KAPAK DOSYASI
KOBANİ SALDIRILARININ
ÖĞRETTİKLERİ
Irak ve Suriye’de birçok yeri kontrol altına alan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Kobani’ye yönelmesi, kanton yönetimleri için hayati önemde bir soruna neden oldu. Varlığa
yönelik tehdit algılamasının yanında elindeki imkânlarının Kobani’yi savunmada yetersiz
kalması, kanton yönetimlerini elinde bulunduran PYD’yi daha önce uzak durmayı tercih
ettiği diğer Kürt grup/örgüt/ parti ve yönetimlerin desteğini aramaya zorladı.
S
uriye’de 2011 yılının Mart ayında ayaklanmalar başladığında merak edilen konuların başında
ülkenin kuzeyinde yaşayan Kürtlerin nasıl bir
pozisyon alacağı gelmekteydi. Esad rejimi tarafından
yıllarca baskılanmış olan Kürtler, Suriye’de birçok siyasal ve kültürel haklardan yoksun olmalarına rağmen illegal yollardan siyasal örgütlülük elde etmeyi ve
bu örgütlülüğü ayaklanmaya kadar devam ettirmeyi
başarmışlardı. Dolayısıyla ülke nüfususun yaklaşık
%10’unu oluşturan Kürtlerin ayaklanmanın seyrini
etkileyebilecek örgütlü bir güce sahip olması onları
önemli kılmakta idi. Ayaklanmalar baş gösterdiğinde
Kürtler, ne muhalefetten ne de rejimden yana olduklarını belirterek ikisine de alternatif olacak üçüncü bir
yol çizdiklerini ilan ettiler. İçinde özerk Kürt bölgelerinin bulunduğu demokratik bir Suriye olarak tarif
ettikleri üçüncü yol, kendisini hem İslami eğilimli
muhalif hareketlere hem de baskıcı Esad yönetimine
mesafeli olarak konumlandırdığını ileri sürmüştür.
Söz konusu siyasi düşünce, rejim askerlerinin
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden çekilmesi
üzerine yaşam alanı bulmuş; Afrin, Kobani ve Cizîre
bölgelerinde kanton yönetimleri ilan edilmişti. PKK
ile aynı ideolojik çerçeveyi paylaşan Partiya Yekitîya
Demokratik (PYD) tarafından kurulan kanton yönetimleri, Kobani saldırılarına kadar ciddi bir saldırı
tehdidi ile karşı karşıya kalmamıştı. Zaman zaman
kanton yönetimlerine bağlı olan YPG ve YPJ askeri
güçleri ile rejim güçleri ve diğer muhalif gruplarla
çatışmalar yaşansa da hiçbiri kanton yönetimlerinin
-diğer bir ifadeyle Kürt yönetimlerinin- varlığına son
vermeye yönelik olarak algılanmamıştı. Fakat Irak
ve Suriye’de birçok yeri kontrol altına alan Irak Şam
İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Kobani’ye yönelmesi, kanton yönetimleri için hayati önemde bir soruna neden oldu. Varlığa yönelik tehdit algılamasının
46
Zana BAYKAL
yanında elindeki imkânlarının Kobani’yi savunmada
yetersiz kalması, kanton yönetimlerini elinde bulunduran PYD’yi daha önce uzak durmayı tercih ettiği
diğer Kürt grup/örgüt/ parti ve yönetimlerin desteğini
aramaya zorladı.
Kürt Milliyetçiliğinin Yükselişi
Kobani saldırıları, Ortadoğu’da komşu ülkelerde
yaşayan Kürtler arasında birlik fikrini yeniden canlandırmış ve Kürt partilerini birlikteliğin gerekliliği
konusunda ikna edici bir rol oynamaya başlamıştır.
Daha önce Kürt partileri arasında birliktelik yönünde
girişimler oluşsa da kesin bir başarıya ulaşılamamıştı.
Bunun en bariz örneği, 2013 yılı içerisinde toplanması kararlaştırılan, fakat bir türlü toplanamayan Kürt
Ulusal Konferansı olmuştur. İki etkin Kürt partisi
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile PKK’nın Ortadoğu’daki gelişmeleri farklı ideolojik perspektiflerden değerlendirmeleri, hareket etmelerinin önünde
engel teşkil etmiştir. Böylece 90’lı yıllardan beri süre
giden PKK, KDP çatışmasının izdüşümü konferans
hazırlık çalışmalarına yansımış ve konferans girişimi
başarısız olmuştu.
Benzer bir ayrışma, Suriye’deki Kürt partileri için
de geçerliliğini korumuştur. Suriye’de PKK çizgisindeki siyasi örgütlülüğü temsil eden PYD ile KDP çizgisini temsil eden Suriye Kürdistan Demokrat Partisi
(KDP-S) en büyük kitleye sahip iki grup olarak öne
çıkmaktadır. PYD’nin Suriye Kürt Bölgesi’nde oluşan
yönetim boşluğunu Abdullah Öcalan’ın demokratik
özerklik fikrine yaşam alanı olarak sunması, federatif çözümü esas alan KDP-S’nin tepkisini çekmiştir.
Aynı zamanda KDP-S yetkilileri, Suriye muhalefeti
ile birlikte hareket edilmesi gerektiğini savunurken,
PYD muhalif gruplardan uzak durmayı tercih etmiştir. Farklı perspektiflerden hareket eden ve bir türlü
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
anlaşamayan bu partiler, ortak bir karara varmak üzere
Erbil’de görüşmeye başlamışlardı. Görüşmeler sonucunda 11 Temmuz 2012’de ortak bir meclis ve askeri
konseyi öngören Erbil Anlaşması imzalanmıştı. Ne
var ki anlaşma, çok geçmeden gerginliklerin yeniden
gün yüzüne çıkmasıyla rafa kaldırılmıştı.
Anlaşmazlıklar, IŞİD’in Kobani’ye saldırması ile
bir tarafa bırakılmış ve yakın tehdidi bertaraf etmenin
yolları yeniden aranmaya başlamıştır. YPG’nin IŞİD
karşısında gerilemesi ve Kobani’nin düşme tehlikesi
yaşaması, PYD’yi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) askeri yardım istemeye zorladı. Böylece
PYD ve KPD-S arasında görüşmeler tekrar başlamış
ve 22 Ekim 2014’te Duhok Anlaşması imzalanmıştır.
Bu anlaşma ile birlikte Suriye’deki Kürt Yönetimi’nin
%40’ı PYD’ye, %40’ı KDP-S’ye, geriye kalan %20
ise bağımsız gruplara bırakılmıştır. Duhok Anlaşması’ndan sonra IKBY de ağır silahlarla donatılmış
150 kişilik peşmerge gücünü Kobani’ye yollamış ve
kantonları tanımıştır. Dolayısıyla yerelde sağlanan bir
işbirliğinin Kürtler arasında bölgesel bir birlikteliği
ortaya çıkarabileceği görülmüştür.
Peşmerge güçlerinin Türkiye üzerinden Kobani’ye
gönderilmesi de Kürt tarihinde bir kırılma yaratmıştır.
Kürt tarihinde ilk kez bir Kürt askeri gücü, diğer bir
ülkedeki muhalif Kürt gücüne legal yollardan yardım
yollamıştır. Yardımın askeri olarak denge değiştirici bir
unsur olup olmamasından ziyade psikolojik bir eşiğe
işaret etmesi önemli olmuştur. Çünkü bu yardımı
gerçekleştirebilmekle Iraklı Kürtler kendi diplomatik, siyasi ve askeri güçlerini Suriye’deki Kürtler için
kullanılabilmişlerdir. Peşmergeler Kobani’ye geçtikten
sonra YPG ile birlikte savaşmaya başlamıştır. Askeri
işbirliğinin gerçekleşmesi sonrası Kürt Ulusal Konferansı’nın yeniden toplanması gündeme taşınmıştır.
Bu talebin sürekli canlanması, Ortadoğu’daki Kürt
sorunun siyasi çözümünün bütünlüklü olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Kürtlerin zihin dünyasında yeni bir dönem açan bu yardım, sadece Suriye
ve Irak’taki Kürtleri değil, aynı zamanda Türkiye’de
yaşayan Kürtleri de etkilemiştir. Peşmerge güçleri,
Türkiye’den geçişi sırasında güzergah boyunca büyük
sevinç gösterileriyle karşılanmıştır. Yine Türkiye’den
gidip Kobani’de savaşanların cenazeleri de Türkiye’ye
getirilmekte ve kitlesel törenlerle defnedilmektedirler.
Komşu ülkelerdeki Kürt sınırlarının bu denli geçişken
olması, hem Kürt milliyetçiliğini tetiklemekte hem
de Kürt Sorunun bölgeselleşmesine yol açmaktadır.
Kısacası bu geçişkenlikle birlikte komşu ülkelerdeki
Kürt sorununun çözümü ya da çözümsüzlüğü diğer
ülkelerin Kürt sorununu etkileyebilmektedir.
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
Bölgesel ve Uluslararası Etkisi
Yürütülen çözüm süreci de hem bölgesel olaylardan etkilenmekte hem de olayları etkileyebilmektedir. Barış
görüşmelerinde nihai olarak PKK’nın silah bırakması
hedeflenmişti. Fakat yükselen Kürt milliyetçiliği ve
IŞİD saldırıları PKK’ya silah bırakmamak için önemli
bir koz sunmuş oldu. Çözüm sürecinin ilk aşamalarında PKK silah bırakılmasına karşı çıkmakta ve silahlı
unsurların ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ın öz savunma gücü olarak görevlendirilmesini talep etmekteydi.
İlerleyen aşamalarda ise silah bırakılması ve dağdan
inişlerin başlaması üzerine anlaşılmıştı. Fakat dağdan
inişler gerçekleşmeden Kobani saldırılarının yaşanması, PKK’ya silah bıraktırmanın daha da zorlaşacağını
göstermektedir. Suriyeli Kürtlerin PKK içerisinde bir
kitlesinin bulunması ve PYD’nin hali hazırda IŞİD ile
çatışıyor olması, PKK’yı silah bırakmaya ikna etmenin
güçlüğüne işaret etmektedir. Yine çözüm sürecinin
nasıl tamamlanacağının bölgesel sonuçları olacağı da
açıktır. En büyük Kürt nüfusunu barındıran Türkiye’nin çözüm sürecindeki tavrı, kanton yönetimlerinin geleceğini de etkileyebilecek potansiyeli sahiptir.
Çözüm sürecinin bitirilmesi veya tamamlanması Türkiye’nin kanton yönetimlerinden tehdit algılayıp algılamayacağını belirleyeceğinden önemli olmaktadır.
Kobani saldırılarının bölgesel sonuçları olduğu
gibi uluslararası sonuçları da olmuştur. Saldırılarının büyük mülteci göçlerini tetiklemesi ve YPG ile
YPJ güçlerinin IŞİD karşısında gerilemeye başlaması
IŞİD’e karşı zaten oluşmuş uluslararası tepkinin de
zirveye ulaşmasına yol açtı. Koalisyon ülkelerinin hava
saldırılarını başlatması ve 1 Kasım’da küresel Kobani
günü eylemlerinin yapılması, Kobani’ye yönelik duyarlılığın artmasına ve dünya gündemine oturmasına
neden oldu. IŞİD’e karşı savaştığından terör listesinden çıkarılmasına yönelik kampanyaların başlatılması
da PKK’ya meşruiyet sağlamaktadır. Diğer yandan
koalisyon desteğinin ardından PKK’nın üst düzey
yöneticilerinden Cemil Bayık, ABD’nin barış görüşmelerinde arabulucu olmasını istemiştir. Kürt sorunun bu şekilde uluslararasılaşması, PKK’ya manevra
yapabilecek bir alan yaratmakta ve çözüm yolunda
etkisini arttırmaktadır.
Özetle; Kürtler gittikçe artan bir şekilde bölge ülkelerinin ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmekte ve hesaba katılması gereken bir aktör olarak
ön plana çıkmaktadırlar. Sadece Kobani merkezli yaşanan değişimler bile Kürt sorunun tek bir ülkenin
sorunu olmadığını Ortadoğu’daki Kürt sorunun bir
bütün olarak ele alınması gerektiğini tekrar hatırlatmaktadır.
Araştırma Görevlisi, Sakarya Üniversitesi
47
Download

kobani saldırılarının öğrettikleri