İSTANBUL TİCARE T
ODASI GAZETES İ
Ayrı Basılan : 4
TÜRK
İHRAÇ MALLAR I
KISIM: I
Yazan: H A S B
İ ATE
DAMGA MATBAASİ
1960
Ş
İ Ç İ N D E K İ L E R
Türkçesi
Latincesi
Sahife
Acıbakla
Lupinus
Akdarı, Kumdan
Paııicum miliaceum, Panicum
îtalicum
2
Anason
Pimpinella anisum
4
Aı^tep fıstığı
Pistache
Aspir
Carthamus tine tori us
(Fr.)
6
8
9
Ayçiçeği
Helianthus annuus
Badem
A my g dal us
Bakla
Faba
Balmumu
Cire (Fr.)
15
Börülce
Dolicos
16
Burçak
Vicia sativa
17
Butum
Betum (Fr.)
19
vulgaris
unguiculatus
infectorius
11
13
20
Cehri
Rhamnus
Ceviz
Juglans regia
23
Çavdar
Secale sereale
25
Çöven
Soponaria officinalis
26
Dişotu
Ammi visnaga
28
Fındı'k
Corylus a ve Hana
30
Fiğ
Lathyrus sativus
32
Haşhaş tohumu
Papaver somniferum oleifera
33
İncir
Ficus carica
35
Kaplıca
Triticum spelta
37
^Keçiboynuzu
Ceratonia siliqua
38
Kendir
Cannabis sativa
40
Kene otu
Ricinus communis
42
Keten
Linum
43
Kimyon
Cuminum cyminum
45
Kitre
Gömme adragante (Fr.)
46
(Hintyağı tohumu)
usitatissimum
Türkçesi
Latincesi
Sahife
Kolza (rapiltza)
Brassica compestris
48
Kökboya
Rubia tinctori'um
49
Kunduzliye
Convolvulus scammonea
51
Kuşyemi
Pihalaris
53
canariensîs
Malhleb
Prunus mahaleb
54
Mazı
Cyriiıps gall^tinctorSae
56
Mercimek
Lens culünarîs
57
59
Merdüme'k
Meyanikökü
Glycyrihiza glabra
61
Mısır
Zea mays
63
Nohut
Cicer ari'etinum
64
Sahleb
Orchis
65
Sıgala yağı
Styraxe (Fr.)
67
Soya fasulyesi
Soya hispida
69
Glycine hispida
Susam
Sesamum orienıtale
71
Yerfıstığı
Arachiis hypogaea
73
Yulaf
Avena sativa
75
ACı BAKL A
LUPÎNÜS
Aci/baikla, nohut büyüıkdüğünde ve yatssica
tohum veren, yaprakları
yılMız giibi bilr meır'kez'dein açılımış, çeışiıtlıerine göre
sarı, beya^ ve mavi
renkte çiçeği o'lan ba'klli(ye fasillesinıden biır nebattır. Eski ve yeni dünya­
da yalbaniilerine tesadüf edfiılir. Blha'asa Kuzey Ameri(ka'da, A'kdeniz bölgas'iınde ve Asya'da bulunur. Eıslkiiden buna Romen^ bezeil'yesi de der'leö:di. Yunanilılar "Thermos'' der. Biiz'de bazı bölgelerde "Tırmıs" derler ki
yunanicadan bozma biir iisümdir. A/raplar "Danik" derler.
Acılb^klanın ziraat mahsuileri' arasına g^iıridıiği taı^ih oldukça eskidir.
Miidâddan evvel 4 üncü asırda Yunanlıilar ve Romailıfer tarafından ekiildiği biılünmetatediır.
çdkmiye başllamıştır.
Ancalk, Avrupada 18 ve 19 uncu aşırılarda di'kkati
Fransa ve îtailya'da
1830 isıraılarında
eikıiilmişta<r.
Almanya'da 1780 de Büyük Freder'i'k emriiyle bir deneme yapıılmış, fa­
kat linlkiışaf edememiştir. 1881 de "Schultz" ve "Lupiitz" gibi meşhur zi^•
raatçıılar bu
nebatın toprağı azot
ıbakımından nasıl
zengin Leştir di ğin/i
ispat etmiiışlerdir. Bundan sonra Avrupada yayıilımıştır. Memllıdketimize
bu tariihten çdk sonra girmiışti'r.
Tolhum ıslah iıs^tasyonılarının teşekkü­
lünden sonra bu yoTla 'köylüye tanıtılmış, eklimi teşvik edillmiiştir. Fakat
bdklenen netice alınamamıştiır.
Halen Trafkyada bazı çiifçiıler e/kmekte-
dir. Orta AnadoHu'da e'kimi teşviik edilebilece»k bir mahsuldür.
Acıbaklamn vasıflar ı v e kullanıldığ ı yerler :
Acıbakla nebatı, diğer ismiyle lüpen, havadan en çoik azot çeken bir
nöba't olara'k tanınır. Tarlada yeşil i'ken toprağa gömülürse azotlu güb­
re yarine geçer. Ayrıca yeşiil yem oHaralk kuililanılır. Taneleri kışın sığır­
lara yediriilir.
Yeşili yem odarak Ikullanılan acıbakla sarı çi/çekli olanıdır. A c ı değil­
dir. Biçilmiş sapları kurutularak
olanı yeşil gübre olarak fkulılanılur.
hayvanlara da verilir. Beyaz çiçekli
Mavi ç'ilçekililsi ve diğer bir çeşidi ille uzunca
tohum veren acıbakla
taneleri kahve lezzetii ver^diğiinden kavrulup öğütüderdk Ikah've gibi kullanıilur.
Acıibaiklanm terikiîbimde "Lüpiniın''
denen hk
madde vardır ki; zar
rarilı bir allkalolitltir. Taneye acılığı ver*en budur. Hayvanlara pişirilmıe*k
suretiyile veülliır. Bu suretle lüpfeim suya (geçer. A c ı su dökülütr, taneler
biıKhassa domuzfen ve sığırları yağlan'dıırmak için kullanılır. Koyunlara
verilmez. Bunlar lüpiiınime torşı çdk hassastır. Lüpinoz denen hastalığa
tuıtulurlar.
Liipfinin şertbetçii otunda da vardır. Biraya acılığı veren budur. Bur­
çakta da vardıır. Şerbe'tçi otununfcime "Lüpilin'' derler. Teırkiıbi lüpininden faraklıdır.
Acıibakla taneleri suyu almdılktan
de nişasta bakımından zengindİT.
sonra gene de bir miktar acı ise
Nişastası "Al'eurone'* terkibin dedir.
Besleyici ve tonique yani münebbihtir. İnsan gıdası olarak ta kullanılır.
İhracı:
Acıb^kla ilhraç mallarımızdandır.
Son senelerde i/hracı
yapılmamış
ise de, evvelce iiıhraç edilmeklte ildi. ve halen ihracatçılarda stok mevcut­
tur. Ancaik, gümrük tarife ve istatistiğine kendiı adı ile dâhil' edilmedir
ğinden bakla olarak ilhraç olunmalktadır. Hakiki baklanın ihraç miktarı
içinden ne 'kadarının acıbaklaya ait olduğu anlaşılmadığından yıllık dhlaç milktarı tesbit edilememiştir.
DARı
A K D A R ı : PANICU N MÎLÎACEU M
KUMDAKI : PANÎCU M ÎTALICU M
Darı, taneli nebatlar sınıfındandır.
Türlkiye'de ve dünyada çeşitleri
pdk çoiktur. Bizde bilhassa aikdarı ve Ikumdarı ekil<mekltedi/r. Fransızlar
her ikisine de "Millet" demektedİT .
Akdarı:
Taneleri talkdben 3 mm. çapında yassı yuvaırlaktır. Akdarı tâbiri bu
çeşit darıya verilen genel bir isimdiır. Bununla o darının behemehal be-
yaz c^ltosı icap etmemektedir.
Akdarının beyaz,
esm)er, siyah ve san
çdşiitleri vardür.
Kumdan:
Tandler^i 1 - 1,5 mm. çaıprnda yuvarllafktır.
Bunun da sarı, beyaz ve
kurmızımtırâk çeşüıtlıeri vaındır. Kırmızı odanma Gümey iıllerimizde "Gil'gid" veya "Güiigül deriler.
Süpürge otunum tohumlarına "Süpürge darısı", bazı böl'gelerimizde
mıJsır toıhumuna
"Mi'sır d a n s ı " dertler.
Bunu Mısır'da yeftişeın bir darı
çeşidi '^MiıUe't d'Egypte" yani musir dansı ille karıştırmamailıdır.
Dünyada dar ı çeşitleri :
Çiiınıde "Sorgho" demen bir çeşi't darı e'killir. Nebatı şelcer kamışı gibi
yü'kseik dlur. Tanede bir miktar şökerli madde de bulunduğundan, halik
buna şeker kamışı damsı der.
Afıi^ilka yeriliileri "Doura" üısmini verdiMerii bir çeşiit darı yetiştiril-.
Mısır'da e'kiılen inci renginde, oval, ter'kibiimde % 10 - 11 protein bu­
lunan "Musir darısı" mafkbuldür. Nişasta nispeti % 72 dir.
Siilezya'da kırmızı renkli' bir darı ekilir ve çorbaflı'k olarak 'kull'lanılır.
40 derece şimal arzına fkadar eki'l'en çeşitleri yüze yakındır. Hindis­
tan'da, Ameri'ka'da ayrı çeşiıtdıed vardır.
Kullanıldığı yerler :
Darının ortallama
teı^kibi:
% 9.15 - 12.5 prc^teiın, 65.5 - 72 nişasta,
4 yağ, 12 rutubet, 3 madenî maddeler, 2.5 selliüloz.
Cenup iilleiieriımizde ekiten aMarı ihtiyaç duyulduikça ekmak imalin^
de kudlanıilır. Seillülozu suya haris oduğundan ekmeği çabuk kurur, ser(tleşir, yenemez hale gelir.
Köylü darı ökmeğiıni sıca'k iten yer. Ha/zmı
güçtür. Darıda hamurun e'lâs(tikiyetini temin eden glüten maddesi yoktur.
Ekmeği dağıilır, uManır. Akdarı unundan çorba, lâpa ve kus'kus ta ya^
pi'hr.
Kumdan, e^kmek imâlinde
kullanılmaz.
Doğrudan
doğruya satışa
arzedi'lir. Bu biılhassa "Boza" imalâtının iptidai maddesidir.
Avrupa'da çorbalılk darı, kabuğu çı'karılmış ve cilalanmış olarak sa­
tılır. Orada yetişen darının kabuğu, iç kısmına yapışık olduğundan, çı-
karılımaısı güçtür. Afr(ilka çeşitlerinin kabuğu daha kolay çıktığımdan bu
keyfiyet Avrupa'ya darı
ilthaMniın eisaslı ®ebepleri(nden
biriisini teşkil
etmektedir. Darı çorbası
Hollanda'da gemicilerin belli başlı gıdasıdır.
Yağlı madde iıhtiıva ettiğiınden besleyici ve doyurucudur.
Darıdan Romanyalıda şarap yapılur. Afrika ve Asya memleke tier inde
halkın esaislı gıda maddelerinden birisidir.
Darının küspesi ekşiimemiiış oJİmai k şartiyile, hayvan yemidir. Sapları
bazı bölgelerimizde evlierin ta<vanlarrnın yapıitnasına yarar. Bunun üze­
rine çorak dökülerek dam yapılır. Sapları süpürge olarak ta kullanılir.
İstihsali:
Darı Tür^kiye'de ikinci derecede
hububat eklimi meyanındadır. En
çok Diıyarbalkır, Urfa, Bitlüs illerinde ekilir. İkinci' olarak Tralkya illeri,
Anikara, Afyon, Bilıecik, Burdur, Kayseri, Yozgat illeri gelir. Türkiye'­
nin yıllık istihsali en son 1958 de 65 000 tondur.
teı^bit edilmiştir. Son senelerde en büyük
1957 de 70 000 ton
raikam 1953 die 102 000 ton­
dur. Cenup iKler'imizde münbit tarlalara elkildiğinden dönümünden alı­
nan mahsul miktarı yüksek olur.
İhracı:
1954
1955
(1956
1957
1958
1959
de
455 079 TL . değerinde
de
134 736 T i .
»
da ihraç edilmemiştir.)
de
13 531 TL .
»
de
741 614 TL.
>
9 aymda 223 871 TL .
»
2 247 009 kg .
653 500 kg.
25 000 kg.
2 751 131 kg .
1 315 980 kg .
dan ihraç olunmuştur . Bu ihracat Belçilka, İngiltere, Malta, Kıbrıs, îsvtiçre, Batı Allmanya, Israel ve İtalya'ya yapılmış)tır.
ANASON
PIMPINELLA ANISU M
"Anis" diye adlandırılan bu nebat maydanoz ve
dereotunun bulun­
duğu fasileden, ömrü bir sene ol<an bir nebattır. 70 - 80 santim büyüklü­
ğündeki dereotuna benzer.
Dünyanın mutedil ve orta sıcak bölgesinin
nemli iklimindeki ormanlarda, fundalıklarda, kendibiten halindedir.
Yurdumuzun Antalya, İsparta, Burdur, Denizli, Edirn'e, Antet), İz­
mir, Kü'tahya ve Te'kürdağ iHeri çevresinde bi?lhassa istilhsa/1 olunur. Ge­
ndi ekim sahası 2 - 3000 helktar civarındadır.
Asırlardanberî ku'llanma
alanında ömemini kaybıetmemiiş bir m'a(hsuldür. Türkiye'den başka ispan­
ya, Bulgar İstan, Yunanistan, Güney Rusya, Mısı r,Iran, Kuzey Hindis­
tan, Japonya, Gün^ey Amerika, Şiili ve Mdksiika'da ziraata yapılmaktadır.
İstihsali:
Yurdumuzda anason istihsali, çiçeklenme
devresinde yağacak yağ­
murun derecesine göre artıp e'ksilmekteddr. En son 1957/58 devresinde
yıllık istihsal yekûnu 2 600 tondur.
tondur, istihsalde Burdur,
1956 da 2 400 ton, 1955 te 1 300
Antalya, Denizli ve İsparta başta gelmek­
tedir.
Kullanıldığı yerler :
Tür*kiye'de anasonun belli başlı ve yegâne müstehliki Tekel idaresi­
dir. Rdkı imalâtında kullanılır.
Kaynatılmış, ağdalanmış şe'kere yeşil anason taneleri katılma^k sure­
tiyle yapıdan anason drjıeleri hazımsıztlı'k çe'kenler tarafından
kullanılır.
Her cins eikşitilmiş meyvelerin imbikten çekilen esansına anason katılaralk çeşitli Ikok u ve tadlarda lilkörler yapılır.
Hazım güçlüğü çekenler anason
tanelerini doğrudan doğruya kay­
natmak suretUyle de içerler. D o z : 1 litre suya 5 - 1 0 gr.
6 ıkg. suya 1 feg. anason katıilarafk benmari
usulü iie distille edilirse
damiitılmış anasonlu su, 21 derecelik 8 kg. alkole 1 kg. anason katıliarak
"allcolat d, anis" denen su, 31 derecelik 4 kg. adkole 1 kg. anason katı­
larak "Teinture d, anis" '^emen su elde
olunarak tıpta muhtelif branş­
larda kullanılır. Ayrıca anason esansı ve anisoine ile anisine, anisamate,
cnisamine, anisamique gibi kimyevi mürekepler de anasondan yapılır.
Anasonun bu işlere yarıyan kısmı tohumudur. Terkibi: anason esan­
sı (anetbol), uçucu yağlar, albumin, nişasta, şeker, lüzucî maddeler, çe­
şitli maden tuzlkrı, reçinedir.
Anason sinileri tenbih edici, mide ve barsa)klardan gazı defedici ve
terleticidir. Göğüs hastailıklarına, bronşit ve astıma da iyi* gelmektedir.
ihracı:
Tekdi idaıresü Türkiyie istühsallini hemen
tamamen satın almaktadır.
Satış serbestt/ir. Müstahsili', Tekelin verdiği fiatı daima uyıgun bulmak­
tadır. Son senelerde ise istihsal Tekeli ihtiyacını biile karşılayamıyacak
duruma gelmiştir. Ekim sahası düşmüş, buna mukabil Tekelde sarf sa­
hası geni^^lemiştir. Ekita sahasının daralmasına sebep, Burdurda açılan
şeker fabriikası için tahsis ediılen şeker pancarı ekim sahasına köylünün
rağbetinden iilerli gelmefetedir. Köylü, pancarı anasondan daha kârlı bulmalktadur. Bu yıl Tekel idaresi anason iıthâll etm^e cihetine gitmiş ve îspanya'ya 350 tonlluik bir sipariş vermiştir.
İhracatçı firmalar bazan uygun fiat bulmakta,
az miktarda da olsa
ihracat yapmaktadıırlar.
1956
yılında
1957
"
1958
"
1959 9 ayında
27 981 T L .
değerinde
11 418 kg.
10 086 T L .
"
5 250 kg.
26 895 T L .
34 680 T L .
"
"
31 024 kg.
44 490 kg.
anason ibraç edilmiştir. Bu ihracat A. B D., Kanada, Brezilya, Belçika,
italya ve Lübna'na yapıilmıştrr.
ANTEP FıSTıĞ ı
PıSTACHE
Anitepfıstığı, kendi ismini taşıyan ağacın meyvesidir. Bu ağaç, bili­
nen sekiz kadar çeşidi arasından
"Pi'âtacia vera" iismi altında tanmani
ağaçtır. Tropiık i)klim ağacıdır. Bununla beraber, Akdenizin tropilk ben­
zeri iıkliminde ve bilhassa doğu bölgesnde çol^ bulunur. Yaprakları ikili
ve dkseriya üçlü mürekkep ve ovaldir. Mayıs sonuna doğru çiçek açar.
Çiçeği salkım halinde ve meyvesü de öyle teşekkül eder. Ağacın gövdesd
yağlıdır. Çıra gibi yanar. Uzun ömüı-/lüdür. Yüz sene kadar yaşar. Bütün
kısımliarında (gövde, kök, yapra'k, dal, mieyve)
görülm'emiştir. Kurdu ydktur.
şimdiye kadar hastalık
Mantarı parazitler arız olmaz. Her y ı l
az veya çok mahisul verir. Çi'çelk zamanı soğuk ollursa çabuk çiçeğini dö­
ker. Çoik meyve ver'diıği zaman iıç tutar. A z meyve verirse meyvelerin içi
boş dlur.
Yurdumuz'da bu ağacın yeftiştİTİldiğ
i
bölıge mahduttur.
Gaziantep
ilinde ço)k bulunur. B^ir miikitar da Bireci'k'te, Besni'de v e Maraş'ın köylerin'de mevcuttur.
İstihsal miktarı :
Antepfıstığı istihsalimiz her sene değişik iklim şartlarına göre aza­
lıp çoğa'Imaktadır. îstaitisttilkliere nazaran 1936 dan beri en çok istihsal
1954 de 10 545 ton olmak üzere baişta gelmektedir. 1953 de 1 012 ton
kadar İJs'tihsail olunmuştur.
Elde mevcut en son ra'kama
göre, 1955 de
7 633 ton kabulklu antepfısftığı istihsali vardır.
Kullanıldığı yerler :
Antepfıstığınm dışı kırmızı, içi sert ve krem rengi kabukludur. Onun^
içimde yağlı biır levze bulunur. Bu levze, yenen ve halen yegâne istifade
olunan Ikısmudır . Yağdan başik a ayrıca nişastayı da ihtiva e'der. Yağı ha­
zan par^fümöride kullanılmak üzıere istihsal olunur. Ancak bu yağ çok
çabulc acılaşır. Muhafazası güçtür.
Bu meyve taze iken lezzetle yenir. Yemeklerden sonra çerez olarak
kulllanıilır. Bu durumda
olanı kavrulmuş olara'k
saitılmaktadır. Ayrıca
pastacılıkta ve şefcercililkte imalâta giırme'ktedir.
Bronşiıte karşı bir nevi şurup imaline d e yaramalktadır .
Antepfıstığınm kurdu
bulunimaması, 'kuru
halde depolarda
uzun
müddet muhafazasının mümfkü n olması, satışlarda kendisine hususî bir
imtiyaz sağlamakta, bol olduğu senelerde
acele elden çıkarılması mec -
burliyeti olmadığından, fiyatını muhafaza etmekte ve az istihsali yapıl­
dığı senelerde yo'kluğu hissedilmemektedir.
İhracı:
Belli başllı ihraç mallarımızdan birisidir. Müşterilerimiz B.Amerilka,
Brezilya, Lübnan, Baltı Almanya ve diğer Avrupa memleketleridir. Son
senelerde yalnız 1954 de ihraç edilmemiştir.
1955 d e 1
1956 d a 4
1957 d e 3
11 7 96 1 TL. değerind e 36
7 00 0 TL . »
1
82 9 42 6 TL . »
1
364 46 7 TL . »
11
86 0 26 9 TL . >
1
0 12 0 kg . kabuklu v e
00 0 kg . i ç
55 7 20 0 kg . kabukl u v e
2 48 9 kg . i ç
24 9 92 5 kg , kabukl u
7 64 7 kg. kabukl u
0 kg . i ç
1958 d e 1
1959 9
77 1 11 0 TL . delerind e 56
841 TL . >
9
ayınd a :
2 58 8 07 0 TL . >
99
3 60 0 kg . kabukl u
antepfıstığı ihra ç edimiştir .
ASPIR
CARTHAMUS TÎNCTORÎU S
Genel durum u :
Mürekkebe faısilıesinden senelilk bir nebattır. 20 kadar çeşidi vardır.
En mühimi
"Cartlhamus Tinctorliius" tur.
müm'kündür. Boyu 60 sar^tJim kadardır.
Buna yabani
safran demek
Olduikça dikenliditr. Çiçekleri
boruculklar halinde ve rengi kırmızıya çalan sandır.
Bu nebatın menşei Asyadır.
Yabanüleri kuraik ve
diken halinde bulunur. Her iklime lintilbak eder.
çorak böligelerde
Soğu'k böllge'lerde de
mahsul vermekttedir. Kuzey memleketler'inde tıbbî nebat olarak ekerler.
Taneleri gayri munltazam dört köşe, parlak ve beya2 ^dır. Tür^kiye'de ter­
kibinde yüzde 15 - 16 yağ bulunur. Bu nebat kurak ve çorak bölgelerde
mahsul vermeğe müsaittir. Ancak bu mahrumiyetler karşısında fazl a is tihsal be'klemıeik müm'kün olmaz.
Bu nebatın cenup iller^imizde eskidenberi az miktarda ziraati yapıl­
makta iken, bundan 20 - 25 sene evvel. Ziraat
tohum celbederdk
tohum islâh
Vdkâletii, Hindistan'dan
istasyonlarında
tecrübesini
yaptırıp,
faydalı olacağı kanaatiyle çilktçiye tevzi ve ekimini teşvik etmiştir. Bil­
hassa Es*kişehir, Urfa, Mardin, Diyarbakır bölgelerinde kura'k ve çorak
yerleride, Trakyada, Kır'klareli, Edirne
havalisinde ekilmiş, iyi mahsul
alınmıştır. Anca'k, köylümüz, bunun faydasını emeği ile kabili telif gör­
memiş ve dolayisile, son 5-6 sene isçinde yavaş yavaş ekimi terkedilmeye
baışlanmıştır. Teşvik edilmesi icap eden bir yağlı tohumdur.
Kullanıld'ğı yerler :
AspİT Avrupada papağan yemii dlarak aranır. Yağı müshildir. Sana­
yide sabun imalinde 'kullanılıır.
AspİT çiçeikleri iki ayrı renk maddesi İhtiva eder. Biri sar ı renk mad desi ki, suda münhaldir. Hafif blir yıfkama ile ayrılır ve suy a geçer. Sarı
bir su elde edilir. Diğeri kırmızı renk maddesidir. Suda erimez. Zayıf
alkolde ve eter^de edir. Kırmızı renk maddesi sabittir. Bu özelliğinden
istifade edere'k, ipek ve pamuklu kumaşları boyarlar.
Cenup inlerimizde bu nebatın çiıçeklleır
ve koku maddesi dlara'k kullanılır.
i
^kurutularak yemeklerde renk
Ete sıvanır. Pişirilînce kıpkırmızı
rerik verir. Pir'ince baharat nevrinden bir koku verir.
İstihsali:
Tüı^kiye, senelik istihsali 1952 de 1550 ton, 1953 te 810 ton, 1954 te
660 ton, 1955 te 620 ton, 1956 da 580 tondur. Görülüyor ki istihsal azal­
maktadır.
İhracı:
Son olarak 1951 yılında 1924 T L . değerinde
5 130 Kg. Belçika'ya
ihraç edilmiştir.
AYÇIÇEĞI
HELİANTHUS A N N U U S
Genel durumu :
Memleketimiizde ayçiçeği, gündöndü, günebakan, aydede
k r ailtında tanınır. Fransız^lar "Helianthe"
gibi isim-
veya **Grand soleil" yahut
**Tournesole" derler. Bu sonuncu Tournesole
ismi ayçiçeğinin bulun­
duğu fasileden bir çoklarına da ver/ildiği için dış piyasalardan yapılan
müracaatlarda istenen malın ne olduğu hakkında bazan tereddüt husule
gelmektedir. Bunun için Tournesole ismi üzerinde biraz duralım.
Aşağıda saydığımıız nebatlara Tournesole denmektedir:
1 — Ayçiçeği yani Helianthe veya Grand soleil (Helianthus annnuus) e,
2 — Tournesole des teinturiers dedikleri
nebata (bu nebattan asıl
tournesole ma'visi çıkarılır.)
3 —- Orsdille denen ve yosun sınıfından olan bir nebata ('kiı tourne­
sole kırmızısı istihsal olunur.
4 — La maurellle denen boya nebatına,
5 — Croton des teinfturkrs denen nebata (bundan da boya çıkarılır),
îlmî isimi (Ohrozopıhora tinotoria).
6 — Heüianthi denen nebata
(bu ayçiçeğine benzer.
Ancak yerel­
ması gilbi yumrulaırı lile ürer.
Ayçiçeği yani Helianthe
senelik bir nebattır. Daire şeklinde çiçek
verir. Derin ve zengin toprak ister. Büyümesi başlangıçta çok yavaştır.
Çiçek teşekkül ettiği sırada büyüme azamiye varır. Bu zamanda büyüme
günde 3-5 mm. ye çıkar. Tohumlar olgunlaşmaya başlayınca dairenin et­
rafındaki sarı çiçek yapraklan dökülür. Tane tırnakla çizilemiyecek ha­
le gelinceye kadar beklenir. Takriben Temmuz ortalarına kadar tanedeki
yağ miktarı zayıftır. Son bir hafta içinde yağ miktarı birden azamiye
çıkar ve bir daha artmaz. Yani tarlada beklemekle yağ miktarı çoğaltıl­
mış olmaz. Nebat bu durumunu
Temmuzun şiddetli sıcağı ile husule
getirmiışltir.
Oilgunlaşma sonunda başların Wraz aşağısından
getirfilir. Birkaç gün kurumıya terkedilir. Sonra
kesilerek harmana
sırıklarla dövmek su­
retiyle tohumu alınır. Eskiden bu tohumun adına "Aspur" derlerdi.
İstihsali \
Ayçiçeği bizde en çok Trakya ve Marmara bölgesinde ekilir. Köylü
bundan (kolaylıkla yağ ihtiyacını
temin ettiğinden ekimi rağbettedir.
Belli başlı ekim sahaları Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Edirne, Eskişe­
hir, istanbul, Kırklareli, izmit ve Tekirdağ illerimizdir. Yıllık Türkiye
ayçiçeği to'humu istihsali 100 000 - 140 000 ton civarındadır. Dönümün­
den 100 kg. Ikada r tohum alınır, ilmi ziraatini yapan memleketlerde en
büyük rakam dönümtünden 240 kilodur. En çok Akdeniz memleketleri
eker.
Kullanıldığı yerler :
Ayçiçeği to'humu yağlı
tohumlardandır. Terkibindeki yağın % 23-
24 ü çıkarılabilir. Bu yağ kokusuz ve renksizdir. Nebati margarinlerin
esasını teşkil eder. Bilhassa dahilde Vita yağı imalinde kullanılmakta­
dır. Boya sanayiinde yağlı boya ve reniklerin imalinde de kullanılır. Bu­
rada keiten yağının yerine kaim olabilmektedir. Tane olarak kuşlara ve
tavuklara verilir. Tavuklarda yumurtlamayı çoğaltır.
Papağanlar çdk
sever. Küsipesi hayvan yemidir ve ihraç mallarımızdandır.
Satın alan
meırileke't'Ierden bazıiları bundan tekrar
yağ isftibsail etmektedir. Yeşil
yaprakları süt veren ineklerin sütünü artırır.
Bizde, köylü, saplarını
odun olaralk yakar. Damlarda örtü olaraik kullanılır.
İhracı:
1954 de
1 442 632 TL. değerinde 3
1 323 TL.
»
1955 de
68 i 474 TL.
>
1
1956 da
437 5 . 0 TL.
^
2
1959 9 aymda 2 153 735 TL. »
12
ihraç edilmiştir.
ve
383 182
645
528 490
500 000
87 829
k g . ayçiçeği tohumu
kg.
»
yağı
kg. ayçiçeği tohumu
kg.
kg.
»
>
1957 ve 1958 de ihrasç edıilmemiştir.
İhracat istaîtisti^klerinde ayçiçeği küspesi ayrı gösterillmemiştir. Su­
sam ve pamuk küspesi ile prina hariç "Sair küspeler" faslında her yıl
40 - 50 bin ton küspe ihraç ediltoek:te ise de, bu miktar içinde ayçiçeği
küspesinin neden ibaret olduğu anlaşılamamıştır.
BADEM
AMYGDALUS
Badem, Akdeniz bölgesinrn ve Batı Asyanın sıcak bölgelerinin ağaçlarındandır. Çok eskiden beri bilinen bir ağaçtır, ilkbaharda erlken çiçe!k açar. Sonradan yapraklanır. Mutedil böllgelerde ilkbahar soğukları
şiddetli olursa çiçekleri donar, meyve
tutmaz. Bu yüzden
Türkiyede
mevsime göre isftihsal rakamları pek değişik bir durum arzeder.
İstihsalimiz:
Yurdumuzun hemen her tarafında yetişir. Ancak bağ ve tarla kenar­
larında veya en çok 150 - 200 ağaçlık topluluklar halindedir. 3 - 4000
ağaçlık badem fidanlığı tesis eden henüz yoktur.
istihsal üç 'türlü yapılır. Birisi ilkbaharda yeşil kabuklu taze olarak
ki buna köylümüz "çağla veya çeğle",
FransızlaT "amandous" derler.
Diğeri olgunlaşmadan bir müddet evvel bademi henüz sütlü iken taze
iç badem halliinde satışa arzeidilmek üzere toplanır. Üçüncüsü asıl istihsaldiır ki sodbaharda sert
kabuklu ba'dem olarak ağaçtan silkelenmek
suretiyle veya sırıkla vurulmak usulü ile yapılır. Bunlar ayrıca kırılıp
'iç badem haline getirilir.
Badem piyasamıza E'lâzığ, Diyarbaikır, Ege bölgesinden; T<ykai^, AntaJlya, Mardin, Bursa illerinden ve Simavdan gelir. İzmir bölgesinden
gelenler yuvarlalk olur. Şekil çarpık olduğundan badem şekeri yapan­
lar bu cinsi pek tutmazlar.
Diğerlerinden daima kiloda 40 - 50 kuruş
ucuza gider.
Acıbadem bilhassa Uşak, İzmir, Tokat,
Zile, Elâzığ ve Diyarbakır
bölge'lerinde isltiteal edilmeiktedir.
Mevcut istatistiklere göre Türkiye'de 2 293 000 kadar badem ağacı
vardır. Yıllı'k Türkiye istihsaline ait elde
bulunan en son rakam 1955
yılına aittir. O yıl istihsal 10 207 tondur. 1954 de 14 093 tondur. 1943
den beri bu rakamlar civarında değişme'ktedir.
Anlaşıldığına göre bir
ağaç 5 'kg. kadar badem veriyor ki çok düşük bir rakamdıır. Bunun sebedelini, badem ağaçlarının dondan muhafazası için tedbir alınmamasında
aramalıdır. Ağaçlar toplu halde bulunmadığından dona karşı tedbir ik­
tisadî olmamaiktdır.
Kullanıldığı yerler :
Turfanda yeşil badem ve taze iç badem sofralarda çerez olarak kul­
lanılır. Kuru badem kuruyemiş olarak çeşitli şeker ve pasta mamulleri^
nin ter^kibine girer. Pro'teini ve A, B vitaminleri boldur. Ayrıca yağlı
bir meyvedir. Badem yağı parfümöride kullanıilır.
A c ı ve tatlı badem
yağlarının ayrı ayrı istimal sahaları vardır.
İhracı:
Badem isteğe göre kabuklu veya iç olarak ihraç edilir. IÇ bademde
kırık niöbdti yüzde 5 - 6 olmalıdır. Bu malda standardizasyon ehemmi^yetli sayılmaz. Büyülklüğüne göre 4 - 5 kısma ayrrmalk müm'kün ise de
bu yapılmamaktadır. Yalnız Amerikan firmaları büyük badem aramaktadıriar. Diğerleri kırı'k nisbetinden başka vasıf aramaz. Müşterilerimiz
Suriye, Batı Almanya, Danimarka, Finlandiya, ingiltere,
Amerika B.
D, Çekoslovakya, Hollanda, Polonya, Kanada, Brezilya ve Lübnan'dır.
1954 yılında:
58 759 TL . değerinde
790 354 TL . >
35 500 kg. kabuklu
392 350 » kabuksuz
1955 yıhnda:
37 624 TL . >
881 580 TL . »
14 987
285 950
»
»
kabuklu
kabuksuz
1956 yihnda :
214 55 7 TL . değerind e
529 60 3 TL .
1957 yılında :
81 95 1 TL .
22 54 0 TL .
122 80 8
85 62 8
> kabukl u |
T> kabuksu z
36 77 5
5 08 0
» kabukl u
» kabuksuz
,
1958 yılında :
18 13 2 TL .
1 25 9 22 5 TL .
»
»
24 50 0
366 14 8
» kabukl u \
j> kabuksu z
1959 9 ayında ;
378 91 9 TL .
>
147 20 2
» kabuksu
z
badem ihraç edilmiıştir.
BAKLA
FABA VULGARI S
Genel durumu :
Dünya yüzünde baklanın ziraati tarihten evvelki devirlere kadar gi^
der. Bu ndbat çok eskiden beri Avrupada, Mısırda, Arabistaında yaşıyan
milleitlerce bilinmektedir. Çimde milâddan
2800 sene evvel
ziraatinin
yapıldığı tarih tetkifklerinden anlaşılır. Yabanisi halen Cezayir bölge­
sinde, Hazar denizi ^kıyılarında, Orta Asyada, Tibette mevcuttur.
Bugün içim ekilen çeşitlerinden iki tanesi revaçtadır.
1 — "Vicia,
faba mıajor'' denen büyük taneli bakla ki, 100 adedi 130 - 300 gr. gelitt*.
2 — "Vicia falba minor" denen küçük taneli, yahudi baklası dediğimiz
çeşidinin 100 adedi 65 - 90 gr. dır.
Avrupada, en çok îtalyada ekilir. Burada ekim sahası 500 000 hek­
tar kadarıdır.
İspanyada 225 000 hektar,
Fransada 420 000 hektar ve
înigilterede de takriben bu kadar saha ekilmektedir. Amerikada 650 000
hektar eikilir. Japonyada, Mısırda ve Kuzey Afrika memleketlerinde de
ziraati yapılmaktadır. Türkiye'de ekim sahası 30 - 40 000 hektar civa­
rındadır.
Baklanın bu iki çeşidinden başka pek çok çeşitleri var ise de, gıda
olaralk kullanılmazlar.
Ekserisi tıbbî ve kimyevî
sahada kullanılmak
üzere yetiştirilir. Bunlardan meselâ, Gine sahillerinde, ekilen bir çeşi­
dinde "eresine" denen bir madde vardır ki, yiyenlerde felç yapar. Bun-
darn muayyen dozlarla sinir ilâçları imâl edilmektedir. Fi'lipinlerde ye­
tişen diğer bir çeşidinden de
"Stiriknin" denen şiddetli zehir istihsal
olunur.
Kullanıldığı yerler :
üfaik bakla, en çok Fransada ekilir ve hayvan yemi olarak kullanılır.
Bilhassa atlara verilir.
Taneleri % 25 protoein ihtiva eder. Yeşil yem
olaraSk süt veren ineıklere yedirilir.
Kuru bakla ve taze yeşil ba!kla insan gıdasıdır. Bakla unu % 10 nis­
petinde ekmekliik,
una da karıştırılabilir.
Tazesi bazı memletketlerde
kavrulmaJk suretİ5^1e yenir. Kabuğu çıkarılmış kuru ba!kla, pasta ve çö­
reklerin iimâlinde kullanılır.
İstihsali:
Memleketimizde bakla ziraatı eskiden beri yapılmaktadır.
münavelbe, neibatı dlarak kullanılır.
Bilhassa,
Kışın tarla boş bıralkılmamış olur.
Bkseriyetile Aydın, Balıkesir, Çanakkale, İzmir, İstanbul ve Manisa il­
lerinde ekilmektedir. îstatistiklere göre, en son 957 de 41 600 ton kuru
bakla, i'ötihsal olunmuştur. Ekim bölgelerinde bir kısmı da taze olarak
istihlâk edilmelktedir. Dönümden alınan kuru bakla miktarı 100 kg. ci­
varındadır.
İhracı:
Bakla ihraç mallarımızdandır. Her sene bir miktar ihraç edilmektedir.
1953 d e 82
2 51 1 TL . değerind e 3 28 1 74 7 kg .
1954 >
1
4 20 0 TL . »
5
0 00 0 kg .
1955 »
45
0 72 4 TL . »
1
82 4 29 1 kg .
1956 ^
15
1 25 8 TL . >
1958 »
60
5 63 4 TL . ^
1959 9 ayınd a 32 6 12 0 TL . >
56
3
1
2 10 2 kg .
15 8 55 9 kg .
59 4 01 2 kg .
kuru balkla ihraç edilmiştir. 1957 de ihraç edilmemiştir. Bu ihracat Fin­
landiya,
Batı Almanya, A.B.D., Hollanda, İsviçre,
Fransa, İngiltere,
Malta, Yugoslavya, İsrad, Kıbrıs, Lübnan, Çekoslavakya ve diğer Av­
rupa memleketlerine yapılmıştır. Ayrıca taze olarak Suriye ve Ürdüne
yukarıdaki senelerde az miktarda ihraç edilmiştir.
BALMUMU
Genel durum :
Yumuşa>k sarı bir maddediır. Arılar bununla, petek dediğimiz bal de­
po ettikleri göz göz nesneyi yapar. Son tetkikler bunun hayvanı, uzvi
bir madde olduğunu ispat etmiştilr. Arının 1 kg. balmumu yapabilmesi
için takriben 6 kg. bal yemesi lâzımdır. Kesafeti sudan hafiftir. 60 - 65
derecede mayi haline gelir. Beyaz renkte de olur. Karadeniz bölgesin­
den, bilhassa
Kastamonu'dan piyasamıza gelen mallar
beyazdır. Sarı
balmumu İzmir ve Ege bölgesinden gelmektedir. Beyazın fiyatı daima
bir miktar yüksektir.
Kullanıldığı yerler :
1 — Parke verniği imâlinde; evlerin döşemelerinde kullanılan me­
şe ve gürgen parikeler bu vernikle cilalanır.
2 — Mühür mumu imâlinde.
3 — Bilumum çeşitli ressam
vernikleri ve renkli
yağlı boyaların
imâlinde.
4 — Eczacılıkta yakı ve merhem imâlinde.
5 — Beyaz olanı biırçok ilâçların terkibine girer.
6 —' Kozmetik imâlinde,
7 — Küçük heykel ve biblo sanayiinde.
8 — Mum imâlinde.
9 — Ayakkalbı cilaları ve boyaları imâlinde.
İstihsal:
Yılhik balmumu istihsalimiz 700 - 800 ton civarındadır.
ihraç mallarımızdan olmakla beraber,
Belli başlı
istihsalin çoğu dahilde sarfedil-
m ektedir.
îbracatı
İstatistiklere göre,
1954 de 703 318 T. L. değerinde
149 071 Kg.
Bulgaristan, Çekoslovakya ve Finlandiya'ya; 1955 de 1 341 005 T. L.
değerinde Kg. ayni memileketlere ve Macaristan'a; 1956 da 324 748 lîira
değerinde 48 641 Kg. Batı Almanya'ya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve
Macaristan'a; 195 7 d e 56 9 06 1 T . L . değerind e 8 9 18 8 Kg . yin e muhte lif Avrup a memlefketlerin e
1958 d e 19
6 50 0 TL . değerind e 2 7 69 0 kg .
1949 9 ayınd a 45 0 77 2 TL . »
12
2 02 9 kg. Bulgarista n Yu -
nanistan v e Yugoslavyay a ihra ç edilmiştir .
BÖRÜLCE
DOLıCHOS UNGUICULATUS
Fiğ ailesindendiır.
Taneleri bezelyeden biraz küçüık olur. Tanenin
dış kabuğa bağlandığı yer*de siyah bir benek bulunur.
Bu vasfı ve sa­
rımtırak rengi ile bezelyeden ayırdedilir.
Fransızlar buna "Le Dolic â oeil noir", bazı bölgelerinde halk ara­
sında "Mougdtte" veya
"Banette" derler.
Almanlar "
Augenbohne''
der..
Dünyada birçok börülce çeşitleri vardır. Bunlardan belli başlı ziraati yapıilanllar: "Dolic asperge" denen "Dolichos sesquipedaliis'* Hindis­
tan'da ve Amerikancın dkvator bölgesinde ekilir. "Dolic pourpre" veya
"Lablaib'* denen "Dolichos purpureus" Fransa'da çiçekçilikte ve Mısır'­
da taneleri için yetiştirilir. Çiçeği maviye çalan erguvan rengindedir.
Memleiketîmizde börülce bahçe ziraati halindedir.
Toprak ve iklim
bakımından müşkülpesent olmadığından bazı bölgelerimizde ekimi rağ­
bettedir.
Kullanıldığı yerler :
Börülce bizde umumiyetle insan gıdası olarak
kullanılır. Taneleri
pişirilir. Ancak gıdaî kıymeti azdır. Yağsızdır. Bezelyeden daha kuru­
dur. Pişirmelk için dalıa fazla hararet ve yağ sarfını icabettirir. Pek te
fazla istihlâk etmemek lâzımdır. Tıpta emzikli kadınların sütünü artır­
mak için tavsiye ederler.
Islatılmış olarak kümes hayvanlarına ve kırılmış halde sığırlara ve­
rilir. Sapları azotlu madde bakımından zengindir. Yeşil yem olarak kul­
lanılabileceği gibi, yeşil gübre olarak kullanılması da faydalıdır. Yalnız
yem dlarak kullanıriken
dikkat etmelidir.
Taneleri teşekkül ettikten
sonra sapları, gerek yeşil ve gerek kuru halde hayvanlara çok verilirse
zehinlenrne alâmetleri görülür. Diğer samanlarla karışık olarak bilhassa
ıkoyunlara vemeliLdir.
Çünikü onlara pek tesir etmemektedir. Yahut ta
çiçek açmadan evvel biçiilip kurutulmalıdır. Bu halde zehinli değildir.
İstihsal:
Yurdumuzun Marmara ve Ege bölgelerinde ekilir. Diğer bölgeleri­
mizde ekimi rağbette değildit. Yılirk stilhsal 4 - 5000 ton civarındadır.
Bunun yarısını Ege bölgesi verir. 5 - 600 tonu
alınır. Belli başlı ekim sahaları
Marmara bölgesinden
Aydın, Balrkesir, Çanakkale, Denizli,
izmir, İsparta ve Manisa bölgeleridir.
İhracı :
1952 yıhnd
1953 »
1954 »
1955 >
1958 »
a 24 9 80 2 TL . değerind e 4 7 25 1 k g .
2
0 13 0 TL . >
3
5 00 0 k g .
4
1 84 1 TL .
»
70 00 0 kg.
7
35 5 TL . >
1
4 60 0 kg .
1
8 21 2 TL . »
3^
! 522 k g .
1959 9 >
1
7 08 1 TL .<
^3
4 72 5 kg. börülc e ihra ç
edilmiştir.
İhracat Kıbrıs, İngiltere, Malta, Fransa ve Lübnana yapılmıştır. 1956
ve 1957 de iihraç edilmemiştir.
BURÇAK
VICIA SATIV A
Mercimdk ailesindendir. Pek çok çeşitleri vardır. Cinsine göre öm­
rü bir sene, iki sene veya devamlıdır (yani devamlı yeşildir.) Türkiye'de
ziraati yapılan çeşidinin ömrü bir senedir. Rusya'da ve Almanya'da ye­
tiştirilen bir çeşidi devamlı yeşildir. Yonca gibi biçilir. Senede ikî defa
yeşil yem alınır.
Burçak memleketimizde tanesi için ekilir.
Taneleri mercimek bü­
yüklüğünde, köşeli, ıkırmızımtıralk kula renginde veya esmer renk üze­
rinde donuk benesklidir.
Mutedil iklimin her tarafında yetişir.
Sıcak bölgelerde mahsul ve­
rirse de taneleri sert olur ve siyanür miktarı yükselir. Toprak hususun­
da müşkülpesent değildir; fakat topraktan potas ve kireci tüketici olaraık tanınır.
Ma/carİ!Stan'a; 195 7 d e 56 9 06 1 T . L . değerind e 8 9 18 8 Kg . yin e muhte liıf Avrup a memldketlerin e
1958 d e 19
6 50 0 TL . değerind e 2 7 65 0 kg .
1949 9 ayınd a 45 0 77 2 TL . »
12
2 02 9 kg . Bulgarista n Yu -
nanistan v e Yugoslavyay a ihra ç edilmiştir .
BÖRÜLCE
DOLICHOS U N G U I C U L A T U S
Fiğ ailesindendir.
Taneleri bezelyeden biraz küçüık olur. Tanenin
dış kabuğa bağlandığı yerkîe siyah bir benek bulunur.
Bu vasfı ve sa-
rımtıra'k rengi ile bezelyeden ayırdedilir.
Fransızlar buna "Le Dolic â oeil noir", bazı bölgelerinde halk ara­
sında "Mougettte'' veya
'^Banette" derler.
Almanlar "
Augenbohne*'
der..
Dünyada birçok börülce çeşitleri vardır. Bunlardan belli başlı ziraati yapıdanlar: "Dolic asperge" denen "Dolichos sesquipedalis'* Hindis­
tan'da ve Amerikancın eikvator bölgesinde ekilir. "Dolic pourpre" veya
"Lablab" denen "Dolichos purpureus" Fransa'da çiçekçilikte ve Mısır'­
da taneleri için yetiştirilir. Çiçeği maviye çalan erguvan rengindedir.
Memle'ketîmizde börülce bahçe ziraati halindedir.
Toprak ve iklim
bakımından müşkülpesent olmadığından bazı bölgelerimizde ekimi rağ­
bettedir.
Kullanıldığı yerler :
Börülce bizde umumiyetle insan gıdası olarak
kullanılır. Taneleri
pişirilir. Ancak gıdaî kıymeti azdır. Yağsızdır. Bezelyeden daha kuru­
dur. Pişirmelk için daba fazla hararet ve yağ sarfını iicabettirir. Pek te
fazla istihlâk etmemek lâzımdır. Tıpta emzikli kadınların sütünü artır­
mak için tavsiye ederler.
Islatılmış olarak kümes hayvanlarına ve kırılmış halde sığırlara ve­
rilir. Sapları azotlu madde bakımından zengindir. Yeşil yem olarak kul­
lanılabileceği gibi, yeşil gübre olarak kullanılması da faydalıdır. Yalnız
yem dlarak kulilanırfken
dikkat etmelidir.
Taneleri teşekkül ettikten
sonra sapları, gerek yeşil ve gerek kuru halde hayvanlara çok verilirse
zehirdenmie alâmetlerî görülür. Diğer samanlarla karışık olarak bilhassa
ıkoyunlara vemeliidir.
Çünlkü onlara pek tesir etmemektedir. Yahut ta
çiçek açmadan evvel biçilip kurutulmalıdır. Bu halde zehirli değildir.
İstihsal:
Yurdumuzun Marmara ve Ege bölgelerinde ekilir. Diğer bölgeleri­
mizde ekimi rağbette değildir. Yıllık stihsal 4 - 5000 ton civarındadır.
Bunun yarısını Ege bölgesi verir. 5 - 600 tonu
alınır. Belli başlı ekim sahaları
Marmara bölgesinden
Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Denizli,
îzmir, İsparta ve Manisa bölgeleridir.
ihracı:
1952 yihnd a 24 9 80 2 TL . değerind e
1953;
^
20 13 0 TL .
1954 »
»
41 84 1 TL .
>
1955
7 35 5 TL .
1958 >
>
18 21 2 TL .
1959 9 >
17 08 1 TL .
4 7 25 1 kg
35 00 0 kg
70 00 0 kg
14 60 0 kg
.
.
.
.
3?. 52 2 kg .
34 72 5 kg . börülc
e ihra ç
edilmiştir.
İhracat Kıbrıs, İngiltere, Malta, Fransa ve Lübnana yapılmıştır. 1956
ve 1957 die ilhraç edilmemiştir.
BURÇAK
VICIA SATIV A
Mercimdk ailesindendir. Pek çok çeşitleri vardır. Cinsine göre öm­
rü bir sene, iki sene veya devamlıdır (yani devamlı yeşildir.) Türkiye'de
ziraati yapılan çeşildinin ömrü bir senedir. Rusya'da ve Almanya'da ye­
tiştirilen bir çeşidi devamlı yeşildir. Yonca gibi biçilir. Senede ikî defa
yeşil yem alınır.
Burçak memleketimizde tanesi için ekilir.
Taneleri mercimek bü­
yüklüğünde, köşeli, kırmızımtırak kula renginde veya esmer renk üze­
rinde donuk beneklidir.
Mutedil iklimin her tarafında yetişir.
Sıcak bölgelerde mahsul ve­
rirse de taneleri sert olur ve siyanür miktarı yükselir. Toprak hususun­
da müşikülpesent değildir; fakat topraktan potas ve kireci tüketici ola­
rak tanınır.
Kullanıldığı yerler :
Burçak tanelerniın terkilbinde % 85 kuru maddeler, 13 albüminli maddaler, 20 - 30 niışaıs'ta vardır. A'lbüminli maddelerinin içinde bir miktar
siyanür bulunur. Diğer elemanlarila büeşk haldedir. Genel olarak hay­
van yemidir. Yalnız fazla verilmez. En çok koyunlara yedirilir. Atlara
ve sığırlara da verilir. Süt veren hayvanların sütünü artırır. Etinin ka­
litesini düşürür. Verilirlken ıslatmak veya kırma yapmak lâzımdır.
Diğer memleketlerde burçak yeşil yem olarak kullanılır. Bunun için
nebatı çiçek açmadan biçerler. Çünkü siyanür mürekkeplerinin teşekkü­
lü devresi daiha çok çiçeklenme zamanındadır.
Ekiminin sebebi her yerde yetişebilmesi: ve
çok verimli' olmasıdır.
Bilhassa sürü sahipleri tarafından burçak samanı daima aranan bir yem­
dir. Hayvan sahibi olan her çiftçi anbarında az çok burçak bulundurur.
İstihsali:
Tür^kiye'nin hemen her bölgesinde ekimi yapılır.
Bilhassa
Afyon,
Ankara, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Kay­
seri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Malatya, Niğde
ve Ur fa bölgelerinde
ekimi yapılır.
En çok Afyon, Kütahya, Manisa ve Urfa bölgelerinde ekilir.
Elide mevcut rakamlara göre en son 1956 da yıllık Türkiye istihsali
]07 000 tondur. İstihsal 1951 den beri bu
rakam civarındadır. Dönü­
münden alınan miktar 80 - 90 kg. kadardır.
Hektolitre ağmlığı 80 kg. dır. Yeşil yem olarak
15 tondan 30 tona kadar alınabilir.
ekilirse hektardan
Rusya'da yetiştirilen
daimî yeşil
cinsinden, senede iki defa biçmek suretiyle hektardan 35 ton kadar ye­
şil yem istihsal edilebilmektedir.
İlmî ziraatte hektardan alınan tane
miktarı 150 - 160 kg. dır.
İhracı:
1952 d e 6
2 13 8 TL . değerind e 28 0 60 9 kg .
1958 d e 14
3 98 5 TL . »
69
0 76 0 kg .
1959 9 ayınd a 15 8 83 0 TL . ^
72
8 12 6 kg .
Burçak Suriye, Lübnan ve Kıbrıs'a ihraç edilmiştir.
1952 ile 1958 arasında ihraç edilmemiştir.
Bunun sebebini o sırada
dış piyasa fiatlarının uygun olmamasında aramak lâzımdır.
BUTUM
Butum, "Pistacia lentiscus"
diye adlandırılan
yabani
antepfıstığı
ağacının meyvesidir. Gaziantep dolaylarında, Nezip ve Besni ilçesi or­
manlarında ve bir miktar Batı Karadeniz bölgesindeki ormanlarda; îçel,
Siirt ve Mardin illerinde builunur. Kendiliğinden üreyen mezkûr ağacın
tür'kçe lismi **Menenlgiç'' tir. Bu ağacın tabii halde meyvesi çitlenbik ka­
dar küçiülktür. Sökülüp başka yere dikilirse meyve biraz daha büyük olur,
ki bultum budur.
Butum ağacının yurdumuzda birçok çeşitleri vardır.
Bunları ayrrd
edebilmek için belli başlı benzerlerini sayalım:
1 — "Celtüs siliquastrum", bu
bir çit'lenbik ağacıdır.
Meyvesi az
miktarda yağı ihtiva ederse de, vasıfları butuma benzemediği gibi', ağacın
evsafı da menengiç gibi değildir. Türkiye'de her tarafta rastlanır.
2 — "Celtis tournefortii" ve "Celtis caucasica",
Doğu anadolu or­
manlarında bulunur. Çitlenbik çeşitleridir. Butum ağacı değildirler.
3 — "Ce'ltis australis", Ege ormanlarında builunan bir çitlenbik cin­
sidir. Bu da butum ağacı değildir.
4 — "Pistacia terebinthus" ve "Pistaci'a khinjuik", bunlar menengiç
çeşitleridir. Verileri değiştirilirse meyveleri biraz büyiir ve butum olara!k kullanılır. Ege bölgesinde bulunurlar.
Pistacia sınıfından olan ağaçların yaprakları tanen ihtiva eder. An^
ca'k bu ağaçlardan sakız istihsal etmofk
suretiyle istifade olunur. "Pis­
tacia terebimhus" ağacından çıkarılan reçine yani sakız, (Caroub) veya
(Pomme de sodone) adı altında tanınır.
Kırmızı boya imalinde kulla­
nılır. Ayrıca terebentin istihsal edilir.
Butum ağacı "Pistacia lentiscus" , Türkiye'den başka ençok Afrika'
nın kuzeyinde Atlas dağlarında, Cezayir bölgesinde de bulunur. Fran­
sızlar "Pistaöhier de l'Atlas" derler. Araplar meyvesine "Betum" der.
Bu ağaç 3 - 4 metre boyunda, yaprakları oval ve meyvesi salkım şek­
lindedir.
Butum'un evsafı :
Butum, nohut büyüklüğünde, dışı yeşil
kabutkiu, içi sert kabuk ve
onun içinde yağlı bir levze bulunur, ki küçük bir antepfıstığıdır. Yeşil
kabuğu hafifçe ezilirse yağı görülür ve kendiısine
has güzel bir koku
hîssediilir.
İstihsali:
Bu meyve sonbaharda olgunlaşır. Ağacın dış kabuğu yeşil i^ken topılanrr. îstatistiklerimizde yıllık butum istihsalinin neden ibaret olduğu
hakkında bir kayda tesadüf edilememiştir.
Kullanıldığı yerler :
Butum yağlı meyveler sınıfındandrr.
Dışındaki yeşil
kabuğundan
nefis 'kokulu bir yağ çıkarılır. Bu yağ çeşitli tuvalet sabunları imâlinde
kullanılır. İstihsal yerlerinde köylüler meyvenin tamamını döverek elde
ettikleri yağı, 'kendi sabunlarını yapmak için kullanırlar. Ayrıca iç kıs­
mı antepfıstığı gibi yenir. Ağacın bütün kısımları (yaprağı, odunu, ka­
buğu, yağı, sakızı) mahallinde ishali durdurucu olarak kullanılır. Ce­
zayir'de butum yağı, zeytinyağı gibi yenir ve tercih edilir. Kandillerde
yakılır. Reçinesi de sakız (mastic) olarak satılır.
İhracı:
Buttum ihraç malları listesinde yer almış olmasına rağmen, ihracı ya­
pılmamaktadır. İstihsal dahilde sarf olunmakta, bilhassa izmir'deki yağ
fabrikaları senede 1000 tondan fazla butum işliyerek çıkardıkları yağı
tuvalet sabunları imârinde
kullanmaktadırlar.
Müstahsil bu gün için antepfıstığını daha kârlı bulduğundan, güney
illerimizde 'butum ağacı üzerine mütemadiyen antepfıstığı
aşılanmakta
ve dolayisiyle butum istihsali her sene biraz daha düşmektedir.
CEHRI
R H A M N U S İNFECTURİU S
Cehri, Rhamanacee (Kibariye) fasilesinden ağaç veya ağaççıklara ve­
rilen genel bir isimdir. Kuzey yarım küresinin sıcak ikliminde, Avrupa,
Amerika ve Asyada
bulunuıilar. 60 kadar
çeşidi sayılmıştır.
Bizdeki
cehriyi incelemek için dünya piyasasında adları geçen belli başlı cehri­
leri sayalım:
1 — Rhamnu s catarticus :
Dikenili bir ağaççıktır. Yaprakları oval ve kenarları dişlidir. Meyvesi
karabiberden biraz büyük, siyah üzüm tanesi gibi yuvarlaktır. İçinde 4
küçük çekirdek bulunur. Fransızlar m'eyvesine "Noir prun" veya **Bourguepine" derler. Evvdiâ yeşil, olgunlaşrnca siyaihlaşır. Bu meyve şid­
detli müshildir. Tazesinin 1 gramı, kurusunun 4 gramı ancak kullanılabiHr. Baytarlar bununla "Sirop de nerprun" denen şurubu yaparak hay­
van inkibazlariında kulianırlar. Bu şurup insanlarda karın sancısı, bakır
çalığı zehirlenmesi, felç ve damla hastalığında doktor tavsiyesine göre
kullanılma!ktadır. Meyveniin suyu, asit dökülürse kırmızıya ve alkol dökülürse menekşe rengine döner. Bu hassasından
da miyar olarak kullanılır.
dolayı lâboratuvarlar­
Meyvenin suyu kireçle
muamele edilerek
(mesane yeşili) denen bir renk elde olunur ve resimde kullanılır. Ağa­
cın kabuğundan sarı boya çıkarılır. Bu cehri Türlkiye ormanlarında ya­
bani haldedir.
2 — Rhamnu s frangula :
Ağaççıktır. Meyvesi yukarıda geçen müshil cehrininki gibidir. Yal­
nız bu meyve
evvelâ kırmızı,
olgunlaşınca siyah olur.
Bunun odunu
kullanılır. Barut imâl edilir. Elâstikî ve kolaylıkla lif haline gelebildi­
ğinden sepetçilikte de kullanılmaktadır. Bu da ormanlarımızda yabanî
olarak bulunur.
3 — Alaterne :
Cehriye komşudur. Kokusu güzeldir.
Odunu serttir. Meyvesi müfe-
hiildir. Yaz kış yeşil bir ağaççıktır.
4 — Rhamnu s infectorius :
Bir ağaççıktır. Meyvesi evvelâ yeşil, sonra siyah olur.
Karabiber
tanesi kadar büyüktür. Bu meyve parlak sarı ve sabit bir boya verir .
Türkiye'de eskiden ziraati yapılan bu idi. Anilin boyaların keşfine
kadar birçdk Avrupa
cdhrisine
memleketlerinde de ziraati yapılmıştı.
(Graine d'îtalie),
Acem cehrisine
Fransız cehrisine
(Graine de
İspanya cehrisine
Perse),
(Graine
Türk cehrisine
d'Espagne),
(Graine
(Graine d'Aviıgnone), Macar cehrisine
İtalyan
Jaune),
(Graine de
Hongrie) denirdi. Hepsine genel olarak (Graine tinetoriale) denir.
Cehri boyası yünlü ve pamukllu mensucatı boyamakta kullanılır. Üstübeçle kaynatılıp elde olunan sarı boyasına
"Style de graine" denir.
Resimde kullanılır. Ayrıca sarı lake boya da yapılır ve bunlardan başka,
çeşi'tli mordanlar ve dozlarla pek çok renkler elde edilir.
Çin yeşili :
Bu bir lâktır. Cind e bulunan muhtelif cins cehrilerin kabuğundan is­
tihsal olunur. Kireç lâkıdır. Yeşilimsi menekşe renginde geyri munta­
zam levhacıklar halinde satışa arzedilir. Yün ve ipek boyanır. Çok güzel
yeşil bir renk verir.
Türkiyede cehri :
1914 sıralarında ve daha
evvel memleketimizde
cehrilikler vardı.
Bilihassa Kayseri, Amasya, Merzifon, Tokat, Çorum bölgelerinde zira­
ati yapılırdı. Kıymetli bir mahsuldü. Verin
anılırdı.
e göre
muhtelif isimlerle
Alacehri, altunağacı, boyacıdikeni, Cehri , cehri, ebicel, kara-
diken, sarıboya ağacı gibi
Rhamnus infectorius
tipinde olan
bu ağacın
siyahımsı meyveleri
Avrupa piıyasalannda **Graine Jaune" adı altında meşhurdu. Çok güzel
bir sarı boya verir. Hâlen tektük ağaççıklar halinde bu bölgelerde var­
dır. Yabanileri Rize, Trabzon sahil yamaçlarında
bulunur,
ihracı:
Cehri, anilin boyaların keşfinden dolayı kökboya (grance) gibi kıy­
metini birden kaybetmemiştir. Avrupa piyasalarında bugün dahi cehri
işlleyen boyahaneler bulunmakta
ve memleketimizden az olmakla bera­
ber gene 'de ihracı yapılmaktadır. Müşterilerimiz Fransa, İngiltere, B.
Almanya, Yugoslavya, Hollanda, Suriye, Lübnan, B. Amerika'dır.
1953
yılında 12 76 3 TL . değerind e 5 5 03 9 kg .
1954
23 18 0 TL .
»
75 76 0 kg .
22 46 6 TL .
>
88 50 5 kg .
17 57 1 TL .
>
36 67 0 kg .
39 94 8 TL .
>
51 82 2 kg .
1959 9 ayında 19 02 6 TL .
>
56 14 0 kg .
1955
>
1956
1957
1958
»
16 96 1 kg .
6 22 9 TL .
cehri ihra^ edilmiştir.
CEVIZ
J U G L A N S REGI A
Çok eskiden teşekkül etmiş bir ağaçtır. Jeolojiik devirlerde dördün­
cü zamanın t'üf yığınları
arasında yaprak izlerine
tesadüf edilmiştir.
Menşei Asya kıtasıdır. Anadolunun doğusunda, Antitoroslarda yabani
ceviz ağaçları orman halinde görülür. Türkler cevize goz, koz, covz der­
ler. Latinler joviz, araplar jovz der.
Ağacın belli başlı üç nev'i vardır. 1 — Adi ceviz: Asya ve Avrupa­
da yetişir. 2 — Kara ceviz;
3 — Gri ceviz; bunlar Amerika kıtasında
bulunur. Meyvesi bacımından geç ceviz, oyun cevizi (kabak ceviz), ince
kabuklu gibi çeşitleriyle dünyanın her tarafına yayılmıştır.
Bu ağaç ulu ağaçlardandır. 20 metreye kadar boylanır. 100 seneden
fa^la yaşar. 8 - 1 0 senede meyve verir. 60 yaşına doğru verimi azamiye
çıkar. Kışın - 25 dereceye kadar soğuğa dayanır.
Kullanıldığı yerler :
Ceviz meyvesi fazla miktarda yağ ihtiva eder. % 50 - 60. Birinci pres­
te çıkarılan yağ yemeklerde kullanılır. Yalnız çok rutubet çeker. Çabuk
asitleşir. İkinci pres yağı aydınlatmada
ve sabun imâlinde kullanılır.
Kalan küspe kıymetli bir hayvan yemidir. Domuzları ve kümes hayvan­
larının yağlandırır, ineklerin sütünü ve sütte yağ miktarını artırır. Bu
küspenin terkibinde % 36 kadar azotlu maddeler ve % 9 civarında yağ
vardır. Yalnız taze iken kullanılır. Bekletilirse acılaşır.
Yağ istihsaline çetin ceviz dediğimiz ufak cevizler tahsis e'dilir. Bü­
yükçe sofra cevizleri şekercilikte ve çeşitlE gıdalarda kullanılır. Ayrıca
olgunlaşmadan taze ceviz olarak yenir.
Ceviz bir miktar tanen ve "Juglandine" denen acı bir madde ihtiva
eder. Yağı ve kendisi toniktir.
Ceviz kökünün külünden istihsal olu­
nan "Juglandin" maddesi tıpta safra ifrazatını artırıcı olarak kullanılır.
Meyvenin dış yeşil kabuğundan siyah boya istihsal olunarak resim­
de ve mobilya boyamakta kullanılır.
Yeşil yaprakları kaynatılıp içilirse müsekkin ve münebbih tesir yapar.
Ayrıca bebeklerin banyo suyuna konur.
Ceviz kütüğ ü :
Ceviz biır sanayi ağacıdır. Mütecanis bir dokusu vardır. Yoğunluğu
suya yakındır. Ağacın kabuğu soyulunca
beyaz görünmesine rağmen
i ger isi güzel bir kahve rengi verir. Yaşlandıkça koyu kahve rengi olur.
Bazı çeşitleri kırmızımftırak veya siyah renk verir. Mobilyası dayanık­
lıdır. Haşeratın sevmediği acı bir kokuya maliktir. Kolaylıkla cilâ alır.
Kıymetli olduğundan kaplaması tercih
edilir. Bu sahalarda Amerika,
Tonkin, Laos ceviz kütükleri bize rakip olmalarına rağmen kütükleri­
mizin yüksek kalitesi bütün dünya pazarlarında teslim edilmiştir.
Kütüklerin urlu kısımlarından "ayna" denen levhalar çıkarılıp mo­
bilyacılıkta güzel desenler meydana getirilir.
İhracı:
Cevizin kütüğünde ve meyvesinde bütün
Avrupa memleketleri ve
Amerika müşterilerimizdir.
1955
yılında
1956
551 803 TL . değerind e 527 003 kg. kabukl u cevi z
2 569 771 TL .
875 446 kg. kabuksu z »
»
2 594 528 TL .
>
6 414 M3 muhteli f kütü k
66 235 T U
>
96 380 kg. kabukl u cevi z
954 631 TL .
2 414 338 TL .
1957
1958
1959 9 >
»
298 255 kg. kabuksu z »
5 654 M3 muhteli f tomru k
>
83 562 TL .
»
112 175 kg. kabuksu z cevi z
354 648 TL.
>
1 733 768 TL .
>
23 798 TL .
»
564 819 TL .
»
2 962 701 TL .
»
134 750 kg. »
44 152 kg. kabukl u cevi z
249 509 kg. kabuksu z >
6 115 m'i tomru k
54 253 TL .
1 626 661 TL .
^
4 362 M3 muhteli f tomru k
123 913 kg. kabukl u
»
736 212 kg. i ç
ceviz ihraç edilmiştir. 1959 9 ayında ceviz
12/Ağustor/1959 gün ve 10 286 sayılı
kütüğü ihraç edilmemiştir.
resmî gazetede yayınlanan bir
sirkülere göre, ceviz ağacı aksamının ihracı münhasıran Ziraat Vekâle­
tine bırakılmış ise de bu karar 16/5/1960 gün ve 10 506 sayılı resmî gazeitede yayırilanan bir kararla kaldırılmış ve ceviz kütüğü ihracı serbest
bırakılmıştır.
Yukarıdaiki ceviz kütüğü ihracatı İtalya, Batı Almanya, Avusturya,
Belçika, Çe'koslavakya, İsviçre, Polonya, Doğu Almanya, Fransa, Hol­
landa ve Suriye'ye yapılmıştır.
Belçika, Israel , Çekoslovakya, Batı A l ­
Ceviz fkabuklü ve iç olarak
manya, Inıgiltere , İsveç, İsviçre,
Yugoslavya, Yunanistan, Lübnan, A.
B. D., Finlandiya, Kanada ve Suriye'ye ihraç edilmiştir .
Ç A V D A R
SECALE CEREAL E
Yurdumuzun her tarafında
dkilen taneli nebatlardan birisidir. Fakir
topraiklarda ekilir. Kuraklığa ve dona mukavimdir. Dağlık ve soğuk böl­
gelerde de mahsul verir.
İstihsâl miktarı :
Çavdar, Türkiye'de en çok Balıkesir, Edirne, Erzurum, Kayseri, Kon­
ya, Niğde illerinde istihsal edilmektedir. İkinci derecede istibsal bölge­
leri Gümüşhane, İsparta, Yozgat, Sivas, Manisa, Çanakkale ve Kastamo­
nu illerimizdir.
İstatistiklere göre, 1958 deki istihsal 780. 000 tondur.
Ekim sahası 665. 000 he'ktardır
İkinci Dünya Harbinden »evvel Fransa'da 1. 200. 000 hektar, Rusyada 31. 000. 000 hektar, Almanya'da 6. 000. OOo hdktar çavdar ekilmekte
idi.
Kullanıldığı yerler :
Çavdar taneleri alkol
istihsalinde kullanılır.
Rusya'da bundan bir
nevi biır a imâ l edilmektedir.
Çavdar unu bal ile yoğrulmak suretile çavdar ekmeği yapılır. Bu ek­
mek sinirleri tesfkin edici - ve müleyyindir.
100 kg. çavdar tanesi 43 k g . birinci un, 17 kg. ikinci un, 13.5 kg. üçüncü un, 24 kg. kepek ve 2.5 kg. fire verir.
100 kg. çavdar unundan 145 kg. ekmek yapılabilir. Bu rakamlar çav­
darın vasıflarına göre değişir. Büyülk, orta, küçük taneli çavdar ile ilk­
bahar çavdarı denen tiplerinin ortalama terkibi: % 13 rutubet, 11.5 pro­
tein, 1.7 yağlı maddeler, 69.5 karbonhidrat (nişasta), 1.9 sellüloz, 2 ma^
denî maddeler olmak üzere tesbit edilmiştir. Proteini albumin evsafındadır. Hazmı güçtür. Karboohidratı yani nişastası
nişastası evsafında değildir.
Doktorlar <ekmeğini
buğday ve arpanın
şeker hastalarına ve
şişmanlara tavsiye ederi er.
Çavdar saplarının içi boş, boru gibidir. Boğumları arasındaki mesafe
20-2-5 santimi bulur. Bu saplar sulu gıdaları emmek için kullanılır. Fab­
rikada muayyen ölçülerde kesilerek
sterilize edildikten sonra ince kâ­
ğıtlara sarılır ve piyasaya sürülür. Sapı teşkil eden sellüloz suya muka­
vim ve elâstiktir. Bu özellikler<den istifade ile ayrıca, hasır örgü işlerin­
de ve koltuk, kanape doldurmada kullanılır.
Sapların işe yaramaz kısımları hayvanlara verilir.
Çavdar
başaklarına arız olan
mantari bir parazit,
başağı siyah ve
mahmuz gibi bir hale getirilir. Buna "Çavdar mahmuzu" denir. Bundan
"Ergotin" denen bir madde istihsal olunarak
hassısları tarafından
kadın hastalıkları müte­
kullanılır.
Çavdar mahmuzu çok olan tarladan istihsal edilen saman gebe hay­
vanlara verilmez. Bu samanı yiyen gebe hayvanlar vaktinden evvel do­
ğum yapar, yavruyu düşürür.
İhracı:
Çavdar ihraç mallarımızdandır. Belli başlı
manya, Belçika, Suriye gibi memleketlerdir.
müşterilerimiz Batı A l ­
1954 de 6
315 944 TL. değerinde 4 3 815 934
1955 d e 3
35 4 TL.
»8
6 19 0
1956 da çavdarla karışık buğday 373 100 TL.
»1
332 500
1959 9 ayında 7
902 913 TL.
>5
7 55 3 005
kg.
k^.
kg.
kg.
çavdar ihraç olunmuştur.
957 ve 958 yıllarında ihraç edilmemiştir.
Yukarıdaki ihracat Batı Almanya, Fransa, Israel, İsveç, İtalya, Lübnan,
Suriye ve Belçilkaya yapılmıştır.
ÇÖVEN
S A P O N A R İ A OFFİCtNALİ S
Fransızca "Savonniere" veya "Herbe â foulon" denen bu nebat 40-50
saıntim boyunda, yapralklan bir boğumda karşılıklı ikişer adet, sapı taze
fidanlarda yeşil, büyüdükçe sertleşen, çiçeği erguvan veya koyu pembe
ren'kte ve dağlarda kırlarda kendi biten hadindedir.
Çövenin dünya yüzünde 35 kadar çeşidi sayılmıştır. Avrupada ve batı
Asya memldketjlerinde bulunur. Kuzey
Ameriıkada dejenere olmuş, za­
rarlı ot haline gelmiştir. Fransada 5 türlü çöven tesbit edilmiştir.
Bu nebat "Caryophyllacees" fasilesinin
Silenees kolundadır. Bu kol
birçak çöven çeşitleriıni ihtiva ettiği gibi çöven benzerleri de buna dâ­
hildir. 37 çeşit olan çöven benzerleri ticarî kıymette olmayıp yalnız bahçdlerde süs nebatı olarak ^kullanıldığından burada bahsine lüzum görül­
memiştir.
Çöven çeşitleri: Saponaire des vacbes, saponaire faux basilic â calice
velu, saponaire jaune, saponaire â feuille de paquerete, saponaire calabrica (canlı pembe çiçekli), saponaire vaccaria (kırmızı çiçekli) ve g y p sophile denen daimi yeşil, beyaz çiçekli çövendir.
Kullanıldığı yerler :
Çövenin en çdk kullanılan kısmı ikökleridir. Köklerinde % 30-35 ka­
dar "saponine" vardır. Kökler suda 'kaynatılıp sabunlu maddesi suya ge­
çirilir ve çamaşırların ağartılmasında kullanılır. Saponine suda erimiyen
maddeleri (camphre, nebati yağlar, reçineler gibi) eritmek için kulla­
nılmaktadır. Birçok lüzucî maddelerin
şampuvan, yangın
teıikibine girer. Tra§ sabunları,
söndürme mayileri
bununla
yapılır.
Saponine bir
"glucoside'' tir. Asit sülfürikle muamele edilirse "saponetin'e" olur. A y rica saponarine ve sapogenine bundan istihsal edilir.
Çöven tıpta "Caterale ictere" denen sarılık hastalığının tedavisinde
ve cilt hastalılklarında
kullanılmaktadır.
Tüı^kiyede çöven ençok tahin helvacılığında kullanılır. Helva, kayna­
tılmış çöven suyu ile beyazlatılır.
Saponine "Bois de Panama" denen ağaçta, "sappane veya
bresillet"
denen nebatta da vardır. Bunlardan istilıs^l edilen saponine yabancı pi­
yasalarda ^kumaşlardan yağ lekesi çıkarmak üzere satılmaktadır.
İstihsali:
Çöven bizde kırlarda kendibiten
halindedir. Köylü tarafından
fiat
müsait oldukça sökülüp köfaleri alınır ve çuvallanıp satışa arzedilir. En r
çdk Konya, Kayseri, îzmir ve Denizli bölgelerinde ve Geredede istihsal
edilir. Yıllık
istihsalimizin ne olduğu hakkında
istatlklerimi'zde bilgi
ydktur. Ancak istihsalin % 80 i ibraç edilmekte ve tahminen yılda Tür­
kiyede 50 ton kadar helvacılıkta ve diğer işlerde sarfedilmektedir.
İhracı:
Belli başlı ihraç mallarımızdandiır.
İs tatikl erimiz de ayrı fasıl olarak
gösterilmemiştir. 1954 e kadar 269 tarife
ve yıkanmakta
numarasında "Çöven, misvak
müstamel lif" tabiri altında ihraç
edilmiştir. Bu tabir
altında :
1954 t e 36
1955 t e 43
1 60 7 TL . değerind e 1 03 2 71 7 kg .
3 38 1 TL . »
1
37 0 18 8 kg .
yapılmıştır. 1955 ten sonra 14. 05 55 numara ile "menşei nebati sair mad­
deler" faslına alınmıştır. V e
1956 d a 33
8 21 9 TL . değerind e 24
1957 d e 12
5 34 0 TL . >
12
1958 d e 106
43 0 TL . »
13
1959 9 ayınd a 6 6 92 6 TL . »
11
0 78 9 kg
9 44 6 kg
4 79 3 kg
8 50 0 kg
.
.
.
.
ihracat yapılmıştır. îhracait Bulgaristan, Romanya, Suriye, Suudî Ara­
bistan, Yunanistan, Israel, Lübnan, Güney Afrika, Danimarka, Finlan^
diya ve Sudana yapılmıştır.
Çöven ihraç ederken diğer taraftan saponine ithal edilmiştir.
1956 d a 1
1957 d e 46
1958 d e 77
1959 9 aymd a 31
2 TL . değerind e 2
5 TL . >
4
4 TL . /
)7
5 TL . »
3
saponine A . B. D. Danimarka, Fransa ve Batı
miştir.
kg
5 kg
5 kg
2 kg
.
.
.
.
Almanyadan ithal edil­
DIŞOTU
AMMÎ VİSNAG A
Fransızların "Herbe aux cure-dents" veya "Fenouil annuel"
leri bu nebat, güney illlerimizde "Halhal" ve orta
dedik­
Anadoluda "Hılhıl"
diye adlandırılmıştır. İhraç malları listesinde adı "dlşotu" dur.
Dişotu
anason,
dereotu ve maydonozun
bulunduğu
fasiledendir.
(Ombelliferes). Takriben 1 metreye kadar büyür. Ziraati yapılmamak-
tadır. Boş arazide, ekilmemiş tarlalarda keındiliğinden yetişir. Türkiyenin orta ve güney kısmında bulunduğu gibi İranda, Mısır, Fas ve Israel de. Kanarya aldallannda, güney ve orta Fransada ve Asyanın bütün sıcak
bölgelerinde bulunur.
Kullanıldığı yerler :
Diişotunun kullanıllan kısmı, sapın ucunda bir boğumdan uzanan 50-60
kadar çöptür ki bunların ucunda çiçekleri teşekkül eder. Yani çiçek sap­
landır. Bu saplar 0 .5-1 mm. çapında, 5-6 santim uzunluğundadır. Diş te­
mizlemekte kullanılır. Bütün Asya milletleri, kürdan icat edilmeden ev­
vel diklerini bununla temizlerdi. Halen Anadoluda kullanılmaktadır.
Dişotunun özelliği kokulu olmasındadır. Kokusu anasona benzer ve
daha keskindir. A ğ ı z hıfzııssıhhası bakımından tavsiyeye şayandır. Bazı
mikropları öldürecdk kadar keskin kokuludur. Birçok yerlerde fazla alış­
kanlık sebebiyle yemekten sonra ağızda çiğnenmektedir.
Tohumunun ter^kibinde, "Khellin" denen uçucu bir yağ vardır. Ayrı­
ca buna benzer Khellol, Visnagin (viısanin) ve bir miktar reçine bulunur.
Bu maddeler az çok saplarında da bulunmaktadır.
Bu maddelerin tıpta en mühim kullanma
sahası damar hastalıkları
tedavisin de d ir. Bilhassa damarları genişletici özellikleri vardır. Ayrıca
iştah açıcı, sinirleri teskin edici, hazım cihazından gaz defedici hassa­
ları vardır. Hepsi de nane ruhu gibi kokar.
İstihsali:
Yukarıda belirttiğimiz üzere dişotu ziraati yapılan
den değildir. Kırlarda kendi biter. İhtiyaç halinde
mahsullerimiz­
toplanmaktadır. İs­
ta tiklerim izde ne miktar dişotu istihsal ettiğimiz hakkında bir kayda te­
sadüf edilememiştir.
İhracı:
İhraç malları listesinde yer almış ise de Dış ticaret
ihraç edildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır.
istatistiklerinde
Esasen Gümrük Ta­
rifesinde bu adla açılmış tek bir pozisyon da mevcut değildir.
İstanbul piyasasında
satış metaı değildir. Ancak bazı baharatçılar­
da arasım görülmektedir. Diğer illerimizde de piyasa malı değildir. Da­
ha çok köylerde kullanılmaktadır. İhracı icab ettiği takdirde sonbahar­
da kırlardan toplattırılması lâzım gelmektedir.
Tı(M)î bir nebat ollduğundan dış piyasalarda tanıtılması ve ihracının
teşviıki lâzım gelir kanaatindeyiz. Halen
kendim biten durumunda bile
oldukça mühim döviz sağlıyabilecek mi'ktarı temin etmek mümkündür.
FıNDıK
CORYLUS AVELLAN A
Fındığa menşe tayin eitmek şimdiye kadar mümkün olamamıştır. Dün­
yanın hemen her tarafında yabanilerine tesadüf edilmektedir. Türkiyenin Kuzey bölgesinde, Marmara ve Akdeniz kıyılarında, İtalya, Sicilya,
İspanya, Pirene, Kanada, Kuzey
Amerika, İsveç ve Norveçte; Asyada
Amur nehri kenarında, Afriikada, Cezayirde yabanilerine rastlanır.
Çdk eskiden teşekkül etmiş bir ağaçtır. Jeolojik devirlerden üçüncü
devir arazisi dâhilinde 13 ten fazla fındık nevi bulunmuştur. İsviçrede
zamanımızdan 6000 yıl evvel kurulmuş göller medeniyetinin
kalıntıla­
rında fındık fosiillerine tesadüf edilmiştir.
Bilr bilgiye göre fındığı Yunanlılar Pontüs sahilinden Herakliya ( E d ­
remit) e ve oradan da Kidonya (Ayvalık) bölgesine götürmüşlerdir. Da­
ha sonraları gene Yunanlılar tarafından
en iyi Avellino bölgesinde yetiştiği
İtalyaya götürülmüş ve orada
görülmüştür. İlmi adını Yunanca
miğfer demek olan "Corus" yani **Corytlus" kelimesi ile en iyi mahsul
verdiği Avelline bölgesine izafeten "Avellana" kelimesinin birleşmesinrden lailmıştır.
Fındık Narenciye bölgesinden aşağıda ve kestane bölgesinden yuka­
rıda iyi mahsul vermez. Giresunda denizden 3-400 metre ve Trabzonda
500 metre yukarıda ancak birkaç senede mahsul veırir Sebebi dişi çiçek­
lerin erken kemale gelmesi ve bunların don ve çiyden müteessir olması­
dır. İtalyada ve Pirenelerde bizim
bölgemiz kadar don
olmadığından
1600 m'etreye kadar mahsul vermektedir.
Dünyada sayılamıyacak kadar ço^k fındık çeşidi
vardır. Bizdekiler
tombul fındık, sivri fındık, palaz, badem, kara fındık, kuş fındığı, yabani
fındık adları ile vasıflarına göre ayırd edilir.
Fındığın kimyev i analizi :
Prf. Konig, e göre kuru fındıkta % 3.77 su, 15.62 protein, 66.47 yağ,
9.03 selüloz, 3.28 lenyoz, 1.83 kül vardır. Külünde bakır, altın, mağnez-
yum, kalsiyum, kükürt, potasyum, demir bulunur. Kalsiyum 0.051-0.109
'kadardır. Ayrıca 0.452-0. 761 fosfor asidi vardır. Poîtasyum oksid halin­
de ve 0.350-0.652 cüvarındadır. Azot 1. 439-1. 796 dır.
Yağ miktarı ceviz, badem, susam, hintyağı tohumu,
tin, kolza, keten gibi yağlı tanınan
mahsullerin
yerfıstığı, zey­
hepsinden yüksektir.
Fındık yağı izafi sikleti 0. 919 kadardır. -10 derecede donar. Beyaz renk­
te, lezzetli, kayganlık hassası fazladır.
Kullanıldığı yerler :
Fındık doğrudan istihlâk edildiği gibi pastacılık, tatlıcılık ve şekerlemecillikte kullanılır. Erken yetişen nevileri taze olarak yenir. Almanyada taze fındığın salatası yapılır. Sıkılarak alınan sütüne şeker katıp
şurup yaparlar. Kuru fındığın gıdaî kıymeti yüksek ise de hazmı güçtür.
Kavrulduktan sonra şekerli veya ballı su içinde tadil edilmiş şurubunu
İspanyollar öksürüğe ve gırtlak hastalıklarına karşı küllaniTİaır
, Çinli­
ler taze fındığı hafifçe ateşte kızartıp toz halline getirerek çaya kaynaırken altarlar.
Eskiden fındık yağına özel bir önem verilirdi.
Çocuklarda kurtları
düşürmek iğin ve saç dökülmesin'e karşı kullanılırdı.
Fındık yağından artan
küspelerle pasta imal edilir. Fındık kabuğu
yakıt olarak kullanılır. Kabuğun külü en i y i potash gübredir. Ağacın­
dan sepetler, çevalyeler, fıçı çenberleri, el aletlerinin sapları ve sırıklar;
kabuğundan kırmızı boya, çiçek tozlarından sarı boya yapılır.
İstihsalimiz:
Fındığın Türlkiyede temerküz ettiği bölgeler: Bolu, Çoruh, Giresun,
Ordu, Rize,
Trabzon, ve Zon(guldaktır. Enson
1955 ırakamlarına göre
memlekeitimizde 147. 357. 000 fındık ağacı vardır. 1955 te yıllık istihsal
52. 629 tondur. 1954 te 123. 141 ton, diğer senelerde buîki rakamın ara­
sında değişmıöktedir. Bu duruma göre bir ağaç ortalama yarım kilo fın­
dık veriyor deni;ektir.
İhracı:
Belli başlı ihraç mallarımızdandır. î ç istihlâk çok azdır. Hemen he­
men
istihsalin
tamamı ihraç
edilmektedir.
Amerika ve Arap memleketlerii müşterimizdir.
Fındıkta bütün
Avrupa,
1954
yılında
3 533 96 4 TL . değerind e
70 330 26 4
2 679 283 kg . kabuklu
28 312 101
'Ç
872 232 > kabuklu
43 593 817
İÇ
1 535 93 7
122 930 97 6
>
>
2 852 64 3
80 472 20 9
»
»
>
1 348 278
22 743 996
401 39 4
124 244 04 1
»
»
»
216 026
40 736 621
1958
603 66 6
82 138 72 6
>
»
»
»
491 218
31 189 206
1959
9 ayınd a 1 C86 22 1
68 534 75 8
»
»
855 243
29 664 840
1955
1956
1957
>
>
»
«
kabuklu
>
>
İÇ
kabuklu
>
İÇ
kabuklu
>
İÇ
kabuklu
iç fındı k
1
iıhraç edlilmiştir.
FIĞ
LATHYRUS SATİVU S
Bakliye fasilesinden, burça'k ve mercimeğin
bulunduğu ailedendir.
Fransızlar "Gesse" deriler. Yapraikları mürekkep, ince ve uzun, iğ şek­
lindedir. Çiıçekleri spiral bir sapa bağlıdır.
Fiğ, in dünyada yüzden fazla çeşidi sayılmışitır. Her memlekette ve
iklimde ayrı vasıflaridla fiğ çeşitleri vardır. Hatta memleketimiızin mev­
zii iklimlerinde bile evsafı değişmektedir.
İstihsal miktarı :
Fiğ, memleketimiz'in hemen her tarafında az çok ekilir. 950 istatis­
tiklerine göre en fazla istihsal Ankara, Bolu, Konya, Seyhan, Sivas, T o ­
kat bölgelerindedir. 1957 de 66. 400 ton istihsal edilmiştir.
Kullanıldığı yerler :
Memleketimizide fiğ, bilhassa koyun beslenen
bölgelerde ekilmekte
ve koyunlara verilmektedir. İçinde bulunduğu fasilenin en verimli mah­
sulü sayılır. Ayrıca soğuğa mukavemeti ekimini terviç etmektedir.
•
Diğer memldketlerde yeşil yem olarak ta kullanılır.
Fiğ'in ter'kibinde "Lathyrine'*
denen zehirli bir alkaloid vardır. Bu
madde îklime ve çeşidine göre tanede az veya çok bulunur. Yurdumuzda
en çdk güney illeorimizde yetişen fiğde fazla miktarda mevcuttur. Mez­
kûr madde, fiğ yedirilen h^yvanllarm arka bacalklarında felç husuk ge­
tirmektedir. Baytarlar bunun yaptığı hastalığa
Atlara, koyunlara Ve domuzllara
"IJthyrisme"
derler.
veriiir. 3 0 günde 13 6 kg. verilirse
veya verilen yemin 1/1 0 u fiğ olursa, adelede
sertli*k, haricen heyecan
ve korku, sa:llantılı yürüyüş ve atlarda soluğan olma halleri tevlit eder.
Doğrudan doğruya kalp ve mide sinirlerine tesir ederek onların felcine
sdbep olur.
insanlar devamlı yerse diz ^kapaklarının arkasındaki sinirler büzülür,
ve felç ıhusule gelir. Yalnız güvercinlere tesir etmemektedir. Onlara her
zaman verilebilmektedir.
Bununla beraber Orta ve Kuzey anadolu bölgelerimizde ve Trakyada
yetiştiriilen fiğ ıslatılıp acı suyu dökülmek suretiyle hayvanlara devamlı
olmama'k üzere yedirilmekte ve "Lathyrine" in tesiri görülmemektedir.
İhracı;
Fiğ, belli başlı
ihraç mallarımızdandır.
memldketlerine satılmaktadır.
Her yıl muhtdli-f
Müşterilerimiz Batı
Avrupa
Almanya, Fransa,
Hollandta, Belçüka, italya, Macaristan, Israel, Lübnan, Bulgaristan, Çe 'kodlavalkya, isviçre ve diğer Avrupa miemleketleridir.
1954 de 26
3 16 0 TL. değerinde 1
1955 »
14
6 10 9 >
»
79
1956 »
8
3 14 4 »
»
51
1958 >
63
8 79 5 »
»
3
06 9 119 »
70 6 04 4 »
»
7
93 9 69 2 »
1959 9 ayında 1
41 4 58 0 kg.
4 77 1 >
5 02 8 «
fiğ ihraç edilmitştir. 195 7 de ihraç edilmemiştir.
H A Ş H A Ş TOHUM U
P A P A V E R S O M N Î F E R U M OLEÎFERA
Türkiye'de ticareti yapılmakta olan haş'haş tohumu, afyon,
istihsali
için dkilmiyen, sırf yağlı tohuım elde etmek maktsadile ekilen **Papaver
somniferum" un mavi tohumlu olanıdır.
Afyon istihsali için beyaz tohumlu haşhaş ekilir. Beyaz tohum ticarî
kıymette değildir. Terkibinddki yağ miktarı
mavi tohuma nazaran dü-
şüktür. thraç edilmez. îstihsaıl bölgelerinde sarfedilir. Kavrulur, dövü­
lür, çöreklere kaitılır.
Yağ çıikarılan mavi başhaş
tohumuma Fransızlar "Oeillette" derler.
Bu cins ayrıca afyon da verir. Afyonlkarahisar'ında ekilen afyon haşhaşı
çeşitlerinden birisi de budur. Diğer memleketlerde yalnız yağ istihsali
için dkilir.
Randıman:
Hdktardan 30-35 hektolütreye kadar
mahsul alınabilir. Mevsim iyi
gitmezse bu miktar, 15-20 hektolitreye kadar düşer. Bir hektolitre haş­
haş tohumu 60-65 kg. gelir.
Y a ğ istihsal i v e kullanıldığ ı yerler :
Yağ çıikarmak için haşhaş tohumu evvelâ temizlenir. Sonra değirmen­
de kırma ameliyesiine tabi tutulur. Elde olunan mahsul ezilerek hamur
haline getirilir. Bu da buharla ısıtmak suretiyle kıl çuvallara dolduru­
lup cenderede tazyik olunur. İlk ameliyede yağ randımanı % 35 civarınjdadır. Bu yağ yemeklik olarak kullanılır. İkinci preste düşük kalite­
de bir yağ elde olunaraJk sabunculukta kullanılır. Eskiden haşhaş yağı
kandillerde ydkilnr^di. Küspesi hayvan yemidir. Domuzları yağlandırır.
Süt veren ineklerin sütünde yağ nispetini arttırır. Ekşimiş küspe, güb­
re olarak kullanılır.
İstihsali:
Haşhaş tohumu en çok Afyon, Amasya, İspa/rta, Konya, Kütahya, Ma­
nisa bölgelerinde istihsal edilir. İkinci derecede Balıkesir, Burdur, De­
nizlili, Eskişehir bölgelerinde istihsal
olunmaktadır. Yıllık Türkiye is­
tihsali en son 1956 da 29 000 tondur. Daha evvelki senelerde istihsal ra­
kamları bu miktardan
düşüktür.
İhracı:
Haşhaş tohumu belli başlı ihraç mallarımızdan birisiidir.
1934 de
1955 »
1956 »
1957 »
1958 »
1959 9 ayında
652
681
239
516
568
764
228 TL. değerinde
474 »
»
407 ^
>
730 »
»
260 >
»
102 »
»
700
1 528
160
626
626
947
316
4S0
352
028
028
203
kg.
»
»
»
»
haşhaş tohumu ilhraç
edilmiştir. Bu ihracat
Batı Almanya, Belçi'ka, Hollanda,
İtalya, A . B. D., Lübnan,
İngiltere, İsveç, Israel , Finlandiya,
Çdkoslavalkya, Fransa, Portetoiz ve Yunanistana yapılmıştır.
Son yıllarda
haşhaş kabuğu
ihracatı da yapılmalkta,
hatta sapları­
na da müşteri bulunmaiktadır. Bunlar az miktarda bile olsa afyon ihtiva
ettiğinden alıcısı ıbulunabilmektedir.
INCIR
FİCUS C A R Î C A
İncir hemen her millet tarafından çok esîkiden beri sevilmiş bir mey­
vedir. Asıl vatanı Ege bölgesidir.
"FİCUS
Lâtince ismini de buradan
almıştır.
carica" daki "carfca", "cari" li demektir. "Carie" Bodrum (Halik-
arnas) ın en es^ki adıdır. Evvelce en iyi incir Bodrumda yetişirdi.
Homer zamanınıda incirin sütü (nüsgu) peynir mayası olarak kulla­
nılmıştır. Bunda nebatî bir pankreas usaresi bulunduğu sonradan ispat
edilmiştir.
İncir ağacı yüz sene kadar yaşar. Çelikten dikildiğinden itibaren oniki sene sonra tam mahsul vermiye başlar. Verimli devresinde bir incir
ağacından 35-50 kg. kuru incir alınır.
Türkiyede incir yetiştiren yerler: Batı Anadolu, Akdeniz ve Karade­
niz kıyıları, G. Antep bölgesi incir yetiştirirse da hepsi ticarî kıymette
değildir. Ticari kıymette incir yetiştiren bölgeler: İzmir ilinin merkezi'
ile Ödemiş, Bayındır, Tire, Kuşadası; Aydın ilinin merkezi ile Bozdo­
ğan, Çine, Nazilli, Söke, Karacasu; Manisa vilâyeti merkezi ile Alaşehir,
Salihli; Muğla ve Bodrum; Balıkesir, Edremit, Burhaniye, Balya, Sın­
dırgı; Ç. kale, Ayvacık ve Bayramiç; Denizli ve Buldan, Çal ve Saray'köy dolaylarıdır. Antalyanm Korkuteli V e Elmalı ilçelerinden başka yer­
leri incir yetiştirmieye müsaittir ve yetiştirilir; fakat sahil kısımlarındaiki inciıdler kurumaya müsait olmadığından yaş olarak mahalinde istih­
lâk olunma'ktadır. Yalnız Aksek]i ile Alanyanın kuzey bölgelerinde ye­
tişen incirlerin
kurutulduğu;
ancak bunların da Konya,
Seydişehir,
Bozkır v e Karamana ihraç edildiği, dış piyasalara sevkedilmediği anla­
şılmaktadır. Ticarî kıymette incir bilhassa Aydın, Nazilli, Söke Kara­
casu, Çine, Karapınar, Erikli, Germencilk, Selçuk, Ödemiş Bayındır ve
Kuşadasında temerküz etmiştir.
incirde bize ralkip memlelkeıtder: Cıezayir, Yunanistan,
ponya ve îtalyadır.
Bıı memlelketler, Evsaf
balkımından
Portekiz, Ja­
değilse bile,
anibaMj balkımından büze rakiptirler.
Kullanıldığı yerler :
İncir glükoz ve levüloz ihtiva eden şekerli bir gıdadır. Ayrıca kalsi­
yum nisibeti diğer kuru meyvelerimizden yüksektir ve kalorisi de onlar­
dan fazladır. Amerikada
incirden reçel, sekerQemie ve bisküi, ttalyada
bal yapılır. Taze incirin konserveisi' kıymetlidir.
încir hurdaisı alkol sanayiinde, incir ezmesi, işleme şekline ve evsa­
fına göre, gıda odarak veya alkol sanayiinde kullanılır. Hindiba kahvesi
(Chicoree) ye kavrulup öğütülmek suretiyle ilâve olunur.
İstihsalimiz:
Türkiyede 6. 000. 000 kadar incir
ağacı vardır. 400. 000 dönümlük
bir sahayı kaplamialktadrr. Her yıl 100. 000 ton civarında yaş incir istih­
sal edilmdktedir. ki bu, her ağaç 18-27 kilo veriyor demektir.
îh racı:
1954 yılınd a
7 148 516 TL . değerind e 8 64 0 535 kg . işlenmi ş
3 55 6 553 » natüre l
2 026 520
»
1 79 4 872 » hurd a
2 937 845 »
1955 yıhnd a
8 373 487
2 440 103
725 303
1956 yılınd a
l'*57 yıhnd a
1958 yıhnd a
7 270 413
2 489 923
454 697
1 681 032
8 033 795
8 033 795
762 430
2 151 643
7 158 932
2 218 014
734 952
2 700 982
>
»
»
»
»
»
>
»
»
>
»
»
»
>
9 16 8 553
3 91 4 203
3 85 1 735
» işlenmi ş
» nalüre l
» hurd a
8 39 7
4 72 4
2 59 3
2 68 6
938
313
320
399
» işlenmi ş
> natüre l
» hurd a
» inci r ezmes i
7 90
7 90
5 35
4 26
6
6
8
2
430
430
527
988
» işlenmi ş
» işlenmi ş
» hurd a
» inci r ezmes i
6 84
3 26
7 34
4 36
4
4
3
0
091
347
350
665
» işlenmi ş
> natüre l
» hurd a
» inci r ezmes i
1959 9 ayınd a 58 6 92 0 *
286 53 4 »
508 33 4 »
2 96 3 66 9 »
>
>
>
»
57
54
4
4
4 23 3 >
9 35 7 »
33 7 49 2 »
89 8 26 4 »
işlenmi ş
natüre l
hurd a
inci r ezmes i
ihraç edilmiştir .
İnciırde bütün A w u p a memleketleri ve A . B. D , müşterimizdir.
KAPLıCA
T R İ T İ C U M SPELT A
Kaplıca, yabaını buğday cinsll'ermden
bidsidiır. Kabuklu buğdaydır.
Buğday tanelerimin kabuğu, yanâ kabçık dedıiğimiz kısmı harmanda dö­
venle ayrılabildiği
halde, bunun kabçıkları
ayrılmaz. Öylece istihsal
edilip piyasaya sürülür. Tanenin terkdıbd, buğday terkibine yakındır. Ancalk, her nebatta
olduğu
gibi
evsafı
iklime ve toprağa
göre değişir,
Memldketimlizde belli başlı iki çeşidi ekilmektedir.
1 — Çif t tanel i kaplıca :
Orta Anadoluda buna "Siyez" derler. "Triticum spelta'' bunun ilmî
adıdır. Çift taneli olduğu için "Triticum dicoccum'' de denir. Fransız­
lar "Epeautre" derler. İki yassı ve yuvarlakça tane yan yana kabçıklarından bitişiktir. Batı ve Orta Avrupa memleketlerinde bir çeşidi> daha
ekilir ki, "Triticum amyleum" dur. Fransızlar "Amidonier" derler. Çift
taneli ve kabukludur.
2—
Te k tanel i kaplıca :
Keza kabukludur. Buna Orta
Anadoluda "Gernik" derler. îlmî adı
"Triticum monococcum" dur. Fransızlar "Engrain "der. Taneleri yassı,
ince ve uzun olur.
Kullanıldığı yerler :
Siyez ve gernik bizde köylü tarafından buğdaya karıştırılmak suretile
ekmdk imalnde kullanılır. Islatılıp kümes
hayvanlarına verilir. Türki-
yede kabç^klarını çıkarmak adet değildir. Avrupada
hususî değirmen­
lerde çıkarılır. Güney Almanyada, İspanya ve Fransa'da çok ekilir. Ora­
larda biîzddkîndlen ayrı çeşitlerii de vardır. Kırmızı kış kaplıcası demen
bir çeşliidi ile beyaz, ince un veren kaplıca, fırında pişidlen pasta ve ç ö ­
reklerin iımâlinide kufllanılır. Olgunlaşmamış,
yeşil taneleri, çorbalarda
garnitür olarak istimal edilmektedir. Mavi kış kaplıcası güzel un verir.
Bununla da lezzetli çörekler yapılır. Erken kemale geldiği içim çiftçi­
lerin tercih ettiği "Tirol kaplıcası" da muhtelif çörek ve pastaların imâ­
linde kullanılır.
Sanayide kullanma sahası geniş
değildir. Bir miktar mısır nişastası
(ddkstr^in) e kattoak mümkün ise de, bu yapılmamaktadır. Buğdaya na^
zaran glüteni az olduğundan
ekmeği yapılmaz.
Terkibindeki nişasta,
buğday nisaotasma nazaran daha az besliyicidir.
Büyük baş hayvanlara yem değişikliği
olsun diye verilir. Çalışan
hayvanlara az verilmelidir. Süt veren hayvanlara verilebilir,
İstihsali:
Memleketimizin hemen her tarafmda ekilir.
Bilhassa kuraklığa da-
yandığıından dkimi revaçtadır. En çok Bolu, Kastamonu, Samsun ve Te­
kirdağ bölgelerinde ekilmektedir.
İstatistiklere
göre, 1958 deki geinel
istihsal ydkûnu 121. 000 tondur. Yıllık istihsal hemen her sene bu mik­
tar civarındadır.
İhracı:
1952 d e 2
75 9 08 4 TL . değerind e 1 3 32 7 57 5 kg .
1953 v e 5 4 d e ihra ç edilmemiştir .
1955 d e 17
2 48 0 TL . »
1956 v e 5 7 d e ihra ç edilmemiştir .
1
00 0 00 0 »
1958 d e 53
1959 9 aymd a 24
3
1
41 0 78 6 »
57 5 00 0 >
5 15 2 TL . »
7 21 2 » »
kaplıca ihraç edilmiştir. Müşterilerimiz bilhassa Batı Almanya, Belçika
ve Israel d ir.
KEÇIBOYNUZU
CERATONÎA SÎLİQU A
Genel durumu :
Keçiboynuzu 8-12 metreye kadar büyüyen, kendi ismini taşıyan ağa­
cın meyvösîdir. Bu ağaç, Avrupanın Akdeniz sahillerinde, Asya ve Af-
rikada foulunuır. Billıassa Mısır, Cezayir ve Tunusita mevcuttur. Araplar,
bu(nu Afrii'kanın kuzey kıyılarında çoğaltmıştır. MemleketimTızin Akde­
niz bölgeleırinde, Antalya sahillerinde çok bulunur. Anamur, Gülnar ve
Silifke'de kesiftir.
Buralarda orman halinde
kendiliğinden
agaclarfdir. Diğer bölgelerimizde de yetiştlirülmıesıî mümkündür.
larda 600 metre irtifaa kadar
yetîşmiş
Toros-
bulunmaktadır.
E^ki Yunanlılar, keçiboynuzuna benzediği için buna ( T o n Keration)
demişlerdir.
Özellikleri v e kullanıldığ ı yerler :
Keçiboynuzu ağacının odunu kırmızımtırak güzel bir renktedir. M o ­
bilyacılıkta, oymacılıkta, kakmacılıkta, sedef Eşlemec i liginde kullanılır.
Meyvasının terkibinde % 30 kadar şeker vardır. Şeker kabuk kısmmdadır. Tdhumu olmıyan
nevilerde bu nispet % 42 ye kadar çıkar. Bu
yüksdk söker miktarı dolayisile mezkûr maddeyi ihraç ettiğimiz mem­
leketlerden biiihassa
İngiltere, Almanya ve İtalya alkol sanayiinde ve
ayrıca rom imâlind'e kullanılmaktadır. Bundan bal istihsal eden memle­
ketler de vardır.
E^ki Mısırlıların ilâç olarak kullandığı, domuzlara yedirdikleri, yi­
ne esJkiden papazların bundan bir nevS ekmek yaptıkları ve adına Senjan
ekmeği dedikleri malûmdur.
Keçiboynuzu, hayvan yemi bakımından yulafla mukayese edilir. Kar­
bonhidrat itibarlile yulaftan zengin, protein
bakımından zayıftır. Buna
rağmen, yulafın besleyici maddesi % 60, keçiboynuzunun % 72 dir. Ma­
mafih genç hayvanlara verilmemelidir. Orta yaşlı sığır ve atlara verSlir.
Vıerilen hayvan çalıştırıllmalıdır. Çalışmayan hayvanları yağlandırır. Bu
durumundan besi yemi evsafında olduğu anlaşıhr.
İstihsali:
Yurdumuzda ne miktar keçiboynuzu istihsal edildliği hakkında ista­
tistikle r^ito iz de bilgi bulunamamıştır. Tahminlere göre istihsaliln % 80 i
ihraç edilmektedir. Aşağıdaki ihraç rakamlarına bakarak bu hususta fÜkir edinmelk mümkün olur kanaatindeyiz.
ihracı:
Keçiiboynuzu meyvesi her yıl muntazaman ihraç edlilir.
1955 yılınd
a 301 643 TL. değerind e
1 821 398 kg.
1956
>
5 4 975
»
»
3 515 908 >
1957
»
294 230
»
>
2 120 485
>
269 750
>
»
2 199 109
»
9 ayınd a 273 613
»
»
3 208 677
>
1958
1959
keçi boynuzu İtalya, Yoguslavya,
»
Çekoslovakya, Batı Almanya, İsveç,
Macaristan, Hollanda, Lübnan ve İsıraele ihraç edilmiştiır. Odunu ihraç
edilmemektedir. Son zamanlarda plâstfık
çekirdeğiine de talebler
karşılık
sanayiinde kullanılinak üzere
vaki olmakta ise de henüz bu talepler lâyi/kile
bulamamaktadır.
KENDIR
CANNABIS SATİV A
Ger el durum u :
Kendir, ilk defa Çin'de
ekilmliştir. Türkler, bunu göçleri sırasında
Anadoluya getirmişlerdir. Menşei Anadolu
değilidir. Yabanisine henüz
tesadüf edilmemiştir.
Her yerde yetişmeye müsait bir nebat da değildir. Anadolunun bir­
çok yerlerinde iyi mahsul
verm^emiştir. En iy^i mahsul
verdiği bölge,
Kastamonu ili hudutları ile bu aTazini n Amasya'ya kadar olan temadisS,
yani batı Karadenizden 30-40 Kim. içeriye düşen takriben 100 Kim. genişlliğindeki şerittir. İlk zamanlar tohumu için ekilmiş, sonradan
lifle­
rinden istifade cihetine gidilmiştir.
Diğer memleketlerden
İtalya, Fransa, Yugoslavya, Hind ve Çin'de
dkilmdktedir. Fransa'da yetişenler Türk kendiri cinsindendir. İtalya da
bizden aldığı kendir tohumunu tohumluk olarak kullanmak suretile ziraatini yapmaktadır.
İyi şartlar altında İtalya'da 3-4 metre, Çin'de 5-6 metre, Türkiye'de
5 metre kadar boylanır. Liflerinin kopmadan
uzunlamasına soyulabil-
mesi için dalsız, buda/ksız uzaması lâzımdır. Bunu temin için gayet sık
ekilir.
Keodiir, ço^k su istiyen bir mebattır.
Ayrıca Alluvion tabiatlı derin,
potash, kireçli toprak ister. Tarladan çıkarılan kendirin liflerini soyabidmdk içlin de suya ihtiyaç vardır. 15-18 gün suda ıslatılır.
Kendir tohumu ince, kuru kabuklu, albüminsiz, içi kuru beyaz yağlı
bir tohumdur. Fransızlar "CheneVis" derler. Bizde köylü "Çetene" der.
Kullanıldığı yerler :
Kendir hem tohumundan, hem de liflerinden istifade olunan bir ne­
battır. Lifleri teks/tiil sanayiinde mühim bir yer işgal eder. Memleketi­
mizde ip, urgan, halat imâl etmek üzere
kurulmuş birisi Taşköprüde,
i'kisi İstanburda Zeytinburnu ve Göiksu'da olmak üzere, üç fabrika mev­
cuttur. Bir'kaç firma piyasa isteğine göre, çeşitli su hortumları da imâl
etmektedir. Dolayisile iç piyasada geniş istihlâk sahası vardır. Kendir
ihraç ettiğimiz memleketler bu mamullerle beıraber, branda bezleri, zift
veya kreozot emdirilmiş yanmaz, su geçmez malzeme örtüleri ve gayet
ince iplilk raline getirmek suretile poplin
evsafında kumaşlar imâl et-
mdktedir.
Sapları kâğı/t imâlinde kullanılmakta ise de, bizde bu hususta henüz
bir teşdbbüs olmamıştır. Köylü bunları fırınları kızdırmak için kullanır.
Kendir tohumu, yağlı bir tohunidur. Terkibinde % 30-35 yağ bulu­
nur. % 25 i çıkarılabilir. Bu yağ taze iken
zeytinyağı ve diğer yemek
yağları gilbi yenir. Sabun sanayiinde kullanılır. Fenerlerde yakılır. Yağ­
lı boya imâlinde ve renklerin meydana getirilmiesinde kullanıirr. Haş­
haş ve ceviz yağına yakın 'kesafettedir.
İstihsal miktarı :
Memleketimizde
dönümünden 100 kg. kadar lif ve 20-40 kg. tohum
alınabilmektedir. Yıllık kendir tohumu
istihsalimiz 4500-5000 ton ve
lif istihsal milktarı 12000-13000 ton civarındadır.
İhracı:
Kendir (tohumu ve lifi ihraç
mallarımızdandır. Tohumu yağ çıkar­
mak, papağan yemi ve tohumluk olarak kullanmak üzere, müşteri bul­
maktadır. Lif mamulü ihraç edilmemektedir. Tohumu için müşterileri­
miz Almanya, Çdkoslavakya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre,
İtalya, Macaristan, Malta, Portekiz,
Romanya, Amerika, Lübnan, İs­
panya, Yunanistan, Brezilya, Israeldir. Lifleri son zamanlarda Brezilya,
Belçilka ve Macaristan'a satılmıştır. 1955 de 3. 534. 686 T. T . değerinde
3. 908. 992 !kg. kenâiır
torumu ve 121. 094 T. L. değerlinde 60. 607 kg.
kendir lifi', 1956 da 1. 516. 428 T. L.
değerinde 1. 981. 338 kg. kendir
tohumu ve 7. 330 T . L. değerinde 2. 740 klg. lifi.
1957 d e 2
245 656 TL . değerinde 1 641 10 4 kg. kendi r tohumu
1958 d e 1
631 943 > »
1
454 624 » »
»
1959 9 ayınd a 1 216 373 > »
3
046 277 » »
»
îhnaç edilmiştir. Bu 'senelerde kendir lifi ihraç edilmemiştir.
KENE OT
U
RÎCİNUS C O M M U N İ S
Bu nebat, Hlintyağı tohumunu veren nebattır. Büyük yapraklıdır. Ba­
zı yerleı'de üç metreye 'kaidar boyilanır.
Bütün sıcak bölgelerde yetişir.
Dört beş ay yağmur yapan ve soğuk yapan
yerlerde bile mahsul alınır.
Ancalk bububat ekibi mevsiminde ekilmez. Küçükken
soğuğa mukave­
meti yoktur.
Yegâne isitifade edilen kısmı tohumlarıdır. Tohumu, bilhassa köpek­
lere arız olan "kene" dediğimiz parazite benzer. Aslında bu parazit mez­
kûr tdhuma benzediğinden o 'isırâ almıştır. Çünkü Cenup illerimizde bu
tohumun adı "Gerçek Kene" dir.
Kene Otu belli başlı sanayi nebatlarının en mühimlerinden birisidir.
En çok Hiındistaın'da ve Afrika'da ekilmektedir.
Hintyağı v e kullanıldığ ı yerler :
Hinıtyağı tohumunun
terkibinde % 34. 58-54. 6 yağ vardır. Bunun
35-37 sli çıkarılabilir. Bu yağ gayet kıvamlı (Viscositif), kokusuz, tatsız
bir yağdır. Kesafdti 0,96 dır. Sıcakta prese edilmek suretiyle çıkarılan
koyu yağ, ayrıca kaynar su ile taöfiye edilerek şişelere konur. Asitleşmemesi için şişelerfde hava bırakılmaz, ağzına kadar doldurulur. Bu durumdaiki yağ tıpta müshil olarak kullanılır.
Hintyağı alkolde ve asit asetikte erir. Isıtılarak hava cereyanına ta­
bi tuitulursıa, aslitleşir ve alkolde, benzinde erimîyen bir yağ elde olunur
ki, buna (Blown Oils) denir. Bu durumdaki yağ makina yağlamakta kullanılıır. Bilhaıssa
otomobil ve tayyare motörlerini
yağlamakta madenî
yağlarla mahlut olara'k 'kullanılmaktadır. Gayet akıcı bir yağdır ve ma­
denî yağların yap ıskan lığını gjiderir. Yüksek devirli motörlerin yataklarınlda husulle gelen hararete dayanır; pıhtılaşmaz.
Memleketimizde durum :
Evvelce Güney illerimizde ziraati
yapılan bu mahsulün eklimi, dış
rekalbetler yüzünden ter'k edil mistir. Yapılan etüdlere göre, bugün için
ziraati kârlı alabilecek durumdadır.
Hindistan'da bir dönümden 140-200 kiloya kadar tohum alınmaktadır.
Bizde de lekiHmesii halinde bu miktara erişilmesi mümkündür. Böyle bîr
netice istihsal edildiği takdirde, hububat ekiminin kârından daha fazla
kâr temin olunabilir.
Halen Hintyağını ithal eder durumdayız. îstatistiklerde 1955 ve 1956
da 70 şer ton divannda ve 1957 de 7 ton kadar hintyağı ithalâtı görfülmekte ise de, makina yağları îie yurdumuza giren hintyağı miktarı çok
büyüktür.
Son yıllardan yalnız 1953 t e : 5890 T. L. değerinde 10. 000 kg. Hint­
yağı tohumu Bulgaristana ihraç edilmiştir.
KETEN
(LÎNUM UStTATÎSSÎMUM )
Genel durum :
Keten, hem yağ, hem de te'kstil nebatıdır. Çok eskidenderi ziraati yapılagelmiştir. Yabanileri
dağlarımızda bulunur.
Köylümüz yabanisine
"Yavşan otu'' der. Keten son yüz yıl içinde tekstil vasfını pamuğa terketmiıştir. Lif isltihsalinin
pamuğa nazaran
biraz daha külfetli olması
ve ziraatinin teşvik görmemesi, buna sebep olarak gösterilebilir. Kışlık
keten, yaz^lık keten diyfe iki cinsi vardır. Yaz^lık keten bilhassa uzun lif
vendiği için ekilir. Liıf için ekilen kekten
çiçdklendiğinden birkaç gün
sonra sökülür. Tohumu için ekilirse tanenin olgunlaşmasını beklemeli­
dir Bundan lif alınamaz, saplar sertleşmiştir. Bizdfe keten lifi istihsali­
nin az olmasının sebebini köylünün bunu hem tohumundan, hem de li­
finden istifade için tohum tuttuktan sonra
sökmesinde aramalıdır. Bu
suretle çok fire verdiği gibi, mukavemetsiz ve esmer bir Hf elde edilmiş
olur. Bu ancak, kendir elyafına karışitırılıp ip ve urgan yapmakta kul­
lanılır.
Randıman :
Ortalama bir hektardan
5000-8000 Kg. sap alınabilir. Bu sapın 100
küliosunidan 12.5 kg. lif, 3.5 kg. kıtık (kodilla), 57 kg. soyulmuş sap, 10
kg. tane, 12 kg. kapsül, 5 kg. deşe elde
edilebilir. Franfeada hektardan
650-850 kg. lif veya 500-600 kg. tohum alınmaktaidır.
Kullanıldığı yerler :
Lifi, mensucat sanayiinde, sigara kâğıdı imalinde (% 50 kendir, % 50
ke'ten elyafı) kullanılır. Tohumdan yağ çıkarılır. Bu yağın ticaretteki
isim bezir yağıdiır. Çabuk kuruduğu için boya sanayiinde kullanılır. A y ­
rıca vernik imalinde, yer muşambaları imalinde, tıpta yumaşıtıcı yakı
o larak kul lanı İmaktadı r.
İstihsal bölges i :
Türkiyede en çok Balıkesir,
Bursa, Çanakkale,
Kastamonu, Kırşehir, Kocaeli, Sinop, Zonguldak
Çorum, Eskişehir,
bölgelerinde istihsal
edilmektedir.
1954 de 15 000 ton, 1955 de 18 000 ton, 1956 da 13 000 ton keten to­
humu yine sıra ile 3 400 ton, 6 000 ton, 6 600, ton, lif elde edilmiştir.
Lif rakamlarının düşük olması, tohumu alınmış saptan l i f istihsali cihe­
tine gidilmesindedir. Bilhassa lif için ekilmiş
olması halinde, tohum
ımyiktarı kadar lif alınması lâzım gelmektedir.
İhracatı:
Keten tohumu yunt içinde ençok beziryağı istihsalinde sarfedilmektedir. Son yıllaMan:
1954 yılınd
1956 »
a 59
5
6 22 3 TL . değerind e 1
02 7 97 0 kg.
3 20 0 »
»
5
5 00 0 »
1959 9 ayınd a 3 85 8 04 8 »
>
1
1 37 8 45 3 »
keten tohumu Danimarka, Israel , İtalya, Lübnan,
Suriye, Yugoslavya,
Yunanis'tan, Batı Almanya, Fransa ve Bulgaristana ihraç edilmiştir.
Yakın yıllardan yalnız yukrıdaki senelerde
ihracatı vardır. Ayrıca,
ıgene son yıllardan yalnız 1955 te 164. 717 T . L. değerinde 115. 100 klg.
keten elyafı Yugoslavyaya ihraç edilmiştir.
u
KIMYON
CUMINUM CYMÎNU M
Anason ve dereotunun
Yaprakları
bulunduğu
fasiledendir. Ömrü bir senedir.
dereotuna benzer. 50 santim kadar
memleketleridir. Türkiyeden
toaşka,
boylanır. Menşei şark
Akdeniz memleketlerinden Mısır,
Fas, Arap memleketleri, İran, Hind ve Cind e bulunur. Ziraati yapılanın
3-4 çeşidi vardır. Bunlar Türkiye, Almanya ve Fransada yetiştirilmektedlir. Benzerlerinden "Cumin batard'' yabani kimyon, "Cumin des pres"
veyahut "Carvi", Cuimin cornu" veya "Faux cumin" den yalnız "carvi"
nin bir miktar ziraati yapılmaktadır.
Kullanıldığı yerler :
Kimyon toıhumlan baharat olarak kullanılır. Terkibinde hayvani yağ­
lara benzer bir nevi yağ vardır. Buna "Cymene" derler, istihsal edile­
rek kullanılmaktadır.
Ayrıca lüzucî maddeler,
reçineli maddeler, asit
malik ve tuzları, albüminli maddeler, tanen bulunur.
Kimyon hazmı kolaylaştırıcıdır. Sinirleri de teskin eder. Mideyi fe­
rahlatır. Ter bezlerini harekete getirir. Adele gerilmelerini, krampları
önler.
Almanyada hususî çöreklerin imâlinde,
koku vermekte, Fransada "Kummel" denen
Hollandada peynirlere hoş
likörlerin im;linde, bizde
çörek ve pastalarda, köftelerde kullanılır.
Kimyon
(cuminol, cuminamit,
cumindigo, cuminille,
cuminiqu'e,
cuminoine, cuminol, cuminurate, cuminurique, cumyle, cumilene, cumilure gilbi ) çeşitli bileşikler yapılarak yerine göre gıda sanayiinde, tıpta,
boya sanayiinde
kullanrimaktadır.
İstihsali:
Kimyon Türlkiyede en çok
Eskişehir, Sivrihisar, Mihalıç, Göynük,
Aksaray bölgelerinde
ekilmektedir.
Yıllık istihsal,
mevsimin müsaa­
desine göre değişm(ek
üzere 500 tonla 1000 ton arasındadır.
îstihsaliin
çoğu büyük şehirlerimizde bilhassa îstanbulda sarfedilmektedir.
İhracı:
Kimyonda belli başlı müşterîlerimiiz Batı Almanya, Hollanda, Fran-
sa, İngiltere, İtalya, Yunanistan, Hicaz, Seylan, Suriye, Güney Afrika,
Mısır, A , B. D., Peru, Uruguay, Brezilya, Lübnan ve Norveçtir.
yılında
994 09 8 TL . değerind e 1 44 9 42 2 kg .
1953
219 55 3
1954 >
1
44 4 10 8 »
304 93 8
1955 »
30
8 20 2 »
265 37 5
1956 >
52
2 93 5 >
1957 d e ihra ç edilmemiştir .
1958 yılınd a 27 8 56 2 »
185 19 5
1959 9 ayınd a 63
1 30 1 >
453 159
» kimyo
n
ihraç edilmişitir .
KITRE
GÖMME ADRAGANT E
Kiıtre, Türkiyede "Geven, Keven" denen bir nebatın
verdiği reçine
veya sakız , yanıi "gömme " dur.
Geven nelhatına Fransızlar "astragalle" derler. Bu lâtince astragalus
•ten gelmedir. Asya 'kıtasında ço'k bulunur. Boyu 50 santim kadardır, ve
kirpi gibi dilken toplumu baK^ndedir. Dünya yüzünde 100 kadar çeşidi
vardır. Çiçe'klerli çeşidine göre beyaz, sarı, menekşe rengi, kırmızı olur.
Bazı çeşitleri dikensizdir ve gene bazan küçük bir ağaç kadar büyüyen
çeşitleri diğer memlelcetlerde bulunur. Hepsi de kitre verir. Ancak her
çeşidin kitresi başka vasıf taşır.
"Gömme adragante" adı altında tanınan kitrenin istihisal edildiği ge­
ven nöbetinin menşei, yabancı kaynaklarda Türkiye, Ermenistan ve îran
olarak gösterilmiştilr.
Lübnanda yetişen gevenin kitresine "yalancı kitre" denir.
Kitrenin evsafı :
Dış piyasada "Gömme adragante, adragante,
adraganthe"
adlariyle
tanınır. Avrupa memleketlerine Türkiye, îran ve Seylandan ihraç olu­
nur. Bu gömme, merkezleri müştere'k yassı dairelerin biırlbirine yapışmış
haline benzer. Beyaz renktedir. Alkolde erimez. Kaynar suda erir. Soğuk
suda şişer ve katı lüzuci bir kıvam elde edilir ve donmuş su manzarası
gösterir. İrakta Basra ihavalisinde yetişen gevenin kitresinden "Bassorine" denen bir madde istihsal olunur. Bu madde diğer memleket kitre-
lerinde ve birçok tropik akasya çeşitlerinin gömme larmda da bulunur.
Renksiz, kokusuz, yarı şeffaftır. Suda erimez; fakat kitreden daha çok
şişer. Pulverize edilmeye gelmez. Yapışkandır.
Tendürdiyotla maviye
boyanır. O zaman suda münhal saf, şeffaf bir madde olur. Kitrenin' kul­
lanıldığı yerlerde biraz daha iyi evsafta emtea elde etmek için kullanılır.
Kitrenin kullanıldığ ı yerler :
Eczacıilıikta komprime imâlinde
kullanılır. Bazı toz halinde ilâçlar
ne kadar prese edilse tutmaz ve çok prese edildiği takdirde evsafından
kaybedilir. Bu gibi ilâçlarda komprimeyi sağlam yapabilmek için biraz
kitre unu karıştırıp öyle pres'e ederler ki komprime dağılinasın. Bu hassasınJdan dolayı pastillerin imâline de girer. Şekerciler krema ve don­
durma imâlinde kullanırlar. Doğrudan doğruya yenmesi halinde öksü­
rüğü kestiği ve nefes borularını temizlediği söylenir.
Sulu boya ve minyatürcülerin kullandığı boyaların imâlinde de kul­
lanılır. Meşin ve sahtiyan koyanırken, boyalara katılarak onların cilâlı,
paı^lak dur^ması sağlanır. Kumaş boyarken de boyaya katılmak suretiyle
kumaşların parlak olması, ayrıca manifaturada
kasarlama ameliyesinde
kullanılarak onların tdk durması temin edilmiş olur.
Paris civarında
yötişen ,geven (astragalus
glycychyle) in verdiği
kitre karın sancılarına karşı ve idrar söktürücü olarak aranır. A l p dağ­
larında
yetişen
(astragalus
excapus) ün kitresi
frengi
tedavisinde
kullanılırdı.
İstihsali:
Yurdumuzda yılda ne miktar kitre istihsal edildiği hakkında istatis­
tiklerimizde bilgi bulunmamaktadır. Ancak piyasamıza Kayserinin De­
veli bölgesinden, İsparta, Burdur illerinden ve Ankaranın Kalecik böl­
gesinden gelmekte olduğu malûmumuzdur. İstihsal, gevenin sapına bir
yara açıp oradan sızan gömme un kuruduktan
ibardttir. Ziraati yoktur. Geven dağlarda
sonra toplanmasından
kendiliğinden biter. Birinci
yarma ameliyesinden elde olunan kitre beyazdır. İkinci sarı kitre verir.
Yarma sırasında yağmur yağarsa topraktan
zerreler sıçrayıp kitreye
yapışır. Bu çamurlu kitre ismimi alır. Buna göre beyaz, beyaz çamurlu
isimleriyle piyasaya arzolunur.
ihracı:
B d l i başlı ühraç mallarımızdan biriteidir. Müşterilerimiz Fransa, îngiiltene, İtalya, Macaritstan, Romanya, Yugoslavya, Suriye, Lübnan Bre­
zilya ve îspanyadiır.
1954 t e 7
1955 t e 8
1956 d a 1
1957 d e 4
1958 d e 2
1959 d a 4
4 09 2 TL . değerind e 1 2 26 7 kg .
9 34 3 > »
1
5 00 0 >
7 09 1 > »
1
85 0 »
21 9 » >
30
0»
5 94 8 » »
1
47 4 »
4 41 9 > ^
4
26 0 » kitr e
ihraç edilmiştir. Bu ihraç rakamları İstanbul limanından yapılan kitre
ihracına aittir. Dış ticaret iistatisti'klerine kitre ile traganton ihraç mik­
tarları birlikte ıgösterilmiştir.
KOLZA (Rapitza)
BRASSİCA COMPESTRÎ S
Genel durumu :
Kolza bir yabani lahanadır. 1,5-2 metre boyunda olur. Tohumu koyu
kahvereng'i, yuvarlalk, kumdan gibi küçük, yağca zengindir.
Bu nebat, X I X uncu asırda ikbal devresini yaşamıştır. O devirde ya­
ğı (lâmbalarda yakılırdı. Petrol çıkınca bu bakımdan kıymeti düşmüştür.
Kolza her yerde yetişir. Soğuğa mukavimdir. Karla kaplı olmak şartile (— 18) dereceye kadar dayanır. Ancak toprağı çok yorar ve bilhas­
sa topraiktan fazla miktarda kireç alır.
İstihsali biçerek dövme usulü ile yapılır. Erken biçilirse, tanelerin
yağ nispeti düşülk olur. Ancak geç biçilmesi halinde de dökülme sure­
tile ikayıp fazla olur.
Bu nebat Hollanda ve Belçilkada islâh
edilmiştir. Halen dönümün­
den 250-300 kiloya kadar tohum alınabilmekte dir. En çok istihsal eden
memleketler Çin ve Hindiistandır.
Kolza yağı :
Tdhumun terkibinde yüzde 24-26 yağ bulunur.
Bazan yağ miktarı
yüzde 36, hatta 43 e kadar çılkabilir. Bu yağ taze iken kokusuz ve lezzet-
öizdiır. Hava ille temasında hemen acılaşır. -f. 6 denecede tereyağı kıvamındadır. Lâmbalarda yakılan bu kıvamda olanıdır. Yegâne özelliği, is
vermeden yanmasıdır. Işığı parlak ve net olur.
Kullanıldığı yerler :
Aydınlatmada,
sabunculukta, makine yağlamakta veya bu yağların
tağşişinde, kauçuk fabrikalarında kullanılır. Küspesi hayvanlara verilir.
Çiçekleri arıcılıkta işe yarar. Yazlık kolza, sonbaharda
lunmadığı devrede çiçek
açtığından
arıların bal
çiçeklerin bu­
toplamasına hizmet
eder.
Türkiyede k o z a :
Bu nebatın yurdumuzda
tanınması pek eski değildir. Batı Trakya
ve Bulgaristan muhacirleri tarafından ekilmektedir. İstatistikler, iistihsallini 948 senesinden itibaren
göstermişlerdir. 948 yılı istihsali 8055
ton iken, 956 da 1580 tona düşmüştür. Dönümden ortalama 70 kg. alın­
maktadır,
îhni
ziraat yapmak suretile bu mitear diğer memleketlerdeki
seviyeye çıkarılabilir.
Kolza için bütün Avrupa Memleketleri mü^şterimizdir. 1950 de 1000
ton, 1951 de 100 ton, 1953 de 1000 ton ihraç yapılmıştır. 1953 den beriihracı yapılmamaktadır. İç piyasada fiyatı bir miktar yükselmiştir. Yer­
li yağ fabrikaları bundan yağ istihsal etmektedirler. İstihsali teşvik ediilirse, içeride ve dışarıda her zaman müşterisi
bulunabilecek bir malı­
mızdır.
KÖKBOY A
RUBİA TİNCTORİU M
Fransızların "Garance" dediği bir otun kökleridir. Kuzey ve Güney
yarım küresinin sıcak bölgelerinde bulunur. Yaz kış yeşildir. Sapı dört
köşedir. Kamış gibi boğum boğum uzar ve içi boştur. Yaprakları boğu­
mun etrafında yıldız gihi açılır. Sapı ve yaprağı hafif dikenlli, tırtıllı­
dır. E M s e y e sarılır, tutunur. Benzer'leri, sütkesen otu (Caille-lait) ve
yalbani kökboya (Asperale) dır. Kökleri güzel bir kırmızı renk maddesi
verir. Bu maddeye "Alizarine"
bulunur.
derler. Bilhassa 3-4 senelik
köklerde
Eskiden Avrupada ve büzde ziraati yapılırdı. Ekimden 3 sene sonra
sökülür, kökleri alınıp güneşte veya etüvde kurutulur. Bu suretle ha­
zırlanan köklere "Alizaris" derler. Alıcılar
köklerin kabuğunu soyar;
kalbuksuz demetlere "Röb'ee" denir. Robee öğütülür, fıçılara konur. Yıl­
larca boya kıymetini kaybietmeden durur. Fransada Avignon bölgesinde
istihsal edilen kökboyaya "palus"
denirdi. Kökboya kırmızısı Fransız
topçu neferlerinin pantalonlarını boyamakta birinci plânda gelirdi.
Türkiyede kökboya :
Anilin boyaların keşfi tarihi olan 1896 yılına kadar yurdumuzun sa­
yılı îhraç mallarından birisi idi. Edirne ve İzmir bu malın şarkta meşhur
ticaret merikez/leri idi. Bununla beraber o zaman dahi bizde ziraati geliişmemiş, çoğu zaman kendiliğinden yetişen otunun kökleri sökülüp sa­
tışa arzedilmiştir. Kayseri, Yozgat,
Çorum, Amasya, Merzifon, İzmir,
ve Tralkyada tarla kenarlarında, sıınırlarda, boş arazide, su
kenarların­
da yetişenler eksedyette idi. Ziraati bilhassa İzmir ve Trakyanın mah­
dut böligelerinde temerküz etmişti. Her bölgede ayrı adı vardı. Kökboya,
boyakökü, boyalık, boyaotu, boyapürçü, boyaçili, çubukboya, dilkanatan,
boya sarmaşığı, kırmızı
boya, kırmızı kök, yumurta
boyası, kızılkök,
kızılboya, ekselkökü gibi... Edirnede bununla boyanan kumaşlara
'And-
rirwople" Edirne kırmızısı denirdi.
Renk maddesi :
Kökboyanın renk maddesi alizarin,
portakal sarısına çalan kırmızı
renktedir. Küçülk kristaller halinde 1826 da "Robique" ve "Colin" tara­
fından ayırd edilmüştir. Alizarin kokusuz, tatsız bir maddedir. Eterde,
alkolde eılir. Soğuk suda güçlükle erir. Alkolde bekletilirse portakal sa­
rısı kristaller olur. A/l/kalilerde menekşe mavisi verir.
Kök tooya "purpurine" de ihtiva eder. Buna "oxializarine" de derler.
Bizde buna erguvan rengi denir. Alizarinü kumaşlara tespit için mordan
olarak alümin kullanılırsa renk kırmızı olur. Oksit d ö fer ile derecesine
göre siyah veya menekşe rengi verir. Alizarin ve pürpürin karışımı parlalk kırmızı olur. Edirne kırmızısı budur.
Kökboya şekerili ve azotlır maddeler de ihtiva eder. Bunlar suda erir.
"Ruibian denen bu mahlûl g^likozla muamele edilerek türlü r'enkler elde
edilir.
Sun'i alizarin :
Bu, (Polyphenoles
d'antraquinone) dur. Yani phenyle,
quinone ve
anthrasen mürekkeibidir. Pihenyle, diğer adı an'ilin 1826 da indiigo yani
çivitten istihsal edilmiştir. Çüvit, çivit ağacının
mahsulüdür. Quinone,
1838 de phenyle grubundan çeşitli maddelerin oksidasyonu ile elde edil­
miştir. Yani bunun da aslı çivittir. Anthrasen katranda ve maden kömü­
ründe
bulunur.
Sonraları pihenyle ve quinone,
anthrasenin çeşitli
dozlariyle potas
btom mürelkkepleri ile muamele olunarak sayısız renkler elde olunmuş­
tur. Görülüyor 'ki, bütün
anilin boyaların aslı çivittir. Çivitağacı tropik
bölgelerin, kolonilerin mabsulüdiir. Bundan anlaşılır ki, kökboya ticare­
timiz çi^/iit istihsal eden memleketlere kaymıştır. Bu ticareti ancak çiviağacı ziraati yaparak tekrar
ihracı yapılmamaktadır.
canlandırabiliriz. Bu gün artık kökboya
Ancak yerli boya sanayii
anilin boyaların bununla imâli de mütnlkün
güp ve Konya böljgesinde halıcılıkta
kurulması
halinde
görülmektedir. Halen Ür­
kullanılmaktadır.
KUNDUZI Y E
CONVOLVULUS SCAMMONE A
Bu 'bir sarmaşık çeşiididir. Sarılıcı nebattır. YapralMarı üç köşeli ve
yaprağın üzeri hav, lı (ince tüylü), çiçeği sarımtırak beyaz ve gramofon
biçimindedir.
Kunduziye, diğer adları mahmuze, mahmudiye, mahmude gibi isim­
lerle muhtelif bölgelerimizde tanınır.
Anayurdunun Anadolu yarıma­
dası olduğunda botanik mütehassısları
müttefiktir. Bizden başka Rus-
yanın güney taraflarında, Suriye Halep bölgesinde,
Yunanistanda da
bulunur.
Kullanıldığı yerler :
Kunduziyenin istifade olunan kısmı kökleridir. Kökleri mevsiminde
sökülerdk yıkanıp temizlenmek suretiyle piyasaya arzedilir. ihraç etti^
ğiimiz miemleketlerde bu kökler öğütülür ve tozundan reçineli bir gom
elde olunur. Bu gom esmer renkte ve gayet hoş kokuludur. Tadı da gü­
zeldir. Fransada ^'Brioche'' dedikleri pasta tipi ekmeği bununla yapar-
1ar. Brioş, un dinlendirici ve lâti)f koikusunu bu reçimeli gom ver'ir. Kü­
çük hinldistan cevizinin kokusundan daha hafif ve ferahlatıcıdır. îstanbulda bazı pastahaneler
kullanmaktadır.
Mezkûr gom'un terkibinde % 60-69 reçine, 3-3,5 gom vardır. Kalan
kısmı albümilnoit maddeler, nişastalı maddeler, tanen, skamonin, kalsium ve magnezyum tuzları ihtiva eder.
Şiddetli müshil bir maddedir. Birçok ilâçların terkibine girer. Vü­
cuttaki albumin fazlalıklarını giderir. Nezle
ilâçları yapılır. Almanlar
ve Fransızlar kendi tiplerindeki rakıya katarlar. D o z : % 1 gr.
İstihsali:
Kunduziye
güneydoğu
illerimizin, Kütahya ve Afyon
bölgesinin
mahsulüdür. Buralarda "scammonee d, Asie mineure" ve güney Lölgemizin çoralk yerlerinde "scommonee d, A l e p " çeşidi istihsal olunur. Bun­
ları
Franısada
yetiştirilen
"scammonee
montpellier" ille karıştırmamalıdır.
fausse" veya
scammonee de
Bu nebat "apocynee" fasilesinden,
lâtinoesi "Cynanchum monpeliacum" dür. Bu da aynı şekilde müshildir.
Çayırlarda hayvanlar yerse zehir tesiri yapar.
Kunduziyenin diğer tipleri:
Jalap:
Lâtince "îpamaea purga" veya "Exogonium jalapa" denen bu nebat
Mıdksikada çok bulunur. İsmini orada
bulunan "Jalapa" şehrinden al­
mıştır. Bundan da bir nevi reçimeli gom çıkarılır. Reçinesi şiddetli müs­
hildir. Almanya da Alman rakısına bu da katılmaktadır. Meksika, kun­
duziyenin yerine kullanılan bu nebat bakımından bize rakiptir. Yetişti­
rilmesi Hindistan, İngiltere ve Fransada tecrübe de edilmektedir.
Faux jalapa :
Buna "Jalap de mexique" te derler. "Jalapine" denen bir madde is­
tihsal olunarak kunduziyenin yerine kullanılır. Ayrıca çiçekçilikte, ge­
celeri çi'çek açtığı için kullanılır.
İhracı:
Kunduziye ihraç mallarımız listesinde mevcut ise de istatistiklerde
ihracına dair bir kayda tesadüf edilememiştir. Buna mukabil müstahsalları ithal edilmiştir.
KUŞYEMI
PHALARİS C A N A R İ E N S İ S
Kuşyemi, darı arılesinden, ince uzun bir sap ucunda koni biçiminde
başalk veren senelik bir nebattır. Başağında 3-4 mm. uzunluğunda ve 1-2
mm. genişliğinde yüzlerce küçük tane bullunur.
Kurak bölgelerin mabsulüdür. Su istemez. İyi işlenmiş topraklarda
çok mabsul verir.
Memileketimizde en çok yedi sekiz vilâyetimizde ekimi yapılmakta­
dır. Trakya'da Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illerimizle Çanakkale, Di­
yarbakır, Denizli, hakkârii, Muş illerimizdir.
Diğer memleketlerde
kuşyeminin ekimi rağbette değildir. Türkiye
bu hususta dünya için belli başlı
ihracatçı memleket
durumundadır.
Bununla beraber, isltihlâk sahası hemen her memlekette mahdut oldu­
ğundan ve ihtiyaçlarını bir miktar kendi mahsullerile giderdiklerinden
bu sahada ihracatımız ve dolayisile ziraatimiz inkişaf etmemektedir.
İstihsal miktarı :
İstatistiklere göne en son 1958 de yıllık
12 000 tondur. Son
senelerde en
çok 1951
Türkiye kuşyemi istihsali
de
istihsal
olunmuştur.
(14 000 ton). Arada geçen senelerde her yıl 5-6 000 ton civarında istih­
sal edilmüştir.
Vilâyet itibarile en fazla Tekirdağ
dır. (1950 de 3239 ton). İkinci
bölgesindie istihsal olunmakta­
Kırklareli
gelmektedir. (1950 de 517
ton).
Çok verimli bir mahsuldür. Dönümünden istihsal miktarı bazı sene­
lerde 250 (kiloyu geçer.
Kullanıldığı yerler :
Kuşyeminin terkibinde bol nişasta ve protein vardır. Bu vasfı ile da­
rıya benzer. Yurdumuzda kullanma sahası geniş değildir. Kuş besleyen­
lerin aradığı bir yemdir. İhraç ettiğimiz memleketler de ekseriya kuş­
lara, bilhassa kanaryalara verirler. Fransızlar adına "Graine d(e canârie"
derler. Piyasalarında "Alpiste" diye adlandırırlar.
Tavuklara verilmez. Küçük taneleri
tavuklar gagalarik yerden al­
makta mü^kilât çekerler. Lapas ı verilebilir. Keza, lapas ı köpeklere de
verildbilir.
ihracı:
Bdlli başlı ihraç mallarımızdan birisidir. Her yıl hemen bütün Avru­
pa merrtldkdtleri Türkiyeden kuşyemi almaktadır. Bu sahada bize rakib
memleket Faötır. Yakın yıllarda ihraç ettiğimiz kuşyemi kıymet ve mik­
tarları
aşağıda gösterilmiştir:
1954 yıhnd
a3
1955 »
2
1956 >
77
1957 ^
6
1958 »
3
1959 9 ayınd a 2
176 98 0 TL . değerind e 6
76 6 69 6 kg.
91 8 08 7 >
»
5
26 1 50 3 >
2 97 8 »
»
1
39 0 35 8 »
46 7 07 4 ^
»
1
2 28 5 23 2 »
19 3 79 6 »
»
1
1 68 0 69 3 »
28 7 37 1 >
>
9
54 0 83 3 »
Kuşyemi Batı Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Hollanda, in­
giltere, isveç, isviçre, italya. Malta, Norveç, Kıbrıs, A. B. D., Kanada,
Lübnan, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Brezilya, Israel , Ürdün'e ih­
raç edilmiştir
MAHLEP
PRUNUS MAHALE B
Kiraz ağacının yabanilerinden birisidir. Üç çeşit yabani kiraz bilin­
mektedir. Birisi "CerasuB avium" yabani kiraz, kuş kirazı. Diğeri "Cerasus vulgaris" denen yabani vişne. Üçüncüsü mahlebtir. bazı bölgelerimiz­
de buna "Idris" derler. Genel olarak mahleb,
mehleb adlariyle tanınır.
Küçük bir ağaçtır. Nadiren 5-6 metre olur. Her toprakta yetişir. Anado­
lu yarım adası bu ağaç için tamamen müsait iklim arzeder. Ormanları­
mızda kendiliğinden bulunur. Hususî
yetiştirilmiş bir mahleb bahçesi
dimamakla beraber bahçe ve bağ kenarlarında, çoğu zaman üzerine kiraz
aşılamak
için ekilir.
Meyvesi
karabiber
tanesinden
büyükçe bir ki­
razıdır. Yenmez. Acıdır. Olgunlaşınca dışının etli kısmı kurur. Et kıfemının içinde sertçe bir kajbuk ve onun içinde tohumu olan levze bulu­
nur. Kırılarak çıkarılır. Piyasada mahleb diye tanıdığımız bu levzedir.
istihsali:
Mahlep piyasamıza Tokat, Zile, Amasya, Çorum ve Mardin bölge­
lerinden ^elmeiktedir. Mardin malı beyaz falkat kolkusu azdır. Piyasada
pe^k tutulmaz. Diğerleri hafif esmer ve kokulu olur. Makbuldür. Mahal­
linde çekirdekleri kırılıp levze ayrılır ve iç halinde çuvallanarak sevkedilir.
İstihsal miktarı hakkında
istatistiklerimizde bilgi bulunamamıştır.
Yalnız Orman idaresinin 1953 yılında ormanlardan 55. 054 kg. ve 1937
de 6. 70 7 kg. mahleb istihsal ettiği tesbit edilmiştir. Yıllık Türkiye istihlsalini bulmak için ihraç miktarına 5-6 ton ilâve etmek kâfi gelecek­
tir. Çünkü dâhilde ancak 5-6 ton kadar sar^fedilmelktedir.
Kullanıldığı yerler :
Mabldbin kendine mahsus güzel bir kokusu vardır. Terkibinde sali­
silat bulunur. Nişastası
ve ferahlatıcıdır.
azdır. Azotludur. Bu vasıfladyle dinlendirici
Şeker hastalarına
tavsiye edilmektedir. Memleketi­
mizde pasta ve çördklerde, Arap memleketlerinde ve Afrikada bilhassa
Haibeşistan ve Sudanda hamur işlerinde, krema imâlinde kullanılır. K o ­
kusu makbulıdür. Ayrıca bulanık suları durultmakta kullanılır. Bulanık
su küpe alındığında içine bir avuç kadar mahleb atılır. Yabancı madde­
lerin dibe çökmesini çabuklaştırır ve suyun hoş kokulu olmasını temin
eder.
İhracı:
îsltihsal az olmasına rağmen dış piyasada alıcı fazladır. Her yıl mah­
sulün bir miktarı iç piyasaya arzedilerek hemen tamamı ihraç edilmek­
tedir. Müşterilerimiz bilhassa Arap memleketleridir. Bu meyanda Su­
riye, Lübnan,
Sudan, Fas, Cezayir, Tunus,
Libya, Ürdün, Hindustan,
Amerika B. D., İtalya, Fransa, Kıbrıs başta gelmektedir. Yegâne raki­
bimiz Hindistandır. O da son yıllarda bizden mahleb almıştır. Geliştirilmesii arzu edilen kıymetli döviz kaynaklarımızdan birisidir.
1953
yıhnda 54 9 49 1 TL. değerinde 26 3 61 2 kg.
1954 »
31 6 21 5 > »
10
3 90 8 »
1955 >
32 7 62 0 » »
12
3 84 6 »
1956 >
52 4 43 9 » »
14
4 96 3 »
1957 »
86 7 96 8 » >
13
7 59 9 »
1958 »
22 1 16 3 > »
4
8 80 6 »
1959 9 ayında 40 4 03 8 » >
126
34 2 » mahlep
ihraç
edilmiştir.
MAZI
( C Y N Î P S G A L L E T İ N C T O R I A E)
Teşekkülü:
Hymenoptere sınıfından 4-5 mm. büyüMüğünde bir böcek vardır. Bu­
nun dişisi ağacın yumuşak dokusunu burgu gibi delerek içine yumurta­
lar ve oraya bir mayi
akıtarak yumurtaların
etrafını sarar. Keyfiyet
yaprak üzerinde vüku bulursa nebatın buna karşı mukavemeti sebebile
yaprağın bulsule getirdiği ifrazattan yuvar<lak bilye gibi, kitaz
büyük­
lüğünde çıkıntı husulle gelir.
Bu bilhassa orman ağaçlarından küçük meşe ağaçlarının yaprakların­
da olur. Yumur^talar inficar edip yuvanın
içinde sürfe teşekkül eder.
Süfre devreisinde yuvarlak çıkıntı yaprak üzerinde yeşil veya kırmızı
ve yumuşaktır. Sinek haline geldiği zaman onu delerek çıkar. Yuva ku­
rar. Mazî
işte bu 'kurumuş
yuvadır. Anadolunun bazı yerlerinde buna
"kozaik" derler.
Ticari kıymette mazı, Quercus infectoria
sınıfından olan meşenin
yapra'klarında teşekkül edendir. Terkibinde yüksek miktarda tanen bu­
lunur. Bu cins mazı dış piyasalarda "KüçÜk
Asya mazısı" adı altında
aranır. En iyileri Cenup doğu illerimizdle yetişir ve Halep mazısı adı
altında satılır. Bununla beraber asıl Halep mazıları, meselâ İzmir havalis^i mazılarından daha ma'kbuldür.
Bizde mazı müstahsili Orman
bunları toplayan köylülerimizdir.
İdaresi ile Orman
bölgesi dışından
Tüccar bunu
toplar ve ihracatçıya
Terkibindeki yüksek tanen sebebile debagat
sanayiinde kullanılır.
dövreder.
Kullanıldığı yerler :
Bilhassa mürekkep fabri>kalarının ham maddesini teşkil eder.
ihracatı:
1955
yılında 27 6 61 9 TL. değerinde 18
2 61 9 kg.
1956 »
62
6 57 7 » »
1
15 5 94 1 »
1957 »
1
95 2 16 4 > »
1
15 1 31 9 »
1958 »
70
3 25 7 > »
39
6 64 8 >
1959 9 ayında 1 13 8 18 6 » »
85
9 78 2 »
mazı ihraç edilmiştir. Bu ihracat A. B. D., Hindistan, Suriye, Lübnan,
Libya, Fransa, İngiltere,
Hollanda, Iralk, Ürdün,
Birmanyaya
Yugoslavya, Batı Almanya, Doğu Almanya,
Belçika, Suudi
Arabistan,
Tunus, İsviçre ve
yapılmıştır.
Ayrıca, gümrük tarifesinin 32. 02. 00 numarasında
(Tannik asit ve
tanen, mazı taneni dâhil) ibaresi altında:
1957 yıhnd a 5
1958 »
3
6 83 6 TL . değerind e 4
3 60 0 » »
3
7 10 0 kg .
0 00 0 »
Irak ve Lübnana ihracat yapılmıştır. Bu ihracat yakın yıllardan yalnız
yukarıdaki senelerde vardır.
MERCIMEK
LENS C U L Î N A R İ S
Menşeinin Or*ta Asya, Türkistan ve Anadolu olduğunu söylıerîer. Ha­
len yabanileri mulhtelif çeşitleriyle buralarda mevcuttur. Bu nebat çok
eski zamanlardan beri bilinir. Hindi'sitanda, Akdenizin doğu sahillerinde
ve İsiviçrede dkilmiiş olduğu tarihi kayıtlarla sabittir. Bu gün bilhassa
İspanya, İtalya, Romlanya, Mısır ve Silid e e'kilir.
Mercimeğin ekito sahası muayyendir. 51 derece kuzey arzı ile Gü­
neyde bakliye slineğ i (Brüş) ün fazla üremefeine müsait sıcak ve rutu­
betli bölge arasında deniz seviyesinden 700-1 200 metreye kadar yetişir.
İklim şartları bu nebatın
zamlı, yağmurlu orta
inkişafına çok tesir eder. Hususiyle inti­
sıcak bir i^klim ister.
mahsulün ehemmiyetli derecede
Büyük iklim değişmelerâ
düşmesine sebep olur. Fazla hararet
ve kuraklık pişmd k b i t o i y e n bir mercimek mahsulü verir. Fazla yağmur
çiçek zamianına tesadüf ederse onların dökülmesine amil olarak mahsulü
azaltır. Kalitesi, lezzeti, pişme kabiliyeti tamamiyle iklimie bağlıdrrîstihsali:
Mercimdk Türkiyede en çok Urfa, Mardin,
Sivas, Malatya, Hatay,
DiyarfDalkır, Ankara ve Afyon illerinde ekilmektedir. En fazla istihsal
Urfada yapılmaktadır. Yıllık Türkiye istihsali 1956 da 52 500 tondur.
Daha evvelki yıllarda 65-75. 000 ton civarında değişmektedir.
Blilhassa ik i çeşidi yayıltoştır. Kırmızı mercimek ve yeşil mercimek.
Diğer memleketlerde ve bizde bunlardan başka birçok çeşitleri vardır.
TiiiikJiiyede yeşil merdtoe'k
istihsali daiha fazladır.
Kırmızı mercimek
Gün'ey i'llerimizde, Trakya, Marmara bölgesinde ekilir.
Kımızı ve yeşiil mercimeğin ortalama
hektolitre ağırlığı 70-80 kg.
arasındadır. Dönülmünden istilhsal 150 kiloya kadar çıkar. Bunun yanın­
da 180-200 kg. da saman alınabilir. Yeşil yem olarak ekilirse dönümün­
de 2 500-3 000 Ikg. kadar yeşil yem verebilir.
Kullanıldığı yerler :
Merdimek azot bakımından zengin bir gıdadır. Ayrıca tonik (münebbih) tesir gösterir. Pek az miktarda arsenik mürekebleri ihtiva ederse
de in'sana zarar verecek durumda değildir.
Kırmızı mercimeğin büyük şehilrlerimizde
Güney illerimizde ekmek te yaparlar.
çorbası yapılır. Bundan
Fiatı yeşil mercilmekten daima
düşüktür. Yeşil mercimek her türlü yemek yapmıya ve yemeklerde gar­
nitür olarak kullanmaya müsaittir. îngilterede haşlanmış olarak üstüne
tereyağı koymak suretiyle yenir. Ayrıca salatası yapılır.
Bütün mercimek çeşitleri yeşil gübre olarak kullanılır. Tbprağı azot
bakımından zenginleştirir.
Samanı atların ve koyunların
sevdiği bir
yemdir.
ihracı:
Belli başlı ihraç mallarımızdandır. İhraç lîfetesinde kırmızı ve yeşil
tdfriki yapılmamıştır. Kabuklu ve kabuksuz tefriki
de yoktur. Daima
kalbulklu olarak ihraç edilir. İhraçta dikkat edilecek yegâne nokta "brüş"
İÜ, yani delikli olup olmamasıdır. Bu hususta Avrupa piyasalarında Şili
merdimdkleri bize rakiptir. Onlar temizlenmiş, kurtsuz mercimek ihraç
etmekte, bizimkilerin tonu 250 dolar ettiği zamanda Şili mercimekleri
400 dolara gitmektedir.
Kırmızı mercimeği un halinde ihraç etmek
mümkün olduğu halde
bİ2?de benüz bu yapılmamaktadır. Bu bir sanayi işidir. İyi ambalajlamak
lâzınıdır. Çünkü çabuk bozulur. Kabuğu çıkarılmış, iki/ye bölünmüş ye­
şil mercimeğin de fazlasile müşteri
bulacağı
*1br<üş" İ Ü taneler tasfiye edilmiş ve mutbaklara
fikrindedir. Bu suretle
daha elverişli bir mal
husule getirilmiş olduğu g'ibi kepeği de memleket dâhilinde kalmış olur
ve hayvan yemi olarak kullanılır.
Anaddluda kişilik zahire meyanında yeşil mercimeğii fırınlamak su­
retiyle muhafaza ederler. Bu ameliye kalrteyi düşürmez. Biraz fazla pişirmdk zarureti doğurur. Buna mukafbil brüş faaliyetini önler. Dış pi^
yasalara fırınlanmış mercimelk satışı temin edilirse daha çok fayda sağlıyacağı kanatindeyiz.
Son yılların mercimek ihraç miktarı ve kıymetleri aşağıda gösteril­
miştir :
1954 t e 1
1955 t e 81
1956 d a 1
1958 d e 4
1959 9 ayınd a 8
22 8 38 5 TL . değerind e 3
4 86 8 » »
2
05 2 05 3 > »
4
78 4 93 8 » »
9
66 8 20 0 > >
1
4
49 1 40 7 kg .
76 3 85 0 »
36 1 87 3 ^
00 0 15 5 >
25 5 45 6 »
mercimek ihraç edilmiştir. 1957 de i'hraç edilmemiştir. Bu ihracat
İn­
giltere, Çekoslavakya, Israel, A . B. D., Yugoslavya, Batı Almanya, Bel­
çika, İrlanda, İtalya, Yunanistan, Lübnan, Tunus, Hindistan, Hollanda,
Kıibrıs ve Suriyeye yapılmıştır.
MERDÜMEK
Merdümek bakliye
fasilesindendir. Ömrü bir senedir. Ekim bölge­
lerinde buna "Mürldümük" derler. İhraç
diye
malları listesinde merdümek
adlandırılmıştır.
Bu nebatın yaprakları börülce yaprağına benzer. Sapı dört köşedir
ve içi boktur. 40-50 santim kadar bbylanırı ve dallanır. Çiçekleri kırmı­
zımtırak maVidir. Taneleri fasulye veya börülce gibi bir baklanın için­
de ve 3-4 adettir. Tanenin rengi esmer sarı, köşeli ve börülce tanesin­
den biraz küçüktür. Kurak böllgellerin
mahsûlüdür. Su istemez. Dona
mukavimdir.
Merdümeğin yabancı dillerde karşılığı bulunamamıştır. Merdümeği
dalha iyi tanıyabilmek için benzerlerini şu suretle hulâsa edelim
1 — Merdüme^k, börülcenin bulunduğu " D o l i c o s " cinsinden görünü­
yorsa da taneleri yassı yuvarlak
olmayıp köşelidir.
Bununla beraber
**Ddlicos" un 20 kadar çeşidi bilinmektedir; fakat ayrı ayrı etüd edil­
memiştir.
2 —- İlmî âdı "Vigna
Catjanc"
olan ve Frans^ada
bazı bölge'lerde
"Haricot â oeil noir" diye tanınan nebat, insan gıdası olarak kullanılan
bir yabanii fiğ çeşiididir ki, merdümeğe benzemez. Taneleri yuvarlak ve
daha çok börülce vasfmdadır.
3 — Taze fasulye gibi yeşil yenen "Peıtits pois" dedikleri bir bezel­
ye tipi de merdümdk değildir. Taneleri yassı yuvarlaktır.
4 — "Lathyrus sativus" denen fiğ ailesinden bir cins fiğe bazı Fran­
sızlar "Pois carre" derler. Bunun tanesi köşeli ise de merdümek değil­
dir. Bir fiğ çeşididir ve hayvan yemi olarak kullanılır.
Merdümek istihsalimiz :
Yurdumuzda bu nebat başlıca Amasya, Tokat, Çorum
ekilmektedir,
istatistiklerimizde
bölgelerinde
yıllık istihsalin ne olduğu hakkında
bir kayda tesadüf edilememiştir. Dönümden alınan tane miktarı 100-150
kg. civarındadır. Gıdaî kıymeti düşük olmasına rağmen kurak bölgeler­
de iyi mahsul verdiğinden ekimi tercih edilmektedir.
Kullanıldığı yerler :
Merdümek tanesi azotlu ve nişastalı madde ihtiva eder. Köylü bunu
el değirmenlerinde kırma yaparak lahana ve yaprak dbimalarında bul­
gurla karıştırıp iç yapmak suretiyle kullanır. Ayrıca çorbası yapılır.
Kullanma sahası az olduğundan ekimi de azdır. Şehirlerde kullanıl­
madığından, piyasası yoktur. Köylerde kışlık erzak meyanında bir mik­
tar
bulundurulur.
Samanı sığırlara, manda ve koyunlara verilir. Bazan tanesi burçakla
karıştırılıp büyük baş hayvanlara yedirilir. Ayrıca kümes hayvanlarına
ıslatılmış dlarak verilir. Terkibinde fiğ ve burçak gibi zehirli albüminoit bulunmadığından serbestçe kullanılabilir.
İhracı:
Merdümek ihraç malları listesinde yer almış ise de dış ticaret ista­
tistiklerinde ihracına dair bir kayda tesadüf edilemediği g^ibi adına da
rastlanamamıştır.
Börülce gibi
kullanılabildiğinden ve kürek bölgelerde eyi mahsul
elde edildiğinden istihsalinin teşvikini faydalı görmekteyiz.
MEYANKÖ
KÜ
GLYCYRHÎZA GLABR A
Meyarikökü bakliye fasilesinden bir otun kökleridir. Bu ot yarım ve­
ya bir metre boyunda, sapları yeşil ve yaprakları bir yaprak uzantısın­
da dizilmiş 9-11 tane oval yaprakçık halinde, çiçeği çeşidine göre mavi,
kırmızımtırak, sarı, beyaz renklerde olur. Kırlarda kendiliğinden yeti­
şir. Fransızlar "reglisse''
ile kök
anlamında
derler. Bu, lâtince tatlı anlamında "glicose"
"rhizome" dan
yapılmış ve tatlı kök
demek olan
"glyeyrhiza" nın Fransız dilindeki ifadesidir.
Meyankökünün dünya yüzünde bilinen çeşitlerini sayalım:
1 — Astragalu s molissimus :
Bu nebat kitreyi veren geven nebatına benzer. Köklerinde biraz şe­
ker vardır. Buna "reglisse
batarde, fausse reğlisse,
re^lisse sauvage"
derler. Ticari kıymeti yoktur.
2 — Polypodiu m vulgare :
Kökleri şekerli bir madde ihtiva eder. A l p dağlarında çok bulunur
ve A l p yoncası derler. Tüı^kçede buna "pespaye" denir. Fransızlar
reglisse sauvage, Reglisise des bois, Reglisse des montagnes" derler.
3—
Abru s precatorius :
Amerikada ve Uzakşark adalarında bulunur. Sarmaşık gibidir. Yap­
rakları meyankökü otunun yaprağına
benzer. Tohumu burçağa benze­
mektedir. Siyah beneklidir. Köklerinden şekerli bir madde istilısal edi­
lir. Taneleri kolye, boncuk gibi kullanılır. Tanelerinde % 3 kadar bulu­
nan lüzucî bir albüminoit istihsal edilerek "Jequiritine" adı altında göz
hastalıklarından
"Conjonctivite
granuleuse chronique" in tedavisinde
kullanıllır. Cavada kullanılan meyan balı bunun
köklerinden çıkarılır.
Fransızlar bu nebata "Lian â regliss veya reglisise d'Amerique" derler.
O bölgelerde bunun başka çeşitleri de bulunur.
4—
Reglisse e herissee :
Asya menşelidir.. İtalyada Sicilya ve Kalabriada, Yunanistanda, İs­
panya ve Fransada ziraati yapılır. Kökleri her memleketin iklimine g ö ­
re ayrı nispetlerde şeker ilhtiva ettiğinden ticarette İspanya, Portekiz,
Fransa, Almanya meyankökü diye tasnif edilir.
5 — Regliss e glandulifer a :
Macaristan, Kırım, Tür'kiye ve TürMstanda bulunur. Avrupada tica­
ri ismi "Reglisse de Russie" dir. Türkiyede E g e bölgesi iyi mahsul ve­
rir. Güney illerifmizdle yetişenlerin
şeker nispeti az ise de
meselâ Su­
ruç'ta yeitişen meyankökünde bu nifepet yüksektir. Muğla, Söke, Aydın,
İzmir, Çine, Urfa, Diyaribakır, Siiı^t, Muş ve İskenderun
bölge 1erind'e
bilhassa Fırat kıyılarında kendiliğinden yetişir. Araplar buna "Buyan"
derier.
Kullanıldığı yerler :
Meyankökünde orltalama % 25 kadar şeker vardır. Üzüm şekeri terkibinidedir. Ayrıca nişasta, reçine, asperajin, asit malik, g'Mkozit gliserizin ilhtiva e'der. Meyanköküne hafif acımtırak lezzeti veren bu sonun­
cudur. Gliserizin, hidroliz ameliyesinde glikoz ve gliseretin verir. Bil­
hassa taze köklerde şeker nispeti fazladır.
Meyankökü toz halinde getirilip kaynatılarak meyanbalı imâl edilir.
Bunun tıpta adı "Radix gliceriza" dır. Öksürük ilâçları yapılır. A c ı ilâç­
ları tadil için kullanılır. Mül^hil ilâçlara katılır. Suya konup bir miktar
kişniş ile (karıştırılırsa popüler bir içki olan " c o c o " olur. Meyanbalı nez­
leye karşı da kullanılır.
Hollamdada bir firma bundan ülsere karşı bir
ilâç yapmaktadır. Sigarailarda
tütüne karıştırılırsa
nikotinin
tesirini
azaltır. BÖbrdk bastalıklarında müdrir ve taş düşürücü olarak kullanılır.
Dış piyasada bilhassa İtalyada Kalabriyada bulunan bir
fabrikanın
malı aranmaktadır. Bunun markası Solazz'i ve Corig'liano juice'tir. Biz­
de yalnız Sökede meyanbalı imâl eden bir fabrika vardır.
Meyan kökü veterinerlikte de geniş bir istihsal sahası bulmaktadır.
İhracı:
Meyankökü ve balı mühim döviz kaynaklarımızdandır.
Müşterileri­
miz B. Altoanya, Belçika, Danimaı^ka, Finlandiya, Hollanda, İngiltere,
Fransa, İsiveç, Norveç, Israel, Güney Afrika, Amerika B. D., Brezilya
ve
İspanyadır.
1955 te 2
1956 da 1
05 1 84 7 T L . değerinde 6
1 69 2 0: 9 » >
1
72 6 24 6 » »
6
1 39 8 59 0 » >
1
63 1 15 0 kg. meyan kökü
60 7 12 2 » meyan bah
19 2 40 9 » meyan kökü
40 7 40 1 > meyan balı
1957 d e 1
37 5 28 8 TL. değerind e 4
1 28 9 22 4 » >
1
1958 d e 87
3 77 7 » >
l
2 41 0 52 5 » >
1
1959 9 ayınd a 3
5 71 5 » »
10
748 15 1 » »
8
57 7 53 6 » meya
19 5 58 4 » meya
57 7 87 8 » meya
43 4 14 9 » meya
6 88 0 » meya
9 58 6: ^ meya
n kök ü
n bal ı
n kök ü
n Jbal ı
n kök ü
n bal ı
ihraç edilmiştir.
MıSıR
ZEA M A Y S
Dünyanın sayılı ziraat mahsullerinden birisidir. Kullanma sahası çok
geniştir.
\
Menşeinin Amerika olduğu söylenir. Peru ve Siliden Meksikaya ka­
dar ehlisi ve yaibaniisi yaygın halde ise de, Türkiyede Karadeniz bölge­
sinde çök eskiden ve Amerikanın bilinmediği zamanlarda mısır ekimi ya­
pılmış olması dikkate şayandır.
Dünya yüzünde 80 milyon hektar kadar mısır ekildiği tahmin olun­
maktadır. Amerika B. D. 1948 de 90 milyon ton istihsal yapmıştır. Gü­
ney Afrika'da büyük müstaihsildir.
Asyada Mançuko, Türkiye, Hind
adaları ve Çinhindi bölgeleri dünya istihsalinin % 10 unu verir. Tonkin
ve Karriboç bölgelerinde senede iki defa mahsul alınır.
Arjarytin, Tuna nehri sahası, Çinhindi,
Güney Afrika Madagaskar
dünyanın belli başlı mısır ihracatçısı (bölge ve memleketlerdilr. Ameri­
ka istihsalini kendi sarfeder. Kanada, İspanya, Fransa, îtalya, Portekiz,
Polonya, Çekoslovakya, isviçre,
Japonya hem müstahsil hem ithalâtçı
miemllek et le r dir.
Avrupada
mısır
^kimi ıslah edilmiştir.
Fransada 1840 ta 631. 000
hektardan 550 000 ton mısır alınmış iken 1930-39 arasında ekim sahası
339. 000 hektara, yani yarıya düşürüldüğü halde gene, 550 000 ton ka­
dar mahsul alınmıştır.
Tür'kiyede en son 958 de 690 000 hektar ekim yapılmış, 990 000 ton
mısır alınmıştır. Son 10 sene içinde ekim sahası değişmemiştir. Istilısal
yekûnu da 800 000 — 900 000 ton civarında oynamıştır. En çok Bolu,
Edirne, Giresun, Kocaeli, Ordu, Samsun, Trabzon, Zonguldak bölgele­
ırinde istihsal edilmektedir.
Kullanıldığı yerler :
Inısan gıdası dlarak; diğer memleketlere nazaran Türkiyede daha çok
kullanılır. Ekmdk imâlinde, Çorbalarda, pastalarda 'kullanılmaktadır.
Hayvan yemi olarak; hem yetiştirmede, hem de yet^işmiş hayvanları
yağlandırmada kullanılır. Bu işte bilhassa kırmızı renkli mısır aranır.
Terkibinde bd l vitamin vardır. Kümes hayvanlarını etlendirmede beyaz
mısır kullanıllmalıdır. Dışı cam gibi parlak olanı
daha zeng^indir. Domuzları
vitamin bakımından
yağlandırmak için, besiye çekilmiş büyük
baş hayvanlar için daima aranan bir yemdir.
Sanayide; Mısır nişastası (dekstrin)
imâlinde kullanılır. Dekstrin,
kazein ıgibi ; yapıştırıcıdır. Kâğıt etiketleri
üstüne bununla yapıştırılır.
çuvallara, amblâj sandıkları
Kazeinden daha ucuzdur. Bilhassa beyaz
mısır dekstrin imâline el veri şiirdir. Dekstrin alıcıları Devlet Demir Yol­
ları, Deniz Yolları ve nakliyj anbarlarıdır.
İh racı:
Son yıllarda mısır
istihsalimiz ihtiyacı
karşılıyamıyacak duruma
düşmüştür. 1903 te 20. 000 ton kadar ihraç edildikten sonra ihracı dur­
muş, ancak 1959 9 ayımda 616. 224 T L . değerinde 4 050. 681 kg. İtalya
Yfj Lübnana ihraç edilmitştir. Bu arada 1956 da 45 000 ton, 1957 de 37 000
ton, 1958 de 9 500 ton A. B. D. inden mısır ithal edilmiştir. Mezkûr 3
yıllık ithal kıymeti 10. 603. 702 T L . kadardır.
NOHUT
CÎCER A R İ E T İ N U M
Mienşei Avrupa ve Asyadır. Dünya üzerinde yedi çeşidi vardır. Fiğ
?le bezeliye arasında bir ndbattrr. Burçağın bulunduğu fasiledendir. En
jk Avrupa ve Afri'kanın Akdeniz sahillerinde ekilir. Çoğu zaman ta­
nesi için ekilmeiktedir. Rutubetli yerlerde iyi mahsul vermez. Böyle yer­
de enkek tozlar daima nemli kalaicağından, ilkah için uçmayı temin ede­
mez. Erkdk organ üzerinde yapışır kalır.
Kullanıldığı yerler :
Mükemmel bir insan gıdasıdır. Zayıf mideler güçlükle hazmeder. Biz­
de çoğu zaman bütün olarak yemeği yapıldığı halde Avrupada püresi
yenm^^ktedir. Bazı köylerimizde bundan ekmek te yaparlar.
Nohudun Tünkiyede ayrıca mühim bir kullanma sahası vardır. Leb­
lebi imâlinde. Bu imalât Anadoluda nohudun tarihi kadar eskidir.
Ndhut ayrıca kahve yerine 'kullanılmaiktadır. Nohut nebatı yeşil yem
olarak 'kullanılır. Yeşil iken biçilip kurutulmak
suretile kışın hayvan­
lara kuru yem halinde de verilir. İyi bir yemdir. Hayvanları yağlandırır.
Sütün kalitesini yükseltir.
İstihsali:
Tüı^kiyenin her tarafında az veya çok ekilir. Genel ekim sahası 8090. 000 hektar arasında değişmekte ve bir artış göstermemektedir. Ortala­
ma yıllık istihsal -d'e gene 80-90. 000 ton arasındadır. En çok Konya böl­
gesinde ekilir. Sonra sırasile G. Antep, Manisa, Balıkesir, Afyon, İzmir,
Kütahya, Malatya, Maraş, Mardin ve Urfa bölgeleri gelir. Dönümden
iıstihsal 75-80 kg. arasındadır. İlmî ziraatte bu miktar 200 kg. civarın­
dadır.
İhracı:
Her zaman müşteri bulabilen bir ihraç malımızdır. Alıcılarımız Arab
memle'ketleri, İsrael, İtalya,
Bulgaristan,
İngiltere ve diğer Avrupa
memleketler^idir.
1953 t e 22 6 90 3 TL . değerind e 68 4 47 3 kg .
1954 t e 4 4 56 2 »
»
11
5 00 0 »
nohut ihraç edilmiştir.
1955, 1956 ve 1957 de ihraç edilmemiştir. Bunun sebebini daha ziyade
dâhili fiatların artmasında ve bu fiatın dış piyasaya uygun gelmemesin­
de aramak
lâzımdır.
Ancak 1958
yılında
ihracı
tekrar
başlamış ve
1. 293. 407 T L . değerinde 5. 128. 362 kg. 959.9 aymda 2. 759. 347 T L .
değerinde 10. 849. 488 kg. nohut ihra^ edilmiştir ki müsait durum ye­
niden avdet etmiş demektir.
SAHLEB
ORCHIS
Bu ne^bat
orkidelerden
birisidir. Yabani
sümbüle
benzer. Ziraati
yapılmaz. Dağlarımızda fundalıklar içinde ve çayırlarda kendiliğinden
ydtisir. Çiçıeğinin rengi çeşidine göre değişir. Köklerinin arasında
iki
tane küçük yumru vardır. Birlsfi kabuklu badem büyü/klügünde ve yu­
muşak, diğeri küçü'k ve serttir. Büyüğü ertesi yıl nebatın üremesini te­
min için gıda deposudur. Küçüğü hadihazır
nebatın inkişafını sağlar.
Piyasaya sahleb adı altında arzedilen büyük yumrusudur.
Saibldbin tropik bölgelerde ve eslki dünyanın
kadar çeşidi vardır. Bunlar
yapraklarındaki
mutedil ikliminde 80
beneklerle,
çiçeklerinin
rengi ile ayırd edilir. Memleketimiz ormanlarında yetişenlerin ekserisi
şaraib kırmızısı
rtenginde çiçdk açar (Orchis
monis). Beyaz, erguvan
renkli- ve yaprakları benekli olanları da vardır.
İstihsali:
Toplama zamanı Nisan ortalarından Mayts sonlarına kadardır. O za­
man çiçekleriyle
görülür. Başka zaman
olunca diğer otlardan ayırd
devamlı yeşil ise de çiçeksiz
etmek güçtür. Mezkûr
devrede köylüler
salhlebi kazgıçla kökünden sökerek büyük yumrusunu alırlar. Toplanan
yumrular temizlenir, kurutulur.
Kuruyunca
250-300 grama düşer ve çok sertleşir.
bir kilo sahleb
yumrusu
Çekiçle zor kırılır. Kullanırken
öğütülür.
Sahleb piyasamıza Kastamonu, Safranbolu, İsparta, Antalya, İzmir,
Maraş ve Silifke bölgeleı^inden
gelir. Trakyada da mevcut ise de top-
lanmamaktadır. Kastamonu ve Safranbolu sahlebleri iyi randıman verir.
Büyiük taneli ve piyasada makbuldür. İsparta ve Antalya malları ufak,
paıilak olur. Bilhassa bunlar ihraç
edilmektedir. 'İzmir sahlebleri pek
tutulmaz. Ufalk ve düşük randımanlıdır.
İstatistiklerimizde yılda ne miktar sahleb istihsal ettiğimiz hakkın­
da bir kayut bulunamamıştır. Ancak istihsalin çoğu ihraca tahsis edil­
mektedir. Büyük şehirlerimizde yılda takriben 1-2 ton kadar sarfedilmdktedir.
Kullanıldığı yerler :
SaJhIdb yumrusu yüksek miktarda nişasta ihtiva eder. Ayrıca prote­
inli, şdkerili, albülminli ve madeni maddeleri de vardır. Nişastasının y o ­
ğunluğu, bilinen nişastalı mahsullerden
(arpa, buğday, mısır, patates)
birkaç misli fazladır. Sıcak suda ziyadesile genişler. Bir kahve kaşığı
öğütülmüş salhleb bir kilo kaynar suyu süt kesafetine getirir.
Sa'hleb öğütülmüş olarak kulüanılır. Orta doğuda ve bu arada memlleketimizde ibiühassa soğuk günlerde sabahları süt gibi içilir. Dinlendiri­
ci ferajhlandırıcı, besleyici, sinirleri tenbih edicidir. Aynı zamanda ka bızdır. Ayrıca dondurma imâlinde de kullanılır. Tropik bölgelerde sahIdbin yerini sagu ve tapyoka tutmaktadır.
İhracı:
Belli başlı ihraç mallarımızdandır.
Müşterilerimizin
başında arap
memleketlerdi gelir.
1954 t e 32
6 TL . değerind e 2
1955 t e 18
0 71 9 »
8 kg .
>
1
5 38 6 »
85 0 »
1956 d a 2
44 5 »
>
1
1957 d e 1
9 49 1 D
>
1
00 0 »
1958 d e 3
7 45 0 *
»
2
40 0 »
1959 9 ayınd a 5
1 99 6 »
»
4
54 0 >
sahidb ihraç edilmiştir.
Salhlelb ihracının artması, fiat uygunluğuna ve istihsalinin artırılmasına
bağlıdır. İstihsali
artırmak için ormanları
tahrib etmemek lâzımdır.
Çünkü salhlebin ziraatini yapmak için henüz müsait bir formül buluna­
mamıştır. Tohumiları gayet küçük,
gözle zor görülebilen t o z zerreleri
halindedir. Ekilmiş ise de fidan elde edilememiştir. Büyük, küçük yum­
rusu ile birlikte fidanı söküp bir tarlaya dikmek düşünülürse de ancak
bir sene mahsul alınır. Küçük yumrusunu tekrar toprağa gömmekle fi­
dan elde olunursa da büyük yumru teşekkülü için senelerce beklemek
lâzımdır. Ormancılar sahlefoin ormanda nasıl ürediğinin henüz bir sır
olduğunu söylemektedirler
SIGALA YAĞ
ı
STYRAXE
Türkiyede sıgala yağı, orman ağaçlarından "Liquidambar orientalîs"
adındaki ağacın usaresidir. Bu ağaç memleketimizin yalnız Muğla vilâ­
yeti orfmanlarına
mahsustur. Bazı yabancı
kaynaklar menşeini Sakız
adası olarak gösterirlerse de, orada bu ağaç bulunmaz. Mahsulün ekse­
riyetle sakız adasına sevkedilmiş olması bu iddiayı doğurmuştur.
"Styraxe" i benzerlerinden
ayırmak için dünya
üzerindeki çeşitli
benzer mahsuller veren ağaçliarın bu mahsullerini bilmek faydalı olur
kanaatindeyiz:
1 — Amerikanın bazı bölgelerinde, Kızıldeniz, Hadramuit ve Yemen
havalisinde Antep fıstığı ağacına benzer ve o fasileden bir ağacın usarösine "günlük'' yani "Encens" denir. Diğer adı "Oliban" dır.
2 — Meksika ve Luizyana bölgelerinde bulunan "Liquidambar straticiflua" nın verdiği "Liquidambar Liquide",
"Liquidambar
d'huile",
Liquidambar blanc" bizim sty rax tan ayrı vasıftadır.
3 — Malezya adaları. Cava, Sumatra ve Çinhindimde, Laos ve Kamboçta bulunan ve eskilerin aselbent ağacı dedikleri "Plagiospamum ben­
zoin" ağacının usaresine "Styraxe benzoine" veya "Benzoine de Siam"
Siam aselbendi derler ki bu da styraxe'tan ayrı vasıftadır.
Türkiyede durum :
Sıgala yağı ve buhur istihsal edilen Muğla ormanlarındaki
ağaçlara
eskiden anbersail ağacı derlerdi. Muğlanın Gökabat körfezi kıyıları ile
Ula bucağının Kızılkaya köyünden Köyceğize doğru inen vadide, Da­
laman çayının etrafında. Irmak çayının doğusunda, Fethiye körfezinin
kuzeyiinde orman halindedir. Antalya, Göksu ve Silifkede de bir miktar
bulunur.
Styraxe istihsali :
Mart, Nisan aylarında ağaçlara su yürüdüğü
zaman ağacın kabuğu
bir yerinden kazınıp atılır. Akan sızıntının kuruması bir hafta beklenir.
Kuruyunca bıçakla kazıyarak alınır. Büyük kazanlarda kaynatılarak tor­
balara doldurulur, prese edilir. Akan yağ çukurlara biriktirilir ve gaz
tenekelerine
konur.
Torbanın içinde kalan
küspeye "Buhur" denir.
Yanlış olarak günlük diyenler de vardır. Halbuki günlük yukarıda arzedildiği giibi kızıldeniz arap memleketlerinde çıkarılanın adıdır. Bu­
hur, ağaçtan yağı kazırken bıçağa gelen talaşlardır.
Styraxe eskiden
Rodosa gönderilirdi.
Orada çam
maddeler karıştırılır, yağın kokusu ağırlaştırılır,
sakızı, kil gibi
böylece dış piyasaya
Rodos günlüğü adı altında satılırdı.
Muğlada bu ağaçlar 7 000 hdktar civarındadır. Çoğu Orman idare­
sine aittir. Yağı idare istihsal eder ve müzayede ile satar. Yıllık istih-
sal 100-140 ton kadardır. Ayrıca bunun iki misli de bulıur elde edilir.
En fazîla 1938 de istihsal edilmiştir. (318. 100 kg.)
Kullanıldığı yerler :
Sıgala yağının kokusu eskiden beri kutsal sayılmıştır. Mabetleri ve
cenazeleri lâtif kokulu yapmak için bundan veya buhurdan bir miktar
3^akılır. Afrikada siıgala yağı yaraların ve kaşıntıların tedav'isinde kul­
lanılır. Bu alanda birçok veteriner ilâçlnnın ve tıbbî ilâçların terkibine
girer. Sigala yağından çıkarılan "Styrole" parfümöride esansları
(fixer)
etmek için kullanılır. Terkibinde asit sinamik
tespit
vardır. Ayrıca
**Styracine" denen bir madde de elde olunur. Bu maddeler alkolde, eter­
de, asetonda, karbon disülfitte er^ir. Suda erimez. Bu hassalarına göre
birçok sınaî kollarda kullanılır.
İhracı:
Dış ticret istatistiklerimizde 1956 ya kadar
sigala yaqi ihracı gös­
terilmemiştir. O tarihe kadar bu maddeye "Günlük ve zamkı arabi'' fas­
lında yer verilmiştir.
1956 yıhnd a 1
0 44 1 TL . değerind e 5 2 45 3 kg. günlü k
539 32 3 » »
13
7 69 3 » sigal a yağ ı
1957 »
0»
292 39 9 »
»
>
1
5
00 0 »
9 10 8 »
günlü k
sigal a yağ ı
9»
706 58 6 »
>
»
l
6
17 0 >
7 77 2 »
günlü k
sigal a yağ ı
1959 9 ayınd a 83 8 08 9 »
3 42 9 »
»
»
4
4
4 04 0 »
02 5 >
sigal a yağ ı
günlü k
1958 45
35
ihraç edilmiştir. Müşterilerimiz bütün Avrupa ve Arap memleketleridir.
SOYA FASULYAS
ı
S O Y A HtSPtDA . G L Y C I N E HİSPİD A
Soya Cinde , Mançuride ve diğer uzak şark memleketlerinde çok es­
kiden beri ekilmektedir. Çin imparatoru Şenung'un milâddan 2838 se­
ne eVvel yazdığı bir kitapta bunun beş mukaddes nebattan biri olduğu
yazılıdır. Et yemeyi meneden ve milâddan 5-600 sene evvel zuhur eden
Buda dinin tesiri ile, soyanın geniş halk kitleleri arasında yayıldığı ka-
naati vardır. Soyaya Çinliler "fakirlerin sütü"; Japonlar "kemiksiz et"
derler.
Soya bakliyedendir. Bezelye gibidir. Sıcak ve mutedil iklimde yeti­
şir. Aslında kısa gün nebatıdır. Kuzey Çin ve Mançuryada gelişmiş ol­
ması bu yüzdendir. Uzun günlü memleketlerde geç yetişen nevileri eki­
lir. Her çeşit toprağa uyar. Haşeresi yoktur. Mantarı parazitler ârız ol­
maz.
Tanelerinin terkibi: % 29-52 protein, 12-24 yağ, 3-6 sellüloz, 1.5 lezitin, II su, 3-6 madeni maddeler, 22-30 karbonhidrat (nişasta) dır.
Patatese nisbetle yağ kıymeti 200 misli, kalorisi 5 misli, protein kıy­
meti 20 misli yüksektir, A ve D vitaminleri diğer bütün kuru sebzeler^iıi üstündedir. Protein adî fasulyede 19, sığır etinde 17 dir.
500 gr. soya unu 1250 gr. ete veya 33 yumurtaya;
veya 6 litre tam
yağlı süte eşittir.
Kullanıldığı yerler :
Amerikada soya, pamu'k tohumundan sonra en mühim margarin mad­
desidir. Et yemiyen uzak şark milletlednin ballıktan sonra yegâne gıda
maddesidir. Kavurduktan sonra yağını
çıkarıp sade yağ yerine kulla­
nırlar ve lâmbalarda yakarlar. Küspesi çeltik ve şeker kamışı tarlaları­
nın en kuvvötli gübresidir. Çinliler soya sütünden Miso, Natto, Toffu
dedikler*! peynirleri ve yemeklerde baharat olarak kullandıkları
"Soju"
yu yaparlar. Peynir imalinden kalan küspeleı^i domuzlara verirler.
îkinci dünya haribinde Almanyada ordunun iaşesi soya ile temin edil­
miştir. Bununla ordu için iki sene tazeliğini muhafaza eden ekmek ve
yarı yarıya et ile karıştırıp sucuk yapılmıştır. Et ve süt ihtiyacı, çocuk
mamaları, şeker hastalarının gıdaları imâl edilmiştir.
Soya romatizmaya da iyi gelir. Soya aynı zamanda mühim bîr sanayi
maddesidir. Soya yağından boya, lâk, vernik, sabun ve kola, hattâ mat­
baa mürekkebi imâl edilmektedir.
Terkibindeki
albütninoid kazeine
benzediğinden kazeinden elde olunan bütün plâstikler yapılabilmekte­
dir. Kazeini ile ince kâğıt imâli tecrübeleri de iyi netice vermiştir. Oto­
mobil karoserileriniin yakında soyadan yapılacağını "Hanri Ford" söyleıriiştir. Halen magnezyum
silikat ile soyadan mürekkep bir plâstik
çeliği aratmamakta ve ondan daha hafif olmaktadır.
Dünya soya istihsali: 1939-1945 arasında
yıllık istihsal
ortalaması,
Çin: 5. 650. 000 ton, Mançuri 4. 091. 000 ton, Amerika 1. 685. OOo ton,
Amerika 1951 de 8. 000. 000 ton.
Türkiyede durum :
Soya,
memleketimizde az miktarda
Trabzon, Rizede
Karadeniz
ekilmektedir. Ordu taraflarına
kıyılarında Ordu,
Çorumdan gelmiştir.
Çoruma 1. inci dünya harbinde Rusyaya esir düşenler getirmiştir.
Bu bölgelerde Soyayı yalnız mısır ununa karıştırıp ekmek imâl et­
mektedirler. Bu suretle mısır ekmeği yumuşak olmaktadır. Adına halen
"Bal baklası" diyorlar.
Yıllık istihsalimiz en son 1956 da 5200 tondur, istihsalin çoğu ihraç
edilmektedir.
Dönümden 80-100 kg. alınmaktadır. Diğer memleketler­
de bu oıltalama 250-300 kg. dır.
İhracı:
1955
1956
1957
1958
1959
te
da
de
de
9 yılır.da
1
1
2
2
490
334
472
449
605
130 TL. değerinde 3 672 150 kg.
174 »
>
3 007 160 >
284 »
»
5 162 000 ^
237 »
»
4 192 000 >
211 »
»
2 500 335 >
ihraç edilmiştir. Bu ihracat Yugolavya,
Macaristan, Çekoslovakya ve
îsradle yapılmıştır.
Soyanın Türkiyede gelişmemiş olması, iç piyasada kıymetinin bilin­
memesinden ve dı'ş piyasa fiatlarının
iç piyasaya rakib olmasındandır.
Dâhilde adi fasulyenin kilosu 250 kuruş iken soya 90 kuruştur. Amerikadan gelen soya yağı tüccara kilisu 335 kuruştan tevzi edilmiştir.
SUSAM
SESAMUM ORİENTAL E
Genel durum :
Susam senelik bir nebattır. 60 santimden 1,5 metreye kadar boylanır.
Menşeinin Hidistan olduğu söylenmektedir.
Yazları sıcak ve oldukça
rutubetli iklimde iy^i mahsul verir. Kalkerli topraklan sever.
Tdhuimu yağca zengindir. Keten tohumu kadar küçüktür. İklime gö­
re, siyalh, esmer ve kırmızımtrak, sarı renklerde olur.
Susam tohumu nebatın üzerinde kapsüller içindedir.
Her kapsülde
200 adet hulunur. Kapsüller 3-4 kademe halinde teşekkül eder. Birinci
kademe kurumuş, ağzı açılmış, taneler dökülmeye başlamış iken, ikinci
kattalkiler henüz oljgunlaşmamış, üçüncü kat teşekkül halinde, dördün­
cü kat çiçektedir. Nebatın bu gayri muttarid durumu yüzünden mahsul
tam olarak alınamaz. Köylümüz birinci kat kapsüller olgunlaştığı zaman
diğerlerini beklemeden hasadı yapar. Beklerse onu da kaybeder. Kap­
süllerin ağzı açılmıştır. A z bir rüzgarla bile tohumlar dökülür.
Bu suretle yapılan hasadda, maJhsulün içine diğer katlardaki olgunlaşmamıfş, yağca zayıf tohumlar da karışır. Bunlar malın yağ kıymetini
düşürür. Tohumluk olarak kullanılırsa bitmezler. Köylü, ekilen susam
tdhumunun yarıdan fazlasının bitmediğinden şikâyetçidir. Sebep budur.
Hasadı, sökmek suretiyle dövme usulüdür. Bu suretle yapılan ame­
liyede tohuma çdk toprak karışmaktadır. Mahsulün içinde bulunan top­
rağı, ikinci bir ameliye ile ayırıp piyasaya temiz olarak şevkini temin
etmdk lâzımdır. Bazı tropik bölgelerde
kapsüller açılmadan biçilerek
dövme usulü tatbik edilmektedir.
Verimi:
Hemen bütün şarkta
istihsal usulü ayni olduğu için, dönümünden
alınan miktar da birbirine uymaktadır. Dönümden ortalama 60 Kg. alın­
maktadır. Sıcak bölgelerde senede iki defa mahsul alınan yerler vardır.
Dünyada en çok susam eken memleketler Çinhindi, Türkiye, Mısır, Su­
dan ve Amerikadır.
Susam yağ ı v e kullanıldığ ı yerler :
Sulsam tanesinin terkibinde % 56 kadar yağ vardır. Bunun % 48 i çıkarıilabilir. Susam yağı sarı, kokusuz, hoş lezzetlidir. Güçlükle acılaşır.
Donması, keten yağına nazaran, daha yavaştır. Türkçe adı **Şırlağan ya­
ğı" dır. Cenup illerimizde "Şirik" derler.
SunH yağların terkibine girer. Saf olarak da istihlâk olunur. Ecza­
cılıkta, kozmiötik imalinde,
makine yağlamakta,
tenviratta
kullanıhr.
Bizde susamın mühim bir kullanma sahası tahin helvacılığındadır. A y ­
rıca tohum halinde simitlerin ve çöreklerin üzerine sert)ilir.
istihsalimiz:
En çdk susam istihsal eden bölgelerimiz Anitalya, A y d m , Balıkesir,
Bursa, Çanakkale, Denizli, Seyhan, içel, İzmir, Manisa ve Muğla il^Herimizdir.
Senelik istihsal
miktarı
1954 de 48. 000 ton, 1955 de 51. 000
ton, 1956 da 46. 000 tondur. Elde mevcut son rakam 1956 yılına aittir.
İhracatımız:
1954 yılında
29 032 TL. değerinde
1955
11 411
»
314 802
»
>
1956
>
1957
>
166 472 >
1958
»
295 092 J>
16 340 k g . tahin
6 591
»
1 023 336 D
74 951 >
239 000
»
>
susam küspesi
>
»
>
787 718
»
>
2 004 967
»
>
>
19 004 >
30 300
»
>
tohumu
1959 9 ayında 44 132 >
394 000
»
»
395 340
»
79 968
ihraç edilmiştir.
»
Susam küspes'i
küspesi
tohumu
ihracatı Danimarka, İngiltere, Çekos-
lova^kya, İsviçre, Macaristan ve Yugoslavyaya, susam tdhumu İngiltere
ve Suriyeye yapılmıştır. Tahin Finlandiya ve İsviçreye ihraç edilmiş­
tir.
YERFıSTıĞı
ARACHIS HYPOGAE A
BaMiye fasilesinden
duğunu
söylerler. Halk
sıcak iklim nebatıdır. Menşeinin Brezilya ol­
arasında "Araşit"
diyenler de vardır. Uzun
ömıüdü yabani nevileri bulunursa da kültürü yapılanın ömrü bir sene­
dir.
Sarı çiçeklidir. Çiçekleri yaprakların
dibinde bir uzantının ucunda
teşekkül eder. İlkahtan sonra bu uzantı büyüyerek toprağa doğru eğilir
ve meyvesi 2-5 santim derinlikte
toprağa girer; orada olgunlaşır. Bu
meyve kalbukludur. 3-7 santim uzunluğundadır ve içinde 1-2 adet tane
bulunur. Tane, unlu ve yağlıdır. İki şak lıalinde teşekkül eder.
Çiçeklenmesi
bir ay sonradır.
kademelidir. İlk çiçeklenme filiz vaktinden takriben
Bunlaı^da ilkah olup meyve
teşekkül
ederken nebat
ikinci devre çiçekleri hazırlar. Bu suretle, yatan cinslerde ilk çiçeklen­
me den sonra ayda bir, dik cinslerde
daha kısa müddette çiçek husule
gelir.
Yer^fii^tığı sıcak iklim nebatı olduğu için ekimi tecrübe edilen gölge­
lerden billihassa batı ve güney Afrikada kısa zamanda yayılmıştır. Orta
Avrupada iyi sonuç vermemiştir. Sıcak istediği ^ibi çok da su istiyen
bir nelbattır. Ömrü boyunca en az 500 mm. yağmur ister. A z yağbıurlu
bölgelerde sulamak lâzımdır. Genel olarak iklimi pirinç iklimidir. Bol
gübreli hafif, yumuşak toprakları sever. Yağmur
mevsiminin başında
ekilir. Sudan'da nadasta dinlendirilmiş toprağa ve Amerika'da pamuk­
tan sonra ekilir. Başlıca iki tipinin ziraati yapılır. Birincisi Amerika'da
(Runner tip) dedikleri yatan tip ki, Afrika tipi de derler. (Bunch type)
dedikleri dik yerfıstığı. Bu da Asya tipidir.
İstihsali:
Dönün^ünden 230-300 kg. kabuklu fıstık alınabilir. Eski usul ziraatte dönümünden 50 kiloya kadar alınmaktadır. Memleketimize bu nebat
yeni girmiştir. 50-60 senelik bir mazisi vardır. Güney illerimizde ekilme'ktedir. En çok Hatay, Antalya, İçel ve Seyhan'da
istihsal olunur.
Yıllık istihsa l 1 4 000-17 000 ton civarındadır. Dünyada en fazla istih­
sal yapan memleketler Afrika, Hindistan ve Amerika,dır. Yıllık dünya
istihscüli 5. 000. 000 ton kadardır.
Kullanıldığı yerler :
Yerfıstığı bi r yağl ı tohumdu^ . Ayn i zamand a insa n gıdasıdır . Ter :
kibinde % 4- 1 6 su. 2 - 5 maden î maddeler , 2 0 - 2 5 protein , 4 0 - 4 5 yağ,
1 1 - 1 6 karbonhidrat , 4 sellülo z bulunur . Karbonhidratını n % 7 kadar ı
sakkaroz terkibindedir . Ya ğ istihsa l miktar ı % 25 kadardır . Diğe r
kısım küsped e kahr .
Yer fıstığ ı yağ ı margarinleri n imalinde , ikinc i derec e yağlar ı sabu n
sanaynnde, ayrıc a husus î hazırlanmı ş olara k kahvaltılarda , bi r şekl i d e
bahk v e etleri n kızartılmasınd a kullanıhr . Asi t olei k v e asi t araşiti k
istihsal olunur . Ara p memleketlerind e kavrulmuş u çere z olara k kulla nılır. Küspes i hayva n yemidir . Sü t vere n hayvanlar a yedirilir .
ihracı:
1955 t e 1
136 83 2 TL . değerind e 1
7 52 7 » >
6
1956 d a 1
05 7 28 1 » >
1
27 42 4 » >
2
1957 d e 1
40 8 34 2 » »
1
1958 d e 1
40 1 79 3 > »
1
24 69 7 » >
2
1959 9 ayınd a 83
0 52 8 » »
1
8 73 6 » »
1
60 8 33 3 kg. kabukl u v e
50 0 > kabuksu z
10 5 37 5 > kabukl u v e
0 00 0 > kabuksu z
10 1 37 2 » kabukl u
17 3 97 7 » kabukl u
7 82 3 » kabuksu z
46 3 29 3 > kabukl u
0 00 0 > kabuksu z
yerfıstığı ihraç edilm'iıştir. Bu ihracat Avusturya, Çekoslovakya, Fran­
sa, Lüibnan, Cezayir, Kıbrıs, Suriye, Batı Almanya, Finlandiya, İngilte­
re ve Yunanîıstana yapılmışitır.
Rakibi erimiz Güney Afrika memleket­
leri, Sudan, Mısır ve Hindîsıtandır.
YU . A F
AVEN\ S A T İ V
A
Yulaf taneli ne'baitHar sınıfındandır. İlmi ismi "Avena" dır. İki tür­
lü yulaf var'dır. Biriisi "Avena gris" ki ömrü bir senedir. Ekilen budur.
Diğer çeşidi "Avenastrum koch" devamlı yeşildir. Zararlı otlar sınıfına
dâbildir.
"Avena gris" nin de en çok ekilen çeşidi 24 kromozomlu "Avena sativa" ve "Avena Bizantina" dır.
Yulaf tanesi çfil ft kabukludur.
Hayvan yeminde bunların ikisi de
çıkarılmaz. Asıl tanenin rengi beyaz ile sarı arasındadır. Uzun günler­
de kemale gelir. Ortalama 1 000 tanenin ağırlığı 26-32 gr. arasında de­
ğinir.
Yulafı buğday ve arpadan ayıran karakteristik vasıf yağ miktarının
fazlalığıdır. Buğday ve arpada % 1-2 olan yağ, yulafta % 5 dir. Bazan
7 ye çıkar. Çeşitleri arasında protein nisbeti çok değişme gösterdiği hal­
de yağ miktarı 5-7 arasında oynar.
Yulaf istihsali makineli ziraat yapan memleketlerde çok inkişaf et­
miştir. Fransa'da dönümden
randıman 500 kiloya kadar
Türkiye'de 150 kiloyu geçmemektedir,
çıkarılmıştır.
Kullanıldığı yerler :
Yulaf mü'kenımel bir yemdir. Proteini zengindir. Umumiyetle genç
hayvanlara yedirilir. Taylar, danalar, kuzular, oğlaklar, katır yavrudan
ve sıpalar yulafı istekle yerler ve çabuk gelişirler. Mısır gibi besi) yemi
değildir. Yetiştirme yemidir. Arpa gibi çalışan hayvanlara da verilebi^
lir. Domuzlara yulaf verilirse et miktarını çoğaltır. Yağı düşürür. Keza
kümes hayvanları için de iyi bir gıdadır. Ezilerek ve ıslatılarak verilir­
se çabuk gelişmeyi temin eder.
Yulaf Avrupa memleketlerinde insan gıdası olarak kullanılır. Yulaf
çoribası yapılır. Memlelketimizde eskidenberi yulaf yemek adeti yoktur.
Yalnız son 25-30 sene içinde yulaf unu ve yulaf ezmesi istihlâki çocuk
maması olarak bir miktar artmıştır.
İstihsal miktarı :
En çok yulaf istihsal eden illerimiz Ankara,
Eskişehir, Hatay, Istanbul, Kocaeli, Konya,
Balıkesir, Çanakkale,
Seyhan ve Tekirdağı'dır.
Bilhassa Konya ve Seyhan bölgesinde yıllık istihsal 30-40 bin ton civa­
rındadır. Diğer illerin istihsali bu miktardan düşüktür. Türkiyenin yıl­
lık Yulaf istihsali 956 da 382 bin ton, 957 de 475 bin ton ve 958 de 480
bin ton kadardır,
istatistiklere göre 10 senedenberi yıllık istihsal bu
rakamlar civarındadır. Ekim
sahası da 300-400 bin hektardan yukarı
çıkmamaktadır.
İhracı:
Son senelerde 954 ve 955 te yulaf ihraç edilmemiştir.
956 da 3. 202. 528 T L . değerinde 19. 720. 000 K g . lık ihracat yapıl­
mamıştır.
957 de ihraç edilmemiştir.
958 de 2. 106. 389 T L . değerinde 15. 145. 000 Kg. ihraç edilmiştir.
Müşlteriılerimiz Finlandiya, Polonya, Macaristan ve diğer hayvan bes­
leyen Avrupa memleketleridir.
959.9 ayında ihraç edilmemiştir.
Download

t ü rk i hra ç malları