Çağdaş Türk Dili
Ankara Yazıları
Savaş Sönmez
ÖRÜCÜ ERKAN
Ö
rücü Erkan’ı 15.12.2007 günü
verdiği bir gazete duyurusundan tanımaya başlıyorum. “Örücü mü?”
diye başlayan bu ilan kısaca örücülüğe
değinip “İçimizdeki cumhuriyet ruhunun sonsuza kadar devam etmesi ümidiyle…” ve “Son Söz: Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün
mesele” sözleriyle sonlanıyor. Beni bir
örücü ilanı olarak da oldukça umutlandıran bu ilanın hemen ertesinde Erkan’a
gidip tanıştığımızı, uzun uzun konuştuğumuzu anımsıyorum. O gün bugündür örücü-müşteri ilişkimiz ve de “Ne
olacak bu memleketin hali”ne birlikte
yanıt arayışlarımız, memleketin gidişine uygun aralıklarla sürüp gidiyor.
Son yıllarda örücülerin de birçok “eski
bildiklerimiz” gibi, göze görünür yerlerden sessizce yok olmaları, bende kaybolmakta olan bu el işçiliğinin tarihe not
olarak düşülmesini gerektirdiği kaygısını uyandırıyor ve bu niyetle gidiyorum
Erkan’ın işliğine bu kez.
Erkan 1974 doğumlu; askerliğini bitirdikten sonra bugünkü yerinde başlıyor örücülüğe. Örücülük baba mesleği.
Babası Hüseyin, Örücü Arif’ten, o da
Ankara’nın İstanbul’dan gelme ilk kuşak
15.12.2007 günlü gazete ilanı
örücüsü Yusuf’tan öğrenmişler bu işi.
20 yıldır, eski Ankara Sinemasının yerine oturtulmuş Ankara İşhanının çekme
katında olmaklığından ötürü pasajın
kıdemlilerinden olan Erkan, Ankara’da
halen örücülükle uğraşanların sayısının
bir elin parmaklarını geçmediğini söylüyor. Kendisi gibi Necatibey Caddesinde
Güneşli Pasajının içlerinde, babasının
da bir zamanlar yanında çalıştığı Arif;
İzmir Caddesi Moda Pasajının en üst katında Hasan; Ulus Çarşısında Mehmet;
Atatürk Bulvarında eski Büyük Sinemanın yerindeki Büyük Çarşıda 1964’e
dayanan geçmişiyle ünlü Ümit Şapkaevinin bitişiğindeki Süleyman (ki kendisini efsanevi Büyük Sinemanın “Gelecek
Nisan 2014 • Sayı 314
117
Çağdaş Türk Dili
İşliğin pasajdan görünümü
Erkan Usta çalışıyor
Program” vitrininin hemen yanındaki
minicik dükkânından tanıyoruz), bu
mesleğin Ankara’daki son temsilcileri.
Bir zamanlar ana caddelerin üstlerinde,
düzayak girişleri olan bu işlikler, bugün
pasajların ve işhanlarının gözden ırak
köşelerinde tutunmaya çalışıyorlar. Varoluş nedenleri ve işyerleri bu nedenle
pek bilinmediğinden, eski tanıdık müşterilerinin dışında ya da onların aracılığı olmaksızın, bu ücra köşelerde yeni
müşteriler edinmeleri zor. Zaten yeni
müşterilerinin çoğunluğu ya büyük giysi mağazaları, ya kuru temizleyiciler,
ya da terziler tarafından gönderiliyor.
Günümüzün gençlerinden hiçbiri, gelirine oranla zahmeti çok fazla olan bu
işe gönül vermiyor. Kendi ailelerinden
bu mesleği öğrenmek isteyen çıkmadığı
gibi, çırak da yetiştirilemiyor.
Örücü, “kaliteli kumaş giysilerin,
kazakların, döşemelerin; yanık, yırtık
ve güve yeniklerini, o parçadan alınan
ipliklerle dokuyarak eski haline getiren
kişi” olarak tanımlanıyor. Eskiden bugünkü gibi hızlı tüketim olmadığından
ve her türlü kumaş değerli görüldüğünden yenisini edinmenin pahalılığı düşünüldüğünde, onartmak (ördürmek)
mantıklı bulunurken günümüzde pek
çok kişi pek de değerli olmayan giysileri kolayca edinebildiğinden, eskiyip
yırtılınca ondan kolayca vazgeçebiliyor,
atıveriyor.
Bu işi bir tür “iplik nakli” olarak
açıklıyor Erkan Usta. Giysisine önem
veren, giysisini seven kişinin ne pahasına olursa olsun örücüye başvurduğunu düşünüyor. Erkan, bilgisayar
dilinden anlayan yeğenine, askerden
döndüğünde “giysidoktoru.com” adlı
bir örün (“web”) sayfası yaptırmayı tasarlıyor. Kendisini iplik nakli yapan bir
tür doktor olarak görüyor. Ona göre
örülecek kumaşın dokusu çok önemli.
Kumaşın inceliği, kalınlığı, deseni, iplik
sayısı, dokumanın yönüne göre harcanan emek ve zaman değişiyor. Örmenin
ücreti de işte bu “emek-zaman”a göre
belirleniyor. Örülecek kumaşların mutlaka pay yerleri var. Örmede kullanılacak iplikler bu pay yerlerinden çekilerek
her ipliğin arasından (1’e 1, 2’ye 2, 3’e 3
gibi) geçiriliyor ve adeta yeniden dokunuyor. Görüntünün sıkışmaması için
bazen daha az iplik sırası yerleştirmek
gerekebiliyor.
Hani küçücük bir takılmışlığı, yırtılmışlığı, yanmışlığı olan kimi giysilerimiz vardır dolap köşelerinde unutulup
kalmış, ama kendilerinden ve anılarından bir türlü vazgeçemediğimiz, kimselere vermeye ya da atmaya kıyamadığımız. İşte onlardan sizde de varsa,
onarımları konusunda acele edin. Zira
yakın bir gelecekte “örücülük” de tarihteki yerini alacak gibi.
118
Nisan 2014 • Sayı 314
Download

Ankara Yazıları