içindekiler
TMMOB
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
İZMİR ŞUBESİ
haber bülteni
Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
BAŞYAZI…………………………………...
YAYIN KURULUNDAN…………………..
YÖNETİMDEN
Aylık etkinliklerimiz……………………..
Üyelerimize çağrı………………………
Aralık 2003 Ocak 2004 etkinlikleri…....
39. Dönem Genel Kurula çağrı ……....
Üyelerimize indirim yapan kuruluşlar...
2
2
3
6
7
8
9
İNCELEMELER
SAHİBİ :
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi adına
Prof.Dr. Ömer Zafer ALKU
SORUMLU YAZI İŞLERİ YÖNETMENİ :
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi adına
İnş.Müh. Jale ALEL
YAYIN KURULU :
Emrah AKSİN
Jale ALEL
Levent ALGAN
Ömer Zafer ALKU
Bülent BARADAN
Levent BENDEŞ
Sami CÖMERT
H.Hüseyin ÇATAL
Serhat DOĞAN
R.Rıza GÜRKAYNAK
Gülşen IŞIK
İsa KAHRAMAN
Ali KANDEMİR
Celal KOZANOĞLU
İskender
ODABAŞOĞLU
Atakan ÖZMEN
Abidin ÖZTÜRK
Tahsin VERGİN
Vedat YORULMAZEL
Orhan YÜKSEL
EDİTÖR: Türkay BARAN
YAYIN KOŞULLARI :
Yazılar diskette ya da e-posta ekinde ve 2 örnek
kağıt çıktı olarak yollanmalıdır. Görsel malzeme,
teknik işlere uygun fotoğraf, dia ve aydıngere çini
mürekkebi ile çizilmiş olmalıdır. Yayın kurulu
gönderilen yazılarda dil, anlatma ve yazım tekniği
yönünden gerekli düzeltme ve kısaltmaları yapabilir.
Yazılardaki görüşler yazarlarına aittir. Gönderilen
yazılar geri verilmez.
YÖNETİM YERİ :
Bornova Yolu Üzeri, 282/1 Sokak No:8
Bornova / İZMİR
Tel : (0232) 462 5655 – 462 8205 (PBX)
Fax: (0232) 462 1167
ELEKRONİK POSTA VE İNTERNET ADRESİ :
Web sitesi : www.imoizmir.org.tr
e-mail
: [email protected]
DİZGİ : İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
BASKI : EMKA Matbaacılık
Ambalaj Baskı San. Tic.Ltd.Şti.
1203 Sk. No:18/A Baltalı İş Merkezi
C Blok Gıda Çarşısı Yenişehir/İZMİR
Tel: 0232 457 4343 (PBX)
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
İzmir Ulaşım Paneli ……………………
TMMOB Ulaştırma Politikaları
Kongresi ……………………………..…
Konsol kirişte yanal stabilite ………….
Yerel zemin koşulları-deprem yapı
hasarı ilişkisi üzerine bir
değerlendirme…………………………..
İhale düzenimizde aykırılıklar ……..…
Efes’i besleyen tarihi Değirmendere
Suyolu’unda tüneller …………….…….
İnsanlar, tüneller ve teknoloji .………...
Deprem Büyüklüğü ve Şiddeti ………..
BETON KÖŞESİ
Betonarme projelerimizde en düşük
beton sınıfı neden C30 seçilmeli …...
10
14
16
18
24
29
34
38
43
Su ve beton bir sevgi ve nefret
ilişkisi (2)……………………………….
45
SINIRLARI ZORLAYAN MÜHENDİSLİK
Ayasofya Camii ………………………..
Millenium Tower.. ……………………...
50
52
ÜYELERİMİZDEN
İMO’da bilirkişilik çalışmalarına bakış..
53
Yapı Denetim Yasa Tasarısı’nın
getirecekleri …………………………….
Depreme dayanıklı yapı tasarımında
mimar-mühendis ilişkileri……………....
Bugün canım sıkılmadı diyebilmek…...
İnsanlığa ve geleceğe adanmış bir
yaşam .…………………………………..
55
58
59
60
GENÇ İMO
ÇİZGİM-2003 Öğrenci Kurultayı.…….
Sadece mühendislik mi? ……………..
Sayılarla Çizgim’03 Kurultayı. ………..
62
64
64
İÇİMİZDEN BİRİ
Şair meslektaşlarımız…………………..
65
KÜLTÜR ve SANAT
Şehirde bu ay …………………………..
Kitap tanıtımı …………………………...
OYUN KÖŞESİ
Briç ……………………………………..
Satranç ………………………………...
Kare ve sayısal bulmaca..…………….
68
69
70
71
72
1
başyazı
Merhaba;
PROF. DR. MEHMET ULUÇAYLI’ YI
KAYBETTİK.
Bültenimizin arka sayfalarında kısa
özgeçmişi yayınlanan Uluçaylı Hocamızı
yakından tanıma mutluluğunu yaşamak bir
ayrıcalıktır.
Ben
O’nu
yakın
olarak
tanıyanlardan biriyim. Hocamız on beş yıl
kadar önce UNESCO’ dan emekli olduktan
sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümüne
atanarak aramıza katılmıştı. Önceleri mütevazi
kişiliği altında onun çok değerli bir bilim adamı
olduğunu görememiştik. Çalışmalarını ve
çalışma hayatını öğrendikçe şaşırıyorduk.
Uysal ve yalın kişiliği,
sakinliği ve
yumuşaklığı, bizlere her zaman olumlu
yaklaşımı ve diyaloğu, sessiz sedasız bilimsel
çalışmalar üretmesi ve öğretim elemanları
yetiştirilmesi onun önemli özellikleridir.
O, dünyayı görmüş bir kişiydi. Uzun yıllar
yurt dışında çalışmış, Türkiye’ ye döndükten
sonra da yurt dışı ilişkilerini devam ettirmiştir.
Hem çok gezen, hem de çok okuyan, sözü,
sohbeti hoş, kendisini zevkle dinlettiren biriydi.
Karayollarının iki problemini kendine dert
edinmişti. Karayolları asfalt karışımlarını
akaryakıt ile işleyebiliyordu. Karayolları Genel
Müdürlüğü’ne hiçbir şahsi menfaati olmaksızın
defalarca giderek, seminerler, konferanslar
düzenleyerek asfaltın su ile işlenebileceğini
anlatarak ikna etmiş, böylece ülkemizin
binlerce ton akaryakıt tasarruf etmesini
sağlamıştır. Bu projeyi gerçekleştirdikten sonra
kendine
yeni
bir
problem
bulmuştur.
Karayollarının sağ şeritlerinde kamyonların
fazla tonajından dolayı tekerlek izleri yapması,
yolun oluk şeklini almasını önleme çalışmasını
başlatmış, karayoluna 3-5 mm kalınlığında son
bir özel asfalt karışımı uygulanması ile bu
yöntemin kullanılmasını sağlamıştır.
Bu iki olay O’ nun bilimselliğinin ve
mühendisliğinin büyüklüğünü anlamak için
yeterlidir.
Mehmet Uluçaylı’ yı unutmayacağız.
Prof. Dr. Ömer Zafer ALKU
İMO İzmir Şubesi Başkanı
Yaşadığımız
yüzyılda
henüz
sanayileşmesini
tamamlayamamış olan ülkemiz, küreselleşen dünyada
gelişmiş sermayelerin çatışma alanlarının tam ortasında
bir devlet olarak çok yönlü etki ve akımların altında
kalmıştır. Ağır borçlu konumda olması alınan ve
uygulanan siyasi ve ekonomik kararlarının üzerinde ipotek
oluşturduğu bu küreselleşme ortamında ciddi ekonomik ve
bağlı siyasal sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bir
gerçektir. Bu süreçte terörün de küreselleştiği tüm
dünyada olduğu gibi 15 Kasım’da İstanbul’da yaşanan
terör olaylarıyla birkez daha gözler önüne serilmiştir. 12
de yaşadık
Kasım Düzce depreminin yıldönümünü
bugünlerde.
Ülkemizde birçok yönüyle birlikte yaşanan olağanüstü
koşulları tartışmayı yeğlerdik Bülten sayfalarında. Ancak
örgütsel açıdan birçok sorunlar yaşadığımız da
bilinmektedir. Öte yandan örgütlerin ait oldukları toplumsal
yapının
demokratikleşmesi
yolunda
çalışmalarda
bulunması kaçınılmaz bir görev olarak karşımıza
çıkmaktadır. Zaten ülkemizin içinde bulunduğu kötü
koşullardan kurtulabilmesi için ekonomik kalkınmasını
gerçekleştirmesi olduğu kadar buna bağlı olarak
demokratikleşme alanında da ciddi çalışmalar yapması
gerekmektedir.
İşte böyle bir süreçte mesleki demokratik kitle örgütü
olan İMO İzmir Şubesinin yayın organı Bülten’in yeni bir
sayısında yine beraberiz. Bu sayımızda değişik yeni
bölümler bulacaksınız. Bunun yanı sıra oluşan ve yerleşen
bölümlerimizde yerlerini korudular Bülten sayfalarında.
Öncelikli
olarak
Şube
Kütüphanemiz
içinde
oluşturulacak yeni bölüm için yapılan çağrıdan
bahsetmemiz gerekir. Önderliğini Abdullah Bizden’in
yaptığı bu çağrıdan amaç, sanatçı ve yazar
meslektaşlarımızın
eserlerinin
toplanması
ve
duyurulmasıdır. Yönetim Kurulu’nun göreve başlarken
hedeflerinden biri de kütüphanenin güncellenmesi ve
yeniden organizasyonuydu. Böylece bizden birilerinin
eserleri öncelikli olarak kütüphanedeki yerini almış
olacaktır.
Önemli bir haberimiz daha var bu sayıda Bülten’in iç
sayfasında adresi yer alan WEB sitemizi hiç ziyaret ettiniz
mi? Tavsiyemiz en kısa sürede ziyaret etmeniz. Dolu
sayfalar arasında gezinirken aktif olarak katılacağınız
bölümler bulacaksınız. Ve bu ziyaretten sonra sitemizden
hemen kendimize bir e-posta adresi alırsak bilişim ve
iletişim çağına ayak uydurmuş olacağız.
Yukarıda yeni bölümlerden bahsetmiştik. Bu
bölümlerden birini de “İçimizden Biri” sayfalarında
yayınlanan röportajların yanı sıra içimizden birilerinin
yaşam hikayelerinin kendi anlatımlarıyla tanıtıldığı yazılar
oluşturacaktır.
Bir örgütün; yazımızın başında belirtilen sorunların
çözümü de dahil olmak üzere daha işlevli ve etkin
olmasını sağlamak ancak üyelerin sahip çıkması,
yönlendirmesi ve dolayısıyla geniş katılımlı bir çabayla
olanaklı olduğu unutulmamalıdır.
Meslek örgütümüz için çaba harcamaya, onu
geliştirmeye, beğenmediğimiz yönlerini değiştirmeye,
örgütlü büyümeye ve örgütümüzün 50. yılında güçlü ve
etkin bir İMO’da katılmak ve görüşmek dileğiyle.
Sevgilerimizle...
Yayın Kurulu
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
2
yönetimden
kamuoyuna bilgi verilmeli, aydınlatılmalı ve uyarı
yapılmalıdır.
“Kamuoyunu
karamsarlığa
götürmeyelim, moralini bozmayalım” davranışı
içinde olmak yanlışı devam ettirmektir.
12 KASIM DÜZCE DEPREMİ
BASIN AÇIKLAMASI
DEPREMLERDE GÖÇEN BİNALAR
KADERİMİZ DEĞİLDİR !
Bu hafta Düzce depreminin yıldönümünü
yaşıyoruz. Son on yılda Erzincan, Dinar, Körfez,
Düzce, Adana, Sultandağı (Çay), Seferihisar ve
Bingöl depremlerinin acılarını ve korkularını yaşadık
Ama şimdi olayları çoğumuz hatırlamıyor. Sanki o
acıları hiç yaşamadık. Maddi manevi çok kaybımız
oldu. O günlerde yardım toplamak için çırpındık.
Yazılı ve görsel basına demeçler verdik. Ne yazık ki
İnşaat Mühendisleri sansasyonel veya medyatik
demeçler vermediği için basında daha az yer aldı.
Gerçek şudur ki depreme dayanıklı yapı üretmek
ve mevcut yapı stoğunu gözden geçirmek
durumundayız. Yeni yapacağımız yapılar proje
yapım
safhasında
ve
yapım
aşamasında
mühendislik hizmeti almalıdır. İlkemiz denetimli
proje, denetimli yapı olmalıdır. Yapı taşıyıcı
sisteminin
projelendirilmesi
ve
yapımının
denetlenmesi İnşaat Mühendisinin işidir. Türkiye ’de
genel olarak depreme dayanıklılığı olmayan önemli
bir yapı stoğumuz olduğu gerçektir. Bu yapı stoğu
içinde hastane, okul, kamu idare binaları, kamu ve
özel sektöre ait sanayi binaları ile çok sayıda konut
bulunmaktadır. Bunların tamamında ve aynı anda
iyileştirme veya güçlendirme yapılması olanaksız gibi
görülmektedir. İzmir ’deki yaklaşık iki yüz bin binanın
envanteri İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İnşaat
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ’nin desteği ile
çıkartılmıştır. 6 büyüklüğündeki olası bir depremde
İzmir ’in çeşitli semtlerindeki iki yüz bin birimden ne
kadarının
önemli
risk
taşıdığı
tahmin
edilebilmektedir.
Ayrıca
Valiliğimizin
İzmir’de
yaklaşık olarak yirmi hastanede yaptırmış olduğu bir
araştırma bulunmaktadır. Ancak her iki araştırma
sonucu kamuoyuna ya yansıtılmadı ya da önemle
üstüne basa basa yansıtılmadı. Kamuoyuna bu
konuda açık olarak bilgi verilmeli ve gerçek ortaya
konmalıdır. Gerçek ürkütücü olabilir ama ondan
kaçmak mümkün değildir.
Öncelikle güçlendirilmesi gereken binaların
sıralandırılması yapılmalıdır. Örneğin hastaneler ve
okullar birinci sırada olabilir. Mutlaka bu konuda bir
planlama yapılmalı, uzun vadede plan uygulanarak
taşıyıcı sistemi olası bir depremde göçmeye
mahkum binalar öncelik sırasına göre güçlendirilerek
kurtarılmalıdır.
Yapacağımız en önemli iş mantalitemizi
değiştirmektir. Gerçek durum ve bilinenler hakkında
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
İnşaat
Mühendisleri
Odası
olarak;
insanlarımızın
deprem
konusunda
bilinçlendirilmesine önem verilmesine, bu konuda
yapılan çalışmaların yalnız depremin olduğu
dönemlerde değil sürekli olarak gündemimizde
olmasına, yerleşmeye uygun olan ve afet riski
taşımayan alanların imara açılmasına, afet riski
taşıyan alanlar için ise özel şartların getirilmesine,
kaçak yapılaşma konusunda kesin önlemlerin
alınmasına ve bu konunun popülist yaklaşımlara
alet edilmemesine, siyasi amaçlarla imar affının
gündeme getirilmemesi ve böyle bir kanunun
çıkartılmayacağı
mesajının
sürekli
olarak
verilmesinden yanayız.
Prof. Dr. Ömer Zafer ALKU
İnşaat Mühendisleri Odası
İzmir Şubesi Başkanı
EKİM-KASIM ETKİNLİKLERİMİZ
¾ 01 Ekim 2003
Şubemizde Sanatçı Mühendisler Komisyonumuzca
Şadi Dinçağ anısına düzenlenen 1.Karikatür Sergisi
açıldı. Sergide Şadi Dinçağ’ın karikatürleriyle birlikte
meslektaşlarımız Halit Şekerci, Müfit Gökbudak ve
Samim Güner’in eserleri sergilendi.
¾ 02 Ekim 2003
DEÜ-Sabancı Kültür Merkezi’nde İzmir Ulaşım
Paneli yapıldı. Şube Başkanımız Prof.Dr.Ömer
Zafer Alku’nun yürütücü olarak görev yaptığı
panelde, İTÜ İnşaat Fakültesi’nden Prof.Dr.Ergun
Gedizlioğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesinden
İnş.Yük.Müh. Dr. İsmail Hakkı Acar, TCK 2.Bölge
Müdür Yardımcısı Mak.Müh.Reşat Obuz, İzmir
Valiliği İl Trafik Denetleme Şube Müdürü Süleyman
Oğuz, DEÜ Müh.Fak. İnşaat Bölümünden
Yrd.Doç.Dr.Serhan Tanyel, Şubemiz adına Yönetim
Kurulu yedek üyemiz İnşaat Mühendisi Ali Fuat
Günak konuşmacı olarak katıldılar.
¾
•
•
06 Ekim 2003
Sanatçı Mühendisler Komisyonu lV.Karma
Resim Sergisi Karşıyaka Belediyesi Ziya
Gökalp Kültür Merkezi’nde açıldı. Sergide
meslektaşlarımız İnş.Yük.Müh.Uğur Belger,
İnş.Yük.Müh. Taner Arda, İnş.Müh. İnci Gün’ün
eserleri sergilendi.
Mimarlık haftası etkinlikleri kapsamında
TMMOB-Mimarlar Odası İzmir Şubesince
yapılan kokteyle, Şube Yönetim Kurulu
üyelerimiz konuk olarak katıldı.
3
yönetimden
•
06 Ekim – 31 Ekim 2003 tarihleri arasında
yapılması planlanan Yapı Tasarım Kursu
(1.grup) Şubemizde başladı.
¾ 07 Ekim 2003
İnşaat Mühendisi Özgür Yıldırmaz Şube Örgütlenme
Sekreteri olarak göreve başladı.
¾ 08 Ekim 2003
TMMOB- KESK- Tabip Odası- Küresel Barış ve
Adalet Komisyonu’ nun ortak düzenlediği “Irak’ta
İşgale Hayır” yürüyüşü ve basın açıklamasına
katıldık.
¾ 09 Ekim 2003
Şubemizde EÜ Müh.Fak.İnş.Bölümünden Doç.Dr.
Recep Yılmaz’ın sunduğu “Zemin İyileştirme
Yöntemleri” konulu seminer gerçekleştirildi. Büyük
ilgi
gören
seminerin
önümüzdeki
dönem
tekrarlanması kararlaştırıldı.
¾
•
•
10 Ekim 2003
Ege
Üniversitesi
Mühendislik
Fakültesi
mezuniyet törenine katıldık. Yeni mezun olan
genç meslektaşlarımıza İMO rozeti taktık ve
kendilerini Odamıza üye olmaya davet ettik.
10 Ekim.- 24 Ekim 2003 tarihleri arasında
yapılması planlanan “Yapıların Güçlendirilmesi
Temel İlkeleri” 1.grup kursu başladı.
¾ 10 Ekim 2003-18 Kasım 2003
İşyeri Temsilcileri 5. ve 6. Olağan toplantıları yapıldı.
Toplantılarda işyeri temsilcilerimiz önümüzdeki
dönem çalışma programı ile ilgili ve Şubemiz
çalışmaları hakkında öneri ve isteklerini belirtiler.
¾ 11 Ekim 2003
SAP 2000- 3.grup kursu başladı.
¾ 14 Ekim 2003
İTÜ İşletme Fakültesi AB Merkezi Başkanı Prof.Dr.
Lerzan Özkale’nin sunduğu “Türkiye’nin AB
Yolculuğu ve İnşaat Mühendisleri” konulu seminer
DEÜ-DESEM Salonunda yapıldı.
¾
•
•
16 Ekim 2003
DEÜ
Mühendislik
Fakültesi
Tınaztepe
Kampüsü’nde,
Sanatçı
Mühendisler
Komisyonumuzca
düzenlenen
2.Karikatür
Sergisi açıldı. Sergide meslektaşlarımız Şadi
Dinçağ, Halit Şekerci, Müfit Gökbudak’ın eserleri
sergilendi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak Çetin Emeç
Sanat
Galerisinde,
Sanatçı
Mühendisler
Komisyonumuzun hazırladığı V.Karma Resim
Sergisi açılışı yapıldı.. Sergide meslektaşlarımız
İnş.Yük.Müh.Uğur Belger, İnş.Yük.Müh. Taner
Arda, İnş.Müh. İnci Gün, İnş.Müh. Şevket
Terekeci’nin eserleri sergilendi. Büyük ilgi gören
sergide sanatçı meslektaşlarımızla televizyon
programları yapıldı.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
•
•
•
Şubemizde ürün tanıtım seminerlerinin ilki
gerçekleştirildi. Bu kapsamda Turgutlu Tuğla
ve Kiremit Sanayicileri Derneği Genel Sekreteri
Gökhan Görçiz tarafından “Tuğla ve Kiremit
Sanayiinde Son Durum ve Yeni Ürünler” konulu
seminer verildi.
Şubemiz Sergi Salonunda meslektaşımız
İnşaat Mühendisi Ahmet Gürel’in “Türk Evleri”
konulu fotoğraf sergisi açıldı.
Üyelerimizin birbirleriyle kaynaşmaları ve
aralarındaki informel ilişkilerin artmasını
sağlamak amacıyla kokteyl yapıldı. Kokteyl
sırasında Auto Cad(1) ve Auto Cad(2)
kurslarına katılanlar ile SAP 2000(1) ve SAP
2000(2) kurslarını bitirenlere sertifikaları verildi.
¾ 16-17 Ekim 2003
İMO’nın düzenlediği, TMMOB nin organize ettiği
“Ulaştırma Politikaları Kongresi” ne Şubemiz adına
Yönetim Kurulu yedek üyemiz İnşaat Mühendisi Ali
Fuat Günak katıldı.
¾
•
•
18 Ekim 2003
Visuel Basic Programlama kursu başladı.
Yeni kurulan Tire Temsilciliğimizde Tire,
Ödemiş, Selçuk ve Torbalı Temsilcilerimizin ve
Yönetim Kurulu Üyelerimiz ile Şubemiz
çalışanlarının katıldığı bir toplantı yapıldı.
Toplantıda Temsilcilerimiz Şubemiz çalışmaları
hakkında bilgilendirildiler. Şube muhasebecimiz
tarafından kendilerine kasa defteri, muhtasar,
SSK, KDV ve diğer evrakları tutma esasları
anlatıldı.
¾
•
23 Ekim 2003
Yapı-2003 İzmir Fuarı Kültürparkta açıldı. 2326 Ekim 2003 tarihleri arasında açık kalan
fuarda İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
olarak stand açtık. Güvenli yapının büyük
önem
kazandığı
günümüzde
standımız
ziyaretçilerden büyük ilgi gördü. Fuar süresince
Şubemiz çalışmalarını ve yapı denetimini
anlatan bir broşürü ziyaretçilere dağıttık.
Çalışma Programımızda belirttiğimiz gibi,
öncelikli hedeflerimizden olan Şube Meclisi
kuruluş
çalışmaları
tamamlanarak
ilk
toplantısını yaptı. Ramazan Akyurtlaklı, Birol
Bora ve Hatice Hacısüleyman Şubemiz Olağan
Genel Kuruluna kadar görev yapmak üzere
Yürütme Kurulu’na seçildiler.
•
¾
•
25 Ekim 2003
ÇİZGİM-2003 (Çağdaş İzmir’in Genç İnşaat
Mühendisleri) Öğrenci Kurultayı; Şubemiz
Genç
Meslektaş
ve
Öğrenci
Üye
Komisyonumuz önderliğinde CBÜ,EÜ, DEÜ ve
İYTE nün katkıları ve katılımıyla, Ege
Üniversitesi
MÖTBE
Anfisinde
yapıldı.
Detaylarını genç İMO sayfamızda bulacağınız
Kurultay’da öğrenci ve meslek sorunları
tartışıldı. Akşam Kurultaya katılan inşaat
4
yönetimden
•
¾
•
•
mühendisliği öğrencilerine Şubemizde akşam
yemeği ve kokteyl verildi.
Aliağa, Bergama ve Menemen Temsilcilerimizin
katılımıyla Aliağa Temsilciliğimizde Yönetim
Kurulu Üyelerimiz ile Şubemiz çalışanlarının
katıldığı
bir
toplantı
yapıldı.
Tire
Temsilciliğimizdeki toplantıda olduğu gibi,
temsilcilerimiz Şubemiz çalışmaları hakkında
bilgilendirildiler. Kendilerine muhasebecimiz
tarafından kasa defteri, KDV ve diğer evrakları
tutma esasları anlatıldı.
26 Ekim 2003
İzmir Valiliği’nin organize ettiği “Cumhuriyet
Yürüyüşü” ne katıldık.
Şirince Gezisi yapıldı. Katılımın büyük olduğu
gezide Selçuk Temsilciliğimizin katkılarıyla önce
Bülbül Dağı Meryem Ana Evi ziyaret edildi.
Üyelerimiz aileleri ve arkadaşlarıyla birlikte
baharın son günlerinin tadını çıkardı.
¾ 28 Ekim 2003
Şubemizde İnşaat Mühendisi Ahmet Gürel’in
hazırladığı “Atatürk Destanı” isimli fotoğraf gösterisi
gerçekleştirildi. Gösterinin ardından Ahmet Gürel’in
“Gazi İzmir’de” konulu resim sergisi açıldı.
¾ 30 Ekim 2003
DEÜ-DESEM Salonunda Kamu İhale Kurumu’ndan
Yapım İşleri Daire Başkanı Adnan Gürkan ve Hizmet
Alımı İhaleleri Uzmanı Ayhan Akyazı “Kamu İhale
Yasası” ile ilgili olarak üyelerimizi bilgilendirip
sorularını cevaplandırdı.
¾ 06 Kasım 2003
“Bilgi Yönetimi” konulu seminer İnşaat Mühendisi
Gülben Çalış tarafından Şubemizde gerçekleştirildi.
¾ 07-08 Kasım.2003
Sta4-Cad Bilgisayar Programı kullanımı konusundaki
kurs Şubemizde yapıldı.
¾ 10 Kasım 2003
Kemalpaşa ve Dikili Temsilcilerimizle Şubemizde
yapılan
toplantıda
Temsilcilerimiz
Şubemiz
çalışmaları hakkında bilgilendirildiler. Kendilerine
muhasebecimiz tarafından muhasebe esasları
hakkında bilgi verildi.
¾ 10-12 Kasım 2003
Probina Bilgisayar Programı kullanımı konusundaki
kurs Şubemizde yapıldı.
¾
•
12 Kasım 2003
Deprem Günü olarak ilan edilen Düzce
Depreminin yıldönümü nedeniyle yasanın
Odamıza verdiği halkı bilgilendirmek ve
bilinçlendirmek amacına yönelik olarak 1.000
adet
afiş
bastırıldı.
Afişler
belediye
otobüslerinde, metro istasyonlarında, vapur
iskelelerinde,
kamu
kurumlarında,
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
hastanelerde,
halka
açık
alışveriş
merkezlerinde asıldı. Ayrıca bastırılan 10.000
adet broşür de şehrin muhtelif yerlerinde
(Konak, Alsancak, Karşıyaka, Buca, Şirinyer,
Narlıdere, Balçova, Bornova vb.) halka
dağıtıldı. Afiş ve broşürlerde Denetimli Yapı ve
İnşaat Mühendisinin önemi vurgulandı. Ayrıca
bir basın açıklaması yayınlandı.
•
Meslek Odaları Platformu’nun düzenlediği,
ODTÜ öğretim üyelerinden Prof.Dr. Birgül
Ayman’ın sunduğu “Kamu Temel Kanunu”
konusundaki seminere katılındı.
¾ 13 Kasım 2003
ODTÜ Müh.Fak.İnş.Bölümü öğretim üyelerinden
Prof.Dr. Ergin Atımtay tarafından ”Afet Bölgelerinde
Yapılacak
Yapılar
Hakkında
Yönetmelik
Uygulamaları” konulu seminer DEÜ-DESEM
Salonunda verildi.
¾ 20 Kasım 2003
DEÜ-DESEM Salonunda Prof.Dr. Şafak Uzsoy’un
yürütücülüğünde “Yapılarda Hasar Nedenleri,
Depreme Dayanıklı Yapı Tasarımı ve Yapıların
Güçlendirilmesi” konulu panel gerçekleştirildi.
Panele konuşmacı olarak İTÜ İnş.Fakültesinden
Prof.Dr. Zekai Celep, İTÜ İnş.Fakültesinden
Yrd.Doç.Dr. Ercan Yüksel, EÜ den Prof.Dr. Hikmet
Aydın, DEÜ den Prof.Dr. Bülent Baradan, DEÜ den
Prof.Dr. Mustafa Düzgün, DEÜ den İnş.Yük.Müh.
Halit Yazıcı ile İnşaat Yüksek Mühendisi Efgan
Ergin katıldılar.
Panel sonrası ürün tanıtım seminerlerinin ikincisi
gerçekleştirildi. YKS Yatırım ve Ürün Müdürü Ali
Bora Yılmaz tarafından FRP- Karbon fiberleri ile
güçlendirme uygulamaları ve karbon çubuk-karbon
levha- karbon kumaş ve karbon laminant
uygulamaları görsel olarak tanıtıldı.
Panel sonrası üyelerimize kokteyl verildi. Yine
kokteyl sonrası yapılması planlanan, Şubemiz Türk
Sanat Müziği korosu tarafından verilecek olan Avni
Anıl eserleri konseri, aynı gün İstanbul’da meydana
gelen ve çok sayıda vatandaşımızın ölümüne
neden olan bombalı saldırılar nedeniyle ileri bir
tarihe ertelendi.
¾ 22 Kasım 2003
İstanbul’da çok sayıda vatandaşımızın ölümüne
neden olan bombalı saldırıları ve terör eylemlerini
kınamak amacıyla Konak Meydanı’nda yapılan
“Şiddete ve Teröre Karşı Barış” sessiz protesto
gösterisine katıldık.
DUYURU
18 Aralık 2003 Günü Şubemizde Düzenlenen
40. ve 25. Yıl Plaket Törenine
Katılacağını Bildirip, Plaketlerini Alamayan
Üyelerimiz Şubemize Başvurarak
Plaketlerini Alabilirler.
5
yönetimden
¾
ÇAĞRI
EDEBİYATÇI VE YAZAR MESLEKTAŞLARIMIZIN
ESERLERİ KÜTÜPHANEMİZDE TOPLANIYOR.
Şubemiz kütüphanesinde edebiyatçı ve yazar
meslektaşlarımızın meslek dışı eserleri için özel bir
bölüm açılacaktır.
Bu bölümde inşaat mühendisi olup ta;
¾
¾
¾
Şiir, hikaye, roman, piyes, deneme, eleştiri
gibi bir edebiyat türünde,
Sanat
tarihi
veya
teknoloji
tarihi
konularında,
Meslek dışı fikir ve politika konularında
kitap yayınlamış edebiyatçıların
kitapları bulunacaktır.
ve
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
yazarların
UĞUR KÖKDEN
Seslerin Resmi
Bin Dokuz Yüze Veda
Düşlerin Günbatımı
Geçmişe Açılan Pencere
Kuğular, Kanallar,
Salkımsöğütler
Yazının Yedi Rengi
Güneş Damlıyor
ƒ
ƒ
¾ ATİLLA ATALAY
Sıdıka
Hayaller Kâhyası
Özellikle
yayın
tarihleri
itibariyle
piyasada
bulunmayan eserler için üyelerimizin kişisel katkıları
ve ellerinde bu tür kitapları Odamıza iletmeleri büyük
önem taşımaktadır.
ƒ
ƒ
¾ HARUN KARADENİZ
Olaylı Yıllar ve Gençlik
Eğitim Üretim İçindir
Odaya armağan edilen bu tür kitaplar kitaplıkta katkı
sahibinin kimliğini de içeren özel bir şükran damgası
ile yer alacaktır.
ƒ
ƒ
Ayrıca bizzat kitap yayınlamış edebiyatçı ve yazar
meslektaşlarımızın
kitaplarını
imzalı
olarak
kütüphanemize armağanı, elbette kitaplığımızın bu
bölümü için bir onur olacaktır.
ƒ
Temas için :
Tel-Faks :
Perinur TUZCUOĞLU (Şube
Sekreteri)
0232 462 5655 – 0232 462 1167
EDEBİYATÇI MESLEKTAŞLARIMIZIN
PİYASADA BULUNABİLECEK ESERLERİ
YAZAR ve ESERLERİ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
¾ OĞUZ ATAY
Bir Bilim Adamının Romanı
Eylembilim
Oyunlarda Yaşayanlar
Günlük
Korkuyu Beklerken
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
¾ MEHMET EROĞLU
Issızlığın Ortasında
Yarım Kalan Yürüyüş
Geç Kalmış Ölü
Adını Unutan Adam
Yürek Sürgünü
Yüz:1981
Zamanın Manzarası
YAYINEVİ
(İLETİŞİM)
(İLETİŞİM)
(İLETİŞİM)
(İLETİŞİM)
(CAN)
(CAN)
(CAN)
(CAN)
(CAN)
(EVEREST)
(EVEREST)
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
(YKY)
(YKY)
(İYİ ŞEYLER)
(ADAM)
¾ HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Yahya Kemal Rimbaud’yu
Okudu mu?
(YKY)
Sanatsal Gerçeklikler;
Olgular ve Öteleri
(YKY)
Bu kitaplık gerek Odamızın kaynaklarıyla gerekse
üyelerimizden
ellerinde
inşaat
mühendisi
meslektaşlarımızca yazılmış yukarıdaki türde kitap
olanların katkılarıyla gerçekleşecektir…
Katkılarınızı bekliyoruz.
(YKY)
(YKY)
(YKY)
(İLETİŞİM)
(İLETİŞİM)
ƒ
¾ HERKÜL MİLLAS
Yunan Ulusunun Doğuşu
Ayvalık ve Venezis Yunan
Edebiyatında Türk İmajı
Türk Romanı ve Ötesi
Tencere Dibin Kara
ƒ
¾ BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU
Korkak ve Canavar
(METİS)
ƒ
ƒ
¾ SEVİM REŞAT
Nisana Veda
Mutluluk Sana Yakışırdı
ƒ
ƒ
ƒ
¾ YILMAZ ONAY
Toplu Oyunlar (1)
Toplu Oyunlar (2)
Yazılar Filmatik
ƒ
ƒ
¾ NABİZADE NAZIM
Zehra
(BORDO - SİYAH)
Karabibik
(BORDO - SİYAH)
¾
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
(İLETİŞİM)
(İLETİŞİM)
(SABANCI ÜN.)
(AMAÇ)
(İNKİLAP)
(İNKİLAP)
(MİTES-BOYUT)
(MİTES-BOYUT)
(ÇINAR)
YALÇIN KAYA
Bozkırdan Doğan Uygarlık
Köy Enstitüleri (Cilt 1-2)
Antikçağ Felsefesine Genel Bakış
Rönesans ve Felsefesi
Aydınlanma Felsefesi ve Aydın Kime
Denir ?
Depremden Kalanlar
Hiristiyanlık 2000 yaşında
Çağlar Boyunca Kitap Kıyımı ve Basın
Özgürlüğü
6
yönetimden
ARALIK 2003 – OCAK 2004
ETKİNLİK PROGRAMLARIMIZ
Aralık 2003 Seminer ve Söyleşiler:
4 Aralık 2003
11 Aralık 2003
18 Aralık 2003
25 Aralık 2003
Beton Paneli PANELİ
TS EN 206 Beton Standartları
Temel Tasarımı
Şantiye Mühendisliğinde Karşılaşılan
Sorunlar
DEÜ DESEM Salonları saat:10.00-18.00
Şube Binası saat:18.00;
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
Ocak 2004 Seminer ve Söyleşiler:
8 OCAK 2004
15 Ocak 2004
21 Ocak 2004
29 Ocak 2004
Şantiye Mühendisliğinde Karşılaşılan Sorunlar
Kent Kültürü ve İzmir
Soğuk Havada Beton Dökümü
Çimento Bileşenleri ve Hidratasyonu
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
Eğitim Kursları:
Yapı Tasarım Kursları :
Yapıların Güçlendirilmesi Kursları:
Yapı İşletmesi Kursları:
8 Aralık 2003- 13 Ocak 2004
5 Aralık 2003-19 Aralık 2003
10 Aralık 2003- 14 Ocak 2004
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
SAP2000 Eğitim Kursları
4. Grup Kurslar:
6 Aralık 2003-21 Aralık 2003
Şube Binası saat:18.00
6 Aralık 2003-21 Aralık 2003
Şube Binası saat:18.00
19 Ocak2004-21 Ocak 2004
26 Ocak 2004-28 Ocak 2004
Şube Binası saat:18.00
Şube Binası saat:18.00
AUTOCAD2000 Eğitim Kursları
3. Grup Kurslar:
EXCEL-MACRO Eğitim Kursları:
1. Grup Kurslar
2. Grup Kurslar
VİSUAL-BASIC Eğitim Kursları
1. Grup Kurslar:
18-Ekim 2003-21 Aralık 2003
Şube Binası saat:18.00
Detaylı bilgi için Şubemize başvurunuz.
ÜRÜN TANITIM
SEMİNERLERİ
ÜYELERİMİZE
DUYURULUR
İnşaat mühendisliğini ilgilendiren
malzeme ve ürünlerin Şubemiz Sergi
Salonun’da teşhir edilmesine ve
malzeme tanıtımı hakkında
seminerler verilmesine, görsel
sunumlar yapılmasına şubemiz
olanak tanımaktadır.
Geçmiş aidat borçlarının taksitlendirilmesi
işlemleri ARALIK 2003 sonuna kadar devam
etmektedir. Aidat borçlarını kredi kartı ile
ödeyecek üyelerimiz, Aralık ayı sonuna kadar
tüm borçlarının ödemesini kredi kartı ile
yapmaları şartıyla 12 aya kadar
taksitlendirebilirler. Borçların kapatılması
durumunda önümüzdeki döneme faiz
uygulaması olmayacaktır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
7
yönetimden
İMO İZMİR ŞUBESİ
39. DÖNEM
GENEL KURUL ÇAĞRISI
Oda Yönetim Kurulu’nun 13 Kasım 2003 Tarih ve 42 no’lu toplantı kararı uyarınca Şubemiz Genel
Kurulu aşağıdaki tarih ve yerlerde yapılacaktır.
1- Çoğunluklu;
17 OCAK 2004 Genel Kurul
Yer: İMO İzmir Şubesi
Saat: 10.00
18 OCAK 2004 Seçimler
Yer: İMO İzmir Şubesi
Saat: 9.00-17.00
2- Çoğunluksuz;
24 OCAK 2004 Genel Kurul
Yer: İMO İzmir Şubesi
Saat: 10.00
25 OCAK 2004 Seçimler
Yer: DEÜ DESEM Salonları Anfisi
Saat: 9.00-17.00
TMMOB KONUT KURULTAYI
Hazırlıkları İnşaat Mühendisleri Odası (IMO), Şehir
Plancıları Odası (ŞPO) ve Mimarlar Odası (MO) tarafından
yürütülmekte olan Kurultay’da ana tema olarak “Krizler
Karşısında Konut ve İnşaat Sektörü” ele alınacak ve
krizlerin egemen olduğu doksanlı ve ikibinli yıllara
odaklanılacak.
Sektördeki tüm ilgili tarafların katılımının beklendiği Kurultay’da öncelikli olarak konut
sektöründeki tüm aktörlerin krizlerle başedebilmek için seçtikleri yollar, geçirdikleri ya da
gerçekleştirmeyi planladıkları dönüşümler aktarılacak ve tartışılacak.
Oda’ların seçimler nedeni ile çok yoğunlaşan programlarını göz önüne alan Yürütme Kurulu,
Kurultay ‘ı üç günden iki güne indirmeyi uygun gördü. Ankara’da gerçekleştirilecek bu buluşmada
sektörle ilgili bir “Gelecek Senaryosu”nun ana ögelerinin ortaya çıkması; inşaat sektöründeki,
konut alanındaki ve alt sektörlerdeki tüm aktörlerin kendi içlerindeki dönüşümlerin bu senaryonun
şekillenmesindeki payının sergilenmesi bekleniyor.
Ayrıntılı programa önümüzdeki günlerde Mimarlar Odasına ait Kurultay Web sayfalarından
ulaşabilirsiniz.
Tarih: 22-23 Aralık 2003
Yer: Milli Kütüphane - ANKARA
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
8
yönetimden
ÜYELERİMİZE İNDİRİM YAPAN KURULUŞLAR
BİLGİ DERSANESİ
Necatibey Bul. No: 19/2 Çankaya
tel: 441 4340
Odamız üyesi velilerin çocuklarına dersane programları için 20032004 öğretim yılı ücretlerinde % 20 indirim yapılacaktır.
TÖMER
Ankara Üniversitesi TÖMER İzmir Şubesi
Kıbrıs Şehitleri Cad. No:55
Alsancak-İZMİR
tel: 464 0544
Kurslara katılacak üyelerimiz için
%25 indirimlidir.
YAŞAM SAĞLIK
LABORATUVARI
Kıbrıs Şehitleri 1447 Sokak No:6/1
Alsancak/İZMİR tel: 464 5564
Laboratuvar Hizmetlerinde üyelerimize
%20 indirimlidir.
EGE SAĞLIK TESİSLERİ ve
EĞİTİM MÜESSESELERİ A.Ş.
1399 Sokak No:25 Alsancak
tel: 462 7700
Odamız üyesi ve birinci derece yakınlarının sağlık hizmetlerinden
faydalanmalarını sağlamak amacıyla uygulanacak indirimli ücretler
uygulamaktadır.
İTAPEN
Atatürk Organize Sanayi Bölgesi 10028
Sokak No:11 Çiğli-İZMİR tel: 376 8133
WİNSA PVC PENCERE, KAPI ve PANCUR SİSTEMLERİ’nin
satış montaj ve servis hizmetlerinde
Odamız üyelerine %5 indirim uygulanacaktır.
CLUP OTEL*** ÇAKIRAĞA
Sığacık Mahalle Akkum Cadde SığacıkSeferihisar
tel:745 7575
Odamız üyelerine ve yakınlarına Kapı Fiyatı 20 ∈’dan
%20 indirim uygulanacaktır. Fiyatlara Sabah Kahvaltısı ve Akşam
Yemeği dahildir.
Çocuklar: 00-05 yaş ücretsiz 06-11 yaş %50 indirimlidir.
BOSS TURİZM
Odamız üyelerine Oda kimliklerini göstermeleri halinde tek gidiş
fiyatı üzerinden %15, gidiş-dönüş bileti fiyatı üzerinden %20 indirim
uygulanacaktır.
BİSTRO ALATURKA
Restorant&Bar
Sakarya Cad. No:148/D Teleferik/İZMİR
Tel:279 0606-278 9603
İnşaat Mühendisleri Odası üyelerine
%15 indirim uygulamaktadır.
GÜZEL SANATLAR OYUNCULARI
Tüm oyunlarında
İnşaat Mühendisleri Odası üyelerine
%20 indirim uygulamaktadır.
ATATÜRK İL HALK KÜTÜPHANESİ
TİYATRO SALONU
(Devlet Tiyatrosu Çarprazı)- Konak/İZMİR
tel: 0 232 425 0897
NALİN
İnşaat Turizm Taşımacılık Tic.Ltd.Şti.
Tel: 0 232 388 3979
Manisa Spil Dağı Milli Parkı Tesislerinde
Otel ve her türlü yemekli ve yemeksiz organizasyonlarda
İnşaat Mühendisleri Odası üyelerine %10 indirim uygulamaktadır
SEMİNER
13 OCAK 2004 Salı Günü Saat:18.30 İMO İZMİR ŞUBESİ SALONU
“DEPREME DAYANIKLI HAFİF YAPI TEKNOLOJİSİ”
Can KOŞVAR – İnşaat Mühendisi – GAMA Mimarlık AŞ.
Selim GÖLLER – İnşaat Mühendisi – GAMA Mimarlık AŞ.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
9
incelemeler
TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ
İZMİR ULAŞIM PANELİ
2 EKİM 2003
Yrd.Doç.Dr. Serhan TANYEL
İlk olarak İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’ne teşekkür etmek istiyorum. Bu organizasyon bildiğim kadarıyla
(Yerel Gündem 21 Toplantıları hariç) 1992 İzmir Ulaşım Sempozyumu ve 1995’teki “İzmir Hafif Raylı Sistemi ve Ulaşım
Sorunlarına Yapıcı Yaklaşım ve Katkı” Panelinden beri İzmir’de yapılan en önemli organizasyon.
1995’de yapılan panelde bulunma imkanına sahip oldum. Ulaşım Sempozyumu sırasında ise 2. Ulaşım
Sempozyumunda bildiri sunuyordum ama onun sempozyum kitapçığını okuma imkanım oldu.
1992 “İzmir Ulaşım Sempozyumu”’nda belirtildiği üzere, sadece İzmir’de değil, tüm ülkedeki kentlerde ciddi ulaşım
planlaması çalışmalarına ihtiyaç vardır. Bu tip çalışmalara en önemli örnek olarak İTÜ tarafından yapılmış olan “İstanbul
Ulaşım Master Planı” dır ki şu anda bu planın uygulandığını söylemek oldukça güçtür.
İzmir’de biri 1992’den önce diğeri yanılmıyorsam 1990’lı yılların ortalarında olmak üzere iki ayrı çalışma yapılmıştır.
Ne yazık ki her iki çalışmanın da önemli eksiklikleri olduğu kanaatini taşımaktayım. Nitekim o dönemlerde ve sonrasında
yapılan çalışmaların bir çoğu yanlış ulaşım politikalarının ısrarla devam ettirilmesi şeklinde gelişmiştir.
Şehiriçi Ulaşım Planlaması dört aşamadan meydana gelmektedir:
1-
Etüt safhası
2-
Analiz ve modelleme safhası
3-
Geleceğe ait tahmin ve hesaplamalar safhası
4-
Değerlendirme safhası
Bu dört aşamadan belki de en önemlisi etüt aşamasıdır. Çünkü, diğer bütün çalışmalar, bu aşamada elde edilecek veriler
ışığında gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla bu aşamada çok dikkatli bir çalışma yapılması zorunludur.
Ettd aşaması aşağıda beliritlen husuları içerir:
• Etüt bölgesinin tayini ve zonlama
• Mevcut seyahat şekilleri hakkında bilgi toplanması
• Mevcut ulaştırma tesis ve sistemleri hakkında bilgi toplanması
• Mevcut arazi kullanma şekli hakkında bilgi toplanması
Bu noktada İzmir’in sahip olduğu olanaklara bir göz atmakta yarar olduğu kanaatindeyim:
¾
¾
¾
İzmir öncelikle bir deniz şehri. Körfez gibi çok önemli ve her kentin sahip olmadığı bir avantaja sahip.
Ancak İzmir’e giriş-çıkış koridorları sınırlı ve bazı yerleşim birimleri arasında, özellikle karayolu ulaşımı açısından
çok alternativi yok. (Örneğin Altınyol, çevre yolu tamamlanmadığı sürece Karşıyaka ve İzmir’in kuzey kesimlerine
karayolu ile ulaşabilmenin tek alternatifi).
İzmir tarihi bir kimliğe sahip. Özellikle eski kent veya ilçe merkezlerinde yoğun karayolu trafiğine hizmet
verebilecek yollar yok. Ulaşım altyapısı eskiden mevcut olan, şimdiki ile kıyaslandığında düşük nüfus yoğunluğuna
hizmet edecek şekilde gelişmiş. Bu kesimlerde zamanında en önemli ulaşım türleri ise tramvay veya raylı sistemler
ve denizyolu ulaşımı.
Şehrin bu tarihi kesimlerinde çok katlı binalara izin verilmesi, tramvay hatlarının kaldırılması, bu yolların karayolu trafiğine
hizmet verir hale getirilmesi, artık günlük yaşantımızın bir parçası haline gelmiş olan trafik sıkışıklığı ve trafik kazaları gibi
sonuçları doğurmuştur.
Benzer olumsuzluklar dünyadaki bütün ülkelerde yaşanmakla beraber, yapılan ulaşım planlaması çalışmaları ile sorunların
önemli ölçüde azaltılması mümkün olmaktadır.
Şehiriçi ulaşım politikalarının belirlenmesinde ise özellikle ülkemizde iki husus arasında bir seçim yapılması zorunluluğu
ortaya çıkmaktadır:
ƒ
Ulaşım politikasında araçlara mı öncelik verilecek? (Karayolu ağırlıklı bir ulaşım sistemi mi oluşturulmalı?)
ƒ
Ulaşım politikasında insanlara mı öncelik verilecek? (Toplu taşımacılığa mı önem verilmeli?)
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
10
incelemeler
Yukarıdaki bilgiler ışığında, özellikle İzmir şehri örneği incelendiğinde, çözümün “insanlara öncelik verilmesi” yani
toplu taşımacılığın ön planda tutulması gerektiği anlaşılmaktadır.
DENİZ ULAŞIMI
İzmir, İzmir Körfezi gibi çok önemli bir avantaja sahiptir. Dolayısıyla bu imkanın şehiriçi ulaşımında kullanılması göz
ardı edilmemesi gereken önemli bir husustur. Son döneme kadar, böylesine önemli bir olanağın neredeyse terk edilecek
duruma getirildiği görülüyor. Deniz ulaşımının şehiriçi anlamındaki payının %1’ler gibi bir mertebeye düşmesi, İzmir
kentinde yaşanan ulaşım sorununun ana sebeplerinden birini de oluşturmakta.
Son birkaç yılda İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen “Ulaşımda Bütünlük” projesi kapsamında
Körfez yolcu taşımacılığının canlandırılmaya çalışıldığı ve bu konuda önemli atılımlar yapıldığı görülmektedir. Konak,
Pasaport ve Karşıyaka iskeleleri haricinde Bayraklı, Bostanlı, Üçkuyular, Alsancak ve Göztepe iskelelerinin de hayata
geçirilmesiyle vapurla yolcu taşımacılığı önemli oranda artmıştır.
Üçkuyular-Bostanlı hattında çalışan arabalı vapurların saatlerinin sabit bir tarifeye oturtulması, kısacası daha önceden
olduğu gibi sürekli değiştirilmemesi sonucunda bu hat üzerindeki talebin önemli bir kısmı karşılanmaktadır.
RAYLI SİSTEMLER
İzmir’de Osmanlı döneminden kalan çok önemli banliyö tren hattı bulunmaktadır. Bu hattın değerlendirilmesi ve
İzmir’de toplu taşımacılığa hizmet edecek yeni raylı sistem hatlarının hizmete sokulması büyük önem taşımaktadır. Bugün
Aliağa-İzmir tren hattının modernizasyonu ve metro ağıyla entegrasyonu projesi, bu yönde atılmış önemli bir adımdır.
Tamamlanmış olan metro hattının güzergahı ile ilgili özellikle 1995’te yapılmış olan panelde bir çok eleştiri yapıldı.
Eleştirilerin önemli bir kısmı önceliğin Üçkuyular-Basmane hattı yerine, Üçyol-Bornova hattının tercih edilmesi üzerineydi.
Bugün tamamlanmış olan hattın taşıyacağı yolcu sayısının tahmin edilenden daha az olacağı düşünülmekteydi. Nitekim
büyük olasılıkla “Ulaşımda Bütünlük Projesi” kapsamında yapılan çalışmalar olmasaydı, bu hatta bugünkü kadar yolcu
taşınması da mümkün olmayacaktı.
Bugün Aliağa-İzmir tren hattının modernizasyonunun yanı sıra, Üçyol-Üçkuyular hattının yapım aşamasına gelmesi de,
İzmir’de raylı sistemlerin yolcu taşımacılığında önemli bir paya sahip olması açısından büyük önem taşımakta.
KARAYOLU
İzmir’de ulaşımla ilgili çalışmaların daha çok karayolu ulaşımı ile ilgili yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Bu
ulaşımı üç ayrı grup halinde incelemekte yarar olduğunu düşünüyorum:
1.
Toplu taşımacılık
2.
Yaya ulaşımı
3.
Araç trafiğini rahatlatmak amacıyla yapılmış olan karayolu inşaatları ve trafik mühendisliği uygulamaları
Toplu taşımacılık düşünüldüğünde tabii ki otobüs ile taşımacılığı incelememiz gerekir.
Bazı Belediye Başkanları tarafından çok sayıda yeni otobüs alınması, ulaşımın sadece bu sayede çözülebileceği şeklinde
halka empoze edilmeye çalışıldı. Hatta bir ara otobüs yerine troleybüslerin ağırlıklı olarak tercih edilmesi bile gündeme
geldi.
Günümüzde toplu taşımacılık türlerinin verdikleri hizmetlerin ne derecede yeterli olduğunu hesap yöntemiyle
belirlemek ve bunların ne şekilde iyileştirilebilecekleri konusunda fikir üretmek mümkün. Buna ait hesap yöntemleri ve
uygulamalar dünyanın her yanında yapılmakta. Otobüs taşımacılığı, belki de diğer ulaşım modlarından daha fazla bir öneme
sahip, çünkü vapurdan veya metrodan inen yolcuların önemli bir kısmının otobüse binerek vapur iskelesine veya istasyona
geldiğini veya buralardan ayrıldığını biliyoruz. Otobüslerin diğer bir önemi de, şehiriçi karayolu ağını otomobillerle ortak
olarak kullanmaları.
İlk önce İzmir’de otobüslerin diğer ulaşım modlarıyla entegre edilmesinin, şehiriçi trafiğini rahatlatması açısından
büyük yarar sağladığı görüşündeyim ve sanıyorum çoğunluk da bu görüşte.
Hatların uzunluklara göre fiyatlandırılması, sokakların dar olduğu ve ulaşım talebinin nisbeten az olduğu kesimlere
minibüsler aracılığı ile yolcu taşımacılığının yapılması, uzun zaman savunduğumuz ve bugün memnuniyetle karşıladığımız
diğer uygulamalar.
Benim üzerinde özellikle durmak istediğim diğer bir husus ise, otobüs güzergahındaki değişiklikler. En önemli örnek
ise, bence Karşıyaka ve Bornova’dan Buca’ya giden otobüslerin Yeşildere yolundan buraya ulaşmaları. Eskiden otobüsler
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
11
incelemeler
şehir merkezine girerek Buca’ya gidiyorlardı ve şehir merkezindeki trafik sıkışıklığının önemli sebeblerinden biri de bu
otobüslerin sayısının fazla olmasıydı.
Yayalar ile ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum:
Belediyenin en çok eleştiri alan uygulamalarından biri, kaldırımların genişletilmesi. Bu konuya daha sonra
değineceğim. Yalnız burada çok önemli bir nokta var. Yayaların yürümesi için ayrılan kaldırımlar çoğu zaman bu yönde bir
hizmet vermekten uzak kalıyor. Gerek dükkan sahiplerinin kaldırımlara koydukları mallar ve eşyalar, gerekse kaldırımlara
park eden araçlar, yayaların buraları kullanmasına engel oluyordu. Sanıyorum hepinizin bildiği ama belki de dikkate
almadığı bir problem var. Artık insanlar kaldırımdan yürümeyi tercih etmiyorlar. Kaldırımlar boş olsa bile.
Ayrıca yaptığımız araştırmalardan biri, yayaların yaklaşık %40 gibi bir kısmının İzmir’deki bazı sinyalizasyon bulunan
kavşaklarda yaya geçidinin dışından geçtiğini gösteriyor. Bu bence çok önemli bir oran.
Dünyada kaldırımların ve yaya geçitlerinin hizmet seviyelerini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Bu tür
çalışmaların Türkiye’de hızla yapılmasına başlanmasında fayda olacağı kanaatindeyim.
Otomobil trafiği ile uygulamalara gelince:
Uzun yıllar yeni yolların yapılması, yolların genişletilmesi, köprülü kavşak yapılması trafiğin rahatlatılmasının tek yolu
olarak görüldü. İzmir’de bunun bir çok örneği var. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, İzmir Sahil Geçişi Projesi ve İzmir Çevre
yolu gibi.
Şehirlerin gelişmesine bağlı olarak, özellikle transit ve ağır araç trafiğinin kullanması beklenen çevre yollarının
yapılması şehiriçi ulaşımı kapsamında gerekli görülebilir. Ancak bu kararın değişik ulaşım modlarının entegre bir şekilde
kullanım imkanlarının da araştırıldığı kapsamlı bir ulaşım planlaması çalışması sonucunda verilmesi gerekmektedir.
1992 İzmir Ulaşım Sempozyumunda yapılan konuşmalar da dikkate alındığında İzmir Çevre Yolu için aşağıdaki
görüşler sıralanabilmektedir:
ƒ
İzmir’den transit geçiş yapacak trafiğin önemli bir kısmını taşıması beklenmektedir.
ƒ
Aydın ve Çeşme otoyollarını birbirine ve Çanakkale yolu ile İstanbul yoluna bağlaması önemli bir avantajdır.
ƒ
Şehiriçi trafiğin bir kısmını karşılayacağı düşünülebilir.
ƒ
Muhtemel bir deprem sonrasında, İzmir’de yardım ekiplerinin ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırılmasında önemli bir
rol oynayacağı düşünülmektedir. Yanılmıyorsam yapılan araştırmalar, muhtemel bir deprem sonucunda bu yolda
önemli hasar meydana gelebileceğini göstermiştir. Sanıyorum en önemli riski de Bayraklı’daki viyadük taşıyor.
İzmir Sahil Geçişi ve özellikle Kordon Yolu ile ilgili ise aşağıdaki hususlar söylenebilir:
ƒ
İzmir şehrinin ulaşım politikasının geçmişte araçlara öncelik veren bir politika olduğunun en önemli
göstergelerinden birisidir.
ƒ
İstanbul 3. Boğaz Köprüsü tartışmalarına benzer bir tartışma da bu geçiş için yapılmaktadır.
ƒ
Kordon geçiş projesi uygulamaya geçmeden önce Çevre yolunun etkilerinin incelenerek kararın verilmesinin
gerektiği düşüncesindeyim. Ancak bu yönde ciddi bir çalışma yapılmadan projenin hayata geçirildiği
anlaşılmaktadır. Çeşme Otoyolundan Ankara ve İstanbul yönüne otomobillerle daha hızlı bir bağlantı
sağlanabileceği söylenebilir. Fakat Çevre Yolu da aynı amaca hizmet edecek özelliklere sahiptir.
ƒ
Özellikle Pasaport-Konak arasındaki 1.3 km’lik geçişin tüp geçiş olarak yapılmasının bazı teknik zorluklar taşıdığı
bilinmektedir. Pasaport-Konak arasındaki diğer geçiş alternatifi ise Cumhuriyet Meydanı’ndan sonra sahildeki
yolun gidiş, 2.Kordon’un ise Limana gidiş olarak kullanılmasıdır. Böylesi önemli bir hatta bu tip bir uygulamanın
ne gibi sakıncalar doğuracağı, trafik mühendisleri tarafından yapılacak etütler sonucunda ortaya çıkabilir.
ƒ
Mevcut durumda yapılmış olan dolgunun yeşil alan olarak kullanılmasının, özellikle İzmir’de yaşayan insanlar
açısından daha uygun olacağı görüşündeyim. Nitekim sayın Valimiz de bu yönde bazı açıklamalarda
bulunmuşlardır.
Kordon Yolu veya Sahil Geçişi ile ilgili en önemli tartışma Liman çevresinde bulunan köprü ayaklarının ve Konak’ta
bulunan katlı kavşağın tamamlanmaması hakkında yapılmaktadır. Bazı imalatların hava şartlarının etkisiyle önemli oranda
zarar gördüğü veya göreceği, bu imalatların yapılması için harcanmış kaynakların boşa gittiği gibi husular öne sürülerek bu
yolun tamamlanması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Burada çok önemli bir konuya değinmek istiyorum: Katlı kavşaklar trafiği rahatlatıcı bir unsur olarak görülseler de,
kentiçi ulaşım ağı içersinde yer almaları bazı sakıncalar doğurabilir. Bu sakıncalardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
12
incelemeler
1.
Köprülü kavşaklar, kent içindeki otomobil kullanımını özendirmektedir.
2.
Köprülü kavşaklar, kent içinde kesintisiz akım yaratmaları sebebiyle kendilerinden önce ve kendilerinden sonraki
kavşaklarda da köprülü kavşak yapımını gerektirmektedirler.
3.
Köprülü kavşakların sağladıkları yüksek araç hızları sebebiyle, yaya güvenliği olumsuz yönde etkilenmekte,
bunun sonucunda da Ankara örneğinde olduğu gibi, kent içinde, kent görünümüne olumsuz etkileri bulunan bir
çok yaya geçidi inşa edilmesi zorunluluğu doğmaktadır.
1992 yılındaki sempozyumda katlı kavşakların bazı kesimlerde kurtarıcı gibi görüldükleri anlaşılmaktadır.
Bu kavşaklardan biri de Naldöken Kavşağıdır. Ancak hafta içi özellikle sabah saatlerinde yaşanan trafik sıkışıklığı,
araçlar arasındaki tehlikeli boyutlara varabilen etkileşimler, trafik mühendisliği açısından bu tip kavşakların çok dikkatli
inceleme sonucunda projelendirilmesi gerektiğine güzel bir örnek oluşturmaktadır.
Konak’ta yer alan iki katlı kavşak veya farklı düzeyli kavşak uygulamaları, yukarıda belirtilen sakıncaları
taşımaktadırlar. Şu anda kullanılmakta olan Konak Alt Geçiti’nin bilinen karayolu standartlarına uymamasının yanı sıra,
şehir merkezinde yapılacak veya yapılmış olan trafik düzenleme çalışmalarında da bir takım problemler yaşanmasına yol
açabilir.
Yarım kalan ve birçok kişi tarafından Varyanta bağlanacağı düşünülen katlı kavşak inşaatı da benzer tehlikeler
içermektedir. İlk önce belirtilmesi gereken husus, köprü ayağının Varyanta direkt olarak bağlanamayacağıdır. Köprü,
Atatürk Kültür Merkezi’nin yanından Yeni Karamürsel ve Bahri Baba Parkı’nın önüne bağlanacaktır. Bu kavşağın, İzmir
trafiğini rahatlatacağı yönündeki bazı görüşlere katılmadığımı belirtmekte yarar görüyorum. Yine de bu görüşümün sadece
bugüne kadar edindiğim tecrübelere ve bilgi birikimine bağlı olduğunu, hiçbir hesaba dayanmadığını itiraf etmeliyim.
Yapılacak basit bir simülasyon modeli ile (ki bunu yapabilecek bilgisayar programı Belediyenin elinde var) her iki farklı
düzeyli kavşağın ayrı ayrı veya birlikte değerlendirilmesi ve buna göre karar verilmesi mümkün olabilir.
Liman ve çevresindeki yarım kalan katlı kavşak çalışmaları ise, bu katlı kavşak ayaklarının birçoğundan yararlanılarak
İzmir Limanı içine indirilmesi ve böylece değerlendirilmesi mümkün olabilir.
İzmir Ulaşımı ile ilgili diğer bir güncel konu ise FevziPaşa ve Gazi Bulvarlarında tekrar uygulanan çift yön sistemi.
Genel olarak ele alındığında en basit söylenebilecek şey, tekrar eskiye dönüş yapıldığı. Ama bundan çok daha önemli
sonuçları da var bu uygulamanın: Yüksek lisans tezimde örnek kavşak olarak Çankaya Kavşağını inceledim. Gözlemlerim
sırasında, dört şerit olarak projelendirilmiş olan FevziPaşa Bulvarında, öncelikle kırmızı ışıkta bekleyen araçların beş veya
altı şerit oluşturduğunu, bunun sonucunda ise şerit kullanımındaki düzensizliğe bağlı olarak araçların kalkış (veya reaksiyon)
sürelerinin uzadığını ve gecikmelerin arttığını tesbit ettim. Şu anda yapılmış olan düzenleme ile bu tip bir karışıklık büyük
oranda ortadan kalkmış oldu.
Benzer şekilde yolların daraltılması konusunda çok miktarda şikayet gelmekte. Benzer bir durum bu konu için de
geçerli. Trafik bir akışkandır. Şeritler ne kadar genişse, okadar rahat akar. Ancak akışkanlar için geçerli olan diğer hususlar,
trafik için de aynen geçerlidir. Boru çaplarında sürekli genişleme ve daralma olduğu takdirde, düzensiz bir akım elde
edersiniz ve büyük kayıplara uğrarsınız. Şerit genişliklerinin sürekli değiştiği kesimlerde ise bu kayıplar gecikmeler, trafik
sıkışıklıkları ve trafik kazaları olarak karşımıza çıkarlar.
MithatPaşa Caddesindeki uygulamalara gelince: Bu konuda çok detaylı bir incelemem olmadı. İşim ve evimin
bulunduğu yerler sebebiyle çok ender buraya gidebiliyorum. Gördüğüm kadarıyla, trafik mühendisliği açısından oldukça
güzel sayılabilecek bir uygulama. Fakat Türk halkının sürücü davranışlarının getirdiği bazı problemler var. Özellikle bu
caddeyi uzun yıllardır kullanan insanların bazı alışkanlıkları var ve bunları yenmek kolay değil. Buranın projelendirilmesi
aşamasında yukarıda açıkladığım sebeplerle gidiş-dönüş iki şerit halinde yapılması daha faydalı olabilirdi. Tabii bir de ne
amaçla kullanılabileceğini göz önünde bulundurmakta da fayda var. Mustafa KemalPaşa Bulvarı gibi önemli bir alternatifin
de varlığıyla Mithat Paşa Caddesinin daha çok otobüslerin kullandığı bir yol olması da mümkün. İyi bir uygulamayla bu
caddede otobüs işletmesinin daha sağlıklı yapılabileceği görüşündeyim.
Belirtilmesinde yarar olduğunu düşündüğüm diğer bir konu ise, İzmir’de dönel kavşak uygulamalarının arttığı ve/veya
mevcut dönel kavşakların önemli bir kısmının düzenlenerek şehir trafiğinin hizmetine sunulduğu. Dönel kavşaklar,
günümüzde gelişmiş ülkelerde özellikle ölümlü, yaralanmalı ve büyük maddi hasarlı trafik kazalarının azaltılması amacıyla
kullanılmaktadır. Ayrıca son yıllarda, ülkemizde uzun zamandır çeşitli uygulamaları görülmesine rağmen, özellikle şehir
merkezlerinde yüksek kapasite sağlamak ve kazaları azaltmak amacıyla sinyalize dönel kavşaklar tercih edilmeye
başlanmıştır. Dünyada bu yöndeki akademik araştırmalar sınırlı olmasına rağmen İzmir’de çok başarılı kabul edilmesi
gereken Alsancak Gar ve Basmane Kavşakları gibi uygulamalar göze çarpmaktadır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
13
incelemeler
TMMOB ULAŞTIRMA POLİTİKALARI KONGRESİ
16-17 KASIM 2003 ANKARA
Ali Fuat GÜNAK
İnşaat Mühendisi
İMO İzmir Şubesince görevlendirilerek katılmış olduğum ve sekreteryasını İMO İstanbul Şubesinin üstlendiği
’’TMMOB ULAŞTIRMA POLİTİKALARI KONGRESİ’’, 16-17/10/2003 günleri arasında Ankara’da Karayolları Genel
Müdürlüğü Toplantı Salonunda gerçekleştirildi. Bu kongre ile ilgili olarak İMO İzmir Şubesi üyelerimizi bilgilendirmek
amacıyla izlenim ve görüşlerimi belirtmek istiyorum.
Kongrede iki gün boyunca sunulan bildirilerin, bildiri kitabında olması nedeniyle üzerinde fazla durmaya gerek
olmadığı kanısındayım. Yalnız bildiri kitabının uzun uzun okunmayacağı, ayrıca araştırmaya yönelik akademik çalışma
ürünü bildirilerin de yer alması gerekçesiyle kitabın, yani bildirilerin kısa bir değerlendirmesini yaparak geçeceğim.
Ancak asıl ilginç olan aralarında Sn. Mümtaz Soysal, Sn. Selahattin Babüroğlu gibi eski bakan, DPT görevlileri, müsteşar
ve müsteşar yardımcılarının da bulunduğu çeşitli bürokrat ve siyasetçilerin kongre açılış konuşmalarıydı.
İMO adına konuşan Gn. Bşk. Taner Yüzgeç, ulaşımın uygarlığın göstergesi olduğunu, fakat ne yazık ki yatırımların
rasyonel ve planlı yapılmadığını ve ulaştırmanın bundan yeteri kadar nasibini almadığını ve uygulanan ulaştırma
yatırımlarında kaynak israfının da had safhada olduğunu belirtti. İMO İstanbul Şb. Bşk. Cemal Gökçe 1975’lerde
başlayan demiryolu projelerinin rafa kaldırıldığını ve geçmişin ulaştırma politikalarının sorgulanması ve yeni politikalar
belirlenmesi gerektiğini vurguladı. TMMOB den Oğuz Gündoğdu planlamaların yapımında mühendislerin yeterince
etkin olmadığını, oldurulmadığını, planlamanın yanlış yapıldığını, yolların fay hatları üzerine yapıldığını, bunun 1999
depremi ile daha iyi anlaşıldığını ve bu konuda hala yeterli çalışmaların yapılmadığını belirtti.
Özellikle teknokrat veya bürokrat eski politikacılar konuşmalarında, Türkiye’de bugüne kadar ciddi olarak bir
ulaştırma ana planının olmadığı sadece 1983 yılında yapılan ulaştırma ana planının da uygulanmadığı ve karayolu
ağırlıklı politikaların daima ön plana çıkarıldığı vurgulandı. Aynı yıllarda DPT planlarında 120 km gibi deneme amaçlı
yapılması düşünülen otoyolların, nedeni belli olmaksızın 1200 km. ye çıkarılması ve aynı dönem Ulaştırma Bakanının
bile bunun nedenini bilmemesi Türkiye’deki ulaşım politikalarının geldiği noktayı ve bu noktaya nasıl ve hangi etkilerle
gelindiğini daha iyi anlatıyor.
Hükümet adına konuşma yapan konuşmacıların da özet olarak ’15.000 km duble yolu ne pahasına olursa olsun
yapacağız, isterse etüt ve plan sonradan gelsin’ gibi bir ifade kullanmaları ise, şu anda uygulanan ulaştırma
politikalarımızı daha net olarak ortaya koyuyor.
Bildirilerin, genellikle akademik, bilimsel ve araştırmaya yönelik çalışma ürünü olması, önemli ve doğru etkiler
yaratacağı gerçeğini de gösteriyor. Ancak üniversiteler ve bireysel olarak teknik verilere dayalı yapılan bu olumlu
çalışmaların uygulamaya geçemediği, sunuş ve açılış konuşmalarında ortaya konan, yanlış veya hiç olmayan ulaştırma
politikalarının, ayrıca geçmiş 5 er yıllık kalkınma planlarında da bu politikaların, kağıt üzerinde olduğu halde
uygulanamaması, bu çalışmaların da değerlendirilemeyeceği, sadece birer çalışmadan öteye gidemeyeceği gerçeğini
ortaya çıkartıyor.
Güzel söylemler de yok değil tabi. AKP Erzincan Milletvekili ve İTÜ den ulaştırma hocamız Prof. Dr. Mustafa
Ilıcalı, Yeni bir ‘‘Ulaştırma Ana Planı’’ çalışmalarının bürokratik engellere rağmen yapıldığını ve imzalanacak duruma
geldiğini söyledi. Demiryollarının gelişimi için çalışmaların yapıldığını, İstanbul-Ankara demiryolu projesinin 2005
yılında tamamlanacağı ve bu sürenin 3 saat 15 dakikaya ineceğini, 60.000 km karayolunun sorunlarının çözülmesi ve
kazalara neden olan kara noktaların iyileştirilmesi gereğini dile getirdi. Ayrıca Avrupa Birliği Fonlarının doğudaki yollara
aktarılmasını, en önemlisi de kurulacak olan Ulaştırma Komisyonunun TMMOB ile birlikte oluşturulmasını istemesi ise
oldukça anlamlıydı. Ancak hocamızın, tüm bu söylemlerin klasik politikacı vaadi olarak mı yoksa bilim adamı kimliği ile
mi söylediğini kestirmek tabi ki zor. Çünkü hepimiz, ülke geçmişinde, mühendis olduğu halde mühendisliğini bir kenara
bırakıp klasik politikacı gibi davranarak ve bu ülkeye en büyük kötülükleri yapan mühendisleri de daha önce çok gördük.
Umarız bu sefer farklı olur.
Akademik çalışmalar içinde İzmir’in şehiriçi ulaşımını direkt olarak ilgilendirdiği için, İzmir metrosuyla ilgili ilginç
bir bildiriden söz etmeden geçemeyeceğim. Sözkonusu çalışma İzmir metrosunun verimsiz olduğunu ortaya koyuyor.
11.6 km uzunluğa ve 600 milyon USD maliyete sahip metronun, maliyet-işlev karşılaştırması açısında teknik verilere
göre değerlendirildiğinde verimsiz olduğu doğru olabilir. Ancak şehiriçi toplu taşımacılığına, gereklilik ve ileriye yönelik
işlev açısından bakıldığında ve bütün olarak ele alındığında, verimsiz olarak nitelemek sanırım yanlış olur. 400.000
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
14
incelemeler
yolcu/gün olarak planlanan metronun şu anda 70.000 yolcu gün/olduğu ileri sürülmektedir. Ancak metro Üçyol’dan
Üçkuyular’a, Bornova Ege Üniversitesi’nden, şehirlerarası otobüs terminaline kadar uzatılmalı ve değerlendirme buna
göre yapılmalıdır. Zaten mevcut 11.6 km toplam uzunluğun, U Tünel olan 4.6 km lik kısmı ile viyadük olarak inşa edilen
2.8 km lik kısımları mevcut maliyetin yüksek olan bölümünü oluşturmaktadır. Bornova’dan sonraki yapılacak kesim
yüzeyden gidecektir ve maliyeti düşüktür. Bu kesimlerin de tamamlanması şehiriçi toplu taşımayı daha da rahatlatacaktır.
Genel olarak Ulaştırma Politikasının ne olduğu konusuna biraz değinmek gerekiyor. Hepimizin bildiği gibi
ulaştırma; Karayolu, Demiryolu, Denizyolu, Havayolu ve Boru Hattı olarak 5 ana gruba ayrılır. Bu gruplar Yolcu ve Yük
Taşımacılığı olarak iki ayrı alt sistemde değerlendirilir. Rasyonel Ulaştırma politikası demek, bu beş grubu rekabete
sokmadan birbiriyle iyi entegre ederek, toplu yolcu ve yük taşımacılığını sisteme uygun en süratli , en emniyetli ve en
ucuz şekilde yapmaktır.Tabi bunu yaparken uluslararası gelişmiş teçhizat, altyapı ve üstyapı standartları kullanılmalı ve
uluslararası entegrasyon da sağlanması gereklidir.
Bu noktada Cumhuriyet tarihimize bir bakalım. O anda mevcut olan demiryollarının sömürge ülkelere özgü
ahşap tipi hat yapısı ve yetersiz oluşu sorun olmaktaydı. Bu mevcut yol ağı, sömürgeci ülkelerce, az gelişmiş ülkelerin
doğal zenginliklerini, daha kolay kontrol ve denetimini sağlamak, ve arkeolojik eserleri yurt dışına kaçırmak amacına
hizmet etmesi amaçlanarak yapılmış ve uzun bir süre bu amacına da hizmet etmiştir. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte
başlayan yeni süreçte, bu yönde yabancı ülke şirketlerine verilen imtiyaz hakları satın alınarak demiryolları
millileştirilmiş ve geliştirilmiştir. 1923-1940 yılları arası izlenen ulaştırma politikalarının tarihimizin en akılcı
politikaları olduğunu görüyoruz. Bu 17 yıllık süreçte her yıl ortalama 200 km demiryolu inşa edilmiştir. 1940-1950
yılları arası savaş ortamının ülke ekonomilerini olumsuz etkilemesi, ülkemizde de yatırımların durmasına neden oldu.
1950’li yıllar ise her konuda olduğu gibi ulaştırma konusunda da yeni dönemin başlangıcıdır. O zamana kadar izlenen
devletçi ekonomik politikalar terk edilerek dışa bağımlı “liberal” ekonomik politikalar benimsenmeye başlanmıştır. Bu
yeni dönemin ilk aşaması olan 1950-1960 yılları arasında, dönemin temel özelliği itibariyle, görünüşte tarımda
mekanizasyona ağırlık verilmesi olarak Amerikan Marshall yardımı ile birlikte başlayan süreç, 1950 ve sonrası genel
olarak, Amerikan emperyalizminin çıkarları doğrultusunda gelişmiş ve geliştirilmiştir. Bu bağımlı politikalara uygun
olarak, ulaştırma politikasında da demiryolu ağırlıklı ulaşım tamamen terk edilerek karayolu ağırlıklı ulaşım politikalarına
ağırlık verilmiştir.
1963 yılından itibaren uygulanmaya başlayan 5 er yıllık planlı kalkınma dönemlerinde, kalkınma planlarının
hazırlanmasında görevli özel ihtisas komisyonlarının görüş ve raporları, uygulanan politikaların yanlışlığı doğrultusunda
olmasına karşın bu raporlar hiçbir zaman dikkate alınmamış ve uygulanmamıştır. 5 yıllık kalkınma planlarının çoğunda
yer alan bir ulaştırma ana planının gerekliliği ilk kez 1983 Ulaştırma Ana Planı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu plana
göre 10 yılda yük taşımacılığında; denizyolları payı %16’dan %32’ye, demiryolları payı %10’dan %27’ye, boru hatları
payı %1,5’dan %4,5’a yükseltilecek ve karayolunun payı ise; %72’den %36’ya düşürülmesi hedeflenmiştir. Bugün alt
sistemlere baktığımızda ise, yük taşımacılığında karayolu payı %89 demiryolu payı %5, yolcu taşımacılığında ise;
karayolu payı %96 demiryolu payı %2 dir. Görüldüğü üzere ülkemizde akılcı bir ulaştırma politikasının varlığından
sözetmek mümkün olmadığı gibi herhangi bir ulaştırma politikasının varlığından sözetmek bile olanaksız hale gelmiştir.
Çünkü 1983 Ulaştırma Ana Planı hiç uygulanmadığı gibi bırakın hedeflerin gerçekleşmesini, 10 yılda 1983 den daha
kötü duruma gelinmiştir.
Karayolu politikalarına ağırlık vermekle, başlangıçta, ülke içi pazarı açmak için sanki daha kolay ve gerekli gibi
görünen bu ulaşım politikası değişimi kaçınılmaz olarak, zaman içersinde tersine dönmüştür. Gerçekte bu değişiklikten
daha fazla kar edenler ise büyük tekeller, özellikle araba ve petrol tekelleri olmuştur. Tüm gelişmiş ülkelerin hükümetleri,
kendi ülkeleri için, öncelikle demiryolu ulaşım politikalarını, gelişen teknoloji ile değiştirip, düzeltip geliştirirken bizim
ülkemiz için tersini uygulamamız konusunda ciddi ve yaptırımcı politikalar uygulamışlardır ve uygulattırmışlardır.
Karayolu tabi ki gereklidir. Önemli olan toplam yolcu ve yük taşımacılığının, yani toplam ulaşımın ne kadarının
karayolu ile, ne kadarının demiryolu ile, ne kadarının deniz ve nehir yolu ile ve ne kadarının hava yolu ile yapılması
gerektiğinin iyi belirlenmesidir. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, mevcut deniz ulaşımının yeterli olduğunu kim
söyleyebilir ?
Ulu Önderimiz Atatürk’ün bir sözünü hatırlayalım; “Nereye gittiysem halk benden daima iki şey istedi: Okul ve
yol.”. Galiba biz Atatürk’ü yanlış anladık veya anlamadık. Yol söylemini hep karayolu olarak algıladık, veya
algılattırıldık, onun için hep karayolu ağırlıklı ulaşım politikalarını uyguladık. Halil Rıfat Paşa’nın meşhur sözü;
‘‘Gidemediğin Yer senin değildir.’’, her yere ulaşmanın önemini ve gerekliliğini anlatmak bakımından doğru söz, ancak
oraya nasıl ve neyle ulaşılması gerektiğinin planlaması daha da önemli.
Ülke geleceğini ilgilendiren ve teknik nitelik içeren her konuda teknokratların sesinin, siyasilerin sesinden daha fazla
çıkmaya başladığında, galiba bazı şeyler de değişmeye başlayacaktir.
Sadece iyi mühendis olmak her şeye teknik olarak yaklaşmak, etkin olabilmek anlamında yeterli olmuyor. Siyasi
etkiyi de dahil etmek gerekiyor. Yani siyaset çarkının bir dişinin de bizim olmamız gerekiyor. Bu hem daha temiz ve
doğru siyaset yapılmasını, hem de teknokratların daha çok söz sahibi olmasını sağlayacak.
Galiba bu konuda biz mühendislere oldukça fazla görev düşüyor...
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
15
incelemeler
KONSOL KİRİŞTE YANAL STABİLİTE
Prof. Dr. Tuncay EMREM
Örnek Problem: Ucunda Q tekil yükü bulunan bir konsol kirişte (I 400) gerekli irdelemelerin
yapılması istenmektedir. (Mlz. St 52 YD.1):
Ix = 29210 cm4
F = 118 cm2
St 52
I.Y.d.
1 - Gerilme:
Mm=9.5*320 = 3040 t.cm
Wx = Ix/(h/2) = 29210/20=1461 cm3
smax = M/Wx = 3040/1461 = 2.08 t/cm2 < 2.1 t/cm2
2 - Sehim(uçta):
max f = Q*L3/(3*E*Ix) = 9500*3203/(3*2.1*106*29210) = 1.7 cm
müsaade edilen uç çökmesi: L/250 = 620/250 = 2.5 cm
max f =1.7 cm < fmax = 2.5 cm
Iy =1160 cm4
Id =140 cm4
Cm = 419600 cm6
E = 2.1*106 kg/cm2
G = 0.81*106 kg/cm2
3 - Yanal stabilite :
kaynak (a) - DIN 4114 - Ri 15.13 de verilen diyagram (Bild 23)
Bu diyagramda k3 eğrisi: I-Profil kesitli konsol kiriş ucunda, üst başlık ağırlık merkezi hizasında tesir eden tekil
yükün bulunması halinde yanal burkulma kritik yükünün hesabı için gerekli k sayısını, k değerine bağlı olarak
verecektir. Sözkonusu diyagramda k karşılığı olan k değeri, k3 eğrisi aracılığı ile yaklaşık olarak bulunabilir.
κ = E*Cm/(G*Id*L2) = 2.1*106*419600/(0.81*106*140*3202) = 0.08
... k3=3.8
yanal burkulma momenti:
Mb=k3*(E*Iy*G*Id)0.5/L = 3.8*(2.1*1160*0.81*140)0.5*106/320 = 6241*103 kg.cm
Mb=6241 tcm
yanal burkulma gerilmesi: ski = Mb/Wx = 6241/1461 =4.27 t/cm2 > 2.88 t/cm2
azaltılmış kıyaslama gerilmesi: sK = 3320 kg/cm2
kaynak (b) - (*) (Sh.108 -111) de: Enerji Metodu ile elde edilen katsayılar determinantını sıfırlamak suretiyle kritik yükün
bulunması gösterilmiş olup, buna ait açıklama ayrıca verilmiştir. Bilgisayar programı sonucu k3 = 3.81 dir.
Sonuç: Müsaade edilen yanal burkulma gerilmesi: sb =3.32/1.71 =1.94 t/cm2 < 2.08 t/cm2
sb = 1.94 t/cm2 değerinin aşılmaması için:
sb = Q*L/Wx
Qmax =1.94*1461/320 = 8.85 t olmalı.
1.94= Q*320/1461
Konsol kirişlerde yanal burkulma probleminin incelenmesinde yararlanılmak üzere çıkarılmış bulunan katsayılar
determinantı (Sh.107- TABLO-V) (*)' nı sıfıra eşitleyecek Q tekil yükü, sözkonosu konsolun yanal
burkulma kritik yükünü ifade etmektedir. Konsol ucunda tek bir Q yükünün bulunması halinde (Sh.105 Şekil -5.1)
TABLO-V ' de Mo =0, s =0 yazılacaktır.
Yeni bir düzenleme ile TABLO-5' deki ifadeler aşağıdaki şekli alır:
κ' = E*Cm/(G*Id*L2)
Mb = Q*L
k2=Mb2*L2/(E*Iy*G*Id)
Z = E*Iy/(G*Id)
T = (Z)0.5
A = 12*κ + 4.8 - 0.054*k2 - 4*k*w1*T/L
B = 18.85*κ + 8.193 - 0.0575*k2 - 6.283*k*w1*T/L
C = 48.705*κ + 14.8 - 0.065*k2 - 9.87*k*w1*T/L
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
16
incelemeler
katsayılar determinantını sıfıra eşitleyen k değeri ile Qki kritik yükü bulunur.
katsayılar determinantı
A
B
B
C
A*C - B2 = 0
Aşağıda verilen bilgisayar programı ile k değeri bulunmuştur.
REM konsol
REM I 400
10 DIM R(10)
20 L = 320
30 FOR J = 1 TO 1000
40 EPS = .01: X1 = X1 + EPS
42 E = 2.1: G = .81 : Id = 140 : Cm = 419600 : Iy = 1160 : W1 = 20
48 Z = E * Iy / (G * Id) : T = SQR(Z) : X = E * Cm / (G * Id * L ^ 2)
50 A = 12 * X + 4.8 - .054 * X1 ^ 2 - 4 * X1 * W1 * T / L
60 B = 18.85 * X + 8.193 - .0575 * X1 ^ 2 - 6.283 * X1 * W1 * T / L
70 C = 48.705 * X + 14.8 - .065 * X1 ^ 2 - 9.87 * X1 * W1 * T / L
80 R = A * C - B ^ 2
90 IF R < 0 GOTO 130
100 PRINT " R ( " ; J ; " ) = " ; R
110 NEXT J
130 PRINT J
140 K3 = EPS * J
150 LPRINT " K3 = " ; K3
160 LPRINT " X = " ; X
170 LPRINT " L=" ; L
K3= 3.81
X = 7.588252E-02
κ' ya bağlı olarak yukarıdaki determinant tablosundan hesaplanan diğer k3 değerleri aşağıda
verilmiş olup, Sh.109 şekil-5.2 diyagramı(veya DIN 4141/2- Bild 23) ile örtüşmektedir.
κ
0,02
0,03
0,04
0,05
0.10
0,15
0.20
0,25
0.30
k3
4,35
4,23
4,12
4,02
3,66
3,48
3,39
3,35
3,33
L(cm)
620
510
440
395
280
225
195
175
160
(*) SÜREKLİ KİRİŞLERDE YANAL BURKULMA Prof.Dr.Tuncay Emrem - Birsen Yayınevi
Üyelerimize duyurulur…
Seminer
“Binaların deprem performanslarının
belirlenmesinde yeni yaklaşımlar.”
16 OCAK 2004 Cuma Saat:18.30
İMO İzmir Şubesi
Prof. Dr. Nuray AYDINOĞLU
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
17
incelemeler
YEREL ZEMİN KOŞULLARI – DEPREM YAPI HASARI
İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
H. Recep YILMAZ 1 - Tuğba ESKİŞAR 2
1.
GİRİŞ
Mesleğimizin temel amaçlarından biri içinde yaşadığımız mekanların daha güvenli, dayanıklı ve uzun ömürlü olacak şekilde
tasarlanıp inşa edilmesidir. Ülkemiz topraklarının yüzölçümü olarak %65.7’si, nüfus olarak ise %71 gibi büyük bir yüzdesi
1. ve 2. derece deprem bölgesi içinde kalmaktadır. Bu bölgelerdeki nüfus artış hızı da diğer bölgelere göre daha yüksektir.
Bu nedenlerle yapılarımızın mevcut yönetmeliklere göre tasarımı kadar yerindeki uygulamaların da titizlikle yapılmasının
gerekliliği ortadadır. Deprem olayına mani olunamayacağına göre depreme dayanıklı inşaat yapımı zorunludur. Bu çalışma
kapsamında muhtelif depremlerden sonra saptanmış olan hasar gözlemleri ile bu konuda değerli yerli ve yabancı
araştırmacıların yapmış oldukları önceki çalışmalardan da yararlanılarak yapı hasarı – zemin koşulları ilişkisi üzerine bu
çalışma ile bir katkı koyulabilmesi hedeflenmiştir.
Bugüne kadar yapılmış olan pek çok incelemeye göre oluşmuş olan yapısal hasarların zemin özelliklerinden önemli ölçüde
etkilendiği görülmüştür. Ancak 1999 yılı Adapazarı Depremi’nden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Kriz
Merkezi Hasar Tespit Komisyonu tarafından 2001 bahar aylarına kadar toplam 124853 konut ve iş yeri zemin ve yapı
kalitesi açısından incelemiş olup, incelemeler sonunda ortaya çıkan sonuçlar gerçekte deprem riskini büyüten asıl faktörün
zemin değil ağırlıklı olarak yapısal sorunlar olduğu yönündeki görüşleri doğrulamıştır (Barka, A., 2002). Zemine bağlı
sorunlardan dolayı oluşan olayların %23.40’ı ancak bulduğu, incelenen tüm konut ve iş yerlerinde yapılan kontrollerde %90
oranında kalitesiz beton kullanıldığı, %64.2’sinde korozyon sorunu olduğu, %61.23’ünde tuzdan arındırılmamış deniz kumu
kullanıldığı, %16’sında yaşlanmaya bağlı yıpranma olduğu, %11.27’sinde betonun yeterince sulanmadığı, %12’sinde ise
çeşitli mimari hatalar bulunduğu saptanmış bulunmaktadır. Kusur oranı %23.40 olarak saptanmış olsa da bu yazının amacı
geoteknik mühendislerinin üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirerek projelendirme esnasında yeterli ve ekonomik
temel sistemlerinin seçilebilmesi amacıyla yerel zemin şartlarının bilinmesi ve projelendirmeye etki derecesinin saptanması
olacaktır. Bu çalışma kapsamında bina hasarlarına etki eden statik ve dinamik tüm temel faktörler incelenerek nihai taşıma
gücünün aşılması, titreşimlere bağlı ilave oturmalar ve şev kaymalarının tetiklenmesi veya sıvılaşma gibi olaylara yol
açabilmeleri bakımından özellikle 1. derece deprem bölgesinde yer alan İzmir ve benzeri diğer illerimizde dinamik
faktörlerin de dikkate alınmasına yönelik uyarı ve sonuçlar, taşıma gücü parametrelerindeki azalmalar belirtilerek
açıklanmaktadır.
2.
BİNA HASARLARINA ETKİ EDEN TEMEL FAKTÖRLER
Bu başlık altında sayılabilecek faktörler:
i. Yöre ile ilgili sismotektonik faktörler
ii. Topoğrafik ve jeolojik faktörler
iii. Bina ile ilgili teknik faktörler
olarak literatürde ayrıntıları ile belirtilmektedir (Arıoğlu, E., v.d., 2000) veya daha özlü bir biçimde yapısal hasara etki eden
faktörler:
i. Deprem
ii. Yerel zemin koşulları
iii. Yapı özellikleri
olarak sayılabilmektedir (Ansal, A. M., 1991).
Bu çalışmadaki ilgisi nedeniyle yerel zemin koşulları kapsamında ise aşağıdaki alt maddeler sayılmaktadır:
1. Kaynaktan yayılan deprem dalgasının (P, S, yüzey dalgaları) incelenen sahaya gelinceye kadar kat ettiği
formasyonların cinsi (Genç çökeller, alüvyon, kaya kütlelerinin rijitliği)
2. Formasyonların kalınlığı ve kayma dalgası hızları
3. Yeraltı su seviyesinin yüksekliği
4. Yerleşim alanının kırılan faylara uzaklığı (Depremin şiddeti uzaklık ile ters orantılıdır.), yerleşimin tepede veya
vadide olma durumu
5. Yerleşim bölgesinin aktif faylara göre konumu.
Sayılan bütün bu faktörler yapıya etkiyecek sismik kuvvetin (yatay kuvvet) büyüklüğünü doğrudan doğruya etkileyen
ivmeyi denetleyen temel faktörlerdir.
Zemin tabakalarının cins, kalınlık, yeraltı su seviyesi gibi özelliklerinin kısa mesafeler içinde çok değişebilmesi farklı
bölgelerde inşa edilmiş aynı tip yapılarda farklı deprem hasarlarına sebep olabilmektedir. Geçmiş depremlere ait hasar ve
ivme kayıtları incelendiğinde de bu durum açıkça görülmektedir (Ansal, A. M., 1991). Depreme dayanıklı yapıların
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
18
incelemeler
yapılması için izlenen yaklaşımda önceleri bölgenin sismik potansiyeli ve kabaca sınıflandırılmış zemin cinsi ile yapıya ait
bazı özelliklerin bilinmesi yeterli görülmekte idi. Oysa, son 25 – 30 yıl içinde izlenen ve yorumlanabilen hasar çeşitleri ile
daha ayrıntılı çalışmalar yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Esasen herhangi bir bölgede depremden sonra oluşmuş hasar
dereceleri dikkate alınarak bir şehrin yeniden bölgelere ayrılması yeniden yapılaşmanın en iyi bir klavuzu olarak kabul
edilmektedir.
Görüleceği üzere bir ülkeyi birkaç ayrı bölgeye ayıran sismik makrobölgelemenin yeterli olmayacağı ve çok daha ayrıntılı
mühendislik uygulamalarına yönelik çalışmaların yapılması gereği ortaya çıkmaktadır. Deprem ve diğer doğal afet
tehlikesine sahip tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de deprem tehlikesi haritaları mevcuttur ve bunlar çağdaş teknolojik
gelişmelere paralel olarak geliştirilmektedir. Ancak, bu haritalar deprem tehlikesini ortalama bir zemin cinsi için veren ve bir
büyük deprem sırasında yerel zemin yapısına bağlı olarak meydana gelebilecek sıvılaşma, farklı oturma, zemin büyütmesi,
heyelanlar v.b. yerel tehlikeleri göstermeyen haritalardır. Gölcük depremi sırasında zeminin dinamik davranışının oluşan
hasar üzerinde çok önemli etkisi olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Daha önce Burdur (1971), Erzincan (1992), Dinar (1995)
ve Adana –Ceyhan (1998) depremlerinde gözlenen zemin sıvılaşması, zemin büyütmesi son depremde özellikle Adapazarı,
Değirmendere, Ulaşlı ve Yalova gibi yerleşim bölgelerinde önemli boyutlarda gözlenmiştir (HGK, 1999).
3.
ZEMİN KOŞULLARININ DEPREM HAREKETİNE ETKİSİ
Maksimum ivme: Zemin durumunun maksimum yer ivmesine olan etkisi Şekil 1’de görülmektedir. Şekle göre kayada
ölçülen ivme derin dolgu zeminde ölçülenden daha fazladır. Ancak daha ayrıntılı yapılan araştırmalarla bu durumun
maksimum ivmenin 0.1g’den büyük olması halinde ortaya çıktığı gösterilmiştir. Şekil 2’de de görüldüğü gibi eğer
maksimum ivme 0.1g’den küçük ise durum tersine dönmekte ve maksimum ivme derin dolguda kayadakinden daha fazla
olarak ortaya çıkmaktadır.
Maksimum hız: Zemin durumunun maksimum hıza olan etkisi ise Şekil 3’te verilmektedir. Bu durumda yerel zeminin
meydana gelecek maksimum hıza önemli derecede etkisi olduğu görülmektedir. Dolgu zeminde meydana gelen hız yaklaşık
olarak kayadaki hızın iki katı civarındadır (Celep, Z., Kumbasar, N., 1993).
Spektrum: Yapıya etkiyen toplam deprem yükünün hesabında kullanılan S spektrum katsayısı zemin durumundan önemli
derecede etkilendiği için 1998 Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik’te zemin koşullarına ve bina
doğal periyodu T’ye bağlı olarak farklı biçimlerde ifade edilmektedir (Şekil 4), (Düzgün, M., 2000). Yerel zemin sınıfları
olarak isimlendirilen Z1, Z2, Z3 ve Z4’e göre değeri 0.10 ile 0.90 sn arasında değişmektedir.
Şekil 1. Maksimum deprem ivmesinin zemin durumuna ve deprem merkezine olan uzaklığa göre değişimi (Celep, Z.,
Kumbasar, N., 1993).
Şekil 2. Farklı zeminler için maksimum deprem ivmesi (Celep, Z., Kumbasar, N., 1993).
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
19
incelemeler
Şekil 3. Maksimum deprem hızının deprem merkezine olan uzaklığa göre değişimi
(Celep, Z., Kumbasar, N., 1993).
Şekil 4. Spektrum katsayısının periyoda göre değişimi (Düzgün, M., 2000).
Farklı zemin durumlarına ait spektrum eğrilerinin birbiri ile mukayesesi amacıyla önce spektrum eğrilerinin normalize
edilmesi gerekir. Bu konuda geniş bilgi Celep, Z., Kumbasar, N., (1993) kaynağından edinilebilir. Aşağıda sunulan Şekil 5
ise San Francisco 1957 depreminde anakaya üzerinde mevcut olan zemin kalınlığının oluşacak maksimum kesme kuvvetine
etkisini açıklamaktadır. Şekilden yapı ile anakaya arasındaki zemin kalınlığı arttıkça taban kesme kuvvetinin de büyüdüğü
görülmektedir. Bu durum herhangi bir depremden sonra hasar oranları çok farklı olan aynı yöredeki yapıların
değerlendirilmesi sırasında hatırlanacak bir faktör olma özelliği taşımaktadır.
Şekil 5. San Francisco 1957 depreminde zemin kalınlığının maksimum kesme kuvvetine olan etkisi (Tabban, A., 1979).
4.
DEPREMİN NEDEN OLDUĞU HASAR TÜRLERİ
Zemin sıvılaşması: Suya doygun kohezyonsuz kum v.b. zemin, koşullarında ve dinamik şartlarda ortaya çıkabilen bu olay
sırasında zemin dayanımını aniden tamamen yitirebilmekte ve bir sıvı gibi davranabilmektedir. Sıvılaşmanın en önemli
nedeni yer hareketi ile meydana gelen yön değiştiren kayma gerilmelerinin hidrostatik basıncı arttırarak çevre basıncına eşit
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
20
incelemeler
kılması nedeniyle zeminin mukavemetini kaybetmesidir. Sıvılaşma doğal olarak yeraltı su seviyesi yüksek olan kohezyonsuz
zemin durumunda ortaya çıkabilen bir olay olduğundan deprem yapı hasarın direkt olarak etkileyen bir olgudur ancak
buradaki hasar terimi ile kastedilen farklı olup yapının tamamen hasara veya kısmen hasara uğraması yerine önemli
mertebede zemine batabilmesi, yüzebilmesi veya yana yatması durumudur. Aşağıda Adapazarı’nda sıvılaşma sonucu hasar
gören bir yapı örneği verilmektedir (Yılmaz, H. R., Eskişar, T., 2003).
Şekil 6. Adapazarı Depremi’nde sıvılaşma sonucu hasar gören bir yapı
(Yılmaz, H. R., Eskişar, T., 2003).
Görüldüğü üzere zemin tabakaları içlerinden geçen deprem dalgalarının özelliklerini etkilediği kadar deprem dalgaları
açıklanmış olan sıvılaşma ve aşağıda açıklanacak olan şev kaymalarında gözlendiği gibi zemin tabakalarının dayanım ve
şekil değiştirme özelliklerini de etkilemektedir. Böyle durumlarda bu tabakalar üzerinde yer alan yapılar sadece zemin
özelliklerinin değişmesi sonucu bile büyük hasar görebilirler. Bu nedenle bu tür potansiyele sahip bölgelerin belirlenmesi ve
detaylı olarak incelenmesi oluşabilecek hasarların azaltılması için gerekli olur (Ansal, A. M., 1991).
Şev kaymaları: Deprem titreşimleri ile statik kayma mukavemeti parametrelerinin dinamik durumda daha küçük değerlere
ulaşması ve ilave olarak kayma hareketini kolaylaştıran depremden kaynaklanan yanal deprem
yükü nedeniyle şevlerin stabilitesi aniden bozulabilmektedir. Hasar nedenleri arasında zemin tipi, içsel sürtünme açısı, şevin
eğimi, yeraltı su seviyesinin yüksekliği, zeminin suya doygunluğu, drenaj önlemlerinin etkinliği gibi faktörler
sayılabilmektedir. Bu durum aşağıdaki Şekil 7’de şematize edilmiştir.
Şekil 7. Depremden dolayı oluşabilen kayma hareketi (Arıoğlu, E., 2000).
Oturma: Deprem titreşimleri ile sıvılaşma olmasa bile özellikle kohezyonsuz zeminlerde düşey deplasmanlar tolerans
limitlerini aşacak şekilde oluşup kaykılma sınırlanı da zorlayıp yana yatmayı belirgin bir hale getirebilirler. Aşağıdaki Şekil
8’de bu durum gösterilmiştir. Sıvılaşmadan dolayı oluşabilecek büyük miktardaki oturmalar (birkaç metre) burada dikkate
alınmamıştır.
Şekil 8. Titreşime bağlı olarak oluşabilecek düşey oturma ile farklı oturma sonucu dönmeler
(Arıoğlu, E., 2000).
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
21
incelemeler
Dayanım Kaybı: Deprem sırasında doygun gevşek kum katmanlarının içsel sürtünme açılarının
φ′ = φ - (20-N)/15*arctanKd
ifadesi ile açıklandığı üzere görünür statik içsel sürtünme açılarının (5<N<20 değerlerinde Kd=2/3 amaks/g olmak üzere)
azaldığı Okamato (1984) ve Krinitzsk, Gould, Edinger (1993) tarafından ifade edilmektedir. Bu durumda örneğin N =12 için
φ=30° kabul edilirse verilen formülün uygulanması ile amaks=0.40 g’nin geçerli olabileceği çevremiz şartlarında 30
derecelik içsel sürtünme açısı 22 dereceye düşebilecektir. Basit bir yüzeysel temel için yapılan taşıma gücü hesabı
sonucunda (c=0 iken) deprem nedeniyle zemin nihai taşıma gücünün statik duruma kıyasla %50’den fazla azalabileceği basit
bir örnek üzerinde gösterilmiştir (Arıoğlu, E. v.d., 2000). Dinamik durumdaki taşıma gücü değerinin basit ve kaba bir
yaklaşımla statik taşıma gücünün yarısı mertebesinde alınabileceği muhtelif geoteknik literatürlerde önerilmektedir. Bu
durumda taşıma gücü bakımından önemli kayıpların oluşabileceği ve taşıma gücü kaynaklı hasarlar oluşması beklenebilir
veya taşıma gücüne karşı güvenlik faktörünün çok azalması oluşacak oturmaları da arttıracaktır.
Zemin Büyütmesi ve Rezonans Olayı: Deprem dalgalarının değişik zeminlerden geçişi sırasında temel büyüklükleri olan
genlik, frekans, periyot, yatay – düşey ivme önemli değişimlere uğramakta bu nedenler farklı zeminler üzerinde inşa edilmiş
yapıların farklı oranlarda hasar görmesine neden olmaktadır. Bilindiği üzere yapının oturduğu zeminin hakim titreşim
periyodu ile yapının hakim titreşim periyodu birbirine yakın ve teorik olarak eşit ise deprem sırasında rezonansa benzer
karmaşık bir olay oluşabilmekte ve titreşimden doğan yatay ötelemeler hızla artarak yapının toptan göçmesine yol açacaktır.
Yapıların pratik mühendislik hesapları için hakim periyodu muhtelif formüllerle hesaplanabilmektedir. Kabul gören bir
yaklaşıma göre her kat için 0.1 sn kabulü ile örneğin 7 katlı bir yapının hakim periyodu yaklaşık olarak 0.7 sn mertebesinde
olabilir. Zeminin hakim periyosdu Tz ise Vs kayma dalgası hızı olmak üzere, yaklaşık olarak Tz = 4*d/Vs formülü ile
hesaplanabilmektedir. Görüldüğü üzere zemin sağlamlaştıkça veya kayma dalgası hızı arttıkça zeminin titreşim periyodu
küçülmektedir. Bu husus yeni yerleşim alanlarının projelendirilmesi sırasında özellikle dikkate alınması gereken bir konu
olup kat adedi müsaadesi yetkili makamlarca ayrıntılı bir şekilde önceden elde edilmiş olması gereken tüm bulgular dikkate
alınarak verilmeli ve bir rezonans olayına yol açılmamalıdır. Örneğin, 1975 Meksika Depremi’nde 22 katlı yapılar sağlam
kalırken 17 katlı yapıların tümü yıkılmıştır. Bu olayın açıklaması ancak rezonans olgusu ile yapılabilmektedir.
Şekil 9. Farklı yükseklikteki binalarda zemin katman kalınlığı ve zemin hakim titreşim periyoduna bağlı olarak yapısal hasar
sıklığının değişimi (Tabban, A., 1979).
Rezonans olayının yapıda oluşmaması için T ≠ Tz koşulu göz önünde tutulursa kaya birimi üzerinde yüksek katlı
yapıların hakim periyodu yüksek, yumuşak taşıma kapasitesi düşük zemin birimleri üzerinde ise bir iki katlı
yapıların hakim periyodu düşük olarak inşa edilmesi gerekmektedir. Aşağıda verilen Şekil 9’a göre (Seed v.d., 1972,
Kehew, 1995) kaynağında yapısal hasar çokluğu (sıklığı) ile zemin katman kalınlığı ve zeminin hakim titreşim periyodu
arasındaki ilişkinin kat adedi ile değişimi konusundaki bulgular çok önem taşımaktadır.
Şekil dikkatle incelendiğinde mühendislik açısından aşağıdaki pratik sonuçlara ulaşılmaktadır.
™
™
5-9 katlı yapılarda yapısal hasar sıklığı, katman kalınlığı ve zemin hakim periyot değerinden bağımsız
gözükmektedir.
Daha yüksek örneğin 10-14 katlı binalarda 125-200 m zemin katman kalınlığı ve buna bağlı olarak artan zemin
hakim periyodunda yapısal hasar sıklığı belirgin bir şekilde artmaktadır. 125- 175 m kalınlıktaki zemin
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
22
incelemeler
katmanlarında inşa edilen 14’ten daha yüksek katlı yapılarda ise yapısal hasarın aniden %10 seviyesinden %80
seviyelerine çıktığı gözlenmektedir. Bu aralığa karşı gelen zemin hakim periyodu 1.1 – 1.2 sn dir. Yapısal hasarın
bu boyutta artması ancak zemin hakim periyodu ile bina hakim periyodunun aynı aralıkta bulunması ya da
rezonans olgusu ile açıklanabilir (Arıoğlu, E., v.d., 2000).
5.
SONUÇLAR
Zemin sorunlarından kaynaklanan yapısal hasarlar %23.40 gibi sembolik bir oranla yola çıkılarak yerli ve yabancı
literatürden geniş bir şekilde destek alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Zeminle ilgili sorunların kısmen çözülebileceği ve bu
amaçla depreme dayanıklı temel ve yapıların yapılabileceği açıktır. Herşeyden önce, yapı ömrü içinde oluşabilecek en büyük
depremin M büyüklüğü, zeminde yaratacağı ivme, zeminin yer hareketini kaç kez büyüterek binaya yansıtabileceği ve
zeminin hakim titreşim periyodunun ne olacağı önceden bilinmeli veya hesaplanmalıdır. Bu amaçla, jeolojik ve jeofizik
verilerle yeterli olarak desteklenmiş kapsamlı bir zemin etüdü çalışmasının yapılmış olması zorunlu görülmektedir. Yukarıda
açıklanan hususlardan mevcut zemin koşullarının deprem hareketine ve hasar oluşumuna olan etkisi açıkça görülmekte olup
düşey kesitte ana kayanın yani temel altı topoğrafyasının da çok iyi bilinmesi gereklidir. Depremlerin yapılarda direkt olarak
neden olabildiği hasarlar oturma, taşıma gücü kaybı, sıvılaşma veya şev kaymaları yolu ile oluşmaktadır. Bu hususlara bir
makale kapsamında değinilebilecek kadar açıklık getirilmeye çalışılmış olup zemin koşullarının ve yakın çevresinin jeolojik
– jeofizik koşullarının herhangi bir binada oluşabilecek toplam hasar açısından belirleyici olduğu açıklanmış olmaktadır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Ansal, A. M., (1991), “İstanbul’da Deprem”, TMMOB İstanbul Şubesi, İstanbul ve Deprem Sempozyumu Bildirisi, 7 – 27.
Ansal, A. M., Erken, A., “Depremlerde Yerel Zemin Şartlarının Önemi”, TMMOB İzmir Şubesi, İMO Bülteni, 19 –24.
Arıoğlu, E. v.d., (2000), “Deprem ve Kurtarma İlkeleri”, Evrim yayınevi, 306 sayfa.
Aytun, A., (2000), “Deprem Bölgelerinde Yapılşmada Rasyonellik İçin Gözlenilmesi Gereken Bir Nitelik: Yapı – Zemin Uyumluluğu”,
DEÜ ve ESBAŞ, Deprem Bölgelerinde Yapılaşma Sempozyumu, 16 –17 Kasım 2000, Gaziemir, İzmir, 64 – 74.
Barka, A., Er, A., (2002), “Depremini Bekleyen Şehir İstanbul”, O. M. Yayınevi, 250 sayfa.
Celep, Z., Kumbasar, N. (1993), “Deprem Mühendisliğne Giriş ve Depreme Dayanıklı Yapı Tasarımı”, Sema matbaacılık, İstanbul, 343
sayfa.
Düzgün, M., (2000), “Depreme Dayanıklı Yapı Tasarımı ve Deprem Yönetmeliği”, Deprem Bölgelerinde Yapılaşma Sempozyumu, DEÜ ve
ESBAŞ, 16 –17 Kasım 2000, Gaziemir, İzmir, 34 – 47.
Ergun, U., (2001), “Depremde Sorunlu Temel Zeminlerinin Güçlendirilmesi ve Temellerin Tasarımı Üzerine Genel Bir Değerlendirme”, 1.
Prof. İsmet Ordemir Konferansı ve Geoteknik Deprem Müh. Semineri, ODTÜ, Ankara
Harita Genel Komutanlığı, (1999), Ulusal Deprem Programı, Ankara, 27 sayfa.
İzmir Deprem Master Planı ve Radius Projesi, (2000), İTÜ ve BÜ (www.koeri.boun.edu.tr)
Kramer, S. L., (2003), “Geoteknik Deprem Mühendisliği”,Çev. Kamil Kayabalı, Bölüm 8,”Yerel Zemin Şartlarının Yer Hareketi Üzerindeki
etkileri”, Gazi Kitabevi, Ankara, 337 – 377.
Özkan, Y., (2001), “ Yerel Zemin Koşullarınıa İlişkin Deprem Şartnamesi Kayıtları Üzerine Düşünceler”, 1. Prof. İsmet Ordemir
Konferansı ve Geoteknik Deprem Müh. Semineri, ODTÜ, Ankara
Tabban, A., (1979), “Deprem ve Sorunları”, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları No. 4, Bölüm II (Yerel Zemin Koşullarının
Deprem Hasarına Etkisi), 94 – 103.
Tezcan, S. S. v.d., (1998), “Yumuşak Zeminlerde Deprem Büyütmesi”, Kutlutaş – Dillingham, İstanbul
Yılmaz, H. R., Eskişar, T., (2003), “Temel Sisteminin Seçiminin İlke ve Yöntemleri”, TMMOB İMO Uşak Şubesi, Deprem Sempozyumu,
18 Ekim 2003, 7 – 31.
1.
2.
Doç.Dr., Ege Üniversitesi, Müh. Fakültesi, İnşaat Müh. Bölümü, Geoteknik ABD, 35100 – Bornova, İzmir
Ar. Gör., Ege Üniversitesi, Müh. Fakültesi, İnşaat Müh. Bölümü, Geoteknik ABD, 35100 – Bornova, İzmir
64. Sayfa Bilmece çözümü
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
23
incelemeler
İHALE DÜZENİMİZDE AYKIRILIKLAR
Prof. Orhan YÜKSEL
EÜ Mühendislik Fakültesi
İnşaat Mühendisliği Bölümü
Özet
Bu makalede, özellikle kamu ihale uygulamalarında 1930’lardan bu yana görülen çelişkili durumlardan bazıları
aktarılmaya çalışılacaktır.
Bu amaçla Bayındırlık ve İskân Bakanlığı; Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, Teknik Araştırma ve Uygulama Genel
Müdürlüğü, Bayındırlık Kurulu, Daire Başkanlıkları, Maliye ve Gümrük Bakanlığı; Bütçe ve Mali Kontrol Genel
Müdürlüğü, Muhasebat Genel Müdürlüğü, Baş Hukuk Müşavirliği genelge, karar ve görüşleri, Sayıştay, Danıştay ve
Yargıtay kararları taranmıştır. Taranan 10.000’e yakın belgede 50’ye yakın yasa, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin
doğrudan ya da dolaylı etkili olduğu görülmüştür.
Çalışmada inşaatı ilgilendiren konular seçilmiş, ancak, dolaylı olarak inşaatı ilgilendirenler de kapsama alınmıştır.
Çelişkilerin, siyasilerin hukuka uymaması, sistemin oluşturulmamış ya da oluşturulamamış olması, kurallarla
gerçeklerin çelişmesi, yasa hükümleri ya da kurumların ilgi alanlarının örtüşmesi, kurumlara organizasyonlarına uygun
olmayan görevlerin verilmesi,… gibi nedenlerden kaynaklandığı görülmüştür.
Giriş
İhale sistemimizde doğrudan ya da dolaylı olarak pek çok yasa kullanılmaktadır; Devlet İhale Yasası, Borçlar Yasası,
Yurttaşlık Yasası, Ticaret Yasası, Ceza Yasası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası, Ceza Usulü Muhakemeleri Yasası,
Muhasebe-i Umumiye Yasası, Tebligat Yasası, Gelir Vergisi Yasası, Kurumlar Vergisi Yasası, Damga Vergisi Yasası, İmar
Yasası, Kıyı Yasası, Kat Mülkiyeti Yasası, Belediye Yasası, Yapı Denetimi Yasası, Kamulaştırma Yasası, İş Yasası, Sosyal
Sigortalar Yasası,… Bunlara tüzük, yönetmelik, genelge ve görüşler de eklenince çelişkisiz bir sistemin oluşturulması
olanağı neredeyse kalmamaktadır.
Yasama organı siyasi etkiden kurtulamadığından, yeni çıkarılan yasalar hatalı olmakta ve birkaç yılda, hatta aylar içinde
değişimler gözlenmektedir. Yasaların yasa hazırlama tekniğine uygun olmadan çıkartılması da bu değişiklere neden
olmaktadır. Hükümleri açık olmayan, başka yasalarla çelişen maddeler içeren, yasa içinde bir kurumun organizasyon
yapısının tanımlanması gibi garipliklere de rastlanılmaktadır.
Böylesi bir karmaşa içinde yargının yolunu bulması da, doğal olarak, oldukça zor olacaktır.
Aşağıda, kısa açıklamalarla, 1930’lu yıllardan bu yana ihale sistemimizde görülen çelişkilerden bir kısmı aktarılmaya
çalışılacaktır. Bu amaçla, taranan kaynaklardan bazıları şöyle sıralanabilir; Abacıoğlu (1996), Kostakoğlu (1993), Sayın
(1999), Türkoğlu ve arkadaşları (1985), Gönen ve arkadaşları (1997a, 1997b, 1984),… Bayındırlık Kurulu Kararları (1969),
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü genelgeleri (1983, 1993, 1997),…
Siyasi Güç Tarafından Yaratılan Çelişki
Devlet sistemi tanıtılırken yürütme, yasama ve yargının birbirlerine egemen olmamalarının önemi anlatılır.
Demokrasinin pas geçildiği dönemlerde yetki gasplarına örnekler bolca bulunabilir. Sivil yönetimlerde de, sistemin sağlıklı
oluşturulmaması nedeniyle benzer durumlar ortaya çıkmaktadır.
Yürütme, otoyol ihalelerinde sonuca daha hızlı ulaşabilmek için Karayolları Genel Müdürlüğü’ne yasa ile verilmiş
yetkiyi bir protokolla Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne devreder. Bu, siyasetin yürütmeyi kenara itmesi, yasaları
yok saymasıdır. Sözü Sayıştay Temyiz Kurulu’na bırakalım;
“Karayolları Kuruluş ve Görevleri Hakkında 5539 Sayılı Kanun gereğince otoyolların yapım, onarım ve bakımı
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılmıştır. Bu görevin gerektirdiği hizmetlere ilişkin projelerin,
Karayolları Genel Müdürlüğü yatırım projeleri arasından çıkarılarak, amacı; “istikrarlı ve güvenilir gelir verilmesi
suretiyle tasarrufları teşvik ederek ek finansman kaynakları ile kamu yatırımlarını süratle gerçekleştirmek” olan Toplu
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
24
incelemeler
Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi yatırım projeleri arasına alınması, kamu yatırımları için gelir ve ek finansman
sağlamakla
görevlendirilmiş bir kuruluşa gerek kendi kuruluş kanununa ve gerekse 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü
Kuruluş Kanunu’na aykırı olarak görev tevdi edilmesi sonucunu doğurmuştur.
Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi yapılan bu protokolle, Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yapılan işler üzerinde
bir kontrol mekanizması kurmak suretiyle ne kendi kuruluş kanununda, ne de Karayolları Genel Müdürlüğü Teşkilat ve
Görevleri Hakkındaki Kanun’da bulunmayan bir hususu uygulamaya koymuştur.
Bir finansman kuruluşunun kredi şeklinde, finansal kiralama şeklinde veya bu şekillerin herhangi bir
kombinasyonu ile verdiği finansmanı yaptığı akitlerle kontrol ve takip etmesi doğal olmakla birlikte, iki kamu kurumu
arasında böyle bir uygulamaya kuruluş kanunlarında yer verilmiş değildir. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün görev,
yetki ve sorumlulukları ile denetim organları ise kanunlarla belirlenmiş olup, protokol ve sözleşmelerle vesayet
mekanizması tesis edilmesinin sözü edilen kanunlarla bağdaşır yanı yoktur…”1
Dayanağı Olmayan Yetki Kullanımı
Belediyeler yapı ruhsatı verirken, yapılacak yapının imar mevzuatına uygunluğunun yanısıra, projeyi hazırlayan
kişilerin yasal yetkisi olup olmadığını da incelemekle görevlidir. Hesapların doğru olup olmadığını incelemek gibi bir görevi
ve buna uygun bir organizasyon yapısı bulunmamaktadır ve bu oluşum doğrudur da. Ancak, işverene parasal bağımlı olması
nedeniyle çalışma şansı olmayan teknik uygulama sorumluluğu müessesesi tarafından yapı denetimi yapılamayınca, deprem
endişesi nedeniyle, bazı yerel yönetimlerce bir çözüm üretilir ve ruhsat alabilmek için projelerin İnşaat Mühendisleri
Odası'nca vize edilmesi zorunluluğu getirilir.
Yapı denetimi için inşaat mühendislerinde en az 9 yıl proje, bir yıl da uygulama deneyimi arayan Almanya örneği
bilinmesine (İMO İzmir Şubesi,1994) ve benzer kuralların Türkiye’de de uygulanılması önerilmesine rağmen, yasal
dayanağı olmayan, söz konusu vize sistemi (!) kurulur, bunu yapımın denetimi izler, ancak çoğu yeni mezun inşaat
mühendislerince. Bunun üzerine Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bir genelge yayımlar;
… Birlik ve meslek odalarının, mesleki yetki ve sorumlulukları yasalarla belli edilmiş bulunan mühendisler ve mimarlar
ile onların mesleki çalışmaları üzerinde denetim, kontrol, vize veya tasdik işlemi niteliğinde bir mecburiyet ve
mükellefiyet ihdas etmesine ve uygulamasına halen Anayasa, 6235 sayılı yasa, 66 ve 85 sayılı yasa hükmünde
kararnameler ile diğer ilgili mevzuat müsait bulunmamaktadır…
Bu nedenlerle, mimari proje, hesap ve resimler gibi mesleki ürün ve çalışmalar üzerinde, belediyelerin, meslek
odalarının vizesi zorunluluğu koymaları mümkün değildir…2
Daha sonra Belediyelerin Meslek Odalarından ne tür bilgi isteyebileceğini belirten bir genelge yayımlar;
İlgi genelge (14908 sayılı) ile, belediyelerin meslek odalarından, istişari nitelikte olmak üzere teknik rapor ve mes-leki
görüş isteyebilecekleri bildirilmişti…
Mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin mesleki açıdan gelişmesini, üretilen hizmetlerin ilgili mevzuat ile mesleki ve
teknik standartlara uygunluğunu sağlamak üzere valilik veya belediye veya proje müellifi veya mal sahibince, meslek
odalarından görüş istenebilir.
Bu gibi durumlarda meslek odalarının proje müellifi ve fenni sorumlunun;
• 3458 sayılı kanunda öngörülen nitelikleri taşıyıp taşımadığı,
• Serbest çalışmasını engelleyen bir durumun bulunup bulunmadığı,
• İhraç edilmiş olup olmadığı,
• Hazırlanan projelerin ilgili mevzuat ve teknik standartlara uygun olup olmadığı
konusunda görüş vermeleri mümkündür…3
Sistemden Kaynaklanan Bir Çelişki
Kapalı zarf yöntemiyle yapılan ihalelerde verilen öneriler zarflar açılmadan geri alınabilir mi, alınamaz mı? İşte İhale
Yasası, Borçlar Yasası, Yargıtay ve Sayıştay görüşleri, bir görüş de okuyucu üretebilir;
İhale Yasası (2886, m.38); “komisyon başkanlığına verilen öneriler herhangi bir nedenle geri alınamaz”.
Borçlar Yasası (m.9); “Öneri, muhatabına ulaşmasından önce veya muhatapça içeriği öğrenilmeden öneriyi yapan
tarafından geri alınabilir”4
“…öneri mektubu kabul niteliğinde değildir. Önerinin sonradan geri alınması sonuç itibariyle öneride bulunan tüm
koşulların sağlayacağı fayda ile ilişki kurularak değerlendirilemez”5.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
25
incelemeler
“Öneride bulunan, yasanın …maddesi uyarınca önerisiyle bağlı olup, öneri mektubunun en uygun öneri olduğunun
belirmesi koşulu ile sonuç doğuracağının kararlaştırılmasına engel yoktur”6
“Öneriyi veren önerisini ihaleden önce geri alabilir”7
“…yasanın ‘Tekliflerin Verilmesi’ başlıklı 38. maddesinde; ‘…Komisyon başkanlığına verilen teklifler herhangi bir
sebeple geri alınamaz’ denilmiş olup, …fıkra hükmüne göre komisyon başkanlığına verilen teklifin sahibi tarafından
geri alınması kuşkuya yer bırakmayacak bir ifade ile yasaklanmıştır. Bu hüküm, teklifin komisyona verildiği andan
itibaren isteklinin bu teklifi ile bağlı olması ve teklifinden dönmesinin engellenmesi amacıyla getirilmiştir. Zira teklifin
komisyona verildiği an ile içeriğinin öğrenildiği anın hukuki sonuçları bakımından aynı olduğunun kabul edilmesi
gerekmekte olup, içeriği açıklanmamakla birlikte kesinlik kazanmış bir teklifin geri alınması teklifte bulunma hakkının
kötüye kullanılmasına ve hazinenin zararına sebep olabilecektir…”8
Sistemin Gerçeklere Uymaması
Uygulama projelerinin tam hazırlanmadığı, bu nedenle sık sık proje değişikliği yapıldığı, bazı imalâtın yapılmaktan
vazgeçildiği ya da projeye eklemelerin yapıldığı ve bu nedenlerle gecikmelerin %73’e ulaştığı görülmektedir9. Ayrıca
enflasyonun zaman zaman 3 basamaklı rakamlara çıktığı bir ortamda, özellikle yıllara sari inşaatlarda, ister sabit, ister birim
fiyatlı götürü ücret sistemi olsun uygulama olanağı bulunmamaktadır. Çünkü sistem ne proje değişikliklerine ve ne de
enflasyon etkisine çözüm getiremeyecektir.
“Keşif yoluyla belirlenen tahmini bedele göre eksiltmeye çıkarılan ve eksiltme koşulları gazete ilanlarında götürü bedel
(anahtar teslimi) adıyla tanımlanan tahmini bedelin belirlenmesinde yasa dışı bir durum olmamakla beraber, ihalenin
götürü usulde yapılması ve ödeme koşullarının bu biçimde düzenlenmesi …Bayındırlık Bakanlığı Kuruluş ve
Görevleri’ne dair yasanın …. maddesine ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi’nin devlete ait inşa ve onarım işlerinde
izlenecek usulleri düzenleyen hükümlerine aykırı görülmüştür.”10
Yürütme ve Yargı Arasındaki Çelişki
İhale konusu iş tanımı nasıl olmalıdır? İhale yasalarınca getirilen ilkelerde, “başka başka istekliler tarafından
kaşılanması mutat olan muhtelif işler bir eksiltmede toplanamaz” denilmiş (2886,m.2), bu tanımla yüklenicilerin farklı ticari
alanlarda iş almaları engellenmek istenilmiştir. 2886 sayılı yasanın keşif artışını düzenleyen 63. maddesinde “…bir
sözleşmenin uygulanması sırasında keşif ve sözleşmede öngörülmeyen iş artışı veya eksilişi zorunlu hale gelirse…”
hükmünü yürütme şöyle yorumlar;
“Bu hükme göre, iş artışı veya eksilişinin zorunlu hale gelmesi, yani, taahhüt konusu yapım işininin, bu artış veya
eksiliş dikkate alınmadıkça tamamlanıp hizmet verir hale getirilememesi ön şart olarak kabul edilmiştir. Düşünülmeyen
veya müteferrik işler veyahut keşif ve sözleşmenin dışında kalan ayrı bir ilave inşaatın iş artışı olarak kabulü mümkün
değildir.”11
“…%30 ödeneğinin behemehal sarf edilmesi gerektiği görüşünden hareketle ya da yasa ile getirilen mali olanağı
kullanmış olmak için, ana hizmet fonksiyonu olmayan veya ihaleye esas sözleşme, mahal listesi, proje ve keşfinin
dışında bir çok imalât yapıldığı müşahede edilmiştir…
Yatırım programı, proje ve ihaleye esas işlerin dışındaki hiç bir imalât kesinlikle yaptırılmayacak,…”12
“…madde hükmünün uygulanabilmesi için, herşeyden önce, artışa neden olan imalatın bir ihtiyaçtan değil, taahüdün
fonksiyonunu sağlayacak bir zorunluluktan doğmuş olması gerekmektedir…”13
Yorumlara göre ihale konusu iş, yalnız başına bir fonksiyonu yerine getirebilecek bir bütün olmalıdır. Getirilen yorum
mantıklıdır, ancak yasa maddesini yorumlama yetkisi yalnızca yargıda bulunmaktadır14, işte bu konuyla ilgili Sayıştay’a ait
bazı kararlar;
“…ihtiyaçların en iyi şekilde ve uygun şartlarla karşılanması ve rekabetin sağlanması için nitelikleri itibariyle
birbirine benzeyen ancak birbirinden müstakil olması nedeniyle başka başka istekliler tarafından teklifte bulunulması
mümkün olan işler ile nitelikleri farklı olan işlerin ayrı ayrı ihale konusu yapılması gerekmektedir.
…yatırım programında …proje numarası ile …binaların onarımı, …proje numarası ile …uygulama hastanesi binası
onarımı, …proje numarası ile Azgındere Islahı İkmal İnşaatı işleri bağımsız olarak yer almıştır.
Anılan yatırım programından da anlaşılacağı üzere bahse konu işler ayrı ayrı illerde bulunan üç ayrı işi
kapsamaktadır.
Sözkonusu onarım işleri ile özellikle Azgındere islahı ikmal inşaatı işi ayrı bir uzmanlığı gerektiren özellikli bir iş
olması nedeniyle ayrı ayrı ihale konusu edilerek her birine daha fazla isteklinin katılması, dolayısıyla da daha fazla
rekabet sağlanması gerekirdi.
Burada üniversite üç ayrı işi bir iş (aynı iş) olarak değerlendirmiş ve bunun sonucunda da rekabet tam
oluşamamıştır…”15
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
26
incelemeler
“Yıllık yatırım programında ayrı proje numaraları ile yer alan aynı üniversite kampüsü içinde üç grup inşaat işinin bir
bütün olarak ihale edilmesi, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 2.maddesindeki ilkelere aykırı değildir.
…işlerin… birbirine 50 ile 100m aralıklarla inşa edileceği,… ayrı ayrı müteahhitler tarafından yapılması halinde ayrı
ayrı elek tesisi, ayrı ayrı yıkama tesisi, ayrı ayrı beton santralı kurma zorunluluğu getireceği, ayrı teknik eleman ekibi,
ayrı inşaat ekip ve taşeronları ve ayrı ayrı şantiyelerin bir arada oluşunun büyük güçlüklere neden olabileceği…”16
“…2886 sayılı yasanın 2. maddesinin 2. fıkrasının ‘başka başka istekliler tarafından karşılanması mutat olan muhtelif
işler bir eksiltmede toplanamaz’ şeklindeki hükmü, inşaat, elektrik malzemesi, giyecek, sebze ve meyve alım satımı gibi
daha çok konu itibarıyla birbirinden farklı olan işlerin bir ihalede toplanmasını engellemek amacıyla getirilmiştir.
…Proje numaralarının işlerin ayrımında ölçek olarak kullanılacağına ilişkin yasalarda hüküm bulunmamaktadır.
İşlerin ayrı projeye sahip olması ve aynı yüklenicinin yüklenimi altında yürütülmesi, uygulamada kontrol açısından
kolaylık sağlayacağından, işlerin kısa zamanda ve istenilen şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Her iş için ayrı
ayrı ödenek ayrılması söz konusu işlerin bağımsız iş olduğunu göstermez. Ödeneklerin aynı ita amirlik emrine
verildiğinden bu da ölçü olamaz.
İşlerin birleştirilmesi nedeniyle ihaleye… grubu firmaların katılamamasının, rekabeti engellediği iddiasına gelince,
ihaleye yeterince firmanın öneri verdiği dosyadan anlaşılmaktadır…
…Muhtelif işler, nitelikleri itibarı ile birbirinden ayrılan işlerdir. İhale konusu olan söz konusu işler, nitelikleri itibarı
ile birbirinin aynı olan işlerdir.
Muhtelif işlerde kişilerde ve konularda farklılık vardır. Bu ihalede ise, ihale konusu aynı olup, farklılık
bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle işler konu itibarıyla aynı iştir.
Bu nedenle söz konusu işleri muhtelif iş kabul etmek mümkün olmadığından, sözleşmenin esastan tescil edilmesinde
sakınca bulunmadığına…”17
Gerçeklerle Kurallar Çelişirse
İhale sistemi yalnız yapım işlerini kapsamamaktadır, alımlar da yasa kapsamına girmektedir. İdare alacağı malzemeyi
koyacak yer bulamaz ve kısım kısım getirmek isterse, yüklenici fiyat artışı nedeniyle üstlendiği ve bir kısmını getirdiği
malzemenin geri kalanını vermek yerine güvencesini yakmak yolunu seçebilir. Özellikle, önemi nedeniyle sağlık konusunun
temel girdilerinden olan ilaç alımları benzer durumu sergiler, fiyatların ihalenin yapıldığı güne göre değil de alımın yapıldığı
zamana göre olması istenir. Ancak bu arada, yargı kararlarının ilke nitelikte olması özelliği gözardı edilir;
“…malzemenin teslim tarihindeki fiyatlara göre alınması halinde; sözleşme tutarının artacağı, müteahhide sözleşmede
belirtilen bedelden daha fazlasının ödenmesi gerekeceği açıktır.
Hernekadar, 26.09.1979 tarih ve 391 sayılı Daireler Kurulu kararıyla, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dekanlığı’nın… liralık ilaç alımı sözleşmesinde, teslim tarihindeki fiyatlara göre ödeme yapılması öngörüldüğü halde,
mevzuata aykırı görülmeyerek kabul edilmiş ise de, bu kararın genel nitelikte olmadığı ve hadisesine münhasır olduğu
sonucuna varılmıştır.”18
Tıbbi cihazların bakım-onarımlarında da Türkiye’de geçerli olan paranın TL olduğu gerçeği gözardı edilir;
“…sözkonusu cihazlar ile insan sağlığına verilen hizmetler çok büyük önem arzettiğinden bu cihazların sürekli çalışır
halde bulundurulmasını sağlamak amacıyla bakım ve onarımları… günümüz ekonomik koşulları nazara alınarak
yabancı para cinsinden ihale edilmesine de yasal mani bir hüküm de bulunmamaktadır…”19
Sonuç
Yapılan taramalarda herhangi bir ihale yasasına bağlı kalınmadığını, 1930’lardan bu yana yapılan uygulamalardan
örnekler alındığını bir kez daha vurgulamak gerekir.
Yukarıda verilen ve kuşkusuz daha da fazlasının gösterilebileceği bu örneklere rağmen, özellikle 1980 öncesi, yürütme,
yasama ve yargıda oldukça yararlı çözümlerin üretildiği söylenebilir.
Sistemler yeniden oluşturulurken yurt dışındakiler kadar bu birikimler de değerlendirilmelidir.
Mühendislikle ilgili sistemlerin oluşturulmasında doğrunun yakalanabilmesi, ancak, önce meslekler arası örtüşmelerin
yok edilmesi, kurumların ilgi alanlarının doğru belirlenmesi, kişisel endişelerin bir tarafa bırakılması ile mümkün
olabilecektir. Kuşkusuz, ülkemizde sıklıkla yapılan “yasal dayanağı olmayan yetki kullanımından” özellikle vazgeçilmelidir.
Önümüzde yapılacak çok şey var.
1
2
S. Temyiz Kurulu, T.14.10.1993, K.4784.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü genelgesi, T:05.07.1989 s.14908.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
27
incelemeler
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü genelgesi, T:11.08.1989, s.17568.
İhale Yasası (2886,m38) ile getirilen hükmün özel nitelikte olmaması ve temel nitelikteki Borçlar Yasası’na aykırı olması
nedeniyle geçersiz olması gerekir (OY).
Y.4.HD., T.22.09.1966, E.5647, K.8299 (YT-344).
Dipnotlardaki kısaltmalarla (YT-344, DG-HI,s.713,…) yazar ad-soyadı, kaynaktaki sayfa/karar no.su verilmektedir.
Y.4.HD., T.20.03.1970, E.1801, K.2436 (YT-482).
S.4.D., T.11.11.1976, K.45/11769 (YT-258).
S.1.D., T.06.10.1994, K:D1.94-30/12952 Söz. (DG-HI,s.713).
1968-78 yılları arasında gelişigüzel seçilmiş beş Bayındırlık Bölge Müdürlüğü’ne ait 460 ihalede (inşaatların 1978 yılı eşdeğer
keşif bedelleri toplamı 10.322 milyar TL’dir) yapılan bir araştırmaya (Yüksel, 1979; 1982) göre;
• İnşaat süreleri %50.5 oranında artmıştır.
• Gecikmelerin kaynaklarına göre dağılışı;
Projenin geç verilmesi ve değişikliği
39.6 %
Keşif artışı
33.2 %
Yer tesliminde gecikme
8.1 %
Tahsisli malzeme temininde gecikme
5.7 %
Hakediş ödemede gecikme
3.9 %
Diğer kamu işlerinin beklenmesi
2.8 %
Diğer nedenler
6.7 %
S.1.D. T.20.01.1977, K.155/6263) (YT-176).
Maliye ve Gümrük Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü görüşü, T.04.10.1985, s. 23899 (İÖ-TT, s.340).
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı genelgesi T.04.03.1986, s.B-06-B-04/İh.İşl.T.Gr/99-2/1345-B (İHS,s.171).
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü genelgesi, T.18.08.1988, s.B.06/Başkanlık/99-2/372-B (İHS,s.168).
Devletin üç önemli erkinden birisi olan yargının yeri aşağıdaki satırlarda açık olarak görülmektedir (Ekonomi,1976);
“Uygulamada, uyuşmazlıkların çözümü için yargı organlarınca verilen prensip kararlarıdır. Bu kararlarda yasaların resmi yorumu
yapıldığı gibi, mevcut boşlukları da doldurulur, hükümlerindeki çelişkiler kaldırılır ve yeni gereksinimlere göre yorumu da
yapılarak uzun zaman yürürlükte kalmaları sağlanır. Mahkeme kararlarının diğer resmi kaynaklar gibi uygulama zorunluluğu
yoktur. Ancak içtihadı birleştirme kararları benzer olaylarda bütün mahkemeleri bağlamakta ve bu şekilde yaratılan hukuk
kuralları asli bir kaynak gücüne sahip bulunmaktadır. Bununla beraber yargıç… daha önce verilmiş yüksek mahkeme
kararlarından geniş ölçüde faydalandığından (MK,m1), bunların da ikinci derecede önemli bir kaynak olarak yer tuttukları
açıktır”.
SDK., T.28.12.1990, K.779/1 (DG-HI,s.202).
S.6.D, T.11.12.1990, K.6-13974/1287 (DG-HI, s.122).
SDK., T.21.12.1990, K.777/1 (DG-HI,s.197).
SDK., T.21.12.1990, K.777/2 (DG-HI,s.198).
S.5.D., T.14.03.1985, K.85/9 (DG-HI,s.354).
S.2.D., T.22.03.1994, K.D.2.1994-6485/578,579 (DG-HI, s.142) (Bak. 1261 no.lu karar).
YARARLANILAN KAYNAKLAR
BAYINDIRLIK BAKANLIĞI, 1969, Bayındırlık Kurulu Kararları (1938-1968), Başbakanlık Basımevi, Ankara, 538 s.
BAYINDIRLIK BAKANLIĞI, 1983, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Uygulamaları İle İlgili Yürürlükteki Teknik Genelgeler, Bayındırlık
Bakanlığı Matbaası, Ankara, 350s.
BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI, 1993, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Uygulamaları İle İlgili Yürürlükteki Teknik Genelgeler,
Bayındırlık Bakanlığı Matbaası, Ankara, 870s.
BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI, 1997, Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü, Genelgeler (1.1.1983-31.12.1996),
TAU Yayın No:95 Ankara 232s.
EKONOMİ, M., 1976, İş Hukuku-Ferdi İş Hukuku, İTÜ Kütüphanesi:1061, 325s.
GÖNEN, D., IŞIK, H., 1984, 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu, Neyir Matbaası, Ankara, 424s.
GÖNEN, D., IŞIK, H., 1997a, Devlet İhale Kanunu İle İlgili Sayıştay Yargıtay Danıştay Kararları ve Özelgeler, Yetkin Basımevi, Ankara,
1136s.
GÖNEN, D., IŞIK, H., 1997b, Devlet İhale Kanunu ve Yapım Sözleşmelerinin Uygulanması, Plaka Matbaacılık, Ankara.
İMO İZMİR ŞUBESİ, 1994, İnşaat Mühendisliğinde Denetim-Çağdaş Yaklaşımlar Semineri, 15-16 Haziran 1994 İzmir, 80s.
KOSTAKOĞLU, C., 1993, İçtihatlı İnşaat Hukuku ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, Tekışık AŞ Veb Ofset Tesisleri, Ankara, 836s.
ÖZCAN, İ., ve TANÖREN, T., 1986, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, Ercan Matbaacılık, Ankara, 558s (+ İlgili Yönetmelikler, 375s.)
SAYIN, İ.H., 1999, Kamu İnşaatlarında Hakediş Raporlarının Düzenlenmesi ve Denetimi, Seçkin Yayınevi, Ankara, 548s.
TÜRKOĞLU, Y., ŞAKI, T. ve EGEMEN, E., 1985, İhale Hukuku ve İnşaat İşleri, Olgaç Matbaası, Ankara, 1055s.
UYGUR, T., 1993, Açıklamalı-İçtihatlı İnşaat Hukuku Eser ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Adalet Matbaacılık, Ankara, 1056s.
YÜKSEL, O., 1979, TC. Bayındırlık Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nce Yaptırılan İnşaatlardaki Gecikmelerin İncelenmesi,
Doçentlik tezi, Eskişehir DMMA 83s. (yayımlanmamış).
YÜKSEL, O., 1982, İhale Yasa Uyarınca Yapılan İnşaatlarda Gecikmelerin Kaynakları ve İhalenin Boyutları İle İlişkileri, İnşaat ve Konut
Sektörünün Güncel ve Geleceğe Yönelik Sorunları Semineri, MPM ve İMO, Türk Standartlar Enstitüsü, 18-19 Ekim 1982, Ankara
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
28
incelemeler
EFES'İ BESLEYEN TARİHİ DEĞİRMENDERE SUYOLUNDA
TÜNELLER
İnş.Yük.Müh. Ayhan ATALAY1
Em.Prof.Dr. Ünal ÖZİŞ2
Hrt.Müh. Mehmet BECERİK1
İnş.Müh. Kadir ÖZDİKMEN1
1. GİRİŞ
Türkiye eski su yapıları açısından dünyanın en önde gelen açıkhava müzelerinden biri olup, Hitit, Urartu, Eski Yunan,
Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinden kalan bu yapıların bir bölümü uluslararası özel önem taşımaktadır [Öziş
1994, 1995, 1996, 2002]. Bu eski su yapılarının bazıları yüzlerce, hatta binlerce yıldan beri işlevini sürdürmektedir.
Türkiye'deki tarihi su yapıları arasında, 'qanat' (kehriz) türünün [Grewe 1985, 1998] öncüsü niteliğindeki, Orta
Anadolu'da Hitit dönemi pınar derleme yapıları ; Doğu Anadolu'da Urartu ve Selçuklu dönemi kehrizleri [Gerger &
Kürkçüoğlu 1997; Öztürk 2003]; Batı ve Güney Anadolu'da Roma dönemi suyollarında tünel kesimleri ve akarsuları tünel
gibi örten yapılar [Alkan & Öziş 1991, Grewe, Öziş v.d. 1994; Öziş 1994, 1996] bulunmaktadır.
Eski Yunan ve Roma dönemlerinde Efes büyük ve önemli bir kent olup, kalıntılarının bir bölümü yerlerinde izlenebilen,
uzun mesafeden su getiren dört suyoluyla beslenmiştir [Forchheimer 1923; Atalay, Öziş v.d 1997, 2001; Öziş, Atalay v.d.
1998; Öziş & Atalay 1999; Ortloff & Crouch 2001].
Söz konusu dört suyolu (Şekil 1) şunlardır:
(a) 8 km uzunluğundaki, doğudan gelen Şirince (Selenus) suyolu;
(b) 6 km uzunluğundaki, güney-doğudan gelen Derbentdere (Marnas) suyolu;
(c) 40 km uzunluğundaki, kuzey-doğudan Belevi yakınından gelen Kayapınar (Kaystros) suyolu;
(d) 43 km uzunluğundaki, güney-batıdan Kuşadası yakınından gelen Değirmendere (Kenchrios) suyolu.
2. DEĞİRMENDERE SUYOLU
Değirmendere suyolu [Baltalı & Büyükbebeci 1977; Öziş & Atalay 1999; Atalay, Öziş v.d. 2001], Efes'in
güneybatısında, Kuşadası yakınındaki Değirmenboğazı pınarlarının suyunu, bazı kesimlerde kısmen kayaya oyulmuş, kargir
bir mecrayla ileten, ortalama boyuna eğimi % 0,5 mertebesinde olan, 43 km uzunluğunda bir sistemdir (Şekil 2). Bazıları tek
açıklıklı, bazıları çok açıklıklı su kemerleriyle geçgideki vadiler aşılmış olup, bunlardan Bahçecik 20 m ile en yüksek,
Arvalya 400 m ile en uzunudur.
Başkemer'den sonra, kehriz yöntemiyle açılmış iki tünel (Şekil 3) başta olmak üzere, bazı tünel kesimleri de bulunan bu
suyolu, Bülbül dağının kuzeybatı kesiminde kent alanına ulaşmaktadır. Efes'teki yamaç evlerinin bu sistemden beslenmiş
olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Geçginin 25. ila 30. km'leri arasında, esas mecraya paralel, biraz daha küçük boyutlu, tortu çökelmelerinin pek
görülmediği, kolaylıkla izlenebilen, Kiepert haritasında da izi görülen, kısmen galeri şeklinde ikinci bir mecra daha
yeralmakta olup, bu kesimdeki su kemerleri de biribirlerine bitişik iki paralel yapı niteliğindedir.
Eski kaynaklarda, Arvalya kemerleriyle aşılan derenin adıyla Kenchrios suyolu olarak da anılan, Değirmendere
suyolunun M.S. 1. yüzyıldan kaldığı ve 'Aqua Iulia' olarak anılan suyolu olduğu söylenebilir.
Bu su Osmanlı döneminde, Başkemer'den geçip, uzun tünelden sonra ayrılıp, kent yakınındaki son vadiyi de çok
açıklıklı uzun bir kemerle aşarak, Kuşadası'na iletilmiştir.
3. BAŞKEMER YAKININDAKİ BAŞAK TÜNELİ
Değirmendere suyolu geçgisinin 3.km'sinde yeralan Başkemer'den 200 m kadar sonra, suyolu kehriz yöntemiyle
açılmış, yazarlar tarafından Başak Tüneli olarak adlandırılan bir tünelden geçmektedir (Şekil 3,4,5).
Başak Tünelinin uzunluğu 184 m; boyuna eğimi % 0,17 olup, beş bacasının sadece üçünde ölçüm yapılabilmiştir.
Değirmen Dağının çevresinden dolanmak yerine, bu tünel sayesinde geçgi 0,7 km kısalmaktadır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
29
incelemeler
4. KALAFAT DAĞI YAKININDAKİ AYHAN TÜNELİ
Başkemer'den 3 km kadar sonra Kalafat Dağının yamacında, Değirmendere suyolunun 6.km'sinde, suyolu yine kehriz
yöntemiyle açılmış, yazarlar tarafından Ayhan Tüneli olarak adlandırılan, daha uzun bir tünelden geçmektedir [Öziş, Atalay
1999; Atalay, Öziş v.d. 2001].
Ayhan Tünelinin uzunluğu 815 m; boyuna eğimi % 0,2; kesit yüksekliği 2,2 m, genişliği 0,7 m'dir (Şekil 3,6,7,8,9).
Tünelin kehriz yöntemiyle açılmasında, 0,8 m çaplı, 12 bacadan yararlanılmış olup, doğal zemin ile tünel taban
yükseltileri arasındaki en büyük derinlik 7. ve 8. bacalarda 20 m mertebesindedir (Şekil 8,10,11).
Önceki çalışmalarda [Forchheimer 1923; Baltalı & Büyükbebeci 1977; Öziş 1994, 1995] bu iki tünelden sözedilmemiş;
ilk kez yazarların çalışmalarında varlıkları ve ayrıntıları açıklanmıştır [Atalay, Öziş v.d. 1997, 2001; Öziş & Atalay 1999].
Kalafat Dağının çevresinden dolaşmak yerine, bu tünel sayesinde geçgi 5,4 km kısalmaktadır.
5. CENEVİZ KEMERİ YAKININDAKİ TÜNEL
Değirmendere suyolunun 28.km'sindeki Ceneviz kemerinden hemen önce, suyolunun çift mecra olarak bulunduğu
kesimde, alt mecra tünel biçimindedir (Şekil 12). Ancak, üstündeki zemin örtüsü kalın olmayan bu tünelin, doğrudan mı
açıldığı, kargir kesit örüldükten sonra toprakla mı örtüldüğü tam belirlenememiştir.
6. BÜLBÜL DAĞI YAMACINDAKİ TÜNEL
Değirmendere su yolu, Efes'e ulaşmadan 1 km kadar önce, Forchheimer'e göre [1923] 335 m uzunluğunda, 0,8 m
genişliğinde, 2,5 m yüksekliğinde bir tünelden geçmekte; Bülbüldağının kuzeybatı yamaçlarından Efes'e ulaşmaktadır.
Yamaçtaki bazı yapıların, özellikle yamaç evlerinin bu suyolundan beslenmiş olmaları muhtemeldir.
Bu tünelin ağzı, çok sık bir bitki örtüsüyle kapanmış olduğundan, yazarlar tarafından yakından inceleme ve ölçüm
yapma olanağı bulunamamıştır.
7. SONUÇ
Uzun mesafeden su ileten sistemlerle ihtiyacı karşılanan antik dönem kentleri arasında Roma, Bergama gibi çok sayıda
suyoluyla beslenen başlıca örnekler arasında yeralan Efes'e gelen, farklı dönemlerde inşa edilmiş, farklı yörelerdeki su
kaynaklarını derleyen dört önemli suyolu, yer yer izlenebilen kalıntılarıyla, tarihi su yapıları açısından dünyanın en önde
gelen açıkhava müzelerinden biri niteliğindeki Türkiye'de özel önem taşıyan bir yere sahip bulunmaktadır.
Bu dört suyolundan biri olan, MS 1. yüzyılda inşa edilmiş, daha sonra bazı eklemeler görmüş, muhtemelen antik
Pigela'ya da bir kolla su vermiş bulunan, Osmanlı döneminde ise tünelden sonraki kısmı çevrilerek Kuşadası'nı beslemiş
olan, 43 km uzunluğundaki Değirmendere suyolunda yeralan tünel kesimleri de, eski dönemlerin tünel inşa yöntemleri
açısından evrensel önem taşımaktadır.
TEŞEKKÜR
Efes antik suyollarıyla ilgili çalışmalarında maddi ve manevi desteklerinden ötürü, yazarlar Dokuz Eylül Üniversitesi,
Efes Müzesi, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü yetkililerine; teşvik ve görüş teatilerinden ötürü Ord.Prof.Dr. Ekrem Akurgal'a,
Müze Müdürü Selahattin Erdemgil'e, Prof.Dr. Stephan Karwiese'ye, Prof.Dr.Ing.-Arch. Friedmund Hueber'e, Prof.Dr.
İbrahim Ataç'a, Prof.Dr. Hilke Thür'e, Prof.Dr. Claudia Lang-Auinger'e, Ark.Dr. Mustafa Büyükkolancı'ya; arazi
çalışmalarındaki katkılarından ötürü genç Başak Atalay'a teşekkürlerini sunarlar. Yazarlar özellikle öncü çalışmaları
dolayısıyla Prof.Dr. Turhan Acatay'a ve yönetiminde bitirme projelerini yapmış olan eski öğrencileri Mario Linguri, Turgan
Tulgar, Faruk Şamlı, Emine Arat, Hüseyin Ersöz, Derya Baltalı, Mustafa Büyükbebeci'ye de müteşekkirdirler.
1: Erer-Meyreder-Geoconsult, Aydın
2: Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir
KAYNAKLAR
ALKAN, A.; ÖZİŞ, Ü. (1991): Su mühendisliği tarihi açısından Çevlik kanal ve tünelleri. Ankara, İnşaat Mühendisleri Odası, "Teknik
Dergi", Y.2, N.3, S.353-366.
ATALAY, A.; ÖZİŞ, Ü.; BECERİK, M.; ÖZDİKMEN, K. (1997): Efes kentinin tarihi suyolları. İzmir, İnşaat Mühendisleri Odası,
"Türkiye İnşaat Mühendisliği 14. Teknik Kongresi", S.1083-1098.
ATALAY, A.; ÖZİŞ, Ü.; BECERİK, M.; ÖZDİKMEN, K. (2001): Kuşadası yönünden Efes'e tarihi Değirmendere suyolu. Kuşadası,
Kuşadası Belediyesi, "Geçmişten Geleceğe Kuşadası" (2000 Sempozyumu Bildirileri), (Ed.: A. Şerifoğlu), S.103-111.
BALTALI, D.; BÜYÜKBEBECİ, M. (1977): "Antik Efes şehrinin güney kaptajı; Kuşadası yönü". İzmir, Ege Üniversitesi,
Mühendislik Bilimleri Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Diploma Çalışması (yön.: T.Acatay).
FORCHHEIMER, P. (1923): Wasserleitungen. Wien, Österreichisches Archäologisches Institut, "Forschungen in Ephesos", Bd. III,
S.224-255.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
30
incelemeler
GERGER, R.; KÜRKÇÜOĞLU, K. (1997): Şanlıurfa'daki tarihi su yapıları. İzmir, İMO., "Türkiye İnşaat Mühendisliği 14. Teknik
Kongresi", S.1129-1144.
GREWE, K. (1985): "Planung und Trassierung römischer Wasserleitungen". Wiesbaden, Chmielorz, 108 S.
GREWE, K. (1998): "Licht am Ende des Tunnels: Planung und Trassierung im antiken Tunnelbau". Mainz, Zabern, 218 S.
GREWE, K.; ÖZİŞ, Ü.; BAYKAN, O.; ATALAY, A. (1994): Die antiken Flussüberbauungen von Pergamon und Nysa (Türkei).
Mainz, "Antike Welt", J.25, H.4, S.348-352.
ORTLOFF, C.R.; CROUCH, D.P. (2001): The urban water supply and distribution system of the ionian city Ephesos in the roman
imperial period. "Journal of Archeological Science", V.28, S.843-860.
ÖZİŞ, Ü. (1994): "Su mühendisliği tarihi açısından Türkiyedeki eski su yapıları". Ankara, Devlet Su Işleri, 40.ıncı Kuruluş Yılı
Yayını, 203 S.
ÖZİŞ, Ü. (1995): "Çağlar boyunca Anadolu'da su mühendisliği". İstanbul, TMMOB. İnşaat Mühendisleri Odası, İstanbul Şubesi, 40.yıl
yayını, 64 S.
ÖZİŞ, Ü. (1996): Historical water schemes in Turkey. "International Journal of Water Resources Development", V.12, N.3, S.347-383.
ÖZİŞ, Ü. (2002): Dörtbin yıl boyunca Türkiye'de su yapıları. "Türkiye Mühendislik Haberleri", Y.47, N.419, S.17-28.
ÖZİŞ, Ü.; ATALAY, A.; BECERİK, M.; ÖZDİKMEN, K. (1998): Historical water conveyance systems to Ephesus. Selçuk, Selçuk
Municipality & Ege University, "From Past to Present, Selçuk, First International Symposium 1997, Proceedings", S.125-136.
ÖZİŞ, Ü.; ATALAY, A. (1999): Fernwasserleitungen von Ephesos. Wien, Österreichische Akademie der Wissenschaften, "100 Jahre
Österreichische Forschungen in Ephesos, Akten des Symposions Wien 1995" (Eds.: H. Friesinger, F. Krinzinger), Archäologische
Forschungen 1, DenkschrWien 260, S.405-411 + Taf.73/3-75/4.
ÖZTÜRK, Ş. (2003): Van’ın yer altı su kanalları (kehrizler). Van, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, "Tarihi Kentler Birliği Toplantısı", ön
baskı, 10 S.
Şekil 1- Uzun mesafeden Efes’e su getiren dört su yolunun geçgisi
(Öziş 1995; Atalay, Öziş v.d. 1996, 1997; Özil, Atalay v.d. 1998; Öziş&Atalay 1999)
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
31
incelemeler
Şekil 2- Efes’I beslemiş olan Değirmendere su yolunun geçgisi, su kemerleri, tüneller
( Atalay, Öziş v.d. 2001)
Şekil 3- Başkemer yakınındaki Ayhan ve Başak Tünellerinin yerleri
Şekil 4- Başak Tünelinin ve bacalarının boykesitleri
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
32
incelemeler
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
33
incelemeler
İNSANLAR, TÜNELLER ve TEKNOLOJİ
Abdullah BİZDEN
İnşaat Yüksek Mühendisi
TÜNEL YABANCIMIZ MI?
Genel bir tanımla ulaşım amacıyla yeraltında insan eliyle açılan, doğal olmayan geçitlere “tünel” diyoruz.1
Tüneller insanları, araçları, suyu bir yerden bir yerlere ulaştırıyor. İnsanları ve araçları bir yerlere ulaştıran karayolu ve
demiryolu tünelleri var, suya yol ve hedef veren derivasyon tünelleri, sulama tünelleri var. Tüneller dağların içinden,
denizlerin, kentlerin altından geçiyor.
Ülkemizin doğal geçitler dışındaki tünellerle tanışması yeni değil. Anadolu’nun ilk demiryolu hattı olan İzmir – Aydın hattı
07 07 1866’da tamamlandığında Anadolu’nun ilk treni Torbalı – Selçuk arasında 230 m.’lik “Küçük Aziziye” ve 1040 m’lik
“Büyük Aziziye” tünellerinden geçiyordu.2 Dünyanın ilk metroları arasında yer alan İstanbul’daki “tünel” de 17 Ocak
1875’de hizmete girmişti.3
Teknolojideki gelişme ve refah düzeyindeki artışla paralel artan hareketlilik sonucu, gerek şehiriçi gerekse şehirlerarası kara
ulaşımında hafif raylı sistem, metro, hızlı tren, otoyol gibi çağdaş ulaşım biçimleri ile de tüneller günlük hayatımıza gittikçe
daha fazla giriyor.
“TÜNEL AÇMAYI” NASIL GÖRMELİ?
Peki, yeri düşey olarak delme yoluyla “kuyu kazmakta” hayli deneyimli olan insanlık, tanım gereği bir tür yatay delme olan
ama oldukça geniş çaplı bir yatay delme olan tünel açmada hangi aşamalardan geçti? Dağın öbür tarafına kısa yoldan
geçmek için dağı oyarken, direnen dağı kendine bir düşman olarak mı gördü, dağın öbür tarafına geçince kendini alt ettiği
düşmanının cesedine basarak poz veren bir cengaver konumunda mı gördü? Yoksa tünel oyduğu dağla bir uzlaşma olarak
mı değerlendirdi?
Yukarıda değinildiği gibi Anadolu’nun ilk demiryolu hattı 1866’da işletmeye açılmış olsa da Cumhuriyetle birlikte dönemin
süper yolu olan demiryolu yapımında bir tür seferberlik ilan edildi, yeni hatlar döşendi, tüneller açıldı ve bu hamle 10 yıl
sonra “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” diye marş güftelerine yansıdı.
1)
Altyapı hatlarının geçişine olanak veren ve genelde gömülü bir menfez konumunda olan, altyapı galerilerini,
maden çıkarma amacıyla açılan maden galerilerini, depo, mezar ve askeri amaçlı yeraltı/denizaltı oyuntularını
genelde “bir yerden bir yere götürmediği için” tünel kapsamı dışında bırakıyoruz
2)
Bu hatta 1940 yılında sözü edilen ilk tünellerin kesit darlığı ve harabiyetleri nedeniyle bir güzergâh değişikliğine
gidilmiş ve 154 m., 280 m. ve 1000 m boylarında olup halen de hizmet veren tüneller açılmıştır.
Vahdettin ENGİN, Tünel, Simurg Yayınları, İstanbul, 2000, s.61
3)
ŞAİRİN TRENİ TÜNELDE KİME TÜKÜRÜYOR?
Cumhuriyetin demiryolu seferberliği 1940’lı yıllara kadar devam etti ve tüneller açıldı. Toplumda yankı bulan önemli
olayların edebiyata yansımasında, dönemin zihniyetini kavrama bakımından bakmasını bilene iyi malzeme vardır. Nitekim
dönemin tanınmış şairi Ömer Bedreddin Uşaklı’nın 4 aşağıdaki şiirinde de o dönemin çağdaş teknolojiye bakışını buluruz:
TUNEL 5
Ey daha dört ay evvel hasretli yolculara,
Buz gibi kaynaklardan taşan coşkun sulara,
«Geçit vermem!» diye dik başını sallayan dağ!
İşte beklediğin dev soluyarak yaklaştı;
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
34
incelemeler
Yamacın arkasından siyah saçları taştı...
İşkenceye hazır ol, işkenceye dayan dağ!..
Çınlayan tiz sesiyle, demirden eteğile;
Paslı bir güneş gibi korkunç tekerleğile
İşte o dev içinden zulmeti sürdü geçti!..
Aç kartal seslerini bülbül diye dinliyen,
Şu taştan zincirlerin kasvetile inliyen
Zalim kalbine «tu.. tu» diye tükürdü geçti!.
Evet, 1929 tarihli bu şiirde dağ adeta yola dikilip geçit vermeyen bir haramidir, bir düşmandır. Tren de onu tünelle altedip
sonra da yüzüne tüküren bir devdir!
YA BUGÜN NE DİYORUZ?
Ancak bugün doğayı düşman, teknolojiyi düşmanı yenmekte bir silah olarak gören yaklaşım hayli gerilerde kaldı. Dağları
delerken düşmanın kalbine hançer sapladığımızı, o zalime işkence ederek intikam aldığımızı düşünmüyoruz. “Doğanın
dengesi” ve “çevre ile uyumlu çözümler” gibi yücelttiğimiz çağdaş kavramların özünde, doğayı boyunduruk altına alınacak
bir düşman değil de bir dost, uzlaşıp güç birliği yapılacak bir dost olarak görmek yok mudur?
İşte tünel teknolojisindeki gelişme de aynen bu zihniyet evrimine paralel olmuş ve tünel açma yöntemleri bu doğrultuda
gelişmiştir. Yeni Avusturya Tünel Açma Metodu (NATM / New Austrian Tunneling Method) da bu çizgide önemli bir
aşamadır.
“NATM” veya “YATAY”ın TEMEL YAKLAŞIMI
Bu yazının sınırlı kapsamında “Yeni Avusturya Tünel Açma Yöntemi” için “YATAY” kısaltması kullanılacaktır Burada
yöntemin ayrıntılı uygulamasından ziyade temel yaklaşıma ve amaçlara değinilecektir.
ƒ
“YATAY”da amaç tünelde yapım aşamasında ve sonrasında zeminin stabilitesini sağlamak, temel yaklaşım da
kazı yöntemini ve ardından yapılacak takviye işlemlerini zeminin stabilitesini sağlayacak şekilde seçmektir.
ƒ
“YATAY” da geçit sağlamak için oyulmuş, kazılmış zeminde stabiliteyi sağlamanın ölçüsü açılan boşlukta üstteki
ağırlığı taşımak değildir, boşluk oluşumundan sonra zaman içinde meydana gelebilecek deformasyonları
sınırlamaktır. Çünkü açılan boşluktaki deformasyonlar yapım veya hizmet süreci içinde göçmeden veya açılan
geçiti kapamadan belli bir limitin altına indirilirse, pratik anlamda deformasyonlar bitmiş ve kalıcı bir geçit işlevi
sağlamış olur.
ƒ
O halde ana hedef, geçit sağlamak için kazılacak, oyulacak, delinecek zeminin bu işleme deformasyon açısından
nasıl bir tepki vereceğini, nasıl deforme olacağını isabetle tahmin etmektedir. Bunun için de zemini tanımak,
zeminin deformasyon açısından “huyunu suyunu bilmek” gerekir. Bu da esasta standart bir inşaat mühendisliği
eğitimi kapsamını aşan, temel bir jeoloji bazı ve ayrıca da deneyim gerektiren bir işlemdir.
ƒ
“YATAY” ın uygulamasında oyulan zeminlere ve oyulmanın uç noktası olan “ayna”ya esasta gözle bakarak,
bazen de bazı yardımcı alet edavat kullanılarak ortaya çıkan zemin deformasyon nitelikleri bakımından önceden
tanımlanmış bir sınıflandırma içinde “Kaya Klasları”ndan 6 biri ile yaftalanır. Sonra da o kaya sınıfı için
deformasyon önleme amacıyla önceden belirlenmiş bir seri işlem uygulanır. Yani kazının akabinde ortaya çıkan
zemine bakılıp bir varsayım, bir kabul yapılmakta ve mesela “bu ortaya çıkan zeminin kaya klası 3’tür” 7
denilmekte ve sonra da “Kaya Klası:3” için öngörülen deformasyon sınırlayıcı işlemler yapılmaktadır. Yani siz
zemini iyi tanımışsanız, doğru tanımışsanız, gerçekte olduğu gibi tanımışsanız, uyguladığınız deformasyon
sınırlayıcı önlemler de işe yarayacaktır. Tersine, uygulanan deformasyon sınırlayıcı önlemlere rağmen
deformasyonlar devam ediyorsa ve istenen alt limitlere düşürülemiyorsa o zaman zemin sizin sandığınız gibi
değildir, siz zemini tanıyamamışsınız demektir.
a)
ƒ
SADECE JEOLOJİK BİLGİ YETER Mİ?
Kaya sınıflarının tanımlanmasında esas olan tünel yapmak için oyulan zeminin kazıdan sonraki davranışının
belirlenmesidir. Bu davranış ise sadece jeolojik özelliklere ve zemin parametrelerine bağlı değildir. Bu davranış
elbette bazı dış etkenlere de bağımlıdır. Bu dış etkenlerin en önemlileri kazılan kesimin üzerindeki “örtü yükü”,
kazılan kesimdeki yeraltı suyunun varlığı ve miktarı, kazı kesitinin boyutları ve bu kesite varmak için
uygulanacak kademeler ve bunların sekansı ile her kademedeki “adım”, yani bir seferdeki kazı derinliğidir.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
35
incelemeler
Zemine bir kaya klası atfedilirken zeminin deformasyon davranışını etkileyecek bu dış etkiler de jeolojik yapı
yanında mutlaka gözönünde bulundurulur.
ƒ
O halde “YATAY”da ana aşamalar, önce zeminin deformasyon özellikleri için yukarıda açıklanan bağlamda bir
varsayım yapılması, bu varsayıma göre deformasyon sınırlayıcı işlemlerin yapılması ve ardından da
deformasyonların sürekli olarak gözlenmesi, alınan önlemlerin bir işe yarayıp yaramadığının, yani bir anlamda
zeminin sizin sandığınız gibi olup olmadığının irdelenmesi, sorgulanmasıdır.
ƒ
Dolayısıyla “YATAY” da deformasyonların ölçülmesi ve değerlendirilmesi yapımdan ayrılmayan, yapımı
tamamlayan bir fazdır. Çünkü deformasyonların belirli bir süreçte sönümlenip tolere edilen sınırlar içine
girmemesi, bazı hallerde zeminin “kaya sınıfı” hakkında ilk başta yapılan tahminin yanlışlığını, dolayısıyla
uyguladığınız deformasyon sınırlama yöntemlerinin yetersizliğini hatırlatan bir sinyaldir,
bir uyarı
mekanizmasıdır.
İşte “YATAY”ın yukarıda açıklanan temel yaklaşımı dolayısıyla bu yöntemi uygulayan tünel mühendisi, oyduğu, deldiği,
kazdığı dağları, haddi bildirilecek bir düşman ya da altedilecek bir rakip olarak görmeyecektir. Onunla bir dostluk ilişkisi
kurup onu tanıyacak ve anlayacak, her adımda nabzını tutup hatırını soracak ve onun rızasıyla, onunla uyum içinde
ilerleyecektir.
TAKVİYE SİSTEMLERİNİN ANA ELEMANLARI
“YATAY”da zeminin kazı aşamasında ve sonrasında deformasyonları sınırlamak için, belirlenen kaya sınıfına göre,
uygulanan takviye sistemlerinde belirli ana elemanların biri veya birkaçı kullanılır.
‰
Püskürtme Beton : Kazı sonrasında tüm takviye sistemlerinin “olmazsa olmaz”ıdır. Sistemdeki işlevi uygulama
zamanına ve yerine göre;
-
Kazıdan hemen sonra, ekspoze yüzeylerde ince bir tabaka oluşturarak zemin parçalarını birbirine bağlamak ve
zeminin özgün rutubet oranını korumak
Daha sonra gerekirse peşpeşe uygulanacak tabakalar halinde tünel çevresindeki kayma mukavemetine katkıda
bulunmak ve ayrışmayı önlemek
Özellikle tabakalaşmış formasyonlarda patlayıcı kullanarak açılan tünellerde ekspoze olan yapraklanma
düzlemlerinin eklemlerinde kırıklı köşe ve çukurlarda oluşacak gerilme yığılmalarını oluşturduğu yumuşak ve
sürekli eğri ile sönümlendirmek
Çimento bazlı bünyesi dolayısıyla yavaş yavaş mukavemet kazanırken esnek yapısıyla zeminin dengeye ulaşması
sürecinde zeminde oluşabilecek plastik deformasyonları alabilmek
Gün – hafta mertebesinde zaman aralıkları ile uygulandığında, kazandığı mukavemet dolayısıyla zeminin
deformasyonlarını sınırlamakla zeminin deformasyonlarını sınırlamak
-
şeklinde düşünülebilir.
Püskürtme beton “YATAY” da peşpeşe tabakalar şeklinde uygulanıp sonuçta bir tür agregasız ve donatısız beton
oluştursa bile, toplam kalınlık klasik yöntemdeki taşıyıcı beton kalınlığına ulaşmayacaktır. Çünkü ana işlevi taşıyıcı bir
kemer oluşturmak değil, ayrışmayı önlemek ve tünel çevresindeki zeminin kayma mukavemetini yükseltmektir.
‰
Hasır Çelik : “YATAY”da püskürtme beton içinde gereken hallerde kullanılan hasır çelik te esnek kaplamanın kesme
mukavemetini artırma işlevi görür. Gevşek malzemeyi tutacak bir perde olarak düşünülemez
‰
Kaya Bulonları: Tünel boşluğu çevresinde zeminin kayma mukavemetini artırma amacıyla buna ihtiyaç gösteren
zayıfça zeminlerde kullanılır. Bu amaçla da tüm uzunlukları boyunca aderans sağlamak için de genelde çimentolu
enjeksiyon harcı ile ankre edilir. Bu bakımdan da klasik yöntemde sadece uçtan ankre edilen ve gevşek parça ve
dilimleri “çivileme” ile tutturan bulonlardan farklıdır.
Genelde vasıflı çelikten mamul ve dizaynın gerektirdiği boyda ve SN, PG, IBO, Swellex gibi çeşitli tipleri vardır.
Zeminde açılan bir deliğe itilen ve ucuca eklenen parçaların oluşturduğu kaya bulonlarında enjeksiyon işlemi tipe göre
bulonun deliğe yerleştirilmesinden önce veya sonra yapılabilir.
Sonuçta tünel boşluğunda üste, yanlara ve gerekirse tabana uygulanan kaya bulonları ile püskürtme betonu ve tünel
boşluğu etrafındaki zeminin müşterek davranışı sağlanmış olur.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
36
incelemeler
‰
Çelik İksalar: Oldukça zayıf zeminlerde tünel boşluğu dolayısıyla oluşan aşırı kayma gerilmelerinin alınmasında
püskürtme beton tabakasına en üst seviyede bir katkı sağlayan çelik profillerdir. Çelik iksalar klasik yöntemde taşıyıcı
bir kemer oluşturarak noktasal yükleri alan çelik iksalardan farklı işlev görürler. Püskürtme beton içinde kayma ve bir
anlamda da yük dağıtma donatısı olarak çalışır. HEB veya GI profillerden oluşan H tipi yanında, TH ve E profilli de
olabilir.
YÖNTEM, EKONOMİ ve TEKNİK SAĞDUYU
Her mühendislik yapısında yapım aşamasından önce gelen projelendirme aşaması “YATAY” da sadece başta tamamlanıp
bitirilen bir süreç değildir. Yapım sırasındaki bulgulara göre yapımla birlikte yapım tamamlanıncaya kadar süren bir
aktivitedir. Çünkü “YATAY” bir (kabul-kabule göre yapım- performansın gözlenmesi – gerekirse kabulün değiştirilip
yapımın modifikasyonu) sürecidir.
Bu süreçte zeminde kaya sınıfı konusunda ilk yapılan kabulün, ilk tahminin isabetsizliği tünelde her zaman yıkıcı sonuçlar
doğurmayabilir ve çoğu zaman da deformasyonu sınırlayıcı yapısal unsurları güçlendirerek, sayılarını arttırıp sıklaştırarak
telafi edilebilir niteliktedir. Ancak başta varsayılandan daha zayıf bir kaya sınıfında gereken önlemleri en başta değil de
sonradan uygulamak işin ekonomi boyutunu genelde olumsuz etkiler. Yani bir anlamda “akıl başa sonradan gelirse” bunun
sonucunda işin de “astarı yüzünden pahalıya” gelebilir.
Onun için de tünel mühendisliğinde aşırı emniyet kaygısıyla ekonomiyi hiç dikkate almamak kadar, yersiz ve anlamsız bir
“maliyet yükseltme korkusu”ndan da kaçınılmalıdır Bu anlamda tünel mühendisliğinde işin ekonomisini bilgi ve deneyimle
beslenmiş “teknik sağduyu” belirler.
SONUÇ YERİNE
Her zemin tünel açmaya uygun olmayabilir. Her zeminde istenen kesitte tünel açılamayabilir. Yukarıda temel yaklaşımı ve
ana hatları verilen “YATAY” da işte geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı veya ekonomik olmadığı durumlarda önemli bir
alternatif oluşturmaktadır.
Günümüzde Harran Ovasında coğrafi ve sosyal çevreyi değiştiren bir Urfa Tüneli varsa, otoyollarda sadece inşaat yönüyle
değil donanım ve işletme yönüyle gurur verici bir mühendislik yapısı olan 75. Yıl Selatin Tüneli ile İzmir – Aydın arasında
uzaklar daha da yakın oluyorsa, Torosların ihtişamlı doğallığını TAG otoyolundaki tünellerden geçiren daha farklı
hissedebiliyorsak, 2 x 3 şeritli otoyollarımızı aynı şekilde tünellerden geçirebiliyorsak bunda “YATAY”ın katkısı büyüktür.
* Kutlutaş – Dillingham Ortak Girişimi - İZMİR
1-
Altyapı hatlarının geçişine olanak veren ve genelde gömülü bir menfez konumunda olan, altyapı galerilerini, maden
çıkarma amacıyla açılan maden galerilerini, depo, mezar ve askeri amaçlı yeraltı/denizaltı oyuntularını genelde “bir
yerden bir yere götürmediği için” tünel kapsamı dışında bırakıyoruz
2-
Bu hatta 1940 yılında sözü edilen ilk tünellerin kesit darlığı ve harabiyetleri nedeniyle bir güzergâh değişikliğine
gidilmiş ve 154 m., 280 m. ve 1000 m boylarında olup halen de hizmet veren tüneller açılmıştır.
3-
Vahdettin ENGİN, Tünel, Simurg Yayınları, İstanbul, 2000, s.61
4-
Ömer Bedreddin UŞAKLI 24.08.1904-24.02.1946 yılları arasında yaşamıştır. Uşak kökenlidir. 1927’de Mülkiyeyi
bitirmiş, Manavgat, Ünye, Şavşat ve Edremit’te Kaymakamlık, 1943-1946 döneminde Kütahya Milletvekilliği yapmış
ve Yakacık Sanatoryumunda veremden ölmüştür. Deniz Sarhoşları (1926), Yayla Dumanı (1934), Sarıkız Mermerleri
(1942) adlı üç şiir kitabı yayınlamıştır.
5-
Yayla Dumanı, üç kitaptan seçilmiş şiirler ve yeni şiirlerle ikinci basılış, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul, 1945, s.33-34
6-
KAYA KLASI terimindeki KAYA sözcüğü burada, günlük hayattaki veya klasik jeolojideki masif ve sert oluşum
anlamına değildir. Bildiğiniz kayadan pudra gibi zemine kadar, her çeşit zemini kapsayan bir “ZEMİN KLASI” gibi
düşünülmelidir.
7-
Kaya sınıflandırılması genelde sağlamdan, sıkıdan gevreğe dağılabilir ve gevşeğe giden bir skalada en stabil zeminde
(1) den en az stabil zeminde (6) ya giden bir numara ile tanımlanır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
37
incelemeler
DEPREM BÜYÜKLÜĞÜ VE ŞİDDETİ (*)
Arş.Gör. İnş. Müh.Yusuf YEŞİLCE
DEÜ. Müh. Fak. İnşaat Müh. Böl. 35160 Buca/İZMİR
1.GİRİŞ
Deprem, fay denilen kırıklar üzerinde biriken elastik şekil değiştirme enerjisinin aniden boşalması diğer bir deyişle; kinetik
enerjiye dönüşmesi sonucunda meydana gelen yer değiştirme hareketinin neden olduğu dalga hareketidir. Enerjinin boşalımı
depremin odak noktasından(hiposantr) yeryüzüne yayılan sismik dalgalar ile sağlanmaktadır. Yeryüzüne ulaşan sismik
dalgalar;
boyuna dalgalar (P dalgaları), enine dalgalar (S dalgaları) ve yüzey dalgaları (Rayleigh ve Love dalgaları)
olmak üzere sınıflandırılırlar.
P dalgaları; yayılma hızları en büyük olan ve bu nedenle kayıt merkezlerine ilk gelen dalgalardır. Yayılma hızları 5,5-7
km/sn arasında olup, geçtikleri zeminde hacim ve şekil değişimine neden olan, yapılar üzerinde yıkıcı etkisi olmayan
deprem dalgalarıdır [1].
S dalgaları; P dalgalarına oranla yayılma hızı daha az olan ve bu nedenle kayıt merkezine ikinci gelen deprem dalgalarıdır.
Yapılar üzerinde yıkıcı etkisi olan S dalgaları; sıvı ortamda yayılmazlar, yalnız katı ortamlarda yayılırlar [1].
Yüzey dalgaları; P ve S dalgalarına oranla hızları daha az, periyotları daha büyük olan ve aynı S dalgaları gibi yıkıcı özelliği
olan dalgalardır. Yüzey dalgaları; Rayleigh ve Love dalgaları olmak üzere sınıflandırılırlar [1].
2. DEPREM PARAMETRELERİ
Depremlerin tanımlanmasında kullanılan ölçek ve parametreler; oluş zamanı, merkez odak noktası(hiposantr), merkez odak
derinliği, üst merkez (episantr), depremin büyüklüğü (magnitüd) ve depremin şiddetidir.
Oluş zamanı; deprem oluş zamanının (saat:dakika:saniye) Greenwich (GMT) zamanına göre değeridir.
Merkez odak noktası; yerkabuğu altında deprem enerjisinin açığa çıktığı noktadır, diğer bir deyişle; depremin kaynağıdır.
Merkez odak derinliği; depremde enerjinin çıktığı noktanın yeryüzüne en kısa uzaklığıdır. Bu derinlik azaldıkça depremin
yıkıcılığı artar[3].
Üst merkez; yerkabuğu üzerinde odak noktasına en yakın ve dolayısıyla depremin en kuvvetli hissedildiği ve hasarın en çok
olduğu noktadır [3].
2.1. Depremin Büyüklüğü (Magnitüd)
Deprem büyüklüğü hakkında bilgi verebilecek en iyi ölçü, hareket sırasında ortaya çıkan enerji miktarıdır. Bu enerji
miktarının ölçülmesi ve hesaplanması olanaksız olduğu için farklı büyüklük tarifleri geliştirilmiştir. Deprem yerkabuğu
içinde yayılan dalga hareketi olduğu için, bu hareketin en büyük genliği bir ölçü olarak kabul edilebilir. En büyük genlikleri
aynı olan değişik frekanstaki dalga hareketlerinin etki ve enerjilerinin birbirinden farklı olması doğaldır. Dikkat çekici bu
noktaya rağmen genliğe dayalı büyüklük kabulleri yaygın olarak kullanılır. Bu anlamda bütün büyüklük ölçüleri, kaynağa
olan mesafeye ait düzeltme yaptıktan sonra, belirli bir sismik dalganın en büyük genliğinin logaritmasını esas almaktadır [2].
Depremin büyüklük tanımı iki temel kabule dayanır. Bu kabullerin ilki; büyük depremin büyük genlikli dalgalara sebebiyet
vereceği ve ikincisi depremin genliğinin uzaklıkla azalmasıdır. Buna göre bir depremin büyüklüğü; A; yer hareketinin
genliği, T; baz alınan dalganın periyodu ve f(∆,h); ∆ ölçüm noktasının merkez üssüne olan uzaklığı ve h depremin odak
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
38
incelemeler
derinliğine bağlı düzeltme fonksiyonu, Cs ve Cr sırasıyla ölçüm yapılan ve kaynaktaki zemin koşullarının etkisini temsil
eden sabitler olmak üzere;
M = log(A/T) + f(∆, h) + C s + C r
(1)
bağıntısıyla hesaplanmaktadır [2].
Günümüzde Richter lokal büyüklüğü (ML), cisim dalgası büyüklüğü (Mb), yüzey dalgası büyüklüğü(MS) ve moment
büyüklüğü (MW) olmak üzere dört büyüklük kullanılmaktadır.
Richter lokal büyüklüğü; A ölçülmek istenen depremin en büyük genliği, referans depremi ise ölçüm yerine merkez üssü
uzaklığı (∆) 100 km. olan ve 0,001 mm. genlikli deprem olmak üzere;
M L = log(A) - 2,48 + 2,76 log(∆)
(2)
bağıntısı ile hesaplanmaktadır [2].
Cisim büyüklüğü; A mikron olarak yer hareketinin genliği, T saniye olarak hareketin periyodu ve Q(h,∆) derinlik ve
uzaklığa bağlı düzeltme fonksiyonu olmak üzere;
M b = log(A/T) + Q(h, ∆)
(3)
bağıntısıyla tanımlanır. Ancak bu bağıntıda kullanılan ∆ mesafesi, depremin merkez üssü ile ölçüm yapılan nokta arasındaki
merkez açıyı temsil etmektedir [2].
Yüzey dalgası büyüklüğü; A20 mikron olarak 20 saniye periyotlu Rayleigh yüzey dalgasının genliği ve ∆ km. olarak episantr
ile ölçüm istasyonu arasındaki mesafe olmak üzere;
M S = log(A 20 ) + 1,66 log(∆) + 2,0
(4)
bağıntısı ile tanımlanır [2].
Sismik moment; yüzey dalgası büyüklüğü yalnız 20 saniye periyotlu titreşimi esas aldığından, büyük depremleri belirgin
şekilde ayırt etmek amacıyla tanımlanmış bir büyüklük olup, µ fay kayma bölgesinde kayma rijitliği, A yırtılma alanı ve D
fayın boyuna hareketinin ortalama değeri(atımı) olmak üzere;
M 0 = µ. A . D
(5)
bağıntısı ile tanımlanır ve moment büyüklüğü sismik momente bağlı olarak;
MW =
2
log(M 0 ) − 6,0
3
(6)
bağıntısıyla hesaplanmaktadır [2].
Basitleştirici kabuller yapılarak yukarıda tanımlanan büyüklükler arasında;
M W = 0,74M S + 1,28
(7)
M S = 1,6M b − 4,0
(8)
log(M 0 ) = 1,11M S + 10,92
(9)
ilişkileri kurulabilir [2].
2.2. Deprem Büyüklüğünün Richter Nomogramına Göre Belirlenmesi
Richter ölçeği ile S-P zaman aralığı ve genlik arasındaki bağıntı karmaşık olmasına rağmen Şekil-1’de verilen ve “Richter
Nomogramı” olarak adlandırılan grafik kullanılarak eldeki uzaklık ve genlik yardımı ile depremin büyüklüğü
belirlenmektedir.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
39
incelemeler
Richter Nomogramı “Standart Richter Depremi”ni temsil etmektedir. Standart deprem; 100 km. uzaklıktaki sismogramda 1
mm. genlik yaratan deprem olarak tanımlanmaktadır. Bu değer “3” büyüklüğündeki depreme karşılık gelir ve diğer
depremler bu standartta göre belirlenmektedir. Bu anlamda önemli nokta; “4” büyüklüğündeki depremin 100 km. uzaklıktaki
sismogramda 10mm.genlik yaratmasıdır. Diğer bir deyişle; Richter ölçeği üstel olarak adlandırılır ve her deprem büyüklüğü
arasında 10 kat genlik farkı vardır.
Günümüzde depremlerin büyüklüklerinin belirlenmesinde kullanılan Richter ölçeği; sismogramlardan S-P dalgaları varış
zamanları arasındaki zaman farkının ve en büyük genliğin ölçülmesine dayanır.
Her kayıt merkezinden elde edilen en büyük genlik ve kayıt merkezlerinin episantra olan uzaklıklarından oluşan ikililer
Richter nomogramına işlenir ve her kayıt merkezine ait veri çiftinin birleştirilmesiyle oluşan çizgilerin kesişim noktası
Richter ölçeğine göre depremin büyüklüğünü vermektedir.
Şekil-1: Richter Nomogramı
2.3. Depremin Şiddeti
Depremin şiddeti, yeryüzünün belirli bir noktasında tanımlanır ve bu noktada yaptığı etkinin derecesi ile belirlenir. Bu
konuda farklı şiddet tanımları ve şiddet cetvelleri olmakla birlikte, en yaygın olanı Mercalli Şiddet Cetveli’dir. Değiştirilmiş
biçimi ile kullanılan bu cetvel Çizelge-1’de verilmiştir. Çizelgeden de anlaşılacağı gibi en düşük şiddet I; duyarlı aletlerle
kaydedilen depremi, en büyük şiddet XII; tam yıkıma neden olan depremi göstermektedir.
Bu şiddet ölçüsü yapıların hasar ve yıkılma düzeyi ile can ve mal kaybını esas aldığından, depremin mutlak bir ölçüsü olarak
kabul edilemez. Meydana gelen hasar, yapıların dayanım düzeyi ile yakından ilişkili olduğu için, aynı deprem dayanım
düzeyi yüksek yapılardan oluşan yörede daha az şiddetli, dayanım düzeyi düşük yapılardan oluşan yörede ise daha şiddetli
görülebilir. Ancak yapılar için dayanım çok fazla değişmediği kabulüyle, Mercalli Şiddet Cetveli değerlendirme kolaylığı
bakımından özellikle ölçüm aletlerinin gelişmediği dönemde yaygın olarak kullanılmıştır [2].
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
40
incelemeler
Çizelge-1: Mercalli Şiddet Cetveli
ŞİDDET
TANIM
YER
İVMESİ
(m/sn2)
HASAR TÜRLERİ
KIRSAL
YAPI
TUĞLA,YIĞMA
KARGİR YAPI
BETONARME
YAPI
I
Sadece hassas aletlerce algılanır.
~ 0,01
--
--
--
II
Yapının üst katlarında, sukunet
halindeki kişilerce hissedilir.
0,02-0,03
--
--
--
III
Bina içinde kısmen hissedilir.
0,03-0,07
--
--
--
IV
Bina içinde çoğunlukla algılanır.
0,07-0,15
--
--
--
V
Hemen herkes tarafından algılanır, sıva
çatlakları oluşabilir.
0,15-0,30
%5 Hafif
--
--
VI
Herkes tarafından algılanır, bacalar
devrilebilir, sıva çatlakları oluşur.
0,30-0,70
%5 Orta
%5 Hafif
--
%5 Orta
%5 Hafif
%5 Yıkıntı
%5 Ağır
%50 Ağır
%50 Orta
%5’den Fazla
Yıkıntı
%5 Yıkıntı
VII
VIII
Araç sürücüleri ve yapıdaki herkes
tarafından algılanır, yapıda
sağlamlığa bağlı hasarlar oluşur.
Duvarlar devrilir, zeminde
sıvılaşma olabilir.
%50 Hafif
0,70-1,50
%5 Yıkıntı
%50 Ağır
1,50-3,0
%5 Fazla
Yıkıntı
%50Yıkıntı
IX
Yapılar temelinden ayrılır.
3,0-7,0
%50’den
Fazla Yıkıntı
%50 Hasar
%50 Yıkıntı
X
Zemin çatlar, demiryolu rayları
eğilir.
7,0-15,0
%75’den
Fazla Yıkıntı
%50’den
Fazla Yıkıntı
%5’den Fazla
Yıkıntı
%50 Yıkıntı
XI
XII
Köprüler yıkılır, toprak kayması
meydana gelir.
Zeminde dalgalanmalar oluşur,
cisimler havaya fırlar.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
15,0-30,0
30,0-70,0
%100’e
Yakın
Yıkıntı
%100
Yıkıntı
%75’den
%50’den
Fazla Yıkıntı
Fazla Yıkıntı
%100 Yıkıntı
%100 Yıkıntı
41
incelemeler
Şiddet, depremin insanlar ve yapılar üzerindeki etkisinin ölçüsüdür. Büyüklük (Magnetüd) ise depremin hasar etkisi ve
hissedilmesi hakkında bilgi vermez, ancak faydaki kayma ve yırtılma boyu(atım) hakkında bilgi vermektedir.
Günümüzde kullanılan Richter Ölçeği bir deprem için mutlak bir ölçü olarak tanımlanmasına karşın, Mercalli Şiddet Cetveli
depremin hissedildiği noktada tanımlanmaktadır. Mercalli Şiddet Ölçeği belirli bir deprem için her yerde farklı olarak belirir.
Başka bir deyişle; Mercalli Şiddet Ölçeği, depremin mutlak büyüklüğüne ve göz önüne alınan noktanın depremin merkez
üssüne(episantr) olan mesafesine bağlıdır. Ancak, tam merkez üstünde tariflenecek Mercalli Şiddet Ölçeği, söz konusu olan
bölgedeki yapıların standart bir dayanıma sahip oldukları kabulüyle, depremin mutlak ölçeği olarak dikkate alınabilir [2].
Ülkemizde ML Richter Ölçüsü ile depremin merkez üssündeki en büyük şiddet değeri I0 arasındaki ilişki;
M L = 0,593I 0 + 1,63
(10)
bağıntısıyla ifade edilmektedir.
3. SONUÇ
Doğal afetler arasında deprem; hiçbir uyarı olmadan oluşması nedeniyle kendine has bir özelliğe sahiptir. Deprem kuşağı
üzerinde bulunan ülkemizde, deprem mühendisliği açısından önemli olan, aletlerce ölçülen deprem büyüklüğü ile depremin
yapılar ve canlılar üzerindeki etkisinin göstergesi olan deprem şiddeti; sıkça karıştırılan kavramlardır.
Bir depremin büyüklüğü; açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü iken, şiddet; depremin meydana getirdiği bölgesel hasarın ve can
kaybının bir ölçüsüdür. Diğer bir deyişle; bir deprem tek bir büyüklük ile ifade edilirken, şiddet; yapıların dayanım düzeyine
bağlı olarak bölgeden bölgeye değişkenlik gösterir.
KAYNAKLAR
[1]
Arıoğlu, E.; Arıoğlu, N.; Yılmaz, A.O.; Girgin, C.; “Deprem ve Kurtarma Yöntemleri”; Evrim Yayınevi;
İstanbul; 2000.
[2]
Celep, Z.; Kumbasar, N.; “Deprem Mühendisliğine Giriş ve Depreme Dayanıklı Yapı
Tasarımı”; Beta Dağıtım; İstanbul; 2000.
[3]
Mertol, A.; Mertol, H.C.; “Deprem Mühendisliği-Depreme Dayanıklı Yapı Tasarımı”;
Birsen Yayınevi; Ankara; 2002.
(*) Bu yazı Haziran 2003 tarih ve 111 nolu sayımızda dizgi hatasından dolayı eksik olarak yayınlanmıştı. Eksikliği düzelterek,
bir kez daha yayınlamaktayız. Üyelerimizden ve yazarından özür dileriz. (Y.K.)
ÜYELERİMİZE DUYURULUR
BTM Firmasınca
6 OCAK 2004 Salı Günü Saat:18.30-19.30
İMO İzmir Şubesi’nde
“SU ve ISI YALITIMI”
adlı
SEMİNER ve sonrası KOKTEYL verilecektir.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
42
beton köşesi
BETONARME PROJELERİMİZDE
EN DÜŞÜK BETON SINIFI NEDEN C30 SEÇİLMELİ?
Bülent BARADAN
Prof. Dr. DEÜ Müh. Fak.
İnşaat Mühendisliği Bölümü
Bir yapının projelendirilmesi ve yapımı; beş ana ilkenin (dayanım, dayanıklılık, işlevsellik, ekonomi ve estetik) birlikte ele
alındığı bir optimizasyon problemi olarak tanımlanabilir. Yapı servis yüklerini ve deprem gibi etkilerden kaynaklanan
yükleri belirli bir güvenlikle taşıyabilmeli, planlanan hizmet ömrü süresince dıştan ve içten kaynaklanan yıpratıcı etkilere
karşı dayanıklı (kalıcı) olmalı, kaynak israfına yol açmayacak şekilde ekonomik olmalı, ihtiyaca cevap verebilmeli (işlevsel,
fonksiyonel), özgün ve estetik bir görünüşe sahip olmalıdır. Tüm bu özellikleri sağlayan yapıların inşası ise ancak,
projelendirmeden başlayarak yapım aşamalarının tümünün iyi bir şekilde planlanması ve denetim altında tutulması ile
mümkündür.
Yapay bir malzeme olan betonarmenin olumlu özelliklerini sürdürebilmesi kalıcı olmasına bağlıdır. Beton veya betonarme
elemanların deprem veya aşırı yüklemenin etkisi dışında da zamanla bozulmaları söz konusudur. Bu nedenle günümüzde,
tasarım yükleri için yeterli dayanımı sağlayan betonun aynı zamanda dayanıklı olacağı görüşü terk edilmiştir. Yükler
açısından istenen dayanımı sağlayan kaliteli bir betonarme eleman bile tasarım aşamasında dikkate alınmamış şiddetli etkiler
altında umulmadık kısa sürede bozularak kullanılmaz hale gelebilir ya da büyük bakım, onarım masraflarına yol açabilir.
Bu konunun önemi son yıllarda gittikçe ön plana çıkmaktadır. Nitekim İMO tarafından son düzenlenen Ulusal Beton
Kongresinin konusu Dayanıklılık (Durabilite) olarak belirlenmişti. Ayrıca, Yapı Malzemesi lisansüstü eğitim programlarında
“Betonarme Yapıların Dayanıklılığı” konusu ayrı bir ders olarak yer almaya başlamıştır.
Son yıllarda arka arkaya yaşadığımız deprem felaketleri, birçok betonarme yapıda betonun proje dayanımını sağlamakta ne
kadar yetersiz kaldığını ortaya koymuştur. Ayrıca söz konusu yapıların birçoğunda korozyon olayı sonucu çelik donatı-beton
aderansının yok olduğu, çelik donatının kesit kaybı nedeniyle taşıma gücünü büyük oranda kaybettiği, paspayı tabakasının
çatladığı veya döküldüğü görülmüştür.
Aslında, doğru dizayn edilmiş, geçirimsiz, kaliteli bir beton, çeliği korozyondan koruyarak yapının dayanımını ve
dayanıklılığını istenen düzeyde sağlar. Kimyasal koruma betonun alkalinitesi sayesinde, fiziksel koruma ise ortamda
bulunan ve korozyona yol açan maddelerin yapı elemanı içine difüzyonunun önlenmesi ile gerçekleşir. Betonun bu olumlu
özelliğine rağmen, uygulamada yapılan hatalar nedeniyle korozyon günümüzde betonarme yapıların servis ömürlerini
belirleyen en önemli faktör olarak kabul edilmektedir. Örneğin, pas payı tabakası yetersiz kalınlıkta, geçirimli ve kalitesiz
bir betonarme eleman içindeki çelik donatı kısa sürede paslanabilir. Çünkü böyle bir elemanda karbonatlaşma cephesi,
klorür iyonları veya asidik sıvılar kolaylıkla çeliğe ulaşabilir. Ayrıca sülfat vb. zararlı maddeler betonu zamanla tahrip
edebilir.
Bu hasarlar çoğunlukla yıllar sonra oluşmaktadır. Ancak bazen yapı hizmete girmeden kısa sürede oluşanları da vardır.
Bölgemizde de alkali-silika reaksiyonu, sülfat etkisi ve klorür korozyonu gibi nedenlerle hasar görmüş çok sayıda riskli yapı
mevcuttur.
Betona ve donatıya zarar veren fiziksel, kimyasal ve biyolojik kökenli etkenler hakkındaki bilgiye [1] No’lu referansla
ulaşılabilir.
Yeni deprem yönetmeliğinin deprem bölgelerinde kullanılacak, asgari beton sınıflarını C16 ve C20’ye çıkarması olumlu
değişikliklerdir. Ancak, durabilite, özellikle donatı korozyonu açısından değerlendirildiğinde bu beton sınıflarının yeterli
geçirimsizlik sağlamadığı gözlenmektedir. Beton sınıfının yalnızca yapısal kaygılar dikkate alınarak seçilmesi oldukça
hatalı bir yaklaşımdır. Örneğin, deniz suyuna ıslanma-kuruma şeklinde maruz kalan bir iskele yapısında C20 sınıfı bir
beton kullanılması başlangıçta ekonomik ve uygun bir çözüm gibi görünebilir. Fakat, geçmiş tecrübeler ve saha gözlemleri
göstermiştir ki deniz suyundaki klorür iyonlarının yol açtığı donatı korozyonu sebebiyle böyle bir iskele yapısı 5-10 yıl
içinde tamamen kullanılamaz hale gelebilmektedir. Bu sebeple beton sınıfı seçiminin, yapının servis ömrü boyunca maruz
kalacağı yıpratıcı etkilerin ve yapısal ihtiyaçların birlikte değerlendirilerek yapılması en doğru yaklaşımdır. Uluslararası
standartların çoğunda böyle bir ortamda inşa edilecek betonarme bir yapıda betonun en az çimento içeriği 340 kg/m3 ile en
büyük Su/Çimento oranı 0.45 ile sınırlandırılmakta ve beton sınıfının C35 ve üzerinde olması zorunlu tutulmaktadır.
Aslında, benzer sınıflandırma, TS 11222 Hazır Beton Standardında ve 08.03.2004’te yürürlüğe girecek ve TS11222’nin
yerini alacak Avrupa standardı TS EN 206-1 “Beton, özellik, performans, imalat, uygunluk” Standardında da verilmiştir.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
43
beton köşesi
Ancak, bu koşullar ne betonarme projelerinde aranmakta, ne de bu projelerin denetiminde göz önüne alınmaktadır. TS
500’ün bu konuda bu standartlara zorunluluk içeren bir atıf yapması uygun olacaktır. Standartlarımızın genellikle farklı
disiplinlerden gelen kişilerce danışma mekanizması yeterince işletilmeden hazırlanması bazı uyumsuzluklara yol
açmaktadır. Bu sorunun biran önce giderilmesi gerekmektedir. Avrupa Birliği uyum çalışmaları kapsamında tüm
standartlarımızın Avrupa Normları ile değiştirilmesi bu konuda iyi bir fırsat olarak algılanabilir.
Deprem yönetmeliğimizde verilen en düşük beton sınıfı C16-C20, TS EN206-1 standardında zararlı yıpratıcı hiçbir etkiye
maruz kalmayacak ve donatı korozyonu riskinin hiç bulunmadığı yapılarda kullanılmasına izin verilen beton sınıfıdır. Bir
çok durumda, yıpranma koşulları dikkate alınarak betonun su/çimento oranına ve çimento dozajına sınırlama getirilmesi
beton sınıfını kendiliğinden C30 düzeyine çıkmaktadır. Betonun su/çimento oranını ve çimento dozajını denetlemek kolay
değildir. Oysa betonun basınç dayanımı kolayca denetlenebilmekte ve toplumda da bu konuda genel bir alışkanlık oluşmaya
başlamaktadır. Bu nedenle özellikle deprem bölgelerinde kullanılacak betonlarda, donatı korozyonu yolu ile donatı – beton
aderansının yok olmasını önlemeye yönelik olarak en düşük beton sınıfı sınırlamasının düzeyi yükseltilmelidir ve en az C30
olmalıdır. Ayrıca, betonun geçirimliliğini etkileyen en önemli parametreler S/Ç oranı ve bağlayıcı miktarı olduğu için, sınıf
dayanımının yanı sıra bunlarla ilgili sınır değerlerin de sağlanmasına özen gösterilmelidir.
Değişik üniversitelerimizin Yapı Malzemesi Profesörleri yeni yapılacak yapıların olası bir depreme karşı dayanıklı
olabilmesi için gerekli asgari koşulları ve en düşük beton sınıfının C30 olması gerektiğini 17 Ağustos 2001 tarihinde
yayınladıkları bir deklarasyon ile kamuoyuna duyurmuşlardır.
Yeni TS EN206-1 standardında söz konusu beton sınıfı C30/37 olarak verilmektedir. (30 MPa silindir, 37 MPa 15 cm’lik
küp basınç dayanımı). Günümüzde Türkiye’de bu kalitede beton üretimi, gelişen malzemeler ve teknoloji sayesinde çok
kolay olmasına karşın, 25-35 MPa kalitesindeki beton üretimi tüm kayıtlı üretimin yalnızca % 5’i dolayındadır
(C20
üretimi % 46.9). Buna karşılık girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğindeki bazı ülkelerin bu sınıftaki beton üretimlerinin tüm
üretime oranları Tablo 1’de görülmektedir [2].
Tablo 1 Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde ve Türkiye’de C30 sınıfı beton üretiminin tüm üretime oranları
Almanya
Avusturya
Belçika
İngiltere
% 63.2
% 40.0
% 70.0
% 46.0
İspanya
Finlandiya
İsveç
Türkiye
% 80.0
% 85.0
% 65.0
% 5.0
Yapılarda C20 yerine C30 kullanımı başlangıçta bir miktar maliyet artışına yol açıyor gibi görünmesine rağmen, bu miktar
tüm yapı maliyeti yanında çok düşük mertebede kalmaktadır. Projenin C20 sınıfı beton yerine C30 sınıfı bir betonla
çözülmesi halinde donatıdan, kesit boyutlarından ve yapı ağırlığından sağlanan ekonomi, genellikle beton sınıfının
değiştirilmesinden kaynaklanan, maliyet artışını dengelemekte hatta toplam maliyeti azaltabilmektedir. Yapılan bir bilimsel
çalışma sonucu, beton sınıfı yükseldikçe deprem bölgesi ve yapı kat adedine bağlı olarak kaba inşaat maliyetinden %5
civarında bir tasarrufun sağlanmasının mümkün olduğu belirlenmiştir [3].
BU NEDENLERLE DAHA GÜVENİLİR, KALICI, KALİTELİ EKONOMİK YAPILAR ÜRETMEK İÇİN EN DÜŞÜK
BETON SINIFINI C30 OLARAK SEÇELİM.
KAYNAKLAR
1. Baradan, B., Yazıcı, H., Ün, H. (2002): “Betonarme Yapılarda Kalıcılık (Durabilite) ” D.E.Ü. Müh. Fak. Yayını No. 298, 282 s., İzmir.
2. Arıoğlu, E., Girgin, C. (2003). “ Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) Üyesi ve Belli başlı Ülkelerdeki Beton Üretiminin İstatistiksel
Değerlendirilmesi”. Hazır Beton, Mayıs 2003, THBB, İstanbul.
3. Koca, C., Karaesmen, E., Erkay, C. (1998). “Beton Basınç Mukavemetindeki Değişikliklerin Yapı Maliyetine ve Kalitesine Etkileri”.
Hazır Beton, Temmuz 1998, THBB, İstanbul.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
44
beton köşesi
SU VE BETON
BİR SEVGİ-NEFRET İLİŞKİSİ (2)
Prof.Dr.Adam NEVILLE ( * )
(Bu yazının 1. Bölümü Bültenimizin 113 nolu sayısında yayınlanmıştır.)
BÖLÜM 2
Hizmet Sürecinde
Suyun beton üzerindeki rolü hizmet sürecinde de devam eder ve rol çok yönlüdür.
Kuruma Rötresi
Taze betondan, prizden önce meydana gelen su kaybını anlatırken plastik rötreye değinmiştim. Şimdi, beton sertleştikten
sonraki su kaybı da kuruma rötresine yol açabilir. Ancak her su kaybı rötreye yol açmaz; serbest suyun kaybı rötre yapmaz.
Sadece, serbest suyun betonu terk edişinden sonra adsorbe suyun kaybolup ortama geçmesi sonucu büzülme meydana gelir.
Bazı koşullar altında kuruma rötresi rötre çatlaklarına yol açar ki bu kanımca betonun en önemli eksikliğidir; su veya ıslak
toprak içindeki yapılar dışında havaya maruz yapılardaki problemlerin en sık rastlanan nedenidir. Böylece kuruma rötresi su
ile sertleşmiş beton ve betonun deformasyonu ve yıpranması arasında çok önemli bir ilişkiyi temsil etmektedir.
Sünme
Betonda sabit yük altında zamana bağlı deformasyon olan sünme de suyun hareketinden etkilenir. Ancak bu daha karmaşık
bir olaydır ve rötrede olduğu kadar tam belirlenmiş değildir. Gene de sabit yük altında kurumakta olan betonda kuruma
sünmesi dediğimiz bir büzülmenin meydana geldiğini biliyoruz. Bu kuruma sünmesi yük altında betonun içine ve dışına
suyun hareketi önlendiği zaman meydana gelen sünmeden, ki buna temel sünme diyoruz, daha büyüktür. Böylece su,
betonun sabit yük altında zamana bağlı deformasyonunda da önemli bir rol oynar. Bu suyun yükten bağımsız olarak
meydana gelen rötredeki rolünden tamamen farklıdır.
İki tür sünmenin mekanizmaları hala tam olarak anlaşılmış değildir. Betonun sünmesi üzerinde ( sempozyum bildirileri
dışında ) 1983 de yayınlanan son kitaptan beri sadece kısıtlı gelişmeler sağlanabilmiştir [3] . Sünme üzerinde devam eden
çalışmalar mekanizmayı anlamaktan ziyade hiçbirisi üzerinde görüş birliği sağlanamamış matematiksel modeller
geliştirmeye yöneliktir [4]. Kanımca, karmaşık matematiksel ifadelere güvenmek yerine sünme mekanizmasının, suyun rolü
dahil, anlaşılmasına öncelik verilmelidir.
Islanma ve Kuruma
Kuru beton temas ettiği suyu hızla emmeye başlar. Su zamanla beton eleman içinde derinlere işler: oldukça hızlı olarak tam
doygunluğa ulaşmak mümkün olur. Olay tersinirdir ancak aynı hızda olmaz: kuruma son derece yavaştır. O kadar ki, beton
elemanın kurumakta olan yüzeyinden örneğin 50 cm içeride olan bir bölge hiçbir zaman - en azından betonu döken kişinin
hayatı boyunca tamamen kurumayabilir. Islanma ve kuruma tuzların betona işlemesine vasıta olur: çözeltiler içeri girer,
ancak buharlaşıp çıkan sadece sudur.
Yüksek Performanslı Betonda Su
Su/çimento orantısının çok düşük olduğu yüksek performanslı betonlarda öz rötre ( otojen rötre ) meydana gelebilir. Bu
rötrenin betonun davranışında önemli bir faktör olduğu yakın zamanlarda anlaşılmıştır [5]. Kuruma rötresinde olduğu gibi öz
rötre de hidrate olmuş çimento hamurundan suyun kaybı sonucudur. Ancak, burada kayıp suyun beton dışına çıkıp atmosfere
karışmasından dolayı değil, devam eden hidratasyonun kimyasal reaksiyonlarında yer almasından dolayıdır. Yangın
sırasında yüksek performanslı beton hidrate olmuş çimento hamurundaki sudan dolayı özel bir problem haline gelir. Bu tür
betonun çok düşük geçirgenlikte oluşu ( çok küçük s/ç orantısından dolayı ) sertleşmiş hamurda kalmış olan suyun kolayca
kaçışını önler. Yangın sırasındaki yüksek sıcaklık suyun buharlaşmasına ve hacminin genleşmesine yol açar. Faz değişimi ve
yüksek buhar basıncı sonucu betonun dış bölgesi şişerek çatlayabilir. Sonuç olarak, yüksek performanslı olarak düşünülen
bir betonun performansı bazı hallerde normal betonunkinden daha düşük olabilir.
Yangın soğuk su ile söndürülmeye çalışıldığında kızgın beton yüzeyi ani soğumaya maruz kalır. Bu betonun dayanıklılığı ve
dayanımı üzerinde ciddi sonuçlara yol açabilir.
Yukarıdaki kısa açıklamalar s/ç orantısı çok düşük olmasına rağmen yüksek performanslı betonun suya karşı büyük
duyarlılık gösterdiğini ortaya koymaktadır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
45
beton köşesi
Kendiliğinden İyileşme
Betonda çatlaklar bulunmasının önlenemiyeceği iyi bilinir. Ancak, eğer ince bir çatlağın yüzeyinde beton durgun veya yavaş
hareket eden suya temas ediyorsa çatlağın kapanması olasıdır. Burada o zamana kadar hidrate olmamış çimentonun
hidratasyonu veya karbonatlaşma varsa, yıkanarak yüzeye çıkmış olan kalsiyum karbonat oluşması rol oynamaktadır.
Zararlı Sular
Hizmet sürecinde beton zararlı sulara maruz kalabilir. Bir çok ülkede en sık rastlanan zararlı iyon, katyonlardan birisi ile
bileşik oluşturan sülfattır. Diğer bazı sularda asitler ve endüstriden gelen kimyasal yan ürünler bulunabilir. Bazı yerlerde
beton deniz suyu veya acı, tuzlu sularla temas halindedir. Bu sulardaki klorürler beton içine sızdıklarında çoğu kez çelik
donatının korozyonuna yol açarlar. Betona sadece çözeltideki tuzun etki ettiğinin hatırlanması önemlidir: kuru bir yüzeyde
duran kalsiyum sülfat yığını zarar vermez. Aynı şekilde bir öbek mutfak tuzu yani sodyum klorür de, çok ince taneli olup
nemli havada klorürlü bir eriyik oluşturmuyorsa, zararsızdır. Meydana gelen eriyiğin betona işlemesi ise ancak su yolu ile
olabilecektir.
Hizmet sürecinde beton için saf su da yararlı değildir: Boru ve kanaletlerde saf su hidrate çimento hamurundaki kalsiyum
hidroksiti yıkayıp çıkartır. Hava kirliliği olmayan yerlerde yağmur suyu oldukça saftır ve o da kalsiyum hidroksiti yıkar.
Yıkanan bu madde zararlı olmamasına rağmen yağmurdan sonra gelen güneşli havalarda beton yüzeyinde görünüşü bozan
lekelenme ve çiçeklenme meydana getirir.
Yağmur suyunun kirli bir formülü ise endüstrilerden çıkan baca gazlarının atmosferde su içinde çözünüp rüzgar ile
taşınmasının çok zararlı sonucu olan asit yağmurudur. Asit yağmuru daha ziyade sülfürik ve nitrik asitleri içerir ve pH değeri
4.5, hatta 4.0 kadar düşük olabilir. Bu asitler beton yüzeyinde aşınma ve oyulmalara yol açarlar.
Çelik Donatının Korozyonu
Beton içine gömülü çeliğin genel veya klorür kaynaklı korozyonu beton ancak yeterince ıslak ise ve gözeneklerdeki su
elektrolit görevi yapıyorsa meydana gelir. Bu durumda elektrokimyasal bir hücre oluşmaktadır. Böylece, korozyonunun
devam etmesi için de su gereklidir.
Beton veya harç yüksek aluminli çimento ile yapılmışsa suyun yıkanıp taşıdığı aluminyum miktarı özellikle fazla
olabilir. Çimento yıpranmış su şebekelerinin acil onarımlarında ve iyileştirilmelerinde kullanılmış olabilir, ancak bu
işlerde kullanılmasının uygun olmadığı belirtilmelidir.
İçme Suyu Boruları
İçme suyu genel anlamda zararlı bir su değildir, fakat betonu yıkayarak bazı hallerde suyun insan sağlığı açısından zararlı
hale gelmesine neden olabilir. Bu durum özellikle suyun yavaş aktığı küçük çaplı borularda portland çimentosu hamuru ile
suyun uzun süre temas etmesi sonucu meydana gelir. Alkalinetisi çok düşük, kalsiyum karbonat miktarı az olan sular söz
konusu olduğunda boru içerisindeki suyun pH derecesi 9.5’un üstüne çıkabilir. İlaveten, suya giren aluminyumun da miktarı
fazlalaşabilir. Gelecek bir yazıda betonun içme suyu taşıyan borularda kullanılması konusunun ele alınmasını öneriyorum.
Suya Dayanıklı Beton
Bazen zararlı suların etkisinin suya dayanıklı beton kullanarak önlenip önlenemiyeceği sorulur. Geçirimsiz beton elde etmek
muhtemelen mümkün olmadığından ve bu deyim İngiliz Standardlarınca da tavsiye edilmediği için “geçirimsiz beton “
deyimini kullanmıyorum. Mümkün olan suyun işlenmesine karşı direnci yüksek olan betondur.
Niye böyledir? Doğası itibari ile beton gözenekli bir malzemedir. Gözeneklilik ile geçirgenlik aynı değildir ama betondaki
gözeneklerin bir çoğu birbiri ile bağlantılıdır ve suyun içeriye girerek betondan geçmesi mümkün olmaktadır. Sadece suyun
akması değil diğer taşıma mekanizmaları da söz konusu olur. Beton daha iyi sıkıştırıldıkça içindeki iri gözenekler ve
boşluklar azalacak, suyun içinden geçişi zorlaşacaktır. İlaveten, hidrate çimento hamurunun yapısı suyun beton içinden ne
kadar kolaylıkla akabileceğini belirler. Özellikle önemli olan gözeneklerin miktarı ve birbirleri ile bağlantı durumlarıdır:
bunlar genellikle gözeneklerin boy dağılımı ile belirlenir. Az sayıda ancak iri ve bağlantılı gözeneklerin aksine aynı
hacimdeki küçük gözenekler suyun daha az hareket etmesine müsaade ederler.
Genellikle suyun beton içindeki hareketi çok azdır, ancak elde ettiğimiz beton bir plastik örtü gibi su geçirimsiz değildir.
Çoğu kez bu bir problem yaratmaz. Ancak, gerçekten su geçirmeyen bir beton isteniyorsa aynı zamanda hidrofobik olan su
geçirimsizlik katkılarını kullanmayı düşünmeliyiz veya polimerli beton gibi özel betonlara başvurmalıyız.
Şurası hatırlanmaya değer ki bir çok şey, beton elemanın maruz kaldığı çevre koşullarına bağlıdır. Örneğin, dışarıda ıslak
toprak, içerde kuru hava arasında bulunan bir bodrum duvarında kalınlığı boyunca su hareketi olacaktır. Eğer birisi bodruma
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
46
beton köşesi
kuvvetli bir klima cihazı koyarak problemi çözeceğini umuyorsa çok aldanır, çünkü beton duvarın iki yanındaki bağıl nem
oranları arasındaki fark büyüdükçe duvardan geçen suyun da miktarı artacaktır. Benzer şekilde eğer dıştaki suyun basıncı
yüksek ( bodrum çok derinde ) ise duvardan daha fazla su geçecektir.
Gene de çevre koşulları ve betonun kalitesi tek başlarına suya dayanıklılığı belirleyen faktörler değildirler. Beton duvarlar ve
döşemeler ne kadar itina ile yapılsalar bile tamamen tek parça çatlaklardan arınmış olmazlar, ayrıca farklı deformasyonlara
da maruz kalabilirler. Eğer su tutacak bir yapı istiyorsak uygun beton kalitesine ilaveten uygun çelik donatı ve su önleyici
detayları içeren projelere gerek olur. Sadece beton teknolojisi değil yapı statiği ve tasarım alanlarını da ilgilendirir. Suya
dayanıklı veya dirençli deyiminin su geçirimsizlikle aynı olmadığını tekrar vurgulamak isterim.
Donma ve Çözülme
Tekrar eden donma - çözülme devirlerinin betona olan zararlı etkisi dünyanın bir çok bölgesinde iyi bilinmektedir. Bu
yazının amacına uygun olarak, donma ve çözülme olayında suyun yer aldığını belirtelim. Su, başlangıçta karışımda bulunan
olabilir veya sonradan betona girmiştir; önemli olan zararı veren sudur ve bunu şiddetle yapar.
Tekrar eden donma - çözülme devirlerinin meydana getirdiği hasar taze beton veya erken yaştaki beton üzerinde don
olayının yaptığı hasardan farklıdır. Burada suyun buza dönüşerek genleşmesi betona genellikle onarılması imkansız zarar
verir.
Bu makale için önemli olan şudur ki don etkisi ile don - çözülme etkisinin ikisi de su ile ilgilidir: suçlu olan sudur.
Karbonatlaşma
Atmosferdeki karbondioksit, çimento hidratasyon ürünlerinin bazıları ile, özellikle kalsiyum hidroksit ile reaksiyona
girebilir. Ancak etki eden gaz halindeki kadbondioksit değildir, zayıf bir karbonik asittir ve bunun içinde ortamda suyun
bulunması gereklidir.
Betonun karbonatlaşması hidrate çimento hamurunun alkalinetisini azaltır ve donatının korozyonuna yol açar.
Karbonatlaşmada su gerekli bir elemandır.
Alkali - Agrega Reaksiyonu
İki türlü reaksiyon vardır: bunlar agregada bulunan silika veya karbonatla ilgili olup alkalilerin kaynağı ise çimentodur. Bu
zararlı reaksiyonun yazının kapsamına girmediği düşünülebilir, ancak bu doğru değildir: alkali - agrega reaksiyonu sadece
suyun bulunması halinde meydana gelir. Hatta, reaksiyonun başlayıp betonda bir miktar hasara yol açtığı hallerde bile
betonu kurutmak ve daha sonra kuru tutmak reaksiyonu durduracaktır. Meydana gelen hasar telafi edilemez, ama bu şekilde
ilerlemesine mani olunabilir. Böylece su, bir kez daha, betonun yıpranmasında önemli bir faktör olmaktadır.
Oyulma ve Erozyon
Beton, barajlar ve kapalı kanallar gibi su yapılarında yaygın olarak kullanılır. Ancak, akan su oyulma yolu ile ciddi hasarlara
yol açabilir. Suyun akışı düzgün değilse, akış beton yüzeyine her noktada teğet olmayıp akış yönü ile yüzey arasında sapma
varsa oyulma meydana gelebilir. Bu gibi durumlarda su içinde mutlak basınç, çevrede suyun buhar basıncı düzeyine inebilir
ve buhar kabarcıkları oluşur. Kabarcıklar su ile birlikte akarken basıncı daha yüksek bir bölgeye girdiklerinde patlayarak
darbe etkisi yaparlar. Hızla akan su patlayan kabarcığın içinde evvelce buharın bulunduğu hacmi doldururken beton yüzeyin
küçük bölümleri üzerinde son derece yüksek basınç oluşturur. Bu şekilde tekrarlanarak etki eden yüksek gerilmeler yüzeyin
oyulmasına yol açar. Daha pürüzlü ve engebeli hale gelen yüzeyde olay daha şiddetlenerek devam eder.
Akan sularla temas halindeki betonda görülen başka tür bir yıpranma da beton yüzeyinin erozyonudur. Burada zarara suyun
kendisi değil taşıdığı katı taneler neden olmaktadır. Su sadece taşıyıcı bir ortam niteliğindedir. Gene de gerek oyulmada,
gerekse erozyonda hasarın meydana gelişinde su bir faktör olmaktadır.
BÖLÜM 3
Özel Özellikler
Şimdi, beton içinde serbest su bulunmasından belirgin şekilde etkilenen bazı beton özelliklerine değinmek yararlı olacaktır.
Isı Yalıtımı
Beton göreceli olarak iyi bir yalıtkandır ve hafif beton bu konuda özellikle etkilidir. Isı akışı ile sıcaklık farkı arasındaki
ilişkiye bağlı olan ısı iletkenlik ise üzerinde durulması gereken bir özelliktir.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
47
beton köşesi
Havanın iletkenliği suyunkinden az olduğu için bir betonun iletkenliği içindeki boşlukların su ile doygunluk derecesine bağlı
olacaktır.
Bu etki normal betondan daha büyük oranda boşluk içeren hafif betonda, özellikle önem kazanmaktadır.
Örneğin, betonun rutubet miktarında % 10’luk bir artış iletkenliğini % 50 arttırmaktadır.
Sonuç olarak, eğer yalıtım özellikleri önemliyse beton kurutulmalı ve doygun hale gelmesine müsaade edilmemelidir.
Buradan görüyoruz ki beton karışımından gelen veya betona sonradan giren serbest su hizmet sürecinde betonun ısı
yalıtım özelliklerini büyük ölçüde etkilemektedir.
Elektrik Direnci
Bazı kullanım yerlerinde betonun elektrik özellikleri önem kazanır. Doygunluk derecesi betonun elektrik direncini büyük
ölçüde etkiler.
Örneğin hava kurusu betonun direnci 10 000 ohm-m iken fırında kurutulmuş betonun direnci bundan dört kat daha fazladır [
6, 7 ]
Konu oldukça karmaşıktır, ama esas olan elektrik akımının nemli betonda elektronik yoldan yani kılcal boşluklardaki suyun
içindeki iyonlar tarafından iletildiğidir.
Diğer hususlar aynı olmak kaydı ile, boşluklarında ne kadar az su bulunursa betonun direnci o kadar yüksek olacaktır.
Kullanılan Beton ve Su Miktarları
Şimdiye kadar bahsedilenlere ilaveten, beton ve su arasında başka bir özel ilişki vardır:Bbu yazımın başında değindiğim gibi
bunlar insanoğlu tarafından en çok kullanılan iki malzemedir, su birinci, beton ikincidir. Beton tüketimi, yani dünya nüfusu;
kadın, erkek, çocuk-itibari ile kişi başına dökülen beton yılda yaklaşık 2.8 tondur.
Su için sayıyı belirlemek bu kadar kolay değildir ve hangi kullanım alanlarının hesaba katılacağına bağlıdır. Ayrıca,
kullanılan su arıtılıp evlere ve endüstriye satılır veya örneğin soğutmada kullanılmak üzere bir nehirden alınıp tekrar nehire
boşaltılır. Bilgi olarak, İngilterede yıllık toplam tüketim kişi başına 143 tondur. Ancak bu değer dünya düzeyinde çok
farklılık gösterecektir.
Sonuç
“Su ve beton” başlığı altında bütün konuları kapsadığımı sanmıyorum. Umarım betonun ömrü sürecinde bu iki malzeme
arasındaki yakın ilişkilere işaret edebilmişimdir. Bu ilişkiler çeşitlidir ve yapım sürecinden itibaren ortaya çıkarak hizmet
ömrü boyunca, yıpratıcı koşullara maruz kalmak dahil, varlıklarını sürdürürler. Bazen iyi bazen kötü sonuçlar getiren bu
ilişkilerden kaçınmak mümkün değildir. Bu yazıda bütün bu ilişkilerin ele alınmasının betonun karakterini ve davranışını
anlamamıza yardımcı olacağını umuyorum. Çoğu kez çalışmalar çok dar bir şekilde tek bir ilişki ve koşul dizisi içinde ele
alındığından böyle geniş kapsamlı bir yaklaşımın yararlı olduğuna inanıyorum.
Yazımın başlığına göre özetlemek isterim: Bir yandan, su olmadan beton yapmak mümkün olmaz: su, seçimimize bağlı bir
bileşen değildir. İlaveten, bakım için ve bazen soğutma için dışardan su tatbiki beton için çok yararlı olur. Bunlar, aradaki
ilişkinin sevgi boyutudur.
Diğer yandan, betonu yıpratan ve hasara uğratan çok sayıda mekanizmanın içinde su ana faktör olarak yer alır. Burada su
ilişkinin nefret boyutunu temsil etmektedir.
“Beton düşünce”lerime çok katkıda bulunmuş olan 48 yıllık eşim bu sevgi-nefret ilişkisini evliliğe benzetmeme müsaade
etmiyor.
Şu kadarını söyleyim ki, görünebilen gelecekte sadece suya değil, betona da ihtiyacımız olacak: bu ikili birlikte yaşamak
zorundadır.
( * ) Beton teknolojisinde en tanınmış kitap olan ve 1996 da 4. Baskısı yayımlanan “Properties of Concrete”in yazarıdır. Dundee, Leeds ve
Calgary Üniversitelerinde rektörlük dahil idari görevlerde bulunmuş, öğretim üyeliği yapmıştır. Halen danışmanlık yaparak hizmetlerini
sürdürmektedir.
(AC) Amerikan Beton Enstitüsü’nün izni ile “Concrete İnternational”dan Asım YEĞİNOBALI tarafından tercüme edilmiştir. ( Vol.22,
no.12, Dec.2000 )
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
48
beton köşesi
Kaynaklar
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
Neville, A.M., “Water-Cinderella Igredient of Concrete, “Concrete International, V. 22, No.9, Sept. 200, pp.66-71
Neville, A.M., “How Useful is the Water-Cement Ratio?, “Concrete International, V.19, No.9, Sept.1999, pp 69-70.
Neville, A.M.; Dilger, W.; and Brooks, J, J., Creep of Plain and Structural Concrete, Longman Group, London, 1983, 361 pp.
Adam Neville Symposium; Creep and Shrinkage-Structural Design Effects, SP-192, A. Al-Manaseer, ed., American Concrete
Institnte. Farmington Hills, Mich., 424 pp.
Aitcin, P.-C., “Demystifying Autogenous Shrinkage, “Concrete İnternational, V.21, No.11 Now. 1999, pp.5456.
Whittington, H.W.; McCarter, J.; and Forde, M.C., “The Conduction of Electricity Through Concrete, “Magazine of Concrete
Research, V.33, No. 114, 1981, pp.48-60
Monfore, G.E., “The Electrical Resistivity of Concrete, “Journal of the Portland Cement Association, V. 10, No.2 1968, pp.3548.
BETON HAKKINDA BİLDİKLERİMİZİ SINAYALIM...
BETON TESTİ
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Araştırma Laboratuvarı
1- Agrega nedir?
a) Kum, çakıl, kırma taş gibi beton
malzemelerinin genel adı,
b) Yalnızca mıcır,
c) Çimento ve mıcırın kuru olarak karışmış hali,
d) Yıkanmış, elenmiş kum.
2- Betonda kullanılan normal ağırlıklı agregaların
özgül ağırlık değerleri nedir?
a) 3.01 – 3.5
b) 2.8 – 3.01
c) 2.0 – 2.4
d) 2.4 – 2.8
3- Taş unu ya da filler nasıl tanımlanır?
a) Kırma taş kumu,
b) 0 – 5 mm kare gözlü elek arasında kalan
malzeme,
c) 0,25 mm kare gözlü elekten geçen ince
malzeme,
d) Kırma taşın 200 nolu elekten geçen kısmı.
4- Genel olarak betonda kullanılan kumun su emme
yüzdesi ne olmalıdır?
a) % 0 – 2
b) % 2 – 4
c) % 4 – 10
d) % 10 dan daha büyük olmalıdır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
5- Hangi sıcaklıkta betonun dayanım kazanmadığı
kabul edilebilir?
a) 0°C
b) – 3°C c) – 6°C d) – 12°C
6- Beton kaç derece sıcaklığa kadar dayanabilir?
a) 150°C
b) 200°C c) 250°C d) 400°C
7- Taze betonun sıcaklığı teslim anında kaç
dereceden düşük olmamalıdır?
a) 0°C den b) +5°C den c) + 10°C d) + 15°C
den.
8- Betonda kullanılacak agreganın en büyük tane
büyüklüğü kalıp genişliğinin kaçta kaçından büyük
olamaz?
a) 1 / 2
b) 1 / 3 c) 1 / 5 d) 1 / 7
9- Taze betonun kalıba yerleştirilmesi, için uygun
kıvam hangisidir?
a)10 – 40 mm b) 50 – 90 mm c) 160 – 210 mm d)
Hepsi
10- Betona gereğinden % 30 fazla su karıştırmamız
mukavemeti ne kadar azaltır?
a) % 10
b) % 50 c) % 100 d) Hiç azaltmaz.
YANITLAR: 1-a, 2-d, 3-c, 4-a, 5-d, 6-c, 7-b, 8-c, 9-d, 10-b
49
sınırları zorlayan mühendislik
Inşaat aralıksız beş sene devam etti. Bu süre içinde
hergün bin isçi çalıştı. Imparator sık sık çalışmaları
denetliyor, çalışanları yüreklendiriyordu.
AYASOFYA MÜZESİ
Emrah AKSİN
İnşaat Mühendisi
Bugünkü Ayasofya'nın bulunduğu alanda ilk kilise, 12
Mayıs 360 yılında yapılmıştı. O zamanki Bizans'ın en
büyük mabedi olan bu yapı 44 yıl sonra bir yangınla
harap oldu. 415 yılında onun yerine yapılan yeni kilise de
532 yılında baska bir yangınla yok oldu.
Iste bu ikinci yangından sonra Imparator Justinianus,
Hazreti Adem'den bu yana görülmemis ihtişamda,
yangınlara ve depremlere karşı koyabilecek, gelecek
çağlara ulaşabilecek sağlamlıkta bir eser yaptırmaya
karar verdi.
Justinianus bu büyük yapının inşaasına Aydınlı
Antonius ile Miletli Isodoros adlı mimarları memur etti.
Önce kilisenin yapılacağı alandaki saraylar ve evler
yıkıldı. Sonra , Imparatorluğun, harabe halinde bulunan
eski mebedlerinin, evlerinin en güzel malzemeleri
toplatılarak Istanbul'a getirildi mesela sekiz sütun
Efes'teki Diana mabedinden alınmıştır. (Aynı sütunlar
daha önce Efes'e Heliopolis'teki Güneş mabedinden
getirilmişti.) Atina, Roma, Delf ve öteki mabedlerden de
bazı sütunlar toplandı. Böylece, herbiri ayrı bir mebede
yücelik kazandırmıs olan mermer sütunlar, şimdi bir
araya gelerek, en büyük mebedde bulusacak ve gelecek
çağlara ulaşacaklardı. Ayrıca dünyanın en meşhur
mermer ocakları da Ayasofya için çalıştırılyordu.
Prokonez beyaz mermerlerini, Eğriboz adası açık yeşil
mermerlerini, Karia'daki ocak beyaz-kırmızı mermerlerini,
Mısır meshur porfirlerini, Teselya ve Lakonya eski yeşil
mermerlerini, Siga damarlı pembe taslarını istanbul'a
yolladı. Bu çok degerli malzemeden eşsiz bir anıt
meydana getirecek mimarlar da en büyük güçle
desteklenmeliydi ve desteklendi.
Kanuni Süleyman devrinde yıkılma tehlikesi gösteren
bina, Kanuni'nin emriyle ve dahi mimar Sinan'ın
maharetiyle
destek
duvarlara
kuvvetlendirildi.
Mimar Sinan, Ayasofya'ya iki minare daha ekledi.
Caminin yanında II. Selim için de bir türbe yapıldı.
Sokollu Mehmet Paşa da kubbeye büyük bir alem
koydurdu.
AYASOFYA’ NIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ VE TAMİR
SÜRECİ
Yapı 72 metre genişlikte ve 95 metre uzunlukta olup
ana bina 6840 metrekarelik bir alana oturmaktadır.
Kubbe, dört büyük kemere, kemerler de dört büyük
ayağa oturur. Ayaklar, orta ve yan satıhları ayıran
sütunlar arasına yerleştirilmiştir. Yapıyı 107 sütun
ayakta tutar. Bunlarin 40 tanesi alt, 67'si de üst
kısımdadır.
Doğuda ve batıda iki yarım kubbe ana kubbeyi
taşımaktadır. Güney ve kuzeyde ise iki sıra pencereli
duvarlar aynı görevi yapmaktadır. Bu düzenin yarattığı
dengesizlik, daha sonra dışarıdan kuzey ve güneye
eklenen büyük payandalarla giderilmeye çalışılmış, bu
da yapının kütlesel bir görünüm almasına neden
olmuştur. Yapının ana taşıyıcı duvarları, kubbe ve
kemerler tuğladan, ayaklar ve hatıllar ise kesme taştan
imal edilmiştir .
Çok basık olan kubbe, 557 yılındaki depremde
yıkılınca, 562 yılında Miletos'lu İsidoros'un yeğeni Genç
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
50
sınırları zorlayan mühendislik
İsidoros kubbeyi onarmış bu onarım sırasında
basıklığından doğan sakıncaları önlemek üzere kubbeyi
6,25 metre daha yüksek tutmuştur. Kubbenin çapı kuzey
- güney doğrultusunda 32,87 metre, doğu - batı
doğrultusunda 30,86 metre olup, yerden yüksekliği 55,6
metredir. Kubbenin kendi yüksekligi dahil edildiğinde
yerden yükseklik 81 metreyi bulur.
Kubbe,cok hafif tuglalardan, birbirini takip eden
tabaklarla meydana getirilmiştir. Kubbe kasnağı 40
pencerelidir. Bunlardan dördü kapalı durur.
İmparator Basileios
zamanında (867 - 886)
Ayasofya yeniden onarılmış, kubbedeki çatlaklar
kapatılmıştır. Ancak 986 depremi kubbeyi bir kez daha
yıkarak duvarları çatlatmış bunun üzerine İmparator
Basileios (976 - 1025) kubbenin onarımı için Tirinidat
isimli bir mimarı görevlendirmiştir. Bu çalışmanın
tamamlanması ise altı yılı bulmuştur.
Latin istilası sırasında İstanbul'un öteki yapılarıyla
birlikte Ayasofya'da yağmalanarak hasara uğramıştır.
Antik kaynakların övgüyle söz ettiği ilk mozaikler,
İkonaklast döneminde tahrip edilmiştir ki IX- XI.
yüzyıllara tarihlenen mozaikler bugün Bizans portre
sanatının en önemli örneklerinden sayılır.
İstanbul'u Haçlılar'dan geri alan Paleologoslar (1282
- 1328) kubbenin kuzey ve güney duvarlarına binen
ağırlıkları karşılamak amacıyla 1317'de yeniden payanda
duvarları yaptırmıştır , ancak bunlarda bazı çöküntülerin
önlenmesi için yeterli olmamıştır.Daha sonra çözüm
olarak bina zeminin altına geniş sarnıçlar yapılmıs, bu
sayede yapıya esneklik ve dayanlıklılık kazandırılmaya
çalışılmıştır. Buna ragmen Ayasofya, Bizans devrinde
birkaç defa daha depremden hasar görmüş fakat tamir
edilerek günümüze ulaşması sağlanmıştır.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
AYASOFYA’NIN TARİHSEL SÜRECİ
Constantinius II tarafından yaptırıldı. İlk
adı Megali Eklesia (büyük kilise) V.
360
yüzyıldan sonra Hagia Sophia (kutsal
bilgelik) adını aldı
Halk ayaklanmasında yakıldı
404
İkinci kez Theodosius tarafından
415
Mimar Rufinos'a yeniden yaptırıldı
Nika ayaklanmasında Ayasofya ikinci
532
kez yakıldı
İustinianos I, binanın yapımı Tralles'li
532
matematikçi Anthemios ile Miletos'lu
Mimar İsidaros'a verildi
27 Aralık 537'de açıldı
537
Depremde kubbenin tamamı yıkıldı
557
Miletos'lu İsidoros'un yeğeni Genç
562
İsidoros kubbeyi onardı
Basileios I zamanında Ayasofya
880
yeniden onarıma alındı
Depremi kubbeyi bir kez daha yıktı ve
986
duvarlar çatladı
Basileios II Tirindat isimli bir mimara
1000
onarımı verdi
İkonaklast dönemde tahrip edildi
1000
IX. yüzyıldan başlayarak Ayasofya yeni
/
mozaiklerle bezendi
1200
Mikhail VIII, Mimar Ruçhas'ı
1260
Ayasofya'nın onarımıyla görevlendirdi
Andrınikos II kubbenin kuzey ve güney
duvarlarına binen ağırlıkları karşılamak
1317
amacıyla yeniden payanda duvarları
yaptırdı
Osmanlılar'ın İstanbul'u almalarından
sonra onarılarak camiye çevrildi, ahşap
1453
bir minare güneybatıdaki tuğla minare
eklendi
Bizans mozaikleri sıvayla kapatıldı
1506
II Selim'in emriyle Mimar Sinan aynı
zamanda payanda görevini üstlenecek
1560
iki minareyi ekledi ve çevresini boşalttı
Abdülmecit Gaspare Fossati ile kardeşi
Guiseppe Fossati'yi onarımlarla
1846
görevlendirdi
Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı
1935
Restorasyon çalışmaları, duvarların
1982sıvayla korunması, gülkurusu rengine
1988
boyanması işlemleri yapıldı
Yeni bir restorasyon sürecine girildi ve
1992
tamamlandı.
51
sınırları zorlayan mühendislik
MILLENIUM TOWER
Ali KANDEMİR
İnşaat Mühendis
İngiliz Mimar Sir Norman Foster tarafından
tasarlanan ve inşaa edildiğinde Empire State
binasının yaklaşık 2 katı uzunluğunda (852 m, 170
kat) olacak Millenium Tower aynı zamanda da
dünyanın en yüksek binası ünvanını eline
geçirecektir. Gökdelen aşağıdan yukarıya konik
yapısı ile güçlü bir struktürel yapıyı, dinamik ve
futuristik tasarımı ile de 21. yüzyılın mimari
anlayışını temsil etmektedir.
Bugün hızla gelişen metropollerde karşılaşılan en
büyük sorun olan arazi fiyatlarının yüksek olması,
mimarları alternatif çözümler üretmeye zorlamıştır.
Dikey yönde bir şehir görünümünde olan bu
gökdelen, 50 bin kişiyi barındıracak, kendi okul ve
hastanelerine sahip olacak, öfisler ve ticaret
merkezleri ile bir çok alışveriş merkezi, sinema
salonları, restoranlar, cafeler ve rekreasyon alanları
ile sakinlerinin bütün ihtiyaçlarını kendi bünyesinde
karşılama imkanı sunacaktır.
Bu büyüklükte ki bir yapının kuşkusuz en önemli
sorunları deprem ve rüzgar ile başetmek olacaktır.
Tasarımcılar, kulenin yuvarlak şekile sahip olması
nedeniyle, klasik dikdörtgen şekilli gökdelenlere
kıyasla rüzgar etkisinin daha az hissedileceğini
hesaplamışlardır. Ayrıca zeminden yukarıya
çıkıldıkça yapı genişliğinin daralması da titreşimi
azaltmaya yardımcı olmaktadır. Hareket sensörleri
ve damperler ile kule 8,6 şiddetinde bir depreme ve
saatte 200 millik rüzgarlara dayanabilmektedir.
eden lokal kabinler ile istedikleri kata sorunsuz ve
çok kısa zamanda ulaşabileceklerdir. Günde 100
bin kişinin rahatlıkla taşınabileceği bu sistem
sayesinde aynı ölçekteki şehirlerde yaşanan trafik
sorunu ve zaman kaybı önlenmiş olacaktır.
11 Eylül sonrası Milennium Tower
gibi yüksek yapılarda dikkat
edilmesi gereken bir konunun da
yangına dayanıklılık olduğu ortaya
çıkmıştır.
Millenium
Tower
projesinin sorumlularından David
Nelson, kolon ve döşemelerde
beton ile çeliğin kompozit bir yapı
şeklinde kullanılmasının uygun
olacağını
belirtmektedir.
Kullanılacak çelik profillerin beton
ile
kaplanması
yangına
dayanıklılıkda önemli avantajlar
sağlayacak
ve
çok
yüksek
sıcaklıklarda
en
azından
insanların binayı terketmesine
zaman tanıyacaktır.
Yaklaşık 10 milyar dolara mal
olacak ve on yılda yapımı
bitirilebilecek bu kulenin inşaatı da
kuşkusuz klasik yöntemlerle çok
zor olacaktır.
Bu yükseklikde güvenli ve verimli
çalışabilecek işçi sayısının çok az
olması, mühendisleri başka yollar
düşünmeye zorlamıştır.
Kendinden yükselen bir sistem sayesinde bir takım
programlanmış vinç ve asansörler ile bunları
çevreleyen hava geçirimsiz duvarlar, tamamlanan
katları yukarı kaldıracaktır.
Kulede kullanılacak enerjinin bir kısmı da
bünyesindeki rüzgar jeneratörleri, yenilenebilen
enerji kaynakları ve enerji depolama üniteleri ile
kendi içinde üretilebilecektir.
170 katlı bu gökdelende 50 bin kişinin yaşayacağı
düşünülürse bina içinde ulaşımın nasıl çözüleceği
de bir merak konusu olabilir.
Bu doğrultuda mühendisler daha önce bir örneği
olmayan bir takım hızlı metro ve asansörden oluşan
bir sistem düşünmüşler. Buna göre aynı anda 160
kişiyi taşıyabilecek ekspres asansör kabinleri her 30
katta bir duracak ve ara katlara gidecek kişiler hava
lobilerine alınacaktır. Burada yatay ve dikey hareket
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
52
üyelerimizden
ilkelerin
belirlenmesi
ve
bu
ilkelerin
uygulanması da Oda’nın amaçları arasında
bulunmaktadır.
İMO’DA BİLİRKİŞİLİK
ÇALIŞMALARINA BAKIŞ
Gülşen IŞIK
İnşaat Mühendisi
BAŞLARKEN
TMMOB
ve
bağlı
Oda’ların
yasalarla
kendilerine verilmiş “kamu kurumu” nitelikleri vardır.
Bu nitelikleri gereği TMMOB ve Oda’lar kamusal
hizmet üretmektedir. Bu hizmetler yerine getirilirken;
merkezi ve yerel yönetimlerin hiyerarşik örgütlenme
şemasının dışında, kamu adına, toplum yararına
ilkeleri ile hareket edilmektedir. Bilirkişilik hizmetleri
de bu kapsamda yer almaktadır.
Bilirkişilik hizmetleri kapsamında Oda’lar ve
üyeler üç tip hizmet üretmektedir.
1. Kamulaştırma bilirkişilik hizmetleri
2. Mahkemeler tarafından yaptırılan bilirkişilik
Bu genel tespitlerden sonra aşağıda bilirkişilik
hizmetlerine yönelik uygulamalar ele alınmıştır.
1.
Yürürlükte bulunan Kamulaştırma Yasası’nın
amir hükmü gereğince, yasada belirtilen sayıda
Oda’yı
temsilen
üyeler
arasından
yapılan
müracaatlar dikkate alınarak seçilmekte ve TMMOB
kanalıyla valiliklere ve mahkemelere bildirilmektedir.
Bu hizmeti yerine getirmede Oda’ların ve
şubelerin görevi kendi etkinlik alanlarındaki
bilirkişileri belirleyip, listeleri Oda’ya ve TMMOB’ne
göndermektir. Ancak yıllardır yapıla gelen
uygulamaların
değerlendirilmesi
sonucunda
yukarıda sıralanan hususlarda göz önünde
bulundurulduğunda bu hizmet yerine getirilirken
bazı problemlerin bulunduğu ve giderilmesi
gerektiği de tespit edilmiştir. Bu problemleri:
™
hizmetleri
3. Odaca karşılanan bilirkişilik hizmetleri.
Yukarıda ana hatlarıyla belirtilen hizmetlere
gelen taleplerin yerine getiriliş biçiminde ve
uygulamalarında farklılıklar bulunsa da Oda’yı ve
üyeleri doğrudan ilgilendiren bazı tespitleri
genellemekte olasıdır:
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
Bilirkişilik hizmetleri bir kamu görevidir.
Bilirkişilerin, seçilip görevlendirme biçimleri ile,
görevlendirildikten
sonraki
davranışları,
Oda’nın ve üyelerin her kesimde direkt olarak
mesleki ahlak ve onurunun tanınması ile
değerlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Seçilen bilirkişiler , adliye ve kamuoyunda
kayıtlı bütün üyeleri gerek tutum ve
davranışlarıyla
gerekse
yaptıkları
değerlendirmelerle temsil etmektedir.
Seçilen bilirkişiler her ne kadar şahısları ile
sorumlu görülseler de,
aslında Oda’mızı
temsilen seçildikleri için yaptıkları her türlü
hatalı davranışlar tüm inşaat mühendislerine
mal edilmektedir.
Bilirkişilik tutum ve davranışlarıyla adliye ve
halk
ile
olan
ilişkilerde
güvenin
sağlanması; yapılması gereken görevler
arasında yer almaktadır.
Gerek bilirkişilik yapacak üyelere, gerekse
bilirkişilik hizmetlerine göre bazı ilkelerin
belirlenmesi,
norm
ve
standartların
oluşturulması ile bu konuda Oda politikalarının
oluşturulması gerekmektedir.
Ülkemizde son yıllarda hiç gündemden
düşmeyen talan, vurgun ve rantın belli
çevrelerde birikmesinin engellenmesi yönünde
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİK HİZMETLERİ
™
™
™
Kamulaştırma
bilirkişilerinin
seçimi
ve
seçilenlerin görevini yerine getirmelerinde
Oda’ların belli norm ve standartlarının
bulunmaması,
Konunun takibinin Oda’larca yeterli düzeyde
yapılmaması veya süreklilik arz etmemesi,
Adli kurumlardan yansıyan problemler,
Bilirkişilerin şahsi tutum ve davranışlarından
ortaya çıkan problemler, olarak sıralamak
olasıdır.
Bu problemlerin en aza indirilmesi ve nihayet
ortadan kaldırılabilmesi için çalışmalar yapmak
Oda’ların görevleri arasında olup; öncelikli olarak
Kamulaştırma bilirkişilik hizmetlerinin önemsenmesi
gerekmektedir.
Bu hizmetlerin yürütülmesinin ve denetiminin
süreklilik gösterecek biçimde yapılabilmesi için :
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
Yönetim Kurulundan istekli ya da görevli
üyelerinde
yer
alacağı
bir
komisyon
oluşturulmalıdır.
Seçilen kamulaştırma bilirkişileriyle uygulama
ilkelerini oluşturmak ve uygulama takibini
teminen düzenli toplantılar yapılmalıdır.
Gidilen ve sonuçlandırılan bilirkişilik hizmetleri
ile ilgili aylık bildirim formları ve örnek
raporların arşivlenmesi işin takibinde gereklidir.
Hem üyelerimizi bilgilendirerek kamulaştırma
bilirkişiliği hususunda çıkan sorunları ortadan
kaldırmak hem de kamulaştırma konusunu
bilen üyelerimiz arasından kamulaştırma
bilirkişilerini seçerek bazı norm ve standartlar
ile temayüllerin oluşturulmasını teminen
konuya ilişkin süreklilik gösterecek kurslar
düzenlemelidir.
53
üyelerimizden
a. Kurslar konuyu bilen uzmanlar tarafından
b.
c.
d.
2.
verilmelidir.
Bu kurslar yoluyla yukarıda açıklanan
hedeflerin dışında, üyelerin üniversite sonrası
eğitimlerine katkı yapılabileceği gibi konuya
ilişkin uzmanlaşma sağlanarak
daha çok
sayıda ki üyenin gelişimi de sağlanacaktır.
Kursların
sonucunda
yasaların
doğru
anlaşılarak, örgütsel ortak tutum ve davranış
biçimi geliştirilirken, Oda’ya, mesleğe ve
mühendislere ilişkin halkın ve kamuoyunun
güveni de sağlanabilecektir.
Kurslar ücretli olmalı, devam mecburiyeti
aranmalı, sonucunda sınav yapılarak kurs
bitirme (başarı veya katıldı) belgesi verilerek
hizmet içi eğitim yönünde adımlar atılmalıdır.
MAHKEMELER TARAFINDAN YAPTIRILAN
BİLİRKİŞİLİK HİZMETLERİ
Mahkemelerin,
özel
ihtisas
gerektiren
konularda bilirkişi, eksper ve hakem istekleri, ilgili
ihtisas alanları dikkate alınarak, TMMOB Genel
Sekreterliğince ilgili Oda Yönetim Kurullarının
onaylarıyla,
kendi
üyeleri
arasından
görevlendirdikleri
kişilerce
karşılanmaktadır.
(TMMOB Bilirkişilik - Eksperlik - Hakemlik ve Teknik
Müşavirlik Yönetmeliği M.6)
Ancak
mahkemeler
ihtiyaç
duydukları
zamanlarda her türlü davada TMMOB ve
Oda’lardan bağımsız ve habersiz, mühendisler
arasından (üye olsun ya da olmasın) re’sen bilirkişi
tayin edebilmektedir. Bu uygulama alanı tamamen
bir önceki paragrafta belirtilen Odamız ilgi alanının
dışında kalmaktadır. Belki de bu nedenle; bu alanda
gelişen durum ve olaylar en problemli ve şaibeli bir
biçimde
sürmekte
ve
güvensizlik
ortamı
oluşturmaktadır.
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
Bu alanda süregelen bu güvensiz ortamın
ortadan
kaldırılabilmesi
için
gerekli
düzenlemelerin yapılabilmesi için her türlü
kurum ve kuruluşlarla işbirliği geliştirilerek yasal
ve kalıcı bazı tedbirlerin oluşturulması
çalışması yapılmalıdır.
Bu kapsamda yapılan bilirkişilik çalışmalarında
bazı yanlış uygulamaların (örneğin dava
konusu bir ise ait üç değişik birbiri ile çelişen
bilirkişilik raporu verilebilmektedir. Bkz Ankara
Şb. Bülteni Eylül 96 Sayısı) teşhiri en geniş
biçimde yapılmalıdır.
Bu tür bilirkişilikler içinde belli ilkeleri
oluşturmaya yönelik etkileme ve eğitme
çalışmaları kampanya şeklinde yapılmalıdır.
Her iki hususta yapılacak çalışmalar ülkenin
halen içinden kurtulamadığı kokuşmuşluğun
düzeltilmesi yönünde Oda amaçlarına uygun
bir çalışma olacaktır.
Uzun süreçte bu bölümde bahsedilen
kapsamda yer alan bilirkişilerin seçimi,
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
ƒ
ƒ
ƒ
3.
denetlenmesi gibi görevlerin Odalar yoluyla
yapılabilmesi için yasal yollar oluşturulmalıdır.
Yine uzun süreçte bu kapsamda ve diğer
kapsamlarda yer alan bilirkişileri de kapsayan
kurs ve eğitim programları düzenlenmelidir.
Bu yılki bilirkişiliklerden başlayacak şekilde
diğer mesleki örgütlerle de görüşerek işbirliği
kurularak mahkemelerce re’sen yapılan
atamalarda bilirkişilik yapacak üyelerden, yılda
bir defa olmak üzere TMMOB Yasasının 33.
maddesi gereğince Oda kayıt belgesi
istenilmesi sağlanmalıdır.
Her türlü ortamda (kamu, özel sektör,
mahkemeler, üniversiteler vb.) hazırlanan
raporların altına imza atılırken Oda sicil
numarasının yazılmasının da sağlanması kısa
sürede yapılabilecek işlemlerdendir.
ODALARCA KARŞILANAN BİLİRKİŞİLİK
HİZMETLERİ
Odaların teknik mesleki örgüt olması, kamu
kurumu niteliğinin bulunması, kamusal alanda –
kamu yararına ilkesiyle hareket etmesi gibi
sebeplerle; özel ve tüzel kişiler mesleği ilgilendiren
konuların çözümü için TMMOB’ne bağlı Oda’lara
oldukça sık başvurmaktadır. Bu başvuruların
karşılanması
hususunda
Oda
yönetmelik
hükümlerinde engel bulunmamaktadır. Odalar
arasında farklı uygulama biçimleri olsa da bilirkişilik
gelirleri bütçe fasıllarında yer almaktadır.
Bu durumda Oda üyeleri arasında ayrım ve
gruplaşmaya neden olmamak için Oda’lar kendileri
üretim
içinde
bulunmamalı
anlayışı
benimsenmelidir. Oda’lar üyelerinin hizmet verdiği
alanlarda hizmet üretmemelidir. Bu nedenle
mühendislik müşavirlik hizmetlerinin Oda’lar
tarafından yapılmaması ilkesi tavizsiz benimsenmeli
ve uygulanmalıdır.
Müşavirlik – mühendislik yapan üyelerce
yapılması gereken çalışmaların dışında kalan,
teknik uzmanlık bilgisi gerektiren, anlaşmazlık
çıkmış, bir nevi hakemlik gerektiren durum ve
konularda görüş gerektiren durumlarda bilirkişilik
hizmetleri yapılabilmektedir. Bu hizmetler nitelik,
kusur ve durum tespitiyle sorunların tespiti ve
çözüm
yollarının
önerilmesi
biçiminde
yapılmaktadır. Yine bu hizmetler, başvurulan
konunun uzmanı olan üyelerimizce, alt birimler
denetiminde ve Oda adına yerine getirilmektedir.
İşte bu nedenle bu başlık altında açıklanan
ilkeler çerçevesinde yapılan bilirkişilik hizmetlerinin
uygulanmasında;
ƒ
ƒ
Kesinlikle üyelerin yapabileceği iş sahalarına
girilmemeli.
Yönetim Kurulu üyeleri, Oda çalışanları ya da
Oda’nın diğer organlarında görev alanlar bu
hizmet kapsamında ücret karşılığı (alınan ücret
bağış yapılsa da) görev almamalıdır.
54
üyelerimizden
ƒ
Bu hizmet kapsamında görev yapması gereken
üyeler konusunun uzmanı ve aynı zamanda
bilirkişilik konusunda bilgili üyeler olmalıdır.
SONUÇ YERİNE GENEL OLARAK
Yukarıdaki metin; bir uygulama sürecinin
değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ve
TMH’nın 1996/ Eylül tarihli ve 385. sayısında
yayınlanan “Bilirkişilik Çalışmalarına Yönelik
Program Önerileri” başlıklı yazı gözden geçirilerek
yeniden yazılmıştır.
Geçen süreç yapılan tespitleri doğrulasa da
kurumsal
etkileşim
ne
yazık
ki
halen
sağlanamamıştır. Buna rağmen önerilenler halen
geçerliliğini korumakta olup, İMO’nın önüne bazı
görevler koymaktadır.
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
Bilirkişilik yapacak üyelere ilişkin ilkeleri -gerek
belirlemeye gerek iş yapmaya ilişkin- Oda’ların
sorumluluğunda ve denetiminde olmalı, bu
konuda
her
türlü
yöntem
belirleme
çalışmalarını Odalar üstlenmelidir.
Odalar bilirkişilik alanında seminerler, kurslar
düzenlemeli, bilirkişi olarak görevlendirecekleri,
seçecekleri ya da önerecekleri üyelerin
konunun uzmanlarınca verilecek bir eğitimden
geçmelerini sağlamalı ya da böyle bir eğitim
almış olanları esas almalıdır
Odalar, konuya gerekli önemi vererek ilgili
yasa, yönetmelik ve tüzükler ile, bilirkişilik
uygulamalarına yönelik, yeterli bilgi düzeyine
ulaşılmasını uygulamada birlik ve belli
normların
oluşturulması
çalışmalarını
üstlenmelidir.
Bilirkişilik kavramının ve uygulamasının sağlıklı
biçimde anlaşılıp özümlenebilmesini teminen
gerek kamulaştırma, gerek mahkemeler ve
gerekse
Oda
tarafından
görevlendirilen
bilirkişilikler için başvuru, görevlendirme
yöntemlerinin
belirlenmesi
ve
izlenmesi
Oda’larca yapılmalıdır.
Bilirkişilik, hem yasal hem de vicdani
sorumluluğu kapsarken bir ucuyla da akçeli iş
niteliğini taşımaktadır. Dolayısıyla işin doğru
düzgün
görülmesinin
sağlanması
Oda
güvenilirliğini artıracaktır.
DUYURU
Web sayfamıza girerek,
İMO İzmir Forum’a üye olun.
Düşündüğünüz konularda tartışma
platformları yaratınız.
http:/www.imoizmir.org.tr/forum
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
YENİ YAPI DENETİM YASA
TASARISININ GETİRECEKLERİ
Ali İhsan ARGIT
İnşaat Mühendisi
Önce 595 sayılı KHK ile pilot olarak 27 il
seçilmiş ve yapı denetimi uygulamasına geçilmiştir.
Ardından 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu
alelacele hazırlanarak üstelik uygulama alanı 19 ile
indirilerek uygulanmasına geçilmiştir. Sonra 4708
sayılı yasa da olmadı diye düşünülerek, tüm ülkede
uygulanacak ancak öncekilerini mumla aratacak
yeni bir Yapı Denetim Yasa taslağı hazırlanmıştır.
Üstelik bu tasarı o kadar çok teferruatla
doldurulmuştur ki
Yönetmeliklerde bulunması
gereken detaylar yasa tasarısının içine dahil edilmiş
durumdadır.
Eğer tasarı aynen yasalaşırsa uygulamaya
girecek bazı maddeleri aşağıda sunulmuştur.
Bodrum kat hariç iki katlı ve 180 m2 yi
geçmeyen müstakil yapılar hakkında bu kanun
hükümleri uygulanmayacaktır.
ƒ
Kamu kurum ve kuruluşları yapı denetim
kuruluşlarından hizmet satın alabileceklerdir.
ƒ
Bütün inşaatlarda şantiye şefi bulundurma
mecburiyeti olacaktır.
ƒ
Yapıya
ve
bütün
sorumlulara
sigorta
mecburiyeti gelecektir.
Yaptırılması gereken sigortalar ve yaptırması
mecburi kişiler aşağıda sıralanmıştır:
1-Mesleki Sorumluluk Sigortası ,
Denetçi Mimar ve Mühendisler
Kontrol elemanları (Mühendisler)
Proje Müellifleri
Şantiye Şefleri
2-Mali Sorumluluk Sigortası ,
Yapı Denetim Kuruluşları
Yapı Müteahhitleri
3-Tam Risk Sigortası ,
Yapı Müteahhitleri
ƒ
Yukarıdaki sigortaların poliçelerinin sigorta
şirketlerince tasdiklenmiş birer sureti sigortayı
yaptıran tarafından;
1- İlgili İdareye
2- İlgili meslek odalarına
3- Yapı sahibine
Projeciler, müteahhitler ve şantiye şefleri
ilave olarak
4-Yapı denetim kuruluşuna
vereceklerdir.
ƒ
Mesleki Sorumluluk Sigortasını yaptırmayan
proje
müellifleri
için
sicil
belgesi
düzenlenmeyecektir.
ƒ
55
üyelerimizden
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
Projelerde
kazıntı,
ilave
ve
değişiklik
yapılamayacak , değişiklik yapılması gereken
hallerde projeler yeniden hazırlanacaktır.
Proje müellifleri ürettikleri projelerin, bu kanuna
ve imar mevzuatına aykırı olmaları sebebiyle
ortaya çıkan yapı hasarından ve aykırılıklardan
dolayı kusurlarına göre hukuki ve cezai olarak
sorumludur.
Bütün yapılara yapı müteahhidi zorunluluğu
getirilmektedir.
Kooperatiflerin emanet usulü iş yapmaları
engellenmiş ve yapı müteahhidi mecburi hale
getirilmektedir.
Müteahhitler sorumluluk süresi içinde (15 yıl)
eski işlerinden kusurlu işleri varsa bu kusurları
gidermeden yeni iş alamaz veya elindeki
işlere devam edemeyeceklerdir.
Yapının projesini yapan projeci yapı denetim
konusunda yapı sahibinin vekili olamayacaktır.
Yapının taahhüdünü alan müteahhit yapı
denetim konusunda
yapı sahibinin vekili
olamayacaktır.
Şantiye şefi yapı denetim konusunda yapı
sahibinin vekili olamayacaktır.
Şantiye şefi ancak bir yapıda şantiye şefliği
yapabilecektir.Eğer birden fazla yapıda şantiye
şefliği yapıyorsa yapı müteahhidi inşaatında iş
güvenliği ve işçi sağlığından sorumlu ayrıca bir
fenni mesul görevlendirecektir.
Yapı müteahhitleri yapı ruhsatının ve yapı
kullanma
izninin
ilgili
bölümlerini
imzalayacaklardır.
Yapı müteahhidi değişmesi halinde yapı ruhsatı
yenilenecektir ve ruhsatı yeni müteahhit
imzalayacaktır.
Yapı Denetim bedeli bina yaklaşık maliyetinin
% 2 si ile % 4 arasında olacaktır.
İl Yapı Denetim Komisyonları kurulacaktır.
Yapı kullanma izni almayan yapıların
kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Tespiti
halinde idarelerce derhal mühürlenecek ve
kullanılması engellenecektir.
Mahalle ve köy muhtarları görev alanları içinde
yapılan ruhsatsız ve kaçak yapıları ilgili idareye
bildireceklerdir.
Yapı Denetim Kuruluşları 6 ay içinde bu kanun
hükümlerine göre yeniden yapılanacaklardır.
Yapı Denetim Kuruluşlarının kadroları ve
denetleyecekleri toplam alan yönetmelikle
belirlenecektir.
Laboratuar asgari deney bedelleri her yıl
Bakanlıkça belirlenecek ve resmi gazetede ilan
edilecektir.
Kanuna ve İmar mevzuatına aykırı yapı inşa
edilmesi halinde Yapı Denetim Kuruluşu bu
aykırılıkların giderilmesini yapı sahibinden, yapı
müteahhidinden ve şantiye şefinden yazılı
olarak isteyecektir. Aykırılıklar 10 iş günü içinde
giderilmediği takdirde Yapı Denetim Kuruluşu 3
iş günü içinde ilgili idareye (belediye ye) bildirir.
İlgili idare aykırı uygulamada bulunan
yapı müteahhidinin ve şantiye şefi nin bu
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
ƒ
durumu en geç 3 iş günü içinde ilgili Meslek
Odalarına bildirecektir. Bu durumları ilgili
Meslek
Odalarına
bildirilenlere
Meslek
Odalarınca 3 aydan 1 yıla kadar meslekten
men
cezası
verilmesi
yönünde
işlem
yapılacaktır. (ayrıca idari para
cezası da
bulunmaktadır)
Yapı Denetim Kuruluşları 3 işgünü içinde ilgili
idareye
bildirmediğinin
tespiti
halinde
aykırılıkların
yıkım
bedelinin
yarısını
müteahhide ödemek zorundadır. Ayrıca ilgili
idare yapının denetçi mimar ve mühendislerini
Meslek Odalarına bildirir. Meslek Odaları
tarafından 3 aydan 1 yıla kadar meslekten men
cezası verilmesi yönünde işlem yapılır. (ayrıca
idari , para cezası da bulunmaktadır)
Ücret tarifelerinin altında Yapı Denetim
yapıldığının tespiti halinde yapı yaklaşık
maliyetinin % 4 ü kadar idari para cezası
uygulanacaktır.
İlgili diğer mevzuatın fenni mesuller için
öngördüğü cezaları gerektiren fiil ve hallerin
Yapı
Denetim
Kuruluşu
tarafından
gerçekleşmesi halinde fenni mesuller için
öngörülen cezaların 20 katı Yapı Denetim
Kuruluşları için uygulanacaktır.
İdari para cezalarının verilmiş olması , fiilin
başka bir cezayı gerektirmesi halinde , ayrıca
ceza kovuşturmasına engel teşkil etmeyecektir.
(bütün sorumlular için geçerlidir)
Bu tasarı yasalaşıp ilanından itibaren 4708
sayılı Yapı Denetim Kanunu yürürlükten
kalkacaktır.
4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununa göre
ruhsat alıp devam eden işler yapı kullanma izni
alınıncaya kadar aynen devam edeceklerdir.
Ruhsat müracaatında eklenecek evraklar
Belediyesine
göre
değişmekle
beraber
ortalama 60 adedi bulmaktadır.
TASARIDA YAZILI OLAN RUHSAT
MÜRACAATINA EKLENECEK BELGELERİN
LİSTESİ
1- Mal Sahibi ile Müteahhit arasındaki
sözleşmenin aslı (Noter tasdikli)
2- Müteahhit ile Şantiye şefi arasındaki
sözleşme
3- Mal sahibi ile Yapı Denetim Kuruluşu
arasındaki sözleşme
4- Yapı Denetim Kuruluşu izin belgesi
5- Yapı Denetim Kuruluşu Mali Sorumluluk
sigorta poliçesi
6- Yapı Denetim Kuruluşu Mali Sorumluluk
sigortasının primlerinin ödendiğine dair makbuz
7- Müteahhidin Mali Sorumluluk sigorta poliçesi
8- Müteahhidin Mali Sorumluluk sigortasının
primlerinin ödendiğine dair makbuz
9- Yapı Denetim bedeli ilk taksit makbuzu
10-Proje Denetçisi Mimarın Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
11-Proje Denetçisi İnşaat Mühendisinin
Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
56
üyelerimizden
12- Yapı Denetçisi İnşaat Mühendisinin
Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
13-Proje ve Yapı Denetçisi Makina
Mühendisinin Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
14- Proje ve Yapı Denetçisi Elektrik
Mühendisinin Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
15-Yardımcı Kontrol İnşaat Mühendisinin
Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
16-Yardımcı Kontrol Makina Mühendisinin
Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
17-Yardımcı Kontrol Elektrik Mühendisinin
Mesleki Sorumluluk sigorta poliçesi
18-Proje Müellifi Mimarın Mesleki Sorumluluk
sigorta poliçesi
19-Proje Müellifi İnşaat Mühendisinin Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
20-Proje Müellifi Makina Mühendisinin Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
21-Proje Müellifi Elektrik Mühendisinin Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
22-Proje Müellifi Jeoloji Mühendisinin Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
23-Laboratuar sorumlularının Mesleki
Sorumluluk sigorta poliçesi
24-Şantiye Şefinin Mesleki Sorumluluk sigorta
poliçesi
25-Malzeme üretimi ve satışı işlerinde görev
alıp faaliyet gösterenlerin sigorta poliçeleri
Yukarıda sıralanan sigorta poliçeleri ve
dekontlarının
- İlgili İdareye ,
- Meslek Odasına ve
- mal sahibine verilmesi zorunlu olacaktır.
- Ayrıca projeciler , müteahhit ve şantiye şefleri
bu belgelerin bir suretini de ayrıca Yapı Denetim
kuruluşuna da vereceklerdir.
Tasarıda 3194 Sayılı Kanununun gerekli kıldığı
belgeler adıyla bahsedilen evraklar ise:
(Bu evraklar Belediyesine göre artmakta veya
eksilmektedir)
26-Dilekçe
27-Tapu (Tapu idaresinden değişiklik yoktur
vizeli) ( harca tabi)
28-Kadastrodan alınmış aplikasyon krokisi
( harca tabi)
29-Belediyesinden alınmış imar durumu ( harca
tabi)
30-Belediye Harita müdürlüğünden alınmış Kot
krokisi ( harca tabi)
31-Belediye Harita müdürlüğünden alınmış
Yapı Yeri uygulama krokisi ( harca tabi)
32-Belediye Harita müdürlüğünden alınmış
imar hattı belgesi. ( harca tabi)
33-Belediyeden alınmış numarataj belgesi ve
krokisi ( harca tabi)
34-Fen işlerinden alınmış yol kanal belgesi
( harca tabi)
35-Fen işlerinden alınmış Hafriyat ve Moloz
dökme yeri belgesi ( harca tabi)
36-Otopark ücret dekontu
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
37-Belediye Gelir müdürlüğünden alınmış
emlak vergisi borcu yoktur kağıdı
38-Mimari projeler (en az 4 Tk) (yapı denetim
onaylı)
39-Statik hesaplar (en az 3 Tk) (yapı denetim
onaylı)
40-Betonarme projeleri (en az 4 Tk) (yapı
denetim onaylı)
41-Elektrik projeleri (Tedaş ve Telekom onaylı)
(yapı denetim onaylı)
42-Makina Tesisat projeleri (Su işleri ve fen
işlerinden onaylı) (yapı denetim onaylı)
43-Isı Yalıtım hesap ve projeleri
44-Zemin ve Temel etüt raporları
45-Mimari proje büro tescil belgesi
46-Mimar sicil belgesi
47- İnşaat mühendisi proje büro tescil belgesi
( harca tabi)
48- İnşaat Mühendisi sicil belgesi (harca tabi)
49- Makina mühendisi proje büro tescil belgesi
( harca tabi)
50- Makina mühendisi sicil belgesi ( harca tabi)
51- Elektrik mühendisi proje büro tescil belgesi
( harca tabi)
52- Elektrik mühendisi sicil belgesi ( harca tabi)
53- Jeoloji mühendisi proje büro tescil belgesi
( harca tabi)
54- Jeoloji mühendisi sicil belgesi ( harca tabi)
55- Müteahhidin Ticaret Odası kayıt belgesi
56- Müteahhidin noter tasdikli taahhütnamesi
57- Varsa eski bina yıkım ruhsatı
58- Varsa Trafo belgesi (Tedaş onaylı )
59- Varsa İstinat duvarı proje ve ruhsatı
60- Varsa sığınak projesi (Kaymakamlık onaylı)
İşte böyle bir evrak listesi hazırlayıp ruhsat
müracaatına eklemek gerekiyor.
Yorum siz sayın meslektaşlarımıza aittir.
DUYURU
Her üyemize bir e-posta adresi
uygulamamız
01.09.2003 tarihinden itibaren
başlamıştır.
e-posta adresi ücretsiz olup her
üyeye 5MB alan ayrılmıştır.
Bilgi ve iletişimin hızı için sitemize
girerek (http://www.imoizmir.org.tr )
kendinize
([email protected])
şeklinde bir e-posta adresi alınız
57
üyelerimizden
DEPREME DAYANIKLI YAPI TASARIMINDA
MİMAR MÜHENDİS İLİŞKİLERİ
Ahmet PERVANE
İnşaat Mühendisi
Ülkemizin %90’nın dan fazlası deprem kuşağı
içinde bulunmaktadır ve insanlarımızın %98’i
deprem bölgelerinin içinde yaşamaktadır.
Zaman zaman meydana gelen depremlerde
binlerce insanımız hayatını kaybetmekte ya da
sakat
kalmaktadır.
Meydana
gelen
hasar
zararlarının nekadar yüksek rakamlara ulaştığını
hepimiz duymakta ve izlemekteyiz.
Depremleri önleyebilecek ve hatta önceden
haber
verebilecek
teknolojiler
henüz
geliştirilemediğine göre insanların içinde güvenle
barınabileceği
depreme
dayanıklı
yapıların
tasarlanması, projelendirilmesi ve imali önem
kazanmaktadır.
Genel olarak projelerin tasarlanmasında
mimarlar koordinatör görevini üstlenmektedir.
Ancak depreme dayanıklı
yapının meydana
getirilmesi konusunda bütün sorumluluk inşaat
mühendisine aittir. Mimarın depreme dayanıklı yapı
tasarımı
ile
ilgili
mimari
özel
kurallar
bulunmamaktadır. İnşaat mühendisliğinde depreme
dayanıklı yapı tasarım kuralları mimarlar için de
dikkate alınması gerekli kurallardır.
Taşıyıcı sistemin seçilmesi yapının şeklinin
ortaya çıkarılması, yapı kütlelerinin belirlenmesi
bina içinde yaşam koşullarının konforu estetiği dış
görünüşü ve mimarın özelliklerini kattığı bir eser
yaratma düşüncelerine elbette mühendisin statik ve
betonarme bilgisi ile katkıda bulunması gerekir.
mimarın
inşaat
Tasarım
aşamasında
mühendisine danışması, taşıyıcı sistemin seçimine
gerek şartnameleri gerekse hesap sistemlerini
zorlamayacak
şekillerin
ortaya
çıkarılması
bakımından önemlidir. Depreme dayanıklı yapı
tasarımında hatalı seçimler ya çok pahalı çözümleri
ya da çözümsüz sorunları ortaya çıkarmaktadır.
Böyle durumlarda statikçi inşaat mühendisi
sorunları ve çözüm önerilerini tasarımı yapan
mimara iletmelidir.
Mimarların mevcut teknolojileri, standarları
depreme dayanıklı yapılar hakkındaki yönetmelikleri
zorlayan yapı sistemlerinden kaçınmaları ve
sıtatikçi inşaat mühendislerini böyle durumlar için
zorlamamaları gerekmektedir.
Sonuçta hatalı bir tasarımın sonradan geri
dönerek dözeltilmesi çok zahmetli bir iştir. Bu
nedenle tasarımcı bir mimarın mutlaka depreme
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
dayanıklı yapı tasarımı ile ilgili geniş bilgi ve tecrübe
sahibi olması aynı zamanda konusunda uzman bir
inşaat mühendisi ile iletişim içinde çalışarak iyi bir
tasarım planlanması hem ekonomik hem de
depreme dayanıklı bir yapının ortaya çıkarılması
için önemlidir.
Yapının ergonomik, estetik ve güzel görünümü
yanında sağlam ve depremde göçmeden, içinde
yaşayan insanlara mezar olmadan, güvenle
yaşanabilir
bir
mekan
olmasının
gereği
unutulmamalıdır. Bu gerekliliği sağlamak için
görevleri kesin çizgilerle belirlenmiş olan mimar ve
inşaat mühendisinin koordinasyon içinde çalışarak
depreme dayanıklı yapı üretimine yönelik tasarımın
hazırlanması ile deprem zararlarına karşı ilk adım
atılmış olacaktır.
ACI KAYBIMIZ
Prof. Dr. Mehmet ULUÇAYLI
1939-2003
13.11.2003 tarihinde Prof.
Dr. Mehmet
Uluçaylı’ yı
kaybettik. 1939 doğumlu olan
Sayın Uluçaylı 1962 yılında
lisans, 1963 yılında yüksek lisans öğrenimini ODTÜ’
de tamamlamıştır. Mezuniyetinden sonra ODTÜ’ de
asistan, 1965 yılında aynı üniversitede öğretim
görevlisi olmuştur. 1966 Paris Üniversitesi’nde
(Sorbonne)
doktora
çalışmasına
başlamış,
“Laboratorize Central de Ponts et Charessées” de
1970 yılında çalışmasını bitirerek doktor unvanını
almıştır. Askerlik hizmetini tamamlayarak ODTÜ’ de
1971-1974 yıllarında İnşaat Mühendisliği Bölümü
Ulaşım
Laboratuvarı
yöneticisi,
1974-1976
yıllarında bölüm başkanlığı, 1977-1980 yıllarında
Unesco Uzmanı, 1980-1985 yıllarında Unesco baş
teknik müşavirliği görevlerini yapmıştır. 1987 yılında
İzmir’e yerleşmeye karar vererek Dokuz Eylül
Üniversitesi
Mühendislik
Fakültesi
İnşaat
Mühendisliği Bölümü’ne profesör olarak atanmıştır.
1987-2003 yıllarında Ulaştırma Ana Bilim Dalı
Başkanı, 1991-1996 yıllarında Bölüm Başkanlığı
görevlerini üstlenmiştir. Sayın Uluçaylı’nın kırka
yakın bilimsel yayını mevcuttur. Bunların çoğu yurt
dışında
yayınlanmıştır.
Yayınlarına
yabancı
ülkelerde atıflar yapılan Hocamız otuz adet yüksek
lisans tezini yönetmiştir. Uygulamaya yönelik önemli
araştırma projeleri gerçekleştirilmiştir. Başyazıda
sözü edilen iki proje onun ülkesini ne kadar çok
sevdiğini göstermektedir.
Değerli bir bilim adamını, onurlu
meslektaşımızı, iyi bir insanı kaybettik.
Ailesine, yakınlarına
sağlığı dileriz.
ve
arkadaşlarına
bir
baş
YÖNETİM KURULU
58
üyelerimizden
ulaşıyor ve yine verimli bir güne başlıyorsunuz.
Kent kültürü ile ilgili bu hayalleri istediğiniz kadar
çoğaltabilirsiniz.
BUGÜN CANIM SIKILMADI diyebilmek….
Perinur TUZCUOĞLU
İnşaat Mühendisi
20. Yüzyıl tüm gelişim ve değişimlerin hızının
arttığı yüzyılların başlangıcıdır diyebiliriz. Bu hızlı
gelişim insan sağlığı ve huzurunu da giderek tehdit
etmektedir. Eğer çevremize dikkat edersek insan
ilişki ve yaklaşımlarında da ne denli büyük bir
yozlaşma yaşadığımızı fark edebiliriz.
Sanayileşme ve bunun kentlere çektiği nüfus,
hiçbir konuda yeterli bir planlama yapılamayan
ülkemizde kent merkezlerimizde yoğun yapılaşma
ve alt yapı sorunlarını da beraberinde getirmektedir.
Bu konuda birinci derecede sorumluluk tabi ki
Belediyelerimiz
ve bu kurumlarda çalışan
mühendislerimizindir. Ama tek sorumlu onlar mıdır?
Gerekli
kentsel
planlamaları
yaparken
düzenlemelerin, insanlarımızın yalnızca biyolojik
sağlıklarına değil aynı zamanda psikolojik
sağlıklarına da yönelik olmalarına dikkat edilmeli,
estetik ve fonksiyonellik arasındaki dengenin çok iyi
kurulmasına çalışılmalıdır.
Kısaca kentler yaşayanına dost olmalıdır.
Genellikle somut çevre kirliliğine karşı duyarlı olan
bir çok insan soyut kirliliklere karşı tepkisini fazlaca
dile getirememektedir.
Yaşadığımız kentte şöyle birgün hayal etsek :
Sabah evinizden çıkıyor otoparktaki arabanıza
biniyorsunuz. Hatalı park etmiş çıkmanıza engel
hiçbir araç yok, yola çıkıyor yeşil dalga hızına göre
zorunlu noktalar hariç durup kalkmadan, çünkü
durup kalkmaların taşıt işletme giderlerine katkısı
düşünülerek gerekli planlamalar yapılmış, yolunuza
devam ediyorsunuz. Bu arada rögarlar ve kanallar
yol kotundan aşağıda ya da yukarıda değil yani
sürüş konforunuzun yanı sıra bu kot farklarının da
taşıt işletme giderlerine ve oluşabilecek kazalara
katkısı göz önüne alınmış. Çocuğunuzu okuluna
cebe
bırakmak için bunun için ayrılmış
yanaşıyorsunuz kapı açılınca kaldırıma çarpmıyor.
Çünkü kaldırımlar standarda uygun yükseklikte.İş
yerinize bu şartlarla ulaşıyor ve verimli bir güne
başlıyorsunuz. Ya da sabah evinizden çıkıp toplu
taşım araçlarına ait duraklara gidiyorsunuz.
Kaldırımlar, size ayrılmış, taşıtlara değil, inip
çıkarken akrabosi yapmanız gerekmiyor. Durağa
ulaştığınızda hangi numaralı araçların hangi yöne
gittiğini ve zamanlamalarını gösterir çizelgeye
bakıyor ona göre kararınızı veriyorsunuz.
Dakikalarca beklemiyor ya da her otobüs şöförünü
nereden geçtiğini nereye vardığını sorarak taciz
etmeden otobüsünüze binip optimum bir seyahat
konforu ile balık istifi dizilmeden, çünkü bu konuda
gerekli istatislikler yapılmış ve ağırlıklı yöne göre
yeterli sayı ve sıklıkta taşıt ayrılmıştır, işinize
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Bütün bunlar hayal olmasa ne kadar iyi olurdu
değil mi?
Peki bunun böyle gelişmemesinin
sorumlularını bir düşünsek ve en azından kendi
payımızı ortadan kaldırsak yukarıdaki başlığa biraz
yaklaşmış olur muyuz dersiniz?
TÜRK-İŞ , HAK-İŞ , DİSK, KESK,
T.KAMU-SEN, MEMUR-SEN, TMMOB, TTB
ORTAK AÇIKLAMA
Ankara, 20 Kasım 2003
İSTANBUL'DA BİRBİRİ ARDINA MEYDANA GELEN
BOMBALI SALDIRILAR HEPİMİZE, İNSANLIĞA
KARŞIDIR.
BU SALDIRILARA KARŞI SESSİZ KALAMAYIZ, SUSKUN
OLAMAYIZ.
SUSMAK; BOYUN EĞMEK, TESLİM OLMAKTIR.
EMEK ÖRGÜTLERİ OLARAK İLAN EDİYORUZ: TESLİM
OLMAYACAĞIZ.
SALDIRGANLARIN AMAÇLADIKLARI SUSTURULMUŞ,
YILDIRILMIŞ, KORKUTULMUŞ BİR TOPLUM
OLMAYACAĞIZ.
BİZLER ÖRGÜTLERİMİZİN BAŞKANLARI,
TEMSİLCİLERİ OLARAK:
22 KASIM, CUMARTESİ GÜNÜ, SAAT 11.00'DE
SADECE “ŞİDDETE KARŞI BARIŞ” PANKARTI
ARKASINDA SESSİZ PROTESTO İÇİN
BAŞTA
İSTANBUL’DA TAKSİM MEYDANINDA,
ANKARA’DA, KIZILAY MEYDANINDA,
İZMİR’DE, KONAK MEYDANINDA,
VE ÜLKEMİZİN DİĞER TÜM KENTLERİNDEKİ
MEYDANLARDA OLACAĞIZ.
İNANIYORUZ Kİ;
YÜREĞİNDE İNSAN SEVGİSİ OLAN,
YARINLARA UMUTLA BAKMAK İSTEYEN TÜM
VATANDAŞLARIMIZ DA ALANLARDA BİZLERLE
OLACAKTIR.
ŞİDDETE, TERÖRE, CİNAYETLERE, KATLİAMLARA
KARŞI TEPKİMİZİ GÖSTERMEK İÇİN,
SALDIRILARDA YAŞAMLARINI YİTİRENLERİ SAYGIYLA
ANMAK İÇİN,
YARALILARIMIZA YALNIZ OLMADIKLARINI ANLATMAK
İÇİN,
ELELE ALANLARDA BULUŞALIM.
BOMBALARLA YÜREKLERİMİZE KORKU SALMAK
İSTEYENLERİ, SESSİZ PROTESTOMUZUN
DERİNLİĞİNDE SUSTURALIM.
CANİLERİ BİRLİĞİMİZİN, DAYANIŞMAMIZIN GÜCÜYLE
YALNIZLAŞTIRALIM.
BU HEPİMİZİN İNSANLIĞA KARŞI, GELECEĞİMİZE
KARŞI SORUMLULUĞUDUR
YILMAYALIM;
KARDEŞLİĞE,
BARIŞA,
ÖZGÜRLÜĞE,
DEMOKRASİYE,
İNSANLIĞA UZANAN KANLI ELLERE HAK ETTİĞİ
YANITI VERELİM.
SUSMAYALIM, SIRANIN BİZE GELMESİNİ
BEKLEMEYELİM!
59
üyelerimizden
İNSANLIĞA ve
GELECEĞE
ADANMIŞ BİR YAŞAM
Ord.Prof.Dr.
Ekrem AKURGAL
Ergin TATAR
İnşaat Mühendisi
30 Mart 1911 yılında Hayfa’nın Tulkarem
kasabasındaki bir çiftlik evinde doğmuştur. Garip bir
raslantı doğduğu çiftlik arkeoloji dünyasında ünlü bir
kent olan Caesareia Kenti yakınlarındadır. İki yaşını
dolduruncaya kadar Tulkarem’de kaldıktan sonra
İstanbul’a geldiklerinde babası nüfus kağıdına
doğum yeri olarak Tulkarem yerine İstanbul
yazdırmıştır.
Kısa bir süre sonra da Adapazarı Akyazı’da
okul çağına gelinceye kadar yaşamıştır. 1917
yılında tekrar İstanbul’da çocuğu olmayan halasının
yanına gelmiştir.
ÖĞRENCİLİK DÖNEMİ :
İlkokulun dört sınıfını Mercan Sultanisi’nde
okumuştur. 5. sınıfı ise Vefa Ortaokulunda
tamamlamıştır. Lise öğrenimini ise İstanbul Erkek
Lisesi’nde
yapmıştır.
Liseyi
1930-1931’de
bütünlemeye kalmadan bitiren üç kişiden biridir.
Lise yıllarında yazar ve gazeteci olmak
duygusu ağır bassa da kendi deyimiyle “şimdilik”
kaydıyla Hukuk Fakültesine yazılmıştır. 1931 yılı
boyunca günlük gazetelerde yayımlanan Atatürk’ün
ele aldığı tarih çalışmaları ilgisini çekmiştir.
Hukuk çalışmaları ve tarih incelemelerini
birarada
sürdürürken
bir
gün
arkadaşları
Cumhuriyet Gazetesi’ndeki bir haberi gösterirler.
Haberde İstanbul Erkek Lisesi’nin 1930-1931 yılı
mezunlarından aralarında kendisinin de bulunduğu
üç kişiyi Avrupa sınavlarına aday gösterdiği
yazmaktadır. Adayların istedikleri herhangi iki bilim
dalını seçme hakları vardır. Hiç tereddüt etmeden
tarih ve özellikle de arkeoloji bölüm sınavlarına
katılmaya karar verir. Ancak arkeoloji için bir tarih
için altı kontenjan vardır. Bu nedenle tarihi birinci
arkeolojiyi ise ikinci seçenek olarak gösterir. Sınav
sonuçlarını öğrenmek için gazeteyi açıp tarih
bölümünde kazananların içerisinde kendi ismini
göremeyince çok üzülür. Sonradan tek kişilik
arkeoloji bölümünü kazandığını görünce “Yaşaa!”
diye bağırarak birkaç kez havaya sıçrar.
Başlangıçta Fransa olarak düşünülen ülke
sonradan Almanya olarak değiştirilmiştir. 1932
sonbaharında Avrupa yolculuğu başlamış oldu.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Birinci yıl Schulpforta Gymnasium’da Almanca
öğrenmiştir. Berlin Üniversitesinde 1933’ten 1941
yılı sonlarına kadar sekiz yıl ünlü arkeolog Gerhard
Rodenwalt’ın yanında klâsik arkeoloji öğrenimi
görmüştür. Bunun yanında Hellen ve Roma
Arkeolojisi, Eskiçağ Tarihi, Klâsik Filoloji, Eski
Yunanca, Bizans Sanatı, Avrupa Sanatı, İslam ve
Türk Sanatı ile Felsefe Tarihi derslerine de hiç
aksatmadan devam etmiştir. Ayrıca Hans Ehelolf’un
yanında üç yarıyıl boyunca gönüllü olarak Hititçe ve
çivi yazısı öğrenmeye çalışmıştır. Yine program dışı
olarak dört yarıyıl boyunca Klaffenbach’ın yanında
Hellen Epigrafisi seminerlerine katılmıştır. Fakat
“Arkeolojiye zaman kalmıyor” gerekçesiyle Hititçeyi
bırakmak zorunda kalmıştır.
1935 yılı yaz aylarında Milli Eğitim Bakanlığının
kararıyla Avrupa’da arkeoloji ve tarih okuyan
öğrencilerin 2 ay süre ile Türkiye’de yapılan kazılara
katılması talimatı ile Batı Anadolu’da antik çağ
kazılarına katılmıştır.
Aynı yıl soyadı kanunu çıktığında babasının
“Dizdarzade” olan soyadlarını değiştirmek için “Sen
tarihçi olduğuna göre
Sümerce bir ad seçelim”
demesi üzerine dört isim
bulmuş, babası bunlardan AKURGAL’ı seçmiştir.
( Bir Sümer kralının adı olan A=su, kur=ülke, ve
gal=büyük olmak üzere “Büyük Su Ülkesi”
anlamındadır.)
Likya kabartmaları üzerine yaptığı doktorasını
tamamlayıp hocası Rodenwaldt’a verdiğinde yıl
Temmuz 1939’dur. Yaz tatili geldiği için sınavı Ekim
sonunda olmuştur. Tatilde çalışmalarını tamamlayıp
Ağustos’un son haftasındaki III.Klâsik Arkeoloji
Kongresine dinleyici olarak katılmak üzere geri
dönmüştür. Fakat daha kongrenin ilk günü Hitlerin
Polonya’yı işgal edeceği haberi yayılmıştır.
Toplantının 2. ve 3. günü birçok ülke temsilcisi
ayrılmıştır. 4. gününde kendisine Türkiye’ye dönme
talimatı verilmiştir. Eylül ayının 2 sinde Türkiye’ye
dönen ilk kafile olarak trene binmiştir. Yanında
sadece küçük bir çanta içerisindeki doktora tezinin
bir nüshası ile İstanbul’a gelir. Türkiye’de üç ay
kaldıktan sonra Türkiye’nin savaşa girmeyeceği
öğrenilince Almanya’ya geri çağrılmıştır. Bu
dönüşte hem doktora sınavını vermiş hem de onun
devamı olan Harpy Anıtı üzerindeki çalışmalarını
tamamlamıştır. Böylece hem doktorasını vermiş
hem de doçentlik tezini hazırlayarak ( Harpy Anıtı )
1940 yılının Aralık ayında yurda dönmüştür.
ÖĞRETİCİLİK DÖNEMİ :
Yurda döndüğünde Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakütesi’ne asistan olarak atanmış, HAZİRAN
1941’de de doçent olmuştur. O tarihe kadar
doçentlik tezi yapılmamasına rağmen, Ankara
Üniversitesi’nde ve Türkiye’de yazılı bir tezle doçent
olan ilk kişi olmuştur. Şubat 1941 yılından itiberen
de ders vermeye başlamıştır. 1941 yılı Eylül ayında
askerlik görevi için Topçu Okulu’na gitmiştir.
60
üyelerimizden
Yedeksubay okulundan sonra Trakya’da bir topçu
alayında göreve başlamıştır. Ankara Müzesi
Müdürü ‘nün isteğini Milli Savunma Bakanlığına
ileten dekanın isteği olumlu karşılanmış ve
Asteğmen üniforması ile fakültede ders vererek 32
aylık askerliğini tamamlamıştır.
Türk Sanatı üzerine yazdığı yazılardan dolayı
1943 yılında Türk Tarih Kurumu üyeliğine
atanmıştır. 1983’te kurumun statüsü değiştirilince
üyeliğine son verilenler arasındadır.
17 Haziran 1944’te Lemis Baykan Hanım ile
evlenmiştir. DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü
mezunu olan Lemis Hanım öğretmenliğinin yanında
aile
planlaması
gönüllü
olarak
katıldığı
çalışmalarıyla da tanınmıştır. 15 Nisan 1985 yılında
vefat
etmesinin
ardından
aile
planlaması
programlarından birisine Lemis Akurgal’ın adı
verilmiştir. Ali ve Murat isimli iki çocukları olmuştur.
Fakültede göreve başladığında öncelikle 600
civarında kitap olan kitaplığı on yıl içerisinde beş –
altı bin cilde ulaştırmıştır. Çalışmaların uluslararası
forumlarda tanıtmak için Anatolia Dergisi’ni
kurmuştur. Tüm dünyada 273 kuruluşla değişim
yaparak Anatolia Dergisi karşılığı diğer mesleki
dergileri parasız elde etme imkanını sağlamıştır.
Fakültede eksikliğini duyduğu Klâsik Epigrafi
çalışmaları için birçok öğrencisini bulduğu burslarla
yurtdışında eğitilmesini sağlamıştır. Aynı şekilde
Türk Sanat Tarihi Kürsüsü’nü 1956 yılında
kurmuştur. Bugün DTCF bahçesinde gördüğümüz
Hüseyin Anka’nın yaptığı Sinan Heykeli Ekrem
Akurgal’ın dekan olduğu 1958 yılında dikilmiştir.
Atatürk’ün “Sinan’ın heykelini yapınız” talimatı da
yerine gelmiştir.
1948 yılına gelindiğinde Berlin’deki öğrencilik
döneminden beri planladığı kazılara başlamıştır.
Kazıların planlı bir şekilde Doğu Hellen kentlerinin
araştırılmasına ayırmıştır. 40 yılı aşan süre içinde
Eski İzmir, Foça, Sinop, Daskyleion, Pitone
( Çandarlı ) ve Erythrai kazılarını gerçekleştirmiştir.
Bunların içinde en önemlisi bizleri de yakından
ilgilendiren Bayraklı’daki Eski İzmir kazılarıdır. Bu
kazının başlamasıyla birlikte İzmir’de “Arkeoloji
İstasyonu Projesi” ni kurmuştur. Bu istasyon 30 yıl
süreyle İzmir’deki çalışmalara güzel bir ortam
yaratmış, daha sonra da Ege Üniversitesi Arkeoloji
Enstitüsü’ne dönüşmüştür.
1951 – 1981 yılları arasında 30 yıl Eski Eserleri
Koruma Kurulu üyeliği yapmıştır.
Öğrencilerini “ Size bilgiden çok, nasıl
araştırmanız, neyi düşünmeniz gerektiğini
anlatmaya çalışıyorum” diyerek bir sonraki ders
için hangi kitabı okumaları gerektiğini söyleyerek
yönlendirmiştir. Tartışmalı soru ve yanıtlarla
canlandırılmış öğretim yöntemini kullandığını
belirtmektedir.
Öğrencilerinin doktora tezlerini belirli bir plan
içinde saptayarak Anadoludaki Hellen Sanatı’nın
araştırılmasına tahsis etmişti. Kronolojik sıraya göre
yapmış olduğu planlama; Myken Protogeometrik ve
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Geometrik dönemler, Arkaik Dönem (Erythrai (Ildırı)
Kenti ve Arkaik Heykel ), Attika ve Korinth Seramiği,
Oryantalizan Eserler, Hellenistik Sanatı incelemeleri
( Korinth Başlıkları, Hellenistik Mimarlık Bezemeleri,
İon Başlıkları, Magnesia Tapınağı Kabartmaları,
Belevi Anıtı, Hellenistik Mezar Kabartmaları, Myrina
Pişmiş Toprak Heykelcikleri) şeklindedir.
Emekli olduğu 1981 yılına kadar hocalığını
yaptığı 23 arkeolog, profesör ya da doçent olarak
Klâsik Arkeoloji dersi vermekteydi. Bu nedenle
kendisine “Hocaların Hocası” denmiştir.
1991 yılında eski öğrencisi ve asistanı Meral
Manyas ile ikinci evliliğini yapmış ve İzmir’e
yerleşmiştir.
1991-1992 yıllarında Vali Konağı, Köprü’de ,
1992 yılından ölümüne kadar da Karşıyaka’da
yaşamıştır.
Gazeteci Özgen ACAR İzmir kazılarının 50. yılı
nedeniyle Ekrem AKURGAL’ı ziyaretinde kendisine
“Sen saygın bir gazetecisin. Bunu ancak sen
gerçekleştirebilirsin. 88 yaşındayım. Günü
geldiğinde beni Bayraklı’ya, En Eski İzmir’e
gömülmemi sağla” dediğini yazmıştır. (Cumhuriyet
Bilim Teknik Sayı 623 )
1 Kasım 2002 'de Türk arkeolojisinin duayeni
Ordinaryüs Profesör Ekrem Akurgal, İzmir'deki
evinde vefat etmiştir. Bayraklı Höyüğüne gömülme
isteğinin dile getirilmesi üzerine Kültür Bakanı Suat
Çağlayan, Akurgal'ın eşi Prof. Dr. Meral Akurgal'ın,
eşinin cenazesinin yıllardır kazı yaptığı Smyrna kazı
alanına gömülmesinde ısrarlı olmadığını belirtmiştir.
Meral Akurgal'la görüştüğünü söyleyen Çağlayan,
"Meral hanım aydın bir kadın. Şartları zorlamak
istemiyorlar. Eşi de laik Türkiye Cumhuriyeti'nin
önemli aydınlarından biriydi. Devletin kurallarını
zorlamak istemezdi. Meral hanım çok iyi bir karar
verdi" demiştir. Akurgal'ın naaşı, Bostanlı Camii'nde
öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının
ardından Kokluca Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.(
Radikal Gazetesi 04.11.2002 )
Uzun yaşamı boyunca Cumhuriyet’e ve
İnsanlığa hizmet eden Ekrem AKURGAL Tüm
Anadolu Uygarlıklarıyla birlikte bu topraklarda ve
kalbimizde yaşıyor. Nur içinde yatsın.
EŞİNE :
“Huzur ve mutluluk içinde süren yaşamım uzak olmayan bir
günde doğal olarak son bulacaktır. Bu nedenle Hitit Kralı
Hattuşili’nin vasiyetnemesinden esinlenerek sevgili eşim Meral
Akurgal’a şimdiden sesleniyorum:Cesedimi yıkat, gerektiği gibi!
Beni göğsüne bastır, ve göğsünde tutarak toprağa göm”
(Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, s.63, 1998 )
TÜRK GENÇLERİNE :
“Türk gençlerine, mutlu olmak istiyorlarsa çalıştıkları
alanlarda ön sırada yer almayı hedef edinmelerini, ayrıca müzik,
güzel sanatlar, tarih, arkeoloji gibi konulardan birini hobi olarak
seçmelerini öneririm.” (Bir Arkeoloğun Anıları Ekrem AKURGAL ,
Türkiye Bilimler Akademisi ,1999 )
61
genç-imo
ÇİZGİM’03 BAŞARI İLE GERÇEKLEŞTİ…
ÇİZGİM’03 (Çağdaş İZmir’in Genç
İnşaat
Mühendisleri) Öğrenci Kurultayı 25 Ekim 2003
tarihinde
EÜ
Kampüs
Kültür
Merkezi’nde
geçekleştirildi.
Çalışmalarına Temmuz’03’de başlanan Kurultay
organizasyonu, yaklaşık 20 arkadaşımızın yoğun
ilgi ve çalışmaları ve Kurultay günü 45
arkadaşımızın görev almasıyla hiçbir aksama
olmadan başarıyla gerçekleşmiştir.
dergi, dosya ve broşürler kendilerine verilmiştir.
Ayrıca 250 genç-İMO üyesine öğrenci üyelik kartları
iletilmiştir
Kurultay; genç-İMO tanıtım slaytı ve İMO İzmir
Şubesi Başkanı Prof.Dr. Ömer Zafer ALKU’nun
açılış
konuşmasıyla
başladı.
Diğer
İMO
Şubelerinden gelen temsilcilerin konuşmaları ve
üniversitelerde öğrenci ile öğretim görevlilerine
yapılan anketlerinin sonuçlarının sunulmasının
ardından ilk oturuma geçilmiştir.
Üniversitelerde eğitim sorunları
İlk oturumda Müh. Fak. Eski Dekanı Prof.Dr.Halil
Köse, üniversitelerde eğitim ve akreditasyon ,
TÇMB Ar-ge Direktörü Prof. Asım Yeğinobalı,
Sektör-üniversite
ilişkileri
üzerine
sunumlar
yapmışlardır. CBÜ’den Prof.Dr.Bekir Solmaz,
EÜ’den
Prof.Orhan
Yüksel,
DEÜ’den
Prof.Dr.Yıldırm Ertutar, Yrd.Doç.Dr. Gürkan Özden,
eğitim sorunları ile aktif eğitim ve DEÜ 4. sınıf
öğrencilerinden Ali Ozan Kamış ise konuşmalarında
öğrencilerin sorunlarını dile getirmişlerdir.
Destekleyen kuruluşlara teşekkür ederiz
2 gün süren ÇİZGİM’03 organizasyonunun; The
English Academy, Ege, Dokuz Eylül, Celal Bayar
Üniveristeleri, Bornova Belediyesi, TÇMB, İTAPEN,
Yapı Endüstri Merkezi, DİMES, İmbat Yemek
Sanayi, TUBORG, Terminal Bar, Özgün Dağıtım,
EfesNet, Diba Dijital Baskı, Lamineks Matbaacılık,
Kudret Tuğla, TUKDER, Doyap Elektrik, Özyavru
Elektrik, Teknik Sıva, Aktaş Çiçek ve Ege Ajans’ın
destekleriyle İMO İzmir Şubesi’nden hiçbir maddi
destek alınmasına gerek kalmadan düzenlenmesi,
biz, genç-İMO için büyük bir gurur kaynağı
olmuştur.
.
Öğle arasında Ege Üniversitesi yemekhanesinde
tüm katılımcılarımıza öğle yemeği verilmiştir.
Yemekte özellikle üniversite görevlileri ve inşaat
mühendisleri öğrencilerle bir arada oturarak hoş
sohbet etme olanağı sağlanmıştır. Öğleden sonraki
oturumlarımız başlamadan önce DEÜ Konservatuar
öğrencileri, klasik müzik dinletisi ile bizlere küçük bir
müzik ziyafeti sunmuşlardır.
Şirket yöneticileri ile söyleşi
ÇİZGİM’03 öğrenci kurultayı, üniversitelerde eğitim
sorunları, şirket yöneticileri ile söyleşi, inşaat
mühendisliğinde yurtiçi master eğitimi, yurtdışında
master, staj ve çalışma imkanları konulu dört
oturumdan
oluşmuştur.
Kurultay
öncesi
katılımcıların kayıtları yapılmış, hazırladığımız
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Öğrencilerin büyük ilgi gösterdikleri ve büyük
dikkatle dinledikleri ikinci oturumumuzda Alarko
İnşaat’tan Nezihi Karahasan, Aydıner İnşaat
Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aydıner, Tempo
Altyapı Şti.’den Tamer Savran ve Sabri Sevenoğlu
kendi deneyimlerini bizlere aktarmışlardır. Özellikle
öğrencilerin mezun olduktan sonra iş bulma sorunu
üzerine gelen birçok soru ile oturumumuz
sürmüştür.
62
genç-imo
gelen sorulara
bulunmuşlardır.
Öğrencilerin şirket yöneticilerini soru yağmuruna
tutmaları oturum süresine sığmamış, oturum
sonrasında da yoğun şekilde devam etmiştir. Şirket
yöneticileri kendilerine yöneltilen sorulardan ve
ilgiden dolayı çok memnun olduklarını, bu tür
platformların daha sık gerçekleşmesi gerektiğini dile
getirmişlerdir.
Standlar büyük ilgi gördü
Oturum aralarında fuaye alanına stand kuran
sponsor firmalar kendi tanıtımlarını yaparak
katılımcıları bilgilendirmiş, üniversite kulüpleri de
açtıkları standlarda üye kayıtlarını yapmışlardır.
Master eğitimi
Yurtiçi master eğitimi oturumunda, üniversitelerden
öğretim elemanları, inşaat mühendisliği ana bilim
dallarında
master
eğitimi
ve
koşullarını
tanıtmışlardır. DEÜ Yapı Malzemesi ABD’nı Prof.Dr.
Bülent Baradan, DEÜ Yapı
ABD’nı Prof.Dr.
Mustafa Düzgün, DEÜ. Hidrolik ve su yapıları
ABD’nı Doç.Dr. Sevinç Özkul, EÜ. Yapı İşletmesi
ABD’nı Prof. Orhan Yüksel, İTÜ Geoteknik ABD’nı
Doç.Dr. Tuğrul Özkan, İTÜ. Ulaştırma ABD.’nı Dr.
Murat Ergin, ODTÜ Yapı ABD’nı Prof.Dr. Güney
Özcebe tanıtmıştır.
Yurtdışında master ve iş imkanları
Ana sponsorumuz The English Academy inşaat
mühendisliği master eğitimi ve sertifika programları
hakkında sunumlarını yapmış ve öğrencilerden
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
cevap
vererek
bilgilendirmede
Kapanış konseriyle coştuk…
Kurultay
oturumlarının
Ege
Üniversitesi’nde
tamamlanmasının ardından kapanış kokteyli ve
konseri İMO İzmir Şubesinde büyük coşkuyla
gerçekleşmiştir. İmbat Yemek Sanayi’nin ikram
ettiği akşam yemeği ve Terminal Bar’ın katkılarıyla
sahne alan İzmir’in ünlü grubu REPERTOIRE
DOGS daha önce benzeri görülmemiş bir eğlence
sunmuşlardır.
Efes -Şirince Gezisi
ÇİZGİM’03 Kurultayının 2. gününde 187 öğrencinin
katılımıyla Selçuk-Efes-Yedi Uyuyanlar-Şirince
gezisi
düzenlenmiştir.
Selçuk
Belediyesi’nin
yardımlarıyla Selçuk Müzesi ve Efes Antik Şehri
ücretsiz olarak gezmemize izin verilmiştir. Yedi
Uyuyanlarda ikram ettiğimiz öğle yemeğinden sonra
Şirince’ye geçilmiştir. Yol boyunca öğrencilerin
şarkılarıyla
coşan
otobüslerde,
çeşitli
üniversitelerden
arkadaşlarımız
birbirleriyle
kaynaşarak güzel dostlukların ilk adımlarını
atmışlardır.
Katılımcılarımızdan
aldığımız
güzel
tepkiler,
gelecek seneler için bizleri umutlandırmış ve imkan
tanındığında neler yapabileceğimizi herkese
göstermiştir.
63
genç-imo
artık
sesimizi
düşünüyorum.
SADECE MÜHENDİSLİK Mİ ?
Serkan MIDIK
CBÜ İnşaat Mühendisliği 3.Sınıf
Aslında bu yazıyı Büyük Üstad Orhan VELİ’nin
dediği gibi “anlatamıyorum” diye başlamak daha
doğru olurdu. Büyük Üstad şiirinde “duyuyorum
anlatamıyorum”
diyor,
bense
“biliyorum
anlatamıyorum”
diyorum.
İsterseniz
yazının
devamında başlığın ne olması gerektiğine siz karar
verin.
Ben inşaat mühendisliği 3. sınıf öğrencisiyim ve
üç yıldır mesleğimle ilgili iyi bir akademik eğitim
aldığıma inanıyorum. Bölümümüzün formasyonu
içinde verilen dersleri aldığımızda, bizlerin de yeterli
özveriyi gösterdiğimiz takdirde, teknik anlamda
inşaat mühendisliği referansını elde edebileceğimiz
kanaatindeyim. Ancak bütünün hep bir parçasının
eksik olduğunu düşünüyorum. 25 Ekimde İMO İzmir
Şubesi’nin ve dört büyük üniversitenin ( CBÜ, DEÜ,
EÜ,
İYTE
)
öğrencilerinin
çalışmalarıyla
gerçekleşen ve inşaat mühendisliğinin gövde
gösterisi şekline dönüşen büyük organizasyon
ÇİZGİM 2003 Öğrenci Kurultayında bu kanımda
haklı olduğumu gördüm. Bu kurultayda söz ve soru
sorma sırası biz öğrencilere geldiğinde beşyüzün
üzerinde büyük bir katılımcı kitlesini oluşturan
öğrenci arkadaşlarımızdan iki elin parmağını
geçmeyecek
sayıda
soru
sormak
isteyen
arkadaşımızın elleri havadaydı. Oysa diğerlerinin
hiç mi soracak sorusu yoktu? Elbetteki vardı, ancak
çoğumuz henüz bu medeni cesarete, bu özgüvene
sahip değildik. İşte sorun burada. Bizler akademik
anlamda iyi bir eğitim alıyor olabiliriz, ancak
mühendislik bilimleri arasında sosyalitesi yüksek
düzeyde
olan
inşaat
mühendisliğinin
uygulayıcılarının kendilerini ifade etmek ya da
edindikleri birikimleri sunabilmek adına daha sosyal
bir yapıya kavuşturulmaları gerekmiyor mu?
Örneğin İTÜ’de son sınıf öğrencilerine seçmeli
derslerde opsiyonel olarak siyasal bilimler dersi
sunulmakta ve bu türlü bir yaklaşım sayesinde ülke
yönetiminin çeşitli kademelerinde İTÜ mezunları
yoğunlukla
görev
almaktadır.
Bizim
üniversitelerimizde en azından seçmeli ders olarak
sosyoloji, felsefe, siyasal bilimler gibi bireyin sosyal
yapısını ve ayni zamanda yönetim ve organizasyon
yeteneğini destekleyici dersler formasyon içersinde
yer almaz mı? Bence bütünün eksik olan parçası
buydu.
Cahil cesaretine sahip bir kısım insanın gözünü
karartarak yanlış ve eksik uygulamalarla, bizlerin de
sessiz kalmamızdan yararlanarak, mesleğimizi
çekilmez hale getirdikleri şu ortamda, bizlerin de
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
yükseltmemiz
gerektiğini
Bu konunun önemi, gerek akademisyenlerce
gerekse reel sektörde yerini edinmiş olan
meslektaşlarımızca ifade edilmektedir. Sorunun
somut çözümü biz mühendislik öğrencilerinin
düşünen, üreten ve düşünüp ürettiklerini dile
getirebilen birer birey haline gelebilmemizdedir.
SAYILARLA ÇİZGİM’03 ÖĞRENCİ KURULTAYI
25 EKİM 2003
DEÜ .................................................. 177 kişi
CBÜ. ................................................. 163 kişi
EÜ. .................................................. 94 kişi
Mezun ............................................... 78 kişi
Öğretim elemanı ................................ 18 kişi
Konuşmacı......................................... 24 kişi
Organizasyon görevlisi........................ 45 kişi
İMO Antalya şb. ................................. 2 kişi
İMO Bursa Şb. ................................... 11 kişi
İMO Çanakkale Şb.............................. 1 kişi
İMO Denizli Şb................................... 11 kişi
İMO Adana Şb. .................................. 4 kişi
İMO Sakarya Şb. ................................ 4 kişi
Kıbrıs İMO ......................................... 2 kişi
İMO Eskişehir Şb................................ 3 kişi
İMO Diyarbakır Şb.............................. 2 kişi
İMO Samsun Şb. ................................ 2 kişi
İMO Ankara Şb. ................................. 10 kişi
İMO İstanbul Şb................................. 13 kişi
İMO Muğla Şb.................................... 13 kişi
Sponsor firma .................................... 20
26 EKİM 2003 EFES – ŞİRİNCE GEZİSİ
DEÜ .................................................. 53 kişi
CBÜ. ................................................. 30 kişi
EÜ .................................................... 18 kişi
Organizasyon görevlisi........................ 13 kişi
Konuk ............................................... 67 kişi
İlginiz ve katılımınızdan dolayı teşekkür ederiz.
ÇİZGİM 2004’de buluşmak üzere…
genç - İMO
DUYURU
Şubemize Öğrenci-Üye kaydını yaparak,
kimlik belgesi alan inşaat mühendisliği
bölümü öğrencileri şube imkanlarından
%30 indirimli faydalanacaklardır.
64
içimizden biri
İlk şiirim 1964 yılında Varlık Dergisi’nde, sonrakiler
Varlık Yıllıkları’nda, diğer dergilerde ve gazetelerde
yayınlandı.
“Aşk Senfonisi” adlı şiirimle, birincilik aldım.
ŞAİR MESLEKTAŞLARIMIZ
Yayın Kurulundan
Bu sayımızda sizlere yakın çevremizden ve
çoğumuzun yakından tanıdığı iki meslektaşımızın
hayat
hikayelerini
kendi
anlatımlarından
vermekteyiz. Uzun yıllar kamuda görev yapan bu
meslektaşlarımızı aşağıdaki yazılarıyla bir başka
kimlikle tanıma şansına sahip olmaktayız.
Doğruyu aramada gülmeceyi (mizahı) bir yöntem
olarak benimsedim ve taşlamaya (hicviyeye)
yöneldim. Taşlamalarım, Pardon, Akbaba, Ustura,
Gırgır, Çivi, Gıcık gülmece dergileriyle Demokrat
İzmir, Ekspres, Dünya ve Yeni Asır gazetelerinde
yer aldı. 1967 yılından başlayarak, taşlamalarım 10
yılı aşkın bir sure, Akbaba dergisinde yayınlandı.
Gene, Akbaba’da manzum Karagöz oyunlarımla
Playboy Fantezisi, Uzaydan Gelen Güzel ve
Figüran’ın Aşkı adlarında üç manzum çizgi
romanım yer aldı.
Bazı şiirlerimi “Aşk Senfonisi” ve bazı taşlamalarımı
da “Bürokrasi Bürokrasi” adlı kitaplarda topladım.
Mukadder ÖZAKMAN
İnşaat Mühendisi
İzmir’de doğdum. İlk ve orta
öğrenimimi İzmir’de tamamladım.
Önce, Yıldız Teknik Okulu’nun
İnşaat Teknikerliği Bölümü’nü,
sonra da Ege Üniversitesi Mühendislik Bilimleri
Fakültesi Mühendislik ve Mimarlık Yüksek
Okulu’nun 5 yıllık lisans eğitimini bitirerek (1973)
“İnşaat Mühendisi” oldum. Askerlik görevimi ise, bu
öğrenimimden
önce,
yedek
subay
olarak
yapmıştım.
Yaşamımın ilk bölümlerini, İngilizce kursları alır.
Sırasıyla: İzmir Ticaret Lisesi’nde, Ticari İngilizce (2
sömestr); İzmir Türk-Amerikan Derneği’nin tüm
kurslarıyla Translation ve Conversation kursları;
Ankara, Devlet Memurları Yabancı Diller Okulu’nda,
İngilizce-Türkçe çeviri (2 sömestr) kurslarını, hep
sertifikalar alarak tamamladım.
Mesleki çalışmalarım ise şöyledir:
İzmir’deki Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’nde Etüt
Proje Etüd Ekibi Şefi (1954-1964); aynı müdürlükte
Bakım Onarım Mühendisi V. (1964-1965); Etüd
Proje Arazi Mühendisi V. (1965-1966); İzmir’deki
YSE (Yol Su Elektrik) 3. Bölge Müdürlüğün’de Etüd
Proje Arazi Mühendisi (1966-1973 arası toplam 6 yıl
10 ay); Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’nde
Kamulaştırma Amiri (1974-1976); Ekspresyolları
Proje Baş Mühendisi (1976-1981); Bölge Müdürlüğü
Baş Mühendisi (1981-1983); Etüd Proje Teknik Şefi
(1983-1988) görevlerini yaptım ve 18.10.1988’de
emekli oldum. Emeklilikten sonra, Erer-MayrederGeoconsult Mühendislik ve Müşavirlik Ortak
Girişimi’nde, İzmir Çevre yolu-Aydın Otoyolu Projesi
Mühendislik Hizmetleri’nde, Otoyol Proje Mühendisi
olarak da 14.11.1988-29.06.1992 arası, 3 yıl 8 ay
çalıştım.
Yazın çalışmalarım;
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Yayında bekleyen dosyalarım ise şöyle:
Gel Artık (Şiirler),
Güneş Benim En Eski Arkadaşımdır. (Öyküler)
Türkiye Seninle Gurur Duyuyor. (Taşlamalar),
Karagöz (Oyunlar),
Filim Türleri (Araştırma).
TÜRKİYE’nin GELECEĞİ ÇOK PARLAK
-
Toplantılarda yabancıların görüşü-
Bizi gene pohpohladı kefere:
“Türkiye’nin geleceği çok parlak !”
Yardımları kaldı başka sefere,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Paramızı düşürüyor IMF,
Ülke döndü delik deşik hedefe,
Bu söz ile sen de bizi koy tefe:
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Hazineyi yedik yuttuk, bitirdik,
Bu yetmedi, dış borçları getirdik,
İç borçlarla aklımızı yitirdik,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Bunca yıldır aldığımız su sonuç:
İrticalı ve terörlü iki uç,
Yabancıya açıyoruz el avuç,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Maliyeden aldık biz bu bilgiyi:
İşçi ile memur verir vergiyi.
Bu memleket oh ne aala, ne iyi.
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Kapılmışız pahalılık çarkına, Varamadık
yaşamın farkına,
İyi günler gelmez oldu yakına,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
65
içimizden biri
Işık yanmaz, sular akmaz huzur yok,
Yarı çıplak ve yarı aç, yarı tok,
İş yerine liderlerde çene çok,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Mukadder der: Çıkış yolu bulursak,
Bundan sonra demokratik olursak,
Ekonomide özgürlüğü alırsak,
Türkiye’nin geleceği çok parlak !
Mukadder Özakman-1983
HAVA ALDIM
İktidara dayanmadım,
Başmühendis oldum kaldım !
Partilere yaranmadım,
İşte böyle hava aldım !
Eyyamcılar ödüllendi,
Müdürlükler parsellendi,
Eşe dosta hep peylendi,
Bense gene hava aldım !
Olmak için baltaya sap,
İktidara yağcılık yap,
Eğil, bükül bir koltuk kap !
Bense gene hava aldım.
Baş oldum DPT’ye,
TRT’ye, PTT’ye,
Ol bir müdür, geç öteye…
Bense gene hava aldım.
Yapıp durdum etüd, plan,
Karayolu, kavşak falan.
Gençliğime oldu olan…
Bense gene hava aldım.
Mukadder’dir benim adım,
Ne el öptüm ne yaladım,
Doğru gittim, yaya kaldım,
En sonunda hava aldım !
Mukadder Özakman-1983
Abdülvehap CAN
İnşaat Mühendisi
Ben Malatya’nın Arapkir kazasına
bağlı, Aktaş Köyü’nde 1933 yılında
doğdum.
Köyümüzde
okul
olmadığından okumak için 1942
yılında İzmir’e geldim. İlk ve orta okulu çeşitli
okullarda, liseyi ise İzmir Atatürk Lisesi’nde okudum
ve 1954 yılında mezun oldum. İTÜ seçme
sınavlarına girdim ve inşaat kısmını kazandım.
İkinci sınıfta iken İTÜ Teknik Okulu İnşaat
Bölümüne geçtim. Buradan 1961 yılında mezun
oldum.
İlk işime İzmir Belediyesi Fen İşleri Karşıyaka Şube
şefi olarak başladım.
1962-1964 yıllarında yedek subaylığımı yaptım.
Askerliğim sırasında evlendim. Askerlikten hemen
sonra İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nde kontrol
mühendisi olarak işe başladım. Bundan sonra 1983
yılına dek sırasıyla İzmir Mesleki Teknik
Öğretim’de, Yapı İşleri 3. Bölge Müdürlüğü’nde
kontrol, kontrol şefi ve grup başmühendisi olarak
çalıştım. 1983-1984 yılarında Muğla Bayındırlık
Müdürlüğü görevini yaptım. 1983-1984 yılında
Diyarbakır’da geçici görevde bulunduktan sonra,
1984 yılında tekrar İzmir Bayındırlık Müdürlüğü’nde
şube müdürü oldum. 1990 yılında Kars Bayındırlık
Müdürlüğü’nde çalışırken kendi isteğimle emekli
oldum.
Daha sonra 8 yıl boyunca, özel inşaat şirketlerinde
Teknik Müdür olarak çalıştım. Sıhhı durumum
nedeniyle 1999 yılından beri çalışmıyorum.
Evliliğimden bir doktor kızım ve bir arkeleog oğlum
var.
Şiir yazmaya ortaokul çağlarında, 1946 yılından beri
başladım. Halk şiiri ve türkülere olan merakım
dolayısıyla şiirlerimi hece vezni ile yazdım. Hala
vakit buldukça yazıyorum.
Genelde yazdığım şiirleri amatörce kendi dünyam
içinde saklı tutmak düşüncesi içindeydim. Odamızın
bu güzel teşebbüsü karşısında katılmak arzumu
yenemedim. Hiçbir yerde yayınlanmış şiirim yoktur.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
66
içimizden biri
ŞİKAYETİM
Vallah, bu dünyada kimseden beklemedim bir
medet
Sanırım, etmedim ne kimseye haste, ne de nisbet
Huzurlu yaşamdı arzum, kimseye etmeden mihnet
Neyleyim ki, Allahım bunu da bana çok gördü.
Şu dünyaya geldim geleli, gülmedim, doya doya.
Emeklerimi harcadım boşuna, hem bedavaya,
Geleceğimi kurtarma çabası içindi güya,
Tesellim, namerde yem olmadım, bana onur oldu.
O dost bildiklerimden şu anda halim soranım yok,
Yakınım olsun, güya dost olsun, bir arayanım yok,
Bu can kapısının gıcırtısını unutur oldu.
Can Vahap, ne söylersin hep kendine ünlersin ?
Kimmiş dertsiz, kimmiş bigane hepsi yalan bilesin,
Herkesin, kendine göre bir derdi vardır, neylersin,
Naçar Tanrım sana huzurla yaşamı da çok gördü.
Abdülvehap CAN
Bir al gül olsam, koparsan dalımdan rengime
aldanıp,
Koklasan beni o düzgün, güzel burnuna yaklaştırıp,
O an gizlice öpsem etli dudağına uzanıp,
Rengimle hem renk bir dudak buldum diyerekten
meleğim.
Bir ayna olsam, o güzel yüzünü sana aksettiren,
Gururla o çapkın, çapkın güzelliğini seyrederken,
Göz kırpsan bana fettan fettan hayaline diyerekten,
Zevkten dört köşe olurdum, inanırmısın meleğim.
Bir deniz olsam, sende yüzsen sinemde soyunup,
Senin kucağımda oluşunun verdiği zevkle coşup,
Dalgalansam sana yakın olmak zevkiyle sarhoş
olup,
Hafif, hafif yalpalasam seni kızar mısın meleğim?
Çılgınca köpüren bir sabun olsam köpürüp yayılsan,
Güzel teninin herbir azasına bir anda ulaşsam,
Aramızda gizlilik kalmasa sana iyice baksam,
Baksam diyorum ama buna da kızar mısın
meleğim?
Bir yastık olsam gece kumral saçlarını okşayan,
Arada bir döndükçe gül yüzüne baksam hayran
hayran,
Bir ipekten yorgan olsam seni kem gözlerden
saklayan,
Seni kıskanırım el gözünden bunu bilesin meleğim.
NİŞANLIMA
Sana öylesine tutkunum ki anlatmak güç güzelim,
Her an senin yanında sana yakın olmaktır dileğim,
Öylesine sana yakın, hep yakın, ah nasıl anlatsam,
Sana anlatıversem korkarım, inanmazsın meleğim.
Geceler uykun içinde pembe renkli bir rüyan olsam,
Süslesem uykunda hayallerini, bir neşe yaratsam,
Böylece hem sana yakın hem senin alemine
dolsam,
Bilmemki, beni bu zevkten de mahrum kılar mısın
meleğim ?
Kiraz kırmızısı bir ruj olsam, dudağına sürsen beni,
Ateşin kırmızı rengim süslese etli dudağını,
Arada bir de kenara taşıp okşasam gülyanağını,
İnşallah yine kalben kırılmaz gücenmezsin
meleğim.
Bir kıymetli koku olsam her yerde burcu burcu
kokan,
Sürsen beni o ak göğsüne benim sevdamı artıran,
Bu benim için, umulmaz bir lutuftur güzelim inan,
Sanırım beni bu lutuftan mahrum etmezsin
meleğim.
Mevzun bedenini sımsıkı saran bir elbisen olsam,
Seni kucaklayıp mevcun vucudunu yer yer
okşasam,
Ayırmasan beni üstünden yoldaşın, sırrın olsam,
Bilmem bu temennilerimi nasıl karşılarsın meleğim
?
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
Abdülvehap CAN
GİTTİN
Bir akşam üstü, bıraktın gittin,
Ateşten kaçar gibi.
Terkettin usulca,
Depreme tapar gibi.
Bırakıp gittin,
Bataklığa dalar gibi.
Bırakıp gittin,
Yıldırımları saklar gibi.
Bırakıp gittin,
Tayfundan kaçar gibi.
Bu gece neredesin,
Kiminlesin?
Gözlerin hala ateş saçıyor mu?
Tenin kurdelenle dans ediyor mu?
Dudakların serin limanlarda mı?
Düşlerin hala saklı mı?
Neler oldu be güzelim, bize neler,
Şu anda damlalar kalbime köz atıyor
Nereye kadar sensiz
Artık bu adam çaresiz.
İsyanım kötü kadere değil,
Zaten kader diye bir şeyim olmadı.
Zayıfım, hastayım ve soğudum.
Mırıldanıyorum,
Aşk hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır,
Hoşçakal Pamuk Prensesim.
Hüseyin YENİAVCI
İnşaat Mühendisi
67
şehirde bu ay
İZMİR DEVLET OPERA ve BALESİ
2-4 Aralık,13 Ocak
Ali KANDEMİR
İnşaat Mühendisi
14. EFES PİLSEN
BLUES FESTİVALi
14 senedir Blues'un usta
yorumcuları
ve
genç
yeteneklerini
izleyiciyle
buluşturan Efes Pilsen
Blues Festivali, bu sene
5-6 Aralık tarihlerinde
İzmir
Hilton
otelinde
yapılacaktır. Bu seneki
festivale; Austin blues camiasının vaftiz babası
olarak ün yapan W.C. Clark, 4 kez Grammy'e aday
gösterilen Roomful Of Blues, gitar sanatını farklı
boyutlara taşıyarak blues müziğinde çığır açan
"Phıladelphıa" Jerry Ricks, İstanbul ve İzmir
konserlerinde yer alacak "jam session"lara
Türkiye'deki blues'un en önemli iki ismi, Modjo
Blues Band'in kurucuları Sarp Keskiner ve
Feramerz Ayadi katılıyor.
¾
¾
¾
10 Aralık Çarşamba günü Aydın Yavaş “pan
flüt” ve Mihail Chumbiridze “piyano” ile Pan
Flüt – Piyano Resitali İzmir Sanatta
yapılacaktır.
14-23 Aralık tarihlerinde İzmir Sanat film
salonunda Toplu Film Gösterimi yapılacaktır.
On gün boyunca Şarküteri, Alice ve Martin,
Çıplak Ten, Nerdesin Be Birader ve
Dalgaları
Aşmak
filmleri
seyircilere
sunulacaktır.
6. Uluslararası Uzakdoğu Film Festivali
28 Aralık–4 Ocak tarihleri arasında İzmir
Sanatta yapılacaktır.
DEÜ DESEM SİNEMASI-ALSANCAK
5–11 Aralık
HAVUZ (Swimming pool)
5/6/7, 12/13/14,
19/20/21 Aralık
12-18 Aralık
19-25 Aralık
DÖVÜŞ KULÜBÜ
(Fıght Club)
TEMMUZDA (Im Juli )
11 EYLÜL
26 Aralık-1 Ocak LUCIA (Lucia y el sexo)
26/27/28 Aralık MULLHOLLAND ÇIKMAZI
2/3/4, 9/10/11 Ocak
(Mullholland Drive)
tel: 422 29 46 – 422 53 10
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
G.PucciniTOSCA, Opera
9-27 Aralık
G.BizetCARMEN,Opera
11-15 Aralık
G.VerdiNABUCCO,Opera
20-23,25-30 Aralık, P.I.Çaykovski
3-27 Ocak
FINDIKKIRAN, Bale
8-10 Ocak
15-17 Ocak
G.Rossini
STABAT MATER,Sahne Kantatı
S.ProkofievROMEO JULIET,Bale
GÜZEL SANATLAR OYUNCULARI
4-5-6,18-19-20 Aralık
Saat: 20:30
AH BABA VAH BABA
11-12-13 Aralık
Saat: 20:30
YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ
26-27 Aralık
Saat: 20:30
YUNUS EMRE’NİN DÜŞÜ
Yer:Konak Halk Kütüphanesi yanı
tel: 425 23 13
Tüm Oyunlar İMO üyelerine %20 indirimlidir…
İZMİR DEVLET SENFONİ ORKESTRASI
5-6 ARALIK
Yer : Sabancı Kültür Sarayı
Orkestra Şefi: Rengim GÖKMEN
Solist: Tolga ALPAY (Fagot)
Richard Wagner: Tannhaeuser Operası Uvertürü
Andre Jolivet: Fagot Konçertosu
Ludwig van Beethoven: Senfoni No.7, La majör
12 ARALIK
Orkestra Şefi: Rengim GÖKMEN
Gustav Mahler: Senfoni No.2
19-20 ARALIK
İSMET İNÖNÜ’YÜ ANMA KONSERİ
Orkestra Şefi: Ender SAKPINAR
Solist: Tedi PAPAVRAMI (Keman)
Niccolo Paganini: Keman Konçertosu No.1
Piyotr Ilyiç Çaykovski: Senfoni No.4
26-27 ARALIK
YENİ YIL KONSERİ / NEW YEAR CONCERT
Orkestra Şefi: Erol ERDİNÇ
Solist: Kerem GÖRSEV (Piyano)
Franz von Suppe: Şair ve Köylü Uvertürü
Kerem Görsev’le Senfonik Caz
68
kitap tanıtımı
İNCİ ARAL
Yaşamı, Öyküleri ve Romanları
E. Tahsin YAYGIN
İnşaat Mühendisi
İnci Aral, 1944 yılında Denizli’de doğmuştur.
İlkokula 1950 yılında Bolu’da başlamış, ancak
orman mühendisi olan babasının görevi nedeniyle
1952-1953 yıllarında Manisa’da öğrenimine devam
etmiş, babasının vefatından dolayı orta öğrenimini
Bursa’da bitirmiştir. 1958-1961 yılları arasında
Manisa Öğretmen Okulunu bitirerek, yüksek
öğrenimini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim
bölümünde tamamlamıştır.
Çocuk yaşta okumaya meraklı olan yazar ilk
şiirini ortaokulda yazdı. Öğretmen okulunda
okurken 1960’ lı yıllarda yerel bir dergide (SPİL)
kapak desenleri ile birlikte yayınladı. Şiir yazmayı,
1965’de, yazdıklarının şiir olmadığını anlayıncaya
kadar sürdürdü. Sonra bir gece tümünü yakmıştır.
Eski arkadaşları kendilerinde şiirleri olduğunu
söylediklerinde, yazar “bir film yıldızının gençliğinde
çektirdiği açık saçık fotoğraflarından duyduğu
sıkıntıyı duyduğunu.’’ söylüyor. 1970 ‘de tekrar
Manisa’ya öğretmen olarak döner ve on yıl bu
şehirde resim öğretmeni olarak çalışır ve ilk oğlunu
dünyaya getirir. 1969 Aralık ayında yapılan TÖS
(Türkiye Öğretmen Sendikası)’ nın düzenlediği
büyük öğretmen boykotuna dört günlük iş bırakma
eylemine katılıması nedeniyle yargılanır.
1979 yılında ilk öykü kitabı “ Ağda Zamanı’’
yayınlanır, “1980 Akademi Kitapevi Başarı Ödülü’
nü’’kazanır. 1983 yılında “Kıran Resimleri’’
yayınlanır, “1983 Nevzat Üstün Öykü Ödülü’’ ile
ödüllendirilir. Kıran Resimleri 1978’ deki Maraş
Olayları üzerine kuruludur. Maraş’a gitmiş, duruşma
tutanaklarını okumuş ve öyküleri Maraş olaylarını
yaşayan kadınları öne çıkararak yazmıştır. 1984’de
“Uykusuzlar ’’ı, 1986’da “Sevgimin Eşsiz Kışı ’’ öykü
kitaplarından sonra 1991’ de “Ölü Erkek Kuşlar ’’
romanı ile “1992 yılı Yunus Nadi Öykü Ödülü’’nü
hak etmiştir. Bu romanı ile kitapseverlerin dikkatini
çeken yazarın, 1994’ de “Yeni Yalan Zamanlar ’’
romanı yayınlanır. Bu yapıtında, Türkiye’de
1980’lerin ortalarından başlayan ve yükselen
değerler olarak adlandırılan farklı anlayış ve
kavrayışları dinden günlük yaşama kadar anlattığı
bir romandır. “Yeni Yalan Zamanlar ’’anlamın
anlamsızlığa, bütün değerlerin değersizliğe, her
türlü çözümün hızla çözümsüzlüğe sürüklendiği bir
sorgulayarak
ortamda
kimliklerini,
yaşamı
çevrelerinde olup-bitenleri yeniden adlandırmaya
çabalayan insanların romanıdır. İçinde bulundukları
çok yönlü ve şaşırtıcı karmaşanın değişik
biçimlerde ve aşırı ölçüde incilttiği bu insanlar, aşkın
ve sevgisizliğin, inançla inançsızlığın, var olmayı
onunla sürdürmekle tükenip gitmenin sınırlarında
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
gidip-gelirken
kişisel
çıkmazlarıyla
çakışan
toplumsal çalkantı ve sorunlar arasında zaten sınırlı
olan
seçeneklerini
de
yitirme
noktasına
varmışlardır.
1997’de “Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm ’’ romanı,
1998’ de “İçimden Kuşlar Göçüyor ’’ (Anı-Roman)
yayınlanır. 2000’ de “Gölgede Kırk Derece ’’ öykü
kitabı ile ikinci kez “Yunus Nadi Öykü Ödülü’’ ile
ödüllendirilir. Bu öykü kitabında “kaybolan kadınları’’
anlatır. Yazar, öykülerine konu olan “kaybolmaları ’’
şöyle sıralıyor. “ Değişik biçimde kaybolabiliyor
kadınlar, günün birinde kapıyı vurup gidenler, yani
gerçek anlamda kaybolanlar. Bir de kendi içlerinde,
kendi düşlerinde, nelerden vazgeçmiş ya da elde
edebilecekleri neleri kaybetmiş olduklarını görüp, o
olası hayatı özlemle arayan, bu nedenle hayallerinin
içerisinde kaybolan kadınlar var. Kısacası kayıp
hayatları anlatıyorum ’’ der. Kendisi de kaybolma
çizgisinden dönmüş bir kadındır. 1976’ da kendisini
dar kalıplara soktuğuna inandığı ilk evliliğini
bozarak dönmüş bu çizgiden. Resim öğretmeni ve
iki çocuk sahibi bir kadınken “Hayat bu kadar mı ?’’
sorusunu kendisine yöneltmiş ve hayata yeniden
başlamıştır.
Hayata yeniden başlaması gerçek anlamda
yazarlığının başlangıcı olmuş. Bu serüveni ilk
romanı “Ölü Erkek Kuşlar’’ında dile getirmiş, sağ
duyusuna en çok güvendiği okuru olan, büyük
destek gördüğü ikinci eşi ile kurduğu evlilikte
“kendine ait bir alan’’ yaratabilmiş, başka bir deyişle
dar bir alana hapsolmamış.
2003’ de “Mor ’’u yayınlanmış, bu romanında; Ege
kıyısında bir kasabada bir bahçıvanın oğulları, eski
solcu yeni iş adamı İlhan, üniversitede öğretmen,
1402 sayılı yasayla uzaklaştırılmış, sosyal demokrat
bir partiden milletvekili adayı Armağan ve kasabada
kalan iki kız kardeşlerinin yaşamlarıyla, Türkiye’ nin
son 30 yıllık değişimine paralel değişen hayatları bir
cinayet olayının çevresinde işliyor.
Aynı yıl 2003 ‘ de “Anlar, İzler, Tutkular ’’ adını
verdiği kitabında
“Dergilerde yayınlanmış
yazılarımla çeşitli açık oturum, panel, söyleşi ve
toplantılarla yaptığım konuşma metinlerinden
oluştu. Onları bir araya toplama düşüncesini ve
cesaretini, beni anlayan, dinleyen, seven yazar
dostlarımdan ve okurlarımdan aldım. Aşk üzerine
yaptığım yazılı olmayan söyleşileri yazı diline
aktarırken konu üzerine bir kez daha düşünme
fırsatı bularak eklemeler yaptım
ve okunma
kolaylığı
sağlamak
bakımından,
görüşlerimi
bölümlere ayırarak kitaba yazmaya daha uygun
buldum. Aşktan söz etmeseydim bu kitap biraz kuru
olacak ve fazlasıyla aşksız kalacaktı.’’ diyor, İnci
Aral , bu yeni kitabının önsözünde.
Tüm kitaplarını okuduğum İnci Aral’ın,
yapıtlarında Türkçemizi akıcı bir şekilde kullanışı
beni hayran bırakmıştır. Sanırım, merak ederek
yazarın
eserlerini
okuyacak
arkadaşlarım,
Türkçemizin ne kadar zengin ve renkli olduğunu bir
kez de İnci Aral’ın kaleminden farkedeceklerdir.
69
briç köşesi
GEÇEN SAYIDAKİ PROBLEMİN ÇÖZÜMÜ;
Batı Karo çıktıktan sonra her savunmaya 4 Pik
yapılması;
Şakir YOKAŞ
İnşaat Yüksek Mühendisi
BRİÇ DÜNYASINDAN HABERLER;
Alsancak ve Ege Bilimsel Briç Kulüplerinde Türkiye
4’lü takımlar ligi devam etmektedir. İzmir’de ilk üç
dereceye giren takımlar Ankara’da Türkiye
Şampiyonasına katılacaktır. Önümüzdeki yıl Dünya
Briç Şampiyonası İstanbul’da yapılacaktır.
Her yıl yapılan 29 EKİM ATA’yı anma turnuvası 8
Kasım 2003 Cumartesi günü Çimentaş Sosyal
Tesislerinde
Çimentaş
sponsorluğunda
düzenlenmiş ve sıralama aşağıdaki gibi olmuştur.
1.
2.
3.
Nafiz ZORLU-Salvador ARSAEL
Şakir YOKAŞ-Pamir İŞYAR
Mehmet DEMETÇİ-Recep UĞUR
GEÇEN SAYIDAKİ DEFANS PROBLEMİ;
1 Kör-2 Sinek-Pas-2 Sa
Pas- 3 Sa - Pas-Pas (Atak Pik A)
Pik: Q97
Kör: V
Karo: 1074
Sinek: ARQ742
Pik: ARV6
Pik:10853
Kör: R9863
K
Kör: 52
Karo: AD
B
D Karo: 6932
Sinek: 93
G
Sinek: V76
Pik: 42
Kör: AQ1074
Karo: RV91
Sinek: 108
Deklereye göre önemli puanlar oynayanda
olmalıdır. Ortak Pike cesaret için 8’li verdi. Pike
devam edince yerdeki şu durumdan sonra 6 net
sineğe devam edilecek. Oynayan son 4 elde AQ
Kör’e RV karo tutar. Biz ya karo ya da körde oyun
sonu oluruz. Bütün bu senaryoları boşa çikaracak
bir defansımız bulunuyor.
V piki 2. elde oynayın. Oynayan Q piki ile alacak.
Sinekleri çekerken R Piki atarak küçük Piki tutun.
Bu defans karşısında oynayan çaresizdir.
Pik: ARQV10
Kör: Karo: 542
Sinek: 87654
Pik: 65
Kör: AR1053
Karo: RQ76
Sinek: 32
K
B
D
G
Pik: 87432
Kör: QV97
Karo: AV3
Sinek: 9
Pik: 9
Kör: 8642
Karo: 1098
Sinek: ARQV10
Güney Pik A ile alır. Sinek oynar, Doğu alır. En iyi
defans olarak Karo 10’luyu oynar. Güney 3’lüyü
verir. Koz dönmek için Batı;
a- Batı Karo Q ile ezip, Pik gelir ise; Güney Pik R
ile alır, Sineğe çakar. Kör Q oynar. Batı R
koyar, Kuzey çakmaz. Şimdi Batı ne gelirse
gelsin yatar.
b- Batı Karoyu almaz ise; Doğu Karoya devam
eder. Şimdi Güney A ile alır.Kör Q oynar. Batı
R’yı koyar ve yerden çakar.
• Güney yerden Sineğe çakar. Kör V’yi oynar,
Batı A koyar ve yerden çakar.
• Güney yerden Sinek oynar ve elden Karo V’yi
atar. Batının en iyi savunması Karo R’yı
atmaktır, öyle yapar.
• Doğu Sinek oynar, Güney elden Pik (‘li ile
çakar. Batı Karo Q’ı da atar.
• Güney elden Kör 9’luyu oynar. Batı 10’luyu
koyar ve Güney yerden çakar. Güney
yerden Pik 10’luyu çeker. Doğu sıkışır...
PROBLEM: 4 El açık.
Pik: 5432
Kör: RQ2
Karo: V4
Sinek: AQ102
Pik: RQV
Kör: V
Karo: RQ9875
Sinek: V98
K
B
G
Pik: A
Kör: A543
Karo: 1032
Sinek: 76542
D
Pik: 109876
Kör: 109876
Karo: A6
Sinek: R
Batı Kör V çıkar. Güney her savunmaya karşı 5
SİNEK yapar.
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
70
satranç köşesi
İNSAN-BİLGİSAYAR
DÜNYA ŞAMPİYONLUK MAÇI
2003 - NEW YORK
Bu sayımızda satranç sever meslektaşlarımıza
insan ile makina arasındaki düşünce
savaşından bir örnek vermek istiyoruz.
1.e4 e5 2.Af3 Ac6 3.Fb5 Af6 4.d3 d6 5.c3 g6
6.O-O Fg7 7.Abd2 O-O 8.Ke1 Ke8 9.d4 Fd7
10.d5 Ae7 11.Fxd7 Axd7 12.a4 h6 13.a5 a6
14.b4 f5 15.c4 Af6 16.Fb2 Vd7 17.Kb1 g5
18.exf5 Vxf5 19.Af1 Vh720.A3d2 Af5 21.Ae4
Axe4 22.Kxe4 h5 23.Vd3 Kf8 24.Kbe1 Kf7
25.K1e2 g4 26.Vb3 Kaf8 27.c5 Vg6 28.cxd6
cxd6 29.b5 axb5 30.Vxb5 Fh6 31.Vb6 Şh7
32.Vb4 Kg7 33.Kxe5 dxe5 34.Vxf8 Ad4
35.Fxd4 exd4 36.Ke8 Kg8 37.Ve7+ Kg7
38.Vd8 Kg8 39.Vd7+ 1-0
Garry Kasparov:
Yaş:
40
Doğum Yeri:
Bakü,Azerbaycan..
YaşadığıYer: Moskova-RUSYA
ELO:
2830.
1985 yılında ,22 yaşında iken dünyanın gelmiş
geçmiş en genç Dünya Şampiyonu. Oyunlarda
en süratli hesap yapan ve taktik gücü en
kuvvetli oyuncudur. 1985 yılında dünyanın 1.
Sırasına yerleşmiş ve hala 1. sıradaki yerini
korumaktadır. Satranç tarihindeki en güçlü
oyuncu olarak kabul edilir.
1999-2002 yılları arasında 10 adet super
turnuva kazanmıştır.
X3D Fritz :
Yaş:
DoğumYeri:
Bulunduğu Yer:
ELO:
12
NewYork,Hamburg,Almanya.
New York, Hamburg
2807.
1995 yılında Deep-Blue adlı bilgisayarı
yendikten sonra Dünya Şampiyonu ünvanını
almıştır. Intel Xeon server with four 2.8 GHz
processors sistemi ile çalışır.
Maç Hakkında:
Ödül : İnsan-Bilgisayar Dünya Şampiyonluk
maçında kazanan taraf, çok güzel bir altın
kupanın yanısıra 150.000 Amerikan Doları,
beraberlik halinda ise her beraberlik maçı için
25.000 Dolar, her galibiyete 50.000 dolar
kazanacaktır.
Maç Yapılan Yer:
The New York City Athletic Club. 180 Central
Park South, New York City, USA.
MAÇ:2
Beyaz: X3DFritz
Siyah: Kasparov
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
KÜRESELLEŞME ÇIKMAZDA
10 Eylül 2003’te, tüm dünyada kapitalizmi
ve bu sistemin motor gücünü temsil eden
Dünya Ticaret Örgütünün 5. Bakanlar
toplantısı Meksika’nın Cancun kentinde
yapıldı.
Bu toplantıyı protesto etmek ve işçilerin
ezilmediği,
köylülerin
yoksullaşmadığı
gerçek özgürlükler ve eşitliğin egemen
olduğu başka bir dünyanın mümkün
olduğunu gözler önüne sermek isteyen
milyonlarca protestocu Meksika’da bir
araya geldiler. Koreli bir köylü önderi,
küreselleşen
sermayeyi
ve
onun
emperyalist yayılmacılığını protesto etmek
için intihar etti. Seattle ile başlayan süreçte
zengin kuzey ile yoksul güney arasında
köprüler yakıldı. Artık küreselleşme süreci
yeni bir evreye girdi. Emekten yana tüm
güçler için mücadele yeniden başlıyor…
Teknik Güç
Sayı 131 / 15 Ekim 2003
71
bulmaca köşesi
Ali İhsan ARGIT
İnşaat Mühendisi
KARE BULMACA
1
2
3
4
5
6
10- Avrupada sıra dağlar - Hafif olmayan 11Kalıcı, daimi - Bromun kısası - (Tersi) utanma
,utanç duyma 12- İlave - şiir satırı - Atatürk Kültür
Merkezinin kısa yazılışı 13- Beyinle organlar
arasında iletişim sağlayan lif demeti – Askeri bir
birlik 14- Taklit mallara verilen isim
SAYI YERLEŞTİRME
7
8
9 10 11 12 13 14
1
7 3 2 6 2
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
SOLDAN SAĞA
1- Odamızın adı 2- Basımevinin bastığı basım işi Yükselti 3- En yüksek mevki - Sınıfı geçmemek Nikelin kısası 4- Bir nota - Etrafı su ile çevrili kara Değişken
bir
büyüklüğün
istenildiği
kadar
yaklaşabildiği durağan büyüklük 5- Meydan saha Kanuni yasal - İrlanda Kurtuluş Ordusu 6- GS lı eski
futbolcu - Karışıklık, kargaşa 7- Kuzu sesi - Uzun
araç - Demiryolu malzemesi 8- Kalıp malzemesi Danslı
ve
resmi
giyimli
gece
toplantısı
9- Kabaca işte anlamında söylenir - Yazıların
sonuna atılan kişilere ait özel işaretler(çoğul) - Zihin
10- İrade dışı kas hareketi - Molibden'in kısası - Ucu
çengelli kısa şiş - Kamer 11- Komşu bir devlet Baryumun kısası - Soy , kök , asıl 12- Sıvacı aleti
- Bir ilimiz
YUKARIDAN AŞAĞI
1- Hammaddenin işlenerek mamul hale getirilmesi Yazıcı , yazman 2- Su (eski dil) - Sarıkız Maden
suyunun çıktığı ilçemiz
3- Bazı kelimelerin
birleşimine
girerek
''kendi
kendine''
anlamını veren ön ek - Suçu bağışlama - Sayı
4- Aklama belgesi - Sodyumun kısaltması 5(Tersi) iyi , güzel - Bazı eşya ve işlerden alınan
vergi veya harç çeşidi 6- Gazete veya dergi yazısı
- Arpa buğday gibi ürünleri stoklayan devlet
kurumunun baş harflerinden oluşan kısa ismi 7Verme , ödeme - Bir organımız-Üstüne bas,çiğne
8- Küme - Gözü pek , cesur 9- Deli değil
İMO İzmir Şubesi Aralık 2003 Yıl: 19 Sayı: 114
102
141
160
341
401
468
624
640
714
731
1813
1988
2396
2747
2934
4048
5069
6656
8940
9637
9687
07239
17458
19811
22110
22453
26712
27362
27952
39713
40006
51470
53819
56112
61115
64105
66184
66443
71410
73262
022924
039381
712649
742422
783234
963407
0269881
4612901
5967781
Sonuçları, sayfa: 23’de bulabilirsiniz.
72
Download

Aralık 2003 - Sayı: 114 (2492 KB)