ARAŞTIRMA MAKALESİ
Majör Depresif Bozukluğu Olan Çocuk ve
Ergenlerin Sosyodemografik Değişkenleri ve
Rist Etmenleri
n Yrd. Doç. Dr. Veli YILDIRIM*, Prof. Dr. Fevziye TOROS*,
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali SUNGUR**, Uzm. Dr. Mehmet Fatih YILMAZ
* Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi AD
** Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim AD
*** Ardahan Devlet Hastanesi Psikiyatri
ÖZET
Dipnot: Tez olarak sunulmuştur. Çocuk ve Ergen Ulusal 2013 kongresinde poster olarak sunulmuştur.
Amaç: Retrospektif olan bu çalışma, yaşları 2 ilâ 19 arasında değişen majör depresif bozukluk tanısı almış
çocuk ve ergenlerin sosyodemografik özelliklerini ve klinik risk etmenlerini belirlemek için yapılmıştır.
Yöntem: Bu çalışmada, 2001-2009 yılları arasında, Mersin Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve
Hastalıkları polikliniğinde, klinik görüşme ve psikometrik incelemeler sonrası, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine
göre, majör depresif bozukluk (MDB) tanısı alan çocuk ve ergenlerin olgu değerlendirme formları ve psikometrik ölçekleri (Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇİDÖ), Çocuklar için Sürekli Kaygı Ölçeği (ÇİSKÖ)) geriye dönük incelenerek, olguların sosyodemografik ve klinik özellikleri değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışmamıza alınan 657 olgunun, 401(%61.4)’i kız idi. Olguların yaş ortalamasın 13.23±3.21
yıldı. Anne ve babası arasında akrabalık oranları kızlarda %20.7 erkeklere %13.9 göre belirgin şekilde
daha fazlaydı. Olguların %35.4’ünün eş tanısı yokken; %64.6’sının eş tanısı mevcuttu. Olguların %39.8’inin
bir tane eş tanısı, %19.3’ünün iki eş tanısı, %5.3’inin üç eş tanısı mevcuttu. Olgulardaki en sık eş tanılar;
kaygı bozuklukları (%26.3), yıkıcı davranış bozuklukları (%22.7), dışa atım bozuklukları (%4.1) olarak
bulundu. Hastaların %92.1’inin ilk muayeneden sonra kontrole hiç gelmediği tespit edildi. ÇİSKÖ puanı
üzerinde; özellikle üç etmenin belirgin etkisi vardı ki bunlar; çocuğun yaşı, anksiyete bozukluğu eş tanı
olması, kız olması, çoklu logistik regresyon analizi ile belirlendi. ÇİDÖ puanı üzerinde puanı çocuğun yaşı
ve babanın yaşı doğru orantılı fiziksel bir hastalık ile ters orantılı olarak saptandı. Diğer değişken ve risk
etmenleri daha az etkiliydi.
Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda kızlarda anne baba arasındaki akrabalığın fazla olması; genetik risk
faktörlerinin cinsiyetle bağlantılı olduğunu desteklemektedir. Risk etmeni olan çocuklarda Çocuklar için
Depresyon Ölçeği (ÇİDÖ) puan düzeyi, risk etmeni olmayanlara göre anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. Bu etmenler, MDB’li çocukların tedavisi, relapsı, rekürrensleri ve koruyucu ruhsal sağlığı için faydalıdır. Birçok hastanın kontrole gelmemesi nedeniyle bu risk etmenlerini hastalar için göz önünde
bulundurmak takibi kolaylaştırabilir.
Anahtar Kelimeler: eştanı, majör depresif bozukluk, risk etmenleri, sosyodemografik değişkenler
ABSTRACT
Sociodemographic Variables and Risk Factors of Children and Adolescents With
Depressive Disorder
Objective: This retrospective study was conducted to determine sociodemographic variables and clinical risk
factors in child and adolescent patients (between age of 2 and 19) who were diagnosed with major depressive
disorder.
Methods: We have retrospectively assessed the sociodemographic and clinical features by investigating the
files and psychometric inventory (Children's Depression Inventory (CDI), State-Trait Anxiety Inventory
(STAI) of children and adolescents who were diagnosed primarily as major depressive disorder (MDD) according to DSM-IV-TR, at the outpatient clinic of child and adolescent psychiatry department of Mersin University, School of Medicine, between years 2001-2009.
Findings: Of the 657 cases included in the study, 401 (61.4%) were girls. The mean age was 13.23±3.21
years. The rate of consanguineous marriage between parents was 20.7% among girls and this was significantly high according to boys at the rate of 13.9%. 35.4% of the subjects had no comorbidity while 64.6%
had. 39.8% of the subjects had one comorbidity, %19.3 had two and 5.3% had three comorbidities. Anxiety
disorder 26.3%, disruptive behavior disorder 22.7% and elimination disorders 4.1% have been found to be
the most common comorbidities among our cases. After the first visit, 92.1% of the patients have never
come for another follow-up examination It was determined by the multiple logistic regression analysis that
the three main factors impacting STAI scores are the age of child, anxiety disorder comorbidity and the
child's being girl. CDI score has a direct proportion with child’s and father’s age and has an inverse proportion
with a physical illness. Other factors have less influence on it.
Discussion and Conclusion: In our study, the higher rate of consanguineous marriage between girl's parents
supports that genetic risk factors are related to sex. CDI score with risk factors has been found significantly
higher than the ones without risk factors. It benefits for treating MDD in children, preventing relapses, recurrences and protective mental health. Most of the patients did not attend follow-up examinations, therefore
those risk factors must be considered for a better patient monitoring.
Keywords: comorbidity, major depressive disorder, risk factors, sociodemographic variables
GİRİŞ
Depresif bozukluklar konusunda özellikle
çocuklar ve ergenlerde, ülkemizde son yıllarda
sayısı artan çalışmalarda, tanı konmadığı ve
tedavi edilmediğinde klinik bulguların kronikleşebildiği ve ciddi işlev kaybına yol açabileceği
vurgulanmıştır (Ağaoğlu 2008). Depresif bozukluktaki bulgular; ilgisizlik, istek kaybı,
Sempozyum
29
zevk alamama, çökkünlük, derin üzüntülü,
bazen de hem üzüntülü, hem bunaltılı, irritabl
bir duygudurumla birlikte; düşünce, konuşma,
devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama,
durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik,
küçüklük, güçsüzlük, karamsarlık duygu ve
düşüncelerinin iki haftadan daha uzun devam
etmesi ile birlikte okul derslerinin; anne, baba,
kardeş ve arkadaşlarıyla ilişkisinin; uyku ve
iştahının bozulması ile tanımlanabilir (Ağaoğlu
2008, Öztürk 2008).
Bizim çalışmamızın amacı, bir üniversite
hastanesinin Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve
Hastalıkları polikliniğine başvuran çocuk ve
ergenlerden, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre,
MDB tanısı alan olguların, sosyodemografik
bulgularını, eş tanılarını ve risk etmenlerini
belirlemek, çocuklar için sürekli kaygı ölçeği
ve çocuklar için depresyon ölçeğinin ilk başvurudaki düzeylerini ölçmek, tedaviye ne kadar
devam ettikleri saptamaktır.
YÖNTEM
Çalışma Grubunun Seçimi
Çalışma öncesinde, Üniversitemiz 1 No’lu
Klinik Araştırmalar Etik Kurul komitesinden,
etik kurul onayı alınmıştır. Bu çalışmaya
Üniversitemiz Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma
ve Uygulama Merkezi Çocuk ve ergen Ruh
sağlığı ve hastalıkları Polikliniği’ne 20012009 yılları arasında başvuran, klinik görüşme ve psikometrik testlerin incelenmesi
neticesinde, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre,
MDB tanısı almış çocuk ve ergenler alınmıştır.
Tüm olgular herhangi bir dışlama kriteri olmaksızın, retrospektif olarak değerlendirilmiş
ve tanımlayıcı bir çalışma olarak planlanmıştır.
Başvuran olguların tamamında biyopsikososyal verileri içeren bilgi alma formu görüşmeyi yapan araştırma görevlileri tarafından doldurulmaktadır. Çocuğun kendisi
veya ebeveyni tarafından anlatılan getirme
nedenleriyle ilişkili yaşam olayları, travmalar
veya gelme nedeniyle ilişkisiz gibi görünen
ancak öykü ruhsal sağlığını etkilemiş diğer
olaylar görüşmeyi yapan kişi tarafından
kaydedilmiştir. Bunlar risk etmeni olarak
belirlenmiştir. Bilişsel yetisi yeterli olan okuma yazmayı bilen çocuk ve ergenlere çalışmamızda Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Ölçeği
(ÇİSKÖ) ve Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği
(ÇİDÖ) uygulanmıştır. Olguların aldıkları tanılar ve diğer verileri geriye dönük olarak
dosyaları incelenerek elde edilmiştir. İstatistik
Sempozyum
30
hesaplamalarda polikliniğe ilk başvurduklarında doldurulan ölçekler kullanılmıştır.
Sosyodemografik Veri Toplama Formu
Görüşmeyi yapan doktor tarafından, sosyodemografik verilerin, klinik özelliklerin sistemli
olarak kaydedilmesi amacıyla, üniversitemizin
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
polikliniğine ilk başvuru sırasında doldurulmuştur.
Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği
Çocukluk dönemindeki MDB’yi araştırmada
en sık kullanılan ölçeklerden biri olan çocuklar
için depresyon ölçeğini Kovacs geliştirmiştir
(Kovacs 1981). Türkçe formunun geçerlik ve
güvenirlik çalışması, Öy tarafından yapılmıştır
(Öy B, 1991). Yirmi yedi maddeden oluşan ölçek, 6-17 yaşlar arası çocuk ve ergenlere uygulanabilmektedir. Her bir madde 0-1-2 şeklinde
puanlanmaktadır. Çocuktan, içinde bulunulan
gün dâhil son iki haftayı esas alarak, kendisine
en uygun olan seçeneği seçmesi istenmektedir.
ÇİDÖ puanı en çok 54 olabilirken, kesim puanı
olarak “19” önerilmektedir (Chartier ve Lassen,
1994; Doerfler.1988).
Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği
Bu ölçek Spielberger ve arkadaşları tarafından geliştirilmiştir (Spielberger ve ark.
1970). Bu araç, durumluk kaygı ölçeği ve sürekli kaygı ölçeği olmak üzere, 20’şer maddelik
iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda
ölçeğin yalnızca sürekli kaygıyı değerlendiren
bölümü kullanılmıştır. ÇİSKÖ, kaygı yatkınlığında kalıcı bireysel farklılıkları ölçmeyi amaçlamaktadır. Çocuktan “genellikle” kendini nasıl
hissettiğini değerlendirilmesi istenir. Her bir
madde 1-2-3 şeklinde puanlanmaktadır. Ölçeğin
Türkiye için geçerlilik ve güvenirlilik çalışmaları
Özusta tarafından yapılmıştır (Özusta Ş.1995).
İstatistiksel Analiz
Bu çalışmada, demografik değişkenlerin
ÇİDÖ ve ÇİSKÖ puan üzerine etkisi araştırılması
planlanarak demografik değişkenlere ait alt
gruplar arasında 1 standart sapmalık farkın,
yapılan power analizinde bu çalışmanın %80
güç ve %5 I. tip hata düzeyinde yapılabilmesi
için en az 500 hastaya gerek duyulduğu hesaplanmış ve bu doğrultuda çalışmaya 657
hasta dâhil edilmiştir.
Kategorik verilerin analizi için ki-kare veya
likelihood ratio testleri kullanılmıştır. Sürekli
değişkenlerin normal dağılıma uygunluğunu
test etmek için Shapiro-Wilk testinden yararlanılmıştır. Grup karşılaştırmalarında Independent Samples t test ve One Way ANOVA
testleri kullanılmıştır. Değişkenlerin ÇİDÖ ve
ÇİSKÖ puanları üzerine birlikte etkilerini araştırmak için çoklu logistic regresyon analizi yapılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki doğrusal ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. İstatistik
analizler SPSS v.11.5 paket programı ile yapılmıştır. İstatistik analizlerde p<0.05 ise sonuçlar anlamlı olarak kabul edilmiştir.
656 çocuktan %7.9’unun takibi devam etmekteydi. Takibe gelmeyen olguların
32(%4.9)’sinin takibinin 18 yaşını geçmeleri
nedeni ile erişkin psikiyatri tarafından yürütüldüğü düşünüldü. Bizim polikliniğimizde takipte olan kız ve erkekler olguların oranları
benzerdi (p=0.072). Takip oranı eş tanısı
olan 423(%9.2), eş tanısı olmayan 232 olgudan
10 (%4.3)’unda mevcuttu. Eş tanısı olanlarda
yaklaşık iki kat kadar takip oranlarının
yüksek olduğu bulundu.
Ruhsal bozukluk açısından eş tanı olup olmadığına bakıldığında 655 olgunun 423
(%64.6)’ünün eş tanısı mevcuttu. Olguların
261 (%39.8)’inin bir tane eş tanısı, 127
(%19.3)’sinin iki eş tanısı, 35 (%5.3)’inin üç
eş tanısı mevcuttu.
Tüm eştanılar düşünüldüğünde, tik bozukluğu
655 kişiden 14’ünde (%2.1) öğrenme bozukluğu
7’sinde (%1.7) kaygı bozukluğu, 172’sinde
(%26.3) dışa atım bozuklukları 27’sinde (%4.1)
yaygın gelişimsel bozukluklar, 7’sinde
(%0.8)’sinde diğer ruhsal bozukluklar, 194’ünde
(%29.6) II. eksen bozuklukları 70’inde (%10.7),
yıkıcı davranış ise bozuklukları 149’ünde
(%22.7) görülmekteydi. Kaygı bozuklukları
içinde yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif
kompulsif bozukluk, sosyal fobi, özgül fobi,
posttravmatik stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, ayrılık kaygısı bozukluğu vardı. Dışa
atım bozuklukları, enürezis nokturna ve enkoprezisten oluşmaktaydı. Yaygın gelişimsel
bozukluklar içinde atipik otizm, tipik otizm ve
Asperger sendromu vardı. Konuşma bozuklukları kekemelik ve fonolojik bozukluktan
oluşmaktaydı. Diğer ruhsal sorunlar içinde
cinsel kimlik bozukluğu, uyku bozuklukları,
BULGULAR
Çalışmamızda, MDB tanısı alan 657 olgunun,
geriye dönük dosyadaki değerlendirme ve takip
formları incelenip; sosyodemografik özellikler,
klinik bulgular ve psikometrik ölçek puanları
kaydedildi.
Çalışmaya aldığımız dört çocuğun yaşlarının
değerleri, kayıp veri olduğu için geriye kalan
yaşlarını bildiğimiz 653 çocuk vardı. Tüm çocukların ortalama yaşı 13.23±3.21 yıl idi. En
küçük yaş 2, en büyük yaş 19 idi. Bütün çocukların 401(%61.4)’i kız, 252 (%38.6)‘si erkekti. Kızların ortalama yaşı 13.5 (±2.8), erkeklerin ortalama yaşı 12.6(±3.6) idi. Yaş bakımından kızlarla erkekler arasında anlamlı
fark vardı (p=0.001).
Birçok çalışmada ergenliği erken ve geç
diye ayırmadığı göz önünde bulundurularak,
çalışmamızdaki 12 ile 19 yaş arası ergenlik
döneminde 314 kız (K), 176 erkek (E) ergen
bulunmaktaydı. K/E oranı 1.78’di. İlkokul çocuğu yaş grubunda 79 kız, 58 erkek bulunmaktaydı ve K/E oranı1.36 idi. Okul öncesi
dönemde 8 kız, 18 erkek vardı ve K/E oranı
0.44’dü (Tablo 1).
Aile durumlarına Tablo 1 Olguların sosyodemografik ve klinik özellikleri (Bulgular ikinci paragraftan sonra)
bakıldığında 649 kişiKız
Erkek
Toplam
den 498’inin (%76.7)
N
401
253
654
anne babası birlikte,
Yaş
13.5±2.8
12.6±3.6
13.23±3.21
84’ü (%12.9) boşanAnnesi Çalışanlar
%34
%27.9
%31.8
mış, 67’sinin (%10.3)
Annesinde fiziksel olarak kronik hastalık
%17.6
%15.1
%16.6
ailesi parçalanmıştı
Annenin ruhsal bir bozukluk tedavisi almış ve/veya alıyor olması
%23
%26.6
%24.8
(ölüm veya başka neAnnenin MDB tedavisi almış ve/veya alıyor olması
%51.1
%38.8
%46
denle ebeveynler ayrı
Babası çalışanlar
%96.2
%94.8
%95.7
yaşıyorlardı). Anne ve
babası arasında akraBabasında fiziksel olarak kronik hastalık
%17.4
%16.7
%17
balık oranları kızlarda
Babanın ruhsal bir bozukluk tedavisi almış ve/veya alıyor olması
%7.1
%15.5
%16.5
82/397 (%20.7), erBabanın MDB tedavisi almış ve/veya alıyor olması
%1.7
%16.2
%1.9
keklere
35/252
Tek ebeveyn birlikte yaşayanlar
%23.1
%23.5
%23.3
(%13.9) göre daha
Soygeçmişte bilinen ruhsal bozukluk öyküsü
%39.5
%41.3
%40.2
fazlaydı (p=0.029).
Anne –Baba arasında akrabalık
%20.7
%13.9
%18
Çalışmaya giren
Sempozyum
31
ergenlik kimlik kargaşası, cinsel istismar, psikoz, dissosiyatif bozukluk, yeme bozuklukları,
somatoform bozukluklar, çocukluk çağı mastürbasyon bozukluğu, trikotillomani, patolojik
yas, uyum bozukluğu, bipolar bozukluk, madde
kullanım bozukluğu, problemli internet kullanımı vardı. II. eksen bozuklukları içinde mental
retardasyon, borderline kişilik özellikleri, histriyonik kişilik özellikleri, bağımlı kişilik özellikleri, obsesif kompulsif kişilik özellikleri, çekingen kişilik özellikleri vardı.
Eş tanıların neler olduğuna bakıldığında,
oranlar kız ve erkekler arasında farklılık göstermekteydi (p=0.001). Bu farklılık özellikle
yıkıcı davranış bozukluklarının erkeklerde olması, anksiyete bozukluklarının kızlarda görülmesiydi.
Tüm olgulara bakıldığında 443 (%67.4)’ünde
en az bir risk etmeninin olduğu çocuk ve/veya
ebeveynden öğrenildi. Risk etmenlerinin neler
olduğuna bakıldığında 160 (%36.7)’ında aile
içi sorunlar, 84 (%19.3)’ünde okul sorunları,
76 (%17.4)’sında tanıdıkları bir kişinin ölümü,
42 (%9.6)’sinde erkek veya kız arkadaş sorunları, 37 (%8.5)’sinde obezite, kısa boylu
olması gibi fiziksel sorunlar, 23 (%5.3)’ünde
cinsel istismar öyküsü mevcuttu. Risk etmenler
kızlar ve erkekler arasında farklılık göstermekteydi (p=0.001)
Okuma yazmasını bilmeyen çocuklar ve
doldurmayı reddeden ergenler olduğu için
201 çocuğun ölçek değerlendirmeleri yoktu.
ÇIDÖ ve ÇİSKÖ’nün puanlarına bakıldığında
kızlarla erkekler arasında anlamlı fark vardı
(p=0.001). ÇİDÖ dolduran olguların 257’sinde
(%56.4) kesme puanı olan 19’du ve/veya
daha üzerindeydi.
Kızlardan ÇİDÖ’yü dolduran 293 kişinin ortalama puanı 21.73±9.94’tü. Erkeklerden
ÇİDÖ’yü dolduran 163 kişinin ortalama puanı
18.01±7.64’tü. ÇİDÖ’yü dolduran 456 kişinin
ortalama puanı 20.4±9.35 olarak bulundu.
Kızlardan ÇİSKÖ’yü dolduran 292 kişinin ortalama puanı 43.62±8.05’tü. Erkeklerden ÇİSKÖ’yü dolduran 162 kişinin ortalama puanı
40.40±7.41’tü. ÇİSKÖ’yü dolduran 454 kişinin
ortalama puanı 42.39±8.21 olarak bulundu.
Risk etmeni mevcut olan 291 kişinin ÇİDÖ
puan ortalamaları 21.04±9.82, risk etmeni
olmayan 165 olgunun ÇİDÖ puan ortalamaları
19.27±8.35 olarak bulundu. Bu iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu
(p=0.048). Benzer şekilde risk etmeni mevcut
292 olgunun ÇİSKÖ puan ortalmaları
42.74±8.04, risk etmeni olmayan 162 olgunun
Sempozyum
32
ÇİSKÖ puan ortalmaları 42.00±7.85 olarak
bulundu. Bu iki grup arasında istatistiksel
olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.346).
Sosyodemografik veri ve risk etmenlerinin
ÇİDÖ ve ÇİSKÖ üzerine etkileri çoklu logistik
regresyon analizi yöntemi ile incelenerek tablo
2 ve 3’te gösterilmiştir.
TARTIŞMA
MDB’nin nokta prevelansının çocuklarda
%0.4 ilâ %2 arasında değiştiği, ergenlerde ise
%0.7 ile %9.8 aralığında olduğu Rao ve arkadaşları tarafından bildirilmiştir (Rao ve Chen
2009). Harpez-Rotem ve arkadaşları ayaktan
başvuran çocuk ve ergenlerde son yıllarda
yaygın gelişimsel bozukluklar, bipolar bozukluk,
anksiyete bozuklukları, DEHB ve depresif bozuklukların arttığını bildirmişlerdir (HarpazRotem ve Rosenheck 2004). MDB’nin çocuk
ve ergen psikiyatrisinde 1990’larda en sık
dördüncü hastalık iken 2020’lerde en sık
ikinci hastalık olması beklenmektedir (Andrews
ve ark. 2002).
Çalışmaya aldığımız olguların yaş bakımından kızlarla erkekler arasında anlamlı fark
vardı (p=0.001). Klinik olarak kızlarda ergenlikte MDB’nin 2-5 kat fazla görülmesi, ergenlik öncesinde MDB kızlarda ve erkeklerde
eşit görülmesi nedeniyle literatüre grubumuzun
benzediği görülmektedir (Breton ve ark. 1999;
Essau ve ark. 2010, Fleming ve Offord 1990,
Lewinsohn ve ark. 1994) Sonuçlarımıza göre
MDB, diğer yaş gruplarına göre ergenlerde
daha sık gözlenmiştir. Yaş büyüdükçe MDB
görülme oranının da arttığı görülmektedir.
Toros ve arkadaşları da depresif bozukluğun
ergenlerde yaygınlığının %12.55 bulduklarını
ve kızlarda erkeklerden daha sık görüldüğünü
bildirmişlerdir. MDB olan K/E 275/245 oranını
ergenlerde 1.12 oranında saptamıştır (Toros
ve ark. 2004). Çalışmamızda da çocuklara
göre ergenlikte ve erkeklere göre kızlarda sayıların daha fazla olduğu görülmektedir. Önceki
birçok çalışmada K/E oranının ergenlerde 2/1
olduğu gösterilmiştir (Breton ve ark. 1999,
Compas ve ark. 1997, Goldstein ve ark. 2009,
Hasin ve ark. 1999, Goodwin ve ark. 2005,
MacMillan ve ark. 1999). Breton ve arkadaşları
MDB yaygınlığının ergenlerde çocuklara göre
4-5 kez daha sık görüldüğünü bildirmişlerdir.
Özellikle de kızlarda bu risk daha fazladır
(Breton ve ark. 1999, Goldstein ve ark. 2009).
Aile durumlarına bakıldığında 649 kişiden
498’inin (%76.7) anne babası birlikte, 84’i
(%12.9) boşanmış, 67’sinin (%10.3) ailesi par-
çalanmıştı. Aile duru- Tablo 2 Sosyodemografik veri ve risk etmenlerinin ÇİDÖ üzerine etkileri (Bulguların son paragrafından sonra)
mu oranları kız ve erOdds Oranı %95 Güven Aralığında
P
kekler arasında benOranı
En düşük
En yüksek
zerdi (p=0.071). Aile
Erkek veya kız arkadaş sorunları olan
1.518
0.718
3.211
0.275
durumuna göre ÇİDÖ
1.164
1.066
1.271
0.001
Çocuğun Yaşı
puanları (p=0.766) ve
Baba Yaşı
1.058
1.010
1.108
0.016
ÇİSKÖ
puanları
Anne Yaşı 0.967
0.921
1.015
0.173
(p=0.088) arasında
Annede ruhsal bozukluk öyküsü
0.706
0.451
1.106
0.129
istatistiksel bir ilişki
yoktu. Toros ve arkaKendisinde fiziksel bir sorun veya hastalık olması
0.391
0.170
0.900
0.027
daşlarının çalışmasında MDB’si olan çocuk- Tablo 3 Sosyodemografik veri ve risk etmenlerinin ÇİSKÖ üzerine etkileri (Bulguların son paragrafından sonra, tablo 2 ardından)
ların
520’sinden
Odds Oranı %95 Güven Aralığında
P
24’ünün
(%4.6)
Oranı
En düşük
En yüksek
MDB’si
olmayan
Anksiyete Bozuluğu Eş tanı olması
2.595
1.559
4.319
0.001
3623’ünden 131’inin
Kız
2.024
1.324
3.096
0.001
(%3.6) anne babasının
Cinsel istismar öyküsü
1.794
0.576
5.585
0.313
boşanmış olduğu, bunlar arasında istatistikÇocuğun Yaşı
1.246
1.134
1.370
0.001
sel önemli bir farkın
Baba yaşı
1.018
.970
1.068
0.468
olmadığını bildirmiştir
Anne Yaşı
1.001
0.950
1.054
0.983
(Toros ve ark. 2004).
Tedavi Süresinin Uzunluğu
0.984
0.965
1.004
0.122
Çalışmamızda Toros
Bazı ikiz çalışmalarında cinsiyet ile ilişkili
ve arkadaşlarının çalışmasına göre çok yüksek
bazı genlerin MDB yatkınlığı yapabileceğini
oranlarda boşanma görülmektedir. Anne baba
iddia etmesine karşın, diğer bazı çalışmalarda
ayrılığı hastalarımızın dörtte birinde görülda böyle bir farklılık olmadığı bildirilmektedir
mektedir. Gilman ve arkadaşlarının yaptığı
(Agrawal ve ark. 2004, Bierut ve ark. 1999).
bir izlem çalışmasında 7 yaşından önce anne
Literatür ile birlikte çalışmamızı da göz önünde
babası ayrılmış bireylerin anne babası ayrılbulundurduğumuzda, sadece kızlarda olan bir
mamış bireylere göre daha fazla oranlarda
genetik risk faktörünün belirlenebileceğini tahyaşam boyu MDB geçirme riskine sahip oldumin
etmekteyiz.
ğunu saptamışlardır (Gilman ve ark. 2003).
MDB’li çocukların çocuk ve ergen psikiyatri
Oakley-Browne ve arkadaşları anne ve babanın
polikliniği tarafından takip edilmeleri; aile eğiuzun süreler ayrı kalmalarının özellikle ileride
timi, koruyucu ruh sağlığı, tedavileri, MDB’nin
erişkin kadınlar için MDB açısından bir risk
prognozu
açısından büyük önem taşımaktadır.
oluşturduğunu bildirmişlerdir (Oakley-Browne
MDB’si olan 656 olgunun, genel olarak üçte
ve ark. 1995). Çalışmamızda anne baba ayrıbirinin tedaviye tam uyduğu, düzenli olarak
lığının hangi yaşta olduğu, uzun süre ayrı
kontrollere geldiği, üçte birinin kısmen uyduğu
kalıp tekrar birleşme olup olmadığı, ayrılıkla
ve
üçte birinin hiçbir tedaviye uymadığı,
ilgili çocuklarına uygun yaklaşımın olup olmakontrol randevularına çeşitli nedenlerle geldığı, ayrılmadan önceki koşullardaki çocuğun
mediği saptanmıştır. Ruhsal bozukluklarda tedurumu gibi faktörler incelenmesi ek risk fakdaviye uyumsuzluk diğer tıbbi durumlardan
törlerini belirlemek açısında yararlı olacaktır.
daha yüksektir (Kaplan HI ve Sadock BJ
Anne baba arasındaki akrabalık oranları
1994). Tedavi sürecinde tedaviye uyumsuzluğun
kızlarda erkeklere göre daha fazlaydı
yüksek oranda izlendiği iki dönem vardır.
(p=0.029). Kadınlarda, erkeklere göre MDB
Bunlardan birincisi, tedavinin başlangıcında
oranı iki kat fazla görülmesine rağmen, klinik
olgunun psikofarmakolojik tedavideki yan etörneklemli ikiz çalışmalarında kadın erkek
kilerle karşılaştığı dönem, ikincisi ise bozukluoranları yaklaşık olarak birbirinin aynı olarak
ğun kontrol altına alınarak kısmi bir düzelmerapor edilmiştir (McGuffin ve ark. 1996). Annin izlendiği dönemin hemen sonrasıdır (Rush
cak son toplum tabanlı ikiz çalışmalarında
AJ 2000). Olguların MDB ve tedavisi hakkında
MDB kalıtımının kadınlarda erkeklere göre
danışma ihtiyacının tartışıldığı bir makalede,
daha sık görüldüğü bildirilmektedir ve bazı
MDB için tedavi gören olguların %50’den fazgenetik risk faktörlerinin cinsiyetle bağlantılı
lasının üç hafta içinde tedaviyi bıraktıkları
olduğu düşünülmüştür (Kendler ve ark. 2006).
Sempozyum
33
bildirilmiştir. Bu yüksek oran, etkinin başlamasındaki gecikmeye, klinik yanıtın başlamasından sonra da ilaç tedavisinin uzun süre devam edilmesinin gerekliliğine ve yan etkiler
konusunda hastanın bilgilendirilmesindeki yetersizliğe bağlanmıştır (Davidson ve MeltzerBrody 1999). Çalışmamızda da hastaların büyük bölümü kontrollere gelmemiştir. Bu anlamda biz uzmanlara da önemli sorumluluklar
düşmektedir. Aileden başlayarak tüm toplumu
çocuk ve ergenlik dönemindeki ruhsal bozukluklar, tedavi süreçleri ve gereği ile ilgili bilgilendirmeler yapmamız gerekmektedir.
Eş tanı olup olmadığına bakıldığında 655
olgudan 423(%64.6)’ünün eş tanısı mevcuttu.
Eş tanısı olan bu kişilerden 261(%39.8)’inin
bir tane eş tanısı saptandı. Hem klinik hem de
epidemiyolojik çalışmalar göstermektedir ki,
MDB’si olan çocuk ve ergenlerde %40-70 oranlarında bir ya da daha fazla eş tanı görülebilmektedir (Angold ve ark. 1999; Essau, 2008;
Kovacs ve ark. 2003). Çalışmamızda 127 kişinin iki eş tanısı bulundu. 35 kişinin de üç
adet eş tanısı mevcuttu. Fu-I ve ark. yaptıkları
çalışmada MDB’si olan olgularının %89.6’sında
en az bir eş tanı, %63.8 iki veya daha fazla eş
tanı saptamışlardır (Fu-i ve Wang, 2008). Eş
tanıların neler olduğuna bakıldığında, oranlar
kız ve erkekler arasında farklılık göstermekteydi (p=0.001). Bu farklılık özellikle yıkıcı
davranış bozukluklarının erkeklerde daha yaygın olması, kaygı bozukluklarının kızlarda
daha yaygın görülmesiyle ayrılmaktaydı. Karşıt
olma-karşı gelme bozukluğunun 16 yaş öncesi
kızlarda %9.1, erkeklerde %13.1 iken davranım
bozukluğu kızlarda %3.8 iken erkeklerde ise
%14.1’e varan oranlarda bildirilmiştir (Rey
MJ ve Walter G, 2007). Çalışmamızda da
benzer şekilde yıkıcı davranış bozuklukları
kızlarda daha az görülmekteydi. Yeme bozukluğu 6 kişide tespit edilmekle birlikte bunların
hepsi kız olgulardı.
Çalışmamızda tüm eş tanılar düşünüldüğünde, kaygı bozukluğu 172’sinde (%26.3)
bulunmaktaydı. Kaygı bozuklukları en sık
eşlik eden tanı olmaktaydı. Çalışmalarda MDB
ile birlikte en sık görülen bozukluklar, kaygı
bozuklukları (çocuklarda ayrılık kaygısı bozukluğu, ergenlerde sosyal fobi ve yaygın anksiyete bozukluğu öncelikli olmak üzere), distimik
bozukluk, DEHB, karşıt olma-karşı gelme, davranım bozukluğu, alkol ve madde kötüye kullanımı olarak bildirilmiştir (Birmaher ve ark.
1998; Emslie ve Mayes, 1999). Kaygı bozukluğunun sık eşik etmesi nedeniyle sürekli
Sempozyum
34
kaygı ölçeğinin izlemde kullanılması, iyileşmenin
takibi açısından yarar sağlayacaktır.
Risk etmenleri, dosyalar incelendiğinde, olguların 443’ünde (%67.4) saptandı. Çalışmamız
geriye dönük dosya taraması çalışması olup,
ailenin veya çocuğun genellikle ilk görüşme
esnasında belirttiklerinde risk etmenleri kaydedilmişti. Burada ifade edilen birçok etmenin
MDB’ye bağlı mı geliştiği, yoksa MDB için bir
risk etmeni mi olduğu belirlenmesi çok güçtür.
Ayrıca bazı risk etmenlerinin ilk görüşmelerde
bildirilmeme olasılığı da unutulmamalıdır. Buna
karşın bildirilen risk etmenleri onların gelme
nedenleri ile ilişkilendirdikleri yaşam olaylarından oluşmaktadır. Bunlar çoğu kez depreyona
yatkınlık oluşturmaktadır. Birçok çalışmadaki
risk etmenleri, bulduğumuz risk etmenlerine
benzemektedir. Reinherz ve ark. ile Spencer
ve ark., düşük sosyoekonomik düzey, anne ve
babanın boşanmış olması veya ayrı yaşaması,
akranlar ile sorunlar yaşanması ve saldırgan
davranışların belirgin olması durumlarında çocuk ve ergenlerde MDB riskinin arttığını bildirmişlerdir (Reinherz ve ark. 2000; Spencer
ve ark. 1999) Stres dolu yaşam olayları
(fiziksel cezalandırmalar, anne-baba-çocuk arasında güvensiz bağlanma, fiziksel ve cinsel ihmal ve kötüye kullanım, romantik ilişkinin
bitmesi gibi) çocukluk çağının her döneminde,
zayıf okul başarısı MDB gibi ruhsal bozukluklara
neden olabilir (Krug ve ark. 1998, Mesman
ve Koot 2001). Çocuk ve ergenlerdeki güvensizlik hissi ve düşük benlik saygısı, akranları
ve/veya kardeşleri arasında popüler olamama,
arkadaş ve/veya öğretmen ilişkilerinde sorunlar
yaşanması ve önceden bir MDB atağının geçirilmiş olması da çocuk ve ergenlerde MDB görülme riskini yükseltmektedir (King ve Bernstein 2001, Son ve Kirchner 2000). Hem klinik,
hem de toplum örnekleminde olumsuz yaşam
olayları ve depresif belirtiler arasında anlamlı
bir ilişki olduğu saptanmıştır (Williamson ve
ark. 1995). Bu olumsuz yaşam olayları; kaybolma, anne babanın ayrılması, intihar girişimi
gibi MDB başlangıcıyla özdeşleştirilen travmatik
yaşantılar olarak belirtilmektedir (Williamson
ve ark. 1995). Okuldaki zorluklar, akademik
başarısızlık, çocuk veya ergenin benlik saygısını
azaltabilir, düşük benlik saygısı da psikososyal
risk etkenlerinden biridir (Hoffmann ve ark.
2003).
Toros ve arkadaşları (2004), annenin yaşının artması MDB şiddetini azaltırken, babanın
yaşının artması MDB şiddetini artırdığını bildirmişlerdir.
Bizim çalışmamızda da yaklaşık benzer olarak baba yaşı ÇİDÖ puanını artırırken, anne
yaşının anlamlı bir düzeyde etkilemediği tespit
edildi. Çocuğun yaşının artmasıyla ÇİDÖ puanının artması; bilişsel kapasite, soyut kavramların gelişimi, duygu ifade edilme becerilerinin artması ile paralel olmasından kaynaklanabilir. Çocuğun yaşının artması ile paralel
olarak anne ve baba yaşı da artmaktadır.
Ancak bu artışlar aynı şekilde MDB şiddetini
etkilemediği, tecrübeli annelerin, ebeveynlik
becerileri düşük olan annelere fark açtığı
Toros ve arkadaşları tarafından bildirilmiştir
(Toros ve ark. 2004).
Bu risk etmenlerini çoklu lojistik regresyon
analizi ile incelendiğinde, ÇİDÖ üzerinde çocuğun
yaşı, baba yaşının artıkça puanların arttığı
saptandı. Diğer risk etmenlerine göre bunların
daha etkin bulunmuş olması olgular açısından
üzücü, bizim açımızdan şaşırtıcı olmuştur. Çocuğun yaşı arttığında babanın yaşınında artması
beklenmektedir.
Ancak, anne yaşının artmasına rağmen yukarıda bahsedildiği üzere koruyucu olmuştur.
Toros ve arkadaşları da, baba yaşının lojistik
regresyon ile risk etmeni olarak belirlemişlerdir
(Toros ve ark. 2004).
Baba yaşının artması kuşak çatışmasını artırmakta, duygusal empati gücünü düşürmekte,
özellikte ergenlerle uzlaşma, iletişim, birlikte
sorun çözme yetisine ket vurmaktadır. Yine
ilginç olarak çocukların fiziksel bir sorun ya
da hastalıklarının, ÇİDÖ üzerinde düşürücü
etkisi, çelişkili bir veri gibi görünse de vücutlarına aktardıkları olumsuz duygular, bilinç
dışı süreçlerde ve ifade edilemeyen şeyler
olması nedeniyle düşük çıkmış olabilir. Burada
kendi boyunun kısa olduğunu düşünme, obes
olduğunu düşünme gibi beden dismorfik bozuklukla ilgili veriler yanında, başağrıları, dibetes mellitus gibi çok karmaşık hastalıklar
dahil edilmesi de bu heterojen risk etmenlerini,
değerlendirmeyi zorlaştırmış olabilir. Bu da
çalışmamızın bir kısıtlılığıdır.
Kaya ve arkadaşları, fiziksel hastalık olması
depresyon puanlarını arttırdığını saptamışlardır
(2007). Fiziksel hastalığı olanlarda, başta depresyon olmak üzere ruhsal bozuklukların yüksek oranda görüldüğü ve ruhsal bozuklukların
da bedensel hastalıkların seyrini olumsuz
yönde etkileyebileceği bilinmektedir (Cohen ve
ark. 1998).
Çocuğun yaşı, kız, anksiyete bozuluğu eştanı
olması ÇİSKÖ üzerinde anlamlı bir şekilde puanların artmasını ÇİDÖ’de daha iyi bir şekilde
görüntülemeyi takip için iyi bir ölçek olabileceğini düşündürtmektedir. Ancak takip çalışmaları ile depreyon ve anksiyete bozukluğu
olan kızların izlenmesi bu açıdan daha iyi bir
çıkarım konusunda yardımcı olacaktır.
Sonuç olarak, çocuklarda MDB’yi en kısa
sürede tedavi etme, relaps ve rekürrenslerini
önleme, intihar girişimlerini azaltma oldukça
önemlidir. Bundan daha önemli olan ise MDB
oluşmadan koruyucu ruh sağlığı hizmetleri ile
MDB oluşumunu engellemektir. MDB açısından
risk etmenleri olan olguları ve MDB’li olguları
tanımanın çok önemli olmasının yanında onların
takip ve tedavilerinin yapılması adına her
gayret ve bu yöndeki çalışmaların ayrı bir
öneminin olduğunu düşünüyoruz.
REFERENCES
Agrawal, A., Jacobson, K. C., Gardner, C. O., Prescott, C.
A., & Kendler, K. S. (2004). A population based twin
study of sex differences in depressive symptoms.
Twin research : the official journal of the International
Society for Twin Studies, 7(2), 176–81.
Ağaoğlu B (2008). Depresif Bozukluklar. Çetin FÇ, Coşkun
A, İşeri E et al (editörler) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
Temel Kitabı. Birinci Baskı. Ankara: Hekimler Yayın
Birliği; 373-382.
Andrews, G., Szabo, M., & Burns, J. (2002). Preventing
major depression in young people. The British journal
of psychiatry : the journal of mental science.
Angold, A., Costello, E. J., & Erkanli, A. (1999). Comorbidity. Journal of Child Psychology & Psychiatry, 40,
57–87.
Bierut, L. J., Heath, A. C., Bucholz, K. K., Dinwiddie, S.
H., Madden, P. A., Statham, D. J., Martin, N. G.
(1999). Major depressive disorder in a communitybased twin sample: are there different genetic and environmental contributions for men and women?
Archives of general psychiatry, 56(6), 557–63.
Birmaher, B., Brent, D. A., & Benson, R. S. (1998). Summary of the practice parameters for the assessment
and treatment of children and adolescents with depressive disorders. American Academy of Child and
Adolescent Psychiatry. Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 37(11),
1234–8.
Breton, J. J., Bergeron, L., Valla, J. P., Berthiaume, C.,
Gaudet, N., Lambert, J., … Lépine, S. (1999). Quebec
child mental health survey: prevalence of DSM-III-R
mental health disorders. The Journal of Child Psychology
and Psychiatry and Allied Disciplines, 40, 375–384.
Chartier, G. M., & Lassen, M. K. (1994). Adolescent depression: children’s depression inventory norms,
suicidal ideation, and (weak) gender effects. Adolescence, 29, 859–864.
Cohen, P., Pine, D. S., Must, A., Kasen, S., & Brook, J.
(1998). Prospective associations between somatic
illness and mental illness from childhood to adulthood.
American journal of epidemiology, 147(3), 232–9.
Compas, B. E., Oppedisano, G., Connor, J. K., Gerhardt, C.
A., Hinden, B. R., Achenbach, T. M., & Hammen, C.
(1997). Gender differences in depressive symptoms
in adolescence: comparison of national samples of
clinically referred and nonreferred youths. Journal of
consulting and clinical psychology, 65, 617–626.
Davidson, J. R., & Meltzer-Brody, S. E. (1999). The underrecognition and undertreatment of depression:
what is the breadth and depth of the problem? The
Journal of clinical psychiatry, 60 Suppl 7, 4–9; discussion 10–1.
Sempozyum
35
Doerfler, L. A., Felner, R. D., Rowlison, R. T., Raley, P. A.,
& Evans, E. (1988). Depression in children and adolescents: a comparative analysis of the utility and
construct validity of two assessment measures. Journal
of consulting and clinical psychology, 56, 769–772.
Emslie, G. J., & Mayes, T. L. (1999). Depression in
Children and Adolescents: A Guide to Diagnosis and
Treatment. Adis International.
Essau, C. A. (2008). Comorbidity of depressive disorders
among adolescents in community and clinical settings.
Psychiatry research, 158, 35–42.
Essau, C. A., Lewinsohn, P. M., Seeley, J. R., & Sasagawa,
S. (2010). Gender differences in the developmental
course of depression. Journal of Affective Disorders,
127(1-3), 185–190.
Fleming, J. E., & Offord, D. R. (1990). Epidemiology of
childhood depressive disorders: a ... [J Am Acad Child
Adolesc Psychiatry. 1990] - PubMed result. Journal of
the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 29, 571–580.
Fu-i, L., & Wang, Y. P. (2008). Comparison of demographic
and clinical characteristics between children and adolescents with major depressive disorder Comparação
de características demográficas e clínicas entre crianças
e adolescentes com transtorno depressivo maior, 30(2),
124–131.
Gilman, S. E., Kawachi, I., Fitzmaurice, G. M., & Buka, S.
L. (2003). Family disruption in childhood and risk of
adult depression. The American journal of psychiatry,
160(5), 939–46.
Goldstein, B. I., Shamseddeen, W., Spirito, A., Emslie, G.,
Clarke, G., Wagner, K. D., Brent, D. A. (2009).
Substance Use and the Treatment of Resistant Depression in Adolescents, 1182–1192.
Harpaz-Rotem, I., & Rosenheck, R. A. (2004). Changes
in outpatient psychiatric diagnosis in privately insured
children and adolescents from 1995 to 2000. Child
psychiatry and human development, 34(4), 329–40.
Hasin, D. S., Goodwin, R. D., Stinson, F. S., & Grant, B. F.
(2005). Epidemiology of major depressive disorder:
results from the National Epidemiologic Survey on Alcoholism and Related Conditions. Archives of general
psychiatry, 62(10), 1097–106.
Hoffmann, J. P., Baldwin, S. A., & Cerbone, F. G. (2003).
Onset of major depressive disorder among adolescents.
Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 42(2), 217–24.
Kaplan HI, Sadock BJ, G. J. (1994). Doctor patient relationship and interviewing techniques. Kaplan and
Sadock’s Synopsis of Psychiatry, (J. G. ve ark. (Eds)
HI Kaplan, BJ Sadock, Ed.) (7. Baskı). Baltimore,:
Williams and Wilkins.
Kaya, M., Genç, M., Kaya, B., & Van, E. P. İ. (2007). Tıp
Fakültesi ve Sağlık Yüksekokulu Öğ rencilerinde
Depresif Belir Yaygınlığı, Stresle Başaçıkma Tarzları
ve Etkileyen Faktörler, 18(2), 137–146.
Kendler, K. S., Gatz, M., Gardner, C. O., & Pedersen, N. L.
(2006). A Swedish national twin study of lifetime
major depression. The American journal of psychiatry,
163(1), 109–14.
King, N. J., & Bernstein, G. A. (2001). School refusal in
children and adolescents: a review of the past 10
years. Journal of the American Academy of Child and
Adolescent Psychiatry, 40(2), 197–205.
Kovacs, M. (1981). Rating scales to assess depression in
school-aged children. Acta paedopsychiatrica, 46, 305–
315.
Kovacs, Maria, Obrosky, D. S., & Sherrill, J. (2003). Developmental changes in the phenomenology of depression in girls compared to boys from childhood onward.
Journal of affective disorders (Vol. 74, pp. 33–48).
Krug, E. G., Kresnow, M., Peddicord, J. P., Dahlberg, L.
L., Powell, K. E., Crosby, A. E., & Annest, J. L.
(1998). Suicide after natural disasters. The New
Sempozyum
36
England journal of medicine, 338(6), 373–8.
Lewinsohn, P. M., Clarke, G. N., Seeley, J. R., & Rohde, P.
(1994). Major depression in community adolescents:
age at onset, episode duration, and time to recurrence.
Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 33(6), 809–18.
MacMillan, H. L., Boyle, M. H., Wong, M. Y., Duku, E. K.,
Fleming, J. E., & Walsh, C. A. (1999). Slapping and
spanking in childhood and its association with lifetime
prevalence of psychiatric disorders in a general population sample. CMAJ : Canadian Medical Association
journal = journal de l’Association medicale canadienne,
161, 805–809.
McGuffin, P., Katz, R., Watkins, S., & Rutherford, J.
(1996). A hospital-based twin register of the heritability
of DSM-IV unipolar depression. Archives of general
psychiatry, 53(2), 129–36.
Mesman, J., & Koot, H. M. (2001). Early preschool predictors of preadolescent internalizing and externalizing
DSM-IV diagnoses. Journal of the American Academy
of Child and Adolescent Psychiatry, 40(9), 1029–36.
Oakley-Browne, M. A., Joyce, P. R., Wells, J. E., Bushnell,
J. A., & Hornblow, A. R. (1995). Adverse parenting
and other childhood experience as risk factors for depression in women aged 18-44 years. Journal of affective disorders, 34(1), 13–23.
Öy B. (1991). Çocuklar için depresyon ölçeği: geçerlik ve
güvenirlik çalışması. (Çocuklar için depresyon ölçeği:
geçerlik ve güvenirlik çalışması), Türk Psikiyatri
Dergisi, 2, 132–136.
Öztürk O, U. A. (2008). (2008) Duygudurum bozuklukları
In: Öztürk O, Uluşahin A (eds). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları 1.cilt. 11. baskı. İstanbul: Nobel Tıp Kitapevi,
337 – 428.
Özusta Ş. (1995). Çocuklar için durumluk-sürekli kaygı
envanteri uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışması.
Türk Psikoloji Dergisi, 10, 32–44.
Rao, U., & Chen, L.-A. (2009). Characteristics, correlates,
and outcomes of childhood and adolescent depressive
disorders. Dialogues in clinical neuroscience, 11(1),
45–62.
Reinherz, H. Z., Giaconia, R. M., Hauf, A. M., Wasserman,
M. S., & Paradis, A. D. (2000). General and specific
childhood risk factors for depression and drug disorders
by early adulthood. Journal of the American Academy
of Child and Adolescent Psychiatry, 39(2), 223–31.
Rey MJ, Walter G, S. A. (2007). Depressive Disorder.
Martin A (Eds), Lewis’s Child and Adolescent Psychiatry,
A comprehensive Textbook. (4th ed., pp. 548–566).
Philadelphia: Lippincott Williams&Wilkins.
Rush AJ. (2000). Mood disorders: Treatment of depression.
Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry, (V Sadock (Eds), Ed.) (7.Baskı, ed.). New
York: Lippincot and Wilkins.
Son, S. E., & Kirchner, J. T. (2000). Depression in
children and adolescents. American family physician,
62(10), 2297–308, 2311–2.
Spencer, T., Biederman, J., & Wilens, T. (1999). Attention-deficit/hyperactivity disorder and comorbidity.
Pediatric clinics of North America, 46(5), 915–27, vii.
Spielberger, C. D., Gorsuch, R. L., & Lushene, R. E. (1970).
The State-Trait Anxiety Inventory. MANUAL, 1–23.
Toros, F., Bilgin, N. G., Bugdayci, R., Sasmaz, T., Kurt, O.,
& Camdeviren, H. (2004). Prevalence of depression
as measured by the CBDI in a predominantly adolescent
school population in Turkey. European psychiatry :
the journal of the Association of European Psychiatrists,
19(5), 264–71.
Williamson, D. E., Birmaher, B., Anderson, B. P., al-Shabbout, M., & Ryan, N. D. (1995). Stressful life events
in depressed adolescents: the role of dependent events
during the depressive episode. Journal of the American
Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 34(5),
591–8.
Download

Sempozyum 29 - Literatür Sempozyum