SOFİSTİK DELİLLER
Safsata
İBN SÎNÂ
Litera –32
İslam Felsefesi Klâsikleri – 10
Sofistik Deliller, Safsata, İbn Sînâ
Özgün adı: es-Safsata, Kitabü’ş-Şifâ
Çeviri: Ömer Türker
İç Düzen: Harun Takcı
Kapak Tasarım: TRP Ajans
Baskı: Yaylacık Matbaacılık
Yaylacık Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti. Litros Yolu Fatih San. Sitesi No: 12/197203 Topkapı-İSTANBUL
Tel. 0212
567 80 03
Kapaktaki Yazma: Süleymaniye Kütüphanesi, Damat İbrahim Paşa 822 numaralı eş-Şifa
nüshası 132 numaralı varaktan alınmıştır.
Copyright©Litera Yayıncılık Ltd. Şti. 2006
Bu eserin tüm yayın hakları Litera Yayıncılık’a aittir. Yayıncının izni olmaksızın tümüyle veya
kısmen yayınlanamaz, kısmen de olsa fotokopi, film vb. tekniklerle çoğaltılamaz ve elektronik
ortamlarda yayınlanamaz.
İstanbul-2006
İcadiye-Bağlarbaşı Yolu 59/3 İcadiye 34674
Üsküdar-İstanbul
Tel: 0(216) 492 43 92–Fax: 0(216) 341 59 92
Web: www.literayayin.com
e-mail: [email protected]
KÜTÜPHANE BİLGİ KARTI
Library of Congress A CIP Catalog record
İbn Sînâ
Sofistik Deliller, Safsata
1. Felsefe 2. İbn Sînâ 3. Mantık 4. İslam Felsefesi 5. Sofistler
Çeviri Hakkında
ISBN 975- 6329-31-9
3
SOFİSTİK DELİLLER
Safsata
İBN SÎNÂ
–Metin ve Çeviri–
Proje Editörü: Muhittin Macit
Çeviri: Ömer Türker
İslam Felsefesi Klâsikleri, 09
LİTERA YAYINCILIK
İSTANBUL - 2006
İÇİNDEKİLER
ŞİFA PROJESİ
BİRİNCİ MAKALE
BİRİNCİ FASIL
Mugalatanın (Yanıltma) Tarifi ve Didişme (Müşâgabe/Eristik) Sanatının
Parçalarının Sayımı 2
İKİNCİ FASIL
Lafza Dâhil Olan Susturma 7
ÜÇÜNCÜ FASIL
Mugalatalı Susturmalarda Yanılgının Anlam Yönünden Gerçekleşme
Niteliği 15
DÖRDÜNCÜ FASIL
Bütün Mugalata Durumlarının Tek Bir Asla ve Bunların Sebeplerinin
Tek Bir Sebebe İrcası 22
İKİNCİ MAKALE
BİRİNCİ FASIL
Bütün Mugalataların İsim Ortaklığı Sebebiyle Gerçekleştiğini İddia Eden
Kimsenin Reddi 33
İKİNCİ FASIL
Didişmeli Sanatın Parçalarının Açıklanması 45
ÜÇÜNCÜ FASIL
Mugalatacıların Çözümü ve Onların Çözüm Yapabilmelerinin ve
Direnmelerinin Niteliği 52
VI
Sofistik Deliller
DÖRDÜNCÜ FASIL
Lafız Yönünden Gerçekleşen Mugalatalı Susturmaların Çözümü 61
BEŞİNCİ FASIL
Anlama Dayalı Susturmaların Çözümü ve Mugalata Sınıflarına
Direnebilmek 68
ALTINCI FASIL
Safsatacılara Dair Sözün Sonu ve İlk Muallim’in (Aristoteles) -Şayet
Vaki Olmuşsa- Eksiklikten Ötürü Özür Dilemesi 80
DİZİN 181
SON NOTLAR 185
ŞİFA PROJESİ
LİTERA YAYINCILIK, Türk-İslam felsefesi tarihinin tartışmasız en
büyük filozofu olan İbn Sînâ’nın (miladi 980-1037) bin yıllık efsanevi felsefe ve bilimler ansiklopedisi kabul edilen ‘Kitâbu’ş-Şifâ’ isimli külliyatını günümüz felsefe, bilim ve düşünce hayatına sunmayı amaçlamaktadır.
Bu doğrultuda filozofun mantık, doğa bilimleri, matematik ve metafizik
temel bölümlerinden oluşan yirmi iki kitaplık eserler dizisini orijinal metinleriyle birlikte günümüz felsefe diline tercüme ederek yayınlamayı projelendirmiştir.
Şifa Külliyatı, İbn Sînâ’nın kendisinden önceki büyük filozof ve şarihlerin felsefi birikim ve katkılarını derleyip eleştiri süzgecinden geçirerek sonraki nesillere aktardığı eseridir. Bu niteliğiyle Kitâbu’ş-Şifâ doğu
ve batı dünyasında kendisinden sonra asırlar boyu felsefe ve bilimsel düşüncenin kavramsal yapısını, sorunlarını ve tartışma biçimini belirlemiştir.
Bu eser, Doğu İslam dünyasında, Kindi ve Fârâbî gibi büyük filozofların eserlerini gölgelemiş ve sonraki üst düzey bilimsel ve felsefi çalışmalara kaynaklık etmiştir. Bu yüzden İbn Sina felsefi ilimlerin gerçek kurucusu ve sistemleştiricisi anlamında ‘Şeyhu’r-Reis’ unvanıyla anıla gelmiştir. Ayrıca antik felsefe mirası filozofun kaleminde özgün genişliğine ulaştırılarak Batı dünyasına aktarılmıştır. 12. yüzyıldan itibaren Ortaçağ Latin
dünyasına tercüme edilmeye başlanan bu külliyat ‘Sufficientia’ olarak tanınmış ve yüzyıllar boyunca batı dünyasının felsefe ve düşünce hayatını
etkilemiştir. Nitekim Yeni Thomasçı akımın büyük düşünürü Etienne Gilson 1926 yılında Harvard Üniversitesi’nde toplanan VI. Milletlerarası Felsefe Kongresi’nde sunduğu tebliğde Şifa külliyatı neşredilmeden ortaçağ
Batı felsefesinin anlaşılamayacağını iddia etmiş ve Şifâ’nın Latince çeviri-
VIII
Sofistik Deliller
lerinin edisyon kritikli neşrinin gereğine değinirken şöyle demiştir: “Böyle
bir çalışmanın ilk cildinin neşredildiğini gördüğümüz zaman … ‘Tanrı’ya
hamd ederiz’ diyebiliriz ancak henüz buna uzak olan bizlerin şimdilik söyleyebileceği tek (cümle) ‘inşallah’tır”.
Henüz İbn Sina hayattayken doğu dünyasında etkin olmaya başlayan
Şifa külliyatı, öncesindeki çalışmalara ihtiyaç bırakmayacak şekilde toplayıcı, felsefi konuları ele alma ve işlemedeki özgün niteliğiyle perapatetik
(meşşai) geleneğin temsilcisi bir şaheser haline gelmiş, felsefe, bilim, düşünce ve kültür alanlarında günümüze kadar uzanan derin izler bırakmıştır.
Eser, filozofun ölümünden yaklaşık yüz elli yıl sonra Latinceye tercüme edilmeye başlanmış ve Batı dünyasına aktarılarak felsefe çalışmalarının temelini teşkil etmiştir. Modern dönemlere kadar İslam dünyasında
bilim dili Arapça olduğundan bu külliyatın çevrilmesine gerek duyulmamıştır. Modern dönemlerde ise ulusal dillerin öne çıkmasıyla bu büyük
külliyatın bazı bölümleri Farsça, Fransızca ve İngilizce gibi dillere çevrilmiştir.
Ne var ki hem teorik düşünce mirasımızın en önemli kaynağı hem de
günümüz felsefe çalışmalarının en temel referans çerçevesi olan bu eser
maalesef şu ana kadar Türkçemize kazandırılmamıştı.
İşte yayınevimiz böyle bir amacı gerçekleştirmek için bu külliyatın
tercümesini ve orijinal metinlerle birlikte kritikli neşrini yapmayı projelendirmiştir. Bu projenin ilk meyvesi, külliyatın yirminci kitabı olan
Mûsikî kitabı yayınlanmıştı. Onuncu kitap olan Fizik ve yirmi ikinci
kitap olan Metafizik kitapları da ikişer ciltler halinde yayınlandı.
Mantık ilimlerinden ise giriş niteliğindeki külliyatın ilk kitabı olan Mantığa Giriş ve üçüncü kitabı Yorum Üzerine yayınlanmıştı. Şimdi ise mantık bölümünün yedinci kitabı Sofistik Deliller isimli
elinizdeki bu kitap serideki yerini aldı. Bu kitabı mantık bilimlerinden
İkinci Analitikler ve Kategoriler takip edecek, doğa bilimlerinden ise Nefs (De Anima) ve Oluş ve Bozuluş kitapları
yakın zamanda proje içindeki yerini alacaktır.
Şifâ Projesi
Daha önce UNESCO’nun mali desteğiyle G. Anawati ve İbrahim
Medkur tarafından yürütülerek yapılan edisyon kritikli neşirlerde ortaya
çıkan sorunlar, bu neşirlerde kullanılmamış olan yazmalar ışığında metnin
yeniden tahkik edilmesi ihtiyacını ortaya çıkardığı için orijinal metin İstanbul kütüphanelerindeki yazmalar ışığında düzenlenerek eksiklikler tamamlanmış, yanlış tercihler düzeltilmiş, anlam belirginliğini engelleyen
unsurlar giderilmiş ve bu nedenle metin yeniden paragraf
landırılmıştır. Paragraflandırma külliyatı oluşturan yirmi iki kitabın kendi
içinde kesintisiz olarak sıralanmıştır. Ayrıca bu doğrultuda külliyatını
oluşturan bu kitaplar orijinal sıralamasına göre numaralandırılmış ve yayında bu numaralandırma esas alınmıştır.
Felsefesi, teolojisi ve tasavvufuyla İslam düşüncesinin tüm alanlarında ve öne çıkan ilim adamlarında derin etkiler bırakmış olan İbn Sina’nın bu dev eserinin, yine yayınevimiz tarafından yürütülen tasavvuf
düşüncesinin en büyüklerinden İbn Arabî’nin yaklaşık on sekiz kitaplık
Fütuhât-ı Mekkiyye projesiyle beraber ayrı bir anlam kazanarak
düşünce ve kültür hayatımıza kayda değer zenginlikler katacağı kanaatindeyiz.
Temennimiz bu büyük ve önemli projenin bilim ve felsefe dünyasına
katkı sağlaması ve başarıya ulaşmasıdır.
Saygılarımızla
Litera Yayıncılık
IX
İBN SÎNÂ
ŞİFÂ KÜLLİYATI
I-
MANTIK BİLİMLERİ (MANTIKİYYÂT)
123456789-
II-
MANTIĞA GİRİŞ (el-Medhal)
KATEGORİLER (el-Makûlât)
YORUM ÜZERİNE (el-İbâre)
BİRİNCİ ANALİTİKLER (el-Kıyâs)
İKİNCİ ANALİTİKLER (el-Burhân)
TOPİKLER (el-Cedel)
SOFİSTİK DELİLLER (es-Safsata)
RETORİK (el-Hatâbe)
POETİKA (eş-Şi‘r)
DOĞA BİLİMLERİ (TABÎİ’YYÂT)
1011121314-
FİZİK (es-Simâ‘u’t-Tabî‘î)
GÖKYÜZÜ ve ALEM (fi’s-Semâ ve’l-Â’lem)
OLUŞ ve BOZULUŞ (el-Kevn ve’l-Fesâd)
ETKİLER VE EDİLGİLER (el-Ef‘âlu ve’l-İnfiâlât)
MİNEROLOJİ VE METEOROLOJİ (el-Maâdin ve’l-Âsâru’lUlviyye)
15- PSİKOLOJİ (Kitâbu’n-Nefs)
16- BOTANİK (Kitâbu’n-Nebât)
17- ZOOLOJİ (Kitâbu’l-Hayavân)
III-
MATEMATİK BİLİMLERİ (RİYAZİYÂT)
18192021-
IV-
GEOMETRİ (Usûlu’l-Hendese)
ARİTMETİK (el-Hesâb)
MÛSİKÎ (Cevâmiu İlmi’l-Mûsikî)
ASTRONOMİ (İlmu’l-Hey’et)
METAFİZİK (İLÂHİYÂT)
22- METAFİZİK (el-İlâhiyât)
ŞİFA
MANTIK İLMİNİN YEDİNCİ
BİLİMDALI
SOFİSTİK DELİLLER
Safsata
‫كتاب الشفاء‬
‫الفن السابع من المنطق في‬
‫السفسطة‬
ŞİFA KÜLLİYATININ İLK BÖLÜMÜ
OLAN MANTIK İLMİNİN YEDİNCİ
BİLİMDALI
BİRİNCİ MAKALE
BİRİNCİ FASIL
Mugalatanın (Yanıltma) Tarifi ve Didişme
(Müşâgabe/Eristik) Sanatının Parçalarının Sayımı
5
10
15
20
1 Cedelî diyalog hakkında yeterince konuştuk. Mugalatalı susturmaya (tebkît) gelince bu, cedelci veya filozofa benzeyen kişinin bir vazın
çelişiğini, sonuç olarak çıkarmak için yaptığı kıyastır. Şu halde en uygunu
bunun hakkında konuşmamız ve buna, daha önce belirttiğimiz gibi, susturma ve paylama değil saptırma adını vermemizdir. Şöyle ki: Kimi şeyler
gerçek, kimileri (gerçeğe) benzerdir; kimi insanların kalbi temiz ve gönlü
rahattır, kimileri ise hoşa giden şeyler sergileyip öyleymiş görünümü verirler ve öyle olduklarını ima ederler; kimi güzellikler doğal iken kimileri
süslemeyle kazanılır; cansız şeyler arasında kimileri gerçek gümüş ve altındır, kimileri ise altın ve gümüş renkli markasit ve katı kurşundan yapılan şey ve sarıya boyanan sarı bakır gibi altın ve gümüşe benzerdir; kimi
gümüşler sarıya ve Hiyel erbabının kullandığı diğer boyalarla boyanırlar.
Aynen bunun gibi kimi kıyaslar mevcut ve gerçek iken kimileri safsatalı
(sofestâî, sofistik) bir susturmadan ibarettir, gerçeğe benzer ama onun
mevcut bir kıyaslık hakikati yoktur; kıyas sanatında deneyimsiz ve adeta
uzaktan bakan kişiler onun kıyas olduğunu zannederler.
3
5
10
15
20
25
30
Birinci Makale
Birinci Fasıl
2 Mutlak kıyas ile mutlak susturma (tebkît) arasındaki fark şudur:
Mutlak kıyas, mutlak sonuç bakımından mutlak kıyastır. Çünkü kıyas, öncülleri kabul edildiğinde onlardan zatları gereği zorunlu olarak başka bir
sözün gerekli olduğu sözdür. Mutlak susturma, vazedilen iddianın çelişiği
olan bir sonuç üzerine yapılan kıyastır. Safsatalı (sofistik) susturma ise
kendisi gerçeğe çelişik ve sonucu da gerçeğin çelişiği görünen ama gerçekte böyle olmayan kıyastır. Safsatacı (sofist) farkında olmaksızın veya
insanların çoğu onun ne yaptığının farkına varmaksızın bu kıyası kabul ettirir (tervîc). Bu kabul, pek çok sebepten ötürü gerçekleşir. Bu sebeplerin
güçlüsü ve en çok gerçekleşeni, lafızların ya tek başlarına ya da bileşimleri nedeniyle (birden fazla şey arasında) ortaklığından dolayı yanıltması sebebiyle gerçekleşen sebeptir. Sebebin bunlardaki sonucu şudur: Safsatacılar konuştukları zaman zihinlerinde isimleri şeylerin yerine koyarlar; isimlerde birlik ve ayrılık ortaya çıktığında bunlarla şeyler hakkında hüküm
verirler. Bunların durumu deneyimsiz hesapçıya benzer. Bu hesapçı, hesabında ve işleminde yanıldığında sayının varlıktaki hükmüyle onun işlemindeki hükmün aynı olduğunu zanneder; başkası onu yanılttığında da durum böyledir.
3 İsimde ortaklığı zorunlu kılan güçlü bir sebeptir: Şeyler, isim
verenler nezdinde sınırsız ve kuşatılmazdır. İsimlendirenlerin hiçbiri
isimlendirme esnasında isim vermeyi istediği şeylerin tamamını kuşatıp
da her anlam için ayrı bir isim vermeye başlıyor değildir. Aksine onun
nezdinde ve ona kıyasla kuşatılanlar yalnızca isimlerdir. Bu nedenle isimlerde ortaklığı mümkün görmüştür. Çünkü isimler onun nezdinde kuşatılabilirdir ve isimlerde çoğaltma yoluyla sonsuz bir bileşime ulaşmak da
muhtemel değildir, zira bu takdirde isimler kendilerine eklenen sınırı aşıp
mümkün olmayan bir uzunluğa girer. İsim verme işlemi yapan tek bir
kimse ile farklı isimler verenler, yalnızca isimler sınırlı olduğu ve şeyler
bütün sınırları aştığı takdirde uzlaşabilirler. Bundan dolayı birden çok
şey, tek bir lafızda ortak olmuştur. (Aristoteles’in Sofistika kitabındaki)
bu yerin bu şekilde anlaşılması gerekir. Bu yer zorlamadır ve kerhen doğruya
irca
edilmektedir.1
4
5
10
15
20
25
30
Birinci Makale
Birinci Fasıl
Daha önceki sanatlarda isim ortaklığının sebebinin lafızların sonluluğu ve
anlamların sonsuzluğu olmasını doğru bulmadığımıza delalet eden sözler
söylemiştik. Bu yer bu şekilde anlaşıldığında doğruya daha yakın olmaktadır. İşte bu, isimlerde ortaklık bulunmasının sebeplerinden biridir ve
mugalata onun sebebiyle gerçekleşmiştir. Hesaplama işleminden çıkan durum bundan da çıkmıştır. Nasıl ki hesap yapan kişi uzman olmadığında
kendisi yanılıyor ve başkası onu yanıltıyorsa aynı şekilde lafızlara ve başka şeylere ilişenleri bilmeyen kişiye ilerde zikredeceğimiz yanılma durumları ilişir.
4 Öyle görünüyor ki insanların bir kısmı hatta çoğu, hakîm (filozof) olmadığı halde insanların kendisini hakîm sanmasını, insanlar onun
hakîm olduğuna inanmasa bile kendisinin gerçekten hakîm olmasına tercih
ediyor. Çağımızda böyle insanları gördük. Onlar, hikmetteki (felsefedeki)
dereceleri düşük olduğu halde hakîm geçiniyorlar, hikmetten bahsediyorlar ve insanları hikmete çağırıyorlardı. Onların yetersiz olduğunu bildiğimizde ve insanlar onların halini anladıklarında ise hikmetin bir hakikati ve
felsefenin bir faydası olduğunu inkâr ettiler. Onların çoğu açıkça cahil olduklarını söyleyemedikleri, felsefenin temelden yanlış olduğunu ve bilgi
ve akıldan tamamıyla sıyrılmayı iddia edemediklerinden Meşşâîleri karalamaya ve Mantık kitaplarını ve bu kitapları izleyenleri ayıplamaya yöneldiler. Felsefenin Platoncu ve hikmetin Sokratesçi olduğunu ve dirayetin
yalnızca ilk (antik) filozoflarda olduğunu vehmettirdiler. Pythagorasçı filozofların çoğu şöyle dedi: “Her ne kadar felsefenin bir hakikati varsa da
onu öğrenmenin bir yararı yoktur. İnsan nefsi tıpkı hayvan nefsi gibi yok
olacaktır; hikmetin bu dünyada bir yararı yoktur, öte dünyaya gelince öte
dünya diye bir şey yoktur. Kendisinin hakîm olduğuna inanılmasını isteyen ama hikmeti idrak etme gücünü yitiren veya tembellik ve gevşeklik
nedeniyle öğrenemeyen kimsenin mugalatacıların sanatını benimsemekten
başka çaresi yoktur.” İşte kasıtlı mugalata buradan doğmuştur. Mugalata
bazen sapıtmadan kaynaklanır.
5
5
10
15
20
25
30
Birinci Makale
Birinci Fasıl
5 Mugalatacılar iki sınıftır: Safsatacılar (sofistler) ve didişmeciler.
Safsatacı, filozof görüntüsü veren ve burhân getirdiğini ileri süren ama
gerçekte böyle olmayan kimsedir. Bilakis onun ulaşabileceği en uç nokta,
böyle olduğunun zannedilmesidir. Didişmeci ise kendisini cedelci gösteren ve diyaloğunda ancak övülen meşhur öncüllerden oluşan kıyas getirdiğini iddia eden ama böyle olmayan kimsedir. Aksine onun ulaşacağı en uç
nokta, böyle olduğunun zannedilmesidir. Gerçek filozof, bir önermeyle
hüküm verdiğinde -onunla ister kendisine ister başkasına hitap etsin- bu,
onun gerçek ve doğruyu söylediği anlamına gelir. Böylece o, gerçeği
(hakkı) katlanmış bir şekilde akletmiş olur. Bunun nedeni onun doğruyu
söylediğinde bile hak ve batılı ayırmanın kurallarına hâkim olmasıdır. İşte
bu, düşündüğü ve söylediğinde isabet eden kimsedir. (Gerçek filozof) başkasından bir söz duyduğunda ve bu söz yanlış olduğunda ise o sözün yanlışlığını gösterebilir. Birinci durum, konuşması bakımındandır; ikinci durum ise işitmesi bakımındandır. O halde safsatacının çabasını yoğunlaştırması gereken ilk şey, ortak lafızları tek tek incelemek, onları derlemek
ve gözünün önüne koymaktır; hatta o, bütün hitap tarzlarını, safsatalı diyalogları ve bu diyalog sınıflarını kuşatmalıdır. Bunun nedeni, sözkonusu
şeylerin onun yapacağı şey için hazırlayıcı bir madde olmasıdır. Neredeyse isim ortaklığı, safsatacının filozof sanılmasında ona en faydalı şeydir.
6 Ortak lafızların ve saptırıcı hitap cinslerinin varlığını ispatlamaya
gerek duymuyoruz. Çünkü bunların varlığı açıktır. Deriz ki: Tümel şeylere
ilişkin kıyas bildiren diyalogların cinsleri dört sınıftır: Burhânî, cedelî (diyalektik), imtihanlı (imtihânî) ve didişmeli (müşâgıbî). Bunları daha önce
öğrenmiştin; didişmeli ile safsatalı arasındaki farkı öğrenmiştin; mugalatalı diyaloğun bu sınıfların aldatma tamamını bir araya getirdiğini öğrenmiştin; burhânî, cedelî ve imtihanlıyı öğrenmiştin ve geriye didişmeli kalmıştı. Bu amaçla deriz ki: Didişme sanatının beş parçası vardır. Birincisi mugalatalı susturmadır. İkincisi muhatabın kabul ettiği veya söylediğini kınamadır.
Üçüncüsü (muhatabın söylediği) sözün yalan ve meşhura aykırı olduğunu söylemektir.
Dördüncüsü lafız
yönünden
muhatabın
şaşıracağı
6
Birinci Makale
Birinci Fasıl
ve anlamını karıştıracağı şeyi söylemek, kapalılık, i’câm ve daha sonra
açıklayacağımız şekilde konuşmaktır. Beşincisi ise hezeyan ve tekrardır.
5
10
7 Susturmanın bir kısmı lafza, bir kısmı anlama dahildir. Susturma
ile diğerleri arasındaki fark şudur: Susturma, vazın çelişiğini sonuç olarak
çıkarmak için söylenen sözün kendisidir ve gerçeğin benzeri amaçlanır ve
bilinir. Diğerlerini ise mugalatacı bu şekilde söylemez, aksine onlarla başlayabilir ve muhatap onun bu şeylerle neyi amaçladığını bilmez. Safsatacı
çoğu zaman çelişiğin iki tarafından da soru sorar. Şayet muhatap sözgelimi olumlu tarafı kabul ederse bununla susturmayı gerçekleştirir. Yok, eğer
muhatap olumsuz tarafı kabul ederse susturmada bu taraftan yararlanamaz
ve “senin kabul ettiğin bu şey, imkânsız ve meşhura aykırıdır” diye muhatabı kınar. Bu nedenle mugalatacının yaptığı bu şey, susturma değil kınama (teşnî‘) kısmına girer. Diğerlerinde yaptığı ise buna kıyasla (açıklanabilir).
Download

SOFİSTİK DELİLLER Safsata