2014
ÖZEL SEKTÖRDE ESKİ HÜKÜMLÜ İSTİHDAMI PROJESİ
YENİDEN SOSYOLOJİ DERNEĞİ
Bu çalışmada, yasadan sonra, özel sektörün eski hükümlü kategorisinde
yer alan kişilerin istihdamını nasıl gerçekleştirdiği ya da eski hükümlüleri
hangi koşullarda istihdam edeceğinin bilgisine ulaşmak amaçlanmıştır.
YESO-DER
Yeniden Sosyoloji Derneği
09.04.2014
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
MERSİN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
KORUMA KURULU BAŞKANLIĞI
ÇUKUROVA KALKINMA AJANSI
DOĞRUDAN FAALİYET DESTEĞİ
HİBE PROJE ÇAĞRISI
ÖZEL SEKTÖRDE ESKİ HÜKÜMLÜ İSTİHDAMI PROJESİ
HAZIRLAYANLAR
Sosyolog Gökçe AYHAN
Sosyolog Nevin UZEL
SosyologYasemin YILDIRIM ÇOLAKOĞLU
PROJE KOORDİNATÖRÜ
İsmail BÜYÜKBÖRKLÜ
İÇİNDEKİLER
Giriş............................................................................................................................................1
1.BÖLÜM
1.Eski Hükümlülüğün Tanımı ve Kapsamı............................................................................2
2.Eski Hükümlüler ve Sosyal Dışlanma..................................................................................2
3.Eski Hükümlüler ve Damgalama.........................................................................................5
4.Eski Hükümlüler Ve Mükerrer Suçluluk...........................................................................7
4.1.İşsizlik ve Mükerrer Suçluluk İlişkisi...............................................................................7
4.2.Suçun Maliyetleri................................................................................................................9
5.Eski Hükümlülere Dönük Mesleki Eğitimin İstihdam ve Sosyal İçerme Açısından
Önemi.......................................................................................................................................11
5.1.Denetimli Serbestlik ve Koruma Kurulu Hizmetleri.....................................................14
5.2.Eski Hükümlülere İlişkin Ülkemizdeki Yasal Düzenlemeler .......................................17
2.BÖLÜM
1.Araştırmanın Yöntemi.........................................................................................................18
1.1.Araştırmanın Amacı.........................................................................................................18
1.2.Araştırmanın Sınırlılıkları...............................................................................................19
1.3.Araştırmanın Evreni .......................................................................................................19
1.4. Araştırmanın Veri Toplama Teknikleri........................................................................19
2.Veri Analizi...........................................................................................................................19
Sonuç
Öneriler
Kaynakça
GİRİŞ
Herhangi bir işe başvurulduğunda istenilen belgelerin başında adli sicil belgesi
gelmektedir. Bu belge işlenilen bir suçun olup olmadığını yani kişinin sabıkalı olup
olmadığını gösterir belgedir. Kişilerin işledikleri suçlar hayatlarının önemli bir bölümünü ceza
evlerinde geçirmelerine sebep olur. Ancak “içeride” geçirilen sürenin uzaması halinde
dışarıdaki dünyanın işleyişine uyum sağlamak da o denli güçleşir.
Suça bulaşmış kişiler cezalarını tamamlayıp ceza evinden çıktıklarında sosyal hayata
uyum güçlükleri yaşadıkları gibi varsa mesleklerini icra etme ya da yeni bir iş bulma
sorunuyla da karşı karşıya kalırlar. Çünkü genellikle bir iş yeri işe alım sürecinde istediği adli
sicil belgesinde gördüğü her hangi bir suç nedeniyle eski hükümlüleri, işe uygunlukları
gözetilmeksizin doğrudan elemektedirler. Bu durumun sosyal dışlama, damgalama gibi pek
çok yönü bulunmaktadır. Bütün insanlar bir suç potansiyeli taşısalar da suçu gerçekleştirmiş
olanlar doğrudan bir ötekileştirmeye ve ön yargılara maruz kalırlar.
Her birey hayatını sürdürebilmek için gerekli olan işle hayatını kazanma hakkına
sahip olmalıdır. Fakat eski hükümlülerin toplum içerisinde sürekli potansiyel suç unsuru ve
başarısız kişiler olarak algılanmaları onları çaresizliğe itecek ve yeni bir başlangıç yapma
umutlarını ortadan kaldıracaktır. Bu sebeple eski hükümlülerin topluma dâhil olup
sosyalleşmeleri ve yeniden suç işlemek durumunda bırakılmamaları için onlara iş
imkânlarının sağlanması gerekmektedir.
Eski hükümlülerin özel sektörde istihdam edilme durumlarını araştırdığımız
çalışmanın birinci bölümünde eski hükümlülerin sosyal koşullarını anlamak için sosyal
dışlanma, damgalama, işsizlik ve yasal uygulamalarla ilgili literatür taranmıştır. İkinci
bölümde ise anket yöntemi ile toplanmış verilerin analizi yapılmıştır.
1.BÖLÜM
1.Eski Hükümlülüğün Tanımı ve Kapsamı
“Eski hükümlü” ifadesi hukuken ayrı bir kategori olarak tanımlanmamış olup bu
kişiler toplumsal yaşam içinde “sabıkalı” kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte
“eski hükümlü” ifadesi resmi kurumlarda ya da bilimsel çalışmalarda geçmektedir.
Öncelikle hükümlü kavramını tanımlamak yerinde olacaktır. Hükümlü, Ceza
Hukukunun temel kavramlarından biridir ve şu şekilde tanımlanmaktadır: Hükümlü, işlemiş
olduğu herhangi bir suçtan dolayı, suçu sabit görülen ve mahkûmiyet kararı kesinleşerek ceza
infaz kurumlarında söz konusu cezası infaz edilen kimsedir (Uşan,2001; aktaran, Bedük,
2010: 49).
Yasada belirtilen tanımlama ile (Eski Hükümlülerin İstihdamı Hakkındaki Tüzük’ün 2.
maddesine göre) “Altı aydan daha uzun süreli hürriyeti bağlayıcı bir cezaya hüküm giymiş ve
cezasını infaz kurumlarında tamamlamış veya cezası tecil edilmiş yahut şartlı salıverilme
yoluyla tahliye edilmiş olanlar, bu tüzük hükümleri yönünden eski hükümlü sayılırlar.”(Resmi
Gazete, 27.11.1996 tarih ve 96/8849 sayı ). İş mevzuatımızda sadece kimlerin eski hükümlü
kapsamına girdiği ifade edilmiş eski hükümlünün hukuki bir tanımı yapılmamıştır
(Bedük,2010).
Eski hükümlü, tahliye sonrası edinilen bir sıfattır. Yoksa hükümlünün yeni veya eski
olması bir anlam ifade etmemektedir. Genel bir ifadeyle eski hükümlü şu şekilde
tanımlanabilir: “Eski hükümlü, bir suçtan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve bu
suçun cezasını çekmiş veya cezası tecil edilmiş veyahut şartlı salıverme yoluyla tahliyesine
karar verilmiş olan kimsedir”(Bedük,2002: 20). Yasal anlamda böyle bir kategorinin yokluğu
tanımlamayı zorlaştırmaktadır.
2.Eski Hükümlüler ve Sosyal Dışlanma
Toplumsal yaşamın bireyler üzerindeki en önemli etkilerinden biri aidiyet ilişkilerinin
inşa edilmesi ve bireyin kendini güvende hissetmesidir. Ancak bu aidiyet ve güven ilişkisinin
sekteye uğradığı noktalar vardır. Bu noktaların başında da bireyi ya da belli bir grubu
toplumsalın dışında bırakan sosyal dışlanma olgusu gelmektedir.
“Sosyal Dışlanma“ insanların toplumla bütünleşmelerini sağlayan toplumun sosyal,
ekonomik, politik ve kültürel sistemlerinden herhangi birinden insanları kısmen ya da
tamamen dışlayan dinamik süreçleri ifade eder ( Walker and Walker, 1997 aktaran Saruç ve İl
2009:
606).
Bununla
birlikte
sosyal
dışlanma
bireyin
temel
gereksinimlerini
karşılayamamasıyla başlayan ve giderek toplumla olan bağlarının zayıflayarak kopmasına
kadar giden dinamik bir süreçtir. Başka bir deyişle sosyal dışlanma, birey ve grupları topluma
tam katılmadan dışlayan yapıları ve süreçleri kapsamaktadır. Ekonomik, politik ya da kültürel
süreçleri içine alan bu dışlama toplumdan topluma da farklılık arz edebilir. Dolayısıyla bu
süreç yoksulluk ve düşük gelir sahibi olmayla ilişkilendirilebilir, ancak, ayrımcılık, yetersiz
eğitim olanakları, yetersiz yaşam koşulları da buna neden olabilir. Bu süreç boyunca bireyler
kurumlardan, hizmetlerden, sosyal etkileşimlerden ve gelişimsel fırsatlardan yaşamlarında
önemli bir dönem boyunca yoksun kalmaktadırlar (Saruç, 2009: 606).
Sosyal dışlanma; işsizlik, gelir ve mal varlığı yetersizliği gibi ekonomik nedenler;
eğitimsizlik, yaş ve cinsiyet gibi bireysel nedenler; sosyal güvence eksikliği ve toplumsal
destek yoksunluğu gibi sosyal ve kurumsal nedenler ve politik haklardan yaralanamamak ve
politik karar alma mekanizmalarına katılamamak gibi politik nedenler neticesinde ortaya
çıkmaktadır.(Şahin, 2009:9)Bu kavram, ilk olarak Fransa’da ortaya çıkmış ve daha sonra ise
Avrupa Birliği literatürüne girmiştir. Genel olarak, yoksulluk kavramı ile birlikte ele alınan bir
kavramdır. Bununla birlikte, sosyal dışlanma, belirli kesimlerin toplumsal bütünün ve sermaye
birikim sürecinin dışında kalması ve ekonomik büyümeye yaptığı katkıdan adil ölçülerde
yararlanmaması üzerine odaklanmaktadır (Sapancalı,2003; aktaran Kavi ve Altun,2010:450451). Ayrıca, bu kavram ABD’de sınıf altı olarak karşılık bulmakta, emek piyasasında kendine
düzgün iş bulamayan insanları ifade etmekte de kullanılmaktadır. Bununla birlikte, sosyal
dışlanma, sosyal bağların kopması, toplum ve bireyler arasındaki ilişkilerin zayıflaması olarak
görülmektedir. Bu çerçevede, sosyal dışlanmaya neden olan faktörlerin başında iş gücü
piyasasındaki değişim, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve eşitsizlik gelmektedir (Çakır,2002;
aktaran, Kavi ve Altun, 2010: 451).
Sosyal entegrasyonun sağlanamamasının en önemli nedenlerinden biri olan sosyal
dışlanma kavramının karşısında ise sosyal içerme kavramı vardır. Sosyal içerme kavramı,
sosyal dışlanmaya uğramış, toplumsal hayata katılımda güçlük çeken bireylerin, eğitim,
mesleki eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetlerinden yararlanmasını, istihdama dâhil olmasını, mal
ve hizmetlere erişmesini, konut edinmesini, kültürel faaliyetlere katılmasını vb. konuları ifade
etmek için kullanılmaktadır. Öyle ki, sosyal içerme, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski
altındaki kişilerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayata tam katılımları ve yaşadıkları toplumda
normal olarak kabul edilen hayat ve refah standartlarına kavuşmaları için gerekli olan
fırsatları elde etme sürecidir (Social Exclusion and the EU’s Social Inclusion Agenda, 2007;
aktaran, Kavi ve Altun, 2010: 451). Özellikle eski hükümlüler olgusuna bakılacak olursa eski
hükümlülerin sosyal içerme argümanına ne ölçüde ihtiyaçları olduğu görülür. Çünkü yapılan
araştırmalar gösteriyor ki; Hapishaneden tahliye olan tutukluların hemen hemen yarısı, kendi
toplumları ile tam olarak yeniden bütünleşememektedirler (Melow ve Grefienger, 2008
aktaran Saruç ve İl, 2009: 610). Bütünleşememenin altında yatan sebepler çeşitlilik gösterse
de Dudley’e (2001) göre tahliye olan hükümlüler işledikleri suç nedeni ile ilgili damgalama
ile karşı karşıya gelmektedir ve damgalama sağlığı, sosyal izolasyon, stres ve depresyonla
doğrudan etkilemektedir. Freudenberg’e (2004) göre ise birçok mahkûm tahliye sonrası ırk,
etnik köken, madde kullanımı, akıl sağlığı durumu ya da suçlu geçmişi nedeniyle ayrımcılıkla
karşı karşıyadır. (aktaran Saruç ve İl, 2009: 610). Bu nedenle birey tahliye sonrasında dahi bir
çeşit mahkûmiyet yaşamaya devam etmektedir. Etiketlenme sonucunda bu kişiler yaşamı
boyunca taşımak zorunda kalacağı bir durumla karşı karşıya kalmaktadır ve toplumun dışında
bırakılmaktadır.
Sosyal dışlanmaya maruz kalan insanlar sosyal dışlanmaya “neden” olarak suç
işleyebilmekte, işlenen suç sonrasında ise suçlu geçmişi nedeniyle sonuç olarak dışlanmaya
maruz kalabilmektedirler. Çağdaş ıslah anlayışının hedefi, suçluların uygun rehabilitasyon
programlarıyla yeniden topluma kazandırılmasıdır yani yeniden toplumsallaştırılmasıdır. Bu
bakış açısına göre bireyin suç işlemeye yönelmesinin temel nedeni toplumsallaşma
sürecindeki başarısızlığıdır. İnfaz sürecinde bireyin özerkliği yok olmakta ve bireyler
yetersizlik duygusu ve bağımlı davranış geliştirebilmektedir. Dolayısıyla toplum içinde
bağımsız davranma konusunda korkuları ve kendilerini yetersiz bulmaları nedeniyle tahliye
olmaktan korkan ya da tekrar suç işleyerek cezaevine dönmeyi düşünen hükümlüler vardır (İl,
1990).
Bireylerin toplumla bütünleşememesi neticesinde toplumun geleceğini tehdit
edebilecek nitelikte sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan
bireylerin bu ihtiyaçlarını karşılamak için suça yönelmeleri suç oranlarını arttıracaktır. Sosyal
sorumluluğun ve değerlerin kaybedilmesi, sosyal alandaki düzenlemelerin ve toplumdaki
kurum ve kuralların anlamının sorgulanması ve isyan duygularının ortaya çıkması neticesinde,
yabancılaşma ve toplumsal patlamalar ortaya çıkabilecektir (Çakır, 2002: 100 aktaran
Şahin,2009: 79-80). Yani diyebiliriz ki sosyal dışlanma suç oranlarının artmasında önemli bir
faktördür ve suç oranlarının artmasına sebep olmaktadır. Sosyal dışlanma olgusu toplumsal
açıdan büyük yıkımlara sebep olabileceği için günümüzün en önemli sorunlarından biri olarak
görülmektedir.
Eski hükümlülerin eski hükümlü olmalarından dolayı iş bulma olasılıkları oldukça
düşüktür. Bundan dolayı eski hükümlülerin başa çıkması gereken tek dışlanma türü eski
hükümlülük değildir. Bunun yanında iş bulamamaktan dolayı yoksulluğun sosyal dışlamasının
da eklendiği çifte bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Yoksulluk, sosyal dışlanma ve sağlık
ilişkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, sosyal dışlanmanın stres, kınanma duygusu, güçsüzlük,
umutsuzluk ve kadercilik gibi sonuçlara yol açtığı, bu durumun sosyal bağları zayıflatarak suç
oranlarının artmasına ve sağlık sorunlarına neden olduğu saptanmıştır (Cattel, 2001; aktaran,
Çakır,2002: 17-18).
Sonuç olarak eski hükümlülük sosyal dışlanma olgusunun bileşenlerinden biridir.
Ancak eski hükümlülerin sosyal dışlanması diğer dışlanma türleri ile bir araya gelerek daha
derin ve tehlikeli bir hal almaktadır. Eski hükümlü olmasından dolayı dışlanan birey önce
işsizliğin sonra yoksulluğun en sonunda da tekrar suçun pençesine düşmektedir. Bu durum bu
kişilerin toplumdan hiçbir zaman yakınlaşamayacak biçimde dışlanmalarına sebep olmaktadır.
3.Eski Hükümlüler ve Damgalama
Bireylerinin suçlu olarak damgalanmaları, onların suç işleme süreçleri üzerinde etkili
olduğu damgalama teorisyenlerinin üzerinde durdukları varsayımlardandır. Çünkü bu kurama
göre, bireylerin sapkın veya suçlu olarak damgalanmaları, onların toplumdan dışlandıkları
yönünde bir duyguya kapılmalarına yol açmaktadır. Bu dışlanma duygusu bu tür bireylerin
suç işlemesi ve suçlu gruplarla ilişkiye girmelerinde etkili olmaktadır (Sevim ve
Soyaslan,2009:39). Damgalama etkisi altına giren birey işlediği suçu içselleştirecek ve suçlu
davranışı sonrası yeni bir yaşamsal alanda kendini gerçekleştirmeye başlayacaktır. Suçlu
kişiliği ile toplum tarafından ona atfedilen kalıplarla yeniden var oluşunu sürdürmeye
çalışacaktır.
Damgalama etkisini yedi başlık altında toplayan Walker damgalama etkisini şu şekilde
ele almıştır (Walker,1980,aktaran Akıncı, 2007:202).
1- Şüphe altında olma: Suçlu daha sonra işlenen suçlardan dolayı zan altında olacaktır.
Özellikle de ilk işlediği suça benzerlik gösteriyorsa.
2- İş bulma zorlukları: Hükümlülelerin iş bulması ve bu işi devam ettirmeleri güçtür.
3- Toplum dışına itilme: Hükümlü arkadaşlarının, hatta ailesinin desteğini yakınlığını
kaybeder. Kendisini kabul edecek bir çevre edinmeye çalışır, bu da diğer hükümlülerden
oluşmaktadır ve tekrar suç işlemesine yol açacaktır.
4- Kendine olan saygı ve güvenin yitirilmesi: Hükümlü doğasında suçluluk olduğuna inanır ve
bu şekilde devam etmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünür.
5- Damgalanmaya tepki: Suçlu damganın haksız olduğunu düşünür ve bunu hem kendisine
hem diğer insanlara kanıtlayabilmek için herkesten daha özenli davranır.
6- Damgalayanlara tepki: Suçlu damgadan çok kendisini damgalayanları ya da kendisini
damgalandıklarını düşündüğü kişileri dolayısıyla toplumun değerlerini reddeder ve bazen de
kendisini düzendeki bozuklukları ortaya çıkarmaya adar.
7- Kutsal konuma gelme: Bazı özel durumlarda mahkumiyet bazı kişilerce ahlaken yanlış
olarak nitelendirilir ve hükümlü toplumsal destekle karşılanır.
Bireylerin suçluluğunun belirlenmesi ve onlara hüküm verilmesi hayatları boyunca
tehlikeli ve sakınılması gereken kişiler olduğu anlamına gelmez. Diğer taraftan cezasını
çekmiş bir hükümlünün de bir daha suça bulaşmayacağını, tehlike oluşturmayacağını
söyleyemeyiz. Yine hiç suça bulaşmamış kişilerin suç işlemeyecekleri ve toplumda tehlike
oluşturmayacaklarına dönük bir garanti olmadığı gibi sırf eski hükümlü olduğu için bu kişileri
tehlikeli görmek de anlamlı olmayacaktır. Damgalama eski hükümlünün topluma entegre
edilmesini engellemektedir (Akıncı, 2007). Bu da işlediği suçun cezasını çekmiş olan ancak
toplum tarafından hala suçlu olarak damgalanan kişilerin, çalışma hayatına girmede yaşadığı
zorlukların, çevrelerinde azalan sosyal destek ve bunun sonucunda olumsuzluklarla
başetmeye çalışma girişimlerinin çoğu zaman ya sonuçsuz kalmasına ya da topluma entegre
olamayıp tekrar suça meyilli hale gelmelerine neden olacaktır.
Toplumun bazı bireylere suçlu "etiketini" yapıştırmasını sağlayan gelişmelerin ve bu
kişilerin böylesi bir "damgalanmaya" tepki gösteriş biçimlerinin çoğu kez suç eyleminde daha
anlamlı olup olmadığı da sorulmalıdır. Cezai kurumların ve toplumun tutumunun suçluluğun
oluşumunda ki önemli rolünün üzerinde durulmalıdır. Aslında suç olgusu ihlal sürecinde
biçimlenmez mi? Eylemin gerçekliği küçümsenmeden, bu eylemle sosyal organizasyonun
karşılığı arasında oluşabilecek etkileşimin altı çizilmelidir. Eğer suçun bazı bireylerin suça
eğilimli yapısını ürünü olduğu düşünülebildiyse, niçin aynı zamanda sosyal gelişimlerin
sonucu olduğu da düşünülmesin? Gitgide daha çok insani tutumu suç olarak etiketleyerek,
cezai yaptırımı yıpratarak suçluların sayısı da arttırılıyor. Başlatılan bu sürecin derin yankıları
vardır. Eylemi etiketlenmiş olan birey damgalanmış bir outsider (Becker,1963) gibidir. Artık
bu kimliğe karşılık gelen rolü üstlenmek ve suçluların ya da sapkınların arasında yaşamak
zorundadır. Bu bir kısır döngüdür. Sapkınlık sosyal kontrolü ortaya çıkarmaz, sosyal
kontrolün kendisi sapkınlığı ortaya çıkarır (Lemert,1972 aktaran Pıcca,1995:18). Sosyal,
kültürel, özellikle ekonomik ve teknolojik gelişimin hızlı ilerleyişi, suç çeşitlerinin ve suçlu
sayısının artması ile doğru orantılıdır. Bu da çağın getirdiği sosyal bir problem olan
damgalama ve suçun oluşumunda sosyal etkinin göz ardı edilemeyecek boyutta olduğunu
göstermektedir. Topluma başarılı bir uyum sağlanamamasının ya da suçun mükerrer hale
gelmesinin toplum tarafından anormal bir davranış olarak gösterilmesinin ne derece doğru bir
bakış açısı olacağı tartışma konusudur.
4.Eski Hükümlüler Ve Mükerrer Suçluluk
Mükerrer suçluluk konusuna baktığımızda iki temel mesele karşımıza çıkmaktadır.
Bunların başında işsizliğin eski hükümlüleri ikinci veya daha fazla kez suça ittiği gelmektedir.
İkinci olarak da işlenen bu suçların toplumsal ve ekonomik maliyetlerinin olmasıdır.
4.1.İşsizlik ve Mükerrer Suçluluk İlişkisi
Çalışmak insanın sadece ekonomik gereksinimlerini karşılamak için yaptığı bir eylem
değildir. Bunun yanında insanın psikolojik durumuna da etki eden kendini anlamlı hissettiği
bir eylemdir. Ayrıca sosyalleştiği ve kendini bir grupta tanımlı hissedebileceği bir ortamın
yaratılmasında da etkilidir. Bu açıdan baktığımızda işsizliğin birey ve toplum üzerinde
yarattığı tahribat oldukça büyük olmaktadır. Bunun yanında gündelik yaşamda uygulanıp
uygulanmadığı tartışmalı olsa da kişilerin çalışma hakkı yasalarca güvence altına alınmıştır.
1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Başlangıç kısmının 23.
maddesinde “herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve
işsizliğe karşı korunma hakkı vardır” denilmektedir. Dolayısıyla çalışma hakkının bir insan
hakkı olduğu açıkça kabul edilmiş ve bunun doğal bir sonucu olan işsizliğe karşı korunma
hakkı da yine aynı maddede vurgulanmıştır. “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,
çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek,
işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için
gerekli tedbirleri alır.” (Anayasa 49.md.)
Eski hükümlü insanlar da diğer insanlar gibi çalışma hayatında yer almak
istemektedirler. Bu kişilere istihdam alanı yaratmak ve sosyal güvenlik haklarını adaletli bir
şekilde düzenlemek, onların hem kendileri ve aileleri hem de ülkeleri için sağlayabilecekleri
katkıyı doğru ve etkili değerlendirmek devletin ve insan kaynakları yönetiminin bir amacı
olmalıdır. Aksi takdirde eski hükümlülerin bir iş sahibi yapılarak topluma kazandırılmaması,
ekonomik ve toplumsal maliyetlerinin yanında, tekrar suç işlemelerini teşvik etme anlamına
gelmektedir (Freudenberg, and others,2005; aktaran Kavi ve Altun,2010: 453). Ayrıca sosyal
dışlanmanın en önemli nedenleri arasında yer alan işsizlik; küresel, kalıcı ve yaygın bir sorun
haline gelmiştir. Bu nedenle günümüzde ve gelecekte de, gerek AB ülkeleri açısından gerekse
diğer ülkeler açısından sosyal aktörlerce tartışılan bir kavram olmaya devam edecektir. Çünkü
sosyal politika alanında karşılaşılan önemli sorunlar, dışlanma ile mücadele için yeni sosyal
politikaların geliştirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır (Şahin, 2009: 21). İşsizliğin
“normal“ insanlar için bile bu kadar sıkıntılı olduğu günümüzde eski hükümlüler mevcut
durumlarından dolayı bu baskıyı daha yoğun ve derin hissetmektedirler.
Özellikle eski hükümlüler açısından bakıldığında suçun mükerrer hale gelmesinin
altında yatan nedenlerin başında istihdam edilmemenin yarattığı büyük sorunlar gelmektedir.
Uzun süreli işsizlik olgusu, bireylerin üretkenliklerini, bilgi ve becerilerini yitirmelerine,
fiziksel, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmaması nedeniyle fiziksel ve psikolojik
rahatsızlıklardan zarar görmelerine neden olmaktadır. Çok fazla boş zamana sahip olma ve
ileride de iş bulamayacağı için uzun süreli boş zamana sahip olma düşüncesi, zamanın etkin
kullanılmasını da engelleyecek, bireyler kendilerini daha da sıkıntılı hissedeceklerdir.
Dolayısıyla, insanlara ve kurumlara güvenleri zedelenen kişilerin toplumla bütünleşmesi
oldukça zorlaşacaktır. Kendisine öz saygısını yitiren, çevresindekilere güvenmeyen bireyler
suça meyilli hale gelebilecektir. Çünkü işsizler sadece gelirden yoksun değil, aynı zamanda
toplumdaki normal etkinliklerden de yoksun kalmaktadırlar (Şahin,2009: 33-34).
Ceza evine giren birey ceza evinden çıktıktan sonra, yasalara uyma yönünde pratikler
sergilemeye çalışsa bile ceza evine girmeden önceki statüsünü ve konumunu elde etmesi güç
olmaktadır. Özellikle, iş bulmada karşılaşacağı sıkıntılar, kendisine güvenilmemesi veya
onunla çalışmak istenmeyişi gibi faktörler, onu bazı hukuk dışı eylemlere yeniden
yöneltebilir. Bu durum da, suçluların cezalandırılmalarının tek alternatifinin, cezaevi veya
hapishane olmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hapishane veya hapsetme sonuçta
bireyleri toplumdan koparan ve topluma yabancılaştıran bir işlev görmektedir. Bu durum,
suçlunun topluma olan bağlılığını daha da zayıflatmaktadır. Bireyin toplumsal bağlılığının
zayıflaması ise bireylerin yeniden suç işlemelerinde etkili olabilmektedir. Görüldüğü gibi
hapsetme, bireylerin sosyal yaşama katılma fırsatını azaltmakta veya yok etmektedir
(Kızmaz,2007: 21 ).
Eski hükümlülerin toplum içerisindeki görevlerini yerine getirmelerinde, diğer
kişilerin onları başarısız olarak algılamaları fertler arasında huzursuzluklara yol açacak,
böylece eski hükümlülerin toplumdan dışlanmaları kolaylık kazanacaktır. Oysa eski
hükümlülerin işe yarama duyguları ile toplumda hak ve görevlerinin bulunduğu bilincinin
sağlanmasıyla topluma kazandırılmaları gerekmektedir. Böylece eski hükümlülerin çalışma
ortamına girmeleri, onların sosyal açıdan fark edilişlerine, topluma entegre olma fırsatlarına
kavuşmaya ve kendilerine olumlu bakılmasına neden olacaktır (Sayın, 1990,71; aktaran,
Koçak ve Altun, 2010: 7).
4.2. Suçun Maliyetleri
Suç sadece suçu işleyen kişilerin hayatını olumsuz bir şekilde etkilemez aynı zamanda
suçun bir takım toplumsal ve ekonomik maliyetleri de söz konusudur. Bu maliyetler ancak
bütüncül bir şekilde ele alındığında, suçun bireysel bir olgu olmadığı gerçeğini kavrayabiliriz.
Suçun topluma iki tür maliyeti söz konusudur. Bunlardan ilki suç sonrası ortaya çıkan
zarardır ki, bu toplumsal nitelik ağırlıklı bir zarardır. Suçun bu toplumsal nitelikli zararının
yanı sıra toplumda yaşayan bireylerin de zarar görmeleri söz konusu olabilir. Bu suç oluşturan
eylemin yaratmış olduğu bireysel zarardır. İkinci tür maliyet ise suçun yol açtığı toplumsal
zarardır ve suç işlendikten sonra suç failinin yakalanıp, yargılanıp, cezalandırılması ile suç
öncesi devletin önleme faaliyeti olarak yapmış olduğu giderleri kapsar (Sheley,1985,aktaran
Akıncı,2007: 53).
Suçun maliyeti her zaman para olarak ölçülemez. Suçun toplumda yaratmış olduğu
huzursuzluk ve sisteme olan inancın sorgulanmaya başlanmasının yaratmış olduğu toplumsal
zararın belirlenmesi çok zordur. Bunun yanı sıra, suç nedeni uğranılan kişisel zararlar, ortaya
çıkan veya çıkabilecek zararların giderilememesi olasılığı, suç işlenileceği korkusu gibi
psikolojik zararlarda hesaba katılırsa, suçun ortaya çıkardığı zararın toplamı, çok büyük
miktarları bulmaktadır (Akıncı, 2007: 53).
Sadece suçun meydana geldiği zamanki maliyetler değil suçun önlenmesi de bir takım
maliyetler yaratmaktadır. Bu maliyetlerin başında suç korkusu nedeniyle pek çok kişinin
toplumdan uzaklaşarak içine kapanmasıdır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan
bir araştırma Amerikan halkının %64'ünün herhangi bir suçun mağduru olmamak için geceleri
sokağa çıkmaktan kaçındıklarını ortaya koymaktadır. Aynı araştırmada her dört kişiden birinin
gece sokağa çıktığında yanına köpek, silah ya da düdük gibi bir şey, her üç kişiden birinin ise
başka bir kişiyi aldığını belirlemiştir. Evlerinin korunması için ise halkın %51'inin birden
fazla kilit, %15'inin alarm, %8'inin pencere demiri taktırdığını, %43 ila %52'sinin evde silah
bulundurduğunu, %44'ünün ise köpek beslediğini ortaya koymuştur. Öte yandan şehirde
yaşayanların önemli bir bölümü evlerinden taşınmaları için en başta gelen nedenin suç
korkusu olduğunu (%24) belirtmişlerdir. Kırsal yörelerde bu oran %30'dur (Sheley,
1985,aktaran Akıncı, 2007: 56-57). Yapılan çalışmada görüldüğü gibi suça maruz kalma
korkusu kişilerin daha çok önlem almasına sebep olmuştur. Bu gibi uygulamaların yerine
kişiyi suça iten sebeplerin araştırılıp kalıcı çözümler bulunması çok daha az maliyetle daha
büyük bir etki elde edilmesini sağlayacaktır.
Bunu yanında suç korkusu toplumsal dayanışmayı azalttığı gibi etiketlemeyi ve sosyal
dışlanmayı arttırmaktadır. Suç korkusu yabancılardan korkmayı, içe kapanmayı dolayısıyla
toplumsal birliği ve resmi olmayan sosyal kontrol mekanizmalarını zayıflatır. Bütün bunların
sonucunda toplumsal dayanışma çöker ve suçluluk daha da fazlalaşır. Zira insanların suç
korkusu ile toplumsal yaşamdan çekilmeleri ve kendilerini evlerine kapatmaları sokaklarda
suçlular için daha serbestçe faaliyet gösterebilecekleri bir alan yaratır. Nitekim insanların
birincil grup ilişkisi içinde bulunduğu ortamlardaki nüfusta yoğunluk azalması olması bu
mekânlardaki suç riskini arttırır (Sheley,1985; aktaran Akıncı, 2007: 57).
Suç korkusu nedeniyle sarf edilen paralar büyük meblağlara ulaşmaktadır. Örneğin
koruma görevlileri istihdam etmek, alarmlar ve diğer koruyucu önlemler kurdurmak ya da
sigorta için büyük paralar ödenmektedir. Bu yalnızca kişi ve özel kuruluşların sarf ettikleri
paraları ifade etmektedir. Öte yandan devlete ödediğimiz vergilerin önemli sayılacak bir
bölümü suçluları yakalama, kovuşturma, yargılama ve suçlulara hükmedilen cezaları infaz
etmeye harcanmaktadır(Akıncı, 2007: 58). Suçu önleme adına harcanan büyük paralar ülke
ekonomisinin bir gideri olarak görülür. Hâlbuki bunun yerine kişileri topluma kazandırıp
onları bir tehlike olmaktan çıkarmak daha kalıcı bir çözümdür.
5.Eski Hükümlülere Dönük Mesleki Eğitimin İstihdam ve Sosyal İçerme
Açısından Önemi
Eski hükümlü kişi topluma geri döndüğünde bu niteliğinden dolayı pek çok engelle
karşılaşır. Toplumda bu gibi kişilere karşı olumsuz bir yaklaşım olduğu ve bunun sosyal
yaşantılarını etkilediği bir gerçektir. Geçimini sağlamak için bir iş bulmak zorunda olan eski
hükümlünün toplumdaki olumsuz koşullandırmalardan dolayı bir iş bulamaması halinde
tekrar suç işleme olasılığı ortaya çıkmaktadır (Koçak ve Altun,2010:3). Bireyin işlediği suçun
cezasını çekmesi sonucu artık suçlu kimliğinden uzaklaşmasının toplumun kabul etmediği bir
gerçek olduğu araştırmalarla ve istatistikî verilerle ortaya konulmuştur. Hala suçlu
kimliğinden arınamamış bireylerin de tekrardan suçlu davranışını göstermesinin suçlu
tarafından haklı bir neden olmasını yadırgamamak gerekir. Suçun tekerrür olmasını engelleme
de en önemli faaliyetlerin başında iş olanağının sağlanması gelmektedir.
Mevzuat içerisinde hükümlülere yönelik koruyucu hükümlerin iki amacı vardır.
Bunlardan ilki, ülke iş gücünden en geniş biçimde yararlanmayı sağlamaktır. Diğeri ise,
hükümlüleri içinde bulundukları haysiyet kırıcı durumdan kurtarmak, onlara, çalışarak
geçimlerini sağlayabilme yolunu açmaktır. Ülkemizde sabıkasız olduğu halde iş bulamayan
ve işsiz kalan kimselerin mevcudiyeti, hükümlüler için iş bulmayı kolaylaştırıcı ve koruyucu
hükümlerin öngörülmesini haksız kılamaz (Langan, 2002 aktaran Koçak ve Altun,2010:7).
Dolayısıyla bu kesimlerin öncelikle topluma kazandırılması gerekir. Zira bir toplumda suça
sürüklenen veya suç işleyen bir kişinin kendi haline bırakılması, onlar için insanca
yaşayabilme imkânlarının oluşturulmaması, sosyal devlet düşüncesi ile bağdaşmaz (Erkul,
1976 aktaran, Koçak ve Altun,2010:7). Sosyal devlet olma anlayışı içinde gelişen bir
yapılanmada
eski
hükümlülere
yönelik
politikaların
ivedilikle
çözüm
getirilmesi
amaçlanmalıdır.
Ceza adaletinin temel amacı hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması ve tekerrürün
önlenmesidir.
Ceza
infaz
sistemi,
yeniden
sosyalleştirme
programlarının
suçtan
uzaklaştırmayı sağlayacak düzeye getirilmesini esas alır. Bu nitelikte bir infaz rejiminin
unsurları, ceza evinde çalışma, tekrar topluma katılmayı sağlayıcı eğitim ve alıştırma
tedbirleri ile yeniden sosyalleştirmedir. Yeniden sosyalleştirmenin en önemli konusu
hükümlülere yönelik eğitim öğretim programları ile meslek ve iş kazandırma faaliyetleridir.
Ceza infaz kurumlarında yürütülen mesleki eğitim ve işe alıştırma faaliyetinin tahliye
sonrasında eski hükümlünün istihdamıyla tamamlanması gerekir. Bununla birlikte, bir yandan
eğitim yetersizliği, diğer yandan toplum tarafından duyulan güvensizlik ve ön yargı nedeniyle
eski hükümlülerin istihdamları çok zor olmaktadır. Tekrar suça yönelmesi ihtimali büyük olan
bu kişilerin istihdamının sağlanması için yasal koruyucu tedbirlerin alınması sosyal devlet
ilkesinin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır (Engin, 2012: 3).
Ülkelerin gelişmesinde ve kalkınmasında sanayileşmenin temel unsuru olan bilgi, beceri
ve iş alışkanlıklarına sahip yüksek verimi gerçekleştirecek vasıflı insan gücünün yetiştirilmesi
gerekmektedir. Kalifiye elemanların bilgi ve becerisi, ekonomik başarının temelidir. Meslek
eğitimi özellikle iki amaca yöneliktir. Bir tarafta genç insanlara başarılı bir meslek yolu
hazırlamak, diğer yandan ekonomiye vasıflı eleman yetiştirmektir. Günümüz gelişmeleri,
insanın her zamankinden daha iyi bir şekilde belirli bir sistem ve plan içerisinde
hazırlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu durum, gelişen ve değişen ortama göre örgütlenmiş
kaliteli bir meslek eğitimini de beraberinde gerektirmektedir. Bu anlamda, sadece akademik
eğitim ile piyasanın ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman yetiştirilmesi söz konusu olamamaktadır.
Mesleki eğitim ise, bir kimsenin geçimini sağlamak için gerekli olan mesleki bilgi, beceri ve
davranışları kazandırır. Tüm gelişmiş ülkelerde hem okul esnasında, okul sonrasında ve hem
de hükümlülerin ceza infaz kurumlarındaki süreleri esnasında mesleki eğitim teşvik
edilmekte, istihdamın artırılmasında ve sosyal meselelerin azaltılmasında lokomotif olarak
değerlendirilmektedir (Finn, 1997,aktaran, Koçak ve Altun, 2010:9). Mahkûmiyet sırasında
yaşanan zorluklar sonrası (psikolojik, ekonomik vb.) eski hükümlünün iş sahibi olması onun
motivasyonu üzerinde de olumlu etkiye sahip olacaktır. Edineceği mesleki başarı eski
hükümlü için hem iş ortamında hem de sosyal çevresindeki yaşamında pozitif bir sürecin
gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Dünya’da özellikle gelişmiş ülkelerde, hükümlülere verilen mesleki eğitimler 3’e
ayrılmaktadır. İlki, infaz kurumunda değerlendirilecek becerilerin kazandırılmasıdır. İkincisi
ise, kısa süreli mesleki eğitim programları ve sonuncusu ise, hükümlülük sonrasında kısa
sürede iş bulacakları becerilerin kazandırılması şeklinde olmaktadır. Bushway çalışmasında,
bu eğitimlere katılmayanların katılanlara oranla tekrar ceza infaz kurumuna gelme oranlarının
% 20 daha fazla olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Bushway’in yaptığı saha çalışmasında,
eğitim programlarına katılanların büyük çoğunluğunun iş bulduklarını ve tekrar ceza infaz
kurumuna gelmedikleri görülmüştür (Bushway, 2003,aktaran, Koçak ve Altun, 2010: 9).
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki mesleki eğitim becerisi kazandırılmış eski hükümlülerin
suça tekrardan yönelmeleri, bu becerileri kazanmayanlara göre nispi oranda daha az
olmaktadır. Ayrıca istihdam sürecinde uygulanacak olan sosyal politikalarla bu oranın daha
da azalacağı varsayımına ulaşmamız mümkündür.
Çalışma, sosyal, ekonomik, biyolojik ihtiyaçların karşılanması açısından kişinin
toplum içinde hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan en temel ihtiyaçların başında gelir.
Bu temel ihtiyacın karşılanmaması durumunda kişi hem öz varlığını tehdit altında hissedecek
hem de ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduğu bireylerin sorumluluğu altında ezilecektir.
Belirli bir iş alanında istihdam edilebilmek sadece eski hükümlülerin yaşadığı bir sorun
olmaktan çıkmıştır. İstihdam sorunu ülkemizde giderek artan temel problemlerden biri haline
gelmiştir. Bununla beraber yapılan istihdam politikaları daha çok işsizlik sürecini bir
süreliğine idame ettirebilmek için düzenlenen politikalar olmuştur. Ülkemizde işsizliğin
sayısal değerinin normallerin üzerinde seyretmesi, hal böyleyken eski hükümlülerin işsizlikle
mücadelesini daha da güçleştiren bir durum haline gelmiştir. Toplumdaki ön yargılar, eski
hükümlülerin tahliye olduktan sonra ekonomik, sosyal hayata katılımlarını sağlamada
birtakım engellemelere yol açmıştır. Bu sebeple devlet tarafından sosyal devlet anlayışı ile
tahliye sonrası için eski hükümlülere yönelik sadece psiko-sosyal desteğin sağlanmasının
yanında, istihdam politikalarının da düzenlenmesi gerekliliği kaçınılmaz görünmektedir. Daha
önce var olan özel sektörde eski hükümlü çalıştırmaya yönelik yasanın da eski hükümlü
aleyhine değiştirilmesi yani özel sektörde eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun
kaldırılması sosyal politika bağlamında bir boşluk oluşturmuştur. Bu boşluğun doldurulması
yeniden yapılacak bir düzenlemeyle sosyal bir gerekliliğin göz ardı edilmemesini
sağlayacaktır. Ayrıca topluma kazandırılmayan bireylerin toplumsal düzeni bozacak sapma ve
suç davranışlarına yönelmeleri sonucu sosyal bir problem olarak daimi bir süreci beraberinde
getirecektir. Bu konuda ıslah amaçlı kurulan kurumların başında gelen Denetimli Serbestlik
Kurumu eski hükümlülerin topluma yeniden uyumunu kolaylaştırmak ve hükümlülük süreci
ve tahliye sonrasında mesleki eğitim olanaklarını sağlamak amacıyla birçok faaliyette
bulunmuştur ve bu faaliyetlerini günümüzde de devam ettirmektedir.
5.1.Denetimli Serbestlik ve Koruma Kurulu Hizmetleri
Sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak devlet suçun azaltılması, önlenmesi ve
suçun sonuçlarına ilişkin bir takım mağduriyetleri gidermek adına düzenlemeler ve
uygulamalar yapmaktadır. Bu uygulamaların bir tanesi de “Denetimli Serbestliktir”. Genel
anlamda denetimli serbestlik; şüpheli, sanık ve hükümlülere belirli yükümlülükler yüklenerek
toplumla bütünleşmesi amacıyla oluşturulmuş her türlü hizmet, program ve kaynakların
sağlandığı toplum temelli bir uygulamayı ifade etmektedir.
Denetimli Serbestlik (DS), hapis ile tecrit modeline alternatif daha çağdaş ve ülke
ekonomisine ekonomik ve sosyal yararı olan, suça sürüklenen çocukları, şüphelileri, sanıkları,
tanıkları, mağdurları, eski hükümlüleri ve hakkında tedbir bulunan çocuk ve yetişkinleri
topluma kazandırma projesidir (Özkaya,2010:1.).
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı Denetimli
Serbestlik sistemini düzenleyen bir kanun bir de yönetmelik söz konusudur. 5402 sayılı
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği ile
Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı, Denetimli Serbestlik Müdürlükleri, Denetimli
Serbestlik Hizmetleri Danışma Kurulu ile Koruma Kurullarının teşkilat, görev, yetki, çalışma,
toplantı usul ve esaslarını düzenlenmiştir.
Denetimli serbestlik kurumunun eski hükümlülere dönük faaliyetlerini “Koruma
Kurulları” üstlenmiştir. Bu çerçevede, bu kurullarının amacı; suçtan zarar görenler ile ceza
infaz kurumundan salıverilen hükümlülerin, topluma uyumunu kolaylaştırmak için onlara
geçici ayni veya nakdi yardımlar ile eski hükümlülere iş sağlamak veya kendi işlerini
kurmalarına yönünde meslek edindirme faaliyetlerinde bulunmaktır. Dolayısıyla, burada eski
hükümlülerin girişimciliğe yönlendirilmesine vurgu yapılmaktadır.
Koruma Kurullarının görev ve sorumlulukları, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik
Hizmetleri Kanununun 16 ve 17nci maddelerinde; 05.03.2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî
Gazetede yayımlanan Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 115nci maddesinde
düzenlenmiştir.
Koruma
Kurulları
adalet
komisyonunun
bulunduğu
yerlerdeki
Cumhuriyet
Başsavcılığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Kurulun başkanı Cumhuriyet Başsavcısı veya
görevlendireceği Cumhuriyet Başsavcı vekili ya da Cumhuriyet Savcısıdır. Cumhuriyet
Başsavcısı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri iki yıldır. Görev süresi sona eren üye
yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir sebeple ayrılan üyenin yerine yeni üye
görevlendirilir. Bu üye ayrılan üyenin görev süresini tamamlar. Cumhuriyet Başsavcısının
onayı ile koruma kurulları üyeleri dışında kişi ve kurumların temsilcileri kurulları
toplantılarına katılımcı olarak davet edilebilir veya katılımcı olarak katılmayı isteyenlerin de
talepleri kabul edilebilir. Koruma kurullarının yazı işleri hizmetleri, Denetimli Serbestlik
Müdürlüğünce yürütülür.
Koruma Kurulu Başkanlığı Cumhuriyet Başsavcılığınca her yılın Ocak ayı içerisinde
koruma kurulu oluşturulur. Koruma Kurulunun üyeleri Cumhuriyet başsavcısı veya
görevlendireceği Cumhuriyet başsavcı vekili ya da Cumhuriyet savcısının başkanlığında
aşağıdakilerin katılımı ile oluşur:
a) Baro temsilcisi.
b) Belediye başkanı veya görevlendireceği yardımcısı.
c) Cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenecek bir ceza infaz kurumu müdürü.
ç) Denetimli serbestlik müdürü.
d) Millî eğitim müdürü.
e) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı il veya ilçe müdürü.
f) Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı temsilcisi.
g) Teşkilatı bulunan yerlerde Türkiye İş Kurumu müdürü.
ğ) Ziraat ve Halk Bankası müdürleri.
h) Ticaret ve sanayi odaları, ziraat odaları, borsalar, esnaf ve sanatkârlar birliği
yöneticileri.
ı) Kamuya ait fabrikaların yönetici seviyesindeki temsilcileri.
i) Kamuya yararlı dernek veya vakıfların yönetici seviyesindeki temsilcileri.
j) Özel bankaların yönetici seviyesindeki temsilcileri.
Ayrıca ilgili kurulların görevleri şu şekilde sıralanabilir:
1) Mağdurların suç nedeniyle karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunlarının
çözümünde bu kişileri ilgili kurum ve kuruluşlara yönlendirmek.
2) Ceza infaz kurumundan salıverilen hükümlülerin meslek veya sanat edinmelerinde,
iş bulmalarında, bir meslek veya sanat sahibi olanlar ile tarım işletmeciliği yapmak
veya işyeri açmak isteyenlere araç ve kredi sağlanmasında bu kişileri ilgili kurum ve
kuruluşlara yönlendirmek.
3) Müdürlükçe hazırlanacak mesleki eğitim projeleri ile başvuru sahibinin kendi işini
kurma projelerini karara bağlamak, yürütülen projeleri izlemek ve bitirilen
projelerin sonuçlarını değerlendirmek.
4) Mağdurlar ile ceza infaz kurumundan salıverilenlerin öğrenimlerine devam
etmelerini sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almak ve bu konuda müdürlük
tarafından hazırlanan projeleri görüşmek ve karara bağlamak.
5) Ceza infaz kurumundan salıverilenlerin aileleri ve sosyal çevreleriyle oluşabilecek
psiko-sosyal sorunlarının çözümüne yardımcı olmak.
6) Müdürlük tarafından denetim ve takibi yapılan denetimli serbestlik kararlarının
yerine getirilmesinde kurumlar arası işbirliği gerektiğinde müdürlüğe yardımcı
olmak.
7) İş arama izni verilen hükümlüleri çalışabilecekleri işler ve yerler konusunda
bilgilendirmek.
8) Hizmetler listesi ile kurumsal eğitimler ve programlar listesinin hazırlanması ve
güncellenmesinde müdürlüğe görüş ve öneride bulunmak.
9) Alınan kararların yürütülmesini temin etmek amacıyla kamu kurum ve kuruluşları,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan vakıf ve
dernekler ile uygun görülen gönüllü gerçek ve tüzel kişilerle işbirliği yapmak. (cte,
2014)
Günümüzde suça sürüklenmiş kişileri sadece hapis cezaları ile cezalandırmanın bir
sonuç doğurmayacağı anlaşılmıştır. Bu amaçla sosyal politika temelli uygulamalar geçerlik
kazanmıştır. Ancak bu düzenlemelerin mutlak anlamda bir sonuç verdiğini söylemek güçtür.
Bu durumun pek çok sebebe (ekonomik, psikolojik, sosyal ve kültürel) dayanıyor olması
çözümünü zorlaştırmaktadır. Pek çok faktörün bir bileşkesi olarak suç çözümsüz bir sosyal
sorun gibi karşımızda dursa da bütün kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve
özel sektörün birlikte ve bir arada yürüteceği faaliyetlerle bu sorun büyük ölçüde çözüme
kavuşacaktır.
5.2.Eski Hükümlülere İlişkin Ülkemizdeki Yasal Düzenlemeler
Geçtiğimiz yıllar içinde eski hükümlülerin istihdamına dönük yasal düzenlemelere
baktığımızda Türk iş hukukunda, İş Kanunlarında ve ilgili yönetmeliklerde bir takım
değişiklikler yapılmıştır.
4857 sayılı iş kanunumuzun 30.md’de yer alan “Özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru
çalıştırma zorunluluğu”nun bu anayasal gerekçeye dayanılarak düzenlendiği ifade edilebilir.
Bu maddeye göre, elli veya daha fazla işçi çalıştıran işverenlerin toplam oranı yüzde altı
olacak şekilde özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırması zorunludur ve özürlülerin
oranı toplam oranın yarısından az olamaz.” Denilmektedir (İş Kan. 30.md.2003;
aktaran,Bedük,2010: 81) .
4857 sayılı İş Kanununun eski hükümlülere ilişkin 30. maddesi 5763 sayılı Kanun ile
değiştirilmiştir. Yine 4857 sayılı İş Kanunu ile 854 sayılı Deniz İş Kanununda eski hükümlü
çalıştırılmaması halinde uygulanacak idari para cezaları da arttırılmıştır. Ayrıca, 24/3/2004
tarihli ve 25412 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Özürlü, Eski Hükümlü ve Terör
Mağduru İstihdamı Hakkında Yönetmelik” ile 28/4/2004 tarih ve 25446 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan “Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Yurt İçinde İşe Yerleştirme
Hizmeti Hakkında Yönetmelik” yürürlükten kaldırılmış, yerine “Yurtiçinde İşe Yerleştirme
Hizmetleri Hakkında Yönetmelik” (YİYHHY.md.22 (25/04/2009 tarih ve 27210 sayılı RG.)
yayınlanmıştır. En son 19/l0/2009 tarihinde “Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Eski Hükümlü
İşçi Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” (KKEHİAUH.Yönet.
19/09/2009 tarih ve 27354 sayılı RG.) çıkarılmış, “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında İşçi
Olarak İstihdam Edilecek Özürlü ve Eski Hükümlülere Uygulanacak Sınav Yönetmeliği ise,
yürürlükten kaldırılmıştır (KKEHİAUH.Yönet.md.22). (Bedük,2010:48)
Yapılan yeni düzenlemeler ile 50 veya daha fazla işçi çalıştıran özel sektöre ait iş
yerlerinde eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırılma zorunluluğu tamamen kaldırılmış,
sadece özürlü işçi çalıştırma oranı % 3 olarak hükme bağlanmıştır. Buna karşılık kamu iş
yerlerinde ise, % 4 özürlü ve % 2 eski hükümlü işçiyi çalıştırma uygulaması benimsenmiştir.
Mevzuatta yapılan bu değişiklikler sonucu eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu özel kesim
işverenlerinin üzerinden kaldırılmış, ancak bu yükümlülüğün sosyal devlet ilkesi gereği, kamu
kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi öngörülmüştür
(Bedük,2010: 81).
2. BÖLÜM
1.ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ
1.1.Araştırmanın Amacı
Suç, toplumsal bir olgudur; birlikte yaşamanın getirdiği en önemi sorunlardan birisidir.
İnsanın bir arada yaşama ihtiyacının bir sonucu olarak suçun tamamıyla ortadan kaldırılması
söz konusu değildir. Ancak suç oranlarının azaltılması için genel olarak devlet
mekanizmasının özel olarak da kişilerin üzerine düşen sorumluluklar vardır.
Suç toplumsal yaşamın önemli bir değişkeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Suça
sürüklenen kişilerin işledikleri suçun cezasının infazından sonra bile toplum kişileri farklı
yollarla ''infaz'' etmektedir. Halk arasında “sabıka” olarak bilinen adli sicil ve dosya sicil
kaydı bu kişilerin ömür boyunca karşılarına çıkmaktadır.
Sosyal devlet, yapısı gereğince devlet dezavantajlı gruplara bir takım ayrıcalıklar
vermektedir. Özellikle 2008 yılında yürürlükten kaldırılan eski hükümlülerin istihdamına
yönelik yasa böyle bir nitelik taşımaktaydı.
Bu çalışmada, yasadan sonra, özel sektörün eski hükümlü kategorisinde yer alan
kişilerin istihdamını nasıl gerçekleştirdiği ya da eski hükümlüleri hangi koşullarda istihdam
edeceğinin bilgisine ulaşmak amaçlanmıştır.
1.2.Araştırmanın Sınırlılıkları
Araştırma içinde en önemli sınırlılık işletmelerin sanayi, hizmet ve tarım olarak
kategorize edilememesidir. Çünkü bu işletmeler aynı anda pek çok iş kolunda faaliyet
yürütmektedir. Büyük ve orta ölçekli bu işletmelerin iş tanımlamaları içerisinde aynı anda pek
çok iş kolunun bulunması kategorizasyonu zorlaştırmıştır. Ayrıca daha ayrıntılı bir alt dağılım
içinde homojen bir iş tanımlaması söz konusu değildir.
1.3.Araştırmanın Evreni
Araştırmanın evrenini Mersin ilinde yer alan ticaret, sanayi, tarım ya da hizmet
sektörleri farkı göz edilmeksizin bütün işletmeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini
Mersin ili içinde yer alan 50 ve üzeri işçi istihdam eden işletmeler oluşturmaktadır. Bu amaçla
özellikle Mersin ekonomisinin can damarları olan serbest bölge ve organize sanayi bölgesine
ayrıca önem verilmiştir.
1.4.Araştırmanın Veri Toplama Teknikleri
Araştırmada tespit edilen örneklemin sınırları içerisinde tesadüfî örnekleme tekniği
kullanılarak Mersin ili içerisinde 50 üstü sayıda işçi istihdam eden 75 işletmenin işverenleri
ya da personel müdürleri ile görüşme yapılmıştır. Konuya uygun hazırlanan anket formları
görüşmeler sırasında uygulanmıştır. Ortalama olarak yarım saat süresince uygulanan
anketlerde tutum ve bilgi ölçen sorular sorulmuştur. Uygulanan ankette hem yapılandırılmış
(sistematik- kapalı uçlu) sorulara, hem de yapılandırılmamış (sistematik olmayan-açık uçlu)
sorulara yer verilmiştir. Ayrıca konunun içeriğine uygun olarak literatür taraması yapılmıştır.
2.VERİ ANALİZİ
Anket tekniği kullanılarak elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS programı ile
analiz edilmiştir.
Araştırma süresince toplam 75 firmanın sahipleri ya da personel müdürleri ile
görüşülmüştür. Firmaların toplam işçi sayıları aşağıdaki grafikte verilmiştir.
Grafik 1:Firmaların Toplam İşçi Sayısı
5,33%
n=4
5, 33%
n=4
6, 67%
n=5
50-99
100-199
200-299
300-399
400+
28, 00%
n=21
54, 67%
n=41
n: kişi sayısı
Araştırmada görüşülen firmaların en büyük dilimini (%54,67’si) 100-199 arasında işçi
çalıştıranlar oluşturmuştur. İkinci büyük dilimi ise %28’lik oran ile 50-99 arasında işçi
çalıştıran firmalar oluşturmaktadır. Bu firmaların daha önce eski hükümlü istihdam edip
etmediği aşağıdaki grafikte görüldüğü gibidir.
Grafik 2: İşletmenin Önceden Eski Hükümlü İstihdam Edip Etmediği
Evet
Hayır
44, 00%
n=33
56, 00%
n=42
n: Kişi sayısı
Görüşülen kişilerin büyük çoğunluğu (%56’sı) daha önce eski hükümlü istihdam
ettiğini belirtmiştir. Ancak 2008’de yürürlükten kaldırılan yasanın bu oran üzerinde önemli
bir etkisi olduğu söylenmelidir. Görüşülen kişilerin bir bölümü, yasanın halen yürürlükte
olduğunu düşünerek eski hükümlü çalıştırdıklarını beyan etmişlerdir. Yani bu bilgiye sahip
olmayan kimseler kendi rızaları ile değil yasal bir zorunluluk olarak eski hükümlü istihdam
etmektedirler. Bunun yanında yasal düzenlemeleri oldukça yakından takip eden işletmeler de
vardır. Daha önce eski hükümlü çalıştırmanın yasal zorunluluk olması ve yasaya uyulmadığı
takdirde cezai yaptırımlar uygulanması işverenlerin yasal düzenlemeleri takibi konusunda
oldukça etkilidir.
Bu firmaların bugüne kadar toplam eski hükümlü istihdam etme
durumlarını gösterir grafik aşağıdadır.
Grafik 3: Bugüne Kadar İstihdam Edilen Toplam Eski Hükümlü Sayısı
18, 60%
n=8
4, 65%
n=2
Yok
1-3
4-6
7-9
10 ve üstü
6, 98%
n=3
13, 95%
n=6
55, 81%
n=24
n:Kişi sayısı
Bu soruya cevap veren toplam 43 kişinin %4,65’i (2 kişi) daha önce hiç eski hükümlü
istihdam etmediğini; %55,81'i (24 kişi) 1-3 kişi, %13,95'i (6 kişi) 4-6 kişi, %6,98'i (3 kişi) 79, kişi %18,6'sı (8 kişi) 10 ve üzerinde eski hükümlü istihdam ettiğini ifade etmiştir. Bu grafik
incelendiğinde eski hükümlü istihdam etme açısından en yüksek yüzdeliğin 1-3 kişi istihdam
eden firmalardan oluşmasının temel nedeni bu çalışmada görüşülen firmaların büyük
çoğunluğunun 100-199 aralığında kişi çalıştırmalarıdır. 2008’de yürürlükten kaldırılan özel
sektörde eski hükümlülerin istihdamına ilişkin yasa 50 ve üzeri işçi çalıştıran işletmeler için
%2 oranında eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu getirmiştir. Bu oran da 50 işçi çalıştıran
firmada 1 eski hükümlünün yasal zorunluluk olarak çalıştırılması demektir. 100-199
aralığında işçi istihdam eden işletmeler için 1-3 kişi aralığı yasal zorunluluktur. Bugüne kadar
toplam eski hükümlü istihdamını 10 kişiden fazla olarak belirten kuruluşlar süre bakımından
daha eski kuruluşlardır.
Tablo 1: Görev süresi içinde eski hükümlü istihdam edilip edilmediğinin görev süresi ile karşılaştırılması
Bulunduğunuz görev
1 yıldan
1-3 yıl
4-6 yıl
7-9 yıl
10 yıldan
az
Görev suresi içinde eski
Evet
Sayı
Toplam
fazla
3
5
7
11
16
42
33,3%
29,4%
50,0%
68,8%
84,2%
56,0%
6
12
7
5
3
33
66,7%
70,6%
50,0%
31,3%
15,8%
44,0%
9
17
14
16
19
75
100,0%
100,0%
100,0%
100,0%
100,0%
100,0%
hükümlü istihdamı
%
Hayır
Sayı
%
Sayı
Toplam
%
Tabloya göre, 10 yıldan fazla çalışanların %84,2'si, 7-9 yıl arasında çalışanların
%68,8'i eski hükümlü istihdam ederken, 4-6 yıl çalışanların %50,0'si, 1-3 yıl çalışanların
%29,4'ü ve 1 yıldan az süredir çalışanların %33,3'ü eski hükümlü istihdam ettiğini ifade
etmiştir. 2008’de yürürlükten kaldırılan yasa hesaba katıldığında eski hükümlü istihdam eden
işverenlerin sayısının yasadan sonra (6 yıl) azaldığı görülmektedir. Özellikle görev süresi altı
yılın altında olan işveren ya da personel müdürlerinin büyük çoğunluğu eski hükümlü
istihdam etmediklerini bildirmişlerdir. Bu da gösteriyor ki yasa önemli bir faktördür ve eski
hükümlü istihdamının arttırılmasında işlevsel olmuştur. Buna rağmen yasa süresince
çalıştırdığı eski hükümlü işçileri yasa değiştikten sonra çıkartan firmaların sayısı oldukça
azdır. Aşağıdaki grafikte bu durumun oranları verilmiştir.
Grafik 4: Yasa Kapsamında İstihdam Edilen Eski Hükümlülerin Yasa Sonrasında İşten Çıkartılma
Durumları
10, 87%
n=5
Evet
Hayır
89, 13%
n=41
n: kişi sayısı
Eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna ilişkin yasa değiştikten sonra eski
hükümlülerin işine son verip vermedikleri sorusuna cevap veren 46 işverenin %10,87’si (5
kişi) yasa kapsamında eski hükümlü istihdam edip yasal zorunluluk ortadan kalktığında bu
kişilerin işine son verdiğini beyan etmiştir. Ancak büyük çoğunluk %89,13'ü (41 kişi) yasa
kapsamında istihdam ettiği eski hükümlüleri yasal zorunluluk ortadan kalktıktan sonra da
istihdam etmeye devam ettiğini bildirmiştir.
Grafik 5: İşletmelerde Halen Çalışmaya Devam Eden Eski Hükümlü Sayısı
İşçi sayısı
2, 27%
n=1
Yok
1-3
7-9
43, 18%
n=19
54, 55%
n=24
n: Kişi sayısı
İşletmelerde halen çalışmaya devam eden eski hükümlü sayısına baktığımızda soruyu
cevaplandıran toplam 44 kişinin %54,55’i (24 kişi) 1-3 kişi aralığında eski hükümlünün
çalışmaya devam ettiğini bildirmiştir. Çalışmaya halen devam eden eski hükümlü işçi sayısını
7-9 kişi aralığında belirten sadece bir firma vardır. Soruyu cevaplandıran 44 kişiden %43,18’i
(19 kişi) eskiden eski hükümlü çalıştırsa da hali hazırda eski hükümlü istihdam etmediğini
söylemiştir.
Görev süresi içinde eski hükümlü istihdam eden personel müdürü ya da işverenlerin
eski hükümlünün performans düzeyinden memnun olup olmadığına baktığımızda aşağıdaki
grafik karşımıza çıkmaktadır.
Grafik 6: Eski Hükümlünün İş Performansından Memnunum
4, 44%
n=2
Kesinlikle katılıyorum
Katılıyorum
Kararsızım
Katılmıyorum
Kesinlikle katılmıyorum
15, 56%
n=7
46, 67%
n=21
11, 11%
n=5
22, 22%
n=10
n:Kişi sayısı
Eski hükümlü istihdam eden işletmelere eski hükümlünün performans düzeyinden
memnun olup olmadıkları sorulduğunda büyük bir çoğunluğu (%68,89’u) memnun olduğunu
beyan etmiştir. Bu açıdan bakıldığında eski hükümlülerin işe alınmasının önünde engel olan
başka sebeplerin varlığı söz konusu olmaktadır. Yani, işverenlerin eski hükümlülere yönelik
yaklaşımları büyük oranda eski hükümlünün profesyonel anlamda mesleğini icra edememeleri
ile ilgili değildir. Damgalanan eski hükümlüler kalifiye eleman olsalar da iş bulmakta
zorlanmaktadırlar. Ayrıca eski hükümlülerin performans düzeyinden memnun olduklarını
belirten işverenlerin büyük çoğunluğu eski hükümlü istihdamının gerekli olduğuna dair görüş
bildirmişlerdir. Yani eski hükümlülerin performans düzeyinden memnun olan işverenler,
diğer işverenlere göre eski hükümlülerin istihdamına daha ılımlı yaklaşmaktadırlar.
Tablo 2: Eski hükümlülerin işten çıkarılma sebepleri
Yanıtlar
N
Yüzde
%
İşten çıkarılma sebepleri
Hal ve davranış
5
9,8
Kalifiye eleman olmaması
2
3,9
22
43,1
Emeklilik/ölüm
3
5,9
Disiplinsizlik
3
5,9
Uyum sorunları
4
7,8
Sucun tekrarı /hapis
1
2
11
21,6
51
100
Kendi rızası
İsten çıkarılmadı
Toplam
Hali hazırda veya öncesinde eski hükümlü istihdam ettiğini beyan etmiş ve bu soruyu
cevaplamış 44 kişiye eski hükümlülerin işten çıkarılma sebepleri soruldu ve birden fazla
seçenek işaretleyebilecekleri bildirildi. Yanıtların frekans tablosu yukarıda görüldüğü gibidir.
Tabloya göre eski hükümlülerin işten çıkarılmasından ziyade kendi istekleri ile işten çıktıkları
belirtilmiştir. İkinci olarak sık verilen cevap kişilerin işten çıkarılmadığı hali hazırda işe
devam ettikleri ya da emekli olarak işten ayrıldıkları cevapları verilmiştir. Tabloda dikkatle
üzerinde durulması gereken bir diğer şey sadece bir kişinin suçun tekrarı ile eski hükümlüyü
işten çıkardığı görülmektedir. Bu çalışmanın yapıldığı 75 firmanın içinden sadece 1 firmanın
suçun tekrarı nedeniyle eski hükümlüyü işten çıkardığı değerlendirildiğinde eski hükümlünün
tekrar suç işleme potansiyeli meselesinin düşünüldüğü kadar yaygın olmadığı söylenilebilir.
Hem geçmişte hem de şimdi eski hükümlü istihdam eden işletmelerin sahiplerine ya
da personel müdürlerine eski hükümlüde gözlenen olumlu özellikler sorulmuştur. Yanıtlar
aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 3:Çalışan eski hükümlünün olumlu özellikleri nelerdir
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Olumlu özellik
Azim/özveri
16
25
Disiplin
13
20,3
6
9,4
15
23,4
3
4,7
11
17,2
64
100
Uzmanlık
Uyum
Kuruma bağlılık
Yok
Toplam
Bu soruyu yanıtlayan toplam 45 kişiye bir veya birden fazla seçeneği
işaretleyebilecekleri yukarıdaki soru sorulmuştur. Yukarıdaki tabloda verilen yanıtların
frekansı verilmiştir. Buna göre eski hükümlü çalışanlarda en çok gözlenen özellik azim/özveri
iken en az gözlenen olumlu özellik olarak kuruma bağlılık işaretlenmiştir. Ayrıca eski
hükümlülerde olumlu bir özellik olmadığını belirten cevapların oranı %17,2’dir.
Tablo 4:Çalışan eski hükümlünün olumsuz özellikleri
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Olumsuz özellik
Hal ve davranış bozuklukları
12
20,7
5
8,6
11
19
Kalifiye eleman olmaması
6
10,3
İçe kapanık
4
6,9
20
34,5
58
100
Disiplinsizlik
Uyum sorunları
Yok
Toplam
Aynı şekilde eski hükümlü çalışanların olumsuz özellikleri sorulduğunda yukarıdaki
tablo ortaya çıkmıştır. Kişilere olumsuz özellikler sorulmuş ve bir veya birden fazla yanıt
vermeleri istenmiştir. Verilen yanıtların frekanslarına bakıldığında olumsuz özellik
olmadığına dair verilen yanıt çoğunluktadır (%34,5). Bunun yanında eski hükümlü işçilerde
gözlenen olumsuz özelliklerin başında hal ve davranış bozuklukları gelmektedir. İkinci sırada
uyum sorunları karşımıza çıkmaktadır. Cevaplar açısından herkesin uzlaştığı bir olumsuz
özellik yoktur cevaplar farklılık göstermektedir.
Tablo 5:Hangi suçtan hüküm giymiş kişileri işe almak istemezsiniz?
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Hangi suç
Total
Hırsızlık
56
23,9
Madde kullanımı ve satımı
21
9
Cinsel suçlar
65
27,8
Cinayet
30
12,8
Yaralama
10
4,3
Kaçakçılık
16
6,8
Dolandırıcılık
19
8,1
Terör
17
7,3
234
100
İşverenler ve personel müdürleri işe alım yetkisine sahip olmaları bakımından
önemlidir. Bu kişilere hangi suçtan hüküm giymiş kişileri işe almak istemedikleri
sorulduğunda cevaplar arasında cinsel suçların %27,8'le en çok işaretlenen seçenek olduğu
görülmüştür. Her suç belli bir cezayı hak etse de toplum gözünde bazı suçlar daha kritik bir
noktada konumlandırılmaktadır. Cinsel suçlar bu kapsamda değerlendirilen suçların başında
gelmektedir. Görüşmeciler de cinsel suç işlemiş kimseleri işe almak istemediklerinin üzerinde
önemle durmuşlardır. İkinci sırada 23,9'la hırsızlık gelmektedir. Bütün işletmelerin önce para
temelli bir kuruluş olduğunun kabul edersek durumu anlamak kolaylaşacaktır. Gözlemler
neticesinde hırsızlık suçundan hüküm giymiş kimselerin, işe alınması durumunda işveren ya
da personel müdürlerinin müessesenin zarara uğrayacağı kaygısını taşıdıkları yönünde bir
görüşe ulaşılmıştır.
Bu suçların ayrı ayrı dağılımlarına bakacak olursak;
Grafik 7: Hırsızlık
Hırsızlık
İşe almam
İşe alırım
25, 33%
n=19
74, 67%
n=56
n:Kişi sayısı
Görüşülen 75 kişiden %74,67’si hırsızlıktan hüküm giymiş kişileri işe almayı tercih
etmeyeceğini bildirmiştir. Geri kalan %25,33’lük kesim hırsızlık seçeneğini işaretlememiştir
yani hırsızlık suçu ile hüküm giymiş kimseleri dahi uygun koşullarda istihdam
edebileceklerini bildirmişlerdir.
Grafik 8: Cinsel Suçlar
Cinsel suçlar
13, 33%
n=10
İşe almam
İşe alırım
86, 67%
n=65
n:Kişi sayısı
Cinsel suç işlemiş kimselere ilişkin büyük bir ön yargı söz konusudur. Bu kimseleri işe almak
istemediğini belirten kişilerin oranı %86,67’dir. Bu suçtan hüküm giymiş eski hükümlüleri işe
alabileceğini belirtenlerin sayısı %13,33’tür.
Grafik 9: Yaralama
13, 33%
n=10
Yaralama
İşe almam
İşe alırım
86, 67%
n=65
n:Kişi sayısı
Bu soruya cevap veren kişilerin işe alma konusunda en az tedirgin oldukları suç
yaralamadır. Buna göre yaralama suçu ile hüküm giymiş eski hükümlüleri işe alırım
diyenlerin oranı %86,67 iken işe almam diyenlerin oranı %13,33’tür.
Grafik 10: Eski hükümlüler istihdam edilmelidir.
5, 33%
4, 00% n=4
n=3
Kesinlikle katılıyorum
Katılıyorum
Kararsızım
Katılmıyorum
Kesinlikle katılmıyorum
18, 67%
n=14
49, 33%
n=37
22, 67%
n=17
n: Kişi sayısı
İşverenlerin ya da personel müdürlerinin büyük bir bölümü (%72’si) eski
hükümlülerin istihdam edilmesi gerektiği konusunda fikir beyan etmişlerdir. Bu kişilerin
%9,33’lük bir kesimi eski hükümlülerin istihdamı konusunda olumsuz fikir beyan etmişlerdir.
Ancak eski hükümlülerin istihdam edilmesi konusunda olumlu fikir beyan edenlerin
işletmelerinde görev süreleri içinde eski hükümlü istihdam edip etmediklerini karşılaştırmak
yerinde olacaktır.
Tablo 6:Görev süresi içinde eski hükümlü istihdam etme durumları ile “eski hükümlü istihdam
edilmelidir” konusunda fikir beyan edenlerin karşılaştırılması
Görev suresi içinde
eski hükümlü
istihdamı
Evet
Hayır
İstihdam
edilmelidir
Kesinlikle katılıyorum
Sayı
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
Katılıyorum
Sayı
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
Kararsızım
Sayı
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
Katılmıyorum
Sayı
Total
25
12
37
59,5%
36,4%
49,3%
9
8
17
21,4%
24,2%
22,7%
6
8
14
14,3%
24,2%
18,7%
0
3
3
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
Kesinlikle
katılmıyorum
,0%
Sayı
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
Sayı
Toplam
%görev suresi
içinde eski
hükümlü
9,1%
4,0%
2
2
4
4,8%
6,1%
5,3%
42
33
75
100,0%
100,0%
100,0%
Tabloya bakıldığında görev süresi içinde eski hükümlü istihdam edenlerin %59,5’i
eski hükümlü istihdam edilmelidir ifadesine “Kesinlikle katılıyorum” şeklinde cevap
vermiştir. Yine görev süresi içinde eski hükümlü istihdam edenlerin %21,4’ü, eski hükümlü
istihdam edilmelidir ifadesine “Katılıyorum” şeklinde cevap vermiştir.
Görüşmecilere eski hükümlülerin özel sektörde istihdam edilebilmesi için ne gibi
koşulları yerine getirmesi gerektiği sorulmuş ve bir veya birden fazla seçenek işaretlemeleri
istenmiştir. 71 kişinin cevapladığı bu sorunun cevaplarının frekansı aşağıdaki tabloda
görüldüğü gibidir.
Tablo 7: Özel sektörde istihdam için hangi koşullar yerine getirilmeli?
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Özel
Meslek edindirme
57
33,5
Ayrıntılı rapor
20
11,8
Referans
23
13,5
Mesleki tecrübe
38
22,4
Deneme sureci
32
18,8
170
100
sektör
Toplam
Bu tabloya göre işverenler eski hükümlü istihdam etme koşulunu sağlama nedeni
olarak %33,5 oranında “meslek edindirme” seçeneğini öncelemişlerdir. Özellikle Türkiye’de
ara eleman sıkıntısının çok fazla yaşandığı göz önüne alınırsa eski hükümlülere meslek
edindirmenin önemi daha çok anlaşılacaktır. İkinci sırada ise %22,4'le “mesleki
tecrübe”seçeneği önem kazanmaktadır. Görüşülen kurumların kar amaçlı kurulan işletmeler
olduğu düşünüldüğünde kişinin mesleğini iyi yapıyor olması işletmenin karı açısından
anlamlıdır.
Tablo 8: Meslek/ Sanat
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Meslek
Tekstil teknolojisi
22
23,2
Makine teknolojisi
35
36,8
Tesisat teknolojisi
5
5,3
Yiyecek teknolojisi
4
4,2
Ahşap teknolojisi
4
4,2
Elektrik teknolojisi
17
17,9
İnşaat teknolojisi
4
4,2
Bilgisayar teknolojisi
4
4,2
95
100
/sanat
Toplam
İşverenlere meslek edindirme konusunda yaptıkları vurgudan dolayı hangi meslek
alanlarında eğitim verilmesi gerektiği sorulmuştur. Birden çok seçenek işaretlemeleri istenen
sorunun cevaplarının frekans değerleri yukarıdaki gibidir. Buna göre eğitim verilmesi gereken
alanların başında %36,8'le makine teknolojisi alanında yer alan meslekler gelmektedir . Bunu
%23,2’lik bir oranla tekstil teknolojisi alanında yer alan meslekler, %17,9’luk bir oranla
elektrik teknolojisi başlığı altında yer alan meslekler izlemiştir.
Tablo 9: Eski hükümlülerin özel sektörde istihdam edilebilmesi için devlet ne yapmalıdır?
Yanıtlar
N
Yüzde
%
Devlet
Teşvik
52
45,2
Mesleki kurslara devam
20
17,4
Devlet mekanizması
31
27
Psikolojik destek
5
4,3
Devlet istihdam etmeli
3
2,6
Yasal zorunluluk olmalı
4
3,5
115
100
tarafından kontrol
Toplam
İşverenlere devletin eski hükümlü istihdamını arttırmak konusunda neler yapabileceği
sorulduğunda en fazla %45,2 ile verilen cevabın teşvik olduğu görülmüştür. Yani işverenler
eski hükümlüleri işe almak karşılığında sigorta prim ödemesi, vergi indirimi, maaş desteği
gibi uygulamaların hayata geçirilmesini istemektedirler. İşverenlerin üzerinde çokça (%27)
durduğu bir diğer cevap devlet mekanizmasının eski hükümlüyü hükümlülük süresi dışında ve
bulunduğu yerde kontrol edilmesinin olanaklarını yaratmasıdır. Üzerinde durulan bir diğer
konu da bu kişilerin meslek edindirme kurslarına devamının sağlanması ve kalifiye eleman
haline getirilmelerinin yollarının aranmasıdır.
Grafik 11: Koruma Kurulu Referansı İle İşe Alırım Diyen İşveren Ya Da Personel Müdürlerinin Oranı
Koruma kurulu
Evet
Hayır
28, 38%
n=21
71, 62%
n=54
n:Kişi sayısı
Eski hükümlülerin özel sektörde istihdamı üzerinde önemle durulması gereken bir
diğer nokta Koruma Kurulu’nun uygulamaları ve referansıdır. Koruma Kurulu suça
sürüklenmiş kişilere ve suçun mağduru olmuş kimselere ayni, nakdi ve sosyal yardımlar
yapan bir kuruldur. Görüşmecilere bu kurulun referansı ile eski hükümlü istihdam edip
edemeyecekleri sorulduğunda büyük çoğunluk (%71,62) ihtiyaç dâhilinde alınabileceği
konusunda olumlu fikir beyan etmişlerdir. Geri kalan %28,38’lik kesim olumsuz fikir beyan
etmiştir. Olumsuz fikir beyan eden işletmeler genelde Türkiye çapındaki kurumsal firmalar ya
da daha önce eski hükümlüler konusunda olumsuz deneyim yaşayanlardır. Bu konuda
özellikle belirtilmesi gereken bir husus söz konusudur; bu olumlu cevaplar bazı koşullara
bağlanmıştır. İhtiyaç olması durumunda eski hükümlünün kalifiye eleman olması, tecrübeli
olması gibi koşullar öne sürülmüştür. Ayrıca bazı suçları işlemiş kişiler görüşmeciler
tarafından kesinlikle dışarıda bırakılmıştır. Aynı durum Mersin Ticaret ve Sanayi Odası
bünyesinde kurulacak ve içinde sadece eski hükümlü öz geçmişlerinin bulunacağı web
sitesinin kullanılıp kullanılmayacağına ilişkin soru için de geçerlidir.
Grafik 12: Mersin Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde kurulacak olan eski hükümlülerin öz geçmişlerinin
bulunacağı internet sitesinin kullanımına ilişkin sorunun cevapları
MTSO web
17, 33%
n=13
Evet
Hayır
82, 67%
n=62
n:Kişi sayısı
MTSO’nun eski hükümlülerin istihdamını kolaylaştırmak amacıyla oluşturacağı web
sitesinin kullanımına ilişkin soruya “evet” diyen 62 kişi bu cevabın nedeni olarak daha çok
MTSO'yu güvenilir bir referans olarak düşündüklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca sitede yer
alacak öz geçmişlerin siteye konulmadan önce belli bir elemeye tabi tutulması gerektiği
belirtilmiştir.
SONUÇ
Çalışma, tüm insanlar için bir haktır. Her birey toplumsal hayat içinde insanca
yaşamak ister ve bu yaşamı sürdürebilmek için de gerekli olan işle hayatını kazanma hakkına
sahip olmalıdır. Fakat eski hükümlülerin toplum içerisinde sürekli potansiyel suç unsuru ve
başarısız kişiler olarak algılanmaları onları çaresizliğe itecek ve yeni bir başlangıç yapma
umutlarını ortadan kaldıracaktır. Bu sebeple eski hükümlülerin topluma dahil olup
sosyalleşmeleri ve yeniden suç işlemek durumunda bırakılmamaları için onlara iş
imkanlarının sağlanması gerekmektedir.
Eski hükümlülerin istihdam edilmesi onları sosyal hayata entegre edecektir. Bunun
yanı sıra istihdam edilmelerinin ekonomik bir yanı da vardır. Eski hükümlüleri bilgi ve
becerileri dâhilinde üretime dahil etmek ve ekonomide edilgen bir durumdan etken bir
duruma taşımak hem kamu hem de özel sektörün ortak görevidir. Eski hükümlülerin kamuda
ya da özel sektörde istihdam edilmesiyle onları tüketici durumda olan bir nüfus olmaktan
çıkarıp, üretici hale getirmek toplumun genel refahının artmasına da katkıda bulunacaktır.
Aksi takdirde üretim sürecine dâhil olmayan ve sayıca fazla olan bu tüketici nüfusun hem
topluma hem de devlete maliyetleri büyük olacaktır. Bu sebeple suçun sebepleri arasında olan
fakirlik, eşitsizlik, eğitimsizlik gibi kaynağı ekonomik olan sebeplerin ortadan kaldırılmasına
dönük sosyal politikaların geliştirilmesi suçun ortaya çıkardığı ve toplumun bütün
kesimlerinin dolaylı da olsa etkilendiği maliyetlerin azaltılması konusunda uzun vadeli ve
kalıcı çözümler olacaktır.
Eski hükümlüler damgalanma ve sosyal dışlanma sebebiyle suça bulaşmamış
insanlardan çok daha fazla korunmaya ve istihdam edilmeye ihtiyaç duyarlar. Toplumun,
devletin ve eski hükümlülerin ortaya çıkabilecek sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya
kalmaması için eski hükümlülerin birçok yönden korunmalarına ihtiyaçları vardır. Böylesi bir
gerekliliğe rağmen genellikle sosyal dışlanmaya maruz kalan toplum içindeki bu sayıca
kalabalık nüfusun büyük bir kısmı yoksulluk içindedir. Hem ön yargılar nedeniyle toplum
içinde ötekileştirilen hem de ekonomi içinde üretici durumunda olabilmek için yeterli bilgi ve
beceri kazanamamış eski hükümlülerin çift yönlü dışlanmaları aileleri, toplum ve ekonomi
için kayıptır.
Suçunun cezasını çekmiş ceza evinde veyahut tahliye olduktan sonra iş sektörünün
ihtiyacına yönelik bilgi ve beceri kazanmış, meslek edinmiş ve hayatını bu meslekle idame
etmek isteyen eski hükümlülerin ön yargılar sebebiyle toplumsal hayat içinde yeniden
cezalandırılması yerine, onlara iş imkânları sunularak hem sosyal güvenlik riskleri karşısında
onların bir güvenceye sahip olmaları hem de toplumla bütünleşmeleri sağlanmalıdır. Bu
doğrultuda eski hükümlülerin istihdam edilme durumları yasal güvence altına alınmalı, engelli
çalıştırma zorunluluğun da olduğu gibi yeniden kamusal bir yükümlülük olarak
düzenlenmelidir. Eski hükümlülerin istihdam durumlarının yasal güvence altına alınması,
böylesi bir yükümlülüğün amacının daha hızlı gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Eski hükümlüler bir işe girmek ve istihdam edildiği işte kalıcı olmak açısından mevcut
durumları sebebiyle birçok kısıtlılık ve sınırlılıklar içerisindedirler. Araştırma içinde görüşme
yapılan ve özellikle eski hükümlü istihdam edilmesini olumsuz değerlendiren işverenler eski
hükümlü istihdam etmeleri durumunda, verimliliğin azalacağına ilişkin tedirginliklerini dile
getirmişlerdir. Bu düşünceleri sebebiyle iş için başvuranlar arasında eski hükümlü olmayan
kişileri işe alma eğilimlerinin fazla olduğunu ifade etmişlerdir. Verimliliğin düşük olacağına
ilişkin kanılarının temelinde ise bu kimseler için uygun bir işin kendi sektörlerinde
bulunmadığıdır. Özellikle kişilerin suça bulaşmasının nedeni olarak eğitimsizlik ve
dolayısıyla bir meslek sahibi olunamaması gerçeği düşünüldüğü zaman tahliye öncesi ve
sonrası süreçte devletin ve sivil toplum örgütlerinin ve hatta özel sektörün çabaları ve
desteğiyle açılacak olan mesleki eğitim kurslarının önemi burada kendini göstermektedir.
Ceza İnfaz Kurumunda bulunan ve genellikle işsiz olan hükümlülere verilecek mesleki
eğitimin, eski hükümlülerin tahliye sonrası iş bulmaları üzerinde oldukça olumlu bir etkiye
sahip olacaktır. Özellikle iş sektörlerinin ihtiyacına dönük gerçekleştirilmesi gereken bu
eğitimler işsiz olma ihtimali yüksek olan eski hükümlülerin iş bulmalarını kolaylaştıracak ve
işsizliği azaltma yönünde olumlu etki yapacaktır. Böylece eski hükümlünün iş koluyla ilgili
bilgi ve becerisinin olmayışı gibi bir yargı onların istihdam edilme sürecinde işverenin eski
hükümlüyü işe almama nedeni olmaktan çıkacaktır.
Hükümlülük süresinde verilen mesleki eğitimler tahliye sonrasında iş olanakları
yaratmanın dışında; hem hükümlülerin tahliye öncesinde öğrenmenin, gelişmenin ve
üretmenin sağlayacağı rehabilitasyondan faydalanmasını sağlayacak hem de ceza evinde
kalınan zaman içinde kişileri suç işlemeyi karakter haline getirmiş insanlardan uzak tutacak
bir yol oluşturacaktır. Hükümlülük sürecinde verilecek mesleki eğitim bu işlevleri
düşünüldüğünde zorunlu ve sürekli hale getirilmelidir. Dolayısıyla eski hükümlülere mesleki
eğitim verilerek onlara hem yeni iş olanakları sağlanacak hem de iş bilgisi ve deneyimin
artması sonucu iş tatmini sağlamayla moral, kendine güven ve saygı duygusunu geliştirecek,
kişinin topluma olan bağlılığını güçlendirecektedir.
Eski hükümlülerin toplumun onaylamadığı bir sabıkaya sahip olmaları ve bu
kimselerin istihdamının, özellikle iş yerinde ve işçi-işveren ilişkilerinde tereddüde,
tedirginliğe ve güvensizliğe yol açtığı sosyal bir gerçektir. Fakat tüm bu karamsar tabloya
karşın unutulmamalıdır ki yeni bir başlangıç yapmayı çok isteyen ve iş bulmakta güçlük
çeken bu kişilerin, ellerine geçen her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek ve kendilerine
dönük damgalamadan ve ön yargılardan kurtulabilmek için, sadakat ve özen borcunu diğer
çalışanlara nazaran daha iyi şekilde yerine getirmeye çalışacaklardır. Nitekim görüşme
yapılan büyük ölçekli iş yerlerinin önemli bir kısmı da eski hükümlü çalışanlarının diğer
çalışanlarına nazaran daha dikkatli ve canla başla çalıştıklarının altını çizmişlerdir.
Eski hükümlülerin özel sektörde istihdamına yönelik yürürlükten kaldırılan yasa, iş
bulma olanağı zaten zor olan ve pozitif ayrımcılık içinde değerlendirilmesi gereken eski
hükümlülerin bu olanaklarını daha da azaltmıştır. Bu durum, tahliye olduklarında dışlanmayla
karşı karşıya kalacak olan eski hükümlülerin daha fazla dışlanma yaşama riskini arttırmıştır.
Yasal bir düzenlemenin gerekliliği tek başına yeterli olmazken, yasal bir düzenlemenin
olmayışı da problemi daha da görünür hale getirmektedir. Yasal düzenlemenin yanında
devletin denetlemesi, ailelerin, sosyal çevrenin bu konudaki sorumluluğu, psikolojik destek
gibi birçok mekanizmaların birlikte sağlanmasıyla topluma kazandırılan bireylerden söz
edilebilir. Aksi takdirde tek yönlü bir çözüm yoluyla amaca ulaşılması öngörülemez.
Sosyal boyutuyla eski hükümlülerin toplum tarafından dışlanmasının aksine
kazanılması hem toplumsal düzenin sağlanması hem de suçun mükerrer hale gelmemesi için
büyük önem teşkil edecektir. Eski hükümlülerin karşılaşacakları istihdam sorununa yönelik
projelerin hayata geçirilmesi ise devletin bu amaçla faaliyette bulunan mevcut kurumlarına
destek sağlaması açısından bu konudaki sosyal devlet sorumluluğun yerine getirilmesini
sağlayacaktır. 2005’ten bu yana faaliyet gösteren Denetimli Serbestlik Müdürlükleri ve
Koruma Kurulları bu konuda etkili çalışmalar yapmasına rağmen, bu çalışmalar yerel düzeyde
yarar sağlamış olup sorunun bütünüyle çözülmesi açısından yeterli olmamaktadır. Bunun yanı
sıra sivil toplum kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin de bu konudaki duyarlılığı katkı
sağlayacaktır. Örneğin istihdamla ilgili, eğitim, kurs gibi faaliyetlerde ve parasal desteğin
sağlanmasında sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Ayrıca istihdam
alanında büyük paya sahip olan özel sektör, işverenlerin önyargılarından arınmasında, eski
hükümlü için istihdam alanı oluşturmada, hangi iş kolunda mesleki eğitim verilmesi
konusunda işbirlikçi ve birleştirici yönüyle eski hükümlü istihdamı sorununda önemli bir
boyut kazandıracaktır. Zaten kamusal alanda belli bir oranda iş imkânına sahip olan eski
hükümlüler, yasal düzenlemeyle iş olanağı bulamadıkları özel sektörde istihdam edilmeleri
durumunda tekrardan suç işlemekten, işsizlik ve dışlanma sorunuyla karşı karşıya kalmaktan,
bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sorumluluğuyla baş edememekten bir nebze de olsa
kurtulabileceklerdir.
ÖNERİLER
1. İşverenlerin önemle ve ısrarla üzerinde durduğu bir konu olan teşvik meselesi,
devletçe yasalara bağlanmalıdır ki bu yasanın gerçekleştirilmesi durumunda teşvikten
yararlanmak adına pek çok işverenin bu yasaya uyacağı araştırma kapsamında
gözlenmiştir. Dolayısıyla eski hükümlülerin özel sektörde istihdam edilmeleri sonucu
sigorta priminin bir kısmının ödenmesi (ya da %50’si) ya da istihdam edenlerin vergi
indiriminden yararlanmaları gibi işverene yönelik teşvik politikaları geliştirilmelidir.
2. Cezasını tamamlayıp özgür kalan bireyler, uzun süre ceza infaz kurumlarında
kaldıkları için toplum tarafından damgalanmakta ve buna bağlı olarak eski işine
dönemediği gibi ceza evine girmeden önceki mesleki formasyonunu da yitirmektedir.
Ayrıca yapılan araştırmalarda 15-25 yaş gruplarında suç işleme oranının daha fazla
olduğu göz önüne alındığında bu yaş gruplarındaki kişilerin meslek edinme açısından
önemli bir dönemi ceza infaz kurumlarında geçirmektedirler. Bu sebeple bu kişiler
henüz ceza infaz kurumlarındayken, mesleki bilgi ve beceri kazandırılması amacıyla,
mesleki eğitim programlarına dâhil edilmelidir. Ceza infaz kurumlarında geçirilen süre
içerisindeki kayıp iş gücü göz önünde bulundurulmalı ve bu kişilere ceza infaz
kurumu içinde çalışma koşulları yaratılmalıdır.
3. Araştırma verilerine göre özel sektörde istihdamı mümkün kılacak uygulamaların
başında mesleki eğitim kursları gelmektedir. Bu mesleki kursların, bölgedeki iş
kollarının ihtiyaçları gözetilerek verilmesi (tekstil alanında tekstil makineciliği,
ütücülük; hizmet sektörünün tamamı için bilgisayar eğitimi; otomotiv sanayi için
kaynakçılık, otomotiv boyacılığı vb.) ve işverenlerin eleman ihtiyacı doğrultusunda
oluşturulması
gerekmektedir.
Yani
bölgedeki
işletmelerin
hangi
mesleki
formasyondaki elemanlara ihtiyaç duyduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca
esnek çalışma saatleri içinde çalışan eski hükümlüler kurslara veya rehabilitasyon
çalışmalarına dahil edilebilirler.
4. Mersin ilinin ekonomisinin can damarı ve istihdamın önemli bir bölümünü ihtiva eden
yerler olarak serbest bölge ve organize sanayi bölgesine eski hükümlülerin istihdamı
açısından ayrıca önem verilmelidir. Çünkü bu bölgelerin sanayi yoğun bölgeler olması
sebebi ile eski hükümlü istihdam etme olasılıkları daha yüksektir. Diğer taraftan
hizmet sektörü içerisine giren işletmeler insan kaynakları açısından daha seçici
olmaktadırlar. Bu işletmeler sanayi sektörüne kıyasla daha çok belirli eğitim
düzeyindeki kişileri istihdam etmek istemektedirler.
5. İŞKUR destekli açılan meslek edindirme kurslarında özellikle sektörün ihtiyacına
yönelik kalifiye eleman yetiştirmeyi amaçlayan mesleki eğitimler verilmelidir. Bu
kapsamda verilen mesleki eğitimin, sadece teorik düzeyde değil aynı zamanda en az
üçte birinin işletmelerde staj şeklinde uygulamalı olarak verilmesi işverenler ile eski
hükümlülerin yakınlaşmasını ve işverenlerin ön yargılarının kırılmasını sağlayacaktır.
6. Görüşülen işverenler, eski hükümlülerin büyük çoğunluğunun kendi rızaları ile işten
çıktıklarını belirtmişlerdir. Bu durum göz önünde bulundurularak bu kişilerin neden
işten çıktıklarına dair kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Diğer taraftan keyfi işten
çıkarmalarla ilgili de önleyici yasal düzenlemeler oluşturulmalıdır.
7. İstihdam, eski hükümlülerin hayata yeniden adapte olabilmeleri için tek başına yeterli
değildir. Yapılan araştırma kapsamında eski hükümlülerin işten çıkartılma sebepleri
arasında hal ve davranış bozuklukları, uyum sorunları ve disiplinsizlik gibi sorunların
varlığı işverenler tarafından ifade edilmiştir. Bu sorunların önüne geçmek için eski
hükümlülere, istihdam edilme hallerinde Koruma Kurulunun sekretarya hizmetlerini
yürüten Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nce isteğe bağlı olarak rehberlik ve
psikolojik destek verilmektedir. Verilen bu destek hizmeti isteğe bağlı olmayıp bir
zorunluluk haline getirilmelidir. Ayrıca psikolojik ve sosyal destek veren Denetimli
Serbestlik Müdürlüğü’nün uzman kadrosu arttırılmalı ve gerekli olabilecek araç, bina
vb. tahsis edilmelidir.
8. Eski hükümlülerin özel sektörde istihdam edilmelerini sağlayan eski mevzuat
güncellenerek yeniden hayata geçirilmelidir ve eski hükümlülerin istihdamı yeniden
yasalarca güvence altına alınmalıdır. Bununla birlikte yasa yürürlükteyken
oluşturulmuş denetleme birimi yeniden aktif hale getirilmelidir. Eski hükümlüleri iş
yerlerinde denetleyip işverenlerden geri bildirim almakla görevli olacak bu birimin
daha çok işlevsel olabilmesi için yeterli sayıda eleman, araç vb. ihtiyaçlar
karşılanmalıdır. Ayrıca eski hükümlülerin işini riske atacak bir durumla karşı karşıya
kalmamak için yapılacak olan denetleme, gerekli durumlarda gizli bir şekilde
yürütülmelidir.
9. İstihdam sürecinin önemli bir bileşeni olan kurumların başında gelen İŞKUR’un
Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ile işbirliği içerisinde olması gerekmektedir. İş birliği
kapsamında eski hükümlülerle ilgili eğitim ve seminerler düzenlenmeli, daha sonra bu
konuda özel sektöre yönelik bilinçlendirme ve farkındalık arttırıcı çalışmalar
yapılmalıdır.
10. İŞKUR ve Cumhuriyet Başsavcılığı Koruma Kurulu Başkanlığı arasında iletişimi
kuvvetlendirecek ve bürokratik sürecin hızlandırılmasını sağlayacak olan bir internet
ağı yapılandırılmalıdır.
11. Denetimli Serbestlik Müdürlükleri ve Koruma Kurulları için eski hükümlüyle ilgili her
türlü bilgiye ulaşılmasını sağlayacak bir bilgi sistemi oluşturulmalıdır. Böylece eski
hükümlüler ile ilgili yapılacak çalışmalarda hedef kitleye ulaşmak daha kolay
olacaktır. Bu bilgiler yaş, cinsiyet, eğitim durumu, kardeş sayısı, ekonomik gelir gibi
sosyo-demografik
ve
sosyo-ekonomik
verileri
içermelidir.
Örneğin
Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının kullandığı “bütünleşik sistemin” Denetimli
Serbestlik Müdürlüğü için de daha kapsamlı bir biçimde aktif hale getirilmesi gibi.
12. Eski hükümlülerin istihdamı ile ilgili Koruma Kurulu Başkanlığının üyesi olan Ticaret
ve Sanayi Odaları, bu konuya yönelik özel sektörle olan organik ilişkisinden dolayı
daha fazla görev ve sorumluluklar almalıdır. Ticaret ve Sanayi Odaları tarafından
işverenlere yönelik seminerler düzenlenmeli, yine Ticaret ve Sanayi Odalarınca eski
hükümlü istihdam eden işverenlere teşvik amaçlı, motive edici ödüller verilmelidir.
13. 19-64 yaş aralığına sosyal hizmet uygulamalarını vermesi gereken kurum yerel
yönetimlerdir. Koruma Kurulu üyesi olan yerel yönetimlerin eski hükümlülerle ilgili
farkındalıkları arttırılmalı ve bu bağlamda eski hükümlülere hizmet edecek her şehirde
kültür merkezleri açılmalıdır. Bu merkezlerin içerisinde meslek atölyeleri, seminer
salonları, bireysel grup görüşme odaları ve spor tesisleri bulunmalıdır. Bu tesislerde
sosyolog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve pedagog görev almalıdır. Ayrıca yerel
yönetimler hizmet alımı yaptığı şirketlere personel istihdamında kota koyarak eski
hükümlü istihdam etmelidir.
14. Her şehrin Koruma Kurulu Başkanlıkları eski hükümlülerin rehabilitasyonlarına ve
meslek edinmelerine yönelik projeler hazırlamalıdır. Bu projelere sivil toplum
örgütleri, belediyeler, İŞKUR ve özel sektör dâhil edilerek kamu kurum ve
kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği arttırılmış olacaktır.
15. İŞKUR İl Müdürlükleri’nce toplum yararına çalışma programları kapsamında kamu
kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen personellerde maalesef eski hükümlü olmama
şartı aranmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Roman
vatandaşlara yönelik sağlanan istihdam kotası eski hükümlülere de uygulanmalıdır.
16. Adalet Bakanlığı tarafından Koruma Kurullarına kaynak sağlamak ve eski hükümlü
istihdam etmek amacıyla iş yeri açılmasına yönelik yasa hazırlanmalıdır. Bu iş
yerlerinde eski hükümlüler ücretli çalıştırılmalı ve iş yerinden elde edilecek gelir
sosyal projelere aktarılmalıdır.
KAYNAKÇA
Akıncı, S.F.(2007). Kriminoloji. İstanbul: Beta Yayıncılık.
Bedük, M.N.(2010).Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Eski Hükümlü İşçi Çalıştırılması,
Kamu-İş Dergisi; 2,13-36
Bedük, M.N.(2002).Türk İş Hukuku'nda Eski Hükümlü İstihdamı. Çimento İşveren
Dergisi,16, 1, 13 -36.
Engin, E.M.(2012) Suçu Önleyici Tedbirler Bağlamında Ceza İnfaz Kurumlarında Çalışma
Ve Eski Hükümlü İstihdamı, Çalışma İlişkileri Dergisi, 2, 24-35.
İçel, K.; Akıncı, S.F.; Özgenç, İ.; Sözüer, A.; Mahmutoğlu, F.S.; Ünver, Y.(2000).Suç
Teorisi. İstanbul: Beta Yayınları
Kavi, E. ve Altun, S.(2010).Sosyal İçerme Açısından Eski Hükümlülerin Girişimciliğe
Yönlendirilmesi ve Denetimli Serbestlik Faaliyetleri,Uluslararası II. Trakya Bölgesi Kalkınma
- Girişimcilik Sempozyumu.
Kızmaz, Z. Cezaevinin Ve Hapsetmenin Suçu Engellemedeki Etkisi,http://www.cteds.adalet.gov.tr/menusayfalari/bilgibankasi/makaleler/zahirkizmazmakaleleri/zahirkizmaz_cik
vehapsetmeninsucuengellemeyeetkisi.pdf, Erişim Tarihi: 21.03.2014.
Özkaya, M.C.(2010).Denetimli Serbestlik Nedir?
http://www.sosyalhizmetuzmani.org/denetimliserbestlik3.htm,
2010,1,
Erişim
Tarihi:
21.03.2014.
Pıcca,G.( 1995).Kriminoloji. İstanbul: iletişimYayınları.
Sevim, Y. ve Soyaslan, Y.(2009). Hırsızlık Suçu Faillerinin Sosyal, Kültürel Ve Ekonomik
Özellikleri: Elazığ Örneği, Polis Bilimleri Dergisi Cilt,3, 23-41.
Soyaslan, D.(2005). Ceza Hukuku Özel Hükümler. Ankara: Yetkin Yayınevi.
Saruç, S. Ve İl, S.(2009).Eski Hükümlülere Yönelik Toplumsal Dışlanma. Sosyal Dışlanma
Ve Sosyal Hizmet Sempozyumu Konferans Ve Bildiriler (605-614)Ankara.
Şahin, T.(2009).Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk İlişkisi, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma Ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardım Uzmanlık Tezi, , Ankara.
http://www.cte-ds.adalet.gov.tr/, Erişim Tarihi, 18.03.2014.
Download

Denetimli Serbestlik