Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
KIYIDAŞ DEVLETLERİN TALEPLERİ
ÇERÇEVESİNDE HAZAR’IN HUKUKİ STATÜSÜ VE
PAYLAŞILMASI SORUNU
Yazar : Tarık Çağrı Oruç*
Giriş
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ve sonrasında yeni
bağımsız devletlerin kurulmasının ardından Hazar bölgesi, büyük
ve henüz tam olarak işlenmeye başlanmamış petrol ve doğal gaz
rezervleri sebebiyle bölgesel ve uluslararası güçlerin olduğu kadar
Batılı enerji şirketlerinin de dikkatini çekmiştir.1 Bu kaynaklar, bağımsızlığına yeni kavuşmuş eski Sovyet devletlerinin Rusya’dan
ayrı olarak ekonomilerini kalkındırmaları için bir fırsat yaratmıştır.
Bölgede çıkarı olan büyük güçler, oluşan kuvvet boşluğunu doldurmak ve bölgedeki kaynaklar üzerinde söz ve pay sahibi olmak
için karmaşıklık ve sorunlarla dolu bir rekabete girişmişlerdir. Bu
durum, “Büyük Oyun” olarak isimlendirilen tarihi mücadelenin bir
kez daha, “Yeni Büyük Oyun” olarak karşımıza çıkmasına neden
olmuştur; bu Yeni Büyük Oyun’da ödül ise Hazar Havzası’ndaki
enerji kaynakları olarak belirlenmiştir.2
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Hazar’ın
tarihsel sahipleri olan İran ve Rusya’yla birlikte; Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan da yeni kıyı devletleri olarak Hazar’da sınıra ve dolayısıyla söz hakkına sahip olmuşlardır. Hazar’ın bölgesel
açıdan paylaşımındaki sorunun temeli ise bu ülkelerin sahip olduğu
Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Araştırmacı, [email protected]
Bayülgen, O. (2009, s.163). Caspian Energy Wealth, Social Impacts and
Implications For Regional Stability. The Politics of Transition in Central Asia and
the Caucasus : Enduring Legacies and Emerging Challenges, ss. 163-188.
*
1
2
Birsel, H. (2006, s.77). Eski Dünyanın Karanlık Yüzü Orta Asya Jeopolitiği.
İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık.
83
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
kıyıların oranlarıdır. Rusya %18.5, Kazakistan % 30.8, Türkmenistan %16.8, İran %18.7 ve Azerbaycan %15.2 pay hakkına sahip
olarak Hazar’daki kıyıları paylaşmışlardır.3 Rusya ve İran’ın eski
anlaşmalara dayandırdığı Hazar’daki tarihi paylaşımının önemini
yitirmesi ve eski sınırdaş, yeni bağımsız ülkelerin bu paylaşımda
söz sahibi olması, Hazar’ın Hukuki Statüsü Sorunu’nu ortaya çıkarmıştır.
Hazar Enerji Havzası, büyük miktarda petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahiptir. Bu bölge, Orta Doğu’dan sonra dünyanın ikinci
büyük enerji kaynağı olarak kabul edilmektedir.4 Zamanla beklentilerin altında bir potansiyelde kaldığı görülse de bölgenin kaynaklarından yeteri kadar üretim sağlanamasa da bölge kaynakları, dünyanın kanıtlanmış rezervlerinin % 3-4’ünü oluşturması bakımından
önemini korumaktadır.5
2010 yılı itibariyle Hazar’ın, bölgesel petrol üretiminde Güney
Amerika’nın en büyük petrol üreticisi olan Venezuela’nın yıllık üretimini yakalaması ya da bu üretimi aşması beklenmektedir.6 Tahminlere göre bölge yaklaşık 16-32 milyar varili kanıtlanan yaklaşık
200 milyar varil potansiyel petrol rezervine; yine 236-337 trilyon
metreküpü kanıtlanmış, 319 trilyon metreküp potansiyel doğal gaz
rezervine sahiptir.7
Günümüz enerji politikalarında, enerji kaynaklarını kontrol etmek ve sahip olmak kadar bu kaynakların dünya piyasalarına na3
Mehdiyoun, K. (Ocak 2000, s.179). Ownership of Oil and Gas Resources in the
Caspian Sea. The American Journal of International Law (94), ss. 179-189.
4
Birsel, a.g.m., s. 79.
5
Bayülgen, a.g.m., s. 163.
6
Bayülgen, a.g.m., s.163., US EIA, 2007’den alıntı.
7
Kuniholm, B. (Ağustos 2000, s.550). The Geopolitics of the Caspian Basin.
Middle East Journal (54), ss. 546-571.
84
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
sıl ve hangi yollarla ulaştırılacağı konusu da önem taşımaktadır.
Enerji kaynaklarını tüketim merkezleriyle buluşturan boru hatları,
Hazar’ın tüketici ülkelere uzak coğrafyası da dikkate alındığında,
bölge devletlerinin üzerinde en çok tartıştığı ve çıkarlarının çatıştığı
alan olmuştur. Birçok alternatif arayış nedeniyle çeşitlilik gösteren
boru hatları bölgede mevcudiyet göstermiştir.
Dünya nüfusunun ve enerji kaynaklarının %75’ine sahip olan ve
bu özellikleriyle dünyanın jeopolitik açıdan kalpgahı olarak kabul
edilen Avrasya’nın, enerji kaynakları ile nakil hatları açısından çeşitliliğe sahip olarak geçiş noktası özelliğini gösteren Hazar Havzası, bölgenin en çok rekabet ve çıkar çatışması yaşanan bölgesidir.8
Makalenin bu kısmında incelenen bölgesel kaynakların durumu ve
öneminin yanında, Hazar’a kıyısı olan ülkelerin bölgedeki enerji
politikaları ile kıyı ülkelerinden kaynaklanan Hukuki Statü Sorunu
da incelenecektir. Hazar’ın bölgesel ilişkiler ağı içerisinde oluşan
bu sorununu küresel ölçeğe taşıyan, bölgedeki enerji kaynaklarının
paylaşımı ve dağıtımının hukuki statüden nasıl etkilendiğidir. Bu
açıdan bakıldığında, Hazar’ın hukuki statüsünü bir sorun yapan da
bölgedeki nakil hatları mücadelesidir. Nakil hatlarının ekonomik
çeşitlilik amacından siyasi bir mücadele aracına dönüşmesi de makalede ele alınacak diğer bir konuyu oluşturmaktadır.
Tarihsel Süreçte Hazar’ın Statü Sorunu
Hazar Denizi; Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önceki dönemde, güneyde İran’ın sahip olduğu küçük bir bölüm haricinde
Sovyetler Birliği’nin kontrolünde bulunmakta ve İran’ın Basra
Körfezi’nde sahip olduğu kaynaklar nedeniyle iki devlet arasında
8
Brzezinski, Z. (Eylül-Ekim 1997, s.50). A Geostrategy for Eurasia. Foreign
Affairs (76), ss. 50-64.
85
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
bir problem sahası oluşturmamaktaydı.9
Tarihte, Hazar üzerindeki bağımsızlık meseleleriyle ilgili ilk anlaşma, 1729 yılında Pers ve Rus İmparatorlukları arasında imzalanan “Reşt Anlaşması”dır.10 Çarlık Rusya’nın 19.yüzyılın başındaki
ana hedefinin topraklarını güneye doğru yaymak olması, Rusya ve
Pers Krallığı arasında savaşlara neden olmuştur. Bu savaşların sonrasında Ruslar ve Persler arasında Hazar’daki gemicilik haklarını
düzenleyen iki anlaşma yapılmıştır. 1813 yılındaki “Gülistan Anlaşması”, İran’ın Hazar’da deniz kuvvetleri bulundurmasını yasaklamış ve 1828 “Türkmençay Anlaşması, Perslere karşı bu gemi sınırlamalarını yinelemiştir.11 Bu anlaşmalar, askeri donanmalarla ilgili
düzenlemeler haricinde, Rus ve Pers ticari gemilerine eşit seyahat
özgürlüğü hakkı tanımış ve Hazar’da herhangi bir sınır belirlemesi
yapmamıştır.12
1917 Devrimi’nden sonra, 1921 “İran-Rusya Dostluk
Anlaşması”yla önceki anlaşmalar yürürlükten kalkmıştır. 1935 yılında imzalanan ve 1940 yılında yenilenen “Ticaret ve Denizcilik
Anlaşması”, iki ülkeye 10 millik balıkçılık alanı hakkı tanırken
deniz yataklarındaki madencilik hakları üzerinde sessizliğini korumuş; bu anlaşmayla birlikte Hazar, bir Sovyet-İran denizi haline
gelmiştir. 1954’de imzalanan anlaşma ise, iki ülke arasındaki toprak
sınırlarını belirlerken Hazar üzerindeki sınırlamaları ortadan kaldırmıştır.13 İran ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan 26 Şubat 1921
9
Birsel, a.g.m., s.84.
10
Gökay,B. (2001, s.20). The Politics of Caspian Oil. Gordonsville: Palgrave
Macmillan.
11
Mehdiyoun, a.g.m., s.180.
12
Hrair,D. (2003, s.20). Troubled Waters : The Geopolitics of the Caspian Region.
New York: I.B.Tauris.
13
Mehdiyoun, a.g.m., s.180.
86
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
tarihli “Dostluk Anlaşması” ve 25 Mart 1940’ta imzalanan “Ticaret
ve Denizcilik Anlaşması”, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve kıyıdaş devlet sayısındaki artışla birlikte (İran, Rusya Federasyonu,
Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan) geçerliliğini yitirerek
yürürlükten kalkmıştır.14 Bu anlaşmalar sadece ticaret, deniz ulaşımı
ve balıkçılık konularıyla ilgili hukuki düzenlemeleri ve paylaşımları içermektedir; dolayısıyla güncel olan kaynakların paylaşımı gibi
hala çözülememiş sorunlara bir düzenleme getirmemektedir.15
Rusya Federasyonu ve İran’ın aralarındaki bu tarihi anlaşmalara dayandırdığı düzeni devam ettirme isteği ile bağımsızlığını kazanmış olan ve kaynak paylaşımında avantajlara sahip yeni kıyıdaş
devletlerin kendi çıkarları doğrultusundaki istekleri, Hazar’ın Hukuki Statü Sorunu’nu, 1991 sonrasındaki yeni düzende temel meselelerden biri haline getirmiştir.
Hazar’ın hukuki statüsüyle ilgili en temel tartışma, Hazar’ın bir
göl mü yoksa bir deniz mi olduğunun kabulü üzerinedir.16 Hazar’ın
deniz olarak kabul edilmesi durumunda 1982 BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi’ne17 göre deniz; Rusya Federasyonu, İran, Azerbaycan,
Türkmenistan ve Kazakistan arasında yine bu kıyıdaş devletlerin sahip olduğu karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeler
başta olmak üzere beş ulusal sektöre bölünecektir.18 Hazar’ın göl
statüsü altında ortak egemenliğe sahip olunacak şekilde kabul edil14
Bayülgen, a.g.m., s.170.
15 Yapıcı,
U. (2004, s.244). Küresel Süreçte Türk Dış Politikasının Yeni Açılımları :
Orta Asya ve Kafkasya. İstanbul : Otopsi Yayınları.
16 Bayülgen, a.g.m., s.170.
17
Kıyıdaş devletler bu anlaşmaya göre; kıyılarından 12 mil uzaklığında olan
karasularında ve yine kıyılarının 200 mil ötesini kapsayabilecek kadar bir alanda,
münhasır ekonomik bölgelere sahip olabileceklerdir ( Pazarcı, 2007, s. 259, 282).
18
Birsel, a.g.m., s.87.
87
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
mesi durumunda ise, 20 millik karasuları ve yine ekonomik bölgelerin dışında kalan 20 millik bir alanın ortak olarak kullanılmasının
gerekliliği ileri sürülmektedir.19 Hazar’ın ikili anlaşmalarla paylaşılmasını savunan görüşe göreyse; Hazar’ın kendine özgü jeopolitiği
sebebiyle statüsü, uluslararası normlara tabi olmak yerine kıyıdaş
ülkeler arasında yeni bir anlaşmayla belirlenmeli; kıyı devletlerinin
kendi sektörel bölgeleri dahil olmak üzere bütün balıkçılık alanları,
deniz yatakları ve deniz taşımacılığı şartlarının ortak kullanımı esas
olarak kabul edilmelidir.20
Hazar’a Kıyısı Olan Devletlerin Çatışan İddiaları ve Soruna
Yaklaşımları
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Hazar’ı Sovyetİran denizi olarak tanımlayan tarihsel görüşün sonu gelmiş ve bu tarihsel uzlaşmanın yerini, kıyıdaş devletlerin çatışan talepleri ve yaklaşımları almıştır. Hazar’ın hukuki statüsünü bir soruna dönüştüren
temel etken, bu çatışan iddialardır. Günümüzde Hazar’ın statüsünü
belirleyen unsur, sorunu yaratan tarafların bu soruna yaklaşımlarıdır. Hazar üzerindeki görece iş birliği, tarafların aralarında imzaladıkları ikili ve çok taraflı anlaşmalara dayanmaktadır. Kıyıdaş devletlerin çatışan iddialarını ve soruna yaklaşımlarını ele almak, Hazar
Sorunu’nu anlamak açısından önemlidir.
Rusya Federasyonu’nun Soruna Yaklaşımı
Soğuk Savaş’ın sona ermesine rağmen jeopolitik rekabet artan
bir şekilde devam etmiş; Hazar Havzası’ndaki (Rusya’nın azalan
ulusal gücü karşısında) bölgesel aktörlerin etkisi artmıştır. Tarihte
Büyük Britanya’nın, günümüzde ise ABD’nin ve Batılı enerji şir19
Birsel, a.g.m., s.88.
20 Yüce,
Ç. (2006, s.145). Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları Üzerinde
Mücadele. Ankara: Ötüken Yayınları.
88
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
ketlerin gücü de bölgedeki enerji mücadelesinde etkin hale gelmiştir. Bu durumdaki en önemli unsur Hazar Bölgesi kaynaklarının
gelişen gaz ve petrol endüstrisi için öneminin artmasıdır.21 Bu Yeni
Büyük Oyun’da Rusya’nın Hazar üzerindeki üstünlüğü, iki önemli hesap temeline dayandırılmaktadır: birincisi Rusya’nın Hazar
üzerindeki siyasi durumu; diğeri ise bölgedeki Rus yatırımları ve
Rusya’nın, Hazar enerjisini dünyaya dağıtan enerji hatları üzerindeki kontrolüdür.22
Rusya’nın enerji kaynakları üzerindeki yaklaşık 35 yıllık üstünlüğüne karşın rekabet yaratan olgu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından anayasal bağımsızlık kazanan 15 yeni cumhuriyetin,
özellikle Hazar’a kıyısı olan Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan devletlerinin hırslı liderlerinin, hayat standartlarını ve ekonomik kalkınmalarını sağlayacak Batılı yatırımları bölgede teşvik
etmesidir. Bu devletler ilk fırsatı Gorbaçev’in başkanlığı zamanında
bulabilmiş ve Yeltsin döneminde ise yabancı yatırımcılara kapıları ardına kadar açmışlardır. Böylece Rusya Federasyonu, siyasi
ve ekonomik bakımdan bölgede güç kaybetmiş; 1988 yılındaki
11.000.000 varillik günlük petrol tüketimi 1994’te 7.000.000 varile
kadar düşmüş; Azeri, Türkmen ve Kazak yönetimleri kendi topraklarındaki enerji altyapılarını millileştirmişlerdir.23 Ayrıca Hazar’ı
çevreleyen bölgede yer alan Ermenistan, Gürcistan, Türkiye, Ukrayna ve Özbekistan’ın Batıyla olan ekonomik, siyasi ve stratejik
ilişkileri, Batı’ya Hazar’daki bölgesel enerji kaynaklarının ve hatlarının geliştirilmesi suretinde kendi çıkarına iş birliği yapma ve do21
Barylski, R. (Bahar 1995, s.217). Russia, the West, and the Caspian Energy Hub.
Middle East Journal (49), ss. 217-232.
22
Gidadhubli, R. (Ocak-Şubat 1999, s.260). Oil politics in Central Asia. Economic
and Political Weekly (34), ss. 260-263.
23
Barylski, a.g.m., s.218.
89
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
layısıyla da bölgede etkin olma fırsatını tanımıştır.24 Sovyet sonrası
dönemdeki bu değişimler de göz önüne alındığında Rusya, Hazar
Bölgesi’ni; bölge devletleri, kendi kaynakları ve Batı arasında bir
enerji merkezine (energy hub) dönüştürebilmek için 1991-1995 yılları arasında üç ayaklı bir politikayla Hazar enerji sistemini Batılı
yatırımlar bakımından daha bağımsız bir hale getirerek kendi çıkarları doğrultusunda bölgede enerji kalkınma planları uygulamış;
böylelikle eski Sovyet, yeni bağımsız cumhuriyetlerle bölgesel iş
birliğini arttırma yoluna gitmiştir.25 Ancak 90’ların ikinci yarısında,
Rus dış politikası Batılılaşma yaklaşımından uzaklaşmış ve Avrasyacı yaklaşım öne çıkmıştır. Bu anlayış ile bölgede artan Batı etkisine karşı Rusya’nın, eski Sovyet çevresi (yakın çevre) üzerindeki
kontrolünü arttırarak bölgenin Rusya’ya yeniden entegrasyonunun
sağlanması amaçlanmıştır.26 Buna Bağımsız Devletler Topluluğu girişimlerini ve 1993’te Azerbaycan’da Moskova destekli gerçekleştirilen askeri darbeyi örnek verebiliriz; ayrıca 1994’te Batı
Konsorsiyumu’nun Azerbaycan’daki yatırımlarına 8 milyar dolar
ekleyeceğini açıklamasının ardından Rusya’nın Moskova’daki İngiliz elçiliğine nota vermesi de Rusya’nın değişen politikasına örnek
gösterilebilir.27 Rusya’nın bu tutumunun önündeki uluslararası engellere bakıldığında Hazar’da önemli enerji yatırımlarıyla Rusya ile
güçlü bir rekabete girmiş olan Chevron, British Petrol, Exxon, Shell
Texaco gibi büyük Batılı şirketleri ve yine bu şirketler vasıtasıyla
Batı’nın bölgede izlediği enerji politikalarını da rahatça görebiliriz. Bununla birlikte 1993 Çeçenistan Krizi’nin, Rusya’nın bölgeyle
24
Kalicki, J. (Eylül-Ekim 2001, s.120). Caspian Energy at the Crossroads. Foreign
Affairs (80), ss. 120-134.
25
Barylski, a.g.m., s.219.
26
Kubicek, P. (Bahar 2004, s.208). Russian Energy Policy in the Caspian Basin.
World Affairs (166), ss. 207-217.
27
Mehdiyoun, a.g.m., s.185.
90
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
enerji bağlantısını ve dolayısıyla da Rusya etkisini sekteye uğratan
bir iç engel olarak görülmesi de yerinde bir yaklaşım olacaktır. 2000
yılı sonrasında Putin yönetiminde Çeçenistan Sorunu’na çözüm getirilmesi ve “Yakın Çevre Doktrini”yle Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerine öncelik verilerek Hazar bölgesinde Lukoil, Yukos ve
Gazprom gibi Rus devlet şirketlerinin daha etkin olması Rusya’nın
Avrasyacı yaklaşımının gözlenen en etkin girişimleri olarak karşımıza çıkmaktadır.28
İran’ın Soruna Yaklaşımı
İran yaklaşık 90 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyanın bilinen kaynaklarının % 9’una sahiptir; ayrıca Hazar
petrol kaynakları, İran’ın kaynaklarına önemli bir katkı potansiyeli
taşımaktadır. İran’ın Hazar sektöründe kanıtlanmış 100 milyon varil
petrolü bulunmaktadır. Bundan daha önemlisi, bu sektördeki potansiyel 15 milyar varillik kaynaktır. İran ekonomisinin %80 oranında
ihracat geliri, %10-20 oranında gayrisafi yurtiçi hasılası ve %40-50
oranında yönetim bütçesini oluşturan petrol gelirleriyle ayakta durduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda, Hazar’daki kaynakların İran
için önemini daha etkin bir şekilde vurgulamış oluruz.29 Ekonomik,
siyasi ve coğrafi unsurlar, İran’ı Hazar’daki deniz yatağı kaynaklarının sektörel temelde paylaşılması yönünde hareket ettirmektedir.
Ekonomik olarak İran, Hazar’ın güneyinde petrol araştırmaları ve
üretimi yapabilecek güce sahip değildir. Siyasi olarak iç meselelerin yanında, İran’a karşı uygulanan dış baskılar da mevcuttur; bu
yüzden uluslararası kamuoyunda İran’ın gücü azdır. Coğrafik açıdan da Hazar’ın İran kıyısındaki deniz petrol yatakları; en derin,
ulaşılması en zor kısımdadır ve yine bu açıdan İran, Uluslararası
28
Kubicek, a.g.m., s.211.
29
Taghavi, R. (Mayıs 2006, s.8). Iran’s Financial Stake in Caspian Oil. British
Journal of Middle Eastern Studies (33), ss.1-18.
91
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
Deniz Hukuku’na göre oluşturulan sınırlara karşı çıkarak sektörel
anlamda ortak paylaşımın gerçekleştirilmesi yönünde oluşacak bir
anlayışı benimser.30
İran’ın Hazar’ın statüsü tartışmalarındaki tutumu, Rusya’yla
belirli noktalarda aynı çerçevede oluşmuştur. Bunun nedeni ise,
Çarlık ve Sovyetler Rusyası ile Hazar’daki kaynakların paylaşılması, yine bu dönemlerdeki anlaşmaların birtakım avantajlar sağlıyor olmasıdır. Ayrıca İran ve SSCB arasında yapılan 1921 ve 1940
Anlaşmaları’nın bu kadar öne çıkmasının temelinde, Hazar’ın bir
Sovyet-İran denizi olarak görülmesi yatmaktadır.31 Bu dönemde
İran ve Rusya’nın Hukuksal Statü Sorunu yaklaşımındaki talepleri tarihsel olarak örtüşmüş; Sovyet Sonrası Dönemi’nde ise (kıyıdaş, bağımsız devletlere dönüşmüş olan) Azerbaycan, Kazakistan
ve Türkmenistan’ın istekleri bu tarihsel yaklaşıma karşıt görüşler
olarak ortaya çıkmıştır.
Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın Soruna
Yaklaşımları
Azerbaycan, Hazar’da sahip olduğu kıyının coğrafik avantajıyla
Hazar Denizi’nin bölünmesini istemektedir. Böylece Hazar’daki en
büyük petrol ve gaz kaynakları Azeri sınırları içerisinde kalacaktır.
Hazar’daki kaynaklar, Azerbaycan için öncelikli bir meseledir; çünkü kaynaklarının büyük bölümü Hazar kıyısındadır. Ayrıca bir diğer
önemli unsur da ABD’nin yatırımları ile İran’ın bölgedeki ekonomik çıkarlarını sekteye uğratarak Azerbaycan’ı ekonomik ve siyasi
olarak Hazar’da desteklemesidir.
Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan, Hazar’ın eşit uzaklıktaki hatlarla ulusal sınırlara bölünmesi üzerinde hemfikir olmuş;
30
Mehdiyoun, a.g.m., s.183.
31
Şir, A.Y. (Kış 2008, s.6). Hazar’ın Statüsü, Jeopolitiği ve Bölgesel Güvenliğe
Etkileri. Global Strateji Dergisi (12), ss. 120-130.
92
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
fakat sınırın kendi aralarında nasıl çizileceğiyle ilgili herhangi bir
uzlaşmaya varamamışlardır.32 Azerbaycan, Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmüş bir deniz statüsünde kabul edilerek deniz tabanı ve
deniz üstü kaynaklarının diğer kıyıdaşlarının kullanımını dışlayıcı
bir şekilde bölünmesini istemektedir. Diğer taraftan ise Kazakistan
Hazar Denizi’nin, tabanında bulunan kaynakların paylaşımı baz
alınarak Denizler Hukuku Sözleşmesi temelinde bölüştürülmesini
talep etmektedir.33 Azerbaycan, 1991 öncesinde Sovyetler Birliği ve
İran’a ait bölgelerin, Hazar’da ulusal bölgeler adı altında 1970’de
bölünmüş olduğunu söyleyerek buradan doğan hukukla Sovyet sektörünün; Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kazakistan ve Türkmenistan arasında yeniden paylaşılması gerekliliğini ileri sürmüştür.34
İran ve Rusya Federasyonu, 1921 ve 1940’ta yapılan anlaşmaların geçersiz olmasıyla Hazar üzerindeki üstünlüklerini yitirdiler ve
Hazar’ın göl statüsüyle tanınmasını destekleyerek kaynakların kıyıdaş devletlerle paylaşılmasını, böylelikle ortak bir faydalanmaya
tabi tutulması gerekliliğini dile getirdiler. Fakat olaya Azerbaycan
ve Kazakistan açısından bakıldığında durumun kabul edilemez olduğu da bir gerçektir; çünkü bu ülkeler Hazar’daki kanıtlanmış petrol kaynaklarının yaklaşık %80’ine sahiptir. Böyle bir paylaşımın
olması halinde kendi çıkarlarının zedeleneceği aşikardır. Türkmenistan, her ne kadar Azerbaycan ve Kazakistan’la birlikte Hazar’ın
ulusal sınırlarla bölünmesinde başta hemfikir olsa da Azerbaycan’ın
ve Kazakistan’ın geniş kaynaklara avantajlı bir şekilde sahip olmasını istemediği için Rusya tarafından ikna edilerek İran ve Rusya’nın
ortak faydalanma ve kıyıdaş devletlerle paylaşma yaklaşımını desteklemeye başlamıştır.
32
Mehdiyoun, a.g.m., ss.184-187.
33
Gidadhubli, a.g.m., s.260.
34
Mehdiyoun, a.g.m., s.183.
93
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
Harita – 1. Çatışan Hazar İddiaları (Bayülgen, 2009, s. 172,
EIA, 2007’den alıntı)
Tarafların Uzlaşma Çabaları ve İkili Görüşmeler
Hazar’a kıyısı olan ülkeler için Hazar’ın önemini ve bu ülkelerin soruna farklı yaklaşımlarını ele aldıktan sonra, yine bu ülkelerin Hazar’ın Hukuki Statüsü Sorunu’nda neleri ileri sürdüklerini
ve nasıl uzlaştıklarını ortaya koymamız gerekmektedir. Hazar’ın
paylaşımının bir soruna dönüşmesinin temelini, konuyu uluslararası
bir çözüme ulaştırmak yerine meselenin kıyıdaş devletler arasında
yapılması düşünülen ikili anlaşmalarla çözülmeye çalışılması oluşturur. Bütün bu uzlaşma çabaları ise Sovyetlerin dağılmasının ar94
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
dından artan aktör sayısı ve daha önce belirtilen farklı yaklaşımlar
nedeniyle karmaşık bir ilişkiler ağına dönüşmüştür. 1990’ların sonuna doğru, kıyıdaş devletler bu anlaşmazlıkları çözmek ve petrol
arama çalışmalarını hızlandırmak için ikili görüşmelere gitmişlerdir. 1997’de Azerbaycan ve Kazakistan, ulusal sektörlerin sınırlarını
belirlemek için Orta Hat Anlaşması imzalamış; bunu aynı yıl Kazakistan ve Türkmenistan arasında imzalanan benzer içerikli anlaşma
izlemiştir. Üç ülke arasındaki anlaşmalar, Rusya Federasyonu’nun
yaklaşımına daha yatkın olan bir değişikliği meydana getirmiştir.
Bu anlaşmalar, Kazakistan Başkanı Nursultan Nazarbayev ve Azerbaycan Başkanı Haydar Aliyev arasında Kasım 1996’da imzalanan
ulusal sektörlerle ilgili deklarasyona dayanmaktadır.35 Orta Hat yaklaşımında bir diğer anlaşma ise; Rusya Federasyonu, Azerbaycan ve
Kazakistan arasında, 2003 yılında imzalanmıştır.36
Rusya’nın Hazar konusundaki tutumunun daha uzlaşmacı bir yapıya dönüşmesinin temelini, bölgedeki nüfuzunu olumsuz etkileyen
bazı iç dinamikler oluşturmaktadır. Ayrıca Rusya Federasyonu’nun
bürokratik iç çatışmalar yaşama ve yönetimde ortak bir karar alamama gibi sorunları da mevcuttur. Rus Dışişleri Bakanlığı’nın
enerji politikalarındaki kararsızlığı, Rus enerji firmalarını negatif
bir şekilde etkilenmekteydi. Batı yatırımlarının yoğun bir şekilde
Hazar’da bulunması yüzünden ise, Ruslar etkili bir rekabete girememekteydik.37 İşte bütün bu sebeplerin Rusya Federasyonu’nun
tutumunu değiştirmesinde önemli bir etken olduğunu söylemek
yerinde bir tespit olacaktır. İran ise bu uzlaşmacı tutumun aksine
Rusya Federasyonu’nun politikasında yaptığı değişimle terk etti35
Dion, R. (Mart 1998, s.81). Cutting Up The Caspian. The World Today (54),
ss.80-82.
36
Bayülgen, a.g.m., s.171.
37
Gidadhubli, a.g.m., s.260.
95
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
ği, Hazar’ın beş eşit parçaya bölünmesini savunan Ortak Sahiplik
(Condominium) Teklifi’ni öne sürmektedir. Bunun nedeni, İran’ın
diğer kıyıdaş devletlere nazaran daha küçük çapta kıyı şeridine ve
daha az kaynağa sahip olmasıdır. İran’ın bu önerisi, diğer kıyıdaş
ülkelerin çıkarına tezat teşkil ettiği için kabul görmemektedir, çünkü İran’a avantaj olan bu durum, kıyı şeridi uzun olan diğer kıyıdaş
devletler için kabul edilemez bir seçenektir.38 Bu yaklaşımda yalnız
kalan ve uzlaşmanın zor olduğunu anlayan İran, 1998 yılında diğer
kıyıdaş devletler gibi Sektörel Bölünme Prensibini kabul etmiştir.39
Bu ikili anlaşmaların ve tarafların uzlaşma çabalarının, Hazar’ın
paylaşımı sorununda görece bir iş birliği yarattığını ve dolayısıyla
sorunun çözüme ulaşamayan bir mesele olarak devam ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca sorunun kıyıdaş devletlerin ilişkilerini etkilediği
bölgesel boyutunun yanında, uluslararası bir boyutu da mevcuttur.
Hazar bölgesinde çıkarılan petrol ve doğal gazın dünya piyasalarına
ulaştırılmasında yer alan boru hatlarının geçişleri ve Batılı büyük
enerji şirketlerinin bölgedeki yatırımları açısından, Hazar’ın hukuki
statüsünün sağlıklı bir şekilde belirlenmesi çok önemlidir. Ancak
günümüzde Hazar’ın hukuki statüsü belirsizliğini sürdürmektedir.40
Hazar’ın Hukuki Statüsünün Yarattığı Nakil Hatları Mücadelesi
Hazar’ın Hukuki Statü Sorunu’na ek olarak, sorunu doğrudan
etkileyecek olan bir diğer mesele de Hazar’daki enerji kaynaklarını
dünyaya taşıyacak enerji nakil hatlarının temin edilmesi ve alternatiflerin oluşturulmasıdır.41 Hazar’ın hidrokarbon kaynaklarının
denize çıkışı yoktur ve bölge, dünyanın enerji tüketimi fazla olan
38
Güler, M. (2007, s.227). Orta Asya ve Kafkaslara Türk Bakışı. İstanbul : İlgi
Kültür Sanat Yayıncılık.
39
Mehdiyoun, a.g.m., s. 183.
40
Birsel, a.g.m., s.86.
41
Güler, a.g.m., s.231.
96
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
ülkelerinin çok uzağındadır. Bölge devletleri, Basra Körfezi’nden
yaptıkları gibi, petrolü tankerlerle deniz yoluna nakledemezler. Birçok komşu ülke, topraklarındaki çok pahalı boru hatlarına bağımlıdır.42 Bundan dolayı, Hazar bölgesinin diğer bir önemli sorununu,
bölgedeki petrol ve doğal gazın bu boru hatlarıyla nasıl ve nereden
dağıtılacağı oluşturur.
1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında Hazar petrolü, Bakü’den
Gürcistan’ın Supsa Limanı’na ve yine Bakü’den Karadeniz’deki
(Rusya’ya ait oan) Novorosisky Limanı’na taşınmaktaydı. Bu limanlardan tankerlere yüklenen petrol, Türk boğazlarından geçirilerek sevk edilmekteydi. Çeçen-Rus Savaşı, Rusya Federasyonu’nun
bu enerji hatlarındaki tekeli, Türk boğazlarındaki geçiş problemleri
ve eskiyen boru hatları, petrol şirketlerini ve Hazar’a kıyıdaş olan
devletleri yeni rotalar aramaya itti.43 Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki coğrafi yapının engebeli olmasından dolayı, “Kuzey Rotası”
olarak bilinen Bakü-Grozni-Novorosisky Boru Hattı, Azerbaycan
ve Kazakistan petrolü için tercih edilmesi daha mantıklı bir rota konumundaydı.44
Rusya Federasyonu’na olan bağımlılıklarını minimize etmek
için; bağımsızlığını yeni kazanmış olan Azerbaycan, Gürcistan ve
Kazakistan, bölgenin enerji akışını sağlayan güney-kuzey mihverinin doğu-batı mihveriyle alternatifleme yoluna gittiler. Bu yeni mihverin en büyük iki boru hattı projesi ise Tengiz-Novorosisky (Caspian Pipeline Consortium) Projesi ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru
Hattı olmuştur.45 Ayrıca Batılı devletlerin Kuzey Rotası’na bağımlı
kalmanın Rusya Federasyonu’nun tekelini daha da güçlendireceğini
42Jaffe, A.
Ve Manning, R. (2000, s.128). Hazar’da “Büyük Oyun” mitosu :
Enerjinin Gerçek Jeopolitiği. Yılmaz Tezkan (Haz.), Menfaatler Çatışması
Ortasında Türkiye, Ülke Kitapları.
43
Bayülgen, a.g.m., s.165.
44
Gidadhubli, a.g.m., s.261.
45
Bayülgen, a.g.m., s.165.
97
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
fark etmelerinin üzerine, Hazar Denizi’nden Gürcistan ve Türkiye
geçişli oluşturulması muhtemel alternatif rotaları sıkı bir şekilde
desteklediği görülmektedir.46
Harita – 2. Hazar Bölgesi Petrol Boru Hatları (Roberts,
2001, s.210).
Rusya Federasyonu topraklarından geçen petrol hatlarından
Rusya Devlet Petrol Boru Hattı şirketi Transneft’e ait olmama ni46
Gidadhubli, a.g.m., s.261.
98
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
teliğini barındırması açısından tek nakil hattı olma özelliği taşıyan
Tengiz-Novorosisky ise, Rusya Federasyonu’nun Kuzey Rotası tekelini kıracak olan diğer bir petrol boru hattı projesini oluşturmaktadır. Bu proje; çok ortaklı yapısı, uluslararası bir kontrol sistemine sahip olması ve Rusya Federasyonu’nun hakim olduğu Kuzey
Rotası’na bir alternatif sunmasından ötürü Rusya tarafından sıkı bir
muhalefetle karşılaşmaktadır.47 Rusya Federasyonu’nun bölgedeki
nakil hatlarındaki tekelini kırmayı hedefleyen bir diğer petrol hattı da Kazakistan kaynaklarını Çin’e taşımayı hedefleyen, 613 mil
uzunluğundaki Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattıdır. Nakil hatlarının kontrolü ve bölgedeki kaynakların Rusya tekelinde olması noktasında bir diğer önemli husus ise doğal gazdır. Amerika, Avrupa
ve Asya ülkeleri Rusya’nın doğal gaz üzerindeki tekelini kırmak
istemektedir. Avrupa Birliği’nin, Nabucco Projesi’yle Rusya’nın
Avrupa’ya giden (hayati öneme sahip) gaz kaynakları nakliyatında
elinde bulundurmuş olduğu tekeli kırmak istemesi bunun en önemli
örneklerinden birisidir.
Özellikle Sovyetlerin dağılmasıyla oluşan güç boşluğunu doldurmak için, büyük güçlerin Hazar’daki enerji kaynakları üzerindeki mücadelesi, dünya enerji alıcılarının Basra Körfezi, Orta
Doğu gibi kaynak bölgeleri çeşitlendirmek istemesi, bölge enerji
kaynaklarının taşınmasında Rusya tekelleşmesinin önüne geçmek
için alternatif rotaların yaratılması ve yeni, bağımsız Hazar kıyıdaş
devletlerinin bu alternatiflerden çıkar sağlamak istemeleri, Hazar
bölgesindeki Nakil Hatları Sorunu’nu ve çeşitliliğini yaratmaktadır.
Bu çok kritik Nakil Hatları Sorunu, Hazar’ın Hukuki Statüsü
Sorunu’yla karşılıklı olarak bölge açısından etkileşim halinde olan
iki lokal problemdir. Hazar’ın Hukuki Statü Sorunu, iki yönden na47
Bayülgen, a.g.m., s.168.
99
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
kil hatları konusunu etkilemektedir. Bunlardan Birincisi, Hazar’ın
paylaşımında tarafların uzlaşamamasıyla Hazar Denizi’nden geçen
kaynakları dünyaya taşıyan nakil hatlarının çeşitli olmasıdır. Örneğin, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Rusya’nın kuzey nakil hatlarındaki tekelini kırmak için Batılılar tarafından desteklenerek yapılmıştır ve maliyeti diğer nakil hatlarına göre daha yüksektir. Bu
açıdan bakıldığında, bölgedeki nakil hatları çeşitliliği ekonomik
yatırımlar olmaktan uzaklaşarak siyasi bir mücadeleye dönüşmektedir. İkincisi ise, Hazar’ın paylaşımındaki sınır sorunları nedeniyle
nakil hatlarının güzergahının belirlenmesinde oluşan problemlerdir.
Kıyıdaş devletler, Rusya ve Batılı devletler tarafından tekelleştirilen
nakil hatlarını kullanırken ekonomik sebeplerin yanında siyasi tercihler yapıyor durumuna düşmekte, bu durum da bölgede bir nakil
hatları mücadelesinin oluşmasına neden olmaktadır.
Enerji güvenliği kavramında, enerji kaynaklarına sahip olmanın
ve bu kaynakları kontrol etmenin önemi açısından Hazar’ın hukuki
statüsünün soruna dönüştürdüğü “kaynakların paylaşımı” konusu,
bu enerji kaynaklarının dünyaya taşınmasının önemi bağlamında,
petrol ve doğal gaz boru hatları konusunda bölgede yaşanan problemlerle karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir.
Sonuç
Dünya enerji tüketiminin hızla artması karşısında birinci derece
kaynakların yenilenebilir olmaması ve yeterli miktarda bulunmayışı
ile bu kaynakların dünya tüketim devlerinin elinde bulunmaması,
enerji kaynaklarının kontrolü ve çeşitlendirilmesini, enerji politikaları açısından çok önemli bir noktaya getirmiştir. Günümüzde
güvenlik kavramının tanımlanmasındaki “kazanılmış değerlere yönelik tehditlerin olmaması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması” yaklaşımıyla, ekonomik değerler ve enerji kaynaklarının yoğun olduğu
100
Hazar’ın Hukuki Statüsü ve Paylaşılması Sorunu
bölgelerdeki enerji değerlerinin korunmasının ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğini söyleyebiliriz.48 Bu açıdan bakıldığında
Hazar’ın, gerek sahip olduğu zengin enerji kaynakları konusunda
gerekse bu kaynaklarının paylaşılması yönündeki meselesinde,
“Enerji Güvenliği” ve “Enerji Politikaları” açısından, küresel ve
bölgesel bir önem teşkil ettiğini çıkarabiliriz.
Orta Doğu kaynakları ile Sibirya ve Kuzey Denizi kaynaklarından sonra, dünyanın en önemli enerji kaynağı deposu olan Hazar
Havzası’nın, 1991 Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından artan ortak sayısı ve bölgenin dünya enerji güvenliği politikalarının
yukarıda belirtilen iki önemli konusu olan” kaynak kontrolü ve çeşitlendirilmesi” adına çok büyük bir önem taşıdığını belirtmek gerekir. Bu noktada en önemli ve günümüzde hala çözülememiş olan
Hazar’ın Hukuki Statüsü Sorunu ile Hazar enerjisini taşıyacak olan
enerji nakil hatları üzerindeki alternatiflerle dolu çıkar çatışması
mücadeleleri; Hazar bölgesinin, enerji güvenliği ve politikaları kavramındaki yerini belirlemektedir.
Sorun sadece kıyıdaş devletlerin aralarında anlaşarak çözeceği
ve bu devletlerin iç meseleleriyle ilgiliymiş gibi görünse de enerji
paylaşımı ve kaynak kontrolünün bölgesel ve küresel çapta sonuçları vardır. Rusya’nın bölgedeki siyasi gücünü ve enerji konusundaki
tekelleşmeci tutumunu kırmak isteyen Batılı şirketler ve devletler,
ekonomik olarak Hazar’da etkinliklerini arttırmış, dolayısıyla Hazar sorununda da etkin hale gelmişlerdir. Hazar’ın hukuki statüsünün siyasi olarak çözülmesinin gerekliliği, bölgedeki aktörlerin
ekonomik çıkarları doğrultusunda görülmüştür. Ancak çatışan talepler ve öncelikli çıkarlar yönünde oluşan ilişkiler ağı; bölgedeki
sorunun işbirliği temelinde çözüme kavuşturulması çabaları yerine,
48
Baldwin, D. (1997, s.16). Güvenlik Kavramı. Avrasya Dosyası (2), ss. 5-35.
101
Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları
bölgedeki aktörler arasında giderek artan bir rekabetin oluşmasına
sebebiyet vermiştir.
Hazar’ın Hukuki Statü Sorunu’nu çözümsüzlüğe sürükleyen
bir diğer etken de uluslararası hukuk normlarının sorunla ilgili bir
çözüm önerisi sunamaması ve çözümü, tarafların arasındaki çok
taraflı anlaşmalara bırakmasıdır. Günümüzde dünyadaki sorunların
uluslararası platformda ve uluslararası normlarla çözülebileceğini,
iş birliğinin ancak bu şekilde sağlanabileceğini varsayarsak Hazar
sonununun, kıyıdaş devletlerin milli çıkarlar çerçevesinde ele alınmasıyla çözümsüz kalacağını iddia etmek yerinde olacaktır.
Bir enerji kaynağının global enerji politikaları açısından öneme
sahip olması noktasında önemli olan; sadece bu kaynaklara sahip
olmak ve bunları kontrol etmek değil, aynı zamanda bu kaynakların tüketicilere en kısa, karlı ve güvenli yollarla ulaştırılmasıdır.
Bu açıdan yaklaşıldığında gelişmiş dünyada enerji güvenliğinin
alışılagelmiş tanımlaması basitçe, uygun fiyatlarla yeterli ürüne
ulaşabilmektir (Yergin, 2006, s.70). Bu yaklaşımla Hazar bölgesine
baktığımızda, bölge kaynaklarının bulunabilirlik (availability), erişilebilirlik (accessibility) ve karşılanabilirlik (affordability) prensipleri açısından makul ve istikrarlı bir geleceğe sahip olabilmesi için,
hukuki statü ve nakil hatları sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
102
Download

indirmek için tıklayınız