EGO DURUMLARI
TEORİ ve TERAPİ
John G. Watkins
 Helen H. Watkins
Litera – 19
Psikiyatri – 02
Ego Durumları Teori ve Terapi, John G. Watkins, Ph.D.&Helen H.
Watkins, M.D.
Özgün Adı: Ego States Theory and Therapy
Editör: Tahir ÖZAKKAŞ, M.D., Ph.D.
Çeviri:
Zeynep Merve UYGUN-Hayrunnisa SAYI
Düzelti: Habip Türker
İç Düzen: Mehmet Dalkılıç
Kapak Tasarım: TRP Ajans
Baskı: Yaylacık Matbaacılık
Yaylacık Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti. Litros Yolu Fatih San. Sitesi No: 12/197-
203 Topkapı-İSTANBUL
Tel. 0212 567 80 03
Copyright©John G. WatkinsHelen H. Watkins
First Edition
Printed in the United States of America by W. W. Norton Company 1997.
Copyright©Litera Yayıncılık Ltd. Şti. 2006
Bu eserin tüm Türkçe çeviri ve yayın hakları Litera Yayıncılık tarafından yazarlarından alınmıştır. Yayıncının izni olmaksızın tümüyle veya kısmen yayınlanamaz, kısmen de olsa fotokopi, film vb. tekniklerle çoğaltılamaz ve elektronik ortamlarda yayınlanamaz.
İstanbul-2006
İcadiye-Bağlarbaşı Yolu 59/3 İcadiye 34674
Üsküdar-İstanbul
Tel: 0(216) 492 43 92–Fax: 0 (216) 341 59 92
Web: www.literayayin.com
e-mail: [email protected]
KÜTÜPHANE BİLGİ KARTI
Library of Congress Cataloging in Publication Data
John G. Watkins&Helen H. Watkins
Ego Durumları Teori ve Terapi
1. Psikoloji 2. Psikiyatri 3. Psikoterapi 4. Ego
ISBN 975-6329-19-X
EGO DURUMLARI
TEORİ ve TERAPİ
John G. Watkins
Helen H. Watkins
Editör: Tahir ÖZAKKAŞ
Çeviri:
Zeynep Merve Uygun
Hayrunnisa Sayı
LİTERA YAYINCILIK
İSTANBUL – 2006
İÇİNDEKİLER
TÜRKÇE ÇEVİRİYE ÖNSÖZ
ÖNSÖZ
GİRİŞ
7
9
11
1.
Kişilik ve Kişilik Gelişimi
19
2.
Enerjiler ve Kişiliğin İşlevi
29
3.
Ego Durumlarının Doğası ve İşlevi
57
4.
Dağılma
75
5.
Bilinçdışı Süreçler ve Psikodinamik Anlayış
99
6.
Çoğul Kişilik Alterlerinde Psikodinamik Hareketler
115
7.
Normal Bir Bireyin Ego Durumları
133
8.
Ego Durumları Terapisinin İlkeleri
165
9.
Ego Durum Terapisi Taktikleri ve Teknikleri
185
10.
Uzmanlık Prosedürleri
211
6 Ego Durumları
11.
Özet Hipnoanalitik Ego Durum Tedavisi
233
12.
Psikoterapide Sonuç Araştırmaları
255
13.
Ego Durum Terapisinin Etkinliği ve Yeterliliği
267
14.
Muhafız Kalesini Koruyor Zor Karmaşık Bir Durum
315
15.
Erken Zamanda Yaşanmış Travmaların Tedavisi
351
16.
Dağılma-Bütünleşme
KAYNAKÇA
DİZİN
367
379
409
TÜRKÇE ÇEVİRİYE ÖNSÖZ
İnsan, organik ve psişik yapıların bileşiminden meydana gelen
muhteşem bir varlıktır. Bu yüzden insan üzerine yapılan araştırmalar her türlü takdirin üzerindedir. Yüzyıllardır süre gelen düalist anlayış, insanı beden ve ruh ikilemi içinde tanımlamaktadır.
Asırlar boyunca devam etmiş olan bu maddeci ve ruhçu görüşlerin karşılıklı çatışmalarının ve ilişkilerinin sürecini izlemek oldukça ilginçtir. Bugün gelinen noktada ise maddenin ve ruhun
diğer bir değişle zihin ve bedenin ilişkisiyle ortaya çıkan düşünce
süreçlerinin sınırları netleşeceği yerde tam tersi yönde gelişmeler
ortaya çıkmıştır. Teolojinin temel konularından olan spirit’i yani
ruh’u konumuz dışında tutarak insanın oluşumunda organik ve
psişik bileşenlerin varlığını ve etkinliğini görmek artık mümkündür.
Bir hücreden başlayan organik hikâyemiz muhteşem bir tasarıma sahip insanın bütüncül varlığıyla sonuçlanmaktadır. İşte bu
organik yapının üzerine paralel bir şekilde psişik süreçlerin oluşumunu artık gözleyebilmekteyiz. Bilim dünyasındaki inanılmaz
gelişmeler insanın organik yapısının bilinmezliklerini çözerken
benzer bir süreçte de psişik yapıların oluşu ve gelişimini bize
sunmaktadır. Ulaşılan noktada ruhsal yapının molekülleri çözümlenmeye ve beynimizin sırlarla dolu labirentleri bir bir açımlanmaya çalışılmaktadır. Varılan bu noktada maddî boyutumuzun ruhumuzun şekillenmesine etki ettiği ve buna karşın ruhsal
oluşum ve gelişim süreçleriyle ruhsal işleyişlerin de aynı şekilde
organik yapımızı etkileyip değiştirebildiği açık bir şekilde ortaya
çıkmıştır.
Psişik yapıların en ince detaylarına kadar araştırılması, değerlendirilmesi ve sınanması bize bilinmeyeni bilinir hale getirmektedir. İşte tam bu noktada söz konusu işlevi yerine getiren çalış-
8 Ego Durumları
malardan biri olarak değerlendirebileceğimiz elimizdeki bu eser
bize kimlik veya kimliklerimizin ilginç gelişim öyküsünü aktarmaktadır. Biz kimiz veya içimizdekilerin hangisiyiz? Kendimizi
tek bir varlık olarak algıladığımız, tek bir kimlik olarak hissettiğimiz sesin geri plânındaki olağanüstü oluşum yolculuğunun
hikâyesini bu kitapta bulmak mümkündür.
Bazılarımız için, suyun damlaları gibi birleşip bir göl oluşturduğu ve bir ortak yapıda bulunduğu durumlarda entegre olmuş
bir egodan bahsedilirken bazılarımız ise bu tavrı yakalayamamaktadır. Yani onlar için farklı ego durumlarının aktif
lendiği farklı farklı kimlik parçalarının veya kimliklerin yaşantı
landığı ruh halleri de mevcuttur. Bu eserde Ego Durumları veya
çoğul kişilikler olarak adlandırılan bu yapının temel oluşum mekanizmaları ve süreçleri John ve Helen Watkins tarafından bizlere sunulmaktadır. Ego durumlarının oluşum mekanizmaları ve
süreçlerini bize derinliğine izah eden yazarlar, bu yapıların tedavi süreçleri ile ilgili olarak da bizi aydınlatmaktadırlar.
Uzun yıllar önce tanışma fırsatına eriştiğimiz ve 2004 yılında
ülkemizde misafir ettiğimiz John Watkins ve eşi Helen Watkins’in bu eserinin Türkçemize kazandırılması çok büyük bir
mutluluk vermektedir. Bir kuramcı, uygulamacı, bilim adamı ve
mesleğini uygulamadaki sıra dışı yönleri ile kitabın yazarları her
türlü takdire şayandır. Doksanlı yaşlara ulaşan John Watkins’e
uzun sağlıklı ömürler dilerken, geçtiğimiz yıllarda vefat eden
Helen Watkins’in anısı önünde de hürmetle eğilmekteyim.
Bu temel kuram eserini bize kazandıran Litera Yayıncılık ve
çalışanlarına candan teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim. Nice değerli yeni eserlerde buluşmak ümidiyle
Tahir Özakkaş, M.D., Ph.D.
Psikoterapi Enstitüsü Başkanı
ÖNSÖZ
Ernst Federn
1918 yılında (Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra) Budapeşte’de
yapılan Uluslar arası Psikanaliz Kongresi’nde Freud, psikoanalitik anlayış çerçevesinde telkin ve hipnoz tekniklerinden yararlanmanın gerekliliği konusunda bir konferans verdi. Bu teknikleri gerekli buluyordu; çünkü böylelikle toplum, gelecekte psikolojik problemleri olacak kitlelerin tedavilerini finanse edebilecekti.
Bu kitap, Ego Durumları: Teori ve Terapi,
Paul Federn’in, özellikle ego durumlarının varlığını keşfetmesi
üzerine, ego psikolojisini temel alan kısa bir psikoterapi oluşturarak
hipno
terapötik teknikleri psikoanalitik kavramlarla birleştirmeye çalışmıştır.
Freud, Ego ve İd (1923) kitabıyla psikoanalitik ego psikolojisini başlatmasına rağmen insan ruhunun id, ego ve süper
egodan oluştuğunu ve egonun kaygı yoluyla tehlikeleri fark etme
ve sentezleme fonksiyonlarının çoğunu gerçekleştirebildiğini iddia etmekten öteye gidememiştir.
Anna Freud, bu fonksiyonları savunma mekanizmasına
(1946), Hartmann ise adaptasyon fonksiyonuna kadar genişletirken, Paul Federn akıl hastaları üzerinde çalıştığı sırada egonun
özünü keşfetmiştir. Bu keşif, uzun süre birçok psiko
analist tarafından göz ardı edilmiştir; fakat bu kitabın yazarları
ego durumlarını fark etmiş ve terapilerinde daha fazla başarı sağlayarak bunun üzerinde çalışmışlardır. Federn’in ego durumları
kavramını bilinçli bir şekilde sunmuşlar ve ego durumlarının,
çoğul kişilik ve ego rahatsızlıklarını içeren diğer durumlarda na-
10 Ego Durumları
sıl kullanılması gerektiğini göstermişlerdir. Federn’in ego kavramlarını kullanarak psikoterapistler, çalışmaları için kuramsal
bir temel oluşturabilecekler özellikle de hipnoterapistler böyle
bir anlayıştan fayda sağlayacaklardır.
Viyana Psikoanalitik Topluluğu Onur Üyesi Psikoanalist Ernst
Federn, Paul Federn’in oğludur ve kendisi de bu konuda büyük
katkı sağlamıştır.1
1
Bk. Federn, E., 1960, 1990, J.G.W.
GİRİŞ
İkinci Dünya Savaşı sırasında, bizlerden biri (JGW), büyük bir
askeri hastanede uzman psikolog olarak görev yaparken, karanlık
korkusu olan genç bir teğmen başvurmuştu. Bu durum, hipnoanalitik metodla tedavi edildi ve detaylı bir şekilde yayımlandı;2
daha yakın bir zamanda ise kısaltılmış şekliyle yayımlandı.3 Bu
vakanın başarıyla çözümlenmesi bir keşiften daha fazla şey ifade
ediyordu. Bu durumda ben (JGW) hastanın birden fazla kişiliğe
sahip olduğunu yani ‘çoğul kişilik durumu’ olduğunu düşünebilirdim. Fakat iki alter kişilik aynı anda varlık göstermiyordu ve
yalnızca hipnoz yoluyla aktif hale geliyordu. Bu alt karakterleri
ve karanlık fobisini yaratan etkileşimleri anlamak için hipnotik,
analitik ve projektif tekniklerin birçok çeşidinden yararlanıldı.
Fobi, başka bir yerde4 detaylı olarak tanımlanan hipnoanalitik işlemler yoluyla uygulanan psikodinamik anlayışla çözümlendi.
Bu karmaşık etkileşimler büyüleyici olduğu kadar bu çalışmaya
da büyük bir katkıda bulunmuştur; bu bizim gizlice segmentlere
ayrılmış kişilik yapılarıyla ilk defa doğrudan doğruya tanışmamızdı ki onlara artık ‘ego durumları’ diyoruz.
İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden kırk yıl içinde zamanımın
çoğunu hem araştırma hem de klinikte pratik yaparak hipnoz
modelini keşfetmekle geçirdim.5 Paul Federn tarafından analiz
edilen ve Freud tarafından yetiştirilen analist Eduardo Weiss
(1960) ile çalışılarak yapılan bir kişilik analizi, daha sonra açık-
2
3
4
5
Watkins, J., 1949.
Watkins, J., 1992b.
Watkins, J., 1992b.
Watkins, J., 1946, 1947, 1949, 1951, 1954, 1963a, 1963b, 1967, 1971,
1972, 1977, 1978a, 1978b, 1984, 1987, 1989.
12 Ego Durumları
lanacak olan Federn’in ego durum teorileri konusunda bilgi sahibi olunmasını sağlamıştır. Bu tecrübe, aynı zamanda insan karakterinin bir birlikten çok, çeşitlilik halinde bulunduğunu anlamamıza katkı sağlamıştır.
1950’ler ve 60’lar boyunca, çok sayıda çoğul kişilikleri tedavi
etme, Bernauer Newton ve diğer meslektaşları tarafından ele
alınmış benzer durumları inceleme ve bu hastaları resmederek
rapor ve görsel-işitsel materyalleri ortaklaşa hazırlama fırsatım
oldu.6 Bu tecrübe, gerçek ve çoğul kişiliklerle karşılaştırıldığında, gizli kalmış kişilik birimlerini anlamak için zemin oluşturma
konusunda çok değerlidir. Fakat ‘ayırıcı savunma’nın esas önemi, bir uçtaki normal kişilik yapılarından diğer tarafta birbirlerinden iyice kopmuş halde bulunan kişiliklere kadar uzanan devamlılığın üzerine kurulu olduğundan, 1970’lerin başında hem
eşim hem de meslektaşım olan Helen H. Watkins (HHW) ile yaptığım iş birliğine kadar ortaya çıkmamıştır. Montana Üniversitesi
Rehberlik Merkezi’nde bir psikolog olan Helen, öğrencilerde görülen normal ve sinirsel problemleri tedavi ediyordu. Uzman bir
hipnoterapist olduğundan, kişilerde iç çelişkiler yaratan ve başarılı bir terapi için anlayış gerektiren bu gizli değişimleri hastalarında gözlemlemeye devam ediyordu. Ben de tüm bireye olduğu
kadar, değişen kişilik segmentlerine de hipnoanalitik teknikleri
uygulamaya başladım ve hem kliniksel bilgimin hem de terapötik başarımın arttığını fark ettim. Dahası, yaklaşık yirmi yıl önce
öğrendiğim, Paul Federn ve Edoardo Weiss’e ait olan teoriler
mevcut olaylarla bire bir örtüşüyordu.
O yıllarda Montana Üniversitesi klinik psikoloji programının
eğitim müdürü ve bir profesör olmamdan dolayı, zamanımın büyük bir kısmı öğrencileri eğitmek, gözlemlemek ve bazıları ego
durumlarıyla ilgili olmak üzere, öğrencilerin mastır ve doktora
tezleri üzerinde çalışmakla geçti.7
6
7
Bk. Bowers, 1971.
Douglass ve Watkins, ve 1994; Eiblmayr, 1987; Hartman, W., 1995.
Giriş
13
Helen’in o yıllarda öncelikli olarak genel klinik pratiğiyle
meşgul olmasının yanında, ben kendi vakalarımı gerçek çoğul
kişiliklerle sınırlamaya çalışıyordum. Hem açık hem de gizli kişilik segmentlerini anlama ve onlarla ilgilenme ihtiyacı, bizi sık
sık fedakârlık yapmaya zorladı. Bazen bir diğerimizin tedavi seanslarında oturuyor ve ortak bir ego durum teori ve terapi sistemi
geliştiriyorduk.
Helen bir çeşit ‘üçüncü göz’ hassasiyetine sahip gibi görünüyordu.8 Böylece, çoğu zaman gizli kişilik segmentleri davranışları hiç bulunmasa da bu konuları ele almak için çok yeni terapi
stratejileri tasarlayabiliyordu. Bu stratejileri benim daha önce geliştirmiş olduğum duygusal rahatlama (abreaction)9 yansıtıcı teknikler (1952) ve etki köprüsü (1971) gibi daha eski hipnoanalitik
işlemlerle birleştiriyorduk.
Bana gerekli olan şey ise; bu ‘ego durumları’nın doğasını
araştırmak ve onları anlamak için teorik bir mantık geliştirmekti.
Buna bağlı olarak, tecrübî çalışmalarımızı birleştirdik10 ve yavaş
yavaş açığa çıkan teoriyi sürekli tartıştık ve bu konuda fikir alışverişinde bulunduk. Helen tecrübelerinden elde ettiği çoğalan
bilgi birikimlerini ve olay materyallerini ortaya koydu ve ben de
bütün bu malzemelerden daha fazla teorik anlam çıkarmaya çalıştım. Çalışmalarımızı takdim etmeye11 ve yayımlamaya başladık.12 Fikir alışverişinde bulunduğumuz arkadaşlarımız ve meslektaşlarımız ego durumları kavramlarını ele aldılar ve uygulamalı olarak test etmek ve kendi çizgilerinde araştırma yapmak,
kendi teorilerini geliştirmek için çalışmalarına devam ettiler.13
8
9
10
11
12
13
Reik, 1948.
Watkins, J., 1949.
Watkins ve Watkins, 1979-1980.
Bk. Steckler, 1989.
Watkins ve Watkins, 1979, 1981, 1982, 1984, 1986, 1988, 1990a,
1990b, 1991, 1992, 1993a, 1996a.
Beahrs, 1982, 1986; Edelstien, 1982; Frederick, 1993, Frederick ve
McNeal, 1993; Frederick ve Phillips, 1995; Newey, 1986; Phillips,
1993; Phillips ve Frederick, 1995; Torem, 1987, 1989, 1993.
14 Ego Durumları
Bunlardan bağımsız olarak,14 Higard (1977, 1986) sonradan15
kişilik işlevselliğindeki ‘bilinç birliği’ faktörünü kanıtlayan, ‘gizli gözlemci’ görüngüsü (fenomen) konusundaki çalışmalarını tanıttı. Hilgard’ın kullandığı ‘bilişsel yapı sistemleri’, bizim önceden ‘ego durumları’ olarak adlandırdığımız ve terapötik anlamda
üzerinde çalıştığımız16 konuyla aynı içerikte gibi görünüyordu.
Bower (1981) ve arkadaşları (1978) tarafından ruh hali ve hafıza
üzerine yapılan çalışmalar da ego durumları teorisini destekler
nitelikteydi.
Son yirmi yıldır, dağılmanın bütün sahalarına ve çoğul kişiliklere karşı ilgi artışı olmuştur. Bliss (1986), Boor ve Coons (1983),
Braun (1984), Caul (1988), Coons (1988, 1993), Fine (1989, 1993),
Greaves (1988) Kluft (1987, 1988), 1993), Kluft ve Fine (1993),
Loewenstein (1991), Putnam (1985, 1989, 1991), Ross (1989, 1991)
ve diğerleri tarafından öne sürülen teşhis, konuyla ilgili çalışmaları ve konuya karşı olan saygının artmasına sebep oldu. Amerika Psikiyatri Birliği (APA)’nin DSM-4’ü, dağılma şartlarının kriterleri ve tekrar gözden geçirilmiş bir açıklamasına büyük bir yer
ayırdı. Çoğul kişilik bozukluğu (ÇKB), dağılıcı kimlik bozukluğu
(DKB) olarak yeniden isimlendirildi.
‘Dağılma Çalışmaları için Uluslar arası Topluluk’ adında yeni
bir bilimsel organizasyon oluşturuldu. Şuanda, akıl sağlığıyla uğraşan 3000’den fazla üyesi ve ‘Dağılma’ (Dissociation) adında,
kendi sahasındaki birçok yeni değerli çalışmayı düzenli olarak
neşreden bir dergisi vardır. Dahası, artık hipnoz, yalnızca önerme
olmakla kalmayıp bir dağılma şekli olarak da görülmeye başlanmıştır.17
Bugün, çoğul kişiliğin teşhis ve tedavisi konusunda kullanılan
dil, gerçek çoğul kişiliklerde bulunan daha açık kişilik segment14
15
16
17
Hilgard, 1977, 1986.
Beahrs, 1983.
Watkins ve Watkins 1979–1980.
Hilgard, 1986.
Giriş
15
leri18 kadar gizli kişilik segmentlerinin varlığının fark edilmesiyle, ‘ego durumları’ teriminin hızla artan kullanımıyla doludur.
Buna bağlı olarak, günümüzde normal kişilik işlevselliğini; çoğul kişiliklerde, amnezi ve füj durumlarında bulunan dağılmanın
aşırı halleriyle bağlayan bir teorinin açıklanması gerektiği kanısındayız. Belki, böyle bir mantıktan yola çıkarak; gerçek kişilikleri tedavi etmek ve dağılmanın daha hafif türlerinden kaynaklanan normal sinirsel bozukluklarla uğraşmak için daha iyi yollar
geliştirilebilir.
Çoğul kişiliği, aşırılık ve kişilik işlevselliğinin radikal bir bölünmesi olarak düşünmek yerine, patolojik olduğunda, bütün bireylerce, korunmak ve hayatta kalmak için kullanılan adaptasyon
ve savunma yöntemlerinin aşırıya kaçmasının sonucunda ortaya
çıktığını düşünebiliriz. Bu kavram, Beahrs tarafından ortaya
atılmış ve ayrıntılı bir şekilde geliştirilmiştir (1982, 1986).
Bu çalışmada kendi tecrübelerimizi, araştırmalarımızı ve klinik pratiklerimizi diğerlerininkiyle bir araya getirmeyi ve ‘ego
durum terapisi’ olarak tanımladığımız ortak bir yaklaşımda buluşturmayı ümit ediyoruz. Janet (1907), Federn (1952) ve Weiss
(1960)
gibi
düşünürlere
ve
sayısız
psiko
analitik terapist ve uygulayıcısına şükran borçluyuz. Teorilerimizin aynı zamanda, Fairbairn (1963), Guntrip (1968, 1971), Jacobson (1964), Kernberg (1976), Kohut (1978), Mahler (1978),
Winnicott (1971) ve diğerleri gibi nesne-ilişkileri analistlerinin
konularıyla da ilgili olduğunu fark ettik.
Günümüzde psikoterapistler birçok ciddî problemle karşı karşıya gelmektedirler. Psikodinamik terapilerin (psikanalizler gibi)
genelde aylar hatta yıllar süren oturumlara ihtiyacı vardır. Bugün, sigorta şirketleri ve diğer üçüncü taraf ödeme mükellefleri
böyle uzun süreli tedaviler için para temin etmezler. Kısa ve ‘etkili’ terapileri talep ederler. Haftada birkaç oturuma ihtiyaç du-
18
Brown ve Fromm, 1986; Gruenwald, 1986; Ramonth, 1985.
16 Ego Durumları
yan ve aylarca süren tedaviler uygulayan terapistler (psikanalizler gibi) ciddî ekonomik krizlerle karşılaşmışlardır.19 Hipnoanaliz ‘analitik’ tedavi için ayrılan zamanı önemli ölçüde kısaltacağını kanıtlamıştır. Yoğun ego durum terapisi ki hipnoanalizin bir
uzantısıdır, ömür boyu süren bozuklukların çözümünü de içeren,
8–12 saat içinde kalıcı, yapısal kişilik değişikliklerinin oluşmasını başaran (sürdürdüğümüz araştırmalarımıza göre-bakınız 13.
bölüm) daha etkili ve hatta daha kısa çözümler önerir.
Psikoloji bilimi ve kişilik rahatsızlıklarının terapötik tedavisi
sürekli gelişen bir sahadır. Aslında, ilerleme o kadar çabuktur ki
tek bir kişinin dağılma konusunda olduğu gibi, bir konu hakkındaki bütün yeni gelişmeleri küçük bir bilgi çerçevesinde sıkıştırması ve devamlı gelişmeleri takip etmesi gerçekten imkânsızdır. Bu yüzden, şüphesiz bu katkımızı, geçmişte ve günümüzde
aynı kavramları, belki başka bir terminoloji altında inceleyen
birçok düşünür, araştırmacı ve uygulayıcıyla tanışamayacak ve
onların onayını alamayacak olmamızın tamamen bilincinde olarak sunuyoruz.
Günümüzün dile getirilen aşırı bilgi yükü ve iletişim kopukluğu, işi, yenilikçi kabul edilenlerin tekerleği yeniden icat etmesine
kadar vardırıyor. Gerçek mucidin en kapsamlı bilgi kaynaklarından yararlandığının farkındayız. Bu yüzden gerçek bir alçakgönüllülükle çalışmalarımızın birleşimini, kuramsal kavramsallaştırmalarımızı, kliniksel uygulamalarımızı, diğerlerinin teşviklerine ilave olarak sunuyoruz. Ego durum terapisinin, bu alanı geliştiren meslektaşlarımızın ve bu çalışmalara katkıda bulunan diğer
kişilerin dikkatini çektiğinin farkındayız ve bu alanda yapılacak
yenilikleri merakla ve ilgiyle bekliyoruz.
Mevcut durumumuz ve ego durum terapisinin gelişimi, önceden bireysel veya beraber yapmış ve yayınlamış olduğumuz ça-
19
Goldberg, 1996. Hipnoanalizler (Fromm ve Nash, 1997; Watkins, J.
1992a, 1992b.
Giriş
17
lışmalarımızın en iyisi olduğundan, ayrıntılı teorik bir konu veya
kliniksel teknik konusunda daha detaylı bir sunuma ihtiyaç duyan okurlarımız yararına sık sık bu çalışmalarımızı referans göstereceğiz.
Görüşlerimizin kısa zaman sonra güncelliğini kaybedeceğinin
bilincindeyiz. Fakat herhangi bir şekilde hem uyumlu hem de
uyumsuz bir biçimde kişilik işlevselliği anlayışının gelişimine
katkıda bulunursa, memnun olacağız.
John G. Watkins
1
KİŞİLİK ve KİŞİLİK GELİŞİMİ
‘Kişilik’ kavramı, tanımlanması çok güç bir kavramdır. Bu tabir yaygın olarak kullanılmasına rağmen, konuşma dilinde değişik anlamlar taşır. Eğer birisi için: ‘Çok renkli bir kişiliğe sahip’
dersek, onu zihnimizde hoşça ilgi çeken birisi olarak canlandırırız. Aynı zamanda, kullanılan ifade, bu kişinin sosyal bir ortamda oldukça popüler ve aranan bir tip olduğu anlamına da gelir.
Diğer taraftan, bir adamı ‘bozuk kişilikli’ olarak tarif edersek,
başkalarını kandıran, kendinden soğutan ve iyi satıcı olamayan
birini hayal ederiz. Davranış bilimcileri, kişiliğin her yönünü
kapsayan aynı zamanda diğer psikolojik göstergelerin hariç tutulduğu tam bir tanım bulmakta çok zorlansalar da, kişilik kelimesi ortak dilde birçok anlam taşımaktadır. Burada esas olan, kişinin davranış örgütlenmelerinin başkaları tarafından değerlendirilen ve karşılık gören karakter özellikleri gibi görünmektedir.
Birçok bilim adamı kişiliğin temel boyutlarını araştırarak, gelişimi ve işlevselliğini açıklamak için bir mantık geliştirerek, kişilik tanımlaması gibi zor bir işe kalkışmışlardır. Bunlar: Adler
(1963), Allport (1955), Freud (1938), Fromm, Erik (1964), Fromm,
Erika (1977) Horney (1950), Jung (1934, 1969), Maslow (1968),
May (1980), Piaget (1963, 1966), Rank (1950), Rogers (1980),
Sullivan (1980); bunlara birkaç isim daha eklersek: Nesneilişkilerine katkıda bulunan Kernberg (1976), Kohut (1977), Mahler (1978), Winnicott (1965) gibi teorisyenler ve diğer birçokları
bunların arasındadır. Kişilik teorisine katkıda bulunanlar ve yeni-
20 Ego Durumları
lik getirinler pek çoktur; Burada onların yayınlarını gözden geçirmeye veya hepsine yer vermeye kalkışmayacağız.
Bu kitap, ‘kişilik’ kavramını anlamak için yapılan başka bir
denemedir. Buna göre; geçmişte ego durum teorisine dolaylı olarak katkıda bulunmuş veya onu doğrudan etkilemiş olan yazarları bildirmeye çalışacağız. Ego durum teorisini konuşurken, teori
kelimesiyle ne ifade etmeye çalışıyoruz? Teori, kaba tabirle, birtakım bilgiye göz atma yoludur. Hall ve Lindzey (1985) teorinin
ille de doğru veya yanlış olması gerekmediği konusuna dikkat
çekmişlerdir. Aksine, tahminlerinin desteklenmesine ve gözlemlere uygulandığında kontrol edilebilmesine bağlı olarak, yararlı
veya yararsız olup olmamasına bakılmalıdır. Bir teori aynı zamanda, yeni ve henüz gözlemlenmemiş ilişkiler önerirken, araştırma hipotezleri de üretmelidir; amacı önceden yapılmış varsayımları açığa çıkarmaktır.
Teoriler, insanoğlunun kendisini ve çevresindekileri anlamak
için yaptığı hiç bitmeyen sorgulamayı cevaplamaya çalışmak ve
mantıklı bir açıklama getirmek için geliştirilmiştir. Bazı teoriler
insan davranışlarının kliniksel çalışmaları, bazıları laboratuar
araştırmalarından, bazıları da insanın doğası hakkındaki felsefi
spekülasyonlardan geliştirilmiştir. Bizimki üçüyle de ilgilidir.
Fakat iyi bir kişilik teorisini hangi öğeler oluşturur? R. Ewen
(1980)’a göre iyi bir teori, ilgili davranışın uygun bir tanımını
sağlamalı, bilgiyi organize etmek için bir taslak önermeli ve konuların üzerine büyük bir dikkatle odaklanmalıdır. Ewen aynı
zamanda, teorinin, üzerinde çalışma yapılan görüngüyü (fenomen) açıklamasını ve kişisel farklılıklar konusundaki sorulara ve
neden bazı insanların diğerlerinden daha çabuk etkilendiği sorusuna cevap araması gerektiğini savunmuştur. Dahası iyi bir teori,
çevrenin değişimi ve kontrolüne imkân sağlayan pratik uygulamalara rehberlik edecek tahminler üretmelidir.
Hem deneysel araştırma hem de hastalar üzerinde yapılan kliniksel çalışmalardan kişinin davranışlarıyla ilgili yeni bir bilgi
elde edildiğinde, gözlemlenen olayı daha iyi açıklayabilen ve pa-
Download

ego durumları - Litera Yayın