UNIT 15
CAN I SEND A LETTER?
Giriş: “Modal”; Türkçe’de “kip” olarak adlandırılabilir ve bu kelime grubu İngilizce‘de önemli bir rol oynar.
Kipler fiile “–meli/-malı, -ebilmek” gibi anlamlar katar. Bu yardımcı fiilleri kullanarak çeşitli durumlar için
çeşitli cümleler üretilebilir. Kipler belli durumlardaki düşünce ve tutumları ifade eder. Örneğin modal
kullanarak bir işin zorunluluğundan, gerekliliğinden, olasılığından, bahsedilebilir, tavsiyelerde bulunulabilir
ya da tercihler ifade edilebilir. Bu ünitede yetenek, kabiliyet, rica, istek, olasılık bildiren kiplerden söz
edilecektir.
Modals: “can/could”, “may/might”, “must”, “have/has to”
“Modal verbs” olarak adlandırılan kipler, yardımcı fiillerin farklı bir türüdür. Kipler, dört açıdan diğer
tüm fiil ve fiil türlerinden ayrılırlar. Her kip, cümlenin eylemine (rica, istek, zorunluluk, yasaklama,
yetenek v.b.) çok farklı anlamlar katar ve genellikle geniş zamanda olumlu (+), olumsuz (-) ve soru
(?) cümlelerinde kullanılırlar. Geniş Zamanda, kiplerden sonra kullanılan fiiller yalın halde olur.
1) Kiplerden sonra kullanılan fiillerin önüne mastar (infinitive) eki olan “to” yapısı gelmez.
Örn.; I can speak English fluently. (I can to speak English fluently. ŞEKLİNDE DEĞİL!)
(Akıcı bir şekilde İngilizce konuşabilirim/konuşabiliyorum.)
2) Kipler ile birlikte kullanılan fiillerin sonuna, geniş zamanda özne herhangi bir 3. tekil şahıs
(he/she/it) zamiri olsa bile herhangi bir değişiklik olmaz,“-s” eki gelemez.
Örn.; Ayşe can’t swim very well. (Ayşe can’t swims very well. ŞEKLİNDE DEĞİL!)
(Ayşe çok iyi yüzemez.)
3) Kipler ile soru (?) cümlelerini ve olumsuz (-) cümleleri “do” yardımcı fiiline ihtiyaç duymaksızın
kurabiliriz.
Örn.;
‘Can you help me?’ ‘Yes, I can.’
(‘Bana yardımcı olabilir misin?’ ‘Evet, olabilirim.’)
(‘Do you can help me? Yes, I do can.’ ŞEKLİNDE DEĞİL!)
4) Kipler hiçbir zaman mastar eki olan ve normalde fiillerden önce kullanılan “to” ile birlikte
kullanılamaz. Kiplerin, diğer fiillerde olduğu gibi (“past participle” denilen) geçmiş zaman çekimli
halleri (2. ve 3. hal) yoktur. Bunun yerine geçmiş zamanlı cümlelerde kiplerin farklı şekilleri kullanılır.
Can/Can’t (-ebilmek/-ebilmemek; -ebilememek)
English 4 U English I-II
(+):
(?):
(-):
92
92
I can swim
You can swim
He/she/it can swim
We/they can swim
Can I swim? Can you swim?
Can he/she/it swim?
Can we/they swim?
I cannot swim You cannot swim He/she/it cannot swim We/they cannot swim
“Can” yapısı olumlu cümlelerde kullanıldığı zaman özne veya nesne ile ilgili olarak cümleye
a) yetenek/beceri/kabiliyet, b) olasılık ve c) izin;
olumsuz cümlelerde kullanıldığı zaman cümleye
a) yeteneksizlik, b) imkansızlık ve c) yasaklama/kısıtlama anlamı katarken,
soru cümlelerinde kullanıldığında ise yetenek/istek/rica/temenni anlamları katar.
My brother can play basketball well.
(Benim erkek kardeşim iyi basketbol oynayabilir.) (Yetenek)
She can’t ski well.
(O, iyi kayak yapamaz.) (yeteneksizlik)
Could (-ebilirdi; “can” yapısının geçmiş zamanlı şeklidir.)
(?):
Could I swim?
Could you swim?
Could he/she/it swim?
Could we/they swim?
When I was a little boy, I could play the piano.
(Küçük bir çocukken piano çalabiliyordum.) (Geçmiş yetenek)
When she was 10, she could cook delicious meals.
(O, 10 yaşındayken, lezzetli yemekler yapabiliyordu.) (Geçmiş yetenek)
Bu yapı, “can” yapısının geçmiş zamanlı şekli olmakla birlikte yaygın olarak geniş zamanlı rica, istek
cümlelerinde kullanılır.
Can you open the door, please?
(Kapıyı açabilir misin lütfen?)
Be able to (-ebilmek; bir işin üstesinden gelebilmek)
(+):
I am able to pass the exam. He/she is able to
carry that heavy box. We/you/they are able
to climb that mountain.
I am not able to pass the exam.
He/she is not able to carry that heavy box.
We/you/they are not able to climb that mountain.
(-):
Am I able to pass the exam?
Is he/she able to carry that heavy box?
Are we/you/they able to climb that mountain?
(?):
“Be able to” yapısı, ifade ettiği anlam açısından “can” yapısı ile aynıdır, fakat kullanım şekli açısından
“can” yapısından farklıdır. “Be able to” yapısı “can” yapısınıdan farklı olarak birçok zaman diliminde
(Present Simple, Past Simple, Future Tense…) kullanılabilir.
Elif is able to speak three languages. (Simple Present Tense)
(Elif üç dil konuşabilir.)
Yüksel was able to cook delicious meals when she was only 10 years old. (Past Simple Tense)
(Yüksek sadece 10 yaşındayken lezzetli yemekler yapabilirdi.)
Hakan will probably be able to be attorney general after four years. (Future Tense)
(Hakan muhtemelen 4 yıl sonra savcı olacak.)
May/May not (-ebilir; -ebilmeyebilir)
(+):
(-):
I may swim
I may not swim
You may swim
You may not swim
He/she/it may swim
We/they may swim
He/she/it may not swim We/they may not swim
“May” ve “might” yapıları, gerek kullanım şekilleri ve cümledeki yerleri, gerekse ifade ettikleri
anlamlar açısından birbirleriyle aynıdır ve geniş zamanlı ‘istek, rica, temenni’ veya ‘olasılık’
cümlelerinde kullanılırlar. Anlam farkı açısından bakıldığında, may = yapabilir, may not = yapmayabilir
anlamlarına gelmektedir.
Örn.; ‘It is really sunny and hot. We may go on picnic.’
‘May I have a Turkish kebab, please?’
(‘Hava gerçekten çok güneşli ve sıcak. Pikniğe gidebiliriz.’) (‘Kebap alabilir miyim lütfen?’)
A: May I ask a question? B: Yes, you may.
We may go on picnic in the afternoon.
May I bring you a can of coke?
English 4 U English I-II
Önemli Not: “may” yapısının soru cümlesi şekli ve olumsuz cümleledeki kullanımının
kısaltması bulunmamaktadır.
93
93
Might/Might not
“Might”, geniş zaman cümlelerinde kullanıldığında zayif ihtimal belirtir.
(+): I might swim
You might swim
He/she/it might swim
We/they might swim
Might you swim?
Might he/she/it swim?
Might we/they swim?
(?): Might I swim?
(-): I might not swim You might not swim He/she/it might not swim We/they might not swim
We might visit our relatives this weekend. (Bu
hafta sonu akrabalarımızı ziyaret edebiliriz.)
5.
94
94
Fruits
a lot of vitamins.
UNIT 16
I HAD BETTER TRY IT ON
Giriş: Bir önceki ünitede olduğu gibi bu ünitede de “kiplerden” söz edilecektir. Bu bölümde işlenecek olan
kipler zorunluluk, tavsiye, öğüt, ikaz, uyarı ve yasaklama anlamları taşırlar.
Must / Mustn’t (yapmalı / yapmamalı)
(+):
(?):
(-):
I must swim
You must swim
He/she/it must swim
We/they must swim
Must I swim?
Must you swim?
Must he/she/it swim?
Must we/they swim?
I must not swim You must not swim He/she/it must not swim We/they must not swim
“Must” yapısı, geniş zamanlı olumlu cümlelerde ‘vicdani, içten gelen zorunlulukları ve kişisel
sorumlulukları’, olumsuz cümlelerde ise ‘kuvvetli tavsiye, öğüt, ikaz, uyarı, yasaklama v.b.’ durumlarını
ifade etmek için kullanılır.
Örn.;
My room is quite dirty and untidy. I must clean and tidy it immediately.
(Odam oldukça kirli ve düzensiz. Onu derhal temizlemeli ve düzenlemeliyim.
Oh, you look very tired and ill! You must see a doctor right now.
(Sen çok yorgun ve hasta görünüyorsun. Derhal bir doktora görünmelisin.)
You mustn’t smoke here! You mustn’t walk on the grass. You mustn’t speak loudly.
(Burada sigara içmemelisin!) (Çimenler üzerinde yürümemelisin.) (Yüksek sesle konuşmamalısın!)
Have-Has to / Don’t-Doesn’t have to (yapmak zorunda / yapması gerekmez)
(+):
(?):
(-):
I have to do...
He/she has to do...
Do I have to do...?
Does he/she have to do...?
I do not have to do... He/she does not have to do...
We/you/they have to do...
Do we/you/they have to do...?
You/we/they do not have to do...
“have/has to” yapısı, geniş zamanlı olumlu cümlelerde ‘çevresel, dıştan (otoriteden) gelen
zorunlulukları ve toplumsal, ailesel, mesleki sorumlulukları’, olumsuz cümlelerde ise ‘yapmak zorunda
olmadığımız’ durumları ifade etmek için kullanılır.
If I want to graduate from university, I have to study hard.
(Eğer üniversiteden mezun olmak istiyorsam, çok çalışmak zorundayım.)
Soldiers have to wear military uniform all over the world.
(Tüm dünyada askerler askeri üniforma girmek zorundadır.)
Civil servants do not have to go to work on official holidays.
(Memurlar resmi tatillerde işe gitmek zorunda değiller.)
I have to wake up early tomorrow.
You have to come to work at 8:00 a.m.
She has to call the police if there is any problem.
He has to visit them as soon as possible.
They have to bring it back to us.
English 4 U English I-II
Örn.;
97
97
Should / Shouldn’t (yapmalı / yapmamalı)
(+):
(?):
(-):
I/you/he/she/it/we/they should do...
Should I/you/he/she/it/we/they do...?
I/you/he/she/it/we/they should not do...
Bu yapı, “must” yapısı ile karıştırılmamalıdır. “Should” yapısında herhangi bir zorunluluk anlamı
bulunmayıp, tavsiye, öğüt, nasihat mesajı verir.
You look terrible. You should see the doctor!
(Kötü görünüyorsun. Doktora görünmelisin!)
Your exam results are really bad. You should study harder!
(Sınav sonuçların gerçekten çok kötü. Daha çok çalışmalısın!)
I have headache. Should I take this medicine?
(Baş ağrım var. Bu ilacı almalı mıyım?) You
have a bad cough. You shouldn’t smoke!
(Kötü öksürüyorsun. Sigara içmemelisin!)
Had better / Had better not (yapsa iyi olur / yapmasa iyi olur)
(+):
(-):
I had better go
I had better not go
He/she/it had better go
We/you/they had better go
He/she/it had better not go We/you/they had better not go
“Had better” yapısında herhangi bir zorunluluk anlamı bulunmayıp, herhangi bir şeyin yapılması veya
yapılmaması konusunda kuvvetli tavsiye, öğüt, nasihat anlamı vardır.
Örn.;
Oh! It’s getting dark. I had better go!
(Hava kararıyor. Gitsem iyi olur.)
Past Forms of Some Modals
Could/Couldn’t (yapabilirdi; yapabildi/yapamazdı)
(+):
I could swim.
He/She/It could swim.
We/You/They could swim.
(-):
Could I swim?
Could he/she/it swim?
Could we/you/they swim?
(?):
I could not swim.
He/She/It could not swim. We/You/They could not swim.
“Could” yapısı, “can” yapısının geçmiş zamana göre çekimlenmiş şeklidir. “Could” Geçmiş Zamanlı
cümlelerde kullanılmakla birlikte, Geniş Zamanlı cümlelerde ‘istek, rica, temenni’ anlamlarını taşır.
Örn.; When I was a child, I couldn’t speak German. But, I can speak German fluently now.
(Ben çocukken, Almanca konuşamazdım. Ancak şu an Almanca’yı akıcı bir şekilde konuşabiliyorum.)
Could you get me a cup of coffee, please?
Could you open the window, please?
(Bana bir fincan kahve getirebilir misin lütfen?)
(Pencereyi açabilir misin lütfen?)
English 4 U English I-II
Had to (yapmak zorundaydı)
98
98
(+):
I/you/ he/she/we/they had to study hard. Did
(-):
I/you/he/she we/they have to study hard? I/you/
(?):
he/she we/they did not have to study hard.
“Had to” yapısı, geniş zamanlı cümlelerde kullanılan “have/has to” ve “must” yapılarının geçmiş
zamana göre çekimlenmiş şeklidir. Bu kip, geçmişte yapmak zorunda olduğumuz işleri ifade etmek
için kullanılır.
Örn.;
I had to study hard before the exam, but I couldn’t do.
(Sınavdan önce çok çalışmak zorundaydım, ancak yapamadım.)
999
999
UNIT 17
THEY ARE MADE IN TURKEY
Giriş: Temel cümle yapısında genellikle özne (işi yapan) ve fiil (yapılan iş) belirtilerek cümle oluşturulur ve
bu tür cümlelere etken (active) cümle denir. Ancak, eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne bilinmiyor veya
belirtilmek istenmiyorsa cümle edilgen hale getirilir. Örneğin “Ali camı kırdı.” cümlesinde “Ali” cümlenin
öznesidir yani işi yapan kişidir ve bu cümledeki fiil etken (active) bir fiildir. Fakat “Cam kırıldı.” cümlesinde
“cam”, işi yapan değil; işten etkilenendir, dolayısıyla bu cümlenin fiili edilgen (passive) bir fiildir. Bu ünitede
temel zamanların edilgen şekilleri üzerinde durulacaktır.
Passive Voice (Edilgen Cümleler)
Bir etken cümleyi edilgen yapabilmek için; a) etken cümlenin nesnesinin edilgen cümlenin öznesi
konumuna getirilmesi, b) “be”nin zamanlara ve kiplere göre uygun olan şeklini kullanılması, c) cümlenin
fiilinin mutlaka üçüncü halde (past participle) olması gerekir.
ETKEN
A
I
I
I
will
water
watered
water
EDİLGEN
B
the flowers.
the flowers.
the flowers.
B
The flowers
are watered
were watered
The flowers
The flowers will be watered
A
by me.
by me.
by me.
Simple Present
(+):
I am invited to conferences. He/she is invited to conferences.
We/you/they are invited to conferences.
(?):
Am I invited to conferences? Is he/she invited to conferences?
Are we/you/they invited to conferences?
(-):
I am not invited to conferences. He/she is not invited to conferences.
We/you/they are not invited to conferences.
A: My mother does the housework willingly.
(Annem ev işlerini gönüllü olarak yapar.)
B: Housework is done (by my mother) willingly.
(Ev işleri (annem tarafından) gönüllü olarak yapılır.)
A: They produce Formula 1 car tires in Kocaeli.
(Onlar Formula 1 lastiklerini Kocaeli’de üretirler.)
B: Formula 1 car tires are produced (by them) in Kocaeli.
(Formula 1 araba lastikleri (onlar tarafından) Kocaeli’de üretilir.)
A: Painters paint most hotel rooms every year.
(Boyacılar çoğu otel odalarını her yıl boyarlar.)
B: Most hotel rooms are painted (by painters) every year.
(Çoğu otel odaları (boyacılar tarafından) her yıl boyanır.)
English 4 U English I-II
A: The gardener waters the flowers every day.
(Bahçıvan her gün çiçekleri sular.)
B: The flowers are watered (by the gardener) every day.
(Çiçekler hergün (bahçıvan tarafından) sulanır.)
101
101
101
Simple Past
(+):
(-):
(?):
I was examined
Was I examined?
I was examined
He/she/it was examined
Was he/she/it examined?
He/she/it was not examined
We/you/they were examined
Were we/you/they examined?
You/we/they were not examined
The letter was sent two days ago.
(Mektup iki gün önce gönderildi.)
The first plane was invented by Wright Brothers.
(İlk uçak Wright Kardeşler tarafından icat edildi.)
The burglar was arrested by the police yesterday.
(Hırsız, polis tarafından dün göz altına alındı.)
This car was bought this morning.
(Bu araba bu sabah satın alındı.)
Future
(+):
I will be examined
He/she/it will be examined
We/you/they will be examined
(-):
Will I be examined?
Will he/she/it be examined?
Will we/you/they be examined?
(?):
I will not be examined He/she/it will not be examined
You/we/they will not be examined
When will your car be repaired?
(Araban ne zaman tamir edilecek?)
One day the world will be ruled by the robots. (Günün
birinde dünya robotlar tarafından yönetilecek.)
102
102
102
UNIT 18
THEY WILL BE SHORTENED
Giriş: Edilgen cümle kurabilmemiz için ilgili etken cümlemizin fiilinin mutlaka geçişli (nesne alan) olması
gerekir. Bu ünitede de fiillerin edilgen yapıları üzerinde durulmaya devam edilecektir.
Present Continuous
(+):
(?):
(-):
I am being visited now.
He/she is being visited now.
Am I being visited now?
Is he/she being visited now?
I am not being visited now. He/she is not being visited now.
We/you/they are being visited now.
Are you/we/they being visited now?
We/you/they are not being visited now.
“Present Continuous Tense”te edilgen yapı, içinde bulunduğumuz anda meydana gelen edilgen
eylemlerden söz etmek için kullanılır.
Husband: I’m really hungry. Where is my soup?
(Gerçekten çok açım. Çorbam nerede?)
Wife: Wait a minute. It is being cooked now.
(Bir dakika bekle. Şimdi pişiriliyor.)
Present Perfect
(+):
(?):
(-):
I have been questioned
He/she has been questioned
You/we/they have been questioned
Have I been questioned
Has he/she been questioned ?
Have you/we/they been questioned ?
I have not been questioned He/she has not been questioned You/we/they have not been
questioned
“Presen Perfect Tense”’te edilgen yapı, içinde bulunduğumuz ana kadar etkisini sürdüren ve önemini
koruyan geçmiş eylem veya olaylardan söz etmek için kullanılır.
My house has been sold this morning.
(Evim bu sabah satıldı.)
English 4 U English I-II
İki Nesneli Fiiller
Türkçe’de olduğu gibi, İngilizce’de de iki nesneye ihtiyaç duyan fiiller bulunmaktadır. Bu fiillerle iki
şekilde edilgen cümle kurulabilir.
I gave Ahmet a birthday present.
VEYA
( Ben Ahmet’e bir doğum günü hediyesi verdim.)
(Ben doğum günü hediyesini Ahmet’e verdim.)
Bu cümlelerin iki olası edilgen şekilleri vardır.
Ahmet was given a birthday present.
(Ahmet’e bir doğum günü hediyesi verildi.)
106
106
I gave a birthday present to Ahmet.
VEYA
A birthday present was given to Ahmet.
(Bir doğum günü hediyesi Ahmet’e verildi.)
Edilgen Cümlelerde “by” Yapısının Kullanımı
Edilgen cümlelerde daha çok eylem veya olayın kendisiyle ilgileniriz. Eğer eylemin veya olayın kim/ne
tarafından gerçekleştirildiğini söylemek istersek “by” yapısını kullanırız.
The telephone was invented by Alexander Graham Bell.
(Telefon Alexander Graham Bell tarafından icat edildi.)
The stolen car was found by the police last night.
(Çalınmış araba polis tarafından geçen gece bulundu.)
My car will be repaired by my friend next week.
(Arabam gelecek hafta arkadaşım tarafından tamir edilecek.)
A new documentary is being prepared for television by our company.
(Şirketimiz tarafından televizyon için yeni bir belgesel hazırlanıyor.)
10. Why did she go back to London after Canada?
107
107
UNIT 19
IF I WERE YOU I WOULD TAKE THAT ONE
Giriş: Koşul/şart cümleleri, birbirine bağlı olan olayları (yani birinin olması, diğerinin olması şartına bağlıysa)
ifade etmek için kullanılır. Şart cümleleri iki cümleden oluşur. Birisi “if” (eğer) kelimesiyle başlayan cümledir
ki buna “if clause” (if cümlesi) denir. Diğeri ise “if” cümlesine bağlı olan cümledir. Buna ise “main clause”
(ana cümle) denir. Cümleye “if clause” ya da “main clause” ile başlanabilir. Eğer cümleye “if clause” ile
başlanırsa, “if clause” ile “main clause” arasına virgül konur. Diğer kullanım şeklinde ise virgüle gerek
yoktur.
Conditional Clauses (Koşul Cümleleri)
İngilizce dilbilgisinde “Conditional Clauses” veya “If Clause” olarak adlandırılan “Koşul Cümleleri”,
ana cümledeki (main clause) iş-oluş-eylemin gerçekleşmesinin veya gerçekleşmemesinin, yan
cümledeki (subordinate clause) koşula bağlı olduğunu belirtmek için kullanılır. Bu dilbilgisi yapısının
özünü oluşturan ifade, koşul durumunu belirten ve Türkçe’de “eğer, şayet” anlamına gelen “if”
yapısıdır.
Look! If I need you, I will call you.
(Bak! Eğer sana ihtiyacım olursa, seni arayacağım.)
Look! I will call you ifIneed you.
(Bak! Eğer sana ihtiyacım olursa, seni arayacağım.)
Koşul cümlesi olumlu veya olumsuz olabilirken, ana cümle olumlu, olumsuz, soru veya emir cümlesi
olabilir.
If I learn his address, I will tell you.
(Eğer onun adresini öğrenirsem, sana söyleyeceğim.)
If their boss doesn’t give permission to them, they cannot go on holiday this summer.
(Eğer patronları izin vermezse, bu yıl tatile gidemeyecekler.)
If you need any help, what will you do? (Eğer
yardıma ihtiyacın olursa, ne yapacaksın?)
If you need any help, let me know.
(Eğer yardıma ihtiyacın olursa, bana haber ver.)
Anlam açısından bakıldığında, İngilizce’de koşul cümleleri dört temel bölüme ayrılır.
a) Conditional Clauses: Type 0
Bilimsel gerçekleri, doğal olayları, rutin işleri, alışkanlıkları anlatır.
Örn.; If you heat water, it boils.
(Eğer suyu ısıtırsan, o kaynar.)
b) Conditional Clauses: Type 1
Koşula bağlı olarak şu an veya gelecekte gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi muhtemel
olacak/olabilecek iş-oluş-eylemleri anlatır.
Örn.; If you lend me your dictionary, I will be very happy.
(Eğer bana sözlüğünü ödünç verirsen, çok mutlu olurum.)
English 4 U English I-II
If you need any help, please don’t call anybody, but me. (Eğer
yardıma ihtiyacın olursa, benden başka hiç kimseyi arama!)
111
c) Conditional Clauses: Type 2
Şu an gerçekleşmesi mümkün olan/olmayan iş, oluş ve eylemleri anlatır.
Örn.; If I were you, I would be here.
(Ben senin yerinde olsam, burada olurdum.)
d) Conditional Clauses: Type 3
Geçmişe ait durumları anlatır.
Örn.; If I had studied quite hard, I would have won a better programme.
(Eğer çok çalışmış olsaydım, daha iyi bir yeri kazanırdım.)
Her bir temel bölümün kendine ait bir zaman yapısı (tense) vardır;
If Clause, Main Clause
Conditional Clauses: Type 0
Present Simple Tense + Present Simple Tense
Present Modals
Örn.:
If you heat water at 100 °C, it evaporates.
(Eğer suyu 100 °C’de ısıtırsan, o buharlaşır.)
If you heat oil, it blows.
(Eğer petrolü ısıtırsan, o patlar.)
If you freeze water below zero, it turns into ice. (Eğer
suyu sıfırın altında dondurursan, o buza dönüşür.)
If you listen to music loudly with earphones, your ears get injured. (Eğer
kulaklıklarla yüksek sesle müzik dinlersen, kulakların zarar görebilir.) If I
wake up early at the weekend, I never get up and get out of the bed.
(Eğer haftasonu erken uyanırsam, asla yataktan kalkmam.)
ÖnemliNot: Bu dilbilgisi yapısında, if’li bölümde herhangi bir modal (kip) pek kullanılmaz. Modal
(kip) yapıları daha çok ana cümlede kullanılır.
Conditional Clauses: Type 1
Present Simple Tense + Future Tense, will/will not (won’t)
can/may (not)
Örn.:
If you call me, I will bring some sandwiches.
If someone asks me, let me know.
If you need me, I can help you.
If I find your keys, I will let you know.
If you take more regular exercise, you will be absolutely successful.
If you don’t hurry, we won’t catch the coach.
Conditional Clauses: Type 2
Past Simple Tense + would (not) + verb
could (not)
might (not)
English 4 U English I-II
Örn.:
112
If I went abroad, I would go to London.
If I were you, I wouldn’t do that.
If I had time, I would help you now.
If you studied your lessons quite much, you could be very successful.
If we had chance to go abroad now, we might go to California.
Conditional Clauses: Type 3
Past Perfect Tense + would (not) have v3
could (not) have v3
might (not) have v3
Örn.:
If I had earned much money, I would have bought a house.
If I had bought a house, I would have lived in it.
If Hakan had arrived here on time, we wouldn’t have missed our flight to New York.
If Nisa and Caner had been to London before, they would have known the British Museum.
5. He has many problems these days. He is
.
113
UNIT 20
I WISH HE WOULD RETURN VERY SOON
Giriş: İstek cümleleri gerçek dışı durumları ifade etmek için kullanılır. Örneğin, bir ürün satın almak
istiyorsunuz ve paranız yok. Bu durumda "Keşke param olsa" gibi bir ifade kullanmak isterseniz "I wish"
ifadesini kullanabilirsiniz. (I wish I had some money.) "Wish" kelimesini bu anlamı ile kullanırken cümlenin
zaman yapısına dikkat etmek gerekmektedir.
Wish Clauses (İstek Cümlesi)
İngilizce dilbilgisinde “Wish Clause ” olarak adlandırılan “İstek Cümleleri”, içinde bulunduğumuz anda
gerçekleşmek isteyip de gerçekleştiremediğimiz eylemleri ve oluşları ifade etmek için kullanılır.
“Wish” fiilini, “istemek, dilemek, arzu etmek” anlamlarında kullanacağımız zaman bir fiil ile birlikte
kullanmamız gerekmektedir.
Örn.;
I wish to see the manager as soon as possible.
(Müdürü mümkün olduğunca kısa sürede görmeyi istiyorum/arzuluyorum.)
My brother Hakan wishes to buy a new-model car.
(Kardeşim Hakan yeni model bir araba almayı istiyor/arzuluyor.)
Tanrıöver family wishes to move into a new house with a garage.
(Tanrıöver ailesi garajı olan yeni bir eve taşınmak istiyor/arzuluyor.)
İsteğimizi bir başkası aracılığıyla gerçekleştirmek istersek “wish” yapısının hemen ardından
nesnemizi (özel bir isim veya şahıs zamiri) getiririz.
I wish you good luck in the exam.
(Sınavında sana bol şans diliyorum.)
My brother Hakan wishes me swift recovery.
(Kardeşim Hakan bana acil şifalar diliyor.)
Tanrıöver family wishes them a worry-free journey.
(Tanrıöver ailesi onlara iyi yolculuklar diliyor.)
“I wish...” yapısı ile kullanılan isim cümlelerini Geniş Zaman veya Gelecek Zaman cümleleri yapısında
kullanamayız. Bu cümleler Geniş Zaman “Present Simple Tense” ifadeleri için Geçmiş Zaman “Simple
Past Tense”; Gelecek Zaman “Future Tense” ifadeleri için ise kiplerin ikinci halleri kullanılarak yapılır.
“I wish...” yapısı ile kullanılan Geçmiş Zaman cümleleri de -miş’li geçmiş zaman (geçmişin geçmişi)
diye ifade edebileceğimiz “Past Perfect Tense” yapısında kullanılır.
do => did
Örn.;
am/is/are => was/were
can => could
have/has done => had done
You are a quite lucky guy. I wish I were you now. (Keşke şu an senin yerinde olsam.)
I can see that your assignment is quite difficult. I wish I could help you. (Keşke sana yardımcı
olabilsem.)
Unfortunately, I can’t buy her a beautiful gift. I wish I had enough money to buy it. (Keşke
onu alabilmek için yeterli param olsa.)
English 4 U English I-II
Örn.;
117
A Wish about the Present
“Wish Clause” yapısını, içinde bulunduğumuz anda gerçekleşmeyen/gerçekleşemeyen olayları ifade
etmek için “wish + subject + past tense” formülüyle kullanırız.
Örn.;
Nisa works really hard. I wish (that) she didn’t work so hard.
(Nisa çok çalışıyor. Keşke o bu kadar çok çalışmasa.)
I can’t do anything for her health problem. I wish (that) doctors could do something.
(Onun sağlık problemi için elimden hiçbir şey gelmiyor. Keşke doktorlar birşeyler
yapabilse.)
A Wish about the Past
“Wish Clause” yapısını, geçmişte gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş olaylardan duyduğumuz
memnuniyetsizlikleri ve pişmanlıkları ifade etmek için “wish + subject + past perfect tense”
formülüyle kullanırız.
Örn.;
I had classes this morning. Because of that, I missed Formula 1 Chinese GP.
I wish I hadn’t had classes this morning.
(Bu sabah derslerim vardı. Bundan dolayı, Formula 1 Çin GP’sini kaçırdım. Keşke bu
sabah derslerim olmasaydı.)
She wasn’t here yesterday evening. She missed a great party.
I wish she had been here.
(O dün akşam burada değildi. Harika bir partiyi kaçırdı. Keşke burada olsaydı.)
My father worked late at his office yesterday, so he couldn’t attend dinner.
I wish he hadn’t worked so late.
(Babam dün ofisinde geç saatlere kadar çalıştı, bu yüzden akşam yemeğine katılamadı.
Keşke geç saatlere kadar çalışmasaydı.)
A Wish about the Future
“Wish Clause” yapısını, gelecekte gerçekleşmesini istediğimiz olayları ifade etmek için “wish +
subject + would veya could” formülüyle kullanırız.
Örn.;
English 4 U English I-II
I have classes tomorrow morning. Because of that, I will miss Formula 1 Chinese GP.
I wish I wouldn’t have classes tomorrow morning.
(Yarın sabah derslerim var. Bundan dolayı, Formula 1 Çin GP’sini kaçıracağım.
Keşke yarın sabah derslerim olmasa.)
118
She won’t be here tomorrow evening. She will miss a great party.
I wish she would be here tomorrow evening.
(O yarın akşam burada olmayacak. Harika bir partiyi kaçıracak.
Keşke o yarın akşam burada olsa.)
My father has to work late at his office tomorrow, so he can’t attend dinner.
I wish he wouldn’t have to work so late.
(Babam yarın ofisinde geç saatlere kadar çalışmak zorunda, bu yüzden akşam yemeğine
katılamaz. Keşke geç saatlere kadar çalışmak zorunda olmasa.)
UNIT 21
I NEED A CAR WHICH IS STRONG
Giriş: İngilizce’de “Relative Clause” olarak adlandırılan sıfat cümleleri, isimleri nitelemek için kullanılan
cümlelerdir. Bu yapıda özne ve nesne konumundaki insanları nitelemek için “who, “whom” veya “that”;
hayvanları, bitkileri ve cansız varlıkları nitelemek için ise “which” ya da “that” kullanılır.
Adjective Clauses – Sıfat Cümleleri
İsimleri, varlıkları, her türlü şeyi tanımlamak için kimi zaman tek kelimeden oluşan sıfatlar (örn.; good,
bad, handsome, ugly, light, heavy), kimi zaman birkaç kelimeden oluşan sıfat tamlamaları (örn.;
twelve-year- old, good-looking, bad-mannered) kullanılır. Sıfat cümleleri de tıpkı sıfat ve sıfat tamlaları
gibi sadece isimleri niteler.
Atatürk is the first president of Turkey.
He founded the Republic of Turkey.
Atatürk, who founded the Republic of Turkey, is the first president of Turkey.
(Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk Türkiye’nin ilk başkanıdır.)
Alexander Graham Bell invented the telephone.
It is the greatest invention in the world.
Alexander Graham Bell invented the telephone, which is the greatest invention in the world.
(Alexander Graham Bell, dünyanın en büyük icadı olan telefonu icad etti.)
My brother wants to marry agirl.
She lives in Bursa.
My brother wants to marry a girl who/that lives in Bursa.
(Kardeşim, Bursa’da yaşayan bir bayanla evlenmek istiyor.)
The doctor examined my eyes. He graduated from Atatürk University.
The doctor who/that examined my eyes graduated from Atatürk University.
(Gözlerimi muayene eden doctor Atatürk Üniversitesi’nden mezun oldu.)
There is a German sports car outside which/that belongs to my uncle.
(Dışarıda amcama ait olan bir Alman yapımı spor araba var.)
Niteleme eylemini, nitelediğimiz kişi değil, bir başkası yapıyorsa “who” yerine “whom” da kullanılabilir.
I visited aprofessor. I met him for the first time five years ago.
I visited a professor whom I met for the first time five years ago. (Ben,
ilk olarak 5 yıl önce tanışmış olduğum bir profesörü ziyaret ettim.)
English 4 U English I-II
There is aGerman sportscar outside. It belongs to my uncle.
121
Fakat bilmemiz gereken oldukça önemli bir nokta ise “whom” ilgi zamirinin resmi oluşu ve yaygın
olarak kullanılmamasıdır. İngilizce’de günlük konuşmalarda, sohbetlerde “whom” yerine daha sıklıkla
“who” veya “that” ilgi zamirleri kullanılır veya hiçbir ilgi zamirine ihtiyaç duymadan da cümleyi
tamamlayabiliriz.
I visited a professor who/that I met for the first time five years ago.
VEYA I visited a professor whomI met for the first time five years ago.
Eğer söz konusu ilgi zamirinden sonra biz özne geliyorsa, ilgi zamiri (who/which/that) atılabilir. Ancak,
ilgi zamirini bir fiil takip ediyorsa ilgi zamiri atılamaz.
The girl that I met is from Bursa. =>=>=> The girl I met is from Bursa.
The car that you bought is very strong. =>=>=> The car you bought is very strong.
The car that won the championship in France is an Italian sports car.
(The car wins the championship in France is an Italian car. ŞEKLİNDE DEĞİL!)
DEFINING RELATIVE CLAUSE & NON-DEFINING RELATIVE CLAUSE
DEFINING RELATIVE CLAUSE
İngilizce’de “Defining Relative Clause” olarak adlandırılan sıfat cümlelelerinde önemli olan nokta,
hakkında pek bir şey bilmediğimiz veya hiçbir şey bilmediğimiz ismi (insanlar, canlı varlıklar, cansız
varlıklar v.b.) “who”, “whom”, “which”, “that”, “where”, “when” gibi kelimelerle, herhangi bir
noktalama işareti kullanmadan tanımlamaktır.
Örn.;
The car (which/that) you have is very popular in our country.
The place where I live is very hot.
I have a house which/that has a swimming pool.
My father has a car which/that has 8 airbags.
Yiğit Sarp has a toy which/that is made of safe materials.
Doğa has blonde hair which/that is wavy.
Duru is a girl who/that is helpful. Burak is a
boy who/that is good at English.
Deniz is a baby boy who/that is very cute and lovely.
English 4 U English I-II
NON-DEFINING RELATIVE CLAUSE
122
İngilizce’de “Non-Defining Relative Clause” olarak adlandırılan sıfat cümlelelerinde önemli olan nokta,
hakkında bilgi sahibi olduğumuz, tanıdığımız ismi (insanlar, canlı varlıklar, cansız varlıklar v.b.) “who”,
“whom”, “which”, “where”, “when” gibi kelimelerle, sıfat cümlesini iki virgül arasında kullanmak
şartıyla tanımlamaktır.
Örn.;
Celine Dion, who is very popular, is my favorite singer.
Mercedes, which is expensive, is very popular in our country.
Ottoman Palace, where I stay, is very comfortable.
Rolex watches, which have diamond inside, are produced in Switzerland. Marmaris,
which has beautiful tourist attraction places, is in the south-west of Turkey. Trabzon,
where summer Olympic games are held, is a beautiful city.
Ömer Seyfettin, who is a great Turkish short story writer, was born in Balıkesir.
UNIT 22
WE HAVE A FLAT IN WHICH THERE ARE
THREE BEDROOMS
Giriş: İngilizce’de “Relative Clause” olarak adlandırılan sıfat cümleleri, isimleri (ve de başka cümleleri)
nitelemek için kullanılır. “Relative Clause” ana cümle içerisindeki niteleyeceği ismin hemen peşinden gelir.
İnsanlar ya da cansız varlıkları ve hayvanları, kendilerine ait bir şeyden bahsederek niteleyeceğimiz zaman
“whose” (ki onun…) yapısını kullanırız. Yer isimleri niteleneceği zaman “at which” veya “in which” yapıları
veya bu yapılar yerine “where” yapısı kullanılabilir. Zaman zarfı niteleneceği zaman “on which” veya “in
which” yapıları veya bu yapılar yerine “when” yapısı kullanılabilir.
Sıfat Cümlelerinde “Whose”
Sıfat cümlelerinde, ikinci cümlede yer alan (“my, your, his, her, its” gibi) iyelik sıfatlarının yerine
“whose” yapısını kullanırız. Sıfat cümlelerinde “whose” yapısını hiçbir şekilde cümleden çıkaramayız;
yani, bu yapının cümleden düşürülmesi söz konusu değildir.
Örn.;
Yesterday, I met a person. His car had broken down.
Yesterday, I met a person whose car had broken down.
(Dün, arabası arızalanan bir kişiyle tanıştım.)
My colleague has just bought a new flat. Its heating system works well.
My colleague has just bought a new flat whose heating system works well.
(Meslektaşım, kısa bir sure önce ısıtma sistemi gayet iyi çalışan yeni bir ev satın aldı.)
Mr. Köroğlu has a younger brother. His academic achievement is appreciated.
Mr. Köroğlu has a younger brother whose academic achievement is appreciated.
(Bay Köroğlunun, akademik başarısı takdir edilen bir erkek kardeşi var.)
We bought a dog. Its eyes are colorful.
We bought a dog whose eyes are colorful.
(Biz gözleri renkli olan bir köpek satın aldık.)
They have a house. Its windows are very large.
English 4 U English I-II
They have a house whose windows are very large.
(Onların pencereleri çok büyük olan bir evleri var.)
126
Sıfat Cümlelerinde “Where” veya “In Which”
Sıfat cümlelerinde, “where” veya “in-on-at which” yapısını tanımlamak istediğimiz yer veya mekanlar
için kullanırız. Ancak bu yapının kullanımında dikkat etmemiz gereken şudur; eğer ikinci cümle
içerisinde ifade edilen eylem, iş veya oluş, tanımlamak istediğimiz yer veya mekanda oluyorsa,
gerçekleşiyorsa “where” veya “in-on-at which” yapılarını, eğer biz sadece söz konusu yer veya mekan
ile ilgili olan duygu ve düşüncelerimizi ifade ediyorsak sadece “which” yapısını kullanırız. “Where”
yapısı yerine kullanabileceğimiz ““in-on-at which” yapısındaki “in-on-at” edatlarını, tanımlayacağımız
zaman veya tarihe göre seçmemiz gerekmektedir. (“İskenderun where/in which…”, “Atatürk
University where/at which…”, “the second floor where/on which…” gibi)
Örn.;
Artvin is a natural wonder. My father-in-law was born there.
Artvin, where my father-in-law was born, is a natural wonder.
Artvin, in which my father-in-law was born, is a natural wonder.
(Kayınbabamın doğduğu Artvin bir doğa harikasıdır.)
İskenderun is a beautiful seaside city. I really love it.
İskenderun is a beautiful seaside city which I really love.
(İskenderun, gerçekten çok sevdiğim bir kıyı şehridir.)
Bursa, which is located in Marmara Region, is an industrial city.
Easter Island, where barbarous nations destroyed the nature, is great life lesson for the people.
Today’s Spain, where mysterious Inca and Aztec nations existed, is visited by millions of people.
Sıfat Cümlelerinde “When”
Sıfat cümlelerinde, “when” veya “in-on-at which” yapısını tanımlamak istediğimiz zamanlar veya
tarihler (gün, ay, mevsim, yıl gibi) için kullanırız. Ancak bu yapının kullanımında dikkat etmemiz gereken
şudur; eğer ikinci cümle içerisinde ifade edilen eylem, iş veya oluş, tanımlamak istediğimiz zamanda
veya tarihte oluyorsa, gerçekleşiyorsa “when” veya “in-on-at which” yapılarını, eğer biz sadece söz
konusu zaman veya tarih ile ilgili olan duygu ve düşüncelerimizi ifade ediyorsak sadece “which”
yapısını kullanırız. “When” yapısı yerine kullanabileceğimiz ““in-on-at which” yapısındaki “in-on-at”
edatlarını, tanımlayacağımız zaman veya tarihe göre seçmemiz gerekmektedir. (“1881 when/in
which…”, “May 19, 1919 when/on which”, “midnight when/at which” gibi)
Örn.;
1881 is a prominent year in my life. Atatürk was born then.
1881, when Atatürk was born, is a prominent year in my life.
1881. in which Atatürk was born, is a prominent year in my life.
(Atatürk’ün dünyaya geldiği 1881 yılı, benim hayatımdaki önemli bir yıldır.)
1453, when/in which Fatih Sultan Mehmet conquered İstanbul, is an honorable year for us.
1957 is the year when/in which Atatürk University was established.
December is the month when/in which I was born. Sunday is
the day when/on which civil servants do not work.
8:00 a.m. is the time when/at which school starts.
127
UNIT 23
DO YOU KNOW WHERE SHE IS
Giriş: İsim cümleleri (noun clause) cümlede özne ve nesne yerinde kullanılabilen cümlelerdir. İsim
cümlelerinin işlev olarak isimler ve şahıs zamirlerinden hiçbir farkı yoktur. İngilizce dilbilgisinde yaygın
şekilde kullanılan isim cümleleri, a) “that”, b) “soru zamirleri” ile yapılır.
Noun Clauses (İsim Cümleleri)
İngilizce dilbilgisinde, “that” ile yapılan isim cümleleri düşünsel bir aktiviteyi ifade etmek için kullanılırlar
ve belirli fiillerden sonra gelirler. “That” sözcüğünün bu tür cümleler içerisinde kullanımı isteğe bağlıdır.
Bu tür cümlelerin söz dizimi şu şekildedir;
Verb + That - Noun Clause
(Fiil + That - İsim Cümlesi)
Bu tür cümleler ile birlikte genellikle kullandığımız fiiller aşağıda yer almaktadır;
forget
guess
hear
realize
learn
think
hope
remember
see
read
know
understand
Örn.;
I know (that) I locked the door.
(Kapıyı kilitlediğimi biliyorum.)
A: Do you think (that) these books are bestseller?
(Bu kitapların en çok satılan olduğunu düşünüyor musun?)
B: No, I think (that) they are not bestseller.
(Hayır, sanırım onlar ençok satılan değil.)
A: Have you heard (that) Burcu visited the class?
(Burcu’nun sınıfı ziyaret ettiğini duydun mu?)
B: Yes, I have.
(Evet, duydum.)
The boss didn’t realize (that) one worker was absent.
(Patron, bir işçinin işyerinde olmadığını fark etmedi.)
English 4 U English I-II
They believe (that) our team will win the match.
(Takımımızın maçı kazanacağına inanıyorlar.)
130
She didn’t remember (that) it was my birthday.
(Benim doğum günüm olduğunu hatırlamadı.)
We hope (that) you’ll be successful in this semester.
(Bu dönem başarılı olacağını umuyoruz.)
It’s clear (that) it will rain soon.
(Yağmurun çok kısa zamanda yağacağı aşikardır.)
I’m sure (that) we will go on a picnic this weekend.
(Bu haftasonunda pikniğe gideceğimizden eminim.)
İngilizce dilbilgisinde, “Anticipatory “It” + Noun Clause” olarak bilinen ve “It + Fiil + İsim Cümlesi”
formülüne sahip olan isim cümleleri de bulunmaktadır.
amaze
annoy
bother
disappoint
disturb
(şaşırtmak)
(canını sıkmak)
(rahatsız etmek)
(hayal kırıklığına uğratmak)
(rahatsız etmek)
frighten
hurt
irritate
shock
surprise
(korkutmak)
(incitmek)
(kızdırmak)
(şok etmek)
(şaşırtmak)
Örn.;
a) It surprised the whole class that Burak got the highest mark in the test.
b) It disappointed me that they didn’t let me go out.
c) It irritates the students that the academic year will end soon. Because they like being here.
d) It frightens us that our friends haven’t arrived yet.
İngilizce dilbilgisinde, “Noun Clause” yapısı bir ismin yerini tutan cümledir. Bu tür cümleler herhangi
bir yer/mekan durumunu anlatıyorsa “where” yapısını; bir zamanı anlatıyorsa “when” yapısını
kullanırız. Soru zamirleri ile yapılan isim cümleleri, soru cümlesi şeklinde değil, olumlu cümle şeklinde
bulunur. İsim cümlesi ana cümlenin öznesi ve/veya nesnesi durumunda olabilir.
Örn.;
I know that city.
I know where you live.
Where does he live?
Do you know where he lives?
When were you born?
I know when you were born.
Noun Clause cümlenin öznesi de olabilir :
Soru:
When was Ali born?
Noun Clause:
I don’t remember when Ali was born. (Nesne konumunda)
Noun Clause:
When Ali was born is unknown. (Özne konumunda)
Soru:
Noun Clause:
Noun Clause:
What did you do last summer?
They want to know what I did last summer. (Nesne)
What I did last summer is very interesting. (Özne)
Soru:
Noun Clause:
Noun Clause:
Why has she phoned you?
Can you tell me why she has phoned you? (Nesne)
Why she phoned you concerns me. (Özne)
English 4 U English I-II
When is the concert?
Do you know when the concert is?
131
Soru:
Noun Clause:
How much does it cost?
I don’t know how much it costs. (Nesne)
Noun Clause:
How much it costs is unknown. (Özne)
Soru:
Noun Clause:
Who did you visit yesterday?
I want to learn who you visited yesterday. (Nesne)
Noun Clause:
Who you visited yesterday is my wonder. (Özne)
“Who, what” gibi soru kelimeleri cümlenin öznesi durumunda ise kelime dizilimi değişmez.
Soru:
Noun Clause:
Who lives there?
I wonder who lives there.
Noun Clause:
Who lives there doesn’t concern me.
Soru:
What happened in the last course?
Noun Clause:
Noun Clause:
No one knows what happened in the last course.
What happened in the last course is not reported.
UNIT 24
THE DOCTOR SAID THAT I SHOULD REST
Giriş: İngilizcede, bize söylenen bir şeyi 3. bir şahsa anlatmanın iki yolu vardır. Bunlardan ilki, “direct
speech” olarak adlandırdığımız doğrudan anlatımdır. Örnek: Haktan said, “I’m very tired”. (Haktan, “Çok
yorgunum” dedi.) Örnekte görüldüğü gibi, doğrudan anlatımda, konuşmacının söylediği söz tırnak
içerisinde aynen verilir. Tırnak içindeki cümle daima büyük harfle başlar. Reported Speech / Indirect
Speech, yani dolaylı anlatım ise anlatan kişinin kurduğu cümlenin zamanına bağlı olarak oluşturulur. Örnek:
Direct Speech: “She is crying” (O ağlıyor). Indirect Speech: He says that she is crying (O, onun ağladığını
(şu anda ağlamakta olduğunu) söylüyor), ya da He said that she was crying. (O, onun ağlamakta olduğunu
(geçmişte ağlamakta olduğunu) söyledi). That kelimesinin kullanımı tercihe bağlıdır, zorunlu değildir.
Reported Speech / Indirect Speech (Dolaylı Anlatım)
İngilizce dilbilgisinde “Reported Speech (Indirect Speech)” olarak adlandırılan “Dolaylı Anlatım”,
birinin veya birilerinin söylediği herhangi birşeyi bir başkasına veya başkalarına aktarmak için kullanılır.
Birinin söylediği bir sözü bir başkasına aktarmanın iki yolu vardır. Bunlardan ilki “Direct Speech”
olarak adlandırdığımız dolaysız anlatım, ikincisi ise “Indirect Speech” olarak adlandırdığımız dolaylı
anlatımdır.
Dolaysız anlatımda (“Direct Speech”) yapmamız gereken şey, ana cümlede kullanılan fiilin (“He
said...”, “She asked…” gibi) ardından; aktarılan sözü a) iki tırnak işareti arasında, b) olduğu gibi, c)
ilk harfi büyük olarak ve d) noktalama işaretlerini kullanarak ifade etmektir.
Örn.;
“I am a great fan of my football team.”
He said: “I am a great fan of my football team.”
(O, “Ben futbol takımımın iyi bir fanatiğiyim” dedi.)
“Do you want anything to eat son?”
My mother asked, “Do you want anything to eat son?”
(Benim annem, “Oğlum, yiyecek bir şey ister misin?” diye sordu.)
Dolaylı Anlatımda “Say” ve “Tell” Fiilleri
Eğer dolaylı anlatım ifadelerinde, birisinin sadece bir şey söylediğini, söylenen kişiyi belirtmeksizin,
ifade etmek istiyorsak, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi “say” fiilini kullanırız.
English 4 U English I-II
The doctor: “You must take some medicine in order to recover.”
The doctor says to her (that) she must take some medicine in order to recover.
(Doktor, onun iyileşmesi için bazı ilaçları kullanması gerektiğini söylüyor.)
The doctor said to her (that) she had to take some medicine in order to recover.
(Doktor, onun iyileşmesi için bazı ilaçları kullanması gerektiğini söyledi.)
136
Oktay: “My daughter is the first in the exam.” Oktay
says (that) his daughter is the first in the exam.
(Oktay, kızının sınavda birinci olduğunu söylüyor.)
Oktay said (that) his daughter was the first in the exam.
(Oktay, kızının sınavda birinci olduğunu söyledi.)
Gökhan: “The reading units in my new book are about to finish.” Gökhan says to
me (that) the reading units in his new book are about to finish. (Gökhan bana yeni
kitabındaki okuma ünitelerinin bitmek üzere olduğunu söylüyor.) Gökhan said to me
(that) the reading units in his new book were about to finish. (Gökhan, yeni
kitabındaki okuma ünitelerinin bitmek üzere olduğunu söyledi.)
Ancak, bu tür ifadelerdeki amacımız, birisinin bir başkasına birşey söylediğini ifade etmek ise, “say”
fiili yerine “tell” fiilini kullanmamız gerekmektedir. Bu kullanım şeklinde “tell” fiilinden hemen sonra
mutlaka bir nesne, yani özel bir isim veya şahıs zamiri gelmelidir.
tell + somebody
The doctor: “She must take some medicine in order to recover.”
The doctor tells her that she must take some medicine in order to recover.
The doctor told her that she had to take some medicine in order to recover.
Oktay: “My daughter is the first in the exam.” Oktay tells
us (that) his daughter is the first in the exam. (Oktay bize
kızının sınavda birinci olduğunu söylüyor.) Oktay told us
(that) his daughter was the first in the exam. (Oktay bize
kızının sınavda birinci olduğunu söyledi.)
Gökhan: “The reading units in my new book are about to finish.” Gökhan tells Aylin
(that) the reading units in his new book are about to finish. (Gökhan, Aylin’e yeni
kitabındaki okuma ünitelerinin bitmek üzere olduğunu söylüyor.) Gökhan told Aylin
(that) the reading units in his new book were about to finish. (Gökhan, Aylin’e yeni
kitabındaki okuma ünitelerinin bitmek üzere olduğunu söyledi.)
Dolaylı Anlatımda “Tell” ve “Ask” Fiilleri ile Birlikte “to + infinitive” Kullanımı
Dolaylı anlatım ifadelerinde, emir, komut veya talimat verirken, ricada bulunurken “tell” ve “ask”
fiilleri ile birlikte “to + infinitive” (to do, to make, to play gibi) veya bu yapının olumsuz hali olan “not
+ to + infinitive” (not to do, not to make, not to play gibi) yapılar kullanırız.
The doctor told me not to get tired quite much.
The flight attendant asked us not to walk in the corridor of the plane while taking off
and landing.
The nurse told visitors not to make any noise inside the hospital.
139
English 4 U English I-II
The doctor told me to take some medicine in order to recover.
Hayrettin asked me to do a favor for him.
The teacher told us to complete the task on time.
UNIT 25
I WOULD LIKE TO INVITE YOU
Giriş: İngilizcede iki fiil peşpeşe geldiği zaman çoğunlukla ya iki fiil arasına “to” gelir ya da ikinci fiile “ing” soneki eklenir. Bir fiilden sonraki ikinci fiilden önce “to” gelirse buna “to infinitive” (önüne “to” yapısı
alan mastar), gelmezse “infinitive without to” (önüne “to” yapısı almayan mastar) denir. Eğer bir fiili takip
eden fiile “-ing” soneki eklenirse buna da “gerund” (isim-fiil) denir. Gerund kullanımı, “continuous”
(süreklilik arz eden) zamanlar ile karıştırılmamalıdır. Unutmayalım ki, tense (zaman) ekleri sadece yükleme
gelebilir. Gerund formu ise, yüklem haricinde, cümleye isimleştirilerek eklenecek diğer fiiller için kullanılır.
Başka bir deyişle, gerund içeren cümlede yüklem olarak kullanılan farklı bir fiil (veya yardımcı fiil) mutlaka
vardır.
Gerunds (İsim-fiil)
İngilizce dilbilgisinde “Gerunds” olarak adlandırılan “İsim-fiiller”, ana cümlede ya da (mevcut ise) yan
cümlede (subordinate clause), özne ya da nesne durumunda kullanılabilen ve isim gibi işlev gören
fiillerdir. “Gerund” denilen isim-fiilleri oluşturabilmek için yapmamız gereken tek şey, fiile “-ing”
sonekini eklemektir.
(Özne durumunda) Swimming is my greatest summer hobby in İskenderun.
(Yüzme benim İskenderun’daki en sevdiğim hobimdir.)
Studying is important for students.
(Ders çalışmak öğrenciler için önemlidir.)
(Nesne durumunda) I am quite interested in listening to rock music and driving car.
(Ben rock müzik dinlemeye ve araba sürmeye oldukça ilgi duyuyorum.)
I am good at playing tennis.
(Ben tenis oynamada iyiyim.)
İngilizce’de, belirli fiiller “-ing” sonekini alarak isim-fiil olup cümlede özne veya nesne yerine
kullanılırlar. Ancak, her fiilin sonuna “-ing” sonekini getirerek o fiili bir isim-fiil yapamayız. “-ing”
sonekini getirebileceğimiz fiillerin listesi aşağıdaki tabloda verilmiştir.
English 4 U English I-II
Verb + Gerund
140
acknowledge, admit, advise, anticipate, appreciate, avoid, consider, defend, defer, delay, deny, detest,
discuss, dislike, endure, enjoy, escape, excuse, feel like, finish, go, imagine, involve, keep, mention,
mind (object to), miss, need (passive), omit, postpone, practice, prevent, quit, recall, recollect,
recommend, regret, resent, resist, resume, risk, suggest, tolerate, understand
Örn.;
When the lecturer entered the classroom, all the pupils stopped talking to each other.
(Öğretmen sınıfa girdiğinde, tüm öğrenciler birbirleriyle konuşmayı kestiler.)
Unfortunately, anxious students avoid speaking English during classes.
(Maalesef, kaygılı öğrenciler dersleri esnasında İngilizce konuşmaktan sakınırlar.)
When I am alone, I always consider going abroad for better educational conditions.
(Ben yalnızken, her zaman daha iyi eğitim koşulları için yurtdışına çıkmayı düşünürüm.)
Verb + Somebody + Gerund
Örn.;
When the lecturer entered the classroom, he stopped the pupils talking to each other.
(Öğretmen sınıfa girdiğinde o, öğrencilerin birbirleriyle konuşmalarını kesti.)
Unfortunately, anxious situations avoid students speaking English during classes.
(Maalesef, kaygı yaratan durumlar, öğrencilerin ders esnasında İngilizce konuşmalarını
engeller.)
When I am alone, I always consider my brother going abroad for better educational
conditions.
(Ben yalnızken, her zaman daha iyi eğitim koşulları için kardeşimin yurtdışına çıkmasını
düşünürüm.)
The burglar admitted stealing the money when he was arrested by the police.
(Hırsız, polis tarafından yakalanınca parayı çaldığını kabul etti.)
I enjoyed tasting delicious Italian cuisine.
(Ben lezzetli İtalyan yemeklerini tatmaktan zevk aldım.)
He avoided buying cigarettes. (O, sigara satın almaktan kaçındı.)
İngilizce dilbilgisinde “possessive adjectives” diye adlandırdığımız iyelik sıfatlarını veya “possessive
adjectives” gibi iyelik/sahiplik işlevini gören ve isimlere eklenen iyelik eki olan “-’s” (İnglizce’de
“apastrophe -s” diye adlandırılır) yapılarını Gerund yapıları ile birlikte kullanabiliriz. Böylelikle
cümlemizin öznesi veya nesnesi durumunda bulunan “gerund” yapısına iyelik/sahiplik anlamı katmış
oluruz.
Örn.;
a) Sting’s playing the classical guitar is well-known and appreciated by most of the people.
(Sting’in klasik gitar çalması, birçok insan tarafından oldukça iyi bilinir ve takdir edilir.)
b) Every child gets fond of his/her family’s taking care of them. (Her çocuk, ailesinin
kendisiyle ilgilenmesinden memnun olur.)
c) Her singing song is considered unique. (Onun şarkı söylemesinin eşsiz olduğu
düşünülür.)
“Gerund” diye adlandırdığımız yapıların bir diğer kullanım alanı ise “prepositions” diye adlandırdığımız
belirli fiiller doğal yapıları itibariyle edatlara ihtiyaç duyarlar.
be accustomed to, be afraid of, be angry about, be ashamed of, be capable of, be certain about, be
concerned with, be critical of, be discouraged from, be enthusiastic about, be familiar with, be famous
for, be fond of, be glad about, be good at, be happy about, be interested in, be known for, be nervous
about, be perfect for, be proud of, be responsible for, be sad about, be successful in, be suitable for,
be tired of, be tolerant of, be upset about, be used to, be useful for, be worried about
Örn.;
Most of the people are afraid of singing song in front of an audience.
(İnsanların çoğu seyircilerin önünde şarkı söylemekten korkar.)
My brother Hakan is interested in watching World Rally Championship races.
(Erkek kardeşim Hakan Dünya Ralli Şampiyona yarışlarını izlemeye ilgi duyar.)
I’m not in favor of going abroad for my post-doctorate studies.
(Ben, doktora sonrası çalışmalarım için yurt dışına çıkmaya ilgi duymuyorum.)
English 4 U English I-II
Be+ Adjective +Preposition + Gerund
141
Infinitives (İsim-fiiller)
İngilizce dilbilgisinde “Infinitives” olarak adlandırılan “İsim-fiiller”, ana cümlede ya da (mevcut ise)
yan cümlede (subordinate clause), özne ya da nesne durumunda kullanılabilen fiillerdir. “Infinitives”
denilen isim-fiilleri oluşturabilmek için yapmamız gereken tek şey, fiilden once mastar eki olan“to”
ekini eklemektir.
(Özne durumunda) To swim is one of the most enjoyable sports in the world.
(Nesne durumunda) I decided to do some exercises before the race.
“Gerunds” yapılarında olduğu gibi, “Infinitives” yapılarında da her fiil kullanılamaz. Belirli fiiller “-ing”
sonekini alırken, bazı fiiler ise kendilerinden önce mastar eki olan “to” yapısının kullanılmasını zorunlu
kılarlar. Kendilerinden önce “to” mastar ekini getirebileceğimiz fiillerin listesi aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Verb + Infinitive
agree, aim, afford, appear, arrange, ask, care, choose, claim, consent, dare, decide, decline, demand,
deserve, desire, expect, fail, guarantee, happen, hope, intend, know, learn, manage, need, offer,
plan, pledge, prepare, pretend, promise, refuse, resolve, seem, tend, struggle, swear, volunteer,
wait, want, wish, would like
Örn.;
The guests at the party pretends to enjoy the food, the music, and the people.
(Partideki misafirler yiyecek, müzik ve insanlardan zevk alıyor gibi görünüyorlar.)
To get better results, Formula 1 drivers tend to attend warming-up sessions as much as
possible.
(Daha iyi sonuçlar almak için, F1 sürücüleri mümkün olduğunca fazla ısınma turlarına
katılmaya çalışıyorlar.)
The burglar seems to be silent.
(Hırsız sessiz gibi görünüyor.)
Bu yapıları olumsuz yapabilmek için yapmamız gereken şey “to + verb” yapısı öncesinde “not”
olumsuz ekini kullanmaktır.
Örn.;
5. I
144
I agreed not to invite him to my birthday party.
I’ve decided not to go abroad just for vacation.
Mr. Köroğlu pretended not to bother because of that situation.
nature to technology.
UNIT 26
I WILL CALL YOU ONLY IF THERE IS A
CANCELLATION
Giriş: Bağlaçlar cümle içerisindeki kelimeleri, öbekleri ya da cümleleri birbirine farklı anlam ilişkileriyle
bağlar. Bağlaçlar, eşit öneme sahip iki kelimeyi, öbeği ya da cümleyi birbirine bağlar. Bu bağlaçlar
İngilizce’de “Coordinating Conjunctions” olarak adlandırılır. Bazı bağlaçlar ise çiftler halinde kullanılır. Bu
bağlaçlar İngilizce’de “Correlating Conjunctions” olarak adlandırılır.
Conjunctions (Bağlaçlar)
İngilizce dilbilgisinde “Conjunctions” olarak adlandırılan “Bağlaçlar”, bir ya da birkaç kelimeden oluşan
ve ana cümleyi (main clause), yan cümleye (adverbial clause) bağlayan yapılardır. İngilizce’de
bağlaçlar 3 ana grupta incelenir;
a) Coordinating Conjunctions: and (ve), or (veya, ya da), but (ama, fakat, ancak), so
(bundan dolayı, bunun için), for (çünkü, için), yet (ama, fakat, ancak).
Bu tür bağlaçlar, cümleye farklı anlamlar katarak iki isim, sıfat, zarf, sözcük öbeği, fiili
ya da cümleyi birbirlerine bağlarlar.
Örn.; Mrs.Tan has bought some flour, sugar, butter, eggs, and milk to make a cake.
(Bayan Tan, kek yapmak için biraz un, şeker, yağ, birkaç yumurta ve biraz süt satın aldı.)
Most of the students study English hard, but not practise it quite often.
This summer, I and my family may go to Bodrum or Marmaris.
I didn’t feel fine yesterday, so I didn’t attend the French course.
I’ve bought an English dictionary, for I need to learn English vocabulary.
I really want to learn Japanese language, yet I find it quite difficult.
b) Correlative Conjunctions: both…and (hem…hem de), either…or (ya…ya da),
neither…nor (ne…ne de), not only...but also (sadece … değil, aynı zamanda … de/da).
Örn.; Both Elif and Özlem received wonderful gifts on their birthdays.
(Hem Elif hem Özlem doğum günlerinde harika hediyeler aldılar.)
Bilge will either buy a wonderful birthday present for her elder sister or take her to a restaurant.
(Bilge, ablası için ya harika bir doğum günü hediyesi alacak ya da onu lokantaya götürecek.)
Unfortunately, some drivers here drive their cars neither carefully nor patiently.
(Maalesef, buradaki bazı sürücüler arabalarını ne dikkatlice ne de sabırlı bir şekilde sürerler.)
She is not only extrovert but also outgoing.
(O sadece dışadönük değil, aynı zamanda açık yüreklidir.)
5. He doesn’t study so often; therefore, his
English 4 U English I-II
Bu iki kelimeden oluşan bağlaçlar, iki isim, sıfat, zarf, sözcük öbeği, fiili ya da cümleyi
birbirlerine bağlarlar.
are very low.
147
Download

UNIT 15