“DİYARDAN GELEN SAĞLIK”
Yayın Bölgesi: Diyarbakır Sayı:3
İmtiyaz Sahibi: Dr. Mehmet Sait AVAR
Genel Yayın Koordinatörü: Dr. Cevat TALAY
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü/
Editör: Psk. Onur BÖRTÜÇENE
Teknik Editör: Hem. Seher POLAT GÜVEN
Yayın Koordinasyon Kurulu:
Dr. Cevat TALAY
Dr.Zülfü Barış ŞAHİN
Dr.Hüseyin Hakan KARAKAŞ
Dr. Mehmet BATURAY
Av. Bülent EROL
Psk.Onur BÖRTÜÇENE
Hem. Seher POLAT GÜVEN
Ebe Hicran BOZTOĞAN
Hukuk Danışmanı
Av. Emrah ÖZEKİNCİ
Redaksiyon-Fotoğraf
Hem. Seher POLAT GÜVEN
Ebe Hicran BOZTOĞAN
Öğrt. Mehmet Murat KAYA
Hazırlık
Araştırma ve Sağlığın Geliştirilmesi
Şube Müdürlüğü
Grafik-Tasarım- Baskı
AGRAFİK
Dicle Kent Bulvarı Nil Koleji Arkası-DİYARBAKIR
Tlf: 0(412) 237 27 07 | www.agrafik.biz
İletişim: İl Sağlık Müdürlüğü
Doktor Şeref İnanöz Cad.İl Sağlık Müdürlüğü Diyarbakır
Tlf: 0 (412) 228 69 94 - 228 44 31 - 223 72 30 - 223 72 51
[email protected]
web: www.diyarbakir.ism.saglik.gov.tr
Araştırma ve Sağlığın Geliştirilmesi Şube Müdürlüğü
Tlf: 0(412) 223 62 43
Yazıların ve yazılarda yer alan fotoğrafların sorumlulukları yazarlarına aittir.
Reklamların sorumluluğu ise ilgili firmalara aittir.
Bu dergide yer alan yazılardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Bu dergi tamamıyla reklam gelirleri ile 4 ayda bir yayınlanmakta ve ücretsiz
dağıtılmaktadır.
GÜNCEL
Editorden
Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü olarak, verdiğimiz sağlık hizmetleriyle, hep birlikte önemli bir değişim süreci yaşadık ve yaşattık. Söz
konusu değişimlerle birlikte Diyarbakır’ın da
sağlık çehresinin değişmesine katkı sağlamanın mutluluğunu yaşıyor, sağlık hizmetlerinde daha müreffeh yarınlar için çalışıyoruz.
Biliyoruz ki toplumları bilgi inşa eder, bu
nedenle de sağlık okur-yazarlılığına büyük
önem veriyoruz. Dergimizin de bu anlamda
önemli bir fırsat olduğunu düşünerek, büyük bir titizlilikle hazırladığımız 3. sayıyı, siz
değerli okurlarımızla buluşturuyoruz.
Bu sayımızda; organ naklinin toplumdaki
gerçeğine yer vermek istedik. İstedik ki bu
meşakkatli yolda başarıya ulaşmanın ne
denli zor olduğu bilincine varılsın. Bahar aylarına girdiğimiz bu günlerde bahar alerjisine dikkat çekmek isterken, gençlerimizi de
unutmadık. Yaklaşan sınav dönemi nedeniyle, sınav kaygısının, başarılarını gölgelememesi için dikkat etmeleri gereken hususlar
hakkında bilgiler vermeye çalıştık. Daha birçok sağlık konularına ve değerli konuklara
yer verdiğimiz dergimizin röportaj köşesinde
ise Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Mehmet
Galip ENSARİOĞLU ile sıcak bir sohbette
buluştuk.
Psk. Onur BÖRTÜÇENE
Araştırma ve Sağlığın Geliştirilmesi Şube Müdürü
Sözlerime son verirken, Bakanlığımızın 2014
yılı için belirlediği “Sağlıklı Yaşam için Hareket Yılı” kapsamında; tüm okurlarımıza ‘Hareketli yıllar’ diliyorum.
Bir sonraki sayıda görüşmek üzere,
Sağlıcakla kalın!
1
GÜNCEL
Onsoz
Değerli Dostlar,
Dergimizin 3. sayısıyla tekrar birlikteyiz.
Büyük bir itinayla hazırladığımız bu sayımızda, 2013 yılı içerisindeki faaliyetlerimizi hatırlatmak istedik.
30.000m2 kapalı alana sahip olan ve yaklaşık 26.000.000TL’ ye mal olan Ergani
Devlet Hastanesinin açılışını gerçekleştirerek, ilimizin en büyük ilçesinin nitelikli
yatak problemini çözmüş ve halkımıza
daha iyi hizmet sunmuş olduk.
Bilindiği üzere 2013 yılının ocak ayında
ilimize ‘‘ATT’’ yağmuru yağdı. 210 personel, 22 yeni A tipi 112 Acil Sağlık Hizmeti
istasyonu ve beraberinde 10 yeni ambulansın hizmete açılışını; Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Sayın Dr. Mehmet
Mehdi EKER’ in teşrifleriyle gerçekleştirme bahtiyarlığını yaşadık.
Dr. Mehmet Sait AVAR
İl Sağlık Müdürü
2
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
Güneydoğu Anadolu Nöroloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (GÜNİDER)
işbirliği ile ‘‘28 Temmuz Dünya Viral Hepatit Günü’’ ve ‘‘1 Aralık Dünya AİDS’’
günleri için farkındalık ve duyarlılık oluşturma adına alışveriş merkezlerinde
standlar açtık.
‘‘Kan Bağışı Kampanyası’’ düzenleyerek müdürlüğümüz personellerini, kan bağışına teşvik ettik.
Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde
yatarak tedavi gören diyabetli çocuklarımıza
‘‘14 Kasım Dünya Diyabet Günü’’nde hediyelerimizle ziyarette bulunduk.
26- 29 Ağustos 2013 tarihleri arasında Silvan ilçemizin Hasuni Mağaraları bölgesinde kamp
kurarak Bölge Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi’nin (UMKE), gerçeği aratmayan tatbikatlarla eğitim almasını sağladık.
Sağlık alt bölgemizde yer alan Siirt, Şırnak,
Mardin ve Batman il yöneticilerinin katılımıyla
bölgesel İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) toplantıları düzenledik.
Tıp Bayramı, Anneler Günü, Hemşireler Günü
ve Dünya Kadınlar Günü gibi sosyal etkinliklerle, personelimizin moral ve motivasyonunu
yükseltici organizasyonlar düzenledik.
Sağlığı Sanatla Buluşturma adını müdürlüğümüz bünyesinde sağlık çalışanlarından
oluşan ‘‘Sağlıklı Tiyatro’’ adlı, tiyatro ekibini
kurduk.
Ramazan ayında birlik, beraberlik, kardeşlik
ve paylaşma duygusunu hep birlikte yaşama
adına, müdürlük çalışanlarımıza ve ailelerine
iftar yemeği düzenledik.
Hayatımızda önemli bir yer teşkil eden Ramazan Ayı’nda, halkımızın sağlıklı bir Ramazan
geçirebilmesi için camilerde ve hastanelerde
sağlıklı beslenme standları kurduk.
Hizmetiçi Eğitim Programlarıyla personellerimizin bilgi düzeyini artırmaya çalıştık.
Düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının kazanılmasına yönelik ‘‘3-4 Ekim Dünya Yürüyüş
Günü’’ etkinlikleri düzenledik.
Müdürlüğümüz Organ ve Doku Nakli Bölge
Koordinasyon Merkezince (BKM) toplumu,
organ ve doku nakli hakkında bilgilendirmek
ve organ bağışına dikkat çekmek amacıyla koordinasyon merkezimize bağlı Bitlis, Siirt, Şırnak, Van, Malatya, Elazığ, Hakkâri, Batman,
Şanlıurfa, Mardin ve Adıyaman illerinde halk
toplantıları düzenledik.
Buraya sığdıramadığım daha nice sosyal ve
bölgesel toplantılar, etkinlikler ve programlarla 2013 yılını hizmet açısından dolu dolu geçirdik.
2014 yılının daha verimli ve başarılı geçmesi
gayreti için desteklerinizi bekliyoruz.
Saygı ve selamlarımızla...
14
ECZACILIK VE
TIBBİ CİHAZ ŞUBE
MÜDÜRLÜĞÜ
12
İÇİNDEKİLER
SAYIN
M. GALİP
ENSARİOĞLU’YLA
RÖPORTAJ
6
8
17
22
27
29
32
36
38
45
47
50
56
62
64
65
66
2013 YILI FAALİYET PANORAMASI
BİZDEN HABERLER
AİLE HEKİMLİĞİNİN DÜNYADAKİ TARİHSEL GELİŞİMİ
GIDA GÜVENLİĞİ
OTİZMİ FARK ETMEK
BAKIN KİM NE DİYOR
BÖLGEMİZDE VİRAL HEPATİT VE HIV/AIDS GERÇEĞİ
SAĞLIKLA GELEN SANAT
SAĞLIKLI GÜLÜŞLER
BAHAR AYLARI KABUS OLMASIN!
TÜRK KIZILAYI GÜNEY ANADOLU BÖLGE KAN MERKEZİ
SAÇLARIMIZ NEDEN DÖKÜLÜR?
AKILCI İLAÇ KULLANIMI
HANİ
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ
ŞİİR KÖŞESİ
GÜLMECE GÜLDÜRMECE
20
BÜYÜMEYE DEVAM
EDIYORUZ
54 40
SINAV KAYGISI
60
GELİŞİMSEL
KALÇA
DİSPLAZİSİ
CESUR ADAMLAR
GÜNCEL
Obezite ile Mücadele Projesi
Müdürlüğümüzünde Kadınlar
Günü Programı
Kan Bağışına Destek
14 Mart Tıp Bayramı Etkinliği
(Tiyatrodaydık)
Müdürlüğümüzde
Yangın Tatbikatı
Sağlık Hizmetleri Değerlendirme ve
İstişare Toplantısı (Bölge ASKOM)
Anneler ve Hemşireler Günü
Kutlaması
Lösemi Çocukların Müdürlüğümüze Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Ziyareti
Mehdi Eker ile Röportaj
6Organ Bağış Standımız
DİYARBAKIR
İL SAĞLIK
MÜDÜRLÜĞÜ
Ramazanda
Sağlıklı Beslenme
Hava Ambulansımız ile
Standımız
Hizmet
Bilgilendirici Bilboardlarımız
Yeşil Hayat Projesi Kapsamında
Ağaç Ektik
11.Hasta ve Çalışan Güvenliği
Sempozyumu
Hipertansiyon ile Mücadele Standı
Yeni Valimize Sağlık Hizmetleri
Brifingi
Hizmet İçi Eğitimlerimiz
Başarı Belgesi
Sağlık-Sen Genel Başkanlığına
Ziyaret
Kahvaltı Organizasyonu
28 Temmuz Dünya Viral Hepatit
Günü
Dış Eğitimlerimiz
(Denetimli Serbestlik gibi)
22 ASH İstasyonu ve 10 Ambulansın
Açılış Töreni
GÜNCEL
2013 YILI FAALİYET PANORAMASI
İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM)
Toplantıları
Anne Ölümleri Önlenmesi
Değerlendirme Toplantısı
UMKE 5. Bölge Tatbikatı
Dergimizin İlk Sayısını
Kutladık
Tiyatro Ekibimiz
1 Aralık Dünya AIDS Günü
Standımız
TRT 6’te Organ Nakli Programı
(Kürtçe)
112 Facebook adresimiz
Diyarbakir 112 İl Ambulans
Servisi Başhekimliği
Ergani Devlet Hastanesi Açılışı
Diyarbakır’da Dünya Yürüyüş Günü
Yeni Web Sitemiz
Etkinlikleri
www.diyarbakir.ism.saglik.gov.tr
Organ Nakli Halk Toplantısı
UMKE’ye Teşekkür Belgesi
14 Kasım Dünya Diyabetler Günü
Milletvekili Sayın Mehmet
Süleyman HAMZAOĞULLARI ile
Röportaj
Sağlık Çalışanları İftar Yemeğinde
Bir Araya Geldi
Organ Nakli
Bilgilendirme Toplantısı
(Üniversite Öğrencilerine)
Denetimlerimiz
7
HABERLER
Akılcı İlaç Kullanımı ve Eczane Denetim
Semineri
İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Zülfü Barış ŞAHİN,
11. Bölge Diyarbakır Eczacı Odası Başkanı Ecz.
Ferat DEĞER ve Eczacılık Şube Müdürü Mehmet
EVSEN’nin katılımıyla ‘‘Akılcı İlaç Kullanımı ve
Eczane Denetimi’’ Semineri düzenlendi.
‘‘Umut Yıldızı Projesi’’ Kariyer Günleri
‘‘Umut Yıldızı Projesi’’ kariyer günleri kapsamında, İl Sağlık Müdürümüz Dr. Mehmet Sait AVAR;
kariyeri, yaşamı ve hekim kimliğiyle rol model olarak öğrencilerin sorularını cevapladı.
Denetimlerimiz Hız Kesmeden Devam Ediyor
Yenişehir İlçe Sağlık Müdürlüğü denetim ekiplerince, halkımızın sağlık hizmetine erişiminde kalite ve
ortak bir standart sağlanması amacıyla özel sağlık
kurum ve kuruluşlarına yönelik yoğun bir denetim
programı uygulanmaktadır.
Sağlık-Sen Ziyareti
Diyardan Gelen Sağlık Dergisi ekibi olarak
Sağlık Sen Genel Başkanı Metin MEMİŞ ve Eğitim
ve Sosyal İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı
Abdülaziz ASLAN’a ziyarette bulunduk.
8
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
HABERLER
Kan Bağışına Destek
İl Sağlık Müdürümüz Dr. Mehmet Sait AVAR,
Kızılay Bölge Kan Merkezi’nin Ofis semtinin girişinde kurduğu Kan Bağış Tırını ziyaret ederek, kan
bağışında bulundu.
Organ Bağış Standımız
Organ bağışı ve doku naklinin yaygınlaştırılması ve
bu konuda toplumun bilinçlendirilmesi amacıyla 6- 7
Kasım tarihlerinde Mega Center AVM ve Ninova Park
AVM de stand kuruldu. Standlarımızda bilgilendirme
amacıyla sağlık personeli tarafından el broşürleri dağıtıldı. Ayrıca organ bağışı yapmak isteyen vatandaşlar
tarafından Organ ve Doku nakli formu dolduruldu.
14 Kasım Dünya Diyabetliler Günü
Sağlık Müdürümüz Dr. Mehmet Sait AVAR, Çocuk Hastalıkları Hastanesinde klinikte takip edilen
diyabetli çocukları ziyaret ederek çeşitli hediyeler
verdi.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu Oluşturuldu
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 22.
maddesine istinaden kurumumuzda İş Sağlığı ve
Güvenliği Kurulu oluşturulup, İl Sağlık Müdürlüğü
toplantı salonunda Kurul Başkanı Dr. Mehmet
BATURAY başkanlığında ilk toplantısı yapıldı.
Şişmanlık (Obezite), Kalp- Damar Hastalıkları Riskini Arttırır
9
HABERLER
1 Aralık Dünya AIDS Günü
İl Sağlık Müdürlüğü olarak Güneydoğu Anadolu
Nöroloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (GÜNİDER),
Halk Sağlığı Müdürlüğü ve AIDS Savaşım Derneği ortak
çalışmasıyla AIDS hastalığı hakkında toplumsal bilincin
yükseltilmesi ve konuya ilişkin farkındalığın arttırılması için Ninova Park Alışveriş Merkezi’nde bilgilendirme
standları kurduk.
Sağlığa Yürüdük
Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı
kapsamında “Sağlıklı Yaşam ve Hareket Yılı’’ olarak
ilan edilen 2014 yılına, fiziksel aktiviteye dikkat çekmek amacıyla yürüdük.
İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu
(ASKOM)
İl Sağlık Müdürümüz Dr. Mehmet Sait AVAR’ın başkanlığında, İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu 7. toplantısı düzenlendi.
Yabancı Uyruklu Hastalara Sunulan Sağlık
Hizmeti
2013 yılında ilimizdeki kamu ve özel sağlık
kuruluşları tarafından başta Suriye, Irak, Almanya
ve Azerbaycan olmak üzere 22 farklı ülkeden
gelen toplam 8305 vatandaşa 30 farklı branşta
sağlık hizmeti sunuldu.
10
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
HABERLER
Yurtkur Öğrencileri İçin Sağlığı Geliştirme
Programı
‘‘Yurtkur Öğrencileri İçin Sağlığı Geliştirme
Programı’’ pilot uygulaması kapsamında, il yöneticileri tarafından koordinasyon toplantısı yapıldı.
MNGIE Hastası Öğretmene Ziyaret
Vali Mustafa Cahit KIRAÇ, İl Sağlık Müdürü Dr.
Mehmet Sait AVAR ve İl Milli Eğitim Müdürü Hadi
AĞIRBAŞ dünyada çok nadir görülen Mitokondriyal
Nörogastrointestinal Ensefalomiyelopati (MNGIE)
hastası 32 yaşındaki öğretmen Ümit Açmaz’ı, evinde
ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundular.
112 Ambulans Ağımızı Genişlettik
Bakanlığımızca tahsis edilen 12 adet ve İl Özel İdaresi tarafından alınan 3 adet olmak üzere toplam 15
Ambulansın hizmete açılış töreni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Dr.Mehmet Mehdi EKER’ in
katılımıyla gerçekleştirildi.
Temiz Olmak Benim İşim Projesinin Tanıtımı
İlimizdeki tüm kamu anasınıflarındaki öğrencilere
yönelik; El Yıkama, Ağız Diş Sağlığı ve Obezite Araştırması konularını kapsayan ‘‘Temiz Olmak Benim
İşim’’ adlı projemize start verildi.
Düzenli Fiziksel Aktivite, Kalp - Damar Hastalıkları RiskiniAzaltır
11
RÖPORTAJ
DİYARBAKIR MİLLETVEKİLİ
SAYIN MEHMET GALİP ENSARİOĞLU’YLA
RÖPORTAJ GERÇEKLEŞTİRDİK
Röportaj: Hem. Seher POLAT GÜVEN ( Araştırma ve Sağlığın Geliştirilmesi Şube Müdürlüğü)
Diyarbakır Milletvekili seçilen Ensarioğlu, Diyarbakır Büyük Şehir
Belediye Başkan Adayı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.
Mehmet Galip Ensarioğlu, 1
Ekim 1966’da Diyarbakır’da doğdu. Dicle Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu İktisadi ve İdari Programlar İşletme Bölümü’nü bitirdi.
Evli ve 4 çocuk babasıdır.
Gıda toptancılığı, özel ve resmi benzin istasyonu işletmeciliği,
özel hastane işletmeciliği ve inşaat
müteahhitliği yaptı. Güneydoğu
Sanayici ve İş Adamları Derneği
(GÜNSİAD), Diyarbakır Sanayici
ve İşadamları Derneği (DİSİAD),
Doğu ve Güneydoğu İş Adamları Federasyonu (DOĞUGÜNSİFED), Diyarbakır Kültür ve Sanat
Vakfı (DKVS) ile Diyarbakır Sosyal ve Siyasal Araştırma Akademisinin (DİSSA) kuruculuğunu yaptı
ve yönetim kurulları üyeliklerinde
bulundu. 2 yıl süreyle Diyarbakır
Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim
Kurulu Başkanlığını ve TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Konsey
Başkanlığını yürüttü. 24. dönem
12
Sayın Vekilim, başarılı Milletvekilliliğinin yanı sıra son
derece başarılı bir iş hayatınızın da olduğunu biliyoruz.
Hem milletin vekili olarak hem
de iş adamı olarak bölgeye hizmet vermenin nasıl bir duygu
olduğunu öğrenebilir miyiz?
Diyarbakır’a hizmet, benim
için en kutsal görevlerden biridir. Çünkü bu kentte doğdum,
büyüdüm ve burada yaşıyorum. Hayatımın en güzel anıları bu kentte geçti. Diyarbakır
aşığıyım, bu nedenle de bu
kente hizmet etmek benim için
onurların en büyüğüdür. Çok
erken yaşta ticarete başladım.
Bir yandan ticaret yaparken
öte yandan halkıma hizmet etmenin mutluluğunu yaşadım.
Yine gençlik yıllarımda bir siyasi
partinin il başkanlığını yürüttüm. Mensubu olduğum parti
iktidarda olsun ya da olmasın,
insanımıza hizmet etmek için
çabaladım. Milletvekili olduktan
sonra da haftanın üç gününü
Ankara’da mecliste, dört gününü Diyarbakır’da geçirdim.
Dolayısıyla işim, mesleğim,
statüm ne olursa olsun, Diyarbakır halkına hizmet etmekten
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
büyük mutluluk duyuyorum,
huzur buluyorum.
Diyarbakır Kültür ve Sanat
Vakfı’nın kurucularından olarak, insanlık tarihinin bütün
dönemlerine tanıklık eden Diyarbakır’ın, kültürel zenginliği
ve tanıtımı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Diyarbakır Tarihi ve uygarlığı çok eski yıllara dayanır. Surları, iç kalesi, Hilar Mağaraları,
Çayönü, 27 Sahabenin bulunduğu tek yer olan Hz. Süleyman Camii, Eğil’de Peygamber
kabirleri, daha sayamadığımız
birçok tarihi, kültürel ve inanca
yönelik ziyaret edilecek yerler var Diyarbakır’da. Ayrıca
adı Kur’an-ı Kerim’de geçen
iki peygamber kabri Eğil’dedir.
Ancak Diyarbakır, ne inanç turizminden ne de kültürel- tarih
turizminden istenen-beklenen
hedefe ulaşabilmiştir. Bütün
insanlığın ortak mirası olarak
kabul edilen evrensel değerlere
sahip surlarını ve iç kaledeki çok
sayıda tarihi yapılarını dünyaya
tanıtmak, toplumda söz konusu
evrensel mirasa sahip çıkacak
bilinci oluşturmak ve çeşitli
sebeplerle bozulan, yok olan
kültürel ve doğal değerlerin
yaşatılması ve bunların gün
yüzüne çıkartılıp restorasyonlarının yapılması gerekmektedir.
RÖPORTAJ
zamanını yürüyüşe
ayırması gerektiğini
de hatırlatmak isterim.
Planlı bir çalışmayla Diyarbakır’ın kalkınması turizmle sağlanabilir.
Diyarbakır’da verilen sağlık
hizmetlerini nasıl buluyorsunuz ve Sağlık Turizmi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Diyarbakır son yıllarda sağlık alanında büyük atılımlar gerçekleştirdi. Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Kampüsü’nde daha
birçok hastane yapılacak.
Sağlık alanındaki projeler
hükümet programında da yer
alıyor, yapılması planlanan hastanelerinin tamamlanmasıyla
Diyarbakır, Orta Doğu’nun sağlık merkezi haline gelecek.
Diyarbakır’ın sağlık merkezi olması için ‘Bölge İhtisas
Hastanesi’ açılacak. Bu ihtisas
hastanesinin etrafında çeşitli
hastanelerin yapımına başlanmıştır. Bunlar; Ağız ve Diş
Sağlığı Hastanesi, Fizik Tedavi
ve Rehabilitasyon, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Kardiyoloji,
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ve
Çocuk Hastalıkları olmak üzere
birçok İhtisas Hastaneleri açılacak. Bunların dışında yine merkez Yenişehir ve Bağlar ilçeleri
olmak üzere 2 devlet hastanesi
yapılması planlanmaktadır. Yoğun iş temponuzda sağlığınızı korumak için nelere
dikkat ediyorsunuz? 2014 yılı
Sağlıklı Beslenme ve Hareket
yılı olarak ilan edilmiştir. Bu
anlamda spor yapmaya zaman
ayırıyor musunuz?
Maalesef benim hayatımda
iş yoğunluğu her zaman olmuştur. Bu nedenle sağlıklı beslenme konusunda belli bir düzeni
oturtamıyorum ancak hareket
konusunda bir sıkıntı yok. İş yoğunluğunun vermiş olduğu bu
hareketlilik nedeniyle formumu
koruyabildiğimi düşünüyorum.
Sağlık Bakanlığı tarafından bu
yıl ‘‘Sağlıklı Beslenme ve Hareket yılı’’ olarak ilan edilmiştir.
Bana göre sağlıklı kalmanın
yollarından biri de düzenli yürüyüştür. Fırsat buldukça tempolu
yürüyüşler yapmaya çalışıyorum. Sağlık için herkesin belli bir
Yaşamına Hareket Kat
Yoğun iş temponuzdan kendinize ve ailenize vakit
ayırabiliyor musunuz?
Pek fazla vakit
ayırabildiğim söylenemez. Sabah başlayan yoğunluğum
gün boyu sürüyor.
İnsanımızın sorunlarıyla ilgilenirken,
zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Gece geç
saatlerde eve gidebiliyorum.
Halkımıza ayırdığım, onlarla
geçirdiğim zamanı, kendime
ayırdığım zaman olarak görüyorum. Çocuklarım büyüdüler.
Zaman zaman bu durumdan
şikayetçi olduklarını belirtseler
de beni anladıklarını söylüyorlar.
Son olarak okurlarımıza ve
sağlık çalışanlarına mesajınız
var mı?
Sağlık çalışanları görevlerini
yaparken mümkün olduğunca
şefkatli olsunlar. Bölge insanı
duygusaldır, hastalık hali de
duygunun en yoğun olduğu
dönemdir. Hasta-sağlık çalışanı
ilişkileri son dönemde maalesef
pek de iyi değil. Yapılan saldırıları da tasvip etmiyorum, herkesin daha sağlıklı ve sakin hareket etmesini öneriyorum. Tüm
sağlık çalışanlarına, okuyucularınıza derginiz aracılığıyla selam
ve saygılarımı sunuyorum.
13
TANITIM
ECZACILIK VE TIBBİ CİHAZ
ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ
Dr. Zülfü Barış ŞAHİN
Sağlık Müdür Yardımcısı
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz
Kurumu’nun görev alanına giren ilaç ve ürünlerin ruhsatlandırılması, üretimi, depolanması,
satışı, ithalatı, ihracatı, piyasaya
arzı, dağıtımı, hizmete sunulması, toplatılması, kullanımları ile
ilgili kural ve standartların, bu faaliyetleri yürütecek olan kamu ve
özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek
kişileri denetlemek ve gerektiğinde yaptırım uygulayan ve İl
Sağlık Müdürü tarafından verilen
benzeri görevleri yapan Eczacılık
ve Tıbbi Cihaz Şube Müdürlüğümüzde eczaneler, ecza depoları,
aktar - baharat dükkanları, medikal gaz firmaları ve kozmetik
müesseselerinin gerek açılış,
gerek çalışmaları sürecindeki işlemleri düzenlemek, mevzuata
uygun yasa ve emirlere göre faaliyet gösterip göstermediklerini
izlemek için Şubemizde 2 Eczacı,
1 Birim Sorumlusu, 3 Ebe, 1 Hemşire, 1 Sağlık Memuru ve 1 Sağlık
Teknikeri görev yapmaktadır.
Gülergin TAŞKIRAN, Sevinç OTCU, Neriman KAYA, Ferat DEĞER, Z. Barış ŞAHİN, Mehmet EVSEN, Erkan ÖNEL, İsmail
İSMAİLOĞLU, Yelda DEMİR, Kadriye KARAÇÖL ÇELİK, Berivan YASİNOĞLU
14
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
TANITIM
ECZANELERLE İLGİLİ HİZMETLER
ECZA DEPOLARIYLA İLGİLİ HİZMETLER
6197 sayılı eczacılar ve eczaneler hakkında kanun doğrultusunda;
• Eczane açılış, nakil, devir, kapanış işlemleri
• Eczane mesul müdürlük belgesi düzenlenmesi
• Vereseli eczane işlemleri
• Eczane isim değişikliği işlemleri
• Eczacı soyadı ve eczane kroki değişikliği işlemleri
• Eczane denetimleri
• Muvazaa araştırması
984 sayılı kanun doğrultusunda;
• Ecza deposu açılış, nakil, kapanış ve devir işlemleri Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi -Cihaz Kurumu ile
beraber yürütülür.
• Ecza deposu mesul müdür ve adres değişikliği
• Ecza deposu unvan değişikliği
• Ecza deposu denetimi
• Ecza depoları tarafından her ay müdürlüğümüze gönderilen, kontrole tabii müstahzarların
satış ve sarf hareketlerinin takibinin yapılması ve
suistimali halinde yasal işlem başlatılması
99255 sayılı kanun doğrultusunda;
• Özel hastane eczanelerinin ruhsat ve mesul müdürlük belgeleri Şubemizce düzenlenmektedir.
• Özel Hastane eczaneleri denetimi yılda iki defa yapılmaktadır.
• Denetim tutanakları ile tespit edilen eksikliklerin
tamamlanması takip edilerek ilgili yönetmelik ve
genelgelere uygunluğunun sürdürülmesi sağlanır.
ÖZEL HASTANE İSİMLERİ
RUHSATA ESAS YATAK
SAYILARI
DENETİM
ECZANE
318
YILDA 2 KEZ VE GEREKLİ GÖRÜLDÜKÇE
ECZA DEPOLARI
12
YILDA 2 KEZ VE GEREKLİ GÖRÜLDÜKÇE
MEDİKAL GAZ ÜRETİM, DOLUM, DEPOLAMA, DAĞITIM VE SATIŞ
YERLERİ
5
YILDA 1 KEZ VE GEREKLİ GÖRÜLDÜKÇE
BİTKİSEL DROG SATAN AKTAR VE BAHARATÇILAR
43
YILDA 1 KEZ VE GEREKLİ GÖRÜLDÜKÇE
KOZMETİK ÜRÜN ÜRETİM VE SATIŞ YERLERİ
4
SAHA GÖZETİMİ VE DENETİMİ GEREKLİ
GÖRÜLDÜKÇE YAPILMAKTADIR.
MEDİKAL GAZ ÜRETİM, DOLUM,
DEPOLAMA, DAĞITIM VE SATIŞ İŞLEMLERİ
İLE İLGİLİ HİZMETLER
BİTKİSEL DROG SATAN AKTAR BAHARATÇILARLA İLGİLİ HİZMETLER
2011/63 sayılı kanun doğrultusunda;
• Medikal Gaz üretim veya dolum tesisi açılış, nakil
işlemleri Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ile beraber yürütülür.
• Medikal Gaz depolama ve dağıtım tesisleri izin
belgeleri Müdürlüğümüzce düzenlenir.
• Medikal Gaz tesisleri için mesul müdürlük belgesi düzenlenir.
• Medikal Gaz Tesislerinin denetimi
5777 sayılı kanun doğrultusunda;
• Bitkisel drog ve baharat satış yerlerine satış izin
belgesi düzenlenir.
• Aktar ve baharatçıların ilgili genelgelere uygun
olarak satış yapmaları denetlenir.
• Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun talimatları yerine getirilir.
Çok İlaç Değil, Doğru İlaç İyileştirir
15
TANITIM
KOZMETİK ÜRÜN ÜRETİM VE SATIŞ
YERLERİ İLE İLGİLİ HİZMETLER
YEŞİL, KIRMIZI VE KAN ÜRÜNÜ, HEMOFİLİ
REÇETELERİ İLE İLGİLİ HİZMETLER
5324 sayılı kanun doğrultusunda;
• Kozmetik ve kişisel bakım ürünü üreten, ithal
eden ve bu ürünlerin tedarik zincirinde yer
alan firmaların, Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na yaptıkları bildirimler kontrol
edilir.
• Kozmetik ürün imalat müesseselerinin İyi
İmalat Kılavuzu’na göre denetimleri yapılır.
• Piyasada bulunan kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinin etiket ve ambalaj bilgileri
Kozmetik Kanunu ve Yönetmeliği’ne göre
kontrol edilir.
• Özel ve devlet hastanelerine, aile sağlığı merkezlerine
ve serbest hekimlere yeşil, kırmızı ve kan ürünü reçetesi dağıtımı şubemizce yapılır. Bu bilgiler periyodik
olarak Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na bildirilir.
• Eczanelerce karşılanan yeşil, kırmızı ve kan ürünü ve
hemofili reçeteleri kontrol edilerek uygun olmayan
reçetelerle ilgili doktor ve eczacılar uyarılır. Bu bilgiler
periyodik olarak Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na bildirilir.
• Kaybolan kırmızı-yeşil reçete, sahte reçete ve doktor
kaşeleri Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na
bildirilir.
2013 YILI
2014 YILI İLK İKİ AYI
(OCAK- ŞUBAT 2014)
KAN ÜRÜNÜ
630
17
HEMOFİLİ TAKİP KARNESİ
25
11
KAN ÜRÜNÜ VE HEMOFİLİ TAKİP KARNESİ DÜZENLENEN HASTA SAYISI
HEMOFİLİ TAKİP KARNESİ İLE İLGİLİ
HİZMETLER
• 01.08.2001 tarihinden itibaren, hemofili ve
kan ürünleri reçeteleri için özel renkli reçete
uygulanmasına başlanmıştır.
• 10.02.2009 tarih ve 10163 sayılı Genelge
doğrultusunda, 01.04.2009 tarihinden itibaren Hemofili takip karnelerinin düzenlenme
ve hastalara ulaştırma işlemleri, İl Sağlık Müdürlükleri’ne devredilmiştir.
• Belirtilen tarihten itibaren, söz konusu Hemofili karneleri şubemiz tarafından düzenlenmektedir.
İLAÇ TAKİP SİSTEMİ VE ÇKYS İLE İLGİLİ
HİZMETLER
• Eczaneler, Ecza Depoları, Aile Hekimlikleri, Toplum
Sağlığı Merkezleri, Hastane eczaneleri, ilaç sarf eden
diğer tüm merkezlerin İTS kayıtları yapılarak GLN Numaraları verilmektedir.
BAKANLIK EMİRLERİNİN İLGİLİ KURUM/
KURULUŞLARA ULAŞTIRILMASI İLE İLGİLİ
HİZMETLER
• Temel Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında
Yönerge gereği, Bakanlığımız İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan gelen Genelge ve çeşitli duyuruların ilgili
mercilere (Eczacı Odası, Meslek grupları, Ecza Depoları
gibi) zamanında ulaştırılması sağlanır.
Ecz. Ferat Değer, Ecz. Sevinç OTCU
Hazırlayan: Yelda DEMİR, Berivan YASİNOĞLU
16
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
AİLE HEKİMLİĞİ
AİLE HEKİMLİĞİNİN
DÜNYA’DAKİ TARİHSEL GELİŞİMİ
Dr. Taner AŞKIN
Ergani 8 Nolu ASM Hekimi
Günümüzde
hastalıkların
yapısındaki değişiklik, kronik
hastalıkların artışı, ölüm nedenlerinin farklılaşması, sağlıkta
teknoloji ve kaynak kullanımının
da önemli boyutlara ulaşması,
insanları sürekli izleyebilecek
yeni bir hekim tipine ihtiyacı ortaya çıkarmıştır.
İnsanı bir bütün olarak ele
alacak bu uzmanlık dalının
gerekliliği, ilk kez 1923 yılında
Dr.Francis Peabody tarafından
gündeme getirilmiştir. Bu durum Aile Hekimliğinin başlangıcı sayılır. Aile Hekimliği, diğer
tıp branşları gibi kendine özgü
bir eğitimi, uygulaması ve araştırma konuları bulunan, dahili
tıp bilimleri içinde değerlendirilebilinen klinik bir branştır.
rincil bakım konusunda çalışan
yeni bir uzmanlık dalı olan Aile
Hekimliği tanındı.
1969 yılında American Board of Family Practise (Amerika
Aile Hekimleri Kurulu) kuruldu.
Hollanda’da yapılan toplantıda
Loewenhorst ve grubu tarafından birinci basamak hekimliğinin diğer uzmanlık dallarından
farklı bir uzmanlık dalı olduğu
vurgulanarak Aile Hekimliğinin
tanımı yapıldı.
Aile Hekimliğinin Dünya’daki Tarihsel Gelişimi
1952 yılında İngiltere’de Aile
Hekimliği Kraliyet Koleji kuruldu.
1966 yılında Amerikan Tıp
Birliği tarafından Milis ve Willard raporu yayınlanarak, bi-
Aile Hekimimizle Yaşam Boyu Yalnız Değilsiniz
1978 yılında Alma Ata Konferansında ‘‘2000 Yılında Herkese Sağlık’’ başlığı altında hedefler ve stratejiler belirlendi.
Tüm dünyada birinci basamak
sağlık hizmeti konusunda çalışmalar başlatılmış oldu.
1986 yılında Avrupa Konseyi, Avrupa Topluluğu ülkelerinde görev yapacak Aile Hekimlerinin en az 2 yıl uzmanlık eğitimi
almış olmaları gerektiğini kararlaştırdı ve hedef olarak 1 Ocak
1995 tarihi belirlendi. Daha
sonra 2001 yılındaki toplantıda
bu süre 3 yıla çıkarıldı.
1994 yılında Dünya Sağlık
Örgütü (WHO) ve Dünya Aile
Hekimleri Birliği (WONCA)
tarafından Ontario’da yapılan
konferansta, Aile Hekimliğinin
amaçları, görev tanımı, işleyişi,
kurumsallaşması ve Aile Hekimliği politikası gibi konularda
önemli kararlar alındı. Bu karar
ve önerilerin, Aile Hekimliği sisteminin tüm dünya ülkelerinde
yaygınlaşması ve gelişmesine
önemli katkısı oldu.
17
AİLE HEKİMLİĞİ
Aile Hekimliğinin Ülkemizdeki Tarihsel Gelişimi
1983 yılında Aile hekimliği
ayrı bir uzmanlık dalı olarak
“Tababet Uzmanlık Tüzüğü”nde yer aldı. Eğitim süresi pratisyenler için 3 yıl, pediatri ve
dahiliye uzmanları için 1 yıl 4 ay
olarak belirlendi.
1984 yılında ilk Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kuruldu.
1985 yılında Aile Hekimliği Uzmanlık Eğitimine, Sağlık
Bakanlığı ve Sosyal Sigortalar
Kurumuna bağlı eğitim hastanelerinde başlandı.
1990 yılında Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) Ankara’da kuruldu.
1992 yılında Gülhane Askeri
Tıp Akademisi’nde Aile Hekimliği Anabilim Dalı kuruldu.
1993 yılında Yüksek Öğretim
Kurumu, 12547 sayılı kararı ile
Tıp Fakültelerinde Aile Hekimliği Anabilim Dallarının kurulmasını uygun buldu.
1993 yılında Trakya Üniversitesi’nde Aile Hekimliği Anabilim
Dalı kurularak üniversitelerde
Aile Hekimliği Asistan Eğitimi
başlamış oldu.
1993 yılında İstanbul’da ilk
ulusal Aile Hekimliği kongresi
düzenlendi.
1994 yılında Aile Hekimliği
pilot uygulama merkezleri ilk
olarak Ankara’da ve daha sonra
Bursa, Adana ve İzmir’de açıldı.
1997 yılında Türkiye Aile Hekimliği dergisi yayınlanmaya
başladı.
2003 yılında Türkiye Dünya
Aile Hekimleri Birliği (WON-
18
CA)’ya tam üye oldu.
2005 yılında Türkiye WONCA Dünya Konseyinde temsil
edildi.
2008 yılında Avrupa Aile
Hekimleri kongresi Türkiye’de
yapıldı.
Türkiye’de 2010 yılı itibariyle tüm sağlık ocakları, Aile Hekimliği birimine dönüştürülerek
Aile Hekimliğine geçilmiştir.
2011 yılının başından itibaren
ise ülkemizin tamamında Aile
Hekimliği uygulanmaktadır.
Dünyada bazı ülke modellerinden örnekler vermek gerekirse:
İngiltere
Aile hekimliği uzmanlık
eğitimi 1979’ da zorunlu hale
gelmiştir. 1 yıllık intörnlük döneminden sonra 2 yıl hastanede 1 yıl ise sahada ‘‘Eğitici Aile
Hekimi’’nin yanında çalışarak
tamamlanmaktadır. Sınav zorunluluğu olmayıp, 34.000 civarındaki Aile Hekiminin çoğu
4-5 hekimden oluşan grup
muayenehanelerinde hizmet
vermektedir. Bir Aile Hekimine
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
düşen nüfus, ortalama 3.000
kişidir. Sağlık giderlerinin çoğu
vergilerle finanse edilmektedir.
Hastanın hekim, hekimin de
hasta seçme hakkı vardır. Acil
durumlar dışında aile hekiminden sevk zorunludur. Aile Hekimine, kayıtlı kişi sayısına, ev
ziyaretleri ve koruyucu hekimlik
gibi hizmetleri için hizmet başına ödeme yapılır.
Amerika Birleşik Devletleri
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan hekimler, tüm hekimlerin % 40’ ını
oluşturmaktadır. Aile Hekimleri
kendi ofislerinde veya grup muayenehanelerinde hizmet verirler. Ödemeler, kişi ve hizmet
başına yapılır. Bir Aile Hekimine
ortalama 5.000 kişi kayıtlıdır.
Aile Hekimliği ülkedeki ikinci
büyük uzmanlık dalıdır ve eğitim süresi 3 yıldır. Amerikan Aile
Hekimliği Kurulu tarafından denetimi yapılıp sınav zorunluluğu
vardır.
Kanada
Kanada’da, ulusal sağlık
sigortası tüm bireyleri kapsamakta olup, 65 yaş üstünde-
AİLE HEKİMLİĞİ
kilerden ve maddi durumu iyi
olmayanlardan sağlık sigorta
primleri alınmaz. Birinci basamak sağlık hizmetleri Aile
Hekimleri tarafından verilmektedir. Aile Hekimleri büyük
kentlerde muayenehanelerinde çalışırlar ve ikinci basamak
sağlık kurumlarına sevk ettikleri
hastalarının tedavileri ile de bizzat ilgilenirler. Kırsal alanda ise
sağlık merkezlerinde ve küçük
hastanelerde hizmet verirler.
Aile Hekimleri ülkedeki en büyük hekim grubu olup, tüm
hekimlerin yarısını oluşturmaktadır. Aile Hekimliği Uzmanlık
Eğitimi 2 yıl olup, isteyenler bu
süreyi 3 yıla çıkarabilirler. Ayrıca
İhtisas sonrası sınav ve sürekli
tıp eğitimi zorunlu olarak yapılmaktadır.
Almanya
sistemi uygulanmaktadır. Her
meslek dalının sigortası ayrıdır. Ödemeler fonlar tarafından
yapılır. Sağlık sigortası nüfusun
%90’ ını kapsar. Özel ve kamu
sigortası dışında kalanlar sosyal
yardım programından yararlanabilir. Birinci basamak sağlık
hizmetini Aile Hekimleri ve diğer dal uzmanları unvanlarını
kullanmaksızın verirler. Aile Hekimlerinin sayısı tüm hekimlerin yaklaşık yarısı dolayındadır.
Aile Hekimliği uzmanlık eğitimi
4 yıldır. Eğitim sonunda sınav
yapılmaktadır. Aile Hekimlerine
ödeme hizmet başına yapılmaktadır. Acil vakalara mesai
saati dışında da bakmakla yükümlüdür.
Küba
Tüm nüfus sağlık güvencesi
‘‘Bismarck modeli’’ sağlık
sigortası
kapsamındadır. Tüm sağlık hizmetleri ücretsizdir. Ülkedeki
doktorların yarısı Aile Hekimidir. Aile Hekimleri hizmet ettiği bölgede yaşar ve yaklaşık
800 kişiden sorumludur. Aile
Hekimliği eğitimi 2 yıldır. Diğer
klinik uzmanlıkları için 2 yıl Aile
Hekimliği eğitimi almış olma
şartı aranır.
Ülkemizin ve çeşitli ülkelerin Aile Hekimliği sisteminden
bahsettik. Görüldüğü üzere Aile
Hekimliği, kişisel hizmet anlayışı ile hasta ve sağlıklı bireylerin
erişimini kolaylaştıran ve randevu almaya gerek duyulmaksızın
başvuruda bulunulabilen disiplinli bir hizmet anlayışıdır. Ayrıca sunulan hizmetin yanı sıra
bireyleri ve aileleri, toplum içinde değerlendirmeye de olanak
sağlayan nadir hizmet grubu
olması açısından son
derece önemlidir.
Kaynak: WHO, http://www.who.int/countries/cub/en/
http://www.londondeanerv.ac.uk /gp/gp recruitment/vvord/ assessing previous experience.doc
http://www.oasw.org/media/96600/PrimaryCare-FamilyHealthTeams-PositionPaper-2005-EN.pdf1- 2-www.statline.cbs.nl
Van den Berg MJ, Kolthof ED, de Bakker DH, van der Zee J. Tweede Nationale Studie naar ziekten en verrichtingen in de
huisartspraktijk. De werkbelasting van huisartsen. 1-200. 2004. Utrecht, NIVEL.
http://www.bundesaerztekammer.de/30/Aerztestatistik/03Statistik2005/00Statistik/index.html http://www.rcgp.org.uk/
http://www.londondeanerv.ac.uk /gp/gp recruitment/vvord/ assessing previous experience.doc
Ailenizde Hekiminize de Bir Yer Açın
19
TANITIM
BÜYÜMEYE
DEVAM EDİYORUZ
Sağlık Bakanlığı tarafından
tahsis edilen 12 adet, İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği’nce de
3 adet olmak üzere toplam 15
adet ambulansın, hizmete açılış
töreni düzenlendi. Törene; Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanımız
Sayın Dr. Mehmet Mehdi EKER,
20
Diyarbakır Milletvekillerimiz Sayın Mine LÖK BEYAZ, Sayın Oya
ERONAT ve Sayın Mehmet Süleyman HAMZAOĞULLARI ile
Diyarbakır Valisi Sayın Mustafa
Cahit KIRAÇ, Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan SOLMAZ, İl
Emniyet Müdürü Halis BÖĞÜR-
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
CÜ, İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet
Sait AVAR, Halk Sağlığı İl Müdürü Dr. Fatih Mehmet ASLAN, İl
Sağlık Müdürlüğü çalışanları, İl
Ambulans Servisi Başhekimi ve
başhekimlik çalışanları ile çok
sayıda il kurum amirleri katıldı.
TANITIM
Dr. Mehmet Mehdi EKER
Mustafa Cahit KIRAÇ
Dr. Mehmet Sait AVAR
Diyarbakır Valisi
Diyarbakır İl Sağlık Müdürü
Sağlık Hizmetlerinin güçlendirilmesinin önemli bir hizmet olduğunu belirten Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehmet Mehdi EKER; ‘‘Kamu
harcamaları kapsamında sağlık, eğitim, emniyet ve adalet
alanına yüksek düzeyde bütçe
ayırdık. Geçmişte sağlık hizmetlerinin ve sağlık alt yapısının
yetersizliği sebebiyle insanların
birçok problemle karşılaştığını
biliyoruz. 15 ambulansın hizmete girmesi çalışmalarımıza
büyük güç katacaktır. Geçmişte bu bölgelerdeki çeşitli
hastanelerde değişik alanlarda
hizmetler veriliyordu. Bu çalışmalar bugün daha nitelikli bir
hale geldi. Merkezde ve İlçelerimizdeki hastanelerimizin hizmet kalitesinin artırılması son
derece önemlidir.’’ dedi.
Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında vatandaşa her
türlü olanakları sağladıklarını
söyleyen Vali Mustafa Cahit
KIRAÇ; ‘‘ İlimiz vatandaş odaklı
sağlık hizmetini sunmakta yeni
bir imkana kavuşuyor. Sağlıkta
dönüşüm son 10 yılda sağlık
alanında yaşanan en önemli
değişimlerden biridir. İlk yardım hizmeti için ambulans ekibimize 15 yeni ambulans katılıyor. Bunlar Sağlık Bakanlığı ve
İl Özel idaresi’nin katkılarıyla
gerçekleşti.’’ İfadelerini kullandı.
Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Sait AVAR;
‘‘2009 yılından bu yana Diyarbakır’da verilen ücretsiz sağlık
hizmetlerinden 1195 hasta faydalandı. Ayrıca bölgemizde rahatsızlanan 180 vatandaşımız,
ileri tedavi için ülkemizin değişik hastanelerine nakledildi.
Diyarbakır’a kazandırılan ambulanslara 15 ambulans daha
ilave edilerek, 2002 yılında 2
istasyon ve 2 ambulanstan oluşan Diyarbakır 112 Acil Sağlık
Hizmetleri, 54 istasyon ve 86
ambulansa yükseldi. Hizmete
alacağımız ambulansların ilimize kazandırılmasında büyük
katkıları olan Sağlık Bakanı Dr.
Mehmet MÜEZZİNOĞLU’na
teşekkürlerimizi
iletiyoruz.’’
dedi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı
112 Hayat Kurtarır
21
SAĞLIKLI BESLENME
GIDA GÜVENLİĞİ
Dr.Berna DUMAN AYDIN
Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü
İnsanların sağlıklı olmaları,
yaşamlarını ve fiziksel gelişimlerini sürdürebilmeleri için yeterli
miktarda güvenli gıdayı alabilmeleri gerekir. Gıda güvenliği,
sağlıklı ve kusursuz gıda üretimini sağlamak amacıyla gıda
hammaddesinin eldesi, üretimi,
işlenmesi, saklaması, taşınması,
dağıtılması ve tüketimi sırasında gerekli kurallara uyularak
önlemlerin alınması olarak tanımlanabilir. Gıda güvenliği ile
ilgili tehlikeler, çevre kirliliği,
toplumun değişen tüketim alışkanlıkları, toplu gıda ve yemek
üretiminde artış, eğitim ve gelir
düzeyinin düşüklüğü, gıdaların
saklama süresinin arttırılması,
kontrol dışı gıda üretimi,
gıda üretiminde yeni teknolojilerin kullanımı, nüfus
artışı gibi nedenlerle artmaktadır.
kadar, çevre ve insan sağlığına
zarar vermeyen, üretimin her
aşamasında gerekli kontrolleri yapılmış, sağlıklı ve güvenilir
ürünlerin temin edilmesi anlamına da gelmektedir. Avrupa Birliği, gıda güvenliğini sağlamak ve
kontrol altında tutabilmek için“Tüketici Sağlığı ve Gıda Güvenliği” ile “AB´de Gıda Mevzuatının
Genel Prensipleri” konu başlıklı
iki doküman yayımlamıştır. Buna
göre tüketicinin maruz kaldığı
tehlikelerden bazıları aşağıdaki
gibi özetlenebilir:
a. Biyolojik Tehlikeler:
Besinin bileşiminde doğal
olarak bulunan zehirli maddeler
Gıda güvenliği; tüketime sunulan gıdalarda
fiziksel, kimyasal, biyolojik
ve her türlü tehlikeli ajanların bertaraf edilmesi için
alınan tedbirler bütününü
ifade etmekte olup aynı
zamanda çiftlikten çatala
22
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
(yeşillenmiş ve filizlenmiş patates, zehirli bal, bazı mantar türleri vb.) hijyenik koşulların yeterince sağlanamaması nedeniyle
hızla üreyen mikroorganizmalar
(küfler, parazitler, virüsler, bakteriler) biyolojik kirlenmeye neden
olan etmenlerdir.
b. Kimyasal Kontaminasyon:
Tarımsal ilaçlar (pestisitler,
herbisit), metaller (kurşun, kadmiyum, cıva), hormonlar, dioksinler, aromatikhidrokarbonlar
gibi çevre kirliliği ajanları; hayvansal ürünlerdeki ilaç kalıntıları;
gıda katkı maddeleri; gıdaların
pişirilmesi sırasında oluşan toksik maddeler (pişirme ve
kızartmada yüksek sıcaklık); gıda üzerinde kimyasal tepkimelerle oluşan
bileşikler (ateşe yakın pişirilen ızgara yemeklerdeki
nitrozaminler gibi); kaplar
ve ambalajlardan gıdalara
bulaşan kimyasallar, gıda
üretiminde kullanılan hormonlar gibi birçok istem
dışı maddenin gıdalarda
bulunması kimyasal kontaminasyondur.
SAĞLIKLI BESLENME
Katkı Maddeleri
Uygun gıdaya mevzuatın
izin verdiği miktarda uygulandığında tehlike oluşturmayan
gıda katkı maddeleri fonksiyonlarına göre, koruyucular (E
200 aralığı), antioksidanlar (E
300 aralığı), renklendiriciler (E
100 aralığı), tatlandırıcılar asitlik
düzenleyiciler gibi bir çok sınıfa
ayrılır.
Uygun miktarda kullanılmadığında ve kullanıldıkları gıdayı
tüketen insanlarda merkezi sinir
sistemi hastalıkları ve kanser gibi
birçok önemli hastalığa sebebiyet veren katkı maddelerinin bazıları; antimikrobiyal amaçla
bisküvi, çiko-
lata,
meşrubat
vb.
gıdalarda
kullanılan benzoik asit, protein
azlığını ortadan kaldırmak amacıyla süt, süt tozu, sütlü mama,
dondurma, kahve, sütlü çikolata
vb. gıdalarda kullanılan sentetik
ve ölümcül melamin, aşırı duyarlılık, astım, deri döküntüleri,
migren, erken doğum, kanser,
tiroid tümörü, kromozom zedelenmesi, aspirin duyarlılığı gibi
rahatsızlıklara yol açtığı belirtilen
şekerlemeler, dondurma, içecekler, salata sosları, konserve,
sakızlar, sosis, reçel, unlu gıdalar hazır çorbalar vb. gıdalarda
kullanılan renklendiriciler, birçok
gıdada kullanılan ve sentetik
olarak üretilen tatlandırıcılar,
çoğunlukla sakız, patates cipsi
üretiminde ve farelerde kanser
yaptığı ispatlanmış BHA ve BHT,
özellikle kalp damar sağlığı üzerine olumsuz etkisi olan margarin, kremalı bisküvi, çikolata,
krakerler, cipsler, patlamış mısır,
şekerleme, kuru pasta, salata,
salata sosu, aperatif yiyecekler,
kızartmalar, ekmek ve benzeri
gıdaların üretiminde kullanılan
trans yağlar bunlardan bazılarıdır.
c. Fiziksel tehlikeler:
Taş, cam, metal, kemik ve
plastik parçaları, kıl, sigara izmariti, böcek parçası gibi gıda
olmayan yabancı maddelerin
gıdada bulunması insanlarda birçok sağlık problemine
(mide bulantısı, diş kırığı,
dil-damak yaralanmaları
v.b.) sebep olmaktadır.
d. Genetiği Değiştirilmiş
Organizmalar (GDO)
Biyoteknolojide ilerlemeler;
son 20-25 yıldır gıda maddelerinin de genetik materyaline
(DNA’sına) müdahale etme olanağı doğurmuştur. Bakteri ve virüslerin DNA’larına yerleştirilen
(bu mikroorganizmlara Genetiği Değiştirilmiş Mikroorganizma, GMO / GDO denmektedir)
kimi genetik kodlar, istenen gıda
maddelerinin genleri arasına
aktarılabilmektedir.
Örneğin
Kuzey Buz Denizi balıklarından
alınan ve soğuğa karşı direnç
sağlayan genler domatese aktarılarak soğuktan donmaması sağlanmaktadır. Kimi tarım
ürünlerine GDO aracılığıyla bitki
hastalıklarına direnç sağlayacağı
düşüncesiyle yeni genler aktarılmaktadır. Bu besinler böylelikle
Genetiği Değiştirilmiş Ürün (GD)
adını almaktadır. “Transgenetik”,
“Transgenik” ürün sözcükleri de
aynı anlamdadır.
Yani bir canlı türüne başka
bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla
doğal süreçler ile edinilmesi
mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara
da “Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizma (GDO)” adı verilmekte, gen değişikliği tarım,
sağlık, gıda endüstrisi gibi pek
çok alanda kullanılmaktadır.
Genetiği değiştirilmiş organizmalar hakkındaki olumlu görüşler; bu teknolojinin daha fazla
üretim yolunu açacağı, besinlerin besleyici değerini arttırarak
dünyanın birçok yerindeki açlık
sorununa ve kötü beslenmeye
çözüm getireceği, bazı besinlerin alerjik özelliklerinin ortadan
kaldırılacağı, besinlere eklenecek öğelerle hastalıklara karşı
kolayca bağışıklama sağlanacağı ve üretim maliyetlerinin düşürülerek toplumda birçok kesimin
besine kolayca ulaşabilmesinin
sağlanacağı şeklindedir. Olumsuz görüşler ise, gen teknolojisi
ile üretilen besinlerin, toplumda
görülen alerjik reaksiyonları artıracağı, zararlı etkileri olabileceği,
antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların kısa sürede gelişeceği, ekolojik açıdan zaman
içinde dünyadaki genetik çeşitliliği azaltacağı, ekonomik açıdan
dışa bağımlılığı da artıracağı ve
özellikle küçük çiftçilerin bundan
Sağlığınızı Korumak İçin Aşırı Yağlı, Şekerli ve Tuzlu Besinlerden Kaçınınız
23
SAĞLIKLI BESLENME
zarar göreceğini ileri sürmektedir. Gen teknolojisinin oldukça
yeni olması ve çok hızlı gelişmesi nedeniyle ileri sürülen bütün
görüşleri kesin olarak ispatlayacak kadar yeterli bilimsel veri
bulunmamaktadır. Zaman içindeki gözlemler ve araştırmalar
bu alana daha iyi ışık tutacaktır.
Dünyada toplam 25 ülkede GDO’lu ekim yapılmaktadır.
Dünya genelinde GDO üretimi artarken, Avrupa Birliği’nde
üretim azalmaktadır. AB ülkeleri içerisinde en fazla üretim
İspanya’da yapılmaktadır. Almanya ise Nisan 2009’da GDO
üretimini yasaklamıştır. Avrupa
Birliği’nde GDO üretimine izin
veren ülkeler Çek Cumhuriyeti,
Portekiz, Romanya, Polonya,
Slovakya’dır.
Özetle genetiği değiştirilmiş
gıdalar, gıdalardaki patojen bakterileri öldürmeye yönelik olarak
geliştirilmiş transgenik virüslerin kullanımıyla, zehirlilik potansiyeli azaltılmış Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar (GDG), Herbisid
ve insektisidlere dirençli soya
fasulyesi, mısır, pamuk cinsleri,
Asya ülkelerinde görülen kronik beslenme yoksunluğuna
yönelik demir ve vitaminlerden zenginleştirilmiş pirinç,
Afrika’da ürünlere zarar veren
bir virüse karşı dirençli hale
getirilmiş tatlı bir patates türü
ve iklim koşullarındaki aşırı değişimlere dirençli çeşitli
bitki türleri gibi yararlar sağlaması yanı sıra yeni alerjenlere,
toksinlere, kimyasallar yıkıcılara, toprak kirletici maddelere,
mutasyona uğramış türlere,
vücudumuzun içine ve bütün
çevreye bilinmeyen protein
24
kombinasyonlarına ve üretilen
gıdanın besin içeriğinin azalmasına sebep olmaktadır. Ayrıca
genetiği değiştirilmiş yiyecekler
ve biyoteknoloji ürünü gıdaların
kullanımı binlerce yıldır süregelen geleneksel tarım üretimine
sekte vurmakta, kullanılmakta
olan “Terminatör Teknolojisi”
gibi yöntemler tohumların kısırlaşmasına da sebep olmaktadır.
bir pişirme bu tür organizmaları
öldürebilir fakat şunu unutmamalıyız ki pişirilen gıdaların her
tarafının sıcaklığı en az 70 °C ye
ulaşmalı, pişirilen tavuk etinin
kemiklere yakın olan kısmı hala
çiğ ise onu tekrar fırına koyup
tamamen pişmesi sağlanmalı,
dondurulmuş etler, balık ve kümes hayvanlarının etleri pişirilmeden önce tamamen çözdürülmelidir.
GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN ON
ALTIN KURAL
3.Pişirilmiş gıdalar derhal
tüketilmeli
Pişirilmiş gıdalar oda sıcaklığına kadar soğudukları zaman
üzerilerindeki mikroorganizmaların sayısı hızla artmaya başlar. Pişirilen gıdaların uzun süre
bekletilmesi mikroorganizma
çoğalma riskini arttırır, güvenli
olması açısından pişirilmiş gıdalar henüz sıcakken tüketilmelidir.
1.Güvenli olması için işlenmiş gıdaları tercih edin
Sebze, meyve gibi gıdalar
taze ve doğal hallerinde en iyi
olurken, diğerleri ancak, işlendiğinde güvenli olurlar. Örneğin
her zaman pastörize edilmiş
süt çiğ süte tercih edilmeli eğer
seçme seçeneği varsa taze veya
şok dondurulmuş tavuk seçilmelidir.
2.Gıdalar iyi pişirilmeli
Çiğ gıdalara; örneğin kümes
hayvanlarına, etlere, yumurtalara ve pastörize edilmemiş sütlere bazı hastalıklara neden olabilen organizmalar bulaşabilir. İyi
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
4.Pişirilmiş gıdalar uygun
koşullarda saklanılmalı
Eğer yiyeceklerinizi önceden
hazırlamak veya artan yiyeceklerinizi saklamak isterseniz onları yeterince sıcak (yaklaşık 60 °C
veya üstü) ya da yeterince soğuk (yaklaşık 10 °C veya altında)
SAĞLIKLI BESLENME
tutabildiğinizden emin olmalısınız. Eğer pişirilmiş gıdalarınızı
4- 5 saatten fazla saklamayı
düşünüyorsanız, bu kural hayati
önem taşımaktadır. Bebeğiniz
için hazırladığınız gıdaları hiç
saklamamalısınız. Gıdalardan
bulaşan, hastalıklara neden olan
ve en sık yapılan hata, çok miktarda sıcak gıdanın buzdolabına yerleştirilmesidir. Tıka basa
doldurulmuş buzdolaplarında
saklanan pişirilmiş gıdaların iç
kısımları gerektiği kadar kısa
sürede soğutulamaz ve eğer
bu kısımlar uzun süre 10 °C’ nin
üstünde kalırsa mikroorganizmalar kolayca üreyerek, sayıları
artar ve hastalık yapıcı seviyeye
ulaşır.
5. Pişirilmiş gıdalar yeterli
miktarda tekrar ısıtılmalı
Saklama süresince üreyen
mikroorganizmalara karşı en iyi
korunma yöntemi bu gıdaları en
iyi şekilde tekrar ısıtmaktır (uygun saklama koşulları mikroorganizmaların büyümesini yavaşlatır fakat onları öldürmez).
İyi bir yeniden ısıtmanın anlamı;
ısıtılan gıdanın her tarafının sıcaklığının en az 70 °C’
ye ulaştırılmasıdır. Sade-
ce ılıtma mikropların hızla tekrar
çoğalmasına sebep olur.
6. Pişirilmiş gıdalar ile çiğ
gıdaların birbiri ile temasından kaçınılmalı
Güvenli bir şekilde pişirilmiş
gıdalar çiğ gıdalarla çok az bir
temasta bile bulunsa kontaminasyona neden olabilir. Bu karşılıklı kontaminasyon pişirilmemiş
bir kümes hayvanının etinin pişirilmiş bir gıda ile teması sayesinde direkt de olabilir. Bu, göze
çarpmayan bir durum olabilir.
Örneğin pişmemiş bir tavuğu
parçalamak için kullanılan tahta ve bıçak yıkanmadan pişmiş
bir gıda için kullanılmamalı, aksi
takdirde hastalık yapıcı organizmalar tekrar pişmiş olan ete
bulaşabilir.
7. Eller tekrar tekrar yıkanmalı
Gıdaları hazırlamaya başlamadan önce ve her aradan sonra özellikle de bebeklerin altını
değiştirdikten ve tuvaleti kullandıktan sonra eller iyice yıkanmalı. Balık, et ve
tavuk
eti gibi çiğ gıdaları hazırladıktan sonra diğer gıdalara dokunmadan önce eller yıkanmalıdır.
Eğer elde herhangi bir kesi veya
yara varsa gıdaları hazırlamadan önce, kesinin iyice kapatıldığından emin olunmalıdır. Ayrıca
evde beslenen hayvanlar; köpekler, kediler, kuşlar ve özellikle
kaplumbağalar genellikle hastalık yapıcı tehlikeli organizmaları
üzerinde taşırlar ve bunlar sizin
ellerinizden gıdalara bulaşabilir.
8. Mutfağın tüm yüzeyleri
temiz tutulmalı
Gıdalar kolayca kontamine
olabildikleri için gıda hazırlanmasında kullanılan bütün yüzeyler temiz tutulmalıdır. Düşünün
ki her bir gıda parçası veya kırıntısı mikroorganizmalar için bir
ortam teşkil eder. Tabak ve diğer
aletlerle temas eden bezler sık
sık değiştirilmeli ve tekrar kullanılmadan önce yüksek sıcaklıktaki sabunlu su ile yıkanmış
olmalıdır. Zemin temizliğinde
kullanılan bezler diğerlerinden
ayrı tutulmalı ve onlarda sık sık
yıkanmalıdır.
25
SAĞLIKLI BESLENME
9. Gıdalar böceklerden,
kemirgenlerden ve diğer hayvanlardan korunmalı
Hayvanlar genellikle hastalık
yapıcı mikroorganizmaları taşırlar ve bu mikroorganizmalar
gıdalardan doğan bazı hastalıklara neden olurlar. En iyi koruma
yöntemi gıdaları kapalı kutularda saklamaktır. Evlerde ve işyerlerinde kemirgen ve haşere
mücadelesinin etkin ve ihtiyaç
duyulan sıklıkta yapılması gerekir.
10. Güvenli su kullanılmalı
Gıdaları hazırlamak için temiz su kullanmak, içmek kadar
önemlidir. Eğer su kaynağı ile
ilgili bir şüpheniz varsa gıdalara
eklemeden önce kaynatmalısınız veya içecekseniz buz haline
getirebilirsiniz. Özellikle bebekler için hazırlayacağınız yiyeceklerde kullandığınız suya dikkat
etmelisiniz.
Sonuç olarak; 2012 yılı Kü-
resel Gıda Güvenliği Endeksi’ne
göre 105 ülke arasında 36’ncı
sırada bulunan Türkiye, gıdaya
erişebilirlikte 44’üncü ve gıda
güvenilirliği sıralamasında ise
35’inci sırada yer alıyor. Müzakere sürecinin yavaş ilerlemesine
karşın bu konudaki yükümlülüklerini süratle yerine getiren Türkiye, gıda güvenliği alanında da
AB standartlarına hızla ulaşıyor.
Türkiye’de gıdaya ilişkin risklerin ortadan kaldırılmasında
yasal düzenlemelerin, uygulamaların ve denetimlerin yeterli,
gıda tehlikelerine yönelik patojen mikroorganizma ve kimyasal
kalıntı analizleri ve risk değerlendirmelerinin etkin yapılması,
kişisel hijyen ile ilgili olarak gıda
üreticilerinin ve çalışanlarının
eğitilmesi önemli rol almaktadır. Üreticiler gıda üretiminde
gıdada var olacak tehlikelerin
(fiziksel, kimyasal ve biyolojik)
halk sağlığı üzerindeki etkileri
konusunda eğitilmeli ve gıdalar-
da olabilecek tehlikelere yönelik
olarak mutlaka tüketim aşamasında analizler yapılmalıdır.
Bir diğer önemli nokta da,
güvenli gıda üretmek kadar tüketicilerin de gıdaları güvenli
bir şekilde nasıl tüketeceklerini
bilmeleri ve bu yönde bilinçlendirilmeleridir. Aksi halde sadece
güvenli gıdaları üretmek ve tüketiciye bu gıdaları ulaştırmak
için her türlü yasal düzenlemeleri yapıp bunları harfiyen uygulamak ve denetimini yapmak,
gıda kaynaklı hastalıkları önlemede tek başına yeterli olmaz.
Tüketicilerin bilinçlendirilmesinin de en önemli hususlardan
olduğu unutulmamalıdır.
Bir gıda maddesi satın alırken tüketicilerin dikkat etmeleri
gereken önemli hususlar ilgili gıdanın üretiminin ilgili bakanlıkça
onaylanmış, son kullanma tarihi
geçmemiş ve uygun şartlarda
muhafaza edilmiş gıdaların alınmasıdır.
KAYNAKÇA
1. Afoakwa O: Melamine contamination of infant Formula in China: the causes. AJFAND Online Journal; 8: 1-9. 2008.
2. Anonim: World Health Organization. (1991d).
3. Assuring Food Safety and Quality: Guidelines for Strengthening National Food Control Systems. Annex 3: Considerations
of Food Safety and Consumer Protection, FAO Food and Nutrition Paper 76 Joint FAO/WHO Publication. p. 25-28, 2003.
4. Batalion, B.N. :50 Harmful Effects of Genetically Modified Foods. Americans for Safe Food. New York: Oneonta. 2000.
5. Carpenter DO: Environmental contaminants and human health: the health effects of persistent toxic substances. Fırat Tıp
Dergisi; 10: 1-4. 2005.
6. Delannay X, Lavallee BJ, Proksch RK, Fuchs RL, Sims SR, Greenplate JT, Marrone PG, Dodson RB, Augustine JJ, Layton
JG, Fischhoff DA: Field performance of transgenic tomoto plants expressing the Bacillus thuringiensis var. kurstaki insect
control protein. Bio/Technology, 7: 1265-1269, 1989.
7. Deshpande SS. Handbook of Food Toxicology. New York: Marcel Dekker Inc., 219-284. 2002.
8. DPT: VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu: Ulusal Moleküler Biyoloji, Modern Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Atılım Projesi Önerisi, Ankara,2000.
9. Erkmen O: Gıda Kaynaklı Tehlikeler ve Güvenli Gıda Üretimi:Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi,53:220-235,2010.
10. Filazi, A. ve İnce, S.: Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Veteriner Hekimler Derneği Dergisi, 77(2), 21-28, 2006.
11. Haspolat I: The Trade of Genetically Modified Agricultural Crops. Gazi Univ J Vocational Edu, 9: 58-75,2007.
12. Haughn GW, Smith J, Mazur B,Somerville C: Transformation with a mutant Arobidopsis acetolactate synthase gene renders tobacco resistant to sulfonylurca herbicides. Mol Gen Genet, 211: 266-271. 1988.
13. Http://foodsecurityindex.eiu.com/ Erişim tarihi: 16 Eylül 2013
26
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
ÇOCUK SAĞLIĞI
OTİZMİ FARK ETMEK
Yrd. Doç. Dr. Şeref ŞİMŞEK
Dicle Üniversitesi,
Çocuk ve Ergen Psikiyatri
Otizm, doğuştan gelen ve
genellikle yaşamın ilk üç yılında
fark edilen karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, Yaygın
Gelişimsel Bozukluklar (YGB)
kategorisi içerisinde yer alıp,
beynin yapısını ya da işleyişini
etkileyen bazı sinir sistemi bozukluklarından kaynaklandığı
sanılmaktadır. Yaklaşık her 100
çocuktan birini etkileyen otizmin, kelime anlamı ‘‘içe dönüklük’’ olarak tanımlanmaktadır.
Otizme nelerin yol açtığı
henüz bilinmemekle birlikte,
anne-babadan kalıtım yoluyla
geçmiş olabileceği düşünülmektedir. Cinsiyetle
ilişkili olarak ortak görüş otizmin, erkek çocuklarda kız çocuklara
oranla 4-5 kat daha
fazla görüldüğüdür.
Ayrıca hava kirliliği,
toksin ve enfeksiyon
gibi çevresel faktörlerin de otizmi tetiklediği düşünülmektedir.
1) Sözel ve sözel olmayan iletişimde gerilik
2) Karşılıklı sosyal etkileşimde
gerilik
3) Basmakalıp, tekrarlayıcı hareketler
Her üç belirti kümesinden
şikayetlerin olması durumunda
Otistik Bozukluk, bir veya iki
belirti kümesinden şikâyetlerin
olması durumunda ise Atipik
Otizm olarak tanımlanır. Otistik
çocuklarda bazı ortak belirtiler
olsa da bireysel farklılıklar gösterdiği de gözlenmektedir. Yani
her otistik çocuk bir değildir.
Otizmin belirtileri
nelerdir?
Sözel ve sözel olmayan iletişimde gerilik: Bu çocuklar genellikle ‘konuşma geriliği’ şikâyeti ile ebeveynleri tarafından
polikliniğe başvururlar. Bu grup
çocuklar ya hiç konuşmazlar
ya da yaşıtlarından geri bir iletişime yöneliktirler. Bunlarda
konuşma; tekrarlama, zamirleri
karıştırma ve anlamsız kelime
üretme şeklindedir.
Karşılıklı sosyal etkileşimde
gerilik: Bu çocukların ne düşündüğünü/hissettiğini anlamak ve
karşısındakinin ne düşündüğünü/hissettiğini anlaması mümkün değildir. Empati
kuramazlar. Çevrelerinde insan yokmuş
gibi davranırlar. Yaşıtlarıyla oynamaktansa
kendi başına oynamayı tercih ederler. Taklit
etmezler. Seslenildiğinde tepki vermezler.
Komutları yerine getiremeyip, oyuncakları
amacına yönelik kullanamazlar.
Basmakalıp, tekrarlayıcı hareketler: Kanat
çırpma, zıplama, olduğu yerde dönme, el
Otizmin üç ana belirti kümesi vardır:
Otizmi Fark Edelim Fark Ettirelim
27
ÇOCUK SAĞLIĞI
çırpma, başını duvarlara vurma,
elini ısırma, değişik el/kol hareketleri yapma gibi sebebi bilinmeyen hareketler yaparlar.
Nasıl tanı konur?
Otistik Bozukluk tanısı, ayrıntılı öykü alınarak ve gelişim
testi uygulanarak Çocuk Psikiyatri Uzmanları tarafından konur. Ayrıca Otizm tanısı konmadan önce, çocuğun işitme kaybı
açısından Kulak Burun Boğaz
uzmanı ve nörolojik bir hastalığın dışlanması açısından da Çocuk Nöroloji uzmanı tarafından
değerlendirilmesi önerilir. Bu
uzmanlar tarafından istenecek
tetkiklerin mutlaka yapılması
gerekmektedir. (işitme testi,
beyin MR, EEG vs).
Otistik çocuklarda bazı
hastalıklar da daha sık gözlenmekte olup, bunlardan bazıları;
28
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğu (DEHB), Epilepsi,
zihinsel gerilik ve kendine zarar
verme davranışıdır. Bu hastalıklara yönelik ek tıbbi değerlendirme ve tedavi yapılması gerekmektedir.
Tedavisi mümkün mü?
Otistik bozukluğun günümüzde yararlı olduğu kanıtlanmış tek tedavi seçeneği uzman
kişilerce verilen özel eğitim
programlarıdır. Özel eğitimin
yanı sıra anne ve babaların
evde de eğitime devam etmeleri önemlidir. Özel eğitimlerin
dışında, yararlı olduğu düşünülen bazı tedavi yöntemleri fayda sağlamamakla birlikte zararlı
da olabilmektedir. Bu konuda
ailelerin istismar edilmemeleri
için doğru kaynaklardan bilgi
edinmeleri sağlanmalıdır.
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
Karşılaşılan sorunlar
1) Ailelerin, öğretmenlerin
ve hekimlerin otizm hakkında farkındalıklarının az olması.
Bu sebeple çocuklara geç tanı
konması veya hiç tanı konulamaması. Şunu bilmek gerekir ki
otizm de özel eğitime ne kadar
erken yaşlarda başlanırsa fayda
görme oranı da o derecede artar.
2) Otistik çocuklarla ilgilenen özel eğitim uzmanı sayısı
oldukça azdır. Bu sebeple özel
eğitim uzmanı sayısını arttıracak projelerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Unutmayın!
Erken tanı hem çocuk hem
de aile ve toplum açısından çok
önemlidir.
BAKIN
KİM NE DİYOR
SÖYLEŞİ
!
Adem ARSLAN (Otomasyon Personeli)
34 yaşında, evli, 2 çocuk babası. 8 yıldır Eğitim ve Araştırma
Hastanesinde otomasyon personeli olarak görev yapmakta.
Tüm hayallerini gerçekleştirdiğini
ifade eden Adem Bey’in, hayattaki en büyük korkusu, sevdikleriyle ilgili kayıplar. En sevdiği
yönü cana yakınlığı, sevmediği
yönü ise inatçı olması. Diyarbakır Bedensel Engelliler Spor
Kulübünde, lisanslı tekerlekli
sandalye basketbol oyuncusu
olan ve bulunduğu durumdan
memnun olduğunu ifade eden
Adem Bey’e, bir şans daha verilse yine aynı şartlarda olmayı isterdi. Sağlık çalışanlarına mesajı;
“Sağlık çalışanı yerine yöneticilere mesajım var: hastalara en
uygun şartlarda hizmet sunulabilmesi için insan kaynaklarını
uygun bir şekilde planlamalarını istiyorum.”
Muhammed Tekin HATUN (Doktor)
25 yaşında, bekar. 112 komuta
kontrol merkezinde 1.5 yıldır Hekim olarak görev yapıyor. Mesleğinin yoğunluğundan pek zamanı olmadığını ifade eden Tekin
bey, boş zamanını genellikle ders
çalışarak geçiriyor. Tekin Bey’in
hayatta en çok gerçekleştirmek
istediği şey, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanında ihtisas yapmak. Sabırlı ve sakin olması hem
en sevdiği hem de en sevmediği
yönü. Son zamanlarda hekimlere
ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arttığını belirten Tekin Bey,
bir şans daha verilse daha rahat
yapabileceğine inandığı mühendislik mesleğini tercih ederdi.
Sağlık çalışanlarına mesajı: “24
saat aralıksız hizmet veren 112
komuta kontrol merkezine gelen
çağrıların birçoğunu, gereksiz
aramalar oluşturuyor. Bu durum
da, sağlık hizmetine ihtiyacı olan
insanların hayatlarıyla oynamak
oluyor.”
Feride AKMAN ( Hemşire)
46 yaşında, evli ve 2 çocuk
annesi. Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Hizmetiçi Eğitim
Hemşiresi olarak görev yapmakta. Boş zamanlarını çocuklarıyla ders çalışarak geçiriyor.
En büyük korkusunun yakınlarıyla ilgili kayıplar olduğunu
belirten Feride Hanımın, en
sevdiği yönü iyi iletişim kurmak,
en sevmediği yönü ise kırıldığı
Bakmakla Görmek Arasında Fark
zaman bunun telafisinin biraz
zor olması. Bir şans daha verilse
yine aynı mesleği tercih edeceğini belirtiyor. En büyük hayali
emekli olduktan sonra sakin bir
yere yerleşip ailesiyle yaşamını
sürdürmek. Sağlık çalışanlarına
mesajı: “ İyi ilişkiler içinde ve
empati kurarak çözemeyecekleri hiçbir sorun olmadığını düşünüyorum.”
29
SÖYLEŞİ
Emine SADİ (Ebe)
Evli, 3 çocuk annesi. 25 yıldır
ebe olarak çalışan Emine Hanım,
Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum salonunda görev yapmaktadır. Boş
zamanlarında genellikle kitap
okuyor. Hayattaki en büyük hayali doğum kliniği açmak. En sevdiği yönü pozitif ve sabırlı olması,
sevmediği yönü ise hazırcevap
olmamasıdır. Hayatta en büyük
korkusunun insanlara zarar ver-
mek olduğunu ifade eden Emine
Hanım, mesleğini severek yaptığını ve bir şans daha verilse yine
ebe olmayı tercih edeceğini ifade
ediyor. Sağlık çalışanlarına mesajı: “ Zor ve riskli bir iş yapıyorlar;
Mesleklerini icra ederken “önce
zarar verme” ilkesine dikkat
etmelerini ve yakınlarına nasıl
davranıyorlarsa hastalarına da
aynı şekilde davranmalarını istiyorum.”
Mehmet KARAKAŞ ( Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü)
32 yaşında, evli 2 çocuk babası. Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü olarak görev yapan
Mehmet Bey, Hastane ve Sağlık
Kurumları Yönetimi Bölümünde yüksek lisans yapmaktadır.
Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü
olarak göreve başladığı ilk 1- 1,5
aylık dönemde günün 25- 26
saat olmasını çok istediğini belirtiyor. En sevdiği yönü empati
kurabilmesi, sabırlı ve adil olması. En büyük korkusu ölüm
sonrası ile ilgili korkular ve uçak
fobisi. Bir şans daha verilse kesinlikle yine aynı mesleği tercih
edeceğini belirten Mehmet Bey
gerçekleştirmek istediği hayalin
ise -belki ilginç gelecektir amakuşlar gibi uçmak olduğunu
ifade ediyor. Sağlık çalışanlarına
mesajı: “ Öfkelendiğiniz anda 5
saniye bekleyip derin bir nefes
aldıktan sonra cevap verin, bu
yöntemi kullanarak verdiğiniz
cevabın daha yapıcı olduğunu
göreceksiniz.”
Meral HATISARI (Laboratuvar Teknisyeni)
17 yıllık Laboratuvar Teknisyeni olan Meral Hanım, Eğitim ve
Araştırma Hastanesi Biyokimya
Laboratuvar’ında görev yapmaktadır. Haftada 3 gün İngilizce
kursuna giden, ders çalışmayı ve
kitap okumayı çok seven Meral
hanımın en büyük hayali, yüksek
lisans mezunu olduğu işletme
dalında akademisyen olmak. Bir
şans daha verilse akademisyen
olmayı istediğini ifade eden Meral
30
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
Hanım’ın en sevdiği yönü, sürekli
olan öğrenme arzusu, sevmediği
yönü ise ani sinirlenmesi. Hayatta
en büyük korkusu sevdikleriyle
ilgili kayıplar. Sağlık çalışanlarına
mesajı: “Bütün hastaları kendi
ailemizden ve sevdiklerimizden
biri olarak görelim, hastalara
tebessüm ile yaklaşalım. Unutmayalım ki; tebessüm iki insan
arasındaki en kısa mesafedir.”
SÖYLEŞİ
Mustafa ELMACI ( Diş Hekimi)
26 yaşında, bekar. Ağız ve
Diş Sağlığı Merkezinde Diş Hekimi olarak görev yapıyor. Mesleğinin yoğunluğundan şikayet
eden Mustafa Bey, zamanını ailesiyle ve futbol oynayarak geçirmeyi seviyor. En sevdiği yönü
inatçı olması, sevmediği yönü
ise bazen aşırı inatçı olması. En
büyük korkusu ailesiyle ilgili kayıplar. Bir şans daha verilse yine
aynı mesleği tercih edeceğini
belirten Mustafa Bey’in sağlık
çalışanlarına mesajı: “Hizmet
sundukları kişilere kendi yakınları gibi davranmalarını istiyorum. Sağlık Yöneticilerine
mesajım ise, yoğunluk içinde
ve özverili bir şekilde çalışan
sağlık personellerine karşı
hastaların nasıl davranmaları gerektiği hususunda eğitici
çalışmalar yapmalarını istiyorum.”
Selahattin AĞAR (Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni)
34 yaşında evli 2 çocuk babası. 12 yıllık memuriyet hayatı
olan Selahattin Bey, İl Sağlık
Müdürlüğünde görev yapmakta. Boş zamanlarını ailesiyle
geçiriyor. Selahattin Bey’in hayatta en çok gerçekleştirmek
istediği ve bir şans daha verilse
yapacağı şey, daha önce çalışmış olduğu radyo programları
ve televizyonculuk alanında
ilerlemek. En sevdiği yönü çocuklarıyla birlikte kaliteli zaman
geçirmek, en sevmediği yönü
ise 2013 yılının son gününe kadar içtiği sigaraydı. En büyük
korkusu sevdikleriyle ilgili kayıplar. Sağlık çalışanlarına mesajı: “Son 2 aydır sigara kullanmıyorum. Rahat nefes almanın
ne kadar güzel ve tarifsiz bir
duygu olduğunu sigarayı bıraktıktan sonra anladım. Tiryakilerin de sigara içmeyi bırakmaları ve sigarasızlığa bir şans
tanımalarını dilerim.”
Lokman ÖZBEK ( Sosyal Hizmet Uzmanı)
25 yaşında, evli. İl Sağlık
Müdürlüğünde Sosyal Hizmet
Uzmanı olarak görev yapıyor.
Mesleğe yeni mensup olan
Lokman Bey, boş zamanlarında ailesine vakit ayırmanın yanı
sıra sağlığın, sosyal boyutu
yönünden neler yapılabileceği
üzerinde düşünüyor. En sevdiği
yönü sabırlı olması, sevmediği
yönü ise fazlaca sakin olması.
Hayattaki en büyük korkusu
ailesiyle ilgili kayıplar. Bir şans
daha verilse yine aynı mesleği tercih edecek olan Lokman
Bey’in Sağlık çalışanlarına
mesajı: ‘‘Toplumun var olan
sorunlarının çözümlenmesini
amaçlayan bir meslek grubuna mensup olarak, stresli iş
yoğunluklarına rağmen sabırlı
olmaya çalışsınlar, bunu da ancak empati kurarak becerebilirler diyebilirim. ’’
Hazırlayan: Hicran BOZTOĞAN
Egzersiz Yapın Zinde Kalın
31
GÜNCEL
BÖLGEMİZDE VİRAL HEPATİT
VE HIV/AIDS GERÇEĞİ
Doç.Dr. Mustafa Kemal ÇELEN
Dicle Üniversitesi, İnfeksiyon Hastalıkları AD.
Viral Hepatit, infeksiyon hastalıkları uzmanlık alanındaki kronik takip gerektiren hastaların
büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Virüslerin neden olduğu
karaciğer inflamasyonu bazı
durumlarda ileri fibrozis, siroz ve
Hepatosellüler karsinom (HCC)
gibi farklı şekilde sonlanabilmektedir. Viral Hepatit A, B, C, D,
E gibi farklı tipleri bulunmasına
karşın, Viral hepatit A ve E kronikleşmediği için genelde akut
süreçte görülmektedir. Ancak
viral hepatit B, C ve D maalesef
ciddi anlamda kronikleştiği için
ve yakın bir takip ve tedavi sürecine ihtiyaç duyduğu için tüm
dünyada ve bölgemizde önemini korumaktadır.
rüsü, Human Immunodeficiency
Virus) izole edilmiş olup, bu virüs
vücudun savunma gücünü zayıflatmakta, yıkmakta ve normal
koşullarda tedavi edilebilen hastalıklar, savunma gücü yetersiz
kaldığından tedavi edilememektedir.
Tüm dünyada HIV/AIDS vakalarının hızla arttığı gözlenirken
Türkiye’nin bu salgının dışında
AIDS, ilk defa 1981 yılında
Amerika Birleşik Devletleri’nde
cinsel yönelimi eşcinsel olan
erkeklerde ve Haiti’den gelen
göçmenlerde tanımlanmıştır.
Bu infeksiyon, tedaviye iyi cevap vermemekte ve hastalık
ölümle sonuçlanmaktaydı. 1983
yılında AIDS’e neden olan virüs
HIV (İnsan İmmün Yetmezlik Vi-
32
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
kalması beklenmemektedir. Ülkemizde ilk defa 1985 yılında
üç HIV/AIDS hastası bildirilmiş,
daha sonra her yıl vaka sayılarında giderek artma gözlenmiştir.
Ülkemizde T.C. Sağlık Bakanlığı Haziran 2012 verilerine göre
5740 HIV/AIDS hastası vardır.
Kişi virüsü eğer korunmasız
yapılan cinsel temas ile aldı ise,
hastalığın hiçbir belirti, bulgu
vermeyen ortalama 8-10 yıl gibi
süresinin olması, cinsel yolla bulaşan infeksiyonlar konusunda
kişilerin sağlık kurumlarına yeterli başvurularının olmaması,
kayıt sistemlerinin yeterli çalışmaması bu sayının gerçekleri
yansıtmadığını düşündürmektedir. HIV infeksiyonuna ülkemizde en sık 20-49 yaş arası
ve erkeklere %70, kadınlara
%30 oranında rastlanmaktadır.
Bölgemizde Dicle Üniversitesi
İnfeksiyon Hastalıkları Kliniği
olarak takip ettiğimiz 46 HIV/
AIDS hastası mevcuttur. Hastaların büyük bir çoğunluğu
Antiretroviral tedavisi (ART)
almaktadır. Maalesef her geçen
GÜNCEL
tim seminerleri verilmesi planlanmaktadır.
Gerek ülkemizde gerekse
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde önemli bir halk sağlığı
sorunu olan “HIV/AIDS” konusunda gerek halkın gerekse
sağlık çalışanlarının etkin bir
bilinçlendirme ve bilgilendirme projesine dâhil edilmeleri
gerekmektedir.
gün bölgemizde HIV pozitif hasta sayısında artış görülmektedir.
Bu nedenle toplumun HIV/AIDS
konusunda mutlaka bilgilendirilmesi gerekmektedir. 1 Aralık
2013 tarihinde, GÜNİDER (Güneydoğu Nöroloji ve İnfeksiyon
Hastalıkları Derneği), Diyarbakır
İl Sağlık Müdürlüğü ve Diyarbakır Halk Sağlığı Kurumu olarak
bir alış-veriş merkezinde kurulan
stand ile farkındalık ve HIV/AIDS
ile yaşam konulu bir etkinlik düzenlendi. Bu etkinlik çerçevesinde vatandaşın HIV/AIDS konusunda bilgi düzeyi ölçülürken
aynı zamanda hastalığın gerek
bulaşı gerekse klinik bulgu ve
takibi ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Bu etkinlik HIV/AIDS alanında
bölgede ilk kez yapılan ve birçok
kurumun katıldığı geniş ölçekli
bir faaliyetti. Ayrıca GÜNİDER
olarak İçişleri Bakanlığına sunulan proje kapsamında İl Milli
Eğitim Müdürlüğü ile birlikte lise
çağı öğrencilerine yönelik HIV/
AIDS’ten korunma konulu eği-
25-27 Nisan 2014 tarihinde
Dicle Üniversitesi Kongre Merkezinde düzenlenecek olan,
“3. Tıp Öğrenci Kongresinde” tıp fakültesi öğrencilerine
yönelik yapılacak olan “HIV/
AIDS” sunumunda hastalığın
güncel durumu hakkında bilgi verilecektir. Aynı zamanda
öğrencilere uygulanacak olan
anket ile öğrencilerin bilgi düzeyi
ölçülmüş olacaktır. HIV ve AIDS
konusunda, toplumun her kesiminin ciddi olarak ele alınması
ve bu konuda etkin bir bilgilendirme ve korunma konusunda
da açıklayıcı bilgi paylaşımı son
derece önem arz etmektedir.
HIV/AIDS bölgemizi önümüzdeki yıllarda da ciddi anlamda
tehdit etmeye devam edecektir.
şırıngayı paylaşanlar), riskli cinsel yaşamı olanlar (çok eşlilik,
homoseksülellik), kan ve kan
ürünleri verilenler, her türlü cerrahi ve tıbbi invaziv girişim ve ileri diş tedavileri yapılanlar, hepatitli annelerin bebekleri, dövme
ve “piercing” yaptıranlar, sağlık
çalışanı olmak, ailede hepatitli
kişi bulunması ve toplu yaşanılan
yerlerde (engellilerin bakımevleri, cezaevleri vb.) bulunmak, çalışmak şeklinde sayılabilir.
Hemodiyaliz hastaları ve organ nakli yapılanlarda risk eskiye oranla çok azalmıştır. Bütün
bu bulaş yollarının söz konusu
olmadığı hastaların oranı yüzde
50’dir. Bu kişilerde aile içi yakın
temas ve bazı eşyaların (tırnak
makası, diş fırçası, traş bıçağı gibi) ortak kullanılması olası
bulaş yollarıdır. Artık günümüzde duyarlı testlerle hepatit için
kontrol edilmekte olan kan ve
kan ürünleri transfüzyonu ile
hepatit B ve C bulaşması istisnai
haller dışında söz konusu değildir.
Ülkemizde sık görülen bir diğer halk sağlığı problemi de “Viral Hepatitler” olarak dikkati çekmektedir. Hepatit A ve Hepatit
E ağız yolu ile alınan mikroplu
su ve gıdalarla bulaşır. Nadiren
kan yolu ile bulaşma olabilir.
Ülkemizde A tipi hepatit sıktır.
Erişkinlerin çoğunda geçirilmiş
ve bağışıklık oluşmuştur. E tipi
hepatit ise daha az görülür. Gebelerde daha ağır seyredebilir.
28 Temmuz Dünya Hepatit
Günü münasebetiyle Diyarbakır
İl Sağlık Müdürlüğü ve GÜNİDER
iş birliği ile yapılan “Bilgilendirme
ve Bilgi Ölçme” faaliyetinde, Diyarbakır’da bir AVM’de kurulan
standımızı 1573 vatandaş ziyaret
etti. Ziyaretçilere viral hepatitlerin tipi, bulaş yolları, önemi, takip
ve tedavisi konusunda ayrıntılı
bilgiler verilerek bilgilendirme
broşürleri dağıtıldı. 293 vatandaşa “Viral Hepatit” konusunda
bilgi düzeyini ölçmek amacıyla
anket uygulandı.
Hepatit B ve C ise daha çok
kan yolu ile bulaşırlar. En riskli gruplar sırasıyla damardan
uyuşturucu ilaç kullananlar (aynı
Uygulanan anketler neticesinde ilginç sonuçlara ulaşıldı. Katılanların büyük çoğunluğu viral
hepatit konusunda bilgi sahibiy-
Ön Yargı Mı, Virüs Mü ?
33
GÜNCEL
ken
(%94),
%63’lük kesim bu hastalığın
ölümcül olduğunu vurguladı. Anket katılımcılarının
%63’ü viral hepatitin karaciğer
organına ait bir hastalık olduğunu vurgularken, azımsanmayacak bir kesim (%32) hastalığın
akciğer organına ait olduğunu
savundu. Katılımcıların %61’i viral
Hepatit B’den viral hepatit C’ye
geçiş olduğunu belirtti. Aşılar
konusunda da ilginç cevaplar
alındı. Hepatit B aşısı varlığı konusunda %80 geri bildirim alınırken, %30’luk kesim hepatit C
aşısının da olduğu şeklinde yorumda bulundu. Ankete katılanların hepatit bulaş yolları konusunda özellikle kan yolu (%64)
ve cinsel bulaşın (%26) önem
arz ettiğini vurguladı.
Hepatit C, bölgemizde viral hepatit B’ye göre nispetten
daha az görülen bir hastalıktır.
Aşılama programı olmayan bu
viral hastalık ile ilgili çok sayıda
risk faktörü bulunmaktadır. Ülkemizde Hepatit C Virüsü’nün
(HCV) prevelansı % 0,5-1 olarak
kabul edilmektedir. Bu yüzden
bu konuda etkin bir farkındalık
etkinliğinin birçok ortamda dile
getirilmesi ve gizli olan vakaların
saptanması, risk gruplarının ve
toplumun her alanının bilinçlendirilmesi gerekmektedir.
GÜNİDER olarak bölgemizde takip ve tedavi altında olan
34
yaklaşık
3 1 5 0
v i ra l
hepatit
hastasına yönelik
bir takım eğitim faaliyetleri düzenlenmektedir.
Özellikle hastalara yönelik yapılan hasta-hekim uyum toplantıları bu konudaki en önemli
faaliyetlerimizden biridir. 75-100
hasta katılımı ile Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Batman’da periyodik olarak yapılan toplantılarda,
hastalara bilgilendirme sunuları
ile eğitim verilmektedir. Bu sayede hastaların merak ettiği konularda da ayrıntılı açıklamalar yapılmaktadır. Derneğimiz, hasta
toplantılarının hastalara faydalı
olup olmadığı ve devamlılığına gerek duyulup duyulmadığı
noktasında yaptığı anket çalışmalarında da ilginç sonuçlara
ulaştı.
Yapılan anketler neticesinde; toplantıya katılmadan önce
hastaların ilaç uyumları %54
iken, toplantı sonrası bu oranın
%92’ye ulaştığı görüldü. Viral
yükün baskılanması hastalığın
progresyonunu ciddi anlamda
engellemektedir. Bu nedenle
ilaçların düzgün kullanılması son
derece önemlidir. Toplantılarda
yapılan vurgulama ile %36 oranında ilaç uyumu artışı tespit
edildi.
Kronik hastalıklarda psikolojik durum yaşam kalitesini
doğrudan etkileyen önemli bir
durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle motivasyon
psikosomatik süreçte son derece etkin bir yöntemdir. Toplantı
öncesi hastaların ortalama psikolojik durumları 10 üzerinden
5,6 iken, toplantı sonrasında bu
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
durum değerlendirilmesi 7,5 çıkmıştır. Bu sonuçlar bilgilendirme
amaçlı sohbet toplantılarının,
hastalar üzerinde son derece etkin olduğunu ortaya koymuştur.
Hastaların %82’si toplantı sonrasında kendilerini daha iyi hissettiklerini belirtti. Toplantı sonunda
hastaların %27’si bilinçlendiğini,
%15’i psikolojik olarak daha iyi
hissettiğini ve %15’lik kısmı da
tedavi süreci hakkında ‘‘Bilgi sahibi oldum.’’ şeklinde beyanda
bulundu.
Viral hepatit B, C ve D (delta)
kronik sürece neden olan ve müdahale edilmediği takdirde siroz
ve karaciğer kanseri gibi kötü
sonuçlanan komplikasyonlara
neden olmaktadır. Bu nedenle hastalığın yakın ve konunun
uzmanları tarafından takip edilmesi ve vatandaşa bu konuda
etkin bilinçlendirme yapılması
gerekmektedir. GÜNİDER olarak
bölgemizde yayın yapan birçok
yerel gazete ve TV’de etkin bilgilendirme yapmaya devam etmekteyiz.
Önümüzdeki 5 yıl içerisinde
HCV alanında %100 tedavi başarısı sağlayacak olan çok etkin
tedavi seçenekleri ile tanışacağımızı belirtmek isterim. Son 14 yıldır yapılan etkin aşılama programı ile de Hepatit B konusu tarih
olacaktır. Belki de 25 yıl sonra bu
konu artık gündemimizin dışına
çıkmış olacaktır. Ama mevcut
durum itibariyle bölgemizde
tanı almamış çok sayıda viral
hepatit hastası mevcut olup aile
içi bulaş açısından da ciddi anlamda risk oluşturmaya devam
etmektedir. Bu nedenle etkin
bilgilendirme ve bilinçlendirme
faaliyetlerine devam etmek gerekmektedir.
SANAT
SAĞLIKLA
GELEN SANAT Şiir
Abdulkadir Nur GÖRDÜK
Eczacı
1960 Diyarbakır doğumlu
olan Abdulkadir Bey, ilk ve orta
öğrenimi Diyarbakır’da, yüksek
öğrenimini İ.Ü. Eczacılık Fakültesi’nde tamamladı. Uzun yıllar
kamu kurum ve kuruluşlarında
görev yaptıktan sonra özel bir
ecza deposunda yöneticilik yaparak mesleğine devam etmektedir. Ayrıca Eczacılar Odasında
yönetim kurulu üyeliği, Büyük
Kongre Delegeliği, Haysiyet Divanı Başkanlığı ve değişik komisyon üyelikleri yapmış olduğu
görevlerdendir. Bazı ulusal gazete ve yerel gazetelerde, bazı
edebiyat dergi ve sitelerinde,
e-gazete ve meslekî dergilerde
şiirleri, makale ve öyküleri yayınlanmaktadır.
Günleri 2013”,
Elazığ’da “ Ali Emiri Efendiye
Saygı Etkinlikleri,
Şanlıurfa’da “Kanal Urfa
TV-Kentin Işıkları Şiir Programı’’
1- Abdulkadir Bey’le yaptığımız röportajda kendisine Şiir
Sanatını sorduk?
Bence şiir, içteki duyguların
dışa yansımasıdır. O duygu yoğunluğunda yaşananları seyirdir,
O manzaranın yazıyla resmidir.
Bazen, gözlerden akan coşkun sel,
Bazen, yârin saçından hatıra
alınan bir tel,
Bazen, sıcak yaz gecesinde
esen yeldir.
2- Her duygunun şiiri olur mu?
Katılmış olduğu Şiir dinletisi
etkinlikleri:
Ankara’da “Diyarbakır tanıtım Günleri 2013”,
Samsun’da “ Kardeş Şiirler,
Kardeş Türküler” ,
Malatya’da “ Beydağı Şiir
36
Yaşanmayan duyguyu kağıda dizmek, şiirden başka her
şeydir. Yaşananı ise, dizmeye
gerek yoktur, zaten dizili olarak
dile gelir. Sadece kalemi tutacak
ele ihtiyaç vardır. Şiirin etkileyiciliğini ise yazdıranın hünerinden
bilmek gerek.
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
3- Diyarbakır’la ilgili çok sayıda şiiriniz var. Şehir dışında
katıldığınız etkinliklerde memleketinizle ilgili şiirlerinizi de
okur musunuz?
Şiir okumak üzere sahne aldığımda, seyircileri selamlarken
yaptığım: ‘‘Barışın, kardeşliğin,
dostluğun en çok özlendiği diyardan kucak dolusu selam,
ve sevgi getirdim, lütfen kabul
edin!’’ diye başladığım hitabımın ne denli etkili olduğunu ve
beğeni aldığını kelimelerle ifade
etmemin zor olduğunu söyleyebilirim. (Gülümseyerek) Tabiki…
Gururla söylemek isterim, bahsi
geçen etkinliklerde memleketimi en iyi şekilde temsil etmenin
keyfini ayrıca yaşıyorum.
4- Şiir yazmaya ne zaman başladınız. Bu konuda sizi etkileyen biri oldu mu?
Şiir yazmaya lise yıllarında
başladım. Arapça ve Osmanlıcaya merakımdan ve merhum
babamın edebiyatçı ve şair olmasından etkilendim diyebilirim.
SANAT
O zamanlar yazıp kimseye
göstermediğim defterin sayfalarında saklı kalan dizelerimi, sonraki yıllarda okuyup eksiklerini
gidererek ve geliştirerek dostlarımla paylaştım, beğeni alınca
da yazmaya daha çok cesaretlendim.
5- En çok ne zaman şiir yazma
ihtiyacı duyarsınız?
Üçüncü kitabımın arka kapak
yazısı şöyle der.
“ İnsanın kendini boğulur gibi
hissettiği zamanlar vardır ya,
hani herkesten kaçıp karanlığa
sığındığı o anlar…
Ya da, baktığı yeri göremeyip
çok derinlerdekini fark ettiği zaman dilimi..
İşte o anlarda dökülür kağıda, kalemin mürekkebi..
Çocukluğa gidersin, belki hayatın filmidir izlediğin belki de
hiç yaşamayacağın duyguları
yüklenirsin ard arda..
Birkaç satırda veya dizede
ifade etmektir kendini..
Yazı anlaşılır çoğu zaman..
Ya şair?”
Çok etkilendiğim şiirlerimi genellikle seher vaktinde
yazdığımı fark etmişimdir. Bu
ruh haliyle dilinize yansıyan
sözcükler kaleminizi esir alır
ve siz sadece yazarsınız.
6- Şair için tüm şiirleri güzeldir ancak illaki onlar için özel
bir şiiri vardır?
Her şiir, şairi için güzeldir
ancak okuyucu ise içinden
bazılarını sever. Üçüncü kitapta 200 ‘ü aşkın şiirimin içinde
en sevdiklerim “ Beni Sensiz
Bırakma “ ve ‘‘Gettin ki Tez
Gelesen”, “Çanakkale Kardeşlik Destanı” ile başlar. Sonuncuya
ulaşana kadar devam eder.
7- Sağlıkçı olmanın sanatçı olmaya etkisi var mı?
Sağlıkçı olarak, mesleğini
insanların zor zamanlarında onlara yardımcı olma duygusuyla
yapmak ise EVET, çünkü insanları izleme şansınız oluyor.
Çaresiz insanları gördükçe
içinde bulunulan duruma şükür artıyor. Bu vesileyle kendi
yaşamınızı gözden geçirmeniz, içe dönmenizle, yaşadığınız duyguları ve iç dünyanızı
dışa yansıtmak için çıkar yol
arıyorsunuz. Benim yazdıklarım kısmen beni anlatır,
kısmen izlediklerimi. Aksi
durumda insan yaşamadığını
anlatmaya kalkarsa, samimiyetsizlik ve yapmacıklık olur
bu da okur tarafından fark
edilir. Eczacılık mesleğimi
kamu hizmetinde ve halkın
yararına, dürüstçe ve vicdan
muhasebesi eşliğinde yap-
maktan son derece mutluyum.
Bu duyguların beni getirdiği yazı
alanında, insanımıza faydalı olmanın gayreti içindeyim. Eğer
bana sanatçı denirse, sağlıkçı olmamın elbette ki rolü büyüktür.
8- Sağlık çalışanlarına mesajınız var mı?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
açıklamasına göre sağlık: kişinin
bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Bu iyilik
halinin devam edebilmesinin en
önemli odağı olan sağlıkçı meslektaşlarıma tavsiyem şudur;
İnanç açısından, mesleğimiz
bizlere Rabbimizin bir lütfudur.
İnsani açıdan, sağlıklı yaşamak
insanın en doğal hakkıdır ve
bunu sağlamaya yardımcı olmak
hümanizmin en zirve noktasıdır.
Derginizde yer almak benim
için onur ve gurur kaynağıdır.
Emeği geçen bütün dostlarıma
ve meslektaşlarıma teşekkür
ediyor, selam ve saygılar gönderiyorum.
Röportaj : Seher GÜVEN
Sağlığı Sanatla Buluşturuyoruz
37
DİŞ SAĞLIĞI
SAĞLIKLI GÜLÜŞLER
Dt. Yasemin YAVUZ
İl Sağlık Müdürlüğü
Toplumda bireyler, dişlerini
düzenli olarak fırçaladığı halde
dişlerinin çürümesinden şikâyet etmektedir. Bunun başlıca
nedenlerinin, doğru diş fırçalama tekniklerinin tam olarak uygulanmaması ve diş hekimine
muayene olma sıklılığının az olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Diş fırçalama tekniği nasıl
olmalıdır?
yaza) süpürerek gıda artıkları ve
bakteri plağı uzaklaştırılmalıdır.
Bu işlem sırasıyla önce ön, sonra iç ve sonra çiğneyici yüzeyler
olmak üzere fırçalanır. Alt ve üst
çenede dişlerin tüm yüzeylerinde uygulanmalı, özellikle ön
bölgeler dar olduğundan fırça
dik olarak yerleştirilerek fırçalanmalıdır. Dişlerin tüm yüzeyleri
iç ve arka taraflarda tam olarak
fırçalanmalıdır. Genellikle sadece
Dişlerin fırçalanması sırasında dikkat edilmesi gereken en
önemli konu alt ve üst çenenin
ayrı ayrı fırçalanmasıdır. Tavsiye edilen fırçalama tekniği, diş
fırçasının dişeti üzerinden (23mm) 45 derecelik açıyla yaklaştırıldığı ve ileri geri hareketlerle dişin kesici kısmına doğru
süpürme hareketi ile fırçalandığı yöntemdir. Fırça üzerine bir
miktar macun (leblebi tanesi
büyüklüğünde) alındıktan sonra
dişlerin dış yüzeylerine 45 derecelik bir açıyla yaklaştırılmalı
ve diş etinin üstünden dişin uç
kısmına doğru (kırmızıdan be-
38
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
ön dişlerin ön yüzeyleri fırçalandığından, çürükler yemeklerin
yoğun olarak çiğnendiği ve yemek artıklarının birikim gösterdiği arka bölgelerde oluşmakta,
diş taşları ise çok az fırçalanan
alt ön bölgede olmaktadır. Dişler fırçalandıktan sonra mutlaka
dilin üzeri de fırçalanmalı ve temizlenmelidir. İdeal diş fırçalama
süresi en az 2-3 dakika olmalıdır.
İdeal bir ağız bakımı için doğru
DİŞ SAĞLIĞI
fırçalama tekniği kadar doğru
diş fırçası kullanımı da önemlidir. Diş fırçası seçimi yapılırken,
diş eti rahatsızlığınız yok ise asla
yumuşak diş fırçalar tercih edilmemeli, en az orta sertlikte bir
fırça seçilmelidir. GÜNDE EN AZ
2 KERE DİŞLERİNİZİ FIRÇALAYINIZ, YATMADAN ÖNCE MUTLAKA!!!
Diş ipi nasıl kullanılmalıdır?
Diş fırçalama alışkanlığı olan
bireylerde çürükler genellikle
ara yüzlerde (dişlerin birleşim
yerlerinde) oluşmaktadır. Ara
yüz çürükleri diş ipi kullanılmasıyla önlenebilir. Yaklaşık 30-50
cm uzunluğunda diş ipi her iki
elin işaret parmaklarına dolanarak başparmakların yardımıyla
dişler arasına yerleştirilir, dişi ‘C’
şeklinde sararak ileri- geri ve
aşağı- yukarı hareketlerle gıda
artıkları ve bakteri plağı uzaklaştırılmaya çalışılır.
Ara yüz fırçası kullanmak
gerekli midir?
Ara yüz fırçaları diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda dişler
arasındaki ve diş etinin altındaki
artıkları temizlemek için kullanılır. Özellikle sabit protezler, diş
telleri etrafında etkin temizlik
sağlar. Sabit protezi olan bireyler
ara yüz fırçası kullanarak protez
altında ve diş telleri arasındaki
geniş boşluklarda biriken yemek
ve bakteri artıklarını temizlemelidir. Bu bölgeler fırça ile uzaklaştırılamayan yemek artıklarının
birikmesi ve bakteri üremesi için
uygun alanlardır.
Bölgenin büyüklüğüne uy-
Günde En Az İki Kez Dişlerinizi Fırçalayınız
gun bir ara yüz fırçası seçilir. Diş
etine zarar vermeden köprü altında ve diş telleri arasında biriken yemek artıkları ve bakteri
plağı uzaklaştırılır. Ara yüz fırçası
sürekli ileri geri hareket ettirilmez, boşluğa ilk itildiği zaman
diş eti kenarına zarar vermemesi
için özen gösterilmelidir. Boşluğa yerleştirildikten sonra yemek
artığı var ise temizlenir.
39
RÖPORTAJ
CESUR ADAMLAR
Röportaj: Seher POLAT GÜVEN
(Araştırma ve Sağlığın Geliştirilmesi Şube Müdürlüğü)
Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide, umutla bekleyen binlerce insanın varlığından bahsedilir
hep. Kim bunlar diye düşünüyor olabilirsiniz. Öyle ya, siz ya da bir yakınınız organ nakli beklemiyorsanız böyle düşünmekte haklısınız…
Ülkemizde her yıl çok sayıda insan, organ yetmezliği ile karşı karşıya kalıyor. Buna karşılık pek
çok hasta, sağlıklı bir organ bulamadığı için, ölüm çizgisine doğru yol alıyor. Aslında çoğumuzun
bu konuda söylemek istediği pek çok şey vardır belki de; organ nakli ile ilgili bazı gerçeklerin bilinmiyor olması, organ bağışının yeterli sayıda yapılamaması, kadavradan yeterli bağış yapılamadığı
için canlı donöre olan ihtiyacın artması, toplumun duyarsızlığı ve daha birçok sebep…
Evet, başarılı bir organ naklinde en önemli rol şüphesiz organ naklini yapan ekibe düşer. Burada başarı, büyük bir fedakârlık gerektirir. Öyle ki onların bayramları seyranları olmaz, kadavra
çıktı mı harekete geçerler. Nakil sonrası da hayatlarının her döneminde hastalarını, sosyal ve
psikolojik yönden takip edecek kadar da cesurdurlar. İlimizdeki cesur adamlarla yani organ nakil
cerrahlarıyla yaptığımız röportaj sonrası, ne kadar cesur olduklarına bir kez daha kanaat getirdik.
Dr. Nurettin AY,
Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkez Sorumlusu ve
Organ Nakli Cerrahı
1- Organ Nakli Operasyonu
sırasında neler hissediyorsunuz diye sorduk.
İnsan, idrar gördüğünde
sevinir mi? Ben seviniyorum.
En büyük mutluluğum nakil
40
sonrası böbreğin pembeleştiğini ve üreterden idrar geldiğini görmek.
2- Hayatınızda sizi en çok
etkileyen organ nakil öyküsünü anlatır mısınız?
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
Trafik kazası sonucu beyin ölümü gerçekleşen 28
yaşındaki hastamızın, henüz
teklif edilmeden ailesinin gelip, ‘‘kızımızın vasiyeti üzerine organlarını bağışlamak
istiyoruz’’ demeleriyle nakil
yaptığımız böbreğin hızlıca
pembeleşmesi beni şaşırtmıştı. Bu hastadan aldığımız
organlar, canlıdan yapılan nakiller kadar başarılı olmuştu.
İspatlanamayacak olmasıyla
birlikte, bu durumun organlarını bağışlayan kişinin yüce
gönüllülüğüyle ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Gece gündüz organ bekleyen insanlar var. Köyde yaşayan ve böbrek nakli bekleyen bir hastamın telefonunun
çektiği tek yer; bahçelerinde
bulunun ağacın dalı. Hastaneden nakil için aranırım diye,
telefonu ağacın dalına asmış.
Bu durum beni çok duygulandırmış ve sorumluluğumu bir
kat daha artırmıştı.
RÖPORTAJ
3- Organ Bağışı konusunda
insanlara mesajınız var mı?
Organ Bağışı ile ilgili söylenecek pek çok söz vardır.
Sadece şunu söylemek isti-
yorum. Bir gün sizin de sevdikleriniz organ bekleyebilir.
Türkiye’de geçen yıl 1500 beyin ölümü gerçekleşti ve maalesef bunlardan 350 kişiden
bağış alınabildi. Eğer 1150 bağış daha alınmış olsaydı bağış
bekleyenler listesini büyük ölçüde eritmiş olurduk. İyi düşünün!
lir, parasından fedakarlık yapar. Çiftçi olabilir, tarlasındaki
mahsulünden verir. Ancak
bir insanın yaşama şansını
arttırmaya vesile olmanın en
büyük fedakârlık olduğu unutulmamalıdır.
Dr. Ünal BEYAZIT
Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Ekibinde Organ Nakli
Cerrahı
1- Organ Nakli Operasyonu
sırasında neler hissediyorsunuz?
Kronik hastalığı olan bir insana, yeni bir hayat sunmanın
mutluluğunu
hissediyorum.
Hastalığı nedeniyle idrar çıkaramayan bir hastanın, idrarını
çıkardıktan sonra yüzüne yansıyan mutluluğu görmenin sevincini yaşıyorum.
2- Hayatınızda sizi en çok
etkileyen organ nakil öyküsünü anlatır mısınız?
Bütün nakillerin insanı etkileyen bir öyküsü vardır. Çünkü
insanlar eksik olan organları
nedeniyle her geçen gün kısalan yaşamlarına daha sıkı tutunmak zorundadırlar. İnsanın
kendinden bir şeyler vermesi
zordur. İnsan çok zengin olabi-
3- Organ Bağışı konusunda insanlara mesajınız var
mı?
Bir insanın ya da ailenin en
zor anında verdiği karar, birçok
kişinin hayatını kurtarıyor. Ve
verilemeyen o karar nedeniyle her yıl binlerce kişi hayatını
kaybediyor. Türkiye’de organ
nakli bekleyen kişi sayısı gün
geçtikçe artıyor, hastalar organ
bulunamadığı için sağlıklı olan
akrabalarından nakledilen organlarla yaşamlarını sürdürüyor.
Avrupa’da organ bağışçılarının
% 75’i kadavra donöründen, %
25’i canlı donörden oluşuyor.
Maalesef bizim ülkemizde bu
oran tam tersi; kadavraya göre
canlıdan daha fazla sayıda nakil
yapılmaktadır. Bu anlamda insanların daha duyarlı olmaları
gerekiyor.
Dr. Vahhaç ALP
Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Ekibinde Organ Nakli Cerrahı
1- Organ Nakli Operasyonu
sırasında neler hissediyorsunuz?
Bir hayatın paylaşılmasına
şahit oluyorsunuz; yapılan fedakarlığa, kazanılan şansa ve
umutlu bekleyişe… Siz olsanız
ne hissederdiniz?
……………….
2- Hayatınızda sizi en çok
etkileyen organ nakil öyküsünü anlatır mısınız?
Yıl 2007, genel cerrahi
asistanlığındaki ilk günümdü.
Bana ameliyathaneye gitmem
gerektiği söylendi. Ameliyathaneye gittim, rutin hazırlık
prosedürlerini tamamladım
Organ Bağışlayın Hayat Kurtarın
ve ameliyata girdim. Ameliyat, böbrek nakli yapılmak
üzere vericiden böbrek alımı
ameliyatıydı ve o gün ilk kez
ameliyatta elime iğne batmıştı ki aklıma ilk gelen, bu hastayla kan kardeşi olduğumu
düşünmemdi. Hastalarımızla
nakil sonrası da tüm yaşam-
41
RÖPORTAJ
larında beraberiz, neredeyse
liyatımdan bugüne kadar her
akrabalık ilişkileri gelişiyor di-
nakil hastamı kan kardeşim
yebilirim. Bu anlamda ilk ame-
olarak gördüm, görüyorum.
Dr. Mehmet Veysi BAHADIR
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakil Birimi Böbrek Nakil
Sorumlusu
1- Organ Nakli Operasyonu
sırasında neler hissediyorsunuz?
Canlı Donör ameliyatları,
aldığımız tıp disiplinin dışında
bir ameliyattır. Hipokrat’a göre
tıbbın ilk kuralı olan ‘‘önce zarar verme!’’ ilkesine ters olarak
sağlıklı bir insanı ameliyat ediyoruz. Bu anlamda bu ameliyatlar ağır sorumluluk gerektiriyor.
2- Hayatınızda sizi en çok
etkileyen organ nakil öyküsünü
anlatır mısınız?
Nakil yaptığımız bir hasta-
3- Organ Bağışı konusunda insanlara mesajınız var
mı?
Umut edilmesi için bilimsel
ve teknik gelişmelerin dışında
insanlara düşen sorumluluğun da olduğu unutulmamalıdır. Hastaların sosyal yaşamlarında ne kadar zorluk
çektiklerinin canlı tanığı olarak, herkesi bu sorumluluğu
üstlenmeye davet ediyorum.
Gelin! Organlarımızı bağışlayarak onlara bir umut da biz
olalım. Çünkü herkesin, her
durumda umut etmeye hakkı
vardır.
mız, 5 gün boyunca takılı kalması gereken sondasının, naklin
2. gününde ısrarla çıkarılmasını
istiyordu. Gerekli açıklamayı
yapmamıza rağmen hasta sondasının çıkarılması konusunda
ısrarcı davranmaktaydı. Bu ısrarının sebebini sorduğumuzda;
‘‘Hocam, ben 10 yıldır diyalize
bağlı olduğumdan idrar yapamıyorum. Artık idrar yaptığımı
görmek istiyorum’’ diyerek ısrarına devam etti. Anladım ki
bizim için, her gün rutin olarak
gerçekleşen fizyolojik bir durum, 10 yıldan beri gerçekleştiremeyen biri için, pek de haksız
bir ısrar değildi.
3- Organ Bağışı konusunda
insanlara mesajınız var mı?
Bir insanın beyin ölümü gerçekleştikten sonra artık geri dönüşü mümkün değildir. Bırakın!
Toprağa karışacak olan organlar, çaresizlik içinde olan insanlara yaşama şansı versin.
Türkiye’de geçen yıl 1779 kişi organ beklerken yaşama gözlerini yumdu. Şu an Türkiye’de 23 bin 529
kişi bekleme listesinde ve maalesef her geçen gün bu sayı artmakta. Yakınlarının organlarını bağışlayarak başkalarına yaşam şansı veren cesur adamlarla yaptığımız röportajda kendilerine çeşitli sorular
sorarak bu kararlarında nelerin etkili olduğunu öğrenmeye çalıştık.
42
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
RÖPORTAJ
manevi bir hizmeti olduğunu görüyorsunuz. Yeğenimi
kaybetmenin yanında bazı
insanların acılarını dindirecek
olması acımı hafifletiyordu.
Prof. Dr. Recep IŞIK
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları
Öğretim Üyesi
(Yeğeninin organlarını bağışlayarak Diyarbakır’da ilk organ bağışını sağladı.)
1-Yeğeninizin organlarını
bağışladınız, bağışı yapmaya
nasıl karar verdiniz?
Uzun ve zor bir karardı.
Hem hekim hem de hasta yakını olmam itibariyle iki yönlü
bakış açım oldu. Tıbben yapılması gereken her şey yapıldı
ancak beyin ölümü gerçekleşince yapılacak bir şey kalmamıştı. Daha sonra ilgili hekim
arkadaşlar benimle, organ bağışı yapılması konusunda görüştüler. Önce durumu kendi
içimde değerlendirdim. Bana
makul geldi ve ailemle paylaşma kararı aldım. Dinen de bir
sakıncası olmadığına kanaat
getirdikten sonra gece saat
23: 00’da ilgili arkadaşlara haber verdim ve süreç başlamış
oldu. Çünkü zamanla yarışılıyordu.
2-Organları bağışladıktan
sonra neler hissettiniz?
Çok yönlü bir duygu seli
içerisindesiniz. Bir taraftan yeğeninizi kaybediyor, onun için
artık yaşam yok diye düşünüyorsunuz, diğer taraftan uzun
yıllar birçok insanın dertlerine derman olmak açısından
severek yaptığınız mesleğin,
Nazım ALTINDAĞ
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Sınıf Öğrencisi (Kardeşinin Organlarını Bağışlayan
Doktor Adayı)
1-Kardeşinizin organlarını bağışladınız, bağışı yapmaya nasıl karar verdiniz?
Kardeşimin beyin ölümü
gerçekleştikten sonra, doktorlar organ bağışıyla ilgili
Bağışlanan Her Organ, Filizlenen Bir Candır
3-Sağlıkçı olmanızın, bağışı yapmanıza etkisi oldu mu?
Tabi ki sağlıkçı olmamın
büyük etkisi var; hem kendimi
hem de ailemi organ bağışına
ikna etmeyi, sağlıkçı kimliğime olan güvenle sağladım.
4-Organ bağışı konusunda
insanlara mesajınız var mı?
Organ bağışı, toplumla
başlayıp toplumla biter. Bu
iş hayırlı bir iştir. Hem hekim
hem de hasta yakını olarak iyi
bir iş yapıldığı kanaatindeyim.
Şu an bu kararımı tekrar aynı
şartlarda onaylıyorum. Bu süreç önemli bir süreç olup çabuk karar verilmelidir. Çünkü
organ bağışı bekleyen hastalar için saniyeler çok önemlidir. Bu konuda halkın bilinçlendirilmesi lazım. Özellikle de
burada din adamlarına önemli
görevler düşüyor. Yaptığımız
bağışın bundan sonraki bağışlara da örnek teşkil etmesini
dilerim.
bilgilendirmede bulundular.
Başta tereddüt ettik ancak bu
bağışın, başka insanlara hayat
olacağının da farkındaydık.
Bu konuda en büyük tepkiyi
annemden beklerken, en büyük desteği ondan aldık. Biz
bağışa karar verdikten sonra,
maalesef bazı akrabalardan
ve yakın çevremizden tepki
aldık. Bu sebeple organ bağışını gizlemeye karar verdik.
43
RÖPORTAJ
Bir küçük beden gitmişti ama
başka küçük bedenlerin yaşamaya hakkı vardı ve buna engel olmanın kimseye faydası
olmazdı.
2-Organları bağışladıktan
sonra neler hissettiniz?
Organ Bağışı kararı verilir
verilmez harekete geçildi. Ben
memlekete gelmek üzere yoldayken içim rahat değildi, ta ki
kardeşimin naaşını görünceye
kadar. Kardeşim melek gibi
görünüyordu ve “iyi ki organlarımı bağışladınız” der gibiydi. O an içimi bir huzur kapladı
ve artık içim rahattı.
3-Sağlıkçı olmanızın, bağışı yapmanıza etkisi oldu mu?
Doktor adayı olmam nedeniyle, ailem meseleyi önce
bana danıştı. Ben ise, her gün
acılar içinde nakil bekleyen
hastaları görüyordum. Bu
konuya nasıl duyarsız kalabilirdim ki… Ancak bir gün kardeşimin organlarını bağışlama
kararını vereceğim hiç aklıma
gelmezdi. O an karar vermek
çok zordu ama 3 küçük bedene hayat olacağı bilgisi, sağlıkçı olmamın yanı sıra insani
olarak da kararımı kolaylaştırmıştı.
4-Organ bağışı konusunda
insanlara mesajınız var mı?
Maalesef insanlarımız yanlış inanış ve anlayışlarla dolu…
Onlara organlarını bağışlama
konusunda sadece şunu söyleyebilirim: artık 3 kız kardeşim
var, 3 farklı aile ve akrabalarım
oldu. Ayrıca onların, sonsuz
teşekkür ve duaları var ki dünyanın en güzel duygularından
biri olsa gerek. Son olarak, siz
de organ bağışında bulunun ki
hayatınızın sonunda kapanan
amel defterinize, güzellikler
yazılmaya devam etsin.
Sanırım ‘‘Cesur Adamlar’’ ifadesini kullanma konusunda bize hak vermişsinizdir.
44
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
GÜNCEL
BAHAR AYLARI
KABUS OLMASIN!
Hemşire Enis AYVACI
Özel Tanı Tedavi Birimi
Hava sıcaklıklarının gittikçe
arttığı ve güneşin gökyüzünde
bir başka parıldadığı bahar ayları, polen alerjisi olanlar için bir
takım sıkıntıları da beraberinde
getirmekte ve yaşamlarını zorlaştırabilmektedir.
Baharla birlikte polenler artarak atmosfere yayılır. Özellikle
sıcak, kuru ve rüzgarlı günlerde
polenler havaya daha çok dağıldığı için hapşırma, burun akıntısı,
gözlerde yaşarma, kaşıntı ve kızarıklık gibi alerjik reaksiyonların
oluşmasına neden olup, polene
daha şiddetli maruz kalındığı
durumlarda da bu şikayetlere ek
olarak solunum sıkıntısı görülebilmektedir.
Bahar alerjisi, ağır bir hastalık olmamasına rağmen kişinin yaşam kalitesini son derece
olumsuz etkiler. Bahar alerjisinden korunmak için bazı hususlara dikkat etmek gerekir.
- Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmayın, eğer bulunmak
zorundaysanız mutlaka maske
kullanın. Polen yoğunluğu en
çok sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde olmaktadır. Bu
saatlerde dışarı çıkmamaya özen
gösterin.
- Polenlerin uçuştuğu mevsimlerde özellikle de rüzgârlı
havalarda kapı ve pencerelerinizi kapalı tutun.
- Burnun dış kısmına ve göz
Tozlu ve Polenli Ortamlarda Bulunmayın
çevresine ince bir tabaka şeklinde krem sürülmelidir, böylece polenlerin, kremli bölgeye yapışarak içeri girişleri
engellenebilir.
- Kaloriferli evlerde kuru ev havası, alerjik rinitin alevlenmesine neden olabileceğinden,
odanızın havasını nemlendirmeye özen gösterin.
- Klimalarda kullanılan filtreleri
sık değiştirin. Hava değişimini
içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen, dışarıdaki
havayı kullanmayan özel klimaları tercih edin.
- Evinizde tüylü hayvan ve bitki
beslemekten kaçının.
- Sigara içmeyin ve içilen or-
45
GÜNCEL
tamda durmayın.
- Beden temizliğinize dikkat
edin; düzenli olarak el ve
yüzünüzü yıkarsanız polenlerin vücuda girişini engellemiş olursunuz
- Yatmadan önce duş almak,
saçları yıkamak yararlı olur.
- Polen mevsiminde giysilerinizi açık havada kurutmayın.
- Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu olanları
tercih edin.
- Toz barındırabilecek tarzda
kilim, halı gibi ev eşyalarını
kullanmamaya özen gösterin.
- Polen mevsiminde yolcu-
46
luk sırasında arabanızın
pencerelerini kapalı tutun.
İnsanın psikolojik enerjisinin, tabiatın değişimlerinden
etkilendiği yüzyıllardır kabul
edilen bir olgudur. Havaların
ısınmaya başlamasıyla kişide,
alerjik reaksiyonların yanı sıra
halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, konsantre olmakta zorlanma ve uykuya eğilim gibi
bahar yorgunluğuna neden
olan şikayetler de görülebilmektedir. Zamanında alınacak önlemlerle bahar yorgunluğundan korunulabilir.
- Bol bol sebze-meyve tüketmeye, içilen su miktarını
artırmaya özen gösterin.
- Her sabah aç karınla en az
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
5 dk yürüyün.
- Kaliteli bir uykuya zaman
ayırın.
Gökyüzündeki
masmavi
renge eşlik eden beyaz bulutlarıyla, bazen nazlı bazen
ısrarcı güneşiyle, tazelik kokan
yemyeşil doğası ve rengarenk
çiçekleriyle insana yaşama
sevinci veren bahar aylarına
merhaba dediğimiz şu günlerde hayata dair düşünceleri
pozitif olan ve “daha iyi olacağım” beklentisini taşıyan
insanlardan olmak ümidiyle…
TANITIM
TÜRK KIZILAYI
GÜNEY ANADOLU BÖLGE
KAN MERKEZİ
Dr. Tufan ERTOP
Kızılay Güney Anadolu Kan Merkezi Bölge Müdürü
Dünyada tüm insanlığın eşitliğini, güvenliğini ve özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla, toplum yararına hizmet
veren Uluslararası Kızılhaç ve
Kızılay Dernekleri Federasyonu
üyesi olan Türkiye Kızılay Derneği, 1868 yılında kurulmuş olup,
kurulduğu tarihten itibaren faaliyetlerine aralıksız devam etmektedir. Derneğimizin en önemli
faaliyet alanlarından biri de kan
bağışı ile ilgili hizmetlerdir. Bu
hizmetin önemi, kaynağı insan
olan kanın, ihtiyaç sahipleri ve
toplum adına taşıdığı hayati değerden kaynaklanmaktadır. Bu
özelliğiyle kan bağışları, bizlere
emanet edilen bağışlar içerisinde kuşkusuz en kutsalıdır.
Sağlık Bakanlığımızın öncülüğü ve destekleriyle, 2005 yılından bugüne kadar, en iyisini
gerçekleştirmek için gayret sarf
ettiğimiz ‘’Güvenli ve Gönüllü
Kan Bağış Programı’’ dahilinde, modern kan bankacılığının
gerektirdiği tüm uygulamalar
araştırılmakta ve titizlikle hayata
geçirilmektedir. Türkiye Kızılay
Haydi Kan Bağışlayalım!
Derneği, gönüllü kan bağışçılarından elde ettiği güvenli kanı
ihtiyaç sahiplerine ulaştırmadaki
hizmet kalitesini her geçen gün
bir adım öteye taşımaktadır.
Ülkemizde Kan Hizmetlerinin
yürütülmesinden, 15 Bölge Kan
Merkezi ve 60’ın üzerinde Kan
Bağış Merkezi sorumludur. Bölge Kan Merkezleri, Bakanlığın
belirlediği bölgelerde kurulan,
kendi bölgesindeki Kan Bağış
Merkezleri ile işbirliği içinde çalışan, sorumlu olduğu bölgenin
kan ihtiyacını karşılayacak kapasitede olan, kan bankacılığı ile
ilgili bütün işlem ve müdahalelerin yapılabildiği en kapsamlı
birimlerdir. Bölge Kan Merkezleri karşılıksız, gönüllü ve düzenli
bağış esas olmak üzere kan, kan
bileşenleri ve ürünlerini etkin
bağışçı organizasyonu ile planlayarak temin eder ve bu kan/
kan bileşenlerinin test edilmesi,
işlenmesi, depolanması, kullanılabilir hale getirilmesi, kulla-
47
TANITIM
15 İlin Bölge Kan Merkezi
nıma sunulması ve dağıtılması
faaliyetlerini güvenlik ve etkinlik
temel prensibi çerçevesinde yürütür. Yukarıda yer alan haritada
ülkemizde bulunan 15 Bölge Kan
Merkezi yer almaktadır.
Bölge Kan Merkezimize
bağlı Diyarbakır, Batman, Siirt
ve Elazığ Kan Bağış Merkezleri; gönüllü, karşılıksız ve düzenli
kan bağışçılarından kan bağışı
toplama faaliyetlerini yürütmektedir. Her yıl merkezimize bağlı
kan bağış merkezlerimiz için,
bölgemizin kan ve kan ürünleri
ihtiyacını karşılamak üzere hedefler belirlenmekte ve bu hedeflere ulaşmak için; kan bağışı
organizasyonları, sabit ve gezici
ekip faaliyetleri düzenlenmektedir. Gezici ekip faaliyetlerinde,
kapalı mekanların yanında kan
alımı için uyarlanmış kan bağış
tırı ve otobüsü gibi araçlar yer
almaktadır. Kan Bağış organizasyonları, sivil ve askeri ekiplerce düzenlenmektedir. Askeri
ekip, 7. Kolorduya bağlı tüm
birliklerde belirli aralıklarla kan
bağış organizasyonları düzenlemektedir. Sivil ekip, tüm kamu
ve özel kurumlar, sivil toplum
örgütleri, dernekler, sendikalar,
48
belediyeler vb. gibi kuruluşlarla
işbirliği içinde kan bağış organizasyonları düzenlemektedir. Ayrıca sabit birim olarak, kan bağış
merkezleri ve kan bağış konteynırı faaliyet göstermektedir.
Türkiye Kızılay Derneği ile Milli
Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘‘gönüllü kan bağışçısı eğitimi ve kazanımı faaliyetlerinin
yürütülmesi’’ kapsamında toplumda kan bağışı bilincinin oluşturulması için (geleceğin güvenli
genç kan bağışçılarının kazanımı
projesi) üniversite gençliğini bilinçlendirmek üzere düzenlenen
HEDEF 25 çalışmaları; kan bağış
bilincinin arttırılmasına yönelik
düzenlenen toplum eğitimleri;
kan bağış merkezlerimizin gönüllü kan bağış sayısını arttırmak
amacıyla yürütmüş olduğu faaliyetlerdendir.
donmuş plazma ve trombosit
süspansiyonu olarak ürünlerine
ayrıştırılmaktadır. Ayrıştırılan bu
ürünler için yapılması zorunlu
tüm testler ( hepatit B, hepatit C, HIV, Sfiliz, kan gruplama)
yapılıp uygun saklama koşullarında muhafaza edilmektedir.
Bu ürünler, hastanelerin transfüzyon merkezlerine kritik stok
seviyelerini tamamlayacak şekilde uygun sıcaklık koşullarında
transfer edilmektedir. Tüm bu
işlemler toplam kalite yönetimi
standart işletim prosedürlerine
göre yürütülmektedir. Ayrıca
tüm kan ürünlerinin ulusal kan
ve kan ürünleri rehberinde belirtilen yasal zorunluluklar çerçevesinde kalite kontrol laboratuarımızda kalite kontrol kriterlerine
uygunluğu periyodik olarak değerlendirilmektedir.
GEZİCİ EKİP ORGANİZASYONLARI
Kan Bağış Merkezlerimizce
toplanan kanlar, uygun sıcaklık koşullarını sağlayan özel kan
nakil kutuları ile Bölge Kan Merkezimize ulaştırılmaktadır. Komponent üretim laboratuarımızda eritrosit süspansiyonu, taze
KAN DAĞITIM ARAÇLARI
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
KAN BAĞIŞ İŞLEMİ
1- KAYIT: Kan bağışçısı olup
olmayacağınızı belirlemek için
Bağışçı Bilgi Formunun doldurulması
2- DOKTOR MUAYENESİ:
Doldurulan formun hekim tara-
TANITIM
fından değerlendirilerek, vericinin muayene edilmesi
3-KAN ALMA İŞLEMİ: Uygulanan testler ve alınan bilgiler sonuncunda şartlar uygun ise kan
alma işlemine geçilmesi. Özel
tasarlanmış sedyelerde, hijyenik
şartlarda ve tek kullanımlık malzemelerle uzman personellerimiz tarafından kan alma işleminin gerçekleştirilmektedir.
4- İKRAM VE İSTİRAHAT:
Özel olarak hazırlanmış ikram
bölümünde 10-15 dakika dinle-
nilmesi. Bu sırada ikram edilen
meyve suyu, sıvı kaybının giderilmesinde etkilidir.
18-65 yaş arası, önemli sağlık
problemi bulunmayan, 50 kilogramın üzerinde her birey kan
bağışında bulunabilir. Kan bağış
işlemi toplam 25-30 dakika sürmektedir.
Ülkemizde lösemi, talasemi,
hemofili gibi hastalıklarla savaşan hastalar düzenli olarak;
yeni doğum yapan anneler ve
bebekler, ameliyat hastaları vb.
gibi hastalar acil olarak kana
ihtiyaç duymaktadırlar. Kan,
kaynağı yalnızca insan olan bir
maddedir ve sadece bağış yöntemiyle elde edilebilmektedir.
Ancak bölgemizde bağışlanan
toplam kan sayısı ve dağıtılan
kan ve kan ürünleri sayısına
bakıldığında yapılan kan bağışı
sayısının yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Bu durumda
ise kan ihtiyacı derneğimize ait
diğer bölge kan merkezlerince
tamamlanmaktadır. Fakat bu
destek sadece kan bağış sayısının yüksek olduğu dönemlerde
olmaktadır ve diğer dönemlerde
kan sıkıntısı yaşanmaktadır. Sadece 25-30 dakika ayrılarak, bağışlanan bir ünite kan ile 3 hastanın hayatının kurtarılabileceğinin
bilinmesi ve düzenli olarak kan
bağışında bulunulması, kan ve
kan ürününe ihtiyaç duyan hastalar adına yaşamsal önem arz
etmektedir. Bölge Kan Merkezi
olarak bölgemizdeki kan ve kan
ürününe ihtiyaç duyan tüm hasta yakınları adına hem bölgemiz
hem de ülkemizde yaşayanları
bu duyarlılığı göstermeye ve düzenli kan bağışçısı olmaya davet
etmekteyiz.
GÜNEY ANADOLU BÖLGE KAN MERKEZİ HEDEF VE GERÇEKLEŞME DURUMU
2013 Yılı Bağışlanması Hedeflenen Kan Sayısı
46.065
2013 Yılı Bağışlanan Kan Sayısı
39.407
2013 Yılı Kan Bağış Hedefi Gerçekleşme Oranı
% 85.55
Toplam Personel Sayısı
Doktor
10
Flebotomist
26
Kan Bağışçısı Kazanım Personeli
2
Kan Toplama Araç Sayısı
9
Bölgeye Bağlı İller
Diyarbakır, Batman, Siirt, Bingöl, Mardin, Şırnak, Elazığ
Bölgeye Bağlı Kan Bağışı Merkezleri
Diyarbakır, Batman, Siirt, Elazığ
Bölge Nüfusu
3.729.443
Kan Bağışı, Can Bağışı
49
GÜNCEL
SAÇLARIMIZ
NEDEN DÖKÜLÜR?
Dermatolog Dr. Semahat ALP ERDAL
Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Saçlarımız, kadın veya erkek
fark etmeden hepimiz için fiziksel özelliklerimizin en önemli
parçasıdır. Sağlıklı yapıdaki saçlara sahip olmayı herkes ister.
Genellikle de erişkin dönemde
saçlarımızın değerini daha iyi
anlamaya başlarız. Birçoğumuz,
saçlarımızı erken yaşlarda zevkimize uygun değişikliklere maruz bırakır, sonrasında da doğal
yapısını kaybetmiş ya da dökülmüş saçlar için çareler aramaya
koyuluruz.
Sağlıklı saç, sağlam kıl folikülü (saç kökü) demektir. Kıl
folikülü, derinin epidermis olarak
adlandırılan en üst tabakasının
bir kılıf şeklinde alt tabakalarına
inen bir yapısıdır ve insan saçlı
derisinde sayısı yaklaşık olarak
100 bin kadardır. Fonksiyonel
olarak ise kıl folikülü basitçe ifade etmek gerekirse, her bir saç
telinin doğup büyüdüğü (anajen
dönem), dinlenme (telojen dönem) süresini geçirdiği ve nihayetinde ömrünü tamladığında
yerini yeni bir saç teline bıraktığı
50
bir yuvadır. İnsanlarda saç büyümesi senkronize değildir. Saçın
uzunluğunu 2 ile 6 yıl arasında
değişen sürede devam eden ve
kafadaki toplam saç folikülünün
%85-90’ının yer aldığı büyüme
evresi belirler. Saçlı derideki kılların %10-15 kadarı ise yaklaşık 1
ile 3 ay kadar süren istirahat dönemindedir. Bu sayede saç yoğunluğu her zaman korunmuş
olur. Kişisel ve mevsimsel farklılıklara göre değişmekle beraber
fizyolojik saç dökülme hızı yaklaşık günde 100-200 saç teli civarındadır. Daha yoğun kayıplar
ise sorgulanmayı gerektirir, bir
dizi test yapılarak sebebe yönelik tedavi yapılır.
Saçı tıraş etme
ya da kesme gibi
uygulamalar saç
üretimini arttırmamakla birlikte
saç teli 1 ayda
ortalama 1 cm
kadar uzar. Bir
saç kılı folikülü,
yaşam boyunca
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
10-20 döngü geçirir. Saç derisi
bu yuvayı tüm katmanlarıyla ve
zengin damar yapısıyla da destekler.
Yaş, cinsiyet, ırk, sosyal konum ve kişisel özelliklere bağlı
olarak değişebilen saç; vücut
ısısının düzenlenmesi, güneş
ışınlarından korunma gibi temel
görevlerinin yanı sıra bireyin
toplum içindeki konumunun
göstergelerinden biridir, sosyal
ve psikolojik açıdan büyük önemi vardır. Bu nedenle saç kaybı
bireyin psikolojisini ve yaşam
kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir.
Saç dökülmesi (Alopesi),
GÜNCEL
doğal bir süreç olabileceği gibi
yaşam döngüsünde istenmeyen
değişiklikler yapan dışarıdan
kaynaklanan zararlı fiziksel ya
da kimyasal etkenlere bağlı oluşan veya bazı hastalıkların işareti
olarak normal kabul edilen günlük saç kaybının üstünde bir dökülmeyle karşımıza çıkabilir.
Kimi insanlar doğuştan bir
takım genetik saç hastalıklarına
sahiptir. Ancak bu duruma, saç
derisinde yapısal bozukluklara
yol açarak dökülmeye neden
olan bazı kronik cilt hastalıklarında olduğu gibi sık rastlanmaz.
Yaygın saç dökülmesinin en
sık tipi olan Telogen Alopesidir. Dinlenme dönemine geçen
kıl folikülü sayısının artmasıyla
oluşur ve bu durumu tetikleyen
sebepten genellikle 3-4 ay sonrasında görülür. Geçici (fizyolojik) bir durum olabilmesinin yanı
sıra pek çok iç hastalıkları, beslenmeye ait faktörler, gebelik,
menopoz ya da doğum kontrol
ilaçları ile oluşan hormonsal değişiklikler, bazı ilaçlar, kimyasal
maddelere maruz kalınması,
bazı cilt hastalıkları sorumlu tutulabilir. Büyük cerrahi müdahaleler, hızlı kilo değişiklikleri gibi
diğer fiziksel strese neden
olan durumlar ya da aile
bireylerinden birinin
ölümü, iş kaybı, sınav hazırlığı
gibi psikolojik stresler, nedenler
arasında sayılabilir. Bazı insanlar,
kişisel ya da ailesel sorunlarını bir
dermatolojik problem halinde
yansıtabilmektedir. Üstelik var
olan bir deri problemi (örn. saç
dökülmesi) kişide fiziksel görünümünden duyduğu rahatsızlık
sonucu psikolojik bozukluklar
yanı sıra psikososyal olumsuzluklara da yol açabilmektedir.
İç hastalıkları içerisinde; hipotiroidi, B12 vitamini- folik asit
eksikliği, demir eksikliği anemileri, ateşli ağır enfeksiyonlar,
ağır kronik böbrek ve karaciğer
hastalıkları en sık telojen dökülme sebepleridir. Biotin ve çinko
eksikliklerinde de saçların kalitesinde zayıflamanın yanı sıra yaygın dökülme de oluşabilmektedir.
Saçların doğal yapısını bozan
eksojen sebeplerin ve fiziksel bir
takım uygulamaların da dökülmeye neden olduğu bilinmektedir. Bu eksojen faktörler arasında
güneş ışığı, X ışınları gibi çevresel etmenler; saç bakımında
kullanılan
kozmetikler; tarama, kurutma,
şekil veya renk değişikliği için
saça uygulanan kimyasal işlemler sayılabilir. Tarama ve fırçalama işlemlerinin zorlayıcı şekilde
yapılması da telojen dökülmeye
sebep olur. Saçın sürekli toplanması, sıkı bir şekilde bağlanması
veya örülmesi ile özellikle alın ve
şakaklardaki saçlarda, bu germe kuvvetine bağlı dökülme
görülür ve traksiyonel alopesi
olarak adlandırılır. Bu durum, saç
stili ve toplama alışkanlıkları değiştirildiğinde genellikle gerilese
de uzun süre devam eden traksiyonel alopesi, geç dönemler
de kalıcı hale gelebilir.
Yaygın saç dökülmesinin sebebi erken dönemde bulunup
tedavi edilirse saç kaybı genellikle 6-12 ay sonra normale dönmektedir. Bu nedenle sıradan
olmayan, ciddi dökülmeler yaşayan bireylerin bir dermatoloji
uzmanınca değerlendirilmesinde fayda vardır.
Saç dökülmesi yakınmasıyla
dermatoloji uzmanına gelen bir
hastadan öncelikle detaylı bir
öykü alınır ve rutin muayenesi
yapılır. Eğer altta yatan bir
hastalık düşünülüyorsa çeşitli laboratuvar
testleri,
saçlı
Hergün 100-150 Adet Saç Dökülmesi Doğal Kabul Edilmektedir
51
GÜNCEL
deri muayenesi, nedene yönelik gerekiyorsa saç çekme testi
yapılarak saç telinin yapısının
mikroskop altında incelenmesi, saçlı deri biyopsisi gibi yöntemler ışığında sebep tespit
edilmeye çalışılır.
Anajen dökülme; büyüme
dönemindeki kıl foliküllerine
hasar veren olaylardan sonra
meydana gelir. Genellikle kemoterapi ilaçları kullanımı sırasında ortaya çıkar. İlaçların kesilmesinden sonra birkaç hafta
içinde saç büyümesi yeniden
başlar ve saçlar çıkar.
Trikotilomani olarak adlandırılan saç koparma hastalığında, kişinin çoğunlukla belli
bir alanda saçları bilinçli olarak
sürekli yolması sonucu saç kaybı
oluşur. Bu durumda hastaya psikiyatrik destek gerekir.
Saç dökülmesine neden dermatolojik hastalıklar içinde halk
arasında “Saçkıran” olarak bilinen Alopesia Areata dışında
kalan diğer hastalıklar toplumda daha az bilinmektedir. Dermotoloğa başvurmadan önce
hastaların bir kısmı genellikle bir
kuaför ya da eczaneden yardım
istemektedir. Dökülmüş bölgede bir yara ile hastaneye gelebilmektedirler. Sebebi henüz tam
olarak bilinmeyen ve her yaşta
görülebilen bu kıl kökü hastalığında, saçlı deride yamalar şeklinde boşluklar vardır. Genellikle
geçici bir durum olabilmesiyle
beraber iyileşme ve yeniden dökülmeler şeklinde yıllarca, hatta
çok az sayıdaki insanda ise ömür
boyu da sürebilmektedir. Saçlı deri, sakal, kaş ve kirpiklerde,
diğer vücut kıllarında bir veya
birkaç yerde kısmen ya da tamamen kayıplar olabilmektedir.
52
Bazı topikal ve sistemik ilaçlarla
ve gereğinde psikolojik destekle çoğunlukla tedavisi mümkün
olan bir durumdur
Birkaç aylık bebeklik döneminden ergenliğe kadar değişik
yaşlardaki çocuklarda görülen,
yaşadıkları ya da maruz kaldıkları ortamlarda bulunan mantar
sporlarının saç derisine bulaşması ile meydana gelen bazı
mantar enfeksiyonlarının, zamanında ve yeterli tedavi edilememesi sonucunda da bölgesel
ancak kalıcı kellik oluşabilir. Kırsal kesimlerde yaşayan, hayvancılıkla uğraşan ailelerin çocuklarında daha çok meydana gelen
hastalığın erken tedavi edilmesi
bu nedenle önemlidir.
Gebelik sırasında anajen (büyüme) dönemdeki saçların sayısı artar. Oysa doğumu takiben
genellikle 2-4 ay sonra anajen
dönemdeki saçların telojen evreye geçmesiyle saç dökülmesi
belirgin hale gelir. Normal saç
dökülmesinden 2-3 kat daha
fazla olabildiği için anneyi ol-
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
dukça endişelendirir. Yaygın saç
dökülmesi yaklaşık 1 yıl süreyle
devam edebilir. Ancak kalıcı kellik oluşmaz.
Androgenetik Alopesi
Erkeklerde ve kadınlarda en
sık rastlanan saç dökülmesi türü
olup bir hastalık değildir. Erkeklik hormonu olan androjenlerin
etkisiyle, genetik yatkınlığı olan
kişilerde ergenlik sonrası dönemden itibaren herhangi bir
yaşta başlayabilen ve öncelikle
alın bölgesindeki saç çizgisinin
geri çekilmesi ile sonra da tepe
bölgesinin seyrelmesi ve açılmasıyla ortaya çıkan durumdur.
Erkek tipi saç dökülmesi olarak
da bilinen Androgenetik alopesi
sadece erkeklere özgü bir problem olmayıp kadınlarda da görülür. Bu tip saç dökülmesinde,
alın veya baş orta bölümünde
belirgin bir şekli takip eden aşamalı saç kaybı gözlemlenir. DHT
olarak adlandırılan hormon türevine karşı genetik olarak hassasiyeti bulunan kişilerde saç foliküllerinin küçülmesi ve saçların
kaybedilmesiyle gerçekleşir. Saç
köklerinin duyarlılığı ne kadar
kuvvetli ise saç kaybı o derecede
ağır seyreder.
Androgenetik alopesi erkeklerde alın ve tepedeki saç tellerinde incelme, yavaş uzama, saç
telleri hafifçe çekildiğinde kolayca ele gelmesi, kolayca dökülmesi şeklinde başlar. Saçlı deride
alın çizgisinin geri çekilmesine
ve tepenin açılmasına yol açacak bir görüntüyle devam eder.
Sonraki dönemlerde saç telleri
karakterini kaybedip daha açık
renkli ve uzamayan ince tüylere
döner. Sonuçta saç derisi parlak ve saçsız bir hal alarak kellik
meydana gelir.
GÜNCEL
Erkek Tipi Kellik Formları
(Androgenetic
Alopecia)
(The American Hair Loss Council)
Kadınlarda ise genel olarak
kafanın tümünde veya tepe bölgesindeki saçlarda incelme ve
seyrekleşme şeklinde görülür.
Kadınlarda genellikle erkekteki
gibi kellik yapmaz. Bu tipte dökülmeye yatkınlığı olan kadınların yaklaşık 1/3 ü bu durumdan
etkilenir. Ergenlik dönemi kadar
erken başlayabileceği gibi en çok
menopozdan sonra görülür.
Kadınlarda Genetik Saç Dökülme Paterni
(Androgenetic
Alopecia)
(The American Hair Loss Council)
Erkek tipi kellik tedavisinde
tam iyileşme sağlayacak bir ilaç
olmamakla birlikte topikal minoksidil uygulaması kabul edilebilir
sonuçlar yaratmaktadır. Cerrahi
bir yöntem olan saç ekimi teknikleriyle de başarılı sonuçlar elde
edilebilmektedir.
Tarih boyunca insanların büyük önem verdiği sorunlarından
biri olan saç dökülmesi ve kellik
tedavisi için pek çok araştırma
yapılmıştır. Kelliğin tedavisi için
bugüne kadar bu araştırmalardan pratikte uygulanabilir bir
sonuç sağlanamamıştır. Birçok
çalışma henüz deneysel aşamadadır. Uzun sürede güvenilirliği
kesinleşmemiş çalışmalara, yakın
zamanda bildirilen ve hastanın
laboratuvarda kendi saç folikülü
hücrelerinin yeni saç kökleri oluşturma potansiyelini gösteren bir
çalışma örnek verilebilir.
Toplumda saç dökülmesi ile
ilgili bir takım yanlış inanışlarla
sıkça karşılaşmaktayız.
Bunlara örnekler verilirse;
1. Bazı şampuanlar ya da sık
şampuanlama saç döker.
Sık şampuanlama saçları
fazla kurutarak yıpranmasını
kolaylaştırır, saç köküne hasar yapmaz.
2. Her gün 100 saç teli dökülürse
kel olurum.
Her gün 100-150 adet saç
dökülmesi doğal kabul edilmektedir. Çünkü dökülen
saç ömrünü tamamlamış ve
yerini yeni çıkacak saça bırakmıştır.
3. Perma, saç renklendirici boyalar ya da diğer saç kozmetikleri kalıcı dökülme yapar.
Bu tür fiziksel ve kimyasal
değişiklik yapan ürünler bazen yanlış uygulamalar sonucu geçici dökülme yapabilse
de daha çok saç gövdesinde
olumsuz değişiklikler yaparak saç kalitesini etkiler ve
kırılma, kopmalara neden
olur.
4. Saçların tıraş edilmesi saçı kalınlaştırır.
Yapılan çalışmalar bu tahmini doğrulanamamıştır. Kılların köke yakın kısımları daha
kalın olduğu için böyle bir
yargı doğmuş olabilir.
5.Saçlara uygulanan B ve E
vitaminli badem yağı ya da
zeytinyağı, yumurta akı saç
dökülmesini önler.
Saçların daha parlak olması
ve saçlı deriyi nemlendirmesi dışında dökülmeyi önleyici
herhangi olumlu bir etkileri
yoktur.
6. Stres kalıcı saç kaybı yapar.
Eşlik eden başka bir dökülme sebebi yoksa tek başına
stres kalıcı saç dökülmesi
yapmaz.
7.Sadece entellektüel kişilerin
saçı dökülür.
Herkesin saçı dökülebilir.
8. Erkek tipi kelliği olan kişilerin
seksüel fonksiyonlarında farklılık vardır.
Saç köklerinin Androjenlere
hassasiyeti ile seksüel fonksiyonlar arasında bir ilişki
yoktur.
9. Erkek tipi kelliğin tam tedavisi
vardır.
Saç ekimi dışındaki diğer
yöntemler kalıcı tedavi sağlamaz.
10.Kellik erken yaşlanmanın bir
sonucudur.
Oysa 10’ lu yaşlarda başlayabileceği gibi en sık 20-30 yaşlar
arasında ortaya çıkar.
KAYNAKÇA
1. Saç Hastalıkları . Prof.Dr. Server Serdaroğlu, Prof.Dr. Oya oğuz. Dermatoloji Cilt II. 2008
2. Biology of Hair and Nails. David de Bereker, Claire A Higgins, Colin Jahoda and Angela M Christiano. Dermatology. Edit
by; Bolognia JL, Jorizzo JL, Schaffer JV. Third Edition. Mosby Elsevier 2012
3. Saç kaybı ve hasarı oluşturan eksojen faktörler ve kozmetikler. Süleyman Pişkin, Sezin Kuru Fıçıcıoğlu. Türkiye Klinikleri
Dermatoloji Dergisi, Eksojen Dermatoloji Özel Sayısı.2012
4. Saç Dökülmesi ve Tedavisi. Fatih Üniv. Tıp Fak. Web sayfası Erişim tarihi; 8.2 .2014
5. Hair Loss Myths. www.newhair.com.erişim;şubat 2014
6. What are causes of hair loss? www. MedicineNet.com. Erişim Şubat 2014
Saç Temizliğine Dikkat Edin
53
GÜNCEL
SINAV KAYGISI
Prof. Dr. Remzi OTO
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD.
Sınav; bireyin, önceden edinmiş olduğu bilgi ve becerilerin
standartlaştırılmış bir ölçekle
(testler, klasik sorular vb.) ölçülmesi, diğer bireylerle karşılaştırılması ve sıralanmasına olanak
sağlanması sürecidir. İşte böyle
bir süreçte birey değişik düzeyde heyecanlar yaşar. “Bilgimi
verilen sürede sunabilecek miyim?”, “ya çalışamadığım yerlerden çıkarsa”, “o sırada heyecandan bildiklerimi unutursam” vb.
birtakım duygu ve düşünceler
bireyin bilgi ve becerisinin önünde engel oluşturur. Bu duygu ve
düşünceler bilginin etkili kullanılmasına engel olur ve başarının düşmesine yol açar. Bu durumun tümüne birden “Sınav
Kaygısı” denir.
Gençlik yıllarının en karmaşık
dönemine denk gelen, üniversite ya da SBS sınavları sırasında
yaşanan sınav kaygısı, yalnızca
sınava girecek gençlerde değil,
başta anneleri olmak üzere bütün ebeveynleri de etkilemiş olarak karşımıza çıkar.
Sınava girecek öğrenci bu
kaygıyı yaşadığında otomatik
olarak, “Sınava hazır değilim”,
54
“Sınavlar niye yapılıyor, ne gerek
var?” “Dün bildiklerimi bugün
unutuyorum” “Ben zaten bu konuları anlamıyorum” “Biliyorum,
bu sınavda başarılı olamayacağım” “Sınav kötü geçecek” “Çok
fazla konu var, hangi birine hazırlanayım?” biçiminde düşüncelerle, deneme
sınavlarına girmeme, erteleme, başarıda düşüş gibi
davranışlar ve içine kapanma ya da
çabuk öfkelenme,
uyku ve iletişim
sorunları yaşamaya başlar.
Birey ve ailesinin sınava yüklediği anlamlar ve
beklentiler bu süreçte çok etkili olur.
“Bu sınavla hayatım
kurtulacak”
ya da “bu sınavda
başarısız olursam
hayatım kararacak” gibi öğrenci
beklentisinin yanı
sıra, ebeveynlerin;
“komşulara karşı
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
yüzümüzü karartma”, “emeğimizi boşa çıkarma”, “yoksul,
yetim, öksüz çocuğun başarısına bak” gibi telkin, karşılaştırma
ve örnekler, sınavla ilgili zihinde
oluşturulan imajın gerçek dışı,
ulaşılamaz olmasına ve öğrencinin kaygısını arttırmaya başlar.
GÜNCEL
Öğrenci ya da sınava hazırlanan her bireyde biraz “heyecan”,
“stres”, “kaygı” adını ne koyarsak
koyalım, dengeli, ölçülü, gerçekçi bir uyarılmışlık hali, bireyin
daha dikkatli ve başarıya daha
odaklanmış olmasını sağlar. Ancak tersine bu kaygıyı (stresi, heyecanı) yoğun yaşayan öğrencide, başta ders çalışma temposu
olmak üzere, başarısında düşüş,
okuduklarını anlamama, düşüncelerini düzene koyamama, baş
ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı
ve terleme gibi fiziksel, dikkat
dağılması, huzursuzluk, endişe
gibi psikolojik şikayetler artmaya
başlar ve öğrencinin gerçek başarısını göstermesine engel olur.
Stresle başa çıkmada, birkaç
başarısız girişim bu kez öğrencinin, “artık hiçbir zaman başarılı
olamayacağım” düşüncesine yol
açar. Bu da öğrencide ‘‘tükenmişlik” duygusunun oluşmasına
ve “performans anksiyetesi”nin
ortaya çıkmasına neden olur.
Aynı durum aile için de geçerlidir. Aileler - inkar etseler
de- yanlış tutum ve yaklaşımları nedeniyle kendi kaygılarını,
çocuklarına yansıtmaktadırlar.
Çocuktan yüksek beklentilerinin
olması, akranlarıyla sürekli karşı-
laştırması ve sınavı bir araç değil
amaç olarak görmeleri, oldukça sık karşılaşılan önemli yanlış tutum ve yaklaşımlardır. Bu
nedenle bu dönemde yalnızca
öğrenciyi değil, aileyi de desteklemek gerekmektedir.
PEKİ NE YAPILMALIDIR?
Bilmeliyiz ki, yaşanan duygu
ve düşünceler sınava verilen anlam ile yakından ilişkilidir. Ancak
bu dönemi bazen abartabiliyoruz. Bu nedenle özellikle bu dönemde, kendimizle ilgili olumlu
düşünmek belki en hızlı başarabileceğimiz yaklaşım olur. “Bu
sınavda yapabildiğimin en iyisini yapabilirim”, “Daha önce de
benzer sınavlarda oldukça başarılı olmuştum”, “Bu sınav dünyanın sonu değil, telafisi var”,
“Bu sınavda başarısız olmam
her zaman başarısız olacağım
anlamına gelmez”, “Başarırsam
hayatımın önemli bir dönüm
noktasını aşacağım”, “Başarısız
olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez”, “Zamanı
kendi yararıma kullanmak benim elimde” gibi düşünceler sizi
rahatlatacaktır.
Beyne giden oksijen miktarı
ile bireyin kaygıyla ( stres, endi-
Sınav Kaygısı, Yaşam Kaygısı Olmasın
şe, heyecan vb.) başa çıkması
arasında doğrudan ilişkili olduğu
kabul edilmektedir. Bu nedenle
doğru nefes alma tekniklerini
( diyafram nefesi, karın nefesi)
öğrenerek, sınav öncesi uygulamakla ve alışkanlık haline getirmekle yaşanılan kaygı azaltılabilir. Özellikle sınav başlamadan
önceki ilk heyecanı atlatmak için,
üç kez derin ve doğru nefes egzersizi sizi çok rahatlatacaktır.
Sınav öncesi olumsuz düşünceler ile başa çıkmada, genel gevşeme egzersizlerinin de
önemli katkı sağlayabileceğini
unutmamak gerekir. Önce hafif bir yürüyüşle başlayıp sıralı
gevşeme (baştan ayağa bütün
kas gruplarını gevşetmek) hareketleriyle devam etmek, dikkatin
toplanmasında ve kaygının fizyolojik etkilerini azaltmada etkili
olacaktır.
Aileler de sınav süreci içinde kendi kaygılarını çocuklarına
yansıtmak yerine, çocuklarının
bu zor günlerinde yanlarında
olduklarını hissettirip başarı
için onları cesaretlendirmelidir.
Başarısızlık durumunda ise çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.
55
SAĞLIK OKUR YAZARLIĞI
AKILCI İLAÇ KULLANIMI
Dr. Zülfü Barış ŞAHİN
İl Sağlık Müdürlüğü
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)
İlacı: “Fizyolojik sistemleri veya
patolojik durumları, kullanıcının
yararı için değiştirmek veya incelemek amacıyla kullanılan veya
kullanılması öngörülen bir madde ya da ürün” olarak tanımlar.
Farmakolojinin ana konusunu
oluşturan ilaç, tıpta kullanılan ve
biyolojik etkinliği olan (biyoaktif)
saf bir maddeyi ya da ona eşdeğer olan bitkisel veya hayvansal
kaynaklı standart miktarda aktif
madde içeren bir karışımı ifade
eder. İlaç, piyasaya çıkmadan
önce kapsamlı araştırmalara ve
sıkı kontrollere tabi tutularak,
yetkili mercilerin onayı ile piyasaya sürülen, sağlık hizmetlerinin
vazgeçilmez önemde bir ürünüdür.
Ancak tüm dünyada yanlış,
gereksiz, etkisiz ve yüksek maliyetli ilaç kullanımı çeşitli boyutlarda sorunlara neden olmaktadır. Bu etkiler arasında hastalık
ve ölüm oranlarında artış olması,
ilaçların yan etki riskinin artması,
kaynakların yanlış tüketilmesiyle;
temel ilaçlara bile ulaşılabilirliğin
azalması, acil ve temel ilaçlara
56
karşı gelişebilecek dirence dayalı
olarak, tedavinin ekonomik ve
sosyal maliyetinin artması sayılabilir. Bu nedenlerden dolayı dünyada çeşitli çözüm yolları üretilmeye, geliştirilmeye çalışılmıştır.
Bu kapsamda dünyada “Akılcı
İlaç Kullanımı (AİK)” çalışmaları
başlatılmıştır.
Akılcı İlaç Kullanımı DSÖ tarafından; kişilerin klinik bulgularına
ve bireysel özelliklerine göre uygun ilaca, uygun süre ve dozda,
en düşük maliyette ve kolayca
ulaşabilmeleri olarak tanımlanmıştır. Akılcı ilaç kullanımında ilk
basamak hekimin ilaç seçimi yaparken etkililik, güvenlik, uygunluk ve maliyet kriterlerini dikkate
alarak hareket etmesidir.
1- Etkililik
Bir ilaç tercihi için ilk ve en
önemli ölçüt, etkililiktir. Hastalığın tedavisi için çabuk etki gösteren ilaçlar ya da dozaj biçimleri
seçilmelidir. Örneğin bakteriyel
bir enfeksiyon tedavisinde geniş
spekturumlu bir antibiyotik yerine enfeksiyon sebebi olan patojene etkili antibiyotik seçilmelidir.
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
2- Güvenlilik (İlaçların yan
etkileri):
Hastane
başvurularının
%10’u, çoğu kez ilaç seçmeden
önce dikkatli anamnezle önlenebilir, ilaç yan etkilerine bağlıdır.
Bu nedenle ilaçların, en sık rastlanan yan etkileri ve toksik etkileri
sorgulanmalıdır. Eğer bir ilaç etkili ise, aynı zamanda yan etkisinin olabileceği unutulmamalıdır.
İlaçlarınızı mutlaka bol suyla içmelisiniz. Su yerine çay,
süt, meyve suyu gibi içeceklerle içilmesi ilacınızın etkisini azaltır.
3- Uygunluk (İlaçların
kontrendikasyonları):
Uygunluk hastanın özel durumuna bağlıdır. Normalde etkili
ve güvenli bir ilaç hasta özelinde
uygun olmayabilir. Sorulması gereken sorular:
a) Etken madde ve dozaj biçimi
bu hasta için uygun mu?
b) Standart doz şeması bu hasta
için uygun mu?
SAĞLIK OKUR YAZARLIĞI
c) Standart tedavi süresi bu hasta için uygun mu?
İlaçlar her hastaya özel olarak hazırlanır. Bu yüzden
aynı hastalığa yakalanmış
olsanız bile doktora gitmeden başkalarının ilaçlarını
kullanmamalı ve kendi ilaçlarınızı da kimseyle paylaşmamalısınız.
Uygunluk yönünden her
zaman dikkat edilmesi gerekli
yüksek risk grupları:
Yaşlılar, çocuklar, gebeler,
emzirenler, böbrek ve/veya karaciğer sorunu olanlar, ilaç alerjisi
öyküsü olanlar, başka bir hastalık
nedeniyle ilaç kullananlardır.
Ayrıca özel saklama koşulu
gerektiren ilaçlar kimi hastalar
için sorun yaratabilir.
Eğer hapları yutmakta zorluk çekiyorsanız bunu doktorunuza söyleyebilirsiniz.
Belki ilacınızın sıvı hali bulunuyordur.
4- Tedavi Maliyeti (İlaçların
fiyatı):
İster Sosyal Güvenlik Kurumu
ya da sigorta şirketleri tarafından,
isterse hastanın kendisi tarafından karşılansın tedavi maliyeti
kesinlikle sorgulanmalıdır. Ayrıca,
birim maliyet yerine, toplam tedavi maliyetine bakılmalıdır.
Hekim tarafından ilaç seçimi
yapıldıktan sonra hastanın doğru
ilaç kullanımı da Akılcı İlaç Kullanımının önemli bir ayağıdır. Doğ-
ru ilaç kullanımı, kişinin kendisine
doktor tarafından reçete edilen
ilacı, kendisi için önerilen miktarda, yeterli süre devam ederek
ve toplum için en düşük maliyeti
getirecek şekilde kullanmasıdır.
Akılcı olmayan ilaç kullanımı;
Akılcı İlaç Kullanımı tanımında yer alan maddelerden herhangi birinin veya bir kaçının karşılanamaması durumudur. Akılcı
olmayan ilaç kullanımı hastaların
tedaviye uyumunun azalmasına,
ilaç etkileşimlerine, bazı ilaçlara
karşı direnç gelişmesine, hastalıkların tekrarlamasına ya da
uzamasına, advers olay görülme
sıklığının ve tedavi maliyetlerinin
artmasına neden olur.
Akılcı olmayan ilaç kullanımında ilk sırayı antibiyotikler almaktadır. Enfeksiyon hastalıkları,
halk sağlığı açısından önemli ve
uygun antimikrobik tedaviyle
başarının sağlandığı bir alandır.
Bununla birlikte gerek toplumda gerekse hastanede kazanılan enfeksiyon hastalıkları akılcı
olmayan antimikrobiyal tedavilerin kullanılması sonucu tedavi
edilememekte ve belki de hasta
kaybedilmektedir. Uygun antimikrobiyal tedavi; sağ kalım,
komplikasyon ve kronikleşmenin önlenmesi, hastalık şiddet
ve süresinin kısaltılması açısından önemlidir. İdeal antibiyotik
kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotik; en uygun
yoldan, etkin dozda, optimum
aralıklarla, uygun süreyle verilmelidir. Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak
kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli
değerlendirme yapılmadan ve
enfeksiyon olmaksızın antibiyo-
İlacım Ne Eksik Ne Fazla !
tik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik
dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz
olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.
Etkinliği bilinen bir antibiyotik
yerine maliyeti daha yüksek ve
yeni olan bir antibiyotiğin seçilmesi, gerekli olmadığı halde aynı
anda birden fazla antibiyotiğin
kullanılması, kültür sonucuna
uygun olmayan antibiyotik kullanımı da antibiyotiğin uygunsuz kullanımına örneklerdir.
Eğer ilacınızın size iyi gelmediğini düşünüyorsanız,
doktorunuzla veya eczacınızla konuşmadan ilacınızı
bırakmamalı veya değiştirmemelisiniz.
Özellikle
antibiyotik kullanılırken iyileşseniz bile kutudaki tüm
ilaçlar bitene kadar ilaçlarınızı vaktinde almaya devam
etmelisiniz.
Birinci basamak tedavi hizmetlerinde antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu
enfeksiyonları için düzenlendiği
gösterilmiştir. Birçok solunum
yolu enfeksiyonu vakasında antibiyotiklerin gerekli olmadığına
ve hastanın bağışıklık sisteminin
basit enfeksiyonlarla mücadele
edebilecek yeterlilikte olduğuna
ilişkin kanıtlar mevcuttur. Sadece bakteriyel enfeksiyonlara
karşı etkili olan antibiyotikler;
yaygın olarak yanlış kullanımın
gözlendiği soğuk algınlığı veya
grip gibi virüslerin neden olduğu
enfeksiyonlar için çözüm değildirler ve virüsün diğer insanlara
57
SAĞLIK OKUR YAZARLIĞI
bulaşmasını önlemezler. Antibiyotik kullanımı gerektirmeyen
durumlarda, enfeksiyon taşıyan
hastalardan diğer kişilere bulaşmasını önlemek amacıyla
enfeksiyon kontrol tedbirlerinin
alınması yeterlidir.
İlaçlarınızı alırken ilaç kutularının içinden çıkan ölçü
kaşığını veya kabını kullanın.
Çünkü ilacın miktarını (dozunu) en doğru bu ölçeklerle ayarlayabilirsiniz
Antibiyotiklerin yanlış nedenlerle veya doğru olmayan biçimde kullanılması, bakterilerin
sonraki tedavilere karşı direnç
göstermesine neden olabilir.
Antimikrobiyal direnç, bu mikroorganizmanın neden olduğu
enfeksiyonu tedavi etmek veya
önlemek amacıyla antimikrobiyal ajanın etkisinin azalmasına
veya yok olmasına neden olur.
Bakteriler için antibiyotik direnci, bakterilerin herhangi bir
antibiyotiğin varlığına rağmen
üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesidir. Bunun sonucunda
ise, daha sonra antibiyotiğe ihtiyaç duyulduğunda beklenen
etkiyi göstermezler. Bu yalnızca antibiyotiği uygun olmayan
biçimde kullanan kişi açısından
değil, sonradan dirençli bakteriye yakalanma riski olan herkes
İlacınızı doktorunuzun veya
eczacınızın belirttiği miktar
ve zamanlarda kullanmaya
dikkat etmelisiniz.
58
için tehlike oluşturmaktadır.
Antibiyotik
direnci
tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu
haline gelmiştir.
Antibiyotik dirençli bakterilerin yol
açtığı enfeksiyonlar; hastalık ve ölüm
o ra n l a r ı n ı n
artması
ve
hastanede geçirilen sürenin uzaması ile sonuçlanmakta ayrıca
tedavi maliyetlerinde de artışa
neden olmaktadır. Antibiyotik
kullanımı, insanlardaki normal
bakteriyel floranın değişmesine bu da çoğu kez antibiyotik
dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına ve ishal gibi yan etkilerin görülmesine neden olabilmektedir.
Eczacınız reçetenizdeki ilacın yerine aynı etkiyi gösterecek bir başka ilaç önerebilir. Ona güvenin.
Unutmayalım ki antibiyotikler; ateş düşürmez, ağrı dindirmez, virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edemez. Hekim
reçete etmedikçe antibiyotik
kullanılmamalıdır. Hastaların,
daha önceki bir hastalığında
kullandığı antibiyotiğin, tekrar
benzer hastalığa yakalansa bile
hekime danışmadan kullanmaması gerektiği konusunda
bilinçli olması gerekmektedir.
Özellikle grip ya da nezle gibi
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
virüslere bağlı
solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiklerin tedavide yeri olmadığını unutulmamalıdır. Hekim önerisi sonrası
reçete ile alınan antibiyotiğe,
enfeksiyonu en etkili biçimde
tedavi etmek ve direncin ortaya çıkma riskini azaltmak için
antibiyotikler doğru dozda,
doğru şekilde ve reçeteye uygun zaman aralıklarında alınarak uygun biçimde kullanılmalıdır. Hasta kendisini iyi hissetse
bile tedaviyi hekimin belirttiği
süreden önce sonlandırmamalıdır. Aksi taktirde faydadan çok
zarar getirecektir. Artmış veya
reçetesiz alınmış antibiyotikler
yerine her zaman tıbbi reçeteli
antibiyotikler kullanılmalıdır.
Eczanelerde reçetesiz satılan vitamin, mineral ve bitkisel özler gibi besin destek
ürünlerini de doktorunuza
danışmadan kullanmayın!
Bakteriyel enfeksiyonlara
karşı en önemli silahımız olan
antibiyotiklere direnç gelişimini önlemek için antibiyotikleri
SAĞLIK OKUR YAZARLIĞI
doğru kullanma konusunda
toplum olarak farkındalığımızı
artırmamız gerekmektedir.
Akılcı İlaç Kullanımının sağlanması konusunda farkındalığın oluşturulması ve toplum
bilincinin artırılmasında hekim,
eczacı, hemşire, diğer sağlık
personeli, hasta/ hasta yakını, sektör, düzenleyici otorite, meslek örgütleri ve diğer
(Medya, Akademi vb.) gruplar
sorumluluk sahibi taraflar olarak sayılabilir.
Doktorunuza veya eczacınıza sormadan ilaçlarınızı
bölmekten, eritmekten ve
çiğnemekten sakınmalısınız.
İlaç kullanımı sırasında hataya düşülmesini önleyebilecek
kurallar :
 Doktorunuza muayeneye
giderken kullandığınız tüm
ilaçları ve önceki tedavi bilgilerinizi yanınızda bulundurunuz.
 Doktorunuzun bilgisi olma
dan ikinci bir ilaca başlamayınız.
 İlaçları doktorunuzun anlattığı kullanım şekline uyarak
kullanın.
 İlaç tedavisine başladıktan
sonra gelişen yeni bir yakınmanızın ilaca bağlı olabileceğini daima aklınızda
bulundurun.
 İlaç kullanımına gereksiz
yere devam etmeyin ve
önerilenden daha önce son
vermeyin.
 İlaca bağlı gelişebilecek
olumsuz bir durumda sağlık
personeline bilgi verebilmek için, birlikte yaşadığınız
yakınlarınızı ilaçlarınız hakkında bilgilendirin.
 İlacın yanı sıra ilaç dışı tedavilere de önem verilmesi gerekir. Önerilen yaşam
tarzı değişikliklerine uymak,
tedavi başarısı artırır.
Ağızdan aldığınız ilaçları yatar pozisyondayken içmemelisiniz
İlaçlar nasıl saklanmalı?
 İlaçlarınızı güneş görmeyen,
kuru, serin ve rutubetsiz
oda ısısında saklayın. İlaç
dolabını hiçbir zaman, daima rutubetli ve sıcak olabilen banyonuza koymayın.
 Kutunun ya da şişenin ağzını sıkıca kapatın. İlacınızı
kendi kutusunda, şişesinde
veya tüpünde saklayın. Bu,
talimatların elinizin altında
olmasını sağlar ve yanlış ilaç
kullanmanızı engeller.
 Göz, kulak ve burun damlalarının açıldıktan
sonraki
kulla-
İlaçlarınızı her zaman kendi kutularında saklamaya
özen göstermelisiniz.
nım süresi 15 gündür. Bu süre
sonrasında bu ilaçların içinde
bakteri üreyebilir ve bu da
size yarardan çok zarar getirir.
 Eğer üzerinde “soğukta saklayınız” etiketi yoksa, ya da
eczacınız size böyle bir öneride bulunmamışsa ilaçlarınızı
buzdolabına koymayın.
 İlaçlarınızı kutunun üzerinde
yazan son kullanma tarihine kadar kullanabilirsiniz. Bu
süre ilaçlar üzerinde yapılan
birçok test sonucunda belirlenmiştir.
 İlaçlarınızı güvenli, küçük çocukların ve hayvanların göremeyeceği ve ulaşamayacağı
yerlerde saklayın. Bu, ilaç kazalarını önler.
Doktor veya eczacı ilaçlarınızı
size vermeden önce;
 Başka bir hastalığınız ve kullandığınız başka ilaçlar varsa,
 Herhangi bir ilaca veya yiyeceğe karşı alerjiniz varsa,
 Ailenizde görülen önemli
hastalık varsa bunları mutlaka doktorunuza veya eczacınıza söyleyin.
59
GÜNCEL
GELİŞİMSEL KALÇA DİSPLAZİSİ
Op. Dr. Masum ATSIZ
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Gelişimsel Kalça Displazi
(GKD); halk arasında ‘Doğuştan
Kalça Çıkığı’ olarak bilinmekte
olup kalça ultrasonunun yardımıyla erken teşhis edilebilmektedir. ‘‘Doğuştan Kalça Çıkığı’’
ifadesi yanlış bir ifadedir. Her ne
kadar genetiğin önemli bir faktör
olduğu bilinse de kalça gelişimi
doğumdan sonra tamamlanır ve
zamanla gelişimini tamamlayamazsa Gelişimsel Kalça Displazisi
oluşur. Bu yüzden ‘‘Doğuştan Kalça Çıkığı’’ yerine ‘‘Gelişimsel Kalça
Displazisi’’ ifadesi kullanılmalıdır.
Ülkemizde de sık görülen Gelişimsel Kalça Displazisi, gerek hasta ve ailesi, gerekse toplum sağlığı
açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de klinik ve radyolojik taramalarda Gelişimsel Kalça
Displazi insidansı % 0.5–1 arasında
bulunmaktadır. Gelişimsel Kalça
Displazisinin tedavisinden ziyade
önlenmesinin önemi konusunda
görüş birliği vardır.
Gelişimsel Kalça Displazi etyolojisi, hormonal ve genetik faktörleri içeren birden fazla etkene
dayanır. Gelişimsel Kalça Displazi
etyolojisinde hormonal kaynaklı
bağ gevşekliği, doğum öncesi ve
doğum sonrası mekanik faktör-
60
ler, primer asetabuler displazi, ırk
özellikleri, gelişimsel faktörler, genetik ve çevresel etkenler gibi risk
faktörleri sayılabilir (10,30,32,43).
Gelişimsel kalça displazisinde en
önemli risk faktörleri pozitif aile
öyküsü ve makat gelişidir (6,44).
Tanımlanan diğer risk faktörleri
arasında oligohidramnioz, ilk doğum, zor doğum öyküsü, yüksek
doğum ağırlığı, bebekte metatarsus adduktus ve PEV gibi postüral
veya yapısal ayak deformiteleri ya
da tortikolis bulunması ve eklem
laksitesi olması sayılabilir.
Gelişimsel Kalça Displazisi, risk
faktörlerini taşıyan bebeklerde
daha sık görülür. Risk faktörlerine sahip bebek yenidoğan döneminde asemptomatiktir. Klinik
bulgular olan Ortolani ve Barlow
testlerinde yanlış (+) ve yanlış (-)
oranları yüksektir.
Yenidoğan döneminde röntgen bulguları yetersizdir. Yenidoğan döneminde kalçayı en iyi
değerlendiren tetkik kalça ultrasonografisidir. Ultrasonografi
(USG) ile kalça incelemesi pratik
ve kullanışlıdır. Gelişimsel kalça
displazisi tedavisi hastanın yaşına göre değişir. Erken tanı konan
hastalar konservatif yöntemlerle
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
tedavi edilebilirken, tanı geciktiğinde cerrahi girişimler gerekir.
Erken tanıda en güvenilir yöntem olan kalça USG’si sayesinde
yaşamın ilk aylarında tanı konarak
tedavi uygulanan bebeklerde ileri
dönemde cerrahi tedaviye gerek
kalmaz. Özellikle ilk 4 ayda hekime radyolojik bulgulardan daha
üstün bir tanı olanağı sunan USG
hasta izlem ve kontrolünde de
kolaylık sağlar, invaziv değildir ve
ekonomiktir. Ultrasonografi bulguları ile kalça gelişim bozukluğu
evrelendirilir ve tedavi planlanır.
Teknik ve evrelendirme yöntemi
‘‘Graf’’ tarafından tarif edilmiştir.
Ultrasonografi ile kalça taraması dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde USG
ile tarama her yenidoğan bebekte
uygulanırken, bazı ülkelerde ise
sadece risk faktörü taşıyan bebekler USG ile taranmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde Gelişimsel
Kalça Displazi insidansı yüksek
olup, tüm bebeklerde USG ile tarama yapılması yüksek maliyet
doğurmaktadır.
Yıllık canlı doğum sayısının
ortalama 1.250.000 olduğu ülkemizde her yıl en az 13.000 Gelişimsel Kalça Displazili bebeği-
GÜNCEL
miz nüfusa katılmaktadır. Uygun
tedavi edilmediğinde Gelişimsel
Kalça Displazili bireyler toplumda
toplam sağlıklı yaşam ortalamasının düşmesine, sosyal güvenlik
kurumu yükünün artmasına ve
ciddi iş gücü kaybına neden olmaktadır.
Yapılmış çalışmalarla taramaerken tanı- tedavi programlarının
etkinliği gösterilmiştir. Günümüzde tarama için en sık kullanılan
güvenli ve güvenilir radyolojik
görüntüleme yöntemi ultrasonografidir. Her yenidoğanın USG
ile tetkik edildiği tarama programlarının etkinliği gösterilmekle
birlikte maliyet yüksektir. Bu sebeple tüm yenidoğanlar yerine
riskli grupların USG ile değerlendirilmesi maliyet etkin olmaktadır.
Bu unsurlar göz önüne alınarak,
ülkemizde hazırlanan programda
seçici tarama yöntemi Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği ve Türk Radyoloji Derneği işbirliklerinde gerçekleştirilen Bilim
Komisyonu Toplantısı’nda karara
bağlanmıştır.
Eylül 2012 itibari ile her ilden
en az bir radyoloji, bir ortopedi ve
travmtoloji ve halk sağlığı müdürlüğünden bir eğitimcinin derneklerle birlikte hazırlanan program
ile Gelişimsel Kalça Çıkığının Erken Tanı ve Tedavi Programı ve
Kalça Ultrasonografisi uygulamalı
eğitimi verilmiştir. İlimizdeki Ortopedi ve Radyoloji uzmanlarımızın
tamamına yakını eğitime katılmıştır. Öte yandan tüm birinci basamak
hekimlerimiz
sağlık müdür-
lüğümüzün düzenlediği eğitim ile
eğitilmiştir. Böylelikle riskli bebeklerin tespit edilmesi ve Gelişimsel
Kalça Çıkığı açısından taranması
kolaylaşmıştır. Eğitici eğitimine
katılmayan illerdeki ortopedi,
radyoloji ve halk sağlığından bir
eğitim personeli olmak üzere, 20
kişiye müdürlüğümüz tarafından
düzenlenen program çerçevesinde uygulamalı eğitici eğitimi
verilmiştir.
Ailenin, bebeğin büyütülmesi sırasında yaptığı hatalar
Kundak yapmak: Maalesef
ülkemizde hala bazı yörelerde
bebeklere kundak uygulaması yaygın olarak yapılmaktadır.
Kentlerde ise büyükanneler eski
alışkanlıkları ile torunlara bu yöntemi uygulamakta direnç göstermektedirler. Oysa her yıl binlerce
çocuğun kalça problemlerinin ortaya çıkmasında kundağın olumsuz rolü kesin olarak bilinmektedir.
Yanlış bezleme: Dar ve küçük
bezlerin kullanılması ve bezin kasık hizasından bağlanması yanlıştır.
Hatalı giysiler: Sosyo- ekonomik nedenlerle dar ve küçük giysiler giydirilmesi de yanlıştır.
Yanlış taşıma: Bebekler taşınırken: özellikle ilk aylardaki, bu
aylar çok daha önemlidir; sarılarak tutulup taşınmaktadır. Bu da
kundak etkisi
yaratır.
Kalça gelişimi için uygun değildir.
Erken bastırmak, yürüteç
kullanmak: Bebeğin doğal gelişim sürecini tamamlamadan
erken bastırılması, yürütece konulması da hatalı bir usuldür. Kalçalarda bir problem varsa artmasına yol açabilir.
Tedavi:
Tedaviye tanı konulur konulmaz başlanır. Tedavi yaşlara göre
değişir.
Yenidoğanda: Pevlik Bandajı, standart tedavi yöntemidir.
6 hafta sonra radyolojik olarak
Gelişimsel Kalça Displazisi düzelmişse, Pavlik Bandajı sonlandırılır.
Patoloji devam ediyorsa kapalı
redüksiyon yöntemine geçilir.
1-6 ay arasında: Pavlik Bandajı
ilk seçilecek tedavi yöntemidir.
Von Rosen (abduksiyon) Splinti,
Frejka Yastığı, Triple Diapers, Ilfeld
Splinti de kullanılabilir. Başarılı olunamazsa, anestezi altında kapalı
redüksiyon ve alçı uygulanır.
6 ay-1 yıl: Genel anestezi altında kapalı redüksiyon ve alçı
uygulanır. Kapalı redüksiyon sağlanamazsa açık redüksiyon yapılır. 3 ay alçıda tutulduktan sonra
radyolojik kontrol yapılarak alçı
sonlandırılır.
12-18 ay: Açık redüksiyon ve
alçı yapılır. 18 aydan sonra, pelvik
osteotomiler stabil bir kalça elde
etmek için uygulanır. Gerekirse
femoral osteotomiler de eklenir.
Yaş ilerledikçe komplikasyon
riski artar. Erişkin dönemde kalça protezi ameliyatları
yapılır.
61
Anneler Dikkat !
DİYARBAKIR’DAN
HANİ
TARİHİ
Hani ilçesinin bugünkü adını nereden geldiği ile ilgili bilgi;
ilçenin adını bölgede bulunan
ve yerel dilde “yenı” olarak tabir
edilen “Ayn-ı Kebir” su kaynağından aldığı düşünülmektedir.
Hani adının nereden geldiği ile ilgili bir diğer rivayet ise
şöyledir: Tarihte ‘Kalaba’ olarak
adlandırılan Hani’de vaktiyle bir
deprem olmuş ve yerleşim yeri
bu depremden sonra yerle bir
olmuştur. Ne var ki, daha önce
ticaret amacıyla ilçeden çıkıp
uzak yerlere giden tüccarlar geri
döndükleri vakit, ilçeyi yerinde
görememiş ve birbirlerine nerede anlamına gelen ‘Hani’ tabirini
kullanınca, ilçenin adı ‘Hani’ diye
anılmaya başlanmıştır.
İlçenin kuruluşu çok eskilere
dayanmakta. Hani adının Hurriler döneminden kalma olduğu
sanılmaktadır.
COĞRAFİ KONUMU VE
ÖZELLİKLERİ
Hani ilçesi, Diyarbakır’ın 97
km. kuzeyinde yer almaktadır.
İlçe, 40o-41ı doğu boylamları ile
38o-39ı kuzey enlemleri arasında
bulunmaktadır.
Denizden 1200 metre yüksekliğindeki dağlık bir bölgede
kurulmuş olan ilçenin yüzölçümü 415 km2’yi bulmaktadır. İdari
bakımdan Güneydoğu Anadolu Bölgesi içerisinde yer alan
ilçe, fiziki özellikleri bakımından
Güneydoğu Anadolu ve Doğu
Anadolu bölgeleri arasında bir
geçiş karakteri göstermektedir.
TARİHİ YERLER
Hatuniye Medresesi: Sancar
Şahin Validesi Zeynep Hanım
tarafından, 13. yüzyılda yapıldığı
sanılmaktadır.
Hatuniye Medresesi
62
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
DİYARBAKIR’DAN
Ulu Cami
Zeynebiye (Hatuniye)
Medresesi
İlçe merkezinde, Ulu Cami’nin
birkaç yüz metre güneybatısında, mahalle içindedir. Büyük bir
kısmı harap olmuş, yalnız kıble
eyvanı ile eyvanın iki yanındaki
kubbeli hücrelerin temelleri ayakta kalabilmiştir.
Aynkebir su havuzu Ulu
Camii ile Hatuniye Medresesi arasında bulunan büyük bir
havuzdur. Bu su, Hani Dağı’nın
eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz
oluşturur.
Havuza 7 gözden su akmak-
Koki Çayı Mesiresi: İlçe merkezinden 8 km mesafedir. Burada kaynayan suda bol miktarda
alabalık bulunur. Saniyede 6
metreküp su akmaktadır.
Caferi Tayyar Türbesi: Caferi
Tayyar, Hz. Ali’nin kardeşi olduğu
sanılmaktadır. Rivayete göre bir
savaşta şehit olan Caferi Tayyar’ın sancağı ile ibriğinin burada olduğu düşünülmektedir.
Ulu Camii: Kesin olarak tarihi
bilinmemekle beraber bir Selçuklu eseri olup, 15. yy. da yapıldığı
sanılmaktadır.
Yapım tarihi ve yapımcısı
bilinmemektedir. Yazıtlarından
1657 ve 1682’de onarıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı, birbirinden farklı yükseklikte iki bölümden oluşan bir yapıdır. Eğimli
bir alana kurulduğundan, güney
yüzüne dükkânlar yapılmıştır.
Batı yüzündeki taç kapıdan, iki
sütunla bölünmüş avluya geçilmektedir. Ana mekan mihrap duvarına koşut üç netlidir.
Aynkaris Şifalı Suyu: İlçe
merkezinden 2 km mesafede
olup, çeşitli hastalıklara iyi geldiği sanılmaktadır. Pek çok kişi ziyarete gelip yıkanmaktadır. Yıllık
ziyaretçi sayısı 10.000 kişi dolayındadır.
Ayn-ı Kebir Suyu Efsanesi:
zileri sulandırılmaktadır. Ayrıca
su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır. M. Ö. 2000 yılında
Huriler tarafından yaptırılmıştır.
Ya-Sin Minaresi: Diyarbakır
minareleri gibi dört köşeli olan
bu minarenin üç katlı olduğu düşünülse de üst kısmı yıkılmıştır.
Ya-Sin Minaresi’nin günümüzde
sadece birinci katı ayaktadır.
Seyit Bedreddin Yatırı: Şeyh
Bedrettin Türbesi’nin ne zaman
yapıldığı bilinmemektedir. Kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen
planlı olup, üzeri içten tonoz,
dıştan da çatı ile örtülüdür. Giriş
kapısı hafif sivri kemerli olup, içerisi küçük bir pencere ile aydınlatılmıştır.
Aynkebir Havuzu
tadır. Akan su ile ilçenin tüm ara-
Hani’de Tarihsel Kalıntılar
Faysal HATİPOĞLU
63
GÜNCEL
64
DİYARBAKIR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
GÜLMECE GÜLDÜRMECE
Büyük bir alış veriş merkezinde açılan AIDS bilgilendirme
standında genç doktor adayı halkı bilgilendirmek için
heyecanlıdır. Yanına yaklaşan yaşlı amcaya doğru yönelerek
konuşmaya başlar.
Tam O sırada yaşlı amca: ‘‘ Oğlum üst katta ayakkabı satan
dükkan var mı? Sen önce onu söyle!’’ der.
Genç doktor adayı şaşkınlıkla: ‘‘Ben doktorum amca,
ayakkabı satan dükkanı bilmem ki!’’ diye cevap verir.
Yaşlı amca kızarak: ‘‘Doktor olmuşsun ama yukarda ayakkabı
satılıp satılmadığını bilmiyorsun!’’ der.
112 Komuta Kontrol Merkezi’ne gelen çağrıda yaşlı bir amca
adres vermekte zorlanır.
Çağrı karşılama personeli, yaşlı amcaya: ‘‘ Beyefendi bu
adresi harf harf kodlayabilir misiniz?’’ der.
Hee kızım söylüyorum ‘‘A,B,C,D ....., sonra da kıbleye taraf
gel.’’ der. :)
Download

Untitled - Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü