TÜRSAB
HAZİRAN 2014 JUNE 348
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies
AR
AL ÜZ
B
BA NÜN
GÜ LU
T
KU UN!
!
S
ay
OL
’s D
er
ath
F
ppy
Ha
KONGRE TURİZMİ GELİRLERİ
2,5 MİLYAR DOLARI AŞTI
REVENUES IN CONGRESS TOURISM
EXCEEDED 2,5 BILLION DOLLARS
EN BATI İLİMİZ EDİRNE
Our western-most provInce EDİRNE
BELÇİKA
BELGIUM
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN
YILAN BAŞI
Yunan şehir devletlerinin,
Perslerle MÖ 479 yılında yapmış
oldukları Plataia Savaşı’nda
kazandıkları zaferin onuruna
yapılmıştır. Yılan Başı’nın gövdesi
olan sütun, bugün Sultanahmet
Meydanı’nda bulunmaktadır…
Ana Sponsor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 520 77 40 - 41 • www.istanbularkeoloji.gov.tr
üyelik için : [email protected]
Sayı 348
Haziran 2014
Issue 348
2014 June
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
ISSN 1300-3364
Kongre Turizmi
2014 FIFA DÜNYA KUPASI
Congress Tourism
2014 FIFA WORLD CUP
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
8
Kongre Turizmi
Congress Tourism
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
16
Babalar Günü
Father’s Day
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Aylin ŞEN, Elif TÜRKÖLMEZ, Gökçen
EZBER
18
2014 FIFA DÜNYA KUPASI
2014 FIFA WORLD CUP
24
En batı ilimiz EDİRNE
Our western-most province EDİRNE
28
Ramazan geliyor
Ramadan is coming
En batı ilimiz EDİRNE
Our western-most province EDİRNE
Plajlar
Beaches
33
Plajlar
Beaches
48
Güllaç
Güllaç
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Özgür AÇIKBAŞ
38
Belçika
Belgium
44
Şeylerin Tarihi
History of Things
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
Baskı
Printing
Müka Matbaa
BELÇİKA
5 Haziran Dünya Çevre Günü
BELGIUM
June 5 World Environment Day
Bask› Tarihi
Print Date
Haziran/June 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail:[email protected]
52
Not Defteri
notebook
54
TÜRSAB Haberler
TÜRSAB News
60
EXPO Haberler
EXPO News
62
THY Haberler
THY News
Güllaç
Ramazan geliyor
Güllaç
Ramadan is coming
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan kaynak
gösterilmeden al›nt› yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press
Council and has resolved to abide by the Press Code of
Ethics. None of the articles and photographs published
in the TÜRSAB MAGAZINE maybe quoted without
mentioning of resource.
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
Kongre turİzmİnde
büyük gelİşme
Big Development in
Congress Tourism
Sevgili meslektaşlarım,
Türkiye, artık sadece kum, deniz, güneş değil
tarih, kültür ve kongre turizmi ile de sesini duyuruyor. Ülkemiz tıpkı kültür turizminde olduğu
gibi kongre turizminde de kısa sürede marka ülke
haline gelmeye devam ediyor.
İstanbul başta olmak üzere Antalya, Ankara,
İzmir, Bursa, Kuşadası’nda bulunan kongre
merkezleri, yıl içinde birbirinden önemli pek çok
uluslararası kongreyi ağırlar hale geldi. 10 yıl
önce Türkiye’de 500 ve üstü kişiyi bir araya getiren
uluslararası ölçekte 80 kongre yapılırken, 2012’de
bu rakam 179’a, 2013 yılında ise 196’ya ulaştı.
Bir başka deyişle, 10 yıllık dönemde büyük kongre sayısında yüzde 254’lük artış yaşandı. Bu başarı
hepimizin. Birliğimiz tarafından hazırlanan “Türkiye Kongre Turizm Raporu 2013”, son on yılda
başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin bu alanda
gösterdiği performansı gözler önüne seriyor.
2014 ve 2015 yılları için de şimdiden söyleyebiliriz ki önümüz açık. Türkiye’de 106, İstanbul’da
ise 77 adet kongre için tarih alındı bile. Bu yıl için
49 bin delegenin yeri ayırtılmış durumda. 2014
yılında Türkiye’nin bu rakamlar ışığında kongre
turizminden elde edeceği gelir 3 milyar doları
bulacak. Bu rakamdan İstanbul’un alacağı pay ise
1.7 milyar doların üzerinde olacak. Bunlar büyük
başarılar. Bu başarıda payı olan herkesi tebrik
ediyor, Türkiye turizmi için yaptıkları katkılardan
dolayı TÜRSAB adına hepsine teşekkür ediyorum.
Distinguished Colleagues,
Turkey is now popular not only for her beaches, sea,
sun, but also for her history, culture and congress
tourism. As in culture tourism, our country is rapidly
turning into a brand in itself in congress tourism.
Starting with İstanbul, the congress centers in
Antalya, Ankara, İzmir, Bursa and Kuşadası have
come to host numerous international congresses of
great import. 10 years ago in Turkey there were 80
inernational congresses bringing together 500 and
more people; in 2012 this figure rose up to 179 and
in 2013 this figure increased up to 196. In other
words, in this period of 10 years the number of international congresses has increased by 254 percent.
This success belongs to us all. ‘The 2013 Turkey
Congress Tourism Report’ prepared by our association reveals the performance of Istanbul particulary
and of Turkey shown, in the last 10 years. We can
already anticipate that things are on the bright side
for 2014 and 2015. The dates of 106 congresses
in Turkey and 77 congresses in İstanbul have
already been set. We have bookings for 49 thousand
delegates for this year only. In consideration of all
these figures, the income that will be generated from
congress tourism in Turkey in 2014 will be at around
3 billion dollars. The share of İstanbul out of this will
be above 1.7 billion dollars. These are significant
achievements. I congratulate everyone who has a
share in this and extend my thanks to TÜRSAB for
their contribution to the Turkish tourism.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 3
akut.org.tr
twitter.com/AKUT_Dernegi
facebook.com/AKUT
AKUT yaz 2930’a gönder, 5TL bağış yap, bir hayat da sen kurtar!
RS
A
B
2013 yılını 34.9 milyon ziyaretçi ve 32.3 milyar dolarlık turizm geliri ile kapatan Türkiye,
artık kongre turizmi ile de sesini duyuruyor. Türkiye’yi dünyada 21’inci sıraya yükselten
talep, İstanbul’u 9’uncu sıraya taşıdı. 2014 yılında Türkiye’nin kongre turizminden 3 milyar,
İstanbul’un ise 1.7 milyar dolar elde etmesi bekleniyor.
TURKEY CONGRESS TOURISM REPORT 2013-I
REVENUES IN CONGRESS TOURISM EXCEEDED 2,5 BILLION DOLLARS
The year 2013 for Turkey ended with 34.9 million visitors and a tourism income of 32.3 billion
dollars. Turkey is now an attractive country for congress tourism as well. The increase in demand
positioned Turkey as the 21st most attractive country for congress tourism in the world and Istanbul
became the 9th most attractive city. It is anticipated that Turkey’s income from congress tourism will
be at around 3 billion and Istanbul will alone generate 1.7 billion in the same segment.
Kıyı turizminde kişi başı
harcama 600-700 dolar
iken, kongre turizminde
2 bin-2 bin 500 dolar
seviyesinde.
In coastal tourism,
expenditure per capita
is at around 600-700
dollars, whereas it is
2000-2500 dollars in
congress tourism.
İstanbul, 500 kişiden
fazla delegeye ev
sahipliği yapan 113
etkinlik ile dünya
kongre şehirleri
arasında 9’uncu sırada
yer alıyor.
Istanbul hosts 113
events with 500 and
more delegates and it
ranks the 9th among
the global congress
tourism cities.
Türkiye 148 bin
delege ile yine aynı
kategoride dünyada
11’inci sırada.
With 148 thousand
delegates, Turkey
ranks the 11th in the
same category.
2014
2004
İstanbul’da 2014 yılı
için şimdiden 57, 2015
yılı için ise 20 kongre
açıklandı. Türkiye
genelinde bu rakam şu
an için toplam 106.
In Istanbul, the year 2014
has already 57 congress
bookings and for 2015
there are 20 bookings
announced. The total
number for Turkey for
the time being is 106.
8
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
2014 yılında İstanbul’daki kongreler
için 49 bin delege yerini ayırttı bile. Bu
rakamın yıl toplamında ilk kez 100 bini
aşması bekleniyor. Böylece, sadece
İstanbul’un büyük kongrelerden elde
edeceği gelir 250 milyon doları bulacak.
İstanbul’un toplam kongre ve seminer
gelirlerinin ise 1.7 milyar doları aşması
bekleniyor.
Türkiye’nin kongre turizminden
elde ettiği gelir 2013 yılı itibarıyla
2.5 milyar dolar. Bu miktarın yaklaşık
250 milyon dolarlık kısmı 500 ve
üstü kişilik organize alımların yapıldığı
kongrelerden, kalanı ise daha
küçük, yerel veya bireysel alımların
yapıldığı kongre, seminer, fuar gibi iş
ziyaretlerinden geliyor.
For the congresses in 2014, 49
thousand delegates have already
made their bookings. This number is
expected to exceed 100 thousand for
the whole year, which will be a first
time in the industry. Thus, Istanbul will
generate an income of 250 million
dollars from these big congresses. The
total income from congresses and
seminars in Istanbul is expected to
exceed 1.7 billion dollars.
Turkey’s income from the congress
tourism as of 2013 is 2.5 billion
dollars. Approximately 250 million
dollars of this amount comes
from congresses with organized
procurement for 500 participants
and above; the remaining part comes
from congresses, seminars, fairs and
business trips with smaller, local or
individual procurements.
 Shutterstock, Pavel L Photo and Video (sağ sayfa, üstte).
TÜ
TÜRKİYE
KONGRE
TURİZMİ
RAPORU
2013-I
KONGRE TURİZMİ GELİRLERİ
2,5 MİLYAR DOLARI AŞTI
The year 2013 for Turkey ended with 34.9
2013 yılını 34.9 milyon ziyaretçi ve 32.3
million visitors and 32.2 billion tourism
milyar dolarlık turizm geliri ile kapatan
income. Turkey’s attraction now lies not only
Türkiye, artık sadece kum, deniz, güneş
in beaches, sea and sun, but also in history,
değil tarih, kültür ve kongre turizmi ile
culture and congress tourism. The congress
de sesini duyuruyor. İstanbul başta olmak
centres, mostly in Istanbul, Antalya, Ankara,
üzere Antalya, Ankara, İzmir, Bursa,
İzmir, Bursa and Kuşadası host dozens of inKuşadası’nda bulunan kongre merkezleri,
ternational congresses throughout the year.
yıl içinde onlarca uluslararası kongreyi
10 years ago, there were 80 international
ağırlar hale geldi. 10 yıl önce Türkiye’de
congresses bringing together 500 people
500 ve üstü kişiyi bir araya getiren
and above; the figure increased up to 179 in
uluslararası ölçekte 80 kongre yapılırken,
2012 and 196 in 2013. In other words, the
2012’de bu rakam 179’a, 2013 yılında ise
number of big congresses increased by 254
196’ya ulaştı. Bir başka deyişle, 10 yıllık
Efes Kongre Merkezi, Kuşadası.
Efes Congress Center, Kuşadası.
percent in the last 10 years. In coastal tourdönemde büyük kongre sayısında yüzde
ism the expenditure per capita is at around
254’lük artış yaşandı.
600-700 dollars, whereas expenditure per capita is at around 2000 to 2500
Kıyı turizminde kişi başına harcama 600-700 dolar düzeyinde iken bu radollars in congress tourism. This figure alone proves how attractive the conkamın kongre turizminde 2 bin-2 bin 500 dolar seviyesinde olması, ülkeler
gress tourism industry is for countries. The number of visitors for congresses,
için bu turizm alanının ne kadar cazip olduğunu ortaya koyuyor. 2013
seminars and fairs to Turkey in 2013 was at around 2.4 million; the income
yılında Türkiye’ye kongre, seminer ve fuar için gelenlerin toplam sayısı 2.4
from congress tourism exceeded 2.5 billion dollars.
milyon olarak gerçekleşirken, kongre turizmi gelirlerinin 2.5 milyar doları
aştığı dikkat çekiyor.
Venues are almost fully booked in autumn in Istanbul
TÜRSAB’s ‘Turkey Congress Tourism Report 2013’ reveals Turkey’s and
İstanbul’da sonbaharda yer bulmak zor
Istanbul’s performance in this industry in the last ten years. The demand that
TÜRSAB’ın “Türkiye Kongre Turizm Raporu 2013”, son on yılda başta
positioned Turkey as the 21st country in the world moved Istanbul up to the 9th
İstanbul olmak üzere Türkiye’nin bu alanda gösterdiği performansı gözler
place in the list. Further more, the ever increasing demand indicates that the
önüne seriyor. Türkiye’yi dünyada 21’inci sıraya yükselten talep, tarih
full potential for 2014 and 2015 has not yet been lived up to. Already, dates
ve kültür başkenti İstanbul’u da 9’uncu sıraya taşıdı. Üstelik yoğun talep
have been set for 106 congresses in Turkey and for 77 congresses in Istanbul.
Türkiye ve İstanbul’un bu listede 2014 ve 2015 yıllarında da önünün açık
It is rather difficult to find vacancies at Lütfi Kırdar and Sütlüce congress
olduğunu gösteriyor. Şimdiden Türkiye’de 106, İstanbul’da ise 77 adet
centres in İstanbul for May, September and October. Bookings for 49 thousand
kongre için tarih alındı. İstanbul’da Lütfi Kırdar, Sütlüce kongre merkezledelegates for this year have already been made. Based on these figures, it is
rinde mayıs, eylül ve ekim aylarında yer bulmak oldukça zor. Bu yıl için 49
anticipated that in 2014 Turkey will generate an income of 3 billion dollars
bin delegenin yeri şimdiden ayırtılmış durumda. 2014 yılında Türkiye’nin
from congress tourism. Istanbul’s share out of this sum will be more than 1.7
bu rakamlar ışığında kongre turizminden elde edeceği gelirin 3 milyar
billion dollars. TÜRSAB President Başaran Ulusoy has stated that in the last
doları bulacağı ifade ediliyor. Bu rakamdan İstanbul’un alacağı pay ise 1.7
10 year period Turkey has recognized her own potential and both the number
milyar doların üzerinde olacak.
of tourists and tourism revenues increased significantly. Ulusoy has also
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, geçen son 10 yıllık dönemde Türkiye’nin
stated that: “The increase in the share of congress tourism in recent years has
kendi potansiyelini keşfederek hem turist sayısı hem de turizm gelirlerini
played an important role in building this success. We are now talking about
önemli ölçüde artırdığını belirterek, şöyle devam ediyor:
tourism revenues of 2.5 million dollars, which could only be dreamt of previ“Bunda son yıllarda öne çıkan kongre turizmindeki payını artırması da büTÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 9
yük etken olarak karşımıza çıktı. Şimdi daha önce
bizim için hayal olan 2.5 milyar dolarlık kongre
turizm gelirlerini konuşuyoruz. Bu yıl söz konusu
rakam 3 milyar doları aşacaktır. Türkiye’de
kongre turizminin gelişimini, yıllık 10 milyonu
geçen turist sayısına ulaşan İstanbul’un turizmdeki patlaması da destekledi. İstanbul, Paris,
Londra, Roma gibi dünyanın önde gelen turizm
kentlerine ayak uydurarak, çok zengin olan doğal
ve kültürel potansiyelini ortaya çıkardı.”
10 yılda yüzde 254 artış
Kongre turizminde Türkiye son yılların parlayan
yıldızı oldu. Kongre turistinin kişi başı harcamasının, kıyı turistinin harcamasını 3’e katlaması, tüm
ülkeleri bu pastadan daha çok pay almaya itiyor.
Türkiye, özellikle İstanbul ile kongre turizmi listelerinde hızla ilerliyor. Her ne kadar İstanbul’da
2013’te yaşanan olaylar, bu yıl için gerçekleşmesi planlanan bazı kongrelere gölge düşürmüş olsa
da uzun dönemli iptaller beklenmiyor.
Nitekim rakamlar da bu tezi güçlendiriyor. 2013
yılı rakamlarına bakıldığında Türkiye’ye kongre
turizmi kategorisinde nitelendirilecek 2.4 milyon
kişinin geldiği görülüyor. Bu rakamın bu yıl
3 milyon kişiyi aşması, toplam kongre turizmi
gelirinin de 3 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Türkiye’nin bu alandan sağladığı gelir 2013
itibarıyla 2.5 milyar dolar. Yani 32.3 milyar dolarlık turizm geliri içinde kongre turizminin payı
yüzde 7.7 seviyesinde.
Türkiye’de kongre turizmi pazarı henüz istenilen
seviyelere ulaşmış olmasa da büyüme hızı göz
kamaştırıyor. 500 ve üstü katılımcı sayısı olan
uluslararası nitelikteki kongreler baz alınarak
yapılan sıralamalarda, Türkiye’nin büyüme hızı
dünya ortalamasının 2 katı. Kongre turizminin
büyüme hızı dünyada yüzde 6 ila 10 civarında
seyrederken, Türkiye’deki büyüme bu ortalamanın oldukça üstünde. Son 3 yılın verilerine
göre, Türkiye’deki kongre sayısında artış yüzde
22.5 olarak gerçekleşti. 2004 yılında sadece 80
kongre düzenlenen Türkiye’de bu rakam 2012’de
179’a çıktı. Türkiye, dünya sıralamasında 31’inci
iken de 10 basamak birden yükselerek 21’inci
oldu. Avrupa sıralamasında ise 2004’te 18’inci
iken 2012’de 12’inciliğe yükseldi. 2013 yılında
Türkiye 196 kongreye ev sahipliği yaptı. Yani,
2004 yılından bu yana artış oranı yüzde 254’ü
aştı. Katılımcı sayısı ise 71 binlerden 115 binli
rakamlara çıktı. Dünya ve Avrupa listeleri henüz
TÜRKİYE’DE KONGRE SAYISI SON 3 YILDA % 22.5 ARTTI
THE NUMBER OF CONGRESSES IN TURKEY HAS INCREASED BY 22.5% IN 3 YEARS
Yıl
Year
Türkiye’deki kongre sayısı
The number of congresses
in Turkey
Dünya sıralaması
Global list
Avrupa sıralaması
European list
2004
80
3118
2006
98
2817
2005
93
2007
2716
105
2008
2516
98
2009
2818
118
2010
2516
160
2011
2012
159
2012
179
2013* 196
10 yıllık değişim % 245
Changes in the
last 10 years
2313
2112
-10 sıra
6 sıra
ranks the 10th
ranks the 6th
* Uluslararası Kongre ve Konvansiyon Birliği (ICCA) verileri baz alınmıştır. ICCA, 2013 yılına ilişkin verileri henüz açıklamamıştır,
2013 verileri 2012 yılındaki büyümenin aynı seyrettiği varsayımıyla öngörülmüştür.
* The International Conress and Convention Association (ICCA) data have been taken as a basis. ICCA has not yet disclosed
the figures for 2013. The 2013 data have been accepted as at the same level with 2012 data, in line with the anticipation that
the growth in 2012 was at the same level.
KONGRE TURİSTİNİN SAYISI 100 BİNİ GEÇTİ
CONGRESS TOURISTS EXCEEDED 100 THOUSAND
Yıl
Year
Türkiye’deki katılımcı sayısıı
The number of participants
in Turkey
Dünya sıralaması
Global list
Avrupa sıralaması
European list
2004
71.330
2211
2006
98.090
2013
96.089
208
79.014
2012
2005
2007
2008
2009
2010
2011
2012*
2013*
10 yıllık değişim Changes in the
last 10 years
134.305 86
89.307 1610
147.805 117
95.205
2311
104.425 --
115.198 -% 161
1 sıra
ranks the 1th
-
* Uluslararası Kongre ve Konvansiyon Birliği (ICCA) verileri baz alınmıştır. ICCA, 2013 yılına ilişkin verileri henüz açıklamamıştır,
2013 verileri 2012 yılındaki büyümenin aynı seyrettiği varsayımıyla öngörülmüştür.
* The International Conress and Convention Association (ICCA) data have been taken as a basis. ICCA has not yet disclosed
the figures for 2013. The 2013 data have been accepted as at the same level with 2012 data, in line with the anticipation that
the growth in 2012 was at the same level.
10 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
açıklanmadığı için Türkiye’nin sıralamadaki yeri
2013 itibarıyla net değil. Ancak rakamlar şimdiden Türkiye’nin ilk 20’nin içinde olmaya aday
olduğunu gösteriyor.
2.4 milyon Türk iş seyahatine çıktı
Sadece 500 ve üstü sayıda katılımcı ve uluslararası nitelikteki kongreler değil, tüm kongre,
seminer, fuar ve iş gezileri baz alındığında ortaya
daha büyük bir pasta çıkıyor. Dünyada 100
milyondan fazla kişinin bu çerçevede seyahat ettiği hesaplanıyor.
Türkiye’ye bakıldığında, 2013 yılında 2.4 milyon
kişinin iş amaçlı seyahate çıktığı dikkat çekiyor.
İş seyahatine çıkanların toplam içerisindeki payı
da 4 yıl içerisinde yüzde 4.9’dan yüzde 6.1’e
yükselmiş durumda.
İstanbul’da 2013’de 142 kongre düzenlendi
İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB)
verilerine göre, İstanbul dünyanın sayılı kongre
ve toplantı merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. İstanbul 500 ve üstü delegenin katıldığı
kongreler kategorisinde dünya birinciliğini 2011
yılında aldı. Dünya sıralamasında da 3 yıldır ilk
10’da yer alan İstanbul 2012 yılında 128 kongre
ile 9’uncu sırada yer aldı. Böylece İstanbul, Lizbon, Dubai, Amsterdam, Hong Kong, Barselona
ve Pekin’i geride bıraktı.
İstanbul, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi
Sarayı (üstte ve sol sayfada).
İstanbul, Lütfi Kırdar International Convention and
Exhibition Centre (pages left and left).
ously. The figure in question will exceed 3 billion
dollars this year. The development of congress
tourism in Turkey has been triggered by the boom
in tourism in Istanbul, that receives more than 10
million tourists per annum. Istanbul has kept up
with the world’s leading tourism cities like Paris,
London and Rome and it has unveiled its exceedingly rich natural and cultural potential.”
An Increase of 254 percent in 10 Years
Turkey has been the shining star in congress
tourism in recent years. Since the expenditure per
capita in congress tourism is three times higher
than the expenditure in coastal tourism, countries are tempted to increase their shares in this
segment. Especially with the impetus of Istanbul,
Turkey is rapidly moving up in the congress tourism lists. Although the political turmoil in 2013 has
cast a shadow on events planned for this year, long
term cancellations are not expected.
The figures realised reinforce this argument. Based
on 2013 figures, 2.4 million people have visited
Turkey for purposes of congress tourism. The number of visitors for this year is expected to exceed 3
million and the total income from congress tourism
is estimated to be around 3 billion dollars. As of
2013, Turkey’s income in this segment is 2.5 billion dollars. In other words, the share of congress
tourism in the total tourism income of 32.3 billion
dollars is at around 7.7 percent.
The market of congress tourism in Turkey is not at
the desired levels yet, but the growth rate is quite
remarkable. In rankings based on international congresses with more than 500 participants, Turkey’s
growth rate in this segment is two times higher than
the world average. The global growth rate of congress tourism is between 6 to 10 percent, but the
growth in Turkey is much higher than this average.
Based on the last three years’ data, the increase
TÜRKİYE’YE YAPILAN İŞ SEYAHATLERİ 4 YILDA YÜZDE 54 ARTTI
BUSINESS TRIPS TO TURKEY HAVE INCREASED BY 54% IN 4 YEARS
Yıl
Year
2009
2010
2011
2012
2013
4 yıllık değişim
Toplam ziyaretçi*
Total visitors*
31.972.407
33.027.944
36.151.328
36.776.645
39.707.956
% 24,1
İş amaçlı ziyaretçi*
Business travellers*
1.577.508
1.743.940
2.134.625
2.199.410
2.427.553
% 53,8
*Yurtdışından Türkiye’ye gelen yabancı ve yerli tüm ziyaretçiler toplamı.
*The total of international and local visitors to Turkey.
İş amaçlı ziyaretçinin payı
The share of business travellers
% 4,9
% 5,2
% 5,9
% 5,9
% 6,1
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 11
YATIRIM REKOR GETİRDİ
EN BÜYÜK KAPASİTE EFES KONGRE MERKEZİ’NDE
THE GREATEST CAPACITY IS AT EFES CONGRESS CENTER
Mekan
İl
Kapasite
Location
Province
Capacity
İstanbul
3.000
Kuşadası’na 200 milyon TL’lik yatırım
12 bin kişilik kapasite rekoru getirdi
İstanbul Kongre Merkezi
İstanbul
Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı İstanbul
5.000
Son dönemde kongre turizminde atağa kalkan beldelerin başında
Kuşadası geliyor. 2003 yılında Kongre Merkezi yatırımı ve işletmeciliğini yapmak üzere kurulan Komer AŞ, 2005 yılında Kuşadası’ndaki
Efes Kongre Merkezi’nin temelini attı. 30 Ekim 2013’te açılan Kongre
Merkezi’ne toplamda 200 milyon TL’lik yatırım yapıldı. Bu kısa süre
zarfında Kongre Merkezi, 2 büyük kongreye ev sahipliği yaptı.
İstanbul
3.420
INVESTMENT BROUGHT RECORD
Haliç Kongre Merkezi
Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi
Feshane Kongre Merkezi
WOW Hotels&Convention Center Hilton Bomonti
Hilton Oteli
Grand Cevahir Otel ve Kongre Merkezi
İnşaat Mühendisleri Odası Kongre ve Kültür Merkezi
Divan Talya Kongre ve Konferans Merkezi
Efes Kongre Merkezi
Sheraton Çeşme Otel Kongre Merkezi
12 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
İstanbul
3.700
1.821
İstanbul
6.500
İstanbul
3.450
İstanbul
İstanbul
Ankara
Antalya
Kuşadası
İzmir
2.900
3.513
726
2.500
12.000
1.600
The 200 milllon TL investment in Kuşadası has
brought a capacity record of 12 thousand people
Kuşadası is the leading town which is on the rise in congress tourism.
The Congress Centre investment in 2003 and KOMER AŞ, which was
established for the management of the centre, laid the foundation for
the Efes Congress Centre in Kuşadası in 2005. The amount of investment for the Congress Centre opened in October 30 2013 was 200
million TL in total. The Congress Centre has hosted 2 big congresses
in this short span of time. The centre has hosted a total of 2 thousand
people during both congresses and it is preparing to host the International Dentists Congress in May.
Büyük kongre ziyaretçisi 80 bini aştı
İstanbul’un yükselişindeki en temel faktör kuşkusuz şehrin zengin tarihi ve
coğrafi konumu. İstanbul’a 3-4 saatlik uçuş mesafesinde olan 50’den fazla
ülkede, 1.5 milyar insan yaşıyor ve bu bölge de 25 trilyon dolarlık bir ekonomi dönüyor. 500 ve üstü sayıda delegeli kongrelerde İstanbul’a 2013 yılında 80 binin üzerinde ziyaretçi geldi. Böylece 10 yıllık dönemde ziyaretçi
artışı yüzde 435 olarak gerçekleşti. Türkiye’ye kongre için gelenlerin yüzde
70’i İstanbul’u ziyaret etmiş oldu. Bu artış hızıyla birlikte, bu kategoride
İstanbul’a geleceklerin sayısının 2014 yılında 100 bini aşması bekleniyor.
İstanbul’un hedefi Avrupa’da ilk 3
2011 yılında İstanbul, 500 kişi ve üstü katılımlı kongreler sıralamasında
dünya birincisi oldu. Toplam kongre pazarına bakıldığında da 9’uncu
sırada bulunan İstanbul’un kısa ve orta vadeli hedefi Avrupa’da ilk 3,
dünyanın da ilk 5 kongre şehri arasına girmek. Son 3 yılda kongre salonu
kapasitesini 3 katına çıkaran İstanbul’un yanı sıra diğer iller de bu yarışta
öne geçmek istiyor. Türkiye Turizm Stratejisi 2023 yılı raporuna göre;
Türkiye’de kongre turizmine altyapısı uygun iller İstanbul, Ankara, Antalya,
İzmir, Konya, Bursa, Mersin ve Eskişehir olarak sıralanıyor.
in the number of congresses in Turkey has been realised by 22.5 percent. The
number of congresses in Turkey in 2004 was only 80, whereas the number
increased up to 179 in 2012. Turkey used to rank 31st in the global list, but
now it has the 21st position. In the European rankings Turkey was number 18
in 2004; it became number 12 in 2012. In 2013 Turkey hosted 196 congresses.
In other words, since 2004 the rate of increase has been more than 254 percent. The number of delegates increased from 71 thousand to 115 thousand.
Turkey’s position in 2013 is not yet clear, because the global and European
lists have not yet been announced. However, based on available figures, Turkey
is expected to be among the first 20.
2.4 million Turkish people went on business trips
Apart from the international congresses with more than 500 participants, all
other congresses, seminars, fairs and business trips create a much larger
market. It is estimated that more than 100 million people in the world travel
for these purposes. 2.4 million people in Turkey in 2013 have gone on business visits. The share of business visitors in the total number of visitors has
increased from 4.9 percent to 6.1 percent in 4 years time.
İSTANBUL DÜNYADA 9. SIRADA (kongre sayısı)
ISTANBUL RANKS THE 9TH (congress number)
154
150
150
6
7
137
128
122
AMSTERDAM
Amsterdam
164
İSTANBUL
Istanbul
172
SİNGAPUR
Singapore
181
2
3
5
KOPENHAG
Kopenhagen
BARSELONA
Barcelona
MADRİD
Madrid
4
8
9
10
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 13
Shutterstock & Veniamin Kraskov
1
BERLİN
Berlin
PARİS
Paris
VİYANA
Vienna
195
LONDRA
London
* ICCA verileri, 2012. (2013 yılı global verileri henüz açıklanmamıştır.) * ICCA data, 2012. (2013 global data has not yet been disclosed.)
KONGRECİLERİN YÜZDE 70’İ İSTANBUL’A GELİYOR
Yıl
Year
70% OF CONGRESS VISITORS COME TO ISTANBUL
İstanbul’daki katılımcı sayısı
Number of participants in Istanbul
200418.522
200547.921
200645.342
200733.430
200852.899
200975.899
201046.374
201166.834
2012*72.800
2013*80.638
10 yıllık değişim % 435
Changes in the
last 10 years
Dünya sıralaması
World list
20
Avrupa sıralaması
European list
4
4
8
6
13
10
8
5
4
4
11
8
8
7
-
-
-
12 sıra
ranks the 12th
13
-
6 sıra
ranks the 6th
* Uluslararası Kongre ve Konvansiyon Birliği (ICCA) verileri baz alınmıştır. ICCA, 2013 yılına ilişkin verileri henüz açıklamamıştır, 2013
verileri 2012 yılındaki büyümenin aynı seyrettiği varsayımıyla öngörülmüştür.
* The International Conress and Convention Association (ICCA) data have been taken as a basis. ICCA has not yet disclosed the figures for 2013. The 2013 data have been accepted as at the same level with 2012 data, in line with the anticipation that the growth
in 2012 was at the same level.
İSTANBUL’DA KONGRE SAYISI 10 YILDA % 273 ARTTI
THE NUMBER OF CONGRESSES IN ISTANBUL HAS INCREASED BY 273% IN TEN YEARS
Yıl
Year
2004
İstanbul’daki kongre sayısı
Number of participants in Istanbul
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
10 yıllık değişim
Changes in the
last 10 years
52
57
73
70
72
80
109
113
128
142
% 273
14 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Dünya sıralaması
World list
Avrupa sıralaması
European list
2518
2419
1512
2114
1712
1713
76
98
98
--
16 sıra 10 sıra
ranks the 16th
ranks the 10th
142 congresses have been organized in
Istanbul in 2013
Based on Istanbul Convention and Visitors Bureau
(ICVB) data, Istanbul is now one of the most leading centres of congress and meeting of the world.
Istanbul became first in the category of cities that
host congresses with 500 and more participants in
2011. Having been among the first 10 in the last
three years, Istanbul ranked the ninth with 128 congresses in 2012. Hence, Istanbul has outperformed
Lisbon, Dubai, Amsterdam, Hong Kong, Barcelona
and Beijing.
The number of big congress visitor has
exceeded 80 thousand
The greatest triggering factor in Istanbul’s rise is
beyond any doubt the city’s rich history and geographical location. The population in more than 50
countries with a 3 to 4 hours distance from Istanbul
is 1.5 billion and the trade value of this region is
25 trillion. In 2013 Istanbul received more than 80
thousand visitors for congresses with 500 and more
participants. Thus, the increase in the number of
visitors in the last 10 years has been by 435 percent. 70 percent of these people coming to Turkey
has visited Istanbul. With this rate of increase it is
anticipated that the number of visitors to Istanbul
in 2014 will exceed 100 thousand.
İstanbul’s target is to be among the first 3 in
Europe
In 2011 Istanbul became world’s number one in the
list of congresses with 500 and more participants.
Based on the total congress market, Istanbul ranks
the ninth. The city’s short and mid term target is to
be among the first 3 in Europe and among the first
5 in the world. Apart from Istanbul, whose capacity
of congress venues has increased by 3 times in the
last 3 years, other cities are also willing to come to
the fore in this competition. According to the Turkey
Tourism Strategy 2023 report, the cities with a sufficient infrastructure for congress tourism are listed
as: Istanbul, Ankara, Antalya, Izmir, Konya, Bursa,
Mersin and Eskişehir.
GELECEK SAYI: TÜRSAB TÜRKİYE KONGRE
TURİZMİ RAPORU 2013-2
NEXT ISSUE: TURKEY CONGRESS TOURISM
REPORT 2013-2
Anneler Günü olur da Babalar Günü
olmaz mı? Bu ay, 15 Haziran, Pazar
günü, babalara, babacan adamlara,
unutulmaz babalıklar edip, çevresine
iyiliği dokunanlara ve… evladını yitirse
bile metanetini koruyan bütün o
özel erkeklere özel bir teşekkürü
unutmuyoruz!
BABALAR GÜNÜ...
R
LA Z
A
B
BA NÜNÜ
GÜ LU
T
KU UN!
!
S
ay
L
D
O
r’s
e
ath
F
ppy
Ha
FATHER’S DAY
Fathers, like mothers, need
a special day, too. This month,
on June 15, Father’s Day will be
celebrated to offer our gratitude
to fathers and fatherly men
around us, to men who are kind
to people and to all those special
men who preserve their fortitude
even when they lose their beloved
children!
Belki o daha önce yaygınlaştığı için midir, nedendir, Babalar Günü, Anneler
Günü kadar heyecan yaratmaz, sessiz sadasız geçip gider. Babaları bir özel
teşekkür, bir hediye ile sevindirmek daha mı kolaydır? Belki de. Kesin olan
şey, onların daha mütevazı biçimlerde kutlandığı. Üstelik Babalar Günü birçok ülkede başka kutlamalarla da iç içe geçip arka planda kalıyor. Bu yıl 15
Haziran’da babalarımızın nasıl kutlanacağını düşünürken, gelin bu konuya
da yakından bakalım...
Babalar Günü’nün Annesi!
Bu da tıpkı Anneler Günü gibi ABD’den dünyaya yayılmış. Yaratıcısı Sonora
Smart-Dodd adında bir genç kız. Bu yüzden “Babalar Günü’nün Annesi”
diye anılıyor.
16 yaşındayken annesi ölen Sonora ve 5 küçük kardeşini Washington’un
doğusundaki uzak bir çiftlikte babası William Jackson Smart büyütmüş.
16 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Perhaps it has been more widely popularized before, we do not know the reason, but
Father’s Day normally does not generate as much excitement as Mother’s Day and it
usually slips by quietly. Is it easier to make fathers happy with a special thank-you
and a gift? Perhaps. One thing for sure is that they are celebrated in a more humble
way. Moreover, in many countries Father’s Day is hooked together with many other
celebrations and it remains in the background. While considering how to celebrate
this year’s Father’s Day on June 15, let us have a closer look at this issue...
The Mother of Father’s Day!
Like Mother’s Day, Father’s Day has spread to the world from the US. It was created
by a young girl named Sonora Smart-Dodd. That is why she is called as the ‘Mother
of Father’s Day.’ Sonora had lost her mother when she was 16. She and her five
little brothers and sisters were raised by her father William Jackson Smart in a farm
located in eastern Washington.
Later in 1909, when she was listening a sermon on Mother’s Day in a church in Spokane, she thought about acknowledging the significance of fathers in a similar way as
well. The following year she shared her idea with the ‘SpokaneYoung Men’s Christian
Association’ (YMCA) and with the support of the association its relations she was able
to celebrate the first Father’s Day on June 19, 1910. The day was later popularized in
other places. Actually Sonora wanted to have the Father’s Day celebrations on June
5, which was his father’s birthday. However, since it took some time to complete the
first preparations, those who assisted her opted for June 19.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 17
2014 FIFA D Ü N YA KUPASI
 Shutterstock
EV SAHİBİ BREZİLYA
Daha şimdiden
sarı ve yeşil
renklere
boyanan
Brezilya,
Haziran’da
600 bin turist
ağırlayacak!
18 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
2014 FIFA
WORLD CUP
BRASIL AS THE
HOST
Brazil will host 600
thousand tourists in June
and the country is already
in yellows and greens!
People have the general belief that
fish and visitors stink after three
days, but the kind of fish Brazil
has caught is one every country in
the world is dying to catch! Clad
in yellow and green colours, Brasil
is expecting many visitors with its
accommodation facilities built from
scratch for this event!
The 2014 FIFA World Cup will take
place between June 12 and July
13 in Brazil and it will be the 20th
World Cup. After FIFA decided to
organize the tournament in South
America, as the only bidding
country in the elections, Brazil
participated in the voting in 2007
and was elected as the host for the
tournament. Brazil hosted the World
Cup in 1950 as well. After Mexico,
Italy, France and Germany, Brazil
will also be hosting the soccer tournaments for the second time. 2014
World Cup will also be the first tournament since 1978, when Argentina
was the host country. Unfortunately
Turkey cannot participate in this
tournament! There will be a total of
64 matches. These matches will be
played in the newly built or modernized stadiums in twelve different
cities.
For further information on the
tournaments please visit the FIFA
website: www.FIFA.com/csr2014
Halk arasında “Misafir misafiri istemez, evsahibi hiçbirini!” denilse de bu öyle bir ev sahipliği ki dünyadaki her ülke bu Haziran’da
Brezilya’nın yerinde olmak için can atıyor.
Sarı ve yeşil renklere boyanan Brezilya ise
ev sahibi olarak yoktan var ettiği ağırlama
tesisleriyle çok misafir istiyor!
Bu yıl 12 Haziran ila 13 Temmuz 2014 tarihleri arasında Brezilya’da yapılacak 2014 FIFA
Dünya Kupası, 20. Dünya Kupası olacak.
FIFA turnuvanın Güney Amerika’da düzenlenmesine karar verdikten sonra, 2007’de
oylamaya katılan tek ülke olarak Brezilya’nın
ev sahipliği yapmasını kararlaştırdı. 1950’deki Dünya Kupası’na da ev
sahipliği yapan Brezilya böylece; Meksika, İtalya, Fransa, ve Almanya’dan
sonra turnuvayı ikinci kez düzenleyen ülkeler arasına katıldı. 2014 Kupası ayrıca 1978’de Arjantin’in ev sahipliğinden beri Güney Amerika’da
düzenlenen ilk turnuva olacak. Maalesef Türkiye bu kupaya katılamıyor!
Toplamda 64 maç yapılacak ve bunlar on iki farklı şehirde bulunan, yeni
inşa edilmiş ya da modernize edilmiş on iki stadyumda oynanacak. Kupa
hakkında ayrıntılı bilgi FIFA web sitesinde: www.FIFA.com/csr2014
600.000 turist bekleniyor!
Brezilya, Haziran’da başlayacak olan Dünya Kupası’na yaklaşık 600 bin
kadar yabancı turistin gelmesini bekliyor. Brezilya devlet turizm ajansına
göre, final maçının oynanacağı Rio’da yalnızca 55 bin 400 yatak kapasitesi
olduğundan, Riolu otel sahipleri, Dünya Kupası süresince otel fiyatlarını
normalin iki katına çıkarıp, geceliğini 460 dolarlardan satmışlar. Brezilya
Otel Endüstrisi Birliği yetkilileri “Kupa süresince Rio bütün dünyada bir
prestij kazanacak. İnsanlar piyasa dengesi ile oluşmuş bu fiyatları ödemeye
hazırken otel fiyatlarında bir regülasyona gitmek absürd olur” diyor.
“Rio gecekonduları da Kupa’ya hazır!”
Rio de Janerio’lu gazeteci Simon Romero’nun daha 2013 Aralık’ında
The New York Times’da yer alan haberinin başlığı aynen böyle! Romero,
uyuşturucu satıcılarının da gezindiği labirent gibi sokaklarda hâlâ silahlar
patlamasına rağmen Rio de Janeiro’da Dünya Kupası için geçen yıldan beri
boş otel odası kalmadığını, vasat odaların bile geceliğinin 450 dolardan
başladığını belirtiyor. Polisin çok sıkı güvenlik önlemleri aldığı meşhur
Rochina bölgesinde, gecekondu sahipleri evlerini kiraya vererek boşluğu
dolduruyormuş. Örneğin; hem muhteşem sahillere, hem sokakta fışkıran lağımlara ya da hırsızlara karşı konulmuş demir parmaklıklara bakan üç odalı
bir ev, geceliği 50 dolar gibi bir fiyatla 10 kişiye kiralanabiliyor. Romero’ya
göre, kalacak yer problemi Dünya Kupası’na hazırlanan Rio’nun böylece en
Bu yılki FIFA Dünya Kupası’nın logosu
(sol üstte), Maracana Stadı’nda
oynanan bir maçta Brezilya halkının
çoşkusu (üstte), maçların vazgeçilmezi
boyalı yüzler (altta) (Shutterstock/
(Shutterstock/Celso Pupo).
This year’s logo for FIFA 2014 World Cup
(above left), the enthusiasm of the Brazilian
fans during a match played at Maracana
Stadium (above), the indispensable
element of matches: painted faces (below)
(Shutterstock/ (Shutterstock/Celso Pupo).
600.000 tourists expected!
It is anticipated that for about 600
thousand tourists will be visiting
Brazil for the World Cup which
will begin in June. Based on the
information from the Brazilian State
Tourism Agency, since there is only
a capacity of 55, 400 beds in Rio,
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 19
KUPADA AÇILAN
KOLTUK DAVALARI
Brezilya’da ilk dünya kupasına ev sahipliği yaptığı 1950
yılında, Rio’daki Maracana stadyumunun tamamlanabilmesi için şehir sakinleri mali destek vermeye davet
edilmiş, karşılığında da stadyumda, “sayısı yardımları
oranında belirlenen” ömür boyu kullanacakları koltuklar tahsis edilmiş. Bir kanunla da düzenlenen bu anlaşmalar, yıllık abone ücreti karşılığında kullanılagelirken,
2014 Kupası için devletin FIFA’yla imzaladığı anlaşmaya
göre yetki FIFA’ya devredilmiş. Şimdi koltuk sahipleri
birer birer devlete karşı dava açıp koltuk haklarının korunması için mücadele veriyor! Bu kategorideki koltuk
sayısı ise az değil, tam 4.968!
(Kaynak: Bloomberg Businessweek Türkiye, Haziran 2013)
Maracana Stadı ve yenileme çalışmaları (üstte), (Shutterstock/Celso Pupo). Rio manzarası (üstte).
Maracana Stadium and the ongoing renovation work (above), (Shutterstock/Celso Pupo). Views of Rio (above and left).
sorunsuz halledilen konularından biri olmuş...
“Dünya Kupası için kalacak ucuz yer”
hareketi...
İki genç Amerikalı’nın şehrin varoşlarında başlattığı bu etkinlik, Dünya Kupası’na gelip şehir
merkezinde kalmaya parası yetmeyenler için.
Örneğin Rochina’daki bir misafirhanede, bir
ranza yatağında 11 dolara geceleme mümkün.
Turnuva boyunca buralarda bulunabilecek bir
yatak en fazla 50 dolara tırmanabilecekmiş. Bu
tarz misafirhaneler şimdi hızla çoğalırken, bu
canlanma suç işleme oranını da azaltıyormuş.
Bazı bölgelere götürülen temel sağlık hizmetleri
ve kablolu ulaşım sistemleri de cinayet oranlarını
birden düşürmüş!
20 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
hotel owners in the city have doubled their fares
during the World Cup and have sold the room for
460 dollars per night. Authorities of the Brazil Hotel
Industry Association state that: ‘Rio will enjoy a
global prestige throughout the World Cup. It would
be absurd to launch a price regulation when people
are already ready to pay these hotel fares determined by the natural balance of the market.’
Now Taking World Cup Bookings,
Rio’s Slums!
This is the very caption of the piece by Simon
Romero, the Brazil bureau chief for The New York
Times, published in December 2013! Romero states
that ‘gun battles still boom through the streets.
Drug dealers still ply their trade in the labyrinth
LAWSUITS FOR SEATS
When Brazil was hosting the world cup in 1950 for the
first time, the city residents were invited to offer financial support for the completion of the Maracana Stadium
in Rio and in return they were offered seats, whose
‘number would be determined based on the support
received’ and which could be used for a lifetime.
The agreements were regulated by law and they had
been used based on an annual subscription price.
However, in accordance with the agreement signed between the state and FIFA, the authority was transferred
to FIFA for the 2014 Cup. Now the seat-owners are
suing the state one by one and trying to protect their
rights! The number of seats in this category is not low at
all! There are 4968 such seats!
(Source: Bloomberg Businessweek Turkey, June 2013)
Öte yandan özel şirketlere bırakılan, ücretlerin ise
devlet tarafından ayarlandığı toplu taşımanın iyi
yönetilmediği söylenen Brezilya’da, Bloomberg
Businessweek’e göre bir Rio sakini, tek bir otobüs
bileti için New York ya da Paris’te yaşayan birinden iki kat daha uzun süre yani 10 dakika fazla
çalışmak zorundaymış!
Tek odalı ev satışları tavanda!
Bir diğer emlak çılgınlığı da Leblon sahiline tepeden bakan bir varoş olan Vidigal’de, tanesi 75
bin dolardan giden tek odalı evlerin kapışılmasıyla yaşanıyor. Avrupa ve Amerika’dan pek çok
bohem ziyaretçinin ilgisini çekeceği düşünülerek
alınan gecekondu evler, hızla misafirhaneye çevriliyor. Yatırımcılar böyle giderse Vidigal’in 10 yıl
içinde tipik bir Akdeniz köyü görünümü alacağını
düşünüyorlarmış.
Brezilya Turizm Bakanlığı’ndan üst düzey bir
yetkiliye göre Bakanlık, Rio ve etrafında hosteller, özel mülkler ve bir gecelik moteller de
dâhil 150 bin kadar kalacak yer olduğunu tespit
etmiş. Şimdi onlar da gecekondulara rakip olarak
parlatılıyor. Motel Villa Regia’daki 80 oda ile
Rio sahilindeki 51 odalık bir aşk moteline de el
atılmış. Eski sakinlerini mutsuz etme pahasına;
tavan aynaları, jakuziler, kondom ve yemiş satılan şeffaf kutular kaldırılarak hızla standart otel
odasına dönüştürülmüş...
(Kaynak: The New York Times, 29 Aralık 2013)
Rio kentinin en turistik ziyaret noktalarından biri
olan renkli merdivenleri (altta) (Shutterstock/
(Shutterstock/Catarina Belova), kentin gecekondu
mahalleleri (sağda).
Rio’s colourful stairs, one of the city’s most touristically
attractive locations (below) (Shutterstock/ (Shutterstock/
Catarina Belova), a famous view of the city and the slums
(right).
of alleyways... But with hotel rooms in perilously
short supply and even modest hostels in Rio de
Janeiro charging as much as $450 for a bed during
the World Cup in Brazil next year.’
In the Rochina region, where the police takes some
very strict security measures, the slum owners
are making up for the city’s shortage of lodging by
renting out their own homes to fans. For example,
a house with three rooms facing both the glamorous beaches and the gushing sewage or the iron
fences against thieves can be rented for 10 people
50 dollars per night. According to Romero, the
housing problem in Rio has been a smooth aspect
for the preparation for the World Cup...
‘Cheap accommodation for the World Cup’
movement...
The movement launched by two young Americans
in the slums of the city is for those who will visit
the city for the World Cup, but who cannot afford
staying at the city centre. In a guesthouse in
Rocinha, for example, one could have a bunk for
11 dollars for one night. During the tournament,
however, the price of one bed would increase up to
50 dollars at most. Nowadays, the number of such
guesthouses is increasing rapidly and this boom is
reported to be decreasing the city’s crime rate. The
basic health services and cabled transportation
systems have even lowered murder rates suddenly!
On the other hand, based on Bloomberg Businessweek’s data, in Rio, where public transportation is
operated by private companies and where the fares
are adjusted by the state, one has to work two
times longer (that is for ten minutes) than someone
living in New York of Paris for buying a single bus
ticket!
Single-room house sales reach peak!
Another real-estate madness is the scramble for
the 75 thousand dollar single-room houses on a
slum vicinity on top of a hill looking down on the
Leblon beach. The slum houses, bought to attract
many European and American visitors with a taste
for the bohemian, are rapidly being turned into
guesthouses. Investors think that if this trend will
be going on like this, Vidigal will look like a typical
Mediterranean village in 10 years time.
According to a high-ranking official from the Ministry of Tourism in Brazil, the ministry has identified or about 150 thousand lodgings including the
hostels, private estates and motels in and around
Rio. Now they are also being polished up as rivals
to the slums. At the expense of dissatisfying their
previous residents, Of the 80 rooms at the Motel
Villa Regia, a love motel near Rio’s port, 51 have
already been converted into what appear to be
regular hotel rooms, removing ceiling mirrors, Jacuzzis and illuminated glass cases selling condoms
and snacks...
(Source: The New York Times, 29 December 2013)
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 21
İstanbul Denizlerinin Yeni Klasiği:
Armada Gezi Teknesi.
Boğaz’da yıl boyunca yapacağınız unutulmaz geziler için...
Boğaz’ın ve şehrin muhteşem silüetine yaraşır “Armada Gezi Teknesi”, şık tasarımı ve el yapımı olma özelliği ile size en konforlu
ve en keyifli gezi deneyimini yaşatıyor. Armada Otel’in seçkin servis kalitesi ve mutfağını da beraberinde sunan bu gerçek
İstanbul klasiği ile İstanbul Boğazı, Haliç ya da Adalar yönünde düzenleyeceğiniz VIP, kurumsal etkinlik ve toplantılarınızda
misafirlerinize unutulmaz anlar yaşatmaya hazır mısınız?
Tekne Kapasitesi 50 kişi
Yemekli Düzen 24 kişi - Kokteyl Düzeni 50 kişi
Rezervasyon:
Funda Dağlı | (+90) 530 381 01 63 | [email protected] | www.armadageziteknesi.com
Tarihi Roma İmparatorluğu
Dönemi’ne uzanan, Osmanlı
İmparatorluğu’na başkentlik
etmiş bir kent Edirne. Fatih Sultan
Mehmet’in doğduğu şehir… Bugün
çarşıları, camileri, müzeleri, sosyal
ve kültürel hayatının zenginliği
ile Türkiye’nin Batı’ya, Avrupa’nın
Asya’ya giriş kapısı…
 Shutterstock
OUR WESTERN-MOST PROVINCE
EDİRNE
Edirne, a province, whose history dates back to the
Roman Empire, has been a capital for the Ottoman
Empire too. The city where Sultan Mehmet II, the
Conquer, was born… The entrance gate of Turkey to the
West, and of Europe to Asia with their plazas, mosques,
museums, its rich social and cultural life today…
Hani bir tabir vardır: Türkiye’nin her yerinde, her
köşesinde, en küçük köyünden en kozmopolit
meydanına kadar her noktasında yaşanan, hissedilen şeylerden söz ederken “Edirne’den Kars’a
kadar” deriz. Kars Doğu’ya, Edirne ise Batı’ya açılan kapımızdır. Oradan ötesi artık yurdun dışıdır,
insana hem heyecan, hem hüzün verir.
Ama bu sınır illerinde her zaman, başka yerlerde
bulunamayan bir hava, bir başkalık da vardır.
Komşulara yakın olmaktan gelen ve dilde, dinde,
kültürde beliren zenginlikler bu sınır illerinde hep
daha fazladır. Artvin, Hatay, Edirne… Buralarda
her an farklı bir dil duymak, farklı bir kültürel
kodu seçmek olasıdır.
Edirne hem bu “uç” durumundan, hem de tarihin
her döneminde gözde bir yerleşim merkezi olmasından dolayı son derece gelişmiş bir kent. Hem
tarihi, hem coğrafi güzellikleriyle göz dolduruyor.
Zengin mutfağı, görkemli mimarisi ise “anlatılmaz
yaşanır” kabilinden…
We have a saying here in Turkey “From Edirne to
Kars”. This is a phrase to describe the things felt and
experienced at every spot from the tiniest village to the
most cosmopolitan area in Turkey. Kars is our gateway
from the East, whereas Edirne opens to the West.
Beyond those areas, it’s considered to be “foreign” and
make our people sad as well as excited. Nevertheless,
in these border cities, there is an air and weirdness
which cannot be felt in other places. Some richness
which results from being near to the neighbors, and
were manifested by the languages, religions and
the cultures, are always greater in border cities.
Say, Artvin, Edirne, Hatay... It’s common to hear a
different language, experience a different cultural code
hereabout. As for Edirne, it’s a relatively advanced
city thanks to both its “extremity” position and being
a favorite center of settlement in every period of
history. It’s fond of both its historical and geographical
beauties. Its rich cuisine and gorgeous architecture are
difficult to describe and must be experienced.
Selimiye ve Ters Lale’nin sırrı
Edirne deyince akla gelen yapı Selimiye Camii.
Mimar Sinan’ın, bugün hâlâ ilk günkü ihtişamıyla
muhafaza edilen ustalık eseri, Edirne’yi gezerken
gözünüze çarpacak en önemli anıt eser.
Selimiye’nin Mimar Sinan eserleri arasındaki
yeri çok farklı. Bir kere Sinan’ın “ustalık eserleri”
arasında yer alıyor. Bu bakımdan mimari anlamda
“kusursuz” sayılıyor. Mimar Sinan’ın kendi ağzıyla
“En iyi eserim” dediği cami, 1575 yılında tamamlanmış. Cami yapılırken, 80’li yaşlarını süren
Sinan, bir tepe üzerinde yer alan bu camide daha
önce hiçbir cami veya Antik Çağ eserinde görülmemiş bir mimari teknik kullanmış. Daha önceki
kubbeli yapılarda, asıl kubbenin kademeli yarım
kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii’nin yerden 43,25 metre yüksekliğinde,
Selimiye and the Secret of the Reverse Tulip
Speaking of Edirne, the first thing that comes to mind
is Selimiye Mosque, a masterwork of the period of
Mimar (Architect) Sinan, which is still being preserved
today with the grandeur of its first days, is the most
important monumental work to stand out when
meander through Edirne.
Selimiye has a privileged place amongst the Mimar
Sinan’s works. After all, it is amongst the master works
of Mimar Sinan. In this regard, it’s considered to be
“flawless”. This mosque about which Mimar Sinan
said, “It’s my best work”, was completed in 1575.
While the mosque was being constructed, Mr. Sinan,
who was then in his eighties, used an architectural
technique which had never been seen before in a
mosque or Ancient Age work in the construction of
the mosque located on a hilltop. In previous domed
Selimiye Camii dışı ve içi (en üstte), Edirne’de eski bir
ev ve kapı detayı (üstte), muhteşem köprülerden biri
(sol sayfada).
Selimiye Mosque’s exterior and interior (top of page),
An old house and a door detail in Edirne (above). One the
splendid bridges with historical tomb stones (left page).
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 25
31,25 metre çapında, tek bir yarıküre ile örtülmüş kubbesi
8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuş. Kasnak,
fil ayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlı. Sinan,
bu şekilde örttüğü iç mekâna genişlik ve ferahlık sağlamış.
Havada asılıymış gibi duran aydınlık kubbe aynı zamanda
caminin dış görünüşünün ana hatlarını da belirliyor.
Caminin altında, halkı buluşturan, alışveriş yapıp sohbet
etmesini sağlayan çarşı da cami yapıldığı günden beri aynı
hizmeti veriyor. Peki, camide müezzin mahfelinde bulunan
ters lale figürünün anlamı nedir? Bu konuda kesin bir bilgi
yok, rivayet ise çok. Halk arasında çok sık tekrarlanan;
caminin arsasında eskiden bir lâle bahçesi olduğu, sahibinin satmak istemediği hikayesi, arsa Yıldırım Bayezid’e
ait devlet arazisi olduğu için günümüzde anlam taşımıyor.
Buna karşılık Osmanlı kültüründe ve tasavvuf felsefesinde
lâle kutsal sayıldığı için, Arap harfleriyle yazılıp tersinden
okunduğunda ortaya çıkan “Hilal”e bir gönderme olduğundan başlayıp, “secdeye varmış insan”ı simgelediğine kadar
çeşitlenen yorumlar ise daha çok kabul görüyor. Sinan’ın
o lâleyi ne amaçla yaptığı bir sır olarak kaladursun, gelen
geçen herkes elle dokunduğu için lâlenin gittikçe aşındığı, ortadan tamamen kalkmak üzere olduğu çok açık! Bu
yüzden Vakıflar Bölge Müdürlüğü 2013’de şeffaf plastik
kaplayarak onu bir ölçüde olsun koruma altına aldı...
Ulucamii ile Üç Şerefeli Camii
Edirne’de Selimiye’nin dışında ziyaret edilmesi gereken iki
önemli cami daha var. Bunlardan biri Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nden kalma en eski yapı olan Ulu Cami. Eski
Cami adıyla da anılan bu yapının yan kapısı üzerindeki
kitâbeye göre mimarı Konyalı Hacı Alâaddin, kalfası ise
Ömer ibn-i İbrahim. Caminin, kuzey ve kuzeydoğu kısımlarında birer minaresi bulunuyor. Yapısal olarak oldukça
ilginç. Yapıldığı dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun Fetret
Devri diye anılan dönem. Yapımına 1403 yılında başlanmış,
1414 yılında bitirilmiş.
Bir başka önemli cami ise Üç Şerefeli Cami. Kimin tarafından hangi tarihte yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen bu
cami iddialara göre Yıldırım Bayezid’ın oğullarından Musa
Çelebi tarafından 1410 yılında yaptırılmış. Diğer bir iddiaya
göre ise II. Murat tarafından 1437’de yaptırılmış. Bazı kaynaklar yapım tarihi olarak 1447 yılını da vermekte. Mimarı
26 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
edifices, the main dome rose above gradually rising semi-domes.
But the dome of Selimiye Mosque, which covered a 31.25 caliber
hemisphere at 43.25 meters above the ground and was situated
in a tambour supported by 8 columns. The tambour is connected
to elephant legs with arches 6 meters wide. Mimar the Architect
rendered the interior place, which he covered this way, larger and
more spacious. The luminous dome which appears as if it were
hung in the air, at the same time contours the main lines of the
façade of the mosque. The bazaar beneath the mosque, which
meets the people, enabling them to shop, chat with one another,
has been in service from the day the mosque was built. So what
is the meaning of the reverse tulip in muezzin’s place? Despite
no definite information on the subject, there are a lot of rumors.
According to the most common rumor, there was a tulip garden
at the back of the mosque and the landowner did not want to sell
it. On the other hand, since the tulip is considered to be sacred
in Ottoman culture and Sufi philosophy, there are some other
more accepted comments: the first states that it was a reference
to “Hilal” (tulip means lale) which is how it would be written with
Arabic letters and read in reverse order; another interpretation
is that it symbolizes “a human prostrating”. Let’s keep the
reason Sinan made that tulip a secret, but that tulip was about
to disappear because passersby would touch it and gradually
tear it’s petals off. So, the Regional Directorate for Foundations
put it under preservation to some extent by covering it with a
transparent plastic in 2013...
Ulucami and the Mosque with 3 Şerefe (or balconies)
Apart from Selimiye in Edirne, there are 2 more important
mosques to visit. One of those is Ulucami, the oldest edifice
which survived from the Ottoman Empire Era. According to the
inscription on the side gate of this edifice which is also called
“Eski Cami”, its architect was Hacı Alaaddin from Konya; his
foreman was Ömer İbn-i İbrahim. There are minarets in the
north and northeast parts of the mosque. It’s structurally very
interesting. The era in which the mosque was constructed was a
period called Fetret Devri (or Interregnum Era) in the Ottoman
Empire. Its construction, begun in 1403, was completed in 1414.
Another important mosque is Üç Şerefeli Cami. This mosque,
whose architect and date of construction are not precisely known,
was constructed, according to rumors, by Musa Çelebi, one of
Yıldırım Bayezid’s sons, in 1410. Another rumor says that it was
Edirne Tren İstasyonu (üstte). Edirne Train Station (above)
ise Sinan’ın ustası Müslihiddin Ağa’dır. Bu cami de Edirne’ye gittiğinizde
görmeniz gereken önemli yapılar arasında… Caminin özellikle şadırvan
avlusundan çıkmak istemeyeceksiniz…
Ya köprüleri…
Edirne’de görmeniz gereken önemli mimari eserler arasında hamamlar ve
köprüler başı çekiyor. İçinden Meriç Nehri geçen bu kentte harikulade güzellikte köprüler var. Bazısından yürüyerek geçebilir, köprü üzerindeki bir banka
oturup Meriç’in coşkulu akan sularını izleyebilirsiniz.
Edirne’deki köprülerin çoğu Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde
inşa edilmiş. En eski köprülerden biri olan Gazimihal Köprüsü, Michael
Palaiologos (1261-1282) döneminde inşa edilmiş. Fatih (Bönce) Köprüsü
ise Fatih Sultan Mehmet devrinde 1452’de yaptırılmış taş bir köprü. Tunca
Adası’ndan Edirne’ye bu köprüyle çıkılıyor. Saray Köprüsü, bir diğer adıyla
Kanuni Köprüsü ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilmiş. Sarayiçi
semtini Edirne’ye bağlayan güzel bir köprü olan Saray Köprüsü 1553-1554
yıllarında yapılmış. Köprü 60 metre uzunluğunda. Yalnız Göz Köprüsü ise bir
başka Mimar Sinan eseri. Tek kemerli ve tek gözlü oluşundan ötürü bu adla
anılan köprü küçük olmasına rağmen nefis bir mimariye sahip.
Meriç Nehri’nin Antik Dönem’deki ismi Hebros. Bulgarca Maica, Rumca Evros
olarak anılan bu nehir, Bulgaristan’ın güneybatısında, Rila Dağları’nın kuzey
yamaçlarından doğar. Kapıkule’ye kadar Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki
sınırı çizen Meriç Nehri, Kapıkule ile Enez arasında Türk-Yunan doğal sınırını
oluşturup, Ergene ile birleşerek Enez’den Ege Denizi’ne dökülür. Meriç’in
batısında kalan tek toprak Karaağaç olup bağlantı Meriç üstünden köprüyle
sağlanmaktadır.
Güreşin anavatanı
Eğer yolunuz bu kente haziran sonu-temmuz başı düşerse Kırkpınar’a uğrayıp
yağlı güreş izleyebilirsiniz. Er meydanındaki bu geleneksel mücadele, her yıl
Edirne’nin Kırkpınar ilçesinde kutlanan Kırkpınar Festivali sırasında yapılıyor
ve gerek yurt içi gerekse yurt dışından binlerce güreşseveri ağırlıyor.
Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin kökeni Osmanlı İmparatorluğu’na kadar
uzanıyor. Geleneksel Türk sporları içinde başı çeken yağlı güreş, o zamanlar
ülkenin her yerinde yapılır ancak sadece Kırkpınar’daki finallerde kazanan kişi
Başpehlivan seçilirdi. Bu gelenek hâlâ devam ediyor. Kırkpınar yağlı güreşlerini kazanan pehlivan Başpehlivan ilan ediliyor ve bir yıl bu unvanı koruyor.
Güreşin, izleyenler için en zevkli kısımlarından biri de başlangıcı yani peşrev.
Ahenkli bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin
göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini de yükseltir. Güreşmek
üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak
peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol
diz ile çökülerek önce sağ el yere, dize, dudağa ve alına üç defa değdirilir. Bu
merasim bittikten sonra sıçrayarak “Hadi bre pehlivan” diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler
bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur. Güreşler bittikten sonra
Başpehlivan seçilen kişiye altın kemer hediye edilir.
built by Murat II in 1437. Some resources also give 1447 as the construction date.
Its architect was Mimar Sinan’s master Müslihiddin Aga. When going to Edirne this
mosque is amongst the significant edifices to see. You especially will not want to
leave the yard of the mosque, where a şadırvan or water tank with fountain lays.
What about its bridges…
Amongst the significant edifices to see in Edirne, baths and bridges lead the way.
There are spectacular bridges in this city through which Meriç River flows. You can
pass over the some bridges by walking and sit on a bench on the bridge and watch
the effusively flowing waters of the Meriç River. Most bridges in Edirne were built
in the Byzantium and Ottoman Periods. One of the oldest bridges, Gazimihal Bridge,
was constructed in Michael Palaiologos Era (1261-1282). The Fatih (Bönce) Bridge
is a stone bridge built in the Fatih Sultan Mehmet Era in 1452. Arriving in Edirne
from Tunca Island is enabled with this bridge. The Saray Bridge (or Kanuni Bridge)
was built in the reign of Kanuni, the Magnificent Connecting the town of Sarayiçi to
Edirne, the beautiful Saray Bridge was built between 1553-1554. Its length is 60
meters. Yalnız Göz (One Eyed) Bridge is another of Mimar Sinan’s works. This bridge,
which is named for its single vault and eye, has a splendid architectural design
despite its smallness. The name of Meriç River was Hebros in the Ancient Era. This
river, called Maica in Bulgarian and Evros in Greek, rises from the north slopes of
the Rila Mountains in the southwest of Bulgaria. The Meriç River, which forms the
border of Bulgaria and Greece to Kapıkule and forms Turk-Greek natural border
between Kapıkule - Enez, merges with Ergene before arriving at the Aegean Sea. The
only soil left at the west of Meriç is Karaağaç to which a connection is provided by
the bridge over the Meriç.
Hometown of Wrestling
If you happen to visit this city in late June and early July, you can watch oil wrestling
by visiting the town Kırkpınar. This traditional competition is carried out every year
during the Kırkpınar Festival held in Kırkpınar town of Edirne, and hosts thousands
of domestic and foreign wrestling fans.
The origin of oil wrestling dates back to Ottoman Empire. Oil wrestling, a leading
sport amongst traditional Turkish sports, used to be held all across the country, but
only the person who won in the finals of Kırkpınar would be awarded the title of “Baş
Pehlivan” or “the Head Wrestler”. This custom is still being kept alive. The Pehlivan
who beat all opponents in Kırkpınar is called “Baş Pehlivan” and keeps this title for
one year. One of the most amusing parts of wrestling for bystanders is peşrev or
its beginning. Peşrev known as some harmonized warming-up moves for wrestling,
pleases the eye of the viewers as well as encourages the wrestlers.
Pehlivans, while in the field for wrestling, start peşrev by waiving their hands and
arms in a harmonized way. After going 3 times forward and then coming backwards
in peşrev, wrestlers kneel down on their left knee and touch the ground with their
hand, then knee, lip and forehead. After this small ritual ends, they cry loudly saying
“Move on Pehlivan” before jumping up. After some mutual goings and comings,
weighing each other, they check each other’s trotters, stroke their backs, pull down,
hold each other’s napes, and then the wrestling starts. After the end of wrestling, the
golden belt is presented to the one who was elected as “Head Wrestler”.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 27
RAMAZAN
GELİYOR!
Bu yılın Ramazan’ı 28
Haziran, Cumartesi günü
başlıyor. Gene kandiller
yanacak, gene mahyalar
ışıldayacak; kardeşlik,
barış ve toplumsal adalet
gündeme yerleşecek! Hoş
gelsin Ramazan!
RAMADAN IS COMING!
This year’s Ramadan starts on Sturday on June 28.
Again the candles will be lit and the roof ridges
will glimmer with light; the community will cherish
in brotherhood, peace and social justice! Welcome
Ramadan!
28 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Ramazan ayı, Müslümanlar için kutsal sayılan ve oruç tutulan, ruh ve bedenin 30 gün boyunca
tam anlamıyla bir “detoks”tan geçirilmesi gereken bir zaman dilimi. Her yıl 10 gün önce başladığı
için son yıllarda hep günlerin uzun, havanın sıcak olduğu yaz mevsimine denk gelen Ramazan
ayında gün boyu aç ve susuz kalabilmek için sağlam irade kadar vücut sağlamlığı da önem kazanıyor. Bu nedenle yaz Ramazanları’ndan önce yaşlı, sürekli ve düzenli ilaç alması gerekenlerin,
doktorlarına danışarak oruç tutması salık veriliyor. Kur’an da bu gibi Müslümanları oruç yerine bir
yoksulu doyurma yükümlülüğüyle ayrı tutmuş. Kimi din bilginleri de Ramazan ayını hızlandırılmış bir hayat okuluna benzetiyor. Öyle bir okul ki, insan orada daha çok insan olmayı öğreniyor.
Diplomayı alabilmek için oburluk, açgözlülük, haset, kibir, zulüm gibi insani zaaflardan arınıp,
kendini her bakımdan tutmayı becermek önemli. Tüm inananlara şimdiden kutlu, hayırlı, sağlıklı
nice Ramazanlar!
The month of Ramadan for Muslims is a period of sacred time
during which people fast and the body and spirit go through
a complete ‘detox’. Since the month of Ramadan starts ten
days earlier each year, in recent years it has been coinciding
with summer months when the days are long and the air is
hot. Hence, staying hungry and thirsty all day long requires a
very strong will and bodily health. Therefore, the elderly and
people on drugs should consult their physicians before fasting.
The Quran encourages such Muslim people who cannot fast to
offer food to a poor individual. Some religious scholars liken
the month of Ramadan to an accelerated school of life. In this
school, a person learns how to be a good human being. In order
to get your graduation from this school, you need to keep away
from gluttony, greed, envy, vanity, cruelty and such individual
weaknesses. We wish you all a very happy and healthy month
of Ramadan!
Two less known mosques of Istanbul
All around the world, mosques come into the limelight during
Ramadan. The ezans (calls for prayer) reminding the iftar
(breaking of the fast) and the sahur (meal before dawn during
ramadan) times, the candles and lighted minarets all clothe the
İstanbul’un az bilinen iki camisi
Ramazan boyunca bütün dünyada camiler ön plana çıkar. İftarı ve sahuru
hatırlatan ezanları, hele gün battıktan sonra kandilli, mahyalı şerefeleri ile camiler başka türlü güzel görünür. Ramazan’a has Teravih namazlarında kadınlı
erkekli Müslümanlar camilere dolup taşar. Sanat Tarihi profesörü ve İstanbul
uzmanı Sayın Semavi Eyice, İstanbul Ansiklopedisi’nin Camiler maddesinde
bunların ikisi hakkında çok ilginç bilgiler veriyor.
Yeraltı Camii
Karaköy’deki Yeraltı Camii, esasen Galata Kalesi’nin hisarı imiş. Osmanlı
Dönemi’nde burası bir süre tersane ambarı olarak kullanılmış. Daha sonra
Sadrazam Köse Bahir Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş. O zamandan
beri cami olarak kullanılıyor. Galata Hisarı da Galata surlarının baş kulesi
imiş. Bu kule aynı zamanda Haliç’i kapatmak için gerilen meşhur zincirin de
başlangıç noktası olup, zincirin diğer ucu, bugün artık olmayan Sirkeci ile
Sarayburnu arasındaki Evgenios Kulesi’ne bağlanıyormuş. Eyice, bu camide
mosques with a different kind of beauty. During the Tarawah prayers the mosques
are filled with women and men. The art historian Prof. Semavi Eyice offers some
detailed information about two of these mosques in the entry on mosques in the
Istanbul Encyclopedia.
Yeraltı (Underground) Mosque
Yeraltı (Underground) Mosque in Karaköy used to be a tower of the Galata Castle.
The place was used as a shipyard storage during the Ottoman Period. Later, the
Grand Vizier Köse Bahir Paşa turned it into a mosque. The building has been used
as a mosque since that time. The Galata Fortress was the main tower of the Galata
walls. This tower was also the starting point of the famous chain used to block
the the Golden Horn. The other end of the chain used to be connected to the now
non-existant Evgenios Tower on the other side between Sirkeci and Sarayburnu.
Eyice confirms that the two unkwnown tombs in the mosque do not belong to Arab
martyrs, as the legend has it, and informs his readers that the Arabs have never
settled in Galata.
Fatih Camii (sağ üstte) ve Yeraltı Camii (üstte).
Fatih Mosque (right above) and Yeraltı (Underground) Mosque (above).
Arap (Arabian) Mosque
Arap (Arabian) Mosque is another monument that is presented as a proof for
an Arab population who came to Galata and settled there before the Conquest
of Istanbul. Eyice states that in the 8th century the Arabs had been continuously
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 29
SELÂTİN CAMİLERİ
Sultanlar tarafından İstanbul’da yaptırılan külliye ve camilere Selâtin camii
deniyor. Yapım tarihine göre şöyle sıralanıyorlar:
Fatih Külliyesi: Mimarı Atik Sinan. 1463’te yapımına başlanan yapı
1470’de bitmiş. 1766 depreminde büyük zarar gördüğünden III. Mustafa
tarafından yıktırılıp yerine şimdiki cami yaptırılmış.
II. Bayezid Camii: 1501-1505 arasında Mimar Yakup Şah bin Sultan Şah
tarafından inşa edilmiş.
Sultan Selim Camii: Kanuni, babası I. Selim için yaptırmış. Mimarı bilinmiyor.
Şehzade Külliyesi: Kanuni, ölen oğlu Mehmet için 1544-1548 yılları
arasında Mimar Sinan’a yaptırmış.
Süleymaniye Külliyesi: Mimar Sinan’ın 1550-1557 yıllarında Kanuni için
yaptığı muhteşem eser.
Mihrimah Sultan Külliyesi: Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan için Mimar
Sinan’ın 1547’de Üsküdar’da yaptığı birebir insan ölçekli külliye ve cami.
Nurbanu Valide Sultan Külliyesi: II. Selim’in eşi için Mimar Sinan’ın
1570-79 yıllarında Üsküdar, Toptaşı’nda yaptığı, İznik çinileri ile meşhur
külliye.
Sultan Ahmet Külliyesi: Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın I. Ahmet için
1609-1617 arasında Sultanahmet’te yaptığı meşhur 6 minareli, 16 şerefeli
cami. Semavi Eyice, bu camiin Mavi Cami diye anılmasını doğru bulmayıp, bunun 19. yy’da yapılan bir tamirat sırasında eklenen ve orijinalinde
bulunmayan mavi nakışlardan kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Yeni Cami Külliyesi: İstanbul’un klâsik üslûptaki son külliyesi. 1597’de
Safiye Sultan’ın başlattığı caminin yapımına oğlu III. Mehmet’in ölümü
üzerine ara verilmiş, 1663’de IV. Mehmet’in annesi Turhan Hatice Valide
Sultan tarafından tamamlatılmış. Bu yüzden
3 mimarı var: Davut Ağa, Dalgıç Ahmet Çavuş ve Mimar Mustafa Ağa.
Yeni Valide Camii: Klâsik üslubun uygulandığı son selâtin camii. III. Ahmet, annesi Gülnuş Emetullah Sultan için Üsküdar’da, 1708-1710 yılları
arasında yaptırmış.
SELÂTİN MOSQUES
The mosques and social complexes in Istanbul commissioned by sultans are called Selatin
mosques. This is the list of Selatin mosques by the order of their building dates:
Fatih Social Complex: The architect is Atik Sinan. The construction started in 1463 and completed
in 1470. Since it was greatly damaged by the 1766 earthquake, it was demolished by Mustafa III
and the present mosque was built.
II. Bayezid Mosque: It was constructed by Architect Yakup Şah bin Sutan Şah between 1501 and
1505.
Sultan Selim Mosque: Suleiman the Magnificent commissioned the mosque for his father Selim I.
Its architect is unknown.
Şehzade Külliyesi (The Prince Social Complex): Suleiman the Magnificent commissioned it for his
deceased son. It was built by Architect Sinan between 1544 and 1548.
Süleymaniye Külliyesi (Süleymaniye Social Complex): The great work built by Arcitect Sinan
between 1550 and 1557 for Suleiman the Magnificent.
Mihrimah Sultan Külliyesi (Mihrimah Sultan Social Complex): Suleiman the Magnificent
commissioned it to Architect Sinan for his daughter Mihrimah Sultan in 1547. The mosque and its
social complex were built on human scale in Üsküdar.
Nurbanu Valide Sultan Külliyesi (Nurbanu Sultana Social Complex): Selim II commissioned the
social complex for his wife to Architect Sinan. It was built in Üsküdar, Toptaşı between 1570 and
1579. The social complex is famous for its İznik tiles.
Sultan Ahmet Külliyesi: Architect Sedefkâr Mehmet Ağa built the mosque between 1609 and
1617 for Sultan Ahmet. It has 6 minarets and 16 balconies. Semavi Eyice does not approve this
mosque’s being called as ‘The Blue Mosque’. He claims that this was because the mosque went
through a restoration in the 19th century and some blue decorations which were not part of the
original were added.
Yeni Cami Külliyesi (Yeni Camii Social Complex): This is the last social complex of Istanbul built
in the classical style. It was first commissioned by Safiye Sultan in 1597. When her son Mehmet
III died the construction stopped for a while and then it was completed by Turhan Hatice Sultana,
mother of Mehmet IV, in 1663. That is why the building has three architects: Davut Ağa, Dalgıç
Ahmet Çavuş and Mimar Mustafa Ağa.
Yeni Valide Mosque: The last selatin mosquw built in the classical style. Ahmet III built it for his
mother Gülnuş Emetullah Sultan in Üsküdar, between 1708 and 1710.
bulunan ve kime ait olduğu bilinmeyen iki mezarda yatanların burada şehit
edilmiş Araplar olduğu yolundaki bilginin aslı olmadığını, Arapların hiçbir
zaman Galata’ya yerleşemediğini vurguluyor.
Arap Camii
İstanbul’un fethinden önce Galata’ya çıkan ve burada yerleşen Araplar konusunda bu bilginin kanıtı olarak gösterilen bir diğer cami de Galata’daki Arap
Camii. Eyice, Arapların İstanbul’u almak için 8. yy’dan itibaren şehri kürekli
kadırgalarla denizden kuşatıp pek çok saldırı düzenlediklerini, ancak karadan
destek alamadıkları için başarılı olamadıklarını belirtiyor. Sıcak iklime alışkın
olduklarından kış aylarında perişan olan Araplar, bazen Bostancı, Pendik
gibi limanlara sığınıyorlarmış. Galata’daki Arap Camii’nin Araplar tarafından
yapıldığı rivayetinin de bir şehir efsanesi olduğunu ileri süren Eyice, burada
ilk önce bir kilise olduğunu, 13. yy’da İtalyanların bunun yerine bugünkü
Gotik binayı yaptıklarını belirtiyor. Gotik binanın şimdi minare olan dörtgen
çan kulesi, yapının altındaki Gotik kemerli dehliz ve mihrabın olduğu yerdeki
kaburgalı tonoz gibi elemanları bugün de duruyor. Eyice, 1912’de çürüyen
döşemeler söküldüğünde Cenovalılara ait 100 küsur arma ve kitabeli mezar
taşı çıktığını, bunların İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilendiğini de hatırlatıyor. Cami, III. Mehmet Dönemi’nde ve 1731 Galata yangınından sonra
I. Mahmud’un annesi Saliha Sultan desteğiyle onarılmış. 1807 yangınından
sonra tekrar elden geçirilmiş ve Divan-ı Hümayun kâtibi Hacı Emin Efendi
tarafından tarihçesi bir taşa işlenip mihrabın sağındaki duvara yerleştirilmiş.
Günümüze ulaşan şadırvan ise, 1868’de eklenmiş.
Mihrimah Sultan Camii (sağ üstte).
Mihrimah Sultan Mosque (right above).
30 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
sieging and attacking Istanbul from the sea with galiots, but they could not succeed
because they could not receive any support from the land. Since they were used to a
hot climate, the Arabs were devastated during winter and they took shelter in ports
in Bostancı and Pendik. Eyice refutes the claim that the Arab Mosque in Galata has
been built by Arabs as an urban legend and states that there first used be a church
on the same location and the Italians built the present gothic building there in the
13th century. The tetragonal bell tower of the gothic building, which now functions
as a minaret, the gothic arched narthes below the building and the ribbed vault
in the altar area are still intact. Eyice states that when the rotten floor tiles were
removed in 1912, 100 crests and grave stones with inscriptions were unearthed and
the pieces were sent for exhibition at Istanbul Archeological Museum. The mosque
was repaired by Saliha Sultan, mother of Mehmet I during the reign of Mehmet III
and after the Galata Fire in 1731. It was restored again after the fire in 1807 and
the Divan-ı Hümayın (Imperial Council) secretary Hacı Emin Efendi got its history
inscribed on a stone and placed it on a wall to the right of the altar. The şadırvan
(water tank with a fountain) was added in 1868.
EN GÜZEL MEVSİM BAŞLADI!
Doğal, yapay, ilkel ya da vahşi... Denizde, gölde ya da nehirde...
Biraz bizden, biraz dünyadan, PLAJLAR...
THE BEST SEASON IS HERE!
Natural, artificial, primitive or wild...
At sea, lake or river...
Some from us, some from the world, BEACHES...
32 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 33
Plaj neye denir? Bakınız, popüler elektronik
ansiklopedi Türkçe Wikipedi, “Plaj”ı nasıl
tanımlıyor: “Plaj, denize girmek için düzenlenmiş genellikle kumluk veya çakıl taşlı
alan. Kumluk olanlarına kumsal denir.
Plajlar genelde, tuzlu su kıyı şeridi boyunca
uzanan yatay ve doğal oluşumlardır. Dalga ve rüzgarın
etkisiyle kenara vuran kaya ve diğer denizden gelen jeolojik
kalıntıları barındırır. Plaj, Türkçe’ye aynı anlamdaki Fransızca
“plage” sözcüğünden geçmiştir…”
Plajlar artık “Beach Club” olalıberi…
21. yüzyılda Türkiye’de bu anlamdaki plaja artık “plaj” da
denilmiyor! Çağdaş mimariyle ve “trendy” gençlerin favori ihtiyaçlarına cevap veren pek çok unsurun eklendiği yeni plajlara,
daha çok İngilizcesi ile “Beach”, hatta “Beach Club” deniyor.
Bir dinlenme, yüzme ve eğlenme yeri olarak “Plaj” ilk önce 18. yy
ortalarında aristokrasinin gidebileceği bir yer olarak tarih sahnesine çıkmış.
Endüstri devrimi ve demiryollarının yaygınlaşması, önce Avrupa’da, çalışan
sınıfların da plajlara ulaşmasına neden olmuş. İlk plajlı yıllarda “banyo
makinesi” denen tekerlekli tahta kabinlerle denize girilirmiş. Doğal olarak
mayolar da evrim geçirmiş...
Türkiye’de plajlar özellikle 1950’li yıllarda popüler olup, İstanbul Florya’daki “Haylayf Plajı” listenin başını uzun yıllar işgal etmişti. Benzer
biçimde Kartal’daki Süreyya Plajı, Moda’da, Bebek’te, Adalar’daki plajlar
da yıllarca hizmet verip, sonradan çevre kirliliği yüzünden gözden düşmüşlerdi. Ege ve Akdeniz sahillerindeki plajlar ise daha şanslı olduğundan
önemlerini hâlâ koruyor.
Bir başka tanım!
İngilizce Wikipedi’deki “Beach” maddesine bakalım bir de: “Plaj, bir okyanus, deniz, göl ya da nehir sahili boyunca uzanan bir arazi biçimidir. Genellikle kum, çakıllı kum, çakıl taşı, iri taş gibi kayalardan oluşur. Plajı oluşturan parçalar ender de olsa deniz yosunu ya da deniz canlıları kabukları gibi
biyolojik kökenli de olabilir. El değmemiş plajlar da yakınında modernitenin gereği cankurtaranlar ya da dinlenme tesisleri, kamplar ve oteller gibi
tuzakların olmadığı plajlardır. Onlara bazen keşfedilmemiş plajlar da denir.
Onların değeri, el değmemiş güzellikleri ve korudukları doğa ile ölçülür. En
çok Porto Rico, Dominikan Cumhuriyeti, Tayland, Filipinler ve Endonezya,
Avustralya ve Yeni Zelanda’nın bazı yerlerinde bulunurlar...” Ne tesadüf!
İngilizce Wikipedi’nin en güzel ve el değmemiş plajlara verdiği örneklerin
çoğu bu sayımızda da değinilen 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün 2014
yılı konusu; o kaybolmakta olan adalarda!
Plaj düşmanları…
Gezegenimizin tamamı zaten risk altındayken, plajların güvende olduğunu
sanmak herhalde tam hayal olurdu. Üstelik plajlar hem kara hem deniz bağlantılı olduğu için dünyanın başka yerlerine göre birden çok nedenle daha
34 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
What is a beach? You may refer to the Turkish version
of the popular Wikipedia entry: Beaches are the
landforms along the shorelines of seas consisting
of sand or gravel. Beaches are usually natural
formations along the seas. Beaches contain pieces of rock and other kinds of geological materials
running against the shore by wind. The word ‘plaj’
in Turkish comes from the French ‘plage’’
Since beaches became ‘Beach Club’s...
In the 21st century, beaches in Turkey are no
longer called simply as beaches! Beaches are now
enriched with a modern architecture and facilities answering the needs of ‘trendy’ youngsters
and that kind of beaches are now called ‘Beach
Club’s. Beaches have first become popular as a
place of recreation, swimming and entertainment for
the aristocracy in the mid 18th century. The Industrial
Revolution and the dissemination of railways enabled the working classes, first
in Europe and then in other places, to have access to beaches. During the first
years of beaches, people used the ‘bathing machines’, wheeled wooden cabins,
to swim in the sea.
Naturally the swimsuits have evolved as well...
Beaches have become popular in Turkey in the 1950s and the ‘Haylayf Beach’
in Florya, Istanbul had long been the most popular beach. Similarly Süreyya
Beach in Kartal and the beaches in Moda, Bebek and the Prince Islands have
served for many years and then lost their popularity because of pollution.
Beaches on the Aegean and Mediterranean shores have been luckier and they
still enjoy their popularity.
Another definition!
Let us have a look at the definition provided by the English Wikipedia: ‘A beach
is a landform along the shoreline of an ocean, sea, lake, or river. It usually
consists of loose particles, which are often composed of rock, such as sand,
gravel, shingle, pebbles or cobblestones. The particles comprising the beach
are occasionally biological in origin, such as mollusc shells or coralline algae.
Some beaches have man-made infrastructure, such as lifeguard posts,
changing rooms, and showers. They
may also have hospitality venues
(such as resorts, camps, hotels, and
restaurants) nearby. Wild beaches,
also known as undeveloped or undiscovered beaches, are not developed
in this manner. Wild beaches can be
valued for their untouched beauty
and preserved nature. They are found
Geçmişten bir plaj, eski kabinler, plaj şezlongu ile günümüzden bir “beach club”.
A beach from the past, old cabins, chaise lounge and a ‘beach club’.
Ünlü seyahat portalı TripAdvisor’a göre
TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL PLAJLARI
According to the famous travel portal TripAdvisor
THE MOST BEAUTIFUL BEACHES IN TURKEY
1. İztuzu, Dalyan.
2. Kaputaş-Kaş,
3. Kleopatra Adası-Marmaris,
4. Patara-Antalya,
5. Ölüdeniz-Fethiye,
6. Kleopatra-Alanya,
7. Ilıca-Çeşme,
8. Bitez-Bodrum,
9. Çalış-Fethiye,
10. Altınkum-Didim, Aydın.
Sol üstten başlayarak:
Kaputaş Plajı, Ölüdeniz,
Sedir Adası, İstuzu Plajı
ve Çeşme Ilıca sahilleri.
From top left: Kaputa
Beach, Ölüdeniz, Sedir
Island, Istuzu Beach and
Çeşme Ilıca shores.
fazla risk altında! Bir de bu bölgelerde yaşamını
sürdüren bitki ve hayvanları düşünürsek, ister
istemez onlar da etkileniyorlar. Kabaca iki etkenden dolayı bu durum: Doğa ve İnsan! Doğanın
plajlara ettiği kötülükler şöyle:
Doğal erozyon ve yığılma: Dalgalı ve hızlı akan
sular ve şiddetli rüzgârla birleşen herhangi bir
hava olayı plajları erozyona uğratıyor. Kıyı boyu
akıntıları, rüzgârın verdiği zararı onarıp, plaj çökellerini yerine koyabiliyor. Her gelgit döneminde yükselip alçalan sular da plajın küçük ölçekte
biçim değiştirmesine yol açıyor.
Tehdit altındaki bitkiler: Plajların biçim değiştir-
MAVİ BAYRAKLI PLAJLAR
Çevreye saygılı, denizi temiz plajlar bütün dünyada
ayrıcalıklı. Ülkemizde de süregelen “Mavi Bayrak” uygulaması o plajları diğerlerinden ayırdeden uygulamalardan
biri. Mavi Bayrak, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’nın
(FEE), belli ölçütlere sahip plaj ve marinalara verdiği bir
ödül. Plajlar için 27, marinalar için ise 22 ölçüt var ve
bunlar kabaca 4 ana grupta toplanıyor: Yüzme amacıyla
kullanılan suyun niteliği, çevresel eğitim ve bilgilendirme
çalışmalarının yönlendirilmesi, plaj düzeni ve güvenliğin
sağlanması ve çevre yönetimi. Mavi Bayrak, koşullar değişirse geri alınıyor. Kumda sigara söndürülmesinin nasıl
engelleneceğinden, plaj piktogramlarına kadar her türlü
ayrıntı FEE web sitesinde var: blueflag.org. 2013 itibarıyla
dünya üzerinde Mavi Bayraklı 3850 plaj ve marina var.
Türkiye 2012 dünya ortalamasında plajlarda 4. marinalarda ise 8. sırada yer alırken 2013’de mavi bayraklı plaj
sayımız 383’e, İspanya ve Yunanistan’dan sonra dünya
ortalamasında da 3. sıraya yükselmişiz!
BLUE FLAG BEACHES
Environmentally friendly and clean beaches are privileged
all around the world. The ‘Blue Flag’ programme, also implemented in Turkey, is one way of differentiating beaches
from one another. Blue Flag is an award given to beaches
and marinas complying with certain standards by the Foundation for Environmental Education (FEE). There are 27
criteria for beaches and 22 criteria for marinas. These are
grouped in four areas: the quality of swimming water, the
direction of environmental education and information, design of the beach, security and environmental management.
If these criteria are no longer met, the Blue Flag is taken
back. The FEE webpage includes all sorts information from
how to prevent people from extinguishing cigarettes on the
beach sand to beach pictograms: blueflag.org. As of 2103
there are 3850 Blue Flag beaches and marinas in the
world. Turkey ranks the 4th in beaches and 8th in marines in
2012 world averages. In 2013 the number of our Blue Flag
beaches has increased up to 383 and we are positioned as
number 3 after Spain and Greece!
36 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
mesi, geniş ağaç köklerine ve diğer bitki örtüsüne
de zarar verebiliyor. Hindistan cevizi palmiyeleri
gibi, plajlara uyum sağlamış birçok ağaç ve bitki,
diğer ağaçlara göre daha çok direnebiliyor.
Komşu arazilerin etkisi: Plajlardaki erozyon,
kayalar ve toprakların rüzgâr ve dalga hareketlerine karşı direncini düşürüp, kıyılardaki toprak
burunların yok olmasına yol açıyor.
İnsan eliyle yapılan kötülükler: İnsanların yerleşim alanı olarak seçtiği kıyılar, kaçınılmaz olarak
türlü işlemlere maruz kalıyor. Bu etkiler uzun
zaman geçtiğinde kıyının hem biçimini hem de
karakterini büyük ve köklü değişimlere uğratıyor.
Flora tahribi: Denize yakın bitki örtüsü, kumulları düzgün hale getirirken, plaj kumsalını da
kumulların iç hareketlerinden ve erozyondan
koruyor. Böcek öldürücüler, yoğun yaya ve araç
trafiği ya da temiz su kaynaklarının kirlenmesi
gibi nedenlerle tahrip olan bitki örtüsü, üzerinde
bulunduğu seddin de erozyona uğramasına yol
açabiliyor. Öte yandan taşınan kum, komşusu
bitki örtüsünü örtüp onun havasızlıktan boğulmasına, orada yaşayan canlıların ağır kayba
uğramasına neden oluyor.
Plajlar nasıl korunuyor?
Kıyıların yönetimi uygar ülkelerde başlı başına
bir uzmanlık alanı. Sorumluluk sahibi ve bilinçli
yerel yöneticiler öncelikle plajlar için özel “giriş
alanları” yaratıyorlar. Giriş alanının sınırlandırılması hem fiziki engeller hem de yasal önlemlerle
pekiştiriliyor. Lastik tekerlekli araçlar o sınırlanmış alandan öteye geçemiyor. Ayrıca bozulmuş
çevre koşullarını denetim altında tutacak bazı
işlem ve önlemler alınıyor.
in many parts of the word, including Puerto Rico,
the Dominican Republic, Thailand, the Philippines,
Indonesia, Australia, and New Zealand.’
What a coincidence? Most of the examples to the
most beautiful and untouched beaches the English
Wikipedia gives are from those regions which are
also subject to this issue’s piece on June 5 World
Environment Day; those islands that might be lost
forever!
Beach enemies...
It would be foolish to think that the beaches are
safe when the whole planet is under risk already.
Since beaches are connected to both land and sea,
they are under risk for many reasons! Considering
the plants and animals that can live only in these
areas, it is more than water and sand that is under
risk. There mainly two reasons for this: Nature
and Human Being! Here are the negative effects of
nature on beaches:
Natural erosion and accumulation: Wavy and highflowing waters and strong winds trigger erosions
at the beaches. Currents in the shorelines might
heal the wounds of wind and replace the beach
sediments. The ebbing and flowing of water during
the tides also cause minor-scale changes on the
shoreline.
Endangered plants: When beaches change shape,
big tree roots and other flora might be affected as
well. Many kinds of trees and plants like the coconut palm that have adapted to beach conditions can
be more resistant to these negative effects.
The effect of neighbour lands: Erosion in beaches
reduce the resistance of rocks and soil against wind
and wave movements, which results in the loss of
soil capes on the shores.
Human damage: Shores chosen as residential
areas by humans are inevitably subject to different
processes. After a long time, these result in some
major changes in the shape and characteristics of
the beaches. Damage to the flora: Flora close to the
sea straightens the sand dunes and it also protects
the beach sand from inner movements and erosion.
Pesticides, busy pedestrian and vehicle traffic
or water pollution might harm the flora and this
results in the erosion on the land. The sand carried
away, on the other hand, covers the neighbouring
flora and suffocates it. Animals living there are also
affected negatively.
How are beaches protected?
The protection of beaches is a specialised issue in
developed countries. Firstly, the responsible and
informed local authorities create special ‘entrance
areas’ for beaches. The limitation of entrance areas
are strengthened by physical barriers and legal
measures. Vehicles with rubber wheels cannot go
beyond those limited areas. They are also taking
the necessary precautions to correct distorted
conditions in the environment.
BATI AVRUPA’NIN MÜCEVHERİ:
BELÇİKA
Belçika... Eski dünyanın
bugüne uzanan tadı...
Ortaçağ’ın benzersiz
mimarisi; şatoları, sarayları,
sanatı ve kültürüyle küçük
ama masal gibi bir ülke.
Birer saatlik mesafelerle
uzanan kentleri, yüzyıllardır
akan su kanalları ve
romantik atmosferiyle büyük
bir sürpriz...
Ghent kenti (üstte) ve Bruges’dan görüntüler (sağ sayfada).
Images from the city of Ghent (above) and Bruges (page to the right).
38 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
80 kilometrelik bir yarıçap... Brüksel, Antwerp, Ghent, Bruges, Mechelen
ve Leuven... Birbirlerinden yalnızca bir saatlik mesafede yer alan kentler.
Hepsi de tarih, muhteşem bir sanat ve mimariyi kucaklıyor. Ve Flamanlar
bu güzelliğin sadece bekçileri değil, aynı zamanda içinde yaşıyorlar!
Gotik ve barok meydanlar bu altı şehrin kalbini süslüyor. Avrupa yollarının
kesişme noktasındaki bu kentlerin hepsi de kozmopolit bir çekiciliğe sahip,
hepsi zengin bir ortaçağ mirasını sürüklüyor.
Günümüzde ise her köşe başında bir kafe, sayılamayacak kadar çok festival,
konser, opera ve bale ile sanat dolu ve tempolu bir yaşam sergiliyor. Damak tadını doruğa çıkartan çikolatalarını da unutmadan...
Brüksel
Avrupa’nın en muhteşem meydanlarından birisi olan Grote Markt’daki gotik Belediye Binası ve Barok tarzdaki altın kaplamalı binalar; tarihi Ommegang güzellik yarışması, birçok caz ve rock konseri ve günlük çiçek pazarı
gibi çeşitli etkinliklere teatral bir arka plan sağlıyor. Meydanın çevresinde
ise Belçikalılar’ın ve turistlerin oturup; politikadan, son modadan konuştukları ya da günün dedikodularını tartıştıkları birçok kafe var.
Brüksel, Butter Street (Tereyağı Caddesi) ya da Cheese Square (Peynir
Meydanı) gibi isimler taşıyan minik dükkanlarla, lüks bulvarların zerafetini
bir araya getiriyor. Çok kültürlü, çok dilli ve sofistike ama yine de “sıcak
kasaba” havasını da koruyor.
Büyük sanat merkezleri ve müzeler ise kentin sanat tarihini bilenler için hiç
sürpriz değil ama Brükselli genç neslin yaratıcılığı sizi şaşırtabilir. Ikonaklastik moda guruları, genç heykeltraşlar ve ressamlar, mobilya ve mücevher
tasarımcıları, caz ve elektronik müzik sanatçıları ve maceradan hoşlanan
şefler, Brüksel’i muhteşem bir kültür merkezi haline getiriyor!
THE JEWEL OF WESTERN EUROPE:
BELGIUM
Belgium... A taste of the old world that reaches out to the
present... A small but fabulous country with its unique
architecture of the Middle Ages; its castles, palaces, art
and culture. It is full of surprises with its towns with an
hour’s distance from one another, the water canals flowing for hundreds of years and its romantic atmosphere...
A radius of 80 miles... Brussels, Antwerp, Ghent, Bruges,
Mechelen and Leuven... All these cities with an hour’s distance
from one another harbour history, extraordinary art and architecture. The Flemish are not only the guardians of this beauty, but
they live in it! Gothic and baroque squares adorn the very heart of
this city. All these cities are at the intersection of routes in Europe
and they have a cosmopolitam appeal with their rich heritage of
the Middle Ages. Today, there cafes at every corner and countless
festivals, concernts, operas and ballets in a fast-paced social life.
One should not forget the chocolate that places the palatal delight
in its zenith.
 Shutterstock
Brussels
At the Grote Markt, one of the most spectacular squares in
Europe, a gothic town hall and baroque guild houses form the the-
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 39
BELÇİKA’DA
DÖRT GÜN
1. Gün: İlk güne sayısız kafeleri, restoranları
ve müzeleriyle ünlü tarihi mahalleleri ziyaret
ederek Brüksel’den başlayın. Royal Palace’ı,
Victor Hugo’nun dünyanın en güzel meydanı olarak nitelediği Grand Place’ı keşfedin,
hemen yakınındaki, Brüksel’in asi ruhunun
simgesi haline gelmiş ünlü çocuk heykeli
“Manneken Pis”i görmeyi unutmayın.
Grand Place’ın karşısında Avrupa’nın en büyük kapalı galerilerinden biri olan “Galeries
Royales Saint-Hubert” den geçerek 9. Sanatın mabedi, Belçika çizgi roman merkezine
ulaşabilirsiniz. Alışveriş sevenler Brüksel’de
çok çeşitli seçenekler bulacaklardır. Rue
Neuve ve markaları, Sablon ve antikaları,
Place du Jeu de Balle ve bit pazarı, Avenue
de la Toison d’Or ve lüks eşyaları gerçekten
tavsiye edilir.
www.bnbbrussels.be www.visitbrussels.be
FOUR DAYS
IN BELGIUM
Day 1: Start the first
day in Brussels and
visit its historic district
with its numerous cafes, restaurants and
museums. Discover
the Royal Palace, the
Grand Place, which
Victor Hugo has
qualified as being the
most beautiful square of the world and don’t
miss the nearby Manneken Pis, the famous
tiny statuette which has become the emblem
of the rebellious spirit of Brussels.
Across from the Grand Place, walk through
the Galeries Royales Saint-Hubert, one of the
largest covered galleries in Europe, to reach
the Belgian Comics Strip Centre, temple of
the ninth art! Shopping lovers will have a
broad variety of choice in Brussels. Indeed, the
Rue Neuve and its brands, the Sablon and
its antiques, the Place du Jeu de Balle and its
flea market as well as the Avenue de la Toison d’Or and its luxury goods, are prescribed!
www.bnbbrussels.be | www.visitbrussels.be
4. Gün: Son gün seçme şansınız var! Rahatlamak ve biraz temiz hava almak isterseniz,
Liège’e 53 dakikalık uzaklıktaki, muhteşem ormanlarla çevrili, dünyadaki spa merkezlerinin
anası Spa’ya gidebilirsiniz. Tarihe tutkunsanız 1 saat 40 dakikalık bir yolculukla Napoléon’un
yenilgisine sahne olan Waterloo savaşının yapıldığı Waterloo’yu ziyaret edebilirsiniz.
www.belgium-tourisme.be
Day 4: On the last day you won’t have a lack of choice! If you want to relax and breathe some
fresh air, go to Spa, the mother of all spa towns in world, surrounded by beautiful forests (53
min trip from Liège). If you are passionate about history, then head to the site of the Battle of
Waterloo, which saw the fall of Napoleon (1h40 trip).
www.belgium-tourisme.be
2. Gün: Brüksel’den trene binerek 1 saat
içinde Notre-Dame Katedrali ve canlı
Grand Place’ı ile ünlü Tournai’ye gidin.
Anıtsal yapı (Notre-Dame Katedrali), devasa boyutları ve 5 büyük kulesi ile mimari
bir başyapıt olarak UNESCO dünya mirası
listesinde yer alır. Buradan 25 dakikalık bir
tren yolculuğu ile folklorun canlı merkezi,
tarihi şehir Mons’a gidin. Valonya’nın kültür
başkentindesiniz. Güzel Sanatlar Müzesini
ve yine UNESCO dünya mirası listesinde
yer alan Belfry’yi görmeyi ihmal etmeyin.
Day 2: Take the train from Brussels to Tournai, famous for its lively Grand Place and its
Notre-Dame Cathedral (1h trip). The edifice’s
gigantic proportions and the five massive
towers make it an architectural masterpiece
which is listed as a UNESCO World heritage
site. From there take the train to Mons, a
historic town where the folklore is very much
alive (25 min trip). You’re in the cultural
capital of Wallonia! Don’t miss its Museum
of Fine Arts and its Belfry, also a UNESCO
World heritage site.
40 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Brüksel, Manneken Pis heykeli (sol üstte), Royal Palace (en üstte), Grand Place
(üstte), Notre-Dame Katedrali (en solda) (Shutterstock/ Bombaert Patrick),
Antwerp Gotik Katedral (solda) ve Liege (altta).
Brussels, the sculpture of Manneken Pis (left above), Royal Palace (at the very top),
Notro-Dame Cathedral (left) (Shutterstock/Bombaert Patrick), Antwerp Gothic
Cathedral (left) and Liege (below).
3. Gün: Üçüncü gün 1saat 5 dakikalık bir
yolculukla kalesi ve büyüleyici sokakları ile
Namur’ü keşfedebilirsiniz. Namur, yürüyerek gezilebilen bu tarihi şehir aynı zamanda
bir öğrenci kenti. Kentin sembolü olan Petit
Gris’yi (salyangoz) denemeden buradan
ayrılmayın. Günün ilerleyen saatlerinde bir
trene binerek 40 dakika içinde etkileyici
dini mirası ve müzeleri ile eski bir prenslik
olan Liège’e ulaşabilirsiniz. Liège canlı gece
hayatına sahip.
Day 3: On the 3rd day reach Namur to
discover its citadel and its charming streets
(1h05 trip). This historic and student town is
best visited by foot. Don’t leave the town without trying the Petit Gris (snails), which is the
emblem of the city. Later during the day, hop
on a train to Liège (40 min trip), which is a
former principality with an impressive religious
heritage and fascinating museums. Liège has
the liveliest nightlife of the region.
Antwerp
Canlı, enerjik ve hayat dolu Antwerp, tüm Belçikalılar’ın kıskandığı bir şehir
çünkü burada aranan herşey var. Güçlü bir nehir, görkemli bir katedral, Rubens gibi muhteşem bir ressam, dünyaca ünlü moda tasarımcıları, son derece
şık ve eğlenceli restoranlar ve neredeyse labirente dönmüş sokaklar. Scheldt
kenarında romantik bir yürüyüşten, gece kulüplerinde muhteşem müziğe
kadar son derece çeşitli seçenekler sunan bir şehir.
Antwerp ziyaretiniz için para ayırmayı unutmayın. Tabii ki elmaslar var ama
yeni bir moda tasarımcısının kıyafetleri de aklınızı çelebilir; ya da daha da
heyecanlı birşey yapabilir ve Antwerp bit pazarında define avına çıkabilirsiniz.
Ghent
Bruges ya da Antwerp kadar tanınmış olmayan Ghent aslında daha fazla ilgiyi
hak ediyor çünkü tarihsel açıdan Avrupa’nın en ilginç şehirlerinden biri.
atrical decor for the most diverse events
such as the historic Ommegang pageant,
several summer jazz and rock concerts
and a daily flower market. The square is
lined with cafes where Belgians and visitors alike spent time to discuss politics,
the latest fashion or just plain gossip.
Brussels combines the elegance of its uptown boulevards, with little places called
Butter Street or Cheese Square downtown. It is multi-cultured, multi-lingual
and sophisticated, yet it has remained a
warm city full of provincial charm.
The town’s big art and great museums
come as no surprise to anybody who
knows his art history but what could come as a surprise is the creativity of Brussels’ younger generations. Iconoclastic fashion gurus, young sculptors and painters, new furniture and jewelry designers, great jazz and electronic musicians, and
adventurous chefs launching ever more daring food for the ever more demanding
gastronomes make Brussels a capital with a beat!
Antwerp
Boisterous, energetic, bigger than life, the “Antwerpenaar” (or what an inhabitant
of the city is called) is envied by many of its countrymen, because Antwerp has it
all. A mighty river, a soaring cathedral, a great painter like Rubens to call its own,
trendsetting fashion designers, chic and funky restaurants, and a maze of little
streets to get lost in. It’s a city where one can go from a romantic stroll along the
river Scheldt to dancing the night away in one of its numerous fancy nightclubs.
Make sure you keep some money for your visit to Antwerp. There are diamonds,
of course, but you may also be tempted by a brand new fashion designer, or what
could be even more fun: go for a treasure hunt in an Antwerp thrift shop.
Ghent
Less known than Bruges or Antwerp, Ghent deserves more attention because,
historically, it is one of the most interesting cities in Europe. The entire city center
Bruges (sol üstte), Namur (sol altta), Ghent (sağ üstte) ve Belfry (sağ altta).
Bruges (left above), Namur (left below) and Belfry (right below).
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 41
2014 ve 2015’DE
TARİHİ
ZİYARET EDİN
2014 ve 2015 yıllarında Valonya
dünya, Avrupa v e Belçika tarihlerini
yönlendiren 3 büyük olayı anacak:
• 100 yıl önce, 1914 yılında Fransa ve
Almanya arasındaki çatışma, evrensel
ölçeğe ulaşarak barışçı Valon bölgesini
korkunç bir savaş alanına çevirmişti...
• 70 yıl önce, Aralık 1944 te,
Ardennes’ler kendini, İkinci Dünya
Savaşı’nın, Belçika topraklarındaki son
muharebesine, özellikle Belçika’nın
Luksemburg, Liège ve Namur
illerinde büyük yıkıma sebep olan,
Bulge Savaşı’na (Ardenler Taarruzu)
hazırlıyordu.
• 200 yıl önce, 18 Haziran 1815’te Avrupa tarihinin yönünü değiştiren bir savaş,
Waterloo alanında yapıldı. Wellington Dükü komutasındaki müttefik kuvvetler, Fransız
imparatoru 1. Napoléon’un saltanatına son vermek üzereydiler...
Bu üç olayla Valonya, konuklarına tarihin kalbinde, bir gün sunuyor. Web sayfasına
bakarak tüm etkinlikleri öğrenmek ve buna göre program yapmak daha kolay:
http://opt.be/contenus/tourisme_de_memoire/fr/1120.html
• 2015 yılında Mons Avrupa Kültür Başkenti olacak. 100 proje, 14 kardeş şehir, 23
kurum, binlerce katılımcı ve harikalar diyarı Mons...
http://www.mons2015.eu
IN 2014&2015 VISIT THE HISTORY
In 2014 and 2015, Wallonia will be commemorating 3 major events that shaped the
history of Belgium and that of Europe and the World as a whole:
• 100 years ago, in 1914, the conflict between France and Germany took on a global
scale, transforming the peaceful Walloon region into a terrible battlefield.
• 70 years ago, in December 1944, the Ardennes was readying itself for the final battle of
the Second World War on Belgian soil, the infamous Battle of the Bulge broking out principally in the Belgian province of Luxembourg, but also in the provinces of Namur and Liège.
• Already 200 years ago, on 18 June 1815, a battle that was to change the course of
European history took place on the fields on Waterloo. The army of the allied forces, led
by the Duke of Wellington were about to bring an end to the reign of French Emperor
Napoleon I.
With these three events, Valonia offers its visitors a day in the heart of history. You can
easilt check the web page to learn all abput the events and make your programme
accordingly:
http://opt.be/contenus/tourisme_de_memoire/fr/1120.html
• In 2015, Mons will be the European Capital of Culture. 100 projects, 14 partner cities,
23 institutions, thousands of participants and Mons, city of wonders.
http://www.mons2015.eu
2008’de Lion Hill’de, Waterloo Savaşı canlandırması (Shutterstock/mary416).
A representation of the War of Waterloo in Lion Hill in 2008 (Shutterstock/
mary416).
42 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Tüm şehir merkezi küçük caddelerden oluşan bir yaya labirenti ve bu yolların her biri Ghent’in merkezine götürüyor.
Buradan kentin göz alıcı üç gotik kulesini görebilirsiniz: Saint Bavo’nun Katedrali (Van Eyck kardeşlere ait Adoration of Mystic Lamb’ın dünyaca ünlü
panel tablosuna ev sahipliği yapıyor), Saint Nicolas Kilisesi ve Belfry. Aynı
zamanda SMAK ismiyle tanınan Modern Sanatlar Müzesi de çağdaş sanat
ve tasarımın en güzel örneklerini sunuyor.
De Dulle Griet barına girdiğinizde ise içeceğinizi özel bir bardakta isteyin.
Konuklar genelde bu güzel bardakları da beraberinde götürdüğü için
ayakkabınızın tekini barda bırakmanız istenebilir. Bardağı iade ettiğinizde
ayakkabınızın tekini geri alabiliyorsunuz!
Bruges
Bruges’a gitmek, bir zaman makinesine girip, kendinizi Ortaçağ’da bulmaya benziyor. Gri taş köprüler, kasabanın hemen her yerine ulaşan kanalları
süslüyor, göllerdeki beyaz kuğular ise kente girişi koruyor. St John Hastanesi ve Memling’in resimlerinden oluşan koleksiyon (St. Ursula mabeti dahil),
kesinlikle görülmesi gereken yerlerden.
Bruges, aynı zamanda ihtişamlı gölü ile de tanınıyor ve “kanal gezintisi”
kaçırılmaması gereken aktiviteler arasında yer alıyor.
Mechelen
Mechelen’in en ünlü yapısı, dev St. Rumbold’s kulesi. Bu göz alıcı Geç
Ortaçağ kulesi uzaktan bile görülebiliyor ve 514 merdiveni tırmanabilen
ziyaretçiler şehrin muhteşem manzarasıyla ödüllendiriliyorlar. Katedralin en
önemli sanat eserlerinden birisi Anthony Van Dyck’in The Crucified Christ
isimli yapıtı. Yaşamının bir bölümünü İngilizler’in ulusal ressamı olarak
geçirdiği için İngiliz olarak tanınan Van Dyck, aslında Flaman bir ressam...
Mechelen, son derece özel bir çan okuluna sahip ve Mechelen sokaklarında
yürürken görkemli kuleden gelen çan seslerini dinlemek kentin en romantik
anlarını oluşturuyor. Özellikle yaz akşamları düzenlenen ünlü çan resitallerini kaçırmamak gerek.
Kraliyet Goblen Fabrikası, Gaspard De Wit ise bir yüzyıl geriye götürüyor
ziyaretçileri. Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, ellerindeki tarihi goblenleri onarım için buraya gönderiyor...
Leuven
Şehir, karakterinin büyük bölümünü 1425’te kurulan ünlü üniversitesinden
alıyor. Cambridge ve Oxford ile birlikte Alma Mater, 15.yüzyılın en ünlü
öğrenim merkezlerinden birisiydi. Erasmus, Copernicus, Vesalius gibi isimlerin varlığı şöhretini daha da artırdı. Bugün Leuven Üniversitesi dünyanın
en ünlü eğitim kurumlarından birisi ve senede 50 binden fazla öğrenciye
is a pedestrian maze of little streets, all leading to the focal point of Ghent: St.
Michael’s Bridge. From there, you can see the city’s three fabulous gothic towers:
Saint Bavo’s Cathedral (housing the world-famous polyptych of the Adoration of
the Mystic Lamb by the brothers Van Eyck), Saint Nicolas’ Church and the Belfry.
At the same time though, the Museum of Modern Art, called SMAK, offers the best
in contemporary design and art. When you end up inside the pub De Dulle Griet,
ask for a special drink and you will get a drink in an extra-ordinary glass. As people have a tendency to steal the pretty glasses, you might have to leave one shoe
behind at the bar, which you get back when you return the glass!
Bruges’un ünlü kanalları (sol üstte),
Brüksel’de restoranlar (Shutterstock/
Tupungato), (üstte) ve Belçika’nın
vazgeçilmezi çukulata. Bruges’daki
tarihi katedralin içi (altta) ve tarihi
binaların çevrelediği çarşı meydanı
(Shutterstock/elvistudio), (sağda).
The famous canals of bruges (left bove),
reastaurants in Brussels (Shutterstock/
Tupungato), (above) and chocalate, what
is irreplacable in Belgium. The interior
of the historical cathedral in Bruges and
thepublic square sorrounded by historical
buildings (Shutterstock/elvisstudio),
(right).
ev sahipliği yapıyor. Hemen ekleyelim, kentin en iyi kafelerini bulmak için
onları takip etmelisiniz!
Yüzlerce aziz heykeliyle süslenmiş Gotik Belediye Merkezi yalnızca
Leuven’in değil, Belçika’nın da en süslü binalarından birisi. Caddenin karşısında ise gene Gotik tarzda inşa edilmiş muhteşem Saint Peters kilisesi var.
Burada diğer önemli bir Flaman ressam Dirk Bouts’un Last Supper resmini
görmek mümkün.
Kısacası Flanders; muhteşem sırlar, romantik kanallar ve Arnavut kaldırımlı
caddeleriyle kolay kolay unutulmayacak bir bölge. Küçük sanat kentleri,
Michelin yıldızlı şık restoranlardan, patates kızartması gibi geleneksel yiyeceklere kadar büyük bir çeşitlilikten oluşan lezzetli mutfağı ise keşfedilmeyi
bekliyor. Hemen ekleyelim, burada da patates kızartmalarına “French Fries”
(Fransız kızartması) deniyor ama Belçikalılar bu işte gerçekten usta olmakla
övünüyorlar...
Daha fazla bilgi için www.visitflanders.us
Bruges
Going to Bruges is like being in a time capsule and finding yourself in the midst
of the Middle Ages. Grey stone bridges span canals that crisscross the town,
and white swans on the lake guard the entrance to the mysterious beguinage. St.
John’s Hospital and its collection of paintings by Memling (including the Shrine of
St. Ursula) are also extremely beautiful and well worth the trip.
Bruges is of course also known for its beautiful lace, and a boat trip on the canals
is an absolute must do.
Mechelen
Mechelen’s landmark is the huge St. Rumbold’s Tower. This impressive late-medieval tower can be seen from far away, and a climb up the 514 steps rewards visitors
with a great view over the town. One of the most important art treasures of the
cathedral is a painting by Anthony van Dyck, The Crucified Christ. Yes, Van Dyck
is a Flemish painter. Though some think he is English as he was the Brits’ national
painter for much of his career. Mechelen is the home of a unique carillon school,
and nothing is more romantic than walking the streets of Mechelen listening to that
heavenly music cascading from the mighty tower. It is an absolute must to catch
the renowned carillon summer-evening recitals. Another must is a visit to the Royal
Tapestry Factory Gaspard De Wit. For more than a century this factory has been
renovating the famous Flemish tapestries, and museums from all over the world
bring their treasures here to be repaired and treated.
Leuven
The town owes much of its character to the famous university founded in 1425.
Together with Cambridge and Oxford, the Alma Mater became the most famous learning center of the 15th century. Erasmus, Copernicus, Vesalius, they all contributed
to its fame. Today, the university of Leuven remains one of the most famous in the
world – attracting over 50,000 students per year. Follow them to find the best cafes.
Leuven’s gothic Town Hall is one of the most ornate in Belgium, adorned by hundreds
of sculptures of saints. Across the street, in the magnificent gothic Saint Peters
Church, you will also find the Last Supper by Dirk Bouts – another giant of the Flemish school of painting. In brief, Flanders is a region of deliciously wonderful secrets,
where romantic canals and cobblestoned streets await. Pocketsize art cities are yours
to discover and the cuisine is sublime – from Michelin star restaurants to traditional
dishes like mussels and fries. Honestly, they’re called ‘French fries’ but the Belgians
are really the ones who perfected them.
For more information www.visitflanders.us
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 43
ŞEYLERİN TARİHİ
history of things
Birleşmiş Milletler:
“Dünya için
sesinizi yükseltin, deniz seviyesini değil!..”
 Shutterstock&Wikipedia
Birleşmiş Milletler: “Dünya için
sesinizi yükseltin, deniz seviyesini
değil!..” 5 Haziran Dünya Çevre
Günü 2014 sloganı olarak seçilen
bu mesaj şöyle de okunabilir mi?
Aksi takdirde denizler yükselirken
ölen karalara tutunmak için vakit
çok geç olabilir… Küresel korolara
katılırsanız yükselen sesiniz
dünyanın gidişini değiştirebilir!
JUNE 5 WORLD ENVIRONMENT DAY
United Nations: “Raise Your Voice,
Not the Sea Level!..”
An alternative reading for this slogan chosen for June 5 World
Environment Day could be: If the sea levels will be rising, it might
be rather late to cling to the dying land... If you will be joinging
the rising choirs, your voice can change the course of the world!
44 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü UNEP’in, 5 Haziran
Dünya Çevre Günü 2014 (WED) için seçtiği slogan
böyle: “Dünya için sesinizi yükseltin, deniz seviyesini
değil!”
Bu tercihin özel bir nedeni de var. Her geçen gün,
iklim değişikliği nedeniyle su seviyesi yükseldiği için
yaşamları sona erecek ve haritalardan silinecek küçük
adalar! BM Genel Kurulu da 2014 yılını onlar için yapılacak çalışmalarla
dolu bir özel yıl olarak kabul etmiş, “Gelişmekte Olan Küçük Adalar için
Uluslararası Yıl” (International Year of Small Island Developing States;
SIDS) ilân etmişti. Bu projeye katılan her BM üyesinin ve her bireyin
kutlandığı bu proje ile 5 Haziran, bu nedenle özdeşleştirildi…
Neden böyle bir gün?
1972’de İsveç, Stockholm’de verilen kararla Dünya Çevre Günü’nün
(World Environment Day; WED) tarihi 5 Haziran olarak saptanmıştı.
Dünya Çevre Günü, Birleşmiş Milletler’in çevre için dünya çapında duyarlılık yaratmak ve insanlığı harekete geçirmek için yararlandığı temel
araçlardan birisi. Her yıl 100’den fazla ülkede kutlanıyor ve böylece
geniş halk kitlelerine ulaşmada giderek genişleyen küresel bir platform
yaratılıyor. “5 Haziran” ayrıca çevre için bir şeyler yapan bireysel hareketleri de toplu bir güce dönüştürerek, gezegen üzerinde “katlanarak
artan” olumlu etkiler yaratıyor.
Neden küçük adalar?
Kısa adı SIDS olan “kaybolan adalar” projesinin destekleneceği 2104’de,
Dünya Çevre Günü, iklim değişikliğini daha geniş bir yaklaşımla ön
plana çıkarıyor. Amaç, bu konuda Eylül’de yapılacak 3. Uluslararası
Konferans’tan önce hareketin ivmesini artırmak ve dikkatleri küçük adalara çekmek. Çünkü iklim değişikliği sonucu eriyen buzullar ve küresel
ısınma deniz seviyesini de giderek yükseltiyor. Doğal ve kültürel zenginlikler de risk altında çünkü yükselen sular altında asıl onlar kalacak.
Sualtı canlıları ısıdan etkilenmeye çoktan başlamış. 2005’te sadece
The United Nations Environment Programme UNEP has
chosen this slogan for June 5 World Environment Day 2014
(WED): “Raise Your Voice, Not the Sea Level!.”
There is a special reason for this preference. The small
islands which will be erased from the face of the earth because of the continuously rising sea levels! The UN General
Assembly has designated the year 2014 as a special one
during which some protective actions for the islands will be taken and named
the year as the International Year of Small Island Developing States; SIDS.
That is why the date June 5 has been identifed with all UN members and individuals taking part in the project...
Why such a date?
The date for the World Environment Day was designated as June 5 in 1972 in
Sweden. The World Environment Day is one of the main tools deployed by the
United Nations to raise global awareness and to encourage humanity to take
positive environmental action. The day is celebrated in more than 100 countries around the globe and an ever-expanding global platform is being created.
The date ‘June 5’ also brings the individual environmental actions together as
a stronger whole and creates an incrementally increasing positive effect on the
planet.
Why small islands?
In 2014, when the Small Island Developing States (SIDS) project will be supported, the World Environment Day will be highlighting the issue of climate
change even more strongly. The aim is to strengthen the action before the
3. International Conference which will be held in September and to increase
interest in the small islands. Because the melting glaciers and global warming
continuously rise the sea levels. Natural and cultural riches are also seriously
endangered, because the rising waters will take them away. Underwater creatures are already affected by the increased temperatures. In 2005 in Tobago
inly, 62% of the reefs has turned white and died. June 5, therefore, will hopefully increase solidarity. The United Nations General Secretary Ban Ki-moon
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 45
Koraller ve anemonlar deniz altında benzersiz
güzellikler yaratıyor (sağda ve altta).
Maldivler (sol altta) ve Bahamalar’dan
(sağ altta) birer görüntü.
Corals and anemones create a unique beauty
under the sea (right and below). Maldives (left
below) and Bahamas (right below).
Tobago’da, mercan kayalıkların % 62’si beyazlayıp canlılığını kaybetmiş.
5 Haziran’ın bu yüzden dayanışmayı artıracak bir fırsat olduğuna inanılıyor. Nitekim BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da SIDS açılış konuşmasını şu sözlerle bitirmiş: “Dünya Gezegeni bizim ortak adamızdır, haydi
onu korumak için güçleri birleştirelim artık!”
Destek için tek bir hareketin bile bir anlamı var!
UNEP, Dünya Çevre Günü’nü, herkesin, bu gezegenin korunmasından
sadece sorumlu olduğunu değil, ayrıca değişimin görevlisi olması gerektiğini de farkedeceği bir şans olarak görüyor. Nitekim Dünya Çevre
Günü 2013’de, sadece 1 ve 10 Haziran arasında, çevreye duyarlı insanlar tarafından, 26 binden fazla makale ve 200 bin civarında blog yazısı
yazılmış. New York’da Times Meydanı’nda, Londra’da Picadilly’de,
Milano’da Benettonların canlı ekranlarında, Münih, Barselona ve
Almati’de gösterilen Dünya Çevre Günü videolarını neredeyse 120
milyon kişi izlemiş. Sosyal medyada, Twitter raporuna göre 5 Haziran
Dünya Çevre Günü, 47.6 milyon tweet ile en az 15 ülkede en çok konuşulanlar listesinin ilk 10’u arasına girmiş.
Sesinizi küresel korolarla yükseltmeyi hiç düşündünüz mü?
BM Dünya Çevre Günü yetkilileri “bu yıl çevre için siz sesinizi nasıl
duyuracaksınız?” diye soruyor ve ekliyor: “Siz de etkinliğinizi bugünden
kaydedin, sesinizi duyurun!” Nereye mi? Onların web sitesindeki şu
sayfaya: www.unep.org/wed/take-action/register/ !
Peki nasıl duyulacağız? Dünyadaki çevre sorunları, dünyanın her yerinde
herkes için aynı derecede tehdit edici olduğundan, bu yıl, herkes bu
gezegen üzerinde sürdürülebilir bir yaşamı amaçlamaya ve bunun etrafında diğerleriyle birleşmeye çağrılıyor! Bu yüzden, başta küçük adalar
sakinleri olmak üzere, hepimizi diğerleriyle bağlantı ve dayanışma içine
girip çevre için sesimizi yükseltmeye davet ediyorlar. Bu dayanışma ve
işbirliği çok çeşitli etkinliklerle olabilir: Çevre temizliği kampanyaları,
yiyecek atıklarını azaltma, evden işe-işten eve yürüme günleri, plastik
boykotları, sanatsal sergiler, fidan dikimleri, konserler, dans gösterileri,
sosyal medya kampanyaları, yarışmalar ve daha aklınıza gelebilecek her
türlü etkinlik... Bizim tekil seslerimiz ve etkinliklerimiz çevreyi olumlu
etkilemede katlanarak gelişecek. Yeter ki onu küresel korolarla yükseltip
çoğaltalım!
46 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
has ended his opening speech for SIDS with these words: ‘Planet Earth is our
common island, let us now join forces to protect her!’
Even a single action is worthwhile!
For UNEP, the World Environment Day is a chance for everyone to understand
that they are not only responsible for the protection of the planet, but they are
also the subjects of this change. Hence, in 2013 World Envrionment Day, between June 1 and 10 only, more than 26 thousand articles and approximately
200 thousand blog pieces were written by people concerned for the environment. The World Environment Day videos were watched by almost 120 million
people at the Times Square in New York, at Piccadilly in London, on the live
screens of Benettons in Milan, Munich, Barcelona and Almati. According to the
Twitter report, the June 5 World Environment Day has been mentioned in 47.6
million tweets in at least 15 countries and it has been among the first 10 most
trending hashtags.
Have you ever thought of increasing your voice with choirs?
The World Environment Day officials at the UN ask ‘How will you be raising
your voice for the environment?’. And here is their call: ‘Record your activity
and make your voice heard! Where? Here is our web-page: www.unep.org/wed/
take-action/register/ !
And how will we make ourselves heard? Since environmental problems in the
world are equally threatening to people in all parts of the world, this year
everyone is making a call for instating a sustainable life on the planet and to
join forces to this end!
Hence, starting with the residents of the small islands, we are all invited to get
connected with others and to raise our voices in solidarity. This kind of solidarity and cooperation might be built in different ways: Environmental cleaning
campaigns, reducing food waste, walking from home-to-work days, plastic boycotts, art exhibitions, planting saplings, concerts, dance performances, social
media campaigns, competitions and all sorts of other activities... Our individual
voices and activities will create an impact when they will be joining together.
What needs to be done is to bring them together in a global choir!
ANADOLU LEZZETLERİ
tastes of anatolia
TL
TA I
 Shutterstock
RAMAZAN TATLILARININ ŞAHI: GÜLLAÇ
Üstüste konmuş;
kırılgan, yarı saydam,
ince, beyaz, sert
levhalar... Bir iki basit
işlemden sonra itaatkâr,
yumuşacık, güzel
görünümlü, içi sürprizli,
mis kokulu bir lezzete
dönüşüyor. Güllaç,
Ramazan’ın sihirli tatlısı!
Ramazan ayında uzun saatler boş kalan midelerin birden
bire aşırı miktarda yiyecekle dolması ve üzerine bir de
şekerli ve ağır tatlılar yenmesi sağlık açısından son derece
riskli. Bu yüzden beslenme uzmanları her Ramazan’da hiç
bıkmadan uyarılarını tekrarlıyor. Gene bu nedenle ideal
Ramazan tatlıları da daha çok meyva, kuruyemiş ve süt
ile yapılan hafif tatlılardır. Yani yüzlerce yıllık tatlı geleneği, artık çoğalarak gelişen sağlık bilgilerine kendini uyarlamış, su yolunu bulmuştur. Belki bu yüzden, belki diğer
zamanlarda sahneye pek çıkmadığından, Ramazan’da
eskiden hamur işi tatlılar olmazsa olmaz iken, baş tatlı
koltuğuna oturan da Güllaç olmuştur...
Sihirli, saydam, beyaz, hafif, besleyici tatlı: Güllaç
Önce üstüste konmuş, kırılgan, yarı saydam, ince beyaz,
sert yuvarlaklar kümesi bir paketken, bir iki basit işlemden sonra itaatkâr, yumuşacık, güzel görünümlü, içi
sürprizli, mis kokulu lezzet levhalarına dönüşen güllaç,
adeta sihirli bir yiyecek. Üstelik hazırlanması da çok
48 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
THE KING OF RAMADAN
DESSERTS: GÜLLAÇ
Fragile, translucent, thin, white and hard
sheets piled upon one another... After a couple
of simple steps they turn into an obedient, soft,
appealing, surprising and aromatic flavour.
Güllaç, the magical dessert of Ramazan!
During the month of Ramadan our stomachs stay empty for
long hours. Filling them too much at one go and consuming heavily sugared desserts put our healths at great risk.
Nutrionists, therefore, tirelessly repeat their warnings during
each Ramadan. For the same reason again, the ideal Ramadan
desserts are those light ones made with fruits, nuts and milk.
In other words, the dessert tradition of hundreds of years
has somehow adapted itself to the ever expanding body of
knowledge on health. This could be the very reason why the
pastry desserts of older Ramadans have been replaced with the
present time favourite dessert Güllaç...
Magical, translucent, white, light and nutritional
dessert: Güllaç
A package of fragile, translucent, thin, white and hard round
sheets piled upon one another turns into obedient, soft, appealing, surprising and aromatic sheets of flavour. It is simply a
magical dessert.
What’s more, it is so easy to prepare. It just vanishes away
once Ramadan is over. A quality güllaç sheet should be translucent and it should be crisp enough to get broken when bent.
The ideal weight of a güllaç sheet should be 30-35 grams. If the
sheet is thick it gets pulpy, and if it is thin it is easily broken.
These sheets could be stored in airy, dim and dry places for
kolay. Ramazan’dan sonra ise ortalıktan kaybolur. Kıvrıldığı zaman
esnemeyip kırılan, arkadan gelen ışığı geçiren bir güllaç yaprağı onun iyi kaliteli olduğunu gösteriyor. Yaklaşık 30-35 gram
ağırlığında bir güllaç yaprağı ideal sayılıyor. Çünkü yaprak kalın
olursa lapalaşıyor, ince olursa da çabuk kırılıyor. Havadar, fazla
güneş ışığı almayan, rutubetsiz ortamlarda bu yapraklar 10 yıl
kadar saklanabiliyorsa da güllaç üreticileri “ne olur ne olmaz” diyerek
paketlerin üzerindeki son kullanma süresine en fazla 2 yıl veriyorlar.
about 10 years, but güllaç producers attribute a shelf life of 2
years in maximum ‘jut in case .’
Güllacın dünü ve bugünü
Güllacın içeriği de basit: Mısır nişastası, un ve sudan oluşan, herhangi
bir katkı malzemesi içermeyen tamamen doğal bir ürün. Bu ikisi karıştırılıp
sulandırılıyor, karışım kepçeyle bir tavaya dökülerek pişiriliyor. 15. yy
ortalarına kadar Osmanlı halkı da mısır nişastasından yufka açıp stoklar
ve havayla temas ettiği için kuruyan yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yermiş.
Zamanla içine gülsuyunun da eklenmesiyle ortaya “güllü aş” denilen tatlı
çıkmış ve tıpkı “sütlü aş”ın “sütlaç”a dönüştüğü gibi onun da adı “güllaç” olmuş. Güllaç saray mutfağına ilk kez 15. yy’ın 2. yarısında girmiş. 19. yy’da
gideceği yere büyük küfeler içinde sırtta ve dikkatli adımlarla taşınırmış.
Tezgahlarda rengârenk bağcıklarla bağlanır hatta bazen güllaç demetleri
küçük aynalarla süslenirmiş. Günümüzde birçok güllaç üreticisi varsa da
bilinen en eskisi Kırım’dan İstanbul’a göç eden Abdullah ve Bekir Efendiler
tarafından, 1881’de, İstanbul, Şehremini’de kurulan Kırımlı Saffet Abdullah
firması. (saffetabdullah.com.tr.) Önce saraya sonra halka 133 yıldır aralık
vermeden güllaç üreten bu firmayı bugün ailenin 4. kuşağı yönetiyor.
Yılda 100 ton üretilen güllacın % 85’i Ramazan’da tüketiliyor. El yapımı
olduğu için yılın kalan kısmı da bu stokun hazırlığı ile geçiyor.
The past and present of Güllaç
The ingredients of güllaç are very simple: it is a completely
natural product without any additives and it comprises of
corn starch, flour and water only. These two ingredients
are mixed with water and the mixture is scooped into a pan and
cooked. Until the mid 15th century the Ottoman public produced thin
sheets of dough from corn starch and dried them. These dried sheets
of dough were consumed after being softened with milk and sugar. As time
went by people added some rose water into milk and sugar to soften these
sheets of dough and they came to be called ‘güllü aş’ (rosy dish). This was
the genesis of a new kind of dessert which was shortened into ‘güllaç’ like
‘sütlü aş’ (milky dish) turning into sütlaç. Güllaç became part of the court
kitchen in the second half of the 15th century for the first time. In the 19th
century, they were carried to their delivery addresses in big baskets on back
and with great care. These güllaç bundles used to be bound with splashy strings
and were sometimes decorated with small mirrors.
There are many güllaç producers today, but the oldest one is ‘Kırımlı Saffet
Abdullah’ company, founded in Istanbul Şehremini in 1881. The founders were
Abdullah and Bekir Efendis who had migrated from Crimea to Istanbul. (saffetabdullah.com.tr.) The company which first served to the court and then to the public
is now being managed by the fourth generation of the family.
Güllaç is produced by 100 tons per year and 85% of that sum is consumed during Ramadan. Since it is handmade, the remaining part of the year is spent for the
preparation of this stock.
Refika Birgül: “Hakiki güllaç özüne sadık kalmalı ve bir sonraki nesle
geçebilmeli”
Tipik bir güllaç, “sıcak şekerli sütle ıslatılıp yumuşatılan güllaç yapraklarının
arasına; file badem, ceviz ya da fındık gibi kuruyemişler serpilerek dizme” yoluyla yapılıyor. En üstüne gülsuyu dökülmesi ve nar taneleri ya da
Refika Birgül: “A genuine güllaç should remain true to its origins and
should be transmitted to the next generation.”
A typical güllaç is made by “sprinkling grated nuts like almonds, walnuts or nuts
between the layers of güllaç sheets softened with warm sugary milk.” It is part of
the tradition to pour rose water on top and decorate it with pomegranate seed and
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 49
kaymakla süslenmesi
adetten. Daha usta
işi güllaç tarifleri de
var. Lorlu, yumurtalı, yağlı, dürüm gibi sarılıp
fırınlanan, sonra şerbetlenenler gibi. Yaratıcılığa
çok açık bir malzeme olduğundan günümüzün
bilgi okur yazarı genç aşçıları, internet üzerinden
çok sayıda güllaç reçetesi paylaşıyorlar. Televizyonda yaptığı yemek programlarıyla tanınan,
sevilen yazar - aşçı Refika Birgül de bir güllaç
hayranı. Onun refikaninmutfagi.com adresindeki web sitesine girip “güllaç” etiketi ile arama
yaparsanız, bütün güllaçlı tarifler sıralanıyor.
Ama durun, onların hepsi tatlı değil! Refika
Birgül bu yaratıcı malzemenin elinden tutup öyle
bir koşturmuş ki tuzlu ve etli ana yemekler de
yapmış güllaçla. Lazanyamtırak Güllaç, Güllaca
Sarılmış Et onlar arasında. Vişneli Aş ise bir Klâsik
Güllaç-Vişneli Ekmek buluşturması. Bizim favorimiz klâsik güllacı süt, Maraş dondurması, kavun
ve Antep fıstığı ile yapıp bardakta sunduğu tarif
oldu. Bu arada Hürriyet’e yazdığı haftalık yazıların birinde bakın ne demiş: “Güllaç ehilleri der ki;
Antep fıstığı güllaca ihanettir. Bol meyveyle süslemek ve fazla şekerli yapmak rüküşlüktür. Güllaç
cevizle ve sütle yapılır ve aynı gün yenir; aksi
takdirde ceviz güllacı karartır. Bunların hepsine
katılıyorum. Hakiki güllaç özüne sadık kalmalı ve
bir sonraki nesle geçebilmeli. Ayrıca bu malzemeden yeni yeni tarifler üretilmeli.”
Refika Birgül, Saffet Abdullah’ın güllaç imalathanesini de ziyaret edip
her aşamayı fotoğraflamış.
Onlar da aynı sitede görülebiliyor.
Gördünüz mü şimdi olanı?
Yerimiz bitti. Oysa daha
diğer tatlılardan da söz
edecektik! Neyse. Onlar her
zaman var ama Güllaç yok!
Ramazan’da ağzınızın tadı
hiç bozulmasın!
cream. There are some more masterly güllaç recipes, as well. Some are made with curd cheese, with butter and
eggs. Some are baked in the oven after being wrapped. Once cooked, they are soaked with syrup. Since it lends
itself to creativity so easily, the well-educated and young contemporary chefs share numerous güllaç recipes
on the Internet. The popular writer Refika Birgül, who is known for her cooking shows on television, is also a
fan of güllaç. You can visit her webpage refikaninmutfagi.com and search for the tag ‘güllaç ,’ all sorts of güllaç
recipes will be listed. But wait a second! They are not all desserts! Refika has made use of this creative ingredient in such an innovative manner that she has created salty and meat main dishes with güllaç. Lasagna-like
Güllaç and Güllaç-wrapped Meat are some of those innovative dishes. Vişneli Aş (Cherry Dish) is a meeting of
the classic güllaç with cheery bread. Our favourite recipe of hers was the one in which she brought the classic
güllaç together with milk, Maraş ice-cream, sweet melon and pistachio. In one of her weekly pieces for Hürriyet,
she wrote: “Experts of güllaç argue that the pistachio is a betrayal of güllaç. Decorating it with too many fruits
and making it to sweet are simply ill-dressing. Güllaç is made with walnuts and milk and should be consumed
on the same day, otherwise the walnuts will darken güllaç. I agree with al this. A genuine güllaç should remain
true to its origins and should be transmitted to the next generation. And one should be able to create new recipes out of this ingredient.” Refika has also visited Saffet Abdullah’s güllaç facility and photographed all stages
of the production.
Now look what happened! We are out of space! We wanted to talk about other desserts, as well! Anyway. We
have them all the time, but Güllaç is not around at all times! We wish you a good Ramadan gusto!
GÜLLACIN DİĞER ERDEMLERİ
200 gramında yaklaşık 300 kalori bulunan güllaç, içerdiği protein, B ve E vitaminleri nedeniyle
bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, stresi azaltıp, oruçtan ötürü düşen kan şekerinin normal
düzeye gelmesine yardımcı oluyor. Ülser ve bağırsak rahatsızlıkları ve sindirim sistemini
ilgilendiren ameliyatlardan sonra, beslenmeye ilk geçiş evresinde tedaviye destek oluyor.
İçerdiği besin maddeleri vücutta depolanmadığı ama aynı zamanda tokluk hissi yarattığı için
ideal bir rejim gıdası işlevi de taşıyor. Yaşasın güllaç!
OTHER VIRTUES OF GÜLLAÇ
200 grams of güllaç is for about 300 calories. The proteins, vitamins B and E strengthens the
immune syste and it fights against stress. Güllaç also helps the blood sugar levels go up to their
normal levels during fasting. It supports the treatment process after ulcer, gut and other gastrointestinal operations by helping the individual adapt back to normal nutrition. Since the nutrients in
güllaç are not stored in the body, but are able to give a feeling of fullness, it functions as an ideal
nutrient for diets. Long live güllaç!
50 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
NOT DEFTERİ
notebook
ÇOCUKTUM UFACIKTIM,
Alt tarafı içi hava dolu bir
yuvarlak meşin belki ama ona
sadece “top” deyip geçemeyiz.
Hele her hareketini soluk
tutarak izleyen milyarlarca
seyircisi varken!
TOP
2014 Dünya Futbol Kupası’na yer verilen bu sayımızda futbol topuna da
neden bir büyüteç tutmayalım? Üstelik “top” hemen hemen her yaşta insanın
sınıf farkı pek gözetmeyen ilk oyuncaklarından biri olup, yetişkinlik çağında
da belli ölçüde hayatında yeri olan bir nesne. İşte Cumhuriyet’in ilk yıllarından
beri okuma yazma öğrenen herkesin ilk yazdığı cümlelerden biri: “Ali topu
at”!. Kaç yıl öncesinin şairi Ziya Gökalp bile Alageyik şiirine topla başlamamış
mı? “Çocuktum ufacıktım, Top oynadım, Acıktım!” Dilimizde yer etmiş “top”lu
deyim az mı? Topu atmak, nur topu, in cin top oynama, topu yemek, top top
olma, top sakal, top dondurma, top toplama… Futbol ile ilgili olanları ise hiç
ellemeyelim şimdi daha iyi. O kadar çoklar ki...
Tanım: Çeşitli oyunlarda kullanılan küre ya da yumurta biçimli spor aracına
top denir. Esasen biz Türkçe’de “futbol topu” derken iki kere “top” demiş
oluyoruz! Çünkü “futbol”; “foot ball” zaten “ayak topu” demek. “Ayak topu
topu”! Ama “futbol”u oyunun adı olarak kullandığımız için bu durum kimsenin
gözüne batmıyor. Mahalle çocuklarının peşinden koştuğu, bildiğimiz topun,
profesyonel futboldaki takma adı “meşin yuvarlak” olur. Top, basketbol, voleybol, tenis, golf, futbol, beyzbol ve masa tenisi gibi farklı spor dallarında farklı
biçim ve özelliklere bürünür.
Standart: Futbol topu, futbol maçlarında kullanılmak üzere üretilen
top. Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (IFAB) tarafından belirlenen
futbol kurallarının 2. maddesi onun standartlarını belirliyor. Buna
göre “nizami” bir futbol topu, küre biçiminde, çevresi 68 ile 70
cm, ağırlığı 410 ile 420 gr, iç basıncı da deniz seviyesinde 0,6
ile 1,1 atm arasında olmak zorunda imiş. Topların büyüklüğü
numara ile ölçülüyor. Küçük numaralar küçük yaş grupları için
kullanılıyor.
Evrim: FIFA Başkanı Joseph S. Blatter’e bakılırsa mevcut standart
herşey demek değil. O futbol maçlarının kalitesinin yükselmesi
için bu standartların da geliştirilmesi gerektiğine inanmış ve
bunun için çalışmalar yürütülüyor.
Tarihçe: İlk futbol nasıl başlamış? Bir yuvarlağı tekmelemek çok
içgüdüsel bir davranış olup, taş devrinde bile bir kemiğe, bir taşa
tekme atarak onu harekete geçiren Fred Çakmaktaş’ın var olduğu
sanılıyor. İşte herşey, Fred’in tekmesiyle gelen o cismi farkeden
bir diğer adamın, onu Fred’e geri yollamak için attığı ikinci
tekme ile başlamış! Mamafih, bugünküne en çok benzeyen başka
ilkler de var. Mesela Antik Çin’de bundan 3000 yıl önce içi kıl ve
tüyle şişirilmiş, kurutulmuş hayvan derisinden bir yuvarlak topla
oynanan bir oyun varmış. MS 50’de bu oyunun adı “tsu chu” (ya
52 TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014
OYNADIM ACIKTIM!
I WAS LITTLE AND I CHASED THE BALL
AND I GOT HUNGRY!
It is after all a round leather filled with air, but we can
not just ignore it as just a ball! Especially when there are
billions of people who watch its every single movement
holding their breath!
Perhaps in this issue on 2014 World Football Cup, we should have a closer look
at football.
The ‘ball’ has been a first toy for people of all ages and from all classes and it is
usually taken into adulthood as well. Here is what people trying to learn how to
read and write have been writing down on their notebooks as an exercise: ‘Ali,
throw the book!’ Didn’t the eminent Turkish poet Ziya Gökalp start his poem
titled ‘The Hallow Deer’ with these lines: ‘I was little and I chased the ball and I
got hungry!’? There are many idioms with the word ‘ball’. a ball of energy, a ball
of fluff, as bald as cue ball, ball you out, let’s get the ball rolling, that’s the way
the ball bounces... And let’s never get into those idioms about football. There are
so many of them...
Definition: A ball is any of various rounded, movable objects used in various
athletic activities and games. Football is also the name of a very popular game
played with a ball. The rounded leather ball takes on differen sizes and shapes
in basketball, volleyball, tennis, golf, football, baseball and table tennis.
Standard: For football, specal balls are produced to be used during the matches. The International Football Association Board (IFAB) defines the standards
for foorball in the 2. article of its football statue. According to IFAB,
a ‘proper’ football should be spherical in shape, with a diameter
of 69 to 70 cm and a weight of 410 to 420 gr. The inner pressure
of the ball at sea level should be between 0,6 to 1,1, atm. The balls
are produced in different sizes. There are smaller balls for younger
players.
Evolution: FIFA President S. Blatter states that the existing standard
does not mean all. He has believed that for increasing the quality
of football games these standards should be changed and he has
been working on this issue.
History: How did the first football start? Kicking a spherical
object is a very instinctual behaviour and it is argued that even
during the Stone Age, there were Fred Flintstone’s around who used
to be kicking a bone or a stone. So everything has started with another
person who has seen the object kicked by Fred and who kicked that
object back to him! However, there are many first examples which
very much looked like the present game. For example, 3000 years
ago the Chinese people used to play with round balls made of
animal leather and filled with hair and feathers. In 50 AD this game
was called as ‘tsu chu’ (or ‘cuju). And it is completely in line with the
Ying and Yang philosophy to have the ball round and the goal post
rectangular.
da “cuju”) olmuş.
Topun yuvarlak,
kalenin de
dörtgen olması
Ying ve Yang
felsefesine de
uygun.
İlk toplar: Romalılar ile
Yunanlar da en büyük
oyun yanlılarından olup, özel olarak inşa ettikleri
arenalarda, sonu ciddi yaralanmalar veya ölümle
biten gladyatör karşılaşmaları düzenledikleri, bundan da zevk duydukları gayet iyi biliniyor. Bunlara
kıyasen topla oynama çok evcil bir davranış olsa da
bir tür futbol oynandığı da kayıtlarda var. Bu oyuna Yunanlar “Episkyros”, Romalılar da “Harpastum” adını vermiş. Kullanılan top ise bir greyfurt
büyüklüğünde ve içi kumla dolu olduğu için hayli
sert. Aynı bugünkü gibi sahada vaziyet alıp bekleyen 12 oyuncu ile başlayan oyunda amaç, topu
kendi yarı sahasında atıp tutmak ve rakip takıma
kaptırmamak. Top yere düştüğünde gol oluyor!
Sıradışı toplar: Tarihte Japonlar, Persler, Mısırlılar,
Suriyeliler ve Kuzey Amerika Yerlileri top oyunlarının her çeşidini oynarmış. Aztekler de kalın bir kauçuk tabakası ile kaplı bir taşı top olarak kullanırmış.
“Tlatchi” adı verilen ve önemli bir kültürel etkinlik
olarak görülen bu oyun, özel olarak yapılmış stadyumlarda 7 kişilik iki takım arasında oynanırmış.
Söz dinleyen top: FIFA’ya göre gene de futbolu
futbol yapan en önemli tek ve basit unsur: Top!
Ama öyle bir teknoloji ile yapılacak ki vurdu mu
havada uçacak ve vuranın gitmesini istediği yöne
doğru gidecek. Zaten futbolu bu kadar önemli ve
başarılı bir oyun haline getiren olgu da o vuruşlar
sonunda topun önceden istenen yere yani karşı
tarafın kalesine girip gol olmasında!
Ahir zaman topu: Günümüzün futbol topları
genellikle suni deriden kesilmiş, sayısı 6, 8, 18,
24’ü bulabilen, beşgen veya altıgen yüzeyleri olan
bir dış kısım ile içindeki kauçuk iç lastikten ibaret.
Önce kesilen parçacıklar birbirine dikiliyor. Son
parça dikilmeden önce iç lastiği yerine yerleştirilip
son parçayla birlikte o da dikiliyor. Sonra içindeki
havayı kaçırmaması için bir süpab açılıyor ve top
şişiriliyor. Bütün bu aşamalar arasında pek çok
testten geçirilen top, son ayarları da yapıldıktan
sonra ambalajlanıyor.
Top emekçisi: Avrupa veya ABD’deki belli başlı
spor malzemesi üreticisi büyük firmaların topları, eskiden büyükbaş hayvan derilerinden elle
yapılırken, artık sentetik deri ile ve genellikle ucuz
emek karşılığı Asya’da Çin, Kore, Tayvan, Hindistan, Tayland’da ve Pakistan’ın Sialkot bölgesindeki
fabrikalarda üretiliyor.
First balls: Romans and Greeks are known to have
organized gladiator competitions which could end
in serious wounding and even in death in speciallybuilt arenas and they really enjoyed these big
games. Compared with that, playing with the ball
is a much more compliant thing to do, but there are
historical records which tell us that a form of football used to be played by people of the Antiquity.
The Greeks called this game ‘Episkyros’ and the
Romand called it ‘Harpastum’. The ball used in this
game was as big as a grapefruit and it was a very
hard one filled with sand. The game used to start
like the present version of the game, with 12 men
positioning on the pitch and the aim of the game
was to keep the ball in your own halfpitch and not
to lose it to the opponent.
Extraordinary balls: In history, the Japanese,
Persians, Egyptians, Syrians and the natives of
North America have played all sorts of ball games.
The Aztecs used a stone covered with a thick rubber layer as a ball. The game used to be called
as ‘Tlatchi’ and it was regarded as an important
cultural activity. It was played in special stadiums
between teams of seven players.
The obedient ball: According to FIFA what makes
football ‘football’ is the ball itself! But it has to be
produced in such a technology that it should fly
in air when kicked and it should reach where the
kicker wanted it to reach. Actually this is what
makes football a very popular game: the control
over the ball and to be able to throw it to a certain
point with great precision!
The doomsday ball: Balls used in football
nowadays are made of internal and external rubber
pieces, which might be 6, 8, 18, 24 in number,
and cut in pentagons or hexagons. The cut pieces
are first stitched to one another. Before the last
piece is stitched, the inner rubber is places and
it its stitched with the last external piece. A valve
is opened for keeping the air in and the ball is
inflated. There are numerous tests made during the
process and after the final adjustments the ball is
packaged.
The ball labourer: The leading sports utility
companies in Europe
and the US used to
produce balls from
bovine animal leather, but now they use
synthetic leather and
they use the cheap
labour in factories in
Asia, China, Korea,
Taiwan, Indıa, Thailand and the Sialkot
region in Pakistan.
ŞAMPİYONALAR
ve TOPLAR
• Avrupa Futbol Şampiyonalarında 1968’den
2012’ye kadar hep Adidas
marka toplar kullanılmış. Dünya kupalarında
da 1970’den bu yana kullanılan marka gene
Adidas olmuş.
• 1970’den önce Slazenger, San Miguel
(Şili), “Remmen” veya “Sydläder” (İsveç),
1954’de ilk 18 bölmeli İsviçre yapımı “Kost
Sport”, 1938’de “Allen” (Paris), 1934’de
İtalyan “Ecas” topları kullanılmış.
• 1930’daki ilk kupada ise önce Arjantinlilerin seçtiği bir top, ikinci yarıda ise evsahibi
Uruguay’ın seçtiği top kullanılmış.
• 2014 Brezilya Dünya Kupası’nın topu da
bir “Brazuca” Adidas olacak. Brazuca “Brezilyalı” anlamına geliyor ve bu ad taraftarlar
tarafından konulmuş.
• Brazuca, üç kıtadan 10 ülkedeki 30 takımda oynayan, dünyanın en önemli 600’den
fazla futbolcusu tarafından son bir iki yıldır
denenmiş ve iyi notlar almış.
• Tasarımında Brezilya’nın geleneksel çok
renkli dilek bileziğini temsil eden şerit biçiminde bir desen olan Bracuza’nın teknolojisi
de birçok bakımdan yenilikler içeriyor.
CHAMPIONS AND BALLS
• The European Championships used Adidas
balls from 1968 to 2012. Adidas has been the
most frequently used brand in World Cups since
1970.
• Before 1970, Slazenger, San Miguel (Chili),
“Remmen” or “Sydläder” (Sweden), in 1954
“Kost Sport”, the first 18 piece ball made in
Sweden, in 1938 “Allen” (Paris) and in 1934 the
Italian “Ecas” balls were used.
• Two balls were used during the first world cup
in 1930: a ball chosen by the Argentinean players during the first half and another one chosen
by the Uruguayan players during the second
half.
• The 2014 Brazil World Cup will be “Brazuca”
Adidas. Brazuca means ‘Brazilian’ and the fans
have chosen this name.
• Brazuca has been used by more than 600
eminent football players from three continents
and 10 countries in 30 teams and it was liked
very much.
• Barzuca’s design is inspired by the colourful
wish bracelets of Brazil and the ball’s pattern
consists of colourful strips. The technology of the
ball is also highly innovative.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 53
h a b e r le r...
TÜRSAB
TÜRSAB EDİRNE’DE
TÜRSAB yetkilileri, acenta temsilcileri ve ihtisas komitesi üyelerinden oluşan turizm heyeti, Edirne’ye düzenlenen bilgilendirme
gezisine katıldı. Edirne ilinin kültürel, doğal ve sosyal potansiyelini incelemek ve bölgedeki seyahat acentaları arasındaki ilişkileri
güçlendirmek amacıyla düzenlenen gezide, Edirne merkez ve
çevresindeki turistik ve kültürel noktalar ziyaret edildi, olası işbirliği olanakları değerlendirildi.
TÜRSAB tarafından 30 Nisan 2014 Çarşamba günü Edirne’ye
düzenlenen inceleme gezisine Kültür Turizmi, İç Turizm ve Tur
Operatörleri komitelerinden oluşan 25 kişilik bir heyet katıldı.
Edirne Ticaret Odası’nda yapılan toplantıdan sonra, Selimiye
Camii, Selimiye Arastası, Eski Camii, Bedesten ve Ali Paşa Çarşısı
gibi kentin ünlü ve tarihi eserleri ziyaret edildi.
Edirne Valisi Hasan Duruer tarafından verilen yemeğin ardından,
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Edirne Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı Recep Zıpkınkurt ve TÜRSAB Başkanı Başaran
Ulusoy’un da katıldığı bir basın toplantısı yapıldı. Öğleden sonra
da Lozan Anıtı, Pazarkule Sınır kapısı, II. Beyazıd Külliyesi, Darüşşifa ve Tıp Medresesi, Tarihi Kırkpınar Güreşleri Alanı, Saray
İçi ve Edirne Büyük Sinagog’u incelendi.
 Özgür Açıkbaş
Bu ziyaret mutlaka verimli bir adımla sonuçlanacak
Toplantıda konuşan Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Recep Zıpkınkurt, konukları Edirne’de ağırlamaktan
duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi:
“Sizlere Edirne’yi gezdirmek, tanıtmak ve Edirne turizmini geliştirmek için böyle bir etkinlik düzenledik. Umuyorum hem sizler,
hem Edirne için çok önem taşıyan kazanımlar elde edeceğiz. Bu
ziyaretin mutlaka verimli ve somut bir adımla sonuçlanacağına
inanıyorum.”
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan da, “Olağanüstü bir iş yapıyorsunuz. Ben hepinizi Edirne için başımın üstünde de, sırtımda
da taşımaya hazırım. Ne istiyorsanız yapmaya hazırız. Edirne gibi
bir hazine var. Bu hazineyi sizlerle birlikte insanlığın ortak mirası,
ortak kültürü ve zenginlikleri de ortak kullanım alanı yapmak
istiyoruz” dedi.
Ulusoy: “Hergün gezilecek Edirne istiyoruz”
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ise yaptığı konuşmada: “Edirne
şanslı bir kent. Selimiye mimari bir harika. Yalnızca senenin bir
gününde ağalık kemeri takarak Kırkpınar’la hatırlanacak bir Edirne değil, her gün konuşulacak bir Edirne istiyoruz. Her gün gezilecek bir Edirne istiyoruz. Yalnız yenilen ciğeri ile değil, Osmanlı
mutfağıyla da hatırlanacak bir Edirne istiyoruz” dedi.
Program kapsamındaki ziyaretlerin ardından, Edirne Ticaret ve
Sanayi Odası’nda yapılan toplantıya TÜRSAB heyetinin yanısıra
kentin otel, restoran, seyahat acentası ve sektör temsilcileri katıldı.
Edirne’nin turizm olanaklarının değerlendirildiği ortak çalışmada
Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Recep Zıpkınkurt da hazır bulundu.
TÜRSAB IN EDİRNE
The tourism committee including TÜRSAB
authorities, agency representatives and members
of the specialty committee have participated in an
information trip to Edirne. During the trip, which
was organized to observe the cultural, natural and
social potential of Edirne and to strengthen relations
with the travel agencies in the region, some touristic
and cultural locations in and around the province
were visited and potential cooperation areas were
evaluated.
The trip organized on April 30 2914 Wednesday
to Edirne consisted of a team of 25 participants
including committees of Cultural Tourism, Local
Tourism and Tour Operators. Following the meeting
at the Edirne Chamber of Commerce, some historic
and famous locations like the Selimiye Mosque,
the Selimiye Arasta (Ottoman bazaar), Eski Cami,
Bedesten (covered bazaar) and Ali Paşa Bazaar.
After the dinner hosted by the governor of Edirne
Hasan Duruer, Mayor Edirne Municipality Recep
Gürkan, Edirne Chamber of Commerce and Industry
President Recep Zıpkınkurt and TÜRSAB President
Başaran Ulusoy came together in a press meeting.
In the afternoon the committees visited the Lozan
Monument, Pazarkule Border, Beyazıd II Complex,
Darüşşifa and the Medicine Madrasa, the venue of
the historical oil-wrestling, Saray İçi (inner court) and
Edirne Büyük Synagogue.
This trip will surely prove very fruitful
Edirne Chamber of Commerce and Industry
Chairman Recep Zıpkınkurt said that they were
happy to host their guests in Edirne and he also
stated that: ‘We have organized this trip to show and
introduce Edirne and to develop the city’s tourism.
I very much hope that both you and Edirne will
benefit a lot. I heartily believe that this trip will bring
some concrete results.’
Mayor of Edirne Municipality Recep Gürkan stated
that: ‘You are doing tremendous job. I am ready to
do all I can for Edirne. We are all very much willing
to contribute. Edirne is a treasure in our hands.
Together with you, we would like to open that
treasure for the benefit of people and turn it into a
common heritage for all.’
Ulusoy: “We want an Edirne for daily trips”
TÜRSAB President Ulusoy also made a speech.
He stated that: ‘Edirne is a lucky city. The architect
of Selimiye is great. We don’t want Edirne to be
remembered once a year when the master wrestler
belt is worn during the Kırkpınar events. We want
Edirne to be talked about all the time. We don’t
want Edirne to be famous for its live only, but for its
great Ottoman cuisine as well.’
After the visits as part of the programme, along
with the TÜRSAB committee, the hotel, restaurant
owners and travel agents of the city participated
in the meeting that was held at Edirne Chamber
of Commerce and Industry. Edirne Chamber of
Commerce and Industry President Recep Zıpkınkurt
participated in the meeting during which Edirne’s
tourism potentials were evaluated.
Soldan sırayla, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Recep Zıpkınkurt, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan,
Edirne Valisi Hasan Duruer ve TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy.
From left: Edirne Chamber of Trade and Industry President Recep Zıpkınkurt, Mayor of Edirne Recep Gürkan, Governor
of EdirneHasan Duruer and TÜRSAB President Başaran Ulusoy.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 55
TÜRSAB
DISASTER TRAINING
AFETLERE HAZIRLIK EĞİTİMİ
h a b e r le r...
İstanbul bu kez farklı bir eğitim programına ev sahipliği yaptı:
“Turizm İşletmelerinde Yapısal Olmayan Tehlikelerin Azaltılması
Eğitmen Eğitimi.”
İstanbul Kalkınma Ajansı’nın 2012 yılı çağrısı olan ve “Afetlere
Hazırlık Mali Destek Programı” kapsamında desteklenen etkinlik,
2 Mayıs 2014 Cuma günü, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası
Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı.
İstanbul Pera Güzel Sanatlar Kültür, Sanat ve Dayanışma Derneği,
TÜRSAB ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Araştırma
ve Uygulama Merkezi’nin ortak çalışması olan program, açılış
konuşmaları ile başladı.
Açılış töreninde konuşanlar arasında TÜRSAB Yönetim Kurulu
Başkanı Başaran Ulusoy, İstanbul Pera Güzel Sanatlar Kültür, Sanat ve Dayanışma Derneği Başkanı Sabahattin Özbakır, Boğaziçi
Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik ve İstanbul Kalkınma Ajansı İzleme
ve Değerlendirme Uzmanı Gökhan Çoban vardı.
Boğazici Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu’nun
da katıldığı programda; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi
ve Deprem Araştırma Enstitüsü Afete Hazırlık Eğitim Birimi Jeofizik Yük. Müh. Seyhun Püskülcü, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli
Rasathanesi Deprem Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Gülüm
Tanırcan tarafından, sektör çalışanlarına yönelik eğitimler verildi
ve katılımcılara sertifika dağıtıldı.
 TÜRSAB Arşivi
ARAP-TÜRK GAYRİMENKUL ZİRVESİ
Istanbul hosted a different sort of training this time. ‘Training on
the Mitigation of Unstructural Hazards in Tourism Establishments.’
The training was called by Istanbul Development Agency and it
was organized on May 2 2014 on Friday at Istanbul Lütfi Kırdar
Convention and Exhibition Centre. The programme, organized
in collaboration with Istanbul Pera Fine Arts Cultures, Art and
Solidarity Association, TÜRSAB and Boğaziçi University Kandilli
Observatory Research and Implementation Center, started with the
opening speeches. TÜRSAB President Başaran Ulusoy, İstanbul
Pera Fine Arts Cultures, Art and Solidarity Association Chsirman
Sabahattin Özbakır, Boğaziçi University Kandilli Observatory
Research and Implementation Center Manager Prof. Mustafa Erdik
and İstanbul Development Agency Monitoring and Evaluation
Expert Gökhan Çoban delivered the opening speeches. Boğaziçi
University Rector Prof. Gülay Barbarosoğlu also participated in the
programme, during which Boğaziçi University Kandilli Observatory
and Earthquake Research Institute Disaster Training Unit
Geophysics Engineer Msc Seyhun Püskülcü, Boğaziçi Üniversity
Kandilli Observatory Department of Earthquake Engineering Assoc.
Prof. Gülüm Tanırcam delivered training lectures. The lectures
were given certificates at the end of the programme.
Soldan; TÜRSAB
Yönetim Kurulu
Başkanı Başaran
Ulusoy, Boğazici
Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Gülay
Barbarosoğlu,
Boğaziçi Üniversitesi
Kandilli Rasathanesi
Deprem Araştırma
Enstitüsü Müdürü
Prof. Dr. Mustafa
Erdik.
From left: TÜRSAB Chairman of the Board Başaran Ulusoy, Rector of
Boğaziçi University Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Head of Boğaziçi
University Kandilli Observatory Earthquake Research Institute Prof. Dr.
Mustada Erdik.
ARAB-TURKISH REAL-ESTATE SUMMIT
İstanbul Hilton Convention Center’da düzenlenen
‘The 8th Real-Estate Summer Houses Fair and Arab-Tur“8. Gayrimenkul Yazlık Evler Fuarı ve Arap-Türk
kish Real-Estate Summit’, organized at Istanbul Hilton
Gayrimenkul Zirvesi”ne 40 firma ile yerli ve yabancı
Convention Center, received representatives of 40
çok sayıda sektör uzmanı katıldı. JNR Fuarcılık
companies and a great number of local and international
tarafından düzenlenen, alıcı-satıcı-yatırımcı üçlüsünü
sector representatives. There were also hot sales during
bir araya getiren fuara, Körfez ülkelerinden Katar,
the two-day event. Investors coming from the Gulf countKuveyt, Bahreyn, Abu Dhabi, Umman, Ürdün,
ries, Qatar, Kuwait, Bahrain, Abu Dhabi, Oman, Jordan,
Suudi Arabistan, Dubai, Azerbaycan, Fas, Mısır, İran
Saudi Arabia, Dubai, Azerbaijan, Morocco, Egypt, Iran
Club Flipper Yönetim
ve Irak’tan gelen yatırımcılar büyük ilgi gösterdi.
and Iraq have shown great interest in the event organized
Kurulu Başkanı
Ahmet Bayer
Ege ve Marmara bölgesi ile Kuzey Kıbrıs’tan yazlık
by JNR Fuarcılık. The event brought together buyers,
Club Flipper Chairman
projelerin de görücüye çıktığı fuarda; Ağaoğlu,
sellers and investors. The fair exhibited summer projects
Ahmet Bayer
Dumankaya İnşaat, Babacan Yapı, Demir İnşaat, Ege
from the Aegean and Marmara regions and Northern
Yapı, Aydınlı gibi önemli gayrimenkul yatırımcıları
Cyprus. Ağaoğlu, Dumankaya İnşaat, Babacan Yapı,
da yer aldı. Vitanova Yalıkavak daireleri ile fuara katılan Club
Demir İnşaat, Ege Yapı, Aydınlı and other important real-estate
Flipper Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bayer, “Gayrimenkulde
investors participated in the event.
Yazlık Evler” başlıklı panelde konuşmacı olarak da yer aldı ve
Club Flipper Chairman Ahmet Bayer, exhibiting their Vitanova
özetle şunları söyledi: “20 yıl içinde 3 milyon seviyesindeki turist
Yalıkavak flats during the fair, delivered a speech and stated that:
sayısı, 40 milyon seviyesine yükselirken, doluluk oranı yüzde 85
“The number of tourists rose from 3 million up to 40 million in
seviyelerine ulaşmıştır. Bu da gösteriyor ki; Türkiye’deki inşaat
20 years and the occupancy rate increased to 85 percent. This
sektörünün gelişimi, turizm ve turizm tanıtımlarına bağlıdır. Bu
shows that the growth of the construction sector in Turkey is very
noktada, Hollywood filmleri gibi önemli projelerde yer almak
much based on tourism and tourism definitions. It is a very crucial
Türkiye’ye yatırımcı çekmek için önemli bir adımdır. Kültür ve
step to attract international investors with projects like Hollywood
Turizm Bakanlığı’nın da “tax free” yasasının çıkışına önem ve hız
movies. The ‘tax free’ law should be speedily put into force by the
vermesi gerekmektedir.”
Ministry of Culture and Tourism.”
BODRUM’DA HORON
HORON (FOLK DANCE) IN BODRUM
TÜRSAB Bodrum BYK tarafından Ramada Resort
Hotel’de düzenlenen toplantı, Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy’un da katıldığı Horon gösterisi
ile renkli görüntülere sahne oldu.
Bodrum Kaymakamı Mehmet Gödekmerdan, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, TÜRSAB II.
Başkanı Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB Bodrum BYK Başkanı Sevinç Gökbel ile Bodrum bölgesinde faaliyet
gösteren seyahat acentaları temsilcilerinin katıldığı
toplantı yeni turizm sezonu için umut dilekleri ile
başladı.
Kaymakam Mehmet Gödekmerdan “Bodrum’da
turizm verilerinin her yıl bir önceki yıla oranla daha
fazla yükseldiğini” belirtirken, Belediye Başkanı Mehmet Kocadon “Yarımadanın dört bir yanına kongre
turizmini yaymak için çalışacaklarını” söyledi.
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ise bugün konuşulan Bodrum’un 152 belgeli tesisi, 47 bin yatağı,
marinası, doğası, kültürü ile bir marka haline gelmeyi
başardığını belirterek “Turizmi 12 aya yaymanın tek
yolu kongre ve kültür turizminden geçiyor” dedi.
Resmi konuşmaların ardından sahne alan Cansu
Gençlik ve Spor Klubü, Kuzey’in Uşakları folklor ekibi tarafından sunulan Horon gösterisi büyük ilgi çekti
ve Başkan Ulusoy’un Horon’a katılmasıyla çoşkulu
bir final yaşandı.
TÜRSAB Bodrum REC (Regional Execution Committee) organized a meeting in Ramada Resort Hotel
during which a horon (folk dance) performance to
which President Başaran Ulusoy also participated. It
was a very joyous scene!
The meeting, with the participation of Bodrum
Governor Mehmet Gödekmerdan, Mayor of Bodrum
Municipality Mehmet Kocadon, TÜRSAB Vice
President Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB Bodrum REC
President Sevinç Gökbel and the representatives of
travel agents operating in the Bodrum region, started
with the well wishes for the tourism season. Governor Mehmet Gödekmerdan stated that: ‘Tourism
figures in Bodrum are on the rise on a yearly basis.’
Mayor Mehmet Kocadon stated that they would be
doing their best to develop congress tourism in all
parts of the peninsula.‘ TÜRSAB president referred to
the fact that Bodrum has turned into a brand with its
152 licensed facilities, 47 thousand beds, a marina,
nature and culture. He also stated that the only way
to have tourism all along 12 months is through congress and culture tourism.’ After the official speeches,
Cansu Gençlik and Spor Klubü, Kuzey’in Uşakları
(Children of the North) folk group performed a horon
(folk dance) performance which was very interesting
for the audience.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 57
TÜRSAB
h a b e r le r...
Air Astana Stopover Holidays’den kampanya:
ALMATI BİSİKLET TURU
 TÜRSAB Arşivi
Kazakistan Havayolları Air Astana yeni bir kampanya ile yolcularını Almatı’da ücretsiz bisiklet turuna davet ediyor. Air Astana’nın Stopover programı ile Almatı’ya
gidecek ziyaretçiler, kentte bisiklet turuna katılarak, deneyimli rehber eşliğinde
ücretsiz yarım günlük bisiklet turuyla şehri keşfe çıkabilecekler.
Panfilov Park, Zenkov Katedrali, Arasan Hamam, Green Market gibi kentin en
önemli turistik noktalarının dahil edildiği güzergaha Kok Tobe’nin üstünden kenti
seyretme molası da dahil.
Bununla yetinmeyip, şehrin etrafını da gezmek isteyenler, bunun için Air
Astana’nın ‘Tam gün Assı Dağı Bisiklet Turu’ ve ‘Tam gün Tuyuksu Buzluğunda
Trekking’ fırsatından yararlanabilirler.
Kazakistan’ın güney doğusunda yer alan ve ülkenin eski başkanti olan Almatı,
Rusların 19. yüzyılda “doğudaki en önemli sınır kalesi” olarak bilinirdi. Günümüz
Almatı’sı; birçok alışveriş merkezi, casino, otel ve restoranı ile dikkat çekici modern bir kent. Alatau Dağları platosunda yer alan ve eski adı Alma Ata olan kent,
bugün Kazakistan’ın kültürel, ve ekonomik merkezi olarak turist ağırlıyor.
Almatı’yı yakından tanımak ve kampanyadan yararlanmak isteyenler www.airastana.com’u ziyaret edebilir ya da +90 212 3434960’dan iletişime geçebilirler.
Geçtiğimiz yıllarda Almatı’da
düzenlenen Jeyran
Trophy’den bir görüntü
(sol üstte) Shutterstock,
Maxim Petrichuk, Zenkov
Katedrali (sağ üstte), Air
Astana’nın uçaklarından biri,
Dendra Park (üstte) ve Kok
Tobe’den Almatı görüntüsü
(yanda).
A view from Jeyran Trophy
which was organized in
Almaty in recent years (left
above) Shutterstock, Maxim
Petrichuk, Zenkov Cathedral
(right above), one of Air
Astana’s jets, Dendra Park
(above) and a view of Almaty
from Kok Tobe (next).
Campaign from Air Astana Stopover Holidays:
ALMATY BICYCLE TOUR
Kazakhstan Airways Air Astana in a new campaign is inviting their passengers to a free cycling
tour in Almaty. Visitors who will be going to
Almatı with Air Astana’s Stopover programme
will participate in the cycling tour in the city and
enjoy a half-day trip in the city with experienced
guides.
The programme includes visits to the important
sights and locations of the city like Panfilov Park,
Zenkov Cathedral, Arasan Hamam and Green
Market. A sightseeing in Kok Tob, where the
city’s landscape could be enjoyed, is also part of
the programme.
Those who would like to visit the surrounding of
the city as well can use Air Astana’s special offers:
‘Full Day Assı Mountain Bicycle Tour’ and ‘Full
Day Trekking in’ Tuyuksu Ice House.
Almaty, the historic capital in the southeastern
part of the country, used to be known as ‘the
most important fortress’ of the Russians. The
present day Almaty is a modern city with many
shopping centers, casinos, hotels and restaurants.
The city is situated in the Alatau Mountains Plateau and its previous name was Alma Ata. Today,
the city is Kazakhstan’s cultural and economic
center and it attracts many tourists. Those who
would like to know more about Almatı and benefit from the campaign can visit www.airastana.
com or call +90 212 3434960.
The 50th Presıdency Turkey Cyclıng Tour
Broke a Record
The 50th Presidency Turkey Cycling Tour was
broadcast in 196 TV channels across the
world and broke a great record. The tour was
broadcast in 156 countries last year and 196
countries watched it this year.
50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu
REKOR KIRDI
50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, bu yıl 196 ülke
televizyonu tarafından yayınlanarak büyük bir rekora imza
attı. Geçtiğimiz yıl 156 ülkede yayınlanan turu bu yıl 196 ülke
seyretti. Yarışlar Türkçe de dahil olmak üzere 36 dilde aktarıldı.
Alanya’da başlayıp, İstanbul’da sonlanan 50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu bu yıl tüm dünyada
büyük bir ilgiyle izlendi. Medya hakları 27 kuruluşa satılan yayın Reuters, Eurosport, Omnisport ve Sntv tarafından izlettirildi, Eurosport dahil, 21 uluslararası kuruluş, yarışı naklen ya da banttan aktardı. Tur, Türkçe de
dahil olmak üzere 36 dilde yayınlandı.
8 gün boyunca Akdeniz ve Ege sahillerinde ilerleyen turun 1.254 kilometrelik Genel Klasman lideri, OricaGreenEDGE takımının İngiliz sporcusu Adam Yates oldu. Cofidis takımından Rein Taaramae ikinci, Romein
Hardy ise üçüncü sırada yer aldı.
İstanbul-İstanbul etabını ise ünlü sprinter Cavendish kazandı. Sultanahmet’ten start alıp Caddebostan sahil
yolunda tamamlanan 50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun İstanbul-İstanbul etabında 2 saat 35
dakikalık derecesiyle birinci olan Mark Cavendish’i, Cannondale takımından İtalyan sporcu Elia Viviani ile
Astana’dan İtalyan Andrea Guardini izledi.
“Birinci olmak çok zordu”
50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun Genel Ferdi Klasman birincisi Orica GreenEDGE takımının
Britanyalı sporcusu Adam Yates, “Tour of Turkey’de çok iyi sprinterler vardı. Burada birinci olmak gerçekten
zordu” dedi.
Turkuaz mayonun sahibi olan Yates, elde
ettiği başarıyı ve turu şöyle değerlendirdi.
“Stres yaşadım elbette. Herhangi bir
aksilik ve kaza olmadan turkuaz mayoyu
elde ettim. Bisiklet çok zor bir spor ve
çok çalışmam lazım. Gerçekçi olmam
gerekiyor. Son etaba girerken 1 saniye ile
öndesiniz ve daha ne hissedebilirsiniz.
Her an kazanma ve kaybetme riskiniz
var. Kardeşim Simon Yates ve ben iyi bir
şeyler yapmaya çalışıyoruz. Köprücük
kemiği kırılmasa kardeşim belki bu turu
kazanabilirdi. Başarı için çok çalışmak
birinci şart. Tour Of Turkey’de çok iyi
sprinterler gördük.”
The 50th Presidency Turkey Cycling Tour, which
started in Alanya and ended in Istanbul, was watched
with great interest all around the world. The media
rights were sold to 27 organizations and it was broadcast by Reuters, Eurosport, Omnisport and Sntv. 21
international organizations have broadcast the event
live. The tour was broadcast in 36 languages including Turkish. The tour lasted for 8 days and covered
a distance of 1254 kilometers along the Aegean and
Mediterranean. The English sportsman Adam Yates
has been the General Classification leader from the
Orica-GreenEDGE team. Rein Taaramae from the
Cofidis team became second and Romein Hardy
ranked third. The Istanbul-Istanbul route was won by
the famous sprinter Cavendish. The 50th Presidency
Turkish Cycling Tour, which started in Sultanahmet
and finalised on the shore in Caddebostan, was won
by Mark Cavendish with a degree of 2 hours 35 minutes. He was followed by the Italian Elia Viviani and
the Italian Andrea Guardini from Astana.
“Becoming first was very difficult”
The 50th Presidency Turkish Cycling Tour’s General
Individual Classification winner Orica GreenEDGE
team’s British sportsman Adam Yates stated that ‘There were very good sprinters at the Tour of Turkey.
Becoming first here was very difficult!’ The owner
of the turquoise swimsuit, Yates also evaluated the
tour: ‘I have of course had stress. I was able to get the
turquoise swimsuit without any accidents. Cycling
is a very difficult sport and I have to work very hard.
While entering the last phase you are ahead of your
opponent by 1 second only and what else could you
feel? You can win and lose any time. My brother
Simon Yates and I are trying to do something good. If
his collarbone had not been broken, my brother could have won this tour. Working is the first condition
for winning. We have seen some very good sprinters
at Tour of Turkey.’
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 59
h a b e r le r...
EXPO
SPRING CARE FOR TREES
AĞAÇLARA BAHAR BAKIMI
EXPO 2016 Antalya alanında bir taraftan yeni ağaçlar dikilirken, diğer taraftan mevcut
ağaçların da bakımları yapılıyor. Alanda bulunan çeşitli türlerden 1500 dolayında ağacın
budama, çanaklarında düzenleme, yabani ot temizliği, transplantasyon gibi işlemler ile
sabitleme ve fıstık çamlarında “kese” zararlısına, palmiyelerde palmiye böceğine karşı
mücadele yapılıyor. Ağaçları sıcak yaz aylarına hazırlama ve daha sağlıklı olmaları amacıyla yapılan bu işlemler uzman ekiplerin denetimi altında gerçekleşiyor.
RESİM SERGİSİ
EXPO 2016 Antalya Ajansı Fuayesi yeni
bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Antalya
Sanatçılar Derneği (ANSAN) sanatçılarının
eserlerinden oluşan ve 34 eserin bulunduğu “Çiçek ve Çocuk” başlıklı yağlıboya
resim sergisinin açılışını, EXPO 2016
Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami
Gülay, Dünya Lale Zirvesi Başkanı Michel
Gauthier ve sanatçılarla birlikte yaptı.
 Expo Arşivi
ART EXHIBITION
Expo 2016 Antalya Agency Stand is hosting
a new art exhibition. The opening of the
oil painting exhibition, named as ‘Flower
and Child’ and containing 34 works of
Antalya Artists Association (ANSAN) artists,
was made by EXPO 2016 Antalya Agency
General Secretary Selami Gülay and The
World Tulip Summit President Michel
Gauthier together with the artists.
Some new trees are being planted on the
venue of EXPO 2016 Antalya and the
existing trees are cared for. Approximately
1500 trees from different species on the
venue are pruned, trimmed, cleaned of
weeds and transplanted. Some trees are
fixed and disinfected against gypsy moths.
The palms are also cleansed of palm
moths. All these procedures are employed
by expert teams who are preparing the
trees for hot summer months so that they
will pass the season healthily.
EXPO GÖLÜ’nün
YALITIMI TAMAMLANDI
EXPO 2016 Antalya alanına yapılan ve
Antalya Körfezi görünümünde olacak
EXPO Gölü’nün 75 bin metrekarelik
ana gövdesinin membran kaplaması
tamamlandı. EXPO Gölü’nün Aksu ile
Tehnelli Çayı bağlantılarının yalıtım
çalışmaları devam ediyor. Membran
kaplama ile göl suyu muhafaza edilmiş
olacak.
Derinliği 5 metreyi bulan EXPO Gölü,
suyunu Aksu Çayı’ndan alıp, Tehnelli
Çayı’na bırakacak. Kirlenme, yosunlanma ve haşere oluşmaması için göl suyunun hareketli olması planlanıyor. EXPO
Gölü’ne suyu taşıyacak olan Aksu
Çayı’na kurulacak iki adet değirmenle,
alanda kullanılacak elektriğin önemli
bir bölümü de üretilmiş olacak.
THE INSULATION OF
THE EXPO LAKE IS
COMPLETED
The membrane coating of the main
body of the EXPO Lake which will be
made on the EXPO 2016 Antalya venue
in the shape of the Gulf of Antalya is
completed. The insulation work on
the connections of Aksu and Tehnelli
creeks with the EXPO Lake are still
ongoing. The membrane coating will
protect the water of the lake. The EXPO
Lake, with a depth of 5 meters, will get
its water from Aksu Creek and deliver it
to Tehnelli Creek. To prevent pollution,
algae and pest growth, the lake water
is planned to be flowing. The two
mills that will be built on Aksu Creek
whose waters will be flowing into the
EXPO Lake will be generating most of
the electricity that will be used on the
venue.
ŞAKAYIKLAR DOĞAL ORTAMINDA AÇTI
Osmanlı’da Kral Çiçeği olarak bilinen ve sarayda, hasbahçede süs amaçlı kullanılan, EXPO 2016 Antalya’nın
da sembol çiçeği Şakayık (Paeonia Turcica), doğal ortamında çiçek açtı. Konyaaltı Belediyesi sınırları içindeki
Hisarçandır Köyü’nde 40 dönümlük doğal ortamında koruma altına alınan şakayıklar rengarenk görüntüler
oluşturuyor.
EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay, şakayıkların yayılış gösterdiği alanda incelemelerde
bulundu. Şakayıkların bulunduğu 40 dönümlük alanın koruma altına alındığını belirten Genel Sekreter Gülay,
mart ayında Şakayık soğanının filizlenmeye başladığını, nisan ve mayıs aylarında ise çiçek açtığını belirtti.
Gülay, 2016 yılındaki EXPO açılışında, alana safari turları düzenlenmesini planladıklarını da kaydetti.
Şakayık’ın EXPO 2016 Antalya’nın sembol çiçeği seçilmesinden sonra bilinirliğinin arttığını belirten Genel
Sekreter Gülay, çiçek üreticileri tarafından stilize edilen şakayık satışlarının da on misli arttığını söyledi.
THE PEONIES HAVE
BLOSSMEED IN THEIR NATURAL
ENVIRONMENT
The peonies (Paeonia Turcica), which were known
as the King’s Flower during the Ottoman Period and
used for decoration in Hasbahçe (the sultans’ and
their families’ private garden) have blossomed in their
natural environment as the symbol flower of EXPO
2016 Antalya. The peonies that are protected in a
natural area of 40 hectares in the Hisarçandır Village
in the Konyaaltı Municipality have all blossomed
in a myriad of colours. EXPO 2016 Antalya Agency
General Secretary Selami Gülay made inspections
in areas where the peonies are growing. General
Secretary Gülay stated that the area where the
peonies are is under protection. The bulb of the
peony starts stooling in March and the blossoms are
opened in April and May. Gülay has also announced
that they are planning to organize safari tours to
the venue in the EXPO opening in 2016. General
Secretary Gülay stated that the popularity of the
peony has increased and the sales of stylized peonies
by flower producers have increased by ten times.
THE PEONY IS IN THE GREEN
NATURE PROGRAMME
The symbol flower of Antalya, Paeonia Turcica, has
been the subject of the green Nature Programme
prepared by Güven İslamoğlu. The filming of Green
Nature programme, produced and presented by
Güven İslamoğlu and broadcast on CNN Türk was
done in the Sarıçınar region of the Hisarçandır
Village in the Konyaaltı province of Antalya. EXPO
2016 Antalya’s symbol flower peony (Paeonia
Turcica) only grows in Antalya, Burdur and Denizli.
İslamoğlu, with his programme, has increased the
popularity of the flower to wider masses and he
will be introducing other endemic species of the
region. Güven İslamoğlu and his team members,
who visited the Sarışınar region where the peonies
are growing, have been informed by the EXPO 2016
Antalya Agency General Secretary Selami Gülay.
ŞAKAYIK, YEŞİL DOĞA PROGRAMINDA
EXPO 2016 Antalya’nın sembol çiçeği Paeonia
Turcica türü Şakayık, Güven İslamoğlu’nun hazırladığı ve sunduğu Yeşil Doğa programının konusu oldu.
CNN Türk’te yayınlanan, Güven İslamoğlu’nun
hazırlayıp sunduğu Yeşil Doğa programının çekimleri
Antalya’nın Konyaaltı İlçesi sınırları içinde yer alan
Hisarçandır Köyü, Sarıçınar Mevkii’nde yapıldı.
EXPO 2016 Antalya’nın sembol çiçeği olan ve sadece
Antalya, Burdur ve Denizli illerinde görülen (Paeonia
Turcica) türü Şakayık’ı izleyicileri ile buluşturan
İslamoğlu, bölgedeki diğer endemik türlerini de
ekrana taşıyacak.
Şakayık’ın yoğun olarak bulunduğu Sarıçınar
Mevkii’ne ekibi ile birlikte çıkan Güven İslamoğlu,
burada EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri
Selami Gülay’dan bilgi aldı.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 61
THY
DESTINATION
COMFORT IN
MOSCOW
Türk Hava Yolları, Moskova’da açılan özel yolcu salonu “Lounge
Istanbul Moscow” ile yolcularını sıcak bir atmosferde ağırlıyor.
MOSKOVA’DA KONFORUN ADRESİ
h a b e r le r...
Türk Hava Yolları’nın yurt dışındaki ilk özel yolcu salonu “Lounge IstanbuL-Moscow”
hizmete giriyor. Salonun tasarım konsepti ve revak tarzı, İstanbul’da yolcularımızın hayranlıkla karşıladıkları “Lounge Istanbul” ile aynı standartta dizayn edildi. Turkish DO &
CO’nun ikramları ile hem dünya mutfağını hem de pide, ızgara, baklava gibi Türkiye’ye
özgü tatları ve lezzetleri misafirlerinin damak zevkine sunan salon, 635 m2’lik alanıyla 150 kişiyi aynı anda ağırlama kapasitesine sahip. Kütüphane, media wall, business
room, pc center gibi pek çok imkanın yolculara sunulduğu salonda keyifli ve dinlendirici anlar yaşamak mümkün.
BİR MİLYON E-VİZE
Türkiye’yi ziyaret eden yabancılar
için büyük bir kolaylık imkanı oluşturan E-Vize uygulaması büyük ilgi
görüyor. 17 Nisan 2013’te başlatılan
uygulama, 11 ay gibi kısa bir sürede
çığ gibi büyüyerek 17 Mart 2014 tarihi itibariyle 1 milyon sayısına ulaştı.
1 milyonuncu e-vizeyi alan Hindistan
vatandaşı Priyanka Katara, Türk Hava
Yolları’ndan iki kişilik Londra-İstanbul gidiş-dönüş bileti kazandı.
 THY Arşivi ve Shutterstock
ONE MILLION E-VISAS
The e-visa application introduced
for the convenience of foreigners
visiting Turkey is a big hit. Launched
on April 17, 2013, it has grown like
an avalanche in the short space of 11
months with numbers rising to one
million by March 17 of this year. As
the one-millionth person to receive
an e-visa, Priyanka Katara, a citizen
of India, recently won London-Istanbul round-trip tickets for two.
Turkish Airlines is now welcoming passengers in the friendly
atmosphere of its exclusive
Moscow passenger lounge,
“Lounge Istanbul Moscow”.
Turkish Airlines first-ever exclusive
passenger lounge outside the country,
“Lounge Istanbul-Moscow” has opening
for service. The lounge’s overall concept
and cloister plan were designed to the
same standard as the highly acclaimed
“Lounge Istanbul”. The lounge, which serves original Turkish tastes and treats such
as “pide” flat bread, grilled meats and
baklava, all by catering service Turkish
DO & CO, can accommodate 150 guests
at once in its 635-square-meter area. You
can enjoy a pleasant and relaxing time in
the lounge, which offers passengers an array of facilities such as a library, a media
wall, a business room and a PC center.
THY
5. kez isim
sponsoru
Türk Hava Yolları, altıncısı düzenlenen
Avrupa Bayanlar Golf Turnuvası’nın
5. kez isim sponsoru oldu. 8-11 Mayıs
tarihleri arasında Avrupa’nın en iyi golf
destinasyonlarından Belek’te düzenlenen
“Turkish Airlines Ladies Open”a dünya
çapında 80 turnuva kazanan, İngiltere’nin
en iyi kadın golfçüsü Laura Davies’in yanı
sıra dünya genelinden pek çok başarılı
bayan golfçü katıldı.
THY, sponsor for
the 5th time
Turkish Airlines is name sponsor for the
5th time of the European Women’s Golf
Tournament, now in its 6th year. In addition to Laura Davies, the UK’s top woman
golfer and winner of 80 tournaments
worldwide, numerous successful women
golfers from around the world will take
part in the “Turkish Airlines Ladies Open”,
to be held at Belek, one of Europe’s top
golf destinations, May 8 to 11.
KUZEYDEN GÜNEYE
Türk Hava Yolları, Rusya Federasyonu’ndaki 9.
destinasyonu olan Astrahan’a uçuyor. 30 Mart
tarihinde başlayan uçuşlar, haftada 4 gün karşılıklı
gerçekleştiriliyor. Haftada 3 frekans olarak icra edilen
İstanbul-Köstence seferleri, 30 Mayıs’tan itibaren
İstanbul-Varna-Köstence olarak güncelleniyor. Yanı
sıra, İstanbul-Kotonu-Abidjan-İstanbul seferleri
haftada 4 frekans olarak Haziran ayında başlayacak.
Ayrıca Oran, Konstantin, Boston ve Katanya hatları
da hizmete başlıyor. Ayrıntılara www.turkishairlines.
com web sitesinden, 444 0 849 Çağrı Merkezi’nden
veya satış ofislerinden ulaşılabilir.
Köstence (sol üstte), Kotono (sol altta) ve Astrahan
(altta).
Köstence (left above), Kotono (left below) and Astrahan
(below).
FROM NORTH TO SOUTH
Turkish Airlines is now flying to Astrakhan, its 9th destination in the Russian Federation. The flights, which
got under way on March 30, are in both directions
4 days a week. The airline’s thrice-weekly IstanbulConstanta flights are also being upgraded to include
Varna, starting on May 30 (Istanbul-Varna-Constanta-Istanbul). In addition, Istanbul-Cotonou-AbidjanIstanbul flights will begin in June at a frequency of 4
per week. Routes to Oran, Constantine, Boston and
Catania are starting up as well. More information is
available from the website, www.turkishairlines.com,
the Call Center 444 0 849, and from all sales offices.
MILES & SMILES’TA
YENİ DÖNEM
Türk Hava Yolları’nın müşteri sadakat programı Miles & Smiles, 1 Haziran itibariyle
yeniden şekilleniyor. Ödül bilet kontenjanlarınınn artırılması, sezon farklarının
kaldırılması, daha fazla mil kazanımı gibi
pek çok iyileştirmenin yapıldığı program
hakkında detaylı bilgi için:
www.new-milesandsmiles.com
LEIPZIG FUARLARI İLE İŞBİRLİĞİ
Almanya’nın ve dünyanın farklı yerlerinde düzenlediği etkinlikler ile tanınan Leipziger Messe ve Türk
Hava Yolları arasında geçen sene imzalanan iyi
niyet mektubunun devamı olarak ikinci bir anlaşma
imzalandı. Bu anlaşma ile Türk Hava Yolları Leipzig
Fuarı'nın öncelikli havayolu oldu. Leipzig-İstanbul
bağlantısı ile 100’den fazla ülkenin ihracatçılarının
ve fuar misafirlerinin ulaşımına katkı sağlanmış oldu.
NEW ERA IN MILES & SMILES
Turkish Airlines’ customer loyalty program,
Mile&Smiles is coming to you in a new
and improved form on June 1. For more
information about the program, which
includes innovations such as an increased
quota of award tickets, elimination of seasonal restrictions, and more miles earned,
visit the website at
www.new-milesandsmiles.com
COLLABORATION WITH LEIPZIG FAIRS
A second agreement has been signed in a continuation of the goodwill letter signed last year between
Turkish Airlines and the Leipziger Messe, wellknown for the events it organizes in Germany and
all over the world. Under the agreement, Turkish
Airlines has become the preferred airline of the Leipzig Fair. The Leipzig-Istanbul connection contributes
to providing transportation for exporters and guests
from upwards of 100 countries.
TÜRSAB DERGİ | HAZİRAN 2014 63
Download

DERGİ - tursab.org.tr