On5yirmi5.com
Neocon nedir? Neoconlar kimlerdir?
Neocon kelimesi, “neo” yeni ve “con”, “conservative” yani muhafazakâr kelimesinin
kısaltılmış şekli ile bir araya gelen iki kelimeden oluşmuştur. Neocon aslında yeni
muhafazakâr anlamına geliyor.
Yayın Tarihi : 21 Şubat 2014 Cuma (oluşturma : 1/30/2015)
Amerika Birleşik Devletleri'nde ilk kez 70'lerin ikinci yarısında, 80'li senelerde, neo-conservative'ler
yani yeni muhafazakâr denen kesimler için kullanılan neocon neyi ifade eder? Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Merkezi tarafından kaleme alınan bir makalede bakın neoconlar nasıl tanımlanıyor:
Neoconlar [1]; ABD’de klâsik sağda var olan dış politika konsepti eksikliğini ve stratejisizlik
boşluğunu değerlendirerek ve 11 Eylül sonrası tavan yapmış Amerikan paranoyasının yardımı ile
Bush iktidarında söz sahibi olmuş imparatorluk taraftarı bir avuç - ne tesadüftür ki çoğu Yahudi’dir
ve hepsi Siyonist’tir- kıymeti kendinden menkul entelektüel, köşe yazarı, think-tank analisti ve acar
politikacıdan oluşan bir ekiptir.
Bunlar yaşam tarzları itibariyle Avrupalı sosyal demokratlara benzerler, çoğu zaten Demokrat Parti
kökenlidir, fakat komünizmin batışından itibaren bir anda sıkı müdâhaleci oluvermişlerdir.
Sıfatları “yeni muhafazakâr” olmakla beraber, geleneksel muhafazakârlara karşı büyük antipati
beslemekte ve onları “anti-semitik” bulmaktadırlar.
Neocon ekibinin amiral gemisi New Republic, Weekly Standart ve Commentary gibi bir dizi güçlü
medya organıdır. Bununla birlikte düzenli olarak makalelerinin yayımlandığı ve köşe yazarlığı
yaptıkları diğer etkili gazete ve dergiler olarak; Wall Street Journal, National Review, Washington
Post, American Spectator sayılabilir. New York Times ve Washington Post ise, neoconlara özellikle
gündemin sorunsalının ne olduğu konusunda makalelerini yayımlayabilecekleri bir platform
sunmaktadır.[2]
Çağımızın barbarlaşması hem iyi hem de kötü imparatorlukların eseridir ve “teröre karşı savaş”
sloganı da şimdi bu barbarlığın değirmenine su taşımaktadır.[3]
“Amerikan değerlerini” dünyaya yaymak için Amerikan gücünün kullanımı, bu çerçevede daha
agresif bir dış politikanın benimsenmesi ve ABD’ye yönelik tehditlere yeterince sert şekilde karşı
konulması taraftarı olan neoconlar değermenlerini döndürmek için taşıma su kullanma yoluna
gitmişlerdir.
Nedir bu taşıma şu?, dışarıdan gelen bir tehtit, bu tehtit ülkenin kendi içerisinden doğmamış
dışarıdan taşıma usulü gelmiştir ve sonrasından gelişecek/gelişmiş olan girişimler, işgaller
silsilesinin başında yer almıştır: Terörizm.
İşte düşman bu! saldırın. Kim terör? nerede? nasıl bulunur? Ulusal çıkarlara göre herkese bir damga
yapıştırılmıştır: Teröristsin, anti demokratiksin - otoritersin - vs. Bu konu ilerleyen bölümlerde daha
kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.
Biz şimdi neoconları biraz daha yakından analiz etmeye çalışalım ve onları daha yakından tanıyalım
ki Bush Doktrini adı altındaki politikanın temelleri nereden geliyor öğrenelim.
1930’ların ortalarından 1940’ların başına kadar New York City College’da (CCNY) okuyan,
çoğunlukla Yahudi aydınlardan oluşan sıra dışı bir gruba dayanır. CCNY grubunun en önemli mirası,
yoğun bir anti-komünizmi destekleyen ve onun temsil ettiği kötülüğü göremeyen liberallere yönelik
eşit ölçüde bir nefretti.[4] Fikri babası ise Leo Strauss'tur. Bugün neocon düşüncenin temeli kabul
edilen yayılmacı müdehaleci, demokrasiyi destekleyen duruş - Max Boot’un deyimiyle sıkı
Wilsonculuk[5].
Neoconlar, Amerika önderliğinde “başkaldıran diktatörler ile düşman ideolojilere karşı koymayı ve
mümkün olduğu her yerde bunları yıkmayı; … Amerika’nın çıkarları ile liberal demokratik ilkelerin
desteklenmesini; ve … insan kötülüğünün daha aşırı hallerine karşı mücadele etmeye çalışanlara
yardım sağlanmasını” gerektiren bir politika olan “iyiliksever hegemonyayı” istiyorlardı[6] ve bu
içeriklere değinen makalerler (1996) ve kitaplar yazılıyordu (2000).
Neo-con’lar politika, güvenlik ve ideolojiye genelde ilgi duyuyorlardı; küreselleşme, rekabetçilik,
gelişme ve diğer meseleler hakkında nispeten daha az sayıda özgün fikir üretmişlerdir[7].
Neo-con’lar idealleri uğruna aracı olarak savaşı kullanmaktadırlar. George Bush’un 2000 yılında
yaptığı konuşmada da bunu daha net görebilioruz: “Askerlerimizin, ulus inşa etmek denen şey için
kullanılmaları gerektiğini düşünmüyorum. Bence askerlerimiz, savaşmak ve savaşı kazanmak için
kullanılmalıdırlar.”
Günümüzde iktidarda olan Amerikan sağı, kendi mantığı içine kapanarak, bir kaos imparatorluğu
önermektedir, bu aynı zamanda bir baskı ve çoğul kapanmalar, imparatorluğudur. Ötekieri tam
özgürlüğe ve açılıma kesin davet etmek; onları aynılar olmaya ve en zayıfları da gönüllü olarak
ölmeye davet etmektedir - ve eğer direnirlerse, koyun ağıllarında şiddetli bir ölümle
karşılaşacaklardır.[8]
Neo-conlar dış politika alanında radikal sayılabilecek görüşlere sahiplerdir, bunları kısaca şu şekilde
sıralayabiliriz:
* Soğuk Savaştan dünya üzerindeki yegâne süper güç olarak galip çıkan ABD’nin karşı konulamaz
bir askeri güce sahip olduğunu düşünmekte;
* Hâlihazırdaki sosyo-ekonomik Amerikan hegemonyasının (Pax-Americana) devamı için, Çin ve
Avrupa gibi yükselen güçlerin önünün kesilmesi gerektiğini savunmakta;
* ABD’nin gücünün tehditlere karşı kullanımını kısıtladığı gerekçesiyle ABD’nin uluslararası
kuruluşlar ve anlaşmalarca bağlanmaması gerektiğini düşünmekte; * “Amerikan değerlerini”
dünyaya yaymayı adeta kutsal bir misyon olarak görmekte, bunun için Amerikan gücünün
kullanımından çekinilmemesi gerektiğini savunmakta[9] * Otoriter rejimlerin Amerikan karşıtlığını artırdığı gerekçesiyle “serseri devlet” olarak tanımladıkları
bazı ülkelerde rejim değişikliği yapmayı bir dış politika hedefi olarak belirleyebilmekte; bu bağlamda
BM Şartı ile yasaklanan “önleyici saldırı (preemptive strike)”ı meşru görebilmekte, * En genel ifadesiyle dünyada Amerikan hegemonyasını tesis için daha agresif bir dış politikanın
benimsenmesini teşvik etmekte, bu hedefe ulaşılması için önüne çıkabilecek engelleri, bunlar
uluslararası toplum tarafından kabul görmüş kurallar dahi olsa, ihlalde hiçbir sakınca
görmemektedirler.
Francis Fukuyama’nın Neoconlar hakkında ortaya koyduğu bilançoya bir bakalım: Rejimlerin iç
yapılarının önemli olduğu ve dış politikanın liberal demokratik toplumların en derin değerlerini
yansıtması gerektiği inancı. İlk neocon anti-Stalinistçiler, Soğuk Savaş’ı ideoloji ve değerlere karşı
bir mücadele, Sovyetler Birliği’nin üstesinden nasıl gelineceğiyle ilgili Reagan yıllarına kadar süren
bir kavga olarak görüyorlardı. Neocon düşüncesindeki Straussçu akım da rejimi, siyasetin ana bir
düzenleyici ilkesi olarak görüyordu. Neoconların Amerika’nın gücünün ahlaki amaçlar için
kullanılmakta olduğu ve kullanılabileceği ve ABD’nin ulusalararası meselelerle ilgilenmeye devam
etmesi gerektiği yönünde inançları vardır[10].
Neoconlar hırslı sosyal mühendislik projelerine güvensizlik duyarlar. Gerek güvenliğe gerekse
adalete ulaşılmasında uluslararası hukukun ve kurumların meşruiyeti ve etkinliği hakkında duyulan
şüphe ABD’nin 2001 ve özellikle 2003 yılı operasyonlarında kendisini kuvvetle hissettirmektedir.
Neoconlar Wilsoncu olarak adlandırılmış olsalar da Woodrow Wilson’un kendisi, Milletler Cemiyeti’nin
oluşturulması yoluyla demokrasiyi desteklemeye çalışmıştı. Kuvvet politikası’nın aşılıp onun yerine
uluslararası hukukun geçirilebileceği hayali, bugün Amerikan liberal enternasyonalistler ve birçok
Avrupalı tarafından paylaşılmaktadır.
Neoconlar bu bağlamda, uluslararası hukukun kuralı uygulayamayacak veya saldırganlığı
önleyemeyecek kadar zayıf olduğu konusunda gerçekçiler ile hemfikirdirler; uluslararası adaletin
hem bir hakemi hem de uygulayacısı olarak Birleşmiş Milletler’i son derece eleştirmektedirler[11]
Ancak bu durum Neoconların tüm işbirliği örgütlerine güvenmediği anlamına gelmiyor.
Örneğin ABD, NATO ittifakına çok olumlu yaklaşmaktadır; çünkü NATO realist bir perspektifle
oluşturulmuş ve yeri geldiğinde saldırabilme yetisine sahip ABD’nin gölgesi altında yönünü tayin
eden, müşterek eyleme inanan bir örgüttür, ancak Birleşmiş Milletler de idealist perspektifin bir
uzantısı olduğundan ABD’nin dış politika yaklaşımlarına ters düşmektedir,
Gün gelir de BM, ABD’nin düşmanı konumundaki devletlere ikazda bulunursa bu durumda ABD için
BM sözü dinlenebilir bir konuma gelir, örneğin İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını
engellenmeye çalışılaması durumlarında BM’in sözünün dinlenmesi gerektiğine inanılır ancak 2003
yılında Irak’a yapılan operasyonda BM’nin konuya yaklaşımı dikkate alınmaz.
Bu yaklaşım tarzı ABD’nin dış politikası hakkında bazı soru işaretlerini ortadan kaldırabilir
niteliktedir. Her ne kadar yeni-muhafazakar fikirlerin temeli Reagan dönemine kadar uzansa da, bu
kesimi “yeni-muhafazakar” isimlendirmesiyle ABD’nin gündemine taşıyan yakın dönemdeki ilk olay,
1991 yılında devrin Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in ekibi tarafından hazırlanan
“Savunma Planlama Rehberi (Defense Planning Guidance-DPG)” adlı çalışmanın henüz taslak
halindeyken medyaya sızması olmuştur[12]. Belgede, ABD’nin karşısına bir tehtit unsuru olarak
çıkacak devletlere karşı gerekirse önleyici bir saldırı düzenleyebileceği yer alıyordu. Paul Wolfowitz
ve ekibi ABD’ye tehtit olabilecek güçlerin önemli doğal kaynakların kontrolünü ellerine geçirmesini
önlemek istiyorlardı ve burum o dönemde medya da yayınlandı ve kamuoyunda büyük bir
sansasyona neden oldu ardından DPG’nin radikal fikirlerinde bir dizi değişiklik yapılarak kabul
edilmesi mümkün oldu. George W. Bush yönetimi altında bulunan Dick Cheney, Donald Rumsfeld ve Paul Wolfowitz gibi
yetkililerle 1997 yılında Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” (The Project for the New American CenturyPNAC), kuruldu. 1998 yılında yayınlanan proje dönemin ABD başkanı Bill Clinton’un dikkatine
sunuldu: ABD’nin Irak politikasının bozulduğu ve Saddam Hüseyin’in iktidarına son verilmesi
gerektiği üzerine vurgu yapıldı.
PNAC tarafından 2000 yılında yayınlanan “Amerikan Savunması’nın Yeniden İnşası: Yeni Bir Yüzyıl
İçin Strateji, Kuvvetler ve Kaynaklar” adlı raporda ABD ordusunun modernizasyonuna dikkat
çekilmektedir ve ABD’nin gücünün tesisi ve devamlılığı için izlenmesi gereken yollar
belirtilmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemin gereklerinin en iyi şekilde ifa edilmesi
vurgulanmaktadır. Füze savunma sstemlerinin kurulması ve bu konudaki gerekliaktarımlarının
yapılması gerektiği üzerinde durulmaktadır.
Bir anlamda, Tarihin Sonu[13] tezinden ilham alınarak dünyadaki en etkili ve inanılan gücün
kapitalizm olarak kalması gerektiği belirtilmiştir. 2000 yılında oluşturulan projenin getirdikleri
(Neoconların ABD için öngördüğü projenin belli başlı hedefleri) şu şekilde açıklayabiliriz, bu getiriler
bizzat neocon ideolojinin yansımalarıdır ve bu ideoloji temelli ortaya atılmıştır: Daha agrasif bir dış
politika izleyerek Amerikan değerlerini, düşüncelerini dünyaya yaymak, ABD’ye yönelik tehditlere
yeterince sert şekilde karşı konulması, bu kapsamda gerekirse tehdit oluşturan ülkelerin rejim
değişikliğine zorlanması, bunun için yöntem olarak “önleyici saldırı”nın benimsenmesi; bu çerçevede
ilk adım olarak ABD için en büyük tehdit olarak görülen Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin
devrilmesi, Neoconlar Otoriter rejimlerin Amerikan karşıtlığını arttırdığını idda etmektedirler, bu
nedenle özellikle Ortadoğu’da “demokratik dönüşümün” sağlanması gerektiğine inanırlar.
Tüm bu hedeflere ulaşabilmek için gerekli altyapının oluşturulabilmesi amacıyla ABD ordusunun
yapılanmasında çağın gereklerine göre köklü değişikliklere gidilmesi, bir ulusal füze savunma
sistemi kurulması ve savunma bütçesinin önemli oranda artırılması. Yukarıdaki maddeleri dikkatle
incelediğimizde George W. Bush’un bu politikaları pratiğe dökmedeki başarısı yadsınamaz ancak bu
politikaları uygulamadaki başarı genelde dünyaya ve özelde de kobay olan bölgelere ne getirmiştir?
[1] Neoconlar’ın etkili isimleri arasında şunlar sayılabilir: Richard Perle, Bill Kristol, Richard Brooks
(Weekly Standard’da yazar), Paul Wolfowitz, Fred Barnes, Morton Kondracke, Charles Krauthammer,
Frank Gaffney (kendisi Perle’nin eski yardımcısıdır ve Washington Times’da köşe sahibidir), Robert
Kagan (Carnegie Endowment for International Peace adlı etkin bir think-tank kurumunun en önde
gelen şahsiyetlerinden biridir), Ken Adelman, Gary Bauer, Jeffrey Bell, William J. Bennett, Ellen Bork,
Linda Chavez, Eliot Cohen, Midge Decter, Thomas Donnelly, Nicholas Eberstadt, Hillel Fradkin,
Jeffrey Gemdin, Reuel Marc Gerecht, Charles Hill, Bruce P. Jackson, John Lehman, Tod Lindberg, Rich
Lowry, Clifford May, Joshua Muravchik, Martin Peretz , Daniel Pipes, Norman Podhoretz, Stephen P.
Rosen, Randy Scheunemann, Eliot Cohen, Steve Forbes, Zalmay Khalilzad, Lewis Libby, Stephen P.
Rosen, Jeffrey Bergner, Gary Schmitt, George Weigel, Aaron Friedberg, William Schneider, Marshall
Wittmann, R. James Woolsey, Francis Fukuyama (biliyorsunuz kendisi tarihi bitirmişti!), Fred C. Ikle,
Peter W. Romdan, Stephen P. Rosen, Henry S. Rowen, Donald Rumsfeld, (CIA’nın eski
patronlarından) ve bir dispensationalist1 olan Cal Thomas sayılabilir.
[2] Süleyman Bulut, 2023, 03.04.2002, Amerikan Dehşetinin Mimarları: Neoconlar.
[3] Eric Hobsbawm, Küreselleşme, Demokrasi ve Terörizm, çev. Osman Akınhay, İstanbul: Agora
Kitaplığı, 2008, s. 125 [4] Francis Fukuyama, Neo-Conların Sonu / Yol Ayrımındaki Amerika, çev. Hasan Kaya, İstanbul:
Profil Yayıncılık, 2006, s.26
[5] İbid, s.51 [6] İbid, s.51
7] İbid, s.54
[8] Alain Joxe, Kaos İmparatorluğu, çev. Işık Ergüden, İstanbul: İletişim Yayınları, 2003, s.226
[9] Yıldıray Şahiner, ABD İçin Yeni Muhafazakar Proje, Stratejik Boyut, 17.02.2007
[10] Neocon dış politikanın, ahlaki amaçlara ulaşmak için çoğu kez güç kullanması gerektiği
düşüncesinde yatan gerçekçi bir boyutu vardır. Dünyanın egemen gücü olarak ABD’nin güvenlik
alanında özel sorumlulukları bulunmaktadır. Bu İkinci Dünya Savaşı ve Hitler’e karşı mücadelede
olduğu gibi, 1990’larda da Balkanlar için geçerliydi.
[11] Fukuyama, a.g.e, s.59
[12] Şahiner, (17.02.2007) [13] Tarihin Sonu mu? adlı tezle ortaya çıkan ve belli bir süre sonra yazarı Francis Fukuyama
tarafından Tarihin Sonu ve Son İnsan / The End of History and The Last Man adıyla kitaplaştırılan
çalışma, başarısız komünist deneyimin ardından liberal demokrasinin meşruiyeti üzerinde bir çok
ülke tarafından genel mutabakat sağlandığı saptamasını yaparak burdan hareketle; insanlık
tarihinin ulaşacağı nihai yönetim biçiminin Liberalizm olduğunu dile getirmiş ve liberalizm/liberal
demokrasi ile birlikte insanlığın ideolojik evriminin sonunun geldiğini ileri sürmüştür. Francis
Fukuyamanın dayanak noktası Hegel ve idealist felsefedir.
Bu dökümanı orjinal adreste göster
Neocon nedir? Neoconlar kimlerdir?
Download

Pdf İndir - On5yirmi5.Com