FUZÛLÎ VE BÂKÎ D VÂNI’NDA BELÂ KAVRAMININ KAR ILA TIRILMASI
COMPARISON OF THE TERM OF EVILEST IN FUZUL ’S AND BAK ’S DIVAN
Erol ÇAMYAR*
Öz
Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan iirinde de hayli fazla geçen
kavramlardan biri olan belâ kavramı,
divan airleri tarafından farklı anlam ve
mazmunlarla ifade edilmi tir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam ta ımaktadır.
Bu çalı mada, 16. Yüzyıl airlerinden Fuzûlî ve Bâkî Divânlarında geçen “belâ”
kavramını anlam ve kavram yönünden ele alıp, bilim ve edebiyat dünyasında bu konu
hakkında bilimsel bir çalı ma ortaya konulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Divan iiri, Fuzûli Divânı, Bakî Divânı, Belâ, Kur’an ve
Hadisler.
Abstract
The term “evilest” which is often used in the Ottoman poetry-Divan-,in Holy
Kur’an and Hadiths, is expressed with different meanings and imageries. The term evilest
has two different meanings in Turkish dictionary.
In this study, 16. Century poet Fuzûlî and Bâkî Divân’s meaning and concept in
terms of the concept of "darned" and, in the world of science and literature will reveal a
scientific study on this topic.
Keywords: Ottoman Poetry, Fuzuli’s Divan, Baki’s Divan, evilest, Holy Quran
and Hadiths.
Giri
Dilimizde ve dilin tezahür etti i günlük ya antımızda çe itli vesilelerle
hayatımızda önemli bir yer tutan ve zaman zaman sıklıkla tekrar edildi ini
gördü ümüz belâ, musibet, felâket gibi benzer kelimelerin anlam bakımından
birbirleri arasında bir benzerlik oldu unu ilk bakı ta görebiliyoruz. Fuzûli ve Bakî
Divanlarını inceledi imizde, anlam yönünden benzerlikleri oldu u kadar temelde bazı
farklılıkların oldu unu da gördük.
1) Genel Olarak Belâ Kavramı:
Belâ, musibet, felâket, dert gibi kelimeler daha çok Türkçeye kök saldı ından
öncelikle Türkçedeki anlamlarına bakalım: Türkçe Sözlükte belâ kelimesi; içinden
çıkılması zor ve güç durum, büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse, hak
edilen ceza anlamları ile geçmektedir. (Türkçe Sözlük, 2009:236.)
Devellio lu ise Osmanlıca-Türkçe Sözlü ünde, belâ kelimesi iki farklı ekilde
kar ımıza çıkmaktadır. Birincisi
eklinde yazılan belâ; evet, hayhay, pekî
anlamlarındadır. kincisi
eklinde yazılan belâ; gam, keder, musîbet, âfet, ceza, zor
i , büyük gaile anlamlarındadır (Devellio lu, 2007: 81).
Arapça sözlüklerde ise bela
kelimesi, “denemek, sınamak” anlamlarına
gelmektedir. Bu kelimenin “
beliyye, belvâ “ eklinde mastarları da
bulunmaktadır. ( Çelik, 2007:162).Bir de belâ kavramının hayırda olabilece i gibi erde de
olabiliyor. Hayırda olursa belâ-i hüsn
erde olursa
denilmektedir. ( Çelik,
2007: 162).
- 59 Müfâale babından gelen
kelimesi Lisanu’l Arab’da “övünmek, bir eye
önem vermek” anlamlarına gelmektedir (Çelik, 2007:162).
Mütercim Asım Efendi de Kamus Tercümesi’nde belâ kelimesini “ eskimek”
anlamına geldi ini söylemektedir.(Çelik, 2007:163). Belâ kelimesine “eskimek” anlamının
yüklenmesinde ise belânın gam, keder gibi üzücü yanının olmasından dolayı insanı
yıprattı ı ve bedeni eskitti i yönündeki dü ünceler oldu unu görüyoruz.
Kâmûs-ı Türkî’de belâ, gam, keder, âfet, zor i veya ki i, sıkıntı, mü kilât, cezâ
gibi anlamlar ile tanımlanmaktadır. ( Sami, 2007:300) Müfredât’ta Râgın Isfahânî belâ
kelimesine “eskimek” anlamını vermektedir (Isfahani, 2012:234).
skender Pala, Divan iiri Sözlü ü’nde belâ için; gam, keder; evet, hayhay, peki
anlamlarını belirtmi tir. ( Pala, 2006: 64).Tasavvuf Deyimleri ve Terimleri Sözlü ü’nde ise
belâya Arapça kökenli bir kelime oldu unu belirttikten sonra, hastalık, sıkıntı ve
kötülüklerle imtihan edili (sınanma) anlamları verilmi tir.
Sözlüklerin belâ için yaptıkları tanımlar ve açıklamalar ı ı ında belâ kavramını,
sıkıntı, güç durum, sınanma, dert ve kâlû belâ ile ili kisinden dolayı da evet, pekî
anlamları ile tanımlayabiliriz.
2) Kur’ân ve Hadislerde Belâ Kavramı:
Bir co rafyada ya ayan insanların dil kültürü, o milletin din kültüründen de
etkilenmektedir. slam co rafyası içerisinde ya ayan toplulukların dil kültürlerine
baktı ımızda açıkça görebiliriz ki Kurân ve hadislerde geçen bir takım kavramlar,
cümleler, dil kültürleri o toplulu un diline de yansımı tır ve günlük ya antısında
dolaylı yollar ifade edilmektedir. Belâ kavramını slam kültüründen ayırmak mümkün
de ildir. Gerek Kur’an ve hadislerde gerekse din büyükleri tarafından ço u kez
bahsedilmi tir. Özellikle Kâlû Belâ / Bezm-i Elest olarak bilinen ruhlar âlemindeki
Hazret-i Allah ile ruhlar arasında geçen “ ben sizin Rabbiniz de il miyim?” sorusuna
kar ılık; ruhların, “belâ” yani “evet” sözü slam metaforunda ve edebiyatında
yüzyıllarca sıkça bahsedilen ba lı ba ına bir konu olmu tur.
Belâ kelimesinin ilk geçti i yer bezm âleminde Allah ile insan arasındaki ilk
ahittir. Bu sözle me metninde “elestü bi rabbiküm” ( ben sizin Rabbiniz de il miyim)
eklinde yer alan olumsuz bir soruya, “bela” ile ba layan bir cevap verilmi tir. ( I ık, 2003:
159).Biz daha ruhlar âlemindeyken Allah’a ilk sözü “belâ” ile vermi izdir. Bu söz bizim
a zımızdan çıkan ilk sözdür. Bu sebeptendir ki belâ sözü bize o ilk ahiti hatırlatması
anlamında önemlidir.
2.a.) Kur’ân’da Belâ Kavramı:
Kur’an-ı Kerimde çe itli konular yer almaktadır. Bu konuları haber veren her
bir âyet, di er âyetlerle ili kili olarak mesajını en güzel ekilde vermektedir. Bu
konulardan birisi olan “ Elestü bi Rabbiküm Kâlû Belâ” cümlesidir. Bu konu belâ
kavramını söz eden âyetlerle birlikte geçmektedir. Onun için Kur’an’da belâ kavramını
incelerken, belâ sözünün ilk geçti i yere inmek gerekmektedir.
Belâ kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 30 küsur yerde geçti i bilinmektedir.
Kelimenin bazen de türevleri ile birlikte kullanıldı ı; bazı ayetlerde mazi, bazılarında
ise muzari ekillerinde kullanıldı ı görülmektedir. (Çelik, 2007:163) Kur’an’da belâ kavramı
sözlüklerde tanımlanan anlamların hemen hepsini kar ılayacak ekilde geçmi tir.
Ayrıca belâ kelimesi, bazı sıfatlarla da nitelendirilmektedir.
- 60 Belâ kelimesi Kur’an’da imtihan ve deneme anlamında kullanılan kelimeler
arasındadır. Her ne kadar belâ, dilimizde gam, keder, sıkıntı anlamlarında geçiyorsa
da belâ kelimesi hayır ve er için de kullanılmı tır. Allah kulunu hayırla imtihan
edebilece i gibi er ile de sınayabilir. Ancak daha çok er için kullanılmaktadır. ( Kılıç,
2009:8)
Allah, kullarını dünyada çe itli vesilelerle sınamaktadır. Bu bazen bir musibet,
afet olabilirken bazen de içinden çıkılması çok güç bir ceza olabilir. Ama belâ erde
olabilece i gibi hayırda da olabilmektedir. “Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir.
O, hakkıyla her eye gücü yetendir. O, hanginizin daha güzel amel yapaca ını sınamak
için, ölümü ve hayatı yaratandır…”1 “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de
mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredilenleri müjdele. Onlar ba larına
bir musibet gelince, “ Biz üphesiz Allah’a aidiz ve üphesiz ona dönece iz “ derler.” 2
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de er ile de deniyoruz.”3
Ba ka bir ayette ise belâ u ekilde geçmektedir: “ Bunda, size Rabbinizden
(gelen) büyük belâ vardı.”4 Denilmektedir. Bu ayet Bakara Suresinde Firavun’un srail
o ullarına yaptı ı i kenceden bahseden ayetlerdendir. Burada belâ hem hayır hem de
er olarak yorumlanabilir. Bakara Suresinin bir ba ka ayetinde de Tâlut’un ordusuna
“Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir.”5 buyrulmu tur. Buradan Allah’ın kullarını
sınamak için çe itli zorluklarla, belâlarla kar ıla tırabilece ini ve sabredenlerin
mutlaka güzelliklere ula abilece ini söyleyebiliriz. Bunlar sabır gerektiren
musibetledir.
“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin
Âdemo ullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi ahit tuttu
ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz de il miyim? (onlarda), Evet –belâ (buna) ahit olduk,
dediler.”6 âyet-i kerimesinde elest bezminde ruhların ve canların Rablerine verdikleri
sözü hatırlatmaktadır. Âyetdeki belâ,(
) eklinde yazılmı olup, evet, peki gibi
tasdik etme anlamları vardır. Yüce Allah, Elest bezminde ruhları ve canları bir mecliste
toplamı ve güzelli inden bir parçacık göstererek onlardan ahid almı tır. Onlar da
Yüce Yaratıcı’nın “Ben sizin Rabbiniz de il miyim? “ sorusu üzerine güzelli ini “belâ”
kelimesiyle tasdik etmi lerdir. te belâ kelimesinin aslı tâ bezm-i elestte ba lamaktadır.
Kâinatın yaratılı ından beri insano lu, Rabbi tarafından her daim belâ ile imtihan
edilmekte ve Rablerine verdikleri elest bezmindeki sözü bu imtihan edildikleri belâ ile
hatırlamaktadırlar. Bezm-i elest’te “belâ” ile söz verdiklerinden, Allah da onların a kını
ve kullu unu belâ ile sınamaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki belâ ile ilgili âyetlere de
bakıldı ında ço unun bir imtihan oldu unu, insano lunun bu imtihanlar ile
derecesinin belirlendi ini ve sabredenlerin mutlaka güzelli e ula aca ını Yüce Allah
âyetlerinde bildirmi tir.
Kur’an’da geçen belâ ve musibet ile ilgili ayetlere baktı ımızda, Allah belaları
yoldan sapmı insanları ve toplumları kendini hatırlatmak için göndermektedir. Araf
suresinde Firavun ailesinin Allah’ı tanımayıp gafletten uyanmaması sonucu belâya
sürüklenmesi ve helâk olması buna açık bir örnektir. nsano lu belâ türü musibetlere
Mülk 67/1.
Bakara 2/155-156.
3 Enbiya 21/35. Bkz: Sınamak, imtihan etmek ile ilgili ayetler; Enam 6/165, Fecr 89/ 15-16, A’raf 7/141.
4 Bakara 2/ 49.
5 Bakara 2/249.
6 A’raf 7/172.
1
2
- 61 maruz kaldı ında daha yumu ak ruhlu olur ve kendini mânâ âlemine daha kolay iter.
Sonuçta, yaptı ı hatadan dolayı böyle bir cezanın kendisine verildi ini dü ünerek
hemen tövbe edip, Yüce Yaratıcıdan af dilenir. te bu sebeptendir ki belâ insan
hayatının her anında vardır. Fakat Kur’an’da geçen belâ ile ilgili ayetlerden
anla ıldı ına göre Allah’ın kullarına belâyı nasip etmesi O’nun rahmetindendir.
2.b) Hadislerde Belâ Kavramı:
Belâ her insanın ba ına geldi i gibi peygamberlerin ve din velilerinin de pe ini
bırakmamı tır. Çünkü Allah her kulunu bir imtihandan geçirece ini ayetlerinde
belirtmektedir. Bu imtihan sıkıntı, musibet, felaket, açlık, hastalık, bolluk gibi çe itli
vesilelerle olabilmektedir. Peygamberimiz bir hadisinde, “Ki i dinî seviyesine göre
imtihan edilir. O ki i dininde sa lam ise imtihanı (ba ına gelenler) zor olur, dininde
zayıf ise imtihanı hafif olur. Yeryüzünde üzerinde hiçbir hata kalmadan yürüyecek
duruma gelinceye kadar sıkıntılar (belâlar) kulun pe ini bırakmaz.” ( Çelik, 2007:167).
Demi tir. Yine bu hadise binaen, en iddetli belâlara u rayanların “Peygamberler,
sonra da onlara en yakın ve en çok benzeyenler” (Çelik, 2007:167) oldu unu belirtmi tir.
Kulun çekti i belâ kar ılı ında takındı ı tavra göre kar ılı ını alaca ını gerek Kur’an
gerekse hadisler bunu açıkça belirtmektedir.
Belâ kavramı Kur’an ve hadislerde, ceza, musibet, fitne, azab gibi kavramlar
yoluyla da geçmektedir. Bu kavramlar Kur’an’da ve hadislerde sıkça geçmektedir.
3) Belâ Kavramının Anlam Alanları:
Belâ kavramının birden fazla anlam alanı mevcuttur. Bunlardan bazılarını
belirtmekte ve açıklamak konuyu anlamak yönünden faydalı olacaktır.
3.a) Cezâ
Belâ kavramının anlam alanı içinde olan ceza kelimesi Türkçe Sözlük’te u
ekilde tanımlanmaktadır: Uygunsuz davranı larda bulunanlara uygulanan üzüntü,
sıkıntı, acı verici i lem veya yaptırım; manevi bakımdan i lenen suçun a ırlı ını çekip
sıkıntı ve üzüntü içinde kalmak. ( Türkçe Sözlük, 2009: 163).
Ayrıca cezâ kelimesinin sabırsızlıkla sızlanma, iyi veya kötü azap ( Devellio lu, 2007:
anlamları da vardır. Bu kelimenin türetilmi ekilleri Kur’an’da ve hadislerde de
geçmektedir. Allah kullarını iyi i lerle mükâfatlandıraca ını söylerken, kötü i ler
yapanları da ( dünyada ve ahrette) cezalandıraca ını ayetlerinde bildirmektedir.
Kur’an ve hadisler ı ı ında bu kelimenin, dünya hayatında azgınlık yapanların,
nankörlükte bulunanların ve suç i leyenlerin Allah tarafından kar ılı ının verilmesi
anlamında da kullanılmı tır diyebiliriz.7
139)
Bu kelime Kur’an’da oldu u gibi hadislerde ve din büyüklerinin eserlerinde
mükâfat ve cezalandırma anlamları çerçevesinde tanımlanmı tır. Bununla ilgili
Peygamber Efendimiz, bir Müslümanın hastalanması, derde tutulması, sıkıntıya ve
üzüntüye u ramasının dünyada iken i ledi i kötülüklerin bir cezalandırılması
oldu unu bildirmi tir.( Çelik, 2007:171)
3.b) Fitne
7 Bkz:“Nimetlere kar ı nankörlük etmeleri sebebiyle onları i te böyle cezalandırdık. Biz ( bu ekilde) ancak nankörleri
cezalandırırız.” Sebe’ 34/17.
- 62 Arpça kökenli bir kelime olan fitne, Türkçe Sözlükte; karı ıklık, karga a,
arabozucu davranı ta bulunmak anlamları ile ifade edilmi tir. ( Türkçe Sözlük, 2009:
107).Fitne insanlardan ve Allah’tan gelmesi muhtemel, istenmeyen hâller olabilir. ( Çelik,
2007: 172).Enbiya Suresi 35. âyet-i kerimesinde fitne/belâ ile ilgili öyle buyrulmaktadır:
“Sizi fitne olmak üzere hayır ve er ile imtihan ederiz, ondan sonra bize dönersiniz.”8
nsan sabırlı ve Allah’tan gelene razı olmayınca belâya isyan eder. Böylece
Allah’a itaat yolundan sapmı olur ve hüsrana u rar.
3.c) Musibet (Sıkıntı)
Arapça kökenli bir kelime olan musibet, ansızın gelen felaket, sıkıntı veren
eydir. ( Türkçe Sözlük, 2009:1422). Mecazen “u ursuz” olarak geçmektedir. Bu kelime de hem
sosyal hayatta hem Kur’an ve hadislerde hem de tefsirlerde sıkça bahsedilen
kavramlardandır. Peygamberimiz bir hadisinde öyle buyurmaktadır: “ Amellerinizde
do ru ve orta yolu bulmaya çalı ınız. Mü’mine musibet nev’inden her ne ula ır ise
günahlarına bir kefaret olur. Musibet bir felaket olmu , aya ına batan bir diken olmu
fark etmez.9
Musibet, günümüzde de her insanın ba ında olan ve olması muhtemel
hâllerden biridir. Geçmi te de peygamberler de olmak üzere büyük din velîleri de
birçok musibete u ramı tır. Musibetin amacı kulun sabrını ve Hakk yolundaki itaatini
ölçmektir. Bunun için bir musibet kar ısında ükür ve sabretmek bir mü’min için güzel
hâllerden oldu u bilinmektedir.
3.d) Azap
Arapça bir kelime olan azap, slam inanı ına göre dünyada günah i lemi
olanlara verilecek ceza; büyük sıkıntı, eziyet, ezinç olarak tanımlanır. ( Türkçe Sözlük, 2009:
166). Azabın birçok tarifi mümkündür. Bir insanı sıkıntıya dü ürüp hayatının tadını
kaçırmak, hayatını i kence haline getirmek de bir yönden azaptır. Aslına bakılırsa azap
verilen cezanın misli olarak da dü ünülebilir.
Kur’an ve hadislerde azap konusu geni bir yer tutar. Özellikle kabir azabı gibi
bir cezanın âyet ve hadislerle belirtilmesi ne kadar iddetli bir ceza oldu unu
anlamakta yeterli olmaktadır. Belâya u ramı kimi insanların “azap çekiyorum,
ömrüm boyunca azabını çekece im” gibi ne kadar acı ve ıstırap çektiklerini ifade
etmeleri, azabın sadece ahiretten ibaret olmadı ını göstermektedir. Bu konuda
Peygamber Efendimiz dahi Allah’a sı ınmı tır.
nsanın yaptı ı eziyet, kötü muamele gibi davranı lar bu kelimenin anlam
alanına girmektedir. Kur’an’da anlatılan Firavun’un srail o ullarına yaptı ı i kence ve
eziyet bu konuya örnektir.
4) Tasavvufta ve Divan iirinde Belâ Kavramı:
Divan iirinin ve Tasavvufun anlam ve kavram dünyası hayli fazla ve derindir.
Bunda, tasavvufun Divan Edebiyatının ekil kazanmasında bir temel kaynak olması
tasavvufun daha da önem kazanmasında etkilidir. Özellikle Kur’an, hadis, tefsir,
peygamber kıssaları, slamiyet gibi temel kaynaklarla beslenmesi, bu edebiyatın
yüzyıllardır varlı ını sürdürmesinde ve günümüzde de hâlâ etkisini göstermesinde
8
9
Enbiya 21/35.
Müslim, Birr, 2574. e-hadis.net.
- 63 oldukça önem arz etmektedir. Aynı zamanda Divan iirinin anlam ve kavram
dünyasının zenginle mesinde tasavvufun önemli bir etkisi bulunmaktadır.
Divan iirinde mânâ her eydir. Bir beyit çe itli anlamlarla yüklü olabiliyor.
Divan iirinde mecazsız iir, içi olmayan badem gibidir. Mana bu iirin dilberi gibidir. (
Pala, 1998: 20). Bu nedenle divan airleri iirlerini mana ile süslerken, dinî ve tasavvufî
kaynak ve mesellerinden de yararlanmı ladır.
skender Pala’ya göre ”Divan edebiyatında kelime çok önemlidir. Her kelime
tam anlamında ve yerli yerinde kullanılmalıdır. Bazen kelimelerin üçüncü anlamları
bile beyite uygun dü er. Bu edebiyatın iç güzelli ini kelime oyunlarıyla ve edebî
sanatlarla donatırlar.” ( Pala, 1998: 21).
Belâ kavramının dinî ve tasavvufî özü, ilk meclis olarak tabir edilen Bezm-i
Elest’e dayanmaktadır. Daha kâinat yaratılmamı ken, ruhlar ve canlar yaratılmı ve
Bezm-i Elest’te bir araya getirilmi lerdir. Yüce Allah bu mecliste onlara kendi
güzelli inden bir parça göstererek, -Elestü bi-Rabbiküm ( Ben sizin Rabbiniz de il
miyim) ? Demi tir. Bu güzellik kar ısında mest olan ruhlar ve canlar,- Kâlû Belâ ( Evet,
ahidiz) diyerek Rablerine kar ı söz verdiler. Bunu tasdiklerken de belâ kelimesini
seçtiler. Onun içindir ki biz insano lunun duydu u ilk söz “Elestü bi-Rabbiküm”;
söyledi i ilk söz ise “Kâlû belâ”dır. Bu konu Kur’an’da ve hadislerde geçti i gibi Divan
edebiyatında da bazen dolaylı yollarla, anlama dayanan edebî sanatlarla ve
mazmunlarla bazen de do rudan geçmektedir.
Ruhlar meclisinde gerçekle en ve Kur’an’da da belirtilen bu zaman dinî ve
tasavvufî kaynaklardan Divan iirinde airlerin diline dola mı tır. Tabi bu kelime
sadece bu anlamda da kalmamı , türevleri yapılarak çe itli anlam alanları içinde hem
Kur’an’da ve hadislerde hem de Divan iirinde ve tasavvufta geçmi tir. Tasavvufta belâ
kavramından sıkça söz edildi i gibi Divan iirinde de bazı airlerimiz “belâ” redifli
iirler dahi yazmı lardır. Divan airlerin hemen hepsi divanlarında bir ekilde bu
kavramı do rudan ya da dolaylı yollarla da olsa iirine koymu tur. Çünkü belâ,
insano lunun her daim ya antısında, hayatında olan bir hâldir. Daha hiçbir ey
yaratılmamı ken söylenen bu kelime insano lunun pe ini bırakmamı tır.
Divan iirinde belâ, a k belâsı, hasret, ayrılık, hicran, felaket, ölüm, azap,
beddua gibi birçok anlamda ve tabirde geçmi tir. Divan airlerinin en çok söz ettikleri
belâ ise a k belâsıdır. Çünkü Divan airinin gözünde genel olarak sevgili ve â ık motifi
bulunur. aire göre bu â ık, sevgilinin belâsına dü mü ve mübtelâ olmu tur. A kın
belâsına dü en â ıklar her ne kadar cevr ü cefa da çekseler, türlü dertlere de dü seler,
Mecnun gibi çöllere dü üp aklından ve benli inden de geçseler, onlar bu belâdan
ho nuttular. Çünkü belâ kötü bir hâl de ildir. Öyle olsaydı Fuzûli gibi bir mutasavvıf
ahsiyet, Mecnun’a Kâbe’nin e i inde u duayı söyletir miydi?
Yâ Rabb belâ-yı a k ile kıl â inâ beni
Bir dem belâ-yı a ktan etme cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i derdden
Yâni ki çok belâlara kıl mübtelâ beni ( Ayan, 1981: 270).
Eskiden velîler derlermi ki: “Çoktandır belâ gelmiyor, acaba Allah bizi mi
imtihan ediyor, deniyor da belâ vermiyor. Acaba Allah sevgimizi azalttı mı da belâ
- 64 gelmiyor” diye söylenirlermi . Belâ hayır da olabilece i gibi erde de olabilir.
Tasavvufta “belâ” hem hayırda hem de erde geçmi tir. Kimileri belânın kendisi için
bir hayır, Hakk’tan gelen bir sınanma hâli olarak görürken, bir di eri beddua
anlamında görür. eyhülislam Yahya, gelen bela ve cefaların birer kaza hükmü
ta ıdı ını, ona sadece buna rıza ile teslim olmak dü tü ünü söylüyor.
Çün hükm-i kazâdur bu cefâlar bu belâlar
Yahyâ’ya dü en cân ile teslîm ü rızâdır
. Yahya D.
(G. 78/5)
Divan iirinin hiciv airi Nef’i de Gürcü Mehmet Pa a’ya yazdı ı bir
hicviyesinde öyle demektedir:
Üçinci def’âdur bu Hak belâsın vire mel’ûnun
Ki yok yire beni ‘azl etdi olmı ken senâ-hânı (
pekten, 2011: 74).
Divan iirinde airler, a ı ın sevgiliye ula amamasından ve sevgiliyle mutlu bir
ömür geçirememesinden söz ederler. Divan iirinde sevgiliden ayrı kalmak bir belâ
gibidir. Necati Bey de bir beytinde firâk belâsından söz etmektedir.
Safâ-yı valsını dâ’im anar belâ-yı firâk
Hava-yi cenneti nâr-ı cahîm ider ta’rif
Necati Beg D.(G.270/3)
Mevlevi air eyh Galib ise belâyı, a kın dert ve mihneti olarak nitelemektedir.
Derd ü mihnetdir belâdır adı a k
Bir marazdır ibtilâdır adı a k
eyh Galib D. ( G. 168/1)
Bir ba ka beytinde ise a k belâsının zevkiyle ho oldu unu, vuslat ümidiyle
sevinçli ve gamsız oldu unu söylemektedir. A kın belâsı ancak bu kadar güzel tarif
edilebilir.
Belâ kavramın asıl yeri ve özü ise tasavvufa dayanır. Tasavvuf edebiyatında bu
kavramın hakikî mânâsını bulmak mümkündür. Tasavvufta bu kavramın hayrından
ve errinden ho olunur. Tasavvuf ehli bilir ki belânın kahrı da ho tur. Çünkü belânın
lâhî yollardan geldi ini bilir. Onun için her belâ neticesinde “Elhamdülillah âlâ külli
hâl” derler.
FUZÛL VE BÂKÎ D VÂNLARINDA BELÂ KAVRAMI
“Eski airler, pek azı dı ında, her eyden önce inanmı ve muvahhid olmu
kullardır.” ( Pala, 1998: 45). slâm dininin kültürü ve emirleriyle kucaklanmı bir ça da
ya ayan divan airleri, Kur’an-ı Kerim’den, Hazret-i Peygamber’in hadislerinden
istifade etmi lerdir. Bunu bazen telmih yoluyla bazen meâlen bazen de do rudan bir
ayeti ve ya hadisi iirine konu edinmesi, onların hem air ki iliklerine hem de edebî
birer hazine olan iirlerine önemli ölçüde de er katmı tır. Ayrıca Divan airlerinin
iirlerinde bu kadar ayet, hadis gibi slâm tasavvuf kültürünün temel kaynaklarını
eserlerine yansıtması, onların dinî ilimler hakkında ne kadar bilgi sahibi ve donanımlı
oldu unu göstermektedir.
Belâ kavramı sadece sözlüklerde geçen bir kelime olmasından ziyade, aslının
Kur’an, hadis gibi ilahi ve dinî kaynaklarda geçmesi ve divan iirinde hayli fazla
geçmesi konunun önemine i aret etmektedir. Divanlarını inceleyece imiz Fuzûlî ve
- 65 Bâkî gibi 16. Yüzyıl Divan edebiyatının zirve isimlerinin dinî ve tasavvufî dü ünce ve
ya ayı larına ana hatlarıyla de inmek, konunun tam anlamıyla anla ılmasında faydalı
olacaktır
Fuzûlî, 16. yüzyılın ilk yarısında ya amı , Azerî bir air olmasına kar ın, etkisi
ve airli i sınırları a mı bir Divan Edebiyatının ölümsüz airlerindendir. Türk
milletinin, münevver tabakasına mahsus Divan Edebiyatı dairesinde yeti tirdi i en
büyük airi, muhakkak ki, Fuzûlî’dir. ( Yöntem, 1996: 49). Fuzûlî, lirik bir airdir.
Ondaki lirizm, sadece ferdî tahassüslerden meydana gelmi de ildir. Felsefî ve
sofîyâne dü ünce onun ruhunda fikir dü üncesinde kalmayarak yükselmi , kendi ruhî
temayülleriyle birle mi ve duygu ekline bürünmü tür. ( Yöntem, 1996: 50).Fuzûlî’yi de
farklı kılan özelliklerden birisi de budur.
Fuzûlî’yi anlamak, onun iirlerini okuyup, günümüz Türkçesine çevirmek
de ildir. Onu anlamak demek, onun ruhunu co turan slâmî ve sofîyâne dü üncesini,
ya antısını ya ayarak ve bilerek anlamaktır. Onun iirlerinde olan a k be erî bir a k
de ildir. O, bir Bâkî ve Nedim gibi be erî a k iirleriyle sınırları a mamı tır. Onun
ruhunda ve iirlerinde derin tasavvufî ve lahî bir a k kendini göstermektedir. Onun
iirlerinde be erî bir a kın ve ya co kunun izlerini aramak gereksizdir.
Fuzûlî’nin ya antısında olan psikolojiye baktı ımızda ise onda bir mazlumun
ruh hali ya amaktadır. Özellikle Kerbelâ’da ya anan acılardan dolayı Hz. Hüseyin’e
yazılan iirlerinde bu mazlum hissi ve psikolojisi ayrı bir havaya bürünür.
Mazlumlara acıyan, gözya ı döken, musibetler, belâlar, derdter kar ısında en
hassas duygularla heyecanlanan Fuzûlî; dert ve belâdan çekinen, korkan, sabırsız,
tahammülsüz ve karasız bir ki ili e sahip de ildir. Bilâkis her zaman belâyı, derdi
istemi ve dert ve belâlara kar ı tahammül gösterilmesini tavsiye etmi tir. Ayrıca
hakiki a ka götüren yolda belâ ve musibetlerin olması aire göre zevk u sefâdır. (
Karahan, 1995: 175). Belânın Fuzûlî’de tasavvufî ve lahî mânası budur.
air, Hadikatü’s-Süedâ adlı eserinin mukaddimesinde, âyet ve hadislere
dayandırarak, Allah’ın en çok sevdi i kullarını, en büyük belâlara tabî tuttu unu
söylemi tir. Yine aynı eserinin ba ka kısımlarında belâ ve musibetlerle ilgili
dü üncelerini belirtmi tir. Bu tarif ve tavsiyelerinden birisi de “ Â ık, belânın zevkini
idrâk edendir” tarifidir. ( Karahan, 1995: 175).
Fuzûlî’ye göre mümin ile kâfir arasındaki farklardan biri de belâya sabır
göstermektir. ( Karahan, 1995: 176).Bu yüzden air, tasavvufî yolda hakiki a k olan Allah
a kına ula mak için belâ ve musibetlerden kaçma yerine onlara yakın oldu unu
belirtmi tir.
Sabr etmeyüb musîbete her kim kılur ceza’
âyeste-i mevâhib-i afv ü atâ degül 10
Bâkî, 16. Yüzyıl Divan Edebiyatının ikinci yarısında ya ayan, dönemin en
büyük airi olarak nitelendirilmektedir. Biyografik kaynaklarda air hakkında oldukça
övgülü sözler ve ne kadar çalı kan, hırslı bir air oldu undan sık sık söz edilmektedir.
Bâkî, âlim airlerdendir. ( pekten, 2011: 26). yi medrese e itiminin yanında ilim
yönünü de geli tirerek airlikte zirveye çıkmayı ba armı tır. Fuzûlî ile aynı asırda
Bkz: ( Karahan, 1995:176).
- 66 ya ayan Bâkî’de, Fuzûlî’nin yüksek tasavvufî heyecanını göremeyiz. Onda hayatın
geçici heves ve zevklerinin terennüm etti inin, 18. Yüzyılın airi Nedim gibi bu
hevesleri çok candan ve istekle yazdı ını ö reniyoruz. ( Yöntem, 1996: 62). Tasavvufu ve
tasavvufî a kı konu edinmeyen Bâkî’nin a kı be erî a ktır; gerçek dünya a kıdır. Onun
iirlerinde tasavvuf görülmeyecek kadar azdır. ( pekten, 2011: 29). Fakat Bâkî gibi büyük ve
mâna yönünden zengin olan airimizi tamamen tasavvufun dı ında bırakmak,
tasavvuftan ve dinî kültürün etkilerinden uzak tutmak, divanında din dı ı iirler
söyledi ini dü ünerek bir takım dinî ve tasavvufî unsurlardan ayrı tutmak airin
divanını inceleme konusunda eksiklik do urabilmektedir. Bunun için her ne kadar
Bâkî rind bir air olsa da; belâ, gam, keder, üzüntü gibi kavramlara ve duygulara nasıl
yakla tı ını ara tırmak ve tespit etmek konunun amaçlarından biridir. Bu konularda
dinî ve tasavvufî bir yönü varsa da ortaya konulmalıdır.
A) Fuzûlî Divânı’nda Belâ Kavramı
Fuzûlî’nin divânında belâ kavramını incelemeye geçmeden önce sosyal ve dinîtasavvufî ki ili inin olu masında etkili olan içinde bulundu u ortamı incelemek
önemlidir.
Fuzûlî’nin do up büyüdü ü topraklar Kerbelâ topraklarıdır. Kerbelâ olayından
sonra sürekli çatı maların ve gerginliklerin ya andı ı yerlerdir. 16. Yüzyıla
gelindi inde ise ii- Sünni arasındaki gerginlik ve nefret duygusu iyice artmı tır.
Fuzûlî’nin ya adı ı topraklarda ya ananlar onun iirlerinde ve hayatında derin izler
bırakmı tır. Yalnızlık, ıstırap, gam, bahtsızlık, belâ gibi temaların olu masında ya adı ı
toplumun izleri vardır. Fuzûl’î ii bir airdir. Bu nedenle bir süre Sünniler tarafından
dı lanmı tır. Bunun bunalımını iirlerinde açıkça görebiliriz.
Yalnızlık, airin en en çok ve en ho i ledi i temalardan biridir. O, yalnızlı ı
kendi seçimi olarak kabul etmi , kendi toplum tarafına yabancıla ma ve çevresi
tarafından itilme sonucu, kendisini anla ılmamı ve kimsesiz hissetti inden ço u kez
yalnızlık temasını hissettirmi . ( Güler, 2011: 94).
Hayatı sıkıntı ve ıstırap içinde geçen Fuzûlî’nin Türkçe Divânı’nda belâ ve
musibetlerden nasıl söz etti ini beyitler üzerinden yorumlayarak anlamaya çalı aca ız.
Türkçe Divân’ında birçok yerde belâ, mihnet, gam, ıstırap gibi birçok mevzûya
de inen air, bunları çe itli söz sanatları ve mazmunlarla beyan etmi tir. Fuzûlî’de belâ
konusunu incelerken, beyitleri içeri ine göre bazı alt ba lıklara ayırmak daha uygun
olacaktır. Çünkü Fuzûlî gibi hem pozitif ilime hem slam ilmine sahip bir air, belâ
konusunu da farklı açılardan tezâhür eden beyitlerle dile getirmi tir.
A.1) Fuzûlî’de Belâ Anlayı ı/ Belâ Kar ısında Vasf-ı Hâli:
çli bir slam âlimi olan Fuzûlî, belâlar kar ısında sabır ve ükrün faziletli
oldu unu bilmekteydi. O, kimi beyitlerinde herkesten daha fazla belâ ve ıstırap
çekti ini söylese de bu durumdan ekva etmemi tir. Bazı beyitlerinde ikâyet vardır.
Bu ikâyet, onun tasavvufî ve slam âlimine yara an ruhaniyetini ve ki ili ini gölgede
bırakacak ikâyetler de ildir. Ondaki ikâyetler daha çok gerçek hayattan ve
geleneksel sevgilisinin/ a ı ının dertlerinden olan ikâyetlerdir.
Yâ Rab belâ-yı kayda Fuzûlî esîrdir
Ol bî-dili bu dâm-i küdûretten et rehâ
(G.2/7)
- 67 ( Ya Rab, Fuzûlî masivaya ba lıdır. Dünyaya bir esir gibi ba lanmı tır. O â ıkı
“gönlünü kaptırıp gönülsüz kalmı ”ı bu bulanıklık tuza ından kurtar.) (Tarlan, 2009: 22)
Masiva; tasavvufta, Allah’ın dı ındaki her ey masiva olarak görülür. ( Cebecio lu,
Fuzûlî, bu beyitte Allah’tan, O’nun dı ında her eyden vazgeçmeyi ve bir belâ
gibi esir oldu u tüm dünya güzelliklerinden, lezzetlerinden arınmak istedi ini
söylüyor. Bunun için de Rabbinden niyazda bulunuyor.
2005: 173).
O halde, bu beyitte belâ “ dünya güzellikleri, lezzetleri ve bunlara ba lanma”
olarak geçti ini söyleyebiliriz.
Olmazam her handa kim olsam giriftâr olmadan
Bir belâdır göz bir âfettir dil-i mahzûn bana
(G.13/5)
( Her nerede olsam da bir güzele ba lanmadan, â ık olmadan olamam; göz bir belâ,
mahzun gönül ise bir afettir.)
air, bu beytinde her nerede olsam benim için de i en bir ey olmaz, diyor.
Çünkü benim mahzun gönlüm bir güzele â ık olmadan, tutulmadan duramaz.
air, gönlünü afete benzetirken, o güzelli i gören gözünü de bir belâ gibi
gördü ünü söylüyor. Sevgilinin ya da kâinattaki güzellikleri gören bir göz niçin bir
belâ gibi niteleniyor? Belâ kelimesinde insanın ve evrenin evveli vardır. Çünkü göz, ilk
güzelli i Hazret-i Allah’ın cemalinden görmü tür. te bu nedenle göz, o zamandan bu
zamana nerde bir güzellik görse ona â ık olur, ona meyl eder. Fuzûlî de bu beytinde
gözünün Allah’ın vâr etti i maddi varlıklara tutulmasına vesile oldu u için “bir
belâdır göz” demektedir.
Burada belâ, Kâlû Belâ’yı da hatırlatmaktadır.
Her zaman manzûr bir ûh-ı sitem-gerdir bana
Handa olsam bir belâ Hak'
dan mukarrerdir bana
(G.14/1)
( Her zaman bir sitem-kâr ne eli bana nazar eder; nerde olsam Hakk’tan bana bir belâ
üphesiz indirilir.)
Burada da air, kendisine ne zaman bir ne eli bir sitem-kâr hâl gelse, nazar etse,
gözüne görünse, hemen kendisine Hakk’dan bir belâ indirildi ini söylüyor.
Tasavvufta, sızlanma ve ikâyet, musibetleri ve belâları artırmaktan ba ka bir
sonucu yoktur. Belâ ve musibete kar ı ikâyet etmek, haddi a arak günaha girmek
demektir. Belâ ve musibetlerin Allah tarafından kulların imtihan edilmesi amacıyla
verildi ine inanan tasavvuf erbâbı, belâ ve musibetler kar ısında ükür ve sabır hâli
içinde durmalıdır. Fuzûlî’nin de beytinden bu yönde bir mânâ çıkarılabilir.
Buradaki belâyı musibet, sıkıntı anlamında dü ünebiliriz. Ayrıca, Hakk’tan
Fuzûlî’ye gelen bir deneme, sınama da olabilir.
Çekme taht ü tâc kaydın bî-ser ü pâlık gözet
Kim aya a benddir taht u belâdır ba a tâc
(G.49/3)
( Taht ve tacın pe inde ko up, ba sız ve ayaksız dola ama zahmetini çekme. Çünkü taht
aya a ba dır, tac ise ba a belâdır.)
Taht ve tac dünya makamı için olan maddî de erlerdir. Bunlar insano lu için
ula ılmak istenen, elde edilmek istenen makamlardır. Fuzûlî burada aslında bir ö üt
- 68 vermektedir. Bunu da ikinci mısrada örnekleyerek anlatılmak isteneni vermi tir. Taht
ve tacın pe inde ko up kendini beyhude yere gam ve keder çektirme, mutlakiyete bak.
Çünkü taht ve tac gelip geçici de erlerdir. Taht seni bu dünyaya ba layan bir kemend,
tac ise ba ına geçirdi in bir dünya belâsıdır, diyor air.
Taht ve tac dünyada bir imtihan, sınanma belâsı da olabilir. Allah kullarını
yoklukla ve fakirlikle imtihan etti i gibi mal, makam, öhret gibi dünya de eri yüksek
belâlarla da denemektedir.
Olur kaddim dü-tâ a kın yolunda bir belâ görgeç
Tarîk ehline âdettir tevâzu'â înâ görgeç
(G.52/1)
( A kın yolunda bir belâ görünce belim bükülür. Tarîk ehline adettir tanıdı ın birini
görünce tevazu göster-selamla.)
A k yolunda belâ eksik olmaz. Her â ık, ister tasavvufî a k olsun isterse be erî
bir a k olsun, a k yolunda türlü türlü belâlarla kar ıla ır. Peki, nedir a kın belaları?
A ka dair belâ hasrettir, hicrandır, ayrılıktır, özlemdir. Bir insan â ık olunca ona a kın
belâları dü mü tür. Bir â ık için bunlar belâ de ildir. Dı arıdan bakıldı ında bir belâ
gibi görünse de a ı ın içindeki sevgiliye olan a kını büyütebilmesi, a kını
kanıtlayabilmesi için bunlar gereklidir. Bunlar a kın mertebeleridir. Bir â ık, a k
yolunda ne kadar sıkıntı, belâ görürse, o kadar derecesi artar sevgilinin gözünde.
Beyitte Fuzûlî, ilahi bir a k yolundaki belâdan bahsetmektedir. Belli ki Allah
Fuzûlî’yi bir a k imtihanına tutmu , ona türlü türlü a k belâları vermi . Bu yüzden
air, a k yolunda bir belâ görünce belim bükülür, diyor. Çünkü a kın belâları o kadar
da hafif de ildir. Ne kadar çok a k duyuyorsanız, o kadar da belâsı olur.
Bir ba ka beyitte yine benzer bir anlam ifade ediyor air. A k yolunda çekti i
belâların acısından sevinçli oldu unu söylerken, belâ oklarının tenini delerek, belâ
kapısını açtı ını dile getiriyor.
Tenimde sancılı nâveklerinle âdem kim
Der-i belâ bu kilîd iledir bana meftûh
açılır.)
(G.57/6)
(Tenime saplanan sancılı oklarınla mutluyum. Çünkü bana belâ kapısı bu oklarla
Belâ, bir â ık için olmazsa olmazlardan diyebilece imiz hâllerdendir. A k ve
â ık belâsız dü ünülemez. Bunun için â ıklar, a kın belâsını isterler. Hem Fuzûlî hem
di er â ıklar bu durumdan memnun görünüyorlar.
Beni gel öldürüp kurtar belâdan çünkü ey hûnî
Ne sende merhamet efkat ne bende sabr ü tâkat var
(G.66/2)
(Ey zalim, beni bu belâdan gel kurtar, öldür. Çünkü ne sende merhamet var, ne bende
sabır ve takat var.)
Belâ, sabır ve tâkat ister. Belâlar kar ısında insan ne kadar sabırlı ve tâkatlı
olursa, derecesi de o kadar yükselir kullukta. Fuzûlî, çekti i onca belâlar kar ısında
yorulmu olacak ki bu beyiti söylüyor.
Fuzûlî’nin devamlı tekrar etti i belli ba lı temalarından birisi de felektir.
Fuzûlî’nin dert ve belâsını artıran sadece a k ve sevgili de ildir. Felek ve ya anılan
zaman airin dert ve gamını etkileyen sebepler dairesinde yer alır.
- 69 Sabrım alıp felek bana yüz bin belâ verir
Az olsa bir meta'ana il çok bahâ verir
(G.109/1)
( Felek sabrımı alıp onun yerine bana yüz bin belâ verir. Bir metâ’ az olsa halk ona çok
bahâ verir.)
Felek, belâ verip kar ılı ında da sabır almaktadır. Fuzûlî’nin ise zaten sabrı
azdır. Az olan sabrını ise felek almaktadır. Fuzûlî de bu durumdan ikâyetçi olur.
kinci mısrada ise her eye ra men Fuzûlî’nin bu durumdan ho nut oldu unu
görüyoruz.
Felekten yana ikâyet eden Fuzûlî bu beyitinde de fele in halkın ya amını
tarumar edip, belâ verdi ini söylüyor. Fuzûlî’nin felekten ikâyet etmesinin sebebi;
fele in sürekli dert ve belâ vermesi, türlü türlü mihnet ve cefa etmesi, halkın ya amını
rahatsız etmesi vs.
Gerçi birkaç gün felek hayl-i belâ ta’yin edip
Kılmak isterdi bu mülkün raht-ı ay ın târ-mâr
(K.11/18)
( Gerçi birkaç gün felek hayli belâ verip, halkın ya amını tarumar etmek isterdi.)
Fuzûlî, Türkçe Divan’ında fele in belâlarına çok fazla maruz kaldı ını
söylemektedir. Felek ile ilgili beyitlerinde ikâyet etmesi, onun içli samimiyetindendir.
Bu sözlerini bir ba ka beyitinde sürdürmektedir.
Ser-verâ bende Fuzûlî’ni kemân-i gerdûn
Muttasıl derd ü belâ okuna kalkan eyler
(K.32/42)
( Ba ta Fuzûlî fele in dert ve belâ okuna her daim kalkan eyler.)
Bu beyitte de airini fele in belâ oklarına talip oldu unu anlıyoruz. Beyitte air
felek yerine “gerdûn” kelimesini kullanmı tır. Bu kelimenin “dönmek” anlamı da
vardır. Fele in dönmesi ile ya anılan zamana da bir gönderme yapılmı tır. O halde
airin, ya anılan zamandaki belâ ve mihnetlerden ikâyet etmesi, onun dinî ve
tasavvufî âlemini gölgede bırakmaz.
Dü tüm belâ-yı a ka hıred-mend-i asr iken
Îl imdi benden aldı ı pendi baña verir
(G.109/2)
( Asrın akıllı kimselerinden iken a k belâsına dü tüm. Halk önceleri benden aldı ı aklı,
imdi bana veriyor.)
Fuzûlî a k belâsına dü ünce aklını kaybetti ini bu beytinde söylüyor. A k
belâsına dü en kimse, benli inden ve aklından geçer. Mecnûn da a k belâsına dü eli
aklından ve bedeninden vazgeçmemi miydi? Fuzûlî, u radı ı a k belâsının kendisini
ne duruma dü ürdü ünü açık bir ekilde dile getiriyor. nsan, zamanın en akıllı adamı
olsa bile a kın belâsıyla divane olur, aklını kullanamaz olur. Nihayetinde Fuzûlî gibi
ba kalarından akıl alır duruma gelir.
Fuzûlî gibi bir Hak a ı ı ne kadar dertli oldu unu bir beytinde öyle dile
getiriyor.
Siri kim âl ba rım pâre bir kûh-i belâyım kim
Hemî e lâle vü lâ'
l ile rengindir içim dı ım
(G.193/3)
- 70 ( Gözya ım al kırmızı, ba rım parça parça olmu bir belâ da ıyım. Her vakit dı ımı lâle,
içimi de lâ’l ta ı renklendirir.)
Gözya ı kan kırmızı, ba rı pâre pâre olmu bir belâ da ı, dı ı lâle, içi lâ’l ta ı
gibi olan bir a ı ın halini arz etti ini bu beyitte görüyoruz. Ba rını yani gönlünü bir
belâ da ına benzetmesindeki maksat, airin çok ıstırap çekti ini, da lar kadar büyük
belâlara, dertlere, sıkıntılara mübtelâ oldu unu göstermektir. O belâ da ının üstü
lâlelerle süslenmi olup, altında lâ’l ta ı gibi de erli bir hazine bulunmaktadır.
Fuzûlî dert ve belâ oklarına maruz kaldı ını elem dünyasını bu beyit ile arz u
hâl ediyor. Fuzûlî’nin bu sözlerinden belânın er anlamında olabilece i de çıkarılabilir.
air, dert ve belâlardan yorulmu olacak ki kendisini artık belâya kar ı kalkan olarak
görüyor. Ancak devamlı belâ oku gelmektedir.
Bu belâdan sana izhâr-i ikâyet kılayım
Her kime zulm geçiptir sana ekvâ eyler
( K.42/55)
(Her kime zulm yapılırsa en sonunda sana ikâyette bulunur. Ben de bu belâdan sana
ikâyet kılayım.)
Her ne kadar Fuzûlî gibi bir zâtın dert ve belâ kar ısında ikâyet etmedi ini de
söylesek, ömrünün sonlarına do ru belâdan ikâyetçi oldu unu, a k ıstırabından
yoruldu unu, hayatın belâ oklarının kendisini yıprattı ını gerek bu beyitten gerekse
ba ka yerlerde ikâyete dair bazı beyitlerin anlamlarından bu yorumlanıyor. Bu beyitte
de airin belâdan yana ikâyeti oldu unu anlıyoruz. Fakat bu ikâyet kesinlikle bir
isyan, hâlinden ho nutsuzluk, sabırsızlık anlamında de ildir. air, gerçek anlamdaki
sıkıntı ve dertlerinden dolayı Hakk’a arz-ı hâlini bildiriyor.
Belâ yolunda gavgâya kaçan ben tek dözer Mecnûn
Kaçan olmaz duran tek ye bilir her kimse yolda ın
(G.225/2)
( Belâ yolunda Mecnûn hiç benim gibi mücadeleye dayanır mı? Kaçan duran gibi
olmaz, bir kimse yolda ını iyi bilir.)
Ferhâd'
a zevk-i sûret Mecnûn'
a seyr-i sahrâ
Bir râhat içre her kim ancak benim belade
(G.246/3)
(Ferhât Bîsütun Da ında îrîn’in resmini yapmı tı. Mecnûn rahat içinde sahralarda
dola ıyordu, belâda olan ise ancak benim.)
Divan airleri zaman zaman Mecnûn, Ferhat gibi a k kahramanlarına kafa
tutup, a k konusunda onlardan daha ileri geldiklerini söylemi lerdi. Fuzûlî’nin bir
gazelinde söyledi i “Â ık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var” dizesi bu beyitler
ile neredeyse aynı anlam ifade ediyor.
Fuzûlî’nin belâlarla dö enmi hayat yolu o kadar zor bir yoldur ki bunu
Mecnûn ile kıyas ederek anlatıyor. aire göre kendisindeki belâlara Mecnûn gibi bir
a ı ın dayanamayaca ını, bu yolda mücadele edemeyece ini, Mecnûn’un bu
belâlardan kaçıp kurtuldu unu, kendisinin dünyada bu belâlalarla mücadele etti ini
anlıyoruz. Onun için Fuzûlî, Mecnûn’dan üstün bir â ık oldu unu söylüyor.
Ferhat ise, Bî-sütûn Da ında îrîn’in resmini yapmı tı. Onunla zevk içindeydi.
Fuzûlî’ye göre Ferhat da Mecnûn gibi huzur ve rahat içindeydi. Fakat Mecnûn ve
Ferhat da a k belâsına dü mü birer â ık idiler. ( Tarlan, 2009: 577). Ancak Fuzûlî gibi dert
- 71 sahibi air, kendi hayatının onlardan bile daha belâlı ve zor geçti ini ispata
dayandırıyor.
Belâdır ehirlerde ben kimi rüsvâ-yı halk olmak
Ne ho Ferhâd ü Mecnun menzil etmi kûh u sahrâyı
(G.277/4)
( ehirlerde benim gibi halka rüsva olmak bir belâdır. Ferhât ve Mecnûn, da ı ve çölü
kendilerine mesken yapmı lardır.)
Halk tarafından kınanıp rezil olmayı bir belâ olarak gören Fuzûlî, melâmetten
yakınır. Fuzûlî ehirde oldu u için Mecnûn ve Ferhât’tan daha çok belâya
u ramaktadır.
Burada da Fuzûlî, Ferhâd ve Mecnûn gibi â ıklardan kendini belâ derecesinde
onlardan daha zorluklar ve ıstırap içinde oldu unu dile getiriyor. Çünkü Fuzûlî halk
içindedir. Halk içinde rüsva olmak daha belâlıdır ve zordur. Ferhâd ve Mecnûn ise
kendilerine da ı ve sahrayı menzil edinmi ler, orda tek ba larına ya amaktadırlar.
Belâ, Fuzûlî gibi belâ-ke â ık ile Mecnûn gibi aklından ve benli inden geçip
çöllere dü en, Ferhat gibi da ları delen a kın belâsına mübtelâ olmu üç a ı ı
mukayese etmektedir.
Fuzûlî’nin bahtının kem- efkat olması, kaderinin çetin zorluklarla geçmesi
onun a k belâsına atmaktadır. Bu a k belâsı ise günden güne artmaktadır.
Akl dün-himmet sada-yı tâ’ne yer yerden bülend
Baht kem- efkat bela-yı a k gün günden füzûn
(G.232/3)
( Aklın bana olan himmeti çok a a ıda, beni ayıplayan sesler birbiri ardınca yükselmede;
bahtımın efkati az, a kın belâsı ise günden güne artmaktadır.)
A k belâsının artması, Fuzûlî’nin dünyayı terk etmesine i arettir. Çünkü a k
arttıkça, dünyaya olan istek ve ba lanmalar da azalır. Aynı zamanda a k belâsının
artması aklın yitirilmesidir.
Akıldan ikâyet eden Fuzûlî, masivadan yana da yakınır. Akıl, Fuzûlî’yi a ktan
koparır ve dünyaya meyletmesini emreder. ( Öztürk, 2007: 19). Hülâsa, Fuzûlî; aklın
i levsizli i, bahtın merhametsizli i, a kın artan belâsından yana dertlenir.
Vücûdunu hedef-i nâvek-i belâ kılgıl
Kamu cefâlara sabr eyleyip du'
â kılgıl
(MÜS. 9/1)
( Belâ oklarının hedefi vücuttur. Cehennem cefâlarına sabır eyle, dua et.)
Belâ bazen de eskitmek anlamında da geçebilir. Gam, üzüntü gibi musibetler
vücudu yıprattı ı için belâya eskitmek anlamı da verilmi tir. Verdi imiz beyitlerde
belânın ok ile beraber söylenmesi de bunu göstermektedir. Vücuda saplanan ok insanı
yaralar, gücünü azaltır. Aynı ekilde belâda böyledir.
Ba ka bir gazelin bir ba ka beytinde ise Fuzûlî’nin nasıl bir belâ girdabında
oldu unu anlıyoruz.
Fuzûlî, kimsesizli ini ve yalnızlı ını bu beyitte ifade ediyor. airin yalnızlı ı
belâ girdabı gibi etrafını çevirmi tir. Nereye baksa o girdabı görüyor. A k ate i ise
gönlünü yakmakta fakat derdini payla acak, halini anlayacak kimse yoktur. ( Güler, 2011:
95).Fuzûlî böyle bir vasf-ı hâle sahip air.
- 72 Yetti bî-kesli im ol gâyete kim çevremde
Kimse yok çizgine gird-âb-i belâdan gayrı
(G.273/4)
( Kimsesizli im o kadar oldu ki çevremde belâ girdabından ba ka hiç kimse yok.)
Girdâb-ı belâ; belâ girdabı, felaket anaforu, belâların topla tı ı yer, çukur
anlamlarına gelir. air o kadar belâlara mübtelâ kalmı ki etrafı belâ girdabına dönmü .
Bu kimsesizli i sırasında ona belâdan ba ka dost, yârenlik edecek hiç kimse
kalmamı tır. O, bir dönme dolap gibi olan belâ girdabında belâlar içindedir.
Belâ girdabını, Elest Bezmindeki meclise de benzetilebilir. air, Elestte verdi i
sözün ikrarı içindedir. Â ık, belâya ilk burada mübtelâ olmu tur. Tarlan hoca, Fuzûlî
Divânı erhi’nde; Belâ girdâbı döner, yani mütemâdi belâlar içindedir. Belâ girdâbı, Elest
Bezmindeki ikrarın kendisini sürükledi i belâlardır ve bu belâlar içinden çıkılır belâlar de ildir
demektedir. ( Tarlan, 2005: 252). Fuzûlî’nin de yalnızlı ında etrafında gördü ü bu
belâlardır.
Gam zulmetinde bulma a derd ü belâ beni
Ho dur Fuzûlî âte -i âhım ‘alâmeti
(G.301/7)
(Gamın zulmetinin içinde dert ve belânın beni bulması için yakılan ah ate imim alâmeti
bana ho gelir.)
Fuzûlî’nin âh ate i yandıkça dert ve belâ onu kolayca buluyor. Bu yüzden
Fuzûlî’nin ba ından dert ve belâ eksik olmaz.
Bu beyitte de dert ve belânın Fuzûlî’nin pe ini bırakmadı ını, dert ve belânın
onu aradı ını anlıyoruz. Fuzûlî’nin âh ate i ise dert ve belâya alâmettir. Sonuç olarak
Fuzûlî’nin, bu durumdan ho nut bir hâlde oldu u görünüyor.
Cismim cefâ-yi iddet-i berd ile nâ-tüvân
Ba ım belâ-yi hâdise ta ıyle seng-sâr
(K.37/25)
( Vücudum iddetli so uk cefâlarla zayıf ve kuvvetsiz dü tü. Ba ım ise belâ-yı hâdise
ta larıyla ta lı a döndü.)
Bu beytinde de air, belâ ve cefâlar kar ısında ne duruma dü tü ünü, nasıl bir
halde oldu unu belirtiyor. Etrafının belâ ta lı ına döndü ünü bu ekilde ifade ediyor.
Tenimde zahm-i hadeng-i belâ velî adım
Ki lutfun olsa bulur cümle zahmler merhem
(K.16/33)
(Tenimde kayın büyük a açları gibi belâ okları var amma ben adım ki lütfun olsa
cümle büyük merhem bulur.)
Vezir-i azam Ayas Pa a’ya yazdı ı bir kasidesinde “elem dünyasından” böyle
bahsediyor Fuzûlî. Burada dikkati çeken üzerindeki kayın a acı büyük belâlardır.
Kayın a acı heybetli bir görünüme sahiptir. Kırk metreyi bulan boyları ve uçları sivri
olan dikensi yaprakları vardır. Bu özelliklerinin yanında kayın a acının faydalı
özellikleri de vardır. airin de böyle bir benzetme yapması da buna dayandırabilir.
Ayrıca Fuzûlî ilim konusunda büyük airlerdendir. Belâ, uzaktan her ne kadar zararlı,
er gibi görünse de onun bilinmeyen hayırları vardır. O yüzden air, ben dert ve belâ
ile âdım, diyor.
Bir di er taraftan u sözleri onun elem dünyasını anlamada faydalı olacaktır.
- 73 Siri k taht-ı revândır bana vü âh âlem
Cefâ vü cevr mülâzım belâ vü derd ha em
(MÜS. 1/3)
( Gözya ı bana taht-ı revandır, âh ise âlem. Cefâ ve cevr insanın yanında olması
gerekenler, belâ ve dert ise insanın yakasında olandır.)
A ı ın ayrılmaz yolda ları olan “ah, cevr ü cefa, belâ ve dert” a ı ı sızlattı ı,
yaralayıp eskitti i kadar, a kın sultanlık makamına ula masında da yolda lık ederler. (
Selçuk, 2005: 9)
Fuzûlî bu beyitte didaktik bir söz söylemi tir. Onun elem dünyasını anlatan bu
beyit, belâ ve dertlerden kaçmadı ına bir delildir.
Hâsılım berk-i havâdisden melâmet da ıdır
Mesnedim kûy-i melâmette fenâ topra ıdır
Zâr gönlüm tende zindân-i belâ tutsa ıdır
Rahm kıl devletli sultânım mürüvvet ça ıdır
( MURABBA-1/2)
Anladı ımıza göre Fuzûlî’nin inleyen gönlü bedende bir belâ zindanının
tutsa ıymı . Aynı zamanda airin artık ya lanmaya yüz tuttu unu, bedeninin artık
a rı ve sızılara maruz kaldı ını da buradan çıkarabiliriz. A ı ın gönlü her daim
belâlarla imtihan edilir. Yeri gelir Hz. Yusuf gibi bir belâ zindanına atılır. Gönül
bunlardan ikâyetçi olmaz. Bu belâlar, onun birer imtihanıdır.
Dil n'
ider yanımda çün kılmaz beni gamdan halâs
Çekmen ol ta'
vîz bârın kim belâdan saklamaz
(G-110/2)
( Beni gamdan kurtarmayan gönlün yanımda ne i i var? Beni belâdan saklamayan
muskanın yükünü çekmem.)
Gönül, a ı ı koruyan muska i levini üstlenir. Gönül Fuzûlî’yi dert ve
belâlardan koruyamamı ve air tarafından ikâyet edilmi tir.
Dem-be-dem cânımı ey derd ü belâ incitmen
Lûtf edin bir iki dem kim size mihmândır bu
(G-237)
( Ey dert ve belâ, her zaman benim canımı incitmeyin. Ona lutf edin. Bir iki zaman size
misafirdir o.)
Dert ve belâya seslenen Fuzûlî, onlardan canını her zaman incitmemelerini
istiyor. O can misafirdir. Bir gün ait oldu u yere gidecektir.
Fuzûlî, lâhî a k kahramanıdır. Onun iirlerinde bunu hissetmek ve görmek zor
de ildir. Onun için belâ bazen lâhî a ktan yoksun kalmaktır. A a ıdaki beytinde de
bunu dile getiriyor.
Âf-tâb-ı kadeh etmez ramazân ayı tulû
Ne belâdır bize yâ Rab ne kara gündür bu
(G.239/6)
( Kadeh güne i ramazan ayında do maz. Ya Rabbi bize bu ne belâ, ne kara gündür.)
Kadeh burada lâhî a ktır. aire göre bu a k güne i do mazsa her taraf kara
gün olur. Kâinat ancak a k ile gerçek görünümünde olur. (Tarlan, 2005: 568)
- 74 Saklamazdım nâvekin gözde belâsın çekmesem
Su verip ol nahli beslerdim mi olsa bârsız
(G.108/3)
( E er belâsını çekmesem okunu gözümde saklamazdım. O fidanı e er meyve
vermese su verip beslemezdim.) ( Tarlan, 2005: 282).
Göz insanın en hassas yeridir. Göze atılan ok, gözü acıtır ve ya akar. Yani belâ
verir. air bundan memnun oldu u için o belâ okunu gözünde saklıyor. Gözya ı ile
sulanan o belâ oku sulandıkça belâ meyvesi veriyor. Günden güne airini gamını
yeniliyor. Buradan airin belâ içindeki hâlini görebiliriz.
Belâların çeküben dönmeyip tarikından
Tutup tarîk-i sülûk-ı Muhacir ü Ensâr
(K-6/39)
( Muhacir ve Ensarın yolunu tutup, belâlar yüzünden yollarından dönmedim.)
Belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allah’ın gönderdi i kazaya razı
olmaya ba lıdır. Gelen belâ ve sıkıntılara sabretmek büyük bir hünerdir.
Sabredemeyen ise bu yolda düçâr olur, felakete u rar.
Yukarıdaki beyitte Muhacir ve Ensarın yolundan gitti ini söyleyen tasavvuf
erbâbı Fuzûlî, bu yolda gelen belâ ve sıkıntılara katlanıp yolundan ayrılmadı ını
söylüyor. Burada Fuzûlî’nin belâ ve dertlere kar ı ne kadar dirayetli bir sabra sahip
oldu unu anlıyoruz.
Belâ ve belâ ehli ile ilgili dü üncelerini buldu umuz bir ba ka beyitte, insanın
ba ına gelen belâların kendi diliyle de gelebilece ini anlıyoruz.
Diliyle öz ba ına muttasıl belâ getirir
Ki halka gizli sözü eyler â -kâr kalem
(K.33/12)
(Diliyle kendi ba ına devamlı belâ getirir ki halka gizli sözü ba ı kesilen kalem söyler.)
Beyitte “belâ” ve “â -kâr kalem” arasında anlam yönünden ba lantılıdır. Divan
iirinde kasidelerin nesib ve te bih bölümlerinde kalemle ilgili vasıflar anlatılır.
Fuzûlî’ye göre kalem bazı sırlara vakıftır ve açı a çıkarılmaması gereken bazı sırları
if a etmi tir. Nihayetinde ba ı kesilmi tir. Fuzûl’î, airin dilinden gelen belâdan söz
etmektedir. airin sadık kölesi de kalemidir. Ba ı kesseler dahi bu yoldan geri dönmez.
( engün, 2008: 745). Belâ gelece ini bildi i halde kalemin aire sadık oldu unu bu beyitten
anla ılıyor.
A.2) A ı ın Belâ Yolunda Vasf-ı Hâli:
Divan iirinde hemen her air gelene e ba lı kalarak sevgili ve â ık tiplerini
aynı vasıf ve anlayı la i lemi lerdir. Her ne kadar gelene e ba lı kalmı olsalar da fikir
ayrılıkları bulunmaktadır. Kimi air tasavvufî anlayı la11 anlatırken kimisi be erî
sevgili ve a kın etrafında bir â ık tiplemesi olu turur. Fuzûlî’nin de iirlerindeki a ı ın
vasıflarına baktı ımızda be erî ve tasavvufî anlayı la olu turulan birer â ık sembolü ile
kar ıla ırız.
Sevgiliye muhabbet duyan â ık, “ Her kim â ık olur ve a kını gizler de iffet ve sabır gösterirse, Allah onu ba ı lar ve
cennete koyar”, hadisinden hareketle, a kın getirdi i belâ, gam, cefa, eziyet ve rüsvalı a tasavvufî anlayı ve duyu un
etkisiyle rıza ve teslimiyet gösterir.
11
- 75 Â ık oldur kim temennâ-yı belâ-yı hecr ede
Yoksa çokdur mihr eden ol mâh-ı tâbândan tama'
(G.143/4)
(Â ık odur ki ayrılık belâsını ister. Yoksa o parlak aydan muhabbet isteyen çoktur.)
Fuzûlî bu beytinde aslında a ı ın, hakiki a kı seven a ı ın tanımlarından birini
söylemi tir. A k belâsız olmaz. Ruhlar ve canlar daha Elest Bezmindeyken a klarını
“belâ” ile tasdik etmi lerdir. O nedenle a k demek belâ demektir, ıstırap demektir,
ayrılık, hicran demektir. Fuzûlî gibi hakiki a kın yolundan giden muhterem bir â ık,
hakiki a kın ve a ı ın nasıl olması gerekti ini bu ekilde belirtiyor. Belâ, ıstırap, hicran
a ı ı imtihan eder ve a k katında derecesini yükseltir.
airin bu beyitte anlatmak istedi i bir ba ka deyi ise; sevgiliden muhabbet,
yakınlık, sıcaklık bekleyenlerin kendilerini â ık sananlar oldu u, hakikî â ı ın az
bulundu udur.
Belâ kavramını burada iki anlamda dü ünebiliriz. Birinci belâ, Elest Bezminde
verilen ahd; ikinci belâ, ıstırap, hicran gibi sıkıntı ifade eden belâdır.
Her kayd olursa mahz-i belâdır ki bülbüle
Ger âh-i gülden olsa küdûret verir kafes
(G.127/5)
( Her ba , ne kayd olursa olsun bülbüle belânın tâ kendisidir. Ona gül dalında kafes
yapılsa dahi bülbül kederli ve mahzundur. Çünkü kafes bir kayddır.) ( Tarlan, 2005: 315).
 ık bir bülbül misalidir. Onu dertli yapan masiva ve dünya kaydlarıdır.
Bunlar a ı ın belâlarıdır. Ayrıca bu belâlar onun için sabır ve takât imtihanıdır.
Fuzûlî'
ni reh-i a kında e k ü âh eder rüsvâ
Belâdır her kimin bir yolda gammâz olsa yolda ı
(G.276/7)
( A kının yolunda Fuzûlî’yi âleme rüsva eden gözya ı ile âhıdır. Her kimin gammaz bir
yolda ı olsa, o yolda ona bir belâdır.)
Belâ, bu beyitte fitne olarak geçmektedir. Ah ve gözya ı â ıkta görülen tabiî
hâllerdendir. Â ık, gözya ını ve âhını gizleyemedi i için onları gammaz bir yolda
olarak görüyor a k yolunda.
Fuzûlî, hakikî sevgili a k yolunda bir â ıktır. Onun için gerçekte tek bir sevgili
ve güzel vardır. Mecazî güzeller onun için bir belâdır. Fuzûlî, mecazî güzelliklerin
kayna ını sevmek ve ona ula ma amacını güder. Mecazî güzellerin a kı bir belâdır.
nsanı hakikî sevgiliye götüren vasıtalardır. Onlara ba lı kalmamak gerekir.
A a ıdaki beytinde ise Fuzûlî, a ı ın bir viran
oldu unu söylüyor.
ehir gönlünün bir belâ
Belâdır kim dil-i â ık kimi virân ola ki ver
Ola ol hâlden hâkim olan mahbûb-ve gâfil
(K.30/4)
( Belâdır a ı ın viran bir ehir olan gönlü; o halde olan â ık gafil gibidir.)
A ı ın gönlü darmada ın bir haldedir. Viran olunmu bir ehre benzer. Belâ
halinde insan darmada ın bir hale dü er. air bu ikisi arasında benzetme yapmı tır.
Sadâ-yi nâvekin çıktıkça can hurrem olur gûyâ
- 76 Bu zindân-i belâdan çıkma a ruhsat verir câne
(G.251/4)
( Okun sesi çıktıkça can, suya kanmı bir çiçek gibi ne eli ve taze oluyor. Sanki bu ses
belâ zindanından çıkmak canın çıktı ını gösteriyor.)
A ı ın canı belâ zindanındadır. Can kafesi dedi imiz de budur. Canın çıkması
a ı ın madde âleminden ruhlar âlemine do ru yol aldı ını gösterir. Can çıkınca â ık da
arzu etti i hakikî sevgilinin yanına gidecektir.
Bana derlerdi evvel bir melektir sevdi in hâlâ
Görenler ben fakiri gökten inmi bir belâ derler
(G-80/5)
( Evvel bana sevdi in bir melektir derlerdi. imdi bu halimi görenler benim fakire inmi
bir belâ oldu umu söylüyorlar.)
Beyitte â ık, sevgili ve belâ üçgeni bulunmaktadır. Ön plana çıkan ise a ı ın
çekti i belâdır. Sevgili, a ı ı imtihan eder. Çünkü bunun için yaratılmı lardır. A ı ın
çekti i belâ ise ıstıraptır. Bu ıstırap a ı ın be erî sevgiliye duydu u hasret oldu u gibi
Bezm-i Elestte verdi i sözünün de ikrarıdır. Çünkü â ıklar orda “belâ” ile sözlerini
tasdik ettiler. Bu nedenle belâ ile imtihana tutuldular.
A.3) Sevgiliye Dair Belâlar:
Klasik iirde etkili olan tasavvufî a k anlayı ı, a kın muhatabı olan sevgilinin
tabiî olarak soyut vasıflarıyla anlatılması sonucu ortaya çıkarır. Klasik iirde mutlak,
hakikî sevgili Allah’tır. ( Aydın Ya cıo lu, 2010:561). Fuzûlî’nin iirlerinde tasavvufî a kın
terennümünden ekillenen lâhî a k mevcuttur. Bunun yanında airin kimi iirlerinde
mecazî a kın terennümünden de be erî bir sevgili ortaya çıkar. Bu durumu be erden
Hakk’a giden yol olarak tasavvur edebiliriz.
Bu bölümde Fuzûlî’ye sevgiliden hangi belâların nasıl ve ne sebeple geldi ini,
Fuzûlî’nin bu belâlarlar kar ısındaki vasf-ı hâli, beyitler e li inde tesbit edilmeye
çalı ılacaktır.
Ham açıldıkça zülfünden belâ vü mihnetim artar
Bi-hamdi-llâh ki ömrüm uzanır cem'
iyyetim artar
(G.71/1)
(Zülfün açıldıkça benim belâ ve mihnetim artar. Allah’a ükürler olsun ki ömrüm uzar,
cem’iyyetim artar.)
Zülf, tasavvufta kesret anlamına gelmektedir. air burada tasavvufî bir
benzetme yaparak, kesretten vahdete eri mek istemektedir. Zülf açıldıkça, vahdete
yakla ıyor. Aynı zamanda yine zülf açıldıkça belâları da artıyor airin. Bunun için de
Allah’a ükrediyor. Çünkü a kı arttıkça belâ ve mihneti de artaca ından air daha çok
â ık olmaktadır.
Siri k-rîz gül-endamlar hevâsıyle
ikeste-hâl siyeh zülfler belâsiyle (MÜS.4/1)
( Gözya ları o gül-endamların hevesiyle akıtılır; hâlden dü me ise siyah zülflerin
belâsıyla olur.)
- 77 Burada da sevgilinin siyah saçlarının a ı ın hâlini yitirmesine neden olan
belâ oldu unu anlıyoruz. Saç, kesrettir. Masivaya ba lılık demektir. Siyah saçı ise
a ı ı hapseden bir belâ karanlı ı anlamında yorumlayabiliriz. A ı ın hâlsiz
olmasının sebebi budur.
Ri te-i tûl-i emel dâm-i belâdır n’eyleyim
Üzmek olmaz ol ser-i zülf-i perî andan tama’
(G.143/5)
( Uzun ve hırslı arzular beslemek insan için bir belâ tuza ıdır. Ama o peri an
saçtan ayrılıp onu üzmek olmaz.)
Saç â ık için kesrettir. Saçın uzun olması a ı ı dünyaya ait arzularının
artmasına neden olur. Bu da â ık için bir belâ tuza ıdır. Bu nedenle air bir türlü
masivadan uzakla amamaktadır.
Fâri etti mihrin özge meh-likâlardan beni
Hırz imi a kın senin saklar belâlardan beni
(G.292/1)
( Senin a kın beni ba ka ay yüzlülerden men etti. Senin a kın beni belâlardan saklayan
bir muska imi .)
Fuzûlî gibi bir Hakk a ı ı olan air, beyitinde Allah sevgisinin, a kının hakikî
a k oldu unu ve insanı mecazî güzellerin belâsından koruyan bir muska oldu unu
söylemektedir. Belâ olan sevgilinin güzelli idir.
Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfan-ı belâ
Her hilâl-ebrû ka ı bir ser-hat-i me k-i cünun
(G.232/5)
( Her servi boylunun cilveli görünü ü bir belâ tufanı selidir. Her hilal ka lının ka ı,
delilik sahifesinin ba ındaki yazıdır.)
O düzgün boylunun görünü ünü bir belâ tufanının seline benzeten Fuzûlî, akla
gelen ilk anlamda mecazî bir güzelin görünü ünden söz etmektedir. Fuzûlî’ye göre o
güzelin salınarak ortaya çıkması belâ tufanından meydana gelen ta kın bir sel gibidir.
Beyitin tasavvufî anlam boyutu da vardır. Seyl, tasavvufta a ı ın kalbinin
co kun bir ekilde artması demektir. Bu seyl, a k belâsının selidir. ( Dilçin, 1991: 19).
Sevgilinin salınarak ortaya çıkması a ı ın heyecanlandırır ve kalbinin bir tufan gibi
artmasına neden olur. Fuzûlî’ye göre bu bir belâ tufanıdır.
Ka ın belâsına dü tüm felek gâmın çekerek
Bu güçlü yayı çeker oldum ol kebade ile
(G.248/4)
( Felek gamını çekerek ka ın belâsına dü tüm. O güçlü yayı talim yaparak çeker oldum.)
Ka , sevgilinin ikinci derece güzellik unsurudur. Fitne hususunda göz ile aynı
gibidir. Ka ın en büyük özelli i ise e ri olu udur. Asla dosdo ru olmaz. ( Pala, 2006: 120).
Felek, Divan edebiyatında daha çok ikâyet ettikleri husustur. Bir Divan airi yoktur ki
felekten ikâyet etmesin.
Fele in gamını çekmek, hakikî a k yolunda Hakk’a vasıl olmak için verilen bir
belâdır. Â ık ise bu felek gibi e ri ve zor olan belâ yayını çekerken zorlanmaktadır.
Bunun için talim yaparak bu zorlukla mücadele eder. Fakat â ık daima sevgilinin
ka ına yönelir. Çünkü â ık için ka ; secde-gâh, kıble, mihrabdır.
- 78 Fuzûlî, “ka ın belâsına dü mek” ile Hakk’a vâsıl olmanın derdine dü mü tür.
Ey Fuzûlî ne belâ okları kim gelse bana
Sebeb ol ka ları yanın gözüdür yâ ka ı
(G.275/7)
( Ey Fuzûlî, bana ne belâ okları gelse sebep o ka ları yaya benzeyen –sevgilinin gözü ve
ka larıdır.)
Divan iirinde sevgili hakkında söylenen ve tasavvur edilen özellik, sevgilinin
öldürücü silahlarla donanmı olmasıdır. ( Okuyucu, 2006: 216). Divan edebiyatında
geleneksel sevgilinin ka ı yaya, gözü veya kirpi i oka benzetilir. Sevgilinin a ı a yan
bakması demek ona belâ oku atmasıdır.
Tasavvufî olarak ise â ık, Hakk’a yakla mak için çe itli belâlara tabî tutulur. Ne
kadar yakın olursa o kadar belâ gelir. Ka , Hakk’a yakınla maktır. Daha do rusu â ık,
Elest Bezmindeki ahdini yerine getirmek için sevgilinin/ Hakk’ın yakınına gelir.
Belâ nâvekleri sancılmasın mı gö süme her yan
Dola ır âne tek her lâhza ol zülf-i perî âne
(G.251/3)
( Her an o da ınık saça tarak gibi dola an her yandan belâ okları saplanmasın mı? )
Zülüf, tasavvufta kesrettir. Gönül kesrete ba lanınca saçı tarayan tarak da belâ
okları olur.
Belâ okları bu kez yine Fuzûlî’nin vücudunu hedef alırlar. Fakat Fuzûlî, belânın
cefâlarına kar ı sabırlı olması gerekti ini söyler. Belâ kar ısında sabır ve dua ile
durulmalıdır.
Bu belâya saldı beni kadin ki ya ardı yeryüzünü ya ım
Bu yere yetirdi beni gamın ki felek i itti figânımı
(G.262/3)
( Senin boyun beni bu belâya saldı ki gözya ım yeryüzünü ya arttı. Senin gamın ise
beni öyle bir hale getirdi ki figanımı felek i itti.)
Beyitte geçen kad kelimesi boy yani serv anlamında geçmi tir. Tasavvuf
dünyasında serv kelimesi vahdeti kar ılar. Servi’nin elif ve bir rakamına benzemesi,
adeta, Allah’ı sembolize eder. ( Cebecio lu, 2005: 236). Yani vahdeti ça rı tırır.
Belâ burada vahdete –Allah’a kar ı olan a kın ikrarıdır. Fuzûlî, vahdet yolunda
Allah’a teslim oldu unu belâ ile gösteriyor.
Nahl-i kaddin isterim k'
andan belâdır hâsılım
Bakmazam im âda ber vermez nihâli n'
eylerim
(G-186/1)
( nce, uzun, narin boylu sevgili isterim ki ondan belâdır hâsılım; im ir a acına, fidanı
neyleyim.)
Belâ olan sevgilinin ince, narin olan boyudur. A ı a belâ ondan gelir.
Nice kadd ü hat ü ruhun gam ü renc ü derd ü belâ ile
Büke kaddimi döke ya ımı yıka gönlümü yaka cânımı
(G.262/6)
( Daha ne kadar senin boyun, güzelli in ve ayva tüylerin dert ve belâ ile gözya ımı
dökecek, belimi bükecek ve canımı yakacak.)
- 79 airin, aynı gazelin bir sonraki beytinde ise bu a k ıstırabının dayanılmaz
oldu unu, dayanacak halinin kalmadı ını, gönlünün dert ve belâ ile yandı ını
anlıyoruz.
Bu beyitte de air, hat ve ruh ile anlam kurgusu yapmı tır. Hatt12, sevgilinin
yüzündeki ayva tüyleridir. Yani a ı ı sevgiliye ba layan madde, kesrettir. Çünkü â ık,
ayva tüylerine kar ı içten bir sevgi duyar. ( Pala, 2006: 176).
Ruh, sevgilinin yüzüdür. Yüz kırmızıdır, ate gibidir. ( Pala, 2006: 117).A ı ın
canının yakmaktadır. Â ık, vahdet yolunda canının yandı ını belâ ikrarı ile gösterir.
Belâ, a ı ın vahdet yolunda canının yanması, vahdete bir ikrardır.
Benzer bir beytinde ise Fuzûlî, sevgilinin yüzündeki ayva tüylerini (hat) birer
belâ kadehine benzetmektedir.
Devr-i ruhsârında hattın hey’eti ı k ehline
Bezm-i gamda kan ile dolmu belâ peymanesi
(G.298/4)
( Yüzünün etrafındaki ayva tüyleri a k ehline, gam meclisinde sunulmu
kadehidir.)
belâ
Sevgilinin yüzü â ık için vahdettir. Ayva tüyleri ise sevgilinin saçı gibi kesrettir.
Vahdete giden yolda olan kesret a ı a ıstırap vermektedir. Yani â ıklara gam
meclisinde kan ile dolu olarak sunulan peymâne13 hatırlatmaktadır. Â ıklar, gam
meclisinde arap içmezler. Onlar aslında kan yutarlar içten içe.
Beyitte, bezm-i gam ve belâ paymanesi ile Elest Bezmi hatıra gelmektedir. Â ık
kan yutmak ile Bezm-i Elestteki ikrarını yerine getirir.
Senden hemî e tîr-i belâdır gelen bana
Böyle olur mu â ık u ma'ûkun aresi
mu?)
(G.299/ 6)
( Senden bana devamlı belâ okları gelip duruyor. Â ık ile ma’ ûkun arası hiç böyle olur
Buradaki belâ, sevgiliden gelen cefâ anlamında geçmi tir. Â ık ile ma’ uk
arasındaki belâ, cefâ (kirpik) okudur. Ok uzaktan atılır. Sevgili ise â ıktan uzaktadır.
Yani air, â ık ile ma’ uk arasının açık olmayaca ını, ikisinin bir vücut gibi oldu unu
vurgulamaktadır.
Sensiz olman ayrı mihnetten belâdan bir zamân
El-emân hicran belâ vü mihnetinden el-emân
( T.B. 1/6)
( Sen olmadı ın zaman belâ ve mihnetten bir an olsun kurtulamam. Ayrılı ının, belâ ve
mihnetinden el-aman.)
Fuzûlî Divânı’nın ilk terci-i bendinin son bölümlerinde tekrar edilen bu beyit,
ayrılıkla beraber, belâ ve mihnetten de ikâyet bildirmektedir. air, seviliden ayrıldı ı
zaman belâ ve mihnete tutuluyor. Belâ ve mihnetin sebebi ayrılıktır. Fuzûlî,
çaresizli ini bildirerek “el-aman” diyor.
Hatt; çizgi, yazı, el yazısı, mektup, ferman gibi birçok mânâlardan ba ka genç kimsenin yana ında ve dost duda ında
çıkan ince tüy mânâsına da gelmektedir. Divan airlerimiz bu mânâlara göre birçok sanatlar, mazmunlar yaratmı lardır.
Hat ve hatt ekillerinde kullanılır (Onay, 2009: 225).
Peymâne; büyük kadeh, ölçek. Bkz: (Onay, 2009:337).
12
- 80 Vasl-ı kadrin bilmedim firkat belâsın çekmedin
Zulmet-i hecr etti çok târik i i rû en bana
(G.12/4)
( Ayrılık belâsını çekmeden kavu manın kadrini bilmedim. Bu ayrılık acısı, bana birçok
i te yolumu aydınlattı.)
nsano lu dünyada gurbettedir. Asıl öz vatanından uzakta, imtihanlarla
sınanan bir gurbet âlemindedir. Beytin özünde ise insano lunun Elest Bezminden
ayrılıp dünyaya geli idir. Bu nedenle â ıklar firkat acısıyla, belâsıyla kıvranırlar. Ney,
nasıl öz vatanından ayrı konulup diyar diyar gezdirilip üflendi inde ayrılık ate iyle
inliyorsa, hakikî â ıklar da hakikî sevgiliden ayrı kaldıkları için feryat ediyorlar. Çünkü
ruhlar ilk kez Bezm-i Elestte â ık olmu lardır. lk a kı ve güzelli i orda tatmı ve
görmü lerdir. O sebepten Fuzûlî masivadan elini çekmek istiyor.
Ey dil ki hecre düzmeyip istersin ol mehi
ükr et bu hâle yoksa gelir bir belâ sana
(G.17/5)
( Ey gönül, ayrılı a dayanamayıp o ay gibi olan sevgiliye kavu mayı dilersin.
Haline ükret yoksa ba ına büyük bir belâ gelir.)
 ık, ba ına gelen her türlü eziyeti tevekkülle kar ılamalıdır; asla isyan etme
hakkına sahip de ildir. (Okuyucu, 2006: 212).Fuzûlî’ye göre de insan daima ükür içerisinde
olmalıdır. Onun tasavvufî hayatında ükür sabırdan önce gelir. Bu beyitten
anladı ımıza göre gönül sevgiliden ayrı dü tü ü için ikâyet etmektedir. Fuzûlî,
gönlün dahi bu hicran belâsı içinde olsa ükretmesini bilmelidir, diyor. Gönlü
uyararak, aksi halde daha büyük bir belânın ba ına gelebilece ini söylüyor.
A.4) Bezm-i Belâ/ Bezm-i Elest:
Fuzûlî, tasavvufî a kı iirlerinde i lerken, Divan edebiyatının çok sık i lenen
motiflerinden olan “bezm”i tasavvufî bir motif olarak i lemi tir. Bezm ile ilgili geçen
beyitlerde air, dünyevî bezme de ara sıra de inmektedir. Onun bezmi anlatan
beyitleri, ilâhî a kı ve tasavvufî motifleri i leyen beyitleridir. Elest Bezmi onun “bezm”
motifinde çok sık i ledi i konulardan biridir. Bazı beyitlerinde “belâ bezmi” olarak söz
eder. Fuzûlî’ye göre bezm, belâlı bir meclistir.
Gezen peykânlarındır tende yâ can bâ ına a kın
Belâ ser-çe mesinden her taraf sular revân etmi
(G.133/5)
( Tende gezen senin oklarındır mı, yoksa- a kın ba ına belâ pınarından her tarafa sular
mı akıtmı tır.)
Belânın burada iki türlü anlamı çıkarılabilir. Birisi; felaket ve musibettir. Â ık
olan bu belâlar tarafından türlü ıstıraplarla imtihana tutulur.
kincisi; lâhî a kın ilk ba ı olan Elest Bezmi’dir.
Beyitte air, teninde gezen okları suya benzetmi tir. E er bu oklar olmazsa a k
ba ı kurur ve hakiki a k çiçekleri açmaz.
Ho ol zaman ki harîm-i visâle mahrem idim
Ne mübtelâ-yi belâ ne mukayyed-i gam idim
(G.194/1)
- 81 ( Ne ho idi o zaman ki yâr ile visâli harîmine mahrem idim. Orada ne belâya mübtelâ
idim, ne de gamım vardı.)
air burada “harîm-i visâle mahrem idim” derken “Bezm-i Elest” olan
Allah ile ruhların ve canların harîm olan bir mecliste bulunmasıdır. Çünkü o mecliste
ne gam vardır ne de belâya mübtelâ olmak vardır.
Yine bir ba ka gazelinde Elest Bezminden u ekilde söz ediyor.
Deme zâhid ki terk et sîm-ber bütler temâ âsın
Beni kim kurtarur Tanrı sata durmu belâlardan (G.215/4)
( Ey zahid, gümü gö üslü güzellere bakma deme bana. Allah’ın musallat etti i
belâlardan beni kim kurtarır.) ( Tarlan, 2009: 507).
Burada beyti, Elest Bezmi ve Allah’ın musallat etti i belâ olarak iki anlamda ele
alabiliriz.
Zahid; Ansiklopedik Divan iiri Sözlü ünde; kaba sofu, dinî konularda anlayı ı
zayıf, her i e ancak dı kabu undan bakan, derinlere inmesini bilmeyen, her eyi dı
görünü üyle anlayan ki i olarak geçer. ( Pala, 2006: 421). Talat Onay’ın Divan iiri
Sözlü ünde ise; dünya i leriyle me gul olmayan ve dünya hazlarına kar ı bîgâne kalan
ki i olarak geçer. ( Onay, 2009: 498). Birinci anlamda air, kendini ele tiren ve her eyi dı
görünü ten gören zahide bu güzellere bakmaktan vazgeçmeyece ini söyler. Aynı
zamanda biliyor ki Bezm-i Elestteki söz kendisini buna meylettiriyor. nsan ilk
güzelli i Elest Bezminde çok küçük de olsa Hazret-i Allah’ın cemâlinden
nasiplenmi lerdir. lk a k da burada gerçekle mi ve bunu da belâ ile ahd etmi lerdir.
Buna dayanarak airin, Allah’ın yarattı ı bu güzelleri onun güzelli inden bir yansıma
olarak dü ünüp, a k belâsına mübtelâ olarak Hakk’a yürümeyi, O’na yakla mayı ister.
Böylece bu belâdan kurtulaca ını söyler.
kinci manaya göre birinci anlamdakine benzer bir anlam çıkar. air yine
zahidin bakmaktan men etti i güzellere bakaca ını, bu belânın Allah tarafından
kendisine indirildi ini, bu yüzden de zahidin bu belâlardan kendisini
engelleyemeyece ini söyler.
Her bâde ki sensiz içerim bezm-i belâda
Hûn-âb olur elbette çıkar dîdelerimden
akar.)
(G.217/3)
( Belâ bezminde sensiz içti im her bâde( kırmızı arap) kanlı gözya ı olup gözlerimden
Bâde, Divân edebiyatında en çok kullanılan bir içecektir. Divân edebiyatında
oldu u gibi tasavvuf edebiyatında da bâdeden hayli fazla söz edilmi tir. Ancak
tasavvufta bâde, tasavvuf ehlini, a ı ını, Allah yolunda O’nun a kına ula mak için bir
araçtır. ( Pala, 2006: 53). Yani bâde tasavvuf iirinde bir sembol görevi üstlenir.
Elest Bezmine de inen bu beyit, bize Elest Bezminde verilen ahde yapılmı bir
hatırlatmadır. A ıka, sevgiliden gayrı, onun a kından ba ka içti i her arap kanlı
gözya ı döktürür. Â ık Elest bezminde ancak O’nun a kına “belâ” demi tir.
Nevâ vü sâz ile mey-nû edenler dil-rübâlardır
Çeken derd ü belâ bezm-i gam içre bî-nevâlardır
(G.91/1)
( Nâme ve sâz ile sarho edenler o gönül alanlardır, gam meclisinde derdi ve belâyı
- 82 çekenler ise o fakir, muhtaç â ıklardır.)
Beyitte geçen derd, belâ, mey, gam, meyhane gibi kavramlar tasavvufî dünyada
birer kar ılı ı olan kavramlardır. Meyhane, â ıkların Rablerine münâcatta
bulundukları yerdir. ( Cebecio lu, 2005: 182). Mey, ilahî a kı sembolize eder. Derd ve belâ ise
Hak â ıklarının hastalık, sıkıntı ve kötülüklerle imtihan edili i olarak sembolize edilir.
(Cebecio lu, 2005: 36).
airin, beyitte belâ ve derd ile anlatmak istedi i udur: Gam meclisinde
(meyhanede) derdli ve belâya mübtelâ olanlar insanların gönüllerini alanlar, ho
tutanlar de ildir; gerçek Hak â ıklarıdır.
Belâyı burada tasavvufî anlamda dü ünebiliriz.
Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yok reh-i a kında fenâdan gayrı
(G.243/1)
( Senin oldu un yerde elde etti im sadece belâdır. A kının yolunda fânî olmaktan ba ka
bir ey istedi im yoktur.)
Buradaki belâ Elest Bezmine aittir. A ı ın sevgiliye verdi i sözdür. Belâ
sözüdür. Â ık, sevgiliye belâ ile â ık oldu undan ve bunu yine belâ ile tasdik
etti inden â ık vahdet yolunda, belâlara u rar, sevgili tarafından imtihan edilerek
verdi i ahid yerine getirilir. Bu nedenle Fuzûlî, senin diyarında belândan ba ka iste im
yoktur, der.
Ba ta her tî a k odundan bir tütündür kim çıkar
Çizginen ba ım belâ bezminde benzer micmere
(G.255/6)
( Ba taki her tüy a k ate inden çıkan dumandır. Dönen ba ım belâ meclisinde bir tütsü
kabına benzer.)
Beyitte a k meclisinde bulunan belâ ve dert ehlinin saçları, a k ate iyle çıkan âh
dumanlarına benzetiliyor. Meclislerde güzel koku amacıyla tütsü yakılır. air de a k
arabının verdi i sarho lukla belâ bezminde dönüp durmaktadır.
Beyitte â ıkların, airlerin toplandı ı, bir araya gelip dertle ti i bir dünyevî
meclis tasavvur edilmi tir. Bu tasavvura göre Fuzûlî, belâ bezminde meclisi a kın
kokuları sarsın diye airin/a ı ın ba ını tütsü olarak çevirmektedirler. ( Yılmaz, 2007: 1098).
B) Bâkî Divânı’nda Belâ Kavramı
B.1) Bâkî’nin Dert ve Belâya Bakı ı/ Belâ Yolunda Vasf-ı Hâli:
Fuzûlî ile aynı ça da ya ayan, rind ve hayata dü kün usta airi Bâkî, ya amayı
seven, zevk ve e lenceye dü kün bir air olarak bilinse de iirlerinde belâ, gam, keder,
üzüntü gibi kavramları da i ledi i görülür. Bâkî dünyayı kısa, geçici bir hayâl âlemi
olarak görür. Onun için insan hayatını rahat, zevk ve e lence ile geçirmelidir. Gam,
keder, üzüntü bir yana bırakılmalıdır. ( pekten, 2011: 28). Bâkî’nin iirlerinde bu tür beyitleri
görmek zor de ildir. Istırabı ruhunda derin bir ekilde hisseden, ayrılı a
dayanamayan, günahına gözya ı döken duygusal yönü iirlerinde görülmektedir.
Bâkî gazel airidir. Onun gazellerinde rindlik ve ya am hevesi bulunan birçok
beyit bulunmasının yanında, dert, keder, gam, belâ gibi konulara da de inen beyitleri
vardır. Bâkî ‘nin dert ve belâya kar ı tutumu tasavvufî bakı tan ziyade be erî ve
- 83 dünyevî dü ünceler çerçevesindedir. A k, â ık, dert ve belâ ehliyle ilgili de i ik anlam
ve dü üncelerini beyitlerle ortaya koymaya çalı aca ız.
‘Â ıklara çün derd ü belâ zevk u safâdur
Yâ zevk u safâ derdine dü mek ne belâdur
(G-105/1)
(Â ıklar için derd ve belâ derdine dü mek sevk u safâdır. Peki, zevk ve safâ derdine
dü mek nasıl bir belâdır?)
 ık için yâr u runa, a k yolunda kar ıla ılan dert ve belâlar birer zevk ve
safâdır ama kendini zevke ve safâya mübtelâ edip geçici heves ve hevâların derdine
dü mek bir insan için büyük bir belâ olsa gerek. Zevk ve safâ nefsin geçici
heveslerindendir. Fanîdir. air bir anlık hevâ ve heves derdine dü mek ne büyük bir
belâdır, diyor. Â ık bu fânî âlemde zevk ve safâ olarak dert ve belâyı gaye edinmi tir.
Çekilen dert ve belânın zevkine dü mek dahi â ık için büyük bir belâdır. Onun için
belâ bir tek anlam ifade eder. Hayr veya er olması onun nazarında üpheye yer
bırakmaz. Ayrıca zevk ve sefa derdine dü mek, a ı ın sabrını bitirece inden bir
belâdır.
Bâkî hevâ-yı ‘a k ne mü kil belâ imi
Benden nasîhat ister isen eyleme heves
(G-209/5)
( Bâkî, a k hevesi ne zor bir belâymı . Benden nasihat ister isen eyleme heves.)
A k, ta ınması zor bir belâ ve derttir. Bâkî, a ka heves eden â ıklara nasihatte
bulunuyor. Belli ki air be erî a ktan yana zor belâlara u ramı , a kın ve â ıklı ın
me akkatli oldu unu biliyor. Kendisinden örnek vererek a kın belâlarla dolu
oldu unu belirtiyor.
Kazâ-yı âsmânîden sakınmak sûdmend olmaz
Rızâdur çâresi ‘a kuñ görinmez bir belâ ancak (G-219/5)
( Gökten gelen kazadan sakınmak kâr ettirmez. Onun çaresi ancak a kın görünmez
belâsına rıza göstermektir.)
aire göre belâ Allah’tan gelir. Sakınmak bir fayda vermez. A kın görünmeyen
belâsına rıza göstermek gerekir.
Divan airleri inanmı kimselerdir. lâhî a kı ve varlı ı, Peygamberi, Kur’an’ı,
kaderi iyi bilen insanlardır. Bâkî gibi 16. Yüzyılın gür sesli âlim airi, küçük ya larda
medrese e itimi almı , airlerin ve devlet erkânının çevresinde yeti mi , devlet görevi
yapmı bir airdir. Her ne kadar iirlerinde be erî hayatı ve a kı konu edinmi de olsa
kadere ve belâya rıza gösterir. Bu beyit airin a k belâsı kar ısındaki vasf-ı hâlini
gösterir.
Derd ü mahabbet ehlini ‘a kuna da’vet eyleyen
Gel berü ma’ er-i belâ derd ü gama salâ didi (G-528/2)
( Dert ve muhabbet ehlini a ka davet eyleyen ma’ er-i bela, davetini salâ olan dert ve
gam ile yapmı tır.)
Ma’ er-i belâ, beyitte
airin a k anlayı ını gösteren mahabbet ile
ili kilendirilebilir. A k toplulu unu belâ ile nitelemi tir. Çünkü a kın kendisi ba lı
ba ına bir belâdır.
- 84 ‘A k ehline hâdeng-i belâ nâ-gehân irer
Tîr-i kazâdan umma halâs ihtirâz ile
(G-477/4)
( A k ehline büyük belâlar aniden gelir. Kaza okundan korku ile hâlâ umma.)
A k ehline yine ö ütte bulunan Bâkî, kaza okunun ne zaman, nerde gelece i
belli olmaz. A ı a kayın a acı gibi büyük belâlar aniden gelir. Â ık bu belâlardan
korku duymamalı.
Kayın a acı, boyu uzun ve yaprakları sivri dikenlidir. Özelli i ise büyük
olmasıdır.
Belâlar kaza yayından atılıp gönle saplanır. Belâ bir ok, kaza da bir yaydır. Belâ
okunun menzili ise vefâ ehlinin gönül sahrasıdır. Bâkî bunu öyle dile getiriyor:
Her tîr-i belâ kavs-i kazâdan k’ola nâzil
Sahrâ-yı dil-i ehl-i vefâdur ana menzil
(G-298/1)
( Her belâ oku, kaza yayından iner, gelir. Menzili ise vefa ehlinin gönül sahrasıdır.)
Bâr-ı belâ-yı ‘a ka heves kılma Bâkıyâ
Zîrâ tahammül itmeyesin ihtimâldur
(G-100/5)
(Ey Bâkî, a k belâsına heveslenme. Zira ona tahammül edemezsin.)
A k için belâya atılmaya tahammül edemeyen air, böyle zor bir i in altından
kalkamayaca ını dile getiriyor. Buradaki a k büyük kanaatle be erî bir a ktır. Bâkî,
aslında a kın her türlüsünün belâlı oldu unu da iletiyor. Hem be erî a kta hem de
ilahî a kta belâlar a ı ı imtihan eder.
Dil giriftâr-ı belâ dil-ber hevâyî n’eylesün
Dâme dü mez yirlere konmaz hümâyı n’eylesün
(G-370/1)
( Gönül belâya tutulmu , dilber sevgiyi neylesin; tuza a dü mez, yere konmaz talih
ku unu neylesin.)
A kın belâsına dü mü bir sevgili tasavvur edilmi tir.
Getür câm-ı sürûr-encâmı ey sâkî yiter çekdük
Cefâ-yı devr-i gerdûnı belâ-yı çarh-ı gerdânı
(K-5/30)
( Ey sâkî, sevinci sonu olan câmı getir artık, yeter. Dönen devrin cefası, dönen çarhın
belâsıdır.)
Bâkî, dı dünyayı iirlerine aktarmayı seçmi tir. Onun her iirinde tasavvufu
aramak bo unadır. ( pekten, 2011: 29). Ayrıca her divan airi gibi Bâkî de felekten dert
yanmaktadır. Beyitte de görüldü ü gibi fele i bir dönen bir belâ çarhına benzetiyor.
Ni âne sûz-ı dile âhumuñ irâresidür
Belî belâyı iden ‘â ıka sitâresidür
(G-94/1)
( Ahımın kıvılcımı sûz-ı dile i arettir. Evet, belâyı a ı a eden onun bahtıdır.)
Talihsiz olan a ı ın yolu hep zor imtihanlarla doludur. Onun talihinde belâ ve
gam eksiz olmaz. Dert, musibet, sıkıntı, felaket, fitne, ceza onun bu a k yolculu unda
yolda ıdır. Rûz-ı ezelde böyle kısmet olmu tur. Ezel meclisinde Allah’ın hakikî
- 85 sevgilinin güzelli iyle mest olup belâ diyen a ı ın bahtına belâlar tâ o gün kısmet
olmu tur.
Belâ gird-âbına salsun ‘adûnı nâ-bedîd itsün
Fenâ deryâsına gark eyleyen Fir’avn u Hâmânı
(K14/36)
( -Allah- adını belâ girdabına salarak seni yok etsin. Fenâ denizinde Fira’vn u Hâmânı
etti i gibi.)
Allah onara dü ürmeye girdâb-ı belâya
 kunda gönül zevrâkı ‘ummane salındı
(G-510/6)
( Allah, a kında ummana salınan gönül kayı ını belâ girdabından korusun, o girdaba
dü ürmesin.)
Gerçi ser-gerdân idüp salduñ belâ gird-âbına
Yüz çevürmezler kadîmî â inâlar bilmi ol
G.297/2
(Gerçi ba ımı döndürüp belâ girdabına dü ürdün beni ama eski dostlar (â ıklar) kolay
kolay yüzçeviremezler.)
Girdab, büyük bir çukur, çıkmazı olan ve içine dü üldü ünde çıkılması
mümkün olmayan bir anafordur. Firavun ve veziri Hâmân da deniz girdabına kapılıp
kaybolmu lardı. ( Onay, 2009: 218). Beyitte telmihe konu olmu lardır. airin kasidesine
konu etti i ki iye beddua etti inin de göstergesidir. air de belâ ile girdabı birlikte
söyleyerek belânın ve bedduanın derecesini yükseltmi tir.
air, belâ girdabından Allah’ın yardımına sı ınıyor. Allah’a bir nevî duada
bulunuyor. Ummana salınan gönül zevrâkı bu belâ girdabında yok olacaktır. Onu bu
yolda belâlardan koruyacak ancak Allah’tır. Çünkü bütün gitmeler, yolculuklar O’na
do ru yapılır. Aslında bu varlıktan yoklu a do ru yolculuk olarak da yorumlanabilir.
Belâ girdabı, içinden çıkılmayan, sonu felaket olan bir sondur. A k belâsının
girdabına dü en, bu belâ çukurundan çıkması kolay de ildir. aire göre a ı ı belâ
çukuruna atan sevgilidir ama o yine de sevgiliden yüzçeviremez.
Sarsar-ı gam fikrüm evrâkın perî ân eyledi
Çihre-i zerdüm belâdan buldı reng-i za’ferân
(K-22/25)
( Gam kasırgası dü üncemin sahifelerini da ıttı; u radı ım belâlar yüzünden sarı
çehrem safran rengini buldu.) ( Çavu o lu, 2001: 45).
Bâkî, çehresinin belâdan dolayı sararıp safran rengine döndü ünü
söylemektedir. Gamdan, üzüntüden, belâlardan dolayı çehrede bir sararma, solgunluk
görülmesi â ıkta görülen hâllerdir.
B.2) Sevgiliye Dair Belâlar:
Divan edebiyatında sevgili hayal âleminin ba ki ilerindendir. Hatta en önce o
gelir. Bâkî be erî a kın airidir. Onda tasavvufî a kı çok fazla aramak bo bir u ra tır.
Özellikle gazellerinde be erî a kın en güzel iirlerini yazmı tır. Sevgiliyi dair her eyi
iirlerinde dile getirirken ondan gelen belâlara da de inmi tir. Zülf, kâkül, ka , kirpik,
hat, leb, bel, güzellik, naz, hicran, vefasızlık, kû-yı yâr gibi sevgilinin güzellik unsurları
ve ili kili kavramları belâ dairesinde bir a ı a yara ır bir dille belirtmi tir.
- 86 Bâkî de her divan airi gibi kimi zaman sevgiliden yana ikâyetçidir. Çünkü
â ıklar her an onun belâsına u ramaktadırlar. Sevgilinin güzelli i kar ısında çaresiz
kalan â ık, eli kolu ba lı bir ekilde sevgiliye esir olur. Bu hâl, hemen her a ı ın a k
âlemindeki kaderidir.
 ık-ı bî-çâreler bâr-ı belân altındadur
Derdmend üftâdeler görsen ne hâl üstindedür
(G-124/5)
( Çaresiz â ıklar büyük belân altındadır, dertli üftadeler görsen ne haldedir.)
Sevgili o kadar güzeldir ki onu a k duyan herkes onun belâsı altında çaresiz bir
ekilde derbeder bir hâldedir.
Gül ende itdi nâz ile ‘arz-ı cemâl gül
Kıldı belâlu bülbüli â üfte-hâl gül
(G-308/1)
( Gül, gül bahçesinde güzelli ini naz ile gösterdi, belâlı bülbülü peri an etti.)
Bülbül, ark edebiyatında pervâne gibi â ık timsâlidir. Gül de mâ ûkudur. (
Sevgilinin güzelli ine benzetme yapan air, sevgiliyi güle, a ı ı da belâlı
bülbüle benzetmi tir. Burada söz konusu a ı ın yani bülbülün belâlı olu udur. Bülbül,
gül bahçesinde gülün nazlı nazlı duru una, rüzgâr ile salınmasına ve cemaline dert ve
gam ile mübtelâ olmu tur. Bu yüzden adı belâlı bülbül olmu tur.
Onay, 2009: 102).
Dilâ bülbül sanurdum ben hemân gül ende dil-dâde
Belâ bu güllerün ruhsârına eb-nem de üftâde
(G-449/1)
( Gül ende â ık olan dilâ bülbül sanırdım; oysa belâ bu güllerin ruhsârına bir çiy gibi
dü mü .)
Gülün ruhsârına dü en belâdır. Gülün güzelli ine dü en belâ, â ıklara da çiy
olmak dü mü tür. Burada gülün güzelli i belâ ile örtülmü tür.
Belini kuçmadadur ol sanemün derd ü belâ
Yogsa ‘â ıklara îrîn lebi hâzır helvâ
(G-9/1)
( O put kadar güzel olan sevgilinin belini belâ ve dert kucaklamaktadır. Yoksa â ıklara
sevgilinin tatlı duda ı hazır helvadır.)
Sevgili Divan iirinde puta benzetilir. Sevgili güzeldir fakat zalimdir. A ı a
zulmeder. O nedenle â ıklar sevgilinin yanına yakla maya korkarlar. Sevgilinin beline
dolanan dert ve belâ â ıklar için sevgiliyi koruyan bir kalkandır. Aynı zamanda dert ve
belâ â ıklar için sevgilinin bir imtihanıdır. Bu yüzden sevgilinin duda ına
yakla amazlar.
Bir kerre bûsen alımaduk hattun irmedin
Âhir müyesser oldı hele bin belâ ile
(G-465/7)
(Ayva tüylerin eri meden bir kere öpücük alamadık; hele bin belâ ile son kolay olmadı.)
Ayva tüyleri sevgilinin yüzünü koruyan, örten tüylerdir. Her biri bir asker
gibidir. Â ık için bazen belâ olur, bazen de koruyucu askerler. Onun için sevgilinin
ayva tüyleri bazen de a ı ı bin belâ ile sevgiliyi öpmekten alıkoyar. ( ahin, 2012: 389).
Bazen de â ık için görünmeyen belâdırlar. Bir beyitinde bunu söylüyor air.
- 87 Hatt-ı ruhun ki dahı hicâb-ı hafâdadur
‘A k ehlinün efendi görinmez belâsıdur
onlar.)
(G-80/1)
( Ayva tüylerin yüzünü kapatan bir örtü gibidir. Efendi, a k ehlinin görünmez belâsıdır
Burada da yüzü örten ayva tüyleri sevgilinin yüzünü â ıktan gizledi inden belâ
olarak görülüyor. Ayva tüyleri a ı a verdi i sıkıntı sebebiyle a ı ın ba ının belâsıdır.
Onların her biri birer belâ askeridir. ( ahin, 2012: 389).
Reftâre gelüp nâz ile mestâne salındı
Âyâ ne belâdur ki yine câne salındı
(G-510/1)
( Edâlı bir yürüyü ile sarho edercesine salındı. Ne belâdır ki acaba cana salındı mı ?)
Bir belâdur salındı ‘u âka
Dûstum kâmet-i hıramânun
(G-249/4)
( Â ıklara bir belâdır salındı ki dostum edâlı ve nazlı boyun bir belâdır.)
Sevgilinin daima naz ederek, a ı ı mest edercesine edalı bir yürüyü ü vardır.
A ı a bu yürüyü ve salınma bir belâ gibidir. Çünkü â ık, sevgilinin bu hâline mest
olarak a k hastalı ına mübtela olur ve bir daha kurtulamaz. Â ık için yine bu
nazlanma bir silah gibidir. Sevgilinin boyu daima uzun ve düzgündür. Beyitlerde
çe itli sıfatlarla14 birlikte geçer. Bu beyitte de hıramân sıfatıyla kullanılmı tır. Sevgilinin
boyu servi gibi salınır. Â ık ise bu durumda kendinden geçer. Sevgilinin bu ekilde
yürümesi a ı ı kendinden geçirdi i gibi fitne, belâ, kıyamet ba latır. ( Pala, 2006: 73).
Fitne-i ‘âlemi ol kâmet-i ra’nâdan bil
Her belâ kim yiti ür ‘âlem-i bâlâdan bil
(G-299/1)
( Fitne âlemini güzel boylu sevgiliden bil, her belâ ki yeti ir onu da yüce âlemden bil.)
Sevgilinin güzel boyu fitne çıkartmaktadır. Aynı zamanda bunun belâya sebep
oldu unu, belânın da hemen yüce âlemden geldi ini anlıyoruz.
Bir ba ka beyitte ise a ı ın sevgilinin a kının belâsından helâk oldu unu dile
getiriyor air. Â ık için sevgili bir belâdır.
u ‘â ık kim senün ‘a kun belâsından helâk oldı
San ol bîmârdur sıhhat yiti di vardı uykuya
(G-458/3)
( u â ık senin a kından helâk oldu. Sen, o hasta a ı ı uykuya daldı sıhhat buldu san.)
Mü kil belâ degül mi vefâsuz güzel sevüp
Gussayla yata derd ü gam ile uyanasın
(G-382/4)
( Zor belâ de il mi vefâsız güzel sevmek? Gam ile yatıp, gam ile uyanasın.)
Sevgili, a ı ın gözünde vefâsızdır. Sevgilinin bu tavrı a ı ı gamlandırır. Onun
için â ık, gam ile yatar, gam ile uyanır. Bu yüzden vefasız güzeli sevmek zor bir
belâdır.
Sevgilinin boyu, bülend, bâlâ, rast, do ru, mevzûn, serke , dil-ke , dil-cû, latîf, rânâ, hırâman, revân, âzâde gibi sıfatlarla birlikte
kullanılır (Pala, 2006: 73).
- 88 Cevr ü cefânı çekmege sevdi gönül seni
Derd ü belâya geldüm efendi cihâne ben
(G-357/5)
( Gönül, seni cevr ü cefânı çekmek için sevdi. Cihana ben dert ve belâ için geldim.)
Bâkî, rind ve ya ama zevkiyle dolu olan bir airdir. iirlerinden ve
ya antısından bunu anlıyoruz. Böyle bir ki ilik bile dünyanın dert ve belâ ile geçilmez
oldu unu, insanın dünyaya dert ve belâ ile imtihan edilmek için gönderildi ini bilen
bir airdir. Sevgiliyi sevmesinin ardında bile a ı ın, onun cevr ü cefâsını çekmek
oldu unu anlatan bu beyit, seven gönlün cevr ü cefâsız ol(a)mayaca ını, dünyanın da
dert ve belâsız olmayaca ını anlatıyor.
ltifâtun Bâkîyi dünyâya mahsûd eyledi
Hep senündür çekdügi derd ü belâlar bilmi ol
bilesin.)
(G-297/8)
( Senin iltifatın Bâkî’yi dünyaya mahsud eyledi, çekdi i dert ve belâlar hep senin içindir
Bâkî, dünyada çekti i bütün dert ve belâları sevgilinin iltifatı u runa çekti ini
dile getiriyor.
A ı ı en çok etkileyen sevgilinin güzellik unsuru saçtır. Â ıklar üzerinde belâ,
fitne, hile, büyü, karga a gibi özellikleriyle etki yapar. ( ahin, 2011: 1865).
Zülfi elinden almaga cân-ı belâ-ke i
Boynın kulagın öpdi girîbân u gû vâr
(G-48/3)
( A k arabıyla kendinden geçmi olanlar, senin saçının açtı ı belâları anlatamaz. Tarak
gibi gönülleri saça dola ır.)
Sevgilinin saçı da ınık ve peri andır. A ı ın gönlü sevgilinin saçlarına dolanır
ve ona â ık olur. A ı ın gönlüne dolanan saç telleri a ı ın gönlünü yaralar. Ona eziyet
eder fakat â ık bu belâdan kurtulamaz. Halini de kimseye anlatamaz. O yüzden â ıklar
için sevgilinin siyah saçları belâlıdır.
Bazen de a ı ı öldüren sevgilinin perçemidir.
Tursun yirinde gamze-i kattâl-i hûn-fe ân
Ba dan belâlu ‘â ıkı ol perçem öldürür
(G-133/4)
(O zalim öldürücü gamzesi yerinde dursun. A ı ı öldüren aslında sevilinin o belâlı
perçemidir.)
Perçem, sevgilinin – alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmi saç, kâhkül15 olarak
Divan iirinde â ıkların çok kullandıkları mazmunlardan birisidir. Beyitte dikkati
çeken a ı ın canını alan sevgilinin can alıcı gamzesi de il, sevgilinin alnına sarkıttı ı
mis kokulu perçemidir. Â ık bu nedenle sevgilinin kâkülünü16 can alıcı belâ olarak
görür.
Bir ba ka beytinde ise air, zülüf sevdasına saçın sevdasına dü tü ünde belâya
dü mü olaca ını haberini vererek a ı ı uyarıyor.
Bkz: (Devellio lu, 2007: 483).
Sevgilinin yüzü güne olarak tahayyül edilirse, saçı da rengi yönüyle görünmesini engelleyen kara bir bulut olur.
Kıvrım eklindeki kâkül, sevgilinin yüzünü bir peçe gibi kapattı ından, güne i kapatan bir kara bulut gibi görünür.
Bunu gören â ık için kâkül böyle bir kara belâdır (Tanyıldız, 2009: 985).
15
16
- 89 Ey mübtelâ-yı ive-i bâlâ-yı yâr olan
Sevdâ-yı zülfi ba ına dü sün belâyı gör
(G.129/5)
( Ey yârin edâlı boyuna mübtelâ olan ( â ık), sevgilinin zülf sevdası ba ına dü sün, sen
o zaman belâyı gör.)
Beyitte saç anlam yönünden belâya benzetilmi tir. nsanı a ka dü üren
sevgilinin belâlı saçlarıdır. Ama â ık bu durumdan memnundur. O daima sevgilinin
a kın belâsını istemektedir. A ı ın edâlı boyuna mübtelâ olan a ı ı gören Bâkî, asıl
belânın zülfte oldu unı söylüyor.
Belâ-yı bend-i zülfünden halâs it cân-ı miskîni
Esîr-i mihnet-i ‘a kun ne bend ü ne kemend ister
(G-143/2)
( Bu miskin canı zülfünün bendinden halâs et. A k mihnetinin esiri ne bend ister ne de
kemend ister.)
 ık, sevgilinin zülüf bendinin belâsına ba lı kalmı bir esirdir. Onun için
sevgiliden halâs istemektedir. Çünkü a k mihnetinin esiri olan a ı ın derdi ne zülüf
ba ı ne de sevgilinin saçı. O sadece sevgilinin gerçek a kını istemektedir. Ayrıca
bendin tasavvufta rabıta olarak geçmesi a ı ın aslında be erî a ktan ilahî a ka do ru
yol aldı ını da gösterir. Aynı zamanda a ı ın miskin canı varlık duygusundan
sıyrılmı ve yoklu a çevrilmi tir.
Sevgilinin belâ olan zülfü a ı ı kendisine esir etti i için belâdır.
Hevâ-yı kâküli bir yana bir yana zülfi
Ba umda derd ü belânun nihâyeti yokdur
(G-169/3)
( Kâkül hevesi bir yana, zülf hevesi bir yana; ba ımdaki dert ve belânın sonu yoktur.)
Bu beyitte de sevgilinin kâkülü ve zülfünün a ı ı dert ve belâdan yoksun
bırakmadı ını anlıyoruz. Â ık, bu kâkül ve zülüf hevesinden ikâyetçi gibidir.
Bir ba ka zülüf ile ilgili beyitinde air, gönülde zülüf hevesi hayalimiz olalı
ba ımız belâ bendinden kurtulmadı, diyor.
Bend-i belâdan olmaduk âzâd bir nefes
Zülfün hevâsı olalı dilde hayâlümüz
(G-207/2)
( Belâ bendinden, kemendinden bir nefes anlık olsun serbest kalamadık; zülfün hevesi
haylimizde oldu olalı.)
Zülfün esîri Bâkî-i bî-çâre dûstum
Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imi
(G-218/5)
( Dostum, Bâkî zülfün esiri oldu. Belâ(zülf) kemendinin bendi bir belâ imi .)
Sevgilinin saçının esiri olan Bâkî çaresizdir. Bu çaresizli inde sevgilinin saçının
â ık için ne mübtelâ bir belâ oldu unu dile getiriyor.
Ne belâlar çekile zülf-i perî ânundan
Ne fıtne kopsa gerek nergis-i fettânundan
(G-346/1)
( Peri an zülflerden ne belâlar çekile. Bir fitne kopsa, güzelin gözündendir.)
- 90 Nergis; ortasındaki ye il kısım uzaktan siyah gibi görünür. Divan airleri de bu
siyahımsı görünümden dolayı göze, yaprakları da kirpiklere benzetmi lerdir. ( Onay, 2009:
353). Saç; peri an, da ınık, uzun durumlarıyla a ı ın aklını ba ından alır, esir eder,
peri an eder. ( Pala, 2006: 336). A ı ın ba ına ne belâ gelirse sevgilinin peri an eden
saçından gelir. Çekilen belâların sebebi sevgilinin saçlarıdır. E er bir fitne çıkarsa onun
sebebi de güzelin gözündendir.
Belâdur gel bu sevdâdan geç ey dil
Tola ma halka-i zülf-i nigâra
(G-468/5)
( Sevgilinin zülf halkalarında dola ma, bu sevdadan vazgeç, gel ey gönül.)
Burada Bâkî, güzel sevgilinin saçına dolanmadan gel bu sevdadan vazgeç, diye
gönle uyarıda bulunuyor. Çünkü biliyor ki sevgilinin saçı bir belâ halkası.
Kâkülün sevdâlarından dü di gönlüm zülfüne
Bir belâ dahı ol oldı ba uma kâkül gibi
sonra).
(G-492/4)
( Kâkülünün sevdalarından gönlüm zülfüne dü tü. Bir belâ da o oldu ba ıma kâkülden
Sevgilinin kâkülüne17 sevdalanan a ıkın gönlü zülüfe dü erek ba ına bir belâ
daha alıyor. Zaten â ıklar ilk olarak sevgilinin kâkülüne oradan da zülüfüne kayarlar.
Her ikisi de â ık için bir belâ gibidir.
Bend-i belâ-yı zülfün ile künc-i gamda dil
Zencîrlerle baglu yatur îr-i ner gibi
yatar.)
(G-503/2)
( Zülf bendinin belâsıyla gam kö esinde olan gönül, erkek arslan gibi zincirler ba lı
Bu beyitte de air, zülfü bir belâ bendine benzetmi tir. Gönlünü, zülüf bendinin
belâsı zincirle ba lamı tır.
Alayın ba uma ol kâkül-i mü gîn elemin
Çekeyin her ne belâ ise o bâlâ gamını
(G-506/3)
( O misk kokulu kâkülün elemini ba ıma alayım, her ne belâ ise o büyük gam yükünü
çekeyim.)
Kâkülün bend-i belâdan beni âzâd itsün
Alayın boynuma ol zülf-i semen-sâ gamını
(G-506/5)
( Kâkülün belâ bendi beni serbest bıraksın, alayım boynuma o yaseminimsi zülfün
gamını.)
Bu beyitlerde de görüldü ü üzere sevgilinin kâkülü ve zülfü â ık için bir belâ
tutsa ıdır. Â ık her ne kadar bu belâdan uzak durmak istese de sevgilinin güzelli i
onu büyülemektedir. O yüzden â ık bu belâyı çekmeye razı gelmektedir.
Tâk-ı cefâda manzara-i çe m-i dil-rübâ
Kûy-i belâda hâne-i câna havâledür
(G-84/3)
Türk airlerin muhayyilesinde kâkül, daha çok alın üzerine dü en saç parçası ve perçem olarak dü ünülmü tür. Bkz:
Tanyıldız, a.g.m., s.985.
17
- 91 ( A ı ın gözleri cefâ kümbetindedir. Can hanesi belâ köyüne havaledir.)
Ey ‘â ıkân-ı gam-zede ‘ay u safâyı koñ
Kûy-ı belâda her birinüz bir mekân tutun
(G-281/4)
( Ey gama u ramı â ıklar! E lenceyi, sefayı ve zevki bırakın; belâ köyünde,
mahallesinde birer mekân tutun.)
Kûy, Divan iirinde sevgilinin bulundu u yer, mahalle, köy anlamında
geçmektedir. Â ıklar için bu sevgilinin bulundu u yer belâ ile doludur. Bu nedenle
kûy-ı belâ denilir.
Bazen dian airleri sevgilinin ya adı ı yeri belâ ba ına benzetirler. Kendilerini
de o ba da bekleyen, inleyen bülbüle benzetirler. Bâkî ise kendini o belâ ba ında
üveyik ku una benzetmi tir.
Bâkî nice bir fâhteve bâg-ı belâda
Nâlân olam ol serv-i hırâmânun elinden
(G-359/7)
( Bâkî, belâ ba ında nice bir üveyik ku u gibidir. O servi boylunun elinden nâlân olam.)
Fâhte: Üveyik ku u, yabani güvercindir ki endâmı güzel, sesi ho oldu u için
airlere sermaye olmu tur. Serv; servi /selvi dedi imiz uzun boylu a açtır. Bülbülün
güle meyl etti i gibi fâhtenin de serviye meyl etti i bilinir. Üvyeik daima sık yapraklı,
boyu uzun a açlara konar. Kendini güvenli hisseti i için sadece bu a aca kondu u da
bilinir. ( Onay, 2009: 188).
igünde beni ey meh bulur bir gün ‘adû nâ-geh
Kazâ-yı âsmânîdür belâ-yı nâ-gehânîdür
(G.54/4)
( Ey ay! E i inde beni bir gün ansızın dü man bulur; ansızın gelen belâdır, Allah’ın
takdiridir.)
Bâkî bu beytinde belâyı gökten apansızın gelen kaza olarak nitelemi tir. Ama
bu sefer a ı ı belâ, sevgilinin e i inde yakalamı tır. Divan iirinde â ıkların belâların
birisi de rakiplerdir. Sevgilinin e i inde bekleyen â ıklar bazen rakipler ile
kar ıla ırlar. Â ık için rakip bir belâdır.
Peykân-ı belâ cânuma i ler geçer oldı
Ey ka ları ya nâvek-i müjgânun ucından
(G-356/2)
(Ey ka ları (yay) olan, kirpikleri ucu sivri olan olan sevgili, belâ oku canıma i ler oldu.)
Sevgilinin kirpikleri a ı ın gönlünü delip geçen birer belâ okudur. Beyitte
sevgilinin güzellik unsurlarından kirpikleri â ıkta nasıl bir etki ve hâl uyandırdı ı dile
getirilmi tir.
Gönder efendi sîneme tîr-i belâlarun
Olsun siper belâlaruna mübtelâlarun
(G.262/1)
( Efendi gönder sineme belâ oklarını, olsun siper mübtelâ belâlarına.)
air burada sevgiliyi seslenir. Belâ okları sevgilinin kirpikleridir. air de sinesini
o oklara siper etmek ister. Çünkü o oklar sevgiliden birer arma andır.
Nice bir mübtelâ-yı ‘a ka hicrânı belâ olsun
- 92 lâhî kendü gibi bî-vefâya mübtelâ olsun
(G-351/1)
( Mübtelâ olunan a kın hicranı nice bir belâ olsun, ey Allah’ım kendi gibi bir vefasıza
mübtela olsun.)
A k, bir belâdır. A kın belâları ayrılıktır, özlemdir, hicrandır… Â ık için hicran
dayanılmaz bir hâldir. Seven her zaman sevdi inin yanında olmak ister. Bu açıdan
sevmek budur ve kolay bir sevmedir. Oysa hicran derdiyle seven a ıkın derecesi daha
yüksektir. Her ne kadar bu durumdan ikâyet ve beddua da etse, a ı ın istedi i budur.
Haste-i derd-i ‘a k-ı cânânem
Mübtelâ-yı belâ-yı hicrânem
(G-330/1)
( Cânânın a k derdiyle hastayım, hicrân belâsına mübtelâyım.)
Bâkî bir gazel airidir. Gazellerinde derin anlam aramaya fazla gerek olmaz.
Anlam yüzeyseldir ama ustalıkla i lenmi tir. A k ve hicranı anlatan ahenkli beyitinde,
hem a k derdiyle hastalık çekti ini hem de hicrân belâsına mübtelâ oldu una ahit
oluyoruz. Hicran onun için çekilmez bir belâdır.
Senden ayrılmak katı mü kil belâdur dûstum
Yoluna ölmek egerçi ‘â ıka âsân gelür
(K-6/ 6)
( Senden ayrılmak zor bir belâdır dostum. Yoluna ölmek a ı a daha kolay gelir.)
 ık için sevgiliden ayrılmak zor bir belâdır. Sevgilinin ve dostun yolunda
ölmek â ık için daha kolaydır. Belâ, ayrılık, hicran anlamında kullanılmı tır.
Dü di Bâkî belâlara demedün
‘Aceb ol derde mübtelâ n’eyler
(G.164/6)
( Ey sevgili- Bâkî belâlara dü tü, acaba o dert mübtelâsı neyler, diye sormadın.)
air, sevgiliye vefasızlı ından dolayı sitem etmektedir. Belâlara dü en Bâkî,
sevgilinin bir kez olsun derde tutulan bu a ı ın hâlini sormadı ını söylüyor.
B.3) A yâr ile lgili Belâlar:
A yâr; ba kaları, yabancılar. A yâr, Klasik iirin a k üçgenini olu turur.
Bunlar, â ık, sevgili ve a yârdır. Â ık, a yârdan ho lanmaz. ı ın gözünde o, kötü,
çirkin, zararlı ve zalim, dedikoducudur. A ı ı en çok üzen yine a yârdır. Devamlı
sevgilinin çevresinde oldu undan, â ık ile aralarında daima bir mücadele vardır. (Pala,
2006: 18). airler tarafından bazen de diken, kara yüzlü, bed çehreli, belâ, eytan gibi
sıfatlarla anılır.( Pala, 2006: 19).
Agyâr dinler oldı pes-i perdeden bizi ‘
Âlemde ehl-i ‘a ka görinmez belâ budur
(G.57/5)
(A yar bizi perde arkasından dinler oldu. Âlemde a k ehline görünmez belâ i te budur.)
A yar, Divan edebiyatında sevgili, â ık, a yar denilen a k üçgenini olu turur.
Sevgili ile â ık arasında daima a yar girip çıkar. A yar rakîb olarak da bilinir. A yar
daima sevgiliye â ıktan yanlı haber vererek â ık ile sevgilinin arasını bozar. (Pala, 2006:
18). Bu nedenle a ı ın ba ı belâdan kurtulmaz. A ı ın gözünde a yar zarar verici, kötü,
zalim ve dedikoducu biridir.
- 93 Beyitte de yine â ık a yarı ikâyet etmektedir. Â ık için görünmez belâ, a yarın
a ı ın arkasından konu ması, onun arkasından sevgiliye yanlı haber kötü haberler
vermesidir.
Yâr agyârı savar dü nâm ile
Def’ olur san kim du’â ile belâ
(G-11/3)
( Yâr a yarı kötü söz ile kovar. Sen belâyı, dua ile def olur san.)
Bazen de sevgili a yarı ba ından kötü sözlerle savar. A ı a göre sevgilinin
a yara söyledi i bu sözler birer sövmeden ibarettir. Onun nazarında sövme olarak
geçer. Ancak â ık bu belânın dua ile def olaca ını dü ünür.
Ayrıca air,
hatırlatmaktadır.
insanın
ba ına
gelen
belâlara
dua
ile
sabır
eyledi ini
Cânâne cefâ kılsa n’ola câna safâdur
Agyâr elemin çekdügümüz ya ne belâdur
(G-106/1)
(Sevgili cefa kılsa ne olur ki cana sefadır. Peki, a yar elemi çekti imiz ne belâdır.)
 ık, sevilinin cefasını safâ olarak görür ama a yarın elemini bir belâ olarak
görür. Beyitte de â ık, a yar elemini çekmekten ikâyetçidir. Onun için a yar bir belâ
gibidir.
Cevr-i a yârdur belâyı iden
Yogsa yâr itdügi cefa n’eyler
(G-164/2)
( A yâr cefasıdır belâyı eden. Yoksa yârin etti i cefa neyler.)
Yârin cefâsı a ıka ho gelir. Onun etti i cefâ onun için belâ de ildir. Â ık için
belâyı çıkaran a yarın cefâsıdır.
Degül mi bezm-i vasl-ı yâr fırdevs
Belâ-yı sohbet-i agyâr tamu
(G-398/3)
( Yâre kavu ulan bezm cennet de il midir? A yâr ile sohbet edilen bezm ise
cehennemdir.)
A yardan ho lanmayan â ık için yâr ile olunan bezm cennet iken sohbeti belâ
olan a yarın oldu u yer cehennemdir. A yarın sohbeti â ık için belâdır. Yani a ı a
cehennem gibi ıstırap verir. Gönlünü acıtır.
 inâ olmasun agyâr ile dirdüm oldun
Çekdügüm derd ü belâlar hep o gayretler idi
(G-502/3)
( A yâr ile a ina olmasın derdim ama oldun. Bunca çekti im dert ve belâlar hep onun
gayretleriydi.)
 ık olan insan ister ki sevgiliyi sadece ben seveyim, a yar olmasın. Onun
çekti i dert ve belâların bir kısmı da sevgiliyi a yardan uzak tutmaktır. A yar
sevgiliye yakınla tı ında a ı ın dert ve belâsı artar.
B.4) Bezm-i Belâ/ Bezm-i Elest:
göre
Divan iirinde “bezm” çok sık kullanılan bir motiftir. iirlerden anladı ımıza
airlerin/â ıkların bir araya gelip yiyip içerek, musiki dinleyerek sohbet
- 94 etmelerine denilir. ( Kut, 1999: 616). Bezm sadece gülüp e lenilen, arap içmek için
toplanılan bir meclis de ildir. Dünyevî olarak e lenmek için, dertlerini def etmek için
toplanılan bir yer olarak tabîr edilse de â ıkların, sevgili ile bulu mak, sohbet etmek,
sevgilinin a kıyla dertlenmek, gözya ı dökmek vs. için gittikleri meclistir. Tasavvufî
anlamda meclis bazen bir tekke, bazen dünya, bazen de ruhlar meclisi yani Bezm-i
Elest olarak tabîr edilir.
Bâkî’nin iirlerinde de çok sık gördü ümüz “bezm” motifi dünyevî motif
özelliklerini ta ımakla birlikte, sanata dayalı tasavvufî motif olarak da geçmektedir.
Bâkî de di er airler gibi bezmi belâlı bir yer olarak görüyor.
Derd ü belâ vü gam bana ‘ay u safâ sana didi
ol ki ezelde derdüne kâ’il olup belâ didi
(G-528/1)
( Dert, gam ve belâ bana, ya amak ve safâ sana, o ezel günü derdine razı olan belâ dedi.
Beyitte do rudan Elest Bezminden söz edilmektedir. Ezel bezminde ruhların ve
canların “belâ” sözü de hatırlatılarak telmihe dayalı edebî sanat yapılmı tır. Ruhlar
âleminde ilk söylenen sözün “belâ” oldu undan, “belâ” bize o vakit verilmi tir. Çünkü
biz ilk onu istemi izdir.
Belâ ‘â ıklara rûz-ı ezelde kısmet oldukda
Tabîbüm derd-i hicrânun dil-i bîmâre dü mi dür (G-173/2)
( Belâ â ıklara ezel günü kısmet oldu. Tabibim ayrılık derdi hasta gönlüme dü mü tür.)
Elest Bezmini telmih yapan air, belânın â ıklara ezel bezminde verildi ini ve
artık ayrılık derdiyle hasta dü tü ünü söylüyor. Çünkü gönül anavatanı Elest
bezmidir. Onun için gönül oraya hasret duyar.
Bezm Divan edebiyatında â ıkların yani airlerin iirlerinde vazgeçilmez bir
motiftir. Â ıklar- airler bu mecliste bir araya gelirler, yerler, içerler, sohbette
bulunurlar ve e lenmelerine devam ederler. ( Kut, 1999: 616). Bunun dı ında bezm, sevgili
ile beraber olunan, gönüllerin dertlendi i, mey içildi i, saki, â ık, yâr, mutrib hatta
rakîbin bulundu u bir meclis olarak da bilinir. Tasavvufî dünyada ise tekke olarak
kar ılık bulmaktadır.
 ık, bezmde sevgili ile beraber olaca ı için mutludur. Sevgili a ı ın yanında
olunca, â ık için bezm-i safâ olur. Â ık, bezmde sevgilinin hicranı ile ba ba a kalınca
künc-i bezmde, o vakit bezm-i belâ olur.
Dil derd-i ‘a k-ı yâr ile bezm-i belâdadur
Kad çeng ü nâle nây u ciger hûnı bâdedür
(G-87/1)
(Gönül, yar a kının derdi ile belâ bezmine dü mü tür. A ı ın boyu çeng gibi iki büklüm
olmu ney gibi inler, ci eri ise kana benzeyen bâde gibi olmu tur.)
Beyit, a ı ın sevgilinin a kıyla dü tü ü hâli anlatıyor. A k derdiyle belâ
bezmine dü en â ık, hâlsizdir. Bezm-i belâ denmesinin sebebi â ık a ka bu bezmde
tutulmu tur. ebüsterî, Gül en-i Râz’da; meyhâne eri olmak tamamıyla harap olmak,
mahvolmaktır, der. ( ebüsterî, 2011: 163). Sevgili bezmde olup, a ı a uzak duruyor da
olabilir. Her ne sebep olursa olsun her â ık için burası bir belâdır. Fakat â ık bu belâya
bula mak için buraya gelir. Kendini yârin a kıyla burada dertlenir.
irâr-ı nâr-ı âhumla sipihrüñ tâs-ı pûlâdı
- 95 Döner her eb belâ bezminde câm-ı zer-ni ânumdur
(G-128/4)
( Ah ate inin kıvılcımıyla talihin çelik tas oldu. Her gece belâ bezminde üstü altınla
i lenmi kadeh döner.)
Beyitte air, â ıkların meclisini belâ olarak nitelemi tir. Burada herkes dertlidir,
gamlıdır, mesttir. Buraya gelenin derdi tasası artar. Burada gönüller gam ile da lanır.
 ıklar bu da lanma ile çeng ve rebab gibi inler dururlar.
Bezmde a ı ın belâ kö esinde iki gözünden akan gözya ı ırma ını görenler,
onları e lence meclisinde çalınan çengin telleri sanırlar. ( Özerol, 2012: 2032).
Evtâr-ı çeng-i bezm-i safâdur sanur gören
Künc-i belâda gözden akan iki rûdumuz
(G-193/2)
(Çengi gören bezm-i safâ sanır. Belâ kö esinde gözümüzden akan iki nehir vardır.)
Safâ bezmi, gülüp e lenilen, çalgıların çalındı ı, sevgilinin, sakînin raks etti i
bir meclistir. air, çengi, rebabı görenler burayı bezm-i safâ sanıyor, diyor. aire göre
bunu söyleyen a yardır. Belâ kö esi ise, bezmde a ı ın bir kenara çekilip a k belâsıyla
inledi i, âh etti i bir kö edir.
Bezm-i gam içre olmı iken bâde gözya ı
Bâg-ı belâda dâg-ı dil-i pür-melâl gül
(G-308/6)
(Gam meclisinin içinde gözya ı olmu iken bâde, belâ ba ında gül ise kederli gönül
da ıdır.)
 ık, bezmde sevgilisinden ayrı ise i te o zaman bezm, bezm-i gam ve ya bezm-i
belâdır. Böyle bir bezmde de dökülen gözya ı meydir. (Kut, 1999: 626). Belâ ba ı ise gülün
yani sevgilinin oldu u yerdir. Â ık, bu ba a giremedi i için onun nazarında belâlı bir
ba dır.
Bezm-i belâda nâle vü âhunla Bâkıyâ
Müstagnîyüz terâne-i çeng ü rebâbdan
(G-365/5)
( Ey Bâkî, bezm-i belâda inleme ve ahın, çeng ü rebabdan çıkan na melerden daha
doygun, daha etkili.)
Belâ bezminde a ı ın inleme ve âh sesleri çalınan çeng ve rebabdan daha
doygun çıkar. Çeng ve rebabın sesinden daha fazla çıkar. Çünkü burası belâ bezmidir.
Bâkıyâ bezm-i belâda neye döndük görsen
Nây-ve bagrumuzı nâle vü efgân deldi
deldi.)
(G-501/5)
( Ey Bâkî, bezm-i belâda ne hale döndük bir görsen. Neyin inleme ve figânı ba rımızı
A ı a, çalgıcıdan duydu u her na meyle o âlemden bir vecit, bir hâl gelir. (
ebüsterî, 2011: 164). Ney ve â ık hep ayrılıktan yana ikâyet eder, hicran derdiyle yanar. Bu
beyitte de air, a kın verdi i ayrılıkla ney, yâr hicranıyla yakınan a ı ın ba rını
paramparça etmi tir. Belâ bezmi i te böyle bir yer.
Belâ bezmine giren ba ka bir hâle giriyor. Sevgilinin ayrılı ındaki bezm, bezm-i
gam veya bezm-i belâdır. Bu bezmde çalınan çalgı aletleri ise a ı ın/ airin nâlesi, âhıdır.
( Kut, 1999: 622). A ı ı/ airi derde ve gama mübtela etti i için de belâlı bir bezmdir.
- 96 Cür’a-i câm-ı belâ-encâm-ı gam bî-hû idüp
Âkıbet kıldı humâr-ı derd ü mihnet ser-girân
(K-22/26)
( Gamın neticesi belâ olan kadehinin son yudumu beni kendimden geçirdi ve sonunda
mihnet ve dert mahmurlu u ba ıma a ırlık verdi.) ( Çavu o lu, 2001: 45).
Rindçe bir air olan ve e lenceye, hayatın zevklerine bir o kadar iirlerinde yer
veren Bâkî, meyhanede gamın etkisiyle belâ kadehinin son yudumunda sarho
oldu unu bu dizelerinden anlıyoruz.
B.5) Di er Anlam Alanları çindeki Belâlar:
Bu bölümde Bâkî’nin belânın anlam alanları içinde olan beyitler incelenmi tir.
Fitne, musibet, ceza, tasavvufî yoruma açık olan bazı beyitler bu bölümde
gösterilmi tir.
Cihân emn ü emân buldı yine em îr-i pûlâdın
Belâ Ye’cûcına sedd eyledi skender-i sânî
eyledi.)
(G-14/5)
(Cihan çelik kılıcın ile yine emn ü emân buldu. Belâ Ye’cucına ikinci skender sedd
Kur’an’da da adı geçen Ye’cuc ve Me’cuc18 kıyamete yakın bir zamanda ortaya
çıkıp insanlı a fesat vereceklerini biliyoruz. Zülkarneyn peygamber, kar ıla tı ı bu iki
kavimi Hakk’ın yardımıyla sedd yaparak durdurmu tur. ( Pala, 2006: 416).
Dil-i dervî -i dil-rî ün du’â-yı subhgâhından
Belâlar eksilür câh u celâl u kibriyâ artar
(G-64/6)
( Gönlü ayarlı dervi in dili sabah vakti dua etti inde, belâlar eksilir, makamı,
büyüklü ü ve ululu u artar.)
Beyitte geçen belâ ile fitne, musibet gibi er olan belâlardır. E er insan sabah
vakti gönlü ayarlı bir ekilde Rabbin huzurunda duaya dil dökerse, belâlar onun için
eksilir.
Belâlardan emîn olsun cihânda
lâhî izzetüñ hakkıçün âmîn
(K-4/19)
( Belâlardan emin oldun dünyada. lâhî büyüklü ün ve kudretinin hakkı için âmin.)
Sultan Sülayman Han’a yazdı ı bir kasidesinde söyleyen Bâkî, padi aha duada
bulunarak belâların sultandan uzak olmasını istemektedir.
Buradaki belâ, padi aha gelebilecek her türlü musibet, sıkıntı, felaket gibi
belâlardır
iirlerinde tasavvufa çok fazla rastlanmayan Bâkî, yüzeysel de olsa bazen
tasavvufla ilgili mazmun ve terimlere yer vermi tir.
Ko emvâc-ı belâ gelsün nasîbin rüzgâr alsun
Derûnun derdini ke f itme sen deryâ-yı ‘ummân ol
18
Bkz: Kehf/88, Enbiya/96)
(G-11/ 4)
- 97 ( Belâ dalgaları gelsin nasibini rüzgâr alsın. ç âlemin derdini ke fetme sen ummân
içinde deryâ ol.)
Deniz, birçok anlamda kullanılaca ı gibi a ı ın içinde bulundu u belâ yurdunu
da ifade eder. Bu denizin kıyısı yoktur. ( Pala, 2006: 104).Yani varlıktan yoklu a do ru
giden bir yoldur.
Tasavvufta deniz vahdeti, damları ve dalgaları ise kesreti simgeler. Hakikat ehli
Allah’ı bir deniz, kâinatı da dalgaları olarak görür. Böylece dalgalar masivâyı simgeler.
( Pala, 2006: 104).
Bâkî, iç âlemin, gönlün sırlarını ke fetmekten bahsederken bunun o kadar da
mümkün olamayaca ını, bu nedenle de insanın ummân içinde deniz olmamız
gerekti ini dile getiriyor. Belâ dalgaları ise fanîdir. Esasında dünyadır. Emvâc-ı belâ
dünyayı simgelemektedir.
Bâkî’nin iirlerinde tasavvufî beyitlerin görülmesi çok tabiidir. airin bu
beyitleri onun bir mutasavvıf oldu unu göstermez. Sadece eriatı benimsemi bir
Müslüman oldu unu gösterir. ( Yerdelen, 2000: 98)
Cûy-ı fenâyı halk birer iki er geçer
Bahr-i belâdan ehl-i tecerrüd yüzer geçer (G-134/1)
( Fena ırma ını halk birer iki er geçerken, ehl-i tecerrüd belâ denizinden yüzerek geçer.)
Ehl-i tecerrüd, Allah’tan ba ka her eyden sıyrılıp, tamamıyla Allah’a
yönelenlerdir. ( Cebecio lu, 2005: 266).Deniz esasında Allah’ı simgeler19. Bâkî, Allah a kının
ehl-i tecerrüd sahipleri için zor olmadı ını dile getiriyor. Ayrıca fani âlemden bakî
âleme geçi in imtihanı olan belâ denizinden Allah’a tam anlamıyla yönelen ki inin
yüzüp kolayca geçebilece ini de söyleyebiliriz. Belâ denizini geçmenin artı ise
varlıktan, fanî olan her eyden vazgeçip, bâki olana do ru yönelmektir.
C) SONUÇ VE DE ERLEND RME
C.1) Fuzûlî ve Bâkî
De erlendirilmesi:
Divânı’nda
Belâ
Kavramının
Kar ıla tırmalı
Fuzûlî’nin Divânında taranan ve incelenen belâ kavramının dinî ve tasavvufî
dü ünce yönü, be erî ve dünyevî his ve dü üncelerden daha a ır basmaktadır. Bunda,
airin ya adı ı co rafya, dü ünce ve ya ayı ekolü vs. etkili olmu tur. Onun iirlerinde
belâ kavramını derin mânâ âleminde bulduk. Belâ kavramının geçti i beyitlerinde
airin, dert ve belâlardan çektiklerini, belâ ve dert kar ısındaki vasf-ı hâlini, a k
yolundaki belâlardan memnun kaldı ını ve genel anlamda hayatı boyunca çekti i
sıkıntı ve dertlerden tasavvufî dü ünce ve ya ayı ını gölgede bırakacak bir ikâyette
bulunmadı ına ahit olduk. Ayrıca belâ ve musibetler kar ısında sabırla ve ükürle
durulması gerekti ini; hatta ükrün, sabırdan önce olması gerekti ini airin belâ ile
ilgili beyitlerinde geçmektedir.
Fuzûlî’nin belâ kavramının geçti i beyitlerde bile onun ilâhî a k yolundaki
lirizmin en zevkli ve samimi söyleyi leri bulunur. Hülâsa; airin belâ ile ilgili beyitleri
büyük oranda tasavvufî dü ünce ve lirizm ta ır. Bunun yanında be erî ve sosyal
psikolojisini belirten beyitleri de bulunur.
u ayet-i kerimelerde de tavsif edildi i üzere “Allah kıyısı olmayan bir denizdir”. Bkz: Lokman/72, Sâd /54, Kehf/
109.
19
- 98 Bâkî’nin belâ ile ilgili iirleri büyük oranda be erî ve dünyevî dü ünce alanı
içindedir. Tasavvufî boyut neredeyse yok gibidir. Bâkî’nin belâ ilgili beyitlerini daha
çok a k, â ık, sevgili, a yâr ve bezm âlemi olu turmaktadır. Bu yönden Fuzûlî ile
benzerlik gösterse de dü ünce bakımından farklılıklar vardır. Fuzûlî ile benzer bir
di er yönü de içli bir söyleyi i olmasıdır. Her ne kadar be erî bir a k ve sevgiliden
bahsetse de Bâkî de a kın ve sevgilinin belâsı kar ısında içli bir söyleyi e bürünmü tür.
Bazı beyitlerinde ise belânın Hakk’tan gelen bir kaza oldu unu, sabır ve dua ile def
edilece ini söyledi i anla ılıyor. Bâkî’nin belâya kar ı takındı ı vasf-ı hâli çok sitemkâr
bir tavırda olmadı ını gösterir.
Her iki
görülüyor.
airde de a k, â ık, ma uk ile ilgili dert ve belâların yo unlu u
C.2) Fuzûlî Divânı’nda Belâ le li kilendirilen Kavramlar ve Mazmunlar:
Fuzûlî’nin belâya dair beyitlerinde belâ kavramının, edebî mazmun ve
kavramlarla birlikte geçmektedir. Belâ ile geçen kavram ve mazmunları genel olarak u
ekilde belirtebiliriz:
Girdab, ma’ er, cürâ-i câm, muska, esir, kalkan, sabır, ükür, kûh, kûy, sahra,
Mecnûn, Ferhât bahr, umman, derya, tufan, tîg, tîr, nâvek (ok), arap – mey - bâde, göz
, masiva , felek, a k, â ık, a yâr, halk, hicran, akıl, âh, cevr ü cefâ, gözya ı, zindan,
gönül, kalem, sevgili, zülf, kâkül, perçem, naz, cilve, ka (yay), kirpik, boy ( kadd), bel,
yüz (hatt), kadeh- peymane, bezm, bâde, bezm-i elest (ruhlar âlemi) …
C.3) Bâkî Divânı’nda Belâ le li kilendirilen Kavramlar ve Mazmunlar:
Bâkî’nin iirlerinde yer alan belâ ile ili kili mazmunlar ve kavramlar maddî ve
be erîdir. A k, â ık, sevgili, a yar, bezm-meyhane, dert ve belâlar dünyevî ve be erî
çerçevesinde ele alınmı tır. Tasavvufla alakalı mazmun ve kavramlara rastlanılmaz.
Tasavvufla ili kili olarak yorumlanacak olan mazmunlar da sanat kaygısından ileriye
gitti ini söylemek zordur. Genel ba lıklar halinde belâ anlam alanı içerisinde ili kili
olan mazmun ve kavramları öyle sıralayabiliriz:
A k ( hevâ-yı a k, belâ-yı a k, a k ehli vs.), ma’ er, kaza, giriftar-ı belâ, gönül,
zindan, â ık, sevgili, zülf, naz, cemâl, gül, bülbül, bel, boy, leb, hatt, bûse, perçem,
kakül, fitne, kûy-ı belâ, bag-ı belâ, e ik, kirpik, ka , tîr, hicran, a yar, cevr ü cefa, sîne,
bezm-meyhane (bezm-i belâ, künc-ibelâ, câm-ı belâ, bezm-i gam, nây, çeng, rebab),
gam, keder, dert, bezm-i elest (rûz-ı ezel), sahra, kûh (da ), seng, Mecnûn, Ferhât,
Yec’cûc, Me’cûc, Firavun, derya, umman, bahr, fakr, mihnet, tac, taht, felek (zaman)…
KAYNAKÇA
Kitaplar
AKYÜZ, Kenan, BEKEN Süheyl, YÜKSEL Sedit, CUNBUR Müjgan (1997). Fuzûlî Divanı, Ankara: Akça
Yayınları.
AYAN, Hüseyin (1981). Leylâ vü Mecnûn- Fuzûlî, stanbul, Dergâh Yayınları.
CEBEC O LU, Ethem (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlü ü, Ankara, Anka Yayınları.
ÇAVU O LU, Mehmed(1997). Bâkî ve Divânı’ndan Örnekler, Ankara, Kitabevi Yayınları.
DEVELL O LU, Ferit ( 2007). Ansiklopedik Osmanlıca- Türkçe Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi.
GÖLPINARLI, Abdülbâki( 2005). Fuzûlî Divanı, stanbul, nkilâp Yayınevi.
ISFAHANÎ, Râgıb- (Çev: Yusuf Türker)( 2012). Müfredat- Kur’an Kavramları Sözlü ü, Ankara, Pınar
Yayınları.
I IK, emsettin (2003). lk ahit: Elestü bi Rabbiküm- Kâlü Belâ, stanbul, Pınar Yayınları.
PEKTEN, Halûk ( 2011). Nef’î Hayatı Sanatı Eserleri, Ankara, Akça Yayınları.
- 99 _______________( 2011). Bâkî Hayatı Sanatı Eserleri, Ankara, Akça Yayınları.
KALKI IM, Muhsin (1994). eyh Galib Divanı, Ankara: Akça Yayınları.
KARAHAN, Abdülkadir ( 1995). Fuzûlî –Muhîti, Hayatı ve ahsiyeti, Ankara, Kültür Bakanlı ı, Yayınları.
KAVRUK, Hasan (2001). eyhülislâm Yahyâ Divânı, Ankara: MEB Yayınları.
KUT , Günay ( 1999). Osmanlı Ansiklopedisi, “ Divan Edebiyatında Bezm, Âlât-ı Bezm ve Âdâb-ı Sohbet”,
C:9, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları.
KÜÇÜK, Sabahattin ( 1994). Bâkî Divanı, Ankara, TDK Yayınları.
OKUYUCU, Cihan (2006). Divan Edebiyatı Esteti i, stanbul, L&M Yayınları.
ONAY, Ahmet Talât ( 2009). (Haz: Cemal Kurnaz), Açıklamalı Divan iiri Sözlü ü- Eski Türk Edebiyatında
Mazmunlar ve zahı, istanbul, H Yayınları.
PALA, skender ( 1998). Divan Edebiyatı, stanbul, Ötüken Yayınları.
____________( 2006). Divan iiri Sözlü ü, stanbul, Kapı Yayınlar.
SAM , emseddin( 2007). Kâmûs-ı Türkî, stanbul, Kapı Yayınları.
EBÜSTERÎ, Mahmûd, (Çev., Haz. Abdülbâki Gölpınarlı) (2011). Gül en-i Râz ( Metin ve erh), stanbul,
Türkiye Bankası Kültür Yayınları.
TARLAN, Ali Nihad( 2009). Fuzûlî Divanı erhi, Ankara, Akça Yayınları.
__________________(1997). Necati Beg Divanı, Ankara: MEB Yayınları.
TÜRK D L KURUMU. Türkçe Sözlük. Ankara.
YÖNTEM, Ali Canip ( Haz: Ahmet Sevgi, Mustafa Özcan)( 1996). Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler,
“Fuzûlî ve airli i”, stanbul, Sözler Yayınları.
Makaleler
AYDIN YA CIO LU, Songül( 2010). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages,
Lirature and History of Türkish”, Fuzûlî ve Bâkî Divanlarında A k Anlayı ı ve Sevgili Tipi, Volume 5/3, s.559587.
ÇEL K, Yusuf ( 2007). “Atatürk Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi”, Kur’an ve Hadislerde BelâKavramının
Anlam Alanı Üzerine Semantik Bir nceleme, S: 27, s.161-177.
D LÇ N, Cem ( 1991). “Türkoloji Dergisi”, Fuzûlî’nin Bir Gazelinin erhi ve Yapısal Yönden ncelenmesi, S: 1,
s.?
GÜLER, Zülfü( 2001). “Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”,Fuzûlî’nin Divanı’na
Sosyal Psikoloji Açısından Bir Bakı ( Ötekile tirilmi Fuzûlî), S:7, s.85-106.
ÖZEROL, Nazmi ( 2012). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and
History of Türkish”, Bâkî’de Gözya ı, Volume 7/3, s.2027-2039
SELÇUK, Bahir ( 2005). “EKEV Akademi Dergisi”, Fuzûlî’de Gözya ı, S:25, s.233-246.
AH N, Kür at amil ( 2011). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and
History of Türkish”, Sevgilinin Güzellik Unsurlarından Saç ve Saçın  ık Üzerindeki Etkisi, Volume 6/3,
s.1851-1867.
_________________, (2012). “Uluslararası Sosyal Ara tırmalar Dergisi/ The Journal of nternational Social
Research”, Klâsik Türk Edebiyatında Sevgilinin Ayva Tüyü/ Hat, S:23,s.386-408.
ENGÜN, Necdet ( 2008). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and
History of Türkish”, Klasik Türk iirinde Kalem Kasideleri ( Kalemiyyeler) , Volume 3/4, s.730-758.
TANYILDIZ, Ahmet( 2009). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and
History of Türkish”, Sevgilide Güzellik Unsuru Olarak Saç, Volume 4/2, s.975-992.
YERDELEN, Cevat (2000). “Atatürk Üniversitesi Türkiyât Ara tırmaları Enstitüsü Dergisi“ ,Bâkî
Divanı’nda Tasavvufî ve Dinî Ö eler, S: 15, s. 95-110.
YILMAZ, Nuran( 2007). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and
History of Türkish”, Fuzûlî’nin Türkçe Divanı’ndaki ‘ Ba ına Çizginmek’ Tabirinin Türk Kültüründeki Anlamı,
Volume 2/4, 1095-1104.
Yayınlamamı Tezler
KILIÇ, Hayriye ( 2009). Kur’an’da nsanın Hayırla ve er ile mtihanı, Yayınlanmamı Yüksek Lisans Tezi,
ANKARA: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
ÖZTÜRK, Mustafa( 2007). Fuzûlî Divânı’nda ikâyet, Yayınlanmamı Yüksek Lisans Tezi, Elazı : Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
nternet
MÜSL M, Birr, 2574. E-hadis.net. / www.hadisler.com.
Download

Bu PDF dosyasını indir