Risale-i Nur Külliyatından
Divan-i Harb-i
Orfi
Müellifi: Bediüzzaman Said Nursi
1
[Yarım asır evvel tab'edilen bu müdafaayı imdi bu asra daha muvafık gördük. Güya o
zamandan elli sene sonra bir hiss-i kabl-el vuku' ile bir nevi ihbar-ı gaybî olarak hayat-ı içtimaiyeyi
alâkadar eden çok hakikatlara temas etti inden ne redildi.]
Aziz, sıddık karde im!
Madem eski zamanda iki defa tab'edilmi , kimse itiraz etmemi , ayn-ı hakikat bir
risaleciktir. Has dostların tensibiyle fakat sıhhatına tam dikkat etmek artıyla
ne redebilirsiniz. Bu risale, eski zamandan ziyade bu zamanın tam bir dersi olabilir.
Said Nursî
--- sh:»(D:5) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Eserin kırkbe sene
evvelki tab'ındaki ifade-i na ir
Ahmed Ramiz der:
323 senesi zarfında idi ki; ark'ın yalçın, sarp, âhenîn mavera-i evahik-ı cibalinde
tulû' etmi Said Nursî isminde nevadir-i hilkatten ma'dud bir ate pare-i zekânın stanbul
âfâkında rü'yet edildi i haberi etrafa aksetmi ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o
hârika-i fıtratı peyapey gördükçe, mader-i hilkatin hazain-i lâ-tefnasındaki sehaveti bir türlü
hazmedemeyenler, arkî Anadolu kıyafetinde, o al ve alvar altında, öyle bir kanun-u
dehânın ihtifa edebilece ini bir türlü anlayamayarak, bir kısım adamlar ona, mecnun
demi lerdi.
Said Nursî filvaki' ifrat-ı zekâ itibariyle hudud-u cünunda idi. Fakat öyle bir cünun ki;
"onun ulvî ruh ve kemal-i aklına i arettir" diye bir zât u mısralarında tercüman-ı zî anı
olmu tur:
--- sh:»(D:6) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Cünun ba ımda yanar, ate -i maâlîdir
Cünun ba ımda benim bir zekâ-i âlîdir.
Benim cünunuma rehber ziya-yı ulviyet,
Benim cünunumu bekler azîm bir niyet...
Evet Said Nursî stanbul'a, ûrezâr vilayat-ı arkıyenin maarifsizlikle öldürülmek
istenilen Yıldız siyasetlerine istikamet vermek azmiyle gelmi ti. Daha stanbul'a gelmeden
Van'dan, Bitlis'ten, Mardin'den defaatla nefyolmasından stanbul'a gelmesiyle beraber
Merhum Sultan Abdülhamid tarafından suret-i ciddiyede tarassud altına aldırıldı. Birkaç kerre
tevkif edildi. Nihayet bir gün geldi, Said Nursî'yi Üsküdar'a Topta ı'na yolladılar. Çünki
hapishanede ikaz edilecek kimseler bulunmak muhtemeldi. Tımarhaneden ikide bir
çıkartılıyor; maa , rütbe teb ir ediliyor. Hazret-i Said: "Ben memleketimde mekteb-medrese
açtırmak üzere geldim, ba ka bir dile im yoktur. Bunu isterim, ba ka bir ey istemem"
diyordu... Tabir-i âherle Bediüzzaman iki ey istiyordu: Vilayat-ı arkıyenin her tarafında dinî
mektebler, medreseler açtırmak istiyor ve ba ka bir ey almamak istiyordu...
Ar -ı kanaat oldu behi t-i gına bize,
Biz etmeyiz zemin-i müdaraya ol emin.
--- sh:»(D:7) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Mansıbların, makamların en bülendidir,
Hizmet-i iman ile asayi ve saadeti temin...
ehzadeba ı'nda ematetle konferans verildi i gece, kemal-i mehabetle sahneye çıkıp
irad etti i nutk-u belig-i bîtarafane, Said'in ihata-i ilmiyesi kadar hamaset ve fedakârlıkta da
ileri oldu unu teyid eder. Gerek o gece, gerek menhus 31 Mart'ta cihan-de er nasihatlarıyla
ortaya atılan hoca-i dânâya; böyle tehlikeli bir anda vücud-u kıymetdarının sıyaneti, nefean
2
lil-umum elzem oldu u halde ve ihtar edildi i zaman: "En büyük ders, do ruluk yolunda
ölümünü istihkar dersi vermektir..."
"Yerinde ölmek için bu hayat lâzımdır"
fikrine kar ı:
A inayız, bize bîganedir endi e-i mevt.
Adl ü Hak u runda nezreylemi iz cânımızı.
Ol bize âb-ı hayat, ate -i seyyal-i memat.
mısraı ile mukabele ederdi.
Said-i hü yarın safvet-i ruhunu, besalet ve ecaatini, fedakârlı ındaki nihayetsizli ini
anlamak ve ona ba lanmak için, lisan-ı hamasetinden bu mezkûr mısraını söylemek kifayet
eder.
Bediüzzaman'a zurafadan biri bir gün irfanıyla
--- sh:»(D:8) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------mütenasib bir esvab iktisaı lüzumundan bahseder. Mü arün-ileyh de: "Siz Avusturya'ya güya
boykot yapıyorsunuz. Hem onun yolladı ı kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise, bütün Avrupa'ya
boykot yapıyorum (Ha iye), onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulâtını
giyiyorum" buyurmu tur.
Elyevm, Said Nursî memleketine döndü. Karı mı stanbul'un hava-i gıll ü gı ından ve
tezviratından ve bedraka-i efkâr olmak lâzım gelen gazetecilerin bazılarının bütün fenalıklara
bâdî ve bütün felâketlerin müvellidi olduklarını görerek bu derece açık cinayetlere tahammül
edemeyerek me'yus ve müteessir; vah etzâr fakat munis, vefakâr ve nâmusperver olan
da larına döndü. sabet etti. Kimbilir belki en büyük icraatından biri de budur.
Na iri
Ahmed Ramiz
(Rahmetullahi Aleyh)
(Ha iye): Otuz sene cebr ü i kenceler altında sıkı tırıldı ı halde, hiçbir defa Avrupa apkasını ba ına koymadı.
--- sh:»(D:9) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Kırkaltı sene (*) evvel tab'edilmi
ki Mekteb-i Musibetin ehadetnamesi
MUKADD ME
Vakta ki hürriyet divanelikle yâdolunurdu; zayıf istibdad tımarhaneyi bana mekteb
eyledi. Vakta ki itidal, istikamet; irtica ile iltibas olundu; me rutiyette iddetli istibdad,
hapishaneyi mekteb yaptı.
Ey u ehadetnamemi tema a eden zevat! Lütfen ruh ve hayalinizi misafireten, yeni
medeniyete karı mı asabî bir bedevi talebenin hâl-i ihtilâlde olan cesed ve dima ına
gönderiniz. Tâ tahtie ile hataya dü meyiniz.
31 Mart Hâdisesinde Divan-ı Harb-i Örfî'de dedim ki:
(*): Bu tarih 1954 senesine aittir.
--- sh:»(D:10) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
Ben talebeyim, onun için her eyi mizan-ı eriatla müvazene ediyorum. Ben
milliyetimizi, yalnız slâmiyet biliyorum. Onun için her eyi de slâmiyet nokta-i nazarından
muhakeme ediyorum.
Ben hapishane denilen âlem-i berzahın kapısında dururken ve dara acı denilen
istasyonda âhirete giden imendiferi beklerken, cem'iyet-i be eriyenin gaddarane hallerini
tenkid ederek; de il yalnız sizlere, belki bu zamandaki nev-i benî-be ere irad etti im bir
nutuktur. Onun için
! " #$ % &'
sırrınca kabr-i kalbden hakaik çıplak çıktı. Nâmahrem olan
kimseler nazar etmesin. Âhirete kemal-i i tiyak ile müheyyayım, bu asılanlarla beraber
3
gitmeye hazırım. Nasılki bir bedevi garaibperest, stanbul'un acaib ve mehasinini i itmi ,
fakat görmemi ; nasıl kemal-i hâhi le görmeyi arzu eder! Ben de ma'rez-i acaib ve garaib olan
âlem-i âhireti o hâhi le görmek istiyorum. imdi de öyleyim. Beni oraya nefyetmek, bana
ceza de il; sizin elinizden gelirse, beni vicdanen tazib ediniz! Ve illâ ba ka suretle azab, azab
de il, benim için bir andır!
--- sh:»(D:11) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Bu hükûmet zaman-ı istibdadda akla husumet ederdi. imdi de hayata adavet ediyor.
E er hükûmet böyle olursa; ya asın cünun, ya asın mevt!.. Zalimler için de ya asın
Cehennem!.. Ben zâten bir zemin istiyordum ki, efkârımı onda beyan edeyim. imdi bu
Divan-ı Harb-i Örfî iyi bir zemin oldu.
Bidayetlerde herkesten sual olundu u gibi, Divan-ı Harb'de bana da sual ettiler: "Sen
de eriatı istemi sin?"
Dedim: eriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etme e hazırım! Zira eriat, sebebi saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyi i gibi de il.
Hem de dediler: ttihad-ı Muhammediye'ye (A.S.M.) dâhil misin?
Dedim: Maal'iftihar! En küçük efradındanım. Fakat benim tarif etti im vecihle... Ve o
ittihaddan olmayan, dinsizlerden ba ka kimdir? Bana gösteriniz.
te o nutku imdi ne rediyorum. Tâ ki, Me rutiyeti lekeden ve ehl-i eriatı
me'yusiyetten
--- sh:»(D:12) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------ve ehl-i asrı tarih nazarında cehil ve cünundan ve hakikatı evham ve übheden kurtarayım.
te ba lıyorum:
Dedim: Ey Pa alar, Zabitler! Hapsimi iktiza eden cinayetlerin icmali:
()*+ ,-. #" /01 # ' 2 3 . 4 567 #%8" #9
:;2
Yani: Medar-ı iftiharım olan mehasinim, imdi günah sayılıyor. Artık nasıl itizar edeyim,
mütehayyirim.
Mukaddeme olarak söylüyorum: Mert olan cinayete tenezzül etmez. ayet isnad
olunsa cezadan korkmaz. Hem de haksız yere i'dam olunsam, iki ehid sevabını kazanırım.
ayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lafızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat
mevkii hapishane olsa gerektir. Mazlumiyetle ölmek, zalimiyetle ya amaktan daha hayırlıdır.
Bunu da derim ki: Siyaseti dinsizli e âlet yapan bazı adamlar, kabahatını setr için ba kasını
irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler. imdiki hafiyeler eskisinden
beterdirler. Bunların sadakatına nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina
--- sh:»(D:13) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------olunur? Hem de cerbeze ile insan, adalet yaparken zulme dü üyor. Zira insan kusursuz olmaz.
Fakat uzun zamanda ve efrad-i kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle ta'dil olunan müteferrik
kusurları cerbeze ile cem'edip, bir zaman-ı vâhidde bir ahs-ı vâhidden sudûrunu tevehhüm
ederek edid cezaya müstehak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-ü ediddir.
imdi gelelim onbir buçuk cinayetlerimin ta'dadına:
B R NC C NAYET: Geçen sene bidayet-i hürriyette elli-altmı telgraf umum ark
a îretlerine sadaret vasıtasıyla çektim. Meali u idi:
"Me rutiyet ve kanun-u esasî i itti iniz mes'ele ise; hakikî adalet ve me veret-i
er'iyeden ibarettir. Hüsn-ü telakki ediniz. Muhafazasına çalı ınız. Zira, dünyevî saadetimiz
me rutiyettedir. Ve istibdaddan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz."
Her yerden bu telgrafların cevabı, müsbet ve güzel olarak geldi. Demek vilayat-ı
arkıyeyi tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ yeni bir istibdad onların gafletinden istifade
--- sh:»(D:14) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------etmesin. Neme lâzım demedi imden cinayet i ledim ki, bu mahkemeye girdim...
K NC C NAYET: Ayasofya'da, Bayezid'de, Fatih'te, Süleymaniye'de umum ülema
4
ve talebeye hitaben müteaddid nutuklar ile eriatın ve müsemma-yı me rutiyetin münasebet-i
hakikiyesini izah ve te rih ettim. Ve mütehakkimane istibdadın, eriatla bir münasebeti
olmadı ını beyan ettim. öyle ki:
<4 7 = &'0" -
hadîsinin sırrıyla; eriat âleme gelmi , tâ
istibdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin.
Herhangi bir nutuk irad ettim ise; herbir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan-ı
kat'î ile isbata hazırım. Ve dedim ki: "Asıl eriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-ı me rutiyet-i
me ruadır." Demek me rutiyeti, delail-i er'iye ile kabul ettim. Ba ka medeniyetçiler gibi,
taklidî ve hilaf-ı eriat telakki etmedim. Ve eriatı rü vet vermedim. Ve ülema ve eriatı,
Avrupa'nın zunûn-u fasidesinden iktidarıma göre kurtarma a çalı tı ımdan cinayet ettim ki,
bu tarz muamelenizi gördüm...
--- sh:»(D:15) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------ÜÇÜNCÜ C NAYET: stanbul'da yirmi bine yakın hem ehrilerimi, -hamal ve gafil
ve safdil olduklarından- bazı particiler onları i fal ile vilayat-ı arkıyeyi lekedar etmelerinden
korktum. Ve hammalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları
suretle me rutiyeti onlara telkin ettim. u mealde:
" stibdad, zulüm ve tahakkümdür. Me rutiyet, adalet ve eriattır. Padi ah,
Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edece iz. Yoksa,
Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padi ah da olsalar haydutturlar. Bizim dü manımız
cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç dü mana kar ı; san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad
edece iz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevkeden hakikî karde lerimiz Türklerle
ve kom ularımızla dost olup el ele verece iz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz
yoktur. Hükûmetin i ine karı mayaca ız. Zira, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz..."
te o hammalların, Avusturya'ya kar ı -benim gibi bütün Avrupa'ya kar ı- (*)
(*): Bediüzzaman'a zurefadan biri bir gün, irfanıyla mütenasib bir esvab giymesi lüzumundan bahseder.
Mü arünileyh de: "Siz, Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz, hem onun gönderdi i kalpakları giyiyorsunuz.
Ben ise, bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulâtını
giyiyorum" buyurmu tur.
--- sh:»(D:16) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
boykotajları ve en mü evve ve heyecanlı zamanlarda âkılane hareketlerinde bu nasihatın
tesiri olmu tur. Padi aha kar ı irtibatlarını ta'dil etmeye ve boykotajlarla Avrupa'ya kar ı
harb-i iktisadî açma a sebebiyet verdi imden, demek cinayet ettim ki, bu belaya dü tüm...
DÖRDÜNCÜ C NAYET: Avrupa, bizdeki cehalet ve taassub müsaadesiyle, eriatı hâ â ve kellâ- istibdada müsaid zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmü tüm.
Onların zannını tekzib etmek için, me rutiyeti herkesten ziyade eriat namına alkı ladım.
Lâkin yine korktum ki, ba ka bir istibdad tekrar o zannı tasdik eder diye, ne kadar kuvvetim
varsa Ayasofya Câmiinde meb'usana hitaben feryad ettim. Ve söyledim ki: Me rutiyeti,
me ruiyet ünvanı ile telakki ve telkin ediniz. Tâ yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdad, pis eliyle
o mübare i
--- sh:»(D:17) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------a razına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı eriatla takyid ediniz. Zira cahil
efrad ve avam-ı nâs kayıtsız hür olsa, artsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsız olur. Adalet
namazında kıbleniz dört mezheb olsun. Tâ ki, namaz sahih ola. Zira hakaik-i me rutiyetin
sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhebden istihracı mümkün oldu unu dava ettim. Ben ki,
bir âdi talebeyim. Ülemaya farz olan bir vazifeyi omuzuma aldım, demek cinayet ettim ki, bu
tokadı yedim.
BE NC C NAYET: Gazeteler iki kıyas-ı fasid cihetiyle ve haysiyet kırıcı bir
ne riyat ile ahlâk-ı slâmiyeyi sarstılar. Ve efkâr-ı umumiyeyi peri an ettiler. Ben de
gazetelerle, onları reddeden makaleler ne rettim. Dedim ki:
Ey gazeteciler! Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i slâmiye ile müteeddib olmalı. Ve
onların sözleri, kalb-i umumî-i mü terek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat
5
nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli. Halbuki, siz iki
kıyas-ı fasidle, yani ta rayı stanbul'a ve
--- sh:»(D:18) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------stanbul'u Avrupa'ya kıyas ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklı a dü ürdünüz. Ve ahsî garazları
ve fikr-i intikamı uyandırdınız. Zira elifbâ okumayan çocu a, felsefe-i tabiiye dersi verilmez.
Ve erke e, tiyatrocu karı libası yakı maz. Ve Avrupa'nın hissiyatı, stanbul'da tatbik olunmaz.
Akvamın ihtilafı; mekânların ve aktarın tehalüfü, zamanların ve asırların ihtilafı gibidir.
Birisinin libası, ötekinin endamına gelmez. Demek Fransız büyük ihtilâli, bize tamamen
hareket düsturu olamaz. Yanlı lık, tatbik-i nazariyat ve mukteza-yı hâli dü ünmemekten
çıkar.
Ben ki ümmi bir köylüyüm, böyle cerbezeli ve mugalatalı ve a razlı muharrirlere
nasihat ettim; demek cinayet i ledim...
ALTINCI C NAYET: Kaç defa büyük içtimalarda, heyecanları hissettim. Korktum
ki, avam-ı nâs siyasete karı makla asayi i ihlâl etsinler. Türkçeyi yeni ö renen köylü bir
talebenin lisanına yakı acak lafızlar ile heyecanı teskin ettim. Ezcümle: Bayezid'de talebenin
içtimaında ve Ayasofya mevlidinde ve Ferah Tiyatrosu'ndaki heyecana yeti tim.
--- sh:»(D:19) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Bir derece heyecanı teskin ettim. Yoksa bir fırtına daha olacaktı. Ben ki, bedevi bir adamım.
Medenîlerin entrikalarını bildi im halde i lerine karı tım. Demek cinayet ettim...
YED NC C NAYET: ittim, ttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) namıyla bir cem'iyet
te ekkül etmi . Nihayet derecede korktum ki; bu ism-i mübarekin altında bazılarının bir yanlı
hareketi meydana gelsin. Sonra i ittim: Bu ism-i mübareki bazı mübarek zevat, -Süheyl Pa a
ve eyh Sadık gibi zâtlar- daha basit ve sırf ibadete ve Sünnet-i Seniyeye tebaiyete
nakletmi ler. Ve o siyasî cem'iyetten kat'-ı alâka ettiler. Siyasete karı mayacaklar. Lâkin
tekrar korktum, dedim: Bu isim umumun hakkıdır, tahsis ve tahdid kabul etmez. Ben nasıl ki,
dindar müteaddid cem'iyete bir cihette mensubum. Zira maksadlarını bir gördüm. Kezâlik o
ism-i mübareke intisab ettim. Lâkin tarif etti im ve dâhil oldu um ttihad-ı Muhammedînin
(A.S.M.) tarifi budur ki:
arktan garba, cenubdan imale uzanan bir silsile-i nûranî ile merbut bir dairedir.
--- sh:»(D:20) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Dâhil olanlar da bu zamanda üçyüz milyondan ziyadedir. Bu ittihadın cihet-ül vahdeti ve
irtibatı, tevhid-i lahîdir. Peyman ve yemini, imandır. Müntesibleri, Kalû Belâ'dan dâhil olan
umum mü'minlerdir. Defter-i esmaları da, Levh-i Mahfuz'dur. Bu ittihadın na ir-i efkârı,
umum kütüb-ü slâmiyedir. Günlük gazeteleri de, i'lâ-i Kelimetullahı hedef-i maksad eden
umum dinî gazetelerdir. Kulüp ve encümenleri, câmi ve mescidler ve dinî medreseler ve
zikirhanelerdir. Merkezi de, Haremeyn-i erifeyn'dir. Böyle cem'iyetin reisi, Fahr-i Âlem'dir
(A.S.M.). Ve mesle i, herkes kendi nefsiyle mücahede; yani ahlâk-ı Ahmediye (A.S.M.) ile
tahalluk ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya ve ba kalara da muhabbet ve -e er zarar etmezsenasihat etmektir. Bu ittihadın nizamnamesi Sünnet-i Nebeviye ve kanunnamesi evamir ve
nevahi-i er'iyedir. Ve kılınçları da, berahin-i katıadır. Zira medenîlere galebe çalmak ikna
iledir, icbar ile de ildir. Taharri-i hakikat, muhabbet iledir. Husumet ise, vah et ve taassuba
kar ı idi. Hedef ve maksadları da, i'lâ-i Kelimetullah'tır. eriatta yüzde doksandokuz ahlâk,
ibadet, âhiret ve fazilete aittir.
--- sh:»(D:21) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü-l emrler dü ünsünler.
imdi maksadımız, o silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, herkesi bir evk u hâhi -i
vicdaniye ile tarîk-i terakkide kâ'be-i kemalâta sevketmektir. Zira i'lâ-i Kelimetullahın bu
zamanda bir büyük sebebi, maddeten terakki etmektir.
te ben bu ittihadın efradındanım. Ve bu ittihadın tezahürüne te ebbüs edenlerdenim.
Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden de ilim.
6
Elhasıl: Sultan Selim'e biat etmi im. Onun ittihad-ı slâmdaki fikrini kabul ettim. Zira
o vilayat-ı arkıyeyi ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. imdiki arklılar, o zamanki
arklılardır. Bu mes'elede seleflerim, eyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü
merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı slâmı
hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim'dir ki, demi :
htilaf u tefrika endi esi
Kû e-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
--- sh:»(D:22) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------ttihadken savlet-i a'dayı def'a çaremiz
ttihad etmezse millet, da dar eyler beni...
Yavuz Sultan Selim
Ben zahiren buna te ebbüs ettim, iki maksad-ı azîm için:
Birincisi: O ismi tahdid ü tahsisten halâs etmek ve umum mü'minlere ümulünü ilân
etmek. Tâ ki, tefrika dü mesin ve evham çıkmasın.
kincisi: Bu geçen musibet-i azîmeye sebebiyet veren fırkaların iftirakının, tevhid ile
önüne sed olmaktı. Vâ esefa ki, zaman fırsat vermedi. Sel geldi, beni de yıktı. Hem derdim:
Bir yangın olsa, bir parçasını söndürece im. Fakat hocalık elbisem de yandı. Ve uhdesinden
gelemedi im bir yalancı öhret de maalmemnuniye ref' oldu.
Ben ki, âdi bir adamım. Böyle meclis-i meb'usan ve a'yan ve vükelanın en mühim
vazifelerini dü ündürecek bir emri, uhdeme aldım. Demek cinayet ettim...
SEK Z NC C NAYET: Ben i ittim ki: Askerler bazı cem'iyetlere intisab ediyorlar.
--- sh:»(D:23) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Yeniçerilerin hâdise-i müdhi esi hatırıma geldi. Gayet tela ettim. Bir gazetede yazdım ki:
imdi en mukaddes cem'iyet, ehl-i iman askerlerin cem'iyetidir. Umum mü'min ve fedakâr
askerlerin mesle ine girenler, neferden ser-askere kadar dâhildir. Zira ittihad, uhuvvet, itaat,
muhabbet ve i'lâ-i Kelimetullah, dünyanın en mukaddes cem'iyetinin maksadıdır. Umum
mü'min askerler tamamıyla bu maksada mazhardırlar. Askerler merkezdir. Millet ve cem'iyet
onlara intisab etmek lâzımdır. Sair cem'iyetler, milleti, asker gibi mazhar-ı muhabbet ve
uhuvvet etmek içindir. Amma ittihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ki, umum mü'minlere amildir.
Cem'iyet ve fırka de ildir. Merkezi ve saff-ı evveli gaziler, ehidler, âlimler, mür idler te kil
ediyor. Hiçbir mü'min ve fedakâr asker -zabit olsun, nefer olsun- hariç de il ki, tâ intisaba
lüzum kalsın. Lâkin bazı cem'iyet-i hayriye, kendine ttihad-ı Muhammedî diyebilir. Buna
karı mam.
Ben ki, âdi bir talebeyim. Böyle büyük ülemanın vazifelerini gasbettim. Demek
cinayet ettim...
--- sh:»(D:24) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------DOKUZUNCU C NAYET: Mart'ın 31'inci günündeki deh etli hareketi, iki-üç
dakika uzaktan tema a ettim. Müteaddid metalibi i ittim. Fakat yedi renk sür'atle çevrilirse
yalnız beyaz göründü ü gibi; o ayrı ayrı matlablardaki fesadatı binden bire indiren ve avamı
anar ilikten kurtaran ve efrad elinde kalan umum siyaseti, mu'cize gibi muhafaza eden lafz-ı
eriat yalnız göründü. Anladım i fena, itaat muhtel, nasihat tesirsizdir. Yoksa her vakit gibi,
yine o ate in söndürülmesine te ebbüs edecektim. Fakat avam çok, bizim hem ehriler gafil ve
safdil; ben de bir öhret-i kâzibe ile görünüyorum. Üç dakikadan sonra çekildim.
Bakırköyü'ne gittim. Tâ beni tanıyanlar karı masınlar. Rast gelenlere de karı mamak tavsiye
ettim. E er zerre mikdar dahlim olsa idi, zâten elbisem beni ilân ediyor, istemedi im bir
öhret de beni herkese gösteriyordu. Bu i de pek büyük görünecektim. Belki Ayastafanos'a
kadar tek ba ıma olsun Hareket Ordusuna kar ı, mukabele ederek isbat-ı vücud edecektim,
merdane ölecektim. O vakit dahlim bedihî olurdu. Tahkike lüzum kalmazdı.
--- sh:»(D:25) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------kinci günde bir ukde-i hayatımız olan itaat-ı askeriyeden sual ettim. Dediler ki:
7
"Askerlerin zabitleri asker kıyafetine girmi . taat çok bozulmamı ." Tekrar sual ettim: "Kaç
zabit vurulmu ?" Beni aldattılar, dediler: "Yalnız dört tane. Onlar da müstebid imi ler. Hem
eriatın âdâb ve hududu icra olunacak."
Ben de gazetelere baktım; onlar da o kıyamı me ru gibi tasvir ediyorlardı. Ben de bir
cihette sevindim. Zira en mukaddes maksadım, eriatın ahkâmını tamamen icra ve tatbiktir.
Fakat itaat-ı askeriyeye halel geldi inden, nihayet derecede me'yus ve müteessir oldum. Ve
umum gazetelerle askere hitaben ne rettim ki:
"Ey askerler! Zabitleriniz bir günah ile nefislerine zulmediyorlarsa, siz o itaatsizlikle
otuz milyon Osmanlı ve üçyüz milyon nüfus-u slâmiyenin haklarına bir nevi
zulmediyorsunuz. Zira umum slâm ve Osmanlıların haysiyet, saadet ve bayrak-ı tevhidi, bu
zamanda bir cihette sizin itaatınız ile kaimdir. Hem de eriat istiyorsunuz. Fakat itaatsizlikle
eriata muhalefet ediyorsunuz."
--- sh:»(D:26) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Ben onların hareketini ve ecaatlarını ok adım. Zira efkâr-ı umumiyenin yalancı
tercümanı olan gazeteler, nazarımıza hareketlerini me ru göstermi lerdi. Ben de takdirle
beraber, nasihatımı bir derece tesir ettirdim. syanı bir derece bastırdım. Yoksa böyle âsân
olmazdı.
Ben ki bilfiil tımarhaneyi ziyaret etmi bir adamım, "Neme lâzım, böyle i leri akıllılar
dü ünsün" demedi imden cinayet ettim...
ONUNCU C NAYET: Harbiye nezaretindeki askerler içine cuma günü ülema ile
beraber gittim. Gayet müessir nutuklarla sekiz tabur askeri itaata getirdim. Nasihatlarım
tesirini sonradan gösterdi. te nutkun sureti:
Ey asakir-i muvahhidîn! Otuz milyon Osmanlı ve üçyüz milyon slâmın nâmusu ve
haysiyeti ve saadeti ve bayrak-ı tevhidi, bir cihette sizin itaatınıza vâbestedir. Sizin
zabitleriniz bir günah ile kendi nefsine zulmetse, siz bu itaatsizlikle üçyüz milyon slâma
zarar ediyorsunuz. Zira bu itaatsizlikle uhuvvet-i slâmiyeyi tehlikeye atıyorsunuz. Biliniz ki:
Asker oca ı cesîm ve muntazam
--- sh:»(D:27) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------bir fabrikaya benzer. Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur. Asker neferatı
siyasete karı maz. Yeniçeriler ahiddir. Siz eriat dersiniz, halbuki eriata muhalefet
ediyorsunuz ve lekedar ediyorsunuz. eriatla, Kur'an ile, hadîs ile, hikmet ile, tecrübe ile
sabittir ki: Sa lam, dindar, hakperest ulü-l emre itaat farzdır. Sizin ulü-l emriniz, üstadınız;
zabitlerinizdir. Nasılki mahir mühendis, hâzık tabib bir cihette günahkâr olsalar, tıb ve
hendeselerine zarar vermez. Kezalik münevver-ül efkâr ve fenn-i harbe a ina, mektebli,
hamiyetli, mü'min zabitlerinizin bir cüz'î nâme ru hareketi için itaatınıza halel vermekle
Osmanlılara ve slâmlara zulmetmeyiniz! Zira itaatsizlik yalnız bir zulüm de il, milyonlarca
nüfusun hakkına bir nevi tecavüz demektir. Bilirsiniz ki, bu zamanda bayrak-ı tevhid-i lahî
sizin yed-i ecaatinizdedir. O yed'in kuvveti de itaat ve intizamdır. Zira bin muntazam ve mutî
asker, yüzbin ba ı-bozu a mukabildir. Ne hacet, yüz sene zarfında otuz milyon nüfusun
vücuda getirmedi i böyle pekçok kan döktüren inkılabları siz itaatınızla kan dökmeden
yaptınız.
--- sh:»(D:28) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Bunu da söylüyorum ki: Hamiyetli ve münevver-ül fikir bir zabiti zayi' etmek, manevî
kuvvetinizi zayi' etmektir. Zira imdi hüküm-ferma, ecaat-i imaniye ve akliye ve fenniyedir.
Bazan bir münevver-ül fikir, yüze mukabildir. Ecnebiler size bu ecaatle galebeye
çalı ıyorlar. Yalnız ecaat-i fıtriye kâfi de il...
Elhasıl: Fahr-i Âlem'in fermanını size tebli ediyorum ki: taat farzdır. Zabitlerinize
isyan etmeyiniz. Ya asın askerler!.. Ya asın me ruta-i me rua!..
Demek ki ben, bu kadar âlim varken, böyle mühim vazifeleri deruhde etti imden
cinayet ettim!..
8
ONB R NC C NAYET: Ben vilayat-ı arkıyede a iretlerin hal-i peri aniyetini
görüyordum. Anladım ki: Dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile
olacak. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mecrası ülema ve bir menbaı da medreseler olmak
lâzımdır. Tâ ülema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin.
Zira, o vilayatta nim-bedevi vatanda ların zimam-ı ihtiyarı, ülema elindedir. Ve o
--- sh:»(D:29) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------saik ile Dersaadet'e geldim. Saadet tevehhümü ile o vakitte - imdi münkasım olmu ,
iddetlenmi olan- istibdadlar, merhum Sultan-ı Mahlu'a isnad edildi i halde; onun Zabtiye
Nâzırı ile bana verdi i maa ve ihsan-ı ahanesini kabul etmedim, reddettim. Hata ettim.
Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlı larını göstermekle hayır oldu.
Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O efkatli sultana boyun e medim. ahsî
menfaatımı terk ettim.
imdiki sivrisinekler beni cebr ile de il, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler.
Bir buçuk senedir burada memleketimin ne r-i maarifi için çalı ıyorum. stanbul'un ekserisi
bunu bilir.
Ben ki bir hammalın o luyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi
hammal o ullu undan ve fakr-ı halden çıkarmadım. Ve dünya ile kökle emedi im ve en
sevdi im mevki olan vilayat-ı arkıyenin yüksek da larını terketmekle millet için
tımarhaneye, tevkifhaneye ve me rutiyet zamanında i kenceli hapishaneye dü meme
sebebiyet veren öyle umûrlara te ebbüs etmekle
--- sh:»(D:30) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------büyük bir cinayet eyledim ki; bu deh etli mahkemeye girdim!..
YARI C NAYET: öyle ki: Daire-i slâm'ın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilafeti
elinden kaçırmamak fikriyle ve sâbık sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri, sâbık
içtimaî kusuratını derk ile nedamet ederek kabul-ü nasihata istidad kesbetmi zannıyla ve
"Aslah tarîk, musalahadır" mülahazasıyla, imdiki en çok a raz ve infialâta mebde ve tohum
olan bu vukua gelen iddet suretini daha ahsen surette dü ündü ümden, merhum Sultan-ı
Sâbık'a, ceride lisanıyla söyledim ki:
"Münhasif Yıldız'ı dâr-ül fünun et, tâ Süreyya kadar a'lâ olsun! Ve oraya seyyahlar,
zebaniler yerine, ehl-i hakikat melaike-i rahmeti yerle tir; tâ cennet gibi olsun! Ve Yıldız'daki
milletin sana hediye etti i servetini, milletin ba hastalı ı olan cehaletini tedavi için büyük
dinî darülfünunlara sarf ile millete iade et ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et.
Zira senin ahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf âhireti dü ünmek lâzım.
Dünya
--- sh:»(D:31) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------seni terk etmeden evvel sen dünyayı terket! Zekat-ül ömrü, ömr-ü sâni (Ömer-i Sâni) yolunda
sarfeyle.
imdi müvazene edelim: Yıldız, e lence yeri olmalı veya darülfünun olmalı? Ve
içinde seyyahlar gezmeli veya ülema tedris etmeli? Ve gasbedilmi olmalı veyahut hediye
edilmi olmalı? Hangisi daha iyidir? nsaf sahibleri hükmetsin."
Ben ki bir gedayım, bir büyük padi aha nasihat ettim, demek yarı cinayet ettim.
Cinayetin öteki yarısını söylemek zamanı gelmedi. (Ha iye)
Yazık! Eyvahlar olsun! Saadetimiz olan me rutiyet-i me rûa, bir menba-ı hayat-ı
içtimaiyemiz ve slâmiyete uygun olan maarif-i cedideye, millet nihayet derecede mü tak ve
susamı oldu u halde, bu hâdisede ifratperver olanlar me rutiyete garazlar karı tırmakla ve
fikren münevver olanlar da dinsizce harekât-ı lâübaliyane ile milletin
(Ha iye): O yarının zamanı; onbe sene sonra, yirmisekiz senedir müellifin sebeb-i hapsi olan, Siracünnur'un
âhirindeki bahse bakınız. Tam o yarı cinayeti bileceksiniz.
--- sh:»(D:32) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
ra betine kar ı maatteessüf sed çektiler. Bu seddi çekenler, ref etmelidirler. Vatan namına rica
olunur.
9
Ey pa alar, zabitler! Bu onbir buçuk cinayetin ahidleri binlerle adamdır. Belki,
bazılarına stanbul'un yarısı ahiddir. Bu onbir buçuk cinayetin cezasına rıza ile beraber, onbir
buçuk sualime de cevab isterim. te bu seyyiatıma bedel bir hasenem de var. Söyleyece im:
Herkesin evkini kıran ve ne 'esini kaçıran ve a razlar ve taraftarlıklar hissini
uyandıran ve sebeb-i tefrika olan ırkçılık cem'iyat-ı avamiyeyi te kiline sebebiyet veren ve
ismi me rutiyet ve manası istibdad olan ve " ttihad ve Terakki" ismini de lekedar eden
buradaki ube-i müstebidaneye muhalefet ettim.
Herkesin bir fikri var. te sulh-u umumî, aff-ı umumî ve ref'-i imtiyaz lâzım. Tâ ki biri
bir imtiyaz ile, ba kasına ha erat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın. Fahr olmasın, derim:
Biz ki hakikî müslümanız. Aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için, yalana tenezzül
etmeyiz. Zira biliyoruz ki:
--- sh:»(D:33) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
/- " > % #1 ?$- "
Fakat me ru, hakikî me rutiyetin müsemmasına ahd ü peyman etti imden, istibdad ne
ekilde olursa olsun, me rutiyet libası giysin ve ismini taksın; rast gelsem sille vuraca ım.
Fikrimce me rutiyetin dü manı; me rutiyeti gaddar, çirkin ve hilaf-ı eriat göstermekle
me veretin de dü manlarını çok edenlerdir. "Tebeddül-ü esma ile hakaik tebeddül etmez." En
büyük hata, insan kendini hatasız zannetmek oldu undan, hatamı itiraf ederim ki; nâsın
nasihatını kabul etmeden nâsa nasihatı kabul ettirmek istedim. Nefsimi ir ad etmeden
ba kasının ir adına çalı tı ımdan, emr-i bilmarufu tesirsiz etmekle tenzil ettim. Hem de
tecrübe ile sabittir ki: Ceza bir kusurun neticesidir. Fakat bazan o kusur, i lenmemi ba ka
kusurun suretinde kendini gösterir. O adam masum iken cezaya müstehak olur. Allah musibet
verir, hapse atar, adalet eder. Fakat hâkim ona ceza verir, zulmeder.
Ey ulü-l emr! Bir haysiyetim vardı, onunla slâmiyet milliyetine hizmet edecektim;
--- sh:»(D:34) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------kırdınız. Kendi kendine olmu , istemedi im bir öhret-i kâzibem vardı; onunla avama
nasihatımı tesir ettiriyordum, maal-memnuniye mahvettiniz. imdi usandı ım bir hayat-ı
zaîfim var. Kahrolayım, e er i'dama esirgersem. Mert olmayayım, e er ölmeye gülmekle
gitmezsem. Sureta mahkûmiyetim, vicdanen mahkûmiyetinizi intac edecektir. Bu hal bana
zarar de il, belki andır. Fakat millete zarar ettiniz. Zira nasihatımdaki tesiri kırdınız.
Saniyen: Kendinize zarardır. Zira hasmınızın elinde bir hüccet-i katıa olurum. Beni mihenk
ta ına vurdunuz. Acaba fırka-i hâlisa dedi iniz adamlar böyle mihenge vurulsalar, kaç tanesi
sa lam çıkacaktır. E er me rutiyet, bir fırkanın istibdadından ibaret ise ve hilaf-ı eriat
hareket ise:
@AB% # 80C" 4D-$1 (Ha iye) Zira yalanlarla ittihad yalandır ve ifsadat üzerine
müesses olan ism-i me rutiyet fasiddir. Müsemma-yı me rutiyet; hak, sıdk, muhabbet ve
imtiyazsızlık üzerine beka bulacaktır.
(Ha iye): Yani: Bütün dünya, cinn ve ins ahid olsun ki, ben mürteciyim.
--- sh:»(D:35) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
Maatteessüf bunu kemal-i tela ve teessüfle ihtar ediyorum ki: Meselâ bir âlim-i zîtehevvür ki,
sıfat-ı ilim kendini fesad ve fenalıktan men'etmi iken, daima onun sıfat-ı tehevvüründen
vücuda gelen fesad ve fenalı ın zikri vaktinde, onu âlimlikle yâdetmek ve sıfat-ı ilme ili mek,
nasıl ilme husumet ve adaveti îma eder. Kezalik eriat-ı mutahharanın ve ittihad-ı
Muhammedînin ism-i mukaddesi ki; fırkaların a raz-ı ahsiye ve hilaf-ı eriat ile ektikleri
tohum-u fesadı, bir milyon fi enk havaya atıldı ı ve umum siyaset ve asayi efrad elinde
kaldı ı ve ortalık anar ist gibi oldu u halde, o müdhi fırtına mu'cize-i eriatla kansız, hafif
geçti i halde, o mübarek nam ile, o müdhi fesadı binden bir dereceye indirmekle beraber;
daima o ismi garaz sahiblerine siper göstermek, pek büyük ve tehlikeli bir noktaya, belki
ukde-i hayatiyeye ili mektir ki; deh etinden her bir vicdan-ı selim titriyor, da dar-ı teessüf
10
oluyor.
Süreyya'yı süpürge yapma a, üfürmekle ems'i söndürme e ihtimal veren; belâhetini
ilân eder. Meselâ: A rı Da ı ile Sübhan Da ı, ikisini tartacak deh etli bir terazinin
--- sh:»(D:36) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------birer kefesine konulsalar ve cevv-i semada Zühal'de duran bir melek de o terazinin ucunu
tutsa, A rı Da ı üzerine bir dirhem ilâve olunsa; Sübhan Da ı âsumana, A rı Da ı zemine
geldi ini görenlerden fikri kısa olanlar, kıymet ve sıkleti, tamamen o ilâveye verecekler.
te haysiyet-i askeriye ve hamiyet-i slâmiye ve eriat-ı Muhammediye, o cesîm
da lara benzer. Esbab-ı hariciye, bir dirhem kıymetindedir. Bu kıymetsiz esbabı esas tutmak,
insaniyetin ve slâmiyetin kıymetini bilmemek ve tenzil etmektir.
Hakkın hatırını kırmayaca ım, hakikatı söyleyece im. Zira hakkın hatırı âlîdir, hiçbir
hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sa olsun. öyle ki:
31 Mart hâdisesi denilen o saika ve müdhi fırtına, esbab-ı adîde tahtında öyle bir
istidad-ı tabiîyi müheyya etmi ti ki; neticesi herc ü merc oldu u halde, min-indillah ehl-i
kıyamın lisanına daima mu'cizesini gösteren ism-i eriat geldi. o fırtınayı gayet hafif
geçirdi inden, Nisan'ın nısfından sonraki
--- sh:»(D:37) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------gazeteleri indallah mahkûm ediyor. Zira o hâdiseye sebebiyet veren yedi mes'ele ve onunla
beraber yedi hal nazar-ı mütalaaya alınsa, hakikat tezahür eder. Onlar da bunlardır:
1- Yüzde doksanı ttihad ve Terakki'nin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve
istibdadı aleyhinde bir hareket idi.
2- Fırkaların meydan-ı münaka atı olan vükelayı tebdil idi.
3- Sultan-ı mazlumu sukut-u musammemden kurtarmaktı.
4- Hissiyat-ı askeriyenin ve âdâb-ı dindaranelerinin muhalif telkinatının önüne sed
çekmekti.
5- Pekçok büyütülen Hasan Fehmi Bey'in katilini meydana çıkarmaktı.
6- Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini ma dur etmemekti.
7- Hürriyeti, sefahete ümulünü men' ve âdâb-ı eriatla tahdid ve avamın siyaset-i er'î
bildikleri yalnız kısas ve kat'-ı yed haddini icra idi.
--- sh:»(D:38) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Fakat zemin bataklık ve dam ve plân serilmi ti. Mukaddes olan itaat-ı askeriye feda
edildi. Üss-ül esas esbab, fırkaların tarafdarane ve garazkârane münaka atı ve gazetelerin
belâgat yerine mübalagat ve yalan ve ifrat-perverane ke meke leri idi. Bu metalib-i seb'ada;
nasılki yedi renk çevrilse yalnız beyaz görünür, bunda da yalnız ziya-yı eriat-ı beyza tecelli
etti. Zira fesadın önüne sed çekti.
Elhasıl: Sekiz-dokuz ayda gazetelerin heyecan verici ne riyatıyla ve fırkaların
cem'iyetlere fedai yazmakla ve inkılabı vücuda getiren zevatın tahakkümatıyla ve itaat-ı
askeriyeye münafî olan hürriyet-i mutlaka efrada sirayetle ve âdâb-ı diniyeye muhalif
zannettikleri eyleri bazı dikkatsizlerin efrada telkinatıyla ve itaat bozulduktan sonra
müstebidler, cahil mutaassıblar, dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan olanlar iyilik
zannı ile o bataklık zeminde tohum ekme e ba lamasıyla ve devletin umum siyaseti cahil
efradın elinde kalmakla ve bir milyona yakın fi enk havaya atılmakla ve dâhil ve hariç
müddeîler parmak vurmakla ortalık anar istlik haline girdi inden bu hâdisenin
--- sh:»(D:39) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------istidad-ı tabiîsi, herc ü merc ve müdahale-i ecnebî iken; min-indillah ism-i eriat, o müteaddid
sebeblerden çıkan ervah-ı habîse ve münte ireyi yuvalarına irca' ile onüç asırdan sonra bir
mu'cize daha gösterdi.
Hem geçen inkılab-ı azîmde ordu ve ülemanın "Me rutiyet, eriata müsteniddir" diye
yükselen sadâsı, umum ehl-i slâmın vicdanlarını manyetizmalandırdı. O inkılab, inkılabların
kaide-i tabiiyesini hark ile, eriatın tesir-i mu'cizanesini gösterdi. Ve daima da gösterecektir.
11
Nisan'ın nısf-ı âhirinde çıkan gazetelerin esas-ı fikirlerine mu'terizim. öyle ki:
Hayat onun yoluna feda edilen ve hayattan bin derece daha yüksek olan haysiyet ve
itaat-ı askeriyeyi, -hayata feda edilen ve ehl-i vicdan nazarında gayet hasis olan âmâl-i
nâme ruaya- feda etme e ihtimal verdiler. Hem de hakaik ve ahval onun cazibesine tâbi ve o
merkeze merbut olan ems-i eriat, saltanata veya hilafete veya ba ka siyasete tâbi ve âlet
tevehhümüyle, bir ems-i müniri, münkesif bir yıldıza peyk
--- sh:»(D:40) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------ve cazibesine tâbi itikad etmek gibi göstermekle tarîk-i dalalete sülûk ettiler.
Bütün kuvvetimle derim ki: Terakkimiz, ancak milliyetimiz olan slâmiyetin
terakkisiyle ve hakaik-i eriatın tecellisiyledir. Yoksa "Yürüyü ünü terk etti, ba kasının da
yürüyü ünü ö renmedi" diye olan darb-ı mesele mâsadak olaca ız.
Evet hem an u eref-i millet-i slâmiye, hem sevab-ı âhiret, hem hamiyet-i milliye,
hem hamiyet-i slâmiye, hem hubb-u vatan, hem hubb-u din ile mütehassis olmalıyız. Zira
müsenna daha muhkemdir.
Ey pa alar, zabitler! Cinayetlerime ceza ve imdi suallerime de cevab isterim.
slâmiyet ise insaniyet-i kübra ve eriat ise medeniyet-i fuzla (en faziletli) oldu undan; âlem-i
slâmiyet, medine-i fâzıla-i Eflatuniye olma a sezadır. (Ha iye)
Birinci Sual: Gazetelerin aldatmalarıyla me ru bilerek, buradaki görenek ve âdete
binaen cereyan-ı umumîye kapılan safdillerin cezası nedir?
(Ha iye): Bu sualler, kırk-elli masum mahpusun tahliyelerine sebeb oldu.
--- sh:»(D:41) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
kinci Sual: Bir insan yılan suretine girse, yahut bir veli haydut kıyafetine girse
veyahut me rutiyet, istibdad ekline girse ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki hakikaten
onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdaddırlar.
Üçüncü Sual: Acaba müstebid yalnız bir ahıs mı olur? Müteaddid ahıslar müstebid
olmaz mı? Bence, kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdad münkasım olmu olur. Ve
komitecilikle tam iddetlenir.
Dördüncü Sual: Bir masumu i'dam etmek mi, yoksa on câniyi affetmek mi daha
zarardır?
Be inci Sual: Maddî tazyikler, ehl-i meslek ve fikre galebe etmedi i gibi, daha ziyade
nifak ve tefrika vermez mi?
Altıncı Sual: Bir maden-i hayat-ı içtimaiyemiz olan ittihad-ı millet, ref'-i imtiyazdan
ba ka ne ile olur?
Yedinci Sual: Müsavatı ihlâl ve yalnız bazılara tahsis ve haklarında kanunu
tamamıyla tatbik etmek zahiren adalet iken, bir cihette acaba müsavatsızlıkla zulüm ve garaz
--- sh:»(D:42) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------olmaz mı? Hem de tebrie ve tahliye ile masumiyetleri tebeyyün eden ekser mahbusînin, belki
yüzde sekseni masum iken; acaba ekseriyet nokta-i nazarında bu hâl hüküm-ferma olsa, garaz
ve fikr-i intikam olmaz mı? Divan-ı Harb'e diyece im yok, ihbar edenler dü ünsünler.
Sekizinci Sual: Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i
asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi me rutiyete muhalif gibi gösterse ve
herkes de onların kendilerine taktı ı ism-i me rutiyet altında olan muannid istibdada ili mi
ise, acaba kabahat kimdedir?
Dokuzuncu Sual: Acaba bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibahe etse,
sonra da zayiat vuku bulsa kabahat kimdedir?
Onuncu Sual: Fikir ve söz hürriyeti verilse, sonra da muahaze olunsa, acaba bîçare
milleti ate e atmak için bir plân olmaz mı? Böyle olmasa idi, ba ka bahaneyle mevki-i tatbike
konulaca ı hayale gelmez mi idi?
--- sh:»(D:43) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Onbirinci Sual: Herkes me rutiyete yemin ediyor. Halbuki ya müsemma-yı
12
me rutiyete kendi muhalif veya muhalefet edenlere kar ı sükût etse, acaba keffaret-i yemin
vermek lâzım gelmez mi? Ve millet yalancı olmaz mı? Ve masum olan efkâr-ı umumiye;
yalancı, bunak ve gayr-ı mümeyyiz addolunmaz mı?
Elhasıl: edid bir istibdad ve tahakküm, cehalet cihetiyle imdi hükümfermadır. Güya
istibdad ve hafiyelik tenasüh etmi . Ve maksad da Sultan Abdülhamid'den istirdad-ı hürriyet
de ilmi . Belki hafif ve az istibdadı, iddetli ve kesretli yapmakmı !
Yarım Sual: Nazik ve zayıf bir vücud ki, sivrisineklerin ve arıların ısırmasına
tahammül edemedi i için, gayet tela ve zahmetle onları def'e çalı ırken biri çıksa, dese ki:
Maksadı sivrisinekleri, arıları def'etmek de il.. belki büyük arslanı ikaz edip kendine musallat
etmek ister. Acaba böyle demekle, hangi ahma ı kandıracaktır?
Sualin di er yarısı çıkma a izin yoktur.
Ey pa alar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:
--- sh:»(D:44) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Gazetelerde ne retti im umum makalatımdaki umum hakaikte nihayet derecede
musırrım. ayet zaman-ı mazi canibinden, asr-ı saadet mahkemesinden adaletname-i eriatla
davet olunsam; ne retti im hakaikı aynen ibraz edece im. Olsa olsa o zamanın ilcaatının
modasına göre bir libas giydirece im.
ayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih
celbnamesiyle celb olunsam, yine bu hakikatları tevessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini
yamalamakla beraber, taze olarak orada da gösterece im. (Ha iye)
Demek, hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır.
-$+ #$E
'$E 5F "
Millet uyanmı , mugalata ve cerbeze ile i fal olunsa da devam etmeyecektir. Hakikat
(Ha iye): imdi üstad Bediüzzaman bu kırkbe senedeki deh etli mahkemelerinde aynen bu onbir buçuk
cinayetlerini ve onbir buçuk suallerini o Divan-ı Harb-i Örfî'deki gibi tekrar etmi tir ve etmektedir.
Nur Talebeleri namına Hüsrev
--- sh:»(D:45) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
telakki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkâr-ı umumiye ile, o aldatmalar ve
mugalatalar da ılacaktır ve hakikat meydana çıkacaktır in âallah...
3 G
. H IJ <9. GK
3 G. 7 (7 L &7 . 7 M
Sizin i kenceli hapishanenin hâli; zaman müdhi , mekân muvahhi , mahbusîn
mütevahhi , gazeteler mürcif, efkâr mü evve , kalbler hazîn, vicdanlar müteessir ve me'yus,
bidayet-i halde memurlar ematetli, nöbetçiler müz'iç olmakla beraber vicdanım beni tazib
etmedi i için o hâl bana e lence gibi idi. Musibetlerin tenevvüü, musikînin na melerinin
tenevvüü gibi bana geliyordu.
Hem de geçen sene tımarhanede tahsil etti im dersi, imdi bu mektebde itmam ettim
(Ha iye). Musibet zamanının uzunlu undan,
(Ha iye): Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri kırkbe sene evvel tımarhane hükmündeki mahkeme-i
zalimanede aldıkları dersi, imdi bu gaddarane hazır mektebde imtihan vermi ler ve böylece iki ehadetname
almı lardır.
Nazif, Hüsrev
--- sh:»(D:46) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
uzun dersler gördüm. Dünyanın ruhanî lezzeti olan hüzn-ü masumane ve mazlumaneden,
zayıfa efkat ve gadre iddet-i nefret dersini aldım.
Ümidim kavîdir ki: Çok masumların kalblerinden hararet-i hüzünle tebahhur eden Ây!
Vây! ve Âh! lar, rahmetli bir bulut te kil edecektir. Ve Âlem-i slâm'da yeni yeni slâm
devletlerinin te ekkülleriyle o rahmetli bulut te ekküle ba lamı tır.
E er medeniyet böyle haysiyet kırıcı tecavüzlere ve nifak verici iftiralara ve
13
insafsızcasına intikam fikirlerine ve eytancasına mugalatalara ve diyanette lâübalicesine
hareketlere müsaid bir zemin ise; herkes ahid olsun ki, o saadet-saray-ı medeniyet tesmiye
olunan böyle mahall-i a raza bedel, vilayat-ı arkıyenin hürriyet-i mutlakanın meydanı olan
yüksek da larındaki bedeviyet ve vah et çadırlarını tercih ediyorum. Zira bu mimsiz
medeniyette görmedi im hürriyet-i fikir ve serbestî-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kalb,
arkî Anadolu'nun da larında tam manasıyla hükümfermadır.
Bildi ime göre edibler edebli olurlar.
--- sh:»(D:47) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Edebsiz bazı gazeteleri na ir-i a raz görüyorum. E er edeb böyle ise ve efkâr-ı umumî böyle
karmakarı ık olsa; ahid olunuz, böyle edebiyattan vazgeçtim. Bunda da dâhil de ilim.
Vatanımın yüksek da larında yani Ba it ba ındaki ecram ve elvah-ı âlemi, gazetelere bedel
mütalaa edece im.
Muarradır feza-yı feyzimiz eyn-i temennadan
Bize dâd-ı ezeldir, zîrden bâlâdan isti na
Çekildik ne ve-i ümidden, tul-i emellerden
Öyle mecnunuz ki, ettik vuslat-ı leyladan isti na...
N #1 O 7 P Q 0+ * 6 '+ R 0 #$E" ,-" S% '"
T U0 3VD ) T7 > 2 * W7 #$X*" #1 # Y 3-Z+
;E[' $5U$" F <" 4*$\ '" * 4*$\ 3V '" ; - <*.
--- sh:»(D:48) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
Tenbih
Medeniyetten istifam, sizi dü ündürecek. Evet böyle istibdad ve sefahete ve zilletle
memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, e hası fakir ve sefih ve
ahlâksız eder. Fakat hakikî medeniyet nev'-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i
nev'iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet etti inden, bu nokta-i nazardan medeniyeti
istemek, insaniyeti istemektir.
Hem de mana-yı me rutiyete ibtila ve muhabbetimin sebebi udur ki: Asya'nın ve
Âlem-i slâm'ın istikbalde terakkisinin birinci kapısı, me rutiyet-i me rua ve eriat
dairesindeki hürriyettir. Ve tali' ve taht ve baht-ı slâm'ın anahtarı da me rutiyetteki ûradır.
Zira imdiye kadar üçyüz yetmi milyon slâm, ecanibin istibdad-ı manevîsi altında
eziliyordu. imdi hâkimiyet-i slâmiye, âlemde bahusus bundan sonra Asya'da
--- sh:»(D:49) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------hükümferma oldu u halde herbir ferd-i müslüman, hâkimiyetin bir cüz-ü hakikîsine mâlik
olur. Ve hürriyet, üçyüz yetmi milyon slâmı esaretten halâs etme e bir çare-i yegânedir.
Farz-ı muhal olarak burada yirmi milyon nüfus, tesis-i hürriyette çok zarardîde olsalar da feda
olsunlar. Yirmiyi verir, üçyüzü alırız.
Yazık!. Eyvahlar olsun! Bizdeki unsurlar, ırklar, hava gibi muhtelittir. Su gibi memzuç
olmamı lar. n âallah elektrik-i hakaik-i slâmiyetle imtizaç ederek, ziya-yı maarif-i slâmiye
hararetiyle kuvvet tevlid ederek, bir mizac-ı mutedile-i adalet vücuda gelecektir.
Ya asın me rutiyet-i me rua!.. Sa olsun hakikat-ı eriat terbiyesinden tam ders alan
neyyir-i hürriyet!
stibdadın Garibüzzamanı
Me rutiyetin Bediüzzamanı
imdikinin de Bid'atüzzamanı
Said Nursî
--- sh:»(D:50) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
14
Hatime
Vatanda larıma ve karde lerime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis
nâtamam kalır.
Ey eski ça ların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin ahfadı olan
vatanda larım ve karde lerim! Be yüz senedir yattı ınız yeter. Artık uyanınız, sabahtır. Yoksa
sahra-yı vah ette yatmakla, gaflet sizi ya ma edecektir.
Hikmet denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme uzanan ve
dalbudak salan kanun-u nuranî-yi lahiyenin müessisi olan hikmet-i lahiye, ufk-u ezelden
kaderin parma ını kaldırmı , size emrediyor ki: Tefrika ile müteferrik su gibi, katre katre zayi'
olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle yani: slâmiyet milliyeti ile tevhid ve mezc
ederek zerratın cazibe-i cüz'iyeleri gibi bir cazibe-i umumî-i vatanî te kil ile bu kütle-i azîmi,
küre gibi
--- sh:»(D:51) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------tedvir ederek ems-i evket-i slâmiyenin cemahir-i müttefika-i slâmiyenin mevkebinde bir
kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba' ile müvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza
ediniz.
Hem de hürriyet-i er'iye denilen yüksek bir hakikat-ı içtimaiye, Sübhan ve A rı
Da ları gibi istikbalin cibal-i ahikasının tepesinde aya a kalkmı ve esaret-i nefis altına
girmeyi yasak etmi ve gayre tecavüzü tecviz etmeyerek eriata istinad etmi olan sultan-ı
hürriyet-i er'iye, yüksek sadâ ile sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve müteferrik
insanlara fen ve san'at silâhıyla "cehalet ve fakra hücum ediniz" emrini veriyor.
Hem de ihtiyaç denilen medeniyetin pederi ve terakkiyatın müessisi olan üstad-ı
ihtiyaç, sillesini kaldırmı , size hükmediyor ki; ya hayat-ı hürriyetinizi bu sahra-yı vah ette
ya macılara vereceksiniz veyahut meydan-ı medeniyette fen ve san'at balonuna ve
imendiferine binerek istikbali istikbal ve ecnebi ellerine geçen o emval-i müttefikayı istirdad
ederek kâ'be-i kemalâta ko acaksınız.
--- sh:»(D:52) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Hem de slâmiyet milliyeti denilen mazi derelerinde ve hal sahralarında ve istikbal
da larında hayme-ni in olan ve Salahaddin-i Eyyubî ve Celaleddin-i Harzem ah ve Sultan
Selim ve Barbaros Hayreddin ve Rüstem-i Zâl gibi ecdadlarınızdan emsalleri gibi dâhî
kahramanlar ile bir çadırda oturan bir aile gibi herkesi ba kasının haysiyet ve erefiyle
ereflendiren ve hayat-ı ulviyenin enmuzeci olan slâmiyet milliyeti size emr-i kat'î ile
emrediyor ki: Tâ her biriniz umum slâmın ma'kes-i hayatı ve hâmi-i saadeti ve umum millet-i
slâmın ferdî bir misal-i mü ahhası olunuz. Zira maksadın büyümesiyle himmet de büyür. Ve
hamiyet-i slâmiyenin galeyanı ile ahlâk da tekemmül ve teali eder.
Hem de me rutiyet-i me rua denilen dünyada be er saadetinin bir sebebi ve hâkimiyeti milliyeyi temin ile makina-yı hayatın buharı olan hürriyetteki irade-i cüz'iyeyi, istibdad ve
tahakkümün belasından kurtaran me veret-i er'iyenin mayesiyle mayalandıran me rutiyet-i
me rua, sizi herkes gibi imtihana davet ediyor ki, sinn-i rü de bülu unuzu ve vâsîye adem-i
ihtiyacınızı görmek
--- sh:»(D:53) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------istiyor. mtihana hazırlanınız. Mevcudiyetinizi ittihadla gösteriniz ve hamiyet-i diniye-i millî
ile fikir ve vicdan-ı ahsiyenizi, milletin kalb ve akl-ı mü tereki gibi gösteriniz. Yoksa sıfır
çekecek ve ehadetname-i hürriyeti elinize vermeyecektir.
Evet mazinin sahralarında ke meke li inize sebebiyet veren herbirinizdeki meyl-ül
a alık ve fikr-i hod-serane ve enaniyet, imdi istikbalin saadet-saray-ı medeniyetinde fikr-i
icada ve te ebbüs-ü ahsiyeye ve fikr-i hürriyete inkılab edecektir, in âallah...
Hattâ diyebilirim ki: Ey ark vilayetlerindeki vatanda larım... Ba kalarının sükûtî
medreselerine nisbeten, sizin gürültülü olan medreseleriniz bir meclis-i meb'usan-ı ilmiyeyi
gösteriyor. Hem afiî oldu unuzdan ve imam arkasında kıraat-ı Fatiha ile semavî ve ruhanî
15
vızıltılarınız sizi mezheben ve medreseten ve fıtraten
#E
8" G-"
nın ba ka bir
ünvanı olan te ebbüs-ü ahsiyeye te vik ediyor.
--- sh:»(D:54) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Hem de herbir kemalin müessis ve hâmisi olan cesaret ve namus-u millet-i slâmiye
sizlere emrediyor ki: Nasılki imdiye kadar dima dan kalbe mecra açmakla, aklı kuvvete
mezc ederek maarifinizi kılınçlarınızın hutut-u cevherinden ö renmekle ecaat-i maddiyede
terakki ettiniz. imdi ise kalbden fikre kar ı menfez açınız. Kuvveti aklın imdadına ve
hissiyatı efkârın arkasına gönderiniz. Tâ ki ecaat-i akliye-i medeniyet meydanında, namus-u
millet-i slâmiye pâyimal olmasın. Kılınçlarınızı, fen ve san'at ve tesanüd-ü hikmet-i
Kur'aniye cevherinden yapmalısınız.
#\ " 'W #\ "
Bediüzzaman
Said Nursî
--- sh:»(D:55) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Ya asın eriat-ı Ahmedî (A.S.M.)
(Bu kısım H. amiye 85-86' da yazıldı ından tekrar yazılmadı.)
---sh:»(D: 56)
---sh:»(D: 57)
(Bu kısım H. amiye 88-89 'da yazıldı ından tekrar yazılmadı.)
---sh:»(D: 58)
---sh:»(D: 59)
(Bu kısım H. amiye 90-91' de yazıldı ından tekrar yazılmadı.)
---sh:»(D: 60)
---sh:»(D: 61)
(Kırkbe sene evvel dinî ceridelerde ne redilen, Eski Said'in o dindar meb'uslara
hitaben bir makalesidir.)
Ya asın Kur'an-ı Kerim'in Kanun-u Esasîleri
29 ubat 1324
Mart 1909
Dinî ceride No: 73
..........
(Bu kısım H. amiye 81-84 arasında yazıldı ından tekrar yazılmadı.)
--- sh:»(D:62)
--- sh:»(D:63)
--- sh:»(D:64)
--- sh:»(D:65) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
Hürriyete Hitab
Ey hürriyet-i er'î! Öyle müdhi ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile ça ırıyorsun,
benim gibi bir arklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmı ken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben
ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile teb ir ediyorum. E er
aynülhayat-ı eriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette ne v ü nema bulsan, bu millet-i
mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakki edece ini müjde veriyorum. E er
hakkıyla seni rehber etse, a raz-ı ahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse...
El-azametü lillah ve-l minnetü lehü ki bizi kabr-i vah et ve istibdaddan ihraç ve
cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti.
Ya Rab! Ne saadetli bir kıyamet ve ne
--- sh:»(D:66) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------güzel bir ha ir ki, vel-ba'sü ba'de-l mevt hakikatının küçük bir misalini bu zaman bize tasvir
16
ediyor. öyle ki:
Asya'nın ve Rumeli'nin kö elerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata ba lamı
ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler
; % 39. #9*-"
demeye
ba ladılar. Yeni Hükûmet-i Me rutamız mu'cize gibi do du u için in âallah bir seneye kadar,
]- R 4 " #1 <$S%
sırrına mazhar olaca ız. Mütevekkilane, sabûrane tuttu umuz otuz sene
ramazan-ı sükûtun sevabıdır ki, azabsız cennet-i terakki ve medeniyet kapılarını bize açmı tır.
Hâkimiyet-i milliyenin beraat-i istihlali olan kanun-u er'î, hâzin-i Cennet gibi bizi duhûle
davet ediyor. Ey mazlum ihvan-ı vatan! Gidelim dâhil olalım! Birinci kapısı, eriat dairesinde
ittihad-ı
--- sh:»(D:67) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------kulûb; ikincisi, muhabbet-i milliye; üçüncüsü, maarif; dördüncüsü, sa'y-i insanî; be incisi,
terk-i sefahettir. Ötekilerini sizin zihninize havale ediyorum. Zira davete icabet vâcibdir.
Bu inkılab-ı azîmin fatihası mu'cize gibi ba ladı ı için bir fâl-i hayırdır ki, hâtimesi de
pek güzel olacaktır. öyle ki:
Bu inkılab, fikr-i be erin a ır zincirlerini parça parça ve istidad-ı terakkiye kar ı
sedleri zîr ü zeber ederek, hükûmeti varta-yı mevtten tahlis ve bu millet-i mazlumede cevahiri insaniyeti izhar ve âzade olarak kâ'be-i kemalâta do ru gönderdi i gibi, hâtimesi de yani
otuz sene kadar rengârenk sefahet ve israfat ve hevesat ve lezaiz-i nâme rua gibi seyyiat-ı
medeniyet, devlet-i medeniyeti, hükûmet-i müstebide gibi inkıraza sevkeden umûrlar
maddeten zararını ihsas edece inden o muzlim ve kesif olan sehab, arzu-yu umumî ile
münke if oldu undan, ems-i eriat ve ma'kesi olan kamer-i medeniyet berrak ve saf ve
esasatta Asya'yı ve Rumelini tenvir ve mutazammın oldu u istidad-ı kemalin tohumları
hürriyetin ya muru
--- sh:»(D:68) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------ile ne v ü nema bularak rengârenk elvan ile tezyin edece ini bu fâl-i hayır bize müjde veriyor.
Bir mu'cize-i Peygamberîdir (A.S.M.) ve bu millet-i mazlumeye bir inayet-i lahîdir ve
cem'iyet-i milliyenin niyet-i hâlisanesinin bir kerametidir ki, bu maden-i saadet ve hürriyet
olan eriat dairesindeki ittihad-ı kulûb ve muhabbet-i millî elimize meccanen girdi. Milel-i
saire milyonlarla cevahir-i nüfus feda etmekle kazandılar. Ölmü olan hissiyat ve âmâl ve
müyulat-ı âliye-i milliyemizi ve ahlâk-ı hasene-i slâmiyemizi bu küre-i arz denilen (cezbe
tutmu mevlevî gibi) meczub cevvalin sımahında tanin-endaz ve umum milleti sürur ile bir
garib ihtizaza getiren sadâ-yı hürriyet ve adalet, nefh-i sûr-u srafil gibi hayatlandırıyor.
Sakın ey ihvan-ı vatan! Sefahetlerle ve dinde lâübaliliklerle tekrar öldürmeyiniz. Ve
bütün efkâr-ı fasideye ve ahlâk-ı rezileye ve desais-i eytaniyeye ve tabasbusata kar ı; eriat-ı
garra üzerine müesses olan kanun-u esasî Azrail hükmüne geçti, onları öldürdü.
Ey hamiyetli ihvan-ı vatan! srafat ve hilaf-ı
--- sh:»(D:69) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------eriat ve lezaiz-i nâme rua ile tekrar ihya etmeyiniz! Demek imdiye kadar mezarda idik,
çürüyorduk. imdi bu ittihad-ı millet ve me rutiyet ile rahm-ı madere geçtik, ne v ü nema
bulaca ız. Yüz bu kadar sene geri kaldı ımız mesafe-i terakkiden in âallah mu'cize-i
Peygamberî (A.S.M.) ile, imendifer-i kanun-u er'iye-i esasiyeye amelen ve burak-ı
me veret-i er'iyeye fikren binece iz. Bu vah et-engiz sahra-yı kebiri zaman-ı kasırada
tekemmül-ü mebadi cihetiyle tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza
müsabaka edece iz. Zira onlar kâh öküz arabasına binmi ler, yola gitmi ler. Biz birdenbire
imendifer ve balon gibi mebadiye binece iz, geçece iz. Belki câmi'-i ahlâk-ı hasene olan
hakikat-ı slâmiyenin ve istidad-ı fıtrînin, feyz-i imanın ve iddet-i cû'un hazma verdi i teshil
yardımıyla fersah fersah geçece iz. Nasıl ki vaktiyle geçmi tik.
Talebeli in bana verdi i vazife ile ve hürriyetin ferman-ı mezuniyetiyle ihtar
17
ediyorum ki:
Ey ebna-yı vatan! Hürriyeti sû'-i tefsir etmeyiniz, tâ elimizden kaçmasın. Ve müteaffin
--- sh:»(D:70) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------olan eski esareti ba ka kabda bize içirmekle bizi bo masın. (Ha iye) Zira hürriyet, müraat-ı
ahkâm ve âdâb-ı eriat ve ahlâk-ı hasene ile tahakkuk ve ne vünema bulur. Sadr-ı evvelin yani
sahabe-i kiramın o zamanda âlemde vah et ve cebr-i istibdad hükümferma oldu u halde,
hürriyet ve adalet ve müsavatları bu müddeaya bir bürhan-ı bahirdir. Yoksa hürriyeti sefahet
ve lezaiz-i nâme rua ve israfat ve tecavüzat ve heva-i nefse ittiba'da serbestiyet ile tefsir ü
amel etmek; bir padi ahın esaretinden çıkmakla ve alçakların istibdadı ve esaret-i rezilesinin
altına girmekle beraber milletin çocukluk istidadını ve sefih oldu unu gösterdi inden,
paralanmı olan eski esarete lâyık ve hürriyete adem-i liyakatını gösterir. Zira sefih
mahcurdur. Geni ve mü a' a' olan yeni hürriyet-i er'iyeye adem-i liyakat, (zira çocu a geni
olmaz) anlı olan ittihad-ı millîyi, bozulmu ve müteaffin olan hâlât ile fena bir hastalı a
hedef edecektir. Zira ehl-i takva ve vicdanın tefsiri böyle de il. Mezhebi de muhalif olacaktır.
Biz Millet-i Osmaniye erke iz.
(Ha iye): Evet daha deh etli bir istibdad ile, pek acı ve zehirli bir esareti bize içirdiler.
--- sh:»(D:71) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------
Kamet-i merdane-i istidad-ı milliyemize kadınların libası gibi süslü sefahet ve hevesat ve
israfat yakı mıyor. Binaenaleyh aldanmayalım.
( . ^7 YR )=
kaidesini düstur-ul amel
yapalım. öyle ki:
Ecnebiyede terakkiyat-ı medeniyeye yardım edecek noktaları (fünun ve sanayi gibi)
maalmemnuniye alaca ız.
Amma medeniyetin zünub ve mesavîsi olarak bazı âdât ve ahlâk-ı seyyie ki,
ecnebilerde mehasin-i medeniye-i kesîresiyle muhat oldu u için çirkinli ini o kadar
göstermiyor. Biz ise aldı ımız vakit sû'-i tali' cihetiyle ve sû'-i intihab tarîkıyla mü kil-üt
tahsil mehasin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-u medeniyeti
kesbetti imizden, muhannes gibi (yani kadınla mı erkek gibi) veya mütereccile gibi (yani
erkekle mi kadın gibi) oluruz. Kadın erkek gibi giyinse maskara olur. Erkek kadın gibi
süslense muhannesliktir, yakı maz. Merd ve âlîhimmet, zîb ü zîverle müzahref cilveli hanım
gibi olmamalı.
--- sh:»(D:72) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Elhasıl: Zünub ve mesavi-i medeniyeti, hudud-u hürriyet ve medeniyetimize
girmekten seyf-i eriatla yasak edece iz. Tâ ki, medeniyetimizin gençli i ve ebabeti, zülâl-i
ayn-il hayat-ı eriatla muhafaza olsun. Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır ki;
onlar Avrupa'dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber, her kavmin mâye-i bekası olan âdâtı milliyelerini muhafaza ettiler. Bizim âdât-ı milliyemiz slâmiyet'te ne v ü nema buldu u için
iki cihetle sarılmak zarurîdir.
Ey hamiyetli ebna-yı vatan! Cem'iyet-i millî ruhlarını feda etmekle saadetimize yol
açtılar. Biz de, bazı lezaizimizi terk ile onlara yardım edece iz. Zira o sofra-yı nimete beraber
oturuyoruz. Efkâr-ı faside sahibi yani hürriyet altında istibdadı ve mezalimi arzu edenler,
mevt-i ebedîye mazhar olan ve zaman-ı mazinin çukurunda medfun olan istibdadatı veyahut
seyl-i huru an-ı zaman içinde yuvarlanmı olan mezalimi, bir daha tema a etmemek için,
tarih-i hayat-ı hürriyetin beyanıyla, mazi ve hâl meyanında delinmez bir sedd-i âhenin çekmek
istiyorum.
--- sh:»(D:73) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------öyle ki: Bu inkılab, do urdu u hürriyeti e er me veret-i er'iyenin terbiyesine verse,
bu milletin eski satvet ve kuvvetini ihya edecektir. E er veba-yı a raz-ı ahsiyeye müsadif
olsa; istibdad-ı mutlaka dönecek, o çocuk ölecek. Hürriyet tam zamanında do du. Ahval ve
ilcaat-ı zaman tam terbiyesine hizmet ister. Sun'î ve ihtiyarî de il, tâ ki çok külfete muhtaç
18
olsun. Eski zaman gibi bu kadar tazyikatın tesiriyle me'yusiyet ve mahv olmak anından
olmayan hamiyet-i slâmiye o kadar galeyana gelmi ki, güya hürriyet rahm-ı maderde tekmil
ya a kadar gelmi . Kadem-nihade-i saha-i vücud oldu u anda hükümfermalı ını ilân ve hiçbir
müsademata kar ı tezelzüle ve delme e u ramayacak bir sedd-i âhenin gibi veyahut taht-ı
Belkısî gibi be hakaik-i sabite üzerine teessüs edecek.
Birinci Hakikat: Mecmu'da bir kuvvet bulunur, hiçbir ferd o kuvvete mâlik olamaz.
Bir kalın erit ile eczasından kalın bir telin kuvveti gibi.. veyahut efkâr-ı umumiyeyi
mutazammın yeni hükûmetimiz ve eski hükûmetimiz gibi. Ey millet! Biz imdi kalın eridiz.
Her kim muhalefet ile veyahut
--- sh:»(D:74) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------hodserane ile bunu zaîf etse, umumun hakkına affolunamaz bir cinayettir.
kinci Hakikat: Zaman-ı salifte, yani galebe-i vah et vaktinde âlemde hükümferma,
vah etin mahsulü ve tedenni ve inkırazın mahkûmu olan kuvvet ve cebrin saltanatı idi.
Herhangi devletin deveran-ı demmi yerine girmi ise, öyle devletlerin sahaif-i tarihiyeleri
bayku ların â iyaneleri gibi satırları inkırazlarını ça ırıyorlar, ba ırıyorlar. Tasallut-u
medeniyetin zamanında âlemin hükümranı, ilim ve marifettir. Müvellidi medeniyet ve anı
tezayüd ve ömrü ebedî oldu undan herhangi devletin hayat ve müdebbiri olmu ise, o
hükûmeti kendi gibi kayd-ı ömr-ü tabiîden ve ecel-i inkırazdan tahlis ve küre-i arz kadar
ya amasına istidad vermi . Kitab-ı Avrupa sahaifi bunu alenen gösteriyor.
E er denilse: imdiye kadar bu hükûmet-i zaîfeyi âdi adamlar idare edebilirlerdi.
Fakat bu kadar metin ve deh etli, kaviyyen emel etti imiz yeni hükûmeti omuzunda ta ıyacak
hârika ve dâhî adamlar lâzımken, Asya ve Rumeli tarlası acaba öyle mahsulât verecek mi?
--- sh:»(D:75) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Buna cevab: E er ba ka inkılablar ba a gelmezse, evet. Ve Üçüncü Hakikat'a dikkat
et. öyle ki:
Bu zaman-ı mazide insan istidad-ı gayr-ı mütenahîye mâlik iken o kadar dar ve
mahdud daire içinde hareket ediyordu ki: Güya insan iken hayvan gibi ya adı ından, efkâr ve
ahlâkı o daire nisbetinde tedenni etmi ve mahsur kalmı tı. imdi bu er'î hürriyet-i âdilane
e er ya asa ve bozulmazsa, fikr-i be erin a ır zincirlerini paralamakla ve istidad-ı terakkiye
kar ı sedleri herc ü merc ederek o küçük daireyi dünya kadar tevsi' edebilir. Hattâ benim gibi
bir köylü adam, süreyya kadar ulvî olan idare-i umumîyi nazara alacak. Âmâl ve müyulatın
filizlerini orada ba layacak. Ve herbir fiil ve tavrının orada bir ihtizaz ile zîmedhal
bulunaca ından, himmeti Süreyya kadar teali ve ahlâkı o derece tekemmül ve efkârı memaliki Osmaniye kadar tevessü' edece inden; Eflatunları, bn-i Sinaları ve Bismarkları, Dekartları
ve Taftazanîleri in âallah geri bırakacak. Bu kuvvetli Asya ve Rumeli tarlası çok übban-ı
vatan mahsulü verece inden kaviyyen ümidvarız.
--- sh:»(D:76) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Lâsiyyema u memalik-i Osmaniye umum enbiyanın mahall-i zuhuru ve devlet-i
mütemeddine-i salifenin mehd-i te ekkülü ve ems-i slâmiyetin ma rık-ı tulûu oldu undan,
insanların fıtratlarında ektikleri bu üç istidadat-ı kemal bu hürriyetin ya muru ile ne v ü nema
bulsa, herkesin istidadı ve fikr-i münevverinin dal ve budakları ecere-i tûbâ gibi her tarafa
açacaktır. Ve arkın garba nisbetini, seherin guruba nisbeti gibi edecektir. E er sûs-ü ataletle
ve sümum-u a raz ile kurutulmazsa.
Dördüncü Hakikat: eriat-ı Garra Kelâm-ı Ezelî'den geldi inden ebede gidecektir.
Zira ecere-i meyl-ül istikmal-i âlemin dalı olan insandaki meyl-üt terakkinin mahsul ve
semeresi olan istidadın telahuk-u efkârla hasıl olan netaicinin te errüb ve tegaddi ile büyümesi
nisbetinde, eriat-ı Garra aynen maddî zîhayat gibi tevessü' ve intibak edece inden ezelden
gelip ebede gidece ine bürhan-ı bahirdir. Asr-ı Saadet olan sadr-ı evvelin hürriyet ve adalet
ve müsavatı bahusus o zamanda delil-i kat'îdir ki, eriat-ı Garra müsavatı ve adaleti ve hakikî
hürriyeti cemi' revabıt ve levazımatıyla câmi'dir.
19
--- sh:»(D:77) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------mam-ı Ömer (R.A.), mam-ı Ali (R.A.) ve Salahaddin-i Eyyubî âsârı bu müddeaya delil-i
alenîdir. Buna binaen kat'iyyen hükmediyorum: imdiye kadar noksaniyetimiz ve
tedenniyatımız, sû'-i ahvalimiz dört sebebden gelmi :
1- eriat-ı garranın adem-i müraat-ı ahkâmından
2- Bazı müdahinlerin keyfemaye a sû'-i tefsirinden
3- Zahirperest âlim-i cahilin veyahut cahil-i âlimin taassubat-ı nâ-be-mahallinden
4- Sû'-i tali' cihetiyle ve sû'-i intihab tarîkıyla mü kil-üt tahsil olan Avrupa mehasinini
terk ederek çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub ve mesavi-i medeniyeti tuti gibi
takliddendir ki, bu netice-i seyyie zuhur ediyor. Memurîn hakkıyla vazifesini îfa etse, memur
olmayan ilcaat-ı zamana muvafık sa'yetse, sefahete vakit bulamıyacaktır. Bu iki kısmın
herhangisinde bir ferd, sefahete inhimak gösterdi ise, bu heyet-i içtimaiye içinde muzır bir
mikrop suretine giriyor.
--- sh:»(D:78) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Be inci Hakikat: Zaman-ı sâbıkta revabıt-ı içtima' ve levazım-ı taayyü ve fevaid-i
medeniyet o kadar tekessür ve te a'ub etmedi inden, bazı kalil adamların fikri, devletin
idaresine yarı kâfi gibi idi. Amma bu zamanda revabıt-ı içtima' o kadar tekessür etmi ve
levazım-ı taayyü o derece taaddüd etmi ve semerat-ı medeniyet o kadar tefennün etmi ki,
ancak yalnız kalb-i millet hükmünde olan meclis-i meb'usan ve fikr-i ümmet makamında olan
me veret-i er'î ve seyf ve kuvvet-i medeniyet menzilinde bulunan hürriyet-i efkâr o devleti
ta ıyabilir. Ve idare ve terbiye edebilir. Bu hakikata misal; eski hükûmet-i müstebide, yeni
hükûmet-i me rutadır.
Üçüncü Hakikat'ın bana verdi i vazife ile ve hürriyetin ferman-ı mezuniyetiyle (üç
ey) ihtar ediyorum.
Birincisi: Bir cisim birden zerrattan tahallül ve yeni zerrattan te ekkül eylemesi muhal
olaca ından, cism-i devletin birden memurîni ref' ve yenilerini ikame eylemesi muhal olmasa
da, müteazzirdir. Binaenaleyh istidad-ı habis ve kabil-i ıslah olmayan
--- sh:»(D:79) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------adamları zâten cism-i devlet def'-i tabiî ile ifraz edecektir. Amma kabil-i ıslah olanlar zâten
güne garbdan tulû' etmedi inden tövbenin kapısı açıktır. Bunların tecrübelerinden istifade
etmeli. Bunların yerini dolduracak kırk sene lâzım. Yoksa umumu aleyhinde itale-i lisan ve
terzil etmek, bu anlı olan ittihad-ı milleti -bozulmu bazı efkâr ve ahlâklarına binaen- bir
hastalı a hedef edecektir.
kincisi: Ben ark'ın da larında büyümü idim. Merkez-i hilafeti güzel tahayyül
ediyordum. Vakta ki, bundan yedi-sekiz ay mukaddem Dersaadet'e geldim. Gördüm ki:
stanbul tevahhu ve tenafür-ü kulûb sebebiyle medenî libası giymi vah i bir adama
benzerdi. imdi ittihad-ı millî sebebiyle medenî adam, fakat yarı medenî, yarı vah i libasında
bize arz-ı dîdar ediyor. Evvel arkta fenalı ın sebebi, arkın uzvu hastalanmı zannediyordum.
Vakta ki, hasta olan stanbul'u gördüm. Nabzını tuttum. Te rih ettim. Anladım ki, kalbindeki
hastalıktır, her tarafa sirayet eder. Tedavisine çalı tım, bir divanelikle taltif edildim.
--- sh:»(D:80) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------Hem de gördüm ki; medeniyet-i hakikiyeyi te kil eyleyen slâmiyet, maddî cihetinde
medeniyet-i hazıradan geri kalmı . Güya slâmiyet sû'-i ahlâkımızdan darılmı mazi tarafına
dönüp gidiyor, zaman-ı saadete bizi ikayet edecektir. Bunun en büyük sebebi; istibdaddan
sonra, mür id-i umumî üç büyük ubenin -ki "cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif
veyahut
-D 6 B" > 2 #" _/. ` P a9 P #* 9% ( + beytinin mâsadakı olan ehl-i medrese
ve ehl-i mekteb ve ehl-i tekyenin- tebayün-ü efkâr ve tehalüf-ü me aribidir.
Bu tebayün-ü efkâr ahlâk-ı slâmiyenin esasını sarsmı , ittihad-ı milleti çatalla tırmı ,
terakkiyat-ı medeniyeden geri bırakmı tır. Zira biri ifrat ile di erini tekfir ve tadlil ediyor.
20
Öteki tefrit ile onu techil ve gayr-ı mutemed addediyor. Bunun çaresi, tevhid ile ve
efkârlarının mabeyninde teyid ile münasebet ile musalahadır. Tâ itidal noktasında musafaha
ile birle meli ki, aheng-i terakkiyi ihlâl etmesinler.
Üçüncüsü: Ben vaizleri dinledim. Nasihatları
--- sh:»(D:81) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------bana tesir etmedi. Dü ündüm. Kasavet-i kalbimden ba ka üç sebeb buldum:
Birincisi: Zaman-ı hazırayı zaman-ı salifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeayı
parlak ve mübala alı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için isbat-ı müddea ve müteharri-i hakikatı
ikna lâzım iken ihmal ediyorlar.
kincisi: Bir eyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim eyi tenzil
edeceklerinden, müvazene-i eriatı muhafaza etmiyorlar.
Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan hale mutabık, yani ilcaat-ı zamana muvafık, yani
te his-i illete münasib söz söylemezler. Güya insanları eski zaman kö elerine çekiyorlar,
sonra konu uyorlar.
Hasıl-ı kelâm: Büyük vaizlerimiz hem âlim-i muhakkik olmalı, tâ isbat ve ikna etsin.
Hem hakîm-i müdakkik olmalı, tâ müvazene-i eriatı bozmasın. Hem belig-i mukni' olmalı, tâ
mukteza-yı hal ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylesin ve mizan-ı eriatla tartsın ve böyle
olmaları da arttır.
Ya asın eriat-ı Garra!.. Ya asın adalet-i
--- sh:»(D:82) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------lahî!.. Ya asın ittihad-ı millî!.. Ölsün ihtilaf!.. Ya asın muhabbet-i millî!.. Gebersin a raz-ı
ahsiye ve fikr-i intikam!.. Ya asın ecaat-ı mücessem askerler!.. Ya asın satvet-i mü ahhas
ordular!..Ya asın akıl ve tedbir-i mücessem dindar cem'iyet-i ahrar ve Nur Talebeleri!
Said Nursî
***
(Ha iye): Medar-ı ibret ve hayrettir ki, kırküç sene evvel hürriyetin üçüncü gününde stanbul'da hem sonra
Selanik'te Meydan-ı Hürriyet'te binler siyasîlere kar ı dava etti i ve bütün kuvvetiyle eriatı istedi i ve hürriyeti
ve me rutiyeti eriata hizmetkâr yaptı ı ve sonra 31 Mart'ta Hareket Ordusu gayet deh et ve iddetle eriat
isteyenleri mes'ul ettikleri zamanda Divan-ı Harb-i Örfî'de Said'in bu münte ir nutuklarından tam beraet verildi i
halde; imdi ise siyaseti otuz seneden beri bıraktı ı ve o nutuklarına nisbeten siyasete pek az teması için 27 sene
dinsizlik hesabına i kenceler ve gaddarane azab ve cezalar verenler, elbette din namına zulmettiklerini ve
engizisyonlardan daha zalim olduklarını isbat eder.
Said Nursî
21
Download

16-Divan - lemalar