TÜRKÝYE’DE
BAÐIMSIZLIK VE
MÝLLÝYETÇÝLÝK
ANLAYIÞI
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
151
TÜRKÝYE’DE BAÐIMSIZLIK VE
MÝLLÝYETÇÝLÝK ANLAYIÞI
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
Ýnsanlarýn bir arada yaþamalarý insanlýk tarihi kadar eski olsa da, bu
bir arada yaþama her zaman ulus þeklinde olmamýþtýr. Ýnsanlar, farklý
dönemlerde kabile veya dini cemaatler gibi toplumsal birimler içinde
hayatlarýný sürdürmüþler ve bir gruba ait olma duygusunu farklý þekillerde yaþamýþlardýr. Kapitalizmin geliþmesine koþut olarak ortaya çýkan
ulus, biz duygusunun yaþandýðý en çaðdaþ toplumsal birimdir.
Ulusun tarihsel bir birikimin sonucu olduðu söylenebilir; çünkü sadece etnik kökeni, dili, dini veya kültürü temel alarak ulusu tanýmlamak mümkün deðildir. Bunun nedeni, hiç þüphesiz, soyutlanmýþ bir
halkýn bile bir ýrklar harmaný olmasýndan; ayný etnik grup üyelerinin
farklý devletler çatýsý altýnda yaþamasýndan; ayný dilin farklý uluslar tarafýndan konuþulmasýndan veya ayný devlette farklý diller konuþulmasýndan; farklý uluslarýn ayný dini paylaþmasýndan veya ayný devlet çatýsý altýnda farklý dinlere mensup insanlarýn yaþamasýndan ve kültürü tanýmlamanýn güçlüðünden kaynaklanmaktadýr. Bu nedenle, ulusun doðal
bir olgu olduðu görüþünü savunmak mümkün deðildir. Bir ulusun üyesi olma halinin insanlýk tarihi kadar eski olduðuna dair inanç veya ulusun insanlarý sýnýflandýrmanýn doðal bir yolu olduðu fikri, bilimsel olarak savunulamaz.
Günümüz dünyasý, siyasi anlamda, Fransýz ve Amerikan Devrimlerinin bir sonucu olarak ortaya çýkan ve zaman içinde tüm dünyaya yayýlan ulus-devletlerden oluþmaktadýr. Avrupa’da ortaya çýkan ilk ulusdevletlere baktýðýmýzda iki farklý model dikkati çekmektedir. Birinci
model, toprak ve yurttaþlýk temelli bir modeldir ve ulusu sýnýrlarý belirli
bir toprak üzerinde, var olan yasalara uygun yaþayan siyasi bir cemaat
olarak görür. Ýkinci modelde ise ortak köken, soy ve kültürel özellikler
bir ulusun var olmasýný saðlayan unsurlar olarak karþýmýza çýkar.
152
Milliyetçilik ise ulus-devletin geliþmesine koþut olarak geliþmiþ; aslýnda eski bir geçmiþi olmayan, 19. ve 20. yüzyýlýn temel ideolojilerinden biridir. Dolayýsýyla, yeni bir siyasal olgudur. Siyasal bir olgu olarak
milliyetçiliðe iliþkin iki temel kuramsal yaklaþým vardýr: Biri, sözü edilen
iki ulus-devlet modelinden hareketle ortaya çýkan ve etnik milliyetçiliði
sivik milliyetçilikten ayýran klasik yaklaþým; diðeri ise her milliyetçiliðin
etnik ve sivik unsurlarý içinde barýndýrdýðý görüþünü benimseyen inþacý
yaklaþým. Birinci yaklaþým, genellikle milliyetçilikleri açýklamada ve
özellikle de etnik kimlik, milli kimlik ve milliyetçilik arasýndaki süreklilikleri ve yakýn iliþkiyi anlamamýzda ikinci yaklaþýma kýyasla daha yetersiz kalmaktadýr. Ýkinci yaklaþýmýn var olan ulus-devletlerin yapýsýný
açýklama gücü daha fazladýr.
Ýnþacý yaklaþýmý benimseyerek çeþitli ulus-devlet örneklerini mercek
altýna aldýðýmýzda her ulus-devletin, Türkiye örneðinde olduðu gibi,
içinde barýndýrdýðý ve aslýnda paradoksal gibi görünen bazý etnik ve sivik temelli unsurlarý tespit edebilir; nedenlerini tarihsel koþullarý da
dikkate alarak anlayabilir; böylece çaðýn gereklerini göz önünde bulundurarak geleceðe yönelik bazý önerilerde bulunabiliriz. Diðer bir ifadeyle, iki farklý ulus tanýmý üzerine bina edilen iki farklý ulus-devlet ve milliyetçilik anlayýþý olduðu bir gerçektir. Ancak, her iki modelin de kendi
içinde diðer modele özgü bazý unsurlarý barýndýrdýðýný kabul etmek ve
bu melez yapýnýn farklý derecelerde olmakla birlikte her ulus-devlet için
geçerli olduðunu belirtmek gerekmektedir.
Bu baðlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin, söz konusu iki ulus/ulusdevlet modeli dikkate alýndýðýnda, birinci modeli izlediðini kolaylýkla
ifade edebiliriz. Ancak, bu noktada, Cumhuriyetin kurucularýnýn kurguladýðý model ile bunun pratiðinin birbirinden farklýlaþtýðýna dikkat
çekmek gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluþ aþamasýnda
ulusun tanýmlanma biçimine baktýðýmýzda veya Türk tanýmýnýn nasýl
yapýldýðýný incelediðimizde, ulusun doðal bir olgu olarak tanýmlanmadýðýný ve Türk kavramýnýn da son derece sübjektif (yurttaþlarýn isteðine
baðlý toplumsal bir inþa) bir þekilde toprak temelli olarak tanýmlandýðýný görürüz. Ne var ki, Cumhuriyetin kurucularýnýn benimsemiþ olduðu
153
Türkiye’de Baðýmsýzlýk ve Milliyetçilik Anlayýþý
bu yurttaþlýk odaklý, barýþçý ve bir anlamda çaðdaþ milliyetçilik teorisi
açýsýndan bir dönüm noktasý olarak kabul edebileceðimiz Ernest Renan’ýn sübjektif ulus tanýmýna dayanan milliyetçilik anlayýþý kök salamamýþtýr.
Türkiye Cumhuriyeti, kurulduðu andan itibaren yurttaþlýða dayalý
toprak temelli bir milliyetçiliði benimsemesine raðmen bazý toplumsal,
siyasal, ekonomik ve uluslararasý dinamikler Cumhuriyetin benimsediði modeli, bir taraftan romantik Alman milliyetçiliðinin etkisi altýnda,
diðer taraftan da çok etnili bir halký ulusal bir kimlik etrafýnda bir araya
getirmek ve ulusal bir bilinç yaratmak için izlenen pragmatik bazý politikalar sonucunda, aslýnda birçok milliyetçilik örneðinde olduðu gibi,
daha melez bir modele; yani etnik temelli bazý unsurlara da alan tanýyan bir modele dönüþtürmüþtür. Burada belirtilmesi gereken önemli bir
husus, her milliyetçiliðin, ister toprak/yurttaþ temelli, ister etnik temelli
olsun, yaygýn bir halk desteðine ve meþruiyete gereksinim duymasýdýr.
Melez milliyetçilikleri bir anlamda kaçýnýlmaz kýlan en temel neden bu
gereksinimdir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin kuruluþundan beri resmen benimsenen
Fransýz usulü yurttaþlýk ve toprak/vatan baðý esasýna dayalý Atatürk
milliyetçiliði, pratikte, bu milliyetçilikle Alman usulü etnik baðý esas
alan milliyetçilik arasýnda sýkýþmýþ, týkanmýþ; bu noktadan bir açýlým yapamamýþ ve bir milli kimlik krizinin yolu açýlmýþtýr. Elbette, Türkiye’de
resmi milliyetçilik, yani Atatürk milliyetçiliði anlayýþý dýþýnda da bazý
milliyetçilik anlayýþlarý geliþmiþ ve bu milliyetçilik anlayýþlarý farklý ulus
ve milli kimlik tanýmlarý yaparak Türk milli kimliði krizini yaratacak koþullarýn oluþmasýnda etkin bir rol oynamýþlardýr. Türk milliyetçiliðindeki týkanýklýðý aþmaya yönelik her türlü teþebbüs, gerek etnik temelli bir
milliyetçiliði benimseyen çevrelerde, gerek Atatürk milliyetçiliðini ve
diðer bazý milliyetçilikleri benimseyen çevrelerde bir tehdit olarak algýlanmýþ ve bu teþebbüslerin önü kýsa zamanda kesilmiþtir.
Yukarýda da belirtildiði gibi, Türkiye’de ortaya çýkan melez model,
Cumhuriyetin kurucularýnýn yapmýþ olduðu siyasi ve hukuki Türklük
154
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
tanýmýný zedelemiþ ve ona etnik bir anlam yüklemiþtir. Zaman içinde
etnik temelli Türklük tanýmýnýn Türk siyasetinde karþýlýk bulmasý, toplumda Cumhuriyetin kurucularýnýn kök salmasýný istediði toprak temelli sübjektif Türklük tanýmýnýn içselleþtirilmesini engelleyerek, farklý
etnik kökenden ve mezhepten yurttaþlarýn bir kýsmýnýn kendilerini zamanla dýþlanmýþ hissetmelerine neden olmuþtur. Bu durum, ayný zamanda, farklý aidiyetlere ve kimliklere alan tanýmayan bir milli kimlik
anlayýþýnýn geliþmesine neden olmuþtur.
Hiç þüphesiz, etnik ve kültürel türdeþliði inþa eden veya etmeye çalýþan ulus-devlet, bu yolla demokratik ve liberal kurumlarýn oluþmasýný
mümkün kýlacak altyapýyý yaratmýþ ve demokrasinin geliþmesini mümkün kýlmýþtýr. Milliyetçiliðin de bu geliþime önemli bir katkýsý olduðunu
belirtmek gerekmektedir. Ancak, küreselleþmenin neden olduðu toplumsal deðiþimler, geliþen demokrasi ve insan haklarý anlayýþýnýn yarattýðý toplumsal ortam, klasik ulus-devleti var eden homojenleþtirici yaklaþýmý zaman içinde ulus-devleti yýpratan bir unsur haline dönüþtürmüþ ve yeni açýlýmlarý gerekli kýlmýþtýr.
Son yýllarda küreselleþmenin ulus-devleti iki açýdan tehdit ettiði görüþü savunulmaktadýr. Ýlk olarak, bir taraftan merkeziyetçileþme ile Avrupa Birliði gibi ulus üstü örgütlenmelerin yukarýdan ulus-devlet üzerinde bir baský oluþturduðu; diðer taraftan âdemimerkeziyetçiliðin azýnlýk kimlikleri veya etnik kimlikler aracýlýðý ile ulus-devlet üzerinde aþaðýdan bir baský oluþturduðu görüþü savunulmaktadýr. Ýkinci olarak vurgulanan ise çoklu kimliklerin ortaya çýkmasýdýr. Günümüz dünyasýnda
bireyler çok farklý kimlikleri ve aidiyetleri ayný anda yaþamak ve benimsemek durumundadýrlar. Örneðin, kendi milli kimliklerinin yaný sýra
Avrupa Birliði vatandaþlýðý gibi veya daha yerel, etnik, bölgesel, dinsel
bir kimlik gibi birçok kimliði benimsemektedirler.
Farklý kimliklerin, aidiyetlerin ve onlarýn neden olduðu farklý sadakatlerin/baðlýlýklarýn milliyetçiliði etkileyeceðini ve deðiþtireceðini varsayabiliriz. Milliyetçiliðin bu süreçten nasýl etkileneceði, ulus-devletin
söz konusu süreci yönetme biçimine baðlý olacaktýr. Farklý aidiyet, sa155
Türkiye’de Baðýmsýzlýk ve Milliyetçilik Anlayýþý
dakat, baðlýlýklara alan tanýmayan ve bunlarý milli kimlikle her durumda çeliþen kimlikler olarak deðerlendiren bir yaklaþýmýn ulus-devleti
zafiyete uðratma ihtimali yüksektir. O nedenle, bireylerin aidiyetlerinin
çok katmanlý, deðiþken ve karmaþýk olduðu dikkate alýnmalý ve bu aidiyetlerin inþa süreçleri son derece dikkatli bir þekilde irdelenmelidir. Bu
irdeleme, farklý aidiyetlerin dýþlayýcý olmayan bir þekilde kabul edildiði
bir siyasal formun geliþtirilebilmesi açýsýndan son derece büyük bir
önem taþýmaktadýr.
Küreselleþme süreciyle ayný anda geliþen yerelleþme ve bunun neden olduðu kimlik kaymalarý, sosyal bilimciler için önemli araþtýrma
konusu olmuþ ve birçoðu bireylerin çoklu kimlikleri olduðunu ve buna
koþut olarak sadakat, aidiyet ve/veya baðlýlýk duygusunun birçok düzeyde ayný anda yaþanabileceði (yerel, bölgesel, ulusal veya uluslararasý) görüþünü benimsemiþlerdir. Dolayýsýyla, çoklu kimliklerin var olmasý bu kimliklerin her durumda birbiriyle veya milli kimlikle çeliþeceði
anlamýný taþýmamaktadýr. Çoklu kimliklerin birbiriyle çeliþmeksizin var
olabilmesinin ve farklý sadakatlerin ve baðlýlýklarýn olabileceðinin kabulünün, ulus-devletin güçlenmesini saðlayacaðý görüþünü savunabiliriz.
Diðer bir ifadeyle, ulus-devletin karþýlaþtýðý tehditleri dikkate aldýðýmýzda, klasik yapýsý ve özellikleriyle ulus-devletin her tarihsel formasyon
gibi belirli bir olgunluða ulaþtýðýný ve varlýðýný sürdürebilmesi için yeni
bir yapýlanma gerektiði görüþü savunulabilir. Bu noktada üzerinde durulmasý gereken en önemli husus, bu yeni yapýlanmanýn çoklu kimliklere alan tanýyan yeni bir milliyetçilik anlayýþýný gerektirdiðidir.
Türkiye’deki duruma baktýðýmýzda, küreselleþmenin etkileri ve Kürt
meselesinin yarattýðý sorunlar, ülkenin toprak bütünlüðünün, bekasýnýn
ve Türk kimliðinin tehdit altýnda olduðu algýsýna neden olmakta ve dolayýsýyla Türk milliyetçiliðini güçlendirmektedir. Kuzey Irak’ta bir Kürt
devletinin oluþmaya baþlamasý, ABD ve Avrupa ülkelerinin buna verdiði destek, Batý’ya duyulan güven ve baðlýlýðý sarsmýþtýr. Bu durum, Türk
milliyetçiliðinin güçlenmesine ve Batý’dan baðýmsýz bir Türkiye özleminin artmasýna neden olmaktadýr. Baþta Kürt meselesi olmak üzere, çeþitli siyasi konularda izlenen politikalarýn dýþ destekli veya dýþ müdaha156
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
lelere açýk olduðuna dair yaygýnlaþan algý, toplumun bazý kesimlerinde
Türkiye’nin baðýmsýzlýðýnýn ve toprak bütünlüðünün tehdit altýnda olduðu kanaatini güçlendirmekte ve adeta yeni bir ‘Sevr sendromu’nun
geliþmesine neden olarak Batý ve AB karþýtý bir nitelik kazanabilmektedir. Bu anlamda bir Batý karþýtlýðý, Batýlý ülkelerin iþgaline karþý bir baðýmsýzlýk savaþý vermiþ; tam baðýmsýzlýk ilkesini þiar edinmiþ ve bunun
gerçekleþmemesi halinde ölümü tercih ettiðini açýkça belirtmiþ olan
Cumhuriyetin kurucularýnýn felsefesiyle çeliþmektedir. Onlar, Batý karþýtlýðý yerine, Batý medeniyetine ulaþmayý ve hatta geçmeyi hedef olarak
belirlerken Batý ile iliþkilerini geliþtirme yolunu seçmiþlerdir.
Yukarýda belirtilen söz konusu Batý karþýtý çevrelerin baðýmsýzlýk anlayýþý konusunda da bir açýlým yapmalarý gerektiði görüþü savunulabilir.
Günümüz dünyasýnda herhangi bir ülkenin kendisini küresel sistemden izole eden bir baðýmsýzlýk anlayýþý benimsemesi mümkün deðildir.
Bu, sadece ekonomik açýdan deðil, siyasi ve kültürel açýdan da mümkün deðildir. Batý’nýn ürünü olan ve zaman içinde insanlýðýn benimsediði ve özlem duyduðu hukuk devleti, demokrasi, özgürlük, insan haklarý gibi evrensel bazý deðerlerin Batý toplumlarýnda büyük ölçüde kök
salmýþ olduðunu görmekteyiz. Batýlý ülkelerde, çeþitli sorunlara raðmen
bu deðerlerin ulus-devletin veya ulus üstü oluþumlarýn geliþimi ve evriliþinden baðýmsýz olarak var olmaya devam edeceði görüþü savunulabilir. Esas sorun, bu deðerlerin yeterince kök salmadýðý, demokratikleþme
sürecinin farklý noktalarýnda yer alan ülkeler için geçerlidir. Bu nedenle,
Türkiye de demokratikleþme yolunda ilerlerken, bu evrensel deðerleri
üretmiþ Batý’dan uzaklaþmayarak, Batý’yý basitçe taklit etmeden kendi
insanlarýnýn gereksinimlerine yanýt verecek bir ulus-devlet modelini ve
baðýmsýzlýk anlayýþýný, Cumhuriyetin kurucularýnýn kurguladýðý model
ýþýðýnda, onlarýn Batý’yý algýlama biçimlerini göz önünde bulundurarak
ve evrensel deðerleri temel alarak hayata geçirmelidir.
Ulus-devletin tehdit altýnda olduðu düþüncesi milliyetçiliði güçlendirmekte ve Cumhuriyetin yurttaþlýk esasýna dayalý özelliklerini daha
da zayýflatarak bireyi etnik temelli kolektif bir kimliði benimsemeye
teþvik etmekte ve farklý aidiyetlere alan tanýmamaktadýr. Bu durum,
157
Türkiye’de Baðýmsýzlýk ve Milliyetçilik Anlayýþý
farklý kimliklerin ve milliyetçiliklerin de güçlenmesine neden olmakta
ve Türkiye’deki milliyetçilik anlayýþýndaki týkanýklýðýn aþýlmasýný engelleyerek Türkiye’yi bir milli kimlik krizi ile karþý karþýya býrakmaktadýr.
Cumhuriyetin kurucularýnýn kurguladýklarý milli kimlikten zaman içinde uzaklaþýlmasý ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaþlarýný bir arada tutan
temel ortak deðerlerin erozyona uðramasý nedeniyle ortaya çýkan milli
kimlik krizinin, özellikle de bir devleti var eden kurumlarýn yýpratýlmasý
ile giderek Türkiye’nin bütünlüðünü tehdit edecek boyutlara ulaþtýðý
iddia edilebilir. Bu çerçevede, kamu yararý ve ulusal çýkar gibi kavramlarýn, özellikle 1980’lerden itibaren anlam ve deðerini yitirdiðini ve hatta yanlýþ anlaþýldýðýný vurgulamak gerekmektedir. Bu kavramlarýn uðradýklarý erozyon, ulus-devleti ve bireyleri bir arada tutan deðerleri yýpratarak milli kimlik krizini derinleþtirmektedir.
Türkiye’nin milliyetçilik anlayýþýnda yukarýda belirtilenler ýþýðýnda
bir açýlým yapamamasý halinde toprak bütünlüðünün korunmasýnýn giderek zorlaþacaðýný belirtmek gerekmektedir. Bu baðlamda, ülke bütünlüðü için kaçýnýlmaz olan ve tüm yurttaþlarýn paylaþacaðý ortak deðerlerin ve kurallarýn yeniden inþa edilmesi zorunludur. Ulus-devletlerde, özellikle de çok etnili bir yapýya sahip ulus-devletlerde, ulus inþa
sürecinin aslýnda hiç bitmeyen bir süreç olduðu, bu tespitin en yerleþik
demokratik ülkeler için de geçerli olduðu dikkate alýnmalý ve çaðýn gereði olan özgürlük, eþitlik ve demokrasi gibi deðerlerle baðdaþan bir
milli kimlik inþa edilmelidir. Türkiye’nin karþý karþýya olduðu milli kimlik krizini aþmak için ulus tanýmýnda ve milliyetçilik anlayýþýnda yapmasý gereken açýlým, tüm yurttaþlarýn, özellikle de Kürtlerin, kendi
gruplarýna ve topraklarýna duyduklarý sadakati Türk Devletine de duymalarýný saðlayacak adýmlarýn atýlmasýný ve her Türk vatandaþýný kapsayacak bir ulus anlayýþýnýn benimsenmesini gerektirmektedir.
Bu baðlamda altý çizilmesi gereken önemli bir nokta, farklý ülkelerde
yaþayan farklý topluluklarýn üyelerinin birbirine karþý besledikleri sadakat duygusunun veya baðlýlýðýn bir devlet çatýsý altýnda bir arada yaþamak için yeterli bir unsur olmadýðýdýr. Birçok örnekte görüldüðü gibi,
özellikle de Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýný takip eden süreçte, baðým158
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
sýz eski Sovyet Cumhuriyetlerinin deneyimlediði ve zaman içinde yavaþlayan etnik göç ve buna baðlý etnik homojenleþme eðilimi, ayný etnik gruba veya ulusa mensubiyetin bir arada yaþayabilmek için yeterli
bir unsur olmadýðýný ortaya koymuþtur. Farklý etnik gruplara mensup
olmakla birlikte yýllar boyunca farklý yerlerde ve farklý gruplarla sosyalleþme ve yaþama deneyimi, ayný etnik grup üyelerinin farklý özellikler
geliþtirmelerine, bir arada yaþadýklarý diðer gruplarla güçlü bir bað kurmalarýna ve bu durumun ortak bir kimliðin ve kültürün geliþmesine
neden olduðunu göstermiþtir. Bu tür bulgular, ulus ve etnisite kavramlarýnýn sübjektif doðasýný açýk bir þekilde göstermektedir. Aslýnda temel
sorun, ulus ve etnisite gibi kavramlarýn pratikteki yaygýn algýlanýþýn bilimsel tespit ve kuramlarla çeliþmesidir. Diðer bir ifade ile bu kavramlarýn sübjektif doðasý, günlük yaþamda genel olarak anlaþýlmamakta ve
kavramlara objektif bir içerik yüklenerek yanlýþ kullanýlmaktadýr. Bu
yanlýþ kullaným, milliyetçi ideolojiye hizmet etmekte ve birçok durumda insan haklarý, demokrasi gibi evrensel deðerlerle de çeliþebilmektedir. Öte yandan, milliyetçiliðin temeli olan kendi kaderini tayin hakký
da tartýþmalý bir yorumla sadece baðýmsýz devlet kurmak biçiminde anlaþýlabilmektedir. Oysa ki eþit haklara sahip eþit yurttaþlar olma durumu da baðýmsýzlýk olarak algýlanabilir. Baðýmsýzlýk, özerklik ve benzeri
taleplerin temelinde, geliþmiþ Batý toplumlarýnda bile, devletin tüm
yurttaþlarýna eþit davranmadýðýna iliþkin algýnýn olduðu dikkate alýndýðýnda kendi kaderini tayin hakký ve eþit yurttaþlýk arasýndaki güçlü bað
ortaya çýkmaktadýr.
Sosyal bilimcilerin dikkatini çeken önemli tartýþma alanlarýndan biri, bireylerin devlete duyduklarý sadakat/baðlýlýktýr; zira yukarýda da ifade edildiði gibi, ulus üstü ve ulus altý birimlerin bireylerin kimlikleri
üzerinde ciddi etkileri olmaktadýr. Bunun milli kimliðin önemini azaltýp
azaltmadýðý önemli bir tartýþma konusudur. Ulus-devletin varlýðýnýn
vatandaþlarýnýn sadakatine baðlý olduðunu kabul edecek olursak, sadakati besleyecek istek, devletin var olmaya devam edebilmesi için olmazsa olmaz unsurlardan biri olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Ulusun var
olmaya devam edebilmesi için yurttaþlarýn ortak bir geçmiþi paylaþmýþ
olmalarý yeterli deðildir. Ortak bir geleceðe sahip olma isteði ve kararlý159
Türkiye’de Baðýmsýzlýk ve Milliyetçilik Anlayýþý
lýðý, en az ortak bir geçmiþe sahip olmak kadar önemli, hatta ulusun ve
dolayýsýyla devletin bekasý açýsýndan daha da önemlidir. O nedenle, gelecekte bir arada yaþama isteðini doðuracak ve bu isteði sürekli kýlacak
koþullarýn yaratýlmasý bir gereklilik olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Farklý
düzeylerdeki sadakatlere (bir dine, bir etnik gruba, vb) tanýnacak alan,
bireylerin devlete sadýk olma isteklerine katký saðlayabilecektir.
Türkiye örneðine baktýðýmýzda, bir taraftan yerel veya bölgesel bazý
etnik kimlikler, diðer taraftan daha küresel olarak nitelendirebileceðimiz dini kimlikler güçlenmektedir. Bu kimliklerin veya kimlik kaymalarýnýn güçlenmesinin milli kimliði zayýflatacaðý ve bunun sonucu olarak
da devlete olan sadakatý zayýflatacaðý düþünülebilir. Bu ihtimalin ortadan kaldýrýlmasý için ulus ve milliyetçilik anlayýþýnýn gözden geçirilmesi
ve Cumhuriyetin kurucularýnýn benimsediði ve Renan’ýn anlayýþýyla örtüþen sübjektif bir ulus tanýmýnýn kök salmasý ve yurttaþlýk temelli bir
milliyetçilik modelinin içselleþtirilmesi için gerekli adýmlarýn atýlmasý
gerekmektedir.
Türkiye’de Cumhuriyetin kurucularýnýn benimsediði ve Fransa’yý
örnek alan modelden uzaklaþýlmasý, birçok baþka ülkede olduðu gibi,
milliyetçiliðin ideolojik olarak bir zafer kazanmasýna ve vatanseverlik
kavramýnýn kenara itilmesine neden olmuþtur. Yukarýda da belirtildiði
gibi, ulus ve etnisite kavramlarýnýn yaygýn yanlýþ kullanýmýný aþmanýn
en etkin yollarýndan biri, bazý sosyal bilimcilerin savunduðunun aksine
milliyetçilik ve vatanseverlik ayrýmýný yapmak ve bu ayrým üzerinden
bir açýlým yapmaya çalýþarak dýþlayýcý olmayan bir vatanseverlik anlayýþýný geliþtirmek olabilir; zira milliyetçiliðin ortaya çýkýþý vatan kavramýnýn da siyasi anlamýný yýpratarak ona daha kültürel ve manevi bir anlam yüklemiþtir. Böylece, vatan sevgisi, vatanseverlik veya ülke sevgisi
siyasi bir sevgi ve baðlýlýk olmaktan çýkmanýn yaný sýra özgürlüðe, kanunlara ve kurumlara olan bir baðlýlýk olmaktan da çýkmýþ ve daha doðal baðlar üzerinden tanýmlanmýþtýr.
Bu baðlamda, yeni bir milliyetçilik anlayýþý geliþtirme çabasýnýn ilk
adýmýnýn milliyetçilik ve vatanseverlik kavramlarýnýn ayrýmýnýn yapýl160
Doç. Dr. Ayþegül AYDINGÜN
masý yoluyla olabileceði görüþünü savunabiliriz. Bu ayrýmýn yapýlmasý,
bir taraftan ülke sevgisini rasyonel temeller üzerine bina ederek farklý
kimliklere alan tanýyacak, diðer taraftan duygusal bir baðlýlýða da olanak tanýyacaktýr. Birçok sosyal bilimcinin de dikkati çektiði gibi vatanseverlik, hem akýlcý bir sadakat, hem de duygusal bir baðlýlýktýr. Evrensel hukuki ilkelerin benimsenmesi ve tüm yurttaþlara eþit bir þekilde
uygulanmasý, bütün yurttaþlarýn devlete sadakatini güçlendirerek milli
duygunun güçlü olmadýðý toplumsal katmanlarda doðal baðlar üzerinden tanýmlanmayan (etnik veya ýrkçý temeli olmayan) bir milli duygunun yeþermesini saðlayacaktýr. Her türlü etnik ve benzeri farklýlýklardan
baðýmsýz bir vatanseverlik kavramýnýn canlandýrýlmasý, milliyetçiliksiz
bir vatanseverliði mümkün kýlabilecektir. Böyle bir vatanseverlik anlayýþý, eþit yurttaþlardan oluþan ve hukuka dayanan sübjektif bir ulus anlayýþýnýn yaygýnlaþtýrýlmasýný mümkün kýlabilecektir. Bu anlayýþ, ülke
bütünlüðünü ve halkýn bütünleþmesini saðlayacak yolu açarken milli
duyguyu yaygýnlaþtýracak ve birçok ayrýmcýlýðý da ortadan kaldýrarak
demokrasinin geliþmesine önemli bir katký saðlayacaktýr.
161
Türkiye’de Baðýmsýzlýk ve Milliyetçilik Anlayýþý
Kaynakça
Anderson, Benedict (1983) Imagined Communities, Reflections on
the Origins of Nations and Spread of Nationalism, Londra: Verso.
Gellner, Ernest (1983) Nations and Nationalism, NY: Cornell University Press.
Hobsbawm, Eric (1990) Nations and Nationalism since 1780: Programme, Myth and Reality, Cambridge: Cambridge University Press.
Renan, Ernest (1882) ‘Qu’est-ce-qu’une Nation?’, Sorbonne Üniversitesi’nde verilen konferans, 11 Mart.
Smith, Anthony D. (1983) Theories of Nationalism, NY: Holmes
and Meier Publishers.
Smith, Anthony D. (1991) National Identity, Londra: Penguin.
Viroli, Maurizio (1987) For Love of Country: An Essay on Patriotism
and Nationalism, Oxford: Clarendon Press.
162
Download

indirmek için tıklayınız