EMDR TürkiyE-Bülteni
ISSN 2147-4885 (Online) Sayı 6 - Ocak 2014
Söyleşi
EMDR ve Kognitif
Davranışçı Terapileri
Psikiyatr-Psikoterapist Gülay Oğuz
Prof. Dr Mehmet Zihni Sungur ile EMDR
ve Kognitif Davranışçı Terapileri etkin bir
şekilde kullanan bir terapist olan
Psikiyatr-Psikoterapist Gülay Oğuz’un
yaptığı söyleşiyi paylaşıyoruz.
Devamı 3. sayfada...
Söyleşi’nin Ardından
Editörden
Doç. Dr. Önder Kavakcı
Değerli EMDR terapistleri,
2014’ü yepyeni bir bülten ile karşılıyoruz.
Kasım ayında güzel bir sempozyum daha yaptık. Elan Shapiro
sempozyumuma katılarak bize gruplarda yakın dönem travmaya
müdahale eğitimi verdi.
Devamını 2. sayfada bulabilirsiniz.
Dental Fobinin tedavisinde EMDR’nin etkinliği gösterildi.
Doç. Dr. Önder Kavakcı
Yayın Kurulu Başkanı: Hejan Epözdemir
Yayın Kurulu (Alfabetik Sırayla) : Berk Murat Ergun,
Emre Konuk, Hilal Akekmekçi, Muhammet Özkan,
Önder Kavakcı, Zeynep Zat,
Editör: Önder Kavakcı
Akademik Danışma Kurulu (Alfabetik Sırayla):
Dr. Derek Farell, Dr. Udi Ören, Prof Dr.
Emine Gül Kapçı, Uzm. Emre Konuk,
Doç. Dr. Feryal Çam Çelikel,
Uzm. Psk. Hejan Epözdemir, Dr. Jim Knipe,
Dr. Marilyn Luber, Prof Dr. Nahit Özmenler,
Uzm. Psk. Olcay Güner, Doç. Dr. Ömer Böke,
Doç Dr. Önder Kavakcı, Dr.Richard Mitchell,
Prof. Dr. Ümran Korkmazlar, Prof. Dr. Vedat Şar
Gülbahar mah. Yenidere sk. No:21/A Şişli İstanbul
Tel: 0212 219 85 56 [email protected]
Uzm Psk. Emre Konuk
Emre Konuk’un yorumları için tıklayınız.
Devamı 6. sayfada...
Derleme
Travmatik Bir Deneyim
Olarak Çocuk Doğurmak
Doç. Dr. Önder Kavakcı
European Journal of Oral Science dergisinin Eylül 2013
baskısındaki bir yayın ile EMDR’nin Dental Fobide (diş hekimi ve
diş ile ilgili işlemlerden fobik düzeyde korkma) etkinliğine
değinildi. Devamını 8. sayfada bulabilirsiniz.
EMDR-TR Derneği Yayın Organı
Mehmet Sungur'la Yapılan
Görüşmeye İlişkin
Uzm. Psikolog
Emre Konuk’un Yorumları
EMDR Alt Komiteleri
Araştırmalar azımsanmayacak oranda kadının
doğum ile ilgili yaşantılarını travmatik bir
deneyim olarak yaşadıklarını bildirmektedir.
Devamı 8. sayfada...
Bu Sayıda
Araştırma / Başkan: Hejan Epözdemir
İletişim: [email protected]
Çeviri, Üye İşleri ve WEB / Başkan: Asena Yurtsever,
İletişim: [email protected]
Çocuk ve Ergen / Başkan: Ümran Korkmazlar
İletişim: [email protected]
Uluslar Arası İlişkiler, Akreditasyon, Eğitim ve Etik
Başkan: Önder Kavakcı , Emre Konuk
İletişim:[email protected] [email protected]
EMDR HAP ve Krize Müdahale / Başkan: Emre Konuk
İletişim: [email protected]
Genel Koordinatör: Şenel Karaman
İletişim: [email protected]
Klinik Uygulama ve Protokol Geliştirme
Başkan: Serin Öget İletişim: [email protected]
Editörden........................................................................2
Söyleşi.............................................................................3
Söyleşi Ardından.............................................................6
Derleme..........................................................................8
Araştırma Özeti...........................................................10
Bültene Yazı Gönderme Kuralları............................11
Psikoloji ve Psikyatri Dünyasından Haberler ..............12
Sayfa 1
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Doç. Dr. Önder Kavakcı
Editörden
Doç Dr. Önder Kavakcı
2014’ü yepyeni bir
bülten ile karşılıyoruz.
Kasım ayında güzel bir
sempozyum daha
yaptık. Elan Shapiro
sempozyumuma
katılarak bize gruplarda
yakın dönem travmaya
müdahale eğitimi verdi.
Değerli okurlarımız,
Bültenimizin bu sayısındaki söyleşiyi ülkemizde
Bilişsel Davranışçı Terapilerin öncülerinden Prof.
Dr. Mehmet Z. Sungur ile Yrd. Doç. Dr. Gülay Oğuz
yaptı. Dr. Sungur EMDR ile tanışmasını, EMDR ve
eğitimleri
üzerine
görüşlerini,
eleştirilerini
paylaşıyor. Dr. Sungur’un eleştirilerine Dernek
Başkanımız
Emre
Konuk’un
yanıtını
da
bültenimizde bulabilirsiniz.
Derleme bölümümüz için, bazı Doğumların Travmatik Etkileri ve bunun uzun dönemli olumsuz
sonuçlarını özetleyen kısa bir gözden geçirmeyi Dr.
Ece Yönel ile beraber hazırladık.
Ayrıca bültenimizde Psikoloji-Psikiyatri
dünyasından haberlerimiz var.
Daha iyi bir bülten sunabilmek için sizden gelecek
çalışmaları beklediğimizi bir kez daha anımsatalım.
2014’ün insanlığa barış ve huzur getirmesini
diliyoruz.
Saygılarımızla...
Doç. Dr. Önder Kavakcı,
Pskiyatrist
EMDR bültenin bu sayısında, araştırma özeti
bölümümüzde, Doering ve arkadaşlarının Dental
Fobide
EMDR’nin
etkinliğini
gösteren
çalışmalarının özeti var.
EMDR Sempozyumu
EMDR Sempozyumu
Sayfa 2
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Psikiyatr-Psikoterapist Gülay Oğuz
Söyleşi
Bu sayımızda Marmara Üniversitesi Psikiyatri Anabililim
Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye’ye KDT alanının
yerleşmesini sağlayan Prof. Dr Mehmet Zihni Sungur ile
EMDR ve Kognitif Davranışçı Terapileri etkin bir şekilde
kullanan bir terapist olan Psikiyatr-Psikoterapist Gülay
Oğuz’un yaptığı söyleşiyi paylaşıyoruz.
GO: Bize tıp eğitiminiz ve KDT ile tanışmanızı
anlatır mısınız?
MZS: Lise yıllarında futbolcu olmayı düşünen bir
öğrenciydim. Dershane sahibi olan hocam ders
çalışmak yerine futbol oynadığım için bana “senden
ne köy olur ne kasaba” demişti. Ben de “Nasıl köy,
kasaba olunur?” diye sordum. O da “Tıp fakültesini
ya da hukuk fakültesini kazanabilirsen” diye
yanıtlamıştı. “Sınava girerim, kazanırım ve sizden
de yüksek puan alırım” diyerek son altı ay bu iddia
üzerine ağırlıklı bir ders çalışma temposunu izleyerek üniversite sınavlarında ilk 50’ye girdim. Hoca
da sınava girmişti ve ben hocadan oldukça yüksek
bir puan almıştım. Böylece birden fazla kurumdan
burs alma fırsatım oldu. Tıp fakültesinin ilk yılında
300 kişilik sınıfta “benim burada ne işim var” sorusunu sormaya başladım. Dünya görüşümle
mesleğimin birleştiği tek yer olduğu için 2.sınıfta
psikiyatri seçme kararı verdim. Zaten Hacettepe’de
talebe iken tanıdığım ve meslek hayatımda çok
değer verdiğim sayın Prof. Dr. Doğan Karan Hoca
“Sen psikiyatriye girmelisin” demişti. Uzmanlık
öğrenciliğinin başında bilimsel bir tıp eğitimini
izleyerek o yıllarda bol spekülasyonlu giden bir
psikiyatri eğitimi beni fazla cezp edememişti.
Doğrusu hayal kırıklığına uğramıştım. Terapistlerin
söylediklerinin ya da yaptıkları yorumların arkasında
durabilecek kadar verilerinin olmadığını görüyordum
ve aynı vakalarla ilgili birbirinden çok farklı yorumlar
yapılıyordu. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak
hepsi hem anlamlı hem de anlamsız gelebiliyordu.
“Bunların hepsini birleştirecek bir psikiyatristlik
yapılabilir miydi?” Hangi açıklama daha zeki, daha
iyi yaklaşımı bana gerçekçi gelmiyordu. Bu arada
British Council bursu için başvurdum. Türkiye’den tıp
alanında çok sınırlı kişi kabul edilecekti. O zamanki
değerli bölüm başkanımız Celal Köksal bu sınava
girmemi engellememiş aksine desteklemişti. O
yıllarda bir asistanı bursla yurtdışına göndermek
sıradan bir karar değildi.
Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur
Sınavı kazanarak İngiltere’de arzu ettiğim eğitime
başladım. O yıllarda davranış tedavileri çok yeniydi
ve bu alanı seçtim. Böylece Isaac Marks’la
tanıştım. Ayrıca Maudsley Hastanesi’nde Padmal
de Silva, Michael Crowe ve Dinesh Bhugra ile çift
ve seks terapileri konusunda birlikte çalışma fırsatı
buldum. Isaac Marks benim için çok büyük bir
şanstı ama bir yandan da çok büyük bir stres…
1986-1988 yılları arasında vakaları değerlendirmek
için yarım saat verir ve 10 dakikada formülasyon ve
tedavi planını içeren bir sunum yapmamızı isterdi.
Bu benim için daha sonra girdiğim sınavlarda çok
yararlı oldu. Bu arada panik bozukluk ve agorafobi
ile ilgili çok uluslu bir ilaç ve psikoterapi çalışması
içinde terapist olarak yer alma şansım oldu. Bir
yandan da Prof. Lishman ile birlikte “organik psikiyatri”
eğitimine devam ediyordum. Onunla çalışmak
biyolojik psikiyatriyi de zevkli kılıyordu. O zaman bu
zaman terapilerin yanı sıra ilaç tedavileri konusunda
çalışmanın önemine hep inanmışımdır.
Türkiye’ye dönme hayalim vardı ve Türkiye’de
davranış tedavilerini nasıl yerleştirebiliriz diye
düşündüm. Prof.Dr. Işık Savaşır ve Prof. Dr. Perin
Yolaç ile birlikte KDT derneğini kurduk aynı
zamanda İngiliz Davranış Tedavileri Derneği üyesi
olarak da çalışıyordum. Derneğimiz Türkiye’de
KDT alanında ilk sistematik eğitimi başlatan
dernektir. Halen de Avrupa Birliği’nin standartlarına
uygun akredite edilen bir eğitimi uygulayan tek
dernek olarak faaliyet göstermektedir. Günümüzde
“hızlandırılmış!, yoğunlaştırılmış, vs.” adı altında bir
eğitim furyasıdır gidiyor ve eğitimini tamamlamadan
eğitim veren bir çok kişi türüyor. Bir taraftan KDT’yi
Türkiye’ye getirdiğim ve tanıttığım için onur
duyarken bir taraftan da akredite olmamış bu eğitim
furyası içinde ilk eğitimleri başlatan kişi olarak terapötik bir utanç duyuyorum. KDT derneği 1995’te kuruldu
Sayfa 3
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
ve 1996’da Avrupa Birliği’ne katıldı. Ben 2000-2002
yılları arasında Avrupa KDT Birliği başkanlığı
yaptım. Bu süreçte 31. Avrupa Kognitif ve
Davranışçı Terapi Kongresi’ni İstanbul’da düzenledik.
İlk eğitimler 1993 yılında başlamasına rağmen ilk
sistematik eğitimler 1998’de Ankara ve İstanbul’da
350 saatlik sürelerle başlatıldı. 2009 yılında
Uluslararası Kognitif Terapi Birliği (IACP) yönetim
kuruluna seçildim ve 2011’de 7. Uluslararası KDT
Kongresi’ni İstanbul’da düzenledik. Kongre sonrası
çok iyi geri bildirimler aldık. Bugüne kadar toplam
altı uluslararası kongrenin derneğimiz tarafından
düzenlenmesini sağladık. Ben de bu kongrelerde
başkanlık yapma görev ve sorumluluğunu yerine
getirmeye gayret ettim.
GO. EMDR ile nasıl tanıştınız?
MZS: 1991 ve 1993’de de Shapiro’nun ve Roger
Solomon’un çalışma gruplarına katılarak EMDR ile
tanıştım. Daha sonra Solomon 1999’da İstanbul’da
düzenlenen (depremden önce) Travmatoloji
Kongresi’nde bir EMDR kursu yaptı. Bu kursa
Türkiye’den sadece 3-4 kişi katılmıştı. Bu kişiler
arasında Emre Konuk da vardı ve o daha sonra bu
alana yöneldi. 1999 depremi sonrası EMDR
kullanımı Türkiye’de anlam ve ivme kazanmaya
başladı. Amerika’dan bir ekip Kocaeli’nde travmatoloji merkezi kurdu. Depremzedeleri tedavi eden
terapistlere EMDR ve KDT süpervizyonlarını Emre
ile beraber verdik. O yıllarda EMDR’yi gelişme
potansiyeli olan fakat mekanizması bilinmeyen
hibrid bir davranışçı terapi yaklaşımı olarak
düşünüyordum. O günlerle bugün arasındaki en
önemli fark o yıllarda TSSB tedavisinde bir teknik
olarak sunulan EMDR’nin şimdilerde her derde
deva bir terapi gibi kullanılması. Etkinliğinin göz
hareketleri ile doğrudan ilgili olmadığı ve
hareketlerin bilateral olmasının gerekmediği, unilateral
uygulandığında da aynı etkinin oluştuğu bilinmesine
karşın hala EMDR olarak tanımlanması da oldukça
düşündürücü... Bir yaklaşımın mekanizmasının net
ortaya konulması o yaklaşımı çok daha değerli
kılar. EMDR’de esas etkili olan komponentin ne
olduğu bile henüz kesinleşmemiş durumda. Tedavi
protokolü içinde kaçınılmaz olarak yer alan imajla
kalma yani “exposure” etkisi devre dışı
bırakıldığında EMDR’nin anlamı olur mu,
muhtemelen hayır... Enteresan olan etkili komponentin exposure olduğunu kabul etsek bile hala
bilmediğimiz neden bazı vakalarda klasik exposure
tedavisinden daha kısa sürede etki yapıyor olması.
Belki sorulması gereken tedavi paketi içinde hangi
enteraksiyonların tedavi sürecini kısalttığı...
2000 yılında Udi Oren ve arkadaşları Türkiye’de
EMDR eğitimi verdiklerinde 2 soru sormuştum.
Birincisi EMDR sırasında kol hareketleri devamlı
yapılırsa artrit gelişebileceği bunun için ne
düşündükleri, ikincisi ise mademki etkili bir
yaklaşım, o halde maliyet/etkililik yönünden
düşünerek bu hareketlerin gruplara uygulanıp
uygulanamayacağı yani toptan el sallayarak grup
tedavisi uygulamaları yapılabilir mi şeklinde idi.
Eğitici “sizin KDT terapisti olduğunuzu biliyorum ve
bizim yaklaşımımıza galiba biraz sarkastik
bakıyorsunuz” demişti. Amacım asla dalga geçmek
ya da küçümsemek değildi. Yalnızca merak ediyor
ve anlamaya çalışıyordum. Daha sonraki yıllarda
hepinizin bildiği gibi EMDR aleti geliştirildi ve artık
ışıklı bu alet sayesinde el ya da kol hareketleri
yapmaya gerek kalmadı. Ayrıca grup uygulamaları
da yapılıyor. Yalnızca bu tedaviyi uygulayarak
sağaltım yapmaya çalışan birçok terapistte ise artrit
oluştuğu
bir
başka
gerçek.
2001 yılında bu yaklaşım efektif ancak etki
mekanizması bilinmeyen bir yaklaşım olarak
karşımızda idi. Birçok değerli klinisyen bu alanın
yeterince bilimsellik kazanmadan kongrelere konu
olmasına sıcak bakmıyordu. Buna rağmen ben
ısrarla 2001 yılında İstanbul’da düzenlenen 31.
Avrupa Kognitif Davranış Terapileri (EABCT)
Kongresi’nde bu alanın göz ardı edilmemesi için bir
tartışmayı programa koydum. Roger Solomon ve
Claudia Herbert EMDR’yi savunurken Paul Salkovskis bu yaklaşımla ilgili şüphelerini ve geleceğe
yönelik endişelerini dile getirmişti. 2011 yılında
yaptığımız Uluslararası KDT (IACP) Kongresi’nde
olduğu gibi bu yılki Ulusal Kongre’de EMDR ile ilgili
paneller hazırlıyoruz. 20 yıl içindeki tüm
eleştirilerim EMDR’yi daha iyi anlamaya ve yeniliklere daha açık kalabilmek için mekanizmayı
anlamaya yönelik olarak yapıldı. KDT de aynı
süreçlerden geçti. Davranış terapisi olarak
başlayan süreç günümüzde Mindfullness, Metakognitif Terapi, 3.dalga KDT terapilerine kadar
değişen bir yelpaze içinde gelişti. Ancak bu gelişme
çeşitli
psikopatolojilerin
fenomenolojisinin
anlaşılmasında kognitif kuramın kanıta dayalı,
açıklayıcı, özelliği sayesinde oldu. Her anlamlı
tedavinin kuramını destekleyen verileri olması
gerekir. Esas olan önce hipotez kurup, ardından
hipotezi destekleyen veriler aramak değil, verilere
dayalı hipotezler kurabilmektir. EMDR’nin bu kadar
süredir mekanizmasının
bilinmemesi önemli.
Benim tüm eleştirilerim davranış tedavilerinin
düştüğü tuzağa EMDR’nin düşmemesi… Davranış
tedavileri biraz da analitik tedavileri sorgulamak için
geliştirilmiş bir yaklaşımdı.
Sayfa 4
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Alınan sonuçlar parlak olmasına rağmen sağlanan
değişimin mekanizmalarını yalnızca öğrenme
kuramları ile açıklamak yetmiyordu. Yıllar sonra
kognitif terapiler devreye girerek hem fenomolojinin
anlaşılmasına katkıda bulundu hem de hastalar
yönünden “anlaşılmayana anlam verebilme” özelliği
sağlandı. Türkiye’de EMDR’ye ilk merak salan ve
öğrenen kişi olarak, eğer devam etmiş olsam
çalışmalarımın önemli bir kısmını tedavide alınan
başarılar yerine, fenomolojiyi anlamaya ve
EMDR’nin etki mekanizmasını daha iyi ortaya
koyarak değerini arttırmaya gayret ederdim.
Başarının arkasındaki mekanizmayı anlamak
önemlidir, başarı ancak değişimin mekanizması
anlaşılınca
değerli
olur.
Fenomolojisi
anlaşılamayan bir başarı popüler olup ilgi çekebilse
de yeterince itibar kazanamamıştır. Çağımız
globalizasyon etkisi ile olumlu ve olumsuz yanları
ile kısa zamanda insan acılarını dindirmeye yönelik
tedaviler bulma çağıdır. Dolayısı ile EMDR elimizin
tersi ile itebileceğimiz bir yaklaşım değildir, ancak
emeğin amacına ulaşması, değişimin mekanizmasını daha iyi anlayabilmek ile mümkündür.
Tekniğin travma dışı alanlarda kullanımı ancak
mekanizmanın iyi kavramasını takiben benzer bir
stratejiyi diğer alanlarda dikkatlice kullanarak
sağlanabilir. Değişimi anlamak yalnızca fMRI gibi
beyin görüntüleme çalışmaları ile sağlanamaz.
Çünkü oluşan görüntüsel değişikliklerin klinik
değişiklikler ile korele edilebilmesi gerekir.
GO. EMDR uygulayıcılarına önerileriniz neler?
MZS: İlk olarak değişimin mekanizması ile ilgili
bilgiye ihtiyaç var. Tedavi paketi içinde etkin
bileşenlerin ne olduğunu bulmaya yönelik bir
araştırma modeli içinde tedavinin saflaştırılması ve
tedaviye katkısı olmayan bölümlerin paketten
çıkarılması daha sade bir tedavinin sunulmasını
sağlayabilir. Etkinliğin kontrol grupları ile yapılmış
hatta KDT ile karşılaştırmalı uzun süreli izleme
çalışmalarıyla desteklenmesi ve tehdit edici uyaran
ya da imajlarla kalma dışındaki kısmın herhangi bir
etkisinin olup olmadığının araştırılması gerekir
düşüncesindeyim.
EMDR
ile
iyileşen
ve
iyileşmeyenler arasındaki farkların bulunması
değerli olabilir.
da bilgi ve beceri kazanmalarını öneririm. Daha
önemlisi tedavi seçenekleri arasında seçim
yaparken hemen kendi ilgi duydukları yaklaşıma
yönelmek değil tedavi etkinliği kanıtlanmış
yaklaşımları öncelikle öğrenmelerini öneririm.
EMDR sırasında nasıl bir emosyonel işlemleme
oluyor ve bu işlemleme sırasında neyin nasıl
değiştiğinin daha iyi anlaşılması için diğer
yaklaşımları da bilmeleri çok önemli.
En önemlisi ise aynı EMDR’yi kelliğe, sağırlığa,
körlüğe aynı şekilde etkili bir tedavi gibi uygulamadan
önce daha temkinli davranabilmek. Hangi hastalara
EMDR uygulaması yapılacağına iyi karar vermek,
uygulamada yalnızca EMDR ile sınırlı kalmamak
yine çok önemli. Ne yazık ki bugün yalnızca EMDR
uygulayan ve EMDR etkili olmayınca ne yapacağını
bilemediği için EMDR’nin biçimini ve yönünü (göz
hareketleri ve diğer bilateral hareketlerin)
değiştirmekten öteye gitmeyen bir grup uygulayıcı
var. Tabii ki EMDR konusunda yeterince deneyimi
olan değerli süpervizörlerin denetimi altında
çalışmak da son derece önemli ve değerli.
Önümüzdeki zaman diliminde EMDR’yi daha iyi
anlayacağımıza ve daha efektif ve yerinde
kullanacağımıza inanıyorum.
Bu bilgiler için çok teşekkür ederim. Bizim
eğitimlerde bana EMDR konusunda neden çok
takıldığınızı şimdi daha iyi anladım. Amacınız bu
tekniğin mekanizmasının anlaşılmasına yönelik
çalışmalar yapılması ve bilgi eksikliği olan
insanların elinde mucizevi bir silah gibi tanıtılmasını
engellemek. Gülay Oğuz
SORU: EMDR eğitimi alacaklara önerileriniz neler?
MZS: Öncelikle psikoloji alanında yeterince bilgi,
tecrübe ve EMDR dışı bir terapi eğitimlerinin olması
yararlı olur. İnsan acılarını dindirmenin birçok alternatifi olduğunun bilinci içinde onlara yalnızca acıları
azaltmak değil acılardan anlam çıkarmak konusunda
Sayfa 5
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Uzm. Psk. Emre Konuk
Söyleşi’nin Ardından
Mehmet Sungur'la Yapılan
Görüşmeye İlişkin Uzm. Psikolog
Emre Konuk’un Yorumları
Sevgili Mehmet bu ülkede Psikoterapinin
kurumsallaşmasına ve bir disiplin haline gelmesine
sürekli katkıda bulunan birkaç akademisyen ve
terapistten biridir. Kendi bağlandığı yaklaşımın dahi
farklı yaklaşımlara uzandığında besleneceğine ve
zenginleşeceğine inanır. Güzel bir huyu daha
vardır; her durumda ve her şeye muhaliftir ama
konuştuğunda yoğrulmuş düşüncelerle 'vuruşmak'
zorunda kalırsınız. Şimdi maalesef bu zor iş bana
düşüyor. Ayrılan yerin kısıtlı oluşunu da düşünerek
lafı uzatmamaya çalışacağım:
"…O günlerle bugün arasındaki en önemli fark
o yıllarda TSSB tedavisinde bir teknik olarak
sunulan EMDR’nin şimdilerde her derde deva
bir terapi gibi kullanılması…"
EK: Mehmet'in de dile getirdiği gibi, EMDR ilk
ortaya çıktığında bir teknik olarak sunuldu. Francine Shapiro bir KDT'ciydi (CBT). İlk makalelere
baktığımızda tedavi sürecini bir "duyarsızlaştırma"
süreci olarak görüyordu. Bunun için de adını EMD
koymuştu. Ne zaman ki iyileşme sürecini "maruz
kalma" (exposure) ile açıklayamadı, o zaman farklı
bir paradigmaya ihtiyaç duydu. EMD'ye 'R' (yeniden
işleme-reprocessing) böyle eklendi.
Her terapi yaklaşımı tüm sorunlarla baş
edebileceğini varsayar. Teorisini buna göre kurar.
Örneğin; KDT, Psikanaliz-Psikodinamik yaklaşım
ve Aile Terapisi'nin reddettiği bir sorun çeşidi yoktur.
En basit korkulardan Psikozlara kadar her sorunu
yaklaşımının odağı olarak ele alır. Bu EMDR'de de
böyledir. EMDR psikopatolojinin temelinde olumsuz
yaşam olaylarının (travma) yattığını düşünür,
Uzm. Psk. Emre Konuk
bu nedenle de anılarla çalışır. Dikkat edilecek
nokta; teori izin verse bile, henüz ortada veri
yokken, belli koşulları hazırlamadan, danışanın
onayını almadan, civarda o sorunla uğraşan bir
uzman var mı diye bakmadan her sorunu halletmek
için üstüne atlamamaktır.
"…EMDR'nin etkinliğinin göz hareketleri ile
doğrudan ilgili olmadığı ve hareketlerin bilateral
olmasının gerekmediği, unilateral uygulandığında da aynı etkinin oluştuğu bilinmesine
karşın hala EMDR olarak tanımlanması da
oldukça düşündürücü..."
EK: Malum EMDR'nin tarihi 25 yılla sınırlı. İlk
yıllarında yapılan ve metodolojik açıdan ciddi
sorunlar taşıyan bazı çalışmalarda çift yönlü
uyarımın (BLS) etkin bir değişken olmadığı bildirildi.
Akademiyayı esas etkileyen çalışma 1990'larda
yayımlanan bir meta analizdi ve bu çalışmada çift
yönlü uyarımın değişimi etkilemediği sonucuna
varılıyordu. Bu çalışma nedeniyle EMDR,
araştırmaları için fon bulamaz hale geldi ve Akademiya EMDR'ye girmedi. Sonradan ortaya çıktı ki,
o meta analizde kullanılan istatistik yöntemler
eskimiş yöntemlerdi ve artık kullanılmıyordu. Aynı
verilerle yapılan meta analiz çift yönlü uyarımın
etkin bir değişken olduğunu gösterdi. Hem terapi
hem laboratuar çalışmalarını içeren en sonuncusu
Sayfa 6
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
da 2013'de yayınlandı (Christopher W. Lee and Pim
Cuijpers, Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, June 2013) ve göz hareketlerinin değişime katkısının hem ‘effect size' hem
anlamlılık açısından geçerli olduğu gösterildi. Bu
durumda göz hareketleri ile ilgili pek bir sorun yok
gibi görünüyor.
"…Bir yaklaşımın mekanizmasının net ortaya
konulması o yaklaşımı çok daha değerli kılar.
EMDR'de esas etkili olan komponentin ne
olduğu bile henüz kesinleşmemiş durumda..."
EK: EMDR gerek sorunların ortaya çıkışının
(etiyoloji), gerekse sorunların aşılmasının (teknik,
metot) nörobiyolojik bir temele dayandığını varsayar. Dayandığı temel "mekanizma" budur. Hiçbir
terapi
yaklaşımında
nörobiyolojik
temel
kanıtlanmamıştır. EMDR'nin dayandığı teori,
sözünü
ettiğimiz
nörobiyolojik
temelden
bağımsızdır. EMDR teorisi, zihnin (beynin) Bilgiyi
İşleme Süreçlerine dayanır. Teorinin temel
kavramları; Adaptif Bilgi İşleme Süreci (AIP), Anılar,
Anı Ağı (Memory Network) ve diğerleridir. Gerek
etiyolojik açıklamada, gerek kullanılan teknikler
Bilgiyi İşleme Süreçleriyle tam olarak uyumludur.
Yani sorunların ortaya çıkışı ve nasıl aşılacağı ile
ilgili teorik bir zaaf yoktur. Teori doğrulanmayı
bekler ve bilimsel bir teoriden beklenen şey; kendisinden hipotez üretmeye izin vermesidir. EMDR'ın
bu konuda bir sıkıntısı yoktur ve uygulamada
kullanılan bağımsız değişkenler de bellidir. Bu
bağımsız değişkenlerin her birinin değişime katkısı
ne kadardır ve bazılarını elemek gerekir mi, sorusu
daha fazla araştırma gerektirir.
imaj anının yalnızca bir unsuru. Diğerleri duygu,
düşünce, beden duyumu ve duyumlardır. Herhangi
bir EMDR seansında bunların tamamı işlenir. Yani
"imajla kalma" bir KDT geleneğidir ve EMDR
uygulamasında böyle bir şey yapılmaz. Tam tersine
EMDR Teorisi anı ağlarının işlenmesini terapinin
olmazsa olmaz parçası olarak görür ve kullanılan
teknik bunu destekler. EMDR ile uğraşan herkes
bilir ki; seans seçilen anıyla başlar ve çok kısa
zamanda zihin çalışılan anının unsurlarıyla (duygu,
imaj vs.) bağlantılı olarak diğer anılara (anı ağı)
gider. Bu nedenle bir KDT kavramı olan "exposure"
bu durumda kullanılmamalıdır. Bu fenomeni
açıklamak için EMDR Teorisinin kullandığı kavram
"yeniden işleme-reprocessing" dir. Zaten klasik
"exposure" kavramı ile EMDR'deki sürecin en
önemli farkı da budur.
"…Enteresan olan etkili komponentin exposure
olduğunu kabul etsek bile hala bilmediğimiz
neden bazı vakalarda klasik exposure tedavisinden daha kısa sürede etki yapıyor olması.
Belki sorulması gereken tedavi paketi içinde
hangi
enteraksiyonların
tedavi
sürecini
kısalttığı..."
EK: Bence de sorulması gereken bir soru bu.
Ancak soruyu KDT perspektifinden sorunca farklı
bir paradigmadan giden EMDR sürecine cevap
bulamıyoruz doğal olarak. Etkili 'komponentin' anıyı
ve anı ağını işlemek (AIP) olduğunu söylediğimizde
sorunun cevabını görebiliyoruz. Bence KDT
araştırmacılarına bu durumda düşen en önemli
görev;
EMDR'nin
"yeniden
işleme"
diye
adlandırdığı fenomene KDT perspektifinden bir
açıklama getirip dağarcığına yeni kavramlar eklemektir.
"…Tedavi protokolü içinde kaçınılmaz olarak
yer alan imajla kalma yani exposure etkisi devre
dışı bırakıldığında EMDR’nin anlamı olur mu,
muhtemelen hayır..."
EK: Sanıyorum bu sorunun dayandığı bir-iki
varsayımı irdelememiz gerekecek. Tekrarlayalım;
Sayfa 7
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Derleme
Doç. Dr. Önder Kavakcı, Dr. Ece Yönel
Travmatik Bir Deneyim Olarak Çocuk Doğurmak
Doğum yapmanın kadınlar için mutlu bir deneyim olduğu inancına
karşın, araştırmalar azımsanmayacak oranda kadının doğum ile ilgili
yaşantılarını travmatik bir deneyim olarak yaşadıklarını bildirmektedir.
Doğum sancısı dönemi (labor) ve doğum eylemi
(delivery) sırasında anne ve bebek ciddi yaralanmalar yaşayabilir ya da ölüm gerçekleşebilir.
Doğum deneyimi kimi kadınlar için travmatik
olabilir. Travmatik bir doğum sırasında kadınlar;
yoğun korku, çaresizlik, kontrol kaybı ve dehşet gibi
duygulanımlar yaşayabilirler (1). Doğumla ilgili
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (D-TSSB) üzerine
yapılan çeşitli araştırmalarda yaygınlık oranları,
doğumdan sonraki altıncı haftada %2,8’den
%5,6’ya kadar değişen oranlarda bildirilmiştir (2,3).
Gelişmekte olan ülkelerde D-TSSB üzerine
yapılmış çalışmalar çok azdır. Yakın zamanlarda
İran’da yapılan iki çalışmada Modarress ve
arkadaşları (4) doğum sonrası 6-8. haftalarda %20,
Shaban ve arkadaşları (5) ise yine doğum sonrası
6-8. haftalarda %17,2 gibi yüksek oranlar
bildirmiştir. Bugüne kadar D-TSSB üzerine
Türkiye’den bir çalışma bildirilmemiştir. Travma
sonrası stres bozukluğu ölçütlerini karşılamadan
sadece travma sonrası stres belirtilerine odaklanan
çalışmalar, doğum sonrası bu belirtileri gösteren
kadınların oranını, ABD örnekleminde %34, Hollanda örnekleminde %21.4 gibi yüksek oranlarda
belirtmektedirler (6,7). D-TSSB yaygınlığı, doğum
sonrası aylar içinde azalmaktadır. Çalışmalar
altıncı haftada %3-6 civarında oranlar bildirirken,
altıncı ayda bu oranının %1.5 civarına düştüğünü
göstermektedir (7).
Çeşitli çalışmalarda, D-TSSB için risk faktörleri
olarak, kadında daha önceden psikiyatrik
bozuklukların bulunması, ilk doğum, doğumla ilgili
olumsuz beklentilerin varlığı, sağlık personeli ile
ilgili olumsuz iletişimlerin yaşanması, başta eş ve
personelin desteğinin azlığı ya da yokluğu,
obstetrik girişimler, acil sezaryen ameliyatının
gerekmesi, yüksek düzeyde doğum müdahalesi
gerekmesi, ağrının iyi yönetilememesi ya da kadın
tarafından katastrofik yorumlanması, daha önceki
doğumun travmatik olması ve daha önceden var
olan travma öyküsü gibi etmenler belirtilmiştir (7,8).
Sayfa 8
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Doğum sonrası TSSB yaşayan kadınlardaki ruhsal
sorunların çocuk gelişimi üzerinde uzun süreli
olumsuz etkileri olabilir. Anne-çocuk ilişkisinde
bozulma,
bebeğin
entelektüel
gelişiminin
bozulması, çocukta görülen psikiyatrik bozukluklar
olası olumsuz sonuçlardan bir kaçıdır. Ayrıca,
annedeki psikiyatrik bozuklukların erken tanınıp
tedavi edilmemesinin hem annenin hem de tüm
ailenin sağlık hizmetlerinin kullanımını arttırdığı
gösterilmiştir(7).
Çalışmaların azlığı nedeni ile bugüne kadar
D-TSSB için etkinliği kanıtlanmış bir tedavi yöntemi
belirlenmemiştir. Kısa süreli travma yönelimli
bilişsel davranışçı terapinin yararlı olabileceği
belirtilmektedir. Yakın zamanlarda Fransa’dan bir
grup araştırmacı D-TSSB olgularına EMDR uygulamak üzere bir protokol yayınlamıştır (9). Henüz
çalışma sonuçları bildirilmemiştir.
Doğum sonrası gelişebilecek TSSB için annelerin
taranması, erken müdahaleler ile tedavi edilmesi;
travma ve EMDR çalışanları için yeni bir alan olarak
dikkate alınmalıdır. Bu alanda yapılacak
araştırmalar önemli katkılar sağlayabilir.
5-Shaban Z, Dolatian M, Shams J, Alavi-Majd H,
Mahmoodi Z, Sajjadi H. Post-Traumatic Stress
Disorder (PTSD) Following Childbirth: Prevalence
6-Soet, J. E., Brack, G. A., & Dilorio, C. Prevalence
and predictors of women’s experiences of
psychological trauma during childbirth, Birth,
2003;30:36–46.
7-Olde E, van der Hart O, Kleber RJ, van Son MJM,
Wijnen H AA, Pop VJM. Posttraumatic dissociation
and emotions as predictors of PTSD symptoms
following childbirth. Journal of Trauma &
Dissociation, 2005;6:125–142.
8-Furuta M, Sandall J, Bick D.A systematic review
of the relationship between severe maternal
morbidity and post-traumatic stress disorder. BMC
Pregnancy Childbirth. 2012 Nov 10;12:125.
9-George A, Thilly N, Rydberg JA, Luz R, Spitz
E.Effectiveness of eye movement desensitization
and reprocessing treatment in post-traumatic
stress disorder after childbirth: a randomized
controlled trial protocol. Acta Obstet Gynecol
Scand. 2013; 92:866-8.
KAYNAKLAR
1-Beck CT. Birth trauma: In the eye of the beholder.
Nursing Research, 2004;53:28–35.
2-Ayers S, Pickering AD. Do women get
posttraumatic stress disorder as a result of
childbirth? A prospective study of incidence. Birth,
2001;28:111–118.
3-Creedy DK, Shochet IM, Horsfall, J. Childbirth
and the development of acute trauma symptoms:
Incidence and contributing factors. Birth, 2000;
27:104–111.
4-Prevalence and risk factors of childbirth-related
post-traumatic stress symptoms. Modarres M,
Afrasiabi S, Rahnama P, Montazeri A. B MC
Pregnancy Childbirth. 2012 Sep 3;12:88. doi:
10.1186/1471-2393-12-88.and Contributing Factors. Iran Red Crescent Med J. 2013;15:177-82.
Sayfa 9
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Araştırma Özeti
Doç. Dr. Önder Kavakcı
Dental Fobinin tedavisinde EMDR’nin etkinliği gösterildi.
European Journal of Oral Science dergisinin Eylül 2013 baskısındaki bir yayın
ile EMDR’nin Dental Fobide (diş hekimi ve diş ile ilgili işlemlerden fobik
düzeyde korkma) etkinliğine değinildi.
European Journal of Oral Science dergisinin Eylül
2013 baskısındaki bir yayın ile EMDR’nin Dental
Fobide (diş hekimi ve diş ile ilgili işlemlerden fobik
düzeyde
korkma)
etkinliğine
değinildi.
Araştırmacılar arasında daha önce yine EMDR’nin
Dental Fobi tedavisi üzerine etkili olabileceğini ileri
süren ilk yayınlardan tanıdığımız Ad de Jongh ve
depresyon tedavisi üzerine EMDR’nin etkili
olabileceğini ileri süren araştırmaları ile tanıdığımız
Arne Hofmann da bulunuyor.
Dental Fobi; DSM-IV TR’de, diş ile ilgili tıbbi uygulamalardan orantısız şekilde korku duymak olarak
tanımlanmıştır ve özgül fobilerin kan enjeksiyon alt
tipinde kodlanmaktadır. Toplumdaki yaygınlığı %4
olarak bildirilmektedir. Dental Fobi, daha önceki
dental işlemlerle ilgili olumsuz anılardan kaynaklanabilir.
Bu çalışmada araştırmacılar, Dental Fobi ölçütlerini
karşılayan ve ilaç kullanmayan 31 hastadan veri
topladılar. Randomize bir şekilde EMDR grubu ve
bekleme listesi grubu olarak iki grup oluşturuldu.
Örneklerin dental anksiyetesi Dental Anxiety
Questionaire (DAS) ile ve son bir yılda bu konudaki
davranışları Dental Fear Survey (DFS) adlı ölçek ile
değerlendirildi. EMDR tedavisi alan hastalarda,
Travma sonrası stres belirtileri kadar, dental
anksiyetelerinde ve kaçınma davranışlarında
belirgin azalma oldu. Etki büyüklükleri DAS
üzerinde d=2.52 ve DFS üzerinde d=1.87 olarak
belirlendi. Tedavi sonrası bu etkilerin sürdüğü
görüldü; 3. ayda d=3.28 (DAS) ve d=2.28 (DFS) ve
12. ayda d=3.75 (DAS) ve 1.79 (DFS) olarak
bulundu. Tedaviden sonraki bir yılda hastaların
%83.3’ü düzenli dental tedavilerini alıyor oldukları
sonucuna ulaşıldı (d=3.20).
Çalışmanın sonuçlarına göre; araştırmacılar, dental
işlemlerin olumsuz yaşantılardan kaynaklanan
anıların işlenmesinin, dental fobisi olan hastalar için
yararlı olabileceğini ileri sürdüler.
Makalenin tamamı için:
Doering S, Ohlmeier MC, de Jongh A, Hofmann A,
Bisping V. Efficacy of a trauma-focused treatment
approach for dental phobia: a randomized clinical
trial. Eur J Oral Sci. 2013 Dec;121(6):584-93.
Sayfa 10
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2014
Yazım Kuralları Genel İlkeler
1. E-bültene gönderilecek araştırma yazıları, A4
boyutlarında beyaz kağıda üst, alt, sağ ve sol
boşluk 2,5 cm. Bırakılarak (16 x 24,7’lik alana) çift
aralıklı ve düz metin olarak yazılmalıdır (Bu ölçüler,
gönderilen tablo ve grafiklerin dergi sayfa boyutları
dışına taşmamasını ve daha kolay kullanılmasını
sağlayacaktır).
2. Yazılarda Türk Dil Kurumu’nun yazım kılavuzu
örnek alınmalı, yabancı sözcükler yerine
olabildiğince Türkçe sözcükler kullanılmalıdır.
Türkçe’de pek alışılmamış sözcükler yazıda
kullanılırken ilk geçtiği yerde yabancı dildeki
karşılığı parantez içinde verilmelidir (Türkçe ve
İngilizce).
3. Araştırma yazıları başlık sayfası, özet (Türkçe ve
İngilize), anahtar kelimeler, ana metin, kaynaklar,
ekler, tablolar, şekil başlıkları, şekiller, yazar notları
ve yazışma adresi ile genişletilmiş İngilize uzun
özet (summary) bölümlerini içermelidir.
a) Başlık sayfası: Sadece araştırma yazısı başlığı
ve kısa başlık bu sayfada yer almalıdır. Yazarların
adı ve soyadı, unvanı ve çalıştığı kurumu içeren
bilgiler de bu sayfada yer almalıdır.
b) Özet ve anahtar sözcükler: Araştırma yazısı,
Türkçe ve İngilizce olmak üzere her iki dilde ‘Özet’
ve ‘Abstract’ başlıkları altında 250 kelimeyi
geçmeyecek şekilde olmalıdır. Anahtar kelimeler (3
ile 6 arasında) Türkçe özetin altında ‘Anahtar
kelimeler’ ve İngilizce özetin altında ‘Key words’
başlığı kullanılarak verilmelidir. Türkçe ve İngilizce
özetin her biri yeni bir sayfadan başlamalıdır.
c) Ana metin: Yeni bir sayfadan başlamalıdır.
Görgül makalelerde (araştırma yazılarında) metin,
sırasıyla giriş, yöntem, sonuçlar ve tartışma bölümlerinden oluşmalıdır. Derleme türü yazılarda da
yöntem bölümü dışında diğer adımlar benzer
şekilde yazılmalıdır. Makalenin başlığı ana metnin
ilk sayfasında yer almalı ve başlıktan sonra, “Giriş”
alt başlığı yazılmadan paragraf ile metne
başlanmalıdır. Yöntem, Sonuçlar ve Tartışma
bölümleri yeni bir sayfadan başlamamalıdır; bir
bölüm bittikten sonra, aynı sayfada diğeri onu
izlemelidir.
Giriş bölümü, yapılan araştırma ile ilgili olarak,
literatürdeki yaklaşım ve sonuçlar ile araştırmanın
amacını içermelidir. Yöntem bölümü örneklem, veri
toplama araçları ve işlem olmak üzere 3 alt bölümden oluşmalıdır.
Sonuçlar, araştırmada kullanılan istatistiksel analizleri, her değişkene ait ortalama ve standart sapma
değerlerini içermelidir. Tablolar ve şekiller ayrı bir
sayfada yazının en sonunda verilmelidir. Verilecek
olan tablolarda ortalamalar ortalama işareti, standart
sapmalar ise “s” ile gösterilmelidir.
d) Kaynaklar: Yeni bir sayfadan başlamalıdır. Metin
içinde belirtilen tüm kaynaklar ‘Kaynakça’ listesi
içinde yer almalıdır. APA 5 formatına uygun
yazılmalıdır.
e) Ekler: Yeni bir sayfadan başlamalıdır. Araştırmada
kullanılan ölçekler gibi ek bilgileri içerir.
f) Tablolar: Yeni bir sayfadan başlamalıdır ve her bir
tablo ayrı bir sayfada verilmedir. Tablo numarası
(Tablo 1: gibi) ve Tablo başlığı tablonun üstünde
kelimelerin yalnızca baş harfleri büyük olarak yer
almalıdır.
g) Şekil başlıkları ve şekiller: Yeni bir sayfadan
başlamalıdır. Şekil numarası ve şekil başlıkları
kelimelerin baş harfleri büyük olarak aynı sayfada alt
alta verilmelidir. Şekillerin her biri ise ayrı sayfalarda
verilmelidir.
h) Yazar notları: Yeni bir sayfadan başlamalıdır. Eğer
araştırma bir tez çalışmasının özeti ise veya
araştırmayı destekleyen kurum(lar) var ise bu
bölümde belirtilmelidir. Ayrıca araştırmacının,
araştırmaya katkılarından dolayı teşekkür etmek
istediği kişiler de bu sayfada belirtilmelidir.
ı) Yazışma adresi: Yeni bir sayfadan başlamalıdır.
Yazarın veya yazarlardan bağlantı kurulabilecek
olan kişinin adresi, telefon numarası ve varsa faks
numarası ile e-posta adresi bu bölümde yer almalıdır
i) Genişletilmiş İngilizce özet (Summary): Yeni bir
sayfadan başlamalıdır. Çift aralıklı, 4-10 sayfa
uzunluğunda olmalı; giriş, yöntem, bulgular ve
tartışma bölümlerini içermelidir. İngilizce kısa başlık
mutlaka belirtilmelidir.
4) Yazılardan ifade edilen düşüncelerden yazarları
sorumludur.
5) Yayın Kurulu, yazıda gerekli gördüğü sözcükleri
değiştirebilir.
6) Kurallara uymayan yazılar yayınlanmaz.
7) Yayınlanan her araştırmanın verilerinin 5 yıl süre
ile araştırmacı tarafından saklanması zorunludur.
Çalışma iki kopya halinde [email protected] adresine
gönderilmelidir. Bunlar: a)-Kimlik bilgilerini içeren başlık sayfası
dahil b) Kimlik bilgilerini içeren başlık sayfası hariç.
Sayfa11
EMDR TürkiyE-Bülteni
Sayı 6 - Ocak 2013
Psikoloji ve Pskiyatri Dünyasından Haberler
4. The European Society for Trauma and
Dissociation (ESTD) kongresi 27-29 Mart 2014
tarihleri arasında Kopenhag’da gerçekleşecektir. Konferansın teması “Trauma, Dissociation
and Attachment in the 21st Century: Where are
We Heading?”olacaktır.
Detaylı bilgiye
www.estd2014.org adresinden ulaşılabilir.
Türkiye Psikiyatri Derneği 18. Yıllık Toplantısı
ve Klinik Eğitim Sempozyumu 23-26 Nisan
2014 tarihlerinde Antalya Xanadu Resort
Hotel’de gerçekleştirilecektir.
Detaylı bilgiye, http://www.18psikiyatri.org adresinden ulaşılabilir.
Uluslararası Aile Terapisi Derneği (IFTA)’nın 22.
Dünya Aile Terapisi Kongresi “Technology,
Families and Effective Therapy” temasıyla 5-8
Detaylı bilgiye http://www.ifta-congress.org adresinden ulaşılabilir. Kongre programı ve kayıt
bilgileri, www.efta2013.org adresindedir.
“Schema Therapy: More than the Sum of its
Parts" temasıyla 12-14 Haziran 2014 tarihleri
arasında” İstanbul’da gerçekleşmesi planlanan
ISST konferansı özet gönderimleri için son
tarih 20 Ocak 2014’tür.
Detaylı bilgiye http://www.isstonline.com
adresinden ulaşılabilir.
18. Ulusal Psikoloji Kongresi 9-12 Nisan 2014
tarihleri arasında Bursa’da yapılacaktır.
Kongre ile ilgili ayrıntılı bilgi
http://www.psikoloji2014.org adresindedir.
EMDR Avrupa 2014 Kongresi 26-29 Haziran
2014 tarihleri arasında Edinburgh’ta
gerçekleştirilecektir. Bildiri gönderimleri için
son tarih 13 Ocak 2014 olarak belirlenmiştir.
Detaylı bilgiye
http://www.emdr2014.com/conference/index.html
adresinden ulaşılabilir.
DBE - EMDR I. Düzey Eğitim Süpervizyonu
19 Ocak, 16 Şubat 2014, 10:00 – 18:00
Ayrıntılı bilgi için: Ece Ergün [email protected]
0212 233 01 10 / 162
Sayfa12
Download

EMDR TürkiyE-Bülteni