YEZÎDÝYYE
ve’þ-þekl. 6. Kitâbü’l-Maš½ûr ve’l-memdûd. 7. Kitâbü’l-Müþkil (Ýbnü’l-Cezerî, II,
377). Râbiye M. Hasan Rebî‘, Yezîdî hakkýnda yüksek lisans tezi hazýrlamýþ (Ebû
Muhammed el-Yezîdî: ¥ayâtühû ve e¦eruhû fî £ulûmi’l-£Arabiyye [yüksek lisans te-
zi, 1403/1983], Câmiatü Ümmi’l-kurâ), Muhsin Gayyâz, Yezîdî ailesinin þiirlerini Þi£rü’lYezîdiyyîn adýyla derlemiþ (Necef 1973),
Manfred Fleischhammer de bu ailenin Abbâsî sarayýndaki edebî faaliyetleri konusunda bir makale yazmýþtýr (bk. bibl.).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Abdullah b. Yahyâ el-Yezîdî, øarîbü’l-Æurßân
ve tefsîruh (nþr. M. Selîm el-Hâc), Beyrut 1405/
1985, s. 25; Ýbn Kuteybe, el-Ma£ârif (Ukkâþe), s.
544, 597; Ebü’l-Ferec el-Ýsfahânî, el-E³ånî (nþr.
Abdülemîr Ali Mühennâ), Beyrut 1407/1986, XX,
231-232; Ebû Saîd es-Sîrâfî, AÅbârü’n-na¼viyyîne’l-Ba½riyyîn (nþr. M. Ýbrâhim el-Bennâ), Kahire 1405/1985, s. 56-58, 60-63, 73; Ýbn Hâleveyh,
MuÅta½ar fî þevâ××i’l-Æurßân (nþr. G. Bergsträsser), Kahire 1934, tür.yer.; Ebû Bekir ez-Zübeydî,
ªabašåtü’n-na¼viyyîn ve’l-lu³aviyyîn (nþr. M.
Ebü’l-Fazl Ýbrâhim), Kahire 1984, s. 61-66, 7686; Ýbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 89-91;
Merzübânî, Mu£cemü’þ-þu£arâß (nþr. F. Krenkow),
Beyrut 1402/1982, s. 498-499; Enderâbî, Æýrâßâtü’l-šurrâßi’l-ma£rûfîn (nþr. Ahmed Nusayyif elCenâbî), Beyrut 1405/1985, s. 85; Sýbtu’l-Hayyât,
el-Mübhic fi’l-šýrâßâti’s-seb£ (nþr. Seyyid Kesrevî
Hasan), Beyrut 1427/2006, I, 247-251; Ýbn Hayr,
Fehrese, s. 67; Kemâleddin el-Enbârî, Nüzhetü’lelibbâß (nþr. M. Ebü’l-Fazl Ýbrâhim), Kahire 1386/
1967, s. 81-84; Zehebî, Ma£rifetü’l-šurrâß (Altýkulaç), I, 320-323; Ýbnü’l-Cezerî, øåyetü’n-Nihâye, II, 375-377; Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, Le¹âßifü’l-iþârât (nþr. Âmir Seyyid Osman –
Abdüssabûr Þâhin), Kahire 1392/1972, I, 98-99,
105; Bennâ, Ýt¼âfü fu²alâßi’l-beþer (nþr. Þa‘bân
M. Ýsmâil), Beyrut 1407/1987, I, 75; Sezgin, GAS,
IX, 41, 63-64; Râbiye M. Hasan Rebî‘, Ebû Muhammed el-Yezîdî: Hayâtühû ve e¦eruhû fî £ulûmi’l-£Arabiyye (yüksek lisans tezi, 1403/1983),
Câmiatü Ümmi’l-kurâ, tür.yer.; M. Fleischhammer, “Die Familie Yazidi, ihre literarische Wirksamkeit und ihre Stellung am Abbasidenhof”,
ZDMG, CXII (1962), s. 299-308; R. Sellheim, “alYazýdý”, EI 2 (Ýng.), XI, 316-317.
ÿMehmet Suat Mertoðlu
–
—
YEZÎDÝYYE
( #‫) א‬
˜
Daha çok
Türkiye, Irak ve Ýran’da görülen
senkretik bir inanç sistemi
ve bu inanca mensup
topluluklara verilen ad.
™
Yezîdî ismi konusunda farklý görüþler ileri sürülmüþtür. Fýrka mensuplarýnýn Ýran’ýn
Yezd þehri sakinlerinden olmasý sebebiyle
bu isimle anýldýðý, Yeni Farsça’da “melek,
tanrý” mânasýnda ized, Avesta dilinde “saygý ve ibadete lâyýk” anlamýnda yezata, Peh-
levîce’de ve modern Farsça’da “tanrý” mânasýndaki yezdân kelimeleri yanýnda “tanrýya kulluk eden kimseler” anlamýnda ezidî, izidî, izdî kelimelerinden geldiði de söylenmiþtir. Diðer bir anlayýþa göre fýrka mensuplarýna, Emevî Halifesi I. Yezîd’e baðlýlýklarý ve onu beþer üstü bir varlýk kabul
etmelerinden dolayý bu ad verilmiþtir. Son
zamanlarda yapýlan araþtýrmalar Yezîdiyye isminin I. Yezîd’le yakýn ilgisinin bulunduðunu ortaya koymaktadýr. Ayrýca söz
konusu topluluk, Melek Tâvus’a (Kral Tâvus, Azâzîl) inandýðýndan küçültücü bir isim
olarak “abedetü’l-Ýblîs” (þeytana tapanlar) þeklinde de nitelendirilmektedir. Bu arada Yezîdiyye’nin, Hâricî (Ýbâzî) fýrkalarýndan Yezîdiyye ile (Yezîd b. Ebû Üneyse’ye [Enîse]
mensup fýrka) iliþkilendirilmesinin doðru
olmadýðýný belirtmek gerekir. Kendilerini etnik bakýmdan Kürt kabul eden fýrka
mensuplarý daha çok Ezidî ve Yezîdî isimlerini kullanmaktadýr (Menant, s. 52; ÝA,
XIII, 415).
Yezîdiyye’ye dair ilk araþtýrmalarda bu
grup, Mazdeizm ve Maniheizm gibi Doðu’nun eski kültürlerinin bir devamý gibi
görülmüþ, inandýklarý melekler pagan kültürünün tanrýlarý olarak kabul edilmiþtir.
Daha sonraki araþtýrmalarda Yezîdîliðin Ýslâm’dan sapan bir cereyan olduðu, hareketin temelinde Abbâsîler’in ilk dönemindeki aþýrý Emevî taraftarlýðýnýn yer aldýðý
ortaya konmuþtur. V-VI. (XI-XII.) yüzyýllarda iyice ortaya çýkan bu aþýrýlýk birçok taraftar bulmuþ, son Emevî halifesi II. Mervân’ýn Kürt asýllý bir câriyeden doðmasý bu
taraftarlýðý önemli ölçüde etkilemiþtir. Emevîler’in yýkýlmasý üzerine Hakkâri daðlarýna
çekilen ve Abbâsî iktidarýnýn ilk dönemlerinde birkaç defa ayaklanan, fakat zamanla hareketliliðini kaybeden söz konusu topluluklardan bir kýsmý tasavvufa yönelmiþ, bu gruba mensup olan, Adî b. Müsâfir’in müjdecisi sayýlabilecek Hakkârili
Ebü’l-Hasan Ali (ö. 484/1091) inzivaya çekildiði Sincar’da pek çok taraftar edinmiþtir. VI. (XII.) yüzyýlda bu cemaat Adî b.
Müsâfir’i kutsal bir þahsiyet kabul ederek
inançlarýnýn merkezine yerleþtirmiþtir.
Adî b. Müsâfir, Emevî asýllý olup Ba‘lebek’te doðdu; Abdülkadir-i Geylânî, Ebü’nNecîb es-Sühreverdî, Ahmed er-Rifâî, Ebü’lVefâ el-Hulvânî gibi âlimlerden ders aldý;
dört yýl Medine’de kaldý ve Adeviyye tarikatýný kurdu. Ardýndan Hakkâri’de inzivaya çekildi; Sünnî inanýþ çerçevesinde faaliyet gösterdi. Þîa’ya karþý çýkarak Muâviye
b. Ebû Süfyân’ý savunan Adî b. Müsâfir
doksan yaþlarýnda vefat etti (557/1162).
Mezarý Musul’un 65 km. kuzeyinde Lâliþ
(Lâleþ) denilen yerde yaptýrdýðý zâviyededir. Yerine geçen oðlu Þeyh Hasan zamanýnda Þîa’nýn I. Yezîd’e lânet etmesi üzerine Adî b. Müsâfir’e baðlanan topluluk Yezîd’i savunmaya baþladý; Þeyh Adî ve Yezîd
hakkýnda aþýrýlýða kaçarak sapýk bir hüviyete büründü. Þeyh Adî’yi kutsallaþtýrdý ve
I. Yezîd’i insan üstü bir varlýk kabul ederek onun ilâh olduðunu iddia etti. Müridlerine göre Þeyh Adî onlarýn namazlarýný
kýlýp oruçlarýný tuttuðu için bu tür mükellefiyetlerden muaftýrlar. Þeyhin türbesi civarýnda yapýlan çalgýlý, içkili âyinler muhafazakâr halkýn tepkisini çektiðinden türbe tahrip edildi, þeyhin kemikleri mezarýndan çýkarýlarak yakýldý ve müridlerinin çoðu öldürüldü. Ancak daha sonra tekrar
yaptýrýlan türbe Yezîdîler’in kýblesi, tavaf
ve ziyaret mekâný haline geldi. 1259’da
Hakkâri’ye ve Sincar’a saldýran Hülâgû’nun bu bölgeleri tahrip etmesi ve Adeviyye’nin þeyhi olan Fahreddin’in öldürülmesinin ardýndan cemaat mensuplarý Yezîdîler adýyla Irak, Suriye ve Güneydoðu Anadolu’da yayýlmaya baþladý. Yezîdîlik’le ilgili
önemli bilgiler daha çok Kürtler’in tarihi,
kabileleri ve bulunduklarý yerler hakkýnda
bilgi veren Þeref Han Bitlisî’nin Þerefnâme adlý eserinde yer alýr.
Akkoyunlular, Safevîler ve Osmanlýlar’la
doðrudan yahut dolaylý biçimde temas kuran Yezîdîler için Safevî ve Osmanlý dönemleri bir çöküþ devresi oldu; Kürt kabileleri
arasýnda Yezîdîliði kabul edenler önemli
miktarda azaldý. Bunda Yezîdîliði tanýmaya baþlayan âlimlerin onlarýn küfre düþtüðü yolunda verdikleri fetvalar etkili oldu;
bu sebeple fýrka mensuplarý kendi içine çekildi, zaman zaman da isyan etti. XIX. yüzyýlda Osmanlýlar, Yezîdîler’i müslüman ve
Ehl-i kitap kabul etmediðinden cemaat
iyice kendi içine kapandý ve devlet otoritesinden uzak daðlýk bölgelerde yaþamayý
tercih etti. 1872’de askerlik için bedel ödeyen Yezîdîler’in durumu nisbeten düzeldi,
devlet de kendilerini Ehl-i kitap kabul etti.
II. Abdülhamid devrinde cemaat dýþý azýnlýklarýn askerlikten muaf tutulmamasý ve
bulunduklarý yerlerde ibadethane yapmalarýnýn istenmesi Yezîdîler’in silâha sarýlmalarý ve daha uzak bölgelere intikal etmeleri sonucunu doðurdu. Ancak Yezîdîler’e baský yapýldýðý haberlerinin Batýlý devletlerin Ýstanbul temsilciliklerine ulaþtýrýlmasý ve bunun Tanzimat Fermaný’na aykýrý olduðunun dile getirilmesi üzerine Yezîdîler daha rahat bir ortama kavuþtu. Cumhuriyet döneminde Yezîdîler’le devlet arasýnda herhangi bir problem çýkmadý; Irak’ta da zorunlu askerlik ve çocuklarýný okul525
YEZÎDÝYYE
lara gönderme mecburiyeti karþýsýnda Yezîdîler bu kanunlara itaat etti.
Zerdüþtîlik, Maniheizm, Mitraizm, Yahudilik ve Hýristiyanlýk’tan, ayrýca Ýslâm ve
tasavvuftan büyük ölçüde etkilenen Yezîdîler’in kendi içlerine dönük yaþantýlarýndan dolayý inanç ve ibadet esaslarýnýn tam
olarak belirlenmesi mümkün deðilse de
bazý bilgilere ulaþýlabilmektedir. Yezîdî inancýnýn merkezinde Tanrý ile birlikte O’nun
yarattýðý yedi melek ve bu melekleri idare eden Melek Tâvus bulunmaktadýr. Tanrý
inancý açýk biçimde ortaya konulmamakla beraber Yezîdîler bin bir ismi arasýnda
en sevileni Hudâ olan, yedi kat göðü ve yeri yaratan, mutlak kadir bir tanrýnýn varlýðýna inanmaktadýr. Onlara göre tanrý sonsuz iyidir; dünyayý uzaktan yönetmekte
ve gücünü kendisine yardým eden melekler yahut tanrý-melekler vasýtasýyla göstermektedir. Bu melekler Azâzîl, Derdâîl,
Ýsrâfil, Mîkâil, Cebrâil, Samuel ve Nurael’dir. Bunlar sýrasýyla mezhep büyükleri yahut emîrleri olan Þeyh Adî, Þeyh Hasan,
Þeyh Þemseddin, Þeyh Ebû Bekir, Þeyh
Sâceddin, Þeyh Sadreddin ve Þeyh Fahreddin’de bedenleþmiþtir. Bu inanç genelde
Yezîdî toplumu tarafýndan kabul edilmekte, meleklerin zaman zaman yere indiklerine, dünyanýn düzenini saðlayacak kutsal
metinler ve kurallar getirdiklerine, kendilerine vekâlet edecek þeyhler býraktýktan
sonra cennete çekildiklerine inanýlmaktadýr. Meleklerin içinde özellikle, tavus kuþu
þeklinde tasavvur edilen Tâvus önemlidir.
Yezîdî kozmolojisine göre Melek Tâvus,
Âdem’in yaratýlýþýndan sonra Âdem’e secde etmeyi reddeder, ancak bu reddediþ
onun Tanrý’ya olan baðlýlýðýndandýr. Bununla birlikte isyan etmesi Melek Tâvus’u
derin bir vicdan azabýna sürükler; azabýn
tesiriyle akan göz yaþlarý cehennem ateþini söndürür. Tanrý bu samimiyeti karþýsýnda onu affeder ve dünyaya dair her türlü yönetimi kendisine devreder. Bu yaratýlýþ öyküsü, Yezîdîliðin gnostik gelenekten
kaynaklanan ikinci tanrý (demiorgus) doktrinine kadar uzanýr. Gnostik modele göre Tanrý yaratýlýþla ilgili görevleri ikinci bir
tanrýya devredip kendisi mutlak egemenlik alanýna çekilir.
Yezîdîliðin kutsal metinleri hacim itibariyle son derece kýsa olan, “vahiy kitabý”
anlamýndaki Kitâbü’l-Celve (Cilve) ile
“siyah kitap” anlamýndaki Mu½¼af-ý Reþ
adlý iki kitaptýr. Yazarlarý belli olmayan metinlerden ilki Þeyh Fahreddin’e, ikincisi Hasan-ý Basrî’ye nisbet edilir. XIX. yüzyýlýn
sonlarýna kadar bilinmeyen bu kitaplar,
önce Edward Granville Browne ve daha
526
sonra P. Anastase tarafýndan ilim âlemine tanýtýlmýþtýr. Bir giriþle beþ bölümden
meydana gelen Kitâbü’l-Celve’de Melek Tâvus’un bütün varlýklarýn ilki olduðu,
bu kitapla insanlarý irþad ettiði, ilk insana
hitap ederek evrensel gücünü kanýtladýðý,
kendisine tâbi olanlarý mükâfatlandýracaðý, karþý gelenleri cezalandýracaðý belirtilmekte, ayrýca tenâsühe iþaret edilmekte,
Melek Tâvus’u temsil eden resme saygý
gösterilmesi ve onunla ilgili hizmetleri yerine getirenlere itaat edilmesi istenmektedir. Yezîdîler’in yaratýlýþ hikâyesiyle baþlayan Mu½¼af-ý Reþ’te ise Melek Cebrâil
ile Fahreddin’in deðeri vurgulanmakta, Yezîdî hükümdarlarýnýn bir listesi verilmektedir; dinen yasaklanmýþ olan konular ele
alýnýp tekrar hükümdarlarýn anlatýmýna dönüldükten sonra ikinci bir yaratýlýþ rivayetiyle metin sona ermektedir.
Yezîdîlik’te ibadetler önemli bir yer tutar. Sabah ve akþam vakitlerinde yerine
getirilmesi gereken namaz için sadece eller ve yüz yýkanýr. Sabah vakti güneþin doðuþu esnasýnda güneþe karþý ayakta durulup kollar göðüs üzerinde çapraz olarak
baðlanýr ve, “Ey þems! Bizi bedbahtlýða ve
düþmanlýða karþý koru. Ey rab! Milletine
lutufkâr ol, onu müreffeh kýl, neslimizi koru. Þahidimiz Melek Tâvus’un ismidir” þeklindeki dua okunur. Akþam da güneþe karþý durularak ayný dua tekrar edilir. Yezîdîler, aralýk ayýnýn ilk pazartesi gününden
itibaren güneþ bayramýnda üç gün ve 18
Þubat’taki Hýzýr-Ýlyas bayramýndan önce
üç gün olmak üzere yýlda iki defa oruç tutarlar. Din adamlarýna mahsus olan oruç
ise yýlda seksen güne ulaþýr. Hac için ziyaret edilen mekân, Lâleþ vadisinde bir daðýn eteðindeki Adî b. Müsâfir’in türbesi
olup bu ziyaret her yýl 15-20 Eylül arasýnda yapýlýr. Mâzereti bulunmayan Yezîdîler
her yýl buraya gitmek zorundadýr. Yezîdîler’de din sýnýfý dýþýndaki halka mürid adý
verilir. Müridler gelirlerinin % 10’unu þeyhlere, % 5’ini pîrlere, % 2,5’unu da cemaatin fakirlerine zekât olarak vermekle yükümlüdür. Günümüz Yezîdî toplumunda
bu nisbetler fazla görüldüðünden sadece
doðum, sünnet, evlilik ve ürün kaldýrma
gibi vesilelerle din adamlarýna bir miktar
yardýmda bulunulur.
Sünnetsiz bir Yezîdî’nin kestiði kurban
helâl kabul edilmez. Sünnet olma, sünnet neticesinde ortaya çýkan kirvelik ve
âhiret kardeþliði toplumdaki önemli sosyal kurumlardýr. Her Yezîdî’nin bir þeyhi,
bir pîri ve bir âhiret kardeþi vardýr. Bunlar hazýr olmadýkça ölen Yezîdî’nin cenaze
namazý kýldýrýlmaz. Evlenme Yezîdî toplu-
mu içinde gerçekleþir ve her sosyal tabaka ancak kendi arasýnda evlilik yapabilir.
Bayramlardan bir kýsmýnýn tarihi bellidir,
bir kýsmý ise deðiþik tarihlerde kutlanýr.
Her yýl aralýk ayýnýn ilk günü “ida rosa” (güneþ bayramý), bu bayramýn bitiminden hemen sonra Sultan Ezi (Yezîd), 18 Þubat’ta
“ida Hýzýr-Ýlyas” ve nisan ayýnýn ilk çarþamba günü yeni yýl bayramý olan “ida serisale” kutlanýr. Üç yýl süreyle nisan ayýnda, üç
yýl yaz baþýnda, üç yýl sonbahar baþýnda
ve sonraki üç yýlda aralýk ayý içinde kutlanan “ida dahiye” (ölüler bayramý), ramazan
bayramýndan bir gün sonra kutlanan “ida
ramazan”, müslümanlarýn kurban bayramýndan iki gün önce kutlanan “ida heciya”
(ida kurban), Hz. Îsâ adýna kutlanan ve paskalya gününe rastlayan “ida Îsâ” Yezîdîlik’te tarihleri deðiþen bayramlardýr.
Sosyal tabakalaþma ve dinî teþkilâtlanmanýn bulunduðu Yezîdîlik’te Yezîdîler emîrler, þeyhler, pîrler, kavvâller, fakirler ve müridler olmak üzere beþ kýsma ayrýlýr. Dinî
hiyerarþinin en üst kademesinde Yezîd ve
Þeyh Hasan’dan gelen Þeyhân emîri ve
ailesi yer alýr. Maddî ve mânevî bütün otoriteyi temsil eden emîr kendisine karþý gelen herkesi cemaat dýþý býrakabilir. Ýktidarý
yalnýz kendi bölgesinde geçmekle birlikte
bütün toplumda saygý görür. Þeyh Adî vakýflarýndan ve Melek Tâvus timsallerinin
teþhirinden toplanan gelirlerin büyük miktarý kaydýhayat þartýyla bu görevi yürüten emîre aittir. Þeyhler, insanlarýn uyacaðý kanunlarý tesbit etmek için bedenleþen melekler yahut onlarýn dünyadaki nesilleridir. Sýkýntýya düþen her mürid onlardan yardým diler. Þeyhlerin evleri mâbed
gibidir. Ayrýca onlar bayram vakitlerini belirler, ziyaret mahalleri ve makamlarýný muhafaza eder. Buna karþýlýk müridleri kendilerine yýlda bir veya iki defa belirli bir vergi ödemek zorundadýr. Þeyhlerle birlikte
görev yapan pîrler onlarla ayný aileye mensup deðildir. Þeyhler Adî’nin soyundan, pîrler ise onun müridlerinin neslindendir. Âyinler esnasýnda þeyhlere yardýmcý olan pîrler gerektiðinde onlara vekâlet eder. Þeyhân bölgesinin bazý köylerinde ikamet eden
kavvâller Þeyh Adî þenlikleri sýrasýnda mûsiki icra edip ilâhiler okurlar. Bunlarýn diðer bir görevi de her yýlýn belirli zamanlarýnda hacca gidemeyenler için Melek Tâvus timsalini dolaþtýrýp bunun halk tarafýndan öpülerek çevresinde tavaf edilmesini saðlamaktýr. Baþlarýna siyah baþlýk giydikleri için “karabaþlar” diye anýlan kavvâller cemaatin âbid ve zâhidleridir. Týraþ olmayan, sakallarýný kesmeyen, tütün ve alkol kullanmayan, her türlü refahtan uzak
YILAN
duran bu kimseler yýlda doksan iki gün süreyle oruç tutarlar. Bunun yanýnda Þeyh
Adî Türbesi’nin hizmetini yerine getiren
köçekler, çavuþlar ve ferrâþlar vardýr. Müridler ise Yezîdîler’in halk tabakasýdýr.
Yezîdîlik’te fasulye, marul, bakla, lahana ve balýk, geyik, domuz ve horoz eti haramdýr. Melek Tâvus’un rengi olan mavi
renkli elbise giymek de yasaktýr. Býyýk kesmek günahtýr. Yýlan, akrep, boða gibi hayvanlar kutsal sayýlýr. Þeytan, mel‘un, lânet gibi kelimeler Melek Tâvus’u ima ettiði düþüncesiyle telaffuz edilmez. Beyaz,
siyah, kýrmýzý, yeþil ve kahverengi gibi renkler kutsal kabul edildiðinden daha çok bu
renklerde elbiseler giyilir. Genellikle köylerde yaþayan, gerekmedikçe þehirlerde yerleþmeyen Yezîdîler günümüzde Ýran’ýn çeþitli yerlerinde, Ermenistan’da Tiflis ve Erivan ile Gürcistan’da Batum’un köylerinde,
Irak’ta Sincar daðlarýnda, Türkiye’de Batman, Nusaybin, Siirt’in Beþiri ve Kurtalan
ilçeleriyle Hakkâri’nin daðlýk bölgelerinde
yaþamaktadýr. Son zamanlarda terör yüzünden Güneydoðu Anadolu’dan çok sayýda Yezîdî, Batý ülkelerine iltica etmiþtir.
Toplam Yezîdî nüfusu 300-400.000 kadar
tahmin edilmektedir.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Sem‘ânî, el-Ensâb, XIII, 499-506; Ebü’l-Ferec,
TârîÅ, II, 595; Ýbnü’l-Fuvatî, el-¥avâdi¦ü’l-câmi £a (nþr. Beþþâr Avvâd Ma‘rûf – Ýmâd Abdüsselâm Raûf), Beyrut 1997, s. 315; Takýyyüddin Ýbn
Teymiyye, Mecmû£atü’r-resâßil, Kahire 1323, I,
262-317; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, IV, 65-80;
Hayyâtzâde M. Zührî, el-Ferîdetü’s-seniyye fî beyâni akåidi’l-Yezîdiyye, ÝÜ Ktp., TY, nr. 9369,
vr. 8a-14a; Ahmed Teymur Paþa, el-Yezîdiyye, Kahire 1352; Abbas el-Azzâvî, TârîÅu’l-Yezîdiyye ve
a½lü £aš¢detihim, Baðdad 1354/1935; M. S. Menant, Les Yézidiz: Episodes de l’histoire des adorateurs du diable, Paris 1892, s. 52; Osman Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Ýstanbul 1993, s. 228-230; J. S. Guest, Yezidilerin Tarihi (trc. Ýbrahim Bingöl), Ýstanbul 2001; Erol Sever, Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni, Ýstanbul 2006;
Mehmet Sait Çakar, Yezidîlik: Tarih ve Metinler,
Ankara 2007; Tanýl Yaþar, Yezidilik, Ýstanbul 2008;
I. Joseph, “Yezidi Texts”, The American Journal
of Semitic Languages and Literatures, XXV/2,
Chicago 1909, s. 118-156; A. Mingana, “DewilWorshippers: Their and Their Sacred Books”,
JRAS (1916), s. 505-526; Mehmed Þerefeddin,
“Yezîdîler”, DÝFM, I/3 (1926), s. 1-29; I/4 (1926),
s. 273-275; K. Avvâd, “el-Merâci. .ani’l-Yezîdiyye”, Machriq, LXIII, London 1969, s. 673-732;
M. Ahmed Dehmân, “Nâfice tütýllü .alâ târîpi’lYezîdiyye”, MMLADm., XLIV/3 (1969), s. 596602; Th. Menzel, “Yezîdîler”, ÝA, XIII, 415-423;
a.mlf., “Kitab al-Jilwa”, EI 2 (Ýng.), V, 208-210;
a.mlf., “Yazýdý”, Shorter Encyclopaedia of Islam,
Leiden 1953, s. 641-645; P. G. Kreyenbroek, “Yazýdý”, EI 2 (Ýng.), XI, 313-316; Süleyman Uludað,
“Adeviyye”, DÝA, I, 374; a.mlf., “Adî b. Müsâfir”, a.e., I, 381.
ÿAhmet Taþðýn
–
—
YIL
Dünyanýn güneþ,
ayýn dünya etrafýndaki
bir dolanýmýný
ifade eden kavram
˜
(bk. TAKVÝM).
–
˜
™
—
YILAN
™
Çok uzun yaþamasý, genellikle normal
yolla ölmemesi ve kendini yenileme (yýlda
iki defa kabuk deðiþtirme, düþen veya kopan
organlarýný yenileyebilme) özelliðinden dola-
yý eski dönemlerden beri insanlar yýlanlarýn doða üstü güce sahip olduðunu düþünmüþlerdir (Arapça’da yýlan “uzun yaþayan” mânasýnda hayye kelimesiyle karþýlanýr, uzun ömürlü kiþilere de mecazen
hayye denir, bk. Lisânü’l-£Arab, “hyy”
md.; Tâcü’l-£arûs, “hyy” md.). Bu özellikleri yanýnda yerde kayarak hýzlý hareket
etmesi, bazý türlerinin zehirli oluþu sebebiyle hem sinsi tabiatlý ve tehlikeli hem de
gizemli kabul edilen yýlanla ilgili karþýt anlayýþlar ortaya çýkmýþ, bu hayvan bir yandan hayat ve kutsallýkla, diðer yandan ölüm
ve kötülükle iliþkilendirilmiþtir. Zerdüþtîlik (Mecûsîlik) gibi bazý dinlerce lânetlenirken Orta ve Güney Amerika ile Güney Afrika’nýn yerli toplumlarýnda, Sumer, eski
Mýsýr, eski Arap, eski Yunan ve Roma ile
Gnostik Hýristiyanlýk, Hinduizm ve Budizm
gibi dinlerde ve toplumlarda yýlana saygý
gösterilmiþ, hatta tapýnýlmýþtýr. Fakat bu
kültürlerde de yýlanla ilgili birbirine zýt telakkiler yan yana yer almýþtýr.
Yýlan çoðu mitolojide su ve toprakla, ayný zamanda gök ve yer altý âlemiyle iliþkilendirilmiþtir. Muhtemelen belli dönemlerde deri deðiþtirerek yenilenmesi ve su
kaynaklarýna yakýn yerlerde yaþamasýndan dolayý ayýn iþaretlerinden ve görünümlerinden sayýlan yýlan (ayýn gölgesinden
sýyrýlmasý ile yýlanýn derisinden sýyrýlmasý
arasýndaki benzerlik) birçok kültürde bir
ay gücü olarak verimliliði ve doðurganlýðý, ölümsüzlüðü ve yeniden doðuþu, bilgiyi / hikmeti temsil etmektedir (ayrýca bk.
SU). Bilhassa Güneydoðu Asya (Hint ve Çin)
ve Okyanusya kültürlerinde yýlanýn yaðmur üzerindeki etkisi sayesinde hem verimliliði ve doðurganlýðý hem de yýkýmý ve
ölümü kontrol ettiðine inanýlmakta ve yýlana tapýnma merasimleri icra edilmektedir. Eski Mezopotamya’da da evrensel bereketi saðlayan tanrýçalarýn âyinlerinde ve
tasvirlerinde yýlan motifi bulunmaktadýr.
Bu tanrýçalar ayný zamanda cenaze ilâheleri kabul edildiðinden yýlanlar ölülerin ruhlarýna giren bir ölüm hayvaný ve kabile atasý haline gelmiþtir (Eliade, s. 169). Yýlan, yenilenme sembolizmine paralel olarak özellikle gnostik kültlerin cemaate katýlým âyinlerinde yer almýþtýr. Yine çeþitli kültürlerde (Mezopotamya, eski Ýran ve eski Yunan)
ve Tevrat’ta geçen Aden Bahçesi hikâyesine (Tekvîn, 2-3. bablar) benzer þekilde yýlanýn tanrýlar tarafýndan insana bahþedilen ölümsüzlüðü çaldýðýna dair efsaneler
anlatýlmýþtýr. Ancak bütün bu efsanelerin,
yýlanýn ya da bir deniz canavarýnýn kutsal
su veya ölümsüzlük kaynaðýna (hayat / altýn elma aðacý, gençlik pýnarý, ölümsüzlük suyu / bitkisi, yer hazineleri vb.) bekçilik ettiði þeklindeki ilkel bir efsaneden
kaynaklandýðý ileri sürülmüþtür (a.g.e., s.
164-165).
Ayla baðlantýsýna paralel olarak yýlan kadýnla ve cinsellikle de iliþkilendirilmiþtir (fallik sembol). Yýlanýn regl dönemlerini yönettiðine inanýlmýþ, Pers ve yahudi (Rabbânî) geleneklerinde ilk kadýnýn yýlan tarafýndan ayartýldýktan hemen sonra âdet görmeye baþladýðýna yönelik efsaneler yer almýþtýr. Ayrýca eski Yunanlýlar ve Romalýlar
arasýnda yaygýn bir inanç olarak erkek veya yýlan þekline giren ayýn kadýnlarla çiftleþtiðine inanýlmýþ, yarý-tanrý konumundaki Grek kahramanlarýnýn annelerinin yýlanla çiftleþmesinden dünyaya geldiði kabul
edilmiþtir. Benzer bir inanýþ kahramanlarýn soyunu ejderhalara dayandýran Çin,
Avustralya ve Endonezya mitolojilerinde
de mevcuttur. Antik dünyada bâkire doðum mitlerinde kadýnlarýn yýlan tarafýndan dölleniþine dair referans bu inancýn
uzantýsýdýr.
Yýlan ayný zamanda çoðu mitolojide -genelde kaos / kötülük ilkesi þeklinde- yaratýlýþla iliþkilendirilmiþ, kendisinden dünyanýn ve insanlarýn yaratýldýðý ilk varlýk olarak kabul edilmiþtir. Mezopotamya mitolojilerinde suda yaþayan ejderha motifi dünyanýn yaratýlmasýndan önce var olan bölünmemiþ birliði (kaos) temsil etmektedir. Sumerler’in boynuzlu yýlan biçiminde
sembolize edilen yer altý tanrýsý Ningiþzida, içinden hayatýn çýktýðý ve tekrar ona
döndüðü sudan meydana gelen boþluðun
ilk örneðidir (arketip). Bâbil yaratýlýþ hikâyesine göre Tanrý Marduk ejderha þeklindeki su canavarý Tiamat’ý yendikten sonra
onun vücudundan göðü ve yeri yaratmýþtýr. Ayný mücadele Ken‘an inancýnda Tanrý Baal ile deniz yýlaný Lotan / Yam arasýnda geçmektedir. Tanrýnýn sularda yaþayan
yýlan veya ejderha biçimli kaos canavarýný
527
Download

– — ˜ ™