KAPAK DOSYASI
İNSANLIĞIN KAYBI: suriye
Ülkede beş farklı bölgede kimyasal silah kullanıldığı BM tarafından
doğrulanmış ve kitle imha silahları ile katliam yapıldığının raporlanmıştır, ancak
bu konuda başarılabilen tek şey, rejimin elindeki kimyasal silahların imha
sürecinin başlaması oldu.
Yavuz GÜÇTÜRK
Y
irmi birinci yüzyılın en büyük trajedisinin
yaşandığı Suriye’deki iç savaş, Mart 2014’te
üçüncü yılına girdi. 130 binden fazla insanın
yaşamını yitirdiği, yüzbinlerce insanın işkence ve
kötü muamele başta olmak üzere ağır insan hakları
ihlallerine maruz kaldığı, milyonlarca insanın ülkenin diğer bölgelerine veya komşu ülkelere mülteci
olarak sığındığı ve ülke nüfusunun neredeyse yarısının insani yardıma muhtaç hale geldiği Suriye’de iç
savaşın sona erdirilmesi için uluslararası toplumun
son girişimi Ocak 2014’te gerçekleşti. Suriye rejimi
ve muhaliflerin Cenevre’de bir araya getirildiği bu
görüşmeden, rejimin kuşatması altındaki Humus’a
Birleşmiş Milletler (BM)’in insani yardım ulaştırmasına ve sivillerin kenti terk etmesine izin verilmesi
dışında somut bir adım çıkmadı. BM Suriye Özel
Temsilcisi Lahdar Brahimi görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle Suriye halkından özür
diledi. Ancak Suriye’de Mart 2011’de ilk gösterilerin
başlamasından beri ikircikli ve çekingen bir tutum
takınan uluslararası kamuoyu ve BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkeler, yaşanan bu trajedideki sorumlulukları nedeniyle özür dilemeyi hâlen düşünmüyor.
Öte yandan, Suriye’de rejimin meşruluğunu yitirdiği, işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları
nedeniyle uluslararası toplumun yaşanan iç savaşa
müdahale etmesi gerektiği sıklıkla dile getiriliyor.
Bu durumda sorulacak soru şudur: Suriye’de ne tür
insan hakları ihlalleri yaşandı ve bunlar uluslararası
insan hakları hukuku açısından ne ifade etmektedir?
Arap Baharı sonrası Suriye’de başlayan barışçıl
gösteriler karşısında rejimin önünde iki seçenek vardı; gösterilere müdahale etmeyip demokratik reform
40
taleplerini dikkate almak ya da şiddet yoluyla eski
düzenin devamını sağlamak. Suriye hükümeti, Türkiye ve Batılı ülkelerin tavsiyelerini göz ardı ederek
ikinci yolu tercih etti. Barışçıl gösterilere katılan Suriyeli sivillere karşı rejime bağlı güçler (polis, asker,
istihbarat birimleri ve Şebbiha milisleri) tarafından
ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirilirken, gösterilerin başladığı andan itibaren, gerek Suriyeli ve
uluslararası insan hakları örgütleri, gerekse BM, bu
ihlalleri tespit edip raporlamaya ve uluslararası kamuoyuna duyurmaya başladı.
İsyanın henüz altıncı ayından itibaren uluslararası insan hakları örgütleri ihlallerin yaygın ve sistematik bir hal aldığını tespit ederek Suriye’de rejimin
insanlığa karşı suç işlediğini dile getirmeye başladılar. Bunun pratik anlamı, insan hakları ihlallerinden
farklı olarak bu suçlarda zaman aşımının işlememesidir. Suriye rejimi ise bu iddiaları reddederek, BM ve
diğer uluslararası kuruluşların ülke içinde inceleme
yapmasına dahi izin vermedi.
Kısa sürede ülke çapına yayılan gösterilere katılan
sivillere karşı gerçekleştirilen ağır insan hakları ihlalleri (işkence, yargısız infaz, kitlesel gözaltılar, zorla
kaybetmeler vb.), aynı zamanda, rejim tarafından
toplumun suskun kesimine karşı verilen bir gözdağı
idi. Oluşturulan korku ile sadece göstericiler cezalandırılmıyor, bu uygulamalar aynı zamanda toplumun
bu gösterilere ve sonrasında oluşan muhalif hareketlere katılmasının önlenmesi için caydırıcı bir araç
olarak kullanılıyordu.
Barışçıl gösterilere karşı rejimin bu tutumu bazı muhalif grupların silahlı mücadeleye başlamasına
Mart-Nisan Cilt: 6 Sayı: 61
Analiz
neden oldu. Suriye toprakları, muhaliflerin ülke genelinde bazı bölge ve kentlerin kontrolünü ele geçirmesiyle de, hâlen süren bir iç savaşa sahne olmaya
başladı. İç savaş ile beraber sadece insanlığa karşı
suçlar değil, rejimin yanı sıra bazı muhalif gruplar
tarafından işlenen savaş suçları da dile getirilmeye
başlandı.
İç savaş sırasında işlenen suçların sayısındaki
muazzam artış, insan hakları örgütlerinin çalışma
yöntemlerini de etkiledi. Örneğin, tek tek işkence
vakalarını raporlamak imkânsız hale geldiğinde, sistematik işkence yöntemleri raporlanmaya ve örnek
vakalar aktarılmaya başlandı. Bunun yanı sıra, tutuklanan binlerce kişinin tespiti imkânsız hale geldiğinde, ülke çapındaki gizli işkence merkezleri ve
hapishaneler tespit edilmeye, buralardan sağ çıkmayı başarabilen mağdurların hikâyeleri ile uluslararası
kamuoyunun dikkati çekilmeye çalışıldı.
Ocak 2014’te ise, ilk kez rejimin içerisinden bir
kişi, Suriye devletinin işlediği sistematik cinayetlere
ilişkin kanıtları ortaya çıkardı. Rejime bağlı askeri
hastanelere ölü olarak getirilen kişilerin fotoğraflarını çekmekle görevli “Sezar” kod adlı bir askeri
polis, son iki yılda çektiği 11 bin kişiye ait 55 bin
fotoğrafı muhaliflere teslim etti. Geçmişte savaş suçları mahkemelerinde görev yapmış üç başsavcının
öncülüğünde çalışan bir komisyon, hem fotoğrafların gerçekliğini hem de kaynağın güvenilir olduğunu
onayladı. Komisyon, ortaya çıkan tüm bu bulguların, savaş suçu için kurulacak bir mahkemede kabul
edilebilir “açık deliller” olduğuna karar verdi.
Kimyasal Silah Kullanımı
Suriye’de işlenen bir diğer savaş suçu da kimyasal silah kullanımıdır. Ülkede beş farklı bölgede kimyasal silah kullanıldığı BM tarafından doğrulanmış ve
kitle imha silahları ile katliam yapıldığının raporlanmıştır, ancak bu konuda başarılabilen tek şey, rejimin
elindeki kimyasal silahların imha sürecinin başlaması
oldu. Ordu birliklerine ait misket bombası, güdümlü olmayan füzeler ve varil bombaları gibi kullanımı
yasak olan konvansiyonel silahlarla gerçekleştirilen
katliamlar ise hâlen sürmektedir.
Bugün Suriye’de yaşanan bu trajedinin durması
için tek yol var: BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası toplumun büyük çoğunlukla rejim güçleri tarafından gerçekleştirilen ancak muhaliflerin de sorumlu
olduğu savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlara ilişkin olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni
Analiz
Mart-Nisan Cilt: 6 Sayı: 61
Bugün Suriye’de yaşanan bu
trajedinin durması için tek yol
var: BM Güvenlik Konseyi ve
uluslararası toplumun büyük
çoğunlukla rejim güçleri
tarafından gerçekleştirilen
ancak muhaliflerin de sorumlu
olduğu savaş suçları ve
insanlığa karşı işlenen suçlara
ilişkin olarak Uluslararası Ceza
Mahkemesi’ni (UCM) harekete
geçirmesi.
(UCM) harekete geçirmesi. Günümüzde UCM
insanlığa karşı suçları soruşturabilecek tek uluslararası yargı organı konumundadır ve Suriye UCM’ye
taraf olmasa bile Güvenlik Konseyinin UCM’yi
harekete geçirebilme yetkisi bulunmaktadır. Ancak
Suriye’de gerçekleşen bu zulmün faillerini UCM’de
yargı önüne çıkarmak bir yana, katliamları kınayan
ve rejime yaptırım öngören karar tasarıları dahi Rusya ve Çin’in tekrarlanan vetoları nedeniyle Güvenlik
Konseyi’nde kabul edilemedi.
Gerek Esed rejiminin gerekse de bazı muhalif
grupların Suriye’de pervasızca savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlemeye devam etmesinin nedeni,
yirminci yüzyılda başka coğrafyalarda benzer katliamları gerçekleştirenlerin hesap vermek zorunda
kalmaması idi. Onlar geçmişe bakarak elde ettikleri
cesaretle Suriye halkına zulmetmeye devam ediyorlar. Uluslararası toplum, bugün Suriye’de yaşananların hesabını sormadığı sürece, gelecekte başka coğrafyalarda benzer katliamların gerçekleşmesinin önü
alınamayacaktır. Dolayısıyla, sadece bugün yaşanan
acıları dindirmek ve adaleti sağlamak için değil,
bizden sonraki nesillerin benzer acıları yaşamasının
önüne geçebilmek için insanlık adına harekete geçmeliyiz.
Araştırmacı, SETA
41
Download

insanlığın kaYBı: suriYe