PazaR
Ersen'in
viyolasýndan
çýkan
ÞÝÝR SAHNE ALDI
çýðlýklar
Ümit Ýnatçý
eþliðinde
en gür
sesiyle
küçük dev
bir oyuncu...
Tarih: 13 Nisan 2014 YIL:(8) SAYI: 464 “AFRÝKA”NIN ÜCRETSÝZ HAFTALIK EKÝ
Erol Refikoðlu
Bulutlarla Kaplý Bir Pazar'ým bugün ben,
ölebilirim kederden…
Faize Özdemirciler
2
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
Ümit Ýnatçý
ÞÝÝR SAHNE ALDI
Geçen aylarda Lefkoþa Belediye Tiyatrosu'nun
sahnesinde genç tiyatro yazarý ve yönetmenimiz
Nehir Demirel'in yazýp yönettiði "Bir Kibrit Kutusu
Beyaz Peynir" oynuyordu. Oyunu Maðusa'da
izledim. Absürt komediye kývamýnda ironi ayarý
çekilerek sahneye konan oyunun enlem ve boylam
hareketleri oldukça dinamikti. Karakterlerin
nerdeyse eþit aðýrlýkta rol tutmalarý izleyiciye
oyunun her anýna ve sahnenin her köþesine
odaklanma sorumluluðu yükledi. Ne bileyim, zor
gülen birisiyim ama bir sýktým iki sýktým sonunda
ben de patladým; özellikle estetik ameliyat
bölümünde.
Ve Filiz Naldöven'in yazýlarýnda olduðu gibi
"kahkahadan aha" geliyoruz þimdi. Faize
Özdemirciler'in 2008 yýlýnda çýkan þiir kitabýnýn
adýydý "Rumca Küstüm Türkçe Kýrýldým." Geçen
Cumartesi Lefkoþa Belediye Tiyatrosu'nda Yaþar
Ersoy'un oyuncu ve yönetmen olarak sahnelediði
ayný adlý oyunu izledik. Ersen Sururi'nin gene
sýradýþý müziðinin týlsýmýna kapýldýk. Müziðin
gerek sinema gerekse tiyatroda nasýl sürükleyici
bir aktör olduðuna bir kez daha tanýk olduk. Þiirin
ve oyunun içerdiði duyguyu birebir aktarýyor
Ersen Sururi'nin çalýþmasý.
Videonun bir görsel efekt olarak arka planda
olmasý sadece sahneye deðil hafýzayý dürten
imgelere de bir pencere açýyor. Þiirler bir epik
hitap halini alarak hüzün, ironi ve serzeniþ
sarmalýnda izleyiciyi vicdanýyla cebelleþmeye
zorluyor... Bilinç altýna bastýrýlmýþ ezikliðin bir
duygu pörsümesi olarak ortaya çýkmasýný
saðlayan öfke ve maraz durumu çýldýrmanýn
eþiðine kadar varýyor. Yüksek gerilim düzleminde
izleyiciye ulaþmayý hedefleyen oyun þiirden
aldýðýný cüretkar bir giriþimcilikle kullanýyor.
Monoloðun yüksek tondan bir amfi gibi izleyiciye
ulaþmasý oyunu tragedya biçimine yaklaþtýrýyor.
Ýzleyici bu durumda hitap edilen kitle konumuna
taþýnýyor.
"Ülkem uyurdu / koþullar mütemadiyen
olaðanüstü, mütemadiyen / ihlal edilirdi
mahremiyet, dile düþerdi sevda / atýlmayan taþ
çatýlmayan kaþ kalmazdý / çözüm süreci gibi açýlýr
mecburen uzardý kollarýmýz" dizelerinden çýkýp
yayýlan edilgenlik hissi, gerçeklik ve teþebbüs
arasýnda yarýlan Kýbrýs insanýnýn trajedisini
betimliyor. Kurgulanma sürecinde belirli bir
ardýþýk düzenle istiflenen þiirlerin bir bütün olarak
bedene gelmesi oyuna bir tragedya kaburgasý
oluþtururken Faize Özdemirciler'in þiiri doðal
olarak kendi ýlýman ikliminden ayrýlýyor.
Þiirlerdeki iç çekmeler, kýrgýnlýk halleri ve
karamsarlýk ölçülü bir öfkenin itkisiyle kendi lirik
kývamýný bulurken, oyuna aktarýlan bu kývam daha
sert ve dik bir dile dönüþtürülüyor; bu da Yaþar
Ersoy'un tarzý.
Oyunun birkaç sendika tarafýndan sponsor
bulmasýna dikkat çekmek gerekir. Özellikle ilerici
sendikalarýn nitelikli sanat etkinliklerine her
zaman destek olmalarý vazifeden sayýlmalý. Bu
konuda oldukça zayýf kalan sendikalarýn kültür
politikalarýný geliþtirmeleri gerekir. Bu toplumun
entelektüel üretimine destek vermezlerse önemli
bir görevden eksik kalýyorlar demektir. "Bu
memleket bizimdir!" demek yetmiyor. "Varoluþ
mücadelesi" sadece meydanlarda slogan atmakla
da olmuyor. Eðer bir ülkenin sanatý ve sanatçýsý
deðer bulmuyorsa, hak ettiði ilgiyi görmüyorsa
bunun üzerine varlýk inþa etmek oldukça zor olur.
Ýþte bu yüzden eskiden hiç olmadýðý kadar bugün
sanatý yüceltmek tüm ilerici kurumlarýn görevi
olmalýdýr. En azýndan "devlet"e mesafeli duran
sanatçýlarýn buna ihtiyacý var. Baþka türlüsü olmaz.
Pazar
Bulutlarla Kaplý Bir Pazar'ým
bugün ben, ölebilirim kederden…
"Lirik bir öfkede, lirik bir itirazda
örgütlenmek" baþlýðýyla þu satýrlarý yazmýþtým
"Rumca Küstüm Türkçe Kýrýldým" oyununun
broþürüne:
Günlerden Pazar'dý ve ben kendimi güneþe
çýkaramayacak kadar yorgundum. "Kalk ayaða"
dedi telefondaki ses… "Kalk, yapacak iþlerimiz
var daha"… Uyandým, perdeyi araladým,
erguvanlar açmýþtý. Uyandým ve utandým
yorgunluðumdan; utandým, epeydir bana musallat
olan gün korkusundan. Arayan sevgili Yaþar
Ersoy'du. Sesi her zaman gür bir þiirdi ama o
gün gerçekten baþkaydý. Mevzu benim/bizim
Rumca küsmüþlüðümüz, Türkçe kýrýlmýþlýðýmýzdý;
mevzu "Kýbrýs"tý. Coþkuyla, iznim olursa,
þiirimden/þiirlerimden tek kiþilik bir oyun çýkarmak
istediðini söylüyordu. O kadar kararlý ve o kadar
sahici bir tonda konuþuyordu ki, tek perdelik bir
oyunun metnine ve büyük oyuncularý aðýrlayan o
küçücük sahneye sýðdýrýlmýþ bir gayrýresmi tarih,
bir lirik öfke, bir gür itiraz geçmeye baþlamýþtý
bile gözlerimin önünden. Annem kâh þarký
söyleyerek, kâh aðlayarak; babamsa, vicdani
reddin ne olduðunu bilmeden doðuþtan bir vicdani
retçi gibi "savaþmayalým içelim" diyerek geçiyordu
o sahnedeki gayrýresmi tarihin içinden. Ve ben
ailesinin köklerinin peþine düþerek Bitlis'e giden
Ermeni yazar William Saroyan'ýn harabeye
dönüþmüþ evlerin arasýnda gezinirken kurduðu o
cümleyi kuramýyor, "Yapacak bir þey yok, içelim"
diyemiyordum bu sefer. "Kalk" diyordu çünkü
telefondaki ses coþkuyla, "Yapacak iþlerimiz var
daha..." Halen egemenliðini sürdüren ve kabul
gören akla zarar bir milli müsamereye, büyük iþler
baþarmýþ havasýnda gezinen bir pespaye ve korkak
mücadeleye karþý bir baþkaldýrý daveti olarak
öptüm kalbime koydum, 45 yýldýr sanatýndan da
politik tavrýndan da hiç ödün vermeyen Yaþar
Ersoy'un teklifini. Telefonu kapatýnca gayrýihtiyari
gülümsedim. "Ýznin olursa þiirlerinden bir oyun
yapmak isterim" demiþti ya, ben dünden
razýymýþým aslýnda… Nitekim dediðini yaptý ve o
günden sonra piyanosuyla Ersen Sururi'yi de
yanýna alarak çalýþmaya baþladý. Böylece tiyatro,
þiir ve müzik, ayný sahnede buluþmak üzere yola
koyulduk. Yola koyulduk dediysem, onlar günlerce
çalýþtý, bense, þiirimi emin ellere býrakmýþ olmanýn
rahatlýðýyla; bu geceyi, içinden geçtiðimiz þu an'ý,
bugüne kadar tiyatroda hep "seyirci" koltuðunda
Sahibi:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk
Limited
Editör:
Faize
ÖZDEMÝRCÝLER
oturmuþ biri olarak tahayyül etmeye çalýþtým
sadece; seyirci olmakla seyirci kalmak arasýndaki
büyük farkýn, görmekle bakmak arasýndaki
muazzam uçuruma benzediðinin de bilinciyle
elbette… Ýlk defa "seyirci"si olacaktým kendi
þiirimin. Kendi "içeri"me, "dýþarý"dan bakacak;
hem sahnede, hem seyircilerin arasýnda olacaktým
ilk defa. Þiirimin sesini duyulur kýldýðý için Yaþar
Ersoy'a; þiirime müziðini ve duygularýný kattýðý
için Ersen Sururi'ye ne kadar teþekkür etsem az…
Ýzin verirlerse lirik bir öfkede, lirik bir itirazda
örgütlenmek koymak isterim bu buluþmanýn
adýný…
HÜZÜN NEDENÝYLE
KAPALIYIM BUGÜN
Çok þey yazmak isterdim… ama hayýr…
hüzün nedeniyle kapalýyým bugün ben. Titsanis'in
en dokunaklý rembetikolarýndan biri söyleniyor
içimde: Bulutlarla Kaplý Bir Pazar'ým bugün ben…
Ah sevgili Yaþar Ersoy, ah Yaþar abi,
tiyatronun gür þiiri, yorulmak bilmeyen yolcusu,
ne kadar da coþkuluyduk yürürken sahneye…
O görkemli sahnede tepende güvercinlerle, kýrýk
gramofonla, dikenli teller ve sol yanýnda o hiç
kararmayan cevahirle ne güzeldin, ne büyüktün
öyle… Ersen Sururi'nin viyolasý ve piyanosu
nasýl da tamamlýyordu ortak öfkemizin içinde
saklanan ve hiç uslanmak bilmeyen o lirik
çocuðu… Þiirimi sahneye taþýrken hiç fark
edilmeden raflara kaldýrýlmýþ, hatta çoktan
tozlanmýþ bir kitabýn sadece görünmesine deðil
duyulmasýna da vesile oldun… Kýrgýn bir kitabýn
gönlünü aldýn, küskün bir kitabý sahibiyle
barýþtýrdýn.
Þimdi düþünüyorum da kötülüklerdir bizi
yoran aslýnda. Biz çok kýrýldýk Yaþar abi, daha
da kýrýlýrýz, ama týpký Cemal Süreya'nýn söylediði
gibi kimse dokunamaz bizim suçsuzluðumuza,
yoldaþlýðýmýza…
Çok kýrýldýk Yaþar abi, ama Türkçe ama
Rumca… Çok düþtük çok kalktýk Yaþar abi, ama
hep düþlerimizi çoðaltarak çýktýk pusuda bekleyen
kâbuslarýn içinden… Þimdi senin bir Pazar günü
bana söylediðin þeyi ben sana söylüyorum: Kalk
ayaða Yaþar abi… Bulutlarla Kaplý Bir Pazar'ým
bugün ben, ölebilirim kederden…
Faize Özdemirciler...
Dizilip Basýldýðý Yer:
“AFRÝKA” Yayýncýlýk Limited Tesisleri
Görsel Tasarým:
Erdem YORGUNOÐLU
Matbaa Teknikeri:
Bünyamin NAZÝK
E-Mail: [email protected]
Web: www.afrikagazetesi.net
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
3
n Erol REFÝKOÐLU
Bir çýðlýktý O...
Bir çýðlýktý o...
Sazýn en ince telinden göðe
savrulan bir alev gibi týnladýðý bir
çýðlýk...
Bir çýðlýktý seslerimiz, kimselerin
umursamadýðý; hâlâ çýnlýyor ya,
dinlemesini bilenlerin kulaklarýnda...
Ama çoktandýr çoðumuz "Kalk
gidelim küheylan bu el bize
yaramaz"* dedi ya... "O güzelim
insanlar, o güzelim atlara binip
uzaklaþýp gittiler."**
O güzelim insanlar gitmeden önce
idi masalýmýz. Ama tamý tamýna
yaþadýklarýmýz.
Mangal yürekli bir kadýn ozan,
mangal yürekli bir küçük dev adama
'Al' dedi: 'Ýþte benim acým; kendi
acýna kat, dillendir acýlarýmýzý...'
***
Tebai nerde þimdi, var mý bilen? Ya
Troya?.. Ýpekli þallarýna dolanan ve
dolaþan güzelleri... Nerde sevgilisine
kýr çiçeklerinden taç taþýyan, avdan
dönen yiðitleri... Ya ülkem,
doðduðum yer... Ah yurdum, anam,
anavataným Kýbrýs... Mari kadýnla
Ayþe nenenin yasemin altýnda sohbet
edip kahve içtikleri ülkem... Sofi'nin
nikahý, Küçük Ahmet'in sünnet
düðünü... Ne güzel de diz vurmuþtu
yere Yorgi. Ya onun tuttuðu mendilin
ucundan tutarak dönüp de þöyle bir
sekip havaya, çizmesine tokat atan
Ahmet...
Offff... Evet yani, isyaným var…
***
Týp bilimiyle uðraþanlara
sormuþlar: "Ölümü durdurabildiniz
mi?.."
"Yo, hayýr da, bak birçok hastalýk
yok artýk. Azý kaldý, ona da çare
bulacaðýz."
Ya teknoloji?..
Bak iþte, var mýydý radyo, televizyon,
telsiz, internet, youtube, twitter filan...
Ya sevgi, demokrasi...
Hah iþte, onu çok karýþtýrma.
Yani deyesim, yürüdük yürüdük de,
iþte bir arpa boyu yol gittik.
***
Emperyalistin, kapitalistin, alçaðýn,
namussuzun, üçkaðýtçýnýn, hýrsýzýn,
uðursuzun, puþtun, pezevengin cebini
doldurduk; ya da doldurmasýna göz
yumduk. Bir kaþýk pilav için külah
salladýk. Þimdi de aðlayýp duruyoruz.
Çocuklarýmýzýn vücudundan sýzan kana
bakarak topraðýn her karýþýndan çýkan
kemiklere aðýtlar yakarak... Daha ne
kadar sürecek bu acýlý topraðýn, hem de
dünyanýn sancýsý? Koyduk mu fesimizi
ortaya düþünmek ve bulmak için?..
Eteðimizdeki çamurlarý silkeledik mi
arýnmak için?..
***
Tam kibrit çöpleriyle oynadýðýmýz
Mikado'nun þampiyonunu buluyorduk,
Amiral Battý'da Amiralin kim olduðunu
tespit etmiþtik ya önce... "Çýkageldi bir
gözleri sürmeli."*** Ulan bu kimin
nesi, kimin fesi?
Bak iþte, ne güzel oynuyorduk.
Stanivslaski dedi, Brecht dedi,
Meyerhold dedi; belli ki çok doluydu ve
içindekileri aktarmak istiyordu. Dedi
oðlu dedi...
Ufak tefekti. Kireçten dolayý hafif
kamburu vardý ya... Gözleri
çakmak çakmaktý ve
konuþuyordu durmadan.
Dediklerini anlayanlar
anladý ya, anlamayanlar
veya anlamak
istemeyenler Amiral
Battý ve Mikado'ya
devam ettiler.
Mikado'nun kim veya ne olduðunu
bilmeden...
Artýk grubumuza katýlanlarla
(Osman, Erol, Iþýn, Yaþar, Deniz,
arada Perihan) üst kattaki bir odada
TÝYATRO konuþuyorduk; odamýza
yerleþtirilen dinleme cihazlarýna
raðmen. Korkmadan...
Masalýmýzýn gerisini biliyorsunuz.
(Yaþar zaten bütün o dönemleri
anlattý kitaplarýnda.)
Ýkinci dönem de Belediye Baþkaný
seçilen Akýncý'nýn cesur yardýmlarýyla
'dört yiðit çýktý meydane, dördü de
birbirinden merdane!..'
1980'den beri kafa tuttuk mevcut
düzene-düzensizliðe.
Az çok bilirsiniz, bir de ben
anlatmayayým Dartanyan'ýn
Sarkanyan'ýn Yanyan'ýn
maceralarýný... Yok daha ölmedik,
varýz daha. Nah, alýn iþte, Lefkoþa
Belediye Tiyatrosu'nda bir çýðlýk:
Küçük dev bir kadýn ozan Faize'nin
(Rumca Küstüm Türkçe Kýrýldým)
yazýp da dillendiremediðini Ersen'in
viyolasýndan çýkan çýðlýklar eþliðinde
en gür sesiyle küçük dev bir
oyuncu, çok sevgili dostum, kader
arkadaþým Yaþar dillendiriyor.
Kýskanmadým dersem yalan olur.
Ama sana da çok yakýþtý sevgili
Yaþar; mükemmel bir performans
sergiledin...
Bir tragedya bu. Bu acýlý yurdun
sesi. Bir arýnma, bir hesap verme,
bir hesap sorma; eteklerdeki taþlarýn
silkelenmesi...
Bitti mi?..
Yoo, yaþýyoruz daha; ve
yaþayacaðýz da...
Ve daha çok taþlarý ve çamurlarý
silkeleyeceðiz...
*Karacaoðlan
** Yaþar Kemal
*** Neþet Ertaþ
4
Pazar
n Filiz Naldöven
13 Nisan 2014 Pazar
/ ([email protected])
SABAHTAN AKÞAMA/
KAHKAHADAN AH’A KADAR/9
Bir gün, Nisan 2014
SABAH
Her sabah yaþlý bir çocuk gibi
uyanýrýz. Hüzünlü ama safça
kýkýrdayan. Bir oyun sahasýna
düþüyor gibi, yürek aðýzda, içten içe
bir titreme, bir kýpýrtý. Kafamýzda
uðuldayan, gözümüze üþüþen
binlerce düþünce ve imgeyle.
Çoðunlukla dolaþýk, hatta
düðümlü. Bu yüzden bir türlü
açýlamayan kaslar, kalkamayan göz
kapaklarý, sirke satan bir surat…
Yataðýn kenarýna iliþik, eller yanda,
gerinmeyi bile beceremeden,
süregiden uzun bir esneme seansý.
Geceden, düþlerden birikmiþ ne
varsa hepsi sýradað önünde. Tam
uykuya dalarken bambaþka bir imge
düþmüþtü önüne ama doðrulup bir
yere not etmeyi becerememiþtin.
Öylece dalmýþtýn aðýrlaþan gövdeyle
uyku girdabýna. Þimdi, nerdeydi
imge? Ara ki, bulasýn!
Ama yýðýnla iþ var yapýlacak bu
gün. Saçma sapan. Görüþme,
konuþma, telefon, temizlik, yakýn bir
hastaya dair. Ha, diþçiden ertelemiþ
olduðun randevuyu yeniden
almalýsýn. Damaklar þiþ. Ama para
yok! Boþver, gelecek aya kalsýn diþçi.
Aðrý artarsa rakýlý pamuk bastýrýrsýn,
sýzý diner.
Bunlarýn hiç biri olmasaydý. Kalkýp
önce okkalý bir kahve yapsaydýn.
Bilgisayarý açsaydýn. Dünden yarým
kalan yazýyý bitirseydin. Þiirlere bir
göz atsaydýn. Atölyenin daðýnýklýðýný
toplasaydýn hýzla. Tuvalin önüne
kurulsaydýn þöyle bir…
Karýþtýrýversen boyalarý. Çamuru
yoðursaydýn küçük ellerinle.
Kalemlerin ucunu açsan… Negatif
filmleri tarasan…
Ve o olaðanüstü heyecanlý, özgür,
efendinin de, kölenin de sen olduðun
dünyada unutsan dýþýndaki dýþarýyý!
Offff! Bunlarý þanslý sanatçýlar
yapabilir. Para orada da özgürlüðün
kapýsýný açan anahtardýr. Çalýþma
evin olur ayrýca. Sekreterin falan.
Ýþleri gören yardýmcýlar.
Profesyonel onlardýr. Yani,
yaratacaklarýnýn ve yarattýklarýnýn
dýþýnda gündemleri yoktur.
Konsantrasyonlarý tavana vurmuþtur.
Zaman keyiflerine göre uzayýp kýsalýr.
KUÞLUK
Yeni taþýndýðým bir apartmanda
komþunun biri her gün dokuzda
toplanýp sabah kahvesi içtiklerini ve
benim de onlara katýlmamý istedi bir
gün. Kýzým ilkokula gidiyor o
zamanlar. Sabah altý buçukta
kalkýyorum. Giydirip doyuruyorum.
Alelacele sabah trafiðinde yola
düþüyoruz. Onu okula býraktýktan
sonra günlük alýþveriþi yapýp eve
dönüyorum. Öðle yemeðini acilen
piþirene kadar saat on. Yarýmda kýzýmý
okuldan alacaðým. Bir dakika geciksem
aðlamaktan bir haller oluyor.
Böylece bana kalan, sadece iki
saatlik çalýþma en azýndan okuma
zamaný. Yazmaya kalktýðýnýzda bunun en
az yarým saati hazýrlanma, dikkat
toplama süresi. Tam içine girmiþken
yazýnýn, saat on ikiyi çeyrek geçiyor. Yok,
bu olsa olsa boþ (!) zamanlara
sýðdýrýlmaya çalýþýlan bir hobi olabilir.
Sanat üretmek nerede, abesle iþtigal
nerede?
Aslýnda sanatçý yalnýz olmalý.
Yapayalnýz. Kimse baþýna dikilip ona bir
þey sormamalý. Ondan bir þey
istememeli çalýþtýðý sürece. Herhangi
bir sorunla cebelleþip zamanýný ve
sinirlerini harcamamalýdýr. Sakin, kendi
halinde, annemin deyimiyle 'sentebaþ
deli göynüm'.
Ama yok! Bizde bir polisler ordusu var.
Ýki kere telefona çýkmadýn mý, ortalýðý
kaldýrýr. Kapýyý çaldýysa, kazara
açýlmadýysa mahalleyi baþýna toplar.
Geceleri evi gözler. Iþýðýn hangi
saatlerde yanýyor, kaçta söndürdün?
Sabah kaçlarda uyanýyorsun? Pencereyi
ne zaman açýyorsun? Zar zar telefon
çalar sabahýn köründe. "Tembel!"
Tabii burada kadýn sanatçýyla erkek
sanatçýya karþý geliþtirilen tavýrlarý bircik
bircik didiklemek gerekir. Göreceksiniz,
nasýl bir ayrýmcýlýk, nasýl bir ýrkçýlýk, nasýl
bir feodalite vardýr o tutumlarýnda
polislerin(!)
ÖÐLE
Kusura bakmayýn, ben sabah
kahvelerine katýlamam sabahlarý,
demiþtim komþuya.
Neden? Diye sordu.
Sonra yorumladý: Evdesin!
Evet, ama çalýþýyorum.
Gözlerini iri iri açarak yüzüme
bakmýþ, merakla sormuþtu
Ne iþ yapan ya caným?
Yazarým!
Yazaaaan? Nere yazan gazeteye?
Yooo, kitap…
Haaaa!
E, yayýnladýn mý?
Evet!
E, eyi para gazandýn herhalde!
Yok, hiç para kazanmadým.
Olur mu caným öyle þey? Ne yen
canýný madem öyledir? Hem para
gazanmaycan, hem…. Cýk cýk cýk cýk!...
Arada evin dip köþelerini de gözleriyle
tarayýp temizlik durumunu gözden
geçirmiþ. Ýstem dýþý dudaklarýný
bükmüþtü.
Pis kadýn, pasaklý! Evinin iþini
yapacaðýna, camlarý, taþlarý
parlatacaðýna, doðru düzgün berbere
gideceðine - bak o saçýna baþýna,
giyimine- yazýyormuþ!
Ýþte budur! Kadýn sanatçýyla bütün
muhakeme bundan ibarettir. Nesne
olmayý, yama olmayý, koca kölesi olmayý
reddeden, kendi fikrini, yaratýcýlýðýný,
derinliðini, kiþiliðini korumayý seçen bir
kadýnýn, sýradan bir kadýndan duyacaðý
en naçiz sözler bunlardýr.
Ama söz konusu erkek bir sanatçýysa,
cümleler öncekinin tersine döner.
Çalýþýr Mustafa beyi madem, rahatsýz
etmeylim Nermin. Baþka zaman uðrarýk.
Sessiz olun da baban odasýnda
çalýþýr.
Ben hazýrlayým tepsiye da odasýna
götüreyim yemeðni…
Erkeðin kitap tanýtýmýnda, sergisinde,
gösterisinde en þýk, en bakýmlý, en
pozcu, en konu mankeni odur. Aðzý
kulaklarýnda gazetecilere poz verir.
Bütün duam, o esnada konuþmamasýdýr.
ÝKÝNDÝ
Kadýnla erkek arasýnda ezelden var
olan ve eþitsiz konumdan dolayý
süregiden ve bir türlü çatýþmadan
kurtulamayan birçok durumdan en
büyük ve önemlisi kadýnýn bir biçimde
erkeðin bir adým önüne geçmiþ
olmasýdýr. Erkeðin yüzlerce yýllýk kendiyle
ilgili megaloman inançlarýyla, kadýnýn
da yüzyýllar boyu kendinden aþaðýda bir
varlýk olarak algýsý bir araya gelince,
iþler sarpa saracaktýr elbet. Erkek lafta
ne söylerse söylesin, içten içe köklü bir
inanç olarak nükseden duygu, 'yarým
akýllý' kadýnýn sahibi, öðretmeni, kocasý
ve koruyucusu olduðudur. Kadýn aðzýyla
ufo tutabilir hatta. Ama bu, erkek için
hala bir gerçeklik duygusu olmaktan
uzaktýr. Temel inancý, ne olursa olsun
kadýnýn var oluþunu bir tür hayal gibi
algýlamasýna neden olur. Bir türlü
inanmak istemez. Yüzüne çarpýnca da
büyük bir öfkeye kapýlýr. Kaldýramadýðý
en büyük kadýn yükü budur. Yeri
geldiðinde ayaklarýnýn altýna paralar,
mücevherler, mal mülk serdiði kadýnýn
ansýzýn gölgesinde yürümek zorunda
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
5
kalmasý adamý mahveder. Yani maddeyi
ona sýnýrsýzca verebilir ama var
oluþunun öne çýkmasýna izni yoktur.
ÝKÝNDÝ
Yeri gelmiþken itiraf edeyim ki,
hayatýmýn hiçbir anýnda erkelerin biz
kadýnlardan üstün olduðunu
düþünmedim. Þair olmasam da öyle
düþünürdüm. Biyolojik farklarýn
acýmasýz, aþaðýlýk bir tutumla hayatý
zehre boðacaðý, kadýnlarý canýndan
edeceði, çatýþmalarýn, huzursuzluklarýn
dinmek bilmeyeceði bu derece akýl
hastasý bir dünya kime, kimlere hizmet
eder ki?
Yalnýzca kadýn sanatçýnýn da, genel
geçer tutumdan daha katmerli bir
baskýya maruz kaldýðýný söylemek
isterim. Hala sürüyor mu bilmem ama,
daha doksanlarda birçok erkek, hobi
olarak resim yapan, bir þeyler yazan,
sanatçý kadýnlarla yakýnlýk kuran
eþlerine, senin de aklýn baþýndan deðil,
nedir bu durumlar, feminist, iþte sen de
dul kalacaksýn yakýndýr, dediklerini bire
bir duymuþumdur. Bu tarz konuþan
erkeklerin üniversite mezunu olduklarý
ve kelli felli iþlerde çalýþtýklarýný da
eklemem lazým.
AKÞAMÜSTÜ
Ýki mektup:
Sevgili Erkek,
Ýnan ki sanat üretmeye baþlarken
hiçbir kötü niyetim yoktu. Buna
seninleyken veya daha önce
baþlamamýn da bir kastý yoktur. Oldu bir
kere! Neden bana bu kadar kýzdýðýný,
neden bu kadar aðýr konuþtuðunu bir
türlü anlamadým. Sanat üreterek eve
para getirseydim acaba tavrýn deðiþir
miydi, diye merak etmiyor deðilim. Laf
aramýzda sanatçý birçok erkek de eve
para getiremiyor. Ama eþleri onlara
yazmaktan, çizmekten vazgeçmelisin
diye de baský yapmýyor. Bunu anlamýþ
deðilim.
Her neyse. En büyük yanýlgýlarýndan
biri sanata gönül verdim diye seni
unutacaðým ya da aldatacaðýmdýr.
Komiktir. Çünkü, insanlarýn birbirini
aldatmasýnda sanatýn hiçbir rolü yoktur.
Üstelik dürüstlük, içtenlik dediðin her
þey sadece sanatta bulunur artýk. Kuþku
duyduðun yer, sanýrým benim kendimi
daha özgür hissedip daha rahat
davranmamdýr. Sanat üretmeye
baþlayýnca insan, daha çok okumak,
daha çok düþünmek, sorgulamak ve
daha fazla özgürleþmek durumunda
kalýyor. Bunu inkar edemem. Bu da
iliþkimizin temelinde var olan özgürlük
anlayýþýyla ilgili bir durumdur. Sen bir
köle ya da bir robot istiyorsan, ve ben
bunu bilmiyorsam, iþte kýyamet bu
yüzden kopacaktýr aramýzda. Bir düþün!
Sevgili Erkek,
Mümkünse biz bir arada
yaþamayalým. Herkes evinde yaþasýn.
Herkes kendi iþlerini yapsýn. Birbirimizi
özleyince arada bir araya gelelim.
Birbirimizi didiklemeyelim.
Yarýþmayalým. Bakmak, yapmak
zorundasýn, demeyelim. Ýlla yatakta her
gece beraber uyumayalým.
Sorunlarýmýzý halledemediðimiz ve
yardýma çok ihtiyacýmýz olduðu
zamanlarda birbirimizden yardým
isteyelim. Zor günümüzde dostça
birbirimizi destekleyelim.
Ama ben yazmaya, çizmeye
oturduðumda, tepeme dikilip kötü kötü
bakma. Koridorda düþman gibi turlayýp
ban göz atma. Kalk yataða gel, yemek
hazýrla, gömleðimi ütüle, deme. Çocuk
aðlýyor, diye uyarma.
Bak, bir sürü þeyden vazgeçtim. Yalnýz
uyuyorum. Her iþimi kendim halletmeye
çalýþýyorum. Bir gün ekonomik ve
bedensel durum müsait olursa doðurur,
tek baþýma büyütürüm çocuðumu. Yani,
kýsaca demek istediðim, birbirimize
gölge etmeyelim, baþka ihsan istemez!
GECE
Merak ve hobiyle, sanat takipçiliði
veya sanatseverlikle, sanatçý olmak
arasýnda uçurumlar vardýr. Kayýtsýz
þartsýz sanatçý doðmak, sonra da sanat
üretmeden yaþayamamak diye bir
durum söz konusudur. Burada, kiþiyi
zapturapt altýna alan, baþka biçimde
yaþamaya kalkarsa ona en azýndan geri
vites yaptýran, saðlýðýný bozan, iliþkilerini
çöplüðe döndüren bir var oluþ
zorunluluðu vardýr. Kendini tanrý
zannetme veya yapýlan iþin tanrýsal bir
boyutu olduðu vehmetmeye gerek
yoktur.. Bu, kiþinin var oluþundaki temel
dayatma ve dayanaktýr. Yaþadýðý
cehennemleri öðrenince, geri adým
atmasý þart olur birçok insanýn.
Þimdi, sanatsal üretimi muhteþem
yapanlarla, orta halli yapanlar ve
yapamayanlar arasýndaki farký
keþfetmek lazýmdýr. Sanatçý olmakla,
sanatçý olmayý kendine yakýþtýrmak! Ýþte
bu, "to be or not to be" kategorisinde
tartýþma kaldýrmaz bir fenomendir.
Çünkü, "to be", yani olmak, yaratmayla
ilgili bir fiildir. Tohumu atmak, oluþu
baþlatmak, sürdürebilmek ve varlýðý
sonsuza terk etmek. Bunu yapabilecek
olanlar keskin bir yaratýcýlýk kaderiyle
doðarlar.
Bunu yapmayý kendine yakýþtýranlar
çok büyük bir azim ve sebatla, canlarýný
diþlerine takarak, küçücük yaratma
kabiliyetlerini bile tutuþturup önünde
sonunda orta halli mevkiye avdet
ederler.
Bir de, yýrtýnsa sanat lafýyla bir araya
gelemeyecek olanlar var. Ancak
entelektüel kavramýnýn bozulmuþ
þekli olan entel dantel modelinde
podyumda yürüyüþe çýkarlar.
Bu entel danteller, hani okumuþ
görünmek için çantalarýnda hep
kitap taþýyýp ucunu gösterirler,
bilumum sergi, konser, konferans,
etkinlikte "sanatçý" kýlýk kýyafetinde
gezerler ya! Ha yeri gelmiþken,
sanatçý kýlýðý ne mene bir þeydir de,
böyle bakar bakmaz insanýn
tuvalden, kalemden, çamurdan biraz
önce ayrýldýðýný çaðrýþtýrýr, hiç
anlamadým. Böyle þekilden ibaret
olmak, ruhunla giydiklerinin
Aramanda ve Karamanda oluþu… Ýçi
yok bir korkuluk gibi ortalýkta
salýnmak. Tercih koymak gerekir.
Bunlardan hangisi sizin?
Benimkiler birinci kategoride.
Onlar olduklarý gibi. Kibarsa kibar,
öfkeliyse öfkeli. Þýksa þýk.
Ya da Can Yücel'in dediði,
"Yanýzlýðým benim, sidikli kontesim/
Ne kadar rezil olursak, o kadar iyi"
6
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
29-30 Mart 2014 tarihinde Atina'da gerçekleþtirilen II. Avrupa Konferansý'ndan notlar…
Hedef Sosyalist Avrupa Birleþik Devletleri
II. Avrupa
Konferansý açýldý
Dördüncü Enternasyonal’in
Yeniden Kuruluþu Koordinasyonu
(DEYK), Kristiyan Rakovski Balkan
Sosyalist Merkezi, RedMed internet
sitesi ve aralarýnda Devrimci Ýþçi
Partisi’nin (DÝP) de bulunduðu bir
dizi partinin düzenlediði II. Avrupa
Konferansý, Yunanistan’ýn baþkenti
Atina’da açýldý. Bu, geçen yýl Haziran
ayýnda toplanmýþ olan ilk
konferanstan sonra ayný amaçla
düzenlenen ikinci konferanstý.
Toplantýnýn Ukrayna sorunu
etrafýnda odaklanan birinci oturumu
Sungur Savran’ýn yönetiminde
yapýldý. Divanda Savran’ýn yaný sýra
Ýtalya’dan Marco Ferrando,
Rusya’dan Yosif Abramson ve
Yunanistan’dan Savas Mihail
Matsas görev aldý.
Dünya ekonomik krizinin ayný
zamanda faþizmin yükseliþini
körükleyeceðinin DEYK tarafýndan
öngörülmüþ olduðuna deðinen
Savran,
faþist
hareketlerin
Ukrayna’da meydanlarda, Fransa’da
ise yerel seçim sandýklarýnda daha
þimdiden büyük baþarýlar elde ettiðine
iþaret etti. Mayýs sonunda yapýlacak
Avrupa Parlamentosu seçimlerinin
bütün siyasi tabloyu deðiþtirme
potansiyeline sahip olduðunu,
dolayýsýyla Avrupa’nýn çeþitli
ülkelerinde örgütlü partilerin ve
kuruluþlarýn faþizme ve ekonomik
krizi burjuvazi adýna yöneten esas
burjuva partilerine karþý bir strateji
belirlemek amacýyla bu aþamada bir
araya gelmiþ olmasýnýn çok isabetli
olduðunu belirtti. Savran, bu
uluslararasý toplantýnýn geçen Eylül
ayýnda Altýn Þafak adlý Nazi
bozuntusu Yunan partisinin Savas
Mihail’e açtýðý davada büyük bir
hukuki ve siyasi zafer kazanan EEK’in
ülkesinde toplanmasýnýn da ayrýca anlamlý
olduðuna iþaret etti. Sözlerine,
Avrupa’nýn ister Marine Le Pen’lerine ve
Geert Wilders’lerine, ister Merkel’lerine
ve Hollande’larýna karþý esas savaþýn
devrimci Marksist bir doðrultuda
verileceðini belirterek son verdi.
Konferansýn ilk gününe
Ukrayna damgasýný vurdu
Savas Mihail Ukrayna’nýn yeni
baþbakaný Yatsenyuk’un, ülkesinin son
günlerde ÝMF ile imzaladýðý anlaþma
vesilesiyle kendilerinin “Yunan modeli”ni
uygulayacaklarýný söylemesine deðinerek
baþladý. Troyka’nýn (Avrupa Komisyonu,
Avrupa Merkez Bankasý ve ÝMF)
Yunanistan’a dayattýðý ekonomi politikasý
sonucunda, ülkedeki iþsizliðin ABD’nin
1930’lu yýllarýn Büyük Depresyonu’nda
yaþadýðý iþsizlik oranýndan daha yüksek
bir orana ulaþtýðýný, 25 yaþýn altýndaki her
on gençten 6’sýnýn iþsiz olduðunu,
sefaletin diz boyu olduðunu vurguladý.
Konferansýn ilk gününe Ukrayna
tartýþmasý damgasýný vurdu. Ýlk söz,
Maidan olaylarý devam ederken sitemizde
bir deðerlendirmesi yayýnlanmýþ olan
Ukrayna Marksist örgütü Akýntýya
Karþý’nýn temsilcisi Yuri Þahin’e verildi.
Þahin konuþmasýnda Ukrayna’da
yaþananlarýn iç nedeninin 2008 ve
2012’de ardý ardýna yaþanan ekonomik
krizlerin
yarattýðý
büyük
memnuniyetsizlik, dýþ nedeninin ise ABD
ve AB’nin Ukrayna’nýn Rusya ile
bütünleþmesini engelleme çabasý
olduðunu söyleyerek baþladý. Kiev’in ana
meydaný olan Maidan adýyla anýlan
olaylarýn baþta kendiliðinden bir karakter
taþýmakla birlikte, zamanla Svoboda ve
Pravi Sektor gibi faþist hareketlerin
hegemonyasý altýna girdiðini tespit etti.
AB konusundaki yanýlsamalarla mücadele
edilmesi gerektiðine deðindikten sonra
Ukrayna solunun farklý açýlardan nasýl
yanlýþ politikalar izlemiþ olduðunu ileri
sürdü. Þahin, Ukrayna’nýn içinden gelen
biri olarak, Kýrým halkýnýn 16 Mart
referandumunda yüzde 93 oranýnda
Rusya’ya katýlma konusunda oy
kullanmanýn ötesinde bunu gerçekten
ezici bir çoðunlukla arzu ettiðini
vurguladý.
Ukrayna’dan sonra Rusya’dan Rusya
Komünistleri Partisi, Sol Cephe ve yeni
bir oluþum olan Birleþik Komünistler’in
temsilcileri söz aldý. Putin Rusyasý’nýn
Ukrayna konusunda izlediði politika ve
Kýrým’ýn bir referandum temelinde
Rusya’ya katýlmýþ olmasý Rus solunda
farklý görüþler ve eðilimler yaratmýþtý. Rus
solundan temsilcilerin kimi Kýrým’ýn
Rusya’ya katýlýþýnýn yöntem bakýmýndan
uluslararasý hukuka aykýrý olduðunu ve
Rusya’da milliyetçiliði kýþkýrttýðýný
belirtirken, kimi de Kýrým halkýnýn kendi
kaderini tayin hakkýnýn çok daha önemli
olduðunu vurguluyordu. Ama hepsi
Ukrayna’daki
hareketin
AB
emperyalizminin hâkimiyetinde olduðu ve
Maidan’da faþist terör estirildiði
konusunda hemfikirdi.
Konferansýn ikinci
gününde AB
II. Avrupa Konferansý, ikinci günü
Avrupa Birliði’nin sosyal, ekonomik ve
politik durumu üzerinde dururken, baþta
Türkiye olmak üzere Ortadoðu sorunlarý
üzerine de eðildi. Konferans ikinci
gününe,
AB’nin hâlâ yaþadýðý zor durumun
temellerini kavramak amacýyla, dünya
ekonomik krizini tartýþarak baþladý.
Britanya’da 40 yýlý aþkýn süredir
yayýnlanmakta
olan
Marksist Critique dergisinin editörü Hillel
Ticktin, dünyanýn bugün bir ekonomik
depresyondan geçmekte olduðunu ve zor
günlerin kapýda olduðunu ortaya koyan
bir sunuþ yaptý. 25 Mayýs’ta 28 ülkede
yapýlacak olan Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde faþist ve ýrkçý partiler
ailesinin hemen hemen her ülkede baþarý
kazanacaðý neredeyse kesin. Bu ailenin
en önemli temsilcilerinden Fransýz Front
National’in (FN-Ulusal Cephe) yerel
seçimlerde kazandýðý tarihi baþarý (40
yýllýk tarihinde ilk kez nüfusu 10 binden
büyük 13 kentte belediye baþkanlýðý),
Ukrayna’daki faþist örgütlerin güçlerini
Maidan’da kanýtlamasýndan sonra Avrupa
için ikinci iþaret fiþeði oldu.
Önce Portekiz’den Rumba dergi
çevresinden, Lizbon liman iþçilerinin
büyük zaferinde önemli bir yeri olan
Raquel Varela, Batý Avrupa’da bir ülkede
iþçi sýnýfýnýn ve gençliðin ne kadar aðýr
ekonomik sorunlarla boðuþtuðunu anlattý.
Ýtalya’nýn DEYK seksiyonu Partito
Comunista dei Lavoratori (PCLKomünist Ýþçi Partisi) önderi Marco
Ferrando, ülkede meteor hýzýyla
yükselerek önce Demokrat Parti lideri,
sonra da baþbakan olan genç Matteo
Renzi yönetimindeki yeni hükümetin,
ülkenin
TÜSÝAD’ý
olan
Confindustriale’nin politikalarýný popülist
renkler katarak uyguladýðýný ortaya
koyduktan sonra, sendika hareketini
kontrol eden bürokrasinin ve reformist
parlamenter solun politikalarýný Renzi’nin
bu popülizmine göre uyarladýðýný anlattý.
Ferrando, Ýtalya’da Avrupa Sol Partisi
doðrultusunda oluþturulan, Yunanistan’ýn
yükselen yýldýzý reformist solcu Syriza
lideri Çipras’ýn adýyla anýlan listenin ilerici
burjuva liberallerini içerdiðini ve
seçimlerden sonra her türden gerici güçle
koalisyona hazýrlandýðýný hatýrlattý.
Fransa’dan Monika Karbowska’nýn
sunduðu raporda iktidardaki Sosyalist
Parti’nin sefil neoliberal politikalarýnýn
faþist hareketin yükseliþinde oynadýðý
rolün altý çizildi. Reformist solun (yerel
seçimlerde belirli bölgelerde seçime
Sosyalist Parti ile girecek kadar alçalan
Fransýz Komünist Partisi ve onun bir
parmak kadar solunda duran Sol Parti)
zavallýlýðý ve Trotskist gelenekten geldiði
halde devrimci Marksist politikalar
uygulamaktan aciz partilerin durgunluðu
anlatýldý.
Fransa’nýn ardýndan Yunanistan
tartýþýldý. Ev sahibi ülke adýna konuþan
Yannis Aggelis ülkenin nasýl hem Avrupa
ekonomik krizinin en tipik örneði
olduðunu, hem de sýnýf mücadelelerinin
nasýl en ileri düzeye burada ulaþmýþ
olduðunu ortaya koydu. 2010’da kriz
baþladýktan sonra üç yýl boyunca (20102012) kitlelerin gösterdiði büyük
mücadele azmi, kendini hem çok kitlesel
eylemlerle beslenen 14 genel grevle, hem
de 2011 yýlý bahar ve yazýndaki Sindagma
meydaný iþgalinde gösteriyordu. Ne var
ki, sosyal demokratlarýn baþýný çektiði
sendika bürokrasisinin bu büyük canlýlýðý
tek günlük genel grevlerle eritmesi, bu
kýzgýnlýðýn buharýný almasý, 2012
sonlarýndan itibaren hareketin
gerilemesine ve yerel mücadelelerle sýnýrlý
kalmasýna yol açmýþtý.
Yunanistan’dan gözyaþartýcý konuþma
64 yýldýr Trotskist mücadele yürütmekte
olan 80’li yaþlarýndaki bir iþçi Vangelos
Sakkatos tarafýndan yapýldý. Sakkatos
uzun iþçilik hayatýnda Almanya’da da
çalýþmýþ, orada Yunan ve Türk iþçilerinin
ilk ortak grevini düzenlemiþti.
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
Kýbrýslýlarýn kardeþliði
Avrupa Birliði çerçevesinde ele alýnan
son ülke Kýbrýs oldu. Kýbrýs’tan hem Türk
Kýbrýslýlarý, hem Rum Kýbrýslýlarý temsilen
iki konuþmacý vardý.
Kuzey Kýbrýs’ta çalýþan ama bütün
Kýbrýs’ta örgütlenme hedefini önüne
koyan Yeni Ýnsan-Neos Anthropos
kolektifi adýna konuþan Aziz Þah sözlerine
“Sosyalist Balkan Federasyonu” þiarýnýn
Kýbrýs tarihindeki özel yerini vurgulayarak
baþladý. 1920’li yýllarda Kýbrýs’ta
yayýnlanan Neos Anthropos gazetesinin
“Balkan Sosyalist Federasyonu”
savunmasýndaki tarihsel haklýlýða vurgu
yaparken izole edilmiþ bir adanýn tek
baþýna yaþam þansýnýn olmadýðýnýn ve
sadece emperyalizmin askeri üssü
olacaðýnýn altýný çizdi. Kapitalist
federasyonlarýn coðrafyalarý nasýl
etnikleþtirdiðini ve “Sosyalist Balkan
Federasyonu”nun enternasyonalizm
cephesi açýsýndan önemini vurguladý.
Daha önce konuþan Doðu Avrupa ve
Balkanlar’dan yoldaþlarýn iki vurgusuna
dikkat çekti: Yýkýlmýþ-parçalanmýþ
ekonomiler ve Alman emperyalizminin
bölgedeki Doðu politikasý. Avrupa
Birliði’nin özellikle Alman ve Fransýz
burjuvazisinin mücadele alaný olan, ulusal
burjuvazilerin mücadeleleri temelinde
þekillenen
geleneksel
Alman
jeopolitiðinin, lebensraum’un (yaþam
alaný) parçasý olduðunu söyledi. Ayrýca
geleneksel Alman liberalizminin (Ordoliberalismus) gerici bir politika olarak neoliberalizmi tamamladýðýný ve Syriza-Die
Linke gibi Avrupa sol liberalizminin
partilerinin piyasanýn düzenlenmesi
temeline oturan, sosyalist planlama
ekonomisine karþý propaganda yürüten
siyasetlerinin faþist hareketin önünü
açtýðýný belirtti. Yunanistan’daki faþist
Hrisi Avgi’nin (Altýn þafak) Kýbrýs’taki
yavrusu Ulusal Halk Cephesi-ELAM’ýn
yükseliþine iþaret etti.
Aziz Þah, Kýbrýs’taki müzakere
sürecinin sürekli savaþ politikalarýnýn bir
saldýrýsý olduðunu ve Rus burjuvazisiyle
Avrupa Birliði emperyalizmi arasýnda
süren mücadeleler baðlamýnda ele
alýnmasý gerektiðini vurguladý. Þah
konuþmasýný Yunan dinleyicilerin
Yunanistan Ýç Savaþý tarihinden Kapetan
Kemal olarak tanýdýklarý Mihri Belli’den
söz ettikten sonra þu sloganlarla
tamamladý: Zito i pangosmia sosyalistiki
epanastasi! (Yaþasýn sosyalist dünya
devrimi!) Zito i Elleniki, Tourkiki ke
Kypriaki sindelfosi! (Yaþasýn Türklerin,
Yunanlýlarýn ve Kýbrýslýlarýn kardeþliði!)
Kýbrýs oturumunda konuþan ikinci
konuþmacý olan EEK üyesi Kýbrýslý Kostas
Apostolopulos, Kýbrýs’taki ekonomik
krizin geliþimine deðindikten sonra yeni
bir iþçi sýnýfý kuþaðýnýn yetiþtiðini ve önde
yer almaya baþladýðýna iþaret etti. Gençlik
gruplarýnýn, anarþist kolektiflerinin ve sol
kanat hareketin 2008 Aralýk sonrasýnda
Avro-Stalinist AKEL’le kýrýlma yaþadýðýný
ve Yunanistan’daki hareketin etkisinin
yeni kuþaðýn politik yaklaþýmýnda iz
býraktýðýný vurguladý. Kýbrýs’ýn ihtiyacýnýn
Kýbrýs iþçi sýnýfýnýn birleþik ve bütün
olarak enternasyonalist hareketin
parçasýna dönüþmesi olduðunu ve
Kýbrýs’ýn dünya devrimi mücadelesinden
soyutlanamayacaðýný söyledi.
Türkiye konferansýn
gündeminde
II. Avrupa Konferansý, Avrupa’nýn
dýþýnda kalmakla birlikte Avrupa politikasý
açýsýndan önem taþýyan bazý ülkeler
üzerinde de durdu. Geçen yýlýn halk
isyaný, 17 Aralýk’tan beri yaþanan derin
siyasi kriz ve konferansýn iki gününden
birinin tam da Türkiye’de yerel
seçimlerin yapýldýðý güne rastlamýþ
olmasý, Türkiye’yi çok özel bir ilgi odaðý
yapýyordu.
Türkiye üzerine konuþan Devrimci
Marksizm dergisinin yayýn kurulu üyesi
Kurtar Tanyýlmaz 17 Aralýk’ta ortaya
çýkan, yolsuzluk ve rüþvet skandalýndan
hükümetin twitter ve YouTube’u
kapatmasýna varýncaya kadar somut
geliþmelerin ülkenin tarihinde belki de en
derin siyasi krizlerden birini yaþamakta
olduðunu gösterdiðini belirtti. Bu
geliþmelerin arkasýnda bir “kansýz iç
savaþýn” yattýðýný, daha önce Batýcý-laik
burjuvazi ile Ýslamcý burjuvazi arasýnda
geçen bu savaþýn günümüzde Ýslamcý
burjuvazinin kendi içinde, özellikle Gülen
Cemaati ile Tayyip Erdoðan’ýn
liderliðindeki AKP arasýnda devam ettiðini
vurguladý. Geçen on yýl boyunca burjuva
çevrelerde “model ülke” diye bahsedilen
Türkiye’nin AKP ve Erdoðan þahsýnda
temsil ettiði istikrarý asýl ortadan kaldýran
unsurun geçen Haziran ayýndaki halk
isyaný olduðunu unutmamak gerektiðini
söyledi. Gerek ekonominin kaygan
zeminde ilerliyor oluþunun gerekse halk
isyanýnýn tetiklediði siyasi krizin adým
adým bir devlet krizine evrildiðini belirtti.
Tanyýlmaz, Erdoðan’ýn “karanlýk
ittifaklarýn kirli operasyonu” diye
nitelendirdiði geliþmelerin dýþýnda
olmadýðýný, buna son vermenin ancak
halkýn büyük çoðunluðunu oluþturan iþçi
sýnýfýný daha ileri taþýyacak bir alternatifin
yolunu örmekle mümkün olacaðýný
söyledikten sonra, 17 Aralýk ertesinde
sokak gösterilerine damgasýný vuran þu
sloganla sözlerini tamamladý: “Bu pisliði
ancak devrim temizler.”
Devrimci Ýþçi Partisi sözcüsü Sungur
Savran, konuþmasýna Gezi ile baþlayan
halk isyanýndan bu yana partisinin her kitle
eyleminde isyanýn ortak þehitlerinin teker
teker adýný çaðýrarak kitlesel olarak
“yaþýyor!” diye cevap verdiðini belirterek
baþladý. Bu tarzýn ilk kez Latin
Amerika’da kullanýldýðýný ve oranýn
devrimcilerinin “aramýzda” anlamýnda
“presente!” diye baðýrdýðýný hatýrlatarak
salonu dolduran kalabalýktan kendisi Gezi
þehitlerinin her birinin adýný söyledikçe
“presente!” diye baðýrmasýný istedi. Baþta
sesler biraz ürkek çýkýnca, Savran “daha
yüksek yoldaþlar, daha yüksek, Erdoðan
duymalý!” dedikçe, sesler tam bir koro
haline geldi. Sýra Berkin’e geldiðinde
herkes hançeresini yýrtarcasýna
baðýrýyordu: “presente!”
Türk ve Kürt sollarýnýn nasýl bir
parlamento fetiþi bataklýðýna saplandýðýný,
bu politikanýn, hem zamanlama, hem
seçimde Amerikan muhalefetini
destekleme, hem de düþmanla savaþý
onun en güçlü olduðu alanda verme
bakýmýndan nasýl sefil sonuçlara yol
açtýðýný ortaya koydu. Ulaþtýðý sonuç,
seçimi Erdoðan’ýn büyük ihtimalle
kazanacaðý (konuþma Pazar günü
gündüz yapýlýyordu, yani seçim henüz
devam ediyordu), ama bunun bu derin
krizi durduramayacaðý, yapýlmasý
gerekenin yaþayan Gezi ruhunu
canlandýrmak ve iþçi sýnýfýný ve Kürt
halkýný isyana kazandýrmak olduðu idi.
Savran böyle bir halk hareketi
gerçekleþtiði takdirde bütün bölgeye etkisi
olacaðýný belirterek konuþmasýna þu
sloganla son verdi: Zito i diethnismos!,
yani “Yaþasýn enternasyonalizm!”
Ruhani’nin seçimleri kazanmasýnýn
üzerinden aylar geçmesine raðmen
Ahmedinejad’dan farklý olarak
deðiþen ve gözle görülen tek þeyin
sadece uranyum zenginleþtirme
sürecinde geri adým atmasýdýr. Bu geri
adým atmalar ambargolarýn
hafifletilmesine ve ekonominin tekrar
canlanmasýna yardýmcý olacaðý
umudu ile yapýlmaktadýr. Bu
ambargolar Ýran’da yeni bir zengin
tabaka oluþturmuþ ve sermayedarlar
ile emekçi sýnýflarýn arasýndaki
uçurumu fazlasýyla açmýþtýr.
Son olarak konuþmacý Ýran’daki
ezilen uluslarý ve azýnlýklarý ele aldý.
Azerbaycan Türklerinin, Kürtlerin ve
Sünnilerin Þii Fars milliyetçiliði
tarafýndan ezilmekte olduðunu
belirtti. Bunun en önemli kanýtlarý
olarak þu noktalara iþaret etti:
geçtiðimiz aylarda Sünni ve Kürt
siyasilerinin idam edilmesi, yakýn
geçmiþte ise Azerbaycan Türklerinin
onlarý hamam böceðine benzeten ve
Ýran adlý gazetede yayýnlanan
karikatüre karþý ayaklanmasýnýn
ölümler ve tutuklamalarla ezilmesi.
Ýran, Güney Afrika,
Arjantin
Konferans, bir genel karar
tasarýsýný oyladý. Bildirinin ana
doðrultusu, Avrupa’da mücadelenin
hattýnýn Avrupa Sosyalist Birleþik
Devletleri yönünde çizilmesiydi. Bu
genel karar dýþýnda bir dizi baþka
karar da alýndý. Kýbrýs’ta
yürütülmekte olan müzakereler
konusunda DÝP, EEK ve Neos
Anthropos-Yeni Ýnsan örgütlerinin
ortak bir bildiri hazýrlamasý bu
kararlardan biriydi.
Konferans, 15 deðiþik ülkeden
devrimcilerin Enternasyonal marþýný
herkes kendi dilinde ama hep bir
aðýzdan söylemesiyle sona erdi.
Ýranlý bir devrimci Marksist kendi
ülkesindeki durumu analiz eden bir
konuþma yaptý. Ele aldýðý ilk konu
Ruhani’nin son dönem Ýran tarihindeki
yeri idi. Ruhani’nin seçimlerde ileri
sürülmesinin nedeni, Ahmedinejad
dönemindeki baskýcý dýþ ve iç politikalar
yüzünden sarsýlmýþ olan toplum için yeni
bir rahatlatýcý dönem saðlanmasý ve
rejimin halkýn gözünde zedelenmiþ
itibarýnýn geri kazanýlmasýdýr. Ruhani’nin
vaat ettiði dýþ politika reformlarý ve
azýnlýklar için haklar tanýnmasý ve 2009
seçimleri sonrasýnda Ýran’ý sarsan Yeþil
Hareket’in tutuklularýnýn serbest
býrakýlmasý bunun kanýtýdýr. Ama
Avrupa Sosyalist
Birleþik Devletleri
(gerçek gazetesinden
kýsaltýlmýþtýr…)
7
8
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
n Fatma Akilhoca /
[email protected]
Ýnsanim insan, yedimde de yetmiþimde de!
Tek yaptýðým anlamaya çalýþmaktý, sevmekti hepsini... Evet, hepsini kendi çocuðum gibi sevmek... Bir kaç gün
sonra, Akrostiþ Þiir yazýp gönderdiler öðretmenleri kanalýyla. Okudukça içim dalgalara yakalanmýþ bir denizdi; "Farklý
bir histi sizinle vakit geçirmek/Anlamlý ve sevgi dolu sözleriniz/ Tatlý gülüþünüz mutluluk saçýyordu/ Masum kiþiliðinizi
anlatmaya kelimeler yetmiyor/Asil bir güneþin pýrýltýsý gibisiniz" diyordu ateþ genç. Þiirin konuþtuðu andý. Gerisi hep
teferruat... Þiir vücuda gelince, hepsi yana çekilip, onun yüceliði karþýsýnda baþ eðip otururdu. Týpký Yunanlý Þair
Yannis Ritsos'un söylediði gibi: "... eðer þiir baðýþlanma deðilse, o zaman baþka hiçbir yerden medet ummamalý".
"Ýskele Ticaret Lisesi ziyareti
sonrasý, satýr aralarý..."
Bahar'ýn güneþi yaza çalým atarken,
sosyal ve kültürel etkinlikler de kýþ
uykularýndan yavaþ yavaþ uyanýp,
beden bulmaya baþladý, yanýbaþýmýzda.
Ýçimin kýbýrtýlarýný, yeþillerini arttýrýyor
böyle zamanlar. Gerçi bu yýl hep
bahardý ya neyse!... Yakýn tarihte,
Mesarya'dan Lefkoþa'ya doðru yol
alýrken çiftçilerin biçerdöverlerinin
kaldýrdýðý toz duman arasýnda,
yerlerinden alýnýyordu cýlýz, ümitsiz
arpalar. Etraf kupkuru. Temmuz,
Aðustos'un kokusu normalden yakýndý
bize. Deniz, göz kýrpmaya baþladý bile
þimdiden...
28 Mart Cuma günü, aldýðým güzel
davet üzerine, Ýskele Ticaret Lisesi'ne
konuk oldum. Lisemiz, toplamda 5
sýnýftan oluþan küçücük ama, sýmsýcak
bir okul, bir aile yuvasý. O da diðer
devlet okullarý gibi tüm olumsuzluklara,
görünmezden gelinmeye raðmen, yine
de kendi ayaklarýnýn yarasýný, kendi
bulduðu merhemle iyileþtirme çabasý
içinde. Gençlerle ya da çocuklarla olan
bu özel buluþmalar, içimi hep titretir,
yeni bir soluk, yeni bir þiir aþýsý salar
bana. Böyle günlerde kanatlarým çýkar
ve ben o kanatlarýmla yerlere hiç
uðramadan, doðrudan bulutlar
üzerinden uçar giderim onlara.
Öðretmenlerinde, idarecilerinde ve
öðrencilerinde kýpýr kýpýr tatlý bir
hareket vardý o gün orada. Gözümün
içine bakan bir çift gözdü minik okul.
Ýlgi, sevgi bekleyen... Bizi, dudaklarýna
astýklarý kocaman gülüþleriyle
karþýlayýp güzel kokulu kahveleriyle
aðýrladýktan sonar iki ders boyunca konuk
olacaðýmýz sýnýflara buyur ettiler.
9. sýnýftaydým. Onaltý yaþlarýnda olan
bu gençlerle önce insandan, hayattan ve
hayatýn içinden doðan þiirden bahsettik.
Þiirin nasýl mayalanýp, nasýl vücut
bulduðundan konuþtuk. Hayatýn
vazgeçilmezi olan, insanýn en büyük gýdasý
sevgiden, aþktan konuþtuk. Benim ve
herkesin bir güneþi olduðundan bahsettik.
Hayatýn devamýnýn, güzelleþmesinin, o
en kötü günlerin, o en zifiri karanlýðýn
ardýndan mutlaka güneþin doðduðundan
bahsettik. Güneþ olmalýydý, umut
olmalýydý yaþamda. Bununla ilgili þiirler
okuduk. Tabii ki, günün en büyük hatasýný
yapýp, yakýn gözlüklerimi evde unutunca,
þiir okumak bile imkânsýzlaþmýþtý benim
için o gün, þükür ki Sevgili Derviþe
Güneyyeli Kutlu hocamýn gözü ve dili
yetiþti imdadýma. Teþekkürler þairim ve
öðretmenim. Desteði olmasa þiirim suskun
ve üzgün kalacaktý kitap sayfalarýnda
eminim. Küçük küçük birer ateþ topu olan
gençlerin, ateþlerini birbirine ekleyerek,
kocaman bir ateþ kütlesi yaptýk. Birlikte
oynadýk, birlikte eðlendik. Sonrasýnda
onlara verdiðim anahtar sözcüklerin
önderliðinde, kendi þiir denemelerini rica
ettim onlardan. Kendi sözcükleriyle
kuracaklarý, bir dize dahi olsa, olsundu,
yeter ki olsundu.
Önceleri binbir naz niyazla kývrýlan
dudaklarý, sonradan þiirin sihirli ellerine
tutunarak gülümsedi. Bir kaç kiþi dýþýnda
hemen hemen hepsi önlerindeki beyaz
kâðýtlara bir þeyler karaladý. Beklediðimin
üzerindeydi yürek dökümleri. Hepsinin
þiirini ayrý ayrý sevdim. Hatta tavuk þiirini
bile! Bu da onlarýn çevrelerine olan
duyarlýlýklarýný gösteriyordu ki, bana göre
önemliydi. Samimiydiler ve daha çok
gençtiler... Hiçbir sahtelik yoktu
yüreklerinde. Hatta kendi yazdýklarýna bile
gülüp geçtiler. Bu genç filizlerin topraklarý
çapalanacaktý daha, kökleri sulanacaktý. Ve
sulanýp, okþandýkça daha gür
büyüyeceklerdi. Ýnanýyordum ben buna.
Ýçimizdeki gerçeklik ve samimiyet
onlara ulaþtýkça, bulaþtýkça, onlar da bu
gerçeklikle, samimiyetle daha beyaz, daha
sýcak ve gürül gürül akacaklardý
yollarýnda. Onlarýn sevgiye, ilgiye,
anlaþýlmaya, deðer verilmeye, kalýplarýn
aðýrlýðý altýnda kalmamaya, düzgün eðitim
politikalarýna, ne çok ihtiyaçlarý vardý!
Tüm ders boyunca yerinde duramayan,
sürekli konuþmaya çalýþan tatlý gencin,
aslýnda özgür býrakýldýðýnda, ne kadar
yaratan olduðunu gördüm, yeniden. Tek
yaptýðým anlamaya çalýþmaktý, empati
yapmaktý ve sevmekti hepsini... Evet,
hepsini kendi çocuðum gibi sevmek... Bir
kaç gün sonra, Akrostiþ Þiir yazýp
gönderdiler öðretmenleri kanalýyla.
Okudukça içim dalgalara yakalanmýþ bir
denizdi;
"Farklý bir histi sizinle vakit geçirmek
Anlamlý ve sevgi dolu sözleriniz
Tatlý gülüþünüz mutluluk saçýyordu
Masum kiþiliðinizi anlatmaya kelimeler
yetmiyor
Asil bir güneþin pýrýltýsý gibisiniz"
diyordu ateþ genç.
Ýþte þiirin konuþtuðu andý. Gerisi hep
teferruat... Þiir vücuda gelince, hepsi yana
çekilip, onun yüceliði karþýsýnda baþ eðip
otururdu. Týpký Yunanlý Þair Yannis
Ritsos'un söylediði gibi:
"... eðer þiir baðýþlanma deðilse,
o zaman baþka hiçbir yerden medet
ummamalý".
Bu yüzdendi iþte güneþin onlara
daha anlamlý gelmeye baþlamasý, o
günden sonra. Ve bunu yazdýklarý
mektuplarda özellikle belirtmeleri. Bu
yüzdendi iþte, hayatýn aslýnda bir
þamatadan baþka bir þey olmadýðýný
görmeleri, bana da göstermeleri. Ama
eðer isterlerse o þamatadan güzel bir
müzik ve güzel bir þiir doðabileceðini
bilmek. En güzel þamatanýn onlarýn
kendi, gerçek þamatalarýnýn olduðunu
fark etmek. Çünkü, yaþayandadýr ses,
ses olmadan yaþamýn hâlâ daha
sürdüðü, nasýl bilinebilir, nasýl
kanýtlanabilir ki? Biz, en ilkel
olduðumuz dönemlerde de hep sesimiz
vardý, þamatamýz vardý. Ve biz önce
taklit ettik doðayý. Kendimizi doðaya
benzeterek, kendimizi tanýmaya,
dilimizi bulmaya, bu dille birbirimizi
anlamaya çalýþtýk. Kuþ sesleri çýkardýk,
rüzgâr sesi, gök gürültüsünü yaptýk.
Müziði yarattýk, dansý ve þiiri yarattýk
sonra. Ve bizi yaratan bu yetilerimizdi
iþte. Bunlarý yapmadan, yaratmadan,
insan
olduðumuzun
farkýna
varamadýk. Biz yaratandýk. Biz yoku
var edendik. Biz insandýk! Biz
yedimizde de, yetmiþimizde de
insandýk, bunu anladýk.
Teþekkürler Ýskele Ticaret Lisesi'nin
kocaman ailesi, teþekkürler gençler!
Yeni bir güneþi, yeni bir ateþ topunu
yaptýk sizlerle birlikte el ele. Bunu
baþaran da önce sizdiniz, sizin
varlýðýnýz...
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
çýðlýðýma
M
I
Z
I
S
düðüm atarken bulurum
L
Ý
D
rüzgarý
yalnýzlýðýn güvertesinde
dalgalarýn ýslaklýðýna batar
sesimin çýrpýnýþlarý
kurtaramam
ellerim sýðmaz ki içime
Fatoþ
Avcýsoyu
Ruso
GECE
gece, o yorgun fahiþe
daha güzel görünsün
diye
ay hep aydýnlýk kalýr
LOTUS
lotus çiçeði
boþ
kederli ömrümün
da
sandýðým bardaðýn
i
bir damla su sank
Emre ÝLERÝ
9
10
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
Kurtulamadýklarýmýz: "Normal", "normale
yakýn", "çirkin" ve "eh idare eder"…
-Tatile çýktýðýmý dellal düdük
etmezsem rahatlamam. Ýsterim ki
cümle alem bilsin, isterim ki cümle
alem öðrensin. Haset edilsin mi
istiyorum nedir onu tam daha
bilemedim.
*
-Tatil reklamlarýna bakýp da
heyecanlanmayandan biraz çekinirim.
Korkmam da, çekinirim. Sanki ben ona
gezmenin, yeni yerler keþfetmenin,
farklý dokular hissetmenin ne kadar
güzel olduðunu anlatmaya çalýþacaðým
da o inatla 'param yok/vaktim yok'
ikilemine sarýlacakmýþ gibi geliyor
bana. Ben de ýsrarla 'hayýr bunlar
bahane tatil iyidir' diye iknaya
çalýþacakmýþým gibi. Ter içinde kaldým.
Tayfalma noktasý.
*
-Dünya tersine dönse, tüm düzen
deðiþse biz; normal/normale yakýn/
çirkin ve eh, idare ederler asla ve asla ,
güzel ve yakýþýklýnýn anlamsýz
triplerinden kurtulamayacaðýz. Bunu
biliyoruz deðil mi? Hayýr, bilirsek daha
mutlu yaþarýz da ondan. Kabullenelim
öyle devame delim yolumuza. Yani
onlarý havasýz, normal davranýþ
biçemlerine getirmek için harcadýðýmýz
çabaya acýyorum biraz. Zira
gelmeyecek ama gelecekmiþ gibi
yapacak. Tam gelecekmiþ gibi
yaparken aniden anlamsýz birþey
söyleyip hafif bir mesafecik koyacak
araya ki mamýrlayasýn. Dengini, yerini
bilesin. Hele hele uzaklara bakýp
gitmesini anlamaya çalýþman için sarf
ettiðin süre tam ziyan. Evet Normal ve
çevresi kaderimize boyun eðebiliriz.
*
-Vücudun hareket ettiði kafanýn sabit
kaldýðý folklor oyuncularý ile bir gerilim
filmi yapmak istiyorum. Bir grup
Amerikalý genç bilmedikleri bir yere
doðru mini-van tarzý bir þeyle yolculuk
yaparlar. Ýçlerinde iri kalçalý güzel bir
kýz ile gözlüklü bilgisayar kurdu bir
genç var. Tabii ki bilmedikleri bir yoldan
giderler varacaklarý yere. Çýplak göle
girerler. Sonra molehiya ayýklayan
kadýnlar yollarýný kesip 'ne iþiniz var be
bilmediðiniz sokaklarda döküm saçým
gezersinizzz' diye molehiya dalýynan
gençleri bir güzel kýzartýr. Çirpiyi yeyen
gençler bu sefer Türkçe olarak
'kahretsin!' demeye baþlar ve tabii
arabalarýna atlayýp yollarýna devam
ederler ve yemyeþil bir vadide kamp
kurarlar. Ateþ yakarlar ve sadece
filmlerde görebildiðimiz soyunmalý
oyun oynarlar, seviþmek üzere
yatacakken tam o arada büyük bir
gümbürtüyle uyanýrlar ve bir sürü
makyajlý, vücudu oynayan ama kafasý
sabit folklor oyuncularýný görürler.
Kollarýný aça aça, kafa sabit ama
gülerek, çok gülerek gençlerimizin
üzerine gelirler. Öleceðini anlayan
gençler harakiri yaparak hayatlarýna
son verirler. Folklorcular görevlerini
tamamlamýþ olmanýn sevinciyle
karanlýkta kaybolurlar. Þimdi dikkat
ettim de, film çeksem içine çýplaklýk
koyup seyirci sayýsýný artýrmak gibi
ucuz bir numara yapardým.
*
-Þu dünyada da kendine
yabancýlaþmaktan daha kötüsü var mý
bilmiyorum. Zaten herkes seni
terkedecek bir de kendi kendini terk
edersen ne kalacak yavrum sana.
*
-Tek yýkamada kendini salan
H a l i l A Ð.cA
il om
a
[email protected]
kazak, seni yuvarlayýp þeffaf ve
karaktersiz bir poþete kaldýrýp
tavan arasýna kaldýracaðým için öyle
mutluyum ki. Sen ne çile çektin ki bu
dünyada tek yýkamada koyveriyorsun
kendini. Biraz dirayetli ol. Biraz inançlý
ol. Biraz tutku olsun. Biraz paranýn
karþýlýðýný ver seni gidi ruhsuz.
Sinirlendirdin beni durduðum yerde.
*
-Dur biraz iyi bir tekstil haberi
vereyim de konu çerçevesinde
keyiflenelim. Hey, Lefkoþalýlar çamaþýr
makinesinin köpürmesi efsane deðilmiþ.
Geçen gün 90 dereceye kurdum ilk
defa, küresel ýsýnmayý harlanmasýna da
destek vereyim dedim. Ýþte o 90 derece
yýkamada eser miktarda köpük oldu
çamaþýr makinesinde. Gözlerime
inanamadým. Reklam filmlerinde,
rüyalarda gördüðümüz köpük meðer
gerçekmiþ. Ýnanmayan olur diye
videoya da aldým. Kanýtým var yani.
*
-Gerçekten kötü arabayý büyük bir
iþtahla satmaya çalýþan haným kýzý
sevindirmek için gidip kötü arabayý
övdüm. O övdü, ben övdüm. Ekonomik
dedik, abs dedik, makinesi falanýn
filanýn dedik, garantisi var dedik,
hidrolik dedik. Çok büyük sevaba
girmiþ gibi hissettim kendimi. Resmen
sevap yazýldý haneme. 10 dakika övdük
en azýndan. Çok ucuzlar, yol tutuþlar.
*
-Çoook deðerli bir insan daha
inanýlmaz MAC ailesine katýldý.
Ýnanýlmaz huzur, yüksek performans.
Hoþgeldin yüce insan.
*
-Bisikletle iþe gelip gidiyor, þehir içi
kullanýmýnda da bisikleti tercih
ediyorum. Öfff, böyle söyleyince
saðlýklý
yaþam
programý
tanýtým filmi
gibi oldu, özür
dilerim. Sevgili þöfor
abilerim, her bisikletli
öcü deðildir. Lütfen, bizi
yolda ezmeye çok hevesli
olmayýn. Boru boruya deli
etmeyin, hýzýnan yanýmýzdan
geçip önümüzü týkamayýn.
Tamam biraz ezmek
isteyebilirsiniz anlarým, þiddet
kültürü falan ama lütfen çok fazla
ezmek istemeyin. Hani evde
bekleyen anamýz, babamýz,
köpeðimiz, sevdiðimiz falan vardýr
da onlar için kötü olur. Bizim çok
önemimiz yok da onlar için. Olur
mu? K.Ý.B BYES:)
*
-Ýnsanlarýn hayvanlara benzetildiði
için alýnmadýðý bir dünya hayal
ediyorum. Çok þey istemiyorum gibi
geliyor bana. Þempanze ne harika bir
hayvan mesala.
*
-Esrik þair diye ortalýkta dolanan
adamlar ne oldu yarabbim. Hepsini bir
füzeye koyup uzay boþluðuna mý
fýþkýrttýlar nedir. Sosyal medya icat oldu
herkes havalý filozofluða özendi.
Hepimizin ara
ara baþvurduðu bu filozoflu havalý
durum masum ve iyiniyetli bir þey
gibi gözüküyor ama esrik þairlerimizi
elimizden aldý. Esrik seni
istiyorummm, nerdesin esrik!
Pazar
13 Nisan 2014 Pazar
Dinler tarihine Hollywood bakýþý
NUH: BÜYÜKTUFAN
Yönetmen: Darren Aronofsky
Senaryo. D. Aronofsky, Ari Handel
Görüntü: Matthew Libatique
Müzik: Clint Mansell
Oyuncular: Russell Crowe, Jennifer Connelly, Ray
Winstone, Anthony Hopkins, Emma Watson, Logan
Lerman, Douglas Booth, Nick Nolte, Mark Margolis,
Kevin Durand/ Paramount (UÝP) yapýmý.
Ýþte karþýmýzda her açýdan iddialý, gösteriþli, þaþýrtýcý
bir film. Sinema sanatýnýn deðil ama tekniðinin ulaþtýðý
yeri bir kez daha kanýtlayan o göz kamaþtýrýcý filmlerden...
Üstelik ardýnda üç büyük dinin kutsal kitaplarýndan
ve yüzyýllardýr süren yorum ve tartýþmalarýndan gelen
bir malzeme var. Demek ki üzerinde konuþmak ve en
azýndan öz açýsýndan filmi yargýlamak, beni/ bizi rahatlýkla
aþar, bir din bilgini olmayý gerektirir.
Ama iþin bu yanýný gerçekten ehline býrakarak, biz
film üzerine görüþlerimizi alçakgönüllü biçimde
söyleyelim.
Tevrat'tan beri, hatta daha öncesinde Sümer kültürü
ve Gýlgamýþ destanýnda da varolan efsanevi bir kiþilik,
Nuh Peygamber. En eski Yahudi gelenekleri onu kimi
zaman kendi baðlarýnda imal ettiði þarapla sarhoþ olan
basit bir çiftçi, kimi zaman -eski Mezopotamya destaný
Tufan'dakine benzer biçimde- sakin, dürüst bir inanç
adamý olarak tasvir etmiþler. Sarhoþluðu yüzünden oðlu
Hem'in ondan nefret ettiði de söylenmiþ (Oysa filmde
bu nefret çok daha baþka bir nedenle, babanýn oðlunun
kadýnýný ölüme terk etmesiyle açýklanýyor).
Kökenleri tarihin ve dinlerin derinliklerinde yitip
gitmiþ bu kiþilikler, tipik Hollywood bakýþýný taþýyan bir
üstün-yapýmda karþýmýza gelirse ne olur? Kimileri bunu
en azýndan tüm dinlerin ortak inançlarýyla çeliþtiði için
mahkum edebilir. Nitekim film birçok Müslüman ülkede
yasaklandý. Batý'da ise din otoriteleri ciddi eleþtiriler
getirdi.
Aslýnda kutsal kitaplar, özellikle de Ýncil sinemanýn
...film...
hep ilgisini çekmiþtir. Daha 20'li-30'lu yýllarda ünlü
yönetmen Cecil B. de Mille, kendisi için Ýncil'in
"bitmeyen bir kaynak" olduðunu söylemiþti. Sonralarý
büyük ustalar da din tarihine yöneldiler. Sadece Ýsa'nýn
yaþamý John Huston'un The Bible- Peygamberler Tarihi,
Nicholas Ray'in King of Kings- Kýrallar Kýralý veya
Pasolini'nin Aziz Matyö'ye Göre Ýncil gibi önemli filmlere
konu oldu.
Bu yeni çað yaklaþýmý, yaratýcý yönetmen Darren
Aronofsky'nin imzasýný taþýyor. Dolayýsýyla yadsýnamaz
bir sinema duygusu ve de görkemli sahnelerin getirdiði
bir görsellik içeriyor. Ama yine de öylesine irkiltici yanlarý
var ki...
Öncelikle bu yeni Nuh öyküsü, hayvanlarý pek
göstermiyor. Bir tek yýlanlarýn bir ordu halinde gelip
gemiye giriþleri var. Bir de finalde, tufandan sonra karaya
ayak basýp seviþen hayvan çiftlerinden seçilmiþ üç-beþi
gösteriliyor. Numune niyetine!..
Buna karþýlýk, o gösteriþli tufan sahnelerinin gerisine
bir büyük aile dramý yerleþtirilmiþ. Kahramanlarý Nuh,
eþi Naameh, oðullarý Hem, Sem ve Yafet olan ki biz onlarý
çocukken Ham, Sam ve Yafes olarak öðrenmiþtik!..
Hazret'i Nuh, tüm destanlarda ortak olduðu biçimde
Tanrý'dan bir buyruk almýþtýr: bir büyük tufan olarak
yaklaþan kýyamet günü için tüm hayvanlardan birer çifti
alýp hayvan türlerini koruyacak, ama gemiye kendisi ve
yakýnlarýndan baþka insan alýnmayacaktýr. Çünkü
insanoðlu gitgide zorbalaþýp rezilleþerek Tanrý'nýn tüm
güvenini yok etmiþ, hoþgörüsünü tüketmiþ, sevgisini
yitirmiþtir. Ve bu tufanla yok edilmesi gereklidir.
Ama ya kýsýr olduðu bilinen Ýla, gönlünü çeldiði
Sem'den beklenmedik biçimde gebe kalýrsa? Üstelik
Nuh'un doðacak çocuk eðer kýz olursa, ilerde 'çocuk
yapma' olasýlýðý nedeniyle onu hemen öldürme kararý
vardýr. Ve iyi yürekli Nuh, Tanrý'sýna verdiði söz nedeniyle
bunu yapmaya kararlýdýr.
Böylece film, Nuh Tufaný denince çocukluktan beri
aklýmýzda yer etmiþ olayýn (yani tufan öncesinde tüm
hayvanlarýn gemiye doluþmasý, tufandan sonraysa
doðanýn ve hayatýn yeniden baþlamasý) yerine, bize
görkemli bir tür aile melodramý sunuyor. Özellikle ikinci
yarýda... Ve de film, kuþkusuz teknik açýdan deðil ama
dinsel konulara ciddiyetle ve inançla yaklaþma açýsýndan
Cecil B. De Mille filmlerini aratýr hale geliyor. Bu, inanç
ve misyon soslu koyu bir melodramdýr: günümüzdeki
TV dizilerini hatýrlatan...
Ve böylece bu gösteriþli, ama kof filmden geriye pek
birþey kalmýyor. Ne dinsel tarihi öðrenmiþ oluyorsunuz,
ne de efsanelerin çaðdaþ bir yorumuna
ulaþabiliyorsunuz. Onca ünlü oyuncu, en temel özete
indirgenmiþ kýsa cümleleri tumturaklý biçimde okumaktan
bir hal oluyor: en baþta artýk bizden saydýðýmýz Russell
Abi olmak üzere!... Bu filmin onun için de, bizim için de
yeni bir Gladyatör olmadýðý da kesin....
...film...
n Atilla DORSAY / (T24)
11
Öncelikler
Senden önce ben vardým
Ýþgal öncesi mutlu günlerinin avuntusunda
Mütevazý bir adacýk gibi...
Mevsimlerim vardý
Kýyýlarýmda dalga köpükleri
Ufkumda en az özgürlük kadar eðreti bir þeyler...
Belki de ilk yaðmurda ýslanan topraðýn kokusu gibi
Islýklanan diktatörlerin devrim korkusu gibi
Sýradan þeyler...
Senden önce ben vardým
Kendi göðüs kafesimin sýnýrsýz hâkimiyetinde
Uyduruk hayatlar uðruna
Söylenirken yalandan sözler...
Senden önce ben vardým
Manasýný bilmesem de
Gönülden okuyup âmin dediðim dualarda
Uykuma yorgan gibi serilirken geceler...
Anlayacaðýn ben hep vardým
Dedemin dedesinin yurduna kök salýp
Yorgun gözlerin ferinde saklanmýþ
Masum bir yalancýk gibi...
Ýsmail Boyraz
Download

sayı 464.p65 - Afrika Gazetesi