'
L
'goL)
~c..
. :o
-
"
.
,
,UWTICARET ODASı
i -ll
=.:::- ...=:::r--'
,
-
.~
,
YAYıN NO: ı 989-30
-
.
•
KAMU ıÇ BORÇLfıNMA!?I~IN
KAMU D I ŞI.K.ESIMLER ıÇIN
KULLANILABıLıR KAYNAKLAR
ÜZERİNDEKİ ETKİsİ
Temel Matbaacılık Ltd.
şti.
Tel' 5205075·5279738
içiNDEKiLER
ÖNSÖZ ..........................................................................................................
ÖZET ve SONUÇLAR ..................................................................................1
i. GİRiş ........................................................................................................6
ii. KAMU KESiMi FiNANSMANı VE iç BORÇLANMA............................... 8
2.1. iktisadi Faaliyette Kesimler Arası işlemler
ve Finansman .......................................................................... 9
2.1 .1. Reel Kesimin Finansman ihtiyacı ................................ 10
2.1.2. Mali Kesim: Kurumlar ve Araçlar. ................................ 12
2.2. Kamu Kesimi Finansmanı ve istikrar. .................................... 13
2.2.1.
Olağan
2.2.2 Kamu
Finansman ve Kamu Dengesi ........................ 13
Açıklarının Finansmanı
Yöntemleri. ................. 14
2.2.3. Kamu Finansmanı ve Özel Kesimin Dışlanması
(Crowding-out) ........................................................... 18
iii. TÜRKiYE'DE KAMU KESiMi FİNANSMANI VE iç BORÇLANMA ...... 26
3.1. Türkiye'de Kamu Kesimi ve Mali Kesim ......................... 27
3.2. 1980-1988 Döneminde iç Borçlanmada Gelişmeler ...... 30
3.3.
iç Borçlanmanın
Dağllıml ............................................... 35
IV. ÖZEL KESiM TASARRUFLARı VE KAMU MAli ARAÇLAR!. ............ 41
4.1. Tobin Modelinin Temel Özellikleri. ................................. 41
4.2. Tahmin Modeli, Veri
4.3. Tahmin
Tabanı
ve Tahmin YöntemL. ......... 45
Sonuçları ........................................................... 47
EK VERiLER ............................................................................................ 51
KAyNAKLAR ............................................. ,............................................. 54
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
ÖNSÖZ
Bilindiği gibi, Odamız ülke ekonomisinin içinde bulunduğu koşulların
tespit edilmesi ve uygulanmakta olan ekonomik politikaların ne gibi so­
nuçlar verdiğininİ3elirlenmesi amacıyla sürekli araştırmalar yapmakta
ve ortaya çıkan sonuçları kamuoyuna açıklamaktadır.
' Türk ekonomisi 1980 yılından itibaren yeni bir yapılanma dönemine
girmiş ve bu süreç içerisinde yeni ekonomi politikaları uygulanmaya baş­
lanmıştır. •
Son yıllarda; bütçe açıklarının Merkez Bankası kaynaklarından fi­
nanse edilmesinin enflasyon üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi gidermek
amacıyla, daha çok iç borçlanmaya ağırlıkveren politikalar uygulanma­
ya başlanmıştır. Kamu kesiminin iç borçlanmaya ağırlık vermesi; finans­
man maliyetini yükselterek özel kesimin yatırım eğilimini yavaşlatmış ve
finansman için ulaşabileceği kaynak hacmini küçültmüştür.
Enflasyonist beklentiler, vadeli mevduatla devlet tahvili arasındaki
güçlü ikame etkisini devlet tahvilleri lehine kuvvetlendirmiş ve devlet
tahvillerinde uygulanan yüksek faiz ve diğer özendirici ve zorlayıcı ön­
lemler özel kesim fazlalarının kamu kesimi finansmanına yönelmesine
neden olmuştur. Bunun sonucu olarak özel kesim finansal piyasalardan
dışlanmıştır.
Bu araştırma, özellikle 1980 sonrası dönemde kamu açıklarının kar­
şılanması amacıyla ekonomik alanda uygulanmaya konulan ekonomi
politikalarının etkilerini ve özel sektör açısından yarattığı koşulları ortaya
çıkarmaktadır.
Araştırmayı gerçekleştirmiş olan Prof. Dr. Taner Berksoy'a ve Yrd.
Doç. Dr. Suut Doğruel'e teşekkür eder, bu araştırmanın üyelerimize ve
tüm ilgililere faydalı olmasını dileriz.
Genel Sekreter
Prof. Dr. İsmail Özaslan
ÖZET VE SONUÇLAR
Kamu kesimi finansmanı ekonomide önemli sorunlardan birisidir.
Devletin ekonomiye yönlendiren ve mal ve hizmet üreten bir kesim ola­
rak katılması bu faaliyetlerin finanse edilmesi gerekliliğini doğurur. Ola­
ğan koşullarda kamu kesiminin finansmanı kamu gelirleriyle sağlanır.
Kamu harcamalarının olağan kamu gelirlerini (vergi vb.) aşması, ya da
kamu gelirlerinin aşınarak harcamaları karşılayamaması kamu kesimi­
nin açık vermesine ve ilave bir finansman ihtiyacının doğmasına neden
olur.
Ekonomide finansman sorunu reel kesimde doğar ve mali kesim
aracılığıyla bu sorun çözülür. Reel kesimde, kamu, özel kesim ve dış
alem yer alır. Mali kesim ise parasal olmayan mali kurumlardan oluşur.
Parasal mali kesimde Merkez Bankası ve mevduat bankaları vardır. Bu
çerçeve içinde reel kesim birimlerinden açık verenlerin finansman ihtiya­
cı fazla verenlerin fonları (tasarrufları) ile karşılanır. Kamu kesimi merke­
zi yönetim, yerel yönetim ve kamu iktisadi kuruluşlarından oluşur. Özel
kesimde ise mali niteliği olmayan şirketler ve hanehalkı yer alır. Sonuçta
fon akımı bu birimler arasında oluşur. Mali kesim kurumları bu akımlara
yardım eder.
Özel kesimin şirketler grubu genellikle açık verir. Kendi gelirlerinden
cari harcamaları çıktıktan sonra yatırıma yönelen şirketler, yatırım har­
camalarını çoğu kez kendi kaynaklarıyla sağlayamazlar. Ekonomide
oluşan tasarrufların bu tür harcamalara kanalize edilmesi gerekir. Şir­
ketler ya kendi ihraç ettikleri mali araçlarla doğrudan veya mali kesim ku­
rumlarının aracılığıyla dolaylı olarak özel kesimin diğergrubu olan hanehalkının tasarruflarını kendilerine aktarırlar.
Kamu kesimi de gelirlerinden cari harcamalarını gerçekleştirdikten
sonra artan fonların (kamu tasarrufu) yatırıma yöneltir. Kamu cari harca­
malarının şişmesi ve/veya yatırı m hacminin genişlemesi sonucunda ka­
mu tasarrufları kamunun yatırım hacmini karşılamayabilir. Bu durumda,
kamu kesimi de açık verir. 1970'lerde oluşan ekonomik kriz sürecinde
pek çok ülkede kamu kesimi açık vermektedir.
Kamu açıkları olağan finansman (vergi vs.) dışında bir kamu finans­
manı sorunu doğurur. Kamunun bu durumda reel kesim fazlalarının bir
kısmını kendisine aktarması gerekir. Ekonomide oluşan fonların hacmi
belirli olduğuna göre, kamunun bu fonlara ilave birtalep oluşturması, ka­
mu dışı kesimin finansman olanaklarını daraltır, finansman maliyetini
(faiz) yükseltir. Yükselen finansman maliyeti kamu dışı (özel) kesimin
yatırım eğilimini yavaşlatırken, finansman için ulaşabileceği kaynak
(fon) hacmini de küçültür. Birçok biçimde gerçekleşebilecek bu süreçler
özel kesimin yatırımlardan dışlanması (investment crowding-out) olarak
tanımlanır.
Kamu kesimi finansman açıklarını gidermek için olağan vergi vs. ka­
nalları dışında özel kesimden fon aktarmada kullanılabileceği üç olana­
ğa sahiptir. Bunlar, parasal genişleme (emisyon), dış alemden borçlan­
ma ve iç borçlanmadır. Her üç yöntem de sonuçta özel kesimin dışlan­
ması sonucunu doğurabilir. Parasal genişleme enflasyonu körükleyerek
cebri tasurruf yaratır ve kamu dışı kesimlerin fazlalarını (tasarruf) kendi­
sine aktarır. Dış alemden borçlanmada artan kamu payı diğer kesimlerin
bu kaynaklardan fon temini olanağını daraltır. Nihayet, iç borçlanma ka­
mu kesiminin özel kesime rakip olarak doğrudan fon piyasalarına girerek
ilave finansman ihtiyacını gidermesini sağlar. Bu anlamda, özel kesimin
finansal dışlanması (financial crowding-out) etkisi en net olarak iç borç­
lanmada görülür.
Literatürde özel kesimin dışlanması olgusu daha çok finansal dış­
lanma çerçevesinde tartışılmaktadır. Uygulamada da, özellikle ekono­
mik krizle birlikte, kamu yöneticilerinin finansman sorununu daha çok iç
borçlanmayla çözmeye çalıştıkları gözlenmektedir. Bu koşullarda dış­
lanmanın boyutu özel kesimin ön talebinin faiz esnekliğinin yanısıra, hanehalkının tasarruflarını değerlendirmede kamu-özel mali araçları ara­
sında getiri ve risk hesaplarına göre yaptıkları portföy tercihine göre be­
lirlenmektedir.
Bu çerçevenin 1980-1988 döneminde Türk ekonomisine uygulan­
masından çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir.
• Türk ekonomisinde özel kesimin şirketler grubu ve kamu kesimi
açık veren kesimlerdir. Kamu kesimi açıkları eski bir olgu olmakla bera­
ber 1980 sonrasında kamu kesimi açıklarının kaynağı değişmiştir. Bu ta­
rihe kadar genellikle KİT açıklarından kaynaklanan kamu finansman
açıkları, sonradan bütçe açıklarından kaynaklanmaya başlamıştır. KİT
açıklarının fiyat politikasıyla giderilmesi, 1980 sonrasında kamu açıkla-
rmm daralması sonucunu doğurmuştur. İstikrar tedbirlerinin ilk etkisiyle
ortaya çıkan bu daralma 1984'den sonra tersine dönmüştür. Büyüyen
bütçe açıkları kamu açıklarının yeniden artmasına neden olmuştur»
r Kamu açıklarının KİT finansmanından, bütçe açıklarına kaymış
olması 1980 sonrasında kamu açıklarının finansmanında kullanılan
kaynak ve yöntemleri de değiştirmiştir. 1980 öncesi daha çok Merkez
Bankası kaynakları kullanılırken, 1980 sonrasında dış ve iç borçlanma
temel finnasman kaynakları haline gelmiştir. Konumuz dışında kalan dış
borçlanma bir kenara bırakılırsa, 1980 sonrası kamu kesimi finansmanı­
nın en önemli özelliği iç borçlanmanın hızla artmasıdır.
["] İç borçlanmanın yükselmesinin temel nedeni bütçe açıklarının ar­
tışıdır. Bu eğilim özellikle 1983 sonrası dönem için belirgindir. Nitekim,
1982 de GSMH'nın % 1.7'si düzeyine kadar daraltılan bütçe açığı,
1984'de % 5.3,1987'de % 4.4 ve 1988'de % 3.3. düzeyine yükselmiştir.
Bütçe açıklarına bağlı olarak da iç borçlanma hızlanmış \le iç borç stokununGSMH'ya oranı 1987'de % 11.8,1988'de % 10.1'e kadar yükselmiş­
tir. Özellikle son yıllarda iç borçlanmanın büyümesi özel kesimin artan
oranda dışlandığına işaret etmektedir.
• İç borçlanmanın hızla artmış olması bütçe harcamalarına bir de
borç servisi ve ana para ödemesi yükünü getirmiştir. Gerçekten, 1984
sonrası dönemde bu tür transfer harcamaları hızla artarak 1988'de sa­
dece borç servisinin konsolide bütçe harcamalarının % 27.6'na eşit dü­
zeye gelmesine neden olmuştur. Bu kuşkusuz biryandan harcama yapı­
sının esnekliğinin yitirilmesine yol açarken, bir yandan da ilave borçlan­
ma ihtiyacı doğurmakta ve özel kesimin finansal dışlanması eğilimini pe­
kiştirmektedir.
a 1980 sonrasında kamu iç borçlanması kamu kesiminin ihraç ettiği
tahvil, bono, gelir ortaklığı senetleri gibi mali araçlarla gerçekleştirilmiş­
tir. Bu araçlardan oluşan iç borç stokunun çok önemli bir kısmı özel ke­
sim (şirketler ve hanehalkı) portföyünde yer almaktadır. 1980-1988 dö­
neminde kısa vadeli iç borçlanma araçlarının özel kesim tarafından tu­
tulma oranı dönem başında yüzde 85'den 1986'da yüzde IS'ya düşmüş
daha sonra artarak yüzde 25'e kadar yükselmiştir. Bu araçların özel ke­
sim portföyündeki payı ise önemini korumuştur.
M 1980-1988 döneminde iç borçlanmanın kaynaklarında özel ke­
simden mevduat bankalarına doğru bir kayma gözlenmiştir. Dönem ba-
şına yüzde M o l a n mevduat bankaları payı dönem sonunda yüzde 70'in
üzerine çıkmıştır. Bunun anlamı mevduat bankalarının fonlarını giderek
artan ölçüde kamu kesimine aktardıklarıdır. Özel kesimin finansal dış­
lanmasının en önemli kanıtlarından birisi de budur.
M Kamu iç borç stokunun giderek artan parçasının mevduat banka­
ları kaynaklarıyla sağlanmasını uyaran biri zorlayıcı diğeri özendirici iki
etken söz konusudur. Zorlayıcı olan mevduat bankalarının yasal karşı­
lıklarının birbölümünü kamu mali araçlarındatutmazorunluluğunun ge­
tirilmiş olmasıdır. Araştırma bu zorunluluksonucu tutulan araçların nisbi
öneminin büyükolmadığını göstermiştir. Özendirici etken ise devlet tah­
villeri vs. gibi araçların taşıdığı riskin küçükolması yanısıragetirilen ver­
gi ayrıcalıklarıdır. Bu, bankaların kaynaklarını kendi tercihleriyle kamu
mali araçlarına yönlendirdiklerini göstermektedir. Diğer taraftan, getiri­
len özendirici önlemler kamu otoritesinin bilinçli birtercihle iç borçlanma­
da mevduat bankalarının kaynaklarına yöneldiklerine işaret etmektedir.
Bu koşullarda özel kesimin finansal dışlanmasının kamu otoritesinin ter­
cihinden kaynaklandığı söylenebilir.
• Kamu otoritesinin iç borçlanmada mevduat bankaları kaynakları­
nı artan ölçüde kullanmaya başlaması, kuşkusuz banka kesiminden
özel kesime yönelen kredi hacminin de nisbi olarak daralması sonucunu
doğurmuştur. Nitekim, banka aktifleri içinde devlet tahvili payı 19801982 döneminde ortalama % 4 civarındayken bu tarihten sonra hızla
yükselerek 1988'de % 11'e ulaşmıştır. Aktifler içinde kredilerin payı ise
% 40'iardan azalarak 1988'de % 30 oranına düşmüştür. Bu gelişme de,
özellikle 1983 sonrası dönemde, özel kesimin finansal dışlanmaya mu­
hatap olduğunu göstermektedir. Buna ilişkin diğer bir gösterge de devlet
tahvili/özel kesim kredileri oranındaki değişmedir. 1983'e kadar ortala­
ma % 9 civarında seyreden bu oran 1983'de % 23'e sıçramış ve 1988'de
% 36.8'e ulaşmıştır. Bu oransal değişme de 1983 sonrasında finansal
dışlanma olgusunun boyutunun tırmandığını göstermektedir.
M Özel kesim fazlalarını (tasarruf) getiri ve risk değerlendirmelerine
bağlı olarak alternatif mali araçlara plase ederek değerlendirir. Kamu
mali araçlarının özel kesimin yönelebileceği alternatif mali araçlardan
hangisi ile kuvvetli düzeyde ikame edilebilir olduğu ekonometrik yön­
temlerle saptanabilir. Tobin tipi bir mali araçlar talep modeli bu amaca
uygundur. Bu modelde birbiri yerine ikame edilebilir mali araçların talebi
bu araçların getiri oranının bir fonksiyonu olarak tanımlanarak, getiri
oranlarındaki nisbi değişmenin araç talepleri üzerindeki etkisi incele­
nir.
• Türkiye için yapılan bu türbir model uygulaması özel kesim açısın­
dan vadeli mevduat ile devlet tahvilleri arasında kuvvetli bir ikame tespit
etmiştir. Bunagöre, özel kesim vadeli mevduat-devlettahvili faiz oranla­
rına göre tasurruflarını banka kesimine ya da kamuya yönlendirmekte­
dir.
y Enflasyonist beklentiler, vadeli mevduatla devlet tahvili arasında­
ki güçlü ikame etkisini devlet tahvilleri lehine kuvvetlendirmektedir.
H Modelin sonuçları yukarıdaki bulguları doğrulamaktadır. 19801988 döneminde devlet tahvillerinde uygulanan yüksek faiz ve diğer
özendirici ve zorlayıcı önlemler özel kesim fazlalarının kamu kesimi fi­
nansmanına yönelmesine neden olmuştur. Bu durum, kamu otoritesinin
izlediği iç borçlanma politikasının özel kesimi finansal piyasalardan dış­
ladığını göstermektedir.
i. GİRİŞ
Ekonomide bütçe açıklarının Merkez Bankası kaynaklarından fi­
nanse edilmesinin enflasyon üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi giderme
amacıyla, 1980 sonrası uygulanan iktisat politikalarında bütçe açıkları­
nın iç borçlanma yoluyla finanse edimesine ağırlıkverildi. Ancak bu poli­
tika, özel kesimde biriken kaynakların önemli ölçüde kamu tarafına çeki­
lip harcanması sonucunu doğurdu. Kamu kesimi finansmanın bu biçim­
de gerçekleştirilmesinin önemli sonuçlarından biri, özel kesim finansmanınınolumsuz yönde etkilenmesidir. Özellikle iç borçlanmanın geniş­
lemesine paralel olarak özel kesimin dışlanması söz konusu olabilmek­
tedir.
Çalışmada, belirlenen bu politikalar ile, kullanılabilir iç finansman
kaynaklarının hangi oranda kamu kesimine çekilebildiği ve iç borçlan­
manın işletmelere yönelik finansman arzını nasıl etkilediği gözlenmeye
çalışılmıştır.
Çalışma başlıca üç bölümden oluşmaktadır Girişi izleyen Kısım
irde, araştırmaya analitik bir çerçeve oluşturmak amacıyla kamu kesimi
finansmanı ve iç borçlanma teorik düzeyde tartışılmıştır. Reel kesim ve
mali kesim arasındaki ilişkiler, kamu kesimi finansmanı ve kamu kesimi
finansman biçimine bağlı olarak özel kesimin dışlanması (crowdingout), en genel çizgileri ile bu bölümde yer almaktadır.
Kısım lirde ise, ikinci kısımdaki çerçeveye bağlı olarak Türkiye'de
kamu kesimi finansmanı incelenmiştir. Bu bölümde ilk olarak, 1980 ön­
cesi ve sonrası iki dönemde kamu kesimi finansmanının temel farklılıkla­
rı irdelenmiştir. 1980 sonrası dönemin kamu finansmanı açısından en
önemli özelliği, iç borçlanmanın temel kamu finansman politikası olma­
sıdır. İkinci olarak, 1980-88 döneminde iç borçlanmadaki gelişmeler in­
celenmiştir. Bu kısımda son olarak ise iç borçlanmanın kaynaklarına gö­
re nasıl dağıldığı incelenmiştir. İç borçlanma araçları başlıca mevduat
bankaları ve özel kesime yönlendirilmektedir. Bu dağılımın gelişimi ve
dağılımını gösterdiği özellikler 1980-88 dönemine ait çizelgelerle bura­
da tartışılmıştır.
İç borçlanma araçlarına bankaların yönelmesindeki amaç sadece
tahvillerin getirişi olmamaktadır. Kurumsal düzenlemeler ve risk de bu
araçların tercihini etkileyebilir. Ancak, özel kesim için bu araçların getiri
oranlarının belirleyici olduğu kabul edilebilir. Bu yaklaşırnlaözel kesimin
iç borçlanma araçları karşısındaki davranışsal özellikleri, araçların tale-
bini bu araçların getiri oranlarının bir fonksiyonu olarak tanımlayan bir
model çerçevesinde incelenmiştir. Bu model, Tobin tipi servet saklama
aracı talebi yaklaşımı ile oluşturulmuştur.
Tobin tipi servet saklama aracı talebi yaklaşımında, birbirine ikame
edilebilir araçların talebi bu araçların getiri oranlarının birfonksiyonu ola­
rak tanımlanırken, getiri oranlarındaki nisbi değişmenin araç talepleri
üzerindeki etkisi de incelenebilmektedir. Böylece, araçlar arasında ika­
me edilebilirlikdüzeyi belirlenmektedir. İç borçlanma araçları olan devlet
tahvilleri ve bonoları, bu yaklaşımla, servet, (tasarruf) sahiplerinin tasurruflarını saklayabilmeleri alternatif araçlardan birisi olarak ele alındığın­
da, diğer mali kesim araçları ile arasındaki ikame edilebillirlik düzeyi be­
lirlenerek, izlenen iç borçlanma politikasının servetin ne yönde yeniden
dağılımına yol açtığı değerlendirilebilmektedir. Bu yaklaşımla özel ke­
sim elinde biriken kaynaklar üzerinde kamu finansmanında iç borçlan­
manın yarattığı etki kantitatif olarak gözlenebilmiş olmaktadır. Çalışma­
nın bir özeti ve sonuçlarını içeren kısım ise, okuyucuya yararlı olmak ve
çalışmanın tümünü okumadan sonuçlarına ulaşabilme imkânı vermek
amacıyla çalışmanın başına eklenmiştir.
ll-KAMU KESİMİ FİNANSMANI ve İÇ BORÇLANMA
Ekonomikfaaliyetin temeli üretim ve mübadeledir. Üretim sürecinde
fiziki bir üretme olgusu gerçekleştirilir. Bu süreçte üretim araçları, girdiler
ve teknoloji biraraya getirilerek ihtiyaçlara cevap verecek mal ve hizmet­
ler üretilir. Üretim sürecinin sonunda üretilenin ihtiyaç sahiplerine devre­
dilmesi gerekir. Bu üretilenin mübadele edilmesi demektir. Mübadele iş­
lemi gerçekleşmediği takdirde zati ihtiyaca yönelik üretim dışında orga­
nize üretimin bir mantığı kalmaz.
Üretim sürecinin organizasyonu, üretim ve mübadele aşamalarını il­
kel bir düzende ve mal bazında düşünecek olursak iki temel olguyla kar­
şılaşırız. Bunlardan birincisi üretilenin tamamının tüketilmemesidir. Üre­
tim süreci sonunda bir mal fazlası kalır. Bu, basit bir şekilde ifade edilmiş
olmakla beraber, çağdaş anlamda tasarruf ile özdeştir. İkinci olgu ise, il­
kel düzendeki mübadele işlemindedir. Böyle birdüzende mübadele kuş­
kusuz mal bazında yapılacaktır. Mal sayısı ve çeşitliliğinin sınırlı olduğu
böyle bir düzende bir malın diğer mallarla değişim (takas) oranını bilmek
mübadeleyi sürdürmek için yeterlidir. Söz konusu takas oranları çağdaş
dünyadaki fiyatlardır. Mübadele takas düzeyinde kalsa bile, sistem için­
de oluşan mal fazlaları (tasarruf) bunlara ihtiyaç duyanlara (yatırımcılar)
birkaç aşamalı mübadele sonucunda ulaşacaktır.
Mal.çeşitliliği ve sayısınınson derece arttığı ve mübadelelerin olağa­
nüstü boyutlara ulaştığı çağdaş dünyada, temel mantık değişmemekle
birlikte, mübadeleler tek bir aracı yardımıyla gerçekleştirilmek zorunda­
dır. Bu aracı paradır. Üretilen mal önce parayla mübadele edilmekte (sa­
tış), satıştan elde edilen gelirle diğer mallar satın alınmaktadır. Paranın
mübadele aracı olduğu çağdaş düzenlerde de gelirin (üretilenin) tümü
tüketilmez. Sistemde yine oluşan mal fazlaları, (tasarruf) vardır. Ancak,
bu kez söz konusu fazlaları para birimleriyle ifade etmek gerekir. Bu bizi,
gelirin tüketilmeyen kısmı şeklinde ifade edilen çağdaş tasarruf tanımı­
na ulaştırır. Böylece sistemde oluşan mal fazlalarının çağdaş görünümü
para fazlaları şeklini alır. Ekonomide artık salt malların el değiştirmesi
şeklinde bir döngü değil, paranın da el değiştirdiği ikinci birdöngü de var­
dır. Bu iki döngü mal mübadelesini kolaylaştırdığı gibi, oluşan fazlaların
da hızlı bir biçimde ihtiyaç duyanlara ulaşmasını sağlar. Mal akımıyla,
para akımı dengelendiğinde üretim ve mübadele istikrar içinde sürer.
Dengesizlik söz konusu olduğunda, fiziki üretim birimlerini ortak değer
ifadelerine dönüştüren mübadele oranları (fiyatlar) değişmek zorunda
kalır. Böyle bir dengesizlik konumunda kuşkusuz paranın mübadele
oranı da (faiz) değişir. Çağdaş ekonomiler böyle bir hassas denge üze­
rinde gelişirler.
2.1-İktisadî Faaliyette Kesimler Arası işlemler ve Finansman
Üretim ve mübadele mal bazında düşünüldüğünde fiziki olgulardır.
Yukarıda işaret etiğimiz gibi, ilkel bir ekonomik düzede bu işlemler mü­
badele oranının ifade ettiği değişim değeri dışında herhangi bir ortak de­
ğer ifadesine gerek olmadan yürütülebilirler. Bu nedenle bunlara reel iş­
lemler deriz. Mübadelelere paranın aracılık ettiği, sistemdeki mal fazla­
larının parasal ifadelere büründüğü çağdaş dünyada ise, ekonomik iş­
lemler salt reel işlemlerle sınırlı kalmaz. Mali ve parasal işlemler de eko­
nominin önemli çarkları arasında yer alır.
Reel, parasal ve mali işlemler, değişik işlevlere sahip olmakla bera­
ber, eşanlı ya da ardışık olarak ve karmaşıkbir bütünün bağımlı parçala­
rı halinde gerçekleşirler. Söz konusu karmaşıklığı analitik düzeyde aşa­
bilmek için çağdaş ekonomi öğretisi yapay sayılabilecek bir sınıflama
getirmiştir (1). Buna göre ekonomi reel işlemlerin yer aldığı "reel kesim"
ve diğer işlemlerin gerçekleştirdiği "mali kesim" olarak iki anagrubaayrıhr.
Reel kesim temeldeyatırım, üretim ve mübadele işlemlerinin oluştu­
ğu kesim olarak düşünülebilir. Bu çerçevede, yine analitik amaçlarla, re­
el kesimi kendi içinde kamu kesimi, özel kesim ve dış alem olaraksınıflayabiliriz.Kamu kesimi kendi içinde genel ve katma bütçeli idarelerle yerel
yönetimleri kapsayan birgrupla kamu iktisadi teşebbüslerini içeren diğer
bir grupa ayrıştırılabilir. Özel kesimi ise şirketler ve hanehalkı olarak iki
anagruptadüşünülebilir. Mali kesim ise parasal sistem ve parasal olma­
yan mali kuruluşları içeren iki ana gruba ayrılır. Parasal sistem içinde
ekonomide para üreten ve parasal işlemlerin gerçekleştirildiği Merkez
Bankası ve diğer mevduat bankaları yer alır. Mali kuruluşlar arasında ise
mevduat toplamayan öze! amaçlı bankalar, sosyal güvenlik kurumlan,
kredi kooperatifleri, özel amaçlı sosyal güvenlik kuruluşları ve sigorta şir­
ketleri gibi ekonomide fon yaratan kurumlar vardır.
Ekonominin işleyişi içinde reel kesimi oluşturan birimler kendi işlem­
leri sırasında fazla veya açık verirler. Mali kesimin temel işlevi reel ke­
simde oluşan fazla ve açıkların yer değiştirip, dengelenmelerini sağla(1) Böyle bir ayrımın ayrıntıları için Akyüz (1984)
maktır. Para akımı reel kesimde mübadeleleri gerçekleştiridiği gibi, reel
ve mali kesimler arasındaki işlevsel akışkanlığı da sağlar. Mali kesim
söz konusu işlevini tam olarak yerine getiremezse, dengesizlik para akımınayansırve ekonomide parasal genişleme olur. Öte yandan, mali ke­
simde yer alan kurumlar reel kesimden topladıkları fazlaları, yine bu ke­
simde oluşan açıkları gidermek üzere bu noktalara kanalize ederler.
Ekonomide finansman işlemi bu süreç içinde gerçekleşir.
2.1.1 "Reel Kesimm Finansman İhtiyacı
Reel kesimde yer alan birim ve kurumlar faaliyetleri sonunda birgelir
elde ederler. Gelirin ilk kullanım alanı cari ödemelerdir. Gelir düzeyi ile
cari ödemeler arasında kalan fark birimin tasurrufudur. Birim bu tasurrufuyafizikselyatırımakullanıryadadoğrudan mali kesim aracılığıylamali
plasmana yönlendirir. Öte yandan, yatırımcı birimler açısından bakıldı­
ğında, tasarruf yatırım için gerekli boyutta değilse, bir açık söz konusu
olacaktır. Finansman ihtiyacı yaratan bu açıktır. Tasarruf, yatırım ihtiya­
cını aşan boyutta ise, bu kez bir fazla söz konusu olacaktır. Diğer bir de­
yişle, birimin yatırım harcaması kendi özkaynağı (tasarruf) ile finanse
edildikten sonra mali plasmana yönlendirilecek bir fazla kalacaktır.
Bu mantık çerçevesinde tasarrufu (S), yatırım (I) mali plasmanları
(P) ve mali kaynak girişini de (B) ile gösterecek olursak, bir (m) birimi
için;
(2.1)l^-f P^ = Sn, + B^
şeklinde bir eşitlik yazılabilir.
Eğer (m) biriminin tasarrufu yatırım boyutunu aşarsa,
(2.2) l^<
şeklinde ifade edilen bir fazla olacak ve bu mali plasmana yönelecektir.
Dolayısıyla,
(2.3) P^ >
şeklinde (1) nolu eşitlik yeniden sağlanacaktır.
Tersine, birimin tasarrufu, yatırım boyutunu karşılamıyorsa, bu
kez
(2.4) l ^ > S
m
şeklinde ifade edilen bir açık ortaya çıkacaktır. Reel kesimde yer alan
bazı birim ve kurumların finansman ihtiyacını doğuran bu tür açıklardır.
Açıkveren birim finansman ihtiyacını mali kesimden sağlayacağı fonlar­
la giderecektir. Bu durumda,
(2.5) P,n <
şeklinde (1) no!u eşitlik sağlanacaktır.
Reel kesimi bir bütün olarak ele aldığımızda burada yer alan birim ve
kurumların bazıları açık verecek, diğerlerinde fazla oluşacak ve sonuçta
mali kesim aracılığıyla fonların el değiştirmesi genel biryatırım, tasarruf
eşitliği sağlayacaktır. Reel kesimde yer alan birim sayısı (n) sayıda var­
sayıl! rsa,
(2.6)
ve
2
n
'm = ^
Sm
n
(2J)
m=1
m=1
şeklinde tasarruf-yatırım eşitliği (2„6) ve artıklarından oluşan plasman­
larla, açıklardan oluşan finansman ihtiyacı eşitliği (2.7) sağlanacaktır.
Diğer bir deyişle fazla veren birimlerin fonları, plasmanlar aracılığıyla, fi­
nansman ihtiyacı doğuran açıkları kapatarak tasarrufların tamamının
yatırıma dönüşmesini sağlar. Tasarruf, yatırım eşitliği fon akımlarıyla da
sağlanamazsa, bu kez finansman maliyeti (faiz) değişir. Bu değişimin re­
el kesim birimlerinin tasarruf ve yatırım kararlarını değiştirerek yeniden
eşitliği sağlayacağı düşünülür.
Reel kesimi oluşturan birim ve kurumlar genellikle açıkveren kurum­
lar ve fazla veren kurumlar olarak da gruplanabilir. Örneğin kamu kesi­
minde yer alan kurumların pek çoğu genelde açık verirler. Aynı şekilde,
özel kesimde yer alan şirketlerde, grup bakiyesi olarak, genellikle açık
verirler ve dolayısıyla kendi özkaynakları dışında, dışsal finansman ihti­
yacı duyarlar. Özel kesimin ikinci büyük parçası olan hane halkı ise fazla
veren ana gruptur Reel kesimde yer alan dış alem ise dış ekonomik iliş­
kilerin dengelenme yönüne göre net bakiye olarak açık veya fazla vere­
bilir. Gelişmekte olan ülkelerde dış alem çoğu kez fazla verir ve böylece
reel kesimin diğer birimlerine ilave fon sağlar.
2.1,2-Mal! Kesim: Kurumlar ve Araçlar
Mali kesimin işlevi reel kesimde fazla veren birimlerin fonlarını, açık
veren birimlerin kullanımına sunmaktır. Bu işlevi yerine getirmek üzere
mali kesimde muhtelif kurumlar yer alır. Bunlar ilk adımda parasal ve pa­
rasal olmayan kurumlarolarak ayrılırlar. Bu ayrım mali kurumların sağla­
dıkları araçların ödeme aracı olarak kullanılıp, kullanılmamasına bağlı
olarak yapılır. Bu çerçevede, parasal kurumlar arasında Merkez Banka­
sı ve bankalar yer alır. Bunların dışında kalan kurumlarda fon oluşturup
reel kesime plase eden finansman kurumlarıdır.
Reel kesimin kendi fonları dışında finansman ihtiyacı doğduğunda
bu ihtiyaç iki ana tür araçla giderilebilir. Bunlardan birincisi dışsal finans­
man ihtiyacı duyan reel birimlerin kendilerinin ihraç ettikleri hisse senedi,
tahvil gibi doğrudan fon fazlalarını aktaran araçlardır. Bu tür araçların
kullanımında borç alan ve veren karşılıklı gelirler ve aralarında dolaysız
bir ilişki kurulur. Bunun dışında kalan mali araçları ise genellikle mali ku­
rumlar kullanırlar. Bu çerçevede fon aktarımı dolaylıdır, alacaklı ve borç­
lu karşı karşıya gelmez ve aralarında doğrudan bir ilişki söz konusu ol­
maz. Tersine, ilişki mali kurumla alacaklı ve mali kurumla borçlu arasındakurulur. Mali kurum ihraç ettiği kıymetli evrakla fon fazlalarını toplar ve
fon sahiplerine borçlanır» Toplanan fonlar bu kez açık veren ve finans­
man ihtiyacı duyan reel kesim birimlerine plase edilir. Görüldüğü gibi, fi­
nansman ihtiyacı dolaylı olarak giderilmekte ve açık veren birim mali ku­
ruma borçlanmaktadır.
Reel kesimin finansmanında mali kesimin oynayacağı rolün etkinlik
alanı ve kullanılan araçların çeşitliliği ekonominin gelişmişlik düzeyine
bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerde mali kesimin pek gelişmediği ve do­
layısıyla kullanılan finansman araçlarının henüz çeşitlilik kazanmadığı
söylenebilir. Bu koşullarda finansman sorunu önemli ölçüde mali kesi­
min parasal kurumları olan Merkez Bankaları ve bankalar sistemince ve
kuşkusuz parasal araçiarlaçözülür. Bunun dışında kalan dolaysız ve do­
laylı finansman araçları sistem içinde nispeten önemsiz bir rol oynar.
Ekonomik gelişme sürecinde mali kesimin performansına bağlı ola­
rak mali araçların çeşitlenmesi yanısıra bu araçların finansman sistemi
içindeki nispi ağırlıkları konjonktüre ve izlenen politikalara bağlı olarak
da kısa dönemde değişmeler gösterirler. Örneğin, enflasyon dönemle­
rinde, genellikle kamu kesimi kurumların sistem içindeki ağırlıkları artar.
Anti-enflasyonist istikrar politikaları döneminde ise, bu kez kamu finans­
manında kullanılan parasal araçların azalması nedeniyle, tersine birgelişme söz konusu olur.
2,2. Kamu Kesimi Finansmanı ve İstikrar
Devlet ekonomide mal ve hizmet üreticisi olarak yer alır. Devletin
toplumsal yaşamı düzenleme, yönetme ve sürdürme işlevlerini de bir
hizmet üretimi olarak değerlendirirsek, devletin ekonomide önemli bir
büyüklüğe sahip olduğunu görürüz. Söz konusu işlevlerini yerine getirir­
ken devlet toplumun kaynaklarının bir kısmını kullanır. Merkezi devlet
aygıtının yanısıra, yerel düzeyde hizmet üreten yerel yönetimlerle, mül­
kiyeti kamuyaaitolanve çeşitli mal ve hizmetler üreten Kamu İktisadi Ku­
ruluşları da üretim ve mübadele süreçlerinde kaynak kullanırlar ve bun­
ları temin edebilmek için harcama yaparlar.
Devletin harcamayapan bir birim olarak ekonomik hayata katılması,
bu harcamaların gerçekleştirilmesini sağlayacak bir gelir akımına ihti­
yaç gösterir. Mal ve hizmet üreten Kamu İktisadi Kuruluşlarında bu gelir
akımı piyasaya satılan ürünlerin satış hasılatından karşılanır. Öte yan­
dan, temel alt yapı yatırımları yanısıra eğitim, sağlık, emniyet, savunma
vb. gibi genellikle birsatış işlemine konu olmayan mal ve hizmetlerin üre­
timi ve mübadelesi için de gelir gerekir. Devlet bu gelir akımını da, birey­
ler ve kurumların gelirleri üzerinden topladığı dolaysız ve mal ve hizmet
mübadelelerinden topladığı dolaylı vergiler ve vergi benzeri araçlar
(harç vs) aracılığıyla doğrudan özel kesimden sağlar.
2.2 J . Olağan Finansman ve Kamu Dengesi
Devletin varlığını ve işlevlerini sürdürmek, toplumsal ihtiyaçların tat­
minine yönelik mal ve hizmet üretimini gerçekleştirmek için ihtiyaç duy­
duğu kaynakları (geliri) vergi vb. gibi araçlarla özel kesimden sağlaması
kamu finansmanının olağan yöntemidir. Olağan yöntemlerle özel ke­
simden aktarılan fonlar özel kesimin yapabileceği harcama ve tasarruf­
ları geriletirken, kamuya aynı boyutta harcama yapabilme olanağı ver­
mektedir. Bu açıdan bakıldığında, olağan yöntemlerle yapılan fon akta­
rımı ekonomide harcama hacmini değiştirmemekte, sadece harcamacı
birim değişmektedir. Kısacası, özel kesimin tüketim ve yatırım amacıyla
harcayabileceği fonların bir kısmı vergileme yoluyla kamuya aktarılmak­
ta ve burada harcanmaktadır.
Kamu harcamaları sadece olağan yöntemlerle aktarılan fonların bo­
yutları içinde kaldığında, genel anlamda bütçe dengesi (konsolide) sağ­
lanmakta ve kamu finansmanı sürecinde ekonomik istikrar muhafaza
edilmektedir. Konuya yukarıda değindiğimiz genel finansman dengeleri
açısından bakılacak olursa harcamalar olağan kamu gelirleri düzeyinde
tutulduğunda kamu kesimi açık veya fazla vermemekte ve dolayısıyla
kendisine ya da kendisinden ek bir fon aktarımı söz konusu olmamakta­
dır. Olağan kamu gelirleri ile kamu cari harcamaları (tüketim) arasındaki
farktan oluşan kamu tasarrufları, kamu yatırımlarına eşit olmakta ve ola­
ğandışı finansmana ihtiyaç gösterecek bir açık oiuşmamaktadır.
• 2.2.2.-Kamu Âçıklarmm Finansmanı Yöntemleri
Kamu finansmanının ekonomide istikrarsızlığa neden olmaması
için, kamu harcamalarının devletin özel kesimden olağan yöntemlerle
aktardığı gelirleriyle sınırlı kalması zorunludur. Kamu harcamaları ola­
ğan gelirlerini aştığı takdirde, ekonomideki finansman akımında devlet
açık veren birim olarak ortaya çıkmakta, kamu finansman açığı fazla ve­
ren birimlerden bu kez olağandışı yöntemlerle kamuya ilave fon aktarıl­
masını zorunlu kılmaktadır. Reel kesimi oluşturan birimlerin davranışları
ve fon kullanımları incelendiğinde, özel kesimin şirketler grubuyla kamu
kesiminin açık veren birimler olduğu gözlenir.
Kamu kesiminin genellikle açık veren birbirim olması rastlantı değil­
dir. Çağdaş dünyada pek az devletin harcamalarını olağan gelirleri dü­
zeyinde tutabildiği veya tutmayı yeğlediği kolaylıkla söylenebilir. Uygu­
lamada, ekonomik ve çoğu kez de siyasal nedenlerle devlet harcamala­
rının boyutları olağan gelirlerini sürekli aşmak eğilimindedir. Devletin
merkezi örgütü cari, yatırım ve transfer harcamalarını sınırlayamaz veya
sınırlamaya yanaşmazken, yerel yönetimler kent harcamalarını tırman­
dırmakta, Kamu İktisadi Kuruluşları ise kuruluş hataları, yanlış yönetim
ve çoğu kez de sosyal amaçlı fiyatlama nedeniyle kendi harcamalarını
olağan gelirleriyle finanse edememektedirler. İkinci Dünya savaşı son­
rasında benimsenen Keynesci iktisat politikalar kamu harcamalarının
iktisadi hedefleri gerçekleştirmede aktif bir iktisat politikası aracı olarak
kullanılması gibi bir uygulamaya dönüşmüştür. Bu çerçevede, ülkeler
konjonktürü canlı tutmak ve böylece kaynak kullanımını tam istihdam
düzeyine yaklaştırmak türündeki amaçlarını kamu harcamalarını tır-
inandırarak gerçekleştirmeyi yeğlemişlerdir. Aynı dönemde egemen
olan "Sosyal Devlet" anlayışı da devletin sosyal amaçlı harcamalarının
yanısıra transfer harcamalarının da sürekli genişlemesi sonucunu do­
ğurmuştur. Sonuçta, devlet harcamalannın sürekli olarak devletin ola­
ğan gelirlerini aşma eğilimi adeta doğal bir olgu olarak algılanmaya baş­
lanmış ve kamu kesimi ekonomide fon açığı veren önemli bir birim haline
gelmiştir.
Kamu gelirleriyle kamu harcamaları arasındaki uyumsuzluk mutla­
ka Keynesci yaklaşımdan etkilenen aşırı harcamacı eğilimlerden kay­
naklanmayabilir. Tersine, belirli nedenlerle kamu gelirlerinin düşüktutulması da sonuçta kamu kesiminin açık vermesine neden olabilir. Gerçek­
ten 19701i yıllarda Keynesci yaklaşımın yerine geçen Liberal parasalcı
yaklaşımın, getirdiği pekçok ilke ve amaç nedeniyle, kamu gelirlerini ge­
rilettiğine ve böylece bu kez kamu gelirlerinin yetersizliği nedeniyle ka­
mu finansman açıklarının oluşmasınatanıkolunmaktadır. Liberal yakla­
şım temelde kamu kesiminin küçültülmesini, devletin ekonomi içindeki
ağırlığının azaltılmasını ve sermaye birikiminin özel kesime kaydırılma­
sını amaçlamaktadır.
Kamu kesiminin küçültülmesi kuşkusuz harcamaların azaltılması
kadar, özel kesimden aktarılan fonların azaltılmasıyla eş anlamlı olan,
kamu gelirlerinin küçültülmesi açısından da söz konusudur. Kamu kesi­
minin harcamalar yönünden küçültülmesi devletin ekonomi içindeki et­
kinliğinin azaltılması ve özel kesimin insiyatif ve etki alanınm gelişmesi
açısından liberal mantıkla uyumludur. Gelirler yönünden küçülme ise,
devletin özel kesimden giderek daha az fon aktarmasını öngürdüğü için
liberal mantıkla tutarlıdır. Devletin özel sermaye birikimini özendirmek
amacıyla özel kesimin vergi yükünü azaltıcı "arz yönlü politikalar" uygu­
laması bir anlamda kamunun potansiyel gelirinin bir kısmını özel kesime
geri aktarmayı öngören liberal düşüncenin ürünüdür.
Harcamalar ve gelirler açısından kamu kesiminin küçültülmesi
uyum içinde, dengeli olarak sürdürülebilirse istikrar açısından olumsuz
bir sonuç doğmaz. Yine sadece harcamacı birimler değişecek, bu kez
kamunun harcayacağı fonlar özel kesimde kalacak, fakat toplam harca­
ma hacmi değişmeyecektir. Bu durumda, kamu geliri gerilerken, harca­
malar da aynı boyutta daralacağı için, kamu finansman dengesizliği ve
dolayısıyla muhtemel bir istikrarsızlık söz konusu olmayacaktır. Ancak,
liberal mantıklı arz yönlü politikaların uygulanmasında kamu gelirlerinin
azaltılarak özel kesimin vergi yükünün düşürülmesi daha kolay sağlanır-
ken, kamu harcamalarının azaltılmasında aynı kolaylığın olmadığı gö­
rülmektedir. Kamunun geniş çaplı ve büyük ölçekli ait yapı yatırımiarını
gerçekleştirmek durumunda olduğu ülkelerde harcamaların daraitılmasındaçeşitli güçlüklersöz konusu olmaktadır. Bu koşullarda, nisbi olarak
azalan olağan kamu gelirleri daha yavaş azalan ya da bir türlü azaltılamayan kamu harcamalarını finanse etmekte yetersiz kalmakta ve ortaya
bir kamu açığı çıkmaktadır.
Görüldüğü gibi, gerek kamu harcamalarının kamu gelirlerinin ötesi­
ne genişlemesi sonucunu doğuran ultra-Keynesci uygulamalarda, ge­
rekse özel kesimden kamuya fon aktarılmasını yavaşlatarak, kamu ge­
lirlerinin daralması sonucunu doğuran ultra-liberal uygulamalarda ola­
ğan kamu finansman dengesi bozulmakta ve kamu kesimi ekonomide
açık veren en önemli kesim özelliği kazanmaktadır.
Yukarıda kısım 2.1.1. de değindiğimiz gibi, reel kesim birimlerinden
açık verenlerin finansman ihtiyacı, fazla veren birimlerin fonlarının doğ­
rudan veya mali kesim aracılığıyla kendilerine aktarılması sonucu gide­
rilmektedir. Bu genel kural kamu veya özel kesim açıklarının finanse
edilmesi açısından pek farklı değildir. Eğer kamu kesimi açık veriyorsa,
bu finansman ihtiyacı fazla veren birimlerin fonlarının kendisine aktarıl­
masıyla giderilir. Kamu finansman açıkları, özel kesimin şirketler veya
hanehalkı birimleri veya reel kesimin diğer birimi olan dış dünyada olu­
şabilecek fazlaların aktarılmasıyla karşılanır. Bu tüm reel kesim birimleri
için böyledir. Ancak, finansman açıklarının giderilmesinde kamu kesimi­
nin elinde diğer reel kesim birimlerine açık olmayan bir imkan daha var­
dır. Bu kamu kesimi açıklarının doğrudan parasal genişleme, yani emis­
yon yoluyla finanse edilebilme imkanıdır. Bu açıdan bakıldığında, kamu
kesimi açıklarının finansmanında üç temel fon aktarma mekanizması­
nın söz konusu olduğu görülmektedir. Bunlar;
i- Dış alemden borçlanmak
ii-Özel kesimden borçlanmak
iii-Emisyon yöntemiyle fon aktarmak,
olarak sıralanabilir.
19701i yıllarda başlayan ekonomik kriz sürecinde kamu finans­
manı pek azı hariç, hemen tüm ülkelerde açık vermeye başlamıştır. (1)
Yine ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, oluşan bu kamu açıklarının pa(1)0ECD (1985), S. 189
rasal genişleme ve dış borçlanma yöntemleriyle finanse edilmesi nisbeîensmırlı kalmış, genellikledoğrudanveyamali kesim aracılığıyla banka
dışı özel kesimden borçlanmak yoluyla finansman tercih edilmiştir. (1)
Söz konusu fon aktarma mekanizmalarının kamu açıklarının finansma­
nına katkısı benzer olmakla birlikte, ekonomik istikrar, sermaye birikimi
ve iktisadi büyümeye etkileri farklılıklar göstermektedir. Konumuz açı­
sından bizi ilgilendiren kamu kesimi açıklarının özel kesimden fon aktarı­
larak finanse edilmesidir. Dış alemden fon aktarılması bu anlamda konu­
muz dışında kalmaktadır. Parasal genişleme (emisyon) yoluyla finans­
man ise temelde özel kesim fazlalarını (tasarruf) kamuya aktaran bir me­
kanizma olması nedeniyle dolaylı olarak ilgi alanımıza girmektedir. Te­
mel ilgi alanımız kamu kesiminin doğrudan veya mali kurumlar aracılı­
ğıyla özel kesime borçlanarak finansman açıklarını gidermesidir.
Parasal genişleme yoluyla finansman sonuçta özel kesim fazlaları­
nın bir kısmını kamuya aktarmakla birlikte, bunu ekonomide istikran bo­
zarak gerçekleştirir. Kamu harcama fazlalarının Merkez Bankası kay­
naklarından finanse edilmesi, özel kesim harcamaları veri kabul edildi­
ğinde, ekonomide bir harcama fazlası yaratır. Bu harcama fazlası so­
nuçta fiyatların yükselmesine neden olur. Yükselen fiyatlarla gerçekleş­
tirilen mübadeleler ise özel kesimin fazlalarının erimesine yol açar.
Emisyon kanalıyla yapılan fon aktarımının özü budur. Ancak, görüldüğü
gibi bu tür finansman ekonomide enflasyon ve istikrarsızlık pahasına
gerçekleştirilmektedir.
Kamu finansmanının özel kesimden borçlanma yöntemiyle sağlan­
masında bu denli açık ve net bir istikrarsızlık unsuru yoktur. Bunun nede­
ni, tıpkı olağan kamu gelirlerinin oluşumundaki gibi, borçlanma sonu­
cunda sadece harcama biriminin değişmesi, harcama hacminin ise aynı
kalmasıdır Özel ve kamu harcamalarının çoğaltan etkileri önemli ölçü­
de farklı değilse, özel kesimden borçlanma yoluyla fon aktariimasmın is­
tikrar bozucu bir etkisi olmayacaktır. Öte yandan, kamu kesimi borçlan­
ma yoluyla finanse edildiğinde kullanılan mali araçlar (tahvil, bono vs.)
faiz oranları üzerinde yükseltici bir etkide bulunmuyorsa, bu durumda da
istikran bozucu bir etki ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle, istikrar açısın­
dan bakıldığında, olağan finansman (vergi vs.) tercih edilen temel çö­
züm olmakla birlikte, finansman açığı halinde parasal genişleme yerine
borçlanarak doğrudan fon aktarma tercih edilen bir çözüm olmaktadır.
1970 sonrası uygulamalarda kamu kesimi açık veren ülkelerin diğer iki
(1) ibid, s. 189
finansman yöntemine kıyasla iç borçlanma yoluyla finansmanı tercih et­
melerinin temel nedeni budur/
İç borçlanma parasal genişleme yoluyla finansmana kıyasla tercih
edilen bir yöntem olmakla birlikte, bu istikrar açısından değerlendirme
yapıldığında böyledir. Bunun dışında, iç borçlanma da kendine özgü ba­
zı sorunlar yaratır. Bunlardan en önemlisi özel kesimin yatırım bileşimin­
den ve/veya f inansal piyasalardan dışlanması (crowding-out) olarak bili­
nen etkidir.
2.2.3."Kamy Finansmanı ve Özel Kesimin Dışlanması
(Crowding-out) (*)
Kamu kesimi açıklarının özel kesimden fon aktarılarak finanse edil­
mesi genel bir özel kesim fazlasının kamuya aktarılması anlamına gel­
memektedir. Kısım 2.1 de açıkladığımız gibi, özel kesim kendi içinde şir­
ketler ve hanehalkı olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Şirketler grubu pi­
yasa ekonomilerinde yatırımları sürükleyen ve gerçekleştiren gruptur.
Şirketler yatırım harcamalarının bir kısmını kendi gelirlerinden cari har­
camaları çıktıktan sonra oluşan tasarruflarıyla, yani içsel fonlarıyla, otofinansman yoluyla yaparlar. Ancak, şirketlerin içsel fonları genellikle ya­
tırım harcamalarını karşılamaya yetmez. Bu durumda şirketler grubu
dışsal fonlara ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyia, özel kesimin şirketler grubu
genel olarak açık veren ve bu nedenle sürekli finansman ihtiyacı duyan
bir gruptur. Şirketler grubunun bu özelliğini göz önünde tutarak özel ke­
sim toplamını değerlendirdiğimizde, bu kesim içinde sürekli açık veren
şirketlervesüreklifazlaveren hanehalkı grupiarınınyeraldığını görürüz.
Reel kesimin diğer önemli öğesi olan kamunun finansman ihtiyacını ken­
di içinde sağladığı ve açık vermediği koşullarda, hanehalkı fazlaları şir­
ketlerin açıklarını karşılayacaktır. Böylece, şirketlerin yatırım ve üretim
işlemlerini sürdürmek için ihtiyaç duydukları finansman, hanehalkı faz­
lalarının (tasarruflarının) doğrudan veya mali kesim aracılığıyla şirketle­
re aktarılmasıyla sağlanacaktır. Mali piyasaların doğal işlediği ortamlar­
da hanehalkı fazlalarının, şirketlergrubu açıklarını bütünüyle karşılama­
sı faiz oranlarının değişmesiyle gerçekleşir. Hanehalkı tasarruflarının ve
şirketlerin fon taleplerinin faize karşı duyarlılıkları (esneklikleri) bu uyum
mekanizmasının süresini ve niteliğini belirler.
(*) Bu kesimde yer alan analizde dış alem fazlalarının mevcut olmadığı varsayılmakta­
dır. Zaten sınırlı olan dış alem fazlalannı analize kattığımız tardirde, analizin karma­
şıklık düzeyi artacak fakat sonuçlan değişmeyecektir.
Kamu kesiminin de açık verdiği durumlarda ekonomide dışsal fon­
larla finanse edilmesi gereken iki kesim olacaktır. Diğer birdeyişle, kamu
kesimi açık verdiğinde kendi açıklarını finanse etmek için hanehalkı faz­
lalarına ihtiyaç duyan şirketler kesimi yanısıra kamu kesimi de kendi
açıklarının finansmanı için bu fazlaları talep oluşturacaktır. Bu koşullar­
da, şirketler ve kamu kesimleri ekonomide oluşan fazlaları kendilerine
çekmek için rekabet edeceklerdir. Hanehalkı fazlaları tanım gereği sınır­
lı olduğu için, özel kesimin şirketler grubuyla kamu kesiminin rekabeti bu
kesimlere aktarılacak fonların hacmini belirleyecektir. Kamu kesiminin
mali piyasalarda oluşan fazlaları ilave birtalep oluşturması kuşkusuz bu
fonların fiyatını (yani faiz oranını) yükseltecektir. Faiz oranının yüksel­
mesi özel kesimin dışsal finansmanını daha pahalı hale getirecektir. Bu
durumda, fon talebinin faiz esnekliğine bağlı olarak özel kesim fon tale­
binde belirli bir gerileme olacaktır. Diğer bir deyişle, kamu kesiminin fon
aktarma amacıyla rn al i kesime girişi, özel kesime aktarılacak fonlarda bir
gerileme yaratacaktır. Bu özel kesimin mali piyasalardan dışlanması
(crowding-out) olarak tanımlanan olgudur.
Kamu kesiminin ekonomi içinde genişlemesi ve özellikle finansman
açıklarını karşılamak amacıyla mali kesime girmesi sonucu özel kesimin
dışlanması (crowding-out) iktisat literatüründe tartışılan bir olgudur. Ka­
mu kesimi açıklarının gerektirdiği finansman hacmi ve bu finansmanın
gerçekleştirilme biçimi kuşkusuz özel kesim birimlerini pek çok yönden
etkilemektedir. Özel kesimin dışlanması bir çok alanda ortaya çıkabilir.
Bu açıdan bakıldığında, dışlanma olgusu oldukça karmaşık bir ilişkiler
yumağı içinde farklı biçimlerde ve farklı kanallardan ortaya çıkabilmek­
tedir. Bu farklı biçim ve kanalları içsel bağlantılarına rağmen analitik
amaçlarla sınıflayabiliriz. Muhtemel dışlanma biçimleri şöyle ayrıştırıla­
bilir (1)
i- doğrudan dışlanma (direct crowding-out)
ii- döviz kuruyla dışlanma (exchange rate crowding-out)
İÜ- dış alem finansmanından dışlanma (foreign financial
crowding-out)
iv- yatırımlardan dışlanma (investment crowding-out)
v- finansal dışlanma (financial crowding-out)
Dışlanmanın bu biçimlerinden ilk üçü üzerinde, hem doğrudan ko­
numuzu ilgilendirmemeleri, hem de kolaylıkla diğer kategoriler içinde irdelenebilecekleri için fazla durmayacağız. Doğrudan dışlanma, kamu
(1) Bu tür sınıflamalar için bkz. OECD (1985), Blejer,-Khan (1984,b)
harcamalarındaki genişlemenin kısmen veya tamamen öze! kesim har­
camalarının daralmasıyla telafi edilmesine işaret etmektir. Bu biçimiyle
doğrudan dışlanma genel bir kategori oluşturmaktadır. Döviz kuruyla
dışlanma ise devletin izlediği politikalar sonucu özel kesimin uluslarara­
sı pazarlarda rekabetçilik düzeyini yitirmesi ve pazar paylarını kaybede­
rek üretim hacmini daraltması sonucu ortaya çıkmaktadır. Dış alem fi­
nansmanından dışlanma ise kamu kesimi açıklarının dış alem fazlalarının doğrudan kamu kesimine aktarılması sonucu özel kesimin bu fonlara
ulaşamaması veya bu fonlardaki paylarının azalmasını tanımlamakta­
dır. Görüldüğü gibi dış finansmandan dışlanma kolaylıkla finansal dış­
lanma çerçevesinde ele alınabilir.
Bizim ilgi alanımız yatırımlardan dışlanma ve finansal dışlanmadır.
Temelde her ikisi de kamu ve özel kesimlerin kaynak ve fon fazlalarını
paylaşmalarını kapsamaktadır. Bu nedenle, bu iki temel dışlanma biçimi
aynı olgunun iki farklı yüzü olarak da düşünülebilirler. Kamu kullandığı
reel kaynakları özel kesim aleyhine genişletirse yatırımlardan dışlanma,
mevcutfonlardan (fazlalar) kullandığı kısmı öze! kesim aleyhine genişle­
tirse finansal dışlanma söz konusu olmaktadır. Yatırımlardan dışlanma
"reel dışlanma" (real crowding-out), fonlardan dışlanma ise, "finansal
dışlanma" (financial crowding-out) olarak da tanımlanmaktadır. (1)
Gelişmekte olan ülkeleri konu alan bir araştırma toptan yatırımlar
içinde özel kesim yatırımlarının payı yükseldikçe, ekonomideki yatırım
oranının büyüdüğünü, ve büyüme hızının da yükseldiğini saptamıştır
(2)„ Bu noktada başlatılan tartışma, özellikle bu ülkelerde özel kesim ya­
tırımlarının önemini ön plana çıkartmış ve kamu kesimi yatırımlarının
özel kesim aleyhine genişletilmesinin olumsuz sonuçlar doğuracağı so­
nucuna ulaşmıştır. Ancak, özel kesimin yatırımlardan dışlanması istatis­
tiksel olarak saptanması güç olmasının yanısıraoldukçadatartışmalı bir
konudur. İstatistiksel araştırmalar çelişik sonuçlar vermektedir (3). Öte
yandan, kamu ve öze! kesim yatırımlarının rakip veya tamamlayıcı olma­
larına bağlı olarak dışlanma olgusu farklı görünüm vermektedir.
Gerçekten özel kesim ve kamu kesiminin aynı alanlara yatırım yap­
maları durumunda, kamu kesimi yatırımlarının genişlemesi birdışlanma
etkisi yaratmakta, yatırım alanları farklılaştığında iki tür yatırım arasın(1) B!assa(1988)
2 Blejer-Khan (1984, a)
.
^nox
(3) Örneğin, Sundararajan-Thakur (1980, Blejer-Khan (1984,b) ve Balassa (1988)
daki ilişki daha değişik bir boyut kazanmaktadır. Yatırım alanlarının fark­
lılaşması kamu kesiminin alt yapı yatırımlarına yöneldiği durumlarda
söz konusu olmaktadır. Bu koşullarda, kamu ve özel yatırımlar rakip de­
ğil, tamamlayıcı özellik kazanmakta ve kamu yatırımları özel yatırımları
engellemekten çok bunların gerçekleştirilmesine katkıda bulunup, ve­
rimliliğini ve kârlılığını arttırmaktadır. Dolayısıyla, kamu kesiminin salt
altyapı yatırımlarıyla yetindiği durumlarda, özel kesimin yatırımlardan
dışlanması söz konusu olmamaktadır. Yatırımlardan dışlanma her iki
kesim aynı yatırım alanlarına yöneldiğinde, ortaya çıkmaktadır. Kamu­
nun butürbiryatırım politikası hem özel kesimle reelkaynakların kullanı­
mında rakip hale gelmesine neden olmakta hem de kendi yatırımları ge­
nişlediğinde, özel kesimin potansiyel yatırımlarını gerçekleştirememesi
sonucunu doğurmaktadır.
Finansal dışlanma (financial crowding-out) kamu kesiminin açıkları­
nı finanse etmek için mali piyasalara girmesi durumunda söz konusu ol­
maktadır. Finansal dışlanmanın kuşkusuz kamu kesimi yatırımlarıyla
doğrudan bağlantısı vardır. Daha önce de değindiğimiz gibi, kamu kesi­
mi olağan gelirleriyle (vergi vs.) cari harcamalarını gerçekleştirdikten
sonra kalan tasarruflarını yatırıma yönlendirmektedir. Kamu tasarrufları
planlanan yatırımları finanse etmekte yetersiz kalınca, kamu finansman
açıkları oluşmaktadır. Bu açıkları finanse etmenin bir yolu emisyon ve
parasal genişlemedir. Bunun istikrar bozucu etkileri vardır. Diğerbiryöntem dış alemden borçlanmaktır. Bu olanağın da çok yaygın ve hacimli
olarak kullanılması söz konusu değildir. Yine de, bu iki yöntemin kullanıl­
ması özel kesimin kullanılabileceği fonların bir kısmını kamuya kanalize
edecektir. Söz konusu olan özel kesim fonlarının daralması olduğu için,
sonuç özel kesimin finansal dışlanması olarak yorumlanabilir.
Ancak, literatürde finansal dışlanma etkisini net olarak yaratan ka­
mu finasman yönteminin mali kesimden doğrudan borçlanma olduğu ile­
ri sürülmektedir. Bu tür borçlanma kamunun mali araçlar kullanarak ha­
nehalkı fazlalarını özel kesim finansmanından çevirip, kendi açıklarının
finansmanında kullanmasıdır. Fazlaların bir fon havuzu oluşturduğunu
düşünecek olursak, kamu kesiminin bu havuzun artan parçasını kullan­
ması özel kesim finansmanında kullanılacak parçanın küçülmesine ne­
den olacaktır. Finansal dışlanma (financial crowding-out) bu etkiyi tespit
etmektedir.
Kamu kesimi kendi açıklarını finanse etmek için mali piyasalarda
doğrudan kendi mali araçlarıyla girebildiği gibi mali araçlarının plasma-
ninda diğer mali kurumları (bankaları) da kullanabilir. Genellikle faizli
devlet tahvili, hazine bonosu vb. araçlar kullanılarak gerçekleştirilen bu
türoperasyonlar mali piyasalarda özel kesimin kendi finansmanını sağ­
lamak amacıyla plase ettiği hisse senedi, tahvil gibi araçlarla rekabet et­
mek durumundadır. Sistemde devletin kendi araçlarının plasmanında
bir zorlamaya başvurması söz konusu değilse, bu rekabetin etkisi faiz
oranlarının yükselmesi olacaktır. Literatürde, kamu finansmanı sonucu
faiz oranlarının yükselmesi finansal dışlanmanın önemli bir göstergesi
olarak kabul edilmektedir. Faiz oranları yükseldiğinde özel kesimin faize
duyarlı harcamalarında bir gerileme olacağı açıktır. Bu etki bir yandan
özel yatırılan caydırıcı etkide bulunurken, bir yandan da mali piyasalar­
dan yapacağı fon talebini geriletecektir. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, bu
etkilerin içi içe geçmiş olması yatırımlardan dışlanma ve finansal dışlan­
manın adeta iç içe ve eş-anlı olarak meydana çıktığına işaret etmekte­
dir.
Finansal dışlanmanın boyutu kuşkusuz kamunun mali piyasalardan
ne hacimde fon çekeceğine bağlı olarak değişecektir. Ancak, bunun ya­
nısıra, özel kesim fon talebinin (ve diğer harcama kalemlerinin) faize kar­
şı duyarlılığı (esnekliği) de finansal dışlanmanın boyutunun belirlenme­
sinde etkili olacaktır. Özel kesim fon talebinin faiz duyarlılığı yüksekse,
kamu kesiminin ilave fon talebi yaratmasının neden olacağı nispeten sı­
nırlı bir faiz yükselmesi özel kesim fon talebinde daha büyük bir daralma
yaratacaktır. Bu durumda finansal dışlanma daha büyük boyutlara ula­
şacaktır. Tersine, özel kesim fon talebinin esnekliği düşükse, bu kez
önemli birtalep daralması (dışlanma) için faiz oranının daha büyük ölçü­
de yükselmesi gerekecektir. Gelişmekte olan ülkelerde özel kesim fon
talebinin faiz esnekliğinin oldukça düşük oluduğu bilinmektedir. Bu ne­
denle, bu ülkelerde finansman maliyetinden ziyade mali fonların miktarı­
nın sınırlı oluşunun yatırımları sınırlayan temel etken olduğu görüşü ileri
sürülmektedir (1). Fon hacminin sınırlı oluşu, açık veren özel kesim bi­
rimlerinin yüksek faiz oranlarında da fon talebini sürdürmeleri sonucunu
doğurmaktadır. Özelkesim talebinin esneksizliği kamu kesiminin faiz
oranını oldukça yüksek düzeylere tırmandırarak borçlanmaya zorlar­
ken, ekonomide finasman maliyetini de yükseltmektedir. Mali kesimdeki
bu fiyat değişmesi kuşkusuz reel kesim faaliyetlerini de olumsuz yönde
etkileyecek ve sonuçta finansal piyasalardan dışlanan ve yatırım ve iş­
letme sermayesi yetersizliğine sürüklenen özel kesimde yatırım ve üre­
tim seviyeleri olumsuz etkilenecektir.
(1) Blejer-Khan (1984, a) s.386-388
Özel kesimin finansal dışlanması kendi fon talep esnekliklerine bağlı
olmakla beraber, fazla veren hanehalkını portföy tercihlerini de dışlan­
manın boyutu üzerinde etkili olmaktadır (1). Hanehalkı tasarruflarını
(servetini) muhtelif biçimlerde muhafaza etme eğilimindedir. Bu biçimler
arasındaki tercihi kuşkusuz getiriye bağlı olmakla beraber güven vs. gibi
unsurlarda belirleyici olabilmektedir. Eğer hanehalkı kamu mali araçla­
rını (tahvil, bono vs.) özel kesimin hisse senedi dahil diğer araçları yerine
ve/veya banka kesimi mevduatı aleyhine tercih eder ve kamu araçlarını
bunların yerine ikame ederse, net bir dışlanma olgusu söz konusu ola­
caktır. Tersine, hanehalkı kamu senetlerini özel kesim mali araçları yeri­
ne tam ikame edilebilir bulmuyorsa, bu takdirde (özellikle hisse senetle­
rinde) getiri oranı düşük olsa dahi portföylerinde özel kesim mali araçla­
rını muhafaza edeceklerdir. Hanehalkınm bu tür bir portföy tercihi kuşku­
suz özel kesimin finansal dışlanmasının boyutlarını daraltacaktır. Dola­
yısıyla, hanehalkınm, banka hesaplan, özel kesim mali araçları ve kamu
kesimi mali araçları arasında ikame yapma eğilimi finansal dışlanmanın
boyutunu belirlemede önemli bir etken olmaktadır.
Kamu kesiminin özel kesimin finansal piyasalardan dışlanması sonu­
cu doğurabilecekdiğer bir yaklaşımı kendi mali araçlarının plasmanında
banka sistemini kullanmasıdır. Mali araçların ilkadımda banka kesimine
satılması, veya banka karşılıklarının kamu mali araçlarında tutulması
zorunluluğu ve bu tür işlemleri özendirici vergi bağışıklığı vb. gibi önlem­
ler doğrudan banka sisteminin üretebileceği kredi fonlarının kamu kesi­
mine aktarılmasına, dolayısıyla özel kesimin bu fonlardan mahrum kal­
masına yol açmaktadır. Özellikle mali sistemi nisbeten geri kalmış ülke­
lerde banka kesiminin ekonomide fon arz ve talebini ayarlayan egemen
mali kurum kimliğine sahip olması, bu ülkelerde kamu kesiminin banka­
lar aracılığıylafon aktarmasınaönayakolmaktadır. Kuşkusuz söz konu­
su aktarmanın çapı ve dolayısıyla ortaya çıkacak olan finansal dışlan­
manın boyutu, bankaların zorunlu olarak kamu araçlarına tahsis ettikleri
fonlar dışında, hanehalkınm ve banka yöneticilerinin portföy tercihlerine
bağlı olmaktadır. Ancak, çoğu kez kamu mali araçları (tahvil vs.) ile va­
deli mevduat ikame edilebilir plasman kanalları haline gelmekte ve bu
kanaldan önemli ölçüde finansal dışlanma gerçekleşmektedir. Kamu
kesiminin açıklarının finansmanında kısmen de olsa banka kaynaklarını
kullanması sonuçta işletmelerin, özellikle işletme sermayesi ihtiyaçları­
nın tatmin edilememesine, edilen kısmının da oldukça yüksek finans(1)OECD (1985), S.191
man maliyetiyle gerçekleştirilmesine neden olmaktadır. Hanehalkınm
tasarruf ve servetlerini değerlendirmede kamu araçlarıyla hesapları ara­
sındaki ikame eğilimleri yüksek olduğu ölçüde özel kesim finansal ke­
simden dışlanmaktadır.
Kamu kesiminin iç mali piyasalardan mali araç ihracı yoluyla borç­
lanması özel kesimin finansal dışlanmasını pekiştirecek özellikler de ta­
şımaktadır. Bu tür kamu finansmanı giderek bir iç borç faiz ve anapara
ödemesi dinamiği yaratarak, kamunun cari transfer harcamaları üzerin­
de ilave yük getirecektir. Cari transferlerin borç servisi ve anapara öde­
mesi nedeniyle giderek şişmesi, bir süre sonra kamunun bu tür harca­
malarını karşılamak üzere yeniden borçlanmasını besleyen bir döngü
yaratır. Kamunun gelirlerinin bir kısmını bu amaçla transfer etmesinin
enflasyon, gelir dağılımı ve tasurruflar üzerinde önemli etkileri vardır.
Bunların irdelenmesi konumuzun dışındadır. Bizi ilgilendiren iç borçlan­
ma mekanizmasında ortaya çıkan dışlanma etkisidir. Gerçekte, transfer
harcamalarının yarattığı ilave fon talebi, yine mali piyasalardan karşıla­
nırsa, özel kesimin finansal dışlanma boyutu büyüyecektir. Öte yandan,
kamu, transfer harcamalarını (faiz ödemelerini) hanehalkınayapmakta­
dır. Bu durumda hanehalkınm fazlaları da büyüyecek ve sonuçta, hanehalkı fazlalarıyla kamu kesimi açıkları arasındaki ilişkiye bağlı olarak,
muhtemelen hanehalkından özel kesime gidecek fonlarda da bir artış
olabilecektir. Kamu iç borçlanmasının yarattığı transfer harcama akımı,
hanehalkınm tüketim-tasarruf tercihine, kamu mali araçlarıyla özel mali
araçlar arasındaki ikame eğilimine ve yükselen fon maliyeti karşısında
özel kesim fon talebi davranışına bağlı olarak sınırlı veya önemli ölçüde
finansal dışlanma yaratabilecektir.
Kamu kesimi finansmanı, iç borçlanma ve özel kesimin dışlanması
(crowding-out) konularını ele aldığımız bu kısım, çalışmanın uygulama­
ya dönük diğer kısımlarına ışık tutabilecek önemli ipuçları vermektedir.
Finansman olgusunu, ekonomik aktivite sırasında oluşacak açıkların,
fazlalarla giderilmesi şeklinde tanımladığımızda, kamu kesiminin ola­
ğan finansman araçları (vergi vs.) ötesinde harcama yaptığında açık
verdiğini ve ek finansman ihtiyacı duyduğu görülmektedir. Kamu, bu
açıklarını finanse etmek konusunda parasal genişleme (emisyon), dış
alemden fon aktarma ve iç mali kesimden borçlanma gibi kanallara sa­
hiptir. Uygulamada, özellikle ekonomik kriz döneminde, kamu yönetici­
lerinin daha çok iç borçlanmayı tercih ettikleri görülmektedir. Kamu açık­
ları iç borçlanmayla finanse edildiğinde, bu özel kesim finansman ola­
nakları pahasına gerçekleşmektedir. Literatürde özel kesimin dışlanma-
sı (crowding-out) olarak bilinen bu olgu birçok biçimde ortaya çıkabil­
mektedir. Bunlar arasında önemli olan iki tanesi özel kesimin reel kay­
nak kullanımını gerileten "yatırımlardan dışlanma" ve finansal kaynak
kullanımını gerileten "finansal dışlanma" olgularıdır. Birincisinde, kamu
yatırımlarının özel kesim yatırımları aleyhine genişlemesi, ikincisinde
ise, ekonomide oluşan fazlaların daha büyük bir kısmının kamuya akta­
rılması ve dolayısıyla özel kesimin fon kullanımının geriletildiği ortamlar
tanımlanmaktadır.
Özel kesimin yatırımlardan dışlanması, kamu kesimi yatırımlarının
yöneldiği alana bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Kamu kesimi yatırımları
özel kesimin yöneldiği alanlara rakip olarak girmeyip, alt yapıya yöneldi­
ği takdirde kamu yatırımlarının genişlemesinin özel kesimi dışlandığını
öne sürmek güçleşmektedir. Dolayısıyla özel kesimin yatırımlardan dış­
lanması dikkatli değerlendirilmesi gereken bir olgudur.
Literatürde dışlanma olayı daha çok finansal dışlanma çerçevesin­
de tartışılmaktadır. Finansal dışlanmanın geniş çerçevede tanımlanma­
sı ve boyutlarının saptanması oldukça güçtür. Zira, kamu açıklarının pa­
rasal genişleme ve/veya dış alemden fon aktarılması yoluyla finansma­
nında da özel kesimin kullanabileceği potansiyel fon hacminde daralma
olmaktadır. Ancak, temelde dışlanma olgusu kamu kesiminin hanehalkı
fazlalarını kendisine kanalize etmesiyle ortaya çıkmaktadır. Dışlanma­
nın boyutu özel kesimin fon talebinin faiz esnekliği yanısıra, hanehalkının kamu-özel mali araçları arasındaki portföy tercihine göre belirlen­
mektedir. Nihayet, kamu borçlanması daha sonraki dönemlerde faiz ve
anapara ödemesi zorunluluğu nedeniyle kamunun cari transfer harca­
malarını şişirmekte, bu da kamunun yeniden borçlanması ve dolayısıyla
özel kesimin finansal dışlanmasının büyümesi sonucunu doğurmakta­
dır.
üi-^TÜRKİYE'de KAMU KESİMİ F İ ^ Â ^ S ^ A N ! ¥e İÇ BORÇLANMA
Çalışmanın bu kısmında Türkiye'de kamu kesiminin fon kullanımı
ele alı nacak ve kamu açıklarının finansmanı üzerinde durulacaktır. Aşa­
ğıda irdeleneceği gibi, 1980 sonrasında kamu açıkları finansmanında iç
borçlanma giderek artan oranda kulanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle,
kamu kesimi finansmanını irdelediğimiz bu kısımda temel ilgi alanımız
kamu iç borçları olacaktır. Çalışmanın ikinci kısmında belirlediğimiz gibi,
kamu kesimi finansmanının belirli biçimlerde gerçekleştirilmesi özel ke­
sim finansmanını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Özellikle iç borç­
lanmanın genişlemesine paralel olarak bu tür dışlanma olgusunun orta­
ya çıkma olasılığı da artmaktadır. Bu nedenle Türkiye'de kamu finans­
manını irdelediğimiz bu bölümde özel kesimin dışlanması olgusu açıkya
da zımni olarak göz önünde tutulacaktır.
Kısım 2.2.3 de belirttiğimiz gibi, özel kesimin dışlanması muhtelif bi­
çimlerde ortaya çıkabilmekte ve bunlar iç içe geçmiş mekanizmalar yo­
luyla olmaktadır. Bu nedenle, uygulamada meydana gelebilecek dışlan­
ma olgusunun mutlak boyutlarını somut olarak saptamak çoğu kez
mümkün olamamaktadır. Aşağıda yer alacak değerlendirmede özel ke­
simin dışlanma olgusu imkanlar ölçüsünde somutlaştırılmaya çalışıla­
cak, bu imkan olmadığında ise eğilimlere işaret etmekle yetinilecektir.
Türk ekonomisi 1980 yılında uygulamaya konan kısaca "istikrar ted­
birleri" olarak bilinen politikalarla birlikte oldukça önemli dönüşümler ya­
şamaya başladı. Bu dönüşümler reel kesimde oluduğu kadar mali ke­
simde de önemli sonuçlar doğurdu. Özet olarak 1980 sonrasında Türk
ekonomisinin genellikle istikrarsızlıkla tanımlanabileceğini ve enflasyon
baskısının döneme damgasını vuran en önemli iktisadi olgu haline geldi­
ğini söyleyebiliriz. Bazı yıllarda enflasyon nisbeten daha düşük düzeyle­
re çekilmiş olmakla birlikte, dönem ortalaması olarak değerendirildiğinde, yüksek enflasyonun dönem boyunca sürdüğü gözlenmektedir. Enf­
lasyon ekonomide bir çok mekanizmayı bozucu etkiye sahiptir. Enflas­
yona karşı uygulanan ve olağanın ötesinde sürelere taşan politikalar da
kendi başlarına bu tür etkiler taşımaktadırlar.
Çalışmamızın konusu açısından bu tespit önemlidir. Zira enflasyon
ekonomideki olağan kaynak ve fon dağılım mekanizmalarını da etkile­
yip, değiştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında, adeta enflasyona özgü,
onun sürüklediği dağıtım mekanizmalarının varlığı dahi öne sürülebilir.
Enflasyon süreci genellikle bir parasal genişlemeyle birlikte gitmekte ve
süreç içinde özellikle hanehalkından kamuya zımni bir fon aktarımı ger­
çekleşmektedir. Enflasyon mekanizmasının sürüklediği bu fon aktarma
olgusu, sonuç olarak özel kesime yönelebilecek fonların kamuya kaydı­
rılmasına neden olmaktadır. Konumuzla yakından ilgili olan ve muhte­
melen bir dışlanma (crowding-out) etkisi yaratan bu fon aktarımını so­
mut olarak saptamak güçtür. Bu nedenle konuya sadece işaret etmekle
yetinmemiz gerekmektedir.
Enflasyon dönemlerinde özellikle parasal değişkenler, çoğu kez ay­
nı yönde olmak üzere, sürekli artış eğilimi gösterirler. Temelde reel kesi­
min bazı gruplarına yönelen finansman fonlarının artış gösterdiği, buna
karşılık bazı gruplara gidebilecek fonların gerileyebileceği savı üzerine
oturtulan araştırmalarda, tüm değişkenler aynı yönde şişme gösterdik­
leri takdirde, bu fon kaymalarını somut olarak ve mutlak boyutlarıyla ya­
kalayabilmek zordur. Öte yandan, teorik açıklamalar genellikle, "diğer
değişkenler sabittir" varsayımıyla yürütülür. Oysa, gerçekte tüm değiş­
kenler aynı anda değişirler. Özellikle ekonomik büyümenin hızlandığı
dönemlere ilişkin analizlerde tüm değişkenlerin aynı anda ve çoğu kez
aynı yönde değişmesi, mutlakfarklılaşmaların boyutunun saptanmasını
güçleştirir. Türkiye'de de enflasyon genellikle hızlı büyüme ile birlikte gö­
rülmektedir. Bu koşullarda, kamu kesimi finansmanındaki gelişmelerin
irdelenmesi ve özel kesimin dışlanmasının mutlak boyutlarının saptan­
ması güçleşmektedir. Bu güçlüğü aşmanın bir yolu oransal değişmeler­
den çıkacak eğilimlerin değerlendirilmesidir. Aşağıdaki analizlerde ge­
nellikle bu yöntem kullanılacaktır.
3.1.-Türkiye'de Kamu Kesimi ve Mali Kesim
Türkiye'de reel kesim Kısım 2.1 de yapılan sınıflamaya benzer birsınıflamayla ele alınabilir. Buna göre, reel kesim ilk adımda kamu kesimi,
özel kesim ve dış kesim olarak ana gruplara ayrılabilir. Kamu kesimi ge­
nel boyutlanyla ele alındığında merkezi yönetim, yerel yönetim ve kamu
iktisadi teşekküllerinin (KIT) oluşturduğu bir bütündür. Merkezi yönetim
genel ve katma bütçeli idarelerden oluşmaktadır. Özel kesim ise, mali ol­
mayan özel kuruluşlar (şirketler) ve özel kişiler (hanehalkı) olarak gruplanmaktadır.
Mali kesimi ise ilkadımdaparasal kesim ve parasal olmayan mali ku­
rumlar olarak sınıflayabiliriz. Parasal kesim T.C. Merkez Bankası ve ka­
mu ve özel mevduat bankalarından oluşmaktadır. Parasal olmayan mali
kuruluşlarda ise sırasıylaözel amaçlı bankalar (kalkınma ve yatırım ban-
kaları), sosyal güvenlik kurumları, sigorta şirketleri ve kredi kooperatifle­
ri yer almaktadır.
Türkiye'de reel kesimler arası dengeler irdelendiğinde kamu kesi­
miyle özel kuruluşların (şirketler) genel olarak açık verdikleri görülmek­
tedir. Kısım 2'deki tartışmamızdan da anlaşılacağı üzere bu Türkiye'ye
özgü bir durum değildir. Şirketler grubu tüm ekonomilerde açık vermek­
te, son dönemlerde kamu kesimi de böyle bir performans göstermekte­
dir. Daha önce değindiğimiz gibi piyasa ekonomilerinde şirketler kesimi
yatırımları sürükleyen kesimdir. Dolayısıyla bir grup olarak net açık ver­
meleri hanehalkı tasarruflarının bu açıkların finansmanına yönelmesi
doğaldır. Türkiye'de şirketler grubunun açıklarını bu mantık çerçevesin­
de değerlendirmek doğru olur.
Türkiye'de kamu kesimi açıkları da yeni bir olgu, kriz konjonktürüyle
ortaya çıkmış bir gelişme değildir. Gerek bütçe açıkları yoluyla, gerekse
KİTfinansman açıkları nedeniyle kamu kesimi uzun yıllardır net açık ver­
mektedir. Ancak, 1980 öncesi dönemdeki kamu açıkları incelendiğinde
açıkların ağırlıklı olarak KİT finansman açıklarından kaynaklandığı gö­
rülmektedir. 1980 sonrasında ise kamu kesimi açıklarında adeta bir yapı
değişmesi meydana gelmiştir. 1980 yılında uygulamaya konan istikrar
politikaları KİT ürünlerinin fiyatlanmasına yeni bir yaklaşım getirmiştir.
Buna göre KİT ürünleri finansman açığına meydan vermeyecek şekilde
belirlenmekte, yıllar itibariyle kamu kesiminin KİT grubunun açık verme­
mesine çalışılmaktadır. Böylece, 1980 sonrası dönemde kamu kesimi
açıklarının hem kaynağı, hem niteliği hem de finansman biçimi önemli
bir değişme göstermiştir. Bu değişmeler konumuz açısından oldukça
önemlidir. Bu nedenle, iç borçların gelişiminin ayrıntısına geçmeden bu
değişmelere genel hatlarıyla işaret etmek yararlı olacaktır.
1980 sonrası dönemde kamu kesimi açıklarının kaynağı değişmiş­
tir. Bu tarihe kadar daha çok KİT açıklarından kaynaklanan kamu kesimi
açıkları, sonradan konsolide bütçe açıklarından kaynaklanmaya başla­
mıştır. KİTaçıklarının fiyat politikasıylagiderilmesi sonucu 1980 sonrası
kamu açıklannda genel bir daralma gözlenmiştir. Örneğin, KİT açıkları,
genel ve katma bütçeli idareler, yerel yönetimler, fon idarelerinin toplam
açıklarının oluşturduğu kamu açığı (kamu kesimi borçlanma gereği)
1980'de GSMH'nın % 10'u iken, 1981 'de bu oran % 5.4'e indirilmiş ve da­
ha sonra 1984'e kadar bu civardatutulmuştur (1). Ancak, 1984 sonrasın-
(1) Bkz. Akyüz (1988)
da bu oranın yeniden yükseldiği ve GSMH'nın% 8'i düzeyine ulaştığı gö­
rülmektedir. 1980'ni izleyen yıllarda kamu açıklarının nisbi bir daralma
göstermesi kuşkusuz uygulanan istikrar programı ve bu çerçevede IMF
ile gerçekleştirilen Stand-by anlaşmasının getirdiği zorunlu önlemlerin
sonucudur. Özellikle KİT finansmanı konusunda getirilen yeni uygulama
bu yönde önemli bir rol oynamıştır. KİT'ler açık veren birimlerden fazla
veren birimler haline dönüşmüş ve 1986'de KIT fazlaları GSMH'nm %3'ü
düzeyine yükselmiştir (1). Kamu açıklarının 1984 sonrasında yeniden
tırmanmaya başlaması ise, kanımızca daha çok siyasal konjonktürün
sürüklediği bir kamu harcamaları tırmanmasının yol açtığı bütçe açıkla­
rından kaynaklanmıştır (2). 1980 sonrası dönem genel olarak baktığı­
mızda, kamu açıklarının KİT açıklarından bütçe açıklarına kayması dö­
nemin önemli bir özelliği olarak ortaya çıkmaktadır.
Kamu açıklarının kaynağının 1980 sonrası dönemde değişmiş ol­
ması, sonuçta bu açıkların finansmanı yöntemleriyle kullanılan mali
araçlarında değişmesine yol açmıştır. Türkiye ekonomisinde mali kesim
geri kalmışlıközellikleri taşımaktadır. Bu tür geri mali yapıların en önemli
göstergesi ise mali kesime parasal kurumların (bankalar) egemen olma­
sıdır. Türk ekonomisinde de mali kesime öteden beri bankalar egemen­
dir ve bu özellik 1980 sonrasında fazla bir değişme göstermemiştir (3).
Her ne kadar kullanılan mali araçlarda bir çeşitlenme ve dolayısıyla bir fi­
nansal derinleşme (financial deepening) olduğu gözlenmişse de sonuç­
ta mali kesimin genel karakteri değişmemiştir.
Mali kesimde bankalar egemenliği devam etmekle birlikte, kamu ke­
simi finansmanında önemli bir yapı değişikliği gerçekleştirilmiştir. Kamu
açıkları içinde KİT kesiminin ağırlığının değişmesine bağlı olarak Mer­
kez Bankası aracılığıylayürütülen kamu açıklarının finansmanı da daha
çok iç ve dış borçlanmaya kaymıştır. Bu arada kamu kesimi banka kay­
naklarını dadahayoğun olarak kullanmaya başlamıştır. Örneğin toplam
banka kredileri içinde KİT dışı kamu kesiminin payı 1979'da % 13, KİT
payı % 37.3 iken bu paylar 1985'de sı rasıyla % 15 ve % 16 olarak gerçek­
leşmiştir (4). Bu arada, KİT dışı kamu kesiminin mevduat bankalarından
kullandığı kaynakların (krediler) payı da 1979'da % 1.4'den 1985'de %
4'e yükselmiştir. Bu oranlar 1980 sonrasında KİT dışı kamu kesiminin
özellikle mevduat bankalarına yöneldiğine işaret etmektedir.
(1)Bkz. Akyüz (1988), Tablo 18
(2) Bütçe açıklarının oluşumunda harcama artışı kadar olağan kamu gelirlerinin
(vergi vs.) aşınmış olması da önemli rol oynamıştır.
(3) Akyüz (1984), Akyüz (1988)
(4) Akyüz (1988) Tablo 8
1980 sonrasında kamu kesimi finansman yöntemlerindeki değişme,
kamu kesiminin bu dönemde dolaşıma çıkartılan yeni mali araçlar için­
deki payının hızla yükselmesinden de anlaşılmaktadır. Devlet tahvili,
hazine bonosu, gelir ortaklığı senetleri gibi kamu mali araçlarının
1979'da dolaşıma sokulan toplam mali plasman araçları içindeki payı %
7.5 iken bu pay 1985'de % 22,8'e yükselmiş ve sonraki yıllarda bu yük­
selme eğilimi devam etmiştir. Bu son rakamlar 1980 sonrasında kamu
açıkları finansmanındaTCMB finansmanından, doğrudan mali araçlarla
borçlanma biçiminde birfinansman yöntemine kayıldığına işaret etmek­
tedir. Bu 1980 sonrasında iç borçlanmanın hızla yükseldiği anlamına
gelmektedir.
3.2.1980»1988 Döneminde İç Borçlanmada Gelişmeler
Yukarıda değindiğimiz gibi 1980 İstikrar Politikaları ile başlayan dö­
nemde kamu finansman açıklarının kaynağının değişmesiyle birlikte fi­
nansman biçimi de değişmiş ve iç borçlar önemli birfinansman aracı ha­
line gelmiştir. Finansman açıklarının kaynağı KİT açıklarından bütçe
açıklarına kaymıştır. Çizelge 3.1'den görüleceği gibi 1980-1988 döne­
minde bütçe açıkları mutlak ve oransal olarak büyümüştür. Bütçe açığı­
nın GSMH'ya oranı kendi içinde dalgalanmalara rağmen genelde yük­
selme eğilimindedir. Bu yükselme eğilimi 1983 yılından sonra daha da
belirgin bir hale gelmiştir.
Çizelge 3.1 Bütçe Açıkları (1980-1988)
Cari fiyatllarla, milyar TL ve %
Yıllar
GSMH
Bijtçe
Açığı
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
4435
6554
8735
11485
18375
27789
39310
58390
102443
173
151
376
979
787
1406
2590
3440 W
Kaynak: Merkez Bankası
(x) Tahmin
Bütçe
Açığı / GSMH
2.64
1.73
3.27
5.33
2.83
3.58
4.45
3.36
Bütçe açıklarındaki gelişmeye paralel olarak kamu kesiminin iç borç
stoğunda dadüzenli bir artış görülmektedir (Çizelge 3.2). 1980-1982 dö­
neminde, muhtemelen istikrar tedbirlerinin ciddi uygulanması sonucu,
bütçe açığı daha sınırlı düzeyde tutulabilmiş ve buna paralel olarak iç
borçlanmada da önemli bir sıçrama söz konusu olmamış, tersine iç
Çizelge 3.2-İç Borçlanmada Gelişmeler 1980-1988
(Borç stoku. Cari Milyar TL ve %)
Yıllar
İç Borçlanma
Stoğu
İç Borçlanma
Stoğu/GSMH
İç Borçlanma
Stoğu Değişme / GSMH
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
530
1010
1435
2484
4223
6450
9871
16489
11.95
15.41
16.43
21.63
22.98
23.21
25.11
28.24
7.32
4.87
9.13
9.46
8.01
8.69
11.33
1988
26831
26.19
10.10
Kaynak: Merkez Bankası
(X) Geçici
borç stoğunun GSMH'ya oranı 1982'de düşme göstermiştir. Ancak, iç
borçların gelişmesi 1983'den itibaren tersine dönmüş ve borçstoğu hızla
artmıştır. Dönemin son yıllarında kamu kesiminin iç borçlarının
GSMH'ya oranı % 10 düzeyini aşmıştır. Bu kuşkusuz kamu finansma­
nında önemli bir kaymaya işaret ettiği gibi, iç borçlanmanın ekonomideki
fon akımında çok önemli bir paya sahip olduğunu ve dolayısıyla kamu
kesiminin mali piyasalardan giderek artan oranda fon aktardığını da or­
taya koymaktadır. Özellikle 1983-1988 döneminde iç borçlanmanın
gösterdiği yükselme eğilimi bu dönemde özel kesimin dışlanmasının
söz konusu olabileceğini ima etmektedir.
Diğer taraftan, iç borçlanmada gözlenen hızlı tırmanma ve bunun
uzun sayılabilecek bir süre devam etmesi gündeme iç borç servisi ve
ana para ödenmesi sorununu getirmiştir. Çizelge 3.3 son yıllarda konso­
lide bütçe içinde iç borç faiz ve ana para ödemelerinin giderek artan ağır­
lığa sahip olduğunu göstermektedir. 1988 yılında iç borçların sadece
servis yükü konsolide bütçe harcamalarının dörtte birini aşmıştır İç
borçlanma muhtelif mali araçların plasmanıyla yürütülmektedir. Saptadığımızortalamafaiz oranı dakamukesiminingiderekartanbirfaiz mali­
yetiyle borçlandığına işaret etmektedir. Çalışmamızın ikinci kısmında
işaret ettiğimiz gibi kamu kesiminin mali piyasalara girerek ilave fon tale­
bi yaratması fon maliyetini (faiz) yükselten etkiye sahiptir. Faizin bu ne­
denle yükselmesi ise özel kesimin dışlandığının göstergesi olarak be­
nimsenmektedir. Çizelge 3.3 çok sınır! ı ölçüde de olsa son yıllarda böyle
bir dışlanmanın söz konusu olabileceğine işaret etmektedir.
Tablo 3.4'de toplam iç borç stoğunun kullanılan mali araçlara göre
dağılımını vermektedir. Görüldüğü gibi, dönem içinde en hızlı gelişme
genel bütçe çerçevesinde bonolar yoluyla yapılan borçlanmadan kay­
dedilmiştir.
cd
CD
O)
O)
OJ
N
"cö
to
CvJ
o
IH
CD
T—
OJ
CM
O
Ol
LO
C^J
T—
o
o
CO
N Ü3
O)
CD
Cd
CÖ
a.
CÖ
N
°C0
•ü
<
CO
T—
00
CD
OJ
0
Li­
ed
E
c
:3
CÖ
İ
2
d
o
m
CÖ
T—
CO
CM
ü
LO
^ N
o"cö
û
(D
>
O
c
CD
>
CD
i>
m
CD
>g)
—
"n
0
^
CX3
X
İZ
>
O
O)
ez
CO
CO
11
O
CO
LO
O
CD
Ol
00
Cd
c
CÖ
CQ
N
0)
5 5
CD
T—
OT
OT OT
CÖ
c
T—
isi
o o r - o ı - o ^ ^ g j ?
0
05
0
0
E
X
o
c
o
C D L O O C D C M O J O O C D
o
C O C M C O C D O O C O O C M
LO LO
O ) CM -CXJ
^
m
c
o
C?<JCMCOCM
m
T - C M Ü I O
CO ^
T-
<x) oy
00
O)
O)
I
00
0
Ü
"0
(D
CD
^
,
o m
c e
o o
c
Q
CM
0
o
)0)
m
^
CM
O)
O
(D CM
CD CM
CM
o
CD
CM CD
CO
^
^
CO
0
ü
£^
O
m
N
x - ^ C D O - r - C M v - h - O
C M I D C D C D C O O O ^ O ^
T-
E
T-
CM
03
E
c
05
05
Ûû I
O
N
CD
CO
t
0
İD
0
O T - C M C O ^ l D C D h - C O
0
(>
^
>
OT^ooa)oocöooooOT
05
CO
CD
C5>
3.3 İç Borçlanmanın Dağılımı
Kamu kesimi iç borçlanmada mali kesimin parasal ve finansal ku­
rumlarını kullanarak reel kesimin diğer parçası olan özel kesimden ken­
disine kaynak aktarmaktadır. Bilindiği gibi, parasal kesimde Merkez
Bankası ve mevduat bankaları, parasal olmayan mali kesimde ise yatı­
rım bankaları, sigorta şirketleri, kredi kooperatifleri gibi kurumlar yer al­
maktadır. Özel kesim ise şirketler ve hanehalkından oluşmaktadır.
Çizelge 3.5 kaynaklarına göre kısa vadeli iç borçlanma miktarlarını,
Çizelge 3.6 ise yüzde dağılımını vermektedir. Kısa vadeli iç borçlanma
stoğu. Çizelge 3.4'de yer alan verilerden hareket ederek, toplam iç borç
stoğundan konsolide borçların çıkartılmasıyla elde edilmiştir. Burada
mali kesim mevduat bankaları ve bunların dışında kalan mali kurumlar
olarak yer almakta, özel kesim ise bütün olarak değerlendirilmektedir.
1980-1983 döneminde özel kesim kamunun borçlanmasında ağırlıklı bir
paya sahiptir. Daha sonraki yıllarda ise mevduat bankaları kaynakları iç
borçlanmada ön plana çıkmıştır. Daha önceleri özel kesimin payı yüzde
70'lerin üzerindeyken, son dönemde ters dönerek mevduat bankaları­
nın payı yüzde 70'lerin üstüne çıkmıştır. Kamu iç borç stoğunun özel ke­
sim kurumlarından (şirketler ve hanehalkı) mevduat bankalarına kay­
ması mevduat bankalarına yönelik yasal zorunluluk ve kolaylıklardan
kaynaklanmaktadır. Özel kesim, iç borçlanmada dönem başındaki ön­
celiği kaybetmesine rağmen son yıllarda tekrar payını yükseltme eğilimi­
ne girmiştir. Çalışmamızın dördüncü kısmında ele alacağımız gibi, özel
kesim birimleri kararlarında kamu mali araçları ile banka mevduatları
arasında kuvvetli bir ikame etkisi sözkonusudur.
Çizelge-3.5 Kaynaklarına Göre Kısa Vadeli İç Borç Stoğu
(Cari Milyar T L )
Yıllar Toplam
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
407.8
500.9
698.9
779.0
983.0
1789.0
2737.0
5003.0
9504.0
Mevduat Bankaları Mevduat Bankaları Özel Kesim
Dışı Mali Kesim
57.6
107.8
188.8
208.9
681.9
1463.2
2283.1
3860.0
6807.3
1.9
3.5
3.5
3.4
4.2
6.2
14.5
239.7
258.0
Kaynak: Merkez Bankası verilerinden hesaplanmışır.
348.3
389.6
506.6
566.7
296.9
319.6
439.4
903.3
2438.7
Çizelge-3.6 Kaynaklarına Göre Kısa Vadeli İç Borç Stoğu (%)
Yıllar Toplam
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
100.00
100.00
100.00
100.00
100.00
100.00
100.00
100.00
100.00
Mevduat Bankaları Mevduat Bankaları Özel Kesim
Dışı Mali Kesim
14.12
21.52
27.01
26.82
69.37
81.79
83.42
77.15
71.63
0.47
0.70
0.51
0.43
0.43
0.35
0.53
4.79
2.71
85.41
77.78
72.48
72.75
30.20
17.86
16.05
18.06
25.66
Kaynak: Çizelge 3.5'den hesaplanmıştır.
Son yıllarda özel kesimin payının yükselmesi, yüksek tahvil faizi uy­
gulamalarının bu ikame etkisini harekete geçirerek bu kesimin daha bü­
yük oranlarda kamu araçlarına yönelmesi ile açıklanabilir. Yine dördün­
cü bölümde elde edilen bulgulardan hareket ederek, enflasyonist bek­
lentilerin özel kesimin kamu araçlarını tercih etmesinin bir diğer nedeni
olarak gösterilebilir. İç borç stoğunda özel kesimin payında dönem başı­
na göre bir düşme gözlenmesine rağmen, özel kesim elinde tuttuğu
araçlar içinde kamu araçlarının payı önemini korumakta ve son yıllarda
artış göstermektedir. Ekte yer alan verilere göre, özel kesimin tuttuğu ka­
mu araçlarının vadeli mevduata oranı 1986'da 0.19'dan 1987'de
0.26'ya, 1988'de ise 0.31'e yükselmiştir. Kamu iç borç toplamının son
yıllarda hızla artmış olması ve geri ödemelerin bankacılık kesimine tek­
rar tahvil ihracı ile gerçekleştirilmesi, bankacılık kesiminin ön plana çık­
masının bir diğer nedeni olarak gösterilebilir.
Çizelge 3.5 ve 3.6'dan çıkan sonuç kamu iç borçlanmasında payının
azalmasına rağmen özel kesimin önemini koruduğudur. Bu durum özel
kesimin tasarruflarını değerlendirmede (servetini saklama kararında) iç
borçlanma amacıyla plase edilen kamu finansman araçlarını yüksek
oranda kullandığını göstermektedir. Gerçekte özel kesim (şirketler ve
hanehalkı) getiri oranı (faiz) ve risk farklılaşmalarına bağlı olarak tasar­
ruflarını araçlara dağıtmaktadır. Mali kesim dışı araçlar (gayrimenkul,
altın, döviz vs.) bu seçimde rol oynamakla birlikte kamu kesimi araçları
(tahvil, bono) ile banka mevduatları bu alanda rakiptir. Özel kesimin bu
tür davranışsal özellikleri Kısım 4'de ekonometrik bir model aracılığıyla
irdelenecektir. Bu nedenle özel kesimin tercihlerini o kışıma bırakarak,
burada mevduat bankalarına ilişkin gelişmeler analiz edilecektir.
Çizelge 3.7 ve 3.8'de banka aktifleri içinde özel kesime açılan kredi­
lerin ve devlet tahvillerinin miktarveyüzde payları yer almaktadır. Görül­
düğü gibi, 1980-1988 dönemine egemen olan eğilim banka kaynakları­
nın giderek azalan oranda özel kesime açılan kredilere yönlendirilmiş ol­
masıdır. Buna karşılık, banka aktifleri içinde devlet tahvillerinin payı düÇizelge 3.7 Mevduat Bankalarının Aktiflerinin Dağılımı
Cari Milyar TL
Devlet tahvilleri
Yıllar
Toplam
Aktifler
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1588
2601
3899
5604
8703
14212
22086
37028
61401
Krediler
640.8
1157.9
1632.5
2192.2
2928.0
4860.1
8456.7
13079.9
18466.2
Yasal karşılık
3.1
4.8
8.4
15.8
20.7
37.1
56.3
118.6
231.8
Diğer
54.5
103.0
180.4
193.1
661.2
1426.1
2226.8
3741.4
6575.5
Kaynak: Merkez Bankası
zenli olarak artmıştır. Bu banka kaynaklarından kamu kesimine aktarı­
lan fonlarda nisbi bir artış olduğuna işaret etmektedir. Bu bulgu, ekono­
mide toplam fon arzında önemli bir yeri olan banka kaynaklarının gide­
rek artan ölçüde kamuya yöneltildiğini göstermekte ve özel kesimin bu
piyasadan artan oranda dışlandığına işaret etmektedir. Banka aktifleri­
nin giderek artan oranda kamuya kaydırılmasında kullanılan bir araç
banka yasal karşılıklarının devlet tahvillerine yatırılma zorunluluğudur.
Bunun dışında, vergi bağışıklığı, faiz yüksekliği vs. gibi nedenlerle ban­
kalar zorunluluk dışında da kamu mali araçlarına plasmanı uygun gör­
mekte ve aktiflerinin bir kısmını böyle değerlendirmektedirler.
Çizelge 3.8 Mevduat Bankalarının Aktiflerinin Dağılımı (%)
Yıllar
Aktifler/
GSMH
Krediler/
Aktifler
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
35.81
39.69
44.64
48.79
47.36
51.14
56.19
63.41
59.94
40.35
44.52
41.87
39.11
33.64
34.20
38.29
35 32
30 07
Devlet tahvilleri/
Aktifler
3.63
4.14
4.84
3.73
7.84
10.29
10.34
10.42
11.09
Kaynak: Çizelge 3.7'den hesaplanmıştır.
Çizelge 3.7'den görüleceği gibi bankalar her iki yöntemle de kredile­
rin giderek artan bölümünü kamu araçlarına yönlendirmişlerdir.
Banka sistemi topladığı mevduatları kredilendirmeyoluylasistemde
açık veren birimlere dağıtmaktadır. Kamu finansmanının olağan yön­
temlerle (vergi vs.) sürdürüldüğü durumlarda banka kredileri özel kesi­
min fazla veren birimlerinin (hanehalkı) fonlarını açık veren birimlerine
(şirketler) yönlendirir. Kamu finansmanı olağan dışı kaynaklara yöneldi­
ğinde banka kredilerinin bir kısmı da kamuya kanalize edilir. Kısım 2'de
tartıştığımız gibi özel kesimin finansal dışlanmasının önemlibir parçası­
dır. Çizelge 3.9 1980-1989 döneminde devlet tahvillerinin özel kesime
açılan kredilere oranını vermektedir. Görüldüğü gibi bu oran yükselme
eğilimindedir ve bu eğilim 1983 sorası dönemde daha da artmıştır. Söz
konusu eğilim banka kaynaklarından özel kesime açılan krediler aleyhi­
ne nisbi birgelişmeolduğunu, bunun 1983 sonrasındahızlanarakönemli boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bu gelişme özel kesimin dışlan­
ması (financial crowding-out) olarak yorumlanabilir.
Çizelge 3.9 Devlet Tahvillerinin Özel Kesim Kredilerine Oranı (%)
Yıllar
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
Devlet tahvili/Krediler
8.99
9.31
11.57
9.53
23.29
30.11
27.00
29.51
36.86
Kaynak: Çizelge 3.7'den hesaplanmıştır.
Çizelge 3.9'da devlet tahvillerinin özel kesim kredilerine oranında
1984 yılında meydana gelen ve sonra da süren sıçramaya dikkat çekil­
mesi yararlıdır. Bu hızlanma söz konusu dönemde yukarıda işaret ettiği­
miz karşılıktutma ve vergisiz getiri sağlama gibi bankalara getirilen yeni
düzenlemelerin sonucunu yansıtmaktadır. Diğer bir deyişle devlet tahvi­
li özel kredi oranında birinci lehine olan gelişme özel düzenlemelerle ka­
mu otoritesi tarafından zorlanmış ve özendirilmiştir. Bu zorlama ve özen­
dirme özel kesimin banka kesiminden dışlanmasının kamu otoritesinin
tercihine bağlı olarak gerçekleştirildiğine işaret etmektedir. Çizelge
3.10'dan izleneceği gibi bu değişmede zorunluluk unsuru önemli bir yer
tutmamaktadır. Hatta,bankaların devlet tahvili biçiminde tutmak zorun­
da oldukları karşılıklar oransal olarak da azalma eğilimindedir. 1983,
1987 ve 1988'deki sıçramalar ihmal edilirse bu eğilim daha belirgin ola­
rak izlenebilir.
Çizelge 3.10 bankaların devlet tahvillerini yasal zorunluluktan çok
kendi tercihleriyle talep ettiklerini göstermektedir. Bankaları böyle bir
tercihe temelde iki faktör itebilir. Bunlar tahvillerin getirişinin yüksek ol­
ması ve devlet tahvillerinin risk oranının düşük olmasıdır. Genelde ban­
ka kesiminin devlet tahvilleri getirişine duyarsız olduğu saptanmıştır (1).
Dolayısıyla, banka kesiminin kendiliğinden fonlarını devlet tahvillerine
yatırmalarında düşük risk faktörünün önemli olduğu söylenebilir. Ancak,
son dönemde yapılan mevzuat değişiklikleri de bankaları bu yönde
özendirici etki yapmıştır. Devlet tahvillerinin vergi bağışıklığı bankaları
bu yönde uyarmıştır.
(1) Bkz. TC. Merkez Bankası (1988) s. 18
Çizelge 3.10 Bankaların Tuttuğu Devlet Tahvillerinin Dağılımı
Yıllar
Yasal karşıiık/Diğer
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
(%)
5.69
4.66
4.66
8.18
3.13
2.60
2.53
3.17
3.53
Kaynak: Çizelge 3.7'den hesaplanmıştır.
Türkiye'de kamu finansmanmda iç borçlanmanm rolünü irdelediği­
miz bu kısımda önemli ip uçları ortaya çıkmıştır. Saptadığımız ilk eğilim
finansmanın giderek borçlanmaya kaydırıldığı ve iç borç stokunun hızla
tırmandığıdır. Bu kamunun özel kesim fonlarını doğrudan araçlarla ken­
disine aktardığını ve böylece özel kesimin dışlandığını göstermektedir.
Türk mali sistemine banka kesiminin egemen olduğuna yukarıda değin­
miştik. Bu açıdan bakıldığında mevduat özel tasarrufların değerlendiril­
mesi için en önemli araç, banka kredileri de özel kesim açıklarının fi­
nansmanında en önemli kaynak olmaktadır. Bu kısımdaki bulgularımız
kamu kesiminin mevduat bankaları fonlarını daartan ölçüde kullanmaya
başladığını göstermektedir. Bunun özel kesimin finansal dışlanmasının
en önemli göstergesi olduğu açıktır. Kamu mali araçları banka kesimi
kanalıyla özel tasarrufları kamu finansmanına kanalize ettiği gibi, doğru­
dan özel kesim birimlerinin (şirketler ve hanehalkı) portföylerine de gir­
mektedir. Bu portföy tercihi ağırlık kazandığında, özel kesimin finansal
dışlanmasının boyutu artacaktır. Bu tür dışlanma özel kesimin faiz, risk
değerlendirmeleri sonucu yapacağı tercihe bağlıdır. Bu tercihin saptan­
masına ilişkin bir model uygulanması Kısım 4'de ele alınmaktadır.
IV.
ÖZEL
KESİM TASÂKRUFLARİ VE KAIİO
MALİ ARAÇLAR! •
Özel kesim elinde bulunan kaynakları değişik araçlarla stoklam ak­
tadır. Bu araçlarayöneliktalep alternatif araçların getiri oranlarına bağlı­
dır. Göreli getiri oranları ve risk faktörü bu araçlara yönelik özel kesimin
yarattığı talebi belirlemektedir. Buna bağlı olarak araçları arz eden ke­
simlere doğru özel kesim fonlarının aktarılması söz konusudur. Önceki
bölümde ağırlıklı olarak bankacılık kesiminden kamu kesimine fon akışı
değerlendirilmişti. Bu fon akışında kurumsal yapıların ve idari düzenle­
melerin daha belirleyici olduğu izlenmiştir. Bu bölümde ise özel kesimin
davranışsal özellikleri ön plana alınarak araç taleplerinin nasıl belirlendi­
ği ve hangi koşulların özel kesimden kamu kesimine kaynak akışını etki­
lediği değerlendirilecektir. Bankacılık kesiminin aksine özel kesimde
çoksayıda karar verici birimlerin yer alması nedeniyle olayın rastlantısal
özelliklerini içeren ekonometrik bir model yardımıyla konu incelenmek­
tedir.
4 J Tobin Modeîinirılemel Özellikleri
Bu araştırmada banka dışı kesimin kamu kesiminin borçlanma tale­
bine nasıl cevap verdiği Tobin tipi bir model çerçevesinde incelenmiştir.
Aşağıda bu modele ilişkin temel varsayımlar yer almaktadır (1).
Keynezci parasal teorinin temel varsayımlarından birisi, servetin
araçlar arasında dağıtım karan ile harcama kararının birbirinden
bağımsız olmasıdır. Burada söz edilen araçlar genelde banka
mevduatları, tahvil vb. menkul kıymetlerdir. Ancak servetin ağırlıklı
olarak bu araçlarla saklanması, daha çok gelişmiş bir mali piyasaya
sahip ülkeler için geçerlidir. Türkiye'de mali piyasa çok fazla gelişmediği
için servet sahibi servetini, konut gibi taşınmaz varlıklar ya da dayanıklı
tüketim malları, altın gibi araçlarla tutabilmektedir. Keynezci parasal
teorinin yukarıdaki varsayımı daha açık bir deyişle, tasarruf sahibinin
servet saklamak için belirlenen bu araçlardan hangisini seçeceği kararı
ile harcama karannın birbirinden bağımsız olmasıdır. Bu varsayım aynı
zamanda Tobin modelinin dayandığı temel varsayımlardan ilkini
oluşturmaktadır. (Tobin, 1969). '
(1) Bu modelin daha ayrıntılı bir açıklaması Doğruel ve Doğruel (1989) da yer almakta­
dır.
Bir ekonomide mali kesimi kabaca davlet ve özel kesim oluşturmak­
tadır. Özel kesim, devlet dışında kalan alt kesimlerin toplamıdır. Milli ser­
vet ise, özel kesimin tuttuğu toplam özel servet ile devletse r vet i n i n to p I amı olarak tanımlıdır. Tobin modelinin ikinci varsay ı m ı, tan ı m lanan çerçe­
vede yer alan herkesim için servettoplamının getiri oranlarındaki değiş­
meden etkilenmesidir. (Tobin, 1969). Her araç için getiri rj (i= 1,2,....n)
fj j (j=1,2,
m) ve r|^ herhangi birgetiri oranı olarak tanımlandığında b ı
varsayım aşağıdaki şekildedir ( i indisi araçları, j ise kesimleri göster­
mektedir).
(4.1)
V 3L
=O
i=1
Bu herhangi bir
getiri oranındaki değişmeye karşılık araçlardaki
değişmenin toplamı her kesimde sıfıra eşit olduğu anlamına gelmekte­
dir.
Araç toplamı ise (4.2) de tanımlandığı gibidir:
İ=1
fj araç toplamı sistemde dışsal olarak yer almaktadır. Buradaki
tanımla araç toplamı milli servete karşılık gelmekte ve dolayısıyla milli
servet de dışsal olarak belirlenmektedir. Servet toplamı sistem dışında
belirlendiği için n-1 sayıda araç piyasasında dengeye ulaşılması n
sayıda piyasadaki denge için yeterlidir.
Modelin üçüncü varsayımı, servet saklama araçlarının birbirine
ikame olduğudur. Bu varsayım cebirsel ifadelerle (4.3)'deki gibi
gösterilebilir:
Bu gösterim, herhangi bir araç için kendi getiri oranındaki artışın bu
aracıntalebini arttırdığını, diğeraraçtaleplerinin ise en azından artmadı­
ğı anlamına gelmektedir (Tobin ve Brainard, 1963).
Tobin modelinin son varsayımı, araç talebi fj'nin servete göre homo­
jen olmasıdır (Tobin, 1969). Yani, servetteki değişme servetin araç-
lar arasındaki dağılımını etkilememektedir. Diğer bir deyişle, servetin
araçlar arasındaki dağılımını etikleyen getiri oranları değişmediği süre­
ce toplam servetteki değişme araçların payını etkilemez.
Bu temel dört varsayımla özellikleri tartışılan Tobin modelinin yapı­
sını anlamak için, servetin nakit ve sermaye olarak iki araç ile stoklandığı
basit bir çerçeve dikkate alınabilir. Burada devlet kesimi, bütçe açıklarını
finanse etmek için piyasaya sürdüğü para miktarı ile modelde net borçlu
olarak yer almaktadır. Özel kesim için reel servet stoğu ise,
(4.4) W = M + K
olarak tanımlıdır. Burada W serveti, M reel para miktarını, Kise reel
sermaye stoğu nu göstermektedir. GelirY, nakit üzerinden reel getiri ora­
nı r|^ ve sermayenin reel geliri oranı r^ ile gösterilerek, mali kesimde araç
piyasalarında talebi veren eşitlikler aşağıdaki şekilde tanımlanabilir:
(4.5) M = f^ (r^,
Y/W)W
(4.6) K = f 2 (fM, rK, Y/W)W
(4.5) ve (4.6) eşitliklerinde yer alan gelir düzeyinin servete oranı
(Y/W) mali piyasa üzerindeki reel kesimin yarattığı etkiyi gösermektedir.
M ile K taleplerini servete göre homojen olduğu, diğer bir deyişle diğer
koşulların sabit olduğu durumda servetteki değişimin araçlar arasındaki
dağılımı etkilemediği varsayımı ile f^ + f2 = 1 koşulu sağlanmış olur. Bu
durumda talep fonksiyonlarından birisinin belirlenmesi yeterli olmakta­
dır. Doğal olarak, talep fonksiyonlarında aracın kendi getirişine göre kıs­
mi türevi pozitif, diğer aracın getirişine göre negatiftir. Kendi getiri ora­
nındaki değişmenin ikame edilebilen araç üzerindeki etkisinin pozitif de­
ğer alması da mümkündür. Bu durumun koşulları modelin bu araştırma­
daki uygulaması üzerinde tartışılmıştır. Servete göre homojenlik varsa­
yımı (Tobin modelinin dördüncü varsayımı) ile (4.5) ve (4.6) aracın ser­
vete oranı biçiminde yeniden yazılabilir:
M/W = f^ (r^,
Y/W)
K/W = f2 (r^, rK.Y/W)
Bu durumda,
rak,
^^^^i
ile
toplamının bire eşit olması özelliğine bağlı ola­
.= 0
koşulu gerçekleşir. Nakit talebinin temel olarak ödeme aracı özelliği
ile talep edildiği düşünülürse, gelir arttıkça nakit talebinin de artacağı
söylenebilir. Modeldeki para talebi fonksiyonu bu biçimde keynezci pa­
rasal teorideki "mübadele saikiyle para talebi" kavramını içermektedir.
Ancak, para talebi fonksiyonunun diğer araçların satın alınmasında kul­
lanılması için elde para tutma gibi bir işlevi de vardır .(cash-in-advance)
(Krugman ve diğerleri, 1985). Buradagelir arttıkça nakit talebinin artma­
sı, başka birşekilde ifade edilirse, (4.5) in Y'ye göre kısmi türevinin pozitif
olmasıdır. Böylece, diğer koşullar sabit olmak üzere, gelirdeki artış ser­
mayeye olan talebi düşürecektir:
()f^/t) Y>0;bf^/h
Y<0
Ancak, gelirdeki değişmelerin reel getiri oranları üzerinde, özellikle
sermayenin getiri oranı için, etkisiz olacağını düşünmek bu basit çerçe­
venin dışına çıkınca oldukça zordur.
Mali kesim modelinin tamamlanması için getiri oranlarının da belir­
lenmesi gerekir. Normal olarak paranın cari getirişi ( r ^ ) sıfırdır. Paranın
reel getiri oranı, cari getiri oranı ile enflasyon oranı (p) arasındaki fark
olarak tanımlanabilir. Sermayenin getiri oranı (r^) sermayenin marjinal
etkinliğine (R) eşittir:
(4.7) rM = r'M - p
(4.8) rK = R
(4.8) de eşitliğin sol yanındaki değer mali kesimdeki denge getiri
oranını, sağ yanındaki değer ise reel kesimdeki fiziksel üretim koşulları­
nı göstermektedir. Böylece, reel kesim ile mali kesim arasındaönemli bir
bağ kurulmaktadır (1).
(1) Tobin'in yatırım teorisinde sermayenin piyasa fiyatının yenilenme maliyetine oranı
(q-orani) önemli bir parametredir. Bu konudaki tartışmalar için Tobin (1969 ve 1980) ile
Ahluwalia ve Lysy (1981) e bakılabilir.
(4.4) ten (4.8) e kadar verilen eşitlikler, iki kesimli model sistemini ta­
nımlamaktadır. (4.7) ve (4.8) deki tanımlarla r^ ve r^ modelde dışsal ola­
rak yer aldığı ve homojenlik varsayımı ile (4.5) ve (4.6) dan biri düştüğü
için, bu son iki davranışsal eşitlikve servet özdeşliği ile mali kesim tanım­
lanmaktadır. Araçların servete oranları (M/W ve K/W) sistem içinde be­
lirlenmektedir.
4.2 Tahmin Modeli^ Veri Tabanı ve Tahmin Yöntemi
Önceki bölümde temel özellikleri tartışılan Tobin modelinin ekono­
metrik olarak tahmininde ortaya çıkan iki temel sorundan birisi alternatif
araçların tanımlanması, diğeri ise her bir aracın dolayısıyla toplam ser­
vetin stok değerlerini bir seri biçiminde elde edilmesidir. Bu çalışmanın
temel amaçlarından birisi bankadışı özel kesimde servet sahiplerini ser­
vetlerini değişik araçlar arasında dağıtma kararı üzerinde kamunun iç
borçlanmasının ne yönde etki ettiğini belirlemek olduğu için, araçlardan
birisi şahıslara pazarlanan devlet tahvil ve bonolarıdır. Cevap aranan
sorulardan biri bu araçların özellikle bankacılık kesiminin sunduğu araç­
lara karşı bir ikame etkisi yaratıp yaratmadığı olduğu için, vadeli ve vade­
siz tasarruf mevduatları da ayrı servet saklama araçları olarak modelde
yer almaktadır. Bu araçlar dışında kalan ve genellikle üretken olmayan
araçlar olarak adlandırılan altın, gayrı menkul, dayanıklı tüketim malları,
döviz gibi araçlar, bu araçlar arasındaki ikame koşulları konu dışında
kaldığı için bütün olarak ayrı bir araç olarak ele alındı. Vadesiz mevduat,vadeli mevduat ve şahısların tuttuğu devlet tahvil ve bonoları için za­
man serileri elde edilebilmektedir. Ancak, bu imkan altın, gayrimenkul,
dayanıklı tüketim malları stok değerleri için yoktur. Bu nedenle, toplam
servet stoğu da belirlenememektedir (1). Vadeli mevduat, vadesiz mev­
duat ve devlet tahvil ve bonoları arasında ikame etkileri ve bu araç piya­
salarındaki intibak mekanizmaları çok kısa bir zaman aralığındagerçekleştiği için, model tahmininde aylık verilerin kullanılmasının daha doğru
olacağı düşünüldü. Tobin modelinde yer alan araç talep fonksiyonların­
da yer alan gelir değişkeni için de aylık veri bulunmamaktadır.
(1) Servet stoğunun bazı varsayımlar altında yıllık olarak tahmini Gazioğlu (1983 ve
1986) da yer almaktadır. Yine bazı varsayımlar altında altın ve dayanıklı tüketim
malları ile toplam servet stoğunun bir bölümü aylık olarak Doğruel ve Doğruel
(1989) da tahmin edilmiştir.
Bu kısıtlamalar altında, (4.5) ve (4.6) da tanımlanan araç talebi fonk­
siyonları ekonometrik tahmin modeli için yeniden aşağıdaki gibi tanım­
landı:
(4.9) A ı ^ f ı (Rı,R2, R3, R4)
A2 = ^2
A3
=
A4 =
^ 2 ' ^3'
(R^, Rg,
R3,
^4)
R4)
(R-j, R25 R 3 5 R4)
Burada A^, Ag, A 3 ve A4 sırasıyla vadesiz tasarruf mevduatı, vade!
tasarruf mevduatı, devlet tahvil ve bonoları ile diğer servet saklama
araçlarını göstermektedir. R'ler ise bu araçların getiri oranlarıdır. A4 için
veri olmadığından tahmin modeli ilk üç denklemden oluşmaktadır. Uy­
gulamalı çalışmalarda mali kesime ilişkin ekonometrik modellerde ge­
nellikle logaritmikfonksiyon biçimleri kullanılmaktadır. Bu çalışmadada,
logaritmik yapı en iyi tahmin sonuçları verdi. Bu durumda, aşağıda veri­
len üç denklemli sistem tahmin modelini oluşturmaktadır.
(4.10) İn (A^) =ln (b^o)-^b-|^ln(R^)+b^2'^(R2)+ ^ 3
(^3) +bi4İn (R4)^
İn (A2) =ln (b2o)+b2-|ln(R-|) +b22İn(R2) +b23 İn (R3) +b24İn (R4)
İn (A3) =ln (b3Q)-f-b3^ln(R^) +b32İn(R2) +b33 İn (R3) +b34İn (R4)
Vadeli ve vadesiz mevduat için mevduat bankaları toplam bilanço
değerleri kullanıldı. Vadeli mevduat getiri oranı olarak değişik vadedeki
mevduatlar arasında en yüksek faiz oranı kullanıldı. R-| ve R2 vergi son­
rası yıllık getiri oranlarıdır. Devlet tahvil ve bonoları için değişik vadeler­
deki faiz oranlarının ağırlıkortalaması bu araç için getiri oranı olarak kul­
lanıldı. Şahısların tuttukları devlet tahvil ve bonoları, devletin tahvil ve
bono biçimdeki iç borç stoğundan bankacılık kesiminin tuttuğu miktar çı­
kartılarak hesaplandı. Diğer araçlar için getiri oranı olarak yıllık enflas­
yon değeri kullanıldı.
Servet sahipleri araçlardan birini talep etme kararı verdikleri an diğer
araçları talep etmeme kararını da vermiş olmaktadırlar. Bu nedenle,
(4.10) da yer alan talep fonksiyonları birbiri ile ilişkili olmaktadır. Bu tür
birbiri ile ilişkili denklemlerden oluşan modellerde uygun parametre tah-
minleri elde edebilmek için küçük kareler ya da iki aşamalı en küçük ka­
reler gibi tek denklem tahminine dayalı yöntemler yerine, görünürde iliş­
kisiz denklemler (SUR) ya da üç aşamalı en küçük kareler (3 SLS) gibi
sistem tahminine dayalı yöntemlerin kullanılması gerekir. Model logaritmik olduğu için negatif değişken değerleri tanımsız olmaktadır. Tahmin
döneminde vadesiz mevduat için reel getiri oranları bütünüyle negatif di­
ğer araçlar için zaman zaman reel getiri oranları negatif değerler aldığın­
dan nominal getiri oranları kullanıldı. Vadesiz ve vadeli mevduat faiz
oranları devlet ya da bankalar tarafından, devlet tahvil ve bono faiz oran­
ları ise ya doğrudan devlet ya da devlet ile bankalar arasındaki pazarlık
ile belirlendiği için, bu getiri oranları servet sahipleri açısından dışarıdan
verili değerlerdir. R4 için kullanılan enflasyon oranı da mali kesim dışın­
da, mal ve hizmet piyasalarında belirlendiğinden, yine servet sahipleri
açısından verili değerlerdir. Bu durumda, model denklerinin sağında yer
alan açıklayıcı değişkenler model dışında belirlenmektedir (dışsal de­
ğişkenler). Bu özellikleri taşıyan modellerde SUR tahmin yöntemi kulla­
nılır (Intriligator: 1978 s. 403). (4.10) da tanımlanan model bu özellikleri
taşıdığı için tahmin yöntemi olarak SUR kullanıldı.
Tobin modelinde kullanılan varsayımlardan servete göre homojen­
lik ve servet toplamının getiri oranlarındaki değişmeden etkilenmemesi
varsayımı parametre kısıtlamaları ile sağlanmaktadır. Ancak, (4.10) da
tanımlanan model Tobin modelinin bir bölümünü oluşturması ve talep
fonksiyonlarında servet stoğu değişkeninin yer almaması nedeniyle, bu
varsayımları içeren kısıtlamalar model tahmininde kullanılmadı (1). Mo­
del aylık veriler kullanılarak 1986/1 - 1989/9 dönemi için tahmin edildi.
4.3 Tahmin Sonuçları
(4.10) da tanımlanan modelin SUR yöntemi ile elde edilen tahmin
sonuçları Çizelge-4.1'de yeralmaktadır. Sabit terim dışında kalan 12 pa­
rametreden 7'si yüzde 5 güvenirlik sınırında istatistiksel olarak anlamlı
bulundu. Bir değişken denklemlerden birinde istatistiksel olarak anlam­
sız olarak gözükse bile, model bir bütün olduğu için, modelin bütünün­
den anlamlı olabilir. Bu nedenle, istatistiksel olarak anlamsız bulunan
parametre tahminleri de değerlendirmeye alındı. Vadeli ve vadesiz mev­
duat talep fonksiyonları için oldukça yüksek R^ değerleri bulunmasına
karşın devlet tahvil ve bonoları talep fonksiyonu için oldukça düşük bir
R^ değeri bulundu. Ancak bu fonksiyon yüzde 5 güven sınırında F testi­
ne göre anlamlıdır.
(1) Bu varsayımlardan servete göre homojenlik Doğruel ve Doğruel (1989)da
test edilmiş ve geçersiz bulunmuştur.
Vadesiz tasarruf mevduatı talep fonksiyonunda kendi getiri oranına
göre esnekliği pozitif vadesiz mevduat getiri oranına göre esnekliği ise
negatif olarak bulundu. Bu beklenen sonuçlara karşılık diğer getiri oran­
larına göre esneklikler pozitif değerlerdedir. Daha önce de değinildiği gi­
bi, vadesîz mevduat talebi modelde aynı zamanda nakit talebi görevini
de görmektedir. Devlettahvil ve bonosu ile diğer araçların getiri oranları­
na göre pozitif esneklik, bu araçlara olan talebin nakit talebini de hareke­
te geçirebildiğinin bir göstergesi olarak alınabilir. Vadeli mevduat talep
fonksiyonunda kendi getiri oranı esnekliği pozitif, diğer araç getiri oranla­
rı esneklikleri ise negatiftir. Bu sonuç vadeli mevduat talebinde ikame et­
kisinin çok kuvvetli olduğunu göstermektedir. Özellikle enflasyonist bek­
lentiler (R4) vadeli mevduattan kaçışa yol açmaktadır. Devlet tahvil ve
Çizelge-4.1 Model Tahmin Sonuçları
Bağımlı
Değişken
Aı
A2
A3
(X)
Açıklayıcı Değişkenler
Sabit
R2
R3
R4
7.7833
0.0522
-0.9501
0.0811
0.2183
(10.98)
(1.37)
(-5.03)
(2.59)
(2.81)
8.3658
-0.0310
0.1235
-0.0130
-0.2894
(45.82)
(-3.16)
(2.54)
(-1.61)
(-14.45)
8.0435
0.0414
-0.6672
0.0206
0.1699
(9.62)
(0.92)
(-2.99)
(0.56)
(1.85)
0.6564
0.9639
0.3215
(x) t istatistik değerleri parantez içinde verilmiştir.
bonoları talebinde ise, kendi getiri oranı esnekliği pozitif, vadeli mevduat
getiri oranına göre esneklik ise negatif olarak bulundu. Buna karşılık va­
desiz mevduat ve diğer araçların getiri oranlarına göre esneklikler pozitif
değerlerdedir. Bu araç için tahmin edilen talep fonksiyonunun düşük
değeri vermesi, getiri oranları dışında kalan faktörlerin talep üzerinde
çok etkili olduğunu gösterir. Devlet tahvil ve bonolarının vergiden muaf
olması, piyasa sürülüşlerinde kamu iletişim araçlarında etkili bir reklam
kampanyasının yürütülmesi, vade süresi içinde etkin bir menkul kıymet­
ler piyasasının olmaması nedeniyle göreli getiri oranları değişmelerine
az duyarlı olması başlıca faktörler olarak sıralanabilir.
Ayrıca, A3 değeri için kamu iç borçlanması ile bankacılık kesiminin
tuttuğu devlet tahvil ve bonoları arasındaki fark alınmıştır. Bu durumda,
A3 değerleri içinde şahıslar ile birlikte firmaların ellerinde bulundurdukla­
rı devlet tahvil ve bonoları bulunmaktadır. Bu araçları ihalelerde teminat
olarak gösterme ve vergi muafiyetleri gibi kolaylıklar da en az getiri oran­
ları kadar talep üzerinde etkili faktörler olarak alınabilir.
Araçlar arasındaki ikame etkisi getiri oranlarındaki değişmelerin ayrı
ayrı değrlendirilmesi ile izlenebilir. Vadesiz mevduat getiri oranındaki
değişme en belirgin olarak vadeli mevduat talebi üzerinde negatif etki
olarak ortaya çı kmaktad 1 r. Benzer bir etki vadeli mevduatgetiri oranı dik­
kate alındığında da gözlenmektedir. Vadeli mevduat getiri oranındaki
değişmeler vadesiz mevduat ve devlet tahvil ve bonoları ile vadeli mev­
duat arasında belirgin bir ikameye yol açmaktadır. Devlet tahvil ve bono­
larının getiri oranındaki değişme, vadesiz mevduat üzerinde yarattığı
nakit talebi etkisi dikkate alınmazsa, bu araç ile vadeli mevduat arasında
yine belirgin bir ikame etkisi yaratmaktadır. Diğer araçlar getiri oranı ola­
rak kullanılan R4 değişkeni biryillıkgerçekleşmiş fiyat artışıdır. Böylece,
gerçekleşen fiyat artışının diğer araçlar için beklenen getiri oranı olduğu
varsayılmıştı. Ancak, bu değişkenin model üzerindeki tam etkisi, A4 için,
talep fonksiyonu tanımlanamadığı için izlenememektedir. Bu durumda,
araç talepleri üzerinde enflasyon beklentilerinin etkisi R4 üzerinde top­
lanmıştır. Enflasyonist beklentilerin, bu çerçevede, vadeli mevduattan
kaçışa yol açtığı söylenebilir. Devlet tahvil ve bonolarının enflasyondan
aşınmadığı vurgulanarakpazarlandığı düşünülürse, R4 için bu araç tale­
bi için bulunan pozitif parametre, uygulanan bu pazarlama stratejisinin
etkili olduğunun bir göstergesi olarak alınabilir.
Bu değerlendirmeler ışığında, vadeli ile vadesiz mevduat arasında
ve devlet tahvil ve bonosu ile vadeli mevduat arasında kuvvetli bir ikame
etkisinin olduğu görülmektedir. Enflasyonist beklentiler devlet tahvil ve
bonosu ile vadeli mevduat arasındaki ikame edilebilirlik derecesini yük­
seltmektedir.
Kısım lll'de de işaret edildiği gibi, 1980-1988 döneminde bir azalma
göstermekle birlikte, kamu iç borçlanmasında özel kesim kaynakları
önemli bir yere sahiptir. Özel kesimden mevduat bankalarına yönlenen
kaynaklar kamu kesimine kaydırılan fonlara yakın bir büyüklüktedir. Bu,
ekonometrik modelde bulunan vadeli mevduat ile devlet tahvilleri ara-
sındaki kuvvetli ikame edilebilirliği doğrulamaktadır. 1980-88 dönemin­
de devlet tahvillerinde uygulanan yüksek faiz ve kamu güvencesi, bu
araçlar arasındaki ikame edilebilirlik özelliğini harekete geçirerek, özel
kesim kaynaklarının kamuya yönlenmesine neden olmuştur. Bir yan­
dan, özel kesimde biriken kaynakların kamuya çekilmesi ile bu kesimin
bankacılık kesimine yönelmesi yavaşlamış, diğer yandan da, bankacılık
kesimi elinde biriken kaynakları daha artan oranlarda kamuya aktarmış­
tır. Bu durum, kamunun izlediği iç borçlanma politikalarının özel kesimini
dışlayıcı (crowding-out) etkisinin şiddetlendiğini işaret etmektedir.
Kamu kesiminin özel kesim tarafından tutulan kaynakları artan oranda
kullanması, bu fonlardan işletmelerin daha az oranda yararlanması de­
mektir. Mali yapıları güçlü olmayan firmaların, bu durumda, yatırım ve
üretim faaliyetlerinde tıkanmalarla yüz yüze kalmaları kaçınılmazdır.
Bunun da ötesinde, yüksekfaizle iç borçlanma politikası, yukarıda işaret
edilen ikame etkisini sürdürmek amacıyla bankaları da daha yüksek
mevduat faizi uygulamaya zorlayabilir. Bu ise, bankaların artan maliyet­
leri yoluyla kredi faizlerini de yukarıya doğru itmektedir. Böylece, izlenen
iç borçlanma politikaları firmaların banka kaynaklarından da az oranda
yararlanmalarına ek olarak, banka kaynaklarından yararlanmayı daha
da pahalılaştırmaktadır. Bu ise üretim maliyetlerinin yükselmesi, mali­
yetlerin fiyatlara yansıması oranında, enflasyonist bir baskının ortaya
çıkmasına neden olacaktır.
EK VERİLER
A l : Vadesiz tasurruî mevduatı (milyar TL.) W
A2: Vadeli tasurruf mevduatı (milyar TL.) ^
A3: Özel kesimin elinde tutulan devlet tahvili (milyar TL)
R1: Vergi sonrası yıllık vadesiz tasarruf mevduatı faizi
R2: Vergi sonrası yıllık vadeli tasurruf mevduatı faizi
R3: Devlet tahvilleri ortalama yıllık faizi
R4: Bir yıllık gerçekleşen fiyat artışı
(x) 1983 Aralık fiyatları ile reel değerler
Yıl
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
Ay
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
Al
242.2296
230.2673
235.9262
241.0167
251.0794
263.2788
273.8724
283.6571
305.6611
311.1588
317.6029
332.5773
355.4012
349.0332
354.4374
349.7049
346.7812
364.4796
373.4284
380.5901
379.1221
374.8436
359.9487
328.7650
346.8653
316.3571
303.9592
301.5300
310.9428
304.4422
304.6019
319.9815
329.2159
A2
2204.6342
2248.4259
2P91.4568
2314.3909
2313.0533
2336.6431
2350.0580
2343.3631
2341.9095
2300.0446
2281.1748
2255.5448
2204.1824
2175.3058
2129.9256
2111.4239
2040.3438
2028.0541
2015.9353
2038.5865
2063.3769
2056.3036
2006.0219
1852.0835
1781.1515
1771.9676
1749.0379
1701.1388
1.697.4610
1703.9148
1720.1500
1744.3397
1759.7154
Ag
486.8668
519.5082
542.2762
547.5448
536.4418
560.1925
517.7747
544.8023
561.4804
531.8707
540.1237
423.5872
563.1269
626.9469
824.3415
638.6435
681.0683
608.3584
624.7193
639.8451
698.6641
660.9096
538.0699
475.4768
561.7299
617.7308
585.4369
567.6405
564.5273
576.4954
630.8657
543.2760
551.1672
Yıl
Ay
Rı
R2
R3
R4
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1986
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1987
1988
1988
1988
1988
1988
1988
1988
1988
1988
1
2
3
A:
5
6
7
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
4.50000
4.50000
4.50000
4.50000
10.5030
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
9.00000
32.4000
32.4000
32.4000
32.4000
32.4000
27.0000
22.5000
9.00000
50.1000
50.1000
49.5000
49.5000
46.8000
46.8000
46.8000
46.8000
46.8000
43.2000
43.2000
43.2000
40.5000
38.7000
38.7000
38.7000
38.7000
38.7000
45.9000
45.9000
46.8000
47.4000
48.3000
47.8000
48.2000
58.5000
58.5000
58.5000
58.5000
58.5000
58.5000
57.6000
57.6000
45..9902
40,.6991
43,.0698
44,.3085
41,.0806
46,.9075
47,.0923
44,.0981
44,.7510
48,.9384
28,.4166
41 .6113
40,.9801
38,.0825
38,.9536
42,.2739
45,.1686
45,.1004
39 .6331
39 .7812
44,.3901
47 .6834
49 .5687
48 .6107
50 .1079
54 .4321
59 .6963
61 .1065
64 .0765
62 .4932
58 .2892
54 .4276
53 .9469
30.5552
28.3105
27.2967
25.4633
27.7595
27.6314
26.6416
23.1356
20.3600
21.3417
22.6192
21.0450
23.7020
25.3462
27.6639
28.5795
33.1613
33.9438
36.7607
37.7355
35.3020
35.5608
37.8781
45.5944
51.4546
53.0405
58.6595
59.8222
61.9471
62.0977
61.0975
62.3396
62.6930
KAYNAKLAR
AHLUWALIA, M.S. ve LYSY, F.J. (1981), "Employment, Income
Distribution, and Programs to Remedy
Balance-of-Payments Difficulties", W.R. Cline
ve S. Weintraub (ed's) Economic Stabilization
in Developing Countries. Washington, D.C.,
The Brookings Institution.
AKYÜZ, Y. (1984), Türk Ekonomisinde Mali Yapı ve İlişkiler, Türkiye
Sınai Kalkınma Bankası, İstanbul.
(1988), Financial System and Policies in Turkey the 1980's
(mimeo)
BALASSA, B. (1988), Public Finance and Economic Development.
Paper Presented at the 44th Congress
1.1.P.P. Istanbul, (mimeo)
BLEJER, M.I.KHAN,M.S. (1984a), "Government Policy and Private
Investment in Developing Countries" Staff
Papers, IMF, June
(1984b), "Private Investment in Developing Countries" Finance,
and Development, June
DOĞRUEL, F. ve DOĞRUEL, A.S. (1989), Türkiye'nin Mali
Kesiminde Servet Saklama Araçları Talebi ve
Araçlar Arasındaki ikarrıe Edilebilirlik Düzeyinin
Belirlenmesi, Marmara Üniversitesi (Basılıyor).
GAZİOĞLU, Ş. (1983), "Consumption and Wealth Effect in Turkey",
ODTÜ Gelişme Dergisi V.10.N.Z.S.131-53)
_(1986), "Government Deficits, Consumption and Inflation in
Turkey", ODTÜ Gelişme Dergisi V . I 3 , N.I-2,
s. 117-34.
INTRİLİGATOR, M.D. (1978), Econometric Models, Tehcnigues,
and Applications, Amsterdam, North-Holland.
KRUGMAN, P.R. PERSSON, T. ve SVENSONN, LE.O. (1985),
"Inflation, Interest Rates and Welfare", The
Quarterly Journal of Economics, V.C,
s. 677-95.
OECD (1985), The Role of the Public Sector OECD Economic
Studies, Paris.
SUNDARARAJAN, V. THAKUR, S. (1980), "Public Investment,
Crowding Out and Growth" Staff Papers, IMF,
December
T.C. MERKEZ BANKASI, 1988, 1988 Yıllık Rapor, Ankara.
TOBİN J. ve BRAİNARD, W.C., (1963), "Financial Intermediaries and
the Effectiveness of Monetary Controls",
American Economic Review, V.53, s.384-400.
TOBIN, J. (1969), "A General Equilibrium Approach to Monetary
Theory", Journal of Money, Credit, and
Banking, V . I , s. 15-29.
(1980). Asset Accumulation and Economic Activity, Chicago, The
University of Chicago Press.
Download

ÜZERİNDEKİ ETKİsİ