Tutku Dersleri
1
2
Kim Lawrence
Tutku Dersleri
Harlequin High Life-1
ISBN 978-605-339-232-3
Đngilizce Adı: CAPTIVATED BY HER INNOCENCE
Türkçe Adı: TUTKU DERSLERĐ
Copyright © 2013 by Kim Lawrence
Đngilizce Adı: WOMAN IN A SHEIKH’S WORLD
Türkçe Adı: ĐNATÇI GÜZEL
Copyright © 2012 by Sarah Morgan
Yayının Adı: Harlequin High Life Đki Roman Birarada
Tüzel Kişiliği: Harlequin Polska Spolka Z Ograniczona
Odpowiedzialnoscia Đstanbul Şubesi
Đmtiyaz Sahibi ve Uyruğu: Berkant Yıldırım T.C.
Sorumlu Müdür ve Uyruğu: H. Rıza Bankoğlu T.C.
Đdarehane Adresi: Mühürdar Cad. Uras Apt. No:83 D.1
Kadıköy – Đstanbul – Türkiye
3
4
Kim Lawrence
Kim Lawrence
Tutku Dersleri
Çeviri
Zeynep Arda
HARLEQUIN TÜRKĐYE
Mühürdar Cad. Uras Apt. No.83/1
Kadıköy - ĐSTANBUL
Tel: (0216) 418 12 72 (pbx) Faks: (0216) 338 87 12
[email protected] – www.harlequintr.com
www.facebook.com/harlequinbeyazdizi
twitter.com/harlequintr
Tutku Dersleri
ROMANIN KARAKTERLERĐ
Anna (Rosanna) Henderson
Romanın kadın kahramanı
Cesare Urquart
Romanın erkek kahramanı
Rosie
Anna’nın kuzeni
Angel
Cesare’nin kardeşi
Jas
Angel’ın kızı
Paul Dane
Cesare’nin arkadaşı
Killaran
Đskoçya’da bir bölge
5
6
Kim Lawrence
~ BĐRĐNCĐ BÖLÜM ~
ĐNSAN gerçekten de söyledikleri gibi bir şeyde pratik yaptıkça ustalaşıyorsa, Anna’nın mesafeli ve kendinden emin gülümsemesi buna çok güzel bir örnek oluşturuyordu. Sıkı sıkıya düğmelenmiş pembe tüvit ceketinin
altında kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, Anna ilkokul müfredatındaki değişiklikler konusunda ne düşündüğünü onu işe alacak olan kurulun karşısında
anlatırken, kalbinin göğüs kafesinden fırlayacağını sandı bir an.
Ancak kalbi yerinden fırlamadığı gibi, karşısındakiler onu son derece
dikkatli bir şekilde dinliyorlardı, en azından öyle görünüyorlardı. Anna
çenesini dikleştirdi, sakinleşmeye çalıştı. Altı üstü bir iş değil miydi bu?
Onun için elbette değildi.
Anna iki iş görüşmesinin tarihi çakışınca öğretmenliğin onun için öylesine bir iş olmadığını çok daha iyi anlamıştı. Seçim çok basit görünüyordu.
Oturduğu yerden yürüme mesafesinde tanınmış bir okulla, Đskoçya’nın
kuzey batı sahilindeki bir okul arasında seçim yapması gerekiyordu. Yakındaki okulda işe alınma ihtimalinin çok yüksek olduğunu öğrenmişti.
Dişçi muayenehanesinde beklerken dergide rastlayıp okuduğu o makale
olmasa Đskoçya’daki okuldan haberi bile olmayacaktı.
Ama şimdi o işi çok istiyordu.
“Elbette gençlerimizin kendilerini rahat hissetmelerini istiyoruz ama disiplin önemli bir şey, öyle değil mi Bayan Henderson?”
Anna başını hafifçe öne eğerek, “Elbette,” dedi. Dikkatini, soruyu soran
ince yapılı kadına vermişti. “Ancak, her çocuğun kendini değerli hissedip
içindeki potansiyeli açığa çıkarabildiği bir ortamda disiplin sorununun yaşanacağını sanmıyorum. En azından kendi sınıflarımdaki deneyimim bu
yönde.”
Sağ tarafında oturmakta olan, saçları kelleşmeye yüz tutmuş adam,
önündeki kâğıdı dikkatle inceledi.
“Anlaşılan bu deneyimi şehirdeki en seçkin okullarda edinmişsiniz,”
dedi. Masa başındaki kurulun diğer üyeleriyle bakışıp birbirlerine hafifçe
gülümsediler. “Böyle bir ortamda çalışmaya alışık olmadığınızı tahmin
ediyorum.”
Böyle bir soruyu zaten bekleyen Anna rahatlayarak başını salladı. Ar-
Tutku Dersleri
7
kadaşlarıyla ailesi de, dünyanın bu uzak köşesinde bir ay geçirdikten sonra
yaşama sevincini kaybedeceğini söylemişlerdi ona. Đronik bir şekilde, bu
fikirden en çok nefret edenler ona en az karşı çıkanlar olmuştu.
Eğer, tek kızları Kanada’ya yerleşmiş olan Jane teyzesiyle George eniştesi, ikinci kızları yerine koydukları Anna’nın Đskoçya’ya gideceğini öğrenince dehşete kapılsalar bu anlaşılır bir şeydi ama yaşlı çift onu neredeyse
desteklemişlerdi.
“Haklısınız ama…” diye söze başladı Anna.
Adam önündeki dosyadan bir sayfa daha çevirirken kaşlarını kaldırdı.
“Burada Gal dilini çok iyi konuştuğunuz yazıyor.”
“Biraz paslanmış olabilirim ama sekiz yaşına kadar Harris’de yaşadım.
Babam veterinerdi. Annemle babamı kaybettikten sonra Londra’ya yerleştim.” Anna, burnu bile kanamadan kurtulduğu korkunç kazayı hiç hatırlamıyordu. Herkes, kurtulmasının bir mucize olduğunu söylemişti. “Bu yüzden, Đskoçya’da çalışmak benim için kökenime dönmek gibi olacak, bunu
hep istiyordum.”
Artık donmuş olduğunu düşündüğü kalbinin değilse de hayatının Galler’e ait olduğunu düşündüğü için hiç tereddüt etmeden diğer fırsatları elinin tersiyle itmiş, Đskoçya’nın kuzey batısındaki ufacık bir ilkokula öğretmen olmak için başvurmuştu.
Bunun eski sevgilisi Mark’la bir ilgisi yoktu, Anna kesinlikle bir yere
kaçmıyordu!
Dişlerini sıkarak bu düşünceyi zihninden uzaklaştırdı, çenesini dikleştirdi. Ülke sınırlarının kuzeyine geçmeye ya da güneşsiz bir tatil yapmaya
ikna edemediği Mark bu yaptığını duysa çıldırırdı ama artık bunun hiçbir
önemi yoktu. Anna artık yalnız ve özgürdü; Mark’la onun iç çamaşırı modeli sarışın, sıska sevgilisine mutluluklar dilemişti. Anna mahvolmuş değildi ama sonuçta insandı.
Onun bu yıkımla başa çıkamayacağını düşünenlere tersini gösterecekti
ama öncelikle bu işi alması gerekiyordu. Zihnini tüm endişelerden uzak
tutup olumlu düşünmeye çalıştı. Bunun, kurulu ikna etmesine yardımcı
olacağını umuyordu.
Şu ana kadar iyi gitmişti. En son sorulan soruya yoğunlaşmaya çalıştı,
buraya kadar geldikten sonra pes etmeyecekti. Kurulun da ona iyimser yaklaştığını hissetmişti, büyük bir özgüvenle kendini ve yapmak istediklerini
anlattı. Kurul başkanı nihayet arkasına yaslanıp, yarım gözlüklerinin üstünden ona baktıktan sonra gülümseyince Anna rahat bir nefes aldı.
“Peki, Bayan Henderson, geldiğiniz için teşekkür ederiz. Sizin sormak
8
Kim Lawrence
istediğiniz bir şeyler var mıydı?”
Anna önceden hazırladığı birkaç akıllıca ve pratik soru sordu. Bir süre
sonra görüşme bitmişti.
Kurul başkanı, “Siz personel odasında bekleyin,” dedi. “Sizi fazla bekleteceğimizi sanmıyorum. Ancak, arkadaşlarım adına da konuşabilirim ki
bizi…”
Anna ayağa kalkmış, kurul başkanının son sözlerini de dinleyerek gitmeye hazırlanıyordu ki kapı çalınıp açıldı. Başkanın sözü yarım kalmıştı.
Kapıdan giren adam Anna’nın nefesinin kesilmesine sebep olmuştu.
Adam muhtemelen herkesin nefesini kesebilirdi, bambaşka bir havası vardı.
En fazla otuz yaşlarında olmalıydı. Bir seksenden fazla boyu, geniş
omuzları, bacakları, atletik vücuduyla kelimenin tam anlamıyla muhteşem
bir erkekti bu! Yunan heykellerini kıskandıracak güzellikte bir yüzü vardı,
dudakları dolgun ve biçimliydi. Kısacası, ıslak saçlarından çamurlu ayakkabılarına kadar bu adam, Anna’nın esmer bir kahramanın özellikleri listesindeki bütün maddeleri karşılıyordu.
Anna daha görüntünün etkilerini atlatamadan bu kez adamın derin titreşimli, tok sesiyle sarsıldı. Söylediklerinden bağımsız olarak adamın ses
tonu erkeksi bir aura oluşturuyordu etrafında. Adamın her hücresinden
otorite fışkırıyordu sanki. Hollywood’dan kaçmış gibi görünen bu aksiyon
kahramanı figürü, kurulun eksik üyesi miydi yoksa?
Anna adama bakarken yanaklarının kızardığını hissetti. Eğer bu adam
da görüşmede olsaydı görüşmeyi sağ salim atlatması mümkün olmayabilirdi. Oraya kadar yaptığı uzun yolculuğun, görüşmenin genel stresinin üstüne
bir de bu adam eklenmiş olsaydı Anna başa çıkamayabilirdi. Sebebinin ne
olduğunu bilmiyordu ama hayatında böyle fiziksel bir tepki verdiğini hatırlamıyordu daha önce, beyni uyuşmaya başlamıştı neredeyse.
Tepkilerini kontrol altına almaya çalışarak ellerini birleştirdi, sıktı. Bu
sırada adam neyse ki başka tarafa bakıyordu. Ancak daha sonra dönüp
Anna’ya baktığı anda Anna o siyah gözlerin derinliğinde kendisini uçurumdan aşağı düşüyormuş gibi hissetti.
Adam gözlerini kısmış, dikkatle Anna’ya bakıyordu ama bu bakışlarda
onu rahatlatmak istermiş gibi bir ifade yoktu kesinlikle. Anna bir an için bu
siyah gözleri daha önceden tanıdığını düşündü. Bu sırada kurul başkanı
onları tanıştırıyordu.
“Cesare, bu Bayan Henderson. Son; aslını sorarsan tek adayımız,” dedi
başkan gülümseyerek.
Kurul başkanı, “Ofiste çay ve bisküvi var, Bayan Sinclair sizinle ilgile-
Tutku Dersleri
9
necektir,” diyerek Anna’yı kapıya geçirdi. Anna kapıyı açmak için uzanırken adam, “Bayan Henderson bizi biraz yalnız bırakıyordu ki biz de…”
diyordu.
Anna’nın kafasından geçenler, dışarıdaki martıların seslerinden daha
fazla gürültülüydü sanki. Kimdi bu adam?
Öğrenmesi uzun sürmeyecekti.
“Bayan Henderson, Cesare Urquart’la tanışın. Hani okulumuzun çevredeki yerel işletmelerle bağ kurmasının çok hoş olduğundan söz etmiştiniz,
işte bunun mimarıdır kendisi.”
Anna neredeyse kendi adını unutmuştu, daha önce söylediklerini hatırlaması mümkün değildi.
“Bay Urquart.”
Anna, hormonlarının beklenmedik faaliyetine karşın sakin bir şekilde
selam vermeyi başarmıştı ama adamın kendisine soğuk bir ifadeyle baktığını fark etmemesi mümkün değildi.
“Anna bizim çevreci yaklaşımımızdan çok etkilenmiş görünüyor,” diye
ekledi kurul başkanı. “Cesare’nin ileri görüşlülüğü ve cömertliği sayesinde
okulumuz kendi elektriğini üretmekle kalmıyor, dışarıya elektrik de satıyor.
Cesare okulumuzla kişisel olarak ilgilenmeden önce okul neredeyse kapanma noktasına gelmiş durumdaydı.”
Bir sessizlik oldu. Anna başını sallayarak, anlatılanları takdir ettiğini
belirtti. Adam kesinlikle gülümsemiyordu.
Bu sırada kurulun kadın üyesi, “Küçük Jasmine nasıl?” diye sordu.
“Onu çok özledik Killaran.”
“Sıkılıyor.”
Demek ki bu zengin ve nüfuzlu Bay Urquart ya da Killaran’ın bir çocuğu vardı. Çocuğun annesi de muhtemelen onun gibi göz alıcı olmalıydı.
“Bayan Henderson.” Cesare Urquart, Anna’ya doğru bir adım yaklaşınca Anna kapı kolunu daha sıkı kavramıştı. Cesare’nin gözlerinin içine bakabilmek için başını biraz geriye atmak zorunda kalmıştı. “Geciktiğim için
özür dilerim,” dedi Cesare.
Sesi üzgünmüş gibi çıkmıyordu, dudaklarındaki gülümseme ise gözlerine ulaşmamıştı. Anna bu yakışıklı adamın ondan hiç hoşlanmadığını seziyordu. Benzer şekilde, samimiyetten uzak bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Hakkınızda bir iki soru sormama itirazınız olmaz herhalde?” dedi
Cesare. Yakınlarda yıktığınız bir evlilik var mı mesela?
Cesare cevabı elbette biliyordu, karşısındaki gibi kadınlar kolay kolay
değişmezlerdi.
10 Kim Lawrence
Anna, “Elbette olmaz,” diye yalan söyledi. Bu sırada Cesare Urquart
üzerindeki kaşmir paltoyu çıkarıyordu. Gri takım elbisesi kaslı ve yapılı
vücuduna tam oturuyordu. Anna kasıklarının arzuyla sancılandığını hissedince şaşırdı, utanarak bakışlarını kaçırdı.
Cesare odaya girdiği anda içerideki güzel kadını fark etmiş, onun kim
olduğunu anlayıp öfkelenmesinden sonra da azalmayan ince bir arzu hissetmişti bu kadına karşı. Aslında o kadar öfkeliydi ki onu kurulun karşısından atmamak için kendisini zor tutuyordu.
Neyse ki, hormonlarını değilse de öfkesini dizginlemeyi başarmıştı. Lise yıllarından beri hormonlarının etkisine girdiğini hatırlamıyordu. Đnsanın
etrafını kontrol edebilmesinin yolunun önce kendini kontrol edebilmesinden geçtiğine inanıyordu. Cesare her şeyi kontrol etmek isterdi.
Karşılaştığı meseleye ise mesafeli ve analitik bir yaklaşım göstermesi
gerekiyordu. Bu şekilde baktığında iki şey netleşiyordu. Birincisi, bu kadın
ahlâk bakımından dünyada başöğretmen olabilecek son adaydı; ikincisi,
kurulun gönlünü fethetmişti.
Doğrusu, o da kurulda olsaydı ve onu ilk kez görüyor olsaydı, insan
sarrafı olmasına rağmen, bu melek yüzün tam bir ahlâksızı gizlediğini
mümkün değil anlayamazdı. Kadın hakkında bildiği onca şeye rağmen
kendisi bile bu parlak mavi gözlerin gizlediği şeylere inanmakta zorlanıyordu.
Yine de kurulu, karşılarındaki kadının istedikleri iş için ne kadar yanlış
olduğuna ikna edecekti. Uzun masanın başındaki sandalyeye otururken
kadının parlak saçlarına takıldı gözleri. Onu en son gördüğünde kadının
saçlarının rengine değil, en iyi arkadaşıyla yaptıklarıyla ilgilenmişti. Buna
rağmen, restoranın loş ışığında kadının saçlarının çenesi hizasında küt kesilmiş ve koyu renkli olduğunu hatırlıyordu. Şimdiyse odanın aydınlığında
kadının kızıl saçları altın ışıltılarla parlıyordu.
Paul oldubitti kızıllardan hoşlanırdı ama karısı sarışındı. Cesare kendi
tepkisinin, sağlıklı bir erkeğin güzel bir kadına vereceği tepki olduğunun
farkındaydı ancak arkadaşı Paul böyle düşünmemişti. Paul her zaman romantik biri olmuştu, seksi aşkla karıştırma hatasına düşmüştü.
Cesare’nin onları restoranda gördüğü akşam koşarak arkadaşının peşinden giderek, “Düşündüğün gibi değil,” demişti. “Lütfen Claire’e bir şey
söyleme.”
Cesare arabasının kapısını sertçe kapatmış, “Birisi mutlaka söyleyecektir, pek gizleniyor gibi değildiniz,” demişti.
“Biliyorum ama bugün Rosie’nin doğum günüydü, onu güzel bir yere
Tutku Dersleri 11
götürmek istemiştim. O kadar güzel ki…”
Paul’un karısı onları görse diğer kadın bundan memnun olacak diye
hissetmişti Cesare. Kadın kendinden çok emin olmalıydı.
Bir yandan Paul’a çok sinirlenmişti, onun boğazına sarılıp ne yaptığını
sormak istiyordu. Öte yandan Paul’un anlattıkları durumu çok iyi anlatıyordu. Kadın yatakta çok iyi olduğu kadar, Paul’un zaaflarını da fark etmişti. Onu pohpohlayarak kendine güvenini kazanmasını sağlıyor, korumacı
güdülerini açığa çıkarıyordu. Cesare, kadının bu teknikleri yıllar içinde
geliştirip ustalaştığından emindi.
Bu durum ona annesini hatırlatmıştı. Annesi de Avrupa’da geçtiği her
yerde kalbi kırık erkekler bırakmıştı peşinde.
“Benim yerimde olsaydın ne yapardın?” diye sormuştu Paul.
“Ben sen değilim. Claire’le mutlusunuz sanıyordum.”
“Mutluyuz.”
“Onu seviyor musun?”
“Đkisini de seviyorum. Rosie’nin bana ihtiyacı var. Eğer onu bırakacak
olursam mahvolur. Beni çok seviyor!”
Cesare karşısındaki kadına tekrar baktı.
“Sizi çok tutmayacağım Bayan Henderson, oturmaz mısınız?”
Bu bir seçenek değildi, Anna oturdu. Her hareketinin son derece eleştirel ve soğuk bakışlarla takip edildiğinin farkındaydı.
Kurul başkanı, “Bayan Henderson gece trenle gelmiş, yorgun olmalı,”
diye araya girdi.
“Havanın en iyi olduğu günler aslında. Kış hep uzun geçer.”
Anna, sanki bir kar tanesi görse gözyaşlarına boğulacakmış gibi düşünülmesine içermişti.
“Ne zamandır burada yaşıyorsunuz Bay Urquart?”
“Doğduğumdan beri.”
Kurulun kadın üyesi söze karıştı. “Killaranlı Urquartlar yüzlerce yıldır
bölge halkının en büyük yardımcısıdır. Cesare de geleneği sürdürerek okul
müdürü olarak görev üstlendi.”
Cesare hafifçe gülümseyince Anna onu izlemenin çok da zor olmadığını düşündü. Adamın derin ve kadife gibi pürüzsüz bir sesi vardı, konuşmasında bir aksan sezilmiyordu. Bundan onun zengin bir toprak sahibi olduğu
belli oluyordu zaten. Acaba Đskoçların geleneksel kıyafeti kiltle nasıl görünürdü Cesare Urquart? Anna bunu düşünürken neredeyse gülecekti, zor
tuttu kendini.
“Ne kadar zamandır öğretmenlik yapıyorsunuz?”
12 Kim Lawrence
“Beş buçuk yıldır.”
Cesare Urquart dirseklerini masaya dayayarak öne doğru eğildi. Yüzündeki yumuşak görünümlü ifade, Anna’nın kendisini Kırmızı Başlıklı
Kız gibi hissetmesine neden olmuştu. Karşısında kötü kalpli kurt vardı sanki.
“Size teorik bir durum sunayım Bayan Henderson.”
Anna gülümsedi, dinlemeye hazırdı.
~ ĐKĐNCĐ BÖLÜM ~
ANNA, kurul üyelerine mırıldanarak teşekkür ettikten sonra omuzlarını dikleştirerek salondan çıkabildiyse bunu gururu sayesinde yapmıştı.
Gururu, Cesare Urquart’a onun perişan halini izleme zevki vermesine engel
oluyordu.
Cesare ise zafer gülümsemesini gizlemeye gerek bile görmemişti. Diğer
kurul üyeleri Anna’nın yüzüne bile bakamıyorlardı.
Cesare, “Size bir taksi çağırayım,” dedi.
Ona iyilik olsun diye böyle bir teklifte bulunmadığı açıktı, sadece
Anna, ona bakmak zorunda kalsın diye yapmıştı. Anna mavi gözlerinde
kırgın bir ifadeyle ona baktı.
Cesare masanın üzerinde duran kalemi aldı, önündeki kâğıtta yazılı
Anna’nın isminin üzerini çizdi.
Anna onun bunu neden yaptığını anlayamıyordu.
Salondan mağrur bir şekilde çıkmasına rağmen koridorda tüm cesaretini yitirmiş, ipleri kesilmiş bir kukla gibi birdenbire güçten düşmüştü. Migren krizi başlamak üzereydi. Kendini bırakıp, çirkin yeşil seramiklerle kaplı
duvara yaslandı. Duvarın soğuğu incecik ceketinden içine işliyordu. Mantosunu içeride unutmuştu ama oraya yeniden dönmektense zatürre olmayı
tercih ederdi.
Karşısındaki duvarda asılı duran saate bakınca ağlayacak gibi oldu. Daha beş dakika önce hayallerinin işini almış olduğunu düşünüyordu. Cesare
Urquart beş dakika içinde Anna’nın kendisini tamamen aptal durumuna
düşürmesini sağlamayı başarmıştı.
Taksi dışarıda bekliyordu. Anna araca binerken, Cesare’nin masum gibi
görünen sorularına başka türlü cevaplar verebileceğini düşünüyordu.
Tutku Dersleri 13
Cesare onu uçurumun kıyısına kadar getirmiş, Anna’nın aşağı atlamasını
zevkle izlemişti.
Đnsanların iyi olduğuna inatla inanan biri olarak Anna, Cesare’nin, onun
sıkıntı çekmesinden mutlu olduğuna inanmak istemiyordu ama bu doğruydu. Đşin en kötü yanı, Cesare’nin bir maske ardına gizlenerek onun dağılmasını izlemesiydi. Bu çok zalimce ve kötü bir davranıştı.
Anna ellerine baktı, titriyorlardı. Kararını verdi. Otele vardıklarında
taksiciye beklemesini söyledi. Đstasyona kiralık araba kullanarak gidebilecek durumda değildi. Taksinin ne kadar tutacağı da umurunda değildi.
Otelde hesabını kapatırken dışarıdaki manzaraya bir kez daha baktı, manzara bile cazibesini kaybetmiş gibiydi.
“Inverness istasyonuna lütfen,” dedi taksiye yeniden bindikten sonra.
Đstasyona vaktinde vardılar. Anna tam yerine oturmuştu ki, yolcuların trenden inmesi için anons yapıldı. Kötü hava koşulları ve sel yüzünden
Inverness ve Glasgow arasındaki tüm tren seferleri iptal olmuştu. Yol gerçekten riskli olduğu için otobüs seferleri de yapılamıyordu.
Anna olaylar kontrolden çıktığında sakin davranmaya çalışırdı ama her
şey üst üste geliyordu. Daha kötü olamazdı herhalde!
Hayır, olabilirdi. Gününü berbat eden adam ikinci kez karşısına çıkıyordu. Cesare Urquart, biraz ileride, pırıl pırıl arabasının yanında durmuş,
birileriyle konuşuyordu. Kimi insanlar başkalarının üzerinde güç kullanmayı son derece doğal bir şekilde yaparlardı. Anna, insanları mutsuz görmeye
bile dayamayan biriydi, bu yüzden Cesare’nin onun acı çekmesinden haz
duyması onu çok şaşırtıyordu.
Bunda kişisel bir sebep olduğunu hissediyor ama sebebini anlayamıyordu. Cesare Urquart’ı hayatında ilk kez görmüştü ama görüşmelerinin
sanki bir hesaplaşma olduğu izlenimine kapılmıştı.
Cesare, kurulun uygun bulduğu adayı kutlamak için uğramış ve sorduğu birkaç sorunun sonunda kızıl saçlı başöğretmen adayının tutarsız görünmesini sağlamıştı. Şimdi, incinmiş bir ifadeyle ona bakan o iri, kobalt
mavisi gözleri zihninden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Kızıl saçlı kadının
ağlamamak için kendini tuttuğu o kadar belliydi ki… Kurul üyeleri, eğer
Bayan Henderson hakkında onun bildiklerini biliyor olsalar seçimlerinde o
kadar diretmezlerdi.
“Öyleyse şuraya bir ofis binası yapmamız…”
Cesare dikkatini tekrar kız kardeşine verdi. “Đyi… Đyi…”
Kız kardeşi bir kahkaha atınca insanlar başlarını çevirip onlara baktı.
Gerçi model kız kardeşinin alışkın olduğu bir durumdu bu.
14 Kim Lawrence
“Ne var?” dedi Cesare rahatsız bir ifadeyle.
“Söylediklerimin tek kelimesini dinlemiyordun.”
Cesare ona sabırsızca baktıktan sonra arabanın kapısını açtı. “Bin şuna,
tamam mı?”
Kardeşi kaşlarını kaldırdı. “Çok keyifsizsin, anlıyorum ama bunun acısını benden çıkarmaya kalkma abi.”
Cesare yüzünü buruşturdu. “Keyifsiz falan değilim.”
Öğrencileri düşününce vicdanı rahatlamıştı. Bu konuda kuşkuya yer
yoktu.
Kardeşi yeniden güldü ama bu kez, istasyondan yapılan anons gülüşünü
bastırmıştı. Edinburgh yönüne giden tren seferlerinin de iptal edildiği duyuruluyordu. Bu, istasyonda yığılmaya başlamış yolcular için hiç iyi bir haber
değildi.
“Đyi ki erken trenle gelmişim,” dedi Angel.
Anna incecik ceketinin içinde titriyordu, zorlukla nefes alabiliyordu.
Cesare orada küçük dağları kendisi yaratmış gibi duruyor, herkesin de bunu
anlamasını istermiş gibi kimseye yol vermiyor, diğerlerinin çekilmesini
bekliyordu. Onu izlerken Anna’nın beyni uğuldamaya başlamıştı.
Eğer kendisi öyle yapacak olsa bu insanlar onu ezer geçerlerdi. Görüşme odasında Cesare’nin onu ezip geçmesi ve onun hiçbir şey yapamaması
gibi. Kesinlikle iyi bir gününde değildi Anna.
Eğer ona, hakkında ne düşündüğünü söyleyebilmiş olsaydı kendisini
daha iyi hissedecekti. Kendi kendine, “Hasta…” dedi.
“Đyi misin hayatım?”
Anna utanmıştı, ona endişeyle bakan yaşlıca çifte gülümsemeye çalıştı.
“Evet, iyiyim…”
Bu sırada Cesare’nin yanındaki güzel kadını kolundan tuttuğunu görünce sesi cılızlaştı, gülümsemesi yüzünden silindi. Ne düşündüğünü ona söyleyebilmesi için bir fırsattı bu. Yaşlı çifte selam verdikten sonra kalabalığın
içine daldı.
“Jas’i de getirirsin sanıyordum. Đyi mi?”
“Gayet iyi. Ben de yeni başöğretmen alımı için yapılan iş görüşmelerinden geliyorum.”
“Çok aday var mı?” Angel arabanın koltuğunda duran dosyaya baktı.
Dosyada tek isim olduğunu görünce gülümsedi. Umarım sadece tek aday
yoktu.”
Tutku Dersleri 15
Abisi dosyayı hemen onun elinden aldı. “Birden fazla aday vardı.”
Dosyayı arka koltuğa atarken dosyayla ilgili kişiyi de zihninin derinliklerine atıyor gibiydi.
Kız kardeşi arabaya binmeden önce dikkatle ona baktı. “Tuhaf görünüyorsun. Jas’in iyi olduğundan emin misin? Ya da ters bir şey olmadığından?”
“Beş yaşındaki bir çocuğa bakamadığımı düşünüyorsun galiba.” Cesare
aslında kız kardeşinin yeğenini ne kadar sevdiğini biliyordu. Dadılarının
bacağı kırıldığı için Jasmine’e bir süre Cesare bakmak zorundaydı, bunun
da Angel’ın hiç hoşuna gitmediğini biliyordu.
“Jas’le uğraşmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum, gerçekten seni
parmağında oynatabilir. Bu hafta jimnastiğe gitti mi? Peki ya oyuna? Umarım…”
Cesare, istasyondan çıkan yolcuların arasında birini fark etmişti, kız
kardeşinin sesi silinip gitti.
Anna Henderson, inanılmaz kızıl saçlarıyla, kalabalığın içinde siyah
beyaz bir fotoğraftaymış gibi göze çarpıyordu. Mavi gözlerini ona dikmiş,
küçük bir melek gibi doğruca ona doğru geliyordu. Görüntüde sadece bir
kılıç eksikti. Anna, elinde bir kılıç olsa onu Cesare’ye saplamaktan çekinmeyecek gibi bakıyordu.
Cesare bekledi. Bu karşılaşmaya can atıyor değildi ama kaçınmayacaktı
da. Anna ona yaklaştıkça Cesare, aslında kabul etmek istemediği suçluluk
duygusunun ortaya çıkmaya başladığını fark etti. Ona doğru kararlılıkla
yaklaşan kadın hiç de yenilmiş, hor görülmüş birine benzemiyordu. Geçici
bir metresten çok, kötü davranılmış bir kedi yavrusuna benziyordu hatta.
Küçük bir kasabada ufak çaplı bir felakete yol açabilecek çok çekici bir
kızıldı bu kadın.
Cesare dişlerini sıktı. Bu sırada Anna, çantasını omzuna daha iyi yerleştirebilmek için bir an durmuş, arkasını dönmüştü. Cesare’nin o kısacık an
bile onun yuvarlak hatlarını fark etmesine yetmişti.
“Tanıdığın biri mi?” diye sordu Angel.
“Sen bunun dışında kal Angel.”
Anna, bu konuşmaya tanık olunca, böyle konuştuğu için adama mı yoksa onun böyle konuşmasına izin verdiği için kadına mı daha fazla kızacağını bilemedi.
Cesare’nin yanındaki esmer ince kadın göz alıcı güzellikteydi. Ayağındaki incecik topuklu ayakkabılarla daha da uzun görünüyordu, elbisesi ve
ceketi çok zarifti.
16 Kim Lawrence
Anna dimdik durmaya çalışarak doğruca Cesare’ye doğru gitti, işaret
parmağını göğsüne doğrulttu. O kadar öfkeliydi ki doğru dürüst konuşabileceğinden şüpheliydi. “Sen!” diyebildi.
Cesare başını hafifçe eğip onu selamladı. “Bayan Henderson?”
“Bana bak, zorbanın teki olduğunu anladım ama sadece bunun sebebini
öğrenmek istiyorum.”
“Kaybetmeye tahammül edemiyorsunuz Bayan Henderson.”
Anna çenesini dikleştirdi. “Ama mükemmel bir öğretmenim.”
“Mantonuz nerede?”
Anna dişlerini sıkarak, “Kaybettim,” dedikten sonra sorusunu tekrarladı. “Neden?” Düşmanına bile zarar vermekten çekinen yumuşak yürekli
Anna için, birisinin bir sebep olmaksızın bir başkasına kötülük yapmasını
anlamak mümkün değildi.
“Okula iyi bir başöğretmen alınmasını sağlamak zorundaydım, siz de
bu iş için hiç uygun değildiniz.” Cesare, yanındaki esmer kadını dirseğinden hafifçe tutup oradan gitmeye hazırlandı. “Şimdi bana müsaade ederseniz…”
Anna hırsla onun kolunu yakaladı. “Hayır, etmiyorum!”
Cesare şaşkınlıkla dönüp koluna asılan küçük ele baktı.
Anna elini çekti. “Başka bir şey olmalı, biliyorum.”
“Yetersizliğiniz dışında mı?”
“Diğerleri yeterli olduğumu düşünmüşlerdi. Yeterliyim. Sen gelene kadar kurul benim iş için doğru kişi olduğumu düşünüyordu.”
Cesare dudak büktü. “Kâğıt üzerinde çok uygun bir aday olarak görünüyordunuz.”
“Uygun mu?”
Cesare bakışlarını Anna’nın dolgun dudaklarından zorla ayırdı. “Gülümsemenizle istediğinizi elde etmeye alışkınsınızdır, eminim. Güzel olmanız hayatta size özel ayrıcalıklar kazandırmaz Bayan Henderson.”
Anna şaşkınlıkla ona baktı. Güzel mi? Cesare Urquart’ın yüzünde neredeyse alaycı bir ifade görmeyi bekliyordu ama sadece öfke ve adını koyamadığı başka, karanlık bir ifade vardı.
O güzel değildi ki!
‘Bir an senin Rosie olduğunu sandım.’
Anna bunu büyüme çağında defalarca duymuş ve hak vermişti. Ondan
yaşça büyük olan, hayran olduğu ve çok sevdiği kuzeni güzeldi çünkü.
O ise, kendisine Anna denmesini tercih etse de aslında Rosanna’ydı.
Çilliydi, burnu çok düzgün değildi ve ağzı biraz büyüktü. Kendisi için en
Tutku Dersleri 17
fazla fena değil denebilirken Rosemary nefes kesiciydi. Kuzeninin hayatına
pek çok erkek girmiş ama o içlerinden en kötüsünü seçmeyi başarmıştı,
hayatı neredeyse mahvoluyordu.
“Burada ayrıcalıklı biri varsa o kim biliyor musun? Ne kadar büyük birisi olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsun çünkü hiç de öyle biri değilsin; hasta bir zorbasın o kadar!” Cesare ona o kadar büyük bir şaşkınlıkla bakmıştı
ki Anna neredeyse güldü. “En büyük eğlencen ne? Yavru köpekleri mi
tekmeliyorsun?”
“Bu benzetmenin hiç doğru olduğunu sanmıyorum Bayan Henderson.”
Bu kızıl saçlı çekici cadının kediye benzer bir yanı vardı, bu kesindi.
“Bana böyle hitap etmeyi bırakır mısın?”
“Rosie dememi mi tercih edersiniz?”
Anna bir an kalakaldı. Bu adamın kuzeninin kısa ismini biliyor olması
çok tuhaftı. “Benim ismim Rosanna,” dedi. “Arkadaşlarım Anna derler.”
“Etme bulma dünyası diye bir şey duymuş muydunuz Bayan
Henderson?”
“Eğer öyle bir şey varsa gökyüzünden kocaman bir kayanın senin o
bencil kafana düşmesi gerekir!”
Anna’nın bu sözü üzerine Cesare’nin yanındaki esmer kadın onu yüreklendirmek ister gibi gülerek başparmağını kaldırdı.
“Biraz alçak sesle konuşur musun?” dedi Cesare.
“Neden? Senin taş yürekli bir zorba olduğun sır olarak kalmamalı, herkes duymalı.”
Cesare’nin gümüş grisi gözleri iyice kısıldı. “Eğer istiyorsan karşılıklı
olarak hakaret yağdırabiliriz birbirimize.” Gülümsemesinden bir hakaretin
gelmek üzere olduğu anlaşılıyordu. “Evli erkekleri tuzağına düşüren bir
kadına ne dersin?”
Anna’nın ağzı açık kalmıştı. “Efendim?”
“Paul Dane çok iyi bir arkadaşımdır.”
Đsmi duyunca Anna’nın kanı çekildi, yüzü bembeyaz olmuştu. Bu adam
onu Rosie sanıyordu!
“Birden sustun?”
Anna’nın mavi gözleri safir gibi parlıyordu.
“Harika bir evlilik…” diye mırıldandı.
“Senin tüm çabalarına rağmen Paul’un evliliği hâlâ son derece sağlam,”
dedi Cesare.
“Benim çabalarım mı?” Anna başını iki yana salladı, duygularını kontrol altına almaya çalışıyordu. “Pardon, doğru mu anladım acaba? Arkadaşın
18 Kim Lawrence
Paul’un bir kurban olduğunu mu düşünüyorsun?” Anna gülmeye başlamıştı, öfkesi yatışıyordu. Kalbini kıran bu evli adamla ilişkisinin etkilerinden
kurtulması kuzeninin çok zamanını almıştı. Rosie’nin tek hatası kalbinin
sesini dinlemek olmuştu.
Kuzeni çok da cesur davranmıştı. Onun yaşadıklarını yaşayan çok insan
mahvolur giderdi ama Rosie ayakta kalmayı başarmıştı. Anna yine de kuzeni için endişeleniyordu. Rosie yüreğinin sesini dinlemeye devam ettiği
sürece bir Paul Dane gidecek, diğeri gelecekti çünkü.
Anna bir gece kuzenini, yanında yarı yarıya boş bir ilaç şişesi ve içki
şişesiyle yarı baygın bulmuştu. Bunu da atlatmışlardı ama Anna tüm bu
deneyimlerden bir ders çıkarmıştı; kalbinin aklına üstün gelmesine izin
vermeyecekti.
“Aptalca bir soru oldu bu, elbette öyle düşünüyorsun.”
“Paul’un hiç suçu yoktu.”
“Ben de sana bildiğimi söyleyeyim. Evli bir adam, kendisinden on yaş
küçük, romantik bir genç kızı kandırıyor, onu sevdiğini, karısını onun için
terk edeceğini söylüyor.”
Anna sözlerini tartamayacak kadar öfkeliydi. “Evet, o kız yaptığının
yanlış olduğunu biliyordu.” Rosie’nin gözyaşlarıyla ıslanmış yüzü gelmişti
Anna’nın gözlerinin önüne.
“Yine de kız bununla başa çıkmayı başarır. Ailesine yalan söyler. Hele
adam onu bırakıp tekrar karısına döndüğünde hayatının sona erdiğini düşünür. Böyle bir adama ne denmesi gerektiğinden emin değilim ama kurban
demeyeceğim çok açık!”
En azından hikâyenin tamamını anlatmamıştı. Rosie’ye, yaşadıklarını
kimseye anlatmayacağına dair söz vermişti, o ana kadar da tuttuğu bir sözdü bu.
Adamın onun hakkında ne düşündüğü umurunda değildi, Rosie’yi onun
suçlamalarından korumak için her şeyi göze alabilirdi.
Cesare’nin şüpheyle çatılan kaşları yavaşça düzeldi. Bu kadın, onun
hayatını kurtarmış bir adamdan bir anlığına şüphelenmesine neden olmuştu.
Sonra, kadının olayları kendi inandığı şekliyle anlatmış olabileceğini fark
etmişti. Evli bir adamın peşine düştüğünü itiraf etmektense yalan söylemek
daha kolay olmalıydı.
Cesare zaaflara karşı hoşgörüsüz sayılmazdı, neticede onun da pek çok
zaafı vardı ama mesele evlilikte sadakat konusuysa hoşgörüsü hiç yoktu.
Bu yüzden evliliği aklının kıyısından bile geçirmiyordu. Aynı kadını ömür
boyu değil bir yıl bile sevmek ona imkânsız geliyordu. Kimsenin yalan
Tutku Dersleri 19
söylemeyeceğine inanmıyordu, evliliklerde, muhtemelen hep söyleniyordu.
Zeki insanlar nasıl inanıyorlardı buna?
Belki de kendisi yanlış düşünüyordu. Evlenen insanların çoğu ruh eşlerini bulduklarını düşünerek inanıyorlardı. Yine de onca parası ve gücüne
rağmen ruh eşi dedikleri şeyi bulmanın çok zor olduğunu düşünüyordu.
Yıllar geçtikçe ilişki daha rahat olabilirdi ama tutkunun yanında rahatlık
neydi ki?
Yine de insan bir kez evlendiyse sadık kalmak zorundaydı. Paul’un
düzgün davranmadığını kabul ediyordu ama hiç değilse evliliğini kurtarmak için çabalamıştı. Paul iyi bir adamdı, bencil değildi. Cesare öyle olduğunu bilmese onu savunmazdı.
“Arabaya bin Angel,” dedi yanındaki kadına.
Anna ona doğru atıldı. Tam o sırada yol kenarından geçen bir otobüs
yoldaki çamurlu suyu Anna’nın üstüne sıçrattı.
Anna otobüsün arkasından bakarken, “Yavaşlamadı bile,” dedi öfkeyle.
Üstü başı berbat olmuştu.
Cesare Urquart arabasına binmeden önce dönüp ona baktı, baştan aşağı
süzdükten sonra alaycı bir şekilde gülümsedi.
Anna bu adamdan gerçekten nefret ediyordu.
~ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ~
ANGEL arka koltuktan aldığı dosyanın sayfalarını düzeltti. “Demek
Bayan Henderson buymuş. Anladığım kadarıyla işe alınmamış, öyle mi?
Yazık. Tam da sana laf yetiştirebilen birine ihtiyacımız vardı aslında.”
“Bu özel bir mesele Angel.”
Angel, dosyaya iliştirilen referanslardan birini okudu. “Burada onun
çocuklarla doğal bir empati becerisinin olduğu ve…”
Cesare onun sözünü kesti. “Biliyorum, mükemmel birisi.”
Kız kardeşinin yüzünden düşünceli bir ifade geçti. “Biliyor musun,
bence Bayan Henderson…”
“Bırak şu dosyayı Angel.”
Angel onu dikkate almadan dosyadan bir sayfa daha çevirdi. “Merak
ediyorum, ondan daha iyi kim vardı acaba?”
“Kâğıt üzerinde mükemmel görünüyor.”
Download

Tutku Dersleri 1