PazaR
Tarih: 27 Nisan 2014 YIL:(8) SAYI: 466 “AFRÝKA”NIN ÜCRETSÝZ HAFTALIK EKÝ
Filiz Naldöven:
"Bu ülkede üç yer
var dinamit koymak
istediðim…"
Feriha Altýok'tan
"gecikmiþ bir
eylül þiiri"…
n
i
y
a
i
k
a
d
'
a
s
u
ð
"
a
i
c
M
i
ý
r
ç
e
t
l
i
a
"
n
Ý
e
v
t
i
n
ý
m
d
Ü
y
a
"
e
n
i
d
n
ý
e
ç
k
k
r
a
ý
d
i
c
n
i
ý
r
s
ý
e
þ
v
r
t
a
e
k
r
b
i
n
i
r
e
l
…
n
ý
e
d
y
z
i
a
d
y
i
n
i
r
e
l
e
m
n
e
l
l
a
h
2
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
gecikmiþ bir eylül þiiri
Çekti rengini ayaklarýmýn
altýndan akþam
ki hep ordaydý
hangi hüzünden baksam
razýyým sarý çölde
bir kum tanesi gibi savrulsam
korkarým kopmasýn
üstüme gece
kopmasýn göðsüme o kara
heyelan
öptü saçlarýmýn son kýzýllýðýný
öptü yavaþça ayýrdý baþýmý
göðsünden akþam
daðýldý subaþýnda ürkütülen
kuþlar gibi hatýralar
bilmem hangi kýyýya vurdu
mazinin puslu sularýnda
yýldýz yaðan avluda
dört direkli karyola
çocukluðun fotoðrafýdýr
yadigâr kalan o oyundan
duruyor bir çocuk
çok uzakta kalan
dayamýþ sýrtýný kerpiç duvara
kendine bakýyor
kýpýrtýsýz gözkapaklarýyla
avuçlarýnda yapraklarý
yolunmamýþ
iki papatya
yalnýzlýðýn fotoðrafýdýr
yadigâr kalan
çok çocuk bir kadýna
kaç aðrý yýlý geçti
geçti kaç hasret yýlý
saksýdaki çiçek
sehpadaki kitap
dalýp gideli
çok hasret yýlý…
ben yine hep iki fincan
yapýyorum kahveyi
inadýna kýzýl açtý
saksýya diktiðim gül
özlem atak yapar suladýkça
yol zûldür
kaç ayrýlýk ötedeysen
o kokudaysan hâlâ
bütün kokular kül
kaç kez haddeden geçirdi
kendini söz þiire durdu
ruhumu deliyordu
altýndan iðnelerle
ah dingin deniz bundandýr
inceden okþayýþlarýna
geldiðim
bildiðim bundandýr
neydin neye nedendin
þiir unuttu sende dilini
þiir miydi lal dilleri
sevdiðim ben mi
ben o þarkýyý çýkarýp
koynumdan
býraktým arkamda
hem kurtuldum sandý aþktan
hem aðladý
dönüp okþadým saçlarýný
geçti dedim
"bir bahar akþamý"
geçti kaç hasret yýlý
ah'ým tutar ey dört duvar
bu perdeyi kim açarsa
açmadan karþýdaki mimoza
ey dört duvar
yurdum mudur
yatan yanýmda paramparça
ömrüm nasýl yatýyorsa
kaç aðrý yýlý geçti
geçti kaç hasret yýlý
eylüldür sözde köz
þiirde aþk tükendi
Feriha Altýok
Pazar
Sahibi:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk
Limited
Editör:
Faize
ÖZDEMÝRCÝLER
Dizilip Basýldýðý Yer:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk Limited Tesisleri
Görsel Tasarým:
Erdem YORGUNOÐLU
Matbaa Teknikeri:
Bünyamin NAZÝK
E-Mail: [email protected]
Web: www.afrikagazetesi.net
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
3
Ümit Ýnatçý
VÝCDAN VE HUKUK TOPLUMU
Birçok zavallý, sembolik olarak eski bir kilise anahtarýný Maðusa Metropoliti'ne vermemi aþaðýlayarak eleþtirdiler.
O anahtarýn ne anlama geldiðini anlayamayacak kadar ya da anlamazlýktan gelecek kadar vicdanlarý körelmiþ
insanlar elbette ki herhangi bir barýþa hazýr deðiller. Onlarýn "barýþ"ý uzaklýk içeren ayrýlýkçý bir aldýrmazlýk
durumudur. Kendine aydýn ve ilerici diyen ve sözümona hak hukuk þövalyeliði yapan kiþilerin o ýrkçý hallenmeleri
ibret vericiydi. Nasýl da bir anda bu kadar benzeþtiler(?) tam bir araþtýrma konusu; üzerine kitap yazýlýr.
"Demokrasi ancak halkýn
ideolojik
birliði
ortadan
kalktýðýnda ve yerini çýkarlarýn,
düþüncelerin ve kültürlerin
çoðulluðuna
býraktýðýnda
gerçekten var olabilir."
Alain Touraine
Toplumlar çeþitli katmanlardan
oluþur. Homojen kültürel kimlik arayýþý
daha fazla monist kültürel yapýnýn
pekiþtirilmesini öngören totaliter
rejimlerin iþidir. Farklýlýklarýn armonize
edildiði ussal evrenselliðe dayalý
heterojen yapýya sahip toplumlar ise
hem çoðulculuðun hem de çok kültürlü
yaþamýn alt yapýsýna sahiptirler. Elbette
ki bu sistem hukuka dayalý bir yaþam
tarzý anlayýþýyla beslenmektedir.
Toplumsal barýþ, bu tür bir hukuk
anlayýþýnýn ussallaþmasý ve ahlaki
bireyciliðin tamamlayýcý göreviyle
gerçekleþebilir. Akýl ve vicdanýn ya da
araçsal akýl ile ahlaki bireyciliðin
birbirinden
ayrýlma
eðilimi
gösterdikleri gerçeði göz önünde
bulundurularak, bu iki ucu tepede
buluþturan siyasal bir kuruma ihtiyaç
vardýr; o da hukuktur. Kýsaca
özetlediðim bu taný ya da yargý Alain
Touraine'in "Eþitliklerimiz ve
Farklýlýklarýmýzla
Birlikte
Yaþayabilecek miyiz?" adlý kitabýnda
yer almaktadýr. Bunun ne kadar doðru
olduðunu gerek tarihe baþvurarak
yaptýðýmýz analizlerle, gerekse içinde
yaþadýðýmýz gündelik yaþamýn bizlere
öðrettikleriyle anlayabiliriz.
önce özgüven duygusunu geliþtirmemizi
saðlayacak ciddi, klinik bir tedaviye
ihtiyacýmýz var.
Anlayabilir miyiz? Anlayabilmek için
önyargýlardan arýnmak, her þeyden
önemlisi bilinçaltýmýzda tortulaþan kimlik
komplekslerimizden arýnmak lazým.
Yýllardýr budun merkezci toplumlaþma
iþtahýyla varlýk göstermeye çalýþan ve
budun bencilliðinin kýskacýndan
kurtulamayan toplumlarýn Kýbrýs adasýný
nasýl bir kan içme ritüeline dönüþtürdüðü
ortadadýr. Ýki ana dilli, iki ana toplumlu
Kýbrýs'ýn yeni bir hümanizma anlayýþýyla
kendine gelecek tasarlanmasý sanýrým tüm
barýþsever kitlelerin ve bireylerin ödevi
olmalýdýr.
"Papazlarla barýþ olur mu? Kiliseden
barýþ çýkar mý?" gibi önyargýlý ve bir o
kadar da aþaðýlayýcý çýkýþlarla
Maðusa'lýlarýn barýþ sürecine koymaya
çalýþtýðý katkýyý deðersizleþtirmeye
çalýþtýlar. Eðer sorun kilisede baþlamýþsa
neden çözüm de kilisede destek bulmasýn?
Yazýlý yasalar mý var? Barýþý kimler
yapacak? Kiliseyle cami barýþmazsa,
Türk'üyle Rum'u barýþmazsa, saðcýsýyla
solcusu barýþmazsa, kimler barýþacak
kediler köpekler mi? Kendine "Kýbrýslýyým"
diyen zaten barýþý ve huzuru içinde
bulmuþtur geriye kalanlara acil þifalar
dilemek lazým.
Birçok zavallý, sembolik olarak eski bir
kilise anahtarýný Maðusa Metropoliti'ne
vermemi aþaðýlayarak eleþtirdiler. O
anahtarýn ne anlama geldiðini
anlayamayacak kadar ya da anlamazlýktan
gelecek kadar vicdanlarý körelmiþ insanlar
elbette ki herhangi bir barýþa hazýr deðiller.
Onlarýn "barýþ"ý uzaklýk içeren ayrýlýkçý
bir aldýrmazlýk durumudur. Burada
maalesef sol ya da sað ayrýmý yapabilecek
bir veriye sahip deðilim. Kendine aydýn
ve ilerici diyen ve sözümona hak hukuk
þövalyeliði yapan kiþilerin o ýrkçý
hallenmeleri ibret vericiydi. Nasýl da bir
anda bu kadar benzeþtiler(?) tam bir
araþtýrma konusu; üzerine kitap yazýlýr.
"Olmalýdýr" diyoruz ama basit bir kilise
ayininin ne tür ýrkçý depreþmelere neden
olduðunu görmek bize bu konuda pek ümit
vermiyor. Kýbrýslýrumlarýn 1958 yýlýndan
bu yana - Maðusa surlarý içinden
kovulduklarý zamandan bu yana, elli altý
yýl sonra bir hasret güdüsüyle ilk kez
yaptýklarý dini ayinin ne tür tepkilere yol
açtýðýný görmek beni insanlýðýmdan
utandýrdý. Askýya alýnmýþ yarým asýrlýk bir
zamanýn yeniden yaþam bulmasý anlamýna
gelen bu insani durumun ne tür senaryo
yazýlýmlarýyla ve ne tür paranoyalarla
anlamlandýrýldýðýna tanýk olmak bana þunu
dedirtti: "Bizden bir bok olmaz" býrakýn
güven yaratýcý önlemleri bizim her þeyden
Bilinsin ki barýþa, dostluða ve
dayanýþmaya inanan Maðusalýlar
Rumca
konuþanýyla,
Türkçe
konuþanýyla orada ders çýkarýlacak bir
insanlýk sergilediler. Siyasilerin
öznesine dönüþen çözüm sürecinin
sivil insiyatiflerin eline geçmesinin ne
kadar doðru bir davranýþ olduðunu
umarým herkes anlamýþtýr. Facebook'ta
orgazm olurcasýna bizleri aþaðýlayan,
Lordos ailesi ve Kilise yardakçýlýðýyla
suçlayan zavallýlarýn desteðine
ihtiyacýmýz yok. Nefret söylemiyle
bizlere saldýran savaþ kalýntýlarý ve beþ
mumluk aydýnlar fikirlerini kendilerine
saklasýnlar. Hepiniz ganimet iksirinin
etkisinden hala kurtulamadýnýz.
Dolaplarýnýzda hatýra sakladýðýnýz
iskeletleri o kadar çok sevdiniz ki
onlardan kurtulmak istemiyorsunuz.
Bir de ideoloji ve kuram afra tafralarý
yok mu? Kendimi çok cahil hissettim.
Ama önemli olan kendimi ne kadar
insan hissettiðimdir… Ýnsanlýðýmýn da
oldukça
eksik
olduðunun
bilincindeyim. Bu yüzden kendimi
tamamlamaya
çalýþýyorum;
farklýlýklarla, baþkalýklarla… Ben
korkularýmdan arýndým… Hýyanetlik
kuþkusuyla insanlardan uzak durma
gibi bir ruhsal rahatsýzlýðým yok. Hata
yapsam dahi o da bir deneyimdir. Ýyi
ki goncolozlarla büyüyen bir çocuk
olmadým. Ölülerden de korksak
mezarlýklardan geçmezdik…
4
Pazar
Filiz Naldöven
27 Nisan 2014 Pazar
/ ([email protected])
SABAHTAN AKÞAMA/
KAHKAHADAN AH’A KADAR/11
Bir gün, Nisan, 2014
SABAH:
Ýkinci sýnýfta kemikler eve veya
yurda taþýnýr. Uzun, kýsa yassý…
Kafataslarý, hele o çene, aðýz
boþluðu. Yüzlerce kemik ve her
birinin Latince adý var. Anatomi
dersinde ezberlenir kemikler ve
adlarý.
Zordur anatomi dersleri,
hocalarý da. Sýnavlarýn bazýlarý
sözlüdür. Yani týp öðrencisi onca
ezberden sonra profesörün
karþýsýna çýkýnca eli ayaðýna
dolanýr ve var sayalým hoca
'femur(kalça diz arasý)kemiðini
göster' dediyse, telaþla kol
kemiðini gösterir. Böylece sýnav
baþka bir mevsime ertelenir.
Kadavra dersine girdiklerinde,
bazý muzipler cesedin orasýný
burasýný gizlice koparýp
diðerlerinin önlük cebine atýverir.
FKB dedikleri ilk senenin
dersleri koskoca bir amfide, fizik,
kimya, biyoloji öðrencileriyle
birlikte yapýlýrdý Ýstanbul
Üniversitesin'de yetmiþli yýllarda.
Belki üç yüz kusur öðrenci,
mikrofonda profesör.
Bizim Kýbrýslý kýzlardan biri ilk
canlý kesme seansýný bir
kurbaðada denerken düþüp
bayýlmýþtý. Umudu kesmiþti doktor
olmaktan. Yýllardýr jinekolog.
Bunlar öyle beyaz önlükleriyle
hastane bahçelerinde koþuþa
koþuþa, eve-yurda döndüklerinde
ezberleye ezberleye geçirir
senelerini. Ne çok Latince isim!
Sonra ne cok hasta, ne çok
vaka…
Çocukluðundan baþlayarak
doktorculuk oynamayý çok
sevenler var aralarýnda. Ýncecik
bir dalý enjektör farz ederek
arkadaþlarýna ilkokulda iðne
yaparlar. Çekirge yakalayýp
bacaklarýndaki eklemleri bir bir
koparan var.
Diðer kategorideyse, doðduðu
günden, ana babasýnýn tespih
çeker gibi, 'doktor ol, doktor ol'
dediði tür.
Öbürleri, toplumsal trende göre
ayarlar kendini. Para: çok.
Saygýnlýk: çok.
Böylece týp fakültesine atar
kapaðý.
KUÞLUK
On sene, dile kolay. Altý yýllýk
hekimlik eðitiminden sonra dört
yýl ihtisas. Böylece çoðu, bu
senelerin bir yerinde
evleniverir.Çocuklar da ihtisas
Bu ülkede üç yer var dinamit koymak istediðim. Biri saðlýk, öteki eðitim, diðeri iskan.
Üçü de canýmýza okudu. Yýkacaksýn, yeniden yapacaksýn. Gücüm yok dersen devleti
laðvedeceksin, çünkü doðru yatýrýmý yapmayý bilmiyorsun, paralar çar çur. Kime yatýrým
yapýyorsun ayrýca? Milletvekili adayýna mý, partiye mi, partiliye mi? Topluma mý?"Ýleri
gelenler" bile güvenmiyor artýk devlet hastanelerine, özele ya da yurt dýþýna kaçýyorlar.
Kendi kurduklarý devlette!Memleket çöktü yahu, altýnda kaldýk. Doktor civaným! Ya
kliniðine çekil, çalýþ paraný kazan, ya hastanede kal, haklarýn için mücadele ver. Sen
nasýl ki aldýðýn maaþý beðenmiyorsun, yeni mezun masterli bir genç de, öðleden sonra
sana klinikte, bin üç yüz liralýk maaþýndan 150TL vizite ödeyemez.Yani, hal-i derunumuz
bu!Olmaya devlet cihanda, bir nefes sýhhat gibi….
dönemlerinde büyür. Karý- koca
doktorsa, bakacak bir yakýn yoksa
vay çocuðun haline!
Ama özellikle erkek doktor
evlenmemiþse ve klinikte ya da
hastanede beyaz önlüðüyle, bekar
bekar salýnýp durmaktaysa; kýzýna
doktor koca bulmayý çok çok isteyen
toplumumuz harekete geçer. Nerde
bekar doktor, bizim kýzlar orada
hasta! Hemþireler süslü ve baygýn,
doktorun çevresinde fýr dönmekte.
Doktorun havasýndan geçilmez. Bir
gülümsemesi bin ömre bedel. Çünkü
bekar. Koskoca doktor. Baþka bir
özellik aranmaz. Nasýlsa, iþin
baþýnda da olsa geleceði parlak,
zenginlikse mutlaka!
Tanýdýðým doktorlar arasýnda
mesleðine gerçekten tutkun, elinden
geleni ardýna koymayan, kaya gibi
dayanýklý olanlar var. Kafasý, eli,
ayaðý hep meþguldür. Sürekli olarak
dünyasal týbbi geliþmeleri takip eder.
Okur, meslektaþlarýyla teatiye girer.
Yeniliðe açýktýr, riske de girebilir
zaman zaman. Gerekirse uyumaz.
Gerekirse hastasýna psikolojik terapi
yapar. Gerekirse hastanýn baþucunda
sabahlar.
Hastayý tedavi edebilmek için
olanca yaratýcýlýðýný kullanýr. Of,
demez!
Hatta bazý doktorlar entelektüeldir
de. Okur, okur. Siyasi fikri, duruþu,
sanatsal takibi ve bilgisi de vardýr.
Bazýlarý sanatsal yeteneklere sahiptir.
Þiir yazar mesela, beste yapar.
Buradan bu güzelim doktorlarý
sevgiyle kucaklarým.
Bazýlarý diplomayla beraber noktayý
koyuverir.
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
Kiþilik özellikleri her meslekte
olduðu gibi doktorlukta da kendini
saklayamaz. Cesaret, çalýþkanlýk,
korkaklýk, cimrilik, kibir, tevazu…
Fakat diðer insanlarla iç içe
yaþanan mesleklerde olduðu gibi en
çok aranan özellik, anlayýþ ve
insancýllýktýr bir doktorda. Doktorun
içten içe insanlardan nefret eden biri
olmasý çok korkunçtur. Ya da hasta
kliniðe girerken, doktorun onu 150
TL'lik bir banknot olarak algýlamasý.
Ah, ne acýdýr!
"Aman doktor, caným gülüm doktor,
derdime bir çare" diyerekten bir
doktora yalvaran hastanýn, bir kayaya
çarpmýþ gibi beyninin daðýlmasý…
ÖÐLE
Limasol'da doðar doðmaz bizi Dr.
Dimitragi'ye teslim ederlerdi ellili
altmýþlý yýllarda. Ama sadece
çocuklar deðil, yediden yetmiþe
herkes Dimitragi'nin hastasýydý.
Kadýn, erkek, genç, yaþlý…
Dimitragi'nin çocuk doktoru
olduðunu bilirdik. Bazýlarý onun
ihtisas yapmadýðýný fakat senenin
birkaç ayýný pediatri kongrelerinde
geçirdiðini söylerdi. O zamanlar
bunun hiçbir önemi yoktu. Önemli
olan þu cümleydi: Dimitragi bana
dokununca iyileþirim!
Molozdaki kliniðine gider,
merdivenleri çýkar, geniþ
pencereden denizi izleyerek
sýramýzý beklerdik. Hemþiresi
Andioni, mavi düðme gözleri,
pembe teni, etli gövdesiyle
gülümser, aðlayan çocuklarý
kucaðýna alýp oyalar, doktor bize
iðne yapana kadar bacaklarýmýzý
tutardý.
Dimitragi, bizi soyup yatýrýr, tüylü
kalýn parmaklarýyla dip köþe
muayene eder, arada masmavi
gözlerinden burnunun ucuna düþen
yakýn gözlüklerini Andioni yukarý
çekerdi. Ýri, yele kaþlý, kýr saçlýydý ve
'meffuase manamu'* diye diye o
koca iðneleri popomuza yapmayý
baþarýrdý.
Dimitragi'yi Dimitragi yapan
bunlardan öte, çoðu iþçi ailesinden
para almadan, üstelik ilaç da vererek
eve göndermesiydi. Zaman zaman
yoksul ailelerin taksi paralarýný da
öder, vizite almazdý. Bir gün annem
ona neden çoðu insandan para
almadýðýný sordu. "Ben bilirim giriya
Kerime kimlerden para alacaðýmý",
diye bir yanýt aldý.
Kostaki dahiliyeciydi.
Motosikletiyle bütün Limasol'u gezer,
hasta bakardý. Ýyi bir doktor olduðu
söylenirdi.
Ellili yýllardan tek hatýrladýðým Türk
doktor Münüp beydi. Saçý sakalý
uzun, yuvarlak gözlüklü. Doktor
olduðunu bilmezdim küçük yaþta.
Annesini ziyarete giderdi annem.
Ben kapý aralýðýndan onu ve klinik
olarak kullandýðý odayý izlerdim.
Tavana kadar kalýn kitaplar sýralýydý
kütüphanesinde. Doktordan çok bir
meczubu andýrýrdý.
Altmýþlý yýllarda Türk doktorlar
geldi. Halkevinden bozma
hastanede çalýþan Dr. Halim
Hocaoðlu'nu, Dr. Ayten Berkalp'i,
Evdim doktoru lakabýyla anýlan
Aytekin beyi, jinekolog Cemal beyi
hatýrlarým.
Her birinin deðiþik karakterde
davranýþlarý olsa da, Evdim
doktorunun bir anektodunu
anlatmadan geçemem.
Hemoroid (basur) hastasý biri
Evdim doktoruna muayeneye
gidiyor. Hasta pantolonunu sýyýrýp
eðilince, doktor konuþmaya baþlýyor:
Oooo! Çok kýsmet var, üçden sora
yola gidecen, bir da tavug var
garýþdýrýcý, diggat et!
Meðer ki, gece hastanýn aðrýlarý
artýnca, basur bölgesine kahve
telvesi sürmesini tavsiye etmiþ
birisi…
ÝKÝNDÝ
Zamanýnda, Hipokrat diye birisi
kalkmýþ, bir yemin etmiþ, bir yemin
yazmýþ ya da yazdýrmýþ. Sonra delinin biri -baþka bir doktor demiþ
ki, her doktor mezun olurken bu
yemini edecek ve buna ömür boyu
sadýk kalacak. Yaptýrýmýn gücüne
bakar mýsýnýz?
Bize kimse yemin ettirmemiþti
ölene kadar felsefe yapacaksýn diye.
Sadece bir Kýbrýslý olarak diplomamý
alýrken Türkiye Cumhuriyetine hizmet
edeceðime dair bir belge
imzalamýþtým. Ne tuhaf!
Ama söz konusu insan canýysa,
Hipokrat sonuna kadar haklý!
Türkçeye geçmiþ son yeminden
alýntýlar: "Týp fakültesinden aldýðým bu
diplomanýn bana kazandýrdýðý hak ve
yetkileri kötüye kullanmayacaðýma,
hayatýmý insanlýk hizmetlerine
adayacaðýma…" Devamla,"…insan
hayatýna muhakkak surette saygý
göstereceðime ve bilgilerimi insanlýk
aleyhinde kullanmayacaðýma…"
Devamla, "Din, milliyet,cinsiyet,ýrk
ve parti farklarýnýn görevimle
vicdaným arasýna girmesine izin
vermeyeceðime, mesleðimi
dürüstlük ve onurla yapacaðýma,
namusum ve þerefim üzerine yemin
ederim."
Bence her doktor sabah uyanýr
uyanmaz kendi sesinden banda
aldýðý bu yemini dinlemeden evden
çýkmayacaktýr. Çok yorgunken veya
uyurken acil bir hasta geldiðinde ona
bu yemini hatýrlatacak bir telefon
kaydýna dokunmak zorundadýr.
Bir insan doktor olmaya karar
verdiðinde, bu mesleðin para ve
saygýnlýk hesabýný yaparken, yeri
geldiðinde uyumayacaðýný,
yorgunluktan bitap düþeceðini de
bilir. Hem doktorum, hem bol bol
uyumak isterim gibi bir cümle
kuramaz.
AKÞAMÜSTÜ
Her meslekte olduðu gibi
doktorluðun da çok yakýþtýðý ya da
hiç yakýþmadýðý insanlar var.Kaba,
aþaðýlayýcý, hastayý hiçe sayanlar
olduðu gibi, incelikli, mütevazý
olanlar var.
En tehlikelileri, kendini tanrý yerine
koyup hastaya kul muamelesi
yapanlardýr.Hastalarýn da bir bölümü
doktora canýný emanet ettiði için öyle
bir algýya sahiptir. Hastayý anlamak
daha kolaydýr. Çünkü, çaresiz olan,
sebebi ve gidiþatý bilmeyen, caný
yanan maðdur hastadýr.
Gözlerini iri iri açarak doktoru can
kulaðýyla, tanrýdan vahiy gelir gibi
dinler. Çoðu zaman önerileri geri
çevirmez, soru sormaz, pazarlýk
yapmaz. Hasta haklarýndan haberi
bile yoktur.Bu tip hasta, doktorlar için
en muteber hastadýr. Ýç organlarýnýn
yerini bile bilmez. Sinir sisteminin
nasýl iþlediðini hiç duymamýþtýr. Soru
soran hastayý sevmez bizimkiler.
Hastanýn aðzýndan týbbi bir terim
kaçarsa kazayla, müstehzi bir
biçimde güler.
Bana en komik ve ayný zamanda
trajik gelen iki temel doktor davranýþý
vardýr uzun süredir. Hem devlet
hastanesinde, hem de kliniðinde
çalýþan doktorlar. Bir türlü bu aptal
durumun yasal çözümüne
varamadýðýmýzdan, (Meclisin
yarýsýnýn nerdeyse doktor olmasý
temel etken olabilir) hastanede,
nöbet günü hariç, saat birde sýrra
kadem basan doktor, ikide kliniði
açmaktadýr. Hastanedeki yarým gün
kalabalýðýnda hastayý hatta
dokunmadan, soru sormadan,
konuþma hakký tanýmadan savan bu
doktorlar; klinikte melek, meraklý,
titiz, hastayý pamuklara saran türde
bir varlýða dönüþüyor. Tam bir kiþilik
yarýlmasý! Sanki hastanede bedava,
gönüllü çalýþýyor. Oradakiler hasta
deðil, klinikteki hasta. Çünkü kapýdan
girerken doktorun algýladýðý banknot
görüntüsü, çýkarken somut olarak
sekretere býrakýlýyor. Küçük bir
hesap: her öðleden sonra en az düz
muayene yapan bir doktor günde
beþ hastaya baksa (çok iyimser bir
rakam) beþ çarpý yüzelli, yediyüz
elliyi cebe atacaktýr. Bu arada
röntgen çeken, dikiþ atan, alçý
yapanlarýn da kazançlarý katmer
katmer artmaktadýr.
E, fena mý yani, hastanede ayda
kazandýðýnýn beþ altý mislini de
klinikte kazanmak? Hastanedeki
yoksuldan bize ne? Ya doktorun
kliniðine gider öðleden sonra,
iyileþmeye yüz tutar, ya da hastane
köþelerinde sürüm sürüm sürünür.
GECE
Þimdi hep birlikte doktorlarýn itiraz
ettiðini, hatta bana küfrettiðini duyar
gibiyim. Ama hastane þöyle, hastane
böyle. Çok hasta var.
Vakit dar. Her kafadan bir ses
çýkýyor. Hastanede her þey kýt.
Gerekli alet, araç gereç bile yok! Ýlaç
yok doðru düzgün. Otuz tane hasta
bakýyorum her gün. Hasta profili çok
deðiþti.
Hiç kimse laf anlamýyor. Kalabalýk,
koku, görgüsüzlük bin para!
Maaþýma baksana, çerez! Yani ben
ne yapayým? Ne yapabilirim ki?
Bakanlýða þikayet edin. Biz serviste
üç doktoruz, yetiþemiyoruz.
Yorgunluktan ölüyoruz! Baþka doktor
5
da alsýnlar. Mecbur muyuz onca
hasta bakmaya? Výr výr da výr výr…
Haklýsýn sayýn doktorum. Ama
hasta da haklýdýr. Þimdi ne
yapalým?
Burada devlet hastaneleri
muazzam bir roman, belgesel
kaynaðýdýr. Bu yüzden
neresinden tutsam elimde
kalacak. Hangisinden baþlasam?
Kalbime pil takacaklarýnda,
ameliyathanede pil bulunmadýðýný
mý söyleyeyim? Alçýmý kesmeye
çalýþan hemþirenin, kesme aleti
bozulduðundan ve yedeði
olmadýðýndan iþin yarým kaldýðýný
mý? ( Bakaný görürseniz söyleyin
lütfen dedi hemþire, kesici alet
sadece bir tane!!) Kalp
ultrasonunun ikide bir bozulup
ölümcül hastanýn tetkikinin
yapýlamadýðýndan mý? MR'ýn bir
türlü düzelemediðinden, kanser
þüpheli hastaya üç ay sonrasý için
randevu verildiðinden mi? Git
dýþarýdan al, hastanede yok
dedikleri ilaç, araç gereçten mi?
Temizliðin, yemeklerin
yetersizliðinden mi? Yaðmur
yaðýnca nerdeyse her katý sel
bastýðýndan mý?
Daha derin konular var. Hani,
canýmýzý avucumuzda hissettiren.
Örneðin, hastaya allerjisi olup
olmadýðýný sormadan yapýlan
iðneler, kan tahlilsiz ya da birlikte
kullanýlmasý sakýncalý olup verilen
ilaçlar...
Ayný hastadan sorumlu
doktorlarýn birbirinden habersiz
hastaya ilaç yazmasý… Bir
doktorun diðer doktorun hastasýna
bakmak istememesi…
Þimdi doktor, ettiðin yemine
göre, 'bana ne' diyemezsin. Ben
de diyemem. Devlet hiç
diyemez. Yüzü yok!
Bu ülkede üç yer var dinamit
koymak istediðim. Biri saðlýk,
öteki eðitim, diðeri iskan. Üçü de
canýmýza okudu. Yýkacaksýn,
yeniden yapacaksýn. Gücüm yok
dersen devleti laðvedeceksin,
çünkü doðru yatýrýmý yapmayý
bilmiyorsun, paralar çar çur. Kime
yatýrým yapýyorsun ayrýca?
Milletvekili adayýna mý, partiye mi,
partiliye mi? Topluma mý?
"Ýleri gelenler" bile güvenmiyor
artýk devlet hastanelerine, özele
ya da yurt dýþýna kaçýyorlar. Kendi
kurduklarý devlette!
Memleket çöktü yahu, altýnda
kaldýk. Doktor civaným! Ya
kliniðine çekil, çalýþ paraný kazan,
ya hastanede kal, haklarýn için
mücadele ver. Sen nasýl ki aldýðýn
maaþý beðenmiyorsun, yeni
mezun masterli bir genç de,
öðleden sonra sana klinikte, bin
üç yüz liralýk maaþýndan 150TL
vizite ödeyemez.
Yani, hal-i derunumuz bu!
Olmaya devlet cihanda, bir
nefes sýhhat gibi….
*Meffuasemanamu:
(Rumca) Korkma çocuðum!
6
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
Nesim Ovadya Ýzrail'in kitabindan…
24 Nisan 1915'in ne olduðunu anlamak…
24 Nisan 1915 Cumartesi günü,
Osmanlý Devletinin vatandaþý
Ermenilere karþý harekete geçme günü
olarak seçilmiþti. Dâhiliye Nezareti,
tüm Ermeni cemiyet ve siyasi
önderlerinin tutuklanmasý için
düðmeye
basmýþtý.Operasyon
kapsamýnda ilk hamle, Cumartesi
akþamý saat sekiz civarýnda, Pera,
Sakýzaðacý Sokaðý 51 numarada
bulunan Taþnaksutyun parti merkezi
ve beþ yýldan beri yayýmlanmakta olan,
Ýttihatçýlarýn da zaman zaman
beðendiði, parti yayýn organý kabul
edilen Azadamard (Özgürlük Savaþý)
gazete
ve
matbaasýna
yapýldý.Azadamard’ýn yayýný 31 Mart
günü hükûmet tarafýndan zaten
durdurulmuþtu. Parti binasýndave
matbaada bulunan bütün editörler,
muhabirler tutuklanýp karakola
götürüldü. Azadamard ayný zamanda
Taþnaksutyun taraftarlarýnýn lokali idi.
“Komite elebaþlarýnýn tutuklanmasý”
talimatýný bir kenara býrakan polis,
gözüne kestirdiði kiþileri alýp götürdü.
Azadamard gazetesinin çaycýsý
Hampartsum Balasan, matbaa iþçisi
Artin Mýsýrlýyan, Armenag Arakelyan
da tutuklanýp Ayaþ Hapishanesine
gönderildiler ve birkaç ay sonra
buradaki diðer tutuklularla birlikte
öldürüldüler.
kýsa zamanda evine döneceðine dair güven
telkin ederek karakola davet etmesi
konusunda sýký bir þekilde tembih edilmiþti.
Ýstanbul’da tutuklanacak Ermenilerin
semt karakollarýndan sonra toplanacaðý
yer olarak Sultanahmet Camisinin
karþýsýnda bulunan,Merkez Hapishanesi
(Hapishane-i Umumi) bu iþ için hazýrlandý.
Üç gün öncesinden, diðer suçlardan
burada bulunan tutuklu ve mahkûmlar
baþka hapishanelere gönderilerek
boþaltýldý. Adi suçtan deðil, siyasi
nedenlerle tutuklanýp getirilecek olan
Ermenilerin baþkentin en elit kesimini
Hava kararýnca
Hava karardýðýnda, bu Nisan gecesinde
Ermeniler evlerine çekilmiþ, akþam
yemeðine oturmuþ, bazýlarý ev kýyafetlerini
bile giymiþti. Kapýyý çalan davetsiz misafir
bir sivil polis, sakin bir þekilde ismini
söyledikleri kiþinin evde olup olmadýðýný
soruyor, evde ise birkaç soruya cevap
vermek üzere kýsa bir süre için semt
karakoluna kadar davet ediyordu.Tedirgin
olan hane halkýný ve bu sürpriz davet
karþýsýnda þaþýran Ermeni vatandaþý
sakinleþtirmek için, polis, bir saat içinde
Tutuklamalar baþlýyor
O günlerin az sayýdaki tanýklarýndan
biri olan ünlü yazar Yervant Odyan,
bu Cumartesi akþam saatlerinde
yazýlarýný yazdýðý Ermenice yayýnlanan
günlük Jamanak gazetesindedir ve
tutuklamalarýn baþlamasýný ilk nasýl
duyduðunu þöyle anlatýr:
“24 Nisan 1915 Cumartesi akþama
doðru, Sarkis Efendi Koçunyan,
gazetenin yazý iþleri odasýna girdi ve
‘Beyler, Taþnaklarý tutukluyorlar gibi
görünüyor…’ dedi.
‘Kimler tutuklandý?’ diye sorduk.
‘Matbaa sahibi Aram Þahen,
kitapçý Stepan Kürkçüyan, Hratch ve
isimlerini bulamadýðým birkaç kiþi
daha.’
‘Sebebi ne?’
‘Karekin Pastýrmacýyan 500 süvari
ile Erzurum’a girmiþ, orayý ele
geçirmiþ ve bu haber buraya
ulaþtýðýnda Taþnaklarý tutuklama
kararý alýnmýþ gibi görünüyor.’
Bu haberler çok mantýksýz
görünüyordu. Bireysel nedenlerden
dolayý onlarýn seçilmiþ olduðunu
düþündük.O
akþam
ofisten
ayrýldýktan sonra, birkaç arkadaþa bu
tutuklamalarý duyup duymadýklarýný
sordum.‘Hayýr’ diye cevap verdiler.
‘Yanlýþ veya yalan bir söylenti’
diye düþündüm ve onunla canýmý
sýkmadým.
Emniyet’te hazýrlýk
Esas toplama ve tutuklama harekâtý
geceye programlanmýþtý. (…)
Ýstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey,
polis teþkilatýna, operasyonun fazla
gürültü çýkarmadan yapýlmasý
gerektiðini bildirmiþti. O nedenle polis
memurlarýna, ellerindeki listelerde
isimleri ve adresleri yazýlý bulunan
Ermenilerin evlerine kalabalýk olarak
deðil, az sayýda memurun gitmesi,
hane halkýný endiþelendirecek
hareketlerden sakýnmasý, zanlýyý nazik
bir lisanla, kýsa bir iþlem için ve en
oluþturduðunun bilincinde olan Ýttihatçý
Emniyet yönetimi, bu mahkûmlarý
göndermeden, hapishanede genel bir
temizliðe giriþerek, her tarafý tertemiz
yaptýrdýlar.
Tutuklanacak Ermeni önderlerin
gözetim altýnda tutulmalarý için iki merkez
seçilmiþti. Her iki merkezin de
Anadolu’nun ortasýnda, cephelere uzak,
nüfusu Türklerin yoðun olduðu bölgelerde
olmasýna dikkat edilmiþti. Bunlardan
birincisi Ankara vilayetine baðlý Ayaþ
kazasý, diðeri de Kastamonu vilayetine
baðlý Çankýrý sancaðýydý. Tutuklama
operasyonu öncesinde polis Ermeni
mahallelerini dolaþýp gerekli tespit ve
iþaretlemeleri yapmýþtý. Tutuklanacak
Ermenilerin þehir içinde nakledilmesi için,
Polis Umum Müdürlüðünce Avrupa’dan
getirtilmiþ olan büyük kýrmýzý renkli otuzkýrk kiþilik otobüsler de bu iþ için tahsis
edilmiþti.
döneceðini, bu nedenle de üstünü bile
deðiþtirmesine gerek olmadýðýný
söylüyordu. Bu senaryo Pazar sabahýnýn
ilk ýþýklarýna kadar Ýstanbul’un her
tarafýnda tekrarlandý.Düþmanla iþbirliði
yapan, silahlanarak yurt içinde isyan
hazýrlýðý yapanlarýn elebaþlarý olduðu iddia
edilen yüzlerce kiþiden hiçbiri,
tutuklamalar sýrasýnda, býrakalým silahlý bir
mukabelede bulunmayý, basit bir direniþ
dahi göstermemiþti.
Dr. Nakaþyan’ýn
tutuklanmasý
Hayatta kalan 24 Nisan 1915 tutuklu
ve tanýklarýndan biri de Dr. Avedis
Nakaþyan’dýr. Doktorun hikâyesi de
diðerlerinin benzeridir.
“O korkunç uygulamalarýn baþladýðý,
1915 yýlý Nisan ayýnýn yirmi dördüncü
günüydü. O akþam, yemeðimi bitirmiþ ve
gelenek olduðu üzere çocuklarýmla
birlikte dinleniyordum. Bu zamanýmý,
aslan payýný geveze olan küçük Thema
olmak üzere, daima çocuklarýma
ayýrýrdým. Bu güzel zevkli eðlencenin
ortasýnda, kapýya çaðýrýldým. Kapý zili
çalmadan aþaðý indiðimde, bir sivil polis
yüzüme baktý.‘Polis karakolundan
isteniyorsunuz’ diye beni bilgilendirdi.
Bu kýsa açýklamasý bende hiçbir endiþe
uyandýrmadý. Bir doktorun polis
tarafýndan istenmesinin birçok nedeni
vardýr. ‘Bir dakika’ dedim. ‘Sizinle
birlikte geleceðim…’
Aileme veda etmeðe tereddüt ederek,
þapkamý ve ince bir ceketimi alýp hemen
ona katýldým. Bütün tahminlerim ne kadar
yanlýþmýþ. Sosyal sýnýfý ne olursa olsun,
Türkiye’de polisle gevezelik yapmak
benim için zor deðildi. Beraber
yürüdüðümüz polis memuru bilgi vermeye
ve sorularýma cevap vermeye istekli
deðildi. Sessizlik içinde þehir merkezine
indik. Sonunda polis karakoluna vardýk
ve beklememi söyleyerek beni küçük bir
odaya koydular. Zaman geçti, dakikalar
bir saat ve daha fazla oldu… Zamanla
getirilen diðer bazý Ermeniler de benden
fazla bir þey bilmiyorlardý. Yavaþ yavaþ
bendeki endiþeler artmaya baþladý.
Bunun toptan cinayetlerin ve dehþetin
baþlangýcý olduðunu bilseydim, daha
fazla panik yapabilirdim. O sýrada hiçbir
þey bilmiyordum. Kör talihim olan
‘Kýsmet’ þimdiye kadar beni asla yalnýz
ve baþarýsýz býrakmamýþtý.
Ben bir devrimci deðildim. Benim
görüþüme göre, boþuna bir hareket ve
milletim için çok tehlikeli olan, herhangi
bir devrimci harekete gizlice dahi
katýlmamýþtým.
Kendimi
sadece
mesleðime adamýþtým. O halde beni neden
tutuyorlardý? Kimse bir þey söylemiyordu.
Sessizlik ve gerilim sinirlerimi
parçalamýþtý. Sonra tam þafak vaktinde,
nihayet muhafýz jandarmalar odaya girdi.
Birisi, aksi aksi ‘Gel’ diye seslendi.
Hâlâ ne bir bilgi ne de bu konuda bir
ipucu vardý. Onu takip ettim.Bir bahçeye
ve ardýndan yola çýktýk. Sessizlik içinde,
tramp… tramp… Karanlýk siluetiyle,
önümüzde Ýstanbul’un en haþin yapýsý
görülüyordu. Burasý Merkez Hapishane
idi. Bu karanlýk cezaevinde iþlenmiþ ne
suçlar yoktu ki? Beni oraya
götürüyorlardý ve birdenbire çýkmazýmý
anladým. Korkuya karþý mücadele
ediyordum. Kýsa bir süre sonra, kesinlikle
ne olduðunu bilecektim.”
Tutuklamalardaki
gariplikler
Tutuklanarak önce karakollara, daha
sonra hapishaneye götürülen Ýstanbullu
Ermeniler, bu durumun yorumunu uzunca
bir süre yapmakta zorluk çektiler.
Devrimcileri tutuklamýþlar diyemiyorlardý,
çünkü aralarýnda çok sayýda devrimci
olmadýðý kesin bilinen kiþiler bulunuyordu.
Toplumun elitleri toparlanmýþ demek
için de, aralarýnda bu tanýma girmeyen az
sayýda da olsa örnekler bulunuyordu.Her
ne kadar bunun ardýndan bir sürgün
geleceðini düþünseler de, polisin sözüne
inanarak, dükkânýný kapatmaya gerek
duymadan, kanlýönlüðüyle karakola ve
oradan hapishaneye getirilen Kasap
Garabed; isim benzerliði nedeniyle
tutuklanan, beþ parasýz Harutyun
Asaduryan gibi garip örnekler, kesin bir
kanaatin pekiþmesine engel oluyordu.
Pangaltý karakolunda tutuklu olarak
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
bulunanlar arasýnda koyu Ýttihatçýlýðý ile
bilinen Ermeniler de vardý. Bunlardan biri
de Doktor Dikran Allahverdi’ydi. Osmanlý
ordusunun ihtiyaçlarýna göre faaliyet
yürütmek üzere Ýttihatçýlarýn kurduðu
önemli sivil kuruluþlarýn baþýnda gelen
Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Pangaltý
Þubesinin baþkanýydý.Doktor Allahverdi,
cemiyetin son derece aktif bir elemanýydý.
Osmanlý sivilleri beden eðitimi yoluyla
savaþa hazýrlamak üzere, orduya eleman
yetiþtirmeyi hedefleyen bu militarist
kuruluþ, Ermenilerin en fazla uzak
durmaya çalýþtýklarý cemiyetti. Dr.
Allahverdi cemiyete 3.000 Osmanlý altýn
lirasýna varan baðýþlarýyla, Türk basýnýnýn
da övgülerini kazanmýþtý.
Karakola getirilen Dr. Allahverdi, bir
süre bekledikten sonra, muhafýz
jandarmaya seslenerek, “Komiseri ara,
ona söyle ki, ne diyecekse söylesin,
býraksýn eve gidip uyuyayým” demiþti.
Jandarma onun sözüne önem vermeyerek,
oturduðu yerden bile kalkmamýþtý.
Karakoldaki tutuklular arasýnda kahkaha
ile karýþýk bir uðultu arasýndan “Doktorun
yatma saati geçmiþ” mýrýltýsýna, mizah
yazarý Gigo daha yüksek sesle “Doktor,
ilk uykumuzu Konya’da yapacaðýz” diye
seslenmiþti.
Þehirde haberlerin
yayýlmasý
Bir gece önce tutuklamalarý duyan,
ancak bir yorum yapamayan gazeteci ve
yazar Yervant Odyan, Pazar sabahý erken
saatte, Osmanbey’de, yakýnýnda oturan
Bayan Teotig’i ziyaret etti.
Mart ayý sonunda tutuklanan eþi Bay
Teotig
(Teodoros
Lapçinciyan)
yargýlandýðý Divan-ý Harp’te 20 Nisan’da
bir yýl hapis cezasýna çarptýrýlmýþtý. Kaderin
talihli bir tesadüfü, hüküm giyerek hapis
yatan Teotig, bu sayede 24 Nisan 1915
operasyonunun dýþýnda kalmýþtý ve belki
de hayatta kalmasýný buna borçluydu.
Odyan, Bayan Teotig’i çok üzgün ve
endiþeli buldu: ”Dün gece büyük bir
korku yaþadým’ dedi.
‘Ne oldu’ diye sordum.
‘Gece yarýsýnda, geldiler ve
üstümüzdeki dairede oturan Parseð
Þahbaz’ý tutukladýlar… Zavallý karýsý
hâlâ sakinleþmedi.’
Önceki akþam Sarkis Efendi’nin
getirdiði haberleri hatýrladým ve
‘Nedenleri bilinmiyor, ama Taþnaklara
karþý bir hareket olarak görünüyor. Her
neyse, ben çok önemli olduðunu
düþünmüyorum. Bugün gerçeði öðreniriz.’
dedim.
Bayan Teotig’den ayrýlýp, Taksim’e,
her sabah kahve içme alýþkanlýðým olan,
mezarlýðýn köþesindeki kahvehaneye
gittim. Kahvemi isteksizce getirdikleri
sýrada, bir tanýdýk yaklaþtý ve alçak bir
sesle
‘Dün gece, Sarkis Minasyan, Taniyel
Varujan ve bu kahvenin sahibini
tutukladýlar. Burada oturmanýn güvenli
olduðunu sanmýyorum…’ dedi.
O gün buluþmak üzere anlaþtýklarý
Bedros Adruni’nin babasýnýn Taksim
Feridiye’deki evine gitti. Bay Adruni, gece
komþusu Püzantiyon gazetesi editörü
Püzant Keçyan’ýn da götürüldüðünü
söyleyince Odyan bu tutuklamalarýn
sadece siyasi olmadýðýný düþünmeye
baþladý. Bay Adruni, Dr. Torkomyan’ýn,
Dr. Daðavaryan’ýn ve benzer nitelikteki
baþka kiþilerin de tutuklandýðýný
söyleyince, Odyan, aklýna takýlan
“Osmanlý hükûmeti ile iyi iliþkileri olan
Keçyan, Daðavaryan, Torkomyan ile
Taþnaklar ’ý ayný nedenlerle nasýl
tutuklayabilirler?” sorusuna cevap
aramaya baþlamýþtý.
Bu sorunun yanýtýný alabilmek üzere, bu
konuda bilgi sahibi olma ihtimali fazla olan
7
"24 Nisan sembolü, 1915 yýlýnda Osmanlý Ermenilerine
yapýlanlarý anlatmaktadýr. Önce aydýnlar, toplum önderleri 24
Nisan'da olduðu gibi tutuklanarak dönüþü olmayan yollara
çýkarýldýlar. Baþsýz kalan Ermeni halký suçlu suçsuz ayrýmý
yapýlmadan benzer yöntemlerle, yüzyýllardan beri yaþadýklarý
yerlerden koparýlýp çöllere gönderildiler. 24 Nisan 1915 budur. "
Sabah gazetesi baþyazarý Diran
Kelekyan’a baþvurmaya karar verdi.
“Böylece Alyon Sokaðý’ndaki evine
gittim. Basamaklarý çýkarken, aþaðýya
inmekte olan Artur Efendi Maðakyan ile
karþýlaþtým.
‘Diran yukarda mý?’ diye sordum.
‘Diran?’ dedi, þaþýrmýþtý. ‘Bilmiyor
musun?’
‘Neyi?
‘Dün gece onu tutukladýlar.’
Kelekyan’ýn tutuklanmasý kafamý daha
fazla karýþtýrdý.
‘Seni nasýl tutuklamadýlar?’ dedi Artur
Efendi.
‘Fakat, beni niye tutuklasýnlar?’
‘Bilmiyorum. Ama Diran, Keçyan ve
Dr. Daðavaryan tutuklandýðý gibi seni de
tutuklayabilirler.’
Odyan, bulunduðu yere yakýn olan
Pera’daki Üç Horan Kilisesi’ne gitti ve
orada da Aram Andonyan, Krikor
Torosyan, Yervant Tolayan, Rupen
Zartaryan, Karekin Khajag, Agnuni ve
diðerlerinin de tutuklandýðýný öðrendi.
Öðlen vakti artýk þüphesi kalmayan
Odyan’a kiliseden tanýdýklarý, onun da
tutuklanabileceðini,
sokaklarda
yürümemesi ve bir yere saklanmasý
gerektiðini söylediler.
Merkez Hapishaneden
çýkýþ
25 Nisan Pazar akþamý hapishane
avlusunda okunan listelere göre, 71 kiþilik
bir grup, kýrmýzý renkli askeri otobüslerle
ve süngülü askerlerin gözetimi altýnda
götürüldükten sonra, 126 kiþilik ikinci
grup da dörtlü sýralar oluþturarak, her
sýranýn sað ve sol tarafýnda süngülü birer
asker olmak üzere Sultanahmet ve
Ayasofya meydanlarýný geçtikten sonra
Sirkeci’ye doðru yürüyüþe geçti.
Ýnsanlar sokaklarý henüz terk etmemiþti.
Her yerde ýþýklar yanýyordu. Gelip geçenler
tuhaf bir gösteriyi izliyorlarmýþ gibi
Ýstanbul’un
kalburüstü
Ermeni
aydýnlarýnýn oluþturduðu kafileyi
seyrettiler, araba ve tramvaylar bu
kalabalýk grubun geçiþi için durup
beklediler. Belli bir yerden sonra kafile
Gülhane Parký’nýn içine girerek, ýþýklý
bölgeden ayrýldý ve karanlýk yolda
ilerlemeye devam etti. Parktan sonra
Sarayburnu sahiline ulaþan kafile,
kendilerini bekleyen Þirket-i Hayriye’nin
67 baca numaralý gemiyi görünce, vapurla
Marmara’nýn açýklarýna götürülüp suya
atýlacaklarýný düþünmeye baþlamýþlardý.
Hapishaneden otobüsle gönderilen
birinci grup daha önceden gemiye
binmiþlerdi bile. Hapishane Müdürü
Ýbrahim Bey de tutuklularla beraber
gemideydi. Herkes askerlerin oluþturduðu
koridordan geçerek bindikten sonra
hareket etti.
Haydarpaþa’dan trene bindirilen tutuklu
Ermeni aydýnlarý kafilesinden seçilen 71
kiþi, Ankara yakýnýnda Sincan’da ayrýlarak
arabalarla
Ayaþ
Hapishanesine
götürüldüler. Geri kalanlar da Ankara
Garýnda trenden indirilerek, at arabalarýyla,
iki gün süren bir yolculuktan sonra
Çankýrý’ya getirildiler. Daha sonraki
tutuklamalarla, Çankýrý ve Ayaþ’a
getirilenlerin sayýsý 250’ye ulaþtý.
24 Nisan 1915
tutuklamasýnýn bilançosu
24 Nisan 1915 ve sonrasýndaki
tutuklanýp, Ýstanbul’dan Çankýrý ve Ayaþ’a
götürülen Ýstanbul’un en elit aydýnlarýnýn
çoðunlukta olduðu bu grubun toplam
sayýsý, sað kurtulan ve öldürülenlerin kaç
kiþi olduðu hakkýnda muhtelif tespitler
yapýlmýþtýr.Yapýlan titiz araþtýrmaya göre,
Çankýrý ve Ayaþ’a götürülen 250
Ermeni’den, hiçbir yargýlama olmadan
öldürülen 174 kiþiye karþýlýk, 76 kiþi her
þeye raðmen sað kurtulabilmiþtir.Ayaþ
hapishanesine götürülen ve isimleri tespit
edilebilen Ýstanbul’un 92 Ermeni
aydýnýndan 75’i öldürülmüþ, 17’s sað
kalabilmiþtir. Çankýrý’da tutulan 158
Ýstanbullu Ermeni tutuklu-sürgünden 99’u
öldürülmüþ, 59’u bu katliamdan sað
çýkabilmiþtir.
4 ayda tamamlanan bu operasyon,
Osmanlý hükûmeti içinde dar bir Ýttihatçý
grup ve Ýttihat ve Terakki Fýrkasý merkez
yönetiminin iþbirliði sonucunda
gerçekleþtirilmiþtir.
Yaygýn kanaatin aksine, cinayetlerin
hiçbiri Çankýrý ve Ayaþ kasabalarýnda
iþlenmemiþtir. Ankara’nýn bugün iskân
edilen, ancak 1915’te þehre 3-6 saat
yürüme mesafesinde kalan ýssýz vadi ve
ormanlarý toplu katliam mekânlarý olarak
seçilmiþtir.Toplu infaz ve cinayet olarak,
Çankýrý’dan 50 ve 24 kiþilik iki kafile,
Ayaþ’tan 30 ve 27 kiþilik iki kafile olmak
üzere, toplam 4 kafile ön plana
çýkmýþtýr.Ayaþ’tan Temmuz ayýnýn son
günü yola çýkarýlan 30 kiþilik birinci kafile,
Ankara’ya getirilmiþ, bekletilmeden
Elmadað
vadisine
götürülerek
öldürülmüþlerdir. Çankýrý’dan 11
Temmuz’da yola çýkarýlan 50 kiþilik birinci
kafile Ankara’ya getirilmiþ, 5 kiþi serbest
býrakýldýktan sonra, Ankaralý Gregoryen
Ermenilerden bir grup ile beraber
katledilmiþlerdir.
Çankýrý’dan 19 Aðustos’ta yola
çýkarýlan 24 kiþilik ikinci Ermeni
kafilesinden 2 kiþi sað kurtulabilmiþ, geri
kalanlar 20-24 Aðustos arasýnda Ankara
hapishanesinde kaldýktan sonra yola
çýkarýlarak katledilmiþtir. Ayaþ’tan ayný
günlerde yola çýkarýlan 27 kiþilik kafile
deyolda öldürülmüþtür.
Temmuz ayýnýn son günlerinden
itibaren yapýlan toplu infazlar için, Çankýrý
veya Ayaþ’tan yola çýkarýlan Ermeni tutuklu
kafileleri, Ankara’dan yürüyerek birkaç
saat uzaklýkta bulunan ýssýz vadi ve
ormanlýk yerlere götürüldüler. Önce
üstlerinde bulunan her þey alýnarak
soyuldular. Ardýndan, genellikle ateþli
silahlar kullanýlmadan, kesici aletlerle
öldürüldüler.En son üstlerinde bulunan iþe
yarar giysiler alýndýktan sonra, cesetleri
ortada býrakýldý. Bazen günler sonra gelen
iþçiler tarafýndan mýntýka temizliði
yapýlarak toplu olarak gömüldüler. Ancak
genellikle cesetler önce hayvanlarýn, sonra
doðanýn yok etmesine terk edildi. Bu
þekilde toplu olarak yapýlan infazlarla, 124
Ýstanbullu Ermeni öldürüldü. Kýsaca,
öldürülen 174 Çankýrý ve Ayaþ
tutuklusunun 124’ü toplu halde infaz
edilmiþtir.
Bu kalabalýk gruplardan sonra,
Diyarbakýr’a yargýlanmak üzere Ayaþ’tan
götürülen Agnuni, Zartaryan, Minasyan,
Khajag,
Cangülyan
ve
Daðavaryan’dan oluþan ve UrfaDiyarbakýr arasýnda öldürülen 6 kiþilik
grup ve Çankýrý’dan Ankara’ya
götürülürken yolda öldürülen Rupen
Sevag, Taniel Varujan, Maðazacýyan,
Bogosyan, Kahyayan’dan oluþan 5
kiþilik grup gelmektedirYargýlanmak
veya nakledilmek üzere jandarma ve
polis korumasý altýnda yola çýkarýlan
tutuklu Ermeniler, devlet görevlilerinin
gözetimi altýnda, bu cinayetleri
iþlemek üzere yollarda bekleyen,
Ýttihatçý hükûmetin bilgisi dâhilindeki
çeteler ve çapulcular tarafýndan
öldürüldüler. Serbest býrakýlan, ancak
gidecek yerleri olmayan bir kýsým
Ermeni tutuklu da, yine ayný çeteler
tarafýndan yollarda soyulduktan sonra
imha edildiler. Suriye’ye doðru sürgün
yoluna çýkartýlan ve diðer sürgünlerle
benzer akýbetlere maruz kalan bu
tutuklulardan bir daha haber
alýnamadý.
Ýstanbul Ermenilerine
dokunuldu mu?
1915-16 yýllarýnda, Osmanlý
coðrafyasýnýn her tarafýnda yaþayan
Ermenilerin, iki üç yýl sonra Osmanlý
vatan topraðý olmaktan çýkacak olan
Suriye çöllerine tehcir, sürgün ve imha
edilmelerinin, anafikri ve ulaþtýðý boyut
bakýmýndan, Soykýrým tanýmýna uygun
olup olmadýðý tartýþýlmaktadýr.
Ýttihat ve Terakki hükûmeti, yakýn
zamanda oluþacak yeni devletin
sýnýrlarýný öngörmüþ ve sað kalarak
Orta Doðu çöllerine varabilecek
Ermenilerin dýþarýda býrakýldýðý bir
Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini
atmýþtýr.Ýstanbul Ermenilerinin bu
uygulamadan muaf olduklarý tezi
günümüze kadar ileri sürülmüþtür.
Osmanlý Devletinin hükümranlýðý
altýndaki topraklarda eþit vatandaþ
statüsünde yaþayan, nüfusu farklý
sayýlarla ifade edilen Ermeniler,
ülkenin her tarafýna homojen olmayan
bir þekilde yayýlmýþtý. “Eðer Ermeni
halkýný koca bir beden olarak
düþünürsek, 24 Nisan o bedenin
baþýnýn kesilmesidir.” Baþsýz bir
bedenin yaþayabilmesini, hayata
tutunabilmesini tartýþmak bile
mümkün deðildir. 24 Nisan 1915’te
bir baþkaldýrý gerekçesiyle, Ýttihatçý
Osmanlý
hükûmeti,
Ermeni
toplumunun baþýný kopardýktan sonra,
sayýsý milyonla ifade edilen suçsuz
vatandaþýný tümden cezalandýrmýþ ve
yok etmiþtir. 24 Nisan sembolü, 1915
yýlýnda Osmanlý Ermenilerine
yapýlanlarý anlatmaktadýr. Önce
aydýnlar, toplum önderleri 24 Nisan’da
olduðu gibi tutuklanarak dönüþü
olmayan yollara çýkarýldýlar. Baþsýz
kalan Ermeni halký suçlu suçsuz ayrýmý
yapýlmadan benzer yöntemlerle,
yüzyýllardan beri yaþadýklarý yerlerden
koparýlýp çöllere gönderildiler. 24
Nisan 1915 budur.
* Bu yazý, Nesim Ovadya Ýzrail 2013’te
Ýletiþim Yayýnlarýndan çýkan, kendi
yazdýðý “24 Nisan 1915, Ýstanbul,
Çankýrý, Ayaþ, Ankara” kitabýndan bianet
için derlediði metinden kýsaltýlmýþtýr.
8
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
KIRIK BÝR DÜÞE
AÐLAYIÞ
boþluða attýðýndan beri
ayaklarýmý
içine büyür adýmlarým
hiç okunmayacak
hikayelere
kilitler biriktirir
ellerim
soðukluðuna çarpan
sesim
kýrýlýr avuçlarýma
paslanýr kilitlerim
Fatoþ Avcýsoyu
Ruso
Emre Ýleri /
[email protected]
RÜZGAR TARIYOR GECENÝN SAÇLARINI
R
üzgar tarýyor gecenin saçlarýný. Yalnýzlýklar, ayak
ayak üstüne atmýþ sohbet ediyorlar. Gece, kadýnakýllý
sarhoþ! Hüznümü yüz yýllýk bir roman gibi çýkarýp
koyuyorum masaya. Beni o büyüttü, sarýldýðým kadýnlarýn
kollarýnda annemi arar dururken. Gece ile bahse giriyorum.
Geceye þöyle sesleniyorum: Ayna ayna! Söyle bana! Kim
daha hüzünlü! Coðrafyalar, insanlar gibi paramparça.
Coðrafya dersinden sýnýfta kaldýk caným okurum. Kýbrýs'ta
ve dünyada da. Sabah oldu. Güneþ tarýyor sabahýn
saçlarýný. Yalnýzlýklar, iþe gitmeye hazýrlanýyor. Sabah,
sarhoþlardan kalma aðýz kokusu, sarhoþlardan kalma aðýz
dolusu küfür belki. Oysa herkes gibi onlarýn da içlerinde
mutlu olabilme potansiyeli var. Öncelikle þunu kabul ederek
baþlamak gerekir sanýyorum ki: hayat, acýdýr. Doðmak,
yaþlanmak, hastalýk ve ölüm. Hayatýmýzýn bir ya da öbür
anýnda hastalýklarla karþýlaþýrýz, bundan kaçýþ yoktur.
Ölümden de kaçýþ yoktur. Acýlar her zaman karþýmýza
çýkarlar fakat nasýl ki lotus çiçeði çirkefte bile yetiþir bizim
içimizdeki Buda(aydýnlanmýþ kiþi anlamýna gelir) potansiyeli
açýða çýkabilir. Buda bir peygamber ya da Tanrý deðildir.
Budizmde Tanrý, tapýnma yoktur. 13. Yüzyýlda yaþamýþ
Japon rahip Niçiren Daiþonin budizmi herkes uygulayabilsin
diye lotus sutranýn baþlýðýna( Myoho Renge Kyo) sankritçe
bir kelime olan Nam'ý ekleyerek bu budizmin mantrasýný
oluþturmuþtur ve bu mantranýn bütün lotus sutrayý
özetlediðini söylemiþtir. O mantra þudur caným okur: Nam
Myoho Renge Kyo. Nam, kendini adamak anlamýna gelir.
Myo, yaþamýn mistik doðasýdýr ve ho onun ortaya çýkýþýdýr.
Renge, lotus çiçeðidir ve hem aydýnlanmayý hem de sebep
ile sonucun eþ zamanlýlýðýný sembolize eder. Çünkü lotus
çiçeði ayný anda hem tohumlanýr hem de açar. Kyo ise,
evrende herþeyi birbirine baðlayan sestir. Bu mantrayý
tekrarlamanýn herkesin içinde halihazýrda varolan budalýðý
açýða çýkartabileceði söylenir. Niçiren Budizmi'nde diðer
Budizmlerdeki gibi kendini manastýrlara kapatmak gerekmez.
Hayattan kopuk bir biçimde yaþamak, arzularý vesaire
yadsýmak gerekmez. Hristiyanlýkta ya da Müslümanlýkta
olduðu gibi günah söylemi, cezalandýrýcý Tanrý/Allah vesaire
yoktur. Budizmde, kader de yoktur. Niçiren Budizmi'ne göre
yaþadýðýmýz hayatlar bizim irademizin eseridir. Yani eski
atasözüne baþvurarak anlatacak olursak, ne ekersek onu
biçeriz diyebiliriz…
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
AÞK MI NE!
Gecemin gövdesine
Zümrüt saplý bir hançer gibi saplandý gözlerin
Aklým baþýmdan zay oldu gitti...
Mantýðý beynimin kafesinden salýverdim
Yetiþir bunca yýllýk mahpusluk!
Her þeyi koyuverdim
Yalnýzlýðýmýn gün sýzmamýþ ovasýna
Bahar mý geliyor ne!
Gözlerimin cývýltýsýnda bir cikla sürüsü
Avcýlar þinya gölgesinde 'gonyak' sýzgýný
Kanadým olsa uçacakmýþ gibiyim
Uçmak mesele deðil de
Gönlünün bahar çiçekleriyle
süslü dallarýna
Tepetaklak konacakmýþ gibiyim...
Senin anlayacaðýn
Ben o bildiðin zat deðilim artýk gülüm
Ömrüm ömrüme sýðmýyor þimdi
Açýldý içimin mahzenindeki
hazine dolu sandýk
Ýçimden 'Kapan susam kapan' demek
gelmiyor
Gönlümün kepenkleri kapansa ne yazar
Zamaný durdurmuþum
Köprünün altýndan aþkýn ýrmaklarý akýyor...
Yer gök ayný yolun sancýsý
Biletsizdir aþk gemisinin yolcusu
Bir þiire yem olmak bu geceye nasipmiþ
Hal bu ki nerede o benim volta suskunu
gündüzlerim
Bir gün güleceðimi söyleyenlere
býyýk altýndan gülüþlerim
Ah ki kýþýn suda çýplak yüzercesine
Dalsam tir tir titrediðim gözlerine
Gece uslusu dereler gibi yataðýna bayýlsam...
Þimdi daðýn ardýndaki güneþi tutup
sarýlasým geliyor
Saçlarýndan sýzan günü ful çiçeði gibi
koklayasým geliyor
Rüzgâr yönünü þaþýrmýþ,
mevsim gününü þaþýrmýþ
Geceyle gündüz aklýný kaçýrmýþ olmalý!
Ah bir anlasam
Gönlümün nadasýna
aþk mý çiseliyor ne!
Ýsmail Boyraz
9
10
Pazar
Salman Rüþdi'nin kaleminden Marquez:
27 Nisan 2014 Pazar
O, hepimizden iyiydi...
17 Nisan günü hayatýný kaybeden Kolombiyalý yazar Gabriel García Márquez'in cenazesi dün
kaldýrýlýrken, bir baþka tanýnmýþ yazar, Salman Ruþdi, 'Gabito'nun edebiyattaki etkisini kaleme aldý.
Hintli yazarýn New York Times için yazdýðý 'Gerçeðin Hizmetindeki Büyü' baþlýklý makalenin öne çýkan
bölümleri özetle þöyle:
Bir yerde bir diktatör…
* Gabi yaþýyor. Gabriel García Márquez'in ölümüne dünya çapýnda verilen sýradýþý önem ve her
yerdeki okuyucularýn hissettiði samimi keder, bize onun kitaplarýnýn hâlâ hayatta olduðunu gösteriyor.
Bir yerde diktatör bir 'reis' hâlâ rakibini piþirtiyor ve harika bir tabakta misafirlerine akþam yemeði olarak
ikram ediyor; yaþlý bir albay hiç gelmeyen bir mektubu bekliyor; genç ve güzel bir genç kýz kalpsiz
anneannesi tarafýndan erkeklere pazarlanýyor; daha nazik bir aile reisi, yeni Macondo yerleþiminin
kurucularýndan olan, bilim ve simyaya ilgi duyan José Arcadio Buendía, korku içindeki eþine 'Dünya
yuvarlaktýr, týpký bir portakal gibi' diyor.
Ne Orta Dünya, ne Hogwarts
* Ýcat edilmiþ, deðiþimli dünyalarýn çaðýnda yaþýyoruz. Tolkien'in Orta Dünyasý, Rowling'in
Hogwarts'ý, 'Açlýk Oyunlarý'nýn karþý ütopya evreni, vampirlerle zombilerin fýrsat kolladýðý yerler:
Bugün, bu yerlerin dönemi. Fakat fantazi-kurgunun gördüðü raðbete raðmen, edebiyattaki en iyi
kurgusal küçük evrenlerde fantaziden daha çok gerçeklik vardýr. William Faulkner'ýn
Yoknapatawpha'sýnda, R. K. Narayan'ýn Malgudi'sinde, ve evet, Gabriel García Márquez'in
Macondo'sunda hayal gücü gerçekliði zenginleþtirmek için kullanýlýr, ondan kaçmak için deðil.
Baþarýsýný geçebilen olmayýnca…
* 'Yüz Yýllýk Yalnýzlýk' bugün 47 yaþýnda ve hem muazzam, hem de kalýcý bir popularitesi
olmasýna raðmen, tarzý, yani büyülü gerçekçilik, Latin Amerika'da baþka türlü anlatým
biçimlerinin önünü açtý. Bunun bir nedeni, García Márquez'in baþarýsýnýn büyüklüðüydü…
(Bu çeviri diken.com.tr 'den alýnmýþtýr) Geçtiðimiz yarým yüzyýlda, hiçbir yazar Marquez'le
karþýlaþtýrýlabilir bir nüfuz elde etmedi. Ian McEwan haklý bir biçimde, Marquez'in
üstünlüðünü Charles Dickens'ýnkiyle karþýlaþtýrmýþtý. Dickens'dan bu yana hiçbir yazar
Gabriel García Márquez kadar çok okunmadý, onun kadar derinden sevilmedi.
* Bu büyük adamýn ölümü, Latin Amerikalý yazarlarýn onun nüfuzu karþýsýnda duyduðu
endiþeye son verebilir ve yazdýklarýnýn bir yarýþmaya tabi tutulmaksýzýn takdir edilmesinin
önünü açabilir… Marquez'in hikayeleri gerçek insanlar hakkýnda; masal deðil. Macondo
gerçekten var, büyüsü de bundan kaynaklanýyor.
Büyüsü, gerçekliðindeydi
* 'Büyülü gerçekçilik', terimi 'el realismo mágico' terimiyle ilgili sorun þu ki, insanlar
bunu telaffuz ettiðinde veya duyduðunda, sadece 'büyülü' yarýsýný telaffuz ediyor veya
duyuyor; öbür yarýsýna, yani 'gerçekçiliðe' dikkat etmiyorlar. Fakat eðer büyülü gerçekçilik
sadece büyü olsaydý, o zaman hiçbir önem taþýmazdý. (Bu çeviri diken.com.tr 'den alýnmýþtýr)
Zira aklýnýza eseni yazabilirdiniz; her þey olabileceði için hiçbir þeyin etkisi olmazdý. Büyülü
gerçekçilik, gerçekte derin kökleri bulunduðu, gerçekten beslendiði ve gerçeði güzel,
beklenmedik biçimlerde aydýnlattýðý için iþe yarýyor.
* Marquez, gerçeklerden gözünü hiç ayýrmayan bir gazeteciydi. Rüyalarýn gerçekliðine
inanan bir hayalperestti. Ayný zamanda, çýlgýnca ve genellikle komik güzelliklerin yazarýydý.
* Böylesine büyük bir ihtiþamýn karþýsýnda, verebileceðimiz tek tepki minnet duymaktýr.
O, hepimizden iyiydi.
Pazar
27 Nisan 2014 Pazar
Ýsrail'de Aþk!
Life
Sentences
belgeselinde,
baþkahramanýmýz yara alsa da iç ve dýþ
çatýþmalarla dolu zorlu hayat mücadelesinden
aydýnlanmýþ bir kiþilik, baðýmsýz bir ruh,
barýþçýl bir muhalif olarak çýkýyor ve
gönlümüzde taht kuruyor.
Yahudi bir anne ve Müslüman bir babadan, üstelik
Ýsrail sýnýrlarý içinde doðduðunuzu, hatta babanýzýn
bir süre sonra Filistin Kurtuluþ Örgütü'nün aktif bir
üyesi haline geldiðini tasavvur edin - benim aklýma
memleketimizde, çok da eski olmayan bir geçmiþte
Müslüman kýzlarýyla iliþki kurmaya cüret etmiþ bazý
azýnlýk fertlerinin bu heveslerinin bedelini dayakla,
bazýlarýnýn da hayatlarýyla ödedikleri geliyor, bir de
kendi dinlerinden olmayanlarla evlenmeyi göze
alanlarýn öldüklerinde Ýstanbul'un bazý Hýristiyan
mezarlýklarýnýn ücra bir köþesinde, bu "korkunç"
günahý iþleyenlere ayrýlmýþ bir bölümde
defnedilmeleri…
Life Sentences adlý Ýsrail yapýmý belgesel yýllardýr
savaþmakta olan iki tarafýn öfkesini ve acýlarýný içinde
taþýmak zorunda kalan oðul Ahmad Nimer'in
tecrübesinden yola çýkýyor ve din, ýrk veya milliyet
farklýlýklarýndan beslenen dogmalarý yerle bir
etmemiz gerektiðini, ancak empati gücüyle bir
yerlere varýlabileceðini haykýrýyor. Uluslararasý
prömiyerini yaptýðý 16.Selanik Belgesel Festivalindeki
en çarpýcý eserlerden biri olarak dikkat çeken Life
Sentences (Müebbet Hapis Cezalarý) Kudüs
Festivalinde en iyi belgesel ödülünü almasýna raðmen
ülkesinde doðal olarak fazla ilgi görmemiþ. Bol ödüllü
Ajami filminin yönetmenlerinden Yaron Shani'yle
Nurit Kedar'ýn beraber kotardýðý, yakýn tarihimizdeki
olaylarýn gölgesinde hýrpalanan insanlarýn
psikolojisini keskin bir dille aktaran 94 dakikalýk
yapým kesinlikle görülmeyi hak ediyor.
Selanik'teki gösterimden sonra sohbet ettiðim
Yaron belgeselden ne kadar etkilendiðimi görünce
benim de Türkiye'de iki ayrý din veya ýrktan
ebeveynin ürünü olduðumu sanýyor, ben ona ayný
dinin iki ayrý versiyonunun temsilcisi anne-babanýn
bile ruhumda yeterince arýzaya yol açtýðýný
söylüyorum...
Müebbet Hapis Cezalarý
Akka'da 60'lý yýllarda filizlenen aþk, dinlerine ve
geleneklerine sýmsýký baðlý ailelerin karþý çýkmasýna
raðmen evliliðe ve iki çocuklu bir aileye dönüþür.
Filistinliler'e karþý ülkede bir türlü dinmeyen Ýsrail
þiddeti baþ gösterince baba Fawzi al Nimer tercihini
Arafat'tan yana kullanýr, anne ise özellikle çocuklarýný
çatýþma ortamýndan kaçýrabilmek için onlarý
Kanada'ya götürür; karý-koca bir daha görüþmese
de aþklarýnýn ateþi hayatlarýnýn sonuna kadar
sönmeyecektir.
Küçük Ahmad ve ablasý Ýsrail'de Arap bir babadan
olmanýn bedelini ayrýmcýlýða maruz kalarak zaten
ödemiþtir; Montreal'deki fanatik Yahudi okulunda da
kahramanýmýz adýný deðiþtirip gerçek kimliðini gizlese
de fazla tutunamaz. Çeþitli ülkelerden çocuklarýn
devam ettiði bir eðitim kurumunda nispeten rahat
eder, þizofreniye endeksli ruhsal çalkantýlarý bir nebze
olsa da diner, ama içindeki kýrýlma ömrü boyunca
benliðini örseleyecektir. Bir süre babasýný yok
saymayý tercih edecek, bir dönem annesinden gizli
olarak babasýnýn himayesine girmekten mutlu
olacaktýr. FKÖ bünyesinde millî bir kahraman haline
gelen Fawzi bir süre sonra yakalanýp birkaç müebbet
hapis cezasýna çarptýrýlýr.
Bir kez daha büyüklerin faturasý çocuklar
tarafýndan ödenmekte, iç çeliþki ve yargýlamalar
kiþiliklerini yýpratmaktadýr: Ýsrail'den Kanada'ya,
Tunus'tan Gazze'ye sürüklenen hayatlar bir
zamanlarýn iþlek balýkçý limaný Akka'da
düðümlenmiþtir. Yine Selanik Belgesel Festivalindeki
It's Better to Jump'ta tarihî mirasýyla da tanýtýlan ve
mazide örneklerine bilhassa Akdeniz kýyýlarýnda bolca
rastladýðýmýz mültietnik merkezlerden Akka hâlâ
Ýsrail'in kýskacý altýnda direnmeye devam ediyor, týpký
orada evlendiði Filistinli kuzeniyle bir aile kurup
yaþamýný sürdürmeye çalýþan Ahmad gibi.
Arþiv görüntüleriyle desteklenmiþ ve kývrak bir
kurguyla taçlandýrýlmýþ Life Sentences belgeselinde,
baþkahramanýmýz yara alsa da iç ve dýþ çatýþmalarla
dolu zorlu hayat mücadelesinden aydýnlanmýþ bir
kiþilik, baðýmsýz bir ruh, barýþçýl bir muhalif olarak
çýkýyor ve gönlümüzde taht kuruyor.
Müebbet Hapis Cezalarý yönetmenlerine
Brüksel'de 11 Nisan'da sona eren 6.Millenium Film
Festivali'nin büyük ödülü Altýn Objektif'i ve seyirci
ödülünü de kazandýrdý; Türkiye'de bir an önce
gösterilmesi dileðiyle… (Her ne kadar ABD Dýþiþleri
Bakaný Kerry'nin güdümünde Ýsrail-Filistin
görüþmeleri, malum sebeplerden dolayý bir kez daha
çýkmaza sürükleniyor olsa da!)
Michael Glawogger'in anýsýna…
...film...
...film...
Murat Türker
11
ATEÞLER YAKILSIN VE BARIÞ YAÐSIN
BEREKETLÝ YAÐMURLAR GÝBÝ*
büyük ateþler yakacaktýk
köy meydanlarýnda
ve
tüm kasabalarýn, kentlerin
meydanlarýnda.
þimþek aydýnlýðýnda,
küller ve dumanlar arasýnda
þölenler yaþayacaktýk ki;
babilli melek lidingura,
kanatlarý açýk,
umutla inecekti bu topraklara.
ona çevirdik yüzlerimizi
ve bekledik konuþsun diye.
o, özenle yazýlmýþ bir tablet çýkardý,
gök mavisi kanatlarý ardýndan.
baktýk biz, yüreklerimiz
çýrpýnýrken ve en görkemli
sessizliðimizle. o, tableti
kaldýrdý ve ellerimize uzattý.
dedi ki: “barýþ istediniz
ve iþte getirdim!
elden ele, yürekten yüreðe
dolaþtýrýn ve okuyun.”
“barýþý ve hayatý okuyun,
baðýrarak ve
yüksek sesle okuyun,
barýþý geçirin köprüler altýndan”
ve
babil’in tüm dostlarý
ve tüm düþmanlarý da
iþitsin,
ateþlerden ateþler yaksýnlar;
ve yeryüzüne barýþ þarkýlarý düþsün,
barýþ ilahileri yaðsýn,
bereketli yaðmurlar gibi.”
M. KANSU
17-19 Nisan 2014
Lokmacý Barikatý / Lefkoþa
*: Yýllar önce, Elye’de yakýlan
‘Barýþ Ateþi’ni anýmsarken.
Download

sayı 466.p65 - Afrika Gazetesi