BU YAZI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN YAYINLANAN
HADİSLERLE İSLAM İSİMLİ ESERDE YER ALAN TELİFLİ BİR
ÇALIŞMADIR.
KADINLARIN EĞİTİM ÖĞRETİMİ
ِ َ ‫َت يا رس‬
ِ ِ ‫ت امرأَةٌ إِلَى رس‬
ٍ ِ‫َعن أَبِى سع‬
ِ ‫ال ج‬
‫ب‬
ِّ ‫يد الْ ُخ ْد ِر‬
ْ
ُ َ َ ْ ‫ول اللَّه صلى اهلل عليه وسلم فَ َقال‬
َُ
َ
َ ‫ول اللَّه ذَ َه‬
َ َ َ َ‫ى ق‬
َ ْ ‫اء‬
‫اجَتَ ِم ْع َن يَ ْوََ ََ ََا‬
َ َ‫ ق‬. ُ‫ك اللَّه‬
ُ ‫الر َج‬
ِّ
َ ‫يك فِ ِيه تُ َعلِّ ُمنَا ِم َّما َعلَّ َم‬
َ ِ‫ك يَ ْوًما نَأْت‬
َ ‫اج َع ْل لَنَا ِم ْن نَ ْف ِس‬
َ ِ‫ال بِ َح ِديث‬
ْ ‫ال‬
ْ َ‫ك ف‬
ِ
ُ ‫اه َّن َر ُس‬
ُ‫ول اللَّ ِه صلى اهلل عليه وسلم فَ َعلَّ َم ُه َّن م َّما َعلَّ َمهُ اللَّه‬
ُ َ‫اجَتَ َم ْع َن فَأَت‬
ْ َ‫ ف‬.‫َوََ ََا‬
Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah’a (sav) gelerek,
‘Yâ Resûlallah! Senin sözlerinden hep erkekler faydalanıyor. Bize
kendiliğinden (özel) bir gün belirlesen de o gün sana gelsek ve bize
Allah’ın sana öğrettiğinden öğretsen.’ dedi. Hz. Peygamber, ‘O
hâlde şu şu günlerde toplanın.’ buyurdu. Bunun üzerine kadınlar
toplandılar. Resûlullah (sav) onların yanına gelerek Allah’ın
kendisine öğrettiklerinden onlara bir şeyler öğretti.” (M6699 Müslim, Birr ve sıla, 152)
ِ ‫شةُ نِ ْعم الن‬
ِ ْ ‫قَال‬
‫ْحيَاءُ أَ ْن يََتَ َف َّق ْه َن فِى الدِّي ِن‬
َ ْ‫ساءُ األَن‬
َ ‫َم يَ ُك ْن يَ ْمنَ ُع ُه َّن ال‬
ْ ‫صا ِر ل‬
َ ‫ِّساءُ ن‬
َ َ َ ‫َت َعائ‬
Hz. Âişe (ra) diyor ki: “Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır!
Utanma duyguları onların dinlerini öğrenmelerine engel olmuyor.”
(M750 Müslim, Hayız, 61)
ِ َّ َ ‫َن رس‬
ِ ‫ال الَ تَمنَ عوا إِماء اللَّ ِه مس‬
.‫اج َد اللَّ ِه‬
ُ َ َّ ‫َع ِن ابْ ِن عُ َم َر أ‬
َ َ َ َ ُ ْ َ َ‫ول الله صلى اهلل عليه وسلم ق‬
İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle
buyurmuştur: “Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine
gelmelerine engel olmayınız.” (M990 Müslim, Salât, 136)
ٍ ِ
ٍ َّ‫َع ِن ابْ ِن َعب‬
‫َم‬
َ َ‫ ق‬- ‫ رضى اهلل عنهما‬- ‫اس‬
َ َ‫ال َخ َر َج النَّبِ ُّى صلى اهلل عليه وسلم يَ ْوََ عيد ف‬
ْ ‫صلَّى َرَْ َعَتَ ْي ِن ل‬
ِ َ‫ فَععل‬، ‫ فَو َعهَ ُه َّن وأَمرُه َّن أَ ْن ي َتَص َّدقْن‬، ‫ال َعلَى النِّس ِاء ومعهُ بِلَ ٌل‬
َ ‫ ثُ َّم َم‬، ‫ص ِّل قَ ْب ُل َوالَ بَ ْع ُد‬
ُ‫ت ال َْم ْرأَة‬
ََ َ َ َ
َََ َ
َ ُ‫ي‬
َ
ََ َ
ِ
.‫ص‬
ُ ‫ْب َوال‬
َ ‫ْخ ْر‬
َ ‫تُلْقى الْ ُقل‬
İbn Abbâs (ra) anlatıyor: “Resûlullah (sav) bir bayram günü
(namazgâha) çıktı. İki rekât namaz kıldırdı ve (bu namazın)
öncesinde ya da sonrasında başka namaz kılmadı. Sonra yanında
Bilâl olduğu hâlde kadınların olduğu saflara doğru gitti, onlara vaaz
ve nasihatte bulunarak sadaka vermelerini emretti. Bunun üzerine
hanımlar (Bilâl’in sadakaları toplamak üzere kaldırdığı eteğine)
bilezik ve küpelerini atmaya başladılar.” (B1431 Buhârî, Zekât, 21)
ِ ُ ‫ال رس‬
‫الر ُج ُل‬
َ َ‫ ق‬-‫رضى اهلل عنه‬- ‫ى‬
ِّ ‫وسى األَ ْش َع ِر‬
َّ ‫َّب‬
َ ‫ول اللَّه صلى اهلل عليه وسلم إِذَا أَد‬
ُ َ َ َ‫ال ق‬
َ ‫َع ْن أَبِى ُم‬
ِ
ِ
ِ ‫َجر‬
…‫ان‬
ْ ‫ َو َعلَّ َم َها فَأ‬،‫س َن تَأْديبَ َها‬
ْ ‫أ ََمَتَهُ فَأ‬
َ ‫س َن تَ ْعل‬
َ ْ ‫ ََا َن لَهُ أ‬،‫يم َها ثُ َّم أَ ْعَتَ َق َها فَ َتَ َزَّو َج َها‬
َ ‫َح‬
َ ‫َح‬
Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah
(sav) şöyle buyurmuştur: “Bir adam cariyesini güzelce terbiye eder
ve ona iyi bir eğitim verir de sonra azat edip onunla evlenirse,
kendisine iki kat ecir verilir…” (B3446 Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 48)
Kadın ve erkeği aynı özden yarattığını (Nisâ, 4/1) söyleyen Cenâb-ı Allah, onları ilâhî
emirlere de aynı derecede muhatap kılmıştı. Allah’ın emirlerini insanlığa ileten Hz.
Peygamber’in uyguladığı eğitim de kadın erkek ayırt etmeksizin bütün muhataplarını
içine almaktaydı. Allah Resûlü’nün risaletiyle başlayıp vefatına kadar süren bu eğitim
süreci elbette ki tek taraflı işlemiyor, marifet iltifata tâbi oluyordu. Resûlullah,
Allah’tan aldıklarını tebliğ etme ve toplumu uyarma noktasında son derece titiz ve
hassas davranıyordu. Muhatapları da bu emirleri öğrenme ve uygulama noktasında en
az onun kadar istekli ve hassas idiler. Herkes bu eğitimden nasibinin peşine düşmüştü.
Bir sahâbî hanımın Resûlullah’a gelip, “Yâ Resûlallah! Senin sözlerinden hep
erkekler faydalanıyor.” şeklindeki serzenişinde de eğitimden eşit ve âdil biçimde
faydalanamadıklarının sitemi vardı.
Hanımlar erkekler gibi her an Resûlullah’la beraber olamadıkları için arzu
ettikleri derecede onun anlattıklarından yararlanamıyorlardı. Hanımların ortak
arzusunu dile getiren bu hanım sahâbî, Resûlullah’ın kendilerine özel olarak zaman
ayırmasını rica etmiş ve “Bize kendiliğinden (özel) bir gün belirlesen de o gün sana
gelsek ve bize Allah’ın sana öğrettiğinden öğretsen.” demişti. Hanımların bu öğrenme
isteğine karşı kayıtsız kalmayan Hz. Peygamber, önceden gününü ve yerini belirlemek
2
suretiyle toplanmalarını söylemiş ve onlara bu kararlaştırılan zamanlarda ayrıca
dersler vermişti. (B7310 Buhârî, İ’tisâm, 9; M6699 Müslim, Birr ve sıla, 152)
Mekke’deki varoluş mücadelesinden sonra artık Medine’de toplumun inşası
sürecine girilmişti. Bu inşa sürecinin, başka bir ifadeyle nebevî eğitimin, kadın-erkek,
hür-köle, genç-yaşlı, çoluk çocuk toplumun her kesimini kucaklaması gerekiyordu.
Zira her bir kesim, toplumun İslâm’a göre yeniden yapılanması açısından ihmal
edilemez bir değerdi. Allah Resûlü, yirmi üç yıllık risalet döneminde insanların
kalbine sağlam bir tevhid inancı yerleştirmek ve bu inanç doğrultusunda onları
eğitmek için çaba harcamıştı. Resûlullah’ın uyguladığı bu eğitimin çerçevesini ilâhî
vahiy belirliyordu. Hayatın her alanını kuşatan ve gerek imânî gerekse ahlâkî
dönüşümü hedefleyen bir eğitimdi bu. Hz. Peygamber, hem Allah’tan aldığı emirleri
insanlara anlatarak hem de bizzat anlattıklarını kendisi de yaşayıp örnek olarak
veriyordu bu eğitimi. Toplumun topyekûn ıslahını hedefleyen bu eğitimden erkekler
kadar kadınlar da payını almalıydı. Çünkü Kur’an’da buyrulduğuna göre,
(Ahzâb, 33/36)
kadınlar da erkekler ile birlikte Rabbin ve Elçisi’nin hükümlerinin muhatabı idiler ve
kendilerinden ne istenip ne istenmediğini bilmek zorundaydılar. Zira sonuçta
öğrendiklerini uygulayacaklar ve bu sayede, “Erkek olsun kadın olsun her kim mümin
olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa
uğratılmazlar.”
(Nisâ,
4/124)
müjdesine nail olacaklardı. O hâlde eğitimlerinin ihmal
edilmesi söz konusu bile olamazdı. Ayrıca gelecek nesillerin eğitimi için bu nesilleri
yetiştirecek olan kadınların eğitimi özel bir önem taşıyordu. Böylece hayata annesinin
kucağında gözlerini açan bebek, attığı her adımda onun Peygamber eğitimi ile
şekillenen terbiyesinde büyüyecekti.
Bunun içindir ki Allah Resûlü, yeniden inşası için görevlendirildiği bu toplumda
ilk günden itibaren kadınların eğitimine özel bir önem vermiştir. Öyle ki kendisine
nazil olan Kur’an’ı en yakınlarına anlatmaya başladığında, Safâ Tepesi’ndeki
Erkam’ın evinde yapılan gizli toplantılara bile hanımları kabul etmiştir. (HS26 İbn Hişâm, Sîret, I, 343)
Hicret’ten önce Akabe’de Medineli Müslümanlarla buluştuğunda, bu tarihî
biatlaşmaya hanımları da dâhil etmiştir. Hicret’ten sonra akın akın kendisini ziyarete
gelen Medineli hanımlar, ahlâk eğitimlerinde temel teşkil edecek sözlerini şöyle
sıralıyorlardı: “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a hiçbir ortak koşmayacağımıza, hırsızlık
yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, kendi
kendimize uydurduğumuz bir iftirada bulunmayacağımıza, iyiliklerde sana karşı
gelmeyeceğimize dair sana söz veriyoruz.” (MU1812 Muvatta’, Biat, 1; N4186 Nesâî, Biat, 18)
3
Kadınlar bilmediklerini öğrenme ve Resûlullah’a danışma noktasında son
derece istekliydiler. İnanç ve ibadetle ilgili hemen her konudaki sorularını Allah
Resûlü’ne rahatlıkla sorabiliyorlardı. Söz gelimi Veda Haccı esnasında Has’am
Kabilesi’nden bir hanım, haccedemeyecek kadar yaşlı olan babasının yerine
kendisinin haccedip edemeyeceğini Hz. Peygamber’e sormuş, o da “Evet (babanın
yerine) haccedebilirsin.” demişti. (B1513 Buhârî, Hac, 1; M3251 Müslim, Hac, 407)
Diğer yandan hanımlar, özel hayatlarına dair problemleri de bizzat Hz.
Peygamber’e danışabiliyorlardı. Bir defasında Allah Resûlü’nün yanına gelen bir
kadın, “Birimiz elbisesinin üzerinde âdet kanından dolayı oluşan bir leke görürse ne
yapsın?” diye sormuştu. Resûlullah, “Elbisesini eliyle ovalasın, sonra su ile
ovuşturup sıksın, sonra üzerine su serpsin, sonra onunla namaz kılsın.” cevabını
vermişti.
(B227 Buhârî, Vudû’, 63; M675 Müslim, Tahâret, 110)
Devamlı kanaması olan ve temizlenememekten
şikâyetçi olan Fâtıma bnt. Ebû Hubeyş de Resûlullah’a bu durumunu arz etmiş,
Peygamberimiz ona böyle bir durumda ibadetini nasıl düzenleyeceğini anlatmıştı.
Buhârî, Hayız, 24; M753 Müslim, Hayız, 62)
(B325
Esma’nın Hz. Peygamber’e âdetten sonra ve cünüplük hâlinden
nasıl temizlenileceğini sormasına şahit olan Hz. Âişe, utanma duygularının öğrenme
azimlerine ket vurmasına izin vermeyen Medineli hanımlara karşı hayranlığını şu
sözleriyle dile getirmişti: “Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Utanma duyguları
onların dinlerini öğrenmelerine engel olmuyor.” (M750 Müslim, Hayız, 61) Bu şekilde kadınlarla Hz.
Peygamber arasında eğitim noktasında karşılıklı bir diyalog her zaman olmuştu.
Bazı kadınlar ise bizzat Peygamberimize sormaya çekindikleri mahrem
konuları, Hz. Peygamber’in hanımları aracılığı ile öğreniyorlardı. Mesela kanaması
hiç kesilmeyen bir hanım özür durumunda ne yapacağını Ümmü Seleme aracılığı ile
Peygamberimize danışmış, (D274 Ebû Dâvûd, Tahâret, 107; N209 Nesâî, Tahâret, 134) bir başka hanım âdet döneminde
kadının ibadetindeki değişikliği Hz. Âişe’nin yardımıyla öğrenmişti. (B321 Buhârî, Hayız, 20; M763 Müslim,
Hayız, 69)
Hatta bazen öğrenim zinciri değişiyor, Hz. Âişe erkeklerin bilmesi gereken özel
konuları kadınlara öğretmek suretiyle onlar aracılığıyla eşlerinin öğrenmesini
sağlıyordu. Bir defasında yanına gelen Basralı kadınlara tuvalette su kullanmalarını
söyleyen Âişe annemiz, onlar aracılığı ile eşlerine de haber göndererek,
“Kocalarınıza su ile temizlenmelerini söyleyin. Ben onlara bunu söylemekten hayâ
ediyorum ama bilmeliler ki Allah Resûlü su ile temizlenirdi.” demişti. (T19 Tirmizî, Tahâret, 15; HM25130
İbn Hanbel, VI, 94)
Resûlullah hangi şart ve ortamda olursa olsun kadınların öğrenme çabalarını
geri çevirmiyor, sorularını cevapsız bırakmıyordu. Peygamberimiz kadınların
4
sorunlarını rahatça anlatabilmeleri için uygun ortamı hazırlayacak kadar anlayışlı ve
nazik idi. Bir defasında sıkıntısını paylaşmak ve kendisine yardım etmesini istemek
üzere gelen bir kadına ismi ile hitap ettikten sonra, sokağın dilediği yerine oturmasını
söylemiş, böylelikle onun ihtiyacı ile ilgilenebileceğini ifade etmişti. (M6044 Müslim, Fedâil, 76)
Aslî vazifesi tebliğ olan bir Peygamber için öğretmenin yeri ve zamanı olmadığı
gibi, dinini öğrenip yaşayarak sonsuz mutluluğa erenlerden olmayı dileyen yürekler
için de öğrenmenin vakti ve süresi yoktu. Toplumun tamamını kapsayan bu nebevî
eğitimi herhangi bir zaman ve mekânla sınırlamayan Hz. Peygamber, uygun bulduğu
her ortamda bir şekilde mesajını onlara iletiyordu. Kimi zaman beraber oturdukları bir
sohbet esnasında, kimi zaman mescitte, kimi zaman da cuma ve bayram
hutbelerinde… Bu ortamlardan hanımların mahrum kalmamasını isteyen Hz.
Peygamber, hem kadınlara mescide gelmeleri noktasında teşviklerde bulunmuş hem
de erkekleri kadınlara engel olmamaları için uyarmıştır. Zira eğitimin kalbi ve o
günün mektebi olan mescitten her iki cinsin de eşit derecede faydalanmasını
istemiştir. Hz. Peygamber’in erkekler için “Hanımlarınız mescitlere gitmek için
sizden izin isterlerse onlara izin verin.”
(M991 Müslim, Salât, 137)
şeklindeki uyarıları hanımların
eğitimlerine engel olacak durumları ortadan kaldırmayı amaçlarken; “Allah’ın kadın
kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayınız.
(M99, Müslim, Salât, 136; B90 Buhârî, Cu’ma, 13)
Ancak onlar koku sürünmemiş olarak camiye gelsinler.” buyruğu da hanımlara
cemaatle ibadete katılırken dikkat etmeleri gerekenleri öğretmeye yöneliktir.
(D565 Ebû Dâvûd,
Salât, 52; DM1309 Dârimî, Salât, 57)
Hanımlar cuma günleri müminleri topluca eğitmeyi hedefleyen cuma
hutbelerinden de mahrum değillerdi. Günümüzde maalesef unutulan bu Peygamber
uygulaması sayesinde kadınlar hem cuma namazı kılmanın verdiği huzuru buluyor
hem de Hz. Peygamber’den alacakları eğitimi aksatmıyorlardı. Mesela Ümmü Hişâm
bnt. Hârise b. Nu’mân gibi “Kâf Sûresi’ni her cuma hutbede okurken bizzat
Resûlullah’ın ağzından ezberledim.” (M2015 Müslim, Cum’a, 52; D1102 Ebû Dâvûd, Salât, 221, 223) diyebiliyorlardı.
Diğer yandan Hz. Peygamber’in özel emri üzerine yaşlısıyla bekârıyla bütün
hanımların bayram namazlarında namazgâha çıktıklarını söyleyen Ümmü Atıyye,
âdetli hanımların da namaz kılmasalar bile cemaatin arkasında durmak suretiyle
eğitim ve ibadet birlikteliğine dâhil olduklarını söyler.
(M2055 Müslim, Salâtü’l-îdeyn, 11)
Böylelikle
erkeklerin ‘Allahu ekber’ nidalarına ortak olup onlarla birlikte dualar ederek hem
hutbeden hem de bayram gününün bereketinden nasiplerini aldıklarını anlatır.
Îdeyn, 12)
(B971 Buhârî,
Allah Resûlü, kadınların en önemli eğitim mekânı olan mescide gelmelerini o
5
kadar önemsiyordu ki mescide gelecek elbisesi olmadığını söyleyen bir hanıma,
arkadaşından ödünç almasını tavsiye etmiştir. (D1136 Ebû Dâvûd, Salât, 238, 241)
Bayram münasebetiyle ashâbına hitap ettiği zamanlarda kadınları da ihmal
etmeyip yanlarına gelerek özel sohbet eden ve onlara has birtakım uyarı ve
tavsiyelerde bulunan Hz. Peygamber’in bu çabaları karşılıksız kalmıyordu. Onun
eğitimine kulak veren hanımlar, duyup öğrendiklerini derhâl uygulamaktan geri
durmuyorlardı. Nitekim bir bayram namazı sonrasında Allah Resûlü, hanımların
hutbeyi işitememiş olduklarını düşünerek yanlarına kadar gidip nasihatlerde bulunmuş
ve onları sadaka vermeye teşvik etmişti. Hanımlar da hiç tereddüt etmeksizin
yanlarında bulunan ziynet eşyalarından ne varsa sadaka olarak infakta bulunmuşlardı.
O kadar ki entarisini kaldırarak takıları toplayan Bilâl’in etekleri ziynetle dolup
taşmıştı. (B1431 Buhârî, Zekât, 21; M2045 Müslim, Salâtü’l-îdeyn, 2)
Abdullah b. Mes’ûd’un hanımı Zeyneb, Resûlullah’ın infakta bulunma
konusundaki ısrarlı tavsiyelerini duyduktan sonra sadakasını fakir olan kocasına ve
yeğenlerine vermeyi düşünmüş, bunu kocasına söylediğinde o da Resûlullah’a
sormasını istemişti. Bunun üzerine Zeyneb, Peygamberimizin yanına gelmiş ancak
kapının önünde ensardan Zeyneb isimli bir başka hanımın daha beklediğini ve onun
da aynı şeyi sormaya geldiğini görmüştü. Konuyu Bilâl-i Habeşî aracılığı ile Hz.
Peygamber’e danıştıklarında, Allah’ın Resûlü bu fikri onaylayarak çifte ödül
vadetmişti: “Evet olur, hem de iki yönlü sevap olur: Yakın akrabayı gözetme sevabı ve
sadaka sevabı.” (M2318 Müslim, Zekât, 45; N2584 Nesâî, Zekât, 82)
Peygamberimiz kadınların eğitilmesini ve eski hatalı alışkanlıklarından
arınmasını o denli önemsiyordu ki özellikle hanımlar arasında yaygın olan yanlışları
bizzat uyararak engellemeye çalışmıştı. Ölünün ardından yas tutarken bağıra çağıra
ağlayıp isyan etme, Câhiliye kadınları arasında yaygın bir âdetti. Kadınların bu
geleneği terk etmede zorlandıklarını
(M2160 Müslim, Cenâiz, 29)
bilen Allah Resûlü, onları özel
olarak ikaz etmiş ve böylesine yanlış bir alışkanlıktan vazgeçmeleri için kendilerinden
ayrıca söz almıştı. (M2163 Müslim, Cenâiz, 31)
Hz. Peygamber, ashâbının sadece iman ya da ahlâk eğitimine ağırlık vermekle
yetinmemiş, okuma yazma ve ilimle meşgul olma noktasında da onları teşvik etmiştir.
Kendisinden öğrenilenlerin, başkalarına da öğretilmesini emir ve tavsiye ederken
Buhârî, İlim, 9; M4383 Müslim, Kasâme, 29)
T2682 Tirmizî, İlim, 19)
(B67
ya da âlimleri peygamberlerin varisleri kabul ederken (D3641 Ebû Dâvûd, İlim, 1;
cinsiyet ayrımına gitmeksizin bütün inananları muhatap almıştır. Aynı
şekilde Peygamberimizin, öğrenenin de öğretenin de ecir ve mükâfatta eşit paylara
6
sahip olacağını
(İM228 İbn Mâce, Sünnet, 17)
ve insanların en hayırlıları sayılacağını
(B5028 Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21)
belirtirken de kadını erkekten ayırmayan kuşatıcı bir dil kullanması son derece dikkat
çekicidir. Dahası toplumun her tabakasına mensup kadınların eğitimine önem veren
Allah Resûlü sadece varlıklı ve hür kadınların değil cariyelerin de güzel bir eğitimden
geçmesini isteyerek şöyle buyurmuştur: “Bir adam cariyesini güzelce terbiye eder ve
ona iyi bir eğitim verir de sonra azat edip onunla evlenirse, kendisine iki kat ecir
verilir.” (B3446 Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 48)
Hz. Peygamber döneminde kadınların nebevî öğretiye olan teveccühlerinin yanı
sıra öğrenmeye ve öğretmeye de büyük ilgi gösterdiklerini görüyoruz. İslâmiyet’ten
önce okuma yazma bilmekte olan Şifâ bnt. Abdullah, Peygamberimizin hanımı Hz.
Hafsa’ya okuma yazma öğretmişti.
(D3887 Ebû Dâvûd, Tıb, 18; HM27635 İbn Hanbel, VI, 372)
Yine Hz. Âişe, Ümmü
Seleme, Kerîme bnt. el-Mikdâd, Ümmü Gülsüm bnt. Ukbe ve Âişe bnt. Sa’d, okuma
yazma bilen kadınlar arasındaydı. (FB1107, FB1108, FB1109, FB1110, FB1111 Belâzürî, Fütûhu’l-büldân, 458)
Diğer taraftan pek çok sahâbî hanım, Resûlullah’tan hadis rivayet edenler
arasında yer almıştır. Resûlullah’ın hanımları arasında kendisinden en çok hadis
rivayet etmiş olan Hz. Âişe’nin ilmî yönü ise ayrıca zikretmeye değerdir. Zira o,
sadece kadınlar arasında değil, sahâbî âlimler arasında da sahip olduğu ilim, irfan ve
muhakeme gücüyle öne çıkmıştır. Pek çok sahâbî, dinî meselelerde onun bilgisine
müracaat etme ihtiyacı hissetmiştir. Hz. Âişe’nin bilgisi, dinî konularla da sınırlı
değildir. Kendisi edebiyat, şiir, tarih ve tıp alanında da donanıma sahip bir hanımdır.
(Hİ1 İbn Hacer, İsâbe, VIII, 18)
Allah Resûlü, kadınıyla erkeğiyle yaratılış amacından sapmış, imanî ve ahlâkî
anlamda yozlaşmış bir toplumun ıslahı için gönderilmişti. Tebliğ görevini ifa ederken
kadın erkek ayırımı gözetmemiş, bütün muhataplarının eğitimine ayrı ayrı itina
göstermişti. İslâm’dan önce toplumun yanlış yaşantısından dolayı Câhiliye Dönemi
olarak anılan günlerin, Hz. Peygamber’den sonrasının saadet asrı olarak
adlandırılması, elbette Resûlullah’ın uyguladığı nebevî eğitimin bir meyvesiydi.
Saadet asrından bugüne köklü bir İslâm geleneğini oluşturan nesillerin yetişmesinde
de Peygamber terbiyesinden geçen kadınların rolü azımsanmayacak kadar büyük
olmuştur.
Her çağda olduğu gibi günümüzde de toplumun yarıdan fazlasını oluşturan
kadınların eğitimi öncelenmelidir ki kültürlü ve eğitimli bir toplum meydana gelsin.
Kadının cahil bırakılması, yetenek ve tecrübelerini toplumun hizmetine sunmaktan
alıkoyulması demek, toplumun en az yarısının cahil kalması demektir. Kadının gerek
7
maddî gerekse manevî anlamda eğitilmesi ise gelecek nesillerin yetişmesi için
yapılacak en doğru yatırım olacaktır. Zira evlâtlarını yetiştiren hanımlar eğitimli ve
kültürlü olduğu sürece sağlam yetişmiş, doğru bilgi ile beslenmiş, imanlı ve ahlâklı
nesillere sahip olma imkânı artacak, dolayısıyla sağlıklı ve huzurlu toplumlar
oluşabilecektir.
Saliha TÜRCAN
8
Download

kadınların eğitim öğretimi