EFSANE RÖPORTAJLAR
Fiyatı 25 Kr
www.yedigungazetesi.com
28 Ocak 2015 Çarşamba
YPG,ÖSO, Peşmerge’nin Kobani zaferi…
TÜRKİYESİZ
olmazdı
Türkiye’nin başını ağrıtan, Ayn el Arap (Kobani), aylarca
süren yoğun çatışmaların ardından IŞİD’in elinden alındı.
Rakka Devrimcileri saha komutanı Ebu İbrahim, Ayn el Arap
(Kobani) denetiminin tamamının bazı Kürt grupları ve
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından sağladığını söyledi.
AA muhabirine açıklamada bulunan Ebu
İbrahim, ÖSO, YPG gibi
bazı Kürt grupları ile
Peşmergelerin Kobani
ilçesinin kontrolünü
tamamıyla ele geçirdiğini
ifade ederek "IŞİD ile
çatışmalarımız Kobani
çevresinde devam ediyor. Kobani'yi IŞİD güçlerinden temizledik" dedi.
Suriye İnsan Hakları
Gözlemevi de
(SOHR), şehri savunan
grupların Ayn el Arap'ı
terör örgütü IŞİD'den
tamamen temizlediğini
duyurdu.
Sıcak suyla
Büyükşehir
Belediyesi Kent
Estetiği Dairesi temizlik ekipleri, yeni
hizmete giren araçlarla özellikle cam
bariyer, pion bariyer,
ferforje, yazı silme,
afiş çıkartma gibi
temizlik işlemlerinde
80 derece sıcak su
kullanıyor. 5’TE
Başbakan Yardımcısı ve
Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç,
Yunanistan'daki seçimlere ilişkin,
"Türkiye olarak bizi ilgilendiren şey:
yeni hükümetle elbette en iyi ilişkileri kuracak noktada olmamız" dedi.
HABERİ 12. SAYFADA
Türk edebiyatının usta kalemi Nazlı Eray, Efsane Güzeldereli’ye
konuştu. “Nazlı Eray nasıl birisi? Kendisini kendi içinde nasıl
tanımlıyor? İki kent; Ankara ve İstanbul arasında bir tercihte bulunuyor mu? Ona İstanbul’u terk ettiren ilk aşkın önünde, sonunda neler
var? Birincilikle girdiği Hukuk Fakültesini neden yarım bıraktı? Kaç
kere aşık oldu? Kaç kere evlendi? Evlenmek istiyor
mu?” gibi sorular ile yazarlığa ve son kitabı ‘Aydaki
Adam Tanpınar’a bakışını bulacağınız bu röportajda
başka sürprizler de saklı…
Efsane GÜZELDERELİ’nin soruları ve
Nazlı Eray’ın yanıtları 13. SAYFADA
BAHÇELİ
Barzani’den teşekkür çok sert
konuştu
Türkiye’nin büyük
katkılarıyla terör
örgütü IŞİD'in
Kobani'den
püskürtüldüğü haberleri
üzerine Güneydoğu
illerinde kutlama yapıldı.
Diyarbakır, Siirt, Şanlıurfa
gibi illerde sokağa
dökülen vatandaşlar
halay çekti, slogan attı.
TEMİZLİK
Arınç: Türkiye’nin rolü
umarım unutulmaz
Aydaki Adam’ı yazan
NAZLI ERAY İLE
aşk, şehir ve edebiyat
Türkiye’nin
birçok
yerinde
Kobani’nin
kurtarılışını
kutlayan
sevinç gösterileri
vardı…
Kobani,
uzun
zamandan
beri devam
eden çatışmalar sonucu IŞİD’in
elinden kurtarıldı.
IKBY Başbakanı Mesut Barzani,
"Türkiye Cumhurbaşkanı
Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu'na
çaba, gayret ve tavırları nedeniyle
çok teşekkür ediyorum. Onların
mertçe tavırları olmasaydı Peşmerge
güçleri, Kobani'nin yardımına gidemezdi. Ayrıca Kobanili sığınmacıların
barındırılmasında da çok önemli bir
rol oynadılar" dedi. HABERİ 12’DE
Yunanistan'da Çipras'ın Başbakan olmasından çok seçim vaatleri konuşuluyor. Dünya
gelişmelere odaklanmış durumda.
Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande,
Yunanistan'daki seçimlerin ardından
Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde kalacağını
söylerken; IMF Başkanı Christine Lagarde,
ekonomik reformlar konusunda uyardı.
HABERİ 12. SAYFADA
Davutoğlu
KUTLADI
HABERİ 5’TE
Yunanlı seçmenler öyle bir tercihte bulundu ki,
dünya bu tercihin
yankılarını
konuşuyor…
Syriza lideri
Aleksis Çipras'ın
nasıl bir yol
izleyeceği de
merak konusu…
Fehmi Koru
SYRIZA Türkiye’de
hangi partinin
mukabili?
3. Sayfada
Prof.Dr. Nurullah Çetin
Türkçe Bakış
9. Sayfada
Hayrettin İvgin
Kültürel Boyut
Başbakan Ahmet
Davutoğlu, Yunanistan'ın
yeni Başbakanı Aleksis
Çipras'ı arayarak tebrik etti.
Davutoğlu, sosyal paylaşım
sitesi Twitter'daki hesabından
yaptığı açıklamada, "Az önce
Yunanistan'ın yeni Başbakanı Sayın Aleksis
Çipras'ı arayarak tebrik ettim. Kendisini en
kısa zamanda Türkiye'ye bekliyorum"
ifadesini kullandı. Başbakan Davutoğlu, yeni
dönemin Yunan halkı ile iki dost ülke olan
Türkiye ve Yunanistan ilişkileri için hayırlı
olması temennisinde bulundu.
8. Sayfada
Hayata ve
Aşka dair
8. Sayfada
Devlet Bahçeli, "Davutoğlu'nun Kürtçe
öğrenme merakı bir ihtiyacın ürünü
olmaktan çok milletimizin arasına nifak
sokma çabasının eseridir" diye konuştu.
Gündem Yunanistan
Çankaya,
bitkisini
üretiyor
M.Nuri Parmaksız
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,
partisinin grup toplantısında yaptığı
konuşmada Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu
sert bir dille eleştirdi.
Bahçeli, "Şeklen de
olsa Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı
olan bir şahsın, Türk
milletinin gözünün içine
baka baka,
övüncümüz, kültürel
kıvancımız, asırlar
içinde zenginleşerek
bugünlere vasıl
olmuş Türkçe'ye rakip
çıkarma aymazlığı siyasi ön alma değil,
tamı tamamına siyasi cinayettir" dedi.
www.
gazetesi.com.tr
gazetemizi bu adresten
takip edebilirsiniz
’ü
’dan
takip edebilirsiniz
Gazetemizi
https://www.
.com/YediGün-Gazetesi
Gazetemizi
https://www.
/yedigun.gazetesi
Kılıçdaroğlu ruhani
liderlerle buluştu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
İstanbul'da azınlıkların ruhani liderleriyle
bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, "CHP olarak
hiç kimsenin yaşam tarzına müdahale
etmemeyi hiç kimseyi inancı ve etnik kimliği
dolayısıyla sorgulamamayı temel ilke
edindik" dedi.
HABERİ 12. SAYFADA
Ayman Güler: CHP
iktidarın güvencesi
Partisinden istifa eden CHP İzmir
Milletvekili Birgül Ayman Güler, “Halka
güven vermeyen, seçmeni ve parti
üyelerini umutsuzluğa sürükleyen CHP
yabancısı bu yapı, 2015
seçimlerinde ve sonrasında
halkımız ve seçmenimiz
için değil, mevcut iktidar
için güvencedir" dedi.
HABERİ 12’DE
2
TV / MAGAZIN
SINEMA
28 Ocak 2015 Çarşamba
Yönetmen Tülay Gökçimen, savaş
muhabiri olma hayalini “Savaşın
Çocukları” belgeseliyle gerçekleştirdi
İSTANBUL - Yönetmen Tülay
Gökçimen, savaş muhabiri olma hayalini, Suriye'deki iç savaşı çocukların
gözünden anlattığı "Savaşın Çocukları"
belgeseliyle gerçekleştirdi.
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın yapımcılığını üstlendiği "Savaşın Çocukları"
belgeselini yöneten Gökçimen,
Suriye'deki iç savaşı çocukların gözünden ekrana taşıdı.
Şimdiye kadar yedi belgesel çeken
Gökçimen'in başörtüsü yasağı
nedeniyle okuyup gerçekleştiremediği
savaş muhabirliği hayali, iç savaşın
yaşandığı Suriye'de çektiği belgeselle
gerçek oldu.
Yönetmen Gökçimen, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, 55 dakikalık belgeseli için Suriye'deki Atme kampında,
Reyhanlı'da, çeşitli hastanelerde ve
İstanbul'da çekim yaptığını belirterek,
en küçüğü 4, en büyüğü 12 yaşında, 15
çocukla konuştuğunu dile getirdi.
Suriye'deki savaşın çocuklardan
daha yalın şekilde öğrenileceğini
düşündüğünü ifade eden Gökçimen,
savaşta bombayla, silahla ya da dondurucu soğuk sebebiyle binlerce
çocuğun hayata veda ettiğini anlattı.
Liseden sonra iletişim fakültesinde
okumak istediğini söyleyen Gökçimen,
"28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağı
sebebiyle üniversiteye başlayamadım. Özel
eğitim aldım ve hep piyasada çalıştım.
Hayalim savaş muhabiri olmaktı. Şu anda
belki savaş bölgelerindeki insanların sesini
duyurmak isteğim, o hayalimi gerçekleştirmek istememden kaynaklanıyor" diye
Vizyona
yeni
girecek
filmler
konuştu.
- "Çekim yaptığımız yer bombalandı"
Suriye'de yaptığı çekimler sırasında zorlandığını belirten Gökçimen, belgesel için
Suriye'nin İdlib kentindeki Atme kampında,
sınır illerinde ve İstanbul'da yaşayan
"Çılgın Kamp"
Amerikan çocuk filmlerinde sık rastlanan macera ve komedi dolu kamp
filmlerine, Türk yapımı "Çılgın Kamp"
ekleniyor. Yarıyıl tatiline denk gelen
film, birbirleriyle bir türlü geçinemeyen,
sürekli kavga eden ve yazı geçirmek
için aynı kampa giden iki grup çocuğun
maceralarını konu alıyor. Aram Gülyüz
ile Emir Khalilzadeh'in yönettiği filmin
oyuncu kadrosu; Burak Temiz, Murat
Prosçiler, Eda Gülten, Yiğit Alp
Karadayı, Ecenaz Mutluer, Furkan
Şentürk, Volkan Ünal, Hamza Yazıcı,
Emre Şen, Sertaç Ekici ve Özge Dolay
gibi isimlerden oluşuyor.
05:23 İstiklal Marşı ve Günün
Program Akışı
05:25 Sarayın Doktoru
06:30 1'de Sabah
09:00 1'de Bugün
09:15 Avrupa Avrupa
11:00 İyi Fikir
12:45 Böyle Bitmesin
14:30 Beni Böyle Sev
16:35 1'de Bugün
16:50 Zengin Kız Fakir Oğlan
19:00 Ana Haber Bülteni
19:45 Spor
19:50 Hava Durumu
19:55 Diriliş Ertuğrul
23:00 Yedikule Hayat Yokuşu
01:05 Beni Böyle Sev
03:05 1'de Bugün
03:20 Dizi Klip
03:30 Zengin Kız Fakir Oğlan
07:00 Kahvaltı Haberleri
10:00 Müge Anlı İle Tatlı Sert
13:00 Kızlar ve Anneleri
15:00 Alemin Kıralı
16:00 Zahide ile Yetiş Hayata
18:55 Atv Ana Haber
20:00 Kara Para Aşk
23:40 Kim Milyoner Olmak
İster?
00:55 Bitmeyen Şarkı
02:20 Aşk ve Ceza
03:50 Beyaz Gelincik
19:55 DİRİLİŞ ERTUĞRUL
13. Yüzyıl… Dünya yeni
kudretini arıyordu. Ve
Anadolu, emperyallerin
kavgaya tutuştuğu bir
diyardı. 1071’de Türklerin
girdiği bu topraklara
şimdi, Haçlılar ve
Moğollar da ortak olmak
istiyordu. Akdeniz,
Karadeniz, Balkanlar,
Kafkasya ve
Mezopotamya yeni sahibini arıyordu. İşte bu yangın
yerinde, bizim hikayemizin kahramanı Ertuğrul
da, 400 çadırlık obasına
bir yurt arıyordu. Yıllardır
yersiz ve yurtsuz kalan
Kayılar, Ertuğrul’dan
acılarına, çilelerine ve yolculuklarına son verecek.
Suriyeli çocuklarla konuştuklarını kaydetti. Gökçimen, belgesel için
Hatay'dan Suriye'ye geçtiğini ifade
ederek, güvenlik ve saldırı tehdidi
nedeniyle çekimleri birkaç saatte yapıp
hava kararmadan Türkiye'ye girdiklerini
anlattı. Çekimleri kısa sürede ve saldırı
tehlikesi altında tamamladıklarını
söyleyen Gökçimen, "Sınır illerinde
yetim çocuklarla konuştuk. Onlar bir
çiçek bile çizemiyor. 'Gelecekte ne olacaksın?' diye sorduğumuzda, 'Acaba
büyüyecek miyim ya da yaşayacak
mıyım?' diye cevap veriyorlar.
Büyükşehire göç etmiş hayata olumlu
bakan çocuklar da var ama onlarda
uzuvlarını kaybetmişler. Suriye'de bizim
çekim yaptığımız yere, bir hafta sonra
bomba atıldı. Bomba yüklü araç patlatıldı ve aynı yerde onlarca insan öldü.
Şu anda belgeselde konuştuğum
çocuklar, 'yaşıyor mu?' diye sorsanız,
'yaşıyor ya da yaşamıyor' diye birşey
diyemem" diye konuştu.
Gökçimen, daha önce Suriyeli
çocukların savaşı anlattıkları bir belgesel yapılmadığını dile getirdi.
Belgeselin birçok dilde yayınlanacağını söyleyen Gökçimen,
"Televizyon kanallarında belgesel
Arapça, İngilizce ve Kürtçe olarak
yayınlanacak. Türkiye çapındaki bütün
illerde kültür merkezlerinde ve üniversitelerde gösterimi sürüyor. Okullarda öğrenciler bizden cd alıp gösterim yapabiliyorlar.
Yurt dışından belgesele Kuveyt, Bahreyn ve
İngiltere'den talep var" şeklinde konuştu.
(AA)
"Arayış"
Michel Hazanavicius'un yönettiği ve
Berenice Bejo, Annette Bening,
Maxim Emelianov ile Abdul Khalim
Mamatsuiev'in oynadığı Fransa
yapımı "Arayış" izleyiciyle buluşacak.
Yönetmen Michel Hazanavicius ve
oyuncu eşi Berenice Bejo, beş
Oscar'lı "Artist"in ardından bu kez bir
savaş dramında bir araya geldiği film,
Cannes'da Altın Palmiye için yarıştı.
Filmde bir yardım kuruluşunda
çalışan kadınla Çeçenistan'daki savaştan etkilenmiş bir çocuğun hikayesi
anlatılıyor.
07:00HER SABAH
08:452.SAYFA
10:40DİLARA KOÇAK İLE
İYİ YAŞAM
12:30ERKAN AKKUŞ İLE
ÖĞLE HABERLERİ
12:50DERYA'NIN DÜNYASI
15:00DUDAKTAN KALBE
17:00İKİNCİ BAHAR
18:15EKİN OLCAYTO İLE
ANA HABER
19:30SPOR BÜLTENİ
19:45YABANCI SİNEMA
ÖLÜM MELEĞİ
21:30YABANCI SİNEMA
DEV ARILAR
23:10BUNU KONUŞALIM
YAŞAM-CANLI
00:00YABANCI
SİNEMA
TEKRAR
01:30YABANCI SİNEMA
TEKRAR
06:00 Dila Hanım
07:00 Aşkın Bedeli
07:45 Deniz Yıldızı
09:00 Beni Affet
10:00 Melek
12:00 En Güzel Bölüm
12:30 Aşkın Bedeli
14:30 Benim Kuaförüm
16:00 En Güzel Bölüm
16:30 Beni Affet
18:30 Star Haber
19:15 Deniz Yıldızı
20:30 Güzel Köylü
23:30 Aşktan Kaçılmaz
19:45 ÖLÜM MELEĞİ
Orjinal İsmi:Angel Of
Death
Yönetmen:Wayne Rose
Oyuncular:Steven Seagal,
Amir Arison, Jesse Hutch
Yapım Yılı:2012
Tür:Aksiyon/Polisiye
Kane, “Hayalet”e adım
adım yaklaştıkça Finch’in
sahada daha geniş görev
almasına izin verir. Peki
Finch bunun için hazır
mıdır? Ekip, bavul ticareti
yapan kaçakçıları takiptedir ancak, CIA bağlantısının kendilerine karşı
çalıştığından şüphelenmektedirler.
Ece Erken’e
doğum
hediyesi...
İSTANBUL - 7 aylık hamile Ece Erken,
doğum hediyesini de erkenden alarak büyük
bir sürpriz yaşadı.
Ünlü sunucunun eşi Serkan Uçar, 890 bin
euro değerindeki beyaz Lamborghini Aventador marka otomobili doğum sonrası hediye
edeceğini söyledi. Uçar, eşini direksiyona
geçirmeyi de ihmal etmedi. Asena Erkin ve
Yağmur Sarıoğlu’na rakip olan Ece Erken,
”Yalnız ben bunu kullanmaya kıyamam Asena’nın arabasına çarptıklarını duydum. 30
bin liralık hasarı varmış” diyerek herkesi güldürdü.
Doğumunu Amerika’da yapmaya hazırlanan Ece Erken, aile büyüklerinden veto yediğini de açıkladı. Sunucu, “Ben çocuğumun
geleceği için orada doğum yapmak istiyordum fakat eşimin ailesi ve kendi ailem bu
duruma karşı çıkıyor. Bu durumda doğumu
İstanbul’da yapacağım” diye konuştu.
"Cesur Tom ve
Sihirli Ayna"
Ernesto Padron'un
yönettiği ve
Keremcem'in
seslendirdiği "Cesur
Tom ve Sihirli Ayna"
animasyon meraklılarının ilgisini çekmeye aday.
Masal uyarlaması olan
filmde, küçük ama
cesaretli Tom'un sihirli
bir dünyada, krallığı
büyünün etkisinden kurtarıp, prensesin kalbini
kazanmaya çalışma
çabası izlenebilecek.
07:30 Aile Doktoru (Yeni)
08:45 Magazin 8
09:00 Aramızda Kalmasın
11:45 Sekizde 8
12:30 Ütopya Panorama
13:45 Ver Fırına (Yeni Bölüm)
15:30 Bu Tarz Benim (Yeni)
18:30 Ütopya
20:00 O Ses Türkiye Düelo
23:15 3 Adam
01:15 Bu Tarz Benim
04:45 Ver Fırına
06:00 Geniş Aile
06:45 Günaydın 09:30 Alın
11:00 Aşk-ı Memnu
12:30 Gün Arası
13:00 Ben Bilmem Eşim Bilir
15:45 Evim Şahane
17:15 Arka Sokaklar
18:40 Baba Haber Bülteni
19:00 Ana Haber Bülteni
20:00 Hayat Yolunda
23:15 Yerli Dizi
01:30 Abbas Güçlü ile Genç Bakış
20:30 GÜZEL KÖYLÜ
Cemal ve Gül herkesten gizli
evlenmek için tarih
almışlardır. Ancak Yusuf ve
Hüsnü de Kamuran ve Cemal
için nikah tarihi alma çabasına girer. Kamuran'ın hamile
raporu nedeniyle nikah tarihinin öne alınması Gül ve
Cemal'in bütün planlarını alt
üst eder. Bu nikahı engellemek için Kamuran'ın hamile
olmadığını kanıtlamaları
gerekecektir. Cemal bunun
için bir plan yapar ancak
Kamuran'ın inadı yüzünden
geç kalır.
Cemal ve Kamuran'ın nikah
tarihi gelmiş çatmış ve
Cemal'in nikah masasına gitmekten başka çaresi
kalmamıştır.
28 Ocak 2015 Çarşamba
Fehmi KORU
İnternet, Medya ve
Bilişim Federasyonu
(İMEF) Genel
Koordinatörü Meltem
Banko, yarıyıl tatilinin
başlamasıyla iki hafta
okuldan uzak kalacak
öğrencilerin vakitlerinin
çoğunu internette geçirebileceklerine dikkati
çekerek, internet ve sosyal medyanın aşırı ve
bilinçsiz kullanımı nedeniyle çocukların sanal
zorbalığa (cyberbullying)
maruz kalabilecekleri
uyarısında bulundu.
Yarıyıl tatilinde
“SANAL ZORBALIĞA” dikkat!..
ÇORUM - Banko, 2014-2015 eğitim öğretim
yılının birinci döneminin bitmesiyle yaklaşık 18
milyon öğrencinin yarıyıl tatiline çıktığını, bu iki
haftalık süre içerisinde öğrencileri ve ailelerini
bekleyen bazı sanal tehlikelerle ilgili AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Çocukların kişisel bilgilerini internette kolayca
paylaşıp kendisi için uygun olmayan oyunları
oynayarak zaman geçirdiğini ve internet yoluyla
taciz ya da huzur bozucu davranışlarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Banko, çocukların internette yalnız olmadıklarını, bu nedenle kimlerle ve
nasıl iletişim kurduklarının takip edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
İnternetin yaygınlaşmasıyla "Cyberbullying"
adıyla bilinen "sanal zorbalık" tehlikesinin de arttığını ifade eden Banko, şunları kaydetti:
"İletişim araçları üzerinden başkalarını aşağılama, tehdit etme, küçük düşürme, rahatsız
etme davranışı çocuklarımızın karşı karşıya kalabileceği tehlikelerden biridir. Çocuklarımız, internette yalnız değil ve kimlerle nasıl iletişim kurduklarını takip etmemiz gerçekten çok zor. Bu
bakımdan, internette özellikle gerçek hayatta
belki de hiç karşılaşmayabileceğiniz türden
insanlarla, internet sapıklarıyla, kişilik problemi
olan insanlarla iletişim kurmaları hiç de zor değil.
Bunun bilincinde olmamız gerekiyor. Ayrıca müstehcen içerik bulunduran internet sitelerinin varlı-
Akıllı telefon
reklamıyla
dolandırıcılığa 28
yıl hapis istendi
ANKARA - Bazı küçük televizyon kanallarına, 219 liraya "akıllı telefon" sattıkları yönünde
reklam veren, ancak parasını aldıkları kişilere
"oyuncak", "bozuk" ya da "farklı" telefon gönderdiği ileri sürülen akraba iki kişi hakkında, 4
kişiyi bu yolla dolandırdıkları gerekçesiyle toplam 8'er yıldan 28'er yıla kadar hapis istemiyle
dava açıldı.
Cumhuriyet Savcısı Ersin Akdere'nin hazırladığı iddianamede, müştekilerden Sebahattin
Tatlılıoğlu'nun Ankara'dan, Kadir Evlice'nin
Antalya'dan, Gül Ulutaş'ın Sapanca'dan ve
Mehmet Zahir Taş'ın Kulp'tan suç duyurusunda
bulundukları belirtildi ve müştekilerin beyanları
özetlendi.
Buna göre müştetiler şikayetlerinde, bazı
küçük televizyon kanallarında, İstanbul'daki bir
numarayla bağlantı kuranlara, 219 ya da 220
liraya, "garantili", akıllı cep telefonu gönderileceğinin bildirildiğini, bunun üzerine sipariş verdiklerini anlattılar.
Müştetilerden Tatlılıoğlu, parayı ödeyip, kargoyu aldığında kutu içinden "oyuncak şeklinde,
çalışmayan telefon", Evlice "başka bir telefon",
Ulutaş "arızalı bir telefon", Taş ise "sahte bir
telefon" çıktığını beyan ettiler ve bunları iade
etmelerine karşın, paralarını ya da vaat edilen
telefonu alamadıklarını aktardılar.
Şikayetler üzerine başlatılan soruşturmaların
bağlantılı olduğu, bu nedenler soruşturmaların,
müştekilerin parayı yatırdığı posta çeki hesabının bulunduğu yerde yetkili olan İstanbul
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında birleştirildiği ifade edilen iddianamede, sanıklardan
Muhammet K. ile Eşref K'nin ifadeleri özetlendi.
Muhammet K, firma sahibi olduğunu belirterek, "call center" yöntemiyle pazarlama yaptıklarını kaydetti. Posta çeki hesabının firmasına
kayıtlı olduğunu ancak diğer şüpheliye vekalet
verdiğini anlatan Muhammet K, müştekilerin
iddialarındaki akıllı telefonu sattığını "söylemediğini", Tahtakale'den Çin malı akıllı telefonları
alıp, isteyenlere sattığını iddia etti ve suçlamaları reddetti. (AA)
ğı da ayrı bir gerçektir. Bu alanda yasal mevzuat
gereği idari yaptırım kararlarının uygulandığını
bilsek bile, internetin her an yeniden güncellendiği bir hayatımız var. Bu içeriklerin çocuklarımızın karşısına çıkma olasılığı da çok yüksek."
Çocukların gerçek dünyanın tehlikeleri karşısında yetişkinlerin tecrübelerine, geliştirdiği algı
yeteneğine sahip olmadıklarına işaret eden
Banko, "Sosyal ağların çocuklarımız tarafından
da kullanıldığını biliyorum. Kendi fotoğrafını,
kamera veya ses kaydını sonradan pişmanlık
duyacağı şekilde paylaşan çocuk sayısının hiç
de az olmadığını düşünüyorum" dedi.
Çocuklar tarafından sıkça işlenen internet
bazlı suçların "cyberbullying", yasadışı dosya
veya program indirme, e-posta ya da sosyal
ağlar yoluyla hakaret, tehdit, cinsel taciz, bilişim
sistemlerine girme ve veri değiştirme, müstehcen veya pornografik görüntü bulundurma ve
depolama olarak sıralanabileceğini belirten
Banko, arkadaş baskısı veya yanlış arkadaş
ortamının çocukların internet suçlarına ilgisini
arttırdığını, söz konusu eylemlerin çocuklar tarafından bir tür eğlence olarak dahi görülebildiğini
dile getirdi.
Banko, internet yoluyla işlenen suçlarda her
geçen gün daha fazla fail ve mağdur çocuk tespit edildiği, bu oranların her geçen gün biraz
daha arttığı vurguladı.
Çocukların internet yoluyla maruz kalabilecekleri suç ve risklerden korunmaları için ailelere
büyük görevler düştüğünü anlatan Banko, ebeveynlerin çocuklarını sürekli denetim altında tutmalarını, bilgisayarlarını kontrol etmelerini ve karşılaşabilecekleri sorunlarla ilgili uyarılarda bulunmalarının önemli olduğunu söyledi.
Ailelerin, çocuklarının karşılaşabileceği sorunlarla ilgili hukuki açıdan mücadele de başlatabileceklerini anımsatan Banko, şöyle devam etti:
"Internet sapıklarından ya da kişilik bozukluğu olanlardan korunmak adına, öncelikle çocuklarımızın herhangi bir sosyal ağ kullanıp kullanmadığını tespit etmeliyiz. Kullanıyorsa da hesap
bilgilerine sahip olmalı ve gerektiğinde bizzat
müdahalede bulunabilmeliyiz. Çocuklarımıza
kesinlikle, kişisel bilgilerini, adreslerini, telefon
numaralarını, okul bilgilerini, gittikleri yerleri açıklamamaları gerektiğini ifade etmeliyiz. Hatta paylaştıkları fotoğraflardan dahi bu bilgilerin anlaşılmaması gerektiğini onlara açıklamalıyız.
Bilgisayarların kesinlikle, yatak odasında olmaması, mümkünse, herkesin ortak kullandığı bir
odada bulunması da önemlidir."
Banko, uzun süre bilgisayar ve cep telefonu
kullanımının da insan sağlığını olumsuz etkilediği
gerçeğinin gözardı edilmemesi gerektiğini de
sözlerine ekledi. (AA)
Karayollarının tuzu Yozgat'tan
YOZGAT - Yozgat'ın Yerköy ilçesinde 250 yıldır
üretim yapılan ocaktan çıkarılan kaya tuzu karayollarında buzlanmaya karşı kullanılmak üzere
Türkiye'nin farklı bölgelerine gönderiliyor.
Yerköy'e bağlı Sekili köyündeki ocakta görevli
maden mühendisi Arkın Timurtaş, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, kaya tuzunu, kışın yollarda
meydana gelen buzlanmalara karşı kullanmak üzere
en çok karayolları ve belediyelerin aldığını söyledi.
Yaklaşık 70 metre derinliğe, 2 bin metre uzunluğa sahip ocakta, 16 galeri ve 60 civarında noktadan
günlük 400 tona kadar kaya tuzu çıkarabildiklerini
belirten Timurtaş, bu günlerde özellikle karayollarındaki buzlanmaları önlemeye yönelik farklı bölgelere
tuz gönderildiğini ifade etti.
Ocakta kaya tuzu üretiminin delme ve patlatma
işlemiyle başladığını anlatan Timurtaş, şöyle devam
etti:
"Patlatılan malzeme ocaktan, stok alanına veya
duruma göre kırma eleme tesisine boyutlandırma
için çıkarılır. Boyutlandırılan malzeme talebe göre,
direkt tesisten de yüklenebilir. Kapalı stok alanlarımız var buradan da sevkıyat yapılır. Kaya tuzu,
karayollarının yanı sıra hayvancılıkta, yem sanayisinde ve tekstilde kumaş sertleştirilmesinde kullanılır."
Türkiye'nin her tarafına kaya tuzu gönderdiklerini
söyleyen Timurtaş, üretim aşamasında ocakta yapılan patlatma işleminin jandarma denetiminde gerçekleştirildiğini kaydetti. (AA)
[email protected]
3
[email protected]
bölge haberlerİ
SYRIZA Türkiye’de hangi
partinin mukabili?
HER dört kişiden birinin işsiz olduğu bir ülke
Yunanistan; işsizlerin yarıdan fazlasının birkaç
yıl öncesine kadar işi vardı, orta-gelir grubundan sayılacak bir geliri de... 11 milyon nüfuslu
ülkede 300 binden fazla insan aç bî-ilâç...
Üretilen her Euro’ya gözünü dikmiş bir alacaklısı var Yunanistan’ın: Avrupa Birliği (AB)...
Böyle bir ülkede, merkeze meydan okuyan,
kendini dışlanmış hissedenlere “fakir-fukara
garip-guraba” söylemiyle sahip çıkan, bedava
elektrik, hastanede bakım, gıda ve kömür vaat
eden, işsizlere iş, emeklilere ek gelir sağlamaktan bahseden, AB’ye “Borç morç yok, varsa da
ödemiyorum” diyeceği izlenimi veren bir partinin ilgi çekmemesi imkânsızdı.
Kuruluşu üzerinden fazla zaman geçmeyen
SYRIZA Yunanistan’da sandıktan ilk sırada
çıktıysa, sebebi, halkın yerleşik partilerden
umudunu kesmesidir.
2002 yılında Türkiye’de AK Parti’nin iktidara
ulaşmasına pek çok yönden benziyor
Yunanistan’da SYRIZA’nın başarısı...
Avrupalı seçmenler 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan şartları zorlayan keskin kararlar
alıyorlar. SYRIZA’nın 40 yaşındaki lideri
Alexis Tsipras’ın gençliğini vurgulayanlar,
İtalya’da merkez-sol koalisyonunun ürünü
Matteo Renzi’nin başbakanlığa 39 yaşında geldiğini de hatırlamalı. İspanya’da da, 36 yaşındaki Pablo Iglesias Turrión’un başını çektiği
Podemos, kuruluşu üzerinden henüz 4 ay geçmişken, ülkenin ikinci büyük partisi olmayı
başardı.
İngiltere’de en belirgin politik tavrı ülkesini
AB’den çıkarma kararlılığı olan Nigel
Farage’in UKIP’i, İşçi Partisi ile Muhafazakâr
Parti arasında üleşilmiş iki partili- sistemi kırıp
son Avrupa Parlamentosu seçiminde (2014)
sandıktan birinci parti çıkmayı başardı.
Demokrasilerde halkın nabzını tutabilen
kazanıyor. SYRIZA, krizlerin ortaya çıkardığı
bir koalisyon partisi olsa da, Tsipras savunduğu
politikalarla Yunan halkını yanına çekmeyi
başardı.
HDP ve Selahattin Demirtaş ile SYRIZA ve
Tsipras arasında benzerlikler kuranlar çıkıyor.
Kendisini tek bir bölgenin partisi ve tek bir
sorunun davacısı olmaktan çıkarabilir, daha
doğrusu bunu yapabilecek potansiyele sahip
olduğu görüntüsü veren Demirtaş’a HDP’yi
bütün Türkiye’nin partisi haline dönüştürme
kolaylığı sağlanabilir ise neden olmasın?
Esas sorulması gereken, İtalya ve
İspanya’dan sonra Yunanistan’da yaşanan solun
yeniden politika sahnesine dönüşü olayının
Türkiye’deki izdüşümü sorgulanırken, neden
CHP’nin akla gelmediği sorusu değil midir?
Neden CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu SYRIZA
ve Alexis Tsipras olamıyor? Avrupa’nın neredeyse bütün ülkelerinde ılımlısından radikaline
sol yükseliş halindeyken, neden CHP
Türkiye’de iktidar adayı haline gelemiyor?
Demirtaş’ın Tsipras, HDP’nin SYRIZA olabileceği akla geliyor da, neden sol Kılıçdaroğlu
ve CHP’den medet ummuyor?
CHP’liler bu soruyu kendilerine sormalılar...
Tabii her ülkenin kendine özgü şartları var.
Yunanistan’ın şimdilerde yaşadığı 2000’li yıllarda Türkiye’nin başına gelmişti; AK Parti o
dönemdeki arayışın sonucudur. SYRIZA,
AKP’nin yıllar önce gerçekleştirdiği başarılı
deneyimi şimdi Yunanistan’a uygulamış oldu.
Vaatleri bile AK Parti’nin uygulamalarına
benzemiyor mu?
SYRIZA Türkiye’de AK Parti’ye tekabül ediyor.
Bu yönüyle CHP sıkıntı çekiyor olabilir; ama
yine de “sol” adına politika yapan bir partinin
söyleyecekleri, lideri tarafından söylendiğinde
ciddiye alınacak vaatleri olmalı değil mi?
Türkiye’yi kapısında bekleten AB, gerekirse
o kapıdan çıkmayı düşünen Tsipras ve Farage
gibi Avrupalı liderlerle sarsılıyor.
Sarsılsın, belki sarsılınca akılları başlarına
gelir.
27 Ocak 2015/ HABER TÜRK
Çocuklar, deprem gerçeğini oyunlarla öğreniyor
ANKARA - Başbakanlık Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı (AFAD) eğitmenleri, Deprem
Simülasyon Merkezi'nde, öğrencilere deprem
gerçeğini oyunlarla öğretiyor.
Merkezde görev yapan AFAD Eğitmeni Emel
Sonkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
başkentte 2003'te kurulan Deprem Simülasyon
Merkezi'nde bugüne kadar yaklaşık 138 bin kişiye afet bilinciyle ilgili eğitimler verdiklerini belirtti.
İnsanları afetler konusunda bilinçlendirmeyi
amaçladıklarını dile getiren Sonkaya, eğitimler
sırasında katılımcıları, afet öncesi, anı ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirdiklerini anlattı.
Sonkaya, ziyaretçilerin çoğunluğunu ilköğretim çağındaki çocukların oluşturduğunu, bu
nedenle değişik yöntemler benimsediklerini
ifade ederek, "Çeşitli interaktif yöntemler kullanıyoruz. Oyunla, müzikle, drama etkinlikleriyle,
tiyatroyla öğrenme gibi yöntemleri deniyoruz"
dedi.
Eğitimlerin öncelikli amacının "Hazırlık yaparsak önleyebiliriz" kültürünün yaygınlaşmasını
sağlamak olduğunu vurgulayan Sonkaya, şöyle
konuştu:
"Bunun yanında afetlerden korunmak için
yapılacakların bireysel ve toplumsal refleks haline gelmesi hedefleniyor. Afet eğitiminde daha
önce kullanılmamış yöntemler deneniyor. Afet
eğitimleri için özel tasarlanmış sağlam ev
yapma, eşya sabitleme oyunları, depremin oluşum mekanizmasını kavratmaya
yönelik modeller, tiyatro, drama
etkinlikleri, oryantiring oyunları,
Karagöz-Hacivat oyunları, müzikle
eğitim gibi zengin ve renkli uygulamalarla tamamen interaktif yöntemler kullanılıyor."
Sonkaya, eğitimin başarısının
katılımcı sayısının çokluğuyla değil,
harekete geçirilenlerle ölçüldüğünü
anlattı. Bu nedenle merkezde eğitim verdikleri öğrencileri geçen yıldan itibaren okullarında ziyaret
ettiklerini kaydeden Sonkaya,
"Güzel şeyler gördük. Eşya sabitlemişler, afet planlamaları yapmışlar.
Evlerinde çeşitli uygulamalar yapmışlar, buluşma noktaları belirle-
mişler. Bu da bizi mutlu etti" ifadelerini kullandı.
Talebin yoğunluğu nedeniyle merkez kapasitesinin artık yeterli olmadığını belirten Sonkaya,
daha büyük ve teknolojik yeni bir afet eğitim
merkezi projesi hazırlayarak, yetkililere sunacaklarını sözlerine ekledi. (AA)
4
ANKARA
28 Ocak 2015 Çarşamba
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakan
Yardımcısı Halil
Etyemez’le sendika
genel merkezinde
bir araya gelen
Büro Memur-Sen
Genel Başkanı
Yusuf Yazgan,
“Yıllardır üvey evlat
muamelesi gören
4/C’liler kadroya
alınarak yeni
Türkiye’de 4/C’li
kalmamalıdır” dedi.
Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan:
“4/C’liler kadroya alınmalı”
HABER MERKEZİÇalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakan Yardımcısı Halil Etyemez,
Büro Memur-Sen Genel
Merkezi’ni ziyaret etti. Büro
Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf
Yazgan ile bir araya gelen Bakan
Yardımcısı Halil Etyemez,
Yazgan’a görevinin hayırlı olmasını
dileyerek yapacakları çalışmalarda
başarılar diledi.
Ziyaretten memnuniyet duyduğunu ifade eden Genel Başkan
Yusuf Yazgan, Büro Memur-Sen’in
durmadan, bıkmadan, yorulmadan kamu görevlilerinin hakları
için mücadele ettiğini söyledi.
Büro Memur-Sen’in hedeflerinin
büyük olduğunu açıklayan Genel
Başkan Yazgan, elde edecekleri
kazanımlar ve teşkilatlarının
özverili çalışmalarla 100 bin üyeye
ulaşacaklarını vurguladı.
4/C’lilerin sorunlarına değinen
Büro Memur-Sen Genel Başkanı
Yazgan, en büyük sorunun
4/C’lilerin kadroya geçirilmemesi
olduğunu vurguladı. 4/C’lilere
adeta üvey evlat muamelesi
yapıldığına dikkat çeken Yazgan,
“Başta TÜİK olmak üzere kamuda
görev yapan 4/C’li kardeşlerimiz
devletimiz ve milletimiz için alın
teri akıtıyor. Maalesef tüm
sözleşmeliler kadroya alınırken
4/C’li kardeşlerimiz kadroya alınmadı. 4/C’liler her yıl farklı bir
sorun yaşıyor. Bu yıl da sözleşme
krizi yaşandı.
Bu kardeşlerimizin aldıkları
ücret yetersizken bu tür uygulamaların yapılması da kamu ciddiyetine yakışmamaktadır. Yeni
Türkiye’de artık kamuda 4/C’li
kalmamalıdır ve başta TÜİK’teki
kardeşlerimiz olmak üzere tüm
4/C’liler kadroya alınmalıdır.
TBMM’de görüşülen torba kanun
ile 4/C’lilerin kadro sorunu
çözüme kavuşturulmalıdır. Bu
konuda sendika olarak TBMM’de
gerekli girişimlerde bulunuyoruz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı da bu konunun üzerinde
önemle durmalıdır” dedi.
Bakan Yardımcısı Etyemez,
4/C’lilerin sorunlarını yakından
bildiğini belirtti. 4/C’lilerin kadroya
geçirilmesiyle ilgili TBMM’de
gerekli mücadelenin verileceğini
kaydeden Halil Etyemez, 4/C’lilere
kadro verilmesinin torba kanunda
yer alması için ellerinden geleni
yapacaklarını kaydetti.
Aktif iş kadınlarına etkili iletişim dersi
HABER MERKEZİAktif Sanayici ve İşadamları Derneği
Kadın Kolları’nın düzenlediği eğitim programında, Başkentli iş kadınları, iş
yaşamında etkili iletişim ve kendini doğru
anlatma yöntemlerini uzmanlardan dinledi.
Eğitimde, etkili iletişimde önceliğin, kişinin
kendini tanıması olduğu vurgulandı.
OSTİM merkezli Aktif Sanayici ve
İşadamları Derneği Kadın Kolları, düzenlediği eğitim programı ile iş hayatında ikna
yöntemleri ve etkili iletişimi ele aldı. İş
kadınlarının yoğun ilgi gösterdiği ve İnsan
Kaynakları Uzmanı Yeliz Akpolat’ın bilgilerini paylaştığı programda, iyi iletişimin bir
sanat olduğuna vurgu yapıldı. Akpolat,
etkili iletişimde ön yargılı olmamak, bakmak yerine görmek, konuşmak yerine
söyleyebilmek, duymak yerine dinlemek
gibi olguların dikkate alınması gerektiğine
işaret ederken, kendimi en iyi ve en doğru
nasıl ifade edebilirim ve karşımdakini en iyi
ve en doğru nasıl anlarım? kavramlarının
da etkili iletişimin temelini oluşturduğunu
ifade etti.
Etkili iletişim için kişinin önce kendini
tanıması gerektiğine dikkat çeken Akpolat,
bir insanın en uzun yolculuğu kendi içinde
yapacağını ve tüm bilinmeyenleri bu yolculukta ortaya çıkaracağını dile getirdi.
Adem Yavuz IRGATOĞLU
[email protected]
BAKIŞ AÇISI
CHP’nin umudu hâlâ ‘sağ’
2015 seçimleri öncesi CHP direksiyonu yine ‘sağ’a
kırdı. Sol şeridin hızı CHP’ye fazla gelince, ‘orta’ şeritte de
‘sıkıştırmalar’ yaşanınca umudu ‘sağ’da arıyor. Oysa
hemen yanı başımızda komşumuz olan Yunanistan’da sol,
zaferini ilan etti bile.
5 yıl gibi bir sürede partisinin oylarını neredeyse sekiz
kat arttıran Çipras, hükümeti bile kurdu. Hani 2011’de
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’ya ‘Dayan Yorgo,
CHP iktidara geliyor’ diyen Kılıçdaroğlu, şimdi ne
yapacak? Yorgo da artık yok. Çipras’a “Kardeşim sen
neden İncil’e el basmadın, neden kıvrat takmadın mı?”
diyecek, yoksa Çipras’a selam çakıp “Yardım et Çipras,
2015 Haziran’ı çok yakın” mı? diyecek. Ya da Çipras’ın
seçim sürecinde danışmalığını yapan heyetle bir görüşme
yapıp 2015 seçimlerinde iktidar umudu mu arayacak. Ama
bilinen bir şey var ki CHP’nin kafası fena halde karışık ve
Kemal Kılıçdaroğlu işi sağlam tutarak, umudu sağ’da arıyor. Oysa yanı başımızdaki ‘sol’, başını da oyunu da aldı
gitti, koltuğa oturdu.
Kendi öz değerlerine sahip çıkamayan, ilkelerinden
taviz veren ve CHP’nin ilkelerini savunanları partiden uzaklaştıran “Yeni CHP” yönetimi, son olarak Birgül Ayman
Güler’i de istifa ettirdi. Birgül Ayman Güler, Ankara
Üniversitesi’nden Kamu Yönetimi dersimin hocasıydı.
Kendilerini iyi tanırım. O zamanlar da duruşundan taviz
vermezdi şimdi de duruşundan taviz vermedi ve CHP’den
istifa etti.
CHP’deki sağ’a açılım, sol’a çalım atma yöntemi partideki birçok ismi rahatsız ediyor ama yaklaşan genel
seçimler ve milletvekilliği adaylığı süreci bu isimleri susmak zorunda bırakıyor. Özellikle milletvekili adayları belirlendikten sonra asıl CHP-“Paralel Yapı” ittifakına yönelik
önemli açıklamalar duyabiliriz. CHP’deki şu anki öncelik
koltukların korunmasıdır.
CHP yeni açılımlarıyla sağ şeritten ilerleyen acemi
sürücüler gibi ağır ağır yol almaya çalışıyor ama menzile
varmak uzun sürecektir. Yunanistan’daki Syriza’nın seçimleri kazanması bizdeki sol’a da umut oldu. Ama CHP hala
sağ’a açılım yaparak iktidar olma gayretlerini sürdürüyor.
Oysa Syriza’nın bu zaferi tesadüf değil. Çünkü ciddi bir
kadro ve akıllı, mantıklı seçim stratejisi ile iktidara yürüyen
bir sol örneği var orada.
Bizde iktidarda bir muhafazakâr sağ partinin olduğunu
unutan Kemal Kılıçrdaroğlu, ‘toplama’ ile işi kotaracağını
düşünüyor. Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum, Ercan
Cengiz ve son olarak Birgül Ayman Güler gibi etkin isimlerin CHP’den kopması, 2015 seçimlerinde CHP aday profilinde birçok renkli simanın olacağına işarettir.
CHP şimdi yeni transferlerin peşinde. Bunlardan biri
AK Parti’nin kurucuları arasında yer almış, başbakan
yardımcılığı yapmış (cumhurbaşkanı adayı gösterilmeyince) partiden ayrılarak yeni bir parti kurmuş, mitinglerine
50 kişiyi toplayabilmiş, sonra başarısızlığı anlaşılınca partisini kapatmış olan Abdullatif Şener.
Bir diğer isim, 28 Şubat sürecinde Merve Kavakçı’nın
“yanındaymış gibi görünen” –benim o gün Meclis’te
yaşanan manzarada hala şüphelerim var- şimdilerde paralel
yapının savunuculuğunu yapan isimlerden Nazlı Ilıcak. Bir
başka isim ise İstanbul’un eski belediye başkanlarından Ali
Müfit Gürtuna. Açılım sadece bunlarla da sınırlı değilmiş.
Kulislerde konuşulan isimler arasında CHP’nin Ankara
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yaptığı Mansur Yavaş,
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu (CHP’nin
emekli müftüsü de var, o nedenle buna alışık) isimler yer
alıyor.
CHP “sağ” şeride geçerken oysa birileri “sol” şeridi
kaptırmış gidiyor.
Aile Eğitim Merkezi’ne yoğun ilgi
Keçiören Aile Eğitim Merkezi, verdiği aile danışmanlık hizmeti ile
vatandaşlardan büyük ilgi görüyor.
Çankaya, kendi bitkisini
kendisi üretiyor
HABER MERKEZİÇankaya Belediyesi, park ve bahçelerini
güzelleştirmek için ithal bitkilere değil Başkent’in
iklim şartlarında yaşayacak bitkilere yönelerek
ve bunları Çansera'daki kendi seralarında
yetiştiriyor. Belediye, şimdiden bahara hazırlanıyor. Belediyenin en önemli mesire alanlarından biri olan Çansera’da görevli 12 personel,
bin 600 metrekarelik sera alanlarında tohumları
ekiyor, kış dönemi fide çelikleme işlemlerini
gerçekleştiriyor.
Bitkinin vejetatif yolla (canlı dokularından)
çoğaltılmalarını sağlayan işlemle bugüne kadar
35 bin köke çelikleme yapıldı. İlk olarak uygun
kökü seçen bahçıvanlar çelikleme yaptıkları kökleri soğuk ya da sıcak yastıklara aktarıyorlar.
Park ve bahçelerde yaygın olarak kullanılan
kızılçalı, kartopu, lükstrüm gibi bitkilere soğuk
yastıklama yapılırken çalı grupları, ateş dikeni,
gül gibi bitkilere ise sıcak yastıklama işlemi
yapılıyor.
Park ve bahçelerin peyzajında kullanılan renk
renk çiçeklerin ilk tohumları da Çansera’daki
seralarda toprakla buluştu. Mart ayında dikimine
başlanacak olan bitkilere belirli sera sıcaklığında
özel olarak bakım yapılıyor. Kendi bitkisini kendi
üreterek belediye bütçesi için önemli miktarda
tasarruf sağlayan Çankaya Belediyesi,
Çansera'daki alanda iki yeni sera daha yapacak.
HABER MERKEZİBireylerin ve ailelerin yaşam
kalitelerini yükseltmek
amacıyla ücretsiz danışmanlık ve seminer hizmetleri
veren ve Keçiören Belediyesi
tarafından Türkiye’de bir ilk
olarak hizmete sunulan Aile
Eğitim Merkezi’nde aile
danışmanlığının yanısıra,
beslenme danışmanlığı,
hukuk danışmanlığı, pedagojik danışmanlık ve psikolojik
danışmanlık desteği de
sunuluyor. Danışmanlık
hizmetinden yararlanmak
isteyen Keçiörenliler telefonla veya şahsen merkeze
başvurarak randevu alıyor.
Başvuranlar, haklarında kısa
bir bilgi alınmasının ardından
gerekli alana yönlendiriliyor.
Özellikle okul ve kış sezonunda danışmanlıklar daha
yoğun şekilde talep görüyor.
Toplumların sağlıklı bir
şekilde gelişmesini ve geleceğe güvenle bakmasını
sağlayan temel yapının aile
olduğuna inanan Keçiören
Belediyesi, “ilk eğitimimizi
aldığımız ve bizleri hayata
hazırlayan güvenli sığınak”
olan aile kurumunu destekleyici hizmetleri de ihmal
etmiyor. Birbirine sevgili ve
saygılı aile yapısının bütün
bir toplumu ayakta tuttuğu
ilkesinden yola çıkan
Keçiören Belediyesi, kurduğu Aile Eğitim Merkezi ile
ailelerin refahını ve huzurunu
artırmaya, onlara her açıdan
katkı sunmaya yönelik danışmanlık ve seminer hizmetleri
veriyor.
Aile Danışmanlığı hizmetine genelde aileler, anne-
baba ve çocuk, karı-koca,
gelin-kaynana olarak aile içi
problemlerini çözmek,
iletişim becerileri kazanmak
için başvuruyor. Haftada
ortalama 6-8 seans danışmanlık hizmeti verilirken,
seanslar uzman danışman
tarafından ailelerin takibi
yapılacak şekilde planlanıyor.
“Mutlu bireylerin mutlu
aileler ile olacağı” felsefesinden yola çıkan Keçiören
Belediyesi, evlilik okulu seminerleri düzenleyerek katılımcıları “evlilik tanımlaması ve
eş olabilmek, aile olmanın
önemi, evlilikte kadın ve
erkeğin sorumlulukları, sevgi
dilleri, farklılık mutluluğa
engel mi, evlilikte iletişim
becerileri, aile içi hedefler”
konularında bilgilendiriyor.
Ayrıca gerçekleştirilen annebaba okulu seminerleri ile de
Keçiörenlilere “anne ve
babaların sorumlulukları,
anne ve baba arasındaki
ilişkinin çocuklara etkisi,
ailede sevginin önemi,
doğumla başlayan süreç ve
aşamalar, çocuk eğitiminde
dikkat edilmesi gerekenler,
okul öncesi eğitimin önemi,
ailelerin okul başarısındaki
rolü, çocuğun yetişkin olana
kadar geçirdiği süreçler”
hakkında bilgi veriliyor.
Merkezde bugüne kadar 35
bin kişiye seminer hizmeti
sunuldu.
Büyükşehir’in yeni
araçları sıcak suyla
temizlik yapıyor
HABER MERKEZİBüyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Dairesi
temizlik ekipleri, yeni hizmete giren araçlarla
özellikle cam bariyer, pion bariyer, ferforje, yazı
silme, afiş çıkartma gibi temizlik işlemlerinde 80
derece sıcak su kullanıyor.
Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Kent Estetiği
Dairesi, temizlik filosuna 3 yeni araç kattı. Son
sistem ekipmanlarla donatılan temizlik araçları
özellikle cam bariyer, pion bariyer, ferforje, yazı
silme, afiş çıkartma gibi temizlik çalışmalarında
kullanılıyor.
80 derece sıcak ve basınçlı su sağlayan
araçlardaki sistemi temizlik çalışmalarında kullanan işçiler, soğuk su ile çıkmayan kirli yüzeyleri
sıcak su kullanarak rahatlıkla temizleyebiliyor.
Özellikle kış aylarında kent temizliğinde
soğuksu kullanmanın yeterli sonuç vermediğine
dikkat çeken Büyükşehir Belediyesi yetkilileri,
sıcak suyun hem doğal hem de etkili bir temizlik
yöntemi olduğuna işaret ettiler.
Türkiye’de ilk kez Ankara Büyükşehir
Belediyesi bünyesinde kurulan Kent Estetiği
Dairesi, kısa süre içinde Büyükşehir
Belediyesi’nin Ankaralıların en çok önem verdiği
ve en çok iletişim kurduğu bir birimi haline geldi.
Kent Estetiği Dairesi kent temizlik ve bakım
ekipleri, başta karla mücadele olmak üzere
Ankaralılara 24 saat hizmet veriyor.
ANKARA
28 Ocak 2015 Çarşamba
Ankara İl Gıda,
Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüğü, hububatta önemli ürün
kayıplarına yol açan
dane kaybını azaltmak için hasat döneminde sıkı kontroller
yaparak ve yaptırımlar uyguluyor.
Müdürlük, biçerdöver
operatörlerine yönelik olarak da kurslar
düzenliyor.
Biçerdöver kursu
HABER MERKEZİGelen talepler doğrultusunda Halk Eğitim
Merkezleri ve Ziraat Odaları ile ortaklaşa kurslar
düzenleyen Ankara İl Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Müdürlüğü, 2015 yılının ilk kursunu
12 kursiyerin katılımı ile Sincan ilçesinde düzenlerken, kurslar gelecek taleplere göre diğer
ilçelerde de açılacak.
Teorik bilgilerin yanı sıra biçerdöverlerin
üzerinde uygulamalı bilgilerin de verildiği eğitimler sonunda yapılacak sınavda başarılı olanlara
Biçerdöver Operatörlük belgesi verilecek.
Eğitimde kursiyerlere biçerdöverlerin ayarı,
biçerdöverlerin dolap hızı, elek açıklık ayarları,
rüzgarlık devir ayarları, biçim teknikleri, ürünlere
göre ayar ve kullanım şekilleri gibi bir çok konuda bilgiler verilirken, nem ve çiğin yoğun olduğu
saatlerde de biçim yapılmaması gerektiği
anlatıldı.
Önemli bir hububat üretim bölgesi olan
Ankara’da üretilen ürünlerin hasadının düzgün
ve usulüne uygun yapılmasının hem çiftçilerin
alını terinin karşılığını tam olarak alabilmesi,
hem de ülke ekonomisi için büyük önem
taşıdığını belirten Ankara İl Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Müdürü Muhsin Temel, bu amaçla
biçerdöver operatörlerine yönelik kurslar düzenlediklerini söyledi. Geçen yıllarda düzenlenen
kursların bu yıl da devam ettiğini kaydeden İl
Müdürü Muhsin Temel, “Hasat sırasında bilinçsiz ve gelişigüzel yapılan biçimlerde yaşanan
dane kayıpları büyük ekonomik kayıplara yol
açmakta ve çiftçilerimizin emeklerinin bir
bölümü boşa gitmektedir. Ankara Gıda, tarım
ve Hayvancılık Müdürlüğü olarak bu ürün kayıplarını en aza indirebilmek için çiftçilerimizi ve
biçerdöver operatörlerini bilgilendirici çalışmalar
yapıyor, hasat zamanı da sıkı kontroller uygu-
luyoruz” dedi.
Alınan tedbirler ve yapılan eğitim çalışmaları
sonucunda Ankara’da dane kayıplarının %1’ler
seviyesine düştüğünü ifade eden Temel şunları
kaydetti: “Ankara’nın yılda ortalama bir buçuk
ile iki milyon ton civarı buğday ve arpa üretimi
oluyor. Bu eğitimlerle dane kaybını binde bir
oranında bile düşürsek bin beş yüz, iki bin ton
hububatın boşa gitmesi önlenerek, ekonomiye
kazandırılmış olur. Bunun için biçerdöver operatör eğitimini ve hasat zamanı denetimleri çok
önemsiyoruz. Tüm biçerdöver operatörleri bu
eğitime katılmak zorunda. Hasat döneminde
belgesiz biçerdöver kullanıcılarına cezalar uyguluyoruz. Önümüzdeki hasat döneminde de bu
denetimlerimizi büyük bir hassasiyetle yürüteceğiz. Çiftçilerimizin işinin az olduğu bu kış
aylarında, tüm biçerdöver kullanıcılarını bu eğitimi alması konusunda uyarıyorum”
"Dünya Öykü Günü" Ankara’da kutlanacak
Aralarında yazar Murathan Mungan, Vüs’at O. Bener, Füruzan, Haldun Taner ve Tomris Uyar’ın da
bulunduğu edebiyatçıların eserleri 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nde, Ankaralılarla buluşacak.
HABER MERKEZİÇankaya Belediyesi, Ankara Üniversitesi
ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği
ortaklığında düzenlenen 14 Şubat Dünya
Öykü Günü Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve
Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda 15.0017.00 arasında gerçekleştirilecek.
Etkinliğin “2015 Yılı Dünya Öykü Günü
Bildirisi”ni Murathan Mungan okuyacak.
Devlet Tiyatroları sanatçılarından Şahin
Ergüney ve Fulya Yeşilkaya’nın Murathan
Mungan’ın “Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk
Cinayeti” öyküsünü seslendireceği etkinlik-
te, Ankara Üniversitesi Konservatuar
Sanatçıları müzik dinletisi de gerçekleştirecek.
Ankara Öykü Günleri'nin kurucusu ve 14
Şubat Dünya Öykü Günü'nün fikir babası
yazar Özcan Karabulut, öykü gününün
neden tüm dünyada sevgililer günü olarak
kutlanan 14 Şubat’a denk geldiğini şu
sözlerle anlatıyor: “Herhangi bir gün de olabilirdi ama neden 14 Şubat olmasın? Size
şaşırtıcı gelebilir, Dünya Öykü Günü olarak
12 Eylül’ün olmasını öneren şair dostlarımız
da vardı. Bu öneriyi kabul edemezdik, değil
mi? Sait Faik, ‘Sevmek, bir insanı sevmekle
başlar her şey’ diyor. Biz, ‘Paylaştıkça,
çoğaldıkça bir anlam kazanır’ diye ekledik
ve Sait Faik’in bu sözünden hareketle dünya
öykü gününün kutlanacağı gün olarak 14
Şubat’a karar verdik. Ankara’da
Kitapkurdu’nda ülkemizin dört bir tarafından
gelen öykücülerimizle tartıştık ve bu günü
benimsedik. Öyküyle, sevgiyle, Sevgililer
Günü’yle birleştirilen bir gün oldu 14 Şubat.
Öte yandan hiç de basit bir değerlendirme
olmaz diye düşünüyorum, öykü bizim
sevgilimiz aynı zamanda.”
5
İDDİA YOK
Abdullah Cengiz
Eğitimci/Yazar
[email protected]
YAZIKLAR OLSUN! AHİRETİNİZİ
BERBAT EDİYORSUNUZ
Şu hale bakar mısınız, Allah(c.c) aşkına! Memlekette
bir sürü halledilmesi gereken mesele varken, birileri de bu
milletin çeyrek asırdır emek verdiği yurt dışı okulları kapatmakla meşgul. Ne garip değil mi? Hem garip hem de
ibret dolu bir durum. Tarih olanları ve sebep olanları kapkara bir leke olarak kaydedecektir…
Düşünebiliyor musunuz? Bir iki asra yakındır İngiliz’in,
Amerikalının, Fransız’ın, Alman’ın… gittiği coğrafyalara,
bu milletin beklentisiz, Rıza-i Bari için yollara düşen evlatları düştüler. Düştüler ne demek? Canlarını ortaya koyup
candan, maldan, canandan, anneden, babadan, vatandan ve
tüm sevdiklerinden fedakârlık yaparak koyuldular bu sefere… Şimdi bir habis el, hasid bir gönül, kıskançlığın hasetle zirve yaptığı zavallı bir el de çıkmış bu işin önüne takoz
olmaya başlıyor. Bu haliyle hem dünyasını hem de ahiretini
berbat ediyor… Allah(c.c) kurtarsın; ne diyelim.
Birkaç asır öncesi bu coğrafyalara giden, yukarıda
adlarını saydığım ülkeler oralar gitmekle yetinmediler; yer
altı ve yer üstü kaynaklarını da devşirdiler. Kucaklarında
yetiştirdikleri ülke çocuklarının beyinlerine kendi duygu ve
düşünce dünyalarını da aşıladılar. Bu yetmedi dinlerine
çevirdiler. Zaten oralara gitmelerinin ve okul açmalarının
amacı da buydu…
Şimdi Anadolu insanının gidişini hazmedemeyen ve
engellemek isteyen bu nevzuhur güçler bu çirkin ve
namertçe emellerini, kurdukları tuzaklarla ikna ettikleri
proje elemanlarına yaptırıyorlar.
Peki, başarılı olabilirler mi? Kısmen başarılı olabilirler.
Onların hesapları bu noktada: İnsanımızı direkt karşılarına
alıp aleyhte konuşmaktansa, bizi içeriden bir elin vasıtasıyla vurarak bunu ona yaptırtmak.
Çünkü sömürgeci ve talancı Batılılar okulların aleyhinde bulunsalar ülke yönetimleri buna inanmayacaklar.
Onlar şunu biliyorlar: Yıllar önce buralara gelen Batılılar
hem onları sömürdüler hem ikinci sınıf insan muamelesine
tabi tuttular, hem de evlatlarını ellerinden aldılar. Ancak bu
sefer Türkiye’den gelen insanlar onları sömürmedikleri gibi
evlatlarına da kendi evlatları gibi sahip çıkmaktadırlar. İşte
bu farktan dolayı oyunlarının bozulduğunu gören sömürgeci Batılılar güzel bir senaryo ile hem bizi bize düşman ettiler hem de yılların emeği okulları kapattıracak piyonlarını
yollara düşürdüler.
Rabbim izin vermesin.
İnancım o noktada ki bu sefer hem Batılılar hem de kullandıkları kimseler başarılı olmayacaklar. Yanıldıkları bir
nokta var; bu ışığı yakanlar ve iyilik alevini tutuşturanlar
beklentisiz kimselerdir. Dünyevi herhangi bir hesapları
yoktur. Onların duygu ve düşünce dünyalarında ne talan ne
sömürge ne de yer altı ve yerüstü kaynaklarına konma gibi
kötü bir düşünce vardır. Dolaysıyla Allah’ın(c.c) sahip çıktığı bir davayı alt etmek, önünü kesmek, engel olmak hiçbir
zalime nasip olmadığı gibi günümüz münafık ve zalimlerine de nasip olmayacaktır.
Şayet başarılı olacakları çok az bir kesim ve ülke varsa
da zamanla yanıldıklarını anlayacaklar. Bu işte sadece
Batılılar karlı çıkacak. Sebep olanlar da kendi ahiretleri
adına çok kötü bir son hazırlamış olacaklar.
Asıl üzüldüğümüz ve “vahlar!” çektiğimiz nokta
burası… Çünkü biz bu insanları aynı saflarda namaz
kılarken yürüyen kimseler olarak tanıdık. Yanıldıysak
Rabbim af eylesin. Doğruları hepimize nasip buyursun. Biz
yanlış yapıyorsak bize, onlar yanlış yapıyorsa onlara gösterin dileğimizdir.
Belediye personeline
teknik eğitim
HABER MERKEZİ-
Bakan Nabi Avcı
Kızılcahamam’da
HAKKI MURAT SÖBÜTAYMilli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve Milli Eğitim
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Bölge
Milletvekili Emrullah İşler, Kızılcahamam’a
Türkiye'nin ilk "Etkileşimli 3 Boyutlu Mesleki Eğitim
Laboratuvarı’nın açılışı için Kızılcahamam’a geldi.
Bakan Avcı ve Milletvekili İşler, açılış programlarının ardından Kızılcahamam Belediye Başkanı
Muhittin Güney’i makamında ziyaret etti.
Kızılcahamam Belediye Başkanı Muhittin Güney’i
ziyaret esnasında, Bakan ve Milletvekil’ne,
Kızılcahamam Belediyesi’nin hizmetleri ve ilçe
hakkında bilgi verdi.
Pursaklar Belediyesi
İnsan Kaynakları ve
Eğitim Müdürlüğü tarafından personele iç kontrol
sistemi konulu eğitim
verildi.
Pursaklar Belediyesi
Başkanlık Konağı’nda
düzenlenen Kamu İç
Kontrol Standartlarına
Uyum Eylem Planını
konulu seminerde;
Başkan Yardımcılarına,
birim amirlerine ve ilgili
personele konuyla ilgili
eğitim verildi. Sayıştay
Başkanlığı Uzman
Denetçisi Yaşar Uzun
tarafından verilen
eğitimde, belediyede
yürütülen hizmetlerin
daha etkin ve düzenli
olarak işlemesi, yasal
değişikliklere uyum ve
birimler arası koordinasyonun sağlanmasına
yönelik teknik bilgiler
verildi.
İç kontrol sisteminin
oluşturulması, uygulanması, izlenmesi ve
geliştirilmesi gibi konuların yer aldığı seminer
4 gün sürdü.
Evde dişçi hizmeti
HABER MERKEZİKeçiören Belediyesi, engelli ve yatalak vatandaşlara evde ağız ve diş sağlığı bakım hizmeti
sunuyor. Ücretsiz olan bu hizmetten yararlanmak
isteyen vatandaşlara, belediyenin kurumsal web sitesi
üzerinden online başvuru yapma imkanı da tanınıyor.
Hizmet kalitesini her geçen gün artıran Keçiören
Belediyesi, evinden çıkamayacak durumdaki engelli ve
yatalak hastaların yardımına koşuyor. Belediye
bünyesinde görevli 3 diş hekimi, mobil hizmet aracı ile
birlikte yatalak ve engelli vatandaşlara evde diş sağlığı
hizmeti veriyor. Diş hekimleri hastaların evlerine
giderek diş tedavilerini yaparken, çürük dişlerin çekim
işlemlerini de gerçekleştiriyor. İlçe sınırları içerisinde
verilen bu hizmet için vatandaşlardan herhangi bir
ücret talep edilmiyor ve sağlık güvencesi şartı(SGK
veya Yeşil Kart) aranmıyor.
Evde diş sağlığı hizmetlerini vatandaşlara bir adım
daha yaklaştırmayı hedefleyen Keçiören Belediyesi,
son olarak hizmetten yararlanmak isteyen
Keçiörenlilere online başvuru hakkı tanıdı.
Gelen müracaatların incelendiğini ve belirlenen
şartları taşıyan kişilerin evlerine ziyarette bulunulduğunu söyleyen Keçiören Belediye Başkanı Mustafa
Ak, “Kendi hekimlerimizle beraber bir program
çerçevesinde, evde yatalak durumda olan kimsesiz
olan engelli olan vatandaşlarımızın ağız ve diş sağlığı
bakımlarını, kendi bulundukları yerde gerçekleştiriyoruz”
dedi. Hizmet için herhangi bir yaş sınırlaması konmadığını belirten Başkan Ak, “Burada önemli olan
temel kriterimiz bakıma muhtaç olması, yani yatalak ve
tedaviye gidebilecek durumda olmaması” diye
konuştu.
6
ANKARA
28 Ocak 2015 Çarşamba
Aşk-ı Efsun
Yenimahalle
Belediyesi ile
Çağdaş Yaşamı
Destekleme
Derneği
(ÇYDD) Ankara
Şubesi’nin
işbirliği düzenlenen eğitim
seminerleri
sürüyor.
Yenimahalle’de meme
kanseri semineri verildi
HABER MERKEZİ
-“Çağdaşlık Eğitim” projesi kapsamında
her ay Yenimahalle halkı bilgilendiriliyor.
Seminerlerin bu ay ki konusu “Meme Kanseri
ve Erkan Tanı” oldu. “Erken tanı hayat kurtarır” sloganıyla gerçekleşen seminerde, Genel
Cerrah Osman Uyar tarafından meme kanseri
konusunda detaylı bilgiler verildi.
Yenimahalle Belediyesi Kapalı Pazar Yeri ve
Sosyal Tesisi İkinci Bahar Dayanışma
Merkezi’nde gerçekleşen eğitim seminerine,
ÇYDD Eğitim Birimi Sorumlusu Gülten
Erciyas, ÇYDD Ankara Şubesi’nden ve
Gençlik Birimi’nden temsilciler, YENİMEK kursiyerleri ve vatandaşlar katıldı.
Seminer öncesi katılımcıları selamlayan
ÇYDD Eğitim Birimi Sorumlusu Gülten
Erciyas, ÇYDD ve “Çağdaşlık Eğitim” projesi
hakkında bilgiler vererek “Amacımız çağdaş
eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş
topluma ulaşmaktır” dedi.
Meme kanserine dikkat çekmek amacıyla
katılımcılara pembe kurdelelerin dağıtıldığı
seminerde Genel Cerrah Osman Uyar, mama
kanseri, risk faktörleri, kanserden korunma
yolları ve tedavi süreçleri hakkında
Yenimahallelilere detaylı bilgiler aktardı.
Sunumunun kanser hastalığı hakkında bilgiler vererek başlayan Uyar, “Durdurulamayan
hücre bölünmesi ve büyümesine kanser denir.
Kanserin esas tedavisi cerrahi tedavidir.
Ancak bu hastalıkta önemli olan erken tanıdır”
dedi.
Erkeklerde en sık görülen kanser türünün
akciğer, kadınlarda ise meme kanseri olduğuna dikkat çeken Uyar, her 8 kadından 1’inin
risk altında olduğuna işaret etti.
Diğer kanser türlerinden farklı olarak meme
kanserinde insanın kendi kendini muayene
edebileceğini kaydeden Uyar, “Her kadın 5
dakikasını ayırarak kendi kendini muayene
edebilir. Göğsün birinde sarkma, şişme, kitle
tespit edildiğinde ya da meme başında pullanma, içe çökme ve akıntı görülmesi halinde
gecikmeden doktora başvurulmalıdır. Kitle
genellikle koltuk altına yakın bölgelerde
görülmektedir” diye konuştu.
Yaş arttıkça meme kanserine yakalanma
riskinin de arttığına dikkat çeken Uyar, “20
yaşından itibaren kişi kendi kendini ayda bir
kontrol etmelidir. 29-39 yaş arasındaki kişiler 3
yılda bir, 40 yaşından büyükler ise her yıl mutlaka doktor kontrolüne gitmelidir” dedi.
Meme kanserinin tedavi yöntemleri hakkında da bilgiler sunan Uyar, seminerin sonunda
kişinin kendi kendine yapabileceği muayeneyi
uygulamalı olarak katılımcılara gösterdi. Uyar,
sunumunu vatandaşların sorularını yanıtlayarak noktaladı.
Bu ayki eğitim seminerine ÇYDD Ankara
Şubesi Gençlik Birimi de destek verdi.
Seminerden günler önce Yenimahalle bölgesinde bilgilendirme gezileri düzenleyen
gençler, broşürlerle vatandaşa meme
kanserinde erken tanının önemini anlatarak
seminere davet etti.
Yakacık Mesire Alanı genişliyor
Altındağlı kadınların
sinema keyfi
HABER MERKEZİAltındağ Belediyesi’ne bağlı Güneşevler,
Aydınlıkevler ve 29 Ekim Kadın Eğitim Kültür Merkezi
üyeleri, sinemanın tadını çıkardı. Sinemaya giden yaklaşık 200 kadın, ‘Unutursam Fısılda’ isimli filmi seyretti.
Altındağ Belediyesi’nin düzenlediği organizasyonda
beyaz perdeyi ilk defa görenler de oldu.
29 Ekim Kadın Eğitim Kültür Merkezi üyelerinden
Elif Sezer, daha önce sinemaya hiç gitmediğini dile
getirerek bu imkânı kendilerine sunan Altındağ Belediye
Başkanı Veysel Tiryaki’ye teşekkür etti. İlk defa sinema
ortamında film izleyeceği için mutlu olduğunu söyleyen
Sezer, heyecanını gizleyemedi. Sezer, Altındağlı kadınların daha önce evden dışarı çıkmadığını hatırlatarak
“Şimdi okuyan, çalışan, gezen, gören kadınlar var”
dedi. Bu tür etkinliklerin moral kazanma açısından
önem taşıdığını ifade eden Sezer, kültürel açıdan sürekli gelişme gösterdiklerini vurguladı.
Güneşevler Kadın Eğitim Kültür Merkezi’nden
Ferdane Kutucu ise Altındağ Belediyesi’nin kadınlara
verdiği değer üzerinde durdu. Kültür merkezlerinin önemine dikkat çeken Kutucu, bu faaliyetlerle özgüven
kazandıklarının altını çizdi. Kutucu, kültür merkezleri
sayesinde hayata daha farklı bir pencereden baktıklarını belirterek bu merkezlerde arkadaşlık bağlarının
güçlendiğini de sözlerine ekledi.
Ferdane Kutucu şöyle devam etti: “Kadınları hiçbir
zaman göz ardı etmeyen bir belediye başkanımız var.
Kültür gezilerine katılıyoruz, okuma yazma öğreniyoruz,
meslek edindirme kurslarına gidiyoruz. Sosyal hayatta
daha fazla yer bulmak için bu etkinlikler büyük önem
taşıyor. Ve bunların hepsi kişisel gelişimimizin birer
parçası.”
HABER MERKEZİYenimahalle Belediyesi
Yakacık Mesire Alanı
genişliyor. Park Bahçeler
Müdürlüğü tarafından 6
bin metrekare alanda
yapılan çalışmalar son
sürat devam ederken
Yenimahalle Belediye
Başkanı Fethi Yaşar da
çalışmaları yakından takip
ediyor.
Farklı konsepti ve
sosyal donatı alanları ile
göz dolduran Yakacık, 6
bin metrekare genişleyerek
5 bin 500 kişi kapasitesine
yükseliyor. 50 ailenin daha
piknik yapabileceği ilave
alan eklenen mesire
alanında, çalışmalar soğuk
havaya rağmen son sürat
devam ediyor.
Kamelyalı, kamelyasız
oturma alanlarının yanı sıra
50 barbekü, 4 çeşme de
yapılacak olan alanda
incelemelerde bulunan
Yaşar, Yenimahalle’nin
yeşil cenneti Yakacık’ın
piknikçilerin gözdesi
olduğunu hatırlatarak
“Mesire alanımızın yaz
aylarında gördüğü rağbet
dolayısıyla burayı
genişletme kararı aldık. 6
bin metrekare alanda yaptığımız bu çalışma piknik
sezonu öncesi tamamlanacak. Yakacık piknikçilerin, doğayla baş başa
kalmak isteyenlerin gözdesi olmaya devam edecek”
dedi.
Toplam 146 bin
metrekare alana sahip
mesire alanındaki çalışmaların tamamlanmasıyla
birlikte kamelyalı ve
kamelyasız oturma alanları
sayısı 470’e, çeşme sayısı
ise 17’ye çıkacak.
Birinci, ikinci ve üçüncü
bölge olarak ayrılan mesire
alanı, 5 plaj voleybolu
sahası, basketbol ve 2 çim
futbol sahası, 4 adet
çocuk oyun alanı ile
konuklarına geniş bir
eğlence imkanı sunuyor.
Yeşil alanlarıyla adeta
bir ormanı andıran
Yakacık’ta bin 500 ağaç, 5
bin adet çalı bitkisi, 4 bin
fidan bulunuyor.
Ankaralılara huzurun
kapılarını aralayan alan,
yaya köprüleri, ahşap yel
ve su değirmenleri ile de
ziyaretçilerine farklı bir
ambiyans sunuyor.
Tamer KARAHAN
[email protected]
KANGREN
Yokluğunda, özlenmez mi sevilen?
Söylesene ..!
Senden başkasını özlemedim ki ben.
Sesini duymak sevgili, yüreğimde…
Bir ateşi körüklerken,
Senden başkası, bunu beceremedi ki.
Seni seviyorum..!
Bu cümle,senden başka kimsede
anlam kazanmadı ki…
Sen benim,kangren olmuş yaramsın artık ...
Senden kurtulmak istersem eğer,
Daha da batarım,karanlığıma ...
Senden her kaçışım,sana daha da yaklaştırdı
beni.
Bir kelime söyle,huzur olsun içinde sadece ...!!!
Eskimez hiç bir şey,sadece yenilenir.
Çok acı çektim,çok direndim.
Çok insanlar tanıdım.
İrademin,benim önüme geçmesine,
Senden başka kimse,
Müdahil olamadı oysa..
Söyle,düşlerimi ne zaman yakacaksın?
Sen sevgili,bu kadar uzakta bile olsan,
Neden ben hala seni,
Nefesim kadar yakın hissediyorum ..?
Sen benim,kangren olmuş yaramsın artık ...
Keçiören’de kuşlara
yemlik yapıldı
HABER MERKEZİSoğuk kış günlerinde yem bulmakta zorlanan
kuşların yardımına Keçiören Belediyesi Gönüllü
Akademisi ve Çevre Çiçekleri Hareketi üyesi çocuklar
birlikte koştu. Etkinliğe, HAYTAP (Hayvan Hakları
Federasyonu) Ankara İl Başkanı Deniz Tokmak Ekinci
de destek verdi.
Keçiören Belediyesi’nin 2009 yılında başlattığı
sosyal sorumluluk projesi Çevre Çiçekleri Hareketi’ne
üye çocuklar, çevreye duyarlılığın güzel bir örneğini
daha sergilediler. Gönüllü Akademisi tarafından
düzenlenen etkinliğe katılan Çevre Çiçekleri engelli
yaşıtları ile birlikte, pet şişeleri önce kuş yemlikleri
haline getirdiler, daha sonra içlerine yem doldurarak
ağaçlara astılar. Keçiören Belediyesi Güçsüzler Yurdu
bahçesinde gerçekleştirilen etkinlikte, HAYTAP
(Hayvan Hakları Federasyonu) Ankara İl Başkanı
Deniz Tokmak Ekinci ile beraberindeki heyet de hazır
bulundu. Ekinci ve arkadaşları etkinliğin yapıldığı
alana, sokak köpekleri ve kedileri için mama kapları
ile kedi ve köpek mamaları da bıraktılar.
Necip Fazıl Kültür Merkezi
açılış için gün sayıyor
HABER MERKEZİMamak Belediyesi, Necip Fazıl Kültür Merkezi’nin
açılışı için gün sayıyor. Mimari açıdan olduğu kadar,
sahip olduğu fonksiyonel özellikleri ile de ilçe sakinlerinin sabırsızlıkla beklediği kültür merkezi, Selçuklu
mimarisinden örnekleri sunuyor. 12 bin metrekarelik
dev proje alanına sahip merkezde, kreş, 2 adet
düğün salonu, 370 kişilik nikâh salonu, çok amaçlı
salon, sergi salonları, derslikler, havuzlu meydan ve
çim amfi bulunuyor. İçerisinde kültürel ve sanatsal
etkinliklerin yapılabileceği, sergilerin açılabileceği,
kursların düzenlenebileceği salonların yer aldığı tesis
modern ve nezih bir mekân olarak Mamaklılara
hizmet verecek. Dev tesisi, gelecek nesillerin iftiharla
göstereceği bir yatırım olarak değerlendiren Mamak
Belediye Başkanı Mesut Akgül, Mamak’a geleneksel
mimari ile modern mimarinin harmanlandığı bir şehir
kimliği kazandırma arzusunda olduklarını vurguladı.
Tesiste, Anadolu Türk mimarlığında medreselerde
kullanılan üstü açık ve kapalı olmak üzere orta avlu
düzeni oluşturuldu. Yine tesisin kapıları mekanik
traverten kaplama ile bezendirilerek taş işçiliğiyle taç
kapılar oluşturuldu. Kapalı avluda kolonlar traverten
taşlarla inşa edilirken, cephelerde kullanılan pencerelerde Anadolu Selçuklu mimarisinde sıkça rastlanan
ahşap doğramalar uygulandı.
Selçuklu motiflerinin gündüz zarifliği ile dikkat
çekerken, gece de özel aydınlatmasıyla estetik bir
görüntü sağladığı merkezde taş işçiliğine dayanan
süslemelerle yalın bir mekan etkisi oluşturuldu.
7
EKONOMİ
28 Ocak 2015 Çarşamba
Doğal taş sektöründe
dünyanın en önemli fuarları
arasında gösterilen MARBLE İzmir Uluslararası
Doğal Taş ve Teknolojileri
Fuarı, bu yıl yeni fuar
alanıyla birlikte yabancı
katılımcı rekoru kıracak.
Ege Maden İhracatçı
Birlikleri Başkanı Mevlüt
Kaya, fuara bu yıl dünya
devlerinin katılım kararı
aldığını, son rakamlara göre
MARBLE'ın, İtalya'daki
Marmomacc Fuarı'nı geride
bırakarak dünya ikinciliğine
ulaştığını ifade etti.
Doğal taşta dünyanın gözü İzmir’de
İZMİR - TOLGA ALBAY - Dünyanın en
önemli doğal taş rezervlerine sahip olan
Türkiye, doğal taş ürünlerinde ihracatını son
10 yılda hızla artırdı. Geçen yıl 2 milyar dolarlık ihracatın yapıldığı sektörün gelişiminde
önemli bir paya sahip olan MARBLE Fuarı, bu
yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından
yatırımı tamamlanan yeni fuar alanı "Fuar
İzmir"de düzenlenecek.
25-28 Mart 2015 tarihleri arasında düzenlenecek fuara ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Ege Maden
İhracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya, yeni
fuar alanıyla birlikte artık tüm yer taleplerine
yanıt verebilir duruma geldiklerini, bu yıl fuarın
56 bin metrekarelik alanda yaklaşık bin 300
yerli ve yabancı firmanın katılımıyla gerçekleşeceğini ifade etti.
Fuarda bu yıl, metrekare ve katılımcı
sayısının yanında yabancı firma ve alım heyeti
bakımından da sevindirici bir artış görüleceğini dile getiren Kaya, Avrupa'da yaşanan krizin
İzmir'deki fuarı ön plana çıkardığına işaret etti.
Kaya, şunları kaydetti:
"Bu yıl Avrupa'da inşaat sektöründe durgunluğun devam etmesi nedeniyle bir kriz
havası var. Bu durgunluk Verona'daki
Marmomacc Fuarı'na da yansıdı. Katılımcı
sayılarında gerilemeler var. MARBLE'ın
katılımcı sayısında ise rekor bir artış yaşandı.
Her yıl 50-55 yabancı firma fuarımıza
katılırken elimizdeki son rakamlara göre bu
rakam bu yıl için 100'e ulaştı. Dünyanın sayılı
doğaltaş firmaları bu yıl İzmir'de stant açma
kararı aldı. Bize ulaşan son bilgilere göre
İtalya'daki Marmomacc Fuarı'nı da geride
bırakarak dünyanın en büyük 2'inci doğal taş
fuarını organize edeceğiz. Bu İzmir için bir
şanstır. Fuar kent ekonomisine geçen yıllara
göre çok daha yüksek oranda katma değer
kazandıracaktır."
Fuarda bu yıl özellikle İtalya, Çin, İspanya,
Portekiz, Yunanistan, Pakistan, İran ve
Hindistan gibi ülkelerden firmaların yoğun
stant talebinin bulunduğunu bildiren Kaya,
yabancı alım heyetlerinin sayısı ve niteliğinde
de bir artış yaşanacağını tahmin ettiklerini dile
getirdi
MARBLE Fuarı'nın dünya çapında bir
marka olduğunu, İzmir kentinin dünyadaki
imajına da büük katkı yaptığını ifade eden
Kaya, kentin fuarcılık hedeflerine ulaşmada
MARBLE'ın büyük payının bulunduğunu
söyledi. Yeni fuar alanıyla birlikte İzmir'in uluslararası anlamda ciddi bir hamle yapacağına
işaret eden Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İzmir'in bir fuar kenti olarak tanınması
hedefinde tüm kesimlerin aynı duyarlılıkla hata
yapmadan hareket etmesi gerekiyor. Bugün
İzmir'de istediğiniz oteli arayın ve fuar haftası
için yer sorun. Size 100-150 dolarlık geceleme
fiyatını 250-300 dolar olarak söyleyecekler. El
insaf. Talebin yükselmesi fiyatları yükseltecektir. Bunu kabul ediyoruz. Ama bu konuda
aşırıya kaçılmaması gerekiyor. İnsanlar bu
fiyatlar nedeniyle bu kentte 4 gün kalacağına
bir gecede işini bitirip kaçmayı tercih eder
hale geldi. Bu fiyatların kente zarar verir
duruma gelmesinden endişeliyiz."(AA)
e-Fatura ve e-Defter'in
kapsamı genişliyor
Gedikli: “Merkez
bankaları hükümetlerle
uyum içinde olmalı”
ANKARA - AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu
(MKYK) Üyesi Bülent Gedikli, dünyanın girdiği darboğazdan çıkması için tüm ülkelerde artık merkez
bankalarının, hükümetlerle birlikte uyum içinde,
büyümeyi destekleyici politikalar üretmesi gerektiğini
belirterek, "Buna bizim merkez bankamız da dahil"
dedi.
Gedikli, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) varlık
alımının etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Söz konusu varlık alım programının Türkiye'ye kısa
ve uzun vadede olumlu etki yapacağını dile getiren
Gedikli, kararın bir sonucu olarak avronun değer kaybetmesinin, Türkiye'nin dış ticaretine olumsuz etki
yapacağı eleştirilerine katılmadığını, ülkenin her
halükarda bu durumdan da kazançlı çıkacağını söyledi.
Bülent Gedikli, varlık alımı sonucunda Avrupa'da
avronun daha bol olacağına dikkati çekerek, şunları
kaydetti:
"ABD Merkez Bankası'nın sıkılaştırmaya gideceği bir
dönemde Avrupa Merkez Bankası'nın genişlemeci politikaları Türkiye için kesinlikle faydalı olacak. Kısa
vadede bakarsak, Avrupa'da bollaşan avro, elbette
bankaların kasasında durmayacak. Avrupa bankaları,
bu parayı kullandırmak isteyecek ve Türkiye,
Avrupa'dan daha uzun vadeli ve daha cazip koşullarda
kredi imkanı bulacak. Uzun vadede ise Avrupa, sadece
para politikalarıyla kalmaz, yapısal reformları yapabilir
de talep üretilir, büyüme canlanırsa Türkiye olarak her
açıdan bunun faydasını görürüz."
Avrupa'da güven sorunu olduğunu vurgulayan
Gedikli, bölgede bir türlü siyasi ve mali birliğin sağlanamadığını ifade etti. Bu nedenle, atılan adımların istenilen sonucu vermediğine işaret eden Gedikli, şöyle
devam etti:
"Biz zaten hiçbir zaman dışarıdan gelecek olumlu
etkilere bel bağlamadık. Onun için ECB'nin bu kararı
da ne üzüleceğimiz ne sevineceğimiz bir gelişme.
Dışarıdaki olaylar elbette bizi olumlu veya olumsuz
anlamda bir miktar etkiler ama Türkiye artık ayakları
yere sağlam basan, her riski en iyi şekilde yönetme
kabiliyetine sahip bir ülke. Türkiye artık sağa sola
değil, direkt hedefe odaklı gidiyor." (AA)
ANKARA - İBRAHİM YILMAZ Maliye Bakanı Mehmet Şimşek,
yeni düzenleme ile akaryakıt ve
madeni yağ lisansına sahip olanlar
ile faaliyet konusuna bakılmaksızın
10 milyon lira ve üzeri ciroya sahip
tüm mükelleflerin, 1 Ocak 2016
itibariyle e-Fatura ve e-Defter uygulamalarına geçmiş olacağını bildirdi.
Konuya ilişkin AA muhabirine
değerlendirmelerde bulunan
Şimşek, e-Fatura ve e-Defter uygulamalarının daha da yaygınlaşması
için yeni idari ve yasal düzenlemeleri yapmaya devam ettiklerini
söyledi.
Uygulamaların mükelleflere büyük
kolaylık sunduğunu belirten Şimşek, sistemin vergi idaresi açısından da etkin bir
kontrol aracı konumunda olduğunu ifade
etti.
Şimşek, Elektronik Fatura Kayıt
Sisteminin (EFKS) ilk olarak 2008'de hayata geçirildiğini anımsatarak, daha sonraki dönemlerde uygulamaya koyulan eFatura ve e-Defter uygulamalarına vatandaşlardan da önemli bir talep geldiğini
dile getirdi.
Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB)
mükellef ve Bakanlık açısından avantajları göz önünde bulundurarak, belli sektörleri ve mükellef gruplarını bu uygulamalara geçme zorunluluğu getirdiğini ve
bu anlamda elektronik dönüşüme
öncülük ettiğini kaydeden Şimşek, "Bu
kapsamda ilk zorunluluk uygulaması ile
e-Fatura ve e-Defter kullanıcı sayısı 2015
yılı başı itibariyle yaklaşık 20 bin
mükellefe ulaştı" diye konuştu.
Şimşek, bu süreçte sistem üzerinden
gerçekleşen işlemler hakkında da bilgi
vererek, "2015 yılı başına kadar EFKS
üzerinden düzenlenen fatura adedi 6 milyar 396 milyon 39 bin 587'ye, e-Fatura
sisteminden düzenlenen fatura adedi
195 milyon 39 bin 218'e ulaştı. Ayrıca 20
bin mükellefin defterlerinin elektronik
ortamda tutulması sağlandı ve bu suretle
kağıt kullanımı ve noter tasdik süreçleri
ortadan kaldırılmış oldu" ifadelerini kullandı.
Bakan Şimşek, ikinci zorunluluk uygulamasına ilişkin genel tebliğ düzenlemeleri ile e-Fatura ve e-Defter kullanıcı
sayısının iki katına çıkarılmasının planlandığını belirterek, "e-Fatura ve e-Defter
kullanan mükellef sayısı 2016 başında 40
bin kişiye ulaşacak" dedi. (AA)
“Yaz deftere”
devri sona eriyor
İSTANBUL MEHMET ALİ
DERDİYOK İstanbul Bakkallar
Odasınca (İSTBAKO) gerçekleştirilen proje
kapsamında veresiye defterleri
kaldırılıyor.
Genelde düzensiz öğrencilerin
defterleri için kullanılan "Tıpkı
bakkal defteri
gibi" benzetmesine de konu olan
veresiye defterlerinin kaldırılmasıyla modern dünyada ayakta kalmaya çalışan
bakkallar, teknolojiyle buluşacak.
Bakkallar artık veresiye defteri yerine kayıtlarını bilgisayar ortamında tutacak. Pilot bölge seçilen
Beyoğlu'nda başlatılan projeyle, şehirdeki tüm
bakkalların bu sisteme geçmesi sağlanacak.
İSTBAKO Başkanı İsmail Keskin, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, elektronik sisteme geçişin hayatın her alanında ciddi bir şekilde yaşandığını ve bir
ihtiyaç haline geldiğini belirterek, projelerini bu kapsamda geliştirdiklerini anlattı.
Projeyle esnafın, etiketleme, barkod ve otomasyon
sistemlerini aktif kullanmasının hedeflendiğini dile
getiren Keskin, "Odanın, bakkallar için geliştirdiği
programı bilgisayarlarına yükleyeceğiz. Bu programla
esnaf, müşterinin aldığı bir ürünün barkodunu okuttuğunda anında fiyatını görecek. Marketlerdeki sisteme benziyor. Ancak, burada farklı olan bu çıkan
yekun, eğer müşteri veresiye alacaksa program
sayesinde direkt olarak müşterinin hesabına kayıt
edebiliyor. Eğer müşteri değilse kolay bir şekilde
veresiye hesabı açılabiliyor" diye konuştu.
Keskin, bu çalışmayı esnaf ve müşteri arasındaki
ilişkiyi geliştirmek için tasarladıklarını vurgulayarak,
yeni dönemde esnafın iş kalitesinin artacağını
söyledi.
Bakkalların yıllardır veresiye defteri alışkanlığının
bulunduğunu ifade eden Keskin, şöyle devam etti:
"Bakkal ve veresiye defteri toplumumuz için can
simidi olup esnafımıza atadan, dededen kalma bir
örf, adettir. Mahalleliye, semt sakinine sırtınızı
dönmeniz, hayır demeniz mümkün değil. Zaten mevcut ekonomi içerisinde bakkalın önemi buradan
daha iyi anlaşılabilir. Türkiye'de bakkal esnafı, veresiye defterinde 1 milyar lira civarında vatandaşın
yükünü taşıyor.
Türkiye'nin en zor dönemlerinde bile eğer bir
sosyal patlama yaşanmıyorsa bunda bakkalın veresiye defterinin payı da var. Biz de bakkal ile müşteri
arasındaki bu ilişkiyi, hem pratik hem de güven
ilişkisi kuvvetli bir aşamaya getirmeye çalışıyoruz. Bu
program sayesinde müşteri, aldığı ürünün tarihini
markasını ve saatine kadar her şeyi hesabında görebilecek. Hem bakkal bütün bunları deftere yazarak
zaman kaybetmeyecek, hem de müşteri bu bilgileri
görerek bakkalına daha çok güvenecek."
Keskin, müşteri ve işletme açısından borç takibinin
daha kolay yapılabileceğine işaret ederek, müşterilerin ilerleyen dönemlerde bakkal hesaplarını mobil
olarak internet üzerinden takip edilebileceğini vurguladı. Oda olarak her yıl esnafa eğitim verdiklerini
aktaran Keskin, "Müşteri ilişkileri, teknolojik ve
modern gelişmeler ile gıda güvenliği ve hijyen konularını sıkça işliyoruz. Telefonla aldığımız siparişlerin
yanına internetten sipariş eklendi. Dünya değişiyor,
bizim aynı kalmamız mümkün değil. Müşterilerimiz
bizim için önemli. Bu açıdan teknolojiyi önemsiyor,
kullanmaya ve kullandırmaya gayret ediyoruz. Bu
çalışmayla esnafımız müşterisine hem daha hızlı
cevap verebilecek hem de daha rahat bütçe yapabilecek. Sistemle birlikte esnafımızın işlerinin de artacağını ümit ediyoruz" diye konuştu.
Beyoğlu'nda bakkal işleten Bahadır Ünal da sistemin büyük bir kolaylık sağladığını dile getirerek, bu
sayede müşterileriyle aralarındaki güvenin daha da
pekişeceğini kaydetti.
Ünal, veresiye defterine her şeyi detaylı olarak
yazamadıkları için bazen müşteriyle sorunlar
yaşadıklarına değinerek, "Sistem, aylar öncesindeki
bir ürünün tarihini, saatini ve hatta markasını bile
gösteriyor. Müşterilerimiz aldığını unuttuğu zaman
aramızda bazen güvensizlik doğuyordu. Ama artık
bunları aşacağız. Ayrıca, sistem sayesinde müşterimizi bekletmeden işimizi daha hızlı yapıyoruz.
Odamıza teşekkür ediyorum" diye konuştu. (AA)
Fındık, istikrarlı üretimle yeni pazarlara girecek
TRABZON - ZAFER SEL - Karadeniz
Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği
(KFMİB) Başkanı Edip Sevinç, dünya fındık
üretiminde en önemli paya sahip olan
Türkiye'nin, yeni pazarlara ulaşmak için
istikrarlı üretim ve fiyat politikasının oluşması
gerektiğini bildirdi.
Fındık Tanıtım Grubu Yönetim Kurulu
Başkanı da olan Sevinç, AA
muhabirine yaptığı açıklamada,
dünya fındık üretiminin yaklaşık
yüzde 75'ini elinde
bulunduran
Türkiye'nin geçen
yıl, 110 ülkeye ihracatından 2 milyar
314 milyon dolar
döviz girdisi
sağladığını vurguladı.
Fındık Tanıtım Grubu
olarak hem tanıtım hem de Ar-
Ge çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini vurgulayan Sevinç, bu çalışmalar kapsamında
oluşturdukları birçok projeyle ilgili bakanlığa
buşvurduklarını söyledi.
Sevinç, gerekli izinler alındıktan sonra projelerle ilgili geniş kapsamlı bilgilendirme
yapacaklarını anlatarak, özellikle dünyadaki
fındık tüketiminin artmasının,
Türkiye'de fındık üretim
ihtiyacının ortaya çıkması
neticesinde Ar-Ge
çalışmalarına önem
verdiklerini ifade
etti.
Fındıkla
ilgili olan
ülkelerin Türk
fındığını çok iyi
tanıdığını belirten Sevinç,
"Fındığı az bilen ülkelere ulaşmak için
çalışıyoruz. Bunun için de istikrarlı bir üretimin
olması gerekir. Türkiye'nin ürettiği fındığı satamama gibi bir derdi yok, önemli olan istikrarlı
üretim ve fiyat politikası ile yeni pazarlara
ulaşmak" şeklinde konuştu.
Sevinç, hem üründe hem de fiyatta dalgalanmalar olduğu zaman yeni ülkelere açılmanın zor olacağını dile getirerek, bunun için
fiyatta istikrarın olmazsa olmazları arasında
bulunduğunu vurguladı.
Son yıllarda fındık tüketiminde artış olurken,
üretim miktarında hava şartları ve diğer
etmenlerden dolayı dalgalanmalar yaşanıyor.
Bölgede son 10 yılda ortalama yıllık 600 bin
ton olan fındık üretiminin artırılması için yöre
genelindeki kurumlar, çeşitli projelerle üreticileri daha fazla verim için teşvik ediyor.
Trabzon Ticaret Borsası'nın Fındıkta Verim
ve Kaliteyi Arttırma Projesi kapsamında fındık
bahçeleri yenilenirken, projeyle 600 bin tonlarda olan fındık üretiminin 1 milyon tonun
üzerine çıkarılması hedefleniyor.(AA)
8
EKONOMİ
28 Ocak 2015 Çarşamba
Kalkınma Bakanı
Cevdet Yılmaz, GAP
Organik Tarım Mali
Destek Programı
Protokolü kapsamında Güneydoğu
Anadolu
Bölgesi'ndeki
organik tarım
sektörünün ulusal
ve uluslararası rekabet edilebilirliğinin
artırılacağını bildirdi.
Güneydoğu, organik
tarımla gelişiyor
GAZİANTEP - Yılmaz, Gaziantep
Valiliği'nde düzenlenen "GAP Organik Tarım
Mali Destek Programı Protokolü" imza törenine katıldı. Yılmaz, buradaki konuşmasında,
çalışmanın GAP Bölge Kalkınma İdaresi
tarafından BM ile işbirliği içerisinde
yürütüldüğünü söyledi.
Projeyle kümelenme metodu uygulanarak
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki organik
tarım sektörünün ulusal ve uluslararası rekabet edilebilirliğinin artırılmasının hedeflendiğini ifade eden Yılmaz, bu sayede de bölgenin
daha hızlı kalkınmasının destekleneceğini vurguladı.
Yılmaz, proje kapsamında güçlü üretim ve
pazarlanması noktasındaki altyapının
güçlendirileceğini anlatarak, çalışmaların neticesinde örgütlü, sürdürülebilir, katma değeri
yüksek ve çevre dostu üretimin gerçekleşeceğine dikkati çekti.
Projenin GAP bölgesi için önemine işaret
eden Yılmaz, "GAP bölgesi, 12 yıl önce
sadece 700 milyon dolarlık ihracat yaparken
geçen yıl itibarıyla 9 milyar doları aşmıştır.
Bölgesel olumsuzluklar ve küresel krize rağmen bunu başarmıştır. İnşallah önümüzdeki
dönemde Gaziantep'in lokomotif olduğu bölgemiz daha ileriye de gidecektir" diye konuştu.
Bu kapsamda projenin de desteğiyle
önümüzdeki süreçte rekabet gücü daha yüksek ürünlerin ön plana çıkacağını aktaran
Yılmaz, "GAP Organik Tarım Mali Destek
Programı Protokolü"nün de kısa ve orta vadede ilgili sektörlerin STK, akademisyenler,
üreticiler, tüccarlar ve yerel dinamikleriyle el
ele vererek hızlı biçimde büyüyeceğini kaydetti.
Protokol kapsamında hali hazırdaki
desteklerin dışında farklı bir destek niteliği
taşıyacağını bildiren Yılmaz, organik tarımın
önemine dikkati çekerek projenin 2015 yılı
bütçesinin 4,5 milyon TL olduğunu sözlerine
ekledi.
Bakan Yılmaz, konuşması sırasında son
yıllarda Gaziantep'te bakanlık bünyesinde
yapılan yatırımları da rakamlar vererek anlattı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin
ise projeyi çok önemsediklerini dile getirerek
katkıları nedeniyle Bakan Yılmaz'a teşekkür
etti.
Konuşmaların ardından protokol, GAP,
Karacadağ ve İpekyolu kalkınma ajansları
yetkileri tarafından imzalandı.(AA)
Altını olan kuyumcuya koşuyor
Gümrüklerden
kaçağa geçit yok
ANKARA- MEHTAP YILMAZ - Gümrük Muhafaza
Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, geçen yıl
kaçakçılıkla mücadele kapsamında 1 milyar 584 milyon
787 bin lira değerinde kaçak eşya ve mal ele geçirdi. Ele
geçirilen kaçak eşya ve malların maddi değeri, dünyanın
yıldız futbolcularından Lionel Messi'nin bonservis
bedelinin 5 katına karşılık geliyor.
AA muhabirinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerinden
derlediği bilgilere göre, 2014'te kaçakçılıkla mücadele
kapsamında bin 585 operasyonda 1 milyar 584 milyon
787 bin liralık kaçak eşya ve mal ele geçirildi.
Futbolcuların verilerinin derlendiği Alman internet sitesi
Transfermarkt'a göre, dünyaca ünlü Arjantinli golcü
Messi'nin tahmini bonservis bedeli 120 milyon avroyu
(yaklaşık 315 milyon lira) buluyor. Geçen yıl ele geçirilen
kaçak eşya ve malların değeri, Messi'nin tahmini bonservis bedelini 5 kez karşılıyor.
Ele geçirilen eşyaların 1,4 milyar liralık bölümünü ticari
eşyalar, 182 milyon liralık bölümünü ise uyuşturucu maddeler oluşturdu. Grupları itibarıyla bakıldığında ilk sırada
elektronik eşyalar geldi. Geçen yıl yakalanan kaçak elektronik eşyaların maddi değeri 536 milyon lirayı buldu.
2014'te yurda kaçak yollarla sokulmaya çalışılırken ele
geçirilen araçların maddi değeri ise 298 milyon lira olarak
hesaplandı. Kaçakçılıkla mücadele kapsamında yakalanan
bir diğer önemli eşya grubu ise akaryakıt oldu. Geçen yıl,
157 milyon liralık kaçak akaryakıt ele geçirildi. Tekstil ürünleri de yakalanan kaçak eşyalar arasında önemli bir yer
tuttu. Söz konusu dönemde 70 milyon liralık kaçak tekstil ürününe el kondu. Geçen yıl ele geçirilen kaçak tütün
ve alkol ürünlerinin değeri ise 60 milyon lirayı buldu.
Böylece 2014'te toplam 1 milyar 584 milyon 787 bin lira
değerinde kaçak eşya ve mal ele geçirdi. Bir başka
ifadeyle geçen yıl dakikada 3 bin 57 liralık kaçakçılık
önlendi. Kaçakçılıkla mücadele kapsamında 2014'te 6 bin
282 şüpheli hakkında da işlem yapıldı. Bakanlığın verilerine göre, geçen yıl kaçakçılıkla mücadele kapsamında ele
geçirilen mal ve eşyaların maddi değeri ile dünyanın en
önemli futbolcuları arasında yer alan Messi'nin tahmini
bonservis bedeli 5 kez karşılanabiliyor. Beşiktaş'ın yapımı
devam eden stadyumu Vodafone Arena'dan 6 tane
yapılabiliyor. Uluslararası uçuşlara açık 6 havalimanı, tam
teşekküllü 453 ilköğretim okulu, 200 yataklı tam teşekküllü
40 kamu hastanesi, İstanbul-Iğdır arası bin 60 kilometre
duble yol inşa edilebiliyor. (AA)
KONYA - ANIL KURU - AYŞE ŞENSOY - Altın fiyatlarındaki artışı fırsat
olarak gören vatandaşlar ellerindeki
altını bozdurmak için adeta kuyumculara akın ediyor.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Hukuk
Fakültesi Mali Hukuk Anabilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Serdar Altınok, AA
muhabirine yaptığı açıklamada, yastık
altındaki birikimin tamamen elden
çıkarılması gibi bir durumun olmadığını
söyledi.
Altında yaşanan yükselişin geçici
olduğunu vurgulayan Altınok,
"Tüketicinin genellikle korunaklı liman
olarak gördüğü altının son zamanlarda
tasarruf aracı olarak görülmesi, bu
nedenle yükseliş yakalandığında eldeki altının
bozdurulması durumu
yaşanıyor. Altında zaten
geçici bir yükseliş var. Belli
bir süre sonra bu tekrar eski
yerine dönecektir diye
düşünüyoruz" dedi.
Altında, borsada kullanılan "mal boşaltma"
tabirinin benzeri bir durumun yaşandığına dikkat
çeken Altınok, şöyle devam
etti:
"Mal boşaltmak tabiri için eldeki
kağıtların istenilen değere ulaştığı an
satılarak kar realizasyonuna dönüşmesi durumu diyebiliriz. Benzer olgu altında da yaşandı. Çünkü altın uzun süre
düşüşe geçti. En son İsviçre'nin avro
ile ilgili aldığı karardan sonra avronun
düşüşüyle altın güvenli sığınak haline
dönüşünce, altında bir yükseliş ortaya
çıktı."
Konya Sarraflar Çarşısı'nda esnaflık
yapan kuyumcu Sami Ayaz ise altın
fiyatlarının uzun zamandır düşüşte
olması sebebiyle son günlerde
yaşanan yükselişin fırsat olarak
görüldüğünü ifade etti. (AA)
Yabancıların 10 evinden 3’ü İstanbul’da
İSTANBUL - MURAT BİRİNCİ Yabancılara konut satışında payını artırmayı sürdüren İstanbul, yabancılara
konut satışında yaklaşık yüzde 30 paya
sahip oldu.
AA muhabirinin Türkiye İstatistik
Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, yabancılara konut satışı 2014
yılında bir önceki yıla göre yüzde 55,6
arttı ve 18 bin 959 adetle tarihi zirvesine
ulaştı. Yabancılara 2013 yılında 12 bin
181 konut satışı gerçekleşmişti.
Yabancılara geçen yıl aralık ayında
konut satışı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28,7 artarak bin 855
oldu. Geçen yıl yabancılar aylık ortalama
bin 600 konut satın alırken, 2013 yılında
bu sayı bin civarındaydı.
Yabancıların konut satın aldığı iller
arasında Antalya liderliği bırakmazken,
İstanbul aradaki farkı kapatıyor. Geçen
yıl yabancılar Antalya'da 6 bin 542
konut satın alırken, bu sayı 2013 yılında
5 bin 548 düzeyindeydi. İstanbul
yabancıların en çok konut satın aldığı
şehirler sıralamasında 5 bin 580 adetle
ikinci oldu. İstanbul'da yabancılara
konut satışı 2013 yılsonuna göre yüzde
128 arttı. Yabancılara konut satışında
Antalya ile İstanbul arasındaki fark 2013
yılında 3 bin 101 iken, geçen yıl 962'ye
geriledi.
Geçen yıl Antalya'nın toplam
yabancıya konut satışından aldığı pay
2013 yılına göre 11 puan azalarak yüzde
34,5'e gerilerken, İstanbul'un aldığı pay
9,3 puan artarak yüzde 29,4'e yükseldi.
Yabancıların en çok ilgi gösterdiği diğer
il olan Aydın'da konut satışı 2014 yılında
bir önceki yıla göre yüzde 7,1'lik artışla
bin 112 düzeyinde gerçekleşti. Geçen yıl
yabancılara konut satışında en fazla
artışın yaşandığı il yüzde 397 ile Sakarya
oldu. Bu ili yüzde 301,8 ile Trabzon,
yüzde 169,4 ile Yalova ve yüzde 154,4
ile Bursa izledi. Yabancılara konut
satışında adet bazında en çok artışın
olduğu il 3 bin 133 ile İstanbul, 994 ile
Antalya ve 579 ile Bursa takip etti.
Geçen yıl yabancıların en fazla konut
satın aldığı ilk on şehir incelendiğinde,
ilginin Akdeniz bölgesinden Marmara
bölgesine doğru kaydığını görüyoruz.
Yabancılar, geçen yıl İstanbul, Bursa,
Yalova ve Sakarya'dan toplamda 7 bin
811 adet konut satın aldı. 2013 yılında
ise bu sayı 3 bin 209 idi. Bir yıllık
süreçte bu illerin yabancılara toplam
konut satışından aldığı pay yüzde
26,3'ten yüzde 41,2'ye yükseldi. (AA)
YAŞAMA
AKADEMİK BAKIŞ
Orhan Hikmet AZİZOĞLU
[email protected]
BİZLERİ İNANDIĞIMIZ GİBİ
YAŞAMAK YERİNE YAŞADIĞIMIZ
GİBİ İNANMAYA ALIŞTIRDILAR.
Gezegenimizi iki farklı değer, kavram kültür ve inançlar
silsilesine ayırdığımızda karşımıza net olarak Doğu ve Batı
sentezi çıkıyor. Bu farklılık yüzeysel değil temel derinliklerde yaşamsal farklılıkları ile doğu ve batı değerleri
tanımlamasıdır.
Batı değerleri Modernite ya da modernizm kavramları
ile sosyal ve kültürel değişimle son yüz yıllarda evrim
geçirerek dinsel ve aile kavramından hızla uzaklaşan hatta
bu kavramları yok eden bireysel yaşam ve emperyalizmin
yörüngesinde kalarak, insan odaklı bir dünya yerine kapitalizmin egemen olduğu sınırsız özgürlükler sunan, ancak
tüm özgürlükleri yok eden kendinden olmayan her inanç
kültür ve değerleri asimile eden etnik, dinsel, kültürel ya
da coğrafi hiçbir bağının olmadığı ,Doğu yani Asya ve
Afrika hatta Latin Amerika gibi kıta ve bölgeleri istila
ederek tüm kazanımlarını gasp ederek yükselişini
sürdürdü.
Farklı etnik, renk, dil ve uluslara mensup toplumları
sömürü ve işgal projesine dahil edebilmek için kültürel
savaş da bu projenin önemli saç ayağını oluşturuyordu.
Doğu toplumlarını kültürel asimilasyonla istila ederek
toplumlar arasındaki manevi, kültürel, tarihsel bağlar
önemsizleştirildi, bu değer ve kavramların yerine suni ve
yapay sınırsız özgürlükler ile özellikle İslam toplumları
inançları gereği yaşam felsefesinden hızla uzaklaşarak
yaşadıkları gibi inanmaya başladılar. Yani Müslüman gibi
düşünürken batılı gibi yaşadılar. Son yüz yıllarda Batı
toplumları Afrika’da gasp ettikleri değerli maden ocakları
Ortadoğu’da gasp ettikleri petrol kaynakları hatta yüzyıllarca Afrikalıları esir köle olarak görüp uygulamalarından
dahi daha korkunç ve büyük projeleri olan gezegenin tüm
değer, kavram, kültür ve inançlarını hızla asimile etmekti
ve bunda da son derece başarılı oldular.
Sahip oldukları silah ve ekonomik sınırsız güçle gezegenin tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini gasp ederek
elde ettikleri kapital gücü emperyalizmin vahşi kurallarıyla
birleştirerek asıl amaç ve hedef olan dil, din, kültür değer
ve kavramlarını asimile etmekti. Bunu işgal ettikleri ya da
taşeron yönetimler oluşturarak söz sahibi oldukları İslam
coğrafyasında kendilerine tam teslimiyet içinde olan rejimlerle yaptılar. Ya da kültürel alanda sinema, tiyatro gibi
görsel sanatlar ile televizyon, gazete, dergi gibi görsel,
yazılı basınla gezegendeki en ücra köşelere dahi ulaşarak
özellikle İslam coğrafyasındaki tüm değer, kavram ve
kültürel alanlarda bireylerin ve toplumların zihnine sahip
olmayı başardılar ve kaçınılmaz son, dilde, aile kavramında ve tüm kültürel değer ve kavramlarda asimilasyon oldu.
Batı toplumlarında en önemli evrim; yani dönüşüm,
Hıristiyan yani dinsel yayılmacılığın kısmen yerini milliyetçilik akımına yani etnik yapılanmalarına bıraktığında
başladı. Uluslar ya da ülkeler dinsel birliktelik yerine etnik
sınırlar çizerek farklı bir savaş başlattılar ve politikacılar
misyonerliğin etkisinden kurtularak milliyetçilik akımına
hizmet etmeye başladılar. Bu da gezegenin zenginliklerini
paylaşma rekabeti getirdi Dünya’nın tüm zenginlikleri
gezegenin küçük bir kıtasını oluşturan Avrupa ve onun
devamı niteliğinde olan Amerika’nın savaş ganimeti imiş
gibi paylaşımlar başladı. Uzak Asya (Hindistan, Pakistan,
Bangladeş v.s.) ya da Afrika kıtasındaki az sayıdaki ulus ve
ülkeler hariç batı emperyalizminin sömürü ve işgaline
maruz kalan tüm ülkeler ve uluslar İslam coğrafyası yani
bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyaydı.
Batılılaşmış ya da batılılaşmayı kazanım kabul eden
kesimler Doğu’nun inanç, değer, kavram ve kültürlerinden
arındırılıp aile kavramını söküp attıktan ve Doğu’yu
Avrupa’da, Amerika’da kendilerine ezberletilen kuramlara
uydurduktan sonra Batı’ya dönüp marifetlerini sergilemek
peşindedirler. Doğrudan doğruya zihinler üzerinden
sürdürülen öldürücü Batı propagandasının ateşli birer ajanı
olan bu birey ya da kurumlar taklit ettikleri Batı için
kazanım Doğu için tehlikelidirler.
Batılılaşmış doğulular modern dünyanın bazı özelliklerini çok güzel tanımladıkları halde gezegenimizdeki tüm
inançlar, diller, kültürler, değerler ve kavramların batı istilası ile hızla asimile olup yok olma tehlikesini kavramamaları ile tehlikeyi doğuran gerçek nedenlerin neler
olduğunu ve nerelerden kaynaklandığını görmemesi esef
vericidir. Bu yüzden çok yalınkat bir algı ve bakış açısıyla
siyasi, dini, muhafazakârlığı, gelenekçiliği ile inançlı
sosyal yaşamı birbirine karıştırmaktadırlar. Batılılaşmış
doğulular ya da batı propagandası yapan zihniyete göre;
inanç ve değerlerini korumaya çalışan Müslüman entelektüel insanlar Batı toplumlarına asla düşmanlık duyguları ile
bakmamaktadırlar,sadece değer,kavram,kültür ve
inançlarını batı istilasından koruma mücadelesi vermektedirler.
Eğer Doğulu halk yığınları sonunda Batılılara tam
anlamıyla düşman olursa bunun sorumlusu kimdir?
Bundan ötürü suçlanacak olanlar dinlerinin, uluslarının ve
ailelerinin değer, kavram, kültür ve inançlarını korumaya
çalışan Müslüman entelektüel seçkinler mi, yoksa kendi
ulus ve toplumlarının varlıklarını tüm insani değerlerden
yoksun hale getirerek aile kavramı ile birlikte beşeriyete ait
tüm değerleri de yok edip gezegenimizi yaşanmaz hale
getirmek için ellerinden geleni yapan batılılar mı? Bu
konuda soruyu çarpıtmadan sormak bile doğru cevabın ne
olduğunu göstermeye yeter.
İSLAM DÜNYASI İNANDIĞI GİBİ YAŞAMAYI
UNUTUP YAŞADIĞI GİBİ İNANMAYA BAŞLADI
İnsanları bir tarağın dişleri gibi eşit gören dinimiz; “Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” “Allah içinizden iman
edenler ile ilme nail olanların derecelerini yükseltir”
“Kulları içinde Allah’tan gerektiği şekilde ancak ilim
sahipleri korkar. ” şeklinde ortaya koyduğu ölçülerle insanlar arası farkın ancak ilim ve bilgiyle olacağına dikkat çekmiştir. Diğer taraftan “Sakın cahillerden olma”
“Cahillerden yüz çevir” anlamındaki pek çok ayet-i celile
ile de cehalet ve bilgisizliği yermiştir. “ Ancak gelecek
nesiller için daha iyi bir dünya kuramadık. Dünyamızı
barış ve esenlik yurduna dönüştüremedik. İnsanın şeref ve
itibarını, haysiyet ve onurunu koruyamadık” milyonlarca
insan şiddet ve çatışma yüzünden hayatını kaybederken biz
önümüze yem olarak atılan yapay kültürlerin etkisinde sefa
maskesi ile sefalete sürüklendik.
İslam diyarlarında katliam, çatışma, açlık, yoksulluk,
cehalet, tefrikanın hiç eksik olmadığına “İslam ülkelerinde
kardeşin kardeşi öldürmesine, bebeklerin kimyasal silahlarla katledilmesine, küçücük bedenlerin kurşunlara hedef
olmasına engel olamadık. Zalimlerin işledikleri cinayetleri
ne yazık ki durduramadık”, ya da suni bir kültürün çarkına
kapıldığımızdan dolayı farkına bile varamadık.
KÜLTÜR-SANAT
KÜLTÜREL
BOYUT
Prof. Dr. Hayrettin İVGİN
[email protected]
TÜRK KÜLTÜRÜNDE KARAGÖZ SANATIMIZ
Karagöz ise fevridir ve bu karakteri konuşmalarına ve
davranışlarına yansır. Hacivat' in mantığı hareketlerini
sınırlar. Perdede Hacivat' ın hareketi azdır, Karagöz ise
daha dinamik ve enerjiktir. Hacivat durumu ve koşulları
kabullenen, statükoculuğu sürdüren biridir. Karagöz aksine
her zaman yeni fikirleri denemeye açık ve kaba davranışlı
bir tiptir. Hacivat üst sınıfın ahlakî değerlerine bağlıdır ve
kendini kolaylıkla bu prensiplere uydurabilmektedir. Bazen
bu sınıfların eğlencelerine alet olurken Karagöz' ün densizlikleri yüzünden bu durumun bozulabileceğinden korkar,
"Küçük adam"ın geleneksel sembolü olan Karagöz, bu
davranış tarzıyla birçok entrikayı bozabilmektedir. Hacivat
aynı zamanda diğer tiplerin umutsuzluklarının ve çaresizliklerinin altını çizen bir taban görevini de görür. Çoğu alt
tabakadan olan bu tipler Hacivat'ın iş, para veya ev konularında yardımlarına bağımlıdırlar. Hacivat konuşurken,
kolay inanan ve iyi tabiatlı birisidir. Genellikle Hacivat
başkalarına yararlı önerilerde bulunur. Konumu, dil bilgisi
ve oportünist tutumu yüzünden mahallede en sevilen kişi
odur. Mahallenin yalnız lideri değil, müsrif komşuların da
sözcüsü konumundadır. Karagöz' le birlikte birtakım işlere
giriştiğinde de çoğunlukla müşterileri o bulur ve kâra ortak
olur. Karagöz' ün onun gibi bir saygınlığı yoktur. Karagöz
çoğunlukla züppelerin hakaretlerine, uyuşturucu bağımlılarının öfkesine maruz kalır, mahalle delisinin şakalarının
kurbanı olur veya kabadayılar tarafından dövülür.
BAZI KARAGÖZ OYUNLARI VE KONULAR
Ağalık
Karagöz, zengin bir İranlının kendisine emanet ettiği
paranın üstüne yatarak zengin olur. Oyun, Karagöz' ün
kendisinden iş isteyen kişilerle başa çıkması anlatılır.
Kanlı Kavak
Ünlü bir ozanın oğlu olan Hasan, Büyülü Kavak ağacının cini tarafından tutsak edilir. Hasan' ın babası cine,
oğlunu geri vermesi için yalvarırken cin tarafından çarpılır.
Hacivat onları kurtarır ve eski şekillerini almalarını sağlar.
Karagöz intikam için ağacı kesmeye kalkışır, ancak
ormancılar onu durdururlar. Oyunun başka versiyonlarında
cin, gelip geçen bir çok tipleri de tutsak alır.
Karagöz’ün Şairliği
Karagöz ozanlar arasında yapılan bir yarışmaya katılır
ve şâşalı giyimleri ve davranışları olan tüm ozanları döver.
Karagöz yarışmayı kafiye ve doğaçlama yeteneğinden
değil kabalığı ve şiddet eğilimiyle kazanır.
Kanlı Nigar
İki hayat kadının parasını dolandıran Çelebi, kaçmak
üzereyken aralarından birisinin adı Kanlı Nigar olan bu
kadınlar tarafından durdurulur. Her iki kadın, Çelebi üzerinde hak iddia etmektedirler. Çıkan tartışmada sorun
çözülemeyince mahalleli çağrılarak hangisinin bu genç
yakışıklıya lâyık olduğu sorulur. Ancak her biri aynı kararları verir. Kanlı Nigar genç adamı zorla evine sokar ve intikam almak için onu çırılçıplak soyarak sokağa atar. Geri
dönen mahalleli sokakta çıplak oturan bu genç adama yardım etmek için gönüllü olup Kanlı Nigar’ın evine, elbiselerini geri almak için girerler. Ancak Hacivat ve Karagöz
de dahil olmak üzere Kanlı Nigar' ın evine giren herkes bir
şekilde kandırılarak, elbiseleri alınır ve sokağa atılır. Bir
süre sonra sokak soyulmuş adamlarla dolar. Kanlı Nigar'ın
saydığı Sarı Efe gelir, sorunu çözer ve herkes elbiselerine
tekrar kavuşur.
SALINCAK
Karagöz ve Hacivat bir salıncak almış ve insanları para
karşılığında bindirmektedirler. Ancak Karagöz Hacivat' ı
dolandırır. Karagöz ona salıncağa kimsenin binmediğini
söylemiştir. Bu hikâyenin doğruluğunu kontrol etmek amacıyla Hacivat yaşlı bir kadın kılığına girer. Bir Yahudi gelir
ve düşerek ölü numarası yapar. Başka bir grup Yahudi
girer ve bir cenaze merasimi düzenlerler. Oyun Karagöz'
ün ölü numarasını yapan Yahudiyi tabuttan korkutup çıkarmasıyla sona erer.
Çocuklar, Yörük
yaşantısını "Maysa
ve Bulut"tan
öğreniyor
ESKİŞEHİR - Eskişehir'de bir animasyon stüdyosu tarafından hazırlanan "Maysa ve Bulut" adlı
çizgi dizi, çocuklara, Türk tarihinin unutulmaya yüz
tutmuş bir parçası olan Yörüklerin kültürünü, oyuncaklarını, oyunlarını ve masallarını eğitici hikayelerle
öğretiyor.
Resimli Filim Animasyon Stüdyosu'nun
Kurucusu Mustafa Gül, AA muhabirine açıklamasında, 2012 yılında kuruldukları günden bu yana animasyon dizileri hazırladıklarını belirterek, çocuklara
göre animasyonlar yaptıklarını kaydetti.
"Maysa ve Bulut" adlı animasyon dizisini hayata
geçirdiklerini ifade eden Gül, şöyle konuştu:
"Bu çizgi film, Yörüklerin yaşantısı üzerine. Türk
kültürünü anlatmaya çalışıyoruz. 2013 yılından çalışmalara başladık. Şu ana kadar 20 bölüm yayınlandı.
Yenileri hemen hemen hazır. Onları yayına hazırlamaya çalıyoruz. 'Maysa ve Bulut'u izleyen çocuklardan ve yetişkinlerden çok olumlu tepkiler alıyoruz.
İnsanların çocuklarıyla beraber izlediği bir proje oldu.
Çocuklar bize sosyal medya üzerinden ulaşıyor.
Maysa'ya seslenir gibi bize yazılar yazıyorlar.
Yetişkinler de çocuklukların döndüğünü bize iletiyor.
Dedelerinin sofra başında kendilerine masal anlattıklarını söylüyorlar."
Gül, yetişkinlerin seyredebileceği ve çocukların
sevebileceği anlatım düzeyini kullanmaya özen gösterdiklerini vurguladı.
"Maysa ve Bulut"un yeni bölümlerinin daha dinamik olacağını anlatan Gül, "Görselliği çok farklı bir
çizgi film. Çok yoğun motifler kullanıyoruz. Çok
ayrıntılı arka planlar kullanıyoruz" dedi. (AA)
28 Ocak 2015 Çarşamba
9
Türkler’in “Halk Takvimi”
UNESCO'nun kapısında
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Coğrafya Bölümü
Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Okan Bozyurt, "kocakarı soğuğu", "camız kıran fırtınası",
"öküz soğuğu", "pastırma yazı", "zemheri", "hamsin" gibi ifadelerle mevsimsel iklim ve
doğa koşullarından derlediği "Halk Takvimi"nin, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür
Örgütü (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine dahil edilmesini bekliyor.
AFYONKARAHİSAR - Bozyurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaşlılar, tarım ve
hayvancılıkla uğraşan kişilerle sohbetlerinde
bazı bilgiler edindiğini ve bunları bir deftere not
ettiğini söyledi.
Meteorolojik veriler de edindiğini ve bunlara
göre bir sıcaklık grafiği oluşturduğunu anlatan
Bozyurt, bu çalışmalarının 8 yıl sürdüğünü bildirdi.
Daha sonra "hızır" ve "kasım" günleri olmak
üzere takvimi ikiye ayırdığını dile getiren
Bozyurt, "Yaz dönemini anlatan 'hızır' günlerini
kırmızı ve tonlarında, kışı anlatan 'kasım' günlerini de mavi ve tonlarında oluşturdum.
Geçmişte kış günleri de 'zemheri' ve 'hamsin'
olmak üzere iki ana döneme ayrılırdı. Zemheri,
kışın en soğuk günlerinin olduğu ana dönem
olarak karşımıza çıkıyor. Hamsin ise biraz daha
kış mevsiminin yavaşlamakta olduğunu, sıcak
günlerin yaklaşmakta olduğunu müjdeliyor"
diye konuştu.
"Mart ayı, dert ayı", "Mart kapıdan baktırır,
kazma kürek yaktırır", "Sitte-i Sevir, kapıyı
çevir", "Hamsin, kah üşü kah ısın" gibi deyimlerle dikkat çekilen hava durumlarını da işin
içine katarak "Türkiye'nin Halk Takvimi"ni oluşturduğunu ifade eden Bozyurt, bunun mizanpajını AKÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde yaptırıp Rektör Prof. Dr. Mustafa Solak başta olmak
üzere akademisyenlere ve arkadaşlarına dağıttığını belirtti.
Üniversitede herkesin odasında bulunan
takvimden UNESCO yetkililerinin haberdar
olduğu bilgisini veren Bozyurt, şöyle devam
etti:
"UNESCO'dan beni davet ettiler ve takvim
hakkında bilgi istediler. 6 Mayıs 2014'te UNES-
CO yetkililerine Ankara'da bir konferans verdim. Çok güzel geçti. Daha sonra çalışmamı
markaj altına aldılar. Halk Takvimini, UNESCO
Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine aday
gösterdiler. Birkaç yıl içinde bunun üzerinde
çalışma yapacaklar. Halk Takvimi konsepti bu
listeye dahil edilmeye layık görülürse bu gerçekleşecek. Bu da benim için çok güzel bir şey
olacak."
Bozyurt, Halk Takviminin nesilden nesile
aktarılan ve binlerce yıldır süregelen bir kültür
olduğunu vurguladı.
Şimdilerde söz konusu konseptin zayıfla-
maya başladığını savunan Bozyurt, şunları kaydetti:
"Şehirli bir toplum olduk. Eskiden kırsal
yaşam ağırlıklı bir toplum vardı. Yaşam daha
çok tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Şimdi ise
sanayi toplumu olduk. Dolayısıyla artık doğadan kopma sürecimiz başladı. Böyle olunca
tabii Halk Takviminden de kopmaya başladık.
Şimdi insanlar günlük hava durumu için
meteorolojiye bakıyor, oradan bilgi edinmeye
çalışıyorlar ama uzun vadeli bir öngörüde
bulunmak isterseniz gerçekten bu takvimin
yararlı olacağına inanıyorum." (AA)
Suriyeli çift, mozaiklerini “görücüye çıkarmak” istiyor
KİLİS - Kilis'teki konteyner kentte barınan
Suriyeli çift, işledikleri mozaikleri sergileyecekleri
günün hayalini kurarken, kampta kalan çocuklara da mozaik kursu veriyor.
Yaklaşık 4 yıldır Suriye'de devam eden iç
savaş nedeniyle çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan binlerce insan hayatını kaybederken,
milyonlarca kişi de ülkelerini terk ederek komşu
ülkelere sığınmak zorunda kaldı.
Olayların başladığı ilk günden itibaren Suriye
halkını yalnız bırakmayan Türk hükümeti, başta
barınma olmak üzere sığınmacıların her türlü
ihtiyaçları karşılıyor.
Halep'te bir firmada mozaik ustası olarak
çalışan Ferit ve Büşra Şeyhali çifti de çatışmaların şiddetlenmesi üzerine yaklaşık 2 yıl önce 6
çocuğuyla Türkiye'ye gelerek, Kilis Öncüpınar
Konteyner Kenti'ne yerleştirildi.
Konteyner kente yerleştikten sonra
Suriye'den getirdikleri mozaikleri işleyerek bir
yandan savaşın acısını unutmaya çalışan Şeyhali
çifti, diğer yandan da kendileri için kurulan atölyede gençlere eğitim veriyor.
Büşra Şeyhali, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkelerinde çatışmaların başlamasının
ardından düzelir umuduyla bir süre daha
Suriye'de kaldıklarını söyledi.
Çatışmaların şiddetini artırmasının ardından
evlerini ve köylerini terk ederek, bir süre mağaralarda yaşadıklarını, yapamayınca da ülkelerini
terk etmek zorunda kaldıklarına işaret eden
Şeyhali, "Hava saldırılarında iki yeğenimi kaybettim. Daha sonra eşimle çocuklarımı da alarak
Türkiye'ye sığındık. Geldiğimden bu yana orada
kalan ailemden hiç kimseden haber alamadım"
dedi.
Suriye'de mozaik işiyle uğraştıklarını vurgulayan Şeyhali, ülkelerindeki iç savaştan kaçtıktan
sonra sığındıkları Türkiye'de mesleklerine bir
süre ara vermek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Boş vakitlerini değerlendirmek için kendi
imkanları ile mozaik yapmaya başladıklarını
belirten Şeyhali, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'e Kilis ziyareti sırasında mozaikten yapılmış
portresini hediye ettikten sonra atölyeye kavuştuklarını anlattı.
Atölyede Suriye'den getirdikleri taşlarla portre ağırlıklı çalışma yaptıklarını aktaran Şeyhali,
bir yandan sergi açmak için destek ararken,
diğer yandan da konteyner kentteki Suriyeli
çocuklara eğitim verdiklerini kaydetti.
Böylelikle bir nebze de olsa savaşın acısını
unuturken, mesleklerini gelecek nesillere de
aktardıklarını dile getiren Şeyhali, şöyle devam
etti:
"Kurulan atölyede çeşitli eserler yapıyoruz.
Aynı zamanda da gelecek çocuklarımıza da
mesleği öğretiyoruz. Ülkemizi terk etmek zorunda kaldık ama mesleğimizi gurbette de olsa sürdürerek vatanımıza dönme umudumuzu canlı
tutuyoruz. Suriye'de yaşanan savaşa tüm dünya
sessiz kalırken, Türkiye bize sahip çıktı. Bu
MEHMET NURİ
PARMAKSIZ
[email protected]
BENCİLEYİN SÖZLER
sa gönlümüzde aşkın kıyameti
kopmuş demektir ruhumuzda.
Bütün çokların çok olduklarını değil, yok olduklarını sandıkları halin ismidir aşk.
Aşkın ezanlarını şükrün sarhoşluğu ile dinleyebilenler ömrün
sonsuzluk namazını edâ edebilir.
Tezahürün hudutsuzluğu bile aşkın sınırları içinde damladan daha küçüktür.
Ateşi solumak gibidir ayrılık,
serinliği özlemekle müsavidir
vuslat.
Asıl özgürlük sonsuzca bağlanabildiğimizde eriyebilmekte.
AŞKA DAİR
Ruhumdaki el izi kâlû belâdan kalma; bu yüzden
yeminim var, sonsuza ve aşka…
Hasretin içindeki vuslatı nefes nefes yudumluyor
gönlüm, vuslatı hasrette tadan yüreği korkutamaz ki
ölüm..
Mahşere dek sürecek olsa da orucum, iftarım
olacağını bilmek güzel..
Gözlerin alev, gönlün yanardağı, aklın deliliği
yaşadığı dem her kalbin yaşamak istediği aşkın
kıyametidir.
Dağları dümdüz eden aşk güneşin yerine doğar-
nedenle de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan'ı çok seviyoruz. Onun için işlediğimiz
mozaik portreyi ilk fırsatta kendisine hediye
etmek istiyoruz. Ayrıca yaptığımız çalışmalar
arasında Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da
portresi var." (AA)
Asıl mutluluk aşk vadisindeki
şükür ve vuslat çiçeklerini koklayabilmekte.
Mahzunluk masuniyetin şiiri, sevda sonsuzluğu
çağıran duadır.
Özlemek ateşin içindeki ateşe
kulaç atmaktır hasretle.
Yalnızlık, kalbimizin ve ruhumuzun sahibini bulana kadardır.
Aşk, sürgünde bile yeni sürgünler verebiliyorsa aşktır.
Yârin, yar’ına ve yarınına teslim olabilenler
aşkta sonsuzluğa ulaşır.
Aşkta ölüm demek mutluluğun doruklarına, şükrün zirvesine çıkmak demektir.
Yâre ölmek rabıtanın gücü ile her nefesi, her
kalp atışını sevdiğinin kalbinde duymaktır.
Aşk uykunun içindeki uykuya, rüyanın içindeki
rüyaya âşık olanlara güzeldir.
Yârin kaşlarından sonsuzluğu, saçlarından mahşeri seyran eden âşıklar ancak enginlerin enginini
ulaşır.
GÜNÜN DÖRTLÜĞÜ
Belki nefisler kanar altından köşke kasra,
Aşkınla ereceğim sonsuzluk denen asra.
Mahşer kokan yağmurlar beni ıslatsın yeter,
Her mevsim senin için açarım mısra mısra.
10
SAĞLIK
28 Ocak 2015 Çarşamba
Katarakt yeni doğmuş
bebeklerde de görülebiliyor
İleri yaşlarda gözlerde ortaya çıkan kataraktın yeni doğmuş bebeklerde de görüldüğü bildirildi.
EDİRNE -İleri yaşlarda gözlerde ortaya çıkan
kataraktın yeni doğmuş bebeklerde de görüldüğü
bildirildi.
Göz hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Levent
Alimgil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kataraktın toplumda sık rastlanan göz hastalıklarından biri olduğunu söyledi.
Kataraktta cerrahi tedavi dışında başka bir
tedavi yönteminin bulunmadığına dikkati çeken
Alimgil, "Özellikle aile yeni doğan bebeğini sağlık
kontrolünden geçirmelidir. Kimi bebekler hayata
katarakt hastalığıyla başlayabiliyor" dedi.
Doğuştan kataraktın acilen ameliyat edilmesi
gereken bir durum olduğunu vurgulayan Alimgil,
doğuştan kataraktlarda mercek gözün ışık almasını engellerse gözün fizyolojik gelişiminin sekteye uğradığını kaydetti.
Göz ışık alamadığı için tembelleşeceğini dile
getiren Alimgil, şöyle konuştu:
"Dolayısıyla doğuştan katarakt, bebeğin hayata bir tül perdenin ardından bakarak başlamama-
sı için acildir. Kataraktı gördüğümüz anda bir an
evvel alıp çocuğun ışığa kavuşmasını sağlamamız lazım. Çünkü beyinle göz arasındaki ilişki 4-5
yaşına kadar gelişmeye devam ediyor. Göz ışık
alamıyorsa katarakt sebebiyle görüntü gözde
oluşamıyorsa, o kadar derin göz tembellikleri oluşuyor ki çocuk daha ileri yaşlarda ameliyat edilse
bile hiçbir faydası olmuyor."
Bu konuda yeterli bilgi sahibi olmayan kişilerin, "Bir aylıkken ameliyat mı olur" şeklinde yönlendirmeleriyle geç kalındığına işaret eden
Alimgil, "Katarakt görüldüğü anda bebek ister üç
günlük ister 10 günlük olsun acilen ameliyat edilmesi gerekir" dedi.
Alimgil, kataraktın yaşa bağlı ya da doğuştan
olabileceğini ifade ederek, "Bebeğin gelişimsel
problemleri, annenin hamileyken geçirdiği bir
takım rahatsızlıklar gibi nedenlere bağlı doğuştan
bebek kataraktlı olabilir. 3-4 yaşlarında ortaya
çıkan ve görmeyi engelleyen kataraktlar vardır"
şeklinde konuştu.
Kataraktın kişinin başını bir yere vurma gibi
travmatik nedenlerle de ortaya çıkabileceğini dile
getiren Alimgil, şunları söyledi:
"Görme duyusunun gerçekleştirilebilmesi için
gözün şeffaf olması gereken ortamları var.
Bunlardan biri gözün dışındaki kornea, biri de
lens denilen mercektir. Katarakt, lensin şeffaflığını
çeşitli nedenlerle kaybetmesi demektir ama bu
şeffaflığın kaybolması farklı sebeplerden olabiliyor. Gözün bir başka hastalığın sonucu gelişen
komplike katarakt dediğimiz bir türü de vardır
fakat bütün bunların dışında en sık görülen 'senil
katarakt' yani yaşa bağlı kataraktır."
Katarakt cerrahisinin tüm tıbbi cerrahi işlemler
içinde sonuçları en doğru tahmin edilebilen ve
başarı oranı en yüksek yöntem olduğunu belirten
Alimgil, kişilerin dünyaya bir tül perdeden bakmaması için belirli aralıklarla göz muayenesi yaptırması gerektiğini ifade etti. (AA)
Soğuk hava, ani şiddetli
yüz ağrısını tetikliyor
ANKARA - Soğuk havaların, halk
arasında ani şiddetli yüz ağrısı olarak
bilinen ''trigeminal nevralji''yi tetiklediği
belirtildi.
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi
Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Erdoğan,
AA muhabirine yaptığı açıklamada, trigeminal nevraljinin ''ani, bıçak saplanır
gibi olan yüzün bir tarafını tutan çok
şiddetli ve saniyeler süren ağrı'' olarak
tarif edildiğini bildirdi.
Ağrının genellikle yüzün alt ve üst
çene bölümünde görüldüğünü anlatan
Erdoğan, daha çok 50 yaş üzerinde
görülen hastalığın, çocuklarda bile olabileceğini belirtti.
Hastalığın çok sık görülmemesi
nedeniyle genellikle diş hekimleri ve
diğer hekimler tarafından atlandığını ve
teşhisin genellikle nöroloji ya da beyin
cerrahi uzmanlarınca konulduğunu
ifade eden Erdoğan, hastalığın yüzün
duyusunu sağlamanın yanında çiğneme kaslarının çalışmasını sağlayan trigeminal sinirde bir problem olması
sonucunda oluştuğunu kaydetti.
Trigeminal nevralji ağrısının sürekli,
yakıcı veya sancılı bir ağrı olduğunu,
bunun da hastayı sıkıntıya sokabildiğini
anlatan Erdoğan, bazı hastaların bu
ağrı nedeniyle yemek yiyemez, su içemez hale geldiğini söyledi.
Klima ve havalandırmaya da direkt
maruz kalınmaması gerektiğini ifade
eden Erdoğan, çok sıcak ya da soğuk
içecekler içilmemesi, içilmesi durumunda da ağzın hassas bölgesine
değmemesi için pipet kullanılması
gerektiğini kaydetti. Erdoğan, şöyle
devam etti:
''Yemek yemek, diş fırçalamak, su
içmek, traş olmak ya da makyaj yapmak gibi faaliyetler ya da soğukta yüze
temas eden esinti, ağrının aniden başlamasını tetikleyebilir. İlk zamanlarda
ağrı atakları çok sık olmayabilir, bazen
aylarca, yıllarca ağrı olmaz ama tekrar
başlar. Hastalık ilerledikçe bazı hastaHastalığın gerçek sebebinin ne
larda zeminde devamlı ağrı ile beraber
olduğunun bilinmediğine işaret eden
Erdoğan, ''Bir damarın beyin sapından arada sık olarak şimşek çakar tarzda
trigeminal sinirin çıktığı yerdeki teması ağrı olmaktadır''
Tedavide daha çok epilepsi ilaçlarınedeni ile olduğuna inanılır. Damarın
nın kullanıldığını anlatan Erdoğan, ilaca
her nabızda sinire vurması ile hastalırağmen hastanın şikayetleri devam
ğın ortaya çıktığı düşünülür. Bir diğer
inanış ise beyin sapında duyu sinirinde ediyorsa, cerrahi alternatiflerden yararolan beyin sapı bağlantısında anomali- lanıldığını söyledi.
En sık kullanılan cerrahi yöntemin
lik olduğudur. Sinire bası yapan tümör
veya kitlelerin de bunu yapabileceği de de mikrocerrahi teknikler kullanılarak
damarın yaptığı bası ortadan kaldırıldüşünülür'' diye konuştu.
Soğuk hava, soğukta yüzün rüzga- ması işlemi olduğuna işaret eden
Erdoğan, ilaca dirençli dayanılmaz yüz
ra maruz kalması ya da yemek yemeağrısı çekilmesi durumunda mutlaka
nin ağrıyı tetikleyebileceğine dikkati
çeken Erdoğan, soğuk havaya çıkılma- beyin cerrahisi uzmanlarına müracaat
sı durumunda yüzün atkı ile korunması edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
(AA)
gerektiğini söyledi.
Elektrikli ama acısız tedavi
İZMİR - Işıkla havanın oksijen ve
azot atomlarındaki yükleri değiştirerek
deride elektrik akımı başlatan tedavi
yöntemi, Dokuz Eylül Üniversitesi
(DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'nde iyileşmeyen yaralara ağrısız, iltihapsız ve
ucuz şifa olanağı sunuyor.
Balkan Ülkeleri Yara Dernekleri
Konfederasyonu Başkanı ve DEÜ Yara
İyileşmesi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr.
Ali Barutçu, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, elektrikle yara tedavisinin
1800'lü yıllardan beri dünyada uygulandığını anlattı.
Yakın zamana kadar artı ve eksi
elektrik kablolarının yaraya uygulanarak akım verildiğini ifade eden Barutçu,
yeni tedavi yöntemini şöyle anlattı:
"2012'de icat edilen kablosuz elektrik stimülatöründe kablo yok. Verdiği
ışıkla havanın oksijen ve atomundaki
yükleri değiştiriyor. Negatif yükle yüklenen oksijenler yara yüzeyine yapışıyorlar. Yaranın derinindeki pozitif yükle
yara yüzeyinde oluşan negatif arasında
elektrik akımı başlıyor. Deride elektrik
akımı oluyor ve böylelikle iyileşme sağlanıyor."
Danimarkalı bir bilim adamı tarafından geliştirilen cihazın Yunanistan'da
da kullanıma girdiğini kaydeden Prof.
Barutçu, Avrupa'nın birçok ülkesinden
önce yeni tedavi yönteminin DEÜ'de
uygulandığını söyledi.
Işıkla elektrik tedavisinin, kablolarla
uygulanan tedaviye göre acısız, iltihapsız ve ucuz olduğunu anlatan Barutçu,
"Yöntem, deri yaralarının yanı sıra
diyabet hastalarında ve kemik iyileşmesinde de kullanılabiliyor" dedi.
Elektrikli ama acısız tedavinin ilk
uygulandığı hastalardan birinin 50
yaşındaki Marif Aslan olduğunu dile
getiren Ali Barutçu, venöz (toplardamar) yetmezliği olan hastaya haftada 2
kez 45'er dakika ışık tedavisi verdiklerini ve çok olumlu sonuçlar aldıklarını
bildirdi.
Tedavinin ilk uygulandığı Maruf
Aslan 1995 yılından bu yana venöz
yetmezliği ile mücadele ettiğini, ozon
tedavisi dahil bir çok yöntemi denediğini ancak bacağındaki yaralardan kurtulamadığını ifade etti.
Daha önce ozon tedavisinin işe
yaramadığını, son olarak doktorların
bacağının kesileceğini söylediğini ifade
eden Aslan, bacağının kesilmemesi
için DEÜ'de tedaviye başladığını dile
getirdi.
Önce yarasına ameliyatla yama
yapıldığını, ağrısız ışık yöntemiyle de
tedavisinin tamamlandığını belirten
Maruf Aslan, "Yaralar nedeniyle bacağımı keseceklerini söylemişlerdi, şimdi
kurtuldum. Doktorlarıma çok teşekkür
ediyorum" dedi. (AA)
Türk doktorunun ''burun
tekniği'' literatüre girdi
ANKARA - Türk doktor, başarısız
ameliyatlar sonucu burunda oluşan
çökme düşme ya da eğrilme sorununa, ''verev kesme'' tekniğiyle çözüm
bularak dünya literatürüne girdi.
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç.
Dr. Eren Taştan, çoğunlukla estetik
nedeniyle yapılan burun ameliyatlarında, yanlış teknikler dolayısıyla,
burun iskeletinden fazla kıkırdak alınan hastaların sonraki dönemlerde
burunda çökme ya da düşme sorunlarıyla karşılaştığını belirtti.
Bu kişilerin hem görüntülerinden
rahatsız olduğunu hem de nefes
alma problemleri yaşadığını anlatan
Taştan, bu sorunu düzeltmek için de
ikinci bir ameliyata ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Taştan şunları kaydetti:
''Burunda çökme, düşme ve
buna bağlı nefes alamama sorunlarında bu hastaları hem sağlıklı hem
de doğal görünüme kavuşturmak
için kıkırdak dokuya ihtiyaç duyuyoruz. En ideal malzeme hastanın
kendi vücuduna ait kıkırdak dokudur.
Eğer burun içinde malzeme varsa,
burun içindeki septum denilen orta
bölümdeki kıkırdak kullanılır. Septum
yeterli değilse uygun hastalarda
kulak kıkırdağı kullanılıyor ama çökmüş burunlarda ihtiyacı karşılayacak
miktar ve kalitede kıkırdak dokuya
sahip değil. Bu durumda kaburga
kıkırdağına ihtiyaç duyuluyor.
Kaburga kıkırdağı burun ameliyatlarında 50 yıldır kullanılıyor. Ancak
buradaki sorun klasik teknikle kaburga kıkırdağı hazırlandığında, kıkırdağın yapısından kaynaklanan bükülme
sorunları yaşanıyor. Hasta ameliyat
masasından düzgün bir burunla
kalksa bile aylar sonra geldiğinde
sağa sola bükülmüş çökmüş bir
burunla karşılaşıyor. Hasta hem
nefes alma sorunu, hem de şekil
bozukluğu sıkıntısıyla tekrar karşı
karşıya kalıyor.''
Burun sağlığı ve estetiği konusunda başarısız ameliyat geçirmiş
hastalar için kullanılan mevcut cerrahi tekniği yetersiz bularak, yeni arayışlar içine girdiğini ve yaptığı çalışmalar sonucunda ''verev kesme''
tekniğini bulduğunu anlatan Taştan,
bu yöntemin burnun doğal yapısına
en uygun şekilde kıkırdak hazırlamaya imkan verdiğini bildirdi.
Taştan, "Hastaların burun kıkırdak
iskeletini gerekirse yeniden oluşturarak sorunlarına kalıcı çözüm sağlıyoruz. Bu hastaları yeniden güzel,
doğal, esnek ve daha rahat nefes
alabilecekleri bir buruna kavuşturuyoruz'' şeklinde konuştu. Kaburga
kıkırdağının kişinin vücudundan yaklaşık 2 santim bir kesi ile alındığını
ifade eden Taştan, ''dokulara zarar
verilmeden, yaklaşık 3 santimlik bir
parça alıyoruz. Kaburga alınan
yataktaki dokulara dikkatli davranıldığında önemli bir sorunla karşılaşılmıyor ve alınan kaburga kıkırdağı
tekrar oluşuyor'' görüşüne yer verdi.
Bu tekniği 250'nin üzerinde hastaya uyguladıklarını ve bu kişilerde
herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadıklarını anlatan Taştan, Uluslararası
Jama Yüz Plastik Cerrahisi dergisinde yayımlanan bu tekniğin, başarısız
burun ameliyatlarının düzeltilmesinde
birçok ülkede uygulanmaya ve uluslararası toplantılarda anlatılmaya
başlandığını kaydetti. (AA)
Yeni doğan bebeklere kısa mesaj
uygulaması ile sağlık hizmeti
ÇANKIRI -'Yeni Doğan
Bebeklere Kısa Mesaj' uygulaması
ile Çankırı bir ilki daha başlattı.
SMS'lerle bebekler kontrol altında
tutulacak.
Halk Sağlığı Müdürlüğü Çocuk
Ergen ve Kadın Üreme Sağlığı Birimi
tarafından Çankırı iline kayıtlı 0-2
yaş bebek ailelerine bilgilendirme
mesajları gönderilecek. Amaç;
bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, bebek sağlığının kontrolü,
Halk Sağlığı Müdürlüğü hizmetlerinin
ailelere hatırlatılması.
Bu çalışmanın 81 il içerisinde
sadece Çankırı'da yapılacağını ifade
eden Halk Sağlığı Müdürü Dr. Halil
Nevzat Yetkin, "İlimizde doğan her
bebek için ailenin (özellikle annelerin) cep telefonu numarası alınacak
ve bebeğin doğum tarihi baz alınarak, uygun zamanlarda çeşitli
SMS’ler gönderilecek. Bu şekilde
bebeğin doğumundan itibaren 2
yaşına kadar, aileye 30 kısa mesaj
gönderilmesi planlanıyor." dedi.
(CHA)
11
YAŞAM-ÇEVRE
BULMACA
28 Ocak 2015 Çarşamba
Aynaya gülümseyerek
bakmak istiyor
Elazığ'da, bir yaşında iken sobada
yanan yüzü ve ellerinde oluşan yanık
izlerinden dolayı
eğitimini yarıda
bırakan ve hayata
küsen 19 yaşındaki
Sakine Özdemir,
tedavi için yardım
bekliyor.
ELAZIĞ - Altı çocuklu dar gelirli bir
ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya
gelen Özdemir, bir yaşındayken annesinin odada yalnız bıraktığı sırada beşiğinin devrilmesi sonucu yüzü ve elleri
sobada yandı.
Yüzünün sol tarafında ve ellerinde
yanık izleri ve şekil bozuklukları oluşan
Özdemir, okul çağına geldiğinde çevresindekilerin kendisine acıyarak veya
çekinerek bakması nedeniyle sosyal
yaşamdan uzaklaşmaya başladı.
Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüzündeki ve ellerindeki yanık
izlerinden dolayı çocukluğunu ve gençliğini yaşayamadığını belirtti.
7 yaşında okula başlamasıyla birlikte,
yüzündeki ve ellerindeki yanık izlerinden
dolayı akranlarının kötü davranışlarına
maruz kaldığını ve bu yüzden insanlardan uzaklaşarak sosyal hayattan koptuğunu anlatan Özdemir, "İlkokula başladığımda diğer çocuklardan farklı olduğumu
anladım. Okulda bazı öğrenciler benden
korkup kaçıyordu, bağıranlar oluyordu.
Benden sanki bir canavar görmüş gibi
korkup kaçıyorlardı. Bu olaylar beni çok
üzdü" diye konuştu.
Yaşadığı kötü anılardan dolayı aynaya
her baktığında yüzündeki yanık izlerini
görerek dakikalarca ağladığını ve "keşke
hiç doğmasaydım" dediğini söyleyen
Özdemir, karşılaştığı olumsuz durumlara
daha fazla dayanamayarak lise 1'den
sonra okulunu bırakmak zorunda kaldığını ifade etti. Özdemir, son yıllarda
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik
ve Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana
Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer
Özkan tarafından kendisinden daha ağır
durumdaki hastalara yapılan yüz nakilleri
ile ilgili haberleri göründe içinde bir umut
ışığı doğduğunu ancak bu kez de maddi
engellerle karşılaştığını belirtti.
Ailesinin maddi durumu iyi olmadığı
için tedavi edilemediğini aktaran
Özdemir, "Ben de herkes gibi normal bir
yüzüm olsun istiyorum. Yarım bir insan
gibi yaşamak istemiyorum. Benim de bir
genç kız olarak hayallerim var, ben de
mutlu olmak istiyorum. Tedavi edilirsem
yeniden doğmuş gibi olacağım" diye
konuştu.
2013 yılında eski Elazığ Valisi
Muammer Erol'un kendisine sahip çıkarak, umutlarını yeşerttiğini ancak valilik
desteği ile kentteki özel bir hastanede
1,5 yıl devam eden lazer tedavisinden bir
sonuç alamadığını ifade eden Özdemir,
şöyle konuştu:
"Bu konuda daha donanımlı bir hastanede yapılacak tedavi ile yüzümdeki
izlerden kurtulabileceğime inanıyorum.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip
Erdoğan'a sesleniyorum. Lütfen beni de
kızı yerine koysun, onun da bir kızı var.
Ailem sahip çıkamıyor, siz sahip çıkın.
Ellerimi ve yüzümü iyileştirin. Tek çarem,
tek ümidim sizsiniz. Bir düğün olsa,
nişan olsa gidemiyorum. İçim bir tuhaf
oluyor. Gitsem bile kendimi bir zindandaymışım gibi hissediyorum, mutlu olamıyorum."
Özdemir, en büyük hayalinin yüzündeki
yanık izlerinden dolayı yaşadığı psikolojik
baskılar nedeniyle bırakmak zorunda kaldığı okuluna devam edip hemşire olmak
olduğunu sözlerine ekledi. (AA)
Milli parklara 235 milyon liralık yatırım yapılacak
KASTAMONU - Doğa Koruma ve
Milli Parklar Genel Müdürü Ahmet
Özyanık, iki gün boyunca 15 bölge
müdürü ve daire başkanlarıyla yaklaşık
235 milyon liralık milli park yatırımının
bölgelere dağıtımını ve iş programlarının hazırlanmasına karar verdiklerini
belirtti.
Özyanık, Ilgaz Dağı Milli Parkı Kayak
Merkezi'ndeki bir tesiste basına kapalı
düzenlenen bütçe değerlendirmesi
toplantısının ardından AA muhabirine
yaptığı açıklamada, kurum olarak
Türkiye'nin doğal güzelliklerini gelecek
nesillere intikal ettirmek maksadıyla
milli parklar, tabiat parkları ve tabiatı
koruma alanlarını ilan ettiklerini söyledi.
Buralara gelen ziyaretçilerin çeşitli
beklentileri olduğunu ifade eden
Özyanık, şöyle devam etti:
"Bunları karşılamak maksadıyla her
1
1
2
3
4
5
6
2
3
4
5
6
yıl yatırımlar yapıyoruz. Şu anda bulunduğumuz toplantıda yapılan yatırımların değerlendirilmesi ve 2015 yılı bütçesinin şekillendirilmesini amaçladık.
İki gün boyunca 15 bölge müdürümüz
ve daire başkanlarımızla yaklaşık 235
milyon liralık milli park yatırımının bölgelere dağıtımını ve iş programlarının
hazırlanmasına karar verdik. Milli parklarda yıllık yaklaşık 12 milyon ziyaretçi
alıyoruz. Gelen ziyaretçilerimizin tabiata zarar vermeden ihtiyaçlarının karşılanması büyük önem kazanmış durumda."
Özyanık, Ilgaz Dağı Milli Parkı'nın da
Türkiye'nin önemli kış turizmi merkezlerinden birisi olduğunu ve ilk milli
parklardan biri olduğunu dile getirdi.
Kışın yanı sıra diğer mevsimlerde de
tabii güzellikleriyle Ilgaz Dağı Milli
Parkı'nın büyük bir potansiyeli bünye-
7
8
9
10
sinde barındırdığına işaret eden
Özyanık, "Ilgaz Dağı Milli Parkı kayak
ağırlıklı faaliyet gösteriyor, ilgili kurum
ve kuruluşların sorumluluğunda hizmetlerini sürdürüyor. Bunların dışında
bakanlık olarak çevre düzenlemesi,
yolların yapılması gibi altyapı ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmalar yaptık. Ilgaz'a son 3 yılda 4 milyon lira gibi
bir yatırım gerçekleştirdik" diye konuştu. (AA)
BULMACA
Soldan sağa:
12
1. Sigorta senedi. – İsyan eden, başkaldıran. 2. Kamufle etmek. 3. Gümüş
beyazlığında, kolay işlenebilen yumuşak bir element. – Artvin ilinin bir ilçesi.
4. Bir kimsenin yapmaya veya ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için
imzaladığı resmi kâğıt, belgit. – Cilve, işve. 5. Sürat. – Lezzetli. 6. Pamuk
ipliğini saran küçük el çıkrığı. – Şenlik kemeri. 7. Yan yana, art arda olan şey,
dizi. – Eskiden Arapların Recep ayında kestikleri kurban. 8. İlave. – Yasa. 9.
Uçağı kullanan kimse. – Tavlada bir sayı. 10. Dolaylı anlatma. –Parazit,
tufeyli. 11. Yer kırığı, çatlak. – Kitap getirmemiş peygamber. 12. Gerekenden
eksik. – Şehirden küçük, köyden büyük, henüz kırsal özelliklerini yitirmemiş
olan yerleşim merkezi. 13. Serçegillerden, güzel sesli ötücü bir kuş. – Yapma,
etme. 14. Rus Kazaklarda başkan. – Bir tür taze, yumuşak ve tuzsuz beyaz
peynir. 15. Metin olma, dayanıklılık. 16. Bir konuda direnme, ayak direme. –
Araştırma yazısı. 17. Uçurum. – Evre, safha. – Japon lirik dramı. 18. Üzeri
emayla kaplanmış olan. – Mercanada. 19. Uzaklık anlatır. – Tamirat. 20.
Çıngırak. – Sevimli, cana yakın, tatlı, hoş.
13
Yukarıdan aşağıya:
14
1. Temiz. – Osmanlı Devletinde bir görevde eskimiş olanlara verilen unvan. –
Sinirlilik. 2. İhtimal. – Artırma ile satış. – İslam’ın beş şartından biri. 3. Lale
bahçesi. – Demir kiri. – Gemilerde oda. 4. Duyuru. – Akdeniz bölgesi bitki
örtüsü. – Bir yerde oturma, eğleşme. – Karada, havada bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. 5. Rize ilinin bir ilçesi. – İlgi. – Binek hayvanı.
– Somut bilimlerin genel adı. 6. İlaç, merhem. – Kazıklıhumma. – Büyük
zoka. – Pişirilerek hazırlanan yemek. 7. İlenme, beddua. – Zabıt. – Kuramsal.
8. Boğan otundan çıkarılan ve hekimlikte kullanılan zehirli bir madde. – Silme, ağzına kadar
dolu olan. – Uluslararası yollarda yük taşımakta
ÇÖZÜMÜ
kullanılan büyük kamyon. 9. Haftanın günlerinden
BUGÜN
biri. – Türk müziğinde bir makam. – Özerklik,
14. SAYFADA
muhtariyet. 10. Dikkat çekme, uyarı, ihtar. – Diş
diplerinde oluşan taş. – Güzel sanat. – Oyuncunun
yaptığı.
7
8
9
10
11
15
16
17
18
19
20
Hazırlayan: Ercan BOSTANCIOĞLU
TÜRKÇE BAKIŞ
Prof. Dr. Nurullah Çetin
[email protected]
CUMHURİYETE İSLÂM ADINA KARŞI ÇIKMAK
İslam düşmanlıklarını her vesileyle açığa
Bir takım çevreler güya İslam adına
Cumhuriyet rejimine, Cumhuriyet bayravuran bir takım liberallerin, Türk düşmamına muhalefet ettiler, ediyorlar. Halbuki nı etnik ırkçıların kuyruklarına takılıyorCumhuriyetin İslam’la çelişen bir tarafılar. Ya da saltanat rejiminin modern bir
nın olmadığını bilmiyorlar.
türevi olan başkanlık rejimi yani demoNitekim Hz. Muhammed’in vefatından kratik görünümlü tek adam merkezli sivil
sonra iş başına gelen 4 halife de seçimle
diktatörlük hevesindeler.
halife oldular. Bu sistem “seçim, biat,
Atatürk’ün kurduğu bağımsız ve millî
şuara” çerçevesinde işledi. Yani o dönem
Türkiye Cumhuriyetine karşı çıkanlar,
şartlarında mesela Hz. Ebubekir seçildi.
Amerika’nın ve Avrupa Birliği’nin yöneOna oy veren de vermeyen de sonra ona
timine girmiş, bağımsızlığını kaybetmiş,
biat ettiler. Yani halifeliğinin meşru oldusömürge durumuna düşmüş, batı emperğunu ve onun halifeliğini kabul ettiklerini yalizminin çok uluslu şirketlerinin pazarı
beyan ettiler.
ve talan alanı haline gelmiş, Türk milletiÜçüncü aşamada da seçilen ve halkın
nin adının da, dilinin de, kültürünün de,
biat ettiği halife, şuraya dayalı olarak
kimliğinin de, kişiliğinin de yok edildiği,
ülkeyi ve milleti yönetti. Yani ben seçiletnik temelde parçalanmış bir 2.
dim, artık diktatör oldum, astığım astık,
Cumhuriyet ya da bugünlerdeki ifadesiykestiğim kestik demedi, önemli kararları
le ”Yeni Türkiye” hayal edenlerdir.
dönemin sahabilerine, âlimlerine, ehil ve
Atatürk’ün millî Türk devletinin çerçeliyakatli kişilerine danışarak, onlarla istivesi olan Cumhuriyete karşı çıkmak,
şare ederek aldı.
Türk’ün emperyalist Haçlı işgal ordularıBu sistem, o dönem şartlarında bir çeşit na karşı verdiği millî mücadeleye ve
cumhuriyet anlayışıydı. Ama 4 halifeden
Türklerin kendi kendilerini idare sistemi
sonra Emevîlerle birlikte yönetim “seçim, olan bağımsız devlet teşkilatına karşı çıkbiat, şura” sisteminden uzaklaşarak saltamak demektir.
nata, aile, sülale yönetimine dönüştü.
Cumhuriyet rejimine karşı çıkmak
Bizde de Osmanlı Devleti saltanat rejidemek, Türk milletinin millî, dinî ve külmiyle yönetiliyordu. 1923’ten itibaren
türel kurum, ilke ve değerleri temelinde
Cumhuriyete geçtik.
tamamen kendi iradesine, kendi bağımsız
Kur’an-ı Kerim’de geçen, “Rablerinin
tercihine göre kendi kendisini yönetmesiçağrısına cevap verirler, namazı kılarlar.
ne tahammül edememek, bunun yerine,
İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûra'dır.
Türk milletini kendi devletinde, kendi
Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak
vatanında Avrupa Birliği, Amerika,
ederler” (Şura, 36) ayeti açıkça müslüNATO yönetsin demektir.
manların kendi aralarındaki işlerini, yöneNitekim Türkiye’yi yönetme yetkisi
tim meselesini istişare ile, şura ile yapma- almış bazı Türkiyelilerin tam da
ları gerektiğini ifade eder ki cumhuriyet
Cumhuriyetin ilan edildiği gün olan 29
meclisi, bu şuranın kurumsallaşmış şekli- Ekim 2004 günü Avrupa Birliği Anayasal
dir.
Antlaşmasının Nihaî Senet bölümünü
Ayrıca “İhtilâfu ümmetî rahmetün
imzalamalarının da özel bir anlamı olmalı
vâsiatun” yani “Ümmetimin ihtilafı rahherhalde.
mettir" meşhur hadisinin manasının
Millî bayramları kutlamamak, geçiştirkurumsal karşılıklarından biri, cumhurimeye, sulandırmaya, kuru, resmî ve cılız
yet meclisidir. Devletin ve milletin en iyi
bir şekilcilik içinde geçiştirmeye çalışşekilde yönetilmesi konusunda farklı
Türk milletinin ortak millî değer ve
mak,
fikirlerin beyan edildiği yer cumhuriyet
kurumlarını heyecanla, canla başla, kalpmeclisidir.
ten, samimi olarak sahiplenmesini isteAtatürk’ün kurduğu Türkiye
demek, Türk milleti millî kimlimemek
Cumhuriyeti Devleti’nin temelinde de bu
ğinden uzaklaşsın, millî ruhu yok olsun,
ayet ve hadisin etkisi vardır.
kolayca yabancı emellere alet olabilecek
Nitekim bu ayet, 1923 ve 1924 yılları
bir zihinsel ve psikolojik yapıya bürünarasında Türkiye Büyük Millet
sün, kolayca batılı emperyalist devlet ve
Meclisinde talik yazısıyla yazılmış ve
odaklara teslim olsun demektir.
duvarda asılı kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, emperyalist işgalci batılı devletlere karşı verilen devletin rejimi olan Cumhuriyet, Türkleri
ortak, bağımsız, millî bir teşkilat altında
millî bir mücadele sonunda kurulan
toplayan ve böylece millet yapan temel
bağımsız millî bir Türk devletinin adıdır.
kurumsal çerçevedir. Cumhuriyete karşı
Cumhuriyet, Türk milletinin 29 Ekim
çıkmak, Türk’ü kendine ait bağımsız bir
1923 günü kendi bağımsız iradesiyle
rejimden yoksun bırakıp Haçlı-Siyon
kendi kendisini yönetmesi iradesinin resmîleştiği, kurumsal millî bir devlet kimli- emrine vermek demektir.
Atatürk’ün kurduğu millî Türk devlet
ğine büründüğü bir yönetim anlayışının
sistemi olan cumhuriyet özü, ruhu, kimliismidir.
ği, rengi, kurumları, değerleri ve ilkeleCumhuriyet, millî Türk devlet yapısıriyle sadece Müslümancı görünümlü
nın kültürden ekonomiye, tarımdan eğitime kadar her alanda sadece kendi ihtiyaç- siyasetçiler tarafından yıpratılmıyor.
Belki onlardan daha fazla olarak
larına ve menfaatlerine göre yeniden
şekillenme isteğinin kurumsal bir ifadesi- Atatürk’ün partisini ele geçirmiş, Atatürk
milliyetçiliği ile alakası olmayan, Türk
dir.
kimliğini benimsememiş, PKK’lılarla
Atatürk, saltanat rejimi yerine
abi-kardeş muhabbeti yapan, Abdullah
Cumhuriyeti kurmakla tek kişi ve hanedan yönetiminden millet yönetimine geç- Öcalan avukatlığına soyunan, Soros bağlantılı kişilerin, Atatürk’ün partisinin içinmiştir. Yani Türk milletinin ve ülkesinin
den devletin millî kimliğini yok etme
yönetiminde belirleyici, yönlendirici ve
çalışmaları daha etkilidir.
karar verici kaynak olarak irâde-i seniyAnkara’da eski Meclis binası önünden
ye3 yerine irâde-i milliyeyi4 hâkim kılbaşlayıp Anıtkabir’e akan onbinlerce
mıştır.
samimî millî Türk devlet sevdalıları, araMüslümanlık adına Atatürk’ün kurdularına karışan, hatta önlerinde siyasî temğu millî Cumhuriyete karşı çıkanlar,
silci olarak görünen bu iki yüzlülerin kenaslında emperyalist Batının içerdeki temdilerini oy deposu olarak kullanmalarına
silcisi ve sözcüleri olan ve hiç de müslüizin vermemelidirler.
manlıkla alakası olmayan, tam tersine
3 Tek bir kişi olarak padişahın arzusu
4 Milletin tamamının ya da büyük çoğunluğunun arzusunu
Savaşın bedelini çocuklar ödüyor
ŞANLIURFA - Suriye'de yaklaşık
4 yıldır süren iç savaş nedeniyle 1,6
milyon çocuk okullarından ayrı
kaldı.
Suriye'de devam eden iç karışıklık
binlerce insanın hayatına maloldu,
milyonlarca insan da komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.
Suriye'de drama dönüşen olaylardan en çok çocuklar etkilendi. Acı
ve gözyaşının dinmediği ülkede binlerce çocuk yaşamını yitirdi, bir o
kadarı da yetim kaldı.
Ülkedeki birçok okul Esed rejiminin hedefi oldu. Suriye'deki eğitim
sistemi savaştan dolayı adeta yok
oldu. Aileleriyle dost ülkelere sığınan çocuklar, aslında geride hem
okullarını hem de hayallerini de
bırakmak zorunda kaldı.
Birleşmiş Milletler Çocuklara
Yardım Fonu (UNICEF) verilerine
göre, Suriye'de halen 1,6 milyon
çocuk okula devam edemiyor.
Terör örgütü IŞİD tehdidi altındaki
Rakka, Deyru'z Zor ve Halep'in bazı
bölgelerinde ise 670 bin öğrenci de
eğitimlerinden uzak kaldı.
Suriye'de sadece geçen yıl 68
okula düzenlenen saldırılarda 160
çocuk hayatını kaybetti, 343'ü de
yaralandı.
Suriyeli sığınmacılara kucak açan
Türkiye ise misafirlerinin tüm ihtiyaçlarını karşılıyor, eğitim çağındaki
çocuklara okul imkanı sunuyor.
Akçakale ilçesindeki Süleyman
Şah Konaklama Tesisi'nde öğret-
menlik yapan Sena Hamut, AA
muhabirine yaptığı açıklamada,
öğrencilerinin en iyi şekilde yetiştiğini ve içlerinden bir çoğunun doktor,
mühendis, mimar olduklarını söyledi.
Hamut, şunları kaydetti:
"Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirdik. Onlar iyi yerlere geldiler.
Çatışmalar nedeniyle okullar yıkıldı,
çocuklar eğitimlerinden mahrum
kaldı. İç savaş nedeniyle eğitim de
yok oldu, çocuklarımız hiçbir şey
öğrenmeden büyümeye başladı."
Hamut, Türkiye'ye sığınan Suriyeli
çocukların ise eğitimlerine devam
etme imkanı bulduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın kendilerine sahip çıktığını ifade eden Hamut, "Büyük lider
Erdoğan bu insanların yardımına
koştu. Burada çocuklara ülkemizdeki müfredata göre eğitim veriliyor"
şeklinde konuştu. (AA)
12
haber
28 Ocak 2015 Çarşamba
Kılıçdaroğlu ruhani
liderlerle buluştu
İSTANBUL - CHP Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
İstanbul'da azınlıkların ruhani liderleriyle bir araya geldi.
Sait Halim Paşa Yalısı'nda
gerçekleşen buluşmaya Fener Rum
Patriği Bartholomeos, Ermeni Patrik
Genel Vekili Başpiskopos Aram
Ateşyan, Süryani Katolik
Patrikvekili Yusuf Sağ, Süryani
Ortodoks Kilisesi Mor Filiksinosu
Metropolit Yusuf Çetin ve Türkiye
Museviler Hahambaşı İsak Haleva
katıldı.
Kılıçdaroğlu, basına kapalı
gerçekleşen toplantı sonrası yaptığı
açıklamada ruhani liderlerle yaptığı
görüşmede büyük ölçüde onların
sorunlarını dinlediğini aktardı.
Ruhani liderlerin sorunların bir
kısmının yasalardan bir kısmının da
uygulamalardan kaynaklandığını
belirttiklerini söyleyen Kılıçdaroğlu,
CHP olarak hiç kimsenin yaşam
tarzına müdahale etmemeyi, hiç
kimseyi inancı ve etnik kimliği
dolayısıyla sorgulamamayı temel
ilke edindiklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, Türkiye
Cumhuriyeti'nde 77 milyon yurttaş
olarak huzur ve barış içerisinde
yaşamak istediklerini ifade ettiklerini dile getirdi.
Ruhani liderlerin aktardıkları
sorunların bazılarının önümüzdeki günlerde
milletvekili arkadaşları tarafından parlamentoda gündeme getirileceğine işaret eden
Kılıçdaroğlu, "Uygulamadan kaynaklanan
bazı sorunlar var onların çözümü için hep
beraber uğraşacağız" dedi.
Kılıçdaroğlu bir gazetecinin, "1915 olaylarının 100. yıldönümü ve çarşamba günü
Fransa'da bir dava görülecek. Perinçekİsviçre davası. Nasıl bir değerlendirme
yapacaksınız?" sorusu üzerine şu yanıtı
verdi:
Arınç: Türkiye’nin Kobani
rolü umarım unutulmaz
ANKARA - Başbakan Yardımcısı ve Hükümet
Sözcüsü Bülent Arınç, Yunanistan'daki seçimlere
ilişkin, "Türkiye olarak bizi ilgilendiren şey: yeni
hükümetle elbette en iyi ilişkileri kuracak noktada
olmamız" dedi. Arınç, Bakanlar Kuruluna verilen arada
gazetecilere açıklamalarda bulundu, gündeme ilişkin
soruları yanıtladı. Bir gazetecinin Yunanistan'daki
seçimleri "radikal sol" olarak nitelendirilen bir partinin
kazandığını belirterek, bunun Türkiye ve Yunanistan
arasındaki ilişkilere yansımasını sorması üzerine Arınç,
"komşu"daki seçimlerden Syriza birinci çıktığını hatırlattı. Aleksis Çipras'ın da bugün dini olmayan bir törenle Yunanistan'ın yeni başbakanı olarak göreve
başladığını dile getiren Arınç, şunları söyledi:
"Bu vesileyle Türkiye'deki laiklere de iki cümle
söyleyeyim: Ben de şimdi yeni farkına varıyorum ki
Yunanistan laik olmayan bir ülkeymiş. Türkiye'de laiklik
adına her zaman, her yerde, 'Bugün hava puslu' bile
deseniz, 'Çok şükür laiklik var' diyenlerin komşumuz
Yunanistan'da laikliğin olmadığından veya laikliği reddeden bir ülke olduklarından haberleri var mıydı bilmiyorum. Yani bir papazın önünde yapılması gereken
merasimi, ateist olduğunu söyleyen bir başbakan, 'Ben
böyle bir merasim istemiyorum' dediği için sadece
basit bir toplantıyla görevine başlamış oldu. Dünya
yıkılmadı, yani demokrasi açısından ben bunu olumlu
görüyorum. Ama laikliği reddeden bir ülkede ilk defa
bir başpiskopos olmadan göreve başlamak veya
yemin etmenin sorun olacağı söyleniyordu. (AA)
"Sayın Perinçek'in açıkladığı bir
düşünce dolayısıyla yargılanmasını doğru
bulmuyoruz. Düşünce özgürlüğü dediğimiz
bir kavramın arkasında hep beraber durmak zorundayız. Bütün çağdaş dünyanın
durması gerekiyor, bu bağlamda görüşülecek olan davanın da olumlu sonuçlanacağı
kanısındayım."
Görüşmede ne gibi sorunların dile getirildiği yönündeki soru üzerine Kılıçdaroğlu,
şunları kaydetti:
"Pek çok sorun var aslında dile getirilen.
Günlük yaşamda karşılaşılan sorunlar var,
kullanılan dilde yaşanan sorunlar var, nefret
söylemi kapsamında ele aldıkları sorunlar
var. Aslında baktığımız zaman hepimiz
aydın olan insanların yüreğinde insan
sevgisi olan insanların bütün bu sorunlara
karşı duyarlı olması gerekiyor. Aynı
duyarlılığı biz de göstereceğimizi ifade
ettik. Aslında medyanın da bu konuda
duyarlılığı var. Aynı duyarlılığı toplumun
değişik kesimlerinin de sergilemesi gerekiyor."
Barzani’den
Kobani teşekkürü
Güler: ‘CHP, iktidarın güvencesi’
TBMM - CHP İzmir
Milletvekili Birgül Ayman Güler,
partisinden istifa etti.
Güler, yaptığı yazılı açıklamada, bugün TBMM Başkanlığı'na
sunduğu dilekçeyle CHP üyeliğinden istifa ettiğini bildirdi.
Gerçek dışı soykırım suçlamalarının, yeni CHP yöneticileri
tarafından adeta desteklendiğini
savunan Güler, "2015 gibi bir
saldırı yılında 'soykırımla yüzleş'
pankartını taşıyan Genel Merkez
yöneticileri bu desteğin somut
ilanı olmuştur" ifadesini kullandı.
Güler, “Halka güven vermeyen,
seçmeni ve parti üyelerini umutsuzluğa sürükleyen CHP
yabancısı bu yapı, 2015 seçimlerinde ve sonrasında halkımız ve
seçmenimiz için değil, mevcut
iktidar için güvencedir."
Güler, Anayasa Uzlaşma
Komisyonu çalışmalarında AK
Parti-BDP ortaklığının
"Anayasa'dan Türk vatandaşlığını
kaldırma" hedefine yönetim
tarafından destek verildiğini ve bu
desteğin, "çözüm kanunu" gibi
yabancı üçüncü göze kapı açan yasal
düzenlemelere ortak olunarak pekiştirildiğini
ileri sürdü. Birgül Ayman Güler, istifa
gerekçesinde şunları kaydetti:
"Laiklik ilkesini sekülerlik haline
dönüştürme gayreti, eğitimi geriletip
parçalayan saldırılara sözde pedagojik
gerekçeli etkisiz muhalefette ve inkarla
örtülen ittifaklarda kanıtını bulmuştur.
İstifa ettiğim parti CHP değil, politik
bakımdan tutarsız bir yapıdır.
Yeni CHP, ulusal ekonomi anlayışını terk
etmiş, ulusal üretken sektörler için değil
küresel mali piyasaların faiz çıkarlarını
gözeten bir yapı olmuştur. Gelir dağılımında
adalet ilkesini terk edip, neo-liberalizmin
yoksullukla mücadele politikalarına
sıkışmıştır. 'Devletçilik ilkesi' zamanı geçmiş
Dünya gündemi ‘YUNANİSTAN’
PARİS - Yunanistan'da Çipras'ın
Başbakan olmasından çok seçim vaatleri
konuşuluyor. Dünya gelişmelere odaklanmış durumda.
Fransa Cumhurbaşkanı François
Hollande, Yunanistan'daki seçimlerin
ardından Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde
kalacağını söyledi.
Hollande, Elysee Sarayı'nda
Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel
Santos ile ortak basın toplantısı düzenledi.
Yunanistan'da Syriza lideri Aleksis
Çipras'ın Başbakan olarak göreve başla-
masıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan
Hollande, Yunanistan'la yakın ilişkilerini
devam ettirmek istediklerini belirtti.
Hollande, Yunanistan'daki seçimlerin
ardından bu ülkenin Avro Bölgesi
konusundaki olası politikasıyla ilgili de,
"Yunanistan Avro Bölgesi'nde kalmak
istiyor, Avro Bölgesi'nde de kalacaktır"
ifadelerini kullandı.
Yunanistan'ın sorumluluk içinde
hareket etmesi gerektiğini vurgulayan
Hollande, "Yunanistan taahhütler vermiştir ve bunları yerine getirmesi gerekir"
dedi. (AA)
sayılırken, özelleştirme adeta
doğal politika olarak kabul
edilmiştir. Halkçılık içi boş
retorik olarak nitelendirilip bir
yana atılmış, planlama ve
sosyal devletle kalkınma yerine
piyasa dinamikleriyle küresel
ekonomiye bağlılık teslimiyeti
getirilmiştir.
Yeni CHP, CHP'yi ve
örgütünü tasfiye etmek işlevi
gören bir yapıdır.
CHP Programı'na ve kurucu
ilkelerine aykırı olan yeni yapı,
yetkili kurullar dışlanarak
ortaya çıkmıştır. Genel
Başkanlık, yetkili kurulların
dışında alınan kararların tek
kişilik yürütme makamına
dönüşmüştür. Yetkililerin
sorumluluğu ve hesap verme
zorunluluğu yok edilmiştir. Son
kurultay, kırılma noktasıdır.
Kurultay delegesinin onayını
alamayan kimselerin kurultaya
karşı hile yoluyla yönetici
koltuklarına oturtulması da
başka söze gerek bırakmaz.
Hiçbir gerçek neden yokken
ilçe, il kongreleriyle kurultayın ertelenmesi,
tüzüğe aykırı yönetmelik değişiklikleri yapma
cüreti sergilenmesi, değişiklik adı altında
partinin Altıok Programı'nı ortadan kaldırma
hazırlıkları, disiplin sürecinin tasfiye amacıyla
kullanılması, partinin cumhuriyetçi ve halkçı
olmayanların istila harekatını tamamlama
adımlarıdır.”
(AA)
ERBİL - Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)
Başbakanı Neçirvan Barzani, Suriye'nin Halep kentine bağlı Ayn el Arap (Kobani) ilçesinde terör örgütü
IŞİD'in püskürtülmesi nedeniyle Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet
Davutoğlu'na teşekkür etti. Barzani, yayımladığı
mesajda, "Kobani'nin özgürleştirilmesi vesilesiyle
Kobani halkını, Peşmerge güçlerini, diğer savaşçıları,
tüm Kürdistan halkını ve dünyadaki özgürlük yanlılarını tebrik ediyorum. Şengal ve Kürdistan bölgesinin her bir ilçesi gibi Kobani'yi de dert edinen
Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani'yi ayrıca
kutluyorum. Barzani, koalisyon güçlerinin, Kobani'ye
yardım etmesi için her türlü çabayı gösterdi ve
Peşmergelerin oraya gitmesini sağladı" ifadelerini kullandı. Barzani, Peşmergenin, Kobani'ye geçişine izin
vermesi dolayısıyla Türkiye'ye de teşekkür ederek,
şunları kaydetti: "Buradan özellikle Türkiye
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve
Başbakan Ahmet Davutoğlu'na çaba, gayret ve tavırları nedeniyle çok teşekkür ediyorum. Onların mertçe
tavırları olmasaydı Peşmerge güçleri Kobani'nin
yardımına gidemezdi. Ayrıca Kobanili sığınmacıların
barındırılmasında da çok önemli bir rol oynadılar.”
Türkiye IŞİD’le mücadelenin
her ayağına katkı sağlıyor
WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Jen Psaki, "Türkiye IŞİD ile mücadelenin her ayağına
katkı sağlıyor. Dolayısıyla sadece bir alanı değil, IŞİD'in
yenilgiye uğratılmasına yönelik tüm çabaları içeren,
devam eden işbirliğimizden kesinlikle memnunuz" dedi.
Psaki'ye günlük basın toplantısında, Ayn el Arap'ın
(Kobani) denetiminin tamamının bazı Kürt grupları ve
Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) geçtiği yönündeki haberler soruldu. "Kobani'de mücadelenin devam ettiğini"
belirten Psaki, "IŞİD karşıtı savaşçıların şu anda Kobani
ve çevresinin yaklaşık yüzde 70'ini kontrol ettiğini ve
bunun bir gelişme olduğunu" kaydetti. Psaki,
"Biliyorsunuz IŞİD oraya çok büyük kaynak yatırdı ama
başarılı olamıyorlar ve onları geri püskürtüyoruz. Ancak
bunun tamamlanmış bir süreç olup olmadığını teyit edemem. Ancak IŞİD karşıtı güçlerin, IŞİD'i orada geri
çevirmede başarılı olması olumlu bir gelişme" diye
konuştu. Psaki, bir soru üzerine, Türkiye'nin IŞİD ile
mücadelenin beş ayağının her birine katkı sağladığını
ifade ederek, "Dolayısıyla, sadece bir alanı değil, IŞİD'in
yenilgiye uğratılmasına yönelik tüm çabaları içeren,
devam eden işbirliğimizden kesinlikle memnunuz" dedi.
28 Ocak 2015 Çarşamba
EFSANE
RÖPORTAJLAR
Efsane GÜZELDERELİ
[email protected]
Türk edebiyatının usta kalemi Nazlı
Eray, Efsane Güzeldereli’ye konuştu.
“Nazlı Eray nasıl birisi? Kendisini kendi
içinde nasıl tanımlıyor? İki kent; Ankara
ve İstanbul arasında bir tercihte bulunuyor mu? Ona İstanbul’u terk ettiren
ilk aşkın önünde, sonunda neler var?
Birincilikle girdiği Hukuk Fakültesini
neden yarım bıraktı? Kaç kere aşık
oldu? Kaç kere evlendi? Evlenmek istiyor mu?” gibi sorular ile yazarlığa ve
son kitabı ‘Aydaki Adam Tanpınar’a
bakışını bulacağınız bu röportajda
Efsane Güzeldereli’nin soruları ve Nazlı
Eray’ın yanıtları şöyle:
E.G: Nazlı Eray. Nazlı Eray'ı nasıl
tanımlar?(gülüşmeler)
N.E: Nazlı Eray, Nazlı Eray'ı nasıl
tanımlar? Bu çok zor bir soru.
Kendime dışarıdan bakmam gerekiyor
herhalde. Çünkü insan kendini kendi
içinde başka türlü tanımlar. Başka türlü
tanımlanmasını ister, başka türlü
tanımlanmasını arzu eder belki, ya da
bambaşka bir kişi olabilir.
E.G: O halde kendinizi, kendi içinizde tanımlar mısınız?
N.E: Kendimi, kendi içimde tanımlayayım. Kendisiyle barışık, sabırlı, sabırlı
olduğu kadar da aceleci, ondan sonra
zaman zaman huzursuz, zaman zaman
bir derviş kadar huzurlu, iyimser, dünyaya güzel bakan, yaşamayı seven,
özgür, çok özgür bir ruh, belirli disiplinleri olan bir kişi, belki ufak takıntıları da
olabilir, yani bir insan.
E.G: Hayatınız Ankara ve İstanbul
arasında geçti. Bir diğerini, ötekine
tercih edemiyor gibisiniz. Ankara
mı? İstanbul mu?
N.E: İstanbul' u çok seviyorum.
İstanbul bambaşka bir şey benim için.
Çok genç yaşta bırakıp gittiğim için
belki. Şimdi daha çok kıymetini biliyorum. Çok gözümde tütüyor. Onun için
sık sık gidiyorum. Biliyorsun
İstanbul'da da bir evim var. Orada
kalınca, sanki sabah uyandığım zaman
o martıların sesi bir başka türlü. Şöyle
bir şey; artık İstanbul' da, 18-19 yaşında bıraktığım için oraları, orada benim
çocukluğum ve ilk gençliğim barınıyor.
Sanki onları buluyorum. Onları yaşıyorum. Bu çok değişik bir duygu Efsane.
Sanki sokağa çıksam eski yan yollarda
koşsam Kalamış' a doğru, o Selahattin
Pınar Sokak'da koşsam anneme rastlayacağım. Sanki bir yerde babamı
göreceğim. Böyle değişik duygular
uyandırır. Ankara öyle değildir. Ankara;
bozkır, soğuk, demli çay, simit, rahmetli anneannem, burayı keşfedişim,
ondan sonra, ben burayı keşfederken
burada yalın bir ruh rahatlığı buluşum
İstanbul'dan sonra o genç halimle ve
burayı kuşattığımı zannetmem. Halbuki
Ankara'nın o arada bana bir kement
atmış olması ve beni kıskıvrak bağlamış olması, hayatımdaki bütün olayların burada gelişmesi, kader dediğimiz
o garip şeyin ağlarını örmesi. Ama
İstanbul daima var. Belki daha da çok
olacak. Belki ben böyle bir insanım.
Yani bir yerdeyken diğer yeri özleyen.
E.G: Yıllar evveline gidelim. Size
şehri terkettiren aşkınızı anlatın bize
lütfen.
N.E: Ahh Egeeee. (gülüşmeler) Çok
gençtim. 17-18 yaşındaydım. Şimdi
oturduğumuz evin orada bir köşk
vardı. Ben o köşkün tek kızı. Ege de,
köşedeki adeta bir kulübede oturan bir
entellektüel. Galatasaray Lisesi son
sınıftan bir öğrenci. Bu aşk buydu. Ben
o zamanlar ''Ah Bayım Ah''ı oluşturan
ilk öykümü ''Mösyö Hristo'' yu yazmıştım. Bir hayran kitlem oluşmuştu. Ege
ile öyle tanıştım. Entellektüel bir
çocuktu. Ege bana İstanbul'un entellektüellerinin olduğu dünyanın kapılarını açtı. Beyoğlu Baylan Pastanesi. O
çok genç yaşta evden kaçıp kaçıp oralara gidiyordum. Kuzgun Acar' ı orada
tanıdım. Atilla İlhan'ı tanıdım. Dürnev
Tunaseli'yi tanıdım. Baylan
Pastanesi'ndeki birtakım şairler, bugün
için hayatta olmayan önemli kişilerdi
onlar. Oldukça genç insanlardı o
zamanlar ve Türk edebiyatının bel
kemiğini oluşturdular onlar nitekim yıllar sonra. Fakat Ege' den gördüğüm
bir ihanet, o benim ilk aşkımdı. Ben
onu hiç hazmedemedim. O bana böyle
çok tuhaf geldi. Ege'nin bir başkasını
daha idare ediyor olması, ondan sonra
o erkeğin zayıflığı, o bana söylenen
küçücük yalanlar, onlar o yaşımda
bana korkunç okyanus dalgaları gibi
aşılması zor büyük şeyler gibi geldi.
Beni etkiledi. Halbuki şimdi herkes
onların içinde, neler yaşıyor? Ben o
genç yaşımda Ege' ye ve bana ait
olan, hatıra barındıran bütün herşeyi
silmek istedim. Bu tabi ilk başta şehirdi, İstanbul'du. Bir gece treni ile bir
daha Ege' yi hiç görmemek üzere
13
Nazlı Eray ile aşk,
şehirler ve edebiyat
üstüne sohbet…
Ankara' ya geldim ve bir daha Ege'yi
gerçekten hiç görmedim.
E.G: Nazlı Hanım, iki kere evlendiniz ve ilk evliliğinizden ikiz kızlarınız var. Kaç kere aşık oldunuz?
(gülüşmeler)
N.E: Belki üç.
E.G: Aşk neydi sizin için?
N.E: Aşk, bir kaplanın kafesine girip
kapıyı arkadan kapatabilmek ve anahtarı dışarıya atmak. Aşk, belki düşmekte olan bir asansörde, bir şampanya
şisesini tepeye dikmek ve bir müddet
sonra yere çakılacağını düşünmemek.
Aşk böyle bir şey bence.
E.G: Nazlı Hanım bir renk olsaydınız, hangisi olurdunuz?
N.E: Flamingonun kanadı.
E.G: Siz hukuk Fakültesine birincilikle girdiniz ama fakülteyi yarım
bıraktınız. Yaşadığınız bir olay üstüne oldu bu. Bizimle paylaşır mısınız?
N.E: İstanbul Hukuk Fakültesi' ne
birincilikle girmiştim. İşte benim hayatım böyle çelişkilerle dolu. Çok parlak
bir talebeydim. Fakat bunda Ege'nin
de rolü olmuştur. O bunalım, o sıkıntı.
Yani böyle Charles Baudelaire'in o
sıkıntı şiirleri gibi. Ege ile ayrıldıktan
sonra bir müddet sonra karar verdim.
Ben bu şehri terkedeceğim ve okul o
şehrin bir parçası. Okulu da terk etmeliyim. Bambaşka, taptaze, yepyeni bir
okula gitmeliyim. O.D.T.Ü, o zaman
belki barakalarda. Bir de birşey oldu.
Ben hiçbir zaman bir hukukçu olamayacağımı şöyle anladım. Bir gün, Adli
Tıp dersinde bir deli getirdiler amfiye.
Deli olduğu söylenen bir kadın. Bir
köşkten getirilmiş. Kadın gayet derli
toplu. Kadın bir hikaye anlattı. Köşkteki
bey, ona tecavüz etmiş ve etmeye de
devam ediyormuş. Kadının anlattıkları
bana doğru gibi geldi. Yani kadının
gözleri, anlatış şekli. Ondan sonra,
bakıııın deliii dediler. Ardından kadına
koskoca 2000 kişilik amfinin önünde
elektro şok yaptılar. Bize elektro şoku
öğretiyorlardı. Belki o kadın yüzde 90
doğruyu söylüyordu ve deli değildi.
Deli diye o hastaneye atılmıştı. Bir
denek olarak hukuk fakültesi öğrencileri karşısında bir kobay gibi gösteriliyordu. Ben bunu hissettim ve ben bu
mesleği yapamam dedim. Yani benim
ruhum naif, garip. Olmayacak bu
benim için. Onun için Ankara'ya bir
gece treniyle kaçtım ve geldim.
E.G: Sizin için yazmak nedir?
N.E: Oooo hayat, yaşamak, herşey.
Büyük bir keyif ve büyük bir serüven.
E.G: En sevdiğiniz kitabınız hangisi?
N.E: Valla son kitabım ''Aydaki
Adam Tanpınar'' ı çok seviyorum.
Nedense o bana çok yakın geliyor.
Belki son çocuğum gibi. 41 tane kitabım var biliyorsun Efsane.
E.G: Edebiyatçı kimliğiniz var,
köşe yazarlığı kimliğiniz var, televizyoncu kimliğiniz var. Hangisi daha
keyifli sizin için?
N.E: Yazı, edebiyat kesinlikle. Köşe
yazarlığı da çok zevkli. Keşke gene bir
köşem olsa. O köşe müthiş bir şeydir.
Bir de sahaya iniyorsun. Edebiyatçının
bir balkonu, bir locası var. Seni oradan
izliyorlar ya da sen izliyorsun. Halbuki
köşe yazarı olduğun zaman birebir
insan ile karşı karşıyasın. O bana çok
büyük bir zevk veriyordu. Birkaç ulusal
gazetede yazdım.
E.G: Röportaj yapsaydınız kimi
seçerdiniz?
N.E: Türkiye' den mi?
E.G: Hem Türkiye'den, hem dünyadan?
N.E: Türkiye' den röportaj yapsam
kimi seçerdim? Sen bana biraz yardım
et. Kimi seçerdim?
E.G: Ben sizi seçtim.(gülüşmeler)
N.E: Dünyadan çok var tabi. Bir
aktör ya da aktristi seçerdim. Cristiana
Ronaldo'yu seçebilirdim. Scarlett
Johansson'ı seçebilirdim.
E.G: Türkiye' den de bir isim alabilir miyim?
N.E: Türkiye' den kimi seçeyim?
Politikacı mı olsun?
E.G: Kimi uygun görürseniz. Kimi
merak ederdiniz mesela?
N.E: Merak ettiğim çok insan var.
Merak ettiğin insanla mı yapıyorsun
röportajı? Öyle bir şey mi?
E.G: Tek başına merak duygusu
ile olamaz ama içinde merak duygusu barındırmayan bir röportaj hiç
yapmadım bugüne kadar.
N.E: Ama konuşur mu acaba?
E.G: Genellikle konuşmak istediği
kadar konuşur. Bazen söylemek
istemediğini de konuşur.
N.E: Evet.
E.G: Peki ne sormak isterdiniz?
İlginç bir soru örneğin.
N.E: Aynı senin sorduklarını.(gülüşmeler) Hayatını, aşklarını, onu en çok
etkileyen şeyleri, şimdiki sevgisini,
hayattan beklentilerini, gece kendine
ayırdığı zaman var mı? Büyük bir olasılıkla bir politikacı ile yapardım ve ona
bütün merak ettiğim şeyleri, oraya
nasıl geldiğini, kendini nasıl hissettiğini,
yalnızlık duygusu duyuyor mu? O
kadar güç elindeyken ne hissediyor?
Tüm bunları sorardım. Bir aktör düşünelim mesela. Hani şöyle senin de
beğendiğin. Dizilerden olabilir.
Paramparça dizisi çok hoşuma gidiyor.
Nurgül Yeşilçay olabilir. Onun karşısında oynayan Erkan Petekkaya da olabilir. Bak onları da merak ediyorum.
Benim gecelerimi dolduruyorlar. Gece
konuklarım onlar ama bir politikacı ile
de yapardım.
E.G: Hiç pişmanlığınız var mı?
N.E: Olmaz olur mu? Var tabi.
İnsanım ben. Mesela A.B.D'ye davet
edildiğim halde, niçin oraya gitmedim?
Sonra çok eskiden yapılmış bir evlilik
teklifi. Mesela kabul etsem, çok daha
değişik olurdu hayatım ama ben Nazlı
Eray olur muydum? Böyle şeyleri arasıra düşünürüm.
E.G: Hala evliliği düşünür müsünüz?
N.E: Hiç düşünmem. Nasıl düşünmüş olduğuma da şaşarım.(gülüşmeler) Hala ikinci evliliğime şaşarım.
Zor… Çok yumuşak, çok çocuksu, çok
naif bir insanın, çok da özgür bir insanın evlenmesi kendini bir kafese atması.
E.G: Türkiye'den ve dünyadan
okuduğunuz yazarlar kimlerdir?
N.E: Valla bütün dünya yazarlarını
hem de İngilizce olarak okuyorum
Efsane. Çeviriler o kadar iyi değil. Türk
yazarlarını da hemen hemen hepsini
okurum, takip ederim. Bir de hafif şeyler okurum bazen dinlenmek için. Hafif
böyle, polisiye, anı, oyun okurum.
Çünkü böyle büyülü gerçekçi, fantastik, belgesel anılar yazıyorum ya.
''Aydaki Adam Tanpınar'' da öyle
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanı,
''Evita'' Eva Peron'un romanı, Stalin.
Ah Stalin ile röportaj yapmak isterdim.
E.G: Çok güzel olurdu.
N.E: Ses getirirdi.
E.G: Kesinlikle. Sizce yazarlar
nasıl insanlar?
N.E: Yazarına göre değişir.
E.G: Siz nasıl bir yazarsınız?
N.E: Ben normal bir insanım. Yani
kendimi öyle yazar olarak filan düşünmüyorum. Bilmem. Sen daha iyi bilirsin. Bir okurum olarak söyle. Nasıl bir
yazarım?
E.G: Gerçeklerle düşleri harmanlayarak bir araya getiren bir yazarsınız.
N.E: Büyülü gerçekçiliğin
Türkiye'deki öncüsü, yazarken çok
disiplinli, adeta satırların arasında kendini kaybeden ama o yazarlık paltosunu üzerine giyip dolaşmayı sevmeyen,
hayatı seven, yaşamayı seven, insanları seven, insanlara dönük öyle bir yaza-
rım ben.
E.G: Son kitabınız, ''Aydaki Adam
Tanpınar''dan Ahmet Hamdi
Tanpınar'dan bahsetmek isterim. Bu
kitabı hangi duygu ve düşüncelerle
yazdınız?
N.E: Büyük bir sevgiyle yazdım o
kitabı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın günlüğünü okudum. Bu yeni çevrildi, 5-6
sene önce. Büyük maceralardan sonra,
ölümünden 40-45 sene sonra bulunuyor, el değiştiriyor, bir yere gidiyor,
asistan Mehmet Kaplan tarafından 20
yıl tutuluyor bu günlükler, ondan sonra
kendi asistanlarına vermeye karar veriyor, Prof. İnci Ergün ve Prof. Zeynep
Kerman'a, onlar 20-25 sene uğraşıyorlar, yazılar okunaksız, birtakım olaylar
olabilir. Yani bu kadar gecikmeyle bu
günlükler bize geliyor ve bu günlükler
yayınlandığı zaman büyük bir tepki, bir
infial. Ondan sonra herkes diyor ki; biz
Ahmet Hamdi Tanpınar' ı bu muhteşem
romanları, şiirleri yazan adam olarak
görmek istiyorduk. Bu adam kendine
bakamayan, borçlar içinde, hafif
kumarbaz, Kırtıpil Hamdi, vesveseli,
dedikoducu, ekşimiş, görünmezden
geldiği için ekşimtırak olmuş, umutsuzluğa kapılmış bir adam var. Biz bunu
istemiyoruz. Şimdi ne kadar büyük bir
haksızlık. Asıl adam o. Ben hayran
oldum. Baştan aşağı insan. O günlükler benim başucu kitabım oldu. O kitabı okurken yer yer paralel şeyler gördüm kendimle. Kesiştiğimiz noktalar
gördüm. Bazı evhamlar, vesveseler,
onun o geç kalmışlık duygusu. O muhteşem bir yazar. İnsan olarak da çok
tanımak isterdim onu.
E.G: Gözlemlediğim kadarı ile
biraz şefkat, biraz acıma, biraz
diğerlerinden ayıran, sizi onun
romanını yazmaya iten farklılık
neydi? Neydi onun diğerlerinden
farkı?
hakettiği değeri bulamamış birine
iade-i itibar gibi bir hisle mi yazdınız
bu romanı?
N.E: Naçizane bunu başarabiliyorsam ne güzel. Onun kendi haliyle dünyaya çıkması, satırlarımın arasında can
bulması, yaşadığı o izbenin ortaya çıkması, onun o hayalleri, sevdiği kadınlar,
ulaşamadığı kadın. Onlar meydana çıksın, 1960'lar, o bohemya, bütün bunları
o genç okura yaşatmak istedim. Yani
Ahmet Hamdi Tanpınar okullarda okutulan bir isim olmasın. Çünkü o öyle
oluyor bir müddet sonra. Adamın kendisi var bir de arkada. O bence önemli.
E.G: İnsan Ahmet Hamdi
Tanpınar yani.
N.E: Evet ve ben ona hayran
oldum.
E.G: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın
şiirleri geliyor aklıma. En çok beğendiğim de ''Ne içindeyim zamanın, ne
de büsbütün dışında''. Muhteşem
bir mısra bence. Siz en çok hangisini seversiniz?
N.E: Ahh bunu. Çok severim.
Ürpertiyor beni.
E.G: Aynen. Sükut suikastinden
bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar
mısınız?
N.E: Ya adam uğraşıyor, yazıyor,
ondan sonra yayınlatmaya çalışıyor,
edebiyat çevresi içinde arkadaşları var
ama çıt çıkarmıyorlar. Bu korkunç bir
şey. Görmezden gelinmek. Belki o
zaman için çok ileri, belki sevilmiyor,
belki borç para alıyor, belki içince hafif
saçmalıyor. Bütün bunların hepsi olabilir. Başkaları hakkında sayfa sayfa yazılırken, Ahmet Hamdi Tanpınar müthiş
şeyler yaratıyor ama çıt yok. Bu onu
müthiş bir ümitsizliğe sevkediyor. Oğuz
Atay için de bu yapılmıştı. Şimdi çok
meşhur. 100 temel eser içinde iki
romanı var Ahmet Hamdi Tanpınar'ın.
Herkesin ağzında. Sağ ve sol paylaşamıyor. Sağlığında belki o eserlerden
beş kuruş alamamıştır.
E.G: Ahmet Hamdi Tanpınar'ı
haneden bozma o yerdeki yatağını,
yani herşey gözümün önünde. Adamın
hayattaki çabası ve ne kadar zor bir
hayat.
E.G: Kesinlikle. Hani derler ya,
hayatı roman gibi. Hayatının romanı
yazıldı Ahmet Hamdi Tanpınar'ın.
Eğer filmi çekilmek istense, siz
senaryoyu yazmak ve o filmde rol
almak ister miydiniz?
N.E: Ben filmi yapılsın istiyorum.
Senaryoyu ben yazarım. Bu filmde ben
rol almam ama Haluk Bilginer, Ahmet
Hamdi Tanpınar'ı oynayabilir.
E.G: Neden?
N.E: Çok benzetiyorum. Yani bir
parça şöyle düşkünleştirerek, kirli sakal
filan, benzetiyorum.
E.G: Eğer kendisi ile bir araya
gelme imkanınız olsaydı kendisine
neler söylemek isterdiniz?
N.E: Abi, şahanesin derdim.(gülüşmeler) Seni çok seviyorum derdim.
E.G: Nasihatte bulunmak ister
miydiniz kendisine?
N.E: Dinlemezdi. Onları hep düşündüm ben yazarken. Dinlemezdi. O
başka türlü bir adamdı. Belki onun için
yazdım onu. Dinleyeceğini zannetmiyorum. Sonsuz yalnızlığı, o sonsuz uzayan çöl gibi yalnızlığı. İyi arkadaş
olmak isterdim tabi. Belki beni de küstürürdü.
E.G: Siz o kadar sevmişsiniz ki
kendisini, küseceğinizi ya da küs
kalacağınızı zannetmiyorum.
N.E: Evet. Ben de zannetmiyorum.
E.G: Yeni projeleriniz var mı
yolda?
N.E: Yok ama olur herhalde. Şu
anda Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı ile
dopdoluyum ama her an her şey olabilir.
E.G. Çok teşekkür ederim, çok
keyifli bir röportajdı. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
N.E: Yok. Ben de teşekkür ederim,
benim için de çok keyifliydi.
N.E: Daha farklı bir adam. Evet,
diğerlerinden çok farklı.
E.G: İşte neydi o fark?
N.E: Valla o farkı ben de bilemiyorum, kestiremiyorum. Çok farklı. Yani
evet. Bu çok güzel bir soru. Stalin' i
yazdım, Evita'yı yazdım, Mariyln'i yazdım, Kennedy'leri yazdım ve Tanpınar'ı
yazdım. Demek Tanpınar'da da onlarda
olan bir gizem, onlarda olan benim
çözmeye çalıştığım, o hayat ile örtüşen
bir şey, belki ilk Türk aydını.
E.G: Kendiniz ile özleştirdiğiniz
yönleri oldu mu?
N.E: Olmaz olur mu? Mesela gece
evhamları, düşünceleri, ölüm ile ilgili
şeyleri, hayalleri. Sonra o da büyülü
gerçekçi, fantastik büyülü gerçekçi.
Mesela Nikolai Gogol da bir büyülü
gerçekçi. O yeni farkedildi. Tanpınar
da büyülü gerçekçi aslında. Ama o
zaman adı yok bunun.
E.G: Hiç tanımadığınız, hiç görmediğiniz birisini yazmak nasıl bir
his ve cesaret?
N.E: Tutku ve evet cesaret.
Yazarken hep bunu düşündüm. Ama o
kadar çok araştırdım ki. Onun nasıl
nefes alıp verdiğini, ondan sonra sigarasını yakıp yarısına gelince nasıl avucunda söndürdüğünü, gece içtiği
Nembutal hapını
E.G: Marilyn Monroe'nin intihar
ettiği hap.
N.E: Evet. Ondan sonra uyuyamayınca nasıl bir tane daha aldığını, o
izbe gibi Narmanlı Yurdu'nda, hapis-
14
TURİZM
28 Ocak 2015 Çarşamba
Topuk Yaylası'nda
doğa turizmi atağı
Romanya'dan
80 yıl önceki
göçün öyküsü
ilgi görüyor
ISSN 1308-7622
YALOVA- Romanya'dan Yalova'nın Altınova
ilçesine bağlı Subaşı beldesine 1935 yılında
göç eden vatandaşları konu alan Erdemir Fidan
Subaşı Göç Müzesi, özellikle üniversite öğrencilerinin ilgi odağı haline geldi.
Subaşı Sözlü Tarih Çalışma Grubu Başkanı
Zeki Gürsu, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
müzenin, 80 sene önce Romanya'nın Köstence
Limanı'ndan hareket eden Cumhuriyet Gemisi
ile İstanbul Tuzla'ya gelen ve daha sonra beldeye yerleşen insanların hikayesi üzerine kurulduğunu söyledi.
O zamanlarda köy olan Subaşı'nın genellikle
Alevi, Bektaşi, Türkmen ve Tatar gruplarının bir
araya gelmesiyle oluştuğunu belirten Gürsu,
şöyle konuştu:
"Geçen yıl şubat ayında açılan müzemizde
kullanılan bütün malzemeler bu köyde kullanılmış tarım aletleri, el işi ürünler, mutfak araç
gereçleri ve giysilerden oluşuyor. 350-400
parçalık envanter çalışmamız var. Müzemizin
kurulmasında Galatasaray Üniversitesi ve
Galatasaray Müzesi'nden Münevver
Eminoğlu'nun büyük katkıları oldu. Müzemizin
kurulmasında bir hayırseverin de büyük
katkıları oldu. Beldemizin son demirci ustası
Mahmut Fidan, Körfez Geçiş Köprüsü Projesi
kapsamında istimlak edilen arazisinden aldığı
paraları, atıl durumdaki okulun bakımı ve
onarımını yaptırdıktan sonra iki odasını ana
okulu, iki odasını da müze haline getirdi. Oyun
salonuna ait bir bina yaptı. Yine mutfak,
lavabo, çamaşırhane gibi ek binalar yaptı.
Ayrıca oyun parkını arka tarafa kurdu. Bu
binayı, vefat eden oğlu Erdemir Fidan anısına
oluşturdu. Bu müzemizde en eski olarak
Madrobo köyünden kalma bir yatak örtümüz
var; el işlemesi ve sedef üzerine yapılmış. Yine
1900'lü yıllardan kalma gelinlik olarak kullanılan
bir malzememiz var. Bunun yanında belgelerimiz, göç sırasında getirilen bakır kazanlarımız,
tarım aletleri mevcut. Bir sürü bıçkı ve ahşap
kesme aletleri getirilmiş hatta bir demir pulluğun dahi getirilip kullanıldığı söyleniyor."
Gürsu, adı duyuldukça müzeye ilginin arttığını vurguladı.
Bursa, Orhangazi, Yalova ve Gölcük'teki
bazı müzelerin yetkilileriyle iş birliği halinde
olduklarını anlatan Gürsu, "İhtisas yapmak
isteyen üniversite öğrencileri bizden müze
hakkında bilgi alıyor. Ayrıca 1935 göçüyle ilgili
kurulan müzemiz, bazı üniversitelerde tez
konusu yapıldı. Müzemize Pittsburgh, İstanbul
ve Orta Doğu Teknik üniversitelerinden gelen
arkadaşlar buradaki giyim-kuşam, halk oyunları, göçün nedenleri ve göç öncesiyle sonrası
konusunda araştırmalar yaptı" ifadesini kullandı. (AA)
Yıl: 45
Sayı: 15083
28 Ocak 2015
Çarşamba
GÜNLÜK SİYASİ GAZETE
Yayın Sahibi
Grup Birikim Matbaacılık Yayıncılık Bilişim
Medya Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni
Ahmet TEKEŞ
Haber Koordinatörü
Dursun ERKILIÇ
DÜZCE - Kaynaşlı ilçesinde
Fenerbahçe Spor Kulübü Tesislerinin de
yer aldığı Topuk Yaylası'nda, farklı doğa
sporlarının yapılabilmesi için girişimler
devam ediyor.
Belediye Başkanı Bayraktar, AA
muhabirine yaptığı açıklamada, yaylanın
daha önceden çok bilinmeyen bir yer
olduğunu ancak girişimleri neticesinde
Fenerbahçe'yi buraya getirerek bölgeyi
canlandırdıklarını söyledi.
Yayladaki spor ve turizm faaliyetlerinin
çeşitlendirilmesi için çalışmaların
sürdüğünü ifade eden Bayraktar, "Geçen
sene valimizin öncülüğünde Ankara ve
İstanbul bölgesindeki tur operatörleriyle
burada bir toplantı yaptık. TEM otoyolunun açılmasının ardından Bolu Dağı
Kaynaşlı kesimi tabiri caizse ölmüştü.
Ancak geçen sene bürokratlarımızla yaptığımız girişimler neticesinde Bolu Dağı
yüzde 20 oranında canlandı" diye konuştu.
Geçen hafta İstanbul'da düzenlenen
EMİTT Fuarı'na katıldıklarını belirten
Bayraktar, şunları kaydetti:
"Tur operatörleriyle yine görüştük, aynı
organizasyonu bahar başında burada
tekrar yapacağız. Bisiklet Federasyonu ile
görüştük, kayak raftingi başlattık. Enduro
Yayladaki spor ve turizm
faaliyetlerinin
çeşitlendirilmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade
eden Kaynaşlı Belediye
Başkanı Bayraktar, "Geçen
sene valimizin öncülüğünde
Ankara ve İstanbul bölgesindeki tur operatörleriyle burada bir toplantı
yaptık. TEM otoyolunun
açılmasının ardından Bolu
Dağı Kaynaşlı kesimi tabiri
caizse ölmüştü. Ancak
geçen sene bürokratlarımızla yaptığımız girişimler
neticesinde Bolu Dağı
yüzde 20 oranında canlandı" diye konuştu.
1
1
2
3
Yıldız Dağı'nda tatil yoğunluğu
SİVAS - Sivas'ta hafta sonu ve
yarıyıl tatilini fırsat bilen kayak severler ve vatandaşlar, Yıldız Dağı Kış
Sporları Merkezi'nde yoğunluğa
neden oldu. Sivas ve çevre illerden
gelen kayak severler, hafta sonu ve
sömestir tatilini değerlendirmek için
Yıldız Dağı'na akın etti. Sabah saatlerinden itibaren gruplar halinde
kayak merkezine gelen kayak sev-
erler ve vatandaşlar tatilin tadını
çıkardı. Yöresel kıyafetli bazı vatandaşların kızaklarla kayması, ilk kez
kayak yapanların zaman zaman
düşmesi ilginç görüntüler oluşturdu.
Yıldız Dağı Kış Sporları ve
Turizm Merkezi'nin sezon açılışı
töreni dün Milli Savunma Bakanı
İsmet Yılmaz'ın katılımıyla yapılmıştı.
(AA)
İstihbarat Şefi
Ayşegül BALDEMİR
4
5
6
7
8
9
10
12
Muhabir - İnternet Editörü
Alparslan OĞUZ
13
Haber Merkezi
14
Şenol Günüç, Emine Özcan, Kenan Ergen,
Hakkı Murat Söbütay, Burcu Kerim, Ayşenur Gürer, Mihriban Demirel,
Tülay Canpolat, Zeynep Efsane Güzeldereli
İdari Merkez
Yeni Batı Mah. 2412 Sok. No: 12 Batıkent - Yenimahalle /
ANKARA Tel: 0312 397 49 79 - [email protected]
Yayın Sahibi
Temsilcisi:
Yiğit YİĞİT
Basıldığı Yer:
Dorukkaya Mat. Yay. Rek. Mağ. Enerji ve İnş. A.Ş. - İstanbul Yolu
6. km Macun Mh. 3. Cd. No: 2/1 Yenimahalle/ANKARA Tel: 397 11 97
Dağıtım: AK Dağıtım Abdulgani AKDAĞ Çağlayan Mah. Tıp
Fakültesi Caddesi No: 258/11 Mamak/ANKARA Tel: 0312 368 04 09
Yayın Türü: Yerel - Süreli (Pazar hariç)
Resmi ilanlarımızı internet sitemizden de görebilirsiniz.
www.yedigungazetesi.com.tr
Sözleşmesiz yazarlara ücret ödenmez
YediGün Basın Meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir
sporları bu sene başka bir ilimizde yapılacak, Allah nasip ederse önümüzdeki yıllarda buraya alacağız. Bilhassa Topuk
Yaylası'nı doğa turizminin merkezi yapmaya çalışıyoruz, onun gayreti
içerisindeyiz."
Bayraktar, Fenerbahçe Topuk Yaylası
Tesislerinin sadece kulübe hizmet
etmediğini anlatarak, "Tesis geçtiğimiz
sene 4-5 büyük kulübü ağırladı.
Avrupa'dan da burada kamp yapmak için
teklif geliyor. Sporcular açısından enerjisi
en yüksek yerlerden birisi de burasıdır"
diye konuştu.
(AA)
BULMACANIN ÇÖZÜMÜ
11
Yazı İşleri Müdürü
Şebnem ÜNAL
Sayfa Editörü
Abdülmecit KOYUNSAĞAN
Kaynaşlı Belediye Başkanı Erol Bayraktar, Topuk Yaylası'nı
doğa turizminin merkezi yapmak için çalıştıklarını söyledi.
15
16
17
18
19
20
2
3
4
5
6
7
8
9
10
"Şampiyonluk yarışı içinde olacağız"
28 Ocak 2015 Çarşamba
TRABZON - Spor Toto
Süper Lig'de Medicana
Sivasspor'u sahasında 3-1
yenerek ikinci yarıya iyi bir
başlangıç yapan
Trabzonspor'da, kulüp başkan
yardımcısı ve basın sözcüsü
Yakup Aslan, sezon sonuna
kadar şampiyonluk yarışı içinde olacaklarını söyledi.
Aslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ligin ilk yarısında hesapta olmayan puan
kayıpları yaşadıkları, her şeye
rağmen ikinci yarıda iddialı bir
duruma geleceklerine inandıklarını belirtti.
İlk yarıda özellikle hakem
hataları nedeniyle zirve yarışında geriye düştüklerini ifade
eden Aslan, "Şu anda haksız
yere puan kayıpları yaşamasaydık zirvenin tam göbeğinde, şampiyonluğun en güçlü
adayıydık. Şansımızın azaldığını biliyoruz ama sonuna kadar
şampiyonluğu kovalayacağız.
Ligin daha ilk yarısı bitti, ilerleyen haftaların neler getireceği
belli olmaz" dedi.
Harun Erdenay: "TBL,
Avrupa'nın en iyi ligi"
ÇANKIRI - Türkiye Basketbol Federasyonu
(TBF) Yönetim Kurulu Üyesi Harun Erdenay,
Türk basketbolunun geleceğinin sadece
Avrupa'da olmadığını belirterek, dünyaya
damga vurabilecek duruma gelebileceğini söyledi.
Erdenay, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
Türkiye Milli Basketbol Takımı'nın Dünya FIBA
sıralamasında 8'inci olduğunu kaydederek,
Genç Yıldız ve Ümit Milli takımlarının son 2
yılda Avrupa'da önemli başarılara imza attığını
anlattı.
Türkiye'de basketbolun yükselen değer
konumuna geldiğine dikkati çeken Erdenay,
şöyle devam etti:
"Basketbol, son yıllarda Türkiye'de çok yükselen değer konumuna geldi. Şu anki basketbol ligimiz çok önemli yerlerde. Sadece biz
bunu söylemiyoruz, bütün Avrupa kabul etmiş
durumda. Türkiye Basketbol Ligi, Avrupa'nın
en iyi ligi. 2010'da dünya ikincisi olduk. Yine
kadın milli takımımız Avrupa 2'ncisi ve 3'üncüsü, olimpiyat 5'incisi oldu. Geçen sene
Ankara'da düzenlenen dünya şampiyonasında
dünya 4'üncüsü oldu. Bunlar çok önemli ve
değerli başarılar."
Basketboldaki yükselişin 2. ve 3. ligleri de
kapsadığını vurgulayan Erdenay, birinci ligin
yanında diğer liglerin de kaliteli konuma yükselmesinin sevindirici olduğunu dile getirdi.
Ümit ve Yıldız Basketbol milli takımlarının
önemli başarılara imza attığını belirten Erdenay,
"Geçen yıl Ümit Milli Erkek Basketbol
Takımımız, Avrupa Şampiyonu oldu. Daha
öncesinde yıldız takımımız Avrupa Şampiyonu
oldu. Bu jenerasyon 5-6 sene sonra bugünkü
ağabeylerinin yerlerini alacak. Böyle olunca
Türk basketbolunun geleceği sadece
Avrupa'da değil, dünyaya damga vuracak
duruma gelebilir" ifadesini kullandı. (AA)
Spor Toto Süper Lig'in 17. haftasında Çaykur
Rizespor'u 2-0 yenerek zirve yarışını sürdüren
Galatasaray, Hollandalı yıldız futbolcu Sneijder'in
gol attığı maçları kazanmaya devam ediyor.
İSTANBUL - Çaykur
Rizespor maçında attığı
gol ve yaptığı asistle
galibiyette önemli rol
oynayan Sneijder'in
Süper Lig'de skora katkı
yaptığı bütün maçlarda
Galatasaray 3 puanı
hanesine yazdıran taraf
oldu. Sarı-kırmızılı
takım, Hollandalı futbolcunun meşin yuvarlağı
filelerle buluşturduğu 14
karşılaşmanın hepsini
galip tamamlamayı
başardı. Wesley
Sneijder, 2012-2013
sezonun devre arasında
transfer olduğu
Galatasaray'da şu ana
kadar oynadığı 46
Süper Lig maçında 19
kez fileleri havalandırdı.
Sarı-kırmızılı ekipteki ilk
sezonunda 12 maçta 3
gol atan Sneijder, geçen
sezon ise 28 maçta 12
kez meşin yuvarlağı
ağlarla buluşturdu.
Hollandalı futbolcu,
bu sezon ise oynadığı
oynadığı 16 maçta 4 gol
atma başarısı gösterdi.
Galatasaray formasıyla
Süper Lig'de
Fenerbahçe'ye karşı iki
derbi maçına çıkan
Wesley Sneijder, bu kar-
şılaşmalarda attığı gollerle takımına galibiyeti
getiren isim oldu. Sarıkırmızılı takımın geçen
sezon sahasında
Fenerbahçe'yi 1-0 yendiği maçtaki tek golü
atan Sneijder, bu sezon
da yine Türk Telekom
Arena'da oynanan ve 21 kazanılan derbide
uzak mesafeden kaydettiği gollerle takımının
3 puana ulaşmasını sağladı. Hollandalı futbolcu,
Galatasaray'ın sahasında oynadığı maçlarda
gol yollarında daha etkili
bir performans sergiledi.
“Derbi şanssızlığımızı kıracağız”
Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, Spor Toto Süper Lig'in ikinci yarısında derbilerde yaşadıkları şanssızlığı kırmak istediklerini söyledi.
MELBOURNE - Avustralya
Beşiktaşlılar Derneği'nin düzenlediği baloya ve Beşiktaş Futbol
Okulu'nun dördüncü yıl kutlamalarına katılan Orman, AA muhabirinin
sorularını cevapladı.
Siyah-beyazlı ekibin başarılı bir
kadroya ve teknik direktöre sahip
olduğunu vurgulayan Orman,
"Beşiktaş'ın stadı yok, bütün maçlarını deplasmanda oynuyor ama iyi
mücadele ediyor ve iyi bir hocası
var. İnşallah Allah da yardım etsin
bu seneyi şampiyon bitirelim" dedi.
Beşiktaş'ın son yıllarda derbi
maçlardaki performansını değerlendiren başkan Orman, "Beşiktaş çok
derbi kazanmış bir kulüp ama son
birkaç senedir bir şansızlığımız var,
ikinci yarıda bunu kıracağımıza inanıyorum" ifadesini kullandı.
Siyah-beyazlı ekipten, UEFA
Avrupa Ligi'nde İngiltere'nin
Liverpool takımına karşı maçlarda
turu geçmesini beklediklerini kaydeden Orman, "Önümüzde çok zor
iki maç var. Liverpool ile önce deplasmanda sonra İstanbul'da oynayacağız. Rakibimiz, Şampiyonlar
Ligi şampiyonluğunu kazanmış çok
önemli bir İngiliz kulübü. Turu geçmeyi bekliyoruz, ondan sonrasına
bakacağız, ilk önce bir turu geçelim" şeklinde konuştu.
Beşiktaş Futbol Takımı'nın kad-
rosunda bulunan Ersan Adem
Gülüm'ün, Avustralya'da yetiştiğini
anımsatan Orman, siyah-beyazlı
formayı giymenin kolay olmadığını
ifade etti.
Orman, "Beşiktaş büyük bir
kulüp, oynayabilmek için vasıflı
olmak lazım. Forma almak öyle
kolay değil. Kapımız her zaman
açık. Ama öyle çok vasıflı oyuncular
bulmak, özellikle Avustralya gibi
futbolun dördüncü sırada geldiği bir
ülkede çok kolay değil" diye konuştu.
Ailesiyle geldiğini belirten
Orman, Avustralya'daki
Beşiktaşlılarla ve Türk vatandaşlarıyla bir araya gelmekten mutlu
olduğunu belirtti.
Avustralya Beşiktaşlılar Derneği
Başkanı Güngör Yurtsever, Fikret
Orman'ın ziyaretinden mutluluk
duyduklarını kaydetti.
Siyah-beyazlı kulübün futbol
okulu için antrenörlerini
Avustralya'ya yolladığını bildiren
Yurtsever, "İlgi yavaş yavaş başladı
4 sene önce 1-2 çocuk ile başladık.
Şimdi şükürler olsun 40'a yakın
öğrencimiz var. Yabancısı geliyor,
Türkü geliyor, hiç fark etmiyor.
Bizim kapımız herkese açık. Burada
etnik, ırk, din ayrımı kesinlikle yoktur. Beşiktaş kucağını herkese
açmıştır" şeklinde konuştu.
Erciyes 9 ay sonra
deplasmanda güldü
KAYSERİ - Spor Toto Süper Lig'de yaklaşık 9
aydır deplasman galibiyeti bulunmayan Suat Altın
İnşaat Kayseri Erciyesspor, Kardemir
Karabükspor'u 2-1 yenerek, dış sahada uzun süren
galibiyet hasretine son verdi.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 20132014 sezonunun 31. haftasında 27 Nisan'da
Eskişehirspor'u 1-0 yenerek, son deplasman galibiyetini alan Kayseri temsilcisi, o karşılaşmanın ardından dış sahada tam 273 gün 3 puana hasret kaldı.
Eskişehirspor maçının ardından deplasmanda
oynadığı 9 karşılaşmada 3 puanı hanesine yazdıramayan mavi-siyahlı ekip, dış sahadaki şanssızlığını
ligin 17. haftasında Kardemir Karabükspor karşısında sonlandırdı.
Karşılaşmaya yeni teknik direktörü Mehmet
Özdilek yönetiminde çıkan Kayseri temsilcisi 1-0
yenik duruma düşmesine rağmen devre arasında
takıma katılan eski Real Madridli futbolcu Royston
Drenthe'in şık golüyle beraberliği yakaladı ve maçın
sonlarına doğru da Edinho'nin golüyle de karşılamadan 3 puanla ayrılan taraf oldu. (AA)
28 Ocak 2015 Çarşamba
İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tekstil ve Moda Tasarım
Bölümü'nde tasarlanan giysiler, yüksek teknolojiye ilginç bir bakış
açısı getirdi. Çelik ve yansıtıcı ipliklerin kullanıldığı kumaşlar
sayesinde giysiler ortam ışığına göre renk ve desen değiştirir hale
geldi. Modada önemli bir farklılık yaratabileceğine inanılan
giysilerin bir defileyle kamuoyuna
tanıtılması planlanıyor.
"Ateşböceği" teknolojisiyle
giysiler gece de parlayacak
İZMİR - TOLGA ALBAY - Gelişen teknoloji,
giyim ürünlerine yeni fonksiyonlar kazandırmaya
devam ediyor. Serinleten, zayıflatan, kir tutmayan,
kendisini temizleyen giysiler gündelik hayata girmeye başladı. Dünyanın dört bir yanındaki moda
tasarımcıları da laboratuvarlarda geliştirilen
yenilikçi malzemelerle giysilere yeni anlam
ve işlevler katabilmek için çalışıyor.
Bir tekstil ülkesi olan ve bu yöndeki
Ar-Ge faaliyetlerini son yıllarda artıran
Türkiye'de de yenilikçi kumaşlarla
moda yaratılması için çalışmalar
yapılıyor. Bu konuda çok sayıda
deneysel çalışmanın yürütüldüğü
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda
Tasarım Bölümü'nde bir süre önce
tamamlanan proje, teknoloji ve giysi
ilişkisine ilginç bir örnek veriyor.
Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nesrin
Önlü ile Doç. Havva Halaçeli
Metlioğlu ve Öğretim Görevlisi
Neslihan Şirin Yaşar'ın tamamladığı
"Yüksek Teknoloji Ürünü Lif ve
İpliklerin Giysilik Kumaşlara Tasarım
Açısından Getirdiği Yenilikler" projesi
kapsamında ışığı yansıtan iplikler ve saç
telinden daha ince çelik iplikler dokunarak
kumaşlar üretildi. Bu kumaşlardan kadın dış
giyim ürünleri tasarlayan ekip, farklı işlevlere
sahip ürünleri ortaya çıkardı.
AA muhabirine açıklama yapan Prof. Dr. Önlü,
hazır giyim markalarının giderek daha farklı ve
dikkat çeken kumaş ve tasarımlara yöneldiğini,
Türk genci Samet İştar,
Avustralya'nın Hume kentinde
"yılın vatandaşı" seçildi
Avustralya'da her yıl 26 Ocak'ta Avustralya Günü kutlamaları
çerçevesinde verilen "Yılın Avustralyalısı" ödülleri sahiplerini
buldu. Hume Belediyesi tarafından verilen "Yılın Vatandaşı"
ödülünü Türk genci Samet İştar (sağda) kazandı.
Avustralya'da vatandaşlık hakkını kazananlara sertifikalarının
verildiği Hume Belediyesi salonunda düzenlenen "Avustralya
Günü" törenlerinde bir konuşma yapan Hume kentinin Türk
kökenli belediye başkanı Adem Atmaca (solda) Samet İştar'ı
tebrik ederek "Yılın Vatandaşı" plaketini takdim etti.
MELBOURNE- Avustralya'da
ülke geneli, eyaletler ve
şehirler bazında 1960 yılından
bu yana her yıl 26 Ocak'ta
toplumsal çalışmalarda gönüllü olarak aktif rol alanlara verilen "Yılın Avustralyalısı" ve
"Yılın Vatandaşı" ödülleri
sahiplerini buldu. Kadına şiddete karşı mücadele eden
Rosie Batty, ülke genelindeki
en prestijli ödüllerden olan
"Yılın Avustralyalısı" ödülünü
aldı. "1000 Hayat Kurtaralım"
adlı kan bağışı kampanyası,
Kamboçya ve Myanmar'daki
yetimler için yardım faaliyetleri,
gönüllü radyo yayıncılığı gibi
birçok toplumsal etkinlikte
görev alan Samet İştar ise
Melbourne'ün Hume kentinde
"yılın vatandaşı" seçildi.
Avustralya'da vatandaşlık
hakkını kazananlara sertifikalarının verildiği Hume
Belediyesi salonunda düzenlenen "Avustralya Günü" törenlerinde bir konuşma yapan
Hume kentinin Türk kökenli
belediye başkanı Adem
Atmaca Samet İştar'ı tebrik
ederek "Yılın Vatandaşı"
plaketini takdim etti. Samet
İştar ise teşekkür konuşmasının ardından AA
muhabirine yaptığı açıklamada, ödüle layık görülmesinin
çok gurur verici olduğunu
belirtti. İştar, "İçinde
yaşadığımız topluma katkıda
bulunmamız lazım, topluma bir
şeyler verebilmemiz lazım. Bu
bir sorumluluktur.
Avustralya'da yaşıyoruz, Türk
kökenliyiz, Müslümanız, örnek
olmalıyız. Elimizden geldiği
kadar topluma katkıda
bulunup o temsili, o sorumluluğu yerine getirmemiz
gerekiyor" dedi.
Hume Belediye Başkanı
Adem Atmaca da Samet
İştar'ın kazandığı ödül hakkında, "Bu gösteriyor ki Türk
toplumu artık kökleşmiş
Avustralya'da" diye konuştu.
Atmaca, Samet İştar'ın bir
komite tarafından diğer adaylar arasından seçilerek ödüle
layık görüldüğünü hatırlatarak,
"Bu komitede bağımsız insanlar da var, sadece belediye
içinden değil halkı temsil eden
insanlar da var ve bunların
bizim bir Türk vatandaşını
seçmesi tabii insanı gururlandırıyor" ifadesini kullandı.
Hume'de "yılın vatandaşı"
ilan edilen 30 yaşındaki Samet
İştar, La Trobe Üniversitesi'nde
uluslararası işletme okudu ve
halen aktif olarak Avustralya
İşçi Partisi'nde siyaset yapıyor.
(AA)
yenilikçi
bakışlara öğrencilerini hazırlamak için başlattıkları
projeler kapsamında normalde modayla adı anılmayan teknolojik ürünlere yöneldiklerini ifade etti.
Çelik denince akla ağır sanayinin geldiğini ancak
son yıllarda geliştirilen inanılmaz incelikteki çelik
ipliklerle güvenlik amaçlı kıyafetlerin dikilmeye başlandığını ifade eden Önlü, ışığı kaynağına geri yansıtan kumaşların da yine güvenlik amaçlı kullanımının
bulunduğunu, bu kumaşların özellikle polis üniformalarının gece parlayan bölümlerinde kullanıldığına
dikkati çekti.
Tamamladıkları projeyle bu ürünleri güvenlik
amacından farklı olarak estetik amaçlı değerlendirdiklerini söyleyen Önlü, şu bilgileri verdi:
"Bizler, bu yenilikçi malzemelerin sadece iş ve
güvenlik alanında değil günlük hayatta da kullanılabileceğini vurgulamak istiyoruz. Giysilere yeni
işlevler de kazandırmak istedik. Örneğin çelik iplikler, bazı halılarda statik elektriklenmeyi gidermek
için kullanılıyor. Ancak insanlar üzerinde de statik
elektrik var. Günümüzün önemli bölümünü bilgisayar karşısında geçiriyoruz. Bu süreçte bir çok zararlı
ışına maruz kalıyoruz. Çelik ipliklerle yeni işlevler
yüklenen kumaşlar bu zararlı ışınlara karşı koruma
kalkanı olabilir. Bu giysiler aynı zamanda estetik açıdan fark yaratmamıza da vesile olabiliyor. Örneğin
pamuk ve ipekle birlikte dokunduğunda çelik iplikler, kumaş üzerindeki desenlere çok farklı bir hacim
ve kabartı veriyor. Çelik iplikle dokunmuş bir kumaşı
elinizle buruşturarak istediğiniz şekli verebilirsiniz.
Ayrıca çeliğin sıcaklıkta genleşmesi özelliğini kullanarak farklı sıcaklıklarda farklı desenlere bürünen
kıyafetler üretebiliyorsunuz."
Ateş böceklerinin bahar ve yaz aylarında geceleri
uçarken yanıp sönen ışıklarıyla bilindiğini, benzer
şekilde bazı mantar türlerinin de karanlıkta ışık
saçtığını, gece görüşüne sahip tekstil ürünlerinin de
bu tür canlılardan esinlenilerek tasarlandığını ifade
eden Önlü, bu ürünlerden biri olan retro-reflektif
ipliklerin de içeriğindeki mikron boyutundaki milyonlarca cam boncuk sayesinde gece karanlığında çok
küçük bir ışık kaynağından gelen ışığı dahi güçlü bir
şekilde yansıtarak kendisini görünür kıldığını dile
getirdi.
Bu ipliklerden dokunan kumaşlardan kadınlar
için gece kıyafeti tasarladıklarını anlatan Önlü,
araştırdıkları kadarıyla dünyada bu amaçla yapılan
ilk tasarımı ortaya koyduklarını ifade etti.
Bu kumaşların modada önemli bir farklılık yaratacağına inandıklarını vurgulayan Önlü, sözlerini
şöyle sürdürdü: "Bu kumaşları günlük giysiler veya
gece kıyafetlerinde kullanarak kişiyi olduğundan
zayıf, kilolu, uzun veya kısa gösterebilirsiniz, vücudunun daha düzgün yerlerini ön plana çıkarabilirsiniz.
Kumaş üzerinde gizli desenler yaratabilirsiniz. Gün
ışığında görünmeyen desenlerin farklı aydınlatma
ortamlarında farklı görünümlerle ortaya çıkmasını
sağlayabilirsiniz. Proje kapsamında sınırlı ürünler
tasarlayabildik. Bu ürünlerin ilgi çekmesi talep
görmesi halinde çok farklı tasarımlar da ortaya çıkabilir. Şimdi bu konuda yeni bir projeye daha başlıyoruz. Retro-reflektif kumaşları ev tekstilinde, özellikle de perdelerde kullanmak istiyoruz. Gece ışıldayan
perdeler evlere hem yeni bir hava katacak hem de
ışığı yansıtması nedeniyle aydınlatmaya destek
olarak bir nebze de olsa enerji tasarrufu sağlayabilecek." (AA)
Abraham Lincoln'un saçı 25 bin dolara satıldı
ANKARA- Suikast sonucu
hayatını kaybeden ABD'nin eski
başkanlarından Abraham
Lincoln'ün bir tutam saçı 25 bin
dolara satıldı.
BBC'nin haberine göre,
ABD'nin Dallas kentinde yapılan
müzayedede, Donald Dow adlı
bir Teksaslının 1963'te toplamaya başladığı Lincoln'e ait 300
özel eşya satışa sunuldu. ABD
Başkanı Lincoln'e yönelik
suikastı düzenleyen aktör John
Wilkes Booth'ın imzaladığı mektup 30 bin, Booth hakkında
çıkarılan tutuklama kararı yazısı
21 bin dolara alıcı buldu.
Lincoln'ün Amerikan İç
Savaşı'nın ''iyi gitmediğini''
söylediği mektup ise ilgi görmedi. ABD Başkanı Lincoln'ün
suikasta uğramasından kısa süre
sonra genel cerrah Joseph
Barnes tarafından saklanan bir
tutam saç ise 25 bin dolara
satıldı. Ayrıca, olayın iki tanığının
ifadelerinin yer aldığı iki belgeye
41 bin 875 dolara verildi.
Merkezi Dallas'ta bulunan
Heritage Müzayede Evi, koleksiyonun tahmin edilenden iki kat
fazla değer bulduğunu, eşyaların
toplam 803 bin 889 dolara
satıldığını açıkladı. ABD'nin
16'ıncı başkanı olan Abraham
Lincoln, John Wilkes Booth
adında aşırı Güney taraftarı bir
aktör tarafından 15 Nisan 1865
tarihinde öldürüldü. Lincoln
suikast sonucu öldürülen ilk
ABD başkanı oldu.
(AA)
Bosnalı "mıknatıs" çocuğun hedefi Guinnes
Bosna Hersek'in orta kesimlerindeki Kakanj şehri yakınlarında bulunan
Kuyavçe köyünde yaşayan 13 yaşındaki Elvir Silayciya kaşık, bozuk para, ütü
ve telefon gibi metal eşyaları mıknatıs gibi çekiyor.
KAKANJ - "Mıknatıs" özelliği ile
görenleri hayrete düşüren Silayciya, bu
özelliği nedeniyle Guinnes Rekorlar
Kitabı'na girmek istiyor.
İlk bakışta diğer çocuklardan ayırt
edilemeyen Silayciya, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, "mıknatıs" özelliğini
"tesadüfen" keşfettiğini söyledi.
Birkaç ay önce, televizyon izlerken
bir adamın üzerine farklı metalleri çektiğini gördüğünü anlatan Silayciya, "Ben
de denemek istedim, başardım" dedi.
Silayciya, "yeteneğini" okul
arkadaşlarına da açıklama kararı
aldığında, arkadaşlarının şaşırdığını
anlatarak, "Bir keresinde bir arkadaşım
1.5 metre uzaktan cep telefonunu
havaya attı. Vücudum telefonu üzerine
çekti. Vücudumun böyle bir özelliği
olmasından dolayı memnunum" diye
konuştu.
Vücudunun "daha ağır" metalleri de
çekebileceğine inanan Silayciya,
Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmeyi
hedefliyor. Silayciya, henüz yaşı ve
vücudu küçük olduğundan rekor denemesini ilerleyen yıllarda yapmayı planladığını söyledi.
Silayciya, geçtiğimiz günlerde
Japonya'dan bir televizyon kanalının
kendisi ile ilgili haber yapmak üzere
evlerine geldiğini belirterek, "Önce bu
özelliğime inanmadılar. Evden çıkmamı,
çekimleri başka bir ortamda yapmamızı
istediler. Sonra bir mağazaya gidip, yeni
kaşıklar aldılar. Vücudumun neler yapabildiğini onlara da kanıtladım" ifadesini
kullandı. Elvir'in anne ve babası,
oğullarının "mıknatıs" özelliğini ilk
gördüklerinde, kendilerine "şaka" yaptığını düşündüklerini anlattı.
Elvir'in babası Emir Silayciya, otobüsle yolculuk yaptıkları esnada, oğlunun, üzerindeki tişörtü çıkarıp vücuduna
üç cep telefonu yapıştırdığını belirterek,
"Farklı bir şeyler olduğunu gördüm ama
önce bir hile olduğunu düşündüm"
ifadesini kullandı. (AA)
Download

TÜRKİYESİZ olmazdı