirtilmiştir. Bu madde uyarınca işveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ile ilgili, programların
hazırlanmasını ve uygulanmasını,
eğitimler için uygun yer, araç ve gereçlerin temin edilmesi, çalışanların
bu programlara katılmasını, program
sonunda katılanlar için katılım belgesi
düzenlenmesini sağlamakla yükümlü-
dür. Aynı Yönetmeliğin 6. Maddesi’nde
de işverenin Yönetmeliğin ekinde
bulunan iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin asgari olarak verilmesini
sağlayacağı ifade edilmektedir.
Çalışanların sağlığının ve güvenliğinin
korunması ve geliştirilmesi amacıyla
iş sağlığı ve güvenliği konularında
farkındalık yaratmak ve iş kazaları
azaltmak için iş sağlığı ve güvenliği
eğitimlerinin üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
Yazılı kaynaklar incelendiğinde iş
kazası kavramının farklı tanımlarına ulaşılabilmektedir. 6331 Sayılı
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda
“İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet
veren veya vücut bütünlüğünü ruhen
ya da bedenen özre uğratan olay” iş
kazası olarak tanımlanmıştır. Ancak
tanımda belirtildiğinin aksine, sadece
işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen kazalar değil, 5510
Sayılı Kanun’un m. 13/I, c hükmünde
kabul edildiği gibi, “Bir işverene bağlı
olarak çalışan sigortalının, görevli
olarak işyeri dışında başka bir yere
gönderilmesi nedeniyle asıl işini
yapmaksızın geçen zamanlarda” gerçekleşen kazalar da iş kazası olarak
nitelendirilmektedir.
SGK’nın 2012 yılı verilerine göre
faaliyet grupları (nace sınıflamasına
göre) temelinde ülkemizde toplam
74 bin 871 iş kazası raporlanmış,
bunlardan 744’ü ise ölümle sonuçlanmıştır. Benzer şekilde TÜİK tarafından
yayınlanan “İş Kazaları ve İşe Bağlı
Sağlık Problemleri Araştırma Sonuçları 2013” raporunun bulgularına göre
Türkiye genelinde son 12 ayda istihdam edilenlerin yüzde 2.3’ünün bir iş
kazası geçirdiğini, sektörel olarak incelendiğinde, iş kazalarının en yoğun
yaşandığı sektörlerin “madencilik ve
taşocakçılığı”, “elektrik, gaz, buhar, su
ve kanalizasyon” ile “inşaat” sektörleri olduğunu ortaya koymaktadır.
Yine, çalışma sonuçların göre lise altı
eğitimlilerde iş kazası oranlarının, lise
ve yükseköğretime göre daha yüksek
11
SGK’nın 2012 yılı verilerine göre faaliyet grupları
(nace sınıflamasına göre) temelinde ülkemizde
toplam 74 bin 871 iş kazası raporlanmış, bunlardan 744’ü ise ölümle sonuçlanmıştır. Benzer
şekilde TÜİK tarafından yayınlanan “İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri Araştırma Sonuçları 2013” raporunun bulgularına
göre Türkiye genelinde son 12 ayda istihdam edilenlerin yüzde 2.3’ünün bir iş kazası
geçirdiğini, sektörel olarak incelendiğinde,
iş kazalarının en yoğun yaşandığı sektörlerin “madencilik ve taşocakçılığı”, “elektrik,
gaz, buhar, su ve kanalizasyon” ile “inşaat”
sektörleri olduğunu ortaya koymaktadır.
olduğu, işyeri büyüklüğü açısından,
çalışan sayısının yüksek olduğu işletmelerde iş kazası oranlarının daha
yüksek olduğu dikkat çekmektedir.
İSG Eğitimi ile İş Kazaları
Arasındaki İlişki
Yapılan bir araştırmaya göre , iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile iş kazaları
arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır. Farklı araştırmalarla da ortaya
konulan iş kazaları değerlendirildiğinde işçilere yeterli eğitim verilmediği,
gerekli altyapının oluşturulmadığı, iş
sağlığı ve güvenliği bakımından riskli
sektörlerde eğitim seviyesi nispeten
düşük işçilerin çalıştırıldığı ve işbaşı
eğitimi ve hizmet içi eğitim şartının
mevzuatta öngörüldüğü ölçüde yerine
getirilmediği, işverenlerce eğitimin
zaman kaybı gereksiz yere katlanılan
bir maliyet olarak algılandığı görülmektedir.
Bu sonuçlara dayanarak araştırmacılar, iş sağlığı ve güvenliği eğitim
eksikliğinin iş kazalarının önemli
nedenlerinden biri olabileceğini
belirtmişlerdir.
İş kazalarının işgücü üzerindeki en
önemli etkisi tartışmasız bir şekilde
insan yaşamının kaybıdır. İş kazası, in-
san yaşamı kaybına neden olmasa bile
çoğu zaman işçi de fiziksel ve ruhsal
bozukluklara neden olabilmektedir.
lamalarla, yetkinlikler ve sorumluluk hislerinin bütünüdür” şeklinde
tanımlanmıştır.
Bunun yanında iş kazalarının işletmelere doğrudan (çeşitli ödenekler, tazminatlar vb.) ve dolaylı (üretim, prestij
kaybı vb.) etkileri de bulunmaktadır.
Diğer bir ifade ile iş kazaları çalışan
ve işverene çeşitli olumsuzluklar
getirmekle, genel olarak bakıldığında ise ulusal ekonomide de önemli
kayıplara neden olmaktadır.
Güvenlik kültürünün işletmelerde yerleştirilebilmesi için en temel sorumluluk işletme yönetimindedir. İşletme
yönetiminin güvenlik kültürüne bakış
açısı, sahiplenmesi ve bu kültürün
işletmeye yerleştirilmesi için asgari
gerekliliklerini yerine getirmesinin
önemi büyüktür.
Bu anlamda iş kazası ortaya çıkmadan önce önleyici tedbirlerin alınması
gerekli görünmektedir. Bu konuda en
önemli faktörlerden birisi de “insan”
faktörüdür.
Güvenlik Kültürü
İnsan faktörü denilince öne çıkan kavramlardan birisi de “güvenlik kültürü”
kavramıdır. Literatürde farklı tanımları da bulunan kavram “Güvenliği veya
emniyeti tehdit edebilecek davranış
veya uygulamalarla, bunların yer aldığı ortak kullanım ya da etki alanında
bulunan canlıların veya nesnelerin
zararını en aza indirmeyi amaçlayan
güvenlik ve emniyete öncelik veren
algılar, inançlar, tutumlar, kurallar,
roller, sosyal, teknik ve politik uygu-
Sonuç olarak, çalışanların ve işverenlerin iş sağlığı ve güvenliğine yönelik
olumlu tutum geliştirmelerini sağlayıcı önlemlerin alınması kaçınılmazdır.
Bunun da temeli iş sağlığı ve güvenliği
eğitimlerinin sürekliliğini sağlamaktan geçmektedir. Ancak öncelikle
işverenlerce iş sağlığı ve güvenliği
eğitiminin zaman kaybı ve gereksiz
yere katlanılan bir maliyet olarak
algılamalarının önlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda, ilgili Kurum
ve Kuruluşların iş sağlığı ve güvenliği
konusundaki teorik bilgileri arttıracak
ortamların oluşturulması, bu konuda
eğitim programlarının düzenlenmesi,
çalışanların iş sağlığı ve güvenliği
eğitimine erişim olanaklarının arttırılması ve bu eğitimlerden yararlanmayı
özendirici faaliyetlerin düzenlenmesi
önerilmektedir.
* SGK 2012 İstatistik Yıllığı, http://www.sgk.gov.tr adresinden 23.05.2014 tarihinde alınmıştır.
* İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri Araştırma Sonuçları 2013, (Ocak 2014). Türkiye İstatistik Kurumu, İşgücü ve Yaşam Koşulları Daire
Başkanlığı, İşgücü İstatistikleri Grubu.
* Aydın, U., Gökçek Karaca, N.,Canbey Özgüler, V., ve Karaca, E., (2013). İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitiminin İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarının
Önlenmesindeki Rolü, Çimento İşveren Dergisi. 27(4).
* Dursun, S. (2012). İş Güvenliği Kültürü, Beta Yayınları, İstanbul
12
MAKALE
Uz. Dr. Mehmet ERGİN
Ekoteknik İSG
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı
İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından
Meslek Hastalıklarının
Önemi ve
SOMA
İş yeri ortamında çalışma koşulları ve çalışan kişinin sağlığı arasındaki ilişki
yüzyıllardır süregelmektedir. (M.Ö. 460-370) Hippocrates kurşun zehirlenmesinin etkilerine işaret etmiştir.
15.ve 16. Yüzyıllarda Agricola ve Paracelsuss isimli iki hekim, maden çalışanlarının çalıştıkları ortamdaki etkinin olumsuzluklarını, değişimlerini ve görülen hastalıklarını, Dr. Metalica isimli kitabında korunma yollarını anlatmışlardır. Görüldüğü üzere maden ocaklarının insan sağlığı üzerindeki doğabilecek
olumsuz etkilerini yüzyıllar önce belirtmişlerdir.
Y
Bakanlığı’na devredilmiştir. Meslek
hastalıklarının tarihçesine kısaca
değindikten sonra, meslek hastalıklarının tarifini ve çeşitlerini kısaca şu
şekilde tanımlayabiliriz.
Meslek hastalıkları hastaneleri
ve diğer SSK hastaneleriyle birlikte 19.02.2005 tarihinde Sağlık
Meslek hastalıkları; işyeri ortamında
oluşabilen etmenlerin etkisi ile meydana gelen hastalıkların ortak adıdır
diye tanımlanır. Yine meslek hastalıkları, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) gibi uluslararası kaynaklar tarafından, zararlı bir
etkenle insan vücudu arasındaki çalışılan işe özgü, neden-sonuç, etki-tepki
ilişkisinin neticesinde oluşan HASTALIKLAR olarak tanımlanmaktadır.
ine büyük teknolojik gelişimin
başladığı 18.yüzyılın ikinci
yarısında, üretim alanlarındaki
iş ve çevre ortamları, işçilerin
sağlığını koruyacak şekilde düzenlenmemiştir. Beslenme, kitlesel refah,
yaşam ve hijyen alışkanlıklarının
etkisi dahilinde, bu yüzyılda insanlar,
meslek hastalıkları nedeniyle çok
sıkıntı çekmişlerdir. Kurşun – civa
zehirlenmesi, solunum sistemi hastalıkları ve bakteriyel hastalıkların bu
dönemde öne çıktığı gözlenmiştir.
14
Hastalıkların oluşumu üç grupta ele
alınabilir:
* Bunların birincisi; genel sağlık
sorunlarıdır. Çalışanlar toplumun
diğer bireyleri gibi, genel hastalıklara
yakalanabilirler. Bu durumun, çalışma
hayatı ve belirli bir işte çalışıyor olmasının önemi yoktur.
* İkinci olarak; direkt olarak çalışma
hayatında karşılaşılan etkenlerin etkisi ile oluşan ve iş kazaları ve meslek
hastalıkları gibi sağlık problemleridir.
* Diğer bir grup da; bu iki grup dışında sağlık problemlerinin bulunduğu
ara grupta yer alan belirli bir işe özgü
olmayan sağlık sorunudur. Genel toplumda görülen bir hastalıktır, ancak,
bazı işlerde çalışıyor olmak, hastalıkların oluşumunda az bir rolü olabilir,
ya da hastalığın seyri üzerinde etkisi
olabilir. Bu durum, işle ilgili hastalıklar olarak tanımlanmaktadır.
Meslek hastalıkları, belirli meslek ve
iş özelliklerine özgü hastalıklardır. Bu
hastalıklarda, yapılan iş ile hastalık
arasında doğrudan nedensel bir ilişki
söz konusudur. Bu ilişkinin boyutu,
eğer kişi söz konusu iş ortamında
çalışmıyor ise, bu hastalık da olmayacaktır. Bu durumu şu örnekle
açıklayabiliriz. Kurşun zehirlenmesi
olayında, kurşun kullanılan bir işin
olması gerekir.
Benzer şekilde pnömokonyoz, ancak
tozlu ortamda çalışan kişilerde görülebilir. Kurşun ve tozlu ortamlarda
çalışmayanlarda bu iki hastalık görülmez. Görülüyor ki; meslek hastalıkları, kronik seyirli ve uzun süre bir
etkenle etkileşim sonucu görülebilir.
Bazı spesifik işlerde çalışıyor olmanın
yanında, belirli bir iş yerinde uzunca
bir süre çalışıyor olma özelliği hastalık olumunda önemli kavram olarak
görülmektedir.
a) Kaynakta kontrol yaklaşımları,
b) Kişisel koruyucu uygulamaları,
c) Tıbbi kontrol yaklaşımları.
Hukuksal olarak da, meslek hastalığı,
çalışanın geçimini sağlamak amacıyla
çalışması zaman diliminde meydana
geldiğinden, genellikle çalışılan iş, iş
yeri sahibinin yeri olması sebebiyle,
işveren sorumlu tutulmaktadır. Bu nedenle, çalışanlar meslek hastalıkları
ve iş kazalarına karşı güvence altına
alınmışlardır.
Soma’da meydana gelen üzücü olayında bu çerçevede olduğu düşünülürse, iş sağlığı ve güvenliği doğrultusunda alınması gereken tedbirler ve
kontrollerin yapılmasının ne derece
önemli olduğu görülmektedir.
Meslek hastalıkları, çoğu kez uzun
süreçte olmaktadır. Hatta, bazı
meslek hastalıkları çalışan kişinin
emekliliğinden sonra da görülebilir. Bu durumda, çalışan kişinin
(işçinin) daha önce çalışmış olduğu
işyerinin, bu hastalığın meydana
gelmesinde, hukuki yönden yükümlülük süresi olarak kabul edildiği
ifade edilmektedir.
Böylece, iş güvenliği sağlığı kapsamında meslek hastalıklarından
korunmada, üç başlıkta açıklanan
önleyici yaklaşımların uygulanması
gerekli görülmektedir. Bu koruyucu
yaklaşımların hayata geçirilmesi ile
ülkemizdeki işçi ölümlerinin azalmasını sağlamak en büyük temenni
olacaktır.
Soma’da meydana gelen üzücü olayında bu çerçevede olduğu düşünülürse,
iş sağlığı ve güvenliği doğrultusunda alınması gereken tedbirler ve kontrollerin yapılmasının ne derece önemli olduğu görülmektedir.
Meslek hastalıkları iş yerlerindeki
faktörlere göre şu şekilde sınıflandırılabilir:
a) Fiziksel nedenli meslek hastalıkları,
b) Kimyasal nedenli meslek hastalıkları,
c) Tozlarla meydana gelen meslek
hastalıkları,
d) Biyolojik etkenlere bağlı meslek
hastalıkları,
e) Ergonomik faktörlere bağlı meslek
hastalıklar.
Meslek hastalıklarından korunma;
Meslek hastalıklarından korunma,
mümkün olabilen hastalıklardır. İş
yerinde hastalık nasıl oluyorsa, iş yeri
ortamında etkili önlemler alınarak
korunma sağlanabilir. Etkeni kontrol
etmeye yönelik teknik uygulamalar
esas olmakla birlikte, tıbbi uygulamaların yapılmasının da önemi büyüktür.
Böylece koruyucu yaklaşımları üç
başlıkta açıklanabilir.
Ekoteknik İSG Ailesi olarak,
Soma’da yaşamını yitiren şehitlerimize Allah’tan
Rahmet, Ailelerine Sabır ve tüm ülkemize Baş
Sağlığı dileriz. Bu vahim olaydan ibret almak, bu
vesileyle İSG çalışmalarına hız vermek ve böylesine bir ihmalin tekrarını yaşamamak dileğimizle.
15
VII. İş Sağlığı ve
Güvenliği Konferansı
Her yıl mayıs ayında yapılan Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’nın
yedincisi bu yıl da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in açılış konuşmasıyla başladı.
Yedinci Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı; 4-7 Mayıs 2014 tarihlerinde
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Haliç Kongre Merkezin’de gerçekleştirildi. Konferansa
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, sendikaların genel başkanları ve
temsilcileri, çeşitli uluslardan akademisyenler, uzmanlar, kuruluşlar, üniversiteler
ve meslek odaları ile 45 farklı ülkeden gelen alanlarında öncü bilim insanları, akademisyenler, uzmanlar, bürokratlar, sektörde faaliyet gösteren iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri katıldı.
16
Yedinci Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı; 4-7 Mayıs 2014 tarihlerinde Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Haliç
Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.
İş kazalarının yüzde 98’inin ve meslek hastalıklarının tamamının önlenebilme imkânı var
Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansta konuşan Bakan
Çelik, iş kazalarının yüzde 98’inin ve
meslek hastalıklarının tamamının
önlenebilme imkânının olduğunu vurguladı. Ülkelerin kalkınmasının insani
değerler üzerine inşa edilmesiyle
değer kazandığını ifade eden Bakan
Çelik, çıkarılan kanunların bu amaca
hizmet ettiğini belirtti.
Bakan Çelik, iş sağlığı ve güvenliğini yüksek seviyelere çıkarmanın,
çalışma bakanlarının ve bütünüyle
toplumun sorumluluğunda olduğunu
ifade etti.
Bakan Çelik, “arzu edilen önleyici İSG
kültürünün kurulması ve geliştirilmesi
için bir sistem tesis edilmelidir” dedi.
2001 yılından beri düzenlenen konferansın bu yıl ki teması “İşyerlerinde İş
Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi”
olarak belirlendi ve bu kapsamda iş
sağlığı ve güvenliği teknik, sosyal ve
ekonomik boyutlarıyla incelendi.
Konferans yerli ve yabancı olmak
üzere 104 basın mensubu ile 85
basın kuruluşu tarafından izlendi. 3
gün boyunca 4 bin 152 kişi takip etti.
Konferans kapsamında, Konferans
Bilim Kurulu tarafından 347 bildiri
değerlendirildi ve bunlardan 147’si
sözel ve 86’sı poster bildiri sunumu
olarak gerçekleştirildi. Eş zamanlı
olarak düzenlenen 38 oturumdaki
165 sunumda iş sağlığı ve güvenliği
alanında öne çıkan başlıklarda çarpıcı
değerlendirmeler yapıldı.
Ayrıca 6 Mayıs’ta G-20 ülkelerini
temsilen 16 katılımcı ile gerçekleşen
“Güvenli İşyerleri Oluşturulması” alt
grubu toplantısında G-20 Çalışma ve
İstihdam bakanları ile G-20 Liderler
Zirvesi bildirgelerine esas olmak
üzere hazırlanacak taslak beyanda
yer alacak hususlar ile daha güvenli
ve sağlıklı işyerleri oluşturmak için
hazırlanacak olan yol haritası konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.
Konferans kapsamında açılan fuar
alanında 19 ülkeden 89 firmanın
iştirakiyle sektördeki teknolojik gelişmelere bağlı olarak sürekli yenilenen mühendislik çözümleri, kişisel
koruyucu donanımlar ve iş sağlığı ve
güvenliği alanında verilen hizmetler
tanıtılmıştır. Fuar organizasyonuna 3
binin üzerinde katılım gerçekleştirildi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan
Yardımcısı Halil Etyemez, VII. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı Kapanış
töreninde bir konuşma yaptı.
Sözlerine iş sağlığı ve güvenliği ile
bağlantılı sorunlardan kaynaklanan
insani ve ekonomik kayıplar tüm
ülkeleri olumsuz etkilediğini belirterek
başlayan Halil Etyemez, özellikle son
yıllarda gösterilen yoğun çabalara ve
uygulamaya konan yüksek standartlara rağmen beklenen sonuçların alınamamasının iş sağlığı ve güvenliğinin
akademik düzeyde uygulamaya yönelik
işlenmesine vesile olduğunu belirtti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan
Yardımcısı Halil Etyemez: “Konferansın iş sağlığı ve güvenliği kültürünü
geliştireceğine ve bu kültürün sürdürülebilir bir nitelikte olmasına katkı
sağlayacağını belirterek, “Bütün bu
çalışmalarımız ve ileride de yürütmeye devam edeceğimiz projelerle iş kazası ve meslek hastalığını azaltmakta,
iş sağlığı ve güvenliği kültürünü
17
geliştirmekte ve bu alanda farkındalığı ortaya çıkarmakta yol alabilirsek
en büyük sevincimiz ve mükâfatımız o
olacaktır” dedi.
İş Kazaları ve Ölümleri
Sıfıra İndirmeyi Hedefliyoruz
Bakan Yardımcısı Etyemez, iş sağlığı
ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması
nedeniyle dünyada her yıl 2 milyondan
fazla çalışanın hayatını kaybettiğini ve
milyonlarca insanın meslek hastalıklarına yakalanarak sağlıklarını
kaybettiğini ifade etti.
Türkiye’nin ilk müstakil iş sağlığı ve
güvenliği yasasının 2012’den bu yana
yürürlükte olduğunu hatırlattı.
Etyemez sözlerine şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak bu
alandaki tüm paydaşlarımızı gelecekteki tüm çalışmalarımıza davet ediyor,
şimdiye kadar yürütülen faaliyetlerimizde desteğini ve değerli katkılarını
esirgemeyen başta Bakanımız Sayın
Faruk Çelik olmak üzere tüm konuklara teşekkürlerimi sunuyor sizleri
saygıyla selamlıyorum.” dedi.
Konferansın son gününde ise iş sağlığı ve güvenliği alanında iyi uygulama
örneklerini görmek amacıyla 10 farklı
işletmeye teknik turlar gerçekleştirildi. Kapanış oturumunun ardından
düzenlenen bu ziyaretlere 280 kişi
kayıt yaptı.
Ekoteknik İSG
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik
Bakan Yardımcısı
Halil Dergisi
Etyemez:
İş Sağlığı
Güvenliği
ve Çevre
“Konferansın iş sağlığı ve güvenliği kültürünü geliştireceğine ve
bu kültürün sürdürülebilir
bir nitelikte olmasına katkı sağlayaİş Sağlığı Güvenliği ve Çevre konularındaki tüm
cağını belirterek, “Bütün bu çalışmalarımız ve ileride de yürüt, uzmanlarca
etmek
adımiştakip
gelişmeleri adım
meye devam edeceğimiz
projelerle
kazası
ve meslek
hastalığını azaltmakta,
iş sağlığı
ve güvenliği
kültürünü
geliştirmekte
, özel söyleşilerimizi
ulaşmak
makalelere
yazılan
ve bu alanda farkındalığı ortaya çıkarmakta yol alabilirsek en
ve çevre konularına
, iş sağlığı güvenliği
okumak
büyük sevincimiz
ve mükâfatımız
o olacaktır”
dedi.
dair tüm haberleri bilmek için ,
Ekoteknik İSG’ye abone olun
İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre konularındaki tüm gelişmeleri adım
adım takip etmek, uzmanlarca yazılan makalelere ulaşmak, özel
söyleşilerimizi okumak, iş sağlığı güvenliği ve çevre konularına
dair tüm haberleri bilmek için;
Ekoteknik İSG’ye Abone OL’un;
Derginiz adresinize gelsin ...
Yurtiçi Abonelik Bedeli: Yıllık 40 TL
Ekoteknik İSG
Derginiz adresinize gelsin ...
Yurtiçi Abonelik Bedeli (Yıllık) 40 TL
İş
Sağlığı
Güvenliği
ve Çevre
Dergisi
, 359 70305321
- Mithatpaşa Şubesi
No: YAPI KREDİ
Hesap
VAKIFBANK - Finansmarket Şubesi , 353 0015 800728 759 0707
Adınız, Soyadınız:
Firmanız, Göreviniz:
Adresiniz:
Hesap No:
Yapı Kredi - Mithatpaşa Şubesi,
359 70305321
Telefonunuz, Faksınız:
GSM:
E-posta:
Vakıfbank - Finansmarket Şubesi,
353 0015 800728 759 0707
64
5 - 7 Mayıs 2014’te İstanbul’da Düzenlenen
1. TOS+H EXPO – Türk İSG Fuarı
5 - 7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 1. Türk İş Güvenliği ve Sağlığı Fuarı (TOS+H
EXPO), Türkiye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından eşzamanlı olarak düzenlenen
VII. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’yla birlikte yapılınca, kişisel koruma ve işyerinde sağlık ve güvenlik konuları için kapsamlı bir pazar ve iletişim platformu yaratılmış oldu.
B
u platform, Türkiye’de iş güvenliğine ve kişisel koruyucu
ekipmanlara ilginin artmakta
olduğunun açık bir işaretidir.
İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde
gerçekleştirilen VII. Uluslararası İş
Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’nın bu
yılki teması, “İşyerlerinde İş Sağlığı ve
Güvenliğinin Geliştirilmesi”ydi. Sektörün önemli oyuncularının katıldığı
seminer ve konuşmalarda yasal reformlar, önleyici trendler ve iş sağlığı
ve güvenliği yönetimindeki inovasyonlar sunuldu ve tartışıldı.
Türkiye ile A+A arasındaki işbirliği
temel alınarak, hem Almanya ile Türkiye arasında bir iş güvenliği diyaloğu,
hem de Türkiye Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı’yla sürekli bir
işbirliği kuruldu.
TOS+H EXPO ve VII. Uluslararası İş
Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’yla,
yerel fuar organizatörü Tezulaş
Fuar ve A+A’nın organizatörü Messe
Düsseldorf’un yakın işbirliği çerçevesinde, geniş kapsamlı bir pazar
ve bilgi platformu yaratıldı. Her iki
etkinlik de, genel olarak daha yüksek
bir işyeri kalitesi düzeyini destekleme
ve bunu firmaların rakipleri arasındaki durumu açısından bir başarı
faktörü olarak belirleme hedefiyle, iş
güvenliği konusunda tek tip standartların uygulamaya sokulması sürecinin
devam etmesi için önemli birer itici
güç sağlamaktadır.
Bir sonraki TOS+H EXPO’nun Mayıs 2016’da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Fuarla ilgili daha ayrıntılı bilgi için:
http://www.toshexpo.com adresindeki web sitesini ziyaret edebilir ya da telefon / e-posta yoluyla irtibat kurabilirsiniz:
E-posta: [email protected] / [email protected] Tel: +49-(0)211-4560-7762 / +90-216-385 66 83
19
“Türkiye’de İyi İşler”
Raporunun Tanıtımı
ÇSGB Bakanı Faruk Çelik, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ilişkin, “Hedeflerimiz işsizliği yüzde 5’e çekmek, istihdam
oranını yüzde 55’lere yükseltmek, tarım dışı sektörde kayıt dışı istihdamı ise yüzde 15’in altına çekmektir’’ dedi.
D
ünya Bankası tarafından
hazırlanan ‘’Türkiye’de İyi
İşler’’ raporunun tanıtımı
Hilton Otel’de gerçekleştirildi.
Tanıtım toplantısının açılış konuşmasını yapan Bakan Çelik, ‘’Türkiye’nin
son dönemlerde milyonlarca ilave
istihdam oluşturmadaki başarısını ele
alan bu raporun özet olarak vardığı
sonuç, Türkiye’de oluşturulan yeni
işlerin, genel olarak iyi gelir getiren,
daha iyi yaşam standartları sunan ve
topluma katılımı artıran işler olduğudur’’ diye konuştu.
Dünya Bankası tahminlerine göre 3,1
milyar kişinin bir işte çalıştığını, çalışma çağında olup da işgücü piyasasına
katılamayan 2 milyar kişinin bulunduğunun tespit edildiğini anlatan
Bakan Çelik, ‘’Nasıl ki istihdam artışı
20
doğrudan ve dolaylı fayı beraberinde getiriyorsa, işsizliğin artması da
yoksulluk, göç ve toplumsal olaylar ve
insan kaçakçılığı gibi pek çok sorunu
beraberinde getirmektedir. Bu nedenle işsizliğin sadece bir ülkenin ya da
bir bölgenin bir sorunu olarak değil,
sınırları aşan küresel bir sorun olarak
ele alınması gereği inancı içerisindeyim” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin her alanda olduğu gibi
istihdam alanında da 2023 hedefleri bulunduğunu kaydeden Çelik, ‘’Hedeflerimiz işsizliği yüzde 5’e çekmek, istihdam
oranını yüzde 55’lere yükseltmek, tarım
dışı sektörde kayıt dışı istihdamı ise yüzde 15’in altına çekmektir’’ diye konuştu.
İşgücü piyasasındaki katılığın ortadan
kaldırılması için sosyal taraflarla görüş-
meleri sürdürdüklerini belirten Bakan
Çelik, “Ben inanıyorum, günümüz
endüstriyel ilişkileri çerçevesinde günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak, daha
çok istihdamı gerçekleştirecek noktada
sosyal tarafların da duyarlılıkları önümüzdeki dönem içerisinde çok daha net
bir şekilde ortaya çıkacaktır” dedi.
Ulusal İstihdam Stratejisi’nin eğitimistihdam ilişkisinin güçlendirilmesi,
işgücü piyasasında güvence ve esnekliğin sağlanması, özel politika gerektiren grupların istihdamının artırılması
ve istihdam-sosyal koruma ilişkisinin
güçlendirilmesi gibi 4 temele dayandığını ifade eden Çelik, “İnanıyorum
ki kısa süre içerisinde 2023 istihdam
hedefleri açısından önem arz eden bu
belgenin yayınlanması gerçekleşmiş
olacak” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin
2014’de yüzde
4,5; 2015’te ise
yüzde 4,7 büyüyerek dünya
ortalamasının
üzerine çıkacağı
öngörüldü.
“SON 4 YILDA YÜZDE 6 BÜYÜME”
Kalkınma Bakanı Yılmaz ise yaptığı konuşmada, Dünya Bankası’nın
finansal bir kurum olmasının yanında
aynı zamanda bilgi bankası olduğunu belirterek, Dünya Bankası ile
ortak çalışmalar yaptıklarını anlattı.
Küresel krizin birçok ülkede sosyal
krize dönüştüğünü bildiren Yılmaz, bu
ortamda pozitif ayrışan bir ülke olan
Türkiye’nin sadece ekonomik büyüme,
kamu-mali yönetim anlamında değil,
istihdam boyutu anlamında da pozitif
ayrıştığını söyledi.
Son 4 yılda yüzde 6 büyüme olduğunu
kaydeden Yılmaz, makro dengelerde çok
önemli iyileşmeler yaşandığını söyledi.
“KADINLARIN İŞ GÜCÜNE KATILIM
ORANI ARTTIRILDI”
Kadınların iş gücüne katılmasında
pozitif ayrımcılık yapıldığını vurgulayan
Yılmaz, bu amaçla işverenlere çeşitli
teşvikler verildiğini hatırlattı. 10. 5 Yıllık Kalkınma Planı hakkında bilgi veren
Yılmaz, 2014-2018 dönemini kapsayan
planda iş gücü piyasasının yapısal
sorunlarına çözümler üretmeye ve iş
gücü piyasasının ülkenin kalkınma
sürecine katkısını artırmaya devam
edeceklerini belirttiklerini aktardı. Plana göre 2018 yılında yüzde 7’lere düşen
işsizlik öngördüklerini anlatan Bakan
Yılmaz, kadınlarda iş gücüne katılma
oranını yüzde 35’lere yaklaştırmayı
hedeflediklerini ifade etti.
“TÜRKİYE’DE 3,5 MİLYONU AŞKIN
YENİ İŞ YARATILDI”
Dünya Bankası Türkiye Direktörü
Martin Raiser, konuşmasında kriz
sonrasında Türkiye’nin işgücü piyasasında oldukça çarpıcı bir performans
sergilediğini anlatarak, “AB’deki istihdamda 2 milyonluk düşüşün yaşandığı
2009-2012 döneminde Türkiye’de 3,5
milyonu aşkın yeni iş yaratıldı. Bu rakamlar Türkiye’den çok daha büyük bir
ekonomisi olan ABD’nin rakamlarına
çok yakın. Vergi makasının düşürülmesi sonrasında Türkiye, OECD ülkeleri ile
kıyaslandığında daha rekabetçi bir ülke
haline geldi. Aktif işgücü piyasaları
daha da geliştirildi. Pozitif ekonomik
döngü ve yapısal değişimin devamı da
bu başarıda önemli bir rol oynadı” dedi.
Analizlere göre son 10-15 yılda
Türkiye’de işgücü verimliliğindeki
artışın yüzde 4’e yakın olduğunu bildiren Raiser, “Bu yükselen tüm diğer
piyasalardan daha yüksek bir oran.
Bu verimlilik artışının üçte ikisinden
fazlası yapısal verimlilikler sayesinde
oldu. Verimliliği yüksek işler neticesinde insanların kazanımları da
yükseldi. Türkiye bu dönemde refahı
paylaşan bir ülke oldu. Ortalamanın
altındaki yüzde 40’lık kesimde de
büyüme yaşandı. Düşük gelirli hane
halklarının yaşam refahının artması,
işgücü piyasasındaki bu gelişmeler
sayesinde oldu” diye konuştu.
Türkiye’de eğitimli çalışanların
istihdamdaki payının her geçen gün
arttığına işaret eden Raiser, kadınların işgücü piyasasına entegre edilmesinin önemine değindi. Türkiye’de
kadınların sadece yüzde 30’unun aktif
olarak iş gücüne katıldığını söyleyen
Raiser, “Kız çocukları bugün artık annelerinden daha iyi bir eğitime sahip.
Bu, gelecekte kadınların işgücüne katılımındaki artış olacağını gösteriyor.
Sadece annelik değil ebeveynlik izni
politikalarının, çocuk bakım hizmetlerinin, sosyal yardımların iyileştirilmesi
gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.
21
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı’nın
SAĞLIKLI YAŞAM’a Daveti
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü arasında imzalanan ‘Sağlıklı Yaşama Davet Projesi’ İşbirliği
Protokolü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Bakan Yardımcısı Halil Etyemez, Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa Konuk, Dr. Mehmet Selim Bağlı, Serhat Ayrım ile Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
A. Murat TUNCER’in katılımıyla gerçekleşti.
‘Proje Açılış Konferansı’ Müsteşar Yardımcılarımızın ve Hacettepe
Üniversitesi’nden proje yürütücülerinin katılımıyla Reşat Moralı Toplantı
Salonu’nda yapıldı ve katılımcılara “Sağlıklı Yaşam Bilgileri Rehberi” dağıtıldı. Startı verilen bu etkinlik, devamında tüm çalışma hayatı genelinde
yaygınlaşacak.
22
‘Sağlıklı Yaşama Davet Projesi’ ile sağlıklı yaşama yönelik aktiviteler arttırılacak, tüm çalışma hayatının kurumsal aktörleriyle paylaşılarak
iyi uygulama örnekleri yaygınlaştırılacaktır.
Bu projeyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışanlarına sigarayı
bırakma, sağlıklı beslenme ve fiziksel
aktivite gibi sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması ve işyerinde
sağlığın ve güvenliğin geliştirilmesinde “kamuya örnek bir model” oluşturulması amaçlandı.
Proje kapsamında Bakanlığın kurum
hekimleri, proje hakkında bilgilendirilerek Sağlık Bakanlığı tarafından
düzenlenen sigara bıraktırma eğitimine
katıldı. Projenin amacı doğrultusunda
tüm çalışanlara yönelik genel sağlık
durumları ve sağlık davranışlarıyla ilgili
1107 kişi katılımıyla bir anket uygulandı.
Ankete katılan tüm çalışanların randevu sistemi ile sağlık taramaları (kan
testi, akciğer röntgeni, EKG ve solunum fonksiyon testi, vücut analizi) ve
kurum hekimleri tarafından muayeneleri yapıldı ve 1107 kişiye muayene
sonrası adım sayar verildi.
Adımsayar ile
Adım Adım Sağlığa
Vücut analiz cihazı kişilerin metabolizma yaşını, vücut kitle endeksini,
obezite derecesini, vücut yağ oranını,
vücut sıvı oranını, ideal kiloyu, bölgesel kas ağırlığını hesaplamaktayken,
dağıtılan adımsayarlar marifetiyle de
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
personelinin günlük yaşamlarında
tavsiye edilen değer olan en az 10.000
adımlık mesafeyi ne ölçüde kat ettiklerini takip etmelerine olanak sağlanması amaçlandı.
Elde edilen sonuçlara göre de diyetisyen ve hekimler tarafından Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı personellerine sağlıklarını koruma ve geliştirme konularında tavsiyeler verilmeye
devam ediliyor.
Sağlık taramalarına, ÇSGB Bakanı
Faruk ÇELİK, Bakan Yardımcısı Halil
ETYEMEZ, Müsteşar Yardımcıları
Mustafa KONUK, Dr. Mehmet Selim
BAĞLI ve Serhat AYRIM da katıldı.
ÇSGB Bakanı Faruk ÇELİK, projenin
açılışında yaptığı konuşmada “Sağlığımız en büyük zenginliğimizdir. Bu
yüzden Bakanlığımız çalışanlarına
yönelik başlatılan bu projeyi kamuya örnek olması açısından oldukça
önemli görüyorum.” diyerek projenin
önemine değindi. Proje kapsamda
kurulan kan alma, vücut analizi, solunum fonksiyon testi ve EKG birimlerini
gezerek vücut analiz cihazına çıktı.
ÇSGB Bakan Yardımcısı Halil ETYEMEZ de birimleri ziyaret ederek
sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekti
ve üst düzey idareciler olarak proje
faaliyetlerine desteklerinin artarak
devam edeceğini ifade etti.
ÇSGB Müsteşar Yardımcısı Mustafa
KONUK da bunlara ek olarak sağlıklı
yaşam tarzının kamu çalışanları da
dahil olmak üzere, ülkemizdeki tüm
çalışanlar tarafından yeterli düzeyde
önemsenmesi gerektiğine değindi.
İlerleyen Aşamalar
Projenin ilerleyen aşamalarında sağlığın korunması ve geliştirilmesi amacıyla, Bakanlık çalışanlarına gruplar
halinde bilgilendirme seminerleri
düzenlenecek ve eğitimler verilecek.
Ayrıca, sigara bırakma, sağlıklı beslenme, egzersiz yapma gibi sağlıklı
yaşamın temel ilkeleri konularında
danışmanlık ve destek sağlanacak.
Sigara içen ve bırakmak isteyen Bakanlık personeline gerekli muayene
ve tetkikler yapılacak, sigarayı bırakanlar için diyetisyen desteği ile kilo
kontrolü ve psikolog desteği verilmesi
sağlanacak.
Önce Pilot Çalışmalar,
Sonra Tüm Çalışanlar
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
çalışanlarına yönelik bu pilot çalışmalar ile sağlıklı yaşama yönelik aktivitelerin arttırılması ve uygulanmasına
ek olarak, başta diğer kamu kurum ve
kuruluşları olmak üzere çalışma hayatının tüm kurumsal aktörleriyle de
paylaşılarak iyi uygulama örneklerinin
yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.
23
24
Markanızı Büyütecek,
Adınızı Herkese Duyuracak
Sihirli Dokunuş
UCG
Reklam
Ajansı’nı,
diğer reklam
ajanslarından bir adım öne çıkaran farklılığı, diğer ajanslar daha teoride çalışırlarken
UCG’nin hem daha özgün tasarımlar
yaparak kişiye ve firmasına özgün
tanıtıcı görseller hazırlaması hem de
yapmış olduğumu bütün çalışmaların
pratikte kullanım alanlarının kullanım
şekillerine göre tamamen hâkim bir
şekilde belirtebiliyor olması.
UCG Ajans Referanslarına Örnekler:
* Atomtek Nükleer Enerji A.Ş.
* Kuzka İnşaat Ltd. Şti.
* Kuzu Tower
* Göksu Ada Restaurant
* Wishes Area Grup
* Kazova İnşaat
* Helen Doron Anaokulları
* Has Karataş Prefabrik
* Aves Proje İnşaat
* Fzer Enerji Ltd. Şti.
* Lale Restaurant
* Nada Proje Ltd. Şti.
* Viya Yapı İnşaat Ltd. Şti.
* Ankamall Avm.
* Cepa Avm.
* Bedline Yatakları
* Canensol Müh. A.Ş.
* İstanbul Vadi Projesi
* Tekirdağ Halk Sağlığı Müd.
* Maskot Kids Shoes
* Kezban Cafe Bistro
* Bakiler Gıda Toptan Ltd. Şti.
* Madoors Güvenlik Sistemleri
* Velo Düğün Salonları
* Troy Müh. Mimarlık
Yine UCG’yi diğer ajanslara göre avantajlı
kılan bir özelliği de kendine ait üretim tesisine de sahip olmasıdır. Sadece bir tasarım ofisi olarak değil de, aynı zamanda
ürünlerin üretimini de kendi bünyesinde
yapıyor olması hızlı ve özgün çalışmaların yanında hem zamansal hem de
parasal kolaylıklar getirmektedir.
UCG Reklam Ajansı, bünyesindeki diğer dinamik ruhlu takım arkadaşlarıyla
da her zaman ileriye dönük bakan genç
bir ekip. Bu ekip, son teknoloji reklam
ürünlerini dünya ile aynı zamanda
ürün yelpazesine ekleyerek, firmanızın
reklamsal bütün ihtiyaçlarını tek elden
toplayıp, markanızın büyümesine katkı
sağlayacak sihirli bir dokunuştur.
Uğur Güven, henüz üniversite eğitimi devam ederken iş hayatına erken adım atan girişimcilerimizden. Üniversitelerin,
öğrenci gruplarının ve çeşitli toplulukların organizasyonlarını yöneten Güven, aynı zamanda tur menajeri ve organizatör
olarak çalışmakta olduğu şirketle çeşitli illerde organizasyonlar da yöneterek iş hayatına atılmış.
Bu organizasyonların gerçekleşmesi için gerekli reklam çalışmalarını, tasarım baskı ve görsel ürünlerin basım işlerini de
yöneten Güven, bu sayede reklamcılıkla tanışmış.
“Reklam, hayatımızın her alanında, herkesi etkileyerek mevcut ürünün ne olduğunu önemsiz kılan; sadece ihtiyacı yöneten
bir çalışmadır. Ve bu ihtiyaçları bularak yerine getirmenin tek yolu reklamcılıktır” diyen Uğur Güven; Ceylan Güven ile birlikte
Ankara’da UCG Reklam Ajansı’nı kurarak, genç yaşına rağmen sektöründe doldurduğu 13. Yılın haklı gururu ile birlikte yeni
başarılara imza atmanın zevkini ve markalara etkileyicilik katmanın kolay yollarını sunarak iş hayatına devam etmektedir.
25
MAKALE
Gökçe Begüm Silsüpür
Elektrik-Elektronik Mühendisi / İSG Uz. Yrd.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı / İSGGM
Trafolarda
İş Sağlığı ve Güvenliği
Elektrik enerjisi günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Mevcut teknoloji, büyük oranda elektrik enerjisinin kullanımına bağımlıdır. Bu nedenle; bu tesislerde meydana gelebilecek bir kaza, tesisin tekrar devreye girmesine kadar, bu ünitelerden
beslenen endüstriyel kuruluşların üretimlerinin durmasına, şehirlerin aydınlatılamamasına ve diğer birçok maddi zararlara sebep olmaktadır.
B
u bağlamda yaygın olarak kullandığımız elektrik enerjisinde
verimliliği sağlamak, kalite ve
güvenirliliği arttırmak koşuluyla üretim maliyetlerini azaltmak
ve sistem kayıplarını aza indirmek,
elektrik enerjisi sistemlerinin planlanması ve işletilmesinde en önemli
hedeflerdendir. Türkiye’de elektik
enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımı
büyük bir önem arz etmektedir.
Trafo merkezleri şehir ve endüstri
alanları içinde kalmıştır. Dağıtım
merkezlerinin oluşturduğu kazalar
(elektrik çarpmaları, iletken kopmaları vb.) yerleşim alanlarında ve endüstriyel alanlarda meydana gelmektedir.
Bu sektörde meydana gelen kazalar,
kaza sayısına düşen ölüm oranının
yüksek olması, bu kazaların dolaylı
maliyetlerinin çok yüksek olması,
elektrik kazalarının özellikle incelenmesini ve iş güvenliği çalışmalarının
artması gerektiğini göstermektedir.
İş kazalarının mümkün olduğu kadar
azaltılarak, çalışanların can güvenliğinin sağlanması gerekmektedir.
26
TRAFO (TRANSFORMATÖR) NEDİR?
Elektrik akımının gerilimini, şiddetini
ya da biçimini değiştirmeyi sağlayan
elektromanyetik indüksiyon yoluyla
çalışan makineye transformatör denir.
Trafo merkezlerinde yüksek ve orta
gerilim değişikliği yapan transformatör ve diğer tesisatlar bulunur. Trafo
merkezleri elektrik enerji iletim ve
dağıtım hatlarında indirme, yükseltme, ölçme ve koruma görevini
yapmaktadır. Elektrik enerjisi evlerimize 220 Volt (V) olarak dağılmaktadır, fakat evlerimizde kullandığımız
elektrikli cihazlar daha düşük gerilimde çalışmaktadır. Trafolar elektrik
enerjisinin daha düşük gerilimlere ya
da daha yüksek gerilimlere dönüştürülmesini sağlamaktadır.
Trafo merkezleri elektrik enerjisinin
üretimden iletim sistemine aktarılması ve iletim sisteminden dağıtım
şebekesine bağlantı noktasında yer
almaktadır. Elektriğin üretim noktasından tüketim noktasına kadar olan
yolculuğunda kayıpları azaltmak mak-
sadıyla gerilim önce Yükseltici Trafo
Merkezleri’nde yükseltilmekte, sonra
İndirici Trafo Merkezlerinde (İTM)
düşürülmektedir. Üretim noktasındaki
gerilim seviyeleri 0.4 kV, 3.1 kV, 6.3 kV
ve 10.5 kV kademelerindeyken 154 kV
ve 380 kV enerji nakil hatları ile uzak
noktalara taşınmakta ve bölgesel
elektrik dağıtım şirketlerine TEİAŞ
(Türkiye Elektrik İletim A.Ş.) tarafından iletilerek 36kV kademesinde
dağıtım şebekesi başlamaktadır.
TRAFOLARIN ÖNEMİ
Trafoların önemini anlayabilmek
amacıyla, elektrik enerjisinin üretilmesinden evlerimize ve işyerlerimize
dağıtımı aşamasına kadarki süreci
inceleyelim.
Elektrik üreten santraller genellikle
tüketim merkezlerinin çok uzağında
kurulmuştur. Bir santralde üretilen
elektrik enerjisi yüksek gerilimli
iletim hatlarıyla yerleşim birimlerinin veya sanayi bölgelerinin yakınına
kadar ulaştırılır ve ardından buradaki
trafo merkezlerinde gerilimleri düşürülerek dağıtılır. Bölgelerde elektrik
enerjisi talebini kesintisiz bir şekilde
karşılamak için bölgelerdeki elektrik
santralleriyle tüketim merkezleri
arasındaki iletim sağlanmalıdır.
Santrallerde üretilen elektrik enerjisinin abonelere ulaştırılması için
kullanılan bir enerji üretim, iletim ve
dağıtım sisteminin şeması Şekil 1’de
görülmektedir. Santrallerde üretilen
elektrik enerjisinin tüketicilere ulaştırılması amacıyla kullanılan bütün
elektrik tesislerine elektrik şebekesi
adı verilir. Elektrik enerjisinin tüketim bölgelerine iletilmesini sağlayan
şebekeler iletim şebekesi, bu bölgelerde dağıtımını sağlayan şebekeler de
dağıtım şebekesi olarak isimlendirilir.
Santrallerde üretilen elektrik enerjisinin gerilimi güç transformatörleri
yardımıyla yükseltildikten sonra iletim
şebekesiyle iş ve yerleşim merkezlerinin veya sanayi bölgelerinin yakınındaki
dağıtım merkezlerine ulaştırılır. İletim
şebekesi; direkler, iletkenler, trafo merkezleri ve benzeri ünitelerden oluşur.
TRAFO ÇALIŞMALARINDA
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
Trafo merkezinin kurulacağı yer veya
trafo merkezinin tipi, içine konulacak
trafonun özelliğine ve büyüklüğüne
bağlıdır. Bir trafo merkezi hem estetik
açıdan hem de enerji dağıtımı ve
emniyet yönünden uygun olmalıdır.
Kurulmuş olan trafolarda çalışma sırasında dikkat edilmesi gereken bazı
hususlar aşağıda sıralanmıştır:
* Direk tipi güç trafolarında yapılacak
çalışma türü ne olursa olsun, gerilim
önce alçak gerilim (AG)’den sonra orta
gerilim (OG)’den kesilmelidir.
* Gerilim kontrolü yapılarak gerilim
olmadığı görüldükten sonra topraklama ve kısa devre işlemi yapılarak
çalışmaya başlanmalıdır.
* Trafolarda enerji kesme işlemi, alçak gerilim (AG) tarafından başlamak
üzere, önce kesme sonra orta gerilim (OG) tarafından ayırma cihazları
açılarak yapılmalı ve üzerine “Dikkat
çalışma var” levhası asılmalı, ayrıca
Şekil 1. Enerjinin İletim ve Dağıtım Hatlarıyla Taşınması
Dağıtım merkezlerine ulaşan yüksek gerilimli elektrik enerjisi burada
orta gerilim değerlerine düşürülerek fabrikalara, tramvay gibi kent içi
ulaşım sistemlerine, kent içi dağıtım
şebekesine verilir. Evimizin veya işyerimizin yakınına kadar gelen elektrik
enerjisinin gerilimi hala yüksektir. Bu
nedenle elektrik enerjisinin gerilimi direklere monte edilen veya özel
kabinler içerisine yerleştirilen küçük
trafolar yardımıyla 220 V’a düşürülür.
Bu trafolara bağlantı yapılarak evlere
ve işyerlerine ulaştırılan elektrik
enerjisi aboneler tarafından ısıtıcı
cihazlar, lambalar, elektrik motorları
vb. kullanılarak ısı enerjisine, ışık
enerjisine ve mekanik enerjiye veya
kimyasal enerjiye dönüştürülerek
tüketilir.
şalterler uzaktan kumanda edilebilir
tipte ise durum şalteri yakın konuma
alınmalıdır.
• Güvenlik Korkuluğu
• Çalışma Alanı Yasaklama İşaretleri
• Yalıtkan Tabure
• Yangın Söndürme Cihazları
• Yalıtkan Merdiven
• Suni Solunum Cihazı
* Trafoların yağ depolanan tanklarında herhangi bir nedenle araştırma
yapmak gerektiğinde gerekli güvenlik
önlemleri alınmadan (yağın boşaltılması, tank içindeki havanın sirküle
edilmesi, gaz maskesi takılması vb.)
çalışma yapılmamalıdır.
Trafo Şalt Sahası ve Dağıtım
Merkezlerinde Bulunması Gereken
Güvenlik Malzemeleri
• Seyyar Lamba
• Emniyet Transformatörü
• Gerilim Kontrol Aygıtı
• Neon Lambalı Istanka
• AG (alçak gerilim) ve YG (yüksek
gerilim) Eldiveni
• Normal İş Eldiveni
• Topraklama ve Kısa Devre Teçhizatı
• Topraklama Istankası
• Topraklama Noktası Flaması
• El Feneri
• Yalıtkan Miğfer
• Emniyet Kemeri
TRAFOLAR İLE İLGİLİ BAZI İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ MEVZUAT
MADDELERİ
Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri
Yönetmeliği
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın
30.11.2000 tarihinde yayımlamış
olduğu bu yönetmelik, elektrik kuvvetli akım tesislerinin kurulmasının,
işletilmesinin ve bakımının can ve
mal emniyeti bakımından güvenlikle
yapılmasına ilişkin hükümleri kapsamaktadır.
Kuvvetli akım tesisleri her türlü
işletme durumunda, cana ve mala
herhangi bir zarar vermeyecek ve
tehlike oluşturmayacak bir biçimde
yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin
dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği
27
uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine
dokunulması olanaksız olmalıdır ve
ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri
sağlanmalıdır (Elektrik Kuvvetli Akım
Tesisleri Yönetmeliği Madde:5).
Topraklamalar ve Endirekt Temasa
Karşı Diğer Koruma Yöntemleri:
Elektrik kuvvetli akım tesislerinin
topraklanmasında Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı’nın 21.08.2001
tarihinde yayımlamış olduğu “Elektrik
Tesislerinde Topraklamalar Yönetmeliği” hükümleri uygulanır. Endirekt
temasa karşı şebeke tiplerine göre
uygulanabilecek diğer koruma yöntemleri ve şebeke tip sınıflamaları için
Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği’nde
belirtilen ilgili hükümler de göz önüne
alınır (Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri
Yönetmeliği Madde:8-a).
Aygıtların Ark ve Kıvılcımlardan
Korunması
Kuvvetli akım elektrik aygıtları, kullanılmaları ya da işletilmeleri sırasında
oluşacak ark ve kıvılcımlar, insanlar
ve eşyalar için tehlikeli olmayacak
biçimde yapılmalı ya da düzenlenmelidir (Şekil 2). Bu durum kullanılan
her aygıt için yürürlükteki TSE’de
belirtilen tip deneyleri ile doğrulanmış olmalıdır (Elektrik Kuvvetli Akım
Tesisleri Yönetmeliği Madde:10).
Elektrik Tesislerin Düzenlenmesi
Tesisler gerek işletme, gerekse onarım ve bakım için kısa sürede çabuk
ve güvenle izlenebilecek biçimde
açık olarak düzenlenmelidir. Bütün
önemli tesis bölümlerine ve aygıtlara
kolayca ulaşılabilmeli, bunlar zorluk
çekilmeden yerlerine konulabilmeli
ya da yerlerinden çıkarılabilmelidir.
Aynı tesiste değişik gerilim ve akım
türleri bulunursa bunlarla ilgili tesis
bölümleri olabildiğince ayrı gruplar
halinde toplanmalı ve yer bakımından
da birbirinden ayrılmalıdır.
Tesisler arıza, onarım ve bakım
nedeniyle çeşitli bölümlerin devre
dışı olması durumunda da işletmenin
olabildiğince kesintisiz sürebileceği
biçimde bölümlere ayrılarak düzen-
28
Şekil 2. Elektrik Arkları
lenmelidir. Devre dışı edilen tesis
bölümleri ya da aygıtlar uygun ve kolayca görülebilecek ayırma düzenleri
ile gerilimsiz duruma getirilebilmelidir (Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri
Yönetmeliği Madde:20).
Uyarma Levhaları:
Çeşitli yerlere ve tesis bölümlerine
görevlilerin makineler, aygıtlar ve iletkenlerin ne işe yaradığını açıkça anlayabileceği biçimde bozulmaz türden
yazı, işaret ve şemalar konulmalıdır.
Ayrıca elektrik tesislerinde uygun yerlere aşağıdaki levhalar asılmalıdır.
gibi bölümler dışında, ağaçtan yapılmış gereç kullanılmaz. Konutlarda ve
başka işler için kullanılan yapılarda
özellikle yağlı transformatörün bulunduğu bölümler öteki yapı bölümlerinden ateşe dayanıklı ve çıkabilecek bir
yangının yayılması önlenecek biçimde ayrılmalıdır. Tüm kapılar mahal
dışına açılacak yönde ve çelik saçtan
yapılmalıdır ve transformatörlerin iç
arızalarına karşı hızla etkili olan koruma düzenleri kullanılmalıdır (Elektrik
Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği
Madde:22).
Bakım ve Onarım
• Elektrik akımının neden olduğu
kazalarda yapılacak ilk yardımla ilgili
yönergeler,
• Tesisin bağlama şeması,
• Tesisin işletilmesi sırasında alınması gereken özel önlemlerle ilgili kısa
yönerge.
(Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği Madde:21)
Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve
onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım
ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir (Elektrik Kuvvetli Akım
Tesisleri Yönetmeliği Madde:27).
Yanabilen Gereçler
Elektrik işletme aygıtlarının işletme,
bakım ve onarımları tehlikesizce
yapılabilecek biçimde yerleştirilmelidir. İşletme görevlilerinin çalışırken
üzerinde durduğu yerler ve geçitler
her zaman boş bırakılmalıdır. Elektrik
işletme aygıtları ve koruma düzenleri,
Yanabilen gereçler, yangın ve duman
tehlikesi oluşturmayacak biçimde
düzenlenerek ya da yanmayan bir örtü
ile kaplanarak kullanılabilir. Elektrik
tesisleri içinde tesise bitişik konut vb.
Elektrik İşletme Aygıtlarının
Yerleştirilmesi ve Korunması
aralarında 250 V’ dan fazla gerilim bulunan bölümlere aynı anda ve rasgele
dokunulmasını önleyecek biçimde
tesis edilmelidir. Elektrik işletme
aygıtlarında yangın çıkması ve yayılması uygun düzenlerle olabildiğince
önlenmelidir (Elektrik Kuvvetli Akım
Tesisleri Yönetmeliği Madde:28).
Çalışanların Güvenliğini Sağlamak
İçin Alınacak Önlemler
• Üzerinde çalışılacak tesisin gerilim
altında olup olmadığı denetlenmeli
ve denetleyen kimse gerilim olmadığı
kanısına vardıktan sonra tesiste çalışmaya başlanmalıdır.
• Devresi kesilmiş yüksek gerilim
tesislerinde çalışılacaksa, bunlar
önceden topraklanacak ve kısa devre
edilecektir.
• İşletmelerin sorumlu kimseleri
iş süresince çalışanların tehlikeyle
karşılaşabileceği hiçbir devre kapama
işlemi yapılmamasını sağlayacaklardır. Kısa devre ve topraklama ancak
bütün çalışmalar bittikten ve bunları
yapanların hepsine haber verildiği
kesin olarak öğrenildikten sonra
kaldırılabilir.
• Bir çalışma yeri birden fazla noktadan besleniyorsa yukarıda belirtilen
önlemler her besleme noktası için
uygulanacaktır (Elektrik Kuvvetli Akım
Tesisleri Yönetmeliği Madde:61).
Mevcut Kurşun-asitli akümülatör
işletmesinin tehlikesine karşı görevlilerin dikkatli olmaları sağlanmalı ve bu görevlileri tehlikelerden
korumak için aşağıdaki önlemler
alınmalıdır:
• Kibrit - çakmak dahil ateş yakılmamalıdır,
• Kıvılcım çıkaracak aletler kullanılmamalıdır,
• Cep telefonları kapatılmalıdır,
• Asit ve/veya asitli suyla temas edildiğinde, hemen temas eden uzuvlar
temiz su ile yıkanmalıdır,
• İçeride birikmiş gaz varsa mahal
hemen terk edilmelidir.
(Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği Madde:34).
Trafo
Merkezlerinin
Fotoğraflarından Örnekler
KAYNAKLAR
[1] http://320volt.com/transformatorler-trafolar-hakkinda/
[2] Millî Eğitim Bakanlığı, Megep
(Meslekî Eğitim Ve Öğretim
Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi), Elektrik Elektronik Teknolojisi Transformatör Merkezleri,
Ankara 2007
[3] İş Sağlığı ve Güvenliği, İbrahim
BARAN, Dicle Üniversitesi Çüngüş
Mehmet Adıgüzel Meslek Yüksekokulu, slayt.13
[4] Prof. Dr. Y. Müh. İlhami Çetin,
Temel Elektrik Kullanım El Kitabı
[5] Gedikli F. G., Elektrik İşlerinde İş
Sağlığı ve Güvenliği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
[6] Ceylan H., Türkiye’deki Elektrik
İletim Tesislerinde Meydana Gelen İş
Kazalarının Analizi, Electronic Journal
of Vocational Colleges, Mayıs 2012
[7] TMMOB Elektrik Mühendisleri
Odası, İş Güvenliğine Uygun Elektrik
Tesisatı ve Elektrik Kaynaklı İş Kazaları www.ideriosb.org.tr/sites/default/
files/elektrik_tesisati.ppt
[8] Michel Hansenne, Occupational
Health and Safety Encylopedia Volume III, International Labour Office
Geneva, 1998
[9] http://www.temsan.gov.tr/trafo.
aspx
[10] Mason J. Transgrid Work in
Susbstations-General, 2013
[11] Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği
[12] Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri
Yönetmeliği
[13] Binaların Yangından Korunması
Hakkında Yönetmelik
29
Elektrik
İş Kolu’nda
Maddi & Manevi Kaybın Yaşanmaması İçin
Bu sayı dergimizde Elektrik işkolunun önemini mercek altına aldık. Bu bağlamda Çamlıbel
Elektrik Genel Müdürü Ali Cesur’u ziyaret ederek elektrik iş kazalarında dikkat edilecek hususları detaylı inceledik.
2013 Yılının Temmuz ayında Çamlıbel Elektrik Dağıtım Anonim Şirketine Genel Müdür olarak
başlayan Ali Cesur, güçlü bir ortaklık yapısına (Kolin – Limak – Cengiz Ortaklığı) sahip şirkette
başarıları ile ilgi çekiyor. Bu ortaklık yapısının vermiş olduğu sinerji ile daha ileri noktalara gelerek yakın zamanda örnek bir dağıtım şirketi olma yolunda emin adımlarla ilerleyen yapı, elektrik
iş kolu ile ilgili olarak aydınlanmamıza geniş bir ışık tuttu.
Röportaj: Özlem Öztürk / Fotoğraf: Kazım Şeker
Çamlıbel Elektrik Dağıtım şirketinin
uygulamalarından bahseder misiniz?
Çamlıbel Elektrik Dağıtım Anonim
Şirketi olarak uygulamalarımızı Sivas,
Tokat ve Yozgat İllerinde müşteri abonelik işlemlerinin yapılarak bağlantı
görüşü verilmesi, endeks tüketimlerin tespiti ve okuma işlemi, borçtan
dolayı kesme ve bağlama hizmeti,
sorumluluk sahamızda bulunan genel
aydınlatmalara ilişkin iş ve işlemlerin
takibi, yeni aydınlatma tesislerinin
yapılması, yine sorumluluk bölgemizde bulunan şebekelerin bakım onarım
işlemleri, bölgede yeni tesislerin yapılması, 3 üncü şahıslara ilişkin kabul
işlemleri gibi sıralayabiliriz.
Genel anlamda 6331 Sayılı İş Sağlığı
Güvenliği Kanunu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eksiklikler var mı
yoksa temel gereksinimleri karşılamak için yeterli mi?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu ile iş kazalarının önlenmesi
amaçlanmış olup kanunda belirtilen
hükümlerin eksiksiz ve titizlikle yerine
30
getirilmesi ve aynı zamanda takibi
şirketlerde yaşanan iş kazalarının
mutlak suretle önüne geçmektedir.
Özellikle tehlike düzeyi yüksek işler ve
iş yerlerinin bu konuya gerekli hassasiyeti göstermeleri zorunludur.
Bu hassasiyetin gösterilmesi ile de
ülkemizde yaşanan ölümlü ve yaralanmalı iş kazaları minimum seviyeye
düşürülecek, böylece üzücü durumlar
yaşanmayacaktır.
Kanunda eksikliklerle zaman zaman
karşılaşılmakta olup, bu eksiklikler de
dönem dönem giderilmektedir, insanlarımızın alışkanlıklarını terk etmeleri
bilindiği üzere zor olup, cezai yaptırımlarla zoraki bazı kurallara uyulmaktadır. Ancak şuna inanıyorum ki
zamanla bu kuralların bizler için fayda
sağladığı herkes tarafından bilinilecek
ve titizlikle uygulanacaktır.
Kanunun verimli bir şekilde işleyişi
için şirket olarak bizlerde kanunda
belirtilen hükümlere dayalı denetimleri aksatmayarak çalışmalarımızı
sürdürecek ve çalışanlarımıza bu
kanunu aşılayacağız.
İşletme olarak iş sağlığı ve güvenliği
alanındaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Tehlike düzeyi yüksek bir işletmenin
idaresi ve sevk işlemlerini yürütmekteyiz. İş Sağlığı ve Güvenliği anlamında yapılan çalışmalar ve yeniliklerin
takibi bizler için önemlidir. Öncelikle
kanunda belirtilen hükümlerin tüm
personel tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmesini sağlamak
önceliğimizdir. Geçmişten günümüze
sektörde yaşanan iş kazalarına şöyle
bir baktığımızda kazaların tamamı iş
sağlığı ve güvenliği tedbirlerini yerine
getirmemek ve kanun hükümlerine
riayet etmemekten kaynaklanmıştır.
Şirket olarak bizlerde bu gibi kazaların yaşanmaması için şirketimiz
bünyesinde kanunun takibi ve uygulamasına yönelik bir kurul kurmuş
bulunmaktayız, kurul her ay düzenli
olarak toplanmakta ve tespit edilen
aksaklıkların giderilmesi için çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca; doğrudan
Ana Sözleşmesi Özelleştirme idaresi başkanlığı tarafından 25.01.2005
tarihinde onaylanan şirketimiz, 1 Mart
2005 tarihinde kurulmuş ve tescil
işlemleri tamamlanmış olup, daha
öncesinde şirketimiz Özelleştirme
Yüksek Kurulu’nun 2004/22 sayılı
kararıyla da Özelleştirme programına
alınmıştır. Bu doğrultuda; 18.02.2010
tarihinde şirketimizin özelleştirilmesine ilişkin nihai pazarlık görüşmeleri
tamamlanmış ve 31.08.2010 tarihinde
imzalanan hisse satış sözleşmesi ile
%100 oranında hissesinin satış işlemi
Kolin – Limak – Cengiz ortaklığına
yapılmıştır. Bugün itibariyle Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumundan
aldığı ED/874-23-687 lisans numarası
ile Şirketimiz Sivas, Tokat ve Yozgat
İllerinde Elektrik Dağıtım Hizmetini
yürütmektedir. Sorumluluk bölgemizde yaklaşık 1 Milyon 750’e yakın
nüfus bulunmakta ve hizmet alanımız
52.561 km2’den oluşmaktadır. 2013 yıl sonu itibariyle 735.037 aktif müşteriye sahip olan bölgemizde 2 Milyar 471
Milyon kWh elektrik enerjisinin dağıtımı yapılmıştır.
Toplamda 3 İl, 43 İlçe, 2.362 Köy ve 1.284 Köy bağlısı Mahalle-Mezra-Yayla’ya yaklaşık 1.430 personel ile hizmet verilmekte olup, birim personele düşen müşteri sayımız 514‘tür. EPDK tarafından 2.nci uygulama dönemi (2011-2015)
yılları için her yıla sarih 52.737.822 TL yatırım tutarı belirlenmiş ve bu tutar her yıl için eksiksiz olarak gerçekleştirilmektedir. Ayrıca; bölgemiz için verilen kayıp – kaçak hedef oranı 2015 yıl sonu itibariyle 6,92 olarak belirlenmiş
olup, verilen hedef şirketimizin ulaşabileceği zor bir orandır, bölgenin geniş, engebeli ve dağıtım tesislerinin ekonomik ömrünü doldurmuş olması bu oranın yakalanmasını imkânsız kılmaktadır.
Şirket olarak öncelikli amacımız müşteri memnuniyetinin sağlanması bölgede yaşanan enerji kesintilerinin minimize edilmesi ve ekonomik ömrünü doldurmuş şebekelerin yinelenerek ıslahının sağlanmasıdır. Özetle şirket olarak
kaliteli kesintisiz sürekli bir elektrik enerjisinin sunulması şirketimiz açısından büyük önem taşımaktadır.
Çamlıbel Elektrik, iş sağlığı güvenliği konusunda Çare İSG’ye güvenmektedir.
bu gibi işlerin takibi ve denetimi için
şirketimiz bünyesinde bir yönetmenlik
kurulmuştur.
Personele iş sağlığı ve güvenliği
eğitimlerinin alınması, bu konuda düzenli olarak oryantasyon eğitimlerinin
verilmesi, iş güvenliği malzemelerin
temini ve personelce kullanımının
denetimi, yeni işe başlayan personele
bu konuda el kitaplarının zimmetle dağıtımı, üçüncü şahıslardan iş
güvenliği ve tedbirlerine uyulmadığı
yönünde gelen şikayetlerin bekletilmeden araştırılması ve sonuçlandırılması şirketimiz açısından çok önemli
olup bu konuda çalışmalarımız
aralıksız olarak sürmektedir.
Önümüzdeki yıllar için iş sağlığı
güvenliğine bakış ve bu konu hakkındaki geleceğe dönük planlamalarınızdan bahseder misiniz?
Teknolojinin her geçen gün geliştiği ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği
anlamında da teknolojik olarak büyük
adımlar atılmıştır, geçmişte yaşanan kazaların minimize edilmesinde
öncelikli etken insan iken, diğer bir
etkende kullanılan makine ve teçhizattır. Bu konuda şirket olarak bakış
açımız, iş kazalarının yaşanmasına
etken personellerin iş akitlerinin
feshi aynı zamanda bu konuda yeterli
görmediğimiz araç ve teçhizatında
kullanılması prensip kuralımızdır. bu
nedenle iş kazalarının yaşanmasına
en büyük etken olan personelimizin
mutlak suretle kurallara ve kanuna uyması gerekmektedir. Yönetici
olarak bizlere düşen diğer bir görevse
personelin rahat bir ortamda çalışmasına zemin hazırlamak, iş motivasyonunu elde etmesi için gerekeni
yapmak ve iş güvenliği açısından risk
oluşturduğu tespit edilen ve düşünülen malzemelerinde kullanımını
engelleyerek, daha teknolojik ve daha
verimli araç ve teçhizatın kullanılmasını sağlamaktır.
31
İş sağlığı güvenliği hizmetini aldığımız Çare İSG, iş sağlığı ve güvenliğine göre çıkan mevzuatları tarafımıza düzenli olarak anlatma, spesifik konularda iş kazalarının önlenmesi açısından
gerekli tedbirlerinin nasıl olacağı hakkında detaylıca bilgilendirmesi ve bu konuların üzerine
çalışmalar yapması gibi çalışmalar ile şirketimize artı değer katmaktadır.
Şu anda Çare İSG’den almakta
olduğunuz iş güvenliği hizmetinin
işletmenize kattığı artılar nelerdir?
İş sağlığı ve güvenliğine göre çıkan mevzuatları tarafımıza düzenli olarak anlatması, spesifik konularda iş kazalarının
önlenmesi açısından gerekli tedbirlerinin nasıl olacağı hakkında detaylıca
bilgilendirmesi ve bu konuların üzerine
çalışmalar yapması gibi çalışmalar ile
şirketimize artı değer katmaktadır.
İSG çalışmalarının iş kazalarını
azaltmasının şirketinize maddi ve
manevi kazanç sağladığını düşünüyor musunuz?
İş güvenliğinin şirketimiz açısından
büyük önem arz ettiğini diğer sorularınızda da belirttik, bu öyle önemli ki
yine belirtelim. Özellikle işimizin çok
riskli olması güvenlik tedbirlerinin
tam olarak yerine getirilmemesi durumlarında büyük oranda ölümlü bir
iş kazası ile veya kalıcı bir rahatsızlıkla sonuçlanmaktadır. Dağıtım faaliyetinin yürütülmesinde tüm personel bir
zincir halka gibi çalışmakta ve çalışan
tüm personele sorumluluk düşmektedir. Bu gibi kazaların yaşanması
sonucunda manevi yönden üzüntülerin yaşanmaması imkansız olup, iş
mahkemelerince de bu gibi durumlarda şirketimiz maddi yaptırımlara
mahkum bırakılmaktadır.
Ne bir üzüntünün ne de bir maddi
kaybın yaşanmaması için iş güvenliği tedbirlerinin uyulması şart olup,
tüm çalışanlarımızın mesai sonrası
sıcak yuvalarına sağ salim gitmeleri
mutluluğumuzdur.
Şirketiniz iş sağlığı güvenliği politikasından ve hedeflerinden bahseder
misiniz?
İş sağlığı politikamız olarak iş sağlığı
ve güvenliği eğitimlerine zaten verdiğimiz önemi her geçen gün daha da
güncelleştirip geliştirerek artırmak,
çalışanlarımızın çalıştığı ortamlarda
32
karşılaşabilecekleri kazalar hakkında
öngörüler yürütüp, engellemek ve
bilgilendirilerek önlemlerini almalarını sağlamak yönündedir.
İhmal veya kişisel hatalardan kaynaklanan birçok iş kazası yaşanıyor.
Sizce iş güvenliği ve tesis güvenliği
nasıl sağlanmalıdır?
Her şeyin başında öncelikli olarak eğitim gelmektedir, eğitimsiz ve bilinçsiz
bir toplumun bir şey kazanması veya
bir amaca ulaşması imkansızdır.
Şirketler de bu kapsamda çalışanlarının tecrübeli, bilinçli ve eğitimli olmasını ister. Bu doğrultuda Çamlıbel
Elektrik Dağıtım A.Ş. olarak personelimizin sadece iş güvenliği anlamında
değil, gerek gördüğümüz tüm eğitimleri almalarını sağlıyoruz daha sonra
personelimizin bu eğitimlerin sonucunu sahaya nasıl yansıttığını takip ediyor müdahale gerektiren durumlara
müdahale ediyoruz. Tüm bu çalışmalar ve takipten sonrada sahada insan
faktörü olmayan etkenlerin neler
olduğuna bakıyor ve olumsuzluk arz
eden etkenleri de sistemden bertaraf
olmasını sağlıyoruz. İş kazalarının
yaşanmasına etken insan ve araç gereç faktörlerinin iyi analizi şirketimiz
açısından çok önemlidir.
Elektrik Tesislerinin işletilmesi
Yönetmeliği 9.Bölümde yer alan ‘’…
OHSAS 18001 ve 14001 yönetim sistemi kurmak ve uygulamak’’ kısmından da hareketle tesis ve çalışanların
iş sağlığı ve güvenliği hizmet modeli
kurma ve izleme noktasında çalışmalarınız var mı?
OHSAS 18001 ve 14001 yönetim
sistemleri üzerine önümüzdeki dönemlerde çalışmalar planlarımız da
bulunmaktadır.
Alt yapıdan kaynaklı iş kazalarını
giderebilmek için yapılması gereken
büyük yatırımlar için (Orman içinden geçen orman yangını ve çalışma
zorluğundan kaynaklı iş kazası riski
taşıyan eski enerji nakil hatlarının
yol boyuna alınması, E.K.A.T Ynt.
Uymayan açık şalt trafo binaları vb.)
devlet tarafından destekleniyor musunuz? Bu tip yatırımlar için yatırım
planlarınız var mı?
Elektrik Piyasası Kanunu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun belirlemiş olduğu kanunlarla ve bu kanunlara
uygun olarak yatırımlarımız sürmektedir. Şirketimiz 2.nci uygulama dönemi
(2011-2015) için kanunun öngördüğü
şekilde yapmış olduğu yatırımlar ve
faaliyetlerine destek almaktadır.
Ayrıca; iş kazalarının giderilmesi ve
teknolojinin yakalanması adına teknolojik yatırımlar adı kapsamında bir
çok yatırım planımız bulunmaktadır.
Özetle bazılarından bahsedecek olursak; OSOS, SCADA, Trafo binalarının
yenilenerek modüler hale getirilmesi,
sahada ve enerji altında çalışan personelin EKAT eğitimini alması gibi…
yine konuda bahsedilen eski hatların
yer altına alınması, binalara yaklaşmış olan ve tehlike arz eden hatların
deplase edilerek yer altına alınması
gibi tehlike arz eden durumların giderilmesi şirketimiz zorunluluğundadır.
Enerji nakil hatlarının periyodik
bakımları ile trafo kabinlerinin
periyodik bakımları için özel eğitimli
ekipler kurmayı düşünüyor musunuz? İSG politikalarınızda bu konuya
yer verdiniz mi?
Şirket olarak her yıl bölgede yaşanan
arızalar ve kesintiler değerlendirilmekte ve yılın ilk ayı bu doğrultuda
yıllık bakım programı oluşturulmaktadır. Bu bakım programının takibi
ve uygulaması da Sistem İşletme
Direktörlüğümüzce günlük takip
edilmektedir.
Bu bakımlar için şirketimiz bünyesinde Sistem İşletme Direktörlüğümüz
ve organizasyon şemamızda bulunan
bakım ve trafo ekibi bulunmakta burada bulunan personelimizde bir fiil
çalışmaktadır.
Kurumsal, kontrolü kolay bir organizasyon yapısının şirketinize kazandıracağı itibar için neler söyleyebilirsiniz?
Piyasada bulunan küçük veya büyük
tüm şirketlerin ortak amacıdır kurumsal olmak, kurumsal olmanın en
büyük gereklerinden biriside kuralcı
ve düzenci olmaktır. Şirketlerde organizasyon yapısının belirlenerek görev
tanım ve yetkilerinin eksiksiz tespit
edilmesi ve personele tebliğ edilmesi
aynı zamanda uygulamada taviz verilmemesi elbette başarıyı getirecektir.
Bir çok alanda hizmet veren şirketimiz için kontrolü kolay bir organizasyon yapısının olması da her alanda
başarı demektir. İş sağlığı ve güvenliği
anlamında kontrol birimi olmayan bir
şirketin gelecek vaad edebileceği veya
itibarının olabileceği elbette düşünülemez. Bu nedenle organizasyon,
görev ve görev tanımları bizim için
önemlidir.
İşimizin çok riskli olması güvenlik tedbirlerinin tam olarak yerine getirilmemesi durumlarında büyük oranda ölümlü bir iş kazası ile veya kalıcı bir rahatsızlıkla sonuçlanmaktadır. Dağıtım faaliyetinin yürütülmesinde tüm personel bir zincir halka gibi çalışmakta ve çalışan tüm personele sorumluluk düşmektedir. Bu gibi
kazaların yaşanması sonucunda manevi yönden üzüntülerin yaşanmaması imkansız olup, iş mahkemelerince de bu gibi durumlarda şirketimiz maddi yaptırımlara mahkum bırakılmaktadır.
Ne bir üzüntünün nede bir maddi kaybın yaşanmaması için iş güvenliği tedbirlerinin uyulması şarttır.
Çamlıbel Elektrik Dağıtım A. Ş. Genel Müdürü Ali Cesur
33
MAKALE
Ömer Bacak
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı / Elektrik Mühendisi
Çare İş Sağlığı Güvenliği Hizmetleri
Elektrik Dağıtım
k
i
r
Sistemlerinde
t
k
e
l
E
Karşılaşılması
Muhtemel Tehlikeler
Elektrik iş kolu çalışanları ciddi yüksek risklere maruz kalmaktadır. İş kolu niteliği bakımından
çoğu zaman aynı anda çoğul risk oluşturmaktadır. Çalışanlar aynı anda birden fazla tehlikeye
dikkat etmeli, birden fazla kurala uymalıdır.
Bu yaklaşım ve mevcut durum çalışanı daha fazla eğitmeye, daha fazla denetlemeye ve sistemde
daha fazla tedbir almaya zorunlu kılmaktadır.
- Ormanlık Alandan Geçen Ortak
Gerilim ve Alçak Gerilim Hatları:
Orta gerilim ve alçak gerilim hatlarının ormanlık alandan geçmesi ve
fırtınalı havalarda tellerin birbirine
çarpması nedeniyle kısa devre olarak
ark oluşturması, orman yangınlarına
neden olmaktadır. Bu yangınlarda can
ve mal kaybı olabilmektedir. Fırtınanın direkleri devirmesi nedeniyle
düşük sehim meydana gelebilmekte
ve özellikle 3. Şahıslar için elektriğe
çarpılma tehlikesi oluşturmaktadır. Çoğu zaman ormanlık ve dağlık
bölgelerde oluşan arızaların tespiti
yol olmadığından dolayı uzun sürdüğü gibi, meydana gelen arızaya geç
müdahale edilmesi, bazen müdahalenin 2-3 gün sürmesi nedeniyle büyük
enerji kayıpları olmaktadır. Arızayı
giderecek olan ekip açısından çalışma
güçlüğü oluşmaktadır. Bu bölgelerde
yol olmaması nedeniyle vinç, platform
ve benzeri araçlarla erişmek mümkün
değildir. Direkler insan gücüyle veya
katır, eşek v.b. benzer yük hayvanları
34
kullanılarak taşınmaktadır. Bu durum
elle taşıma işleri yönetmeliğine de
uygun değildir ve iş kazası riskleri
oluşmaktadır. Bu tip hatları yeniden
projelendirerek yol boyuna almak
mümkündür. Genellikle O.G ve A.G
hatlarının gittiği yerlerde köy veya
işletme olduğundan, abonelere giden
yol da mevcuttur. Yol boyuna alınan
hattın kablosu izolasyonlu(korumalı)
tip olursa ve abone dağıtımları
direklere dağıtım kutusu konularak
klemenslerle yapılırsa yangınlar ve
çarpılmalar önlenir.
- Emniyet Mesafesine Uymayan Enerji Nakil Hatları:
Bazen çeşitli sebeplerle Enerji Nakil Hatları binalara E.K.A.T. Yönetmeliğinde belirtilen emniyet mesafesinden daha yakın
olabilmektedir. Bu durumda 3. Şahıslar açısından elektriğe çarpılma tehlikesi oluşturmaktadır. Bu hatların tespit edildiğinde emniyet mesafesine alınması gerekmektedir. Ayrıca alışveriş merkezi v.b. kalabalık bölgelerde, yangın ve elektriğe
çarpılma tehlikelerine karşı, A.G. veya O.G Panolarının ve trafoların bulunmaması gerekir.
Yol çalışmalarında
alçakta kalan direklerden dolayı sehimi düşük
kalan hatların yükseltilmesi gerekmektedir. Bu
hatlara yüklü kamyonlar
takılabilmekte, can ve
mal güvenliğini tehdit
etmektedir. Aynı şekilde yol ortasında kalan
direklerin yol kenarına
alınması gerekir. Trafik
kazası ve çalışma güçlüğü oluşturmaktadır.
Devrilmek üzere
olan direklerin
lentelenmesi yerine
değiştirilmesi
gerekmektedir.
Lentenin fırtınada
kopmasıyla direk
devrilir ve tellerin
yere yakınlaşmasına neden olur.
3. Şahıslar için
elektriğe çarpılma
tehlikesi oluşturur.
Trafo binalarında bulunan fider hücrelerinin giriş kapıları, enerji altında girilmesine izin vermemelidir. Hücre kapı kilitlerinin toprak ayırıcısına bağlanması gerekir. Maalesef çoğu hücrede toprak ayırıcısı bile bulunmamaktadır. Bu durum çalışan personelin çoğu zaman enerjiyi kesmesine rağmen kapasitif gerilime çarpılmasına neden olmaktadır. Trafo binalarının giriş kapılarının içerden açılmaya izin verecek durumda olması gerekir. Herhangi bir kaza durumunda içerde çalışan
personelin tek kaçış yolu budur. Trafo binalarında bulunan güç trafoları kuru tip olmalıdır. Yağlı tip trafolar yangına neden
olur. Trafo yangınları trafonun aşırı yüklenmesi nedeniyle olur. Aynı sebepten dolayı hatlarda da erime kopma ve çürümeler olmaktadır. Aşırı yüklenme sonucu patlayan akım trafoları da bir başka tehlikedir. SF6 gazlı kesicilerin açma-kapama
ömrü 1000 defa, yağlı kesicilerin 4000 defa, vakumlu kesicilerin 10000 defadır. Bakım ve değiştirme için bu değerlere
dikkat edilmezse kesici patlar ve ölümlere neden olur.
35
KAZA
ANALİZİ
Mansur Ziya Koç
İş Güvenliği Koordinatörü
Makina Mühendisi / A Sınıfı ISG Uzmanı
Eğitimli İnsanlar da
İŞ GÜVENLİĞİ KURALLARINI
İHLAL EDER
İş güvenliği kültürü oluşmamış bir ülkede eğitimli insanların da kaza yapması kaçınılmazdır.
Zira her zaman iş güvenliğinin en zayıf halkası insan olmaya devam edecektir.
İstatistiki
Bilgiler:
Kazanın Olduğu Sektör:
PVC Doğrama İşi
Kaza Olay Tarihi: 04.03.2014
Kaza Olay Günü: Perşembe
Kaza Olay Saati: 14.35
Kazalının Yaşı: 17
Kazalının Cinsiyeti: Erkek
İşe Giriş Tarihi: 16.01.2014
Kaza Öyküsü:
İş yerinde stajer meslek lisesi öğrencisi olarak
çalışmakta olan H.K saat 14.35 civarında giyotin
makasla kesim işi yaparken kesilecek malzeme
genişliğinin dar olması nedeniyle malzemeyi
arka dayama tamponuna dayayarak şeridin bel
vermemesi için elini operasyon noktasına yaklaştırır. Bunu yapabilmesi için tezgahın koruyucu
kapağını kaldırmak zorundadır. Ancak koruyucu
kapağın yukarı kaldırılması durumunda swiç
devreden çıkarak tezgahın çalışmasını durdurmaktadır. HK tezgahın çalışması için swiçi devre
dışı bırakarak kesim işini devam etmek isterken
üç parmağının kopmasına neden olmuştur.
36
Kazanın
Nedenleri :
2- Giyotin makasın koruyucu kapağının
devre dışı bırakılması
kaldırılarak kesim işinin yapılması
4- 20 cm dar şeritlerin giyotin makas da
1- Kazalının eğitiminin yetersiz olması
3- Giyotin makas da koruyucu swiçin
kesimine izin verilmes
Uzmanın
Önerileri:
15- Çalışma esnasında makinenin
koruma kapaklarını çıkartmayınız.
16- Kesilen sacların tahliyesi için
mutlaka makineyi kapatınız.
17- Baskı silindiri pabucu, sacın en az
3/4’ üne basmalıdır.
18- Eğer şekil de görüldüğü gibi
sacdaki gibi kısa sac kesmek gerekiyorsa sacın yanına ilave sac konmalıdır.
19- Şerit sac keserken sac baskı
silindirlerinin arasına gelmesi önlenmelidir. ( B Görünüşü )
1- Tezgahta yetkisiz ve eğitimsiz
kişilerin çalışmasının önüne geçilmesi.
2- İş başı eğitimi almamış çalışanların
tezgahta çalışmasına izin verilmemesi.
3- Güvenli çalışma talimatının
hazırlanarak tezgah üzerine asılması.
4- 20 cm den dar şeritlerin kesimi
için alternatif yöntemler aranması.
5- Servis ve bakım için gerekli,
bilgili ve eğitimli personelden
yararlanılması.
6- Güvenlik açısından hidrolik valflerin ayarları ile oynamayınız.
7- Limit siviçlerinin yerlerini
değiştirmeyiniz. Makinenin ayar siviçleri sadece ilgili personel tarafından
ayarlanmalıdır.
8- Güvenlik kapakları, ellerin bıçaklar
arasına girmesini önler. Makinenin
çalışması sırasında bu kapaklar her
zaman kapalı tutulmalıdır.
9- Yan kapaklar, makinenin çalışması
esnasında kesinlikle açılmamalıdır.
10- Elektrik panosunu açmadan
makinenin enerjisini kesiniz.
11- Makine çalışma kapasitesi dışında
çalıştırılmamalıdır.
12- Üçüncü şahısları çalışma bölgesinden uzak tutunuz.
13- Çalışma alanını düzenli tutunuz.
14- Çalışma alanında dikkatli olunuz
ve eldiven kullanınız.
20- Baskı silindiri pabucu, sacın en az 3/4’ üne basmassa, aşağıdaki gibi sac
bıçaklar arasında sıkışır.
21- Makine üzerinde bulunan güvenlik tabelalarına uyulması gerekmektedir.
37
YARGITAY
KARARLARI
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2012/21-1121
Karar: 2013/386
Karar Tarihi : 20.03.2013
Elektrik hatlarındaki arızaların
giderilmesi akabinde, geçirilen kalp krizi sonucu vefatı sebebiyle;
Açılan Tazminat Davası
“Taraflar arasındaki “maddi ve manevi
tazminat” davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; Diyarbakır 2. İş
Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 04.11.2010 gün ve
2009/298 E., 2010/817 K. sayılı kararın
incelenmesi taraf vekilleri tarafından
istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk
Dairesi’nin 27.09.2011 gün ve 2011/1991
E., 2011/7351 K. sayılı ilamı ile;
(… Dava 17.12.2004 tarihinde meydana
gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının
hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece sigorta tahsisleri peşin
sermaye değeri ile karşılandığından
davacıların maddi tazminat istemlerinin
reddine, manevi tazminat istemlerinin ise
kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar
süresinde taraflar vekillerince temyiz
edilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacılar murisinin 06.05.1985 tarihinde hat işçisi olarak çalışmaya başladığı, en son elektrik tesisat işletme bakım
ustası olarak çalışmakta iken 17.12.2004
tarihinde saat 16.30 sularında işyerinde kalp krizi geçirerek koroner arter
daralmasına bağlı miyokard infarktüsü
sonucu öldüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından ölüm olayının iş kazası olarak
kabul edilmemesi nedeniyle, açılan dava
üzerine Ankara 11.İş Mahkemesinin
10.04.2008 gün ve 2006/275 E., 2008/219
K. sayılı ilamıyla sigortalının kalp krizi
sonucu ölümü olayının iş kazası olduğunun tespitine karar verildiği ve kararın
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nce onanarak
kesinleştiği, tazminat davasında mahkemece kusur incelemesi yapılmadan
maddi ve manevi tazminat istemleri
hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır.
İşverenin, tazminattan sorumlu tutulması
giderek, tazminat miktarının belirlenmesi;
İş Kanununun 77. maddesi ile İş Sağlığı
ve Güvenliği Yönetmeliğinin öngördüğü
önlemlerin işyerinde alınmış olup olmadığının saptanması ile mümkündür. Bu yön
38
ise, başka bir anlatımla, işverenin kusurlu
olup olmadığı, varsa kusur oranının, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenecek
kusur raporu ile tespit edilmesini gerektirmektedir. Oysa mahkemenin murisin kalp
krizi sonucu öldüğü gerekçesiyle kusur
raporu almadan karar verdiği açık seçiktir.
Öte yandan olayın iş kazası olduğu
tartışmasız olup, kalp krizinde kişinin
yaşının, beslenme şekli ve kültürünün,
genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının,
tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz
durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu,
sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya
gelmesiyle bozulabileceği, sigortalının
bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokard infarktüsünün ortaya çıkabileceği ve bu durumun
olayın uygun illi kısmi sebebi olabileceği
gözetilerek kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekir.
Yapılacak iş; işyeri hekimliği, işgücü sağlığı
ve iş güvenliği konularında uzman olan
bir kardiyologun da yer alacağı bilirkişi
heyetinden kusur raporu almak, verilen
raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte
değerlendirerek çıkacak sonuca göre
karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar
verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup
bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan
temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm
bozulmalıdır...), Gerekçesiyle bozularak
dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden
yapılan yargılama sonunda, mahkemece
önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek
direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine
ilişkindir.
Davacılar G____ ve diğerleri vekili
dava dilekçesinde özetle; davacılardan
G____’nün kocası, diğerlerinin babası olan
sigortalının, davalıya ait işyerinde işletme
şefi olarak görevlendirildiğini, 17.12.2004
tarihinde arazide bulunan hatlardaki
arızalar giderilip işyerine geri dönülmesi
ve rahatsızlanmasından sonra hastaneye
yetiştirildiğinde geçirdiği kalp krizi sonucunda solunumunun ve diğer yaşamsal
faaliyetlerinin hastaneye ulaştırılmasından
önce durmuş ve böylece ölmüş olduğunun
belirlendiği, davalı Kurumca olayın iş kazası olmadığı gerekçesiyle davacıların gelir
bağlanması talebinin reddi üzerine açılan
davada sigortalının ölümü ile sonuçlanan
olayın iş kazası olduğunun tespitine karar
verildiğini, davacıların bu iş kazası sonucu
desteklerini yitirmeleri nedeniyle tazminat
hakları doğduğunu beyanla maddi tazminat ve birleşen dava dilekçesi ile manevi
tazminat taleplerinin kabulünü istemiştir.
Davalı DEDAŞ-Dicle Elektrik Dağıtım AŞ
vekili cevap dilekçesinde özetle; zararı
doğuran sigorta olayı ile netice arasında
illiyet bağı bulunması gerektiğini, oysa sigortalının ölüm nedeni kesin olarak tespit
edilemediği gibi ölümün işyerinde meydana gelmediğini, ayrıca yürütülmekte olan
iş dolayısıyla meydana geldiği de tespit
edilemediğinden işverenin sorumluluğunu gerektirecek koşulların oluşmadığını
belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece, sigortalının ölümü
ile sonuçlanan olayın iş kazası sonucu
meydana geldiği, olayın meydana gelmesinde davalı veya sigortalının kusuru
bulunmadığının kabulü ile davacıların
tüm zararı SGK tarafından karşılandığından maddi tazminat talebinin
reddine, manevi tazminat talebine ilişkin
birleşen davanın ise kabulüne dair
verilen karar, taraf vekillerinin temyizi
Dava, sigortalının görevlendirildiği arazideki elektrik hatlarındaki arızaların giderilmesi akabinde, işyerine
dönerken rahatsızlanması üzerine, hastaneye götürüldüğünde geçirdiği kalp krizi sonucu vefatı sebebiyle;
müteveffanın eşi ve çocukları tarafından işverene karşı açılan tazminat davasıdır.
Türk Hukuk Sistemi’ne göre; özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça; asıl olan kusur sorumluluğudur. İş kazasından doğan maddi ve manevi tazminattan işverenin sorumlu tutulabilmesi için de
olayın iş kazası olması yeterli olmayıp işverenin kusurlu olması gerekir. Ayrıca işverenin kusurlu
eylemi ile zarar arasında da uygun bir illiyet bağı olmalıdır; aksi takdirde işverenin sorumluluğundan bahsedilemez. Bu nedenle; somut uyuşmazlıkta da; iş kazası ile işverenin eylemi arasında
illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının saptandığı, kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığının değerlendirildiği kusur
raporu alınarak,sonucuna göre hüküm ittihazı gerekirken; kusur raporu alınmaksızın davanın reddi ve
işbu red kararında direnilmesi isabetsizdir.
üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda
açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece olayın niteliği ve oluş şekli göz
önüne alındığında sigortalı veya davalıya
kusur yüklenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı
taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazası sonucu ölen
sigortalının hak sahiplerinin maddi ve
manevi tazminat taleplerine ilişkin davada işverenin kusur durumuna ilişkin
olarak rapor alınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşin esasının incelenmesinde; Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin
başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır.
Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar
arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi
sonucu doğan zararların giderilmesi
(tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı
iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten
bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden
işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin
işi ve işyeri ile ilgili çıkarlarını korumak,
çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de
işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi
korumak, işyeri tehlikelerinden zarar
görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği
önlemlerini almak, işçinin özlük hakları
ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği
uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve
teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin
açılması, fabrikaların kurulması işyerlerinde makineleşmenin artmasına yol
açmış, bu durum iş kazaları ile meslek
hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, işyerinde iş sağlığı ve
güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde
alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği
çalıştırdığı işçileri iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak,
onların yaşam, bedensel ve ruhsal
sağlık bütünlüklerini korumak için
iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler
dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm
önlemleri almak zorundadır.
2709 sayılı T.C. Anayasası’nın konuya
ilişkin “Kişinin dokunulmazlığı, maddi
ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinde: “Herkes yaşama, maddi ve
manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
“İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her
türlü önlemi almak, araç ve gereçleri
noksansız bulundurmak; işçilerde iş
sağlığı ve güvenliği konusunda alınan
her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, 6331 sayılı Kanunun “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı
4. maddesinde: “İşveren, çalışanların
işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla
yükümlü olup bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve
bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli
araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve
güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun
iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği
tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık
ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu
gözönüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında
ki çalışanların hayati ve özel tehlike
bulunan yerlere girmemesi için gerekli
tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Yasanın 5. maddesinde de risklerden
korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna
göre maddede “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki
ilkeler göz önünde bulundurulur: a)
Risklerden kaçınmak, b) Kaçınılması
mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)
Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)
İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş
yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma
şekli ve üretim metotlarının seçiminde
özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma
ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe
olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor
ise en aza indirmek, d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e) Tehlikeli olanı,
tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla
değiştirmek, f) Teknoloji, iş organizasyonu
çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma
ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası
geliştirmek, g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik
vermek, ğ) Çalışanlara uygun talimatlar
vermek.” hükmü yer almaktadır.
Bu aşamada, yukarıda açıklanan mevzuatın ışığı altında işverenin iş kazalarındaki
hukuki sorumluluğunun da tartışılması
gerekmektedir.
Bu nedenlerle, kusur raporu alınmaksızın, olayın niteliği ve oluş şekli
göz önüne alındığında sigortalı veya
davalıya kusur yüklenemeyeceği
gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine dair kararda direnilmesi
isabetsizdir. O halde, Hukuk Genel
Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire
bozma kararına uyulmak gerekirken,
önceki kararda direnilmesi usul ve
yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme
kararı bozulmalıdır.
KARAR : Taraf vekillerinin temyiz
itirazlarının kabulü ile, direnme
kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı
6217 sayılı Kanunun 30. maddesi
ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’na eklenen “Geçici Madde
3” atfıyla uygulanmakta olan 1086
sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun 429. maddesi gereğince
BOZULMASINA, istek halinde temyiz
peşin harcının yatırana geri verilmesine, sair temyiz itirazlarının şimdilik
incelenmesine yer olmadığına, 5521
sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak
üzere, 20.03.2013 gününde oybirliği ile
karar verildi.”
39
Atık Yönetimine
Dair Her Şey
Ekoteknik İSG Çevre Ekibi olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel
Müdürlüğü ‘nü ziyaret ettik ve atıklarla ilgili A’dan Z’ye tüm soruları yönlendirerek, bu
konuyu mercek altına yatırdık.
Atıkları kaynakta ayrı ayrı toplama konusundan, Ülkemizde Maden atıklarının durumuna; Karbon ayak izi hesaplanmasına dair bilinmeyenlerden, denizlerimizin kirlenmesine (özellikle sanayinin yoğun olduğu Marmara ve Ege Bölgelerinde kirlenme
riskine); endüstriyel tesisler atıksu arıtma tesislerinin durumundan, Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili 50’ye yakın yönetmeliğin uygulanabilirliğini değerlendirdik.
Geçmişte Çevre Bakanlığınca Katı
Atık Yönetimi konusunda Belediye
Birlikleri teşvik edilmiş idi. Yeni Büyükşehir Belediyelerinin oluşturulması ve büyükşehirlerin sınırlarının
il sınırına genişletilmesi kurulmuş
olan birlikleri nasıl etkiledi? Katı
Atık Yönetim hizmetleri hedeflenen
seviyelerde mi? Katı atık düzenli depolama tesisleri tekniğine ve mevzuata uygun işletilebiliyor mu?
6360 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, büyükşehir belediyesi statüsüne
sahip belediye sayısı 30’a ulaşarak
mevcut büyükşehir belediyelerinin sınırı il sınırına genişletilmiştir.
Büyükşehirlerdeki il özel idarelerinin, belde belediyelerinin ve köylerin
(orman köyleri dahil) tüzel kişilikleri
kaldırılmıştır. Büyükşehir belediyesine dönüştürülecek illerde 27 yeni ilçe
kurulmaktadır. Nüfusu 2 binin altında
olan 503 belde belediyesinin tüzel
kişiliği sona erdirilmiştir. Bu Kanunla
il özel idarelerinin yüzde 37’si, belediyelerin yüzde 53’ü, köylerin yüzde 48’i
kaldırılmaktadır. Böylece, toplam ülke
40
nüfusunun yüzde 77’si büyükşehirlerde yaşar hale gelmiştir.
Kanunun Geçici 1inci Maddesi 26ncı
fıkrasında; “Bu Kanunla tüzel kişiliği
kaldırılan belediye, il özel idaresi ve
köylerden oluşan veya bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
amaçları ortadan kalkacak olan mahalli idare birlikleri, ilk mahalli idareler genel seçiminden önce tüzüklerindeki hükümlere göre tasfiye olunur.
Tüzüklerinde hüküm bulunmayan hal-
lerde bu Kanunun devir, tasfiye ve paylaştırmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
Bu birlikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren, yeni personel istihdam
edemezler, taşınır ve taşınmaz mal
edinemezler, kendilerine ait taşınır ve
taşınmaz malları satamazlar, hizmet
alımına ilişkin sözleşme ve borçlanma
yapamazlar.” hükmü yer almaktadır.
Bu kapsamda, büyükşehir belediyesi
sınırları içerisinde yer alan mahalli
idare birliklerinin bertaraf sorumlulukları büyükşehir belediyelerine
geçtiği için bir çoğu tasfiye edilmiştir.
Atık yönetim hizmetleri konusunda
hedeflenen noktada olmamakla birlikte yapılan çalışmalardan oldukça
iyi bir noktaya doğru ilerlediğimiz
açıktır. Mevcutta 70 düzenli depolama tesisi ile 909 belediyede 44,7
milyon nüfusa hizmet verilmektedir.
Belirlenen hedeflere ulaşabilmek
için Bakanlığımızın belediyelere
teknik ve mali destekleri sürmektedir. Bakanlığımız ve belediyelerin
koordinasyonu ile yürütülen bu
çalışmaların sürdürülebilirliğinin
sağlanması ve çevre ve insan sağlığının korunması Anayasamızda ifadesini bulan “sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkı” politikasını
gerçekleştirmede atılan birer adımdır. Bu çalışmalara mahalli idareler
tarafından ivme kazandırıldıkça milli
ekonomiye katkı sağlanacaktır.
Bu Kanun ile atık bertaraf yükümlüAtıkları kaynakta ayrı toplama
konusunda yıllar itibariyle önemli
mesafe kat edilmiş ve altyapı oluşmuş gözükmekle beraber, öngörülen
sistem hala oturtulamamıştır. Bu
konuda yapılması gereken hususlar
nelerdir?
Sağlıklı ve sürdürülebilir bir atık yönetim sistemi, geri kazanılabilir atıkların
evsel atık ile karışmadan kaynağında
ayrı toplanması ve organize bir yapı
içerisinde geri kazanım sürecinin gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Bu
şekilde hem depolama alanına giden
atık miktarı azaltılabilecek, hem de
değerlendirilebilir atıklar hammadde
olarak ekonomiye kazandırılabilecektir. Bu amaçla, atıkların kaynağında
ayrılması esas olarak kabul edilerek,
ayrı toplanma için bir sistem kurulmuştur. Bu sistem içerisinde bulunan
belediyeler tarafından ambalaj atıklarının nasıl, ne zaman ve ne şekilde
toplanacağını belirten ambalaj atığı
yönetim planları hazırlanmakta ve
2008 yılından itibaren Bakanlığımızca
onaylanmaktadır.
2014 yılı ilk çeyreği itibari ile yaklaşık 485 belediyeye ait ambalaj
atıkları yönetim planı Bakanlığımızca incelenerek uygun bulunmuştur.
Ancak yönetim planı olmayan belediyelerde de kaynakta ayrı toplama
lükleri olan büyükşehir belediyelerinin, il sınırına hizmet edecek, kaynak
ve zaman israfına neden olmayacak
şekilde ihtiyaca göre entegre bertaraf
tesislerini kurması, amacına uygun
şekilde işletmesi sağlanacaktır.
Aynı zamanda, Kanun yayımlanmadan
önce mücavir alan sınırları dışında
kalan alanlardan kaynaklanan atıkların toplanması ve taşınması hizmeti
almayan köylerin, bu hizmetten yararlanması sağlanacaktır.
çalışmaları yürütülmektedir. Ambalaj atıklarını toplayan-ayıran ve geri
dönüştüren tesislerin daha iyi şartlar altında çalışmasını sağlamak,
toplanan, ayrılan ve geri dönüştürülen ambalajları kayıt altına alarak,
istatistikî veri oluşturmak, tesisleri
modernleştirmek için ilk olarak
2003 yılında lisans uygulamasına
başlanmıştır.
Bakanlığımız tarafından hazırlanan
“Maden Atıkları Yönetmelik Taslağı”
nda ise pasaların yönetimi ile ilgili
esaslar yer almakta olup, söz konusu
Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra,
pasaların yönetimi konusunda daha
etkin çalışmalar gerçekleştirilmesi
planlanmaktadır.
Atıkların kaynakta ayı toplanması oranının artırılması amacıyla Bakanlığımızca çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.
Özellikle değerlendirilebilir atıkların
çöp sahalarına gitmesini engellemek
için evlerden çıkan atıkların kuru atık
ve yaş atık şeklinde toplanmasını
sağlayacak yeni bir sisteme yakın
bir tarihte geçilecektir. Ayrıca ambalaj, elektronik atıklar gibi atıkların
getirileceği atık getirme merkezleri
oluşturulmaya başlanmıştır.
Ülkemizde Maden atıkları, özellikle
büyük miktarlarda ortaya çıkan pasalar önemli sorun teşkil etmektedir.
Bu konuda yapılan çalışmalar hangi
noktada?
Madencilik faaliyetleri sırasında açığa
çıkan pasaların çevresel etkileri, mevcut durumda, meri mevzuat doğrultusunda ÇED Raporu kapsamında ele
alınmaktadır.
Tüm atık sektörüyle bir araya gelerek bir atık stratejisi ve eylem planı
oluşturmayı düşünüyor musunuz?
Çevreye ve insana saygılı, kaynakların
etkin kullanıldığı ve geri dönüşümün
ekonominin vazgeçilmez parçalarından biri haline geldiği üretim
ve tüketim kültürünün oluşumunu
sağlamak amacıyla Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun 2011 yılı kararıyla
Ulusal Geri Dönüşüm Strateji Belgesi
hazırlanmıştır. Kısa süre içerisinde
yürürlüğe girecek olan ve 2014-2017
yıllarını kapsayacak bu strateji belgesi
ile sektörün güçlü ve zayıf yönlerinin
belirlenmesi, toplumun tüm kesimlerinde geri dönüşüm bilincinin oluşturulması, geri dönüşüm amacına
uygun mevzuat hazırlanması, kamu
özel sektör işbirliği ve koordinasyonunu sağlayacak alt yapı oluşturulması,
geri dönüştürülebilir tüm atıkların
kaynakta ayrı biriktirilmesi, toplanması ve taşınmasının sağlanması
amaçlanmaktadır.
41
Bununla birlikte 2008-2012 yıllarına
yönelik olarak hazırlanan Atık Yönetimi Eylem Planının revize edilmesi ve
2013-2023 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanması çalışmaları devam
etmektedir.
Ayrıca Avrupa Birliği Entegre Çevre
Uyum Stratejisi (UÇES) Belgesinin
Avrupa Birliği Mevzuatı’nın uyumuna
ilişkin 2007-2013 döneminde yapılan
çalışmalar dikkate alınarak, önümüzdeki dönem için gerekli kapasite
geliştirme ve yatırım ihtiyacının, mali
kaynaklar ile beraber belirlenmesi
ve UÇES Belgesi’nin güncellenmesi
çalışmaları devam etmektedir.
Bilindiği üzere karbon ayak izi
hesaplanmasına dair herhangi bir
zorunluluk bulunmamakta olup
tamamen gönüllülük esastır. Genel
Müdürlüğünüzce bu konu ile ilgili
herhangi bir çalışma var mı, bir düzenleme düşünülüyor mu?
Bahsettiğiniz gibi karbon ayak izi
hesaplamalarına ilişkin herhangi bir
zorunluluk bulunmamaktadır. Kurumlar karbon ayak izi hesaplamalarını
gönüllülük çerçevesinde yürütmektedir. Bakanlığımız ise talep edilmesi
durumunda kurumlara karbon ayak
izi hesaplamaları ile ilgili teknik destek sağlamaktadır.
Ancak, ülkemizdeki sanayi kaynaklı sera gazı emisyonlarının takibi
amacıyla, elektrik ve buhar üretimi, çimento, demir-çelik, rafineri,
seramik, kireç, kâğıt ve cam üretimi
gibi sektörlerden kaynaklanan sera
gazı emisyonlarının tesis seviyesinde izlenmesini sağlayacak Sera
Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında
Yönetmelik, 17 Mayıs 2014 tarihli ve
29003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik ile, ülkemizin toplam sera gazı
emisyonlarının yaklaşık yarısının tesis
bazında izlenmesi sağlanacaktır.
Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili
olup denizlerimizin, özellikle sanayinin yoğun olduğu Marmara ve Ege
Bölgelerinde kirlenme riskiyle karşı
karşıya olduğu aşikârdır. Denizlerimizin kirlilik açısından yıllardır
izlendiği bilinmekle birlikte, tespit
edilen kirliliği gidermekle ve deniz
42
kirliliğini önlemekle ilgili alınmış
somut önlemler nelerdir?
göstergesi olan Mavi Bayrak sayısında
artış olacaktır.
Üç tarafı denizler ile çevrili olan Ülkemizin denizlerinin kirliliğinin kontrol
altına alınması, yoğun baskıların iyi
yönetilerek azaltılması ve deniz ekosisteminin bize sunduğu hizmetlerden
sürdürülebilir şekilde faydalanılması
Bakanlığımızın takip ettiği politikanın
temel ilkelerindendir.
2. Çevre Dostu Balık Çiftliklerinin
Geliştirilmesi:
Deniz kirlenmesi; deniz ekosistemine
zarar veren, insan sağlığını bozan,
balıkçılık da dahil olmak üzere, denizlerdeki faaliyetleri engelleyen, denizin
kullanım kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerjinin
insanlar tarafından deniz ortamına
doğrudan veya dolaylı olarak bırakılması olarak tanımlanabilir.
Bu çerçevede, deniz kirliliğinin önlenmesi, azaltılması ve kontrol edilmesi
amacıyla 8 ana alanda Bakanlığımızın
politikası ve uygulamalarının çerçevesini belirleyen vizyonu ve hedefleri
aşağıda özetlenmiştir.
1. Yüzme Suyu Profillerinin belirlenmesi:
Yüzme ve rekreasyon amacıyla kullanılan suların korunması, kirliliğinin
önlenmesi amacıyla tüm plajlarımızın yüzme suyu profilleri 2014 yılı
sonuna kadar hazırlanacak ve web
sayfasından ilan edilecektir. Ayrıca, bu
çalışma sayesinde temiz denizlerin bir
Balık çiftliklerinin yoğun olarak bulunduğu koy ve körfezlerde (özellikle
Muğla, İzmir ve Aydın İlleri) balık çiftliklerinden kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesi amacıyla çevre dostu
balık çiftlikleri sisteminin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışma
ile, çevresel açıdan uygulanabilir bir
sistem olarak geliştirilmesi için usul
ve esaslar ortaya konacaktır.
3. Denize Yapılan Deşarjların Etkin
Yönetilmesi:
Atıksuların deniz ve kıyı sularına
yapılacak olan deşarjlarında denize
ve kıyıya olan fiziksel, kimyasal ve
biyolojik etkilerini önlemek üzere
deşarj standartlarını oluşturmak,
uygun teknolojileri belirlemek ve
uygulanmasını sağlamak, derin deniz
deşarjına ilişkin tasarım esaslarını
ve kriterlerini belirlemek ve onay
işlemlerini yürütme çalışmaları etkin
bir şekilde devam etmektedir.
4. Gemi Atık Takip Sisteminin Geliştirilmesi:
Ülkemize gelen gemilerin atıklarının
yönetiminin on-line takibine ilişkin bir
sistem olarak geliştirilmiştir Ülkemiz denizlerine yapılabilecek illegal
deşarjların önlenmesi sağlanacaktır.
Bu anlamda hedefimiz sistemin etkin
kullanımının sağlanmasıdır.
5. Mavi Kart Sisteminin Yaygınlaştırılması:
Ülkemizin koy, körfez ve kıyılarımızda
tekne ve yat turizminden kaynaklanan atıklarının yönetimine ilişkin
olarak Mavi Kart Sistemi geliştirilmiş
olup, 2015 yılı sonuna kadar 28 kıyı
ilimizdeki tüm yat limanları ile balıkçı
barınaklarında uygulamaya geçilmesi
hedeflenmiştir.
6. Deniz Çöpleri Yönetimi:
Kara kökenli ve denizcilik faaliyetlerinden kaynaklanan katı atıkların
denizlerimize girişinin önlenmesi için;
öncelikle 2014 yılı sonuna kadar taslak
mevzuat ve “Deniz Çöpleri Eylem Planları” esaslarının yayımlanarak, 2023
yılı sonuna kadar 28 kıyı ilinde deniz
çöpleri yönetiminin sağlanmasıdır.
7. Ulusal Deniz Çevresi Stratejisinin
Oluşturulması:
Denizlerimizde, mevcut durumu
gösterir kirlik haritaları ile Marmara
Denizi baskı haritası Genel Müdürlüğümüzün müşterisi olduğu ve TÜBİTAK MAM tarafından 2011-2013 yılları
arasında yürütülen Deniz ve Kıyı Suları Kalite Durumlarının Belirlenmesi
ve Sınıflandırılması (DEKOS) Projesi
kapsamında hazırlanmıştır. 2014 yılı
sonu itibariyle başlaması planlanan
“Türkiye’de Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi kapsamında Kapasite
Geliştirme Projesi” ile Deniz Stratejisi
Çerçeve Direktifi göz önünde bulundurularak tüm denizlerimizin koruma
kullanma dengesi içerisinde yönetilmesinin sağlanması için ulusal deniz
çevresi stratejisinin oluşturulması
planlanmaktadır. Bu amaçla gerekli
teknik ve idari kapasitenin artırılması
hedeflenmektedir.
8. İkinci Aşama Kıyı Tesisleri Acil Müdahale Planlarının Tamamlanması:
Yüksek kaza riskine sahip (1. Aşama)
kıyı tesislerinin risk değerlendirmesi
ve acil müdahale planları onaylanmış
olup, planlarla ilgili revizyon çalışmaları devam etmektedir. İlk aşama kıyı
tesisi listesinde yer almayan, kamu ve
belediyelere ait limanlar, kabotaj hattı
dışında yer alan yolcu iskeleleri ve
kuruvaziyer limanlarının (2. Aşama)
listesi yayımlanmıştır.
Bunun yanında, Bakanlığımız tarafından gerçekleştirilen Türkiye Kıyıları
Sıcak Nokta (SN) ve Hassas Alanları
(HA): Atık Özümseme Kapasitelerinin
Nicel Yöntemlerle Belirlenmesi ve
Sürdürülebilir Evsel Atıksu Yönetim
Modellerinin Geliştirilmesi” Projesi çerçevesinde Taraf olduğumuz
Uluslararası sözleşme ve protokollerin uygulanması ve ulusal mevzuatın
gözden geçirilmesi ile Ulusal Deniz
ve Kıyı Kirliliği İzleme Programlarının
Revizyonu gerçekleştirilmiş olup, Ülkemiz kıyısal alanlarında, Sıcak nokta
ve hassas alanların bilimsel veri
değerlendirme yöntemleriyle güncellenmesi/belirlenmesi, Ötrofikasyona
duyarlılıkları açısından izleme ve model çalışmaları ışığında nicel olarak
değerlendirilmeleri, ulaşılan sonuçlara göre bu alanlardaki en uygun
kentsel atıksu arıtım uygulamalarının
ve yatırımlarının geliştirilmesi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kıyı yerleşimleri için mevcut ve yeni kurulacak
atıksu arıtma sistemlerinin değerlendirilmesi ve ihtiyaçlara yönelik yatırım
planlarının yapılması amacıyla; kıyı
illerine ziyaretlerin gerçekleştirilmesi,
envanter çalışmalarının yapılması ve
bahse konu çalışmaların değerlendirilmesini müteakip ihtiyaca binaen
yatırım portföyünün hazırlanması
işleri tamamlanmış olup Deniz İzleme
çalışmalarının gözden geçirilmesi ve
veri setlerinin değerlendirilmesini
akabinde denizlere özgü potansiyel
indikatörlerin belirlenmesi işi gerçekleştirilmiştir.
43
Endüstriyel tesisler atıksu arıtma
tesislerini düzenli olarak çalıştırdıklarını söyleseler de bu çok
inandırıcı gelmiyor. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Bakanlık olarak gerek Avrupa Birliği
gerekse de dünya çapında çevresel anlamda günün gelişen şartlarını yakından takip ederek mevzuatımızı güncel
ve uygulanabilir şekilde düzenlemekteyiz. Bu anlamda sanayicilerimizin Su
Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer
alan standartlarda atıksularını arıtma
yükümlülükleri bulunmaktadır. Standartlara uygun olmayan bir durum söz
konusu olduğunda ise idari yaptırım
uygulanmaktadır.
Malumunuz, Çevre konusu tüm dünyanın refahı ve sürdürülebilir kalkınma için toplumların önlem alması
gereken en önemli meselelerinden
birisidir. Biz çalışmalarımızda bir yandan çevreyi sürdürülebilir kalkınma
ilkeleri çerçevesinde korurken diğer
yandan ekonomik gelişme ve istihdamı da artırmayı dikkate alıyoruz.
Bu kapsamda;
• 2002 yılında belediye nüfusunun
yüzde35’ine atık su arıtma hizmeti
verilirken, yaptığımız çalışmalarla
2014 yılı Nisan ayı başında bu oran
yüzde 73,9’a (yaklaşık 47,1 milyon kişi)
çıkarılmıştır.
• Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı
olan 2023 yılında hedefimiz ise; tüm
belediyelerin atık su arıtma tesisine
kavuşmasını sağlamaktır.
• Ayrıca, atıksu arıtma tesislerinin
enerji giderlerinin yüzde 50’si ne kadarlık kısmı Bakanlığımızca karşılanmaktadır. Bu kapsamda 2012 yılında
26,6 Milyon TL ve 2013 yılında 30,2
Milyon TL ödeme yapılmıştır.
Böylelikle hep birlikte, gelecek nesillere tertemiz ve gelişmiş bir Türkiye
ve yaşanabilir bir dünya bırakmak
için çalışıyoruz, gayret gösteriyoruz.
Biz çevreye yapılan yatırımı aslında
insana yapılan bir yatırım, geleceğe
yapılan bir yatırım olarak görmekteyiz. Sanayicilerimizin de çevre ile ilgili
konulara bu çerçevede yaklaşmaları
önem arz etmektedir.
44
Genel Müdürlüğünüzün görev alanı
ile ilgili 50’ye yakın yönetmelik
bulunmaktadır. Pek çoğunun Avrupa
Birliği uyum sürecinde, AB direktifleri esas alınarak çıkarıldığını
bildiğimiz yönetmeliklerin ülkemizde kâmil manada uygulanabildiğini
ya da uygulanabileceğini söylemek
mümkün mü acaba?
Katılım Ortaklığı Belgesinde Çevre
sektöründe atık yönetimi konusunda, kısa vadede AB müktesebatının
uyumlaştırılması, orta vadede ise
anılan müktesebatın uygulanması ile
Atık Ulusal Programının ve Yerel ve
Bölgesel Planların hazırlanarak Atık
Yönetim Stratejisinin belirlenmesi kapanış kriterleri olarak verilmiştir.
Bu kapsamda AB müktesebatında
sorumlu olduğumuz direktifler ile
ilgili yapılan çalışmalar aşağıda özetlenmiştir.
2006/ 12/ EC sayılı Atık Çerçeve ve
2008/98/EC sayılı Atık Direktifi
2006/12/EC sayılı Direktife Atık
Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin
Yönetmelik (Resmi Gazete: 5.07.
2008, No. 26927) yayımlanarak
uyum sağlanmıştır. Bu Yönetmelik
ile “Atık”, “üretici”, “sahip”, “yönetim”, “toplama”, “bertaraf” ve “geri
kazanım” kavramları tanımlanmış,
atık yönetimi esasları oluşturulmuş,
geri kazanım ve bertaraf faaliyetlerini yürüten kurumların kayıt altına
alınması ve atık kategorileri ile atık
bertaraf ve geri kazanım faaliyetleri
liste olarak verilmiştir. Atık yönetimi
planlarının hazırlanması, bertaraf
tesislerine yönelik uygun entegre bilgi
ağının oluşturulması ve raporlama ile
veri kayıt sisteminin kurulması 2009
yılının sonunda tamamlanmıştır.
Atık üretiminin önlenmesi, geri
dönüşümü, geri kazanım ve bertaraf
edilmesi süreçlerini kapsamakta olan
2008/98/AT sayılı yeni Atık Yönetimi
Çerçeve Direktifinin hükümlerinin
büyük bir kısmı, yukarıda adı geçen
Yönetmelik ile ulusal mevzuata halihazırda aktarılmış durumdadır. Ancak
söz konusu direktif ile getirilmiş olan
yan ürün ( by-product) kavramı gibi
atık yönetimini etkinleştirecek bazı
hususların ulusal mevzuata aktarılması gerekmektedir. Bu amaçla çalış-
malara başlanmış olup, 2015 yılında
yürürlüğe girmesi planlanmaktadır.
2000/532 sayılı Avrupa Atık Kataloğuna İlişkin Komisyon Kararı
Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin
Yönetmelik (Resmi Gazete: 5.07. 2008,
No. 26927) Ekinde eksiksiz biçimde
uyumlaştırılmıştır.
91/689/EEC sayılı Tehlikeli Atıklara
İlişkin Direktif
Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği (Resmi Gazete:14.03.2005, No.
25755) ile uyumlaştırılmıştır.
Çevre Bilgi Sistemi bünyesinde, internet üzerinden erişilebilen Tehlikeli
Atık Beyan Sistemi (TABS) oluşturulmuş ve tehlikeli atık beyanları bu
sistem üzerinden alınmaya başlanmıştır.2011 yılında 18428 tesis TABS
sistemine girmiş olup, 938498 ton
tehlikeli atık kayıt altına alınmıştır.
94/62/EC sayılı Ambalajlama ve Ambalaj Atıklarına İlişkin Direktif
Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği (Resmi Gazete: 24.08.2011, No.
28035) ile uyumlaştırılmıştır.
372 adet geri dönüşüm tesisi Bakanlığımızdan lisans almıştır. Gerçekleşen
toplam geri kazanım oranı 2010 yılı
için %77 olup yine 2010 yılı içinde
1.937.912 ton ambalaj atığının geri
kazanımı sağlanmıştır.
Belediyeler tarafından ambalaj atıklarının nasıl, ne zaman ve ne şekilde
toplanacağını belirten ambalaj atığı
yönetim planları hazırlanarak Bakanlığımız tarafından onaylanmaktadır. 2012
yılı itibari ile onaylı ambalaj atığı yönetim planı olan belediye sayısı 379 dur.
2000/76/EC sayılı Atıkların Yakılmasına İlişkin Direktif;
Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik (Resmi Gazete:06.10.2010,
No.27721) ile uyumlaştırılmıştır.
Bakanlığımızdan beraber yakma lisansı olan 34 tane çimento fabrikası, 2
tane kireç fabrikası ve 2 tane de demir
çelik fabrikası bulunmaktadır. Teh-
likeli Atık Beyan Sisteminden(TABS)
alınan, lisanslı çimento fabrikalarında
2012 yılında 438000 ton atık ek yakıt
olarak kullanılmıştır. Ayrıca iki yakma
tesisinde 44.000 ton atık yakılmıştır.
99/31/EC sayılı Atıkların Düzenli
Depolanmasına İlişkin Direktif
Atıkların Düzenli Depolanmasına
Dair Yönetmelik (Resmi Gazete:
26.03.2010, No. 27533) ile uyumlaştırılmıştır.
Yeni düzenli depolama sahalarının
inşasının, mevcut düzenli depolama sahalarının rehabilitasyonunun,
biyobozunur atıkların azaltılmasına
ilişkin strateji uyarınca kompost ve
biyogaz tesislerinin inşa edilmesinin
yüksek yatırım maliyetleri göz önünde
bulundurulduğunda, Türkiye’de
bu Direktifin tam uyumunun 2023
yılında gerçekleşmesi öngörmektedir.
Yönetmelik doğrultusunda vahşi atık
depoları rehabilite edilerek, 2013 yılı
itibari ile ülkemizde düzenli depolama tesisi sayısı 69’e ulaşmıştır. Bu
tesisler ile 903 belediyede 44,5 milyon
nüfusa hizmet verilmektedir. Ayrıca
tehlikeli atıkların bertarafına yönelik 7
adet düzenli depolama tesisi bulunmaktadır.
75/439/EEC sayılı Atık Yağlara İlişkin Direktif ,( ve 87/101/EEC sayılı
Direktif)
Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
(Resmi Gazete: 21.01.2004, No: 25353)
ile uyumlaştırılmıştır. 2013 yılı itibari
ile 42 adet tesiste 39.500 ton atık yağ
geri toplanmıştır.
96/59/EC sayılı PCB ve PCT Atıklarına İlişkin Direktif
PCB / PCT’lerin Kontrolü Yönetmeliği (Resmi Gazete: 21 Ocak 2007, no.
26739) ile uyumlaştırılmıştır.
Kalıcı Organik Kirleticilere ilişkin
Stockholm Sözleşmesi’nin Onaylanması ve Kabul Edilmesi konulu ve
5871 sayılı Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır
(Resmi Gazete:14.04.2009, No. 27200).
Stockholm Sözleşmesi’ne göre, PCB
içeren teçhizat ve materyaller 2025
yılına kadar bertaraf edilecektir. Bu
tarih, PCB/PCT teçhizatları ve materyallerinin ortadan kaldırılmasına
yönelik son tarih olarak belirlenmiş
olup, yönetmeliğin tam uygulama
tarihi 2025’tir.
91/157/EEC sayılı Piller ve Akümülatörlere İlişkin Direktif (ve 98/101/EC
sayılı Direktif) ve 93/86/EC sayılı Pil
ve Akümülatörlerin Etiketlenmesine
İlişkin Direktif
Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği (Resmi Gazete:31.08.2004, No.25569) ile uyumlaştırılmıştır..2013 yılı sonu itibari ile 526
ton pil toplanmıştır. 64.000 ton akü
toplanmıştır.
259/93/EEC sayılı Atıkların Taşınımına İlişkin Direktif
Türkiye, 15 Mayıs 1994 tarihinde Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Hareketi ve
Bertarafının Kontrolüne ilişkin Basel
Sözleşmesi’ni, 14 Ocak 2004 tarihinde ise Akdeniz’de Tehlikeli Atıkların
Sınırötesi Hareketleri ve Bertarafindan Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi
Protokolünü onaylamıştır.
Bu Tüzüğün tüm hükümlerinin uygulanmasına üyelik ile başlanması öngörülmekte olup, anılan sözleşmeler
gereğince işlem yapılmaktadır.
Atık Elektrikli ve Elektronik Teçhizatlara ilişkin (WEEE), 27 Ocak 2003
tarihli ve 2002/96/AT sayılı Avrupa
Parlamentosu ve Konsey Direktifi
(2012/19/EU sayılı direktif ile 15
Şubat 2014 tarihinde yürürlükten
kalkacaktır.)
Atık Elektrikli ve Elektronik Atıkların
Kontrolü Yönetmeliği ile uyumlaştırılmıştır. (Resmi Gazete No: 28300
tarih:22.05.2012) Elektrikli ve elektronik eşyalarda bazı zararlı maddelerin
kullanımının sınırlandırılması, bu
sınırlandırmalardan muaf tutulalacak
uygulamaların belirlenmesi, elektrikli
ve elektronik eşyaların ithalatının
kontrol altına alınması, atık elektrikli
ve elektronik eşyaların ayrı toplanması için bir sistemin kurulması,
atık elektrikli ve elektronik eşyaların işlenmesi için bir izin sisteminin
45
kurulması, piyasaya sürülen her yeni
elektrikli ve elektronik eşya için yeniden kullanım ve işleme bilgilerinin
sağlanması, bilgilendirme ile raporlamanın sağlanması, etkili bir denetim
ve gözetim sisteminin kurulması
gerçekleştirilecektir.. Toplama ve geri
dönüşüm hedeflerinin 2018 itibariyle
gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.
32 adet işleme tesisinde 6.000 ton Atık
Elektrikli ve Elektronik toplanmıştır.
Atık Ulusal Programının oluşturulması için ise;
4. Kardeş Direktif (2004/107) ile % 70
uyumludur.
2008 yılı için yaptırılan proje ile; AB
müktesebatının üstlenilmesine ilişkin
“Ulusal Atık Yönetim Planının” hazırlanmış olup, bu kapsamda “Katı Atık
Ana Planı” oluşturulmuştur. Ancak, bu
süre zarfında kaydedilen gelişmeler
göz önüne alındığında Planın revize
edilmesi gündemdedir.
2006/21/AT sayılı Maden Atıkları
Direktifi
Hava kalitesinin iyileştirilebilmesi için
ülkemizde de tüm gelişmiş ülkelerde
olduğu gibi çeşitli yasal düzenlemeler yürürlüktedir. Bunların bir kısmı
sanayi, ısınma, trafik gibi kirletici
kaynakların kontrolüne yönelik, bir
kısmı da soluduğumuz havanın kalitesine ilişkindir. Kirliliğin kontrolüne
ilişkin düzenlemelerle hedeflenen,
hava kirliliğinin insan sağlığı ve çevre
üzerindeki zararlı etkilerini önlemek
veya azaltmak için belirlenmiş hava
kalitesi hedeflerini sağlamaktır.
Asitleşme, ötrofikasyon ve yer seviyesi
ozondan ileri gelen çevre ve insan
sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerin
iyileştirilmesi için ulusal emisyonların [kükürt dioksit, azotoksitler,
uçucu organik bileşikler ve amonyak ] sınırlandırılmasını amaçlayan
Ulusal Emisyon Tavanları Direktifi
hava kalitesi müktesebatı altında yer
almaktadır. Müktesebat çerçevesinde
uyumlaştırmakla yükümlü olduğumuz
bu direktif kapsamında kükürt dioksit, azotoksitler, amonyak ve uçucu
organik bileşikler kirleticileri için üye
ülkelere tavan değerler getirilmiştir.
Bakanlığımızca mevzuata altlık teşkil
eden emisyon envanteri ve emisyon
tahminleme çalışmaları yürütülmekte
olup, nihai tavan değer AB ile müzakereler sonucunda belirlenecektir. Bu
nedenle hazırlanan taslak yönetmelik
yayımlanamamaktadır.
Direktifin uyumlaşmasına yönelik,
Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali
İşbirliği Aracı (IPA-1) kapsamında
uyumlaştırma çalışmaları devam
etmektedir. Projenin eşleştirme ve
tedarik bileşenleri tamamlanmış
olup, teknik yardım bileşeni çalışmaları halen devam etmektedir. Teknik
yardım bileşeninin 27.04.2014 tarihinde tamamlanması planlanmaktadır.
Bakanlığımız tarafından “Maden Atıklarının Yönetimine Dair Yönetmelik
Taslağı” hazırlanmış olup, sözkonusu
Yönetmelik Taslağının 2016 yılı içinde
resmi olarak kurum görüşlerine açılması planlanmaktadır.
Elektrikli ve Elektronik Teçhizatlarda
Belirli Tehlikeli Maddelerin Kullanımının Sınırlandırılmasına ilişkin, 27
Ocak 2003 tarihli ve 2002/95/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey
Direktifi.
Elektrikli ve Elektronik Eşyalarda
(EEE) Bazı Zararlı Maddelerin Kullanımının Sınırlandırılmasına Dair Yönetmelik” (Resmi Gazete: 30.05.2008,
No. 26891).ile uyumlaştırılmıştır.
İlgili Direktifle tam uyumlu olan bu
yönetmelik 30 Mayıs 2009 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Ancak 22.05 2012
tarihinde yayımlanarak yürürlüğe
giren AEEE yönetmeliği kapsamına
alındığı için EEE yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Sektör ile işbirliği içinde yapılan çalışmalar, piyasaya sunulan ürünlerin
çoğunun yönetmeliğe uygun üretildiğini göstermiştir. Direktifin tam
olarak uygulanmasına 2018 yılında
geçilecektir.
Orta vade hedef olarak belirlenen
46
Ülkemizde hava kalitesi yönetimine
ilişkin usul ve esaslar Avrupa Birliği
(AB) çevre mevzuatıyla tam uyumlu
olan “Hava Kalitesi Değerlendirme
ve Yönetimi Yönetmeliği” ile temel
olarak 13 kirleticiye (SO2, PM10,
NOx,..) dair, insan sağlığı ve çevrenin korunabilmesi için sağlanması
gerekli olan limit değerler belirlenmiştir. Nihai olarak AB ülkelerindeki
hava kalitesi değerlerine ulaşılması
hedeflenen bu Yönetmelikte; 2014
yılına kadar mevcut hava kalitesi sınır
değerlerinin kademeli olarak azaltılması; 2014 yılından itibaren de tedbir
alma yükümlülükleriyle beraber yine
kademeli olarak ana hedefin yakalanması öngörülmektedir. İnsan sağlığı
ve çevrenin korunabilmesini teminen
ülkemizde hava kalitesi sınır değerleri
her yıl azalmakta; dolayısıyla mevcut
hava kalitesinin iyileştirilmesi için
atılması gerekli adımların önemi her
geçen yıl daha da artmaktadır. Mevzuatımıza göre bir alanda, öncelikle
hava kalitesinin mevcut durumu tespit
edilmeli, iyileştirme gerekiyor ise;
kirliliğin boyutuna göre yerel ölçekte
temiz hava eylem planları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Ayrıca Hava
Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi
Yönetmeliği; Dış Ortam Hava Kalitesinin Değerlendirilmesi ve Avrupa İçin
Daha Temiz Hava Direktifi (CAFE) ve
Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği ve
Entegre Kirlilik Önleme çalışmaları
kapsamında Avrupa Birliği mevzuatına ve ulusal şartlar göz önünde
bulundurularak AB Direktifleri esas
alınmak kaydıyla mevzuat hazırlama
ve uyumlaştırma çalışmaları yürütülmektedir.
Büyük Yakma Tesisleri Yönetmeliği ile
Büyük Yakma Tesisleri Direktifi uyumlaştırılmış ve uygulamadadır.
Avrupa Birliği mevzuatında yakıt
kalitesine yönelik olarak ülkemiz
tarafından uyumlaştırılması gereken 2
temel Direktif yer almaktadır. Bazı Sıvı
Yakıtların Kükürt İçeriğinin Azaltılmasına İlişkin Direktif ve Benzin ve
Motorin Kalitesi Direktifi’dir. Her iki
Direktif de Çevre Faslı açılış kriterleri
arasında yer aldığından, ulusal mevzuata aktarılmıştır.
99/32/EC sayılı Direktif, Bakanlar
Kurulu Kararı ile yürütülen Bazı
Akaryakıt Türlerindeki Kükürt Oranının Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik
ile diğer ilgili kurumların da katılım
sağladığı Görev Gücü marifetiyle 2009
yılında uyumlaştırılmıştır.
98/70/EC sayılı Direktif ise, ilk olarak
2004 yılında Benzin ve Motorin Kalite-
si Yönetmeliği ile uyumlaştırılmıştır.
2013 yılında ise bu direktifi değiştiren
2009/30/EC Direktifinde yer alan
benzin ve motorin kalitesine ilişkin
esaslar Yönetmelik sadeleştirme
çalışmaları çerçevesinde Egzoz Gazı
Emisyonu Kontrolü ile Benzin ve Motorin Kalitesi Yönetmeliği ile uyumlu
hale getirilmiştir. Ayrıca, ilgili EPDK
mevzuatında da benzin ve motorin
kalitesine ilişkin Direktif ile uyumlu
hükümler yer almaktadır.
Çevresel gürültünün kontrolü ile
ilgili olarak ise; AB Çevresel Gürültü
Direktifi, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği
ile uyumlaştırılmıştır. Söz konusu
direktife göre nüfusu 100 binden
fazla olan şehirleşmiş alanlar için
gürültü sorununun belirlenmesine
yönelik gürültü haritalarının ve harita
sonuçlarına göre kontrol tedbirlerini
içeren eylem planlarının hazırlanması
gerekmektedir. Direktifin uygulanması için, IPA 2009 programına önerilen
ve kabul edilen “Çevresel Gürültü
Direktifi İçin Uygulama Kapasitesi
Projesi 28 haziran 2013 tarihinde başlatılmıştır. Proje kapsamında: 5 büyükşehrimiz olan İstanbul, Ankara,
İzmir, Bursa ve Kocaeli’nde yoğun
demiryolu, otoyollar ve sanayi
alanları için gürültü haritaları
hazırlanacaktır. Ayrıca bu
Proje ile Türkiye genelinde
veri temini, gürültü haritalama ve eylem planları
hazırlama konularında
Türkiye genelinde yaklaşık 180 kişiye eğitim
verilerek kapasite
geliştirilecektir.
Çevre Yönetimi
Genel Müdürlüğü
Yönetmeliğin tam anlamıyla
uygulanması için uygulama
planlarının hazırlanmasına ilişkin
çalışmalar ulusal ve stratejik planlar
ile belirlenen hedefler çerçevesinde
devam etmektedir.
Söz konusu yönetmeliğe bağlı olarak
çıkarılan Hassas ve Az Hassas Su
Alanları Tebliği, Orman ve Su İşleri
Bakanlığı tarafından yürütülmekte
olan Türkiye’de Havza Bazında Hassas
Alanların ve Su Kalitesi Hedeflerinin
Belirlenmesi Projesi proje sonucunda
belirlenecek olan hassas ve az hassas
su alanları ile güncellenecektir. Buna
müteakip hazırlanacak Kentsel Atıksu
Uygulama Planı ile mevzuatın tam
manasıyla uygulanabileceği öngörülmektedir.
2006 yılında
yayımlanan Kentsel Atıksu Arıtımı
Yönetmeliği ile
Kentsel Atıksu
Arıtımı Direktifi ulusal mevzuata tam
olarak uyumlaştırılmıştır.
Yönetmelik ile kanalizasyon
sistemlerine boşaltılan
kentsel ve belirli endüstriyel
atıksuların toplanması,
arıtılması ve deşarjı, atıksu
deşarjının izlenmesi, raporlanması
ve denetlenmesi ile ilgili teknik ve
idari esaslar belirlenmiştir.
47
48
49
TÜRKAK Akreditasyonu ve
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetki belgemizle
İSG Mevzuatı kapsamında;
toz, gürültü, termal konfor,
aydınlatma, titreşim, iç ortam gaz
Çevre Mevzuatı kapsamında;
emisyon, imisyon ve gürültü
ölçümleri konusunda hizmetinizdeyiz.
www.ekoteknikisg.com
www.ekoteknikcevre.com
50
Ekoteknik Çevre Laboratuvarı
51
MAKALE
Hüseyin Gelmez
E.Çevre Yönetimi Gen.Md.Yrd.
ÇARE Çevre Danışmanlık Firması
Çevre Koordinatörü
TÜRKİYE’DE
ATIK YÖNETİM
UYGULAMALARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ (2)
ENDÜSTRİYEL ATIK YÖNETİMİ
• Tehlikeli atık üreten sanayi tesislerinin kayıt altına alınması hususunda
önemli mesafe kaydedilmekle birlikte
küçük ölçekli tesisler hala sisteme
girmekte direnmektedir. Bu noktada
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerinin
kesin olarak bu işi tamamlamaları
gerekir. Bir tarafta kayıt altına giren
tesis mevzuat çerçevesinde takibe
alınıp denetlenirken, yanında faaliyet
gösteren ve kayıt altına girmemiş
başka bir tesis ile ilgili hiçbir işlem
yapılmıyorsa adil yönetimden söz
etmek mümkün değildir. Tehlikeli
atıklar konusunda bugün uygulanan
beyan sistemi artık güncellenmelidir.
Yılsonu itibariyle yapılan beyanlar ve
geriye dönük olarak belgelerin değerlendirilmesi ve doğrulaması çalışmaları ancak iki yıl sonra tamamlanabilmektedir. Örneğin bu yıl içinde ancak
2012 yılı verileri değerlendirmeye açılabilecektir ki bugün için bu veriler bir
anlam taşımayacaktır. Bunun yerine
mobil takip sistemlerinin bir an evvel
hayata geçirilmesi ve akredite olan
servis sunucular tarafından Bakanlık
birimlerine çevrimiçi bilginin akışının
sağlanması gerekmektedir. Bu sayede
Bakanlığa anlık bilgi akışı sağlanacak
ve envanter çıkarılmış olacaktır. Ayrıca, atık beyanının yılsonu yerine o yılın
başında alınması ile yılın sonunda
atık muhasebesinin tamamlanmasına
imkân tanınacaktır. AB ülkelerinde
uygulama bu yöndedir.
• Tehlikeli atık yönetiminde yatırımlar
geri kazanım konusunda yoğunlaşmış
52
görülmektedir. Ancak, ülkemizdeki
fiiliyat, bu konuda faaliyet gösteren
mevcut hurdacıların ıslahı yönündedir. Bölgesel hizmet verecek entegre
tesislerin varlığına hala ihtiyaç vardır.
Kritik tehlikeli atık yatırımları için
(bunların arasında tehlikeli atık yakma tesisleri de var) Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı tarafından belediyelere
verilen destekler gibi mali yardımlar
bu tesislere de sağlanabilir. Bu yönde
düzenlemeler yapılabilir.
• Türkiye’de çimento sektörü son yıllarda ciddi bir büyüme göstermektedir. İnşaat sektörüne paralel giden bu
büyüme daha fazla hammadde, yakıt
ve enerji ihtiyacına neden olmaktadır.
Birçok atık malzeme çimento üretiminde hammadde kaynağı olarak
kullanılmaktadır. Alternatif yakıtların
kullanımı ile ülkemizdeki çimento
fırınları bir nevi atık yakma tesisi
görevi de üstlenmiştir. Ancak buradaki
en önemli fark atık yakma tesisleri
yok etme işlemini gerçekleştirirken,
çimento fırınlarının “birlikte yakma”
özelliği ile atıkların ısıl enerjisini
kullanması yani enerji geri dönüşümü
yapmasıdır. Bu nedenle atıkların çimento fırınlarında yakıt olarak kullanılması bertaraf değil, “geri kazanım”
olarak sınıflandırılmıştır. Çimento
fırınlarında atık yerine Atıktan Türetilmiş Yakıt (ATY) yakılması gerekir.
Gelişmiş AB ülkelerinde ATY kullanımı
yıldan yıla artmaktadır. Ülkemizde de
ATY tesisleri ciddi şekilde çoğalıyor.
Bunun nedeni işin basit görünmesi ve
bu konuda bir standartın olmamasıdır.
ATY tesislerinde uyulması gereken
kurallar ve bulundurulması gereken
ekipmanlar tebliğ olarak çalışılmış
fakat henüz yayımlanmamıştır. Bu
tesislerde atıkların homojenize olarak
ve laboratuarda yapılan ölçümler neticesinde hangi atığın hangi oranda karışıma dâhil edileceğine dair reçetenin
uygulandığı atık karıştırma bölümünün mutlaka bulundurulması gerekmektedir. Böylelikle çimento tesisleri
için ATY kalite standartlarının oluşturulması gerekmektedir. Günümüzde
yaşanan uygulamalarda ise böyle bir
reçete, karışım oranları uygulanmadığı gibi, kamyon üstünde karışım yapan
dahi bulunmaktadır. Bunun ne çevre
ile ne de lisans konusu ile uzaktan
yakından alakası yoktur ve yanlış bir
uygulamadır. ATY tesislerinde olması
gereken bir diğer konu ise kurutma
üniteleridir. Kurutma fırını olmayan
Çimento tesislerinin de kurutulmamış
çamur kabul etmesi önlenmeli ve
kurutma tertibatı olmayan ATY tesislerine de çamur kodu verilmemelidir.
Bu nedenle ATY mevzuatının bir an
evvel yayımlanarak yürürlüğe girmesi
gerekir. ATY tesisleri ile çimento tesisleri aynı amaca hizmet etmektedirler. Nakliye firmaları ise, çimento’ya
ait yetki belgelerini bir işin yapılabilir
ve sürdürülebilir sınırlarını aşmadan
kullanmalı ve bu konuda çimento
tesisleri de seçici olmalıdır. Ancak,
gözlemlenen odur ki, lisanslı atık
taşıma firmaları şu an lisanslı tesisler
gibi çalışmakta ve fatura kesmektedir.
Buna karşın verilen hizmetin doğruluğu tartışılmaktadır. Atık taşıma
firmaları adeta “Atık Tüccarı” vasfı ile
her atığı bertaraf edebilme gücünü
ellerinde bulundurmaktadırlar. Atığın
bertaraf maliyetleri (ki gerçekten o
atık bertaraf ediliyorsa) çok önemli bir
unsur olmakla birlikte, çevre kurallarından yoksun nakliye ve bertaraf
tesisleri yüzünden olması gereken
uygulamalardan maalesef uzaklaşılmaktadır. Bu konuda atık taşımaya
ilişkin mevzuat masaya yatırılarak
tekrar değerlendirilmelidir.
• Tehlikeli özellik göstermeyen
endüstriyel atıkların yönetimi hakkında mevzuat olmakla birlikte henüz
uygulama hayata geçirilememiştir.
Aslında sistem tehlikeli atık yönetiminden farklı değildir. Aynı sistem
ve yazılım dâhilinde bu atıkların da
yönetiminin sağlanması çok rahatlıkla gerçekleştirilebilir. Burada geçiş
süreleri çok önemlidir. Bu mevzuatta
sıkıntı yaratan konu metal sektörüdür
ve mevzuatın uygulanmasını sabote
eden başlıca faktördür. Halbuki hurda
metal toplama ve bunları işleyen tesisleri düzenleyen hususlara uyularak
gerekli izinlerin alınması halinde sektörün hava emisyon değerlerine ilişkin
yaşadığı problemler de önemli ölçüde
çözülmüş olacaktır. Metal sektörüne
özel ayrı bir mevzuat çalışması da
uygulamaya biran evvel geçilebilmesi
için alternatif çözüm olabilir.
• Bu noktada gündeme gelmesinde fayda görülen bir konu MKE’nin
pozisyonudur. Devlete ait bazı ömrünü
tamamlamış tesislerin metal aksamının söküm işleri MKE tarafından
ihale edilmektedir. Ancak, bu tür
tesislerde kalıcı organik kirleticiler,
asbest gibi tehlikeli atıklar söz konusu
olabilmektedir. Bu tesislerin sökümünün hurdacılar tarafından yapılması
çevresel açıdan çok önemli riskler
oluşturduğu gibi çevre mevzuatı karşısında da bir suç teşkil etmektedir.
Aynı problem ömrünü tamamlamış
araçlar konusunda da MKE ile yaşanmış, fakat belli bir takvim içinde MKE
kendini ilgili mevzuat çerçevesinde
güncellemiş, yapması gereken altyapı
tesislerini yatırım programına almıştır. Yukarıda bahsedilen konuda da
benzer bir çalışma yapılması gerekmektedir. Özellikle Hafriyat Toprağı,
İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü
Yönetmeliği kapsamında güncelleme
çalışmaları yapılmalıdır.
• Maden atıklarının yönetiminde,
özellikle büyük miktarlarda ortaya
çıkan pasaların yönetiminin yürürlükteki atık yönetimi mevzuatı ile çözülmesi büyük sorun teşkil etmektedir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı burada
bu tesisler için belirlenen çevre kalite
değerlerini belirlemeli ve ölçümler
yoluyla denetimlerini yapmalıdır.
Proje onayı, kontrolörlük hizmetleri
gibi mühendislik hizmetleri uzman
kuruluşlar aracılığı ile yapılmak üzere
yasal zemin oluşturulmalıdır. Avrupa
Birliği Katılım Öncesi Mali İşbirliği
Aracı (IPA-1) kapsamında maden
atıklarının yönetimi hususunda
Fransa-İtalya konsorsiyumunun teklifi
kabul edilerek eşleştirme bileşenleri
çalışmaları tamamlanmıştır. Eşleştirme bileşenleri kapsamında temel
olarak Avrupa Birliği’nin Maden Atıkları Direktifinin ulusal mevzuatımıza
Maden Atıklarının Yönetimi Yönetmeliği olarak kazandırılması planlanmıştır. Bu kapsamda Maden Atıklarının
Yönetimi Yönetmeliği’nin yürürlüğe
girmesi büyük önem arz etmektedir.
Ayrıca, maden atığı bertaraf tesislerinin lisanslandırılması için gereken
işlemler, maden atığı bertaraf tesislerinden talep edilecek mali teminatın
hesaplanmasında kullanılmak üzere
bir kılavuz hazırlanması, direktifin
uygulanmasının maden sektörüne
etkilerinin belirlenmesi için uygulama ve mali strateji hazırlanması gibi
çalışmaların da yer aldığı bu proje
çıktılarının hayata geçirilmesi sektör
ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulamaları için önem taşımaktadır.
53
TIBBİ ATIKLAR
VE ÖZEL ATIKLARIN YÖNETİMİ
• Tıbbi atıkların zararsız hale getirilmesi konusunda merkezi sterilizasyon ve yakma tesisleri kullanılması
benimsenmiştir. Bu konuda belli bir
kapasite oluşmuş ve bölgesel faaliyet gösteren tesislerle birlikte 81 ilin
tıbbi atıkları toplanarak zararsız hale
getirilmektedir. Tıbbi atık kavramından daha geniş anlam ifade eden
sağlık kuruluşları atıkları kavramına geçilmesi gerekmektedir. Tıbbi
atıklar Yönetmeliğindeki “Yakma” ile
ilgili madde düzeltilmelidir. Böyle bir
zorunluluk büyük merkezlerde yapılması planlanan sterilizasyon tesislerine darbe vurmuştur. Sterilizasyon
hizmetlerinin belediyelerin kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle verilemeyen beldelerde, Sağlık Bakanlığı ile de
anlaşma sağlanarak hastaneler içinde
yapılabilmesine imkan sağlayacak
düzenlemeler tartışmaya açılabilir.
Zararsız hale getirilen tıbbi atıklar
çimento sektöründe enerji geri kazanımı maksadıyla değerlendirilebilir.
• Atıkların toplanması ve sonrası yönetimi sürecinde özel atıklar,
muhtevalarında bulunan gerek ağır
metaller, gerekse de sakıncalı unsurlar sebebiyle kentsel atıklardan
ayrı olarak sisteme dâhil edilmelidir.
Madeni atık yağlar konusunda “baz
yağ” üretim zorunluluğuna yönelik politikalara devam edilmelidir.
Mevzuatta kategori tanımlamasında
sadeleşmeye gidilerek iki kategoride
değerlendirme yapılması yönündeki
taslak çalışmaların tekrar ele alınarak
hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Atık madeni yağların toplanması
konusunda tek yetkili olarak faaliyet
gösteren PETDER belli bir kapasitenin
üzerine çıkamamaktadır. Dolayısıyla
bu atıkların toplanmasında alternatif
unsurları da (geri kazanımcıların da
toplama yapmasını sağlamak v.b. gibi)
tartışmaya açmakta fayda görülmektedir.
• Toplanan atık pillerin gömülmesi
yerine geri kazanımına ilişkin projeler desteklenmelidir. Bu konuda
bir TÜBİTAK projesi yürütülmüştür.
Daha geniş perspektif ile bakılarak
elektronik atıklar içinde bulunan eser
elementlerin geri kazanımı için de bir
tesis kurulması için bir altyapı oluşturulmalıdır. Bugün için bunların pek
çoğu ihraç edilmektedir.
• Bitkisel atık yağlardan biyodizel
üretimine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının girişimleriyle Maliye Bakanlığı
tarafından ÖTV muafiyeti getirilmiştir. Bu konuda Uygulama Tebliği de
yayınlandı. Bu hamle ile bitkisel atık
yağ toplama konusunda bir sıçrama
olacağı beklenmektedir.
• Tüm atık sektörüyle bir araya gelerek Atık Stratejisi ve Eylem Planının
yeniden oluşturulması gerekmektedir. Bu yolla belirlenen dönemler
için somut eylemler ve bütçelerinin
oluşturulması sağlanabilir. Bu dönemler 5 yıllık bir süreyi kapsayabilir.
Atıkların Kaynağında Ayrı Toplanması
(AKAT) na ilişkin sivil toplum çalışmaları tekrar canlandırılarak atıkların
kaynakta ayrı toplanması konusunda
yeni bir heyecan ve birliktelik tekrar
başlatılabilir.
Çalışanlara yapılan rutin tıbbi
tetkikler ile periyodik sağlık kontrolleri
için Türkiye’nin her yerinden
bize ulaşarak mobil hizmetlerimizden
yararlanabilirsiniz.
İletişim Bilgilerimiz:
Tel: + 90 312 344 01 96
Fax: +90 312 343 66 46
www.ekoteknikisg.com
[email protected]
54
MAKALE
Nevsal Nizamoğulları
Teknik Koordinatör
3M İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü
Kişisel Koruyucu
Donanımlar ve Seçimi
İnsanın en temel sosyal haklarından biri olan çalışma yaşamı, ortamdan; yapılan işlemlerden, kullanılan ve/veya üretilen maddelerden kaynaklanan pek çok olumsuz risk
faktörlerini içermektedir.
Ç
alışma ortamındaki risk
faktörlerinden korunmada
hiyerarşi; tehlikenin kaynağından, mümkün değil ise
ortamdan giderilerek yok
edilmesi veya azaltılarak önlenmeye
çalışılmasıdır. Ancak bu önlemlerle
kişisel maruziyetin önlenemediği
veya azaltılamadığı durumlarda diğer
önemli koruma metodu da kişisel koruyucu donanım kullanımıdır. Sanayi
Devrimi ile birlikte kişisel koruyucu
donanımlarla ilgili önemli ilerlemeler
kaydedilmiş, Birinci Dünya Savaşı
ve sonrasında gelişen teknoloji ile
çalışma ortamında korunma ihtiyacı
için çözümler bulunmuştur. Günümüzde teknoloji ve konfor açısından
mükemmel biçimde geliştirilmiş ve
çok sayıda seçenekleri ile kullanıma
sunulan kişisel koruyucu donanımlar,
bu alanda araştırma ve geliştirmeye
büyük yatırımlar yapan dev bir endüstrinin ürünleridir.
Koruma ve konforun bir arada
sağlanabilmesi, ihtiyaçların belirlenmesi; bu ihtiyaca uygun
kişisel koruyucuların doğru seçimi;
kullanıcıların onayının alınması;
etkin kullanım için eğitim verilmesi gibi bir dizi işlemi gerektiren
önemli bir konudur. Kişisel koruyucu
donanımların seçimine karar verilirken etkili olan en önemli unsurlardan biri standartlara uygun olup
olmadığının bilinmesidir.
Üretimde kalite ve standart
kavramının yerleşmesi ile, sadece
56
malın üretilmesi değil, hammaddesinin niteliği, üretim metodu,
işyerindeki çalışma koşulları,
çalışanların sağlığının ve çevrenin
korunması, satış sonrası hizmetleri
de önem kazanmıştır. Tüm ülkeler
kendi standartlarını hazırlamak için
çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır.
Almanya’nın DIN, İngiltere’nin BSI,
Amerika Birleşik Devletleri’nin
ANSI, Kanada’nın CSA, Japonya’nın
JİS, Türkiye’nin TS gibi standartları
karşımıza çıkmaktadır. Ülkeler bu
konuda ortak pazarlarında aynı
dili konuşmak, ortak standartları
belirlemek için bir dizi çalışma
başlatmışlardır. Avrupa Birliği ülkelerinin girişimi ile başlayan çalışmalar
Avrupa Standartlar Komitesi CEN,
Avrupa Elektroteknik Standartlar
Komitesi GENECES ve diğer alt
komiteler aracılığı ile yürütülmüştür.
Avrupa Birliği tarafından 1989 yılında
89/686/EEC ve 93/68/EEC direktiflerini (Conception of Personal
Protective Equipments) yayınlayarak
kişisel koruyucu donanım kavramı
tanımlanmış ve yapılması gereken
düzenlemeler genel bir çerçeve içerisinde açıklanmıştır. Kişisel koruyucu
donanımlar ile ilgili anahtar rolü
oynayan direktifler;
• 89/391/EEC İş Güvenliği Direktifi
• 89/656/EEC Kişisel Koruyucu
Donanım Kullanımı Direktifi
• İşveren ve işçinin
sorumlulukları
• Uygun Donanım Seçimi, CE
Sertifikası
• İşçilerin Eğitimi
• 89/686/EEC Kişisel Koruyucu
Donanım üreticilerinin CE sertifikası
olarak sıralanabilir.
Söz konusu direktiflerin yayınlanmasından günümüze kadar geçen sürede
konuları ile ilgili uzmanların yer aldığı
çalışma grupları aracılığı ile solunum
koruyucular, yüz ve göz koruyucular,
işitme koruyucular, koruyucu eldivenler, baş koruyucular, ayak koruyucular
ve koruyucu giysiler ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.
Standartlarla ilgili çalışmalar “European Norm-EN” adı altında ürünlerin taşıdıkları özelliklere göre nasıl
üretilmeleri ve nasıl test edilmelerini
açıklayan belgeler olarak yayınlanmaktadır. Ürünlerin kendi grubundaki
standartlara uygun olup olmadığı ise
yetkili ve akredite edilmiş laboratuarlara sahip kuruluşlar aracılığı ile test
edilmekte ve standarda uygunluğu
belgelendirilmektedir.
Ülkemizde de Türk Standartları Enstitüsü tarafından 89/686/EEC ve 93/68/
EEC direktifleri çerçevesinde kabul
edilen standartlar, dilimize çevrilmekte ve ilgili kuruluşların görüşleri
alınarak adapte edilmektedir. TS-EN
olarak yayınlanan standart çalışmaları özellikle çalışanların sağlığı için
büyük önem taşımaktadır.
Kişisel koruyucu donanım tedarikçileri, konunun direkt insan sağlığı
ile ilgili olduğunu; üretici ve tüketici
ile aynı sorumluluğu paylaştıklarını
unutmamalıdırlar. Bu konuda ülkemizde sorumsuzca süregelen zincirin
kırılmasını öncelikle kullanıcıların ve
karar vericilerin bilinçlenmesi; satıcıların standartlara uygunluk belgesi
olmayan ürünleri satmama yönünde
kararlı olmaları; üreticilerin üretimlerinde gereken düzenlemeyi yapmaları
ve ürünlerini test ettirerek belgeledirmeleri ile sağlayacaktır.
Seçilecek kişisel koruyucu donanım-
ların CE işareti taşımasına dikkat
edilmeli, CE işaretlemesi olmayan
ya da güvenliğinden şüphe duyulan
donanımlar kullanılmamalıdır. Doğru
kişisel koruyucu donanımın seçilebilmesi için tehlikelerin tanımlanması ve risklerin değerlendirilmesi
gereklidir. Çalışma ortamında, proseste, çalışma koşullarında, kullanılan kimyasal ve hammaddelerdeki
değişimlerde bu adımlar tekrarlanmalıdır. Kişisel koruyucu donanımın
taşıması gereken güvenlik koşulları
hakkında kullanım kılavuzundan
bigi edinilmelidir. Kişisel koruyucu
donanımın seçiminde ayrıca riske
ilişkin limit değerlere de dikkat
edilmelidir. İşveren, hangi tür kişisel
koruyucu donanımın hangi risklere
karşı, nasıl, ne kadar süre kullanılacağı hakkında yeterli bilgi ve uygulamalı eğitimi çalışanlara vermeli,
görüşlerini almalı ve katılımlarını
sağlamalıdır.
57
DRAEGER
Draeger’e
TOS+H Expo 1.Türk İş Güvenliği
ve Sağlığı Fuarı’nda Yoğun İlgi
Bu sene 125.yılını kutlayan Draeger’in, Türkiye’de yerleşik şirketi Draeger Safety Korunma Tekn. Ltd. Şti.’nin, 5-7 Mayıs 2014 tarihleri arasında İstanbul Haliç Kongre
Merkezi’nde VII. Uluslararası İş Sağlığı ve Konferansı’na paralel olarak düzenlenen
TOS+H Expo I.Türk İş Güvenliği Ve Sağlığı Fuarı’ndaki standına ilgi büyüktü.
T
.C. Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı’nın
öncülüğünde gerçekleştirilen bu tip etkinliklerin,
yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu
58
gerekliliklerin duyurulması, tüm
endüstriyel sektörlerde bu bilincin
yerleştirilmesi ve farkındalığın attırılması açısından çok büyük katkı
sağladığının düşüncesindeyiz.
Draeger ürün portföyünde
bulunan, Kişisel Koruyucu
Ekipmanlardan
Kimyasal
Koruyucu Elbiselere, Portatif Gaz Algılama Cihazlarından Endüstriyel Tip Sabit Gaz
Algılama Sistemlerine kadar
pek çok farklı ürünün yanısıra, Espuna, Hellberg ve Enha
gibi KKD markalarının da
ürünlerine yer verirken, Peli
fenerler ve Lukas Kurtarma
Ekipmanlarını da standında
sergiledi.
DRÄGER OXY 3000/6000
Oksijenli
Ferdi
Kurtarıcılar
Pek çok ülkede, madencilik yasalarında şart koşulduğu üzere, bir maden kazası sırasında yer
altında olan tüm personelin yeterli seviyede eğitim almış olması ve gerekli ekipmana yeterli sayıda sahip olması gerekmektedir. Ayrıca madenlere özel etkin kaçış stratejilerinin geliştirilmesi,
can kayıplarını önleme açısından gün geçtikçe daha büyük önem kazanmaktadır. Bu gereklilikler ve geçmişte yaşanan maden kazalarından hareketle , Draeger ürün portföyünde bulunan
ve yeraltındaki madenlerden bireysel olarak kaçmayı kolaylaştıran Oksijenli Ferdi Kurtarıcıları,
uzun AR-GE çalışmaları sonucunda geliştirmiştir.
D
raeger Oxy 3000/6000
Oksijenli Ferdi Kurtarıcılar,
solunum hızı 35 L/dk iken
30 dakika ve 60 dakika
kullanılabilen seçenekleriyle, acil
durumlarda kullanıcısına ortam
havasından bağımsız solunabilir hava
sağlayan, oksijen eksikliği, duman ya
da Karbon Monoksit gazı gibi toksik
gazların bulunduğu ortamlarda bir
sonraki güvenlik noktasına varılması
ya da yeryüzüne varış için kullanıcıya
yeterli zamanı sağlayan cihazlardır.
Draeger Oxy cihazlarını benzerlerinden ayıran en önemli özelliği olan
“Güvenlik Gözü”, günlük olarak
cihazın içinde nemin varlığı ve KO2
kartuşunun kontrol edilmesine olanak
sağlayan önemli bir özelliktir. Dâhilî,
entegre darbe emicili metal/plastik
dış gövde, madencilik, kanalizasyon
işleri ve petro-kimya uygulamaları
gibi zor koşullarda meydana gelebilecek hasara karşı içerisindeki KO2
kartuşunu korur.
Bel kemeri veya omuz askısı seçeneği
bulunan Draeger Oxy Serisi Oksijenli
Ferdi Kurtarıcılardan Oxy 3000’in
açılmadan önceki ağırlığı 2.7 kg iken
açıldığında bu ağırlık 1.8 kg’a , Oxy
6000’in açılmadan önceki ağırlığı ise
3.4 kg’dan, kullanım sırasında 2.3
kg’a düşmektedir.
Avusturalya Madencilik Onayı’na da
sahip olan Draeger Oxy 6000, PSA
Direktifi 89/686/
EEC gereğince
DIN EN 13794
standartlarına
uygundur.
İlave bir test
ve bakım gerektirmeden,
10 yıllık hizmet
ömrüne sahip
olan Draeger Oxy
3000/6000’in,
ayrıca eğitimlerde
kullanılan versiyonu da mevcuttur.
59
UZMAN
GÖRÜŞÜ
Kayhan Topaloğlu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
İş Teftiş Kurulu Başkanlığı
İş Müfettişi
Yüksekten Düşmeye Karşı
Kişisel Koruyucu Donanımlar
Bu yazıya, yürekleri sızlatmayacak güzel bir başlangıç yapabilmeyi çok isterdim. Ancak daha yakın zamanda Soma’daki
maden kazasında 301 vatandaşımızı kaybettik ve tüm ülkenin
yüreğine büyük bir ateş düştü. Derken bir Perşembe öğleden
sonra, yıkıcı bir haberle daha sarsıldık. Meslektaşımız İş Müfettişi Naci Ayvalıoğlu’nun Kayseri’de teftiş yaptığı esnada inşaatın 5.
katından düşerek hayatını kaybettiğini öğrendik. Olabileceğine önce ihtimal
vermedik ama maalesef haber gerçekti. Naci görev şehidi olmuştu.
Bu yazıdaki konumuz yüksekten düşmeye karşı kullanılacak
kişisel koruyucu donanımlar. Naci Ayvalıoğlu arkadaşımın da
yüksekten düşerek hayatını kaybetmiş olması benim nazarımda
bu yazıyı daha da önemli kılıyor. Umuyorum ki bir daha böyle
can kayıpları yaşamayalım. Başta Soma’da hayatını kaybeden
vatandaşlarımız ve meslektaşımız Naci Ayvalıoğlu olmak üzere
iş kazasında hayatını kaybetmiş tüm vatandaşlarımıza Allah’tan
rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Bir daha hiçbir vatandaşımızın iş kazaları ile hayatını kaybetmemesini dileyerek yazımızın yüksekten düşmeye karşı kişisel koruyucu donanımlarla ilgili kısmına geçiyorum.
Yüksekte yapılan çalışmalar, iş sağlığı
ve güvenliğini uygularken belki de
en çok yanıldığımız alanlardandır.
İş sağlığı ve güvenliğinin temelinde
çalışanları toplu bir şekilde koruma
yatar. Yüksekte yapılan çalışmalarda
toplu koruma; uygun nitelikte korkuluk, platform ve güvenlik ağları vb
ekipmanlarla sağlanır. Bu tedbirlerin alınmasının mümkün olmadığı
veya bu tedbirlere rağmen ek riskin
mevcut olduğu durumlarda devreye
kişisel koruyucu donanımlar girer.
Aklımızda yer etmesi için bir arkadaşımın bu konu ile ilgili sorduğu bir
soruyu paylaşmak istiyorum. Çok
düzgün bir firma düşünelim dedi.
Çalışanlarını eğitmiş ve çalışanlar
kesinlikle paraşütçü tipi kemerleri-
60
ni kullanıyorlar. Böyle bir durumda
bu çalışanlar platformları eksik bir
iskelede çalışamaz mı diye sordu arkadaşım. Bu maalesef sıkça karşılaştığımız bir durum. Yüksekten düşme,
inşaatlarda sıkça rastlanan bir kaza
olduğu için benzer haberleri sizler
de duymuş olabilirsiniz. “İskelede
çalışırken emniyet kemerini takmadığı için iskeleden düştü” diye. Buradaki
yanlış ne peki? Yanlış; toplu korumayı
sağlamadan, yani iskeleyi standartlarına uygun, güvenli bir şekilde
kurmadan, çalışana emniyet kemeri
vererek düşmemesini umut etmekte.
Şüphesiz ki güvenli çalışma yöntemi
bu değil. Öncelikli olarak yapılması
gereken bir risk değerlendirmesi
yaparak ortaya çıkan riskler için toplu
korunma tedbirlerinin alınmasıdır. Bir
iskele için toplu korunma tedbirleri;
platformların tam dolu olması, ana ve
ara korkulukların olması, katlar arası
geçişin merdivenle sağlanması ve
standardın gerektirdiği diğer unsurlara uyumdur. Ancak, önlenemeyen
ve arta kalan riskler için çalışanların
kişisel koruyucu donanım kullanması
gerekir. Tabi KKD kullanıldığında da
doğru ve sürekli kullanılmalıdır.
Mesleğe başladığım ilk yıllarda Emekli İş Başmüfettişi Mustafa Cengiz
Ayna üstadım ile beraber çalışırken,
kendisi bana teftişte karşılaştığı bir
olayı anlatmıştı. Üstadım bir teftişte,
çatıda hiçbir tedbir almadan çalışan
bir ustaya rastlıyor. Ustayı sakince
aşağıya çağırtıp kendisiyle konuşuyor.
Usta, yaklaşık 20 yıllık iş tecrübesi
KKD DOSYASI
olan bir usta. Üstadım ustaya soruyor,
“ Bak sen kaç yıllık ustasın ancak ne
olursa olsun buradan düştüğün taktirde hayatını kaybedersin. Bir vücut tipi
kemer ile kendini sağlam bir noktaya
bağlayıp daha güvenli çalışsan olmaz
mı? Usta kendinden gayet emin net
bir şekilde cevaplıyor: “Evet müfettiş
bey haklısınız ben bu yükseklikten
düşsem kesinlikle ölürüm, ancak
ben öyle kemer falan takıp da kendime korkak dedirtmem!” Üstadım
bu olayı anlattığında tüylerim diken
diken olmuştu. Bu olay bizim güvenlik
kültürünü sağlama hususunda henüz
çok iyi bir yerde olmadığımızın göstergesidir. Maalesef ağlanacak halimize
gülecek durumdayız.
Kişisel Koruyucu Donanımların Kategorizasyon Rehberine Dair Tebliğe göre yüksekten düşmeye karşı
kullanılan kişisel koruyucu donanımlar, karmaşık yapılı kişisel koruyucu donanımlardır yani kategori III
sınıfındadırlar. Tebliğ’e göre yüksekten düşmeye karşı kullanılan kişisel
koruyucular aşağıdaki gibidir.
Yüksekten düşmeye karşı koruma
sağlamak üzere tasarlanmış ve üretilmiş, özel veya mesleki kullanım için
(yüksekte çalışma, tekneden düşme,
dağcılık, kaya tırmanma, mağaracılık
v.s.) tüm koruyucu donanımlar. Bu
kategori yüksekte ve destekli çalışma (emniyet kuşağı, bacak bantları,
kemerler v.b.) donanımını da kapsar.
Açıklama: Bu donanım emniyet kuşağı (bacak bantları, omuz bağları v.s.)
ile yapı veya kaya yüzeyinin dâhili bir
parçasını oluşturan bağlama (anchorage) noktaları hariç, kişiyi yapıya
bağlama amaçlı tüm aksesuarları da
kapsar. Örneğin:
- Mesleki kullanım için, ucu kancalı
halat (lanyard), seyyar düşme engelleyicileri, karabinalar, enerji soğurucular, bağlayıcılar, bağlama noktaları v.s.
- Dağcılık, kaya tırmanması ve mağaracılık için; hareketli dağcılık halatları, askılar, bağlayıcılar (tırmanma
karabinaları), halat kenetleyicileri,
takozlar, kaya çapaları, buz çapaları,
bağlama noktası olarak görev yapan
buz araçları vb.
Not: Kategorizasyon, donanımın birleştirilmesinin fabrikada yapılmasın-
dan ya da kullanıcının kendisi (işveren) tarafından yapılacak olmasından
etkilenmez (örneğin ikili kancalı
bağlantı halatları ).
Kategori III Kişisel
Koruyucu Donanımlar
Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliğine göre bir kişisel koruyucu donanımın karmaşık yapıda yani kategori
III sınıfında olması demek, ani olarak
ortaya çıkabilecek tehlikeleri kullanıcının zamanında fark edemeyeceği
düşünülen durumlarda ve hayati
tehlike oluşturarak sağlığa ciddi ve
geriye dönüşü mümkün olmayan
risklere karşı koruma sağlama amaçlı
üretilmiş demektir. Mesela eldivenlerin büyük bir kısmı kategori II iken
elektriğe veya kimyasallara karşı
koruma amaçlı üretilmiş eldivenler
kategori III sınıfındadır. Bunun nedeni,
temas edeceğimiz yerde elektrik
yükünün var olup olmayacağını
bilemeyeceğimiz gibi maruz kalacağımız bir sıvının tehlikeli bir kimyasal
olabileceğini gözle ayırt edemeyebilecek olmamızdandır. KKD’lerin hangi
kategoriye dahil olduğu, Kişisel Koruyucu Donanımların Kategorizasyon
Rehberine Dair Tebliğ’de detaylı bir
şekilde gösterilmiştir. Ortamda bizim
için tehlikeli bir tozun veya bir zehirli
bir gazın varlığını her zaman fark edemeyeceğimiz için tüm solunum koruyucular da kategori III olarak geçer.
Yüksekten düşmeye karşı kullanılan
KKD’ler de bu saydığımız koruyucular
gibi kategori III sınıfındadır.
Peki kategori III sınıfı bir KKD’yi en
basit nasıl anlarız? Biliyorsunuz ki her
KKD’nin üzerinde CE uygunluk işaretini taşıması gerekir. Tabi bu işaretin
nasıl olması gerektiği, ürün kulak
tıkacı gibi küçük bir ürün ise ambalajına nasıl iliştirileceği gibi detaylar
Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliğinde mevcuttur.
Kategori III sınıfı bir ürünü elimize
aldığımızda o ürünle ilgili fikir sahibi
olmamızı sağlayacak bir diğer unsur
da, CE işaretinin iliştirilme iznini veren,
yani gerekli kontrolleri gerçekleştirip
ürün için ihtiyaç duyulan belgelendirmeyi sağlayan Onaylanmış Kuruluş’un
kimlik numarasıdır. 4 haneli olan bu
kimlik numarası, AT tip inceleme belgesinin hangi kuruluşça verildiğinin bir
işaretidir ve kategori III sınıfı ürünlerde
CE işaretinin yakınında mutlaka bulunmalıdır. Eğer elimizde tuttuğumuz
paraşütçü tipi kemer gibi kategori III
sınıfı olduğunu bildiğimiz bir ürün ise
ve üzerinde yalnızca CE işareti mevcut
ise, o ürün güvensiz olarak nitelendirilir. Güvensiz bir ürünün ise piyasaya
arzı ve kullanımı tamamen yasaktır. Yani kategori III sınıfı KKD’lerde
ürünün üzerindeki CE işareti, ürünün
güvenli olduğunu anlamamıza tek
başına yeterli değildir. Aşağıdaki fotoğrafta paraşüt tipi kemerin üzerindeki
CE ve 4 haneli onaylanmış kuruluşun
numarası görülüyor, CE 0123.
Burada gözden kaçmaması gereken bir
husus da kategorizasyon rehberinde
çok net bir şekilde lanyard, karabina
ve enerji soğurucuların da kategori III
sınıfı KKD olarak sayılmış olmasıdır.
Yani paraşütçü tipi kemerinizin üzerinde CE ve onaylanmış kuruluşun kimlik
numarası bulunması gerektiği gibi,
lanyardınızın, karabinanızın ve enerji
soğurucu (sönümleyici) ekipmanınızın
da üzerinde aynı şekilde CE ve onaylanmış kuruluşun kimlik numarası bulunmalıdır. Bu ekipmanların harici olarak
emniyet kemerlerine bağlanacağını da
göz önünde bulundurursak, kemerle beraber aynı güvenlik kriterlerini
sağlamak zorunda olmasının mevcut
güvenliğinizi koruyabilmeniz için gerekli olduğu daha iyi anlarız. KKD’yi bir
bütün olarak düşünmeliyiz ve tüm sistemin, yalnızca en güvensiz parça kadar
güvenli olabileceğini unutmamalıyız.
61
KKD DOSYASI
Paraşütçü Tipi Tam Vücut
Korumalı Emniyet Kemeri
miş, yerine bağlantı halkaları bırakılmış olabilir. Bir yere tırmanırken,
olası bir düşme esnasında daha az
zarar görmek için vücudun ön tarafına
bağlantı sağlanmalıdır.
Yüksekte yapılan çalışmalarda sıkça karşılaştığımız yanlışlardan birisi
de düşmelere karşı bel
tipi kemer kullanılmasıdır. Peki bel tipi kemer ile
paraşütçü tipi kemerin
farkı nedir? Bel tipi kemer,
kişiyi belli bir pozisyonda
ve çalışma alanına belli bir
mesafede sabit tutmaya
yarar. Kemer sayesinde
kişinin elleri boşta kalır ve
kişi rahatça işini yapabilir.
Ayrıca bel tipi kemer çalışanı düşme ihtimali olan
yere uzak tutmak için de
kullanılabilir. Yani düşmeyi durdurmak için değil,
hareketi sınırlandırarak
düşmeyi engellemek ve
belli bir konumda kalabilmek için bel
tipi kemer kullanılabilir.
Ayrıca bel desteği olan paraşütçü tipi
kemerler, ihtiyaç duyulduğunda bel tipi
kemer görevi de görebileceği ve düşme
halinde beli daha iyi desteklemesi sebebiyle tercih edilmelidir. Tabi bu ürünlerin üzerinde hem paraşüt tipi kemer
(TS EN 361) hem de bel tipi kemer
standartlarının (TS EN 358) ikisinin de
yer almasına dikkat edilmelidir.
Ankraj (Bağlantı) Noktası
Bel tipi kemerin
kullanımına örnek
Paraşütçü tipi kemer
Çalışanın yaptığı iş ve bulunduğu yer
itibariyle yüksekten düşme ihtimali
söz konusu ise mutlaka ve mutlaka
paraşütçü tipi kemer veya aynı özellikte vücudu destekleyici sistemler
kullanılması gereklidir. Bel tipi kemer
ile çalışan kişi yüksekten düşer ise
genel olarak iki ihtimal söz konusudur. Birincisi bel tipi kemerin düşme
esnasında vücuttan sıyrılması ve
çalışanın yüksekten düşmesi, ikincisi
ise bel tipi kemerin düşme esnasında sıyrılmayıp yerinde kalması ve
vücudun yaşadığı şok sebebiyle düşen
kişinin belini kırması veya omuriliğini
zedelemesidir. Paraşütçü tipi kemer
ise düşme esnasında kişinin yaşayacağı şokun omuzlara, gövdeye ve
bacaklara yayılmasını sağlar. Böylelikle kişinin hayatta kalma şansı artar
ve düşmenin etkisiyle yaşanan şoktan
daha az etkilenmesi sağlanmış olur.
62
Paraşütçü tipi kemer TS EN 361
standardına göre üretilmektedir. Bel
tipi kemer ise TS EN 358 standardına
göre üretilir. Ayrıca piyasada çok sık
kullanımı görülmeyen, TS EN 813
standardına göre üretilen “oturma
kuşağı” denen ürünler de mevcuttur.
Ancak daha önce de bahsettiğimiz
gibi yüksekten düşmeye karşı kullanılması gereken ürün, standartta
tam vücut kemer sistemi diye belirtilen, bizim paraşütçü tipi kemer diye
duymaya alıştığımız ürünlerdir.
Paraşütçü tipi kemer kullanılırken
ön tarafındaki veya arka tarafındaki
D halkası denilen bağlantılarına
karabina denilen ekipmanlar yardımıyla lanyard (halat) bağlanılarak
kullanılır. Tabi farklı tasarımlarda
paraşütçü tipi kemerler mevcuttur.
Bazen ön tarafa D halkası eklenme-
KKD’nin bir parçası olarak sayılmasa
da, yüksekte çalışmalarda bağlantı
noktanız çok büyük önem taşır.
Paraşütçü tipi kemer tek başına sizi
korumaya yetmez. Önemli olan hususlardan birisi de onu nereye ve nasıl
takacağınızdır. Eğer sabit bir ankraj
noktasına takacaksanız o nokta sizin
düşme esnasında uygulayacağınız şok
etkisine karşı dayanıklı olmalıdır. Ayrıca
paraşüt tipi kemerinizi vücudunuzdan
ne kadar yükseğe takarsanız o kadar
daha az bir mesafeden serbest düşüş
yaşarsınız. Ancak kendinizi bağladığınız
nokta belinizden aşağıda bir yerlerde
ise lanyardınız gerilinceye kadar çok
daha uzun bir mesafeyi serbest olarak
düşersiniz ve vücudunuz çok yüksekten
düşmenin etkisine maruz kalır.
KKD DOSYASI
Başın üstünde bir noktaya bağlanmış
olsa da çalışma halatını uzun tutmanın da pek çok sakıncası vardır. En
önemlilerinden birisi askıda kalındığında sağa sola sallanma durumudur.
Bu duruma dağcılar pandül yeme
derler. Ne kadar uzun bir halatınız var
ise o kadar ciddi şekilde pandül yiyebilirsiniz. Ayrıca çatıda çalışma gibi
durumlarda uzun bir halat ayağınıza
dolanarak sizin için ek risk oluşturabilir. Zaten EN 354 standardına göre
enerji soğurucular, bağlantı aksesuarları ve lanyardın toplam uzunluğu
2 metreyi geçmemelidir. Bu sebeple
çalışma halatını çok uzun tutmak yerine uygun olan yerlerde geri sarmalı
sistemler kullanılabilir. Bu sistemler
rahatça uzayarak sizin normal hareketlerinize izin verir ancak hareket
hızınıza bağlı olarak düştüğünüzü fark
ederlerse sistemi kilitler ve sizi askıda
tutarlar. Halatın sürekli gergin kalması düşme mesafesinin azaltılabilmesi
için önemlidir ve fotoğrafta görüldüğü
gibi bu ekipmanlar bu görevi görürler. Geri sarmalı sistemler genelde
düşey kullanım için tasarlanmışlardır. Ekipmanın üreticisi tarafından
sağlanan kullanım bilgileri detaylıca
incelenmeli ve üretim amacına uygun
olarak kullanılmalıdır. Geri sarmalı
sistemlerde resimde de görüldüğü
gibi ekstra bir lanyard kullanılmaz,
ekipman direkt olarak paraşütçü tipi
kemerin D halkasına bağlanılarak
kullanılır. Daha önceden yüksekten
düşmeyi önlemiş bir ekipmanın üretici
tarafından aksi belirtilmediği sürece
tekrar kullanılmaması gerekir.
Ayrıca kendinizi hangi yerlere nasıl
bağlayabileceğiniz konusunda bir
uzmanın görüşünü almanın faydası
olacaktır. Yanlış yapılacak bir bağlantı
sizin sisteminizin taşıma gücünün düşmesine veya lanyardınızın, halatınızın
zarar görmesine hatta kesilip kop-
masına bile sebep olabilir. Yukarıdaki
fotoğrafta doğru ve yanlış ankraj uygulamalarına bazı örnekler verilmiştir.
Çatıda yapılacak bir çalışmada paraşüt
tipi kemerinizi sabit bir noktaya
bağlamak her zaman düşündüğünüz
kadar güvenli olmayabilir. Bir noktadan çatının diğer yerlerine ulaşmaya
çalışmak sizin çok uzun bir çalışma
halatına sahip olmanızı gerektirir
ve bu da çok iyi bir şey değildir. Geri
sarmalı sistemlerle çalışabilirsiniz
ancak geniş yüzeylerde yapılacak
çalışmalarda paraşüt tipi kemerinizi çatıda oluşturulmuş yatay yaşam
hatlarına bağlamanız size daha güvenli
çalışma imkanı sağlar. Yatay yaşam
hatları, istenilen uzunlukta belirli bir
yatay doğrultuda çalışabilmenin en
güvenli yollarındandır. Yatay yaşam
hatları oluştururken kullanılan
ekipmanlar ve mesafeler standartlara uygun olmalıdır. Yatay yaşam
hattında çalışabilecek maksimum
kişi sayısı aşılmamalı, üretim özelliklerine uyulmalıdır. Yatay yaşam
hattı tasarlamak oldukça kompleks
sayılabilecek bir iştir. Yatayda ne kadar
yük taşıyabileceği, sistemin hangi
aralıklarla sabitlenmesi gerektiği
üreticiden elde edilen bilgilere göre
belirlenmeli, sistemin yetkin bir
kişi tarafından tasarımı ve montajı
yapılmalıdır. Yatay yaşam hattının
bel seviyesinden daha yukarıda
tasarlanması güvenlik açısından
önemlidir.
Asma iskeleler ve hareketli platformlar gibi asılı erişim donanımı olarak
tabir edilen ekipmanlarda çalışanlar
için de, düşmeye karşı kullanılacak
yöntem yine paraşüt tipi kemer kullanmak ama bunu sistemden bağımsız
olan düşey yaşam hattına bağlamaktır.
Düşey yaşam hatları, hareket düşeyde
ise tercih edilir ve unutulmamalıdır ki
her bir çalışan için mutlaka bir tane
düşey yaşam hattı olmalıdır. Kesinlikle
bir düşey yaşam hattına birden fazla
çalışan bağlanamaz. Ayrıca düşey
yaşam hattında çalışırken paraşüt
tipi kemerinizi düşme durdurucularla
yaşam hattına bağlarsınız ve (bunların
farklı tipleri olabilmekte) sizin
düştüğünüzü algılayan düşme durdurucular emniyet kemeri gibi kendini
kilitleyerek sizi askıda tutar.
Düşmeyi
durdurucu aparat
Düşey yaşam hatlarını oluşturduğunuzda eğer gerekli denetimi
gerçekleştirmezseniz, siz arkanızı
döndüğünüzde çalışanınız paraşüt tipi
kemerini bağlamak için düşey yaşam
hattına düğümler atar ve halatın
dayanımını belki de yarıya düşürür.
Bahsi geçen ekipmanların yalnızca
doğru bir şekilde ve sürekli kullanım
halinde çalışanları koruyabileceği
unutulmamalıdır.
Enerji Sönümleyiciler
Enerji sönümleyiciler, yüksekten
düşen kişinin kendi vücuduna mümkün olduğunca az zarar vermesi için
maruz kalacağı şok etkisini azaltmayı
amaçlayan ekipmanlardır. Bir lanyard
yüksekten düşmeye karşı kullanılacaksa TS EN 354 standarına göre
enerji sönümleyicisiz kullanılmamalıdır. Farklı çeşitleri olmakla beraber,
piyasadaki enerji sönümleyici ürünlerin pek çoğu üst üste dikilmiş tek
parça kuşaktan oluşur. Yük geldiği esnada bu dikişler sırayla açılarak gelen
63
KKD DOSYASI
enerjiyi emer ve kişinin düşüş hızını
yavaşlatmaya çalışır. Ancak unutulmamalıdır ki açılan kuşağa bağlı
olarak düşüş mesafeniz artar. Eğer
şok sönümleyicinin açıldığı zaman
sistemin toplam uzunluğu, çalıştığınız
yükseklikten daha fazla oluyor ise, sizi
kurtarmasını amaçladığınız ekipman sizin için ek risk yaratır ve yere
çarpmanıza sebep olabilir. Bu sebeple
üreticinin bu konudaki uyarılarına
dikkat edilmeli, sistemde şok sönümleyiciyi kullanılırken çalışılan yer
ve koşullar da mutlaka göz önünde
bulundurulmalıdır.
Karabina ve kancalar TS EN 362
standardına uygun olarak üretilir. Her
iki aksesuarın da kendinden kilitlenir
olması ve istenmeden açılmaması
tercih edilmelidir. Çünkü kendiliğinden açılabilen bir karabina, kişi havada asılı kaldığında yapacağı salınım
hareketleri esnasında istenmeyen bir
temasla kolaylıkla açılabilir.
Lanyard denilen halatlar da sistemin
önemli bir parçasıdır. Örneğin bir
yere tırmanmak gerekli olduğunda
düşmenin önlenebilmesi için yandaki
fotoğraftaki gibi çift lanyardlı sistemler
kullanılmalıdır. Siz ilerlemenize bağlı
olarak bir lanyardı yukarı doğru alırken
güvenliğinizi takılı olan diğer lanyard
sağlamalıdır. Çift lanyard kullanmanın
amacı sisteme her zaman bağlı olduğunuzdan emin olmaktır. Lanyardın
her zaman gergin olmasının sağlanması, düşme mesafesini azaltacaktır.
Askıda Kalan Kişinin Kurtarılması
Asma iskelelerle yaşanan kazalara hepimiz sıkça rastlamışızdır. Asma iskelenin
halatı kopar ve iskele bir tarafından asılı
kalır veya tamamen düşer. Eğer çalışanların her biri için düşey yaşam hattı olsa
64
ve paraşüt
tipi kemerleri ile bu
yaşam hatlarına bağlı
olsalar iskele düşse
dahi onlar
düşmeyecek havada asılı kalacaktır. Tabi burada
bir sorun daha ortaya çıkıyor. Diyelim ki
çalışanın bir şekilde düşmesini engelledik, ancak çalışan havada paraşüt tipi
kemerinde asılı bir konumda beklemekte. Bu çalışan düşmenin şok etkisiyle
hiç zarar görmemiş dahi olsa, vücudunu
havada tutan kemer kuşakları çok kısa
bir süre sonra kan dolaşımını etkilemeye başlar. Kişinin ağırlığıyla sıkışan
kuşaklar bacaklardaki ve vücuttaki
diğer damarları iyice sıkıştırır. Çalışanın
kan dolaşımının sağlanmaması demek
ise öncelikle vücudunun uyuşması, daha
sonra şuurunu kaybetme ve ölüme
kadar gider. O halde çalışanın yalnızca
düşmesini engellemek değil, asılı kalan
çalışanı oradan kurtarmak için de bir
acil durum planımızın olması gerekiyor.
Tabi acil durumdan haberdar olmak
için de yüksekte yapılan çalışmaların
doğal olarak birilerinin gözetiminde ve
kontrolünde yapılması gereği doğuyor.
Kendi başına çalışan bir kişi yüksekten
düştüğünde kimse haberdar olmadı ve
yardım ulaşmadı ise sistem onu havada
tutsa da dakikalar içerisinde kurtarılmamasının sonuçları çok ciddi olabilir.
Ölümle bile sonuçlanabilir.
Yüksekten düşen çalışan eğer çene bağı
ile başına sabitlenmiş bir baret takmıyorsa, sistem kendisini yakalamış ve
düşmesini engellemiş bile olsa, baret çoğunlukla çalışanın başından düşer ve kişi
başına alacağı darbeler neticesinde ciddi
travmalar yaşayabilir. Bu yüzden yüksekte
yapılan çalışmalarda çalışanların sürekli
olarak çene bağlı baret takması önemlidir.
Yüksekten düşmeye karşı kullanılan sistemlerin dinamik performans
deneylerinin 100 kg lık bir manken ile
yapıldığını söylememiz lazım. Bu ne demek, eğer 100 kg dan ağırsanız, mevcut
olan düşmeye karşı koruyucu KKD’ler
sizi koruyamayabilir. Yüksekte çalışacakların ağırlıkları bu yüzden mutlaka
göz önünde bulundurulmalıdır.
Paraşüt tipi kemerler genel olarak üzerin-
sağlamış olur.
de bulundurduğu yan
halkaları vb. kısımları
ile alet ve ekipmanları elde taşımak yerine
kemerle taşımak konusunda da kullanılır.
Böylelikle elleri boşa
çıkarma konusunda
çalışana avantaj
Yüksekten düşmeye karşı kullanılan
KKD’ler metnin başında da paylaştığımız gibi karmaşık yapılı yani kategori III
sınıfı KKD lerdir ve CE işaretinin hemen
yakınında CE sertifikasyonunu yapan
Onaylanmış Kuruluşun 4 haneli kimlik
numarasının olması zorunludur. Ürünlerin piyasa gözetim ve denetimi yapılırken
da bu bilgiden faydalanılmaktadır, bu
yüzden son kullanıcı olarak bizlerin işine
yarayabilecek bir bilgidir. Yalnızca KKD nin
kendisinde değil, lanyardında, enerji soğurucusunda ve karabinasında ayrı ayrı bu
işaretlemeler yer almalıdır. Eğer herhangi
bir tanesinde birisi bile yok ise sisteminiz
maalesef bütünüyle güvensizdir.
İş sağlığı ve güvenliğinde ve özellikle de
yüksekte yapılan çalışmalarda öncelikli tercih her zaman toplu korunma
tedbirleri olmalıdır. Bir kat platformu
kenarına korkuluk yapmak varken katta
çalışanlara KKD verilip korkuluksuz bir
kat kenarında kimse çalıştırılamaz.
Yüksekten düşmeye karşı kullanılan
kişisel koruyucu donanımların, her
kullanım öncesi üreticinin belirttiği şekilde kontrolleri ve belirtildiği
şekilde bakımları yapılmalıdır. Gözle
görülmese bile, bir yüksekten düşme
olayı yaşandıktan sonra karabinada,
paraşütçü tipi kemerde veya lanyardda
istenmeyen yorulma ve deformasyonlar meydana gelmiş olabilir. Bu sebeple düşmenin ardından aynı ekipmanlar tekrar kullanılmamalıdır. Ayrıca
kullanım süresi dolmuş ekipmanlar
mutlaka yenileri ile değiştirilmelidir.
Kişisel koruyucu donanımlar, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama
konusunda toplu korunma tedbirlerinin yetersiz kaldığı yerlerde devreye girer. Ancak şüphesiz ki kişisel
koruyucu donanımlar sürekli ve doğru
kullanıldığında hayat kurtarıcı tedbirlerdendir. Herkese kazasız ve sağlıklı
günler dilerim.
Download

Temmuz-Ağustos-Eylül 2014 - PDF Formatında İndir