‫התאחדות יוצאי תורכיה‬
BÜLTEN
www.turkisrael.org
SAYI 58 NİSAN 2014
İSRAİL’DEKİ TÜRKİYELİLER BİRLİĞİ YAYIN ORGANI
GELENEKSEL BURS DAĞITIM TÖRENİ BU YIL DA BAT YAM’DA GERÇEKLEŞTİ
TÜRKİYE KÖKENLİ
ÖĞRENCİLERE BURS VERİLDİ
GECEDE TOPLAM 27 ÖĞRENCİ BURS ALDI
30 Ocak 2014 tarihinde Bat Yam'daki
lokalimizde Türkiyeliler Birliği’nin geleneksel
burs dağıtım töreni gerçekleşti. Çeşitli
hayırseverlerimizin vermiş oldukları destekler
sonucu İsrail'de eğitimlerini sürdüren Türkiye
kökenli lisans, yüksek lisans ve doktora
öğrencilerine burs dağıtım imkanı bulundu.
Gecede burs kazanan öğrenciler, aileleri,
üyelerimiz ve Türkiyeliler Birliği yönetim
kurulu üyeleri hazır bulundu.

Sayfa 3
MOİZ SUSTİEL’E
BAKANLIK NİŞANI
İYT Aliya Komisyonu Başkanı Moiz Sustiel, yeni
göçmenlerin İsrail’e entegre olmalarında yapmış
olduğu fedakar çalışmalardan ötürü İsrail Göç İşleri
Bakanlığı’nın nişanı ile ödüllendirildi.
 Sayfa 7
Törenin sunuculuğunu Başkan Zali de Toledo ile
Başkan Yardımcısı Nesim Güveniş üstlendi
A.B YEHOŞUA İYT’DE
KONFERANS VERDİ
Tanınmış roman, hikaye ve tiyatro yazarı A.B. Yehoşua
3 Mart 2014 tarihinde derneğimizin Bat Yam lokalinde
“Yahudi-Siyonist- İsrailli” başlıklı bir konferans verdi.
Yoğun ilgi gören konferans, üyelerimiz ile Yehouşua
arasında geçen soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
 Sayfa 7
KEDİ FARE OYUNU
Hay Eytan Cohen Yanarocak
Sevgili Okurlar Merhaba
Bülten’in bu sayısında İran’ın Gazze’ye Mart ayında
yaptığı silah sevkiyatından hareketle İsrail’in yaşadığı terör
sorununu irdelemek istiyorum.
Sustiel, Göç İşleri Bakanı Sofa Landver ile

Sayfa 3
UMUTSUZLUK EN KÖTÜ DÜŞMANDIR
Selim Amado
New York Times’ın 1999’daki bir
raporuna göre, İsrail ve Türkiye
arasındaki stratejik ortaklık, Orta Doğu
politikalarını değiştirecek potansiyele
sahipti. Ticaret ve turizm gelişiyordu.
Ayrıca ileri teknoloji işbirliği ve su
paylaşımı üzerine planlar vardı . İki ülke
arasındaki ilişkiler 2008-09 Dökme
Kurşun Operasyonu ve 2010 Mavi
Marmara olayıyla kötüleşti. Fakat Mart
2013’te,
İsrail
tarafından,
filo
müdahalesine yönelik dilenen özür,
ilişkilerin normalleşmesi için yolu açtı.
Fakat buna karşın ilişkiler hala
normalleşmedi. Anlaşılan, Ankara'nın
bu adımı atması için gereken iç şartlar
henüz olgunlaşmadı. Fakat gerçekten
Türk-İsrail ilişkilerinde bir kopukluktan
ve düzelmesi zor bir durumdan
bahsedilebilir mi?
Ekonomik ve bilhassa ticari ilişkilerde
düşüş değil, devamlı artış kaydediliyor.
İsrail
Türkiye’den
mal
alıyor,
Türkiye’ye mal satıyor. Mesafe çok
yakın. Yakında turizmin eski haline
döneceğine dair belirtiler var. El-Al’den
sonra Türk Hava Yolları İsrail'de en
önemli havacılık şirketi. Pegasus şirketi
de pek çok seferle binlerce yolcuyu
Türkiye'ye ve İsrail'e taşıyor.
Geçenlerde, Türkiye’deki Marmara
Üniversitesi İlahiyat fakultesi Dinler
tarihi akademisyenlerinin yayınladığı
birkaç kitap elime geçti. Bu kitaplardan
bir tanesi de "Modern İbranice
Dilbilgisi" kitabı. Türkçe ve İbranice
olarak basılan
diğer hatırı sayılır
kitaplar ise İsrailli akademisyenlerle
ortaklaşa yayınlanmış. Bunlar; 17.
asırda İstanbul, İslam Dünyası'nda
İktisadi ve İlmi Hayatta Yahudiler,
Ortaçağ'da İki Yahudi Seyyahın İslam
Dünyası Gözlemleri…
Kitapların her biri ağırlıklı olarak
İbranice kaynaklara dayanıyor. Dil
Bilgisi kitabı ise İbranice'yi iyi
öğrenmek isteyen Türkiyeli
yeni
göçmenlere
rahatlıkla
tavsiye
edilebilecek kalitede.
Bu
ilahiyatçı
akademisyenler,
zamanında İsrail hükümetinin tanıdığı
imkanlarla İsrail'e gelmişler, hem
İbranice’yi, hem de kendi sahalarında
çalışan İsrailli akademisyenle işbirliği
kurmuşlar.
Eldar
Hasanov’un
(İbranice
Dilbilgisi) kitabını takdim ederken Doç.
Dr. Nuh Arslantaş bakın ne diyor: “Son
dönemlerde ülkemizde İsrail, Yahudilik
ve Yahudilik tarihine akademik anlamda
yoğun bir ilgi başlamıştır. Bu ilginin
popüler tarzdan akademik alana
kayması, sevindirici bir gelişmedir. Bu
durum, günümüzdeki çok boyutlu
ilişkilerin anlaşılmasına ve olumlu
anlamda geliştirilmesine de katkı
sağlayacaktır”.
"Çok boyutlu ilişkiler" dendiği zaman
muhakkak
ki
yazar
Türk-İsrail
ilişkilerinin
bozulması
sonucu
Türkiye’de artan Yahudi antipatisini
kastediyor. Türk-Müslüman-Yahudi ve
İsrail kavramlarını olumlu şekilde ele
alan
akademisyenlerin
ortak
çalışmalarındaki
olumlu
eğilimi
vurguluyor. Batı dünyasında az da
olsalar bazı üniversitelerin uygulamak
istediği akademik boykotlar yanında
Türkiye'de gördüğümüz bu gelişme elbet
memnuniyet vericidir.
Yine Dr. Arslantaş’ın sözleriyle:
“1948’de kurulan İsrail Devleti, kendine
has özellikler taşıyan bir devlettir.
Ortadoğu politikalarının belirleyici
unsurlarından biridir. İsrail’i İsrail yapan
değerlerin en önemlisi, dini ve tarihidir.
Bu
sebeple
İsrail’in
iyi
değerlendirilmesi, dilinin ve tarihinin iyi
bilinmesine bağlıdır”.
İsrail, yüksek teknolojiye dayalı
sektörlerde dünyanın lider ülkeleri
arasında yer alıyor. Türk kamuoyunda
İsrail ve Yahudilerin - son yıllarda olumsuz şekilde tanıtılmasına rağmen,
akademik
ve
bilimsel
araştırma
kuruluşları 1990’lardan bu yana ortak
projeler aracılığıyla bu yüksek teknoloji
imkanlarından faydalanmaya çalışıyor.
İsrail'in Doğu Akdenizde bulduğu
geniş doğal gaz kaynaklarının Avrupa
ülkelerine ulaşmasında Türkiye ile sıkı
işbirliği, her iki ülkenin işbirliği için çok
2
önemli sebep.
İsrail
üniversitelerinin
hepsinde
Türkiye'yi, orada olan gelişmeleri ele
alan akademik çalışma ve yayınların
yanı sıra bu mevzuda konferansçı
ziyaretleri
karşılıklı
olarak
yer
almaktadır. Bu mevzuda yayınlarıyla
İsrail'de ve Türkiye'de dikkati çeken, Tel
Aviv
Üniversitesi'nden
genç
akademisyen
Hay
Eytan
Cohen
Yanarocak’tır.
Tarım alanında, bitki, meyve ve
tohum koruma uzmanı Prof. Shlomo
Selim
Navarro’nun
Türkiye’deki
meslaktaşlarıyla sıkı işbirliği içinde
olduğunu biliyoruz.
Tıp alanında da Türk-İsrail akademik
ilişkilerine
çok
örnek
var.
Yeruşalayim’deki (Kudüs) Hadassa Tıp
Merkezi’nden Prof. Eitan Galun ile
Bilkent
Üniversitesi
Genetik
ve
Bioteknoloji Araştırma ve Geliştirme
Merkezi’nden Prof. Mehmet Öztürk,
birlikte 20 yıldan uzun bir süredir tıp
alanında bilimsel deneyler yapıyor.
İnönü Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve
Genetik Bölümü öğretim üyelerinden
Doç. Dr. Başak Kayhan, İsrailliler ile
yaptığı bilimsel çalışmaların ve bu
çerçevede kurduğu ilişkilerin faydasını
gören bilim adamlarına bir başka örnek.
Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler
uzmanlarından Dr. Emre Kılıçer, 2013
tarihli “Türkiye-İsrail İlişkileri ve Perde
Arkası” başlıklı makalesini şöyle
sonuçlandırıyor:
"İsrail-Türkiye ilişkileri her şart
altında devam etmektedir. Bu ilişkinin
gelişmesinde
en
büyük
etken
Türkiye’nin batı yanlısı bir dış politika
izlemesidir. Türkiye’nin İsrail ile olan
ilişkilerinde gergin dönemler olmuştur
ama bu dönemlerde dahi ilişkiler son hız
devam etmiş ve yaptırım olarak sadece
temsilcilik, maslahatgüzar seviyesine
indirilmiştir. İsrail ile iyi ilişkilerin
temelinde ABD’nin böyle bir ilişki
olmasını istemesi, Türkiye ile İsrail’in
bölgede aynı sıkıntıları yaşıyor olmaları
ve birbirlerine olan ekonomik ve askeri
bağımlılık
yatmaktadır.
İlişkilerin
geleceğine
bugünkü
verilerle
baktığımızda gelecekte de Türkiye İsrail
arasında bir yakınlık olacağı tahmin
edilebilir"
GELENEKSEL İYT BURS DAĞITIM TÖRENİ GERÇEKLEŞTİ
30 Ocak 2014 tarihinde Bat Yam'daki
lokalimizde Türkiyeliler Birliği’nin
geleneksel burs dağıtım
töreni
gerçekleşti.
Düzenlenen törende,
Türkiye'den İsrail'e göç eden
öğrencilerin yanı sıra
İsrail'de doğup büyümüş ve
Türk kültürü içinde yetişmiş,
buna karşın Türkçe’ye vakıf
olmayan öğrencilere de burs
verildi. Öğrencilere mensup
oldukları Türk kültürünü
daha iyi tanıtabilmek için
Ariel Kasis Türk sanat müziği
tınılarından oluşan bir kanun dinletisi
sundu.
Müzik dinletisinin ardından sözü
Başkan Zali de Toledo aldı. De Toledo,
burs dağıtım töreninin bir bayrama eş
değer olduğunu belirtip, bu gecenin
gerçekleşmesine katkıda bulunan tüm
hayırseverlere teşekkürlerini sundu. De
Toledo burs dağıtım gecesinin uzun bir
çalışmanın meyvesi olduğunu, bu
gecenin ana amacının ise Türk
kültürünün tanıtılması ve burs alan
öğrencilerin topluma daha yararlı birer
fert olmalarını sağlamak olduğunu
Ariel Kasis kanun dinletisi sundu
açıkladı. De Toledo'dan sonra sözü alan
Başkan Yardımcısı Nesim Güveniş ise
hazır bulunanlara benzer bir konuşmayı
İbranice olarak yaptı. Konuşmaların
ardından burs dağıtım töreni Nesim
Güveniş ve Zali de Toledo'nun
sunuculuğunda gerçekleşti. Burs
dağıtımları sırasında aramızdan ayrılan
pek çok toplum üyemiz anıldı.
Burs dağıtımlarının ardından burs alan
öğrencileri temsilen Betina Tabah
Türkçe olarak, Einav Avgado ise
İbranice olarak Türkiyeliler Birliği'ne
öğrencilere olan desteklerinden ötürü
birer konuşma yaparak teşekkür ettiler.
Burs dağıtım töreninin
sona ermesinin ardından burs
alan öğrenciler arasında
bulunan
Tel
Aviv
Üniversitesi tıp öğrencisi Roi
Mazor'un "Erdheim-Chester
Hastalığı"
üzerine
gerçekleştirdiği kapsamlı ve
ilginç konferans gerçekleşti.
Gecenin entellektüel
atmosferine yakışan
konferansın ardından gece
kanun dinletisi ile sona erdi.
Roi Mazor’un konferansı büyük ilgi çekti
KEDİ FARE OYUNU
Hay Eytan
Cohen Yanarocak
Dünya’da varlığı tehdit altında olup,
meşruiyeti hemen her ortamda bir kısım
çevrelerce sorgulanan, Birleşmiş Milletler üyesi,
egemen, tek devlet olma ünvanına sahip İsrail’in
kuşkusuz en büyük sorunu terör.
Kimi zaman karşılıklı samimiyetsizlikler
nedeniyle ilerlemeyen barış görüşmelerinin, en
az İsrail’in meşruiyetini ve varlığını tanımayan
Hamas, Hizbullah ve İran’ın değişmez
tutumlarının olduğu kadar şiddeti beslediğini
düşünüyorum.
Buna karşın bir barış anlaşmasının
imzalanması durumunda dahi komşularımızın
“İsviçreli” olmamalarından ve aynı değer
yargıları ile dünyaya bakmamamız gerçeğinden
ötürü halklar arası kardeşlik ve barışın tesisini
bugünkü gözlüklerimle bir rüyadan öteye
gitmediğini görüyorum. Kuşkusuz bunun en
çarpıcı örneği Mısır ve Ürdün ile yapılan, Mısır
ve Ürdün halkları tarafından desteklenmeyen
stratejik “soğuk barışlardır”. Tüm bunlara karşın
İsrail’in birincil stratejik çıkarı, güvenliğinden
taviz vermeden bölgesel barışa ulaşmaya
çalışmaktır.
İşte tam bu noktada egemen her ülkenin
birincil görevi olan vatandaşlarının güvenliğini
sağlama konusu ön plana çıkıyor. Filistin Özerk
Yönetimi altında bir “siyasi parti” olarak faaliyet
gösteren Hamas’ın, yine bir diğer “siyasi parti”
olan El-Fetih’in İsrail ile imzalamış olduğu
anlaşmaları yok sayması uluslararası hukukun mühimmat yüklü yük gemileri İsrail Deniz
Pacta Sunt Servanda yani Ahde Vefa ilkesine Kuvvetleri’nce ele geçirildi. Bunlara örnek
aykırıdır. İşte İsrail’in Gazze ile yaşamakta olarak; 2002 yılında ele geçen Karine-A gemisi,
olduğu terör sorunu tam da bu noktada 2009 yılındaki MV Francop gemisi, 2011
kilitlenmektedir. 2007 yılından bu yana yılındaki Victoria gemisi ve en son 2014 Mart
Gazze’de de-facto olarak yönetim İsrail’in ayında ele geçirilen Klos-C adlı gemi
varlığını
reddeden
gösterilebilir.
Hamas’ın elindedir. Roket
Bu sevkiyatların tümünde
saldırıları ile tehdit edilen
uzun menzilli roketler,
İ sra il, va ta nd a ş ları n ı
rampalar, havan topları,
korumak ve Gazze’ye silah
tüfekler, mermiler, antiakışını durdurabilmek için
tank roket ve mayınlarının
Gazze’yi yine aynı yıl
yanı sıra karadan denize
abluka altına almıştır. Bu
fırlatılabilen füzeler ele
ablukanın meşruiyeti daha
geçirildi.
sonra 2011 yılında Mavi
Tüm bu veri, resim ve
Marmaya’yı soruşturan
yaşanan
askeri
Palmer Raporu’unda tescil
operasyonlara karşın hala
edilmiştir. Daha önce Klos-C gemisinde ele geçen uzun menzilli roketler t e r ö r i z m i n t a n ı m ı n ı n
intihar saldırıları düzenleyen Hamas, 10 Şubat yapılmaması, bir taraf için terörist olanın diğer
2002 tarihinden bu yana İsrail’e Kassam tipi taraf için özgürlük savaşçısı olması
roketlerle saldırılar düzenlemeye başlamıştır. sorunsalından dolayı İsrail bugün hala dünyaya
Zaman içinde gerek miktar gerekse de menzil kendini yeterince anlatamamaktadır. Dünyada
kabiliyetini arttıran örgüt, Grad ve M-75 tipi herhalde bir tek İsrailli sivillerin evlerinde zırhlı
roketlerle bugün Tel Aviv ve başkent oda olduğu ve bunlara ihtiyaç duymaya devam
Yeruşalayim (Kudüs) de dahil olmak üzere edeceğimiz gerçeği de malesef değişmeyecek...
birçok İsrail şehrini tehdit etmektedir.
O halde İsrail’in Yahudi kimliğini ve var olma
Kuşkusuz bu silahlanma sürecinde İran’ın hakkını kabul eden bir barış anlaşması
katkısı büyük. Bugüne dek gerek Akdeniz’de imzalanana dek bu kedi-fare oyunu görünüşe
gerekse de Kızıldeniz’de tonlarca roket ve göre oynanmaya malesef devam edecek...
3
KABİL’E AÇIKÇA SÖYLENMEYEN
Prof. Ahmet Kasım Han
Müsadenizle bir sır vereyim size; Benim
alanımda, Uluslararası İlişkiler üzerine,
çalışanların temel meselesi insanın
hallerine, özellikle, refah ve güvenliğine,
ilişkin duyulan kaygıdır. Bizler, temelde
“güç” olgusu üzerine çalışırız.
Hususiyetle, organize siyasi birimlerin,
isterseniz bunlara devlet diyelim,
uygulamaya muktedir oldukları büyük
ölçekli şiddetin, isterseniz buna da savaş,
çatışma diyebiliriz, kontrolüne, mümkünse
bütünüyle sosyo-politik yaşamımızın bir
parçası olmaktan çıkarılmasına ilişkindir
çabamız. Bunu yapmak için uluslar
arasındaki çatışmaların kaynaklarını ve
dinamiklerini anlamaya, bunlara çözümler
üretmeye odaklanırız. Uygarlık nosyonuna
beşik olmuş Orta Doğu bölgesi ne yazık ki
Uluslararası İlişkiler profesyonellerine bu
konularda azami malzeme sağlamakta.
Habil’in (Evel) kardeşi Kabil (Kayin)
tarafından öldürülmesinden bu yana kan
kokusu bu topraklardan pek az zaman
eksik kalmış.
65 yaşını kutlayan İsrail Devleti
bugünün Orta Doğusunda ilginç bir
konuma sahip. Bilinen nedenlerle bugünün
çatışmalarının hem merkezinde, hem de
Tel Aviv Üniversitesi, Moshe Dayan
Merkezi’nin konuğu olarak burada
geçirdiğim, ve şimdiden hayatımın en hoş
günleri arasında yer etmiş, bu son
ziyaretimde bir defa daha gördüğüm gibi
bölgenin gerçek anlamda işleyen tek
demokrasisi. Bir yandan fiilen ve siyaseten
olayların merkezinde, öte yandan renkli
sivil toplum ve kültür yaşamı, Yahudi
halkının temel karakterlerinden bir tanesini
teşkil eden tartışma ve anlaşamamakta
anlaşarak yoluna devam etme pratiği ile,
canlı ve kuvvetli ekonomik kalkınma
felsefesi ile adeta her şeyin dışında bir ada.
Hele, benim gibi İbranice iletişim imkanı
pek sınırlı birisiyseniz, Gazze’den İsrail
yönüne savrulan roketlere karşı sivil halkı
uyaran sirenleri de duymuyorsanız,
İsrail'in dışarıki imajından daha güvenli bir
ülke olduğunu düşünmeniz mümkün.
Belirtmeliyim ki bu his, bu güzel ülkeye
ne zaman gelsem beni saran bir duygudur.
Bir Uluslararası İlişkiler akademisyeni için
bunun doğal mesleki refleksiyle
belirlenmiş verili anlayışı ile ne ölçüde
çelişen, neredeyse mahçup, bir his
olduğunu anlatmam, inanın, zor. Bunca
güzelliğin ve güzel insanın, çatışma ile
yoğrulan karakteriyle yaşamayı öğrenmek
zorunda bir devlet kurgusunu normalize
ederek yaşamak zorunda kalması, en hafif
tabiriyle, acı verici.
Ancak, şükür ki her şey acıdan ibaret
değil. Burada geçirdiğim zaman içerisinde
beni mesut eden, ve doğrusu ya
Türkiye’de
pek
anlaşıldığını
düşünmediğim esas unsur, burada
yüreklerde yaşayan “küçük Türkiye”lerin
çokluğu ve duygusal azameti. Şurası bir
gerçek ki, dünyanın başka hiç bir
ülkesinde Türkiye’nin bu kadar doğal bir
“lobisi” mevcut değil. Şunu da hemen
belirteyim. Gönülden kaynaklanan,
samimi bir sevgi ve, hatta, hasret üzerine
inşa olmuş bir bağa, “lobi” demek ne
kadar doğru bilemiyorum. Lakin, daha iyi
bir kavramın yokluğunda, bahsettiğim
durumun kendiliğinden ve doğal
karakterini ifade etmekte fevkalade aciz
kalan bu kavramı kullanıyorum. Belki de
bir “gönül çemberi” diye nitelenmesi
gereken burada mevcut Türkiyeli
Yahudilerle her temasımda açıkça şunu
gördüm; İsrail devletinde yaşayan ve,
Türkiye'de bulmakta zorlandığımız gerçek
bir vatanperverlik duygusu ile Türkiyeli
kimliğini unutmayan sizler, bir başka
anadil olarak kabul ettiğiniz Türkçeyi de
yaşatarak, Türkiye ile bağınızı
sürdürüyorsunuz. Elinizdeki bülten bu
durumun kanıtıdır. Bu en saf tabiriyle,
hususi bir durum, başlıbaşına bir insanlık
mesajı, olarak değerlendirilmelidir.
Geçtiğimiz ayın son günü olan 31 Mart
bu hususi bağın kurulmasına neden olan
Elhamra Kararnamesinin ilanının
üzerinden geçen 522. yıla tanıklık etti. Her
ne kadar Osmanlı’nın topraklarındaki
Yahudi varlığı bu meşum kararnameyle
başlamadıysa da, bu olayın Yahudilerin
Anadolu ve o’nun üzerinde hükümran olan
devlet ile bağlarının kurulmasında bu
olayın milat niteliği vardır demek yanlış
olmaz. Yahudiler, bu tarihten itibaren
yaşadıkları devletin kültürünün, sosyal ve
siyasal hayatının, ekonomisinin ayrılmaz
bir parçası ve zenginleştiricisi olmuşlardır.
4
Zaten, bireyin, 500 yıldan fazla yaşadığı
bir toprağın, vatandaşlık hakkı
manasında, tabii parçası olduğu da
aşikardır.
Bunun inkarı körlükle dahi izah
edilemez. Hal böyleyken, iki ülke
arasındaki ilişkilerin, dengeli bir mecrada
cereyanı mümkün ve arzu edilir bir durum
olmanın ötesinde doğal sayılması gereken
bir haldir. Umuyorum ki önyargılardan
arınmış bir biçimde bugünkü zorlama
olumsuzluk halinden çıkarak, yapısal
kısıtları da göz önüne alan, bir
normalizasyon sürecine girilecektir. Bunun
için herkese, kendi gücü ve imkanları
nispetinde, görev düşüyor. Naçizane
inancım, sizlerin Türkiyeliler Birliği
çatısında yaptığınız çalışmaların bu
bakımdan çok önemli olduğudur.
Hem İslam ve hem de Yahudi dinsel
geleneğinde İnsanlığın br tek çiftten neşet
etmiş olması fikrinin altı çizilir. Mişna’da
bunun nedeni, kimsenin bir diğerine;
“benim
babam
seninkinden
üstündür” (Sanhedrin 4.5) diyememesi
şeklinde izah ediliyor. İslam’da ise sebep,
uluslara ve kavimlere bölündükten sonra
birbirleriyle tanışmaları için, biçiminde
anlatılmış ve, asla birbirlerini
küçümsememeleri, bir diğerinden uzak
durmamaları gerektiği, vurgulanmış
(49:13). Türkiyeli Yahudiler tarih ve
birikimleriyle, bu
anlayışın yaşama
taşınmasının somut örneğini teşkil ediyor.
Bu örneğin öneminin, her boyut ve
seviyede, farkında olmak gerekir.
Genelde Orta Doğu’nun sorunlarının
kaynakları üzerine çok söz edilir. Benim
İsrail’deki varlığıma neden olan tarzda
akademik ilişkiler karşılıklı anlayışın
artması, çözümlerin kolaylaşması için
yapılan çalışmaların bir boyutudur. Ancak
belki de, kadim bilgeliğin bir yorumunda
saklıdır aradığımız cevap. Ya da bu yorum
üzerine düşünmektedir tüm giz. Malum,
Yaradan kardeşinin yerini sorar suçlu
Kabil’e; “Ben kardeşimin bekçisi
miyim?”dir cevabı. Ve Yaradan Kabil’i
cezalandırır. Belki de bu cezanın esas
mesajı basit, fakat kudretli bir “Evet”tir.
Kardeş olan ve birbirimize “benim babam
daha üstündür” diyemeyecek olan, tek bir
çiftten
neşet
eden,
bizler,
“kardeşlerimizin”, bir diğerinin, iyiliğinin
bekçisi ve sorumlusyuz. Onları
anlamaktan ve farklılıklarımızla birarada
yaşamaktan mesulüz. Kimbilir…
YAHUDİLİKTE RENKLER
Riva N. Essemini
Renkler hiç şüphesiz hayatın
vazgeçilmezlerindendir. Renkler sadece
gözümüze mi hitap ediyor? Hayatımıza
"renk" katmalarının dışında başka
özelliklere de sahip midir? Kesinlikle
evet. Örneğin; kırmızı gibi sıcak bir renk
nabzınızı yükseltebilirken, soğuk
renklerden biri olan mavi size sakinlik
verebilir. Beyaz renge boyanmış bir oda
diğer renklere boyandığından daha geniş
görünebilir. Yani renklerin insan
psikolojisine ve algısına etkileri de
vardır. Yahudi inancında renklerin
taşıdığı anlamlardan bahsetmeden önce
“renk nedir?” sorusuna teknik bir cevap
vermeye çalışalım.
Renk, ışığın değişik dalga boylarının
gözün retinasına ulaşması ile ortaya
çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın
maddeler üzerine çarpması ve kısmen
yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki
bunlar renk tonu olarak adlandırılır. Tüm
dalga boyları birden aynı anda gözümüze
ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa
siyah olarak algılarız. Doğada, kırmızı,
sarı ve mavi olmak üzere 3 ana renk
vardır. Bu renklerin birbirleriyle ikili
olarak eşit oranda karşıtırılmasıyla da
turuncu, yeşil ve mor ara renkleri elde
edilir.
Tora’ya göre ilk yaratılan renk
beyazdır. Zira Tanrı öncelikle ışığı
yarattı (Bereşit 1:3). Işığın varlığı diğer
renklerin de temelini oluşturur. Rabi
Moşe Cordovero - Pardes Rimonim adlı
eserinde "beyaz diğer renklere ihtiyaç
duymadan var olur" der. Bu nedenle
Kabala’nın 10 sefirotundan (Tanrı'nın
evreni yaratan olumlu özellikleri) en
yukarıda olan "Keter"/ Taç'ı temsil eder.
Bet HaMikdaş'da Kohenlerin giysileri
beyazdı. Zira yeryüzünde Tanrı'nın
iyiliğini temsil ediyorlardı. Toplum
içinde barışı sağlamak en temel
görevlerindendi. Mihael adlı melek de
beyaz renkle anılır. Bu melek, insanlara
merhamet vermek icin yaratılmıştır.
Bir diğer melek Gabriel ise kırmızı
renkle anılır. Bunun nedeni isminde yer
alan sessiz harfler (GBR-Gvura)
kahramanlığı ifade eder. Hakimler de
kıyafetlerinde kırmızı ve tonlarını
kullanırlar. Kırmızı öfkeyi ve yıkımı
temsil eder. Yaakov'un ikiz kardeşi
Esav'dan bahsedilirken “kırmızı yemek
uğruna behorluk hakkını satan kızıl"
Kaşerut kurallarını renklerin
deyimi kullanılır ( Bereşit 25:30). Esav anlamlarıyla yeniden düşündüğümüzde,
avcıdır, savaşçı bir kişiliğe sahiptir, et/kırmızı ölümü ve yargıyı, süt/beyaz
kendisine miras bırakılan topraklar da ise yaşamı ve merhameti temsil eder. Bir
Edom adını almıştır. (Adom: İbranice’de hayvanın etinin yenebilmesi için şhitayla
kırmızı). Halaha'da (Yahudi Şeriatı) ( Y a h u d i k e s i m i ) ö l d ü r ü l m e s i
kırmızı giysiler yasaklanmıştır, bunun bir gerekm ektedir. O ysa s ütünd en
açıklaması da kötü yargıları üzerimize faydalanmak için yaşıyor olması gerekir.
çekmemektir.
Tora'da bütün renkleri bir arada
Güneşin batımına yakın gökyüzüne görebildigimiz ilk örnek Kohen Gadol'un
hakim olan kırmızı yerini siyaha bırakır “Hoşen” adlı göğsünün hizasında oniki
(Tehilim 104:20). Işığı emen ve yok kabileyi temsilen oniki taş yeralan
eden siyah, hüznü, yalnızlığı ve kolyesidir.
endişeleri hatırlatarak karamsarlığı
Taşlardan birkaçını inceleyelim.
arttırıcı etkiler gösterebilir. Siyah ölümü Odem; Reuven kabilesine ait bu kırmızı
çağrıştırdığı için genellikle matemin taş gücü temsil ediyordu. Pitda; Şimon
rengi olarak da bilinir. Işığı dağıtıcı kabilesine ait bu taş öfkeyi yatıştırma ve
özelliğinin olmaması konsantrasyonu insanın kendine özgü tutkulu doğasını
dağıtır. Uzaktan ya da yakından kontrol etme gücüne sahipti. Sapir;
bakıldığında da kolay farkedilir. Bu Yisahar kabilesine ait mavi renkli bu
nedenle tefilin, sefer tora ve mezuza taşın fiziksel acıları dindirme özelliği
metinlerinde siyah kullanılır. (Talmud vardı.(Peraşa: Tetsave)
Yeruşalmi Megila 32b /4)
İkinci örnek ise tufan sonrasında
Siyah ve kırmızı, ışığı emen ortaya çıkan gökkuşağıdır. (Bereşit 6:12renklerdir. Buna karşılık beyaz ve mavi 27)."Dünya, T-nrının önünde yozlaşmıştı
de ışığı en çok yansıtan
v e y e r yü z ü s u ç l a
iki renktir. Su bilindiği
dolmuştu. Her vücut
gibi şeffaftır ancak
yolunu saptırmıştı. Bu
denizler ve gökyüzü mavi
nedenle herşeyi suyla yok
olarak görünür. Bu
etmeye karar vermişti.
renklervar olmasalar da
Tufan 40 gün sürmüştü
yansıma ile elde edilirler.
ve bitiminde gökyüzünde
Mavi renk, Maneviyatın
bir gökkuşağı belirdi. Ve
maddeselleştirilmesini
T - n r ı ş ö yl e d e d i :
ifade eder. Sfirotlarin en
“Sonsuza dek her nesil
alttakini "Malhut" yani
için benimle sizin aranıza
Krallığı temsil eder.
bu işareti yerleştireceğim.
Foto: Takk
K r a l a
t a c ı n ı
Gökkuşağı bulutların
giydirebilmek için mavi ve beyazı arasında olacak ve Ben onu görerek
biraraya getirmek gerekir. İsrail yeryüzündeki tüm vücutlar arasında
bayrağını da temsil eden renkler nereden yaptığım anlaşmayı hatırlayacağım”.
geliyor dersiniz? Dua şalı talit'in dört
Rav Baruch Epstein, “Aruh HaŞulhan”
köşesine bağlanan Tsitsit de mavidir. Bu kitabında şöyle yazar: “Güzel bir resim
mavi renk 2000 yıl önce var olan gökkuşağı gibidir, içinde birçok rengi
Hilazon adlı su hayvanından elde barındırır.” Bu hasidik eser Tanrı'nın her
edilirdi. Talmud Sota 17a'da şöyle bir insanı parmak izine kadar farklı
açıklanıyor: Mavinin bir tonu olan Thelet ya r at m ası n d ak i s eb eb i n an cak
rengi, bize denizi hatırlatıyor, denizler farklılıklarımızı kabullenip biraraya
gökyüzünü , gökyüzü de göklerin tek geldiğimiz ile güzel bir resmi ortaya
hakimi Tanrı'yı. Talit takan bir kişi çıkaracağımızı gerçeğini hatırlatır.
beyaz ile merhameti maviyle de iyiliği
Baharın gelişiyle doğanın yeniden
üzerine çeker. Mavi, kabalada göklerin renkliliğine kavuştuğu bu günlerde
kapısı olarak da anılır bu nedenle içimizdeki renkleri farkedilmek ve
kabalist bir şehir olan Tsfat'da birçok etrafımızı renklendirebilmek dileğiyle.
bina hatta mezar mavi renktedir.
Hepinize şimdiden Hag Pesah Sameah!!
5
İSRAİL VE FUTBOL
Semih Kastoryano
Yüz ölçümü olarak küçük olmasına
rağmen başta ekonomi ve teknoloji
olmak üzere dünyada bir çok konuda söz
sahibi bir ülke olmayı başaran İsrail,
konu futbola geldiği zaman bu
başarılarını bu alana kaydırmakta
zorlanıyor. Bu yazımızda sizlere bunun
nedenlerini anlatmaya çalışacağız.
Öncelikle İsrail futbol tarihi ile ilgili
bir kaç bilgi verelim. İsrail Futbol
Federasyonu 1928 yılında, dönemin
İngiliz Mandası altında Arap - Yahudi İngiliz takımlarının oluşturduğu birlik ile
kuruldu. 1929 yılında Uluslararası
Futbol Federasyonları Birliği olan
FIFA'ya üye oldu. İlk maçını da bu
takımların oyuncularından oluşturulan
karma bir milli takım ile Kahire'de Mısır
karşısına çıktı. 1934 senesinden oynanan
bu karşılaşmada ise sahadan 7-1 mağlup
ayrıldı.
İsrail Milli Futbol Takımı 1948
senesindeki bağımsızlıktan sonra politik
nedenlerden dolayı 4 kere bölge
federasyonu değiştirmek zorunda kaldı.
Asya, Afrika, Okyanusya ve Avrupa
federasyonlarına bağlı olarak turnuvalara
katılma mücadelesi veren İsrail milli
takımı
1964
senesindeki
Asya
Şampiyonluğu dışında herhangi bir
uluslararası
başarısı
yok. Dünya
Kupası'na ise 1 kere, 1970 senesinde
Meksika'da düzenlenen organizasyona
katılma başarısı gösterebildi ancak
dereceye giremedi.
İsrail futbolu 2000'li senelerin başında
aslında biraz olsun atağa kalkmıştı. Bu
dönemde Ronny Rosenthal, İngiltere'de
Liverpool ve Tottenham Hotspur
formalarını
giyerek
bir
akımın
başlangıcını yapmış oldu. Devamında
Eyal Berkovich, İskoç devi Celtic ile
dönemin
güçlü
İngiliz
takımları
Blackburn Rovers ile Manchester City
takımlarının formalarını giydi. Yine aynı
dönemde,
bir
dönem
Türkiye'de
Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını
da giyen Haim Revivo, İspanya'nın Celta
Vigo takımında forma giyiyordu. Bu
futbolcular
sadece
yurt
dışında
oynamakla kalmamış, Avrupa'da ses
getiren takımlarda oynama başarısını
göstererek ülke futboluna da büyük katkı
sağlamışlardır.
Günümüzde
Avrupa'da
oynayan
İsrailli futbolcu sayısı daha fazla gibi
gözükse de, kalite açısından bu 3
futbolcuya yaklaşamadıkları açık. Bu da
yakından futbol ile alakaları yok. Yeni
kurallardan bihaber olan bu yorumcular,
canlı maç anlatımları sırasında da komik
söylemleri ile bu tezimi kanıtlıyorlar.
Kaleci ile orta saha oyuncusunu
karıştıran mı istersiniz, İtalyan takımını
İspanyol takımı yapan mı istersiniz,
televizyon golün tekrarını verirken
pozisyonun tekrar olduğunu anlamayıp,
pozisyon esnasında heyecanlanan ve
daha sonrasında da hata yaptığının
farkına varan spiker mi istersiniz? Ne
kadar kötü yorum ararsanız İsrailli futbol
yorumcularında var. Futbolun gelişmesi
için bu yorumcuların kesinlikle maç
yorumlamaları yasaklanmalı.
Bunun dışında gezdiğim ve gördüğüm
kadarıyla söyleyebilirim ki, alt yapı
tesisleri
de
bırakın
Avrupa'yı,
Türkiye'nin
bile
çok
gerisinde.
tabii ki İsrail Milli Takımı'nın başarısına Tesislenme global futbolun çok önemli
da yansıyor. Örneğin 2002 Dünya bir parçası ve İsrail buna hiç önem
Kupası grup maçlarında oldukça iddialı vermiyor. Çok basit bir örnek vermek
olan İsrail, final niteliğinde oynadığı gerekirse, Barcelona'nın stadı Camp
Avusturya maçının son saniyesinde çok Nou'da zemin senede 3 kere değiştirilir.
şanssız bir gol yiyerek Play-Off maçı Alt yapı tesislerinde ise bu rakam 2'dir.
oynama şansını kaybetmişti. 2002 senesi İsrail'de bu rakamın ne olduğunu
sonrasında ise her şeyi tek bir oyuncu bilmiyorum ancak dışarıdan bakıldığında
üzerine kurmak gibi son derece çağ dışı pek de sağlıklı bir zeminde futbol
bir futbol felsefesi ortaya
oynandığını
söyleyemeyiz.
koydu. Liverpool'daki başarılı
Bu da yetenekli genç
kariyerinden dolayı ülkenin
futbolcuların ortaya çıkmasını
çok şey beklediği Yossi
engeller niteliktedir.
Benayoun,
milli
takım
Sadece kulüp takımlarının
forması ile aynı başarıyı
değil, devletin de biraz
gösteremedi
bunun
futbola
yatırım
yapması
sonucunda
da
İsrailli
gerekiyor. Bunun için modern
eleştirmenler
tarafından
ve UEFA standarlarına yakın
oldukça eleştirildi. Ancak
stadyumlar inşa edilebilir. Bu
eleştirmenlerin
unuttukları
konu ile ilgili de bir örnek
çok önemli bir konu vardı.
verebilirim. Petah Tikva'da
İsrail milli takımında Steven
yeni inşa edilen stadyumun
Gerrard,
Peter
Crouch,
kale arkası tirübünlerinin
Fernando
Torres,
Sami
olmaması, ülkenin futbola
Hyppia, Pepe Reina gibi
verdiği önemi gösteriyor.
yıldızlar yer almıyordu.
Halbuki o stadyum kale
Ülkedeki eleştirmenlerden
arkası tirübünleri ile Dünya
konu açılmışken, aslında
çapında
bir
stadyum
Yosi Benayoun
ülke
futbolunun
neden
olabilirdi.
Böylece
2013'te
Foto: José Porras
gelişemediğini
bu
U21 Avrupa Şampiyonası'na
eleştirmenler sayesinde de rahatlıkla ev sahipliği yapmış olan İsrail'in çok
görebiliriz. Televizyondan takip ettiğim daha büyük organizasyonlara hem ev
kadarıyla şunu söyleyebilirim ki, sahipliği
yapması
hem
de
bu
maalesef televizyonda izlediğimiz ya da şampiyonalara katılabilmesi olanağını
dinlediğimiz yorumcuların uzaktan - arttırırdı.
6
MOİZ SUSTİEL’E BAKANLIK NİŞANI
2013 yılında, göçmenlere gönüllü verilmesine gelmişti. Her aday için İgal
olarak yardımda bulunan, dikkati çeken Ravid kısa bir tanıtma yaptıktan sonra, o
kuruluş ve şahıslara, 21 Ekim 2014 aday veya kuruluşun çalışmalarını
günü, Yafa Limanındaki Na-Lagaat gösteren çok kısa bir film gösteriliyordu.
salonunda düzenlenen görkemli bir
İlk plaketi alan, “II.Dünya Savaşının
törenle “Bakanlık Plaketi” verildi.
Eski Askerleri Örgütü” başkanı, halen
İsrail
Kanal
1’in
sevilen hayatta olan ve Nazilere karşı savaşan
sunucularından İgal Ravid’in yönettiği eski askerlere yardım eden, Şoa’nın
törenin ilk konuşmacısı Göç ve Göçmen anısını yaşatan müze ve anıtlar kuran
Bakanı Sofa Landver, bu törenin, 2013 Avraam Mihal Grinzayd oldu.
Mart ayında ölen eski milletvekili
İkinci aday Moiz Sustiel idi. Sustiel’in
Marina Solodkin’in anısına adandığını, göçmenlere nasıl yardımcı olduğu,
Yeni
Göçmenlerin
acil
günlük sorunlarını çözdüğü,
intibakı ve rahatı için
onlara ilk gereksinimleri
Bakanlıkta gece gündüz
sağladığı,
İbraniceyi
çalışıldığını, bazı memurların
öğrenmeleri için dersler ve
mesai zamanı dışında da
on-line
eğitim
verdiği,
karşılıksız
çalıştıklarını,
göçmen
çocuklarından
gönüllülerin
göçmenlerin
başarılı bir futbol takımı
kalplerini
ısıttığını,
bu Sustiel ve Başkan Zali de Toledo kurduğu anlatıldıktan sonra,
nedenle de Bakanlığın bu tür çalışmaları bu çalışmalarını yansıtan güzel bir film
çok takdir ettiğini vurguladı.
gösterildi. Başkanlık masasında Aliya
İsrail Gönüllü Çalışanlar Milli Konseyi Bakanı Sofa Landver’in elinden plaketini
Başkanı Av. Yoram Zaks, Bakanlıktan alan Sustiel’e ayrıca bir buket çiçek
gördükleri işbirliği, yardım ve destek için verildi.
Bakan Sofa Landver’e teşekkür etti.
Sonradan
sırası
gelen
adaylar,
Bir kaç selamlama ve teşekkür emeklilik devrini göçmenlere yardıma
konuşmasından sonra sıra plaketlerin adayan Mihal Vaknin, özellikle Etiopyalı
göçmenlere yardım eden Malko Tamanu,
Latin Amerikalı göçmenleri destekleyen
Ester Lev, Yeni Göçmenlere yiyecek ve
eşya temin eden Meir Ezra, Kibutzlara
gelen göçmenlerle ilgilenen Şoa kurtulanı
Gerşon Kastel, çalışmalarını göçmen
çocuklarında teksif eden, göçmen
gençleri evinde ağırlayan Rika Ruso
Sina, Discount Bank’ın
gönüllü
memurları, Akademisyen göçmenlere
yardımcı olan Gvaim örgütü, Etiopya
ailelerini destekleyen Almaya Derneği,
Rusça Konuşan Göçmenler Federasyonu,
Telped Güney Afrika Göçmenleri
Federasyonu ve CNEF Fransız Genç
Göçmenlerine Yardım Örgütü idi.
Töreni zaman zaman renklendiren ünlü
şarkıcı Yardena Arazi ile genç gitarist
şarkıcı Lionel Partayn’ı zikretmeden
geçemeyeceğiz.
Çalışmalarımızın takdir edildiğini
görmek bizleri elbette sevindirir. Buna
vesile olan ve özel hayatından ödün
vererek bu bakanlık plaketine hak
kazanan Aliya Komisyonu Başkanımız
Moiz Sustiel’i candan kutluyoruz.
Nesim Güveniş
AB YEHOŞUA DERNEĞİMİZDE KONFERANS VERDİ
Türkiyeliler Birliğinin Bat Yam’daki
Kültür Merkezinde 3 Mart 2014 günü
tanınmış romancı ve yazar A.B.
Yehoşua’nın, “Yahudi-Siyonist-İsrailli,
Kavram Tanımlaması” konulu konferansı
yer aldı.
Konferanstan
önce,
konuşmacıyı
takdim eden Dernek Başkanı Zali De
Toledo, kendisi Türkiye’de İsrail’in
Kültür
ataşesi
iken
ağırladığı
A.B.Yehoşua ile tanıştığı koşulları anlattı.
Aynı günlerde Rabin’in öldürüldüğü
haberi
gelmiş,
konsolosluk
yasa
bürünmüştü. Buna rağmen A.B. Yehoşua
Hilton otelinde konferansını verebilmişti.
A.B. Yehoşua, Yahudilik kavramını
geçmiş yüzyıllara dönerek irdelemeye
başladı. İsrail Devleti kurulmadam önce,
Yahudi tanımlaması tekti ve hiç bir
kavram kargaşası yoktu. Dünyanın her
tarafındaki Yahudiler kendilerini sadece
YAHUDİ diye tanımlarlardı. İsrail
Devleti kurulup, bütün Yahudiler için
“Hok ha-Şvut” (Anavatana Dönüş) yasası
çıkınca, kimlerin Yahudi sayılacağı
sorusu ortaya çıktı. “Alaha”ya göre,
Yahudi anneden doğan her
insan
Yahudidir. Bu ifadede hiç bir dinsel koşul
yoktur. Bu tanımlama 2000 yıl süre ile
geçerli
olmuştur.
Ancak,
Dönüş
Yasasından sonra boşluklar görülmüştür.
Bir kaç nesil önce Yahudi bir BüyükBüyük Anneden doğan kimseler de
İsrail’e
göç
etmek
istemiştir.
Konuşmacıya göre, Yahudi, Yahudi
kimliğini kabullenen insandır.
Siyonist kavramı tüm dünyada yanlış
algılanan, sık sık bir hakaret kelimesi gibi
kullanılan bir deyim olmuştur. Oysa,
Siyonizm, dünyanın
değişik
ülkelerinde
zulüm
gören
Yahudilerin, atalarının
topraklarında
kendi
vatanlarını kurmaları
için
bulunan
bir
tanımlama oluşturur.
Konuşmacıya göre,
Siyonizm bir ideoloji
değil,
ideolojilere
zemin hazırlayan bir
kavramdır. Siyonist, İsrail topraklarında
bir Yahudi Devletinin kurulmasını
isteyenlere verilen addır. İlk Siyonistler
bu topraklara gelirken, kimseden Yahudi
olduklarına dair onay istemediler. Balfur
7
Deklarasyonu
(1917)
zamanında
Yeruşalayim’de 50.000 Yahudi vardı.
Dünya Yahudileri 1920 yıllarında bu
topraklaara gelmiş olsalardı, İsrail Devleti
daha önce kurulur ve Nazi kurbanlarının
pek çoğu hayatta kalmış olurdu. Bazı
kimseler Siyonizm’i ırkçı bir akım olarak
görürler. Oysa, Dönüş yasası, Birleşmiş
Milletler tarafından kabul edilmiş bir
haktı.
İsrailli olma özelliği ise tamamen
vatandaş
olma
koşuluna
bağlıdır.
Talmud’ta “Yahudi”
sözcüğü yoktur. Hep
“Bney İsrael” (İsrail
oğulları) deyimi geçer.
Bugün,
vatandaş
olarak bu topraklarda
yaşayan
herkesin
karşılıklı
sorumlulukları vardır.
A.B.
Yehoşua,
yukardaki
kavramların
üçünü
de
benliğinde içselleştiren kimsenin tam bir
Yahudi
sayılacağını
vurgulayarak
sözlerine son verdi.
Nesim Güveniş
DÜŞÜNCE ODASI
ÇÖLDE YOLCULUK
Derleyen: Şlomo Farin
Çölde yolculuk eden iki arkadaş
hakkında bir hikaye anlatılır.
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş
tartışırlar biri ötekine bir tokat atar.
Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek
kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri
yazar
"Bugün en iyi arkadaşım bana bir
tokat attı"
Yıkanabilecekleri
bir
vahaya
rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.
Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa
saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı
tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere
olan arkadaş kurtulduktan hemen sonra
bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı
kurtardı"
Tokadı atan ve daha sonra arkadaşının
hayatını kurtaran kişi ona şöyle seslenir;
senin canını yaktığımda
bunu kum üzerine yazdın
a n c a k şi m d i k a ya ya
kazıyorsun. Neden?
Öbür arkadaş ona şöyle
cevap verir: "Biri bizi
incittiğinde bunu kum üzerine
yazmalıyız böylece bağışlama rüzgarı
estiğinde onu silebilsin". Ama biri bize
iyi bir davranışta bulunursa onu kayaya
kazımalı. Böylelikle onu hiçbir rüzgar
yok etmesin".
"İncinmelerinizi kuma, gördüğünüz
iyilikleri de kayalara kazımayı
öğrenin".
Özel birini bulmanın bir
dakikanızı aldığı,
onu
değerlendirmenizin bir saat
içinde olduğu, onu sevmek
için bir günün yeterli
olduğu ancak sonra onu unutabilmek için
bir ömrün geçmesi gerektiği söylenir...
YOSİ AMADO’DAN ÖRNEK DAVRANIŞ
Kiryat
Şmona’da
Super-Farm’ın
müdürü olan Yosi Amado, tamamen
işitme özürlü bir kızı işe aldı.
Sağır anne babadan kendi de sağır
olarak doğan Limor Ederi, gördüğü
Konuşma Tedavisi (Speach Therapy)
sonucunda, kulağına takılan bir işitme
cihazının da yardımı ile normal
çocuklarla
birlikte
okuyabilmiş,
askerliğini yapmış ve ‘Mihlelet Tel
Hay’da sosyal bilimler okumuştur.
Ne var ki, iş hayatına girmesi o kadar
da kolay olmamış. Üç yıl süre ile
başvurduğu bütün işyerlerinden hiç biri,
sağırlığı nedeniyle onu işe almayı kabul
etmemiş.
Kiryat
Şmona’daki
Super-Farm
şubesinin müdürü olan Yosi Amado bu
engelden korkmadı. Onu işe aldığı gibi
ilerlemesi için de elinden gelen desteği
verdi. Bulup getirdiği özel bir ‘Beeper’
cihazı sayesinde, Limor her çağırıya
cevap verecek duruma gelince Yosi
Amado, ona Nöbetçi Müdür görevini
vermekten çekinmedi.
İşinde büyük başarı gösteren Limor,
NESİM GÜVENİŞ “REMBRANDT’IN YAHUDİLERİ”
KONULU BİR KONFERANS VERDİ
Birliğimizin Bat Yam’daki Kültür
Merkezi’nde Nesim Güveniş 13 Mart
2014 günü “Rembrandt’ın Yahudileri”
konulu bir konferans verdi.
17. yüzyılın ilk yarısında Amsterdam’da
yaşayan Rembrandt Harmenszoon Van
Rijn’in kısa bir biografisini verdikten
sonra, konuşmacı, Amsterdam’ın Yahudi
mahallesi olan Breestraat’ta yaşayan
Protekiz göçmeni Sefarad Yahudileriyle
uzun yıllar süren birlikteliğin, ressamın
sanatını nassıl etkilediğini anlattı. Aynı
vesile ile, Portekiz Konversolarının
kurduğu Yahudi Cemaatini de irdeleyen
Nesim Güveniş, cemaatin çalışmalarını,
ilk küçük sinagoglardan sonra büyük
Esnoga
sinagogunu
kurduklarını,
modaya uygun giyinen ve Hollandalılarla
kolaylıkla
kaynaşabilen
Sefarad
Yahudileriyle, 30 yıl savaşlarının
ardından Doğu Avrupa ülkelerindeki
pogromlardan kaçıp Hollanda’ya gelen
Aşkenaz Yahudileri arasında olan
farklılıkları belirtti.
Konuşmacı, bu arada, Rembrandt ile,
aynı sokakta oturan ünlü düşünür Baruh
Spinoza ve yine ünlü düşünür, kabalist ve
yazar olan Menaşe Ben İsrael araasında
olan yakın dostluk ilişkilerini vurguladı.
Çizdiği portre ve tarihi tablolarla
büyük üne kavuşan Rembrandt’ın, antika
eşya
koleksiyonuna
olan
merakı
yüzünden büyük maddi sıkıntılar içinde
yaşadığını
söyleyen
konuşmacı,
sanatçının 400’den fazla yağlı boya
tablosundan ekrana yansıttığı 50 kadarı
hakkında bilgi vererek konuşmasını
tamamladı.
8
hem iş arkadaşları, hem de müşterileri
tarafından sevilen, hiç bir zaman ümidini
yitirmeyen, hayatı seven bir insan!
Yosi Amado, cesur bir kararla Limor’u
işe alırken, Super-Farm’a hizmet etmek
kadar, topluma da iyi bir insan
kazandırmayı düşünüyordu. Haklıydı !
Babası gibi eczacı olan Yosi Amado,
toplumumuzun tanınmış simalarından
Selim Amado’nun oğludur.
Nesim Güveniş
SAMİ DAY’IN
DEFTERİNDEN

“Tanrıya daima dua edin ancak
kıyıya doğru kürek çekmeyi ihmal
etmeyin”
Rus Atasözü
“İnsanın olası tüm hataları yapma
şansı olduğu için başkalarının
hatalarından ders çıkarması gerekir”
Roosevelt
“Birgün gelecek hakkında
düşünmezseniz asla bir geleceğiniz
olmaz”
Henry Ford
MAVİ BEYAZ
Derleyen: Bondi Çakım
İSRAİL TEKNOLOJİSİ AFRİKA’DA
Sivan Yaari başkanlığındaki sivil toplum örgütü
Afrika'yı sürdürülebilir
İsrail
enerji
teknolojileriyle
"aydınlatma"ya çalışıyor.
Bir Afrika köyü düşünün. Bu köyde kadın ve çocuklar
hergün su ve tahta bulabilmek için tüm zamanlarını ve
enerjilerini harcıyorlar. Üstelik bulup bulamnayacakları dahi
meçhul. Çamur birikintilerinden elleriyle su toplamak, ateş
yakıp ısınmak için çalı çırpı toplamak bu kişilerin neredeyse
tüm günlerini kapsıyor.
Bu görüntü yıllar önce bir tekstil şirketi için Afrika'da
çalışan Sivan'ın aklından hiç çıkmamış. Birkaç yıl sonra
Columbia Üniversitesi'nde yaptığı yüksek lisansın ardından
kendisini Birleşmiş Milletler'de çalışırken bulmuş. İçinde
bulunduğu durumdan istifade eden Sivan "Afrika için Yahudi
Kalbi" adlı bir organizasyon kurmuş. 2008 yılında kurulan
örgüt 2013 yılında ilk ödülünü almış. Örgüt beş yıl içinde
aralarında Etiopya, Tanzanya, Malavi, Uganda ve Güney
Afrika Cumhuriyeti'ne ait tam 71 köye toplamda 54.000
köylüye yaşam umudu olmuş. Yaari, Afrikalılara yer altı
sularının tarım yapmak için nasıl elde edebileceklerini
öğretmenin yanı sıra öksüz çocuklara ayakkabı ve şilte
temininde de bulunmuş. Bununla da yetinmeyen Yaari köylere
elektrik sağlamak için İsrail'de üretilen güneş enerjisi
panellerini köylülerin kullanımına sunarak onları elektriğe
kavuşturmuş.
Böylelikle
gıdalarını
buzdolaplarında
saklayabilen köylüler modern teknolojinin nimetlerinden de
yararlanarak cep telefonu edinmeye ve uzak akrabaları ile
temas kurmaya başlamışlar.
Foto: Bamse
TURANDOT OPERASI İLE UZAK DOĞU’YA YOLCULUK
Türkiyeliler Birliği'nin Bat Yam'daki
lokalinde düzenlenen "Opera'dan kim
korkar!" adlı opera geceleri tüm hızıyla
sürüyor. Don Giovanni
ve L'elisir
D'amore adlı operaların gösteriminin
ardından 16 Ocak akşamı
Giacomo Puccini'nin ünlü eseri
Turandot, Tel Aviv Üniversitesi
öğretim üyesi, İsrail Radyosu,
Globes ve Jerusalem Post
gazetelerinin müzik eleştirmeni
Omer
Şomroni
tarafından
sunuldu.
Daha
önce
gerçekleşmiş
etkinliklerin
başarısının
ardından
Bat
Yam'daki lokalimiz yine opera
severler ile doldu.
Şomroni her zamanki kapsamlı
anlatımı ile operada dikkatlerden
kaçabilecek noktaları açığa çıkardı.
Şomroni daha önceki gösterimlerinde
Avrupayı konu alan eserler seçmeyi
tercih etmişti. Ancak bu kez bir İtalyanın
gözüyle Çin'de bulunan Turandot adlı bir
prensesin hayatını konu alarak yine aynı
adı taşıyan "Turandot" adlı operayı
işlemeye karar verdi.
Hikayeye göre Turandot önceki
hayatlarından birinde cinsel tacize uğrar.
Aradan
asırlar
geçmesine karşın
reenkarne olan ruh,
Turandot'un
vücudunda bu travmatik tecrübeyi
yeniden yaşamaya ve Turandot'a
yaşatmayı sürdürür. Turandot bu
travmanın yaratmış olduğu sarsıntı ve
hüznün sonucunda, acısından tüm
9
erkekleri sorumlu tutar. Erkeklere son
derece mesafeli davranan güzeller güzeli
Turandot'a ise aşık olmak pek de zor
değildir. Buna karşın Turandot'un şartları
oldukça ağırdır. Turandot ile evlenmek
isteyen her genç üç bilmeceyi
bilmek
zorundadır.
Bu
bilmeceleri
bilememesi
durumunda
ise
idam
edilecektir. Turandot'a aşık
olan Pers prensi bilmeceleri
cevaplandıramadığı
için
hayatını kaybetse de Tatar
prensinin şansı yaver gider...
Buzlar kraliçesi Turandot
sonunda gerçek aşkı tadar..
Şomroni izleyicilerin bu
operanın tadına varabilmeleri için
operanın konusunun geçtiği Pekin'deki
Yasak Şehir'de sahnelenmiş Turandot
opera görüntülerini göstererek sunumunu
yaptı. Binlerce figüranın kullanıldığı
opera gerçekten izlenmeye değerdi.
BB Y.NİEGO LOCASI BURS DAĞITTI
Bney Brit Yosef Niyego Locası’nın
geleneksel Burs Dağıtım töreni 9 Mart
2014 günü, Ramat Aviv Satranç Kulübü
salonlarında gerçekleşti.
Loca Başkanı Moşe Levi, gelenek
haline gelen bu törenin önemini
belirttikten sonra, ilerde daha fazla
öğrenciye daha büyük burslar vermeyi
ümit ettiğini söyledi. Levi, tüm bağışta
bulunanlarla burs komisyonu üyelerine
teşekkür etti.
"Bir Yeni Göçmen’in
anıları"
adlı
konuşmasında,
Türkiye’den
2008
yılında İsrail’e göç
eden Jinet Toledo,
İstanbul’daki
Şişli
Sinagogu’na Şabat
duasına giden eşinin,
aynı
sinagoga
yapılan
terör
saldırısından sonra eve gelinceye kadar
duyduğu heyecanı dile getirdi. Toledo bu
olayın Türkiye’yi terketme kararını
verdiren nokta olduğunu söyledi. İlk
yerleşim yılları zorluklarından sonra,
yüksek tahsiline devam eden Jinet
Toledo bugün, hem Belediyenin
“Alternatif eğitim” (Hinuh Maşlim)
bölümünde başarılı bir sekreter, hem de
Okulda
Öğretmen
Yardımcılığı
yapmakta. Küçük oğlu orta okulda,
büyüğü ise İsrail ordusunda istihkam
kolunda öncü savaşçı olarak hizmetini
tamamlıyor. “Şişli’deki patlamadan...
İsrail Ordusunda İstihkamcı Savaşçı
görevine!”
Jinet’in konuşmasını
noktalayan cümle oldu.
Bu aşamada, Türkiyeliler toplumunun
değerli sanatçılarından pianist Marietta
Gormezano, Mendelssohn’un Rondo
Capricioso’sunu seslendirdi.
Töreni yöneten Burs
Komisyonu Başkanı
Dr. Haim Çikurel,
burs
alacak
öğrencileri teker teker
Başkanlık masasına
çağırarak,
değişik
loca üyelerinin eliyle
burslarını teslim etti.
Değişik üniversite ve
bilim
kollarında
eğitim gören 49 Türk kökenli Yüksek
Eğitim öğrencisi burslarını almış oldu.
Öğrencilerden birinin, öğrenciler adına
yaptığı teşekkür konuşmasından sonra
Marietta Gormezano, bu kez Chopin’in
23 ve 66 No.lu “Impromptu”lerini
çalarak büyük alkış topladı.
Tören, yine Loca Başkanının teşekkür
konuşmasıyla son buldu.
Nesim Güveniş
ŞEHİTLER ANILDI
Şehitler Günü olarak kabul edilen 18
Mart 2014 günü, Ramle’deki özel
mezarlıkta, Türk şehitleri için, dikilen
anıtın önünde bir anma töreni yapıldı.
Tüm T.C. Tel Aviv Büyükelçiliği
mensupları ile Türkiyeliler Birliği
temsilcileri ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti temsilcisi Selda Çimen‘ın
katıldığı tören, saygı duruşu ve İstiklal
marşının okunması ile başladı.
Ardından, T.C. Tel Aviv Geçici
Maslahatgüzarı Doğan Ferhat Işık ile
Türkiyeliler Birliği adına Nesim Güveniş,
44 Türk şehidinin isimlerinin yazılı
olduğu anıta çelenklerini koydular.
Günün anlamını belirten konuşmalarında,
Geçici Maslahatgüzar Doğan Ferhat Işık
ile Askeri Müşavir Bnb. Hulusi Koçbay,
Çanakkale savaşının eşsiz kumandanı
Mustafa
Kemal
Atatürk’ün
kahramanlığını vurguladılar.
Nesim Güveniş
TÜYAM BAŞKANI SERAP MERVE DOĞAN İLE GÖRÜŞTÜK
Türkiye’de üniversiteler üzeri bir
öğrenci girişimi olan “TUİÇ-Türkiye
Uluslarası
İlişkiler
Çalışmaları”
bünyesinde faaliyet gösteren “YAÇAMYahudi
Çalışmaları
Merkezi”nde
koordinatör olarak faaliyet göstermiş
olan Ar-El Üniversitesi lisans öğrencisi
Serap Merve Doğan,
bu
alandaki
çalışmalara yeni bir
soluk getirmek adına
“TÜYAM-Türkiye
Yahudi Çalışmaları
Merkezi”ni kurarak
Türkiye'deki
çeşitli
akademisyenlerin
gözetimi altında 30 üniversite öğrencisi
ile birlikte çalışmalarını sürdürüyor.
Uluslararası ilşkilerin bugün her
zamandan fazla önem kazandığına
inanan
Serap
Merve,
kuruluşun
amaçlarını şöyle anlatıyor: “Türkiye’de,
ekonomiden sosyal yapıya, para
politikasından yabancı sermayeye, insan
haklarından dış politikaya kadar pek çok
konu ele alınmayı beklemekte. TÜYAM,
bir çok coğrafyada yer edinmiş ve dünya
tarihinde büyük bir etkiye sahip Yahudi
tarihini, teolojisini, Ortadoğu ve Dünya
siyasetinde etkili olan İsrail Devleti ve
Yahudi diasporasını yapısal ve işlevsel
olarak
inceleme
arzusunda.
Uluslararası
ilişkiler disiplini
çerçevesinde
bu
konuları incelemek
isteyen üniversite
öğrencilerini aynı
çatı
altında
toplayarak objektif ve tarafsız bir yapıda
akademik çalışmalar yapmak ve bu
çalışmalarla sorunlara çözüm üretmek
istiyoruz.
Çalışmalarını
araştırma
raporları, makaleler ve kitap analizlerini
kamuoyuyla paylaşan kuruluşumuz,
şeffaflığa ve partiler üstü tutuma önem
verir. Çalışmalarımızda, objektifliğe,
10
realitelere ve akademik disipline bağlı
kalmaya özen gösteririz. Başta Türkiye
ve İsrail olmak üzere dünyadaki çeşitli
üniversiteler, araştırma merkezleri ve
Sivil Toplum Kuruluşları ile ortak
çalışmalarımız var. Toplumlararası
ilişkilere katkı sağlamak, akademik
işbirliğini
artırmak
en
önemli
amacımız!”
Mart ayı başında İsrail’e gelen Serap
Merve, Birliğimiz yetkilileriyle tanışmak
istediğini söyleyince Başkanımız Zali De
Toledo ile birlikte Tel Aviv’de bir
kafede buluştuk.
Zaman ne kadar da çabuk geçti Serap
ile konuşurken! Serap, kültürlü, vizyon
sahibi, canayakın, kıpır kıpır bir genç!
İlerde, bu ülkeye 20 kadar üniversite
öğrencisi getirip İsrail’i gezmek, halkını
tanımak, gibi önemli bir projesi var.
Yardımımızı istiyor. Hayır denilebilr mi?
Başarı dilekleriyle ayrıldık.
Nesim Güveniş
PROF. AHMET KASIM HAN TEL AVİV
ÜNİVERSİTESİ’NİN DAVETLİSİ OLARAK İSRAİL’E GELDİ
Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler departmanı, EDAM Düşünce kuruluşu ve Harp
Akademileri öğretim üyesi, Prof. Ahmet Kasım Han, Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Ortadoğu ve
Afrika Araştırmaları Merkezi’nin davetlisi olarak İsrail’e geldi.
Geçtiğimiz Aralık ayında Kadir Has
Üniversitesi’nde düzenlenen Türkiye ve
Dünya’da Yahudi Göçleri adlı
konferansın organize edilmesinde büyük
ölçüde emeği geçen ve ev sahipliğini
üstlenerek, Moşe Dayan Merkezi
akademisyenlerini Türkiye’de misafir
eden Prof. Ahmet Kasım Han,
Dayan Merkezi’nin davetlisi olarak,
İsrail’e, bir ay süre ile
araştırmalarını sürdürmek üzere
geldi. Prof. Han ziyareti süresince
İsrail akademi dünyasının önemli
şahsiyetleri ile bir araya geldi.
Ziyaretçi akademisyen sıfatıyla
bulunduğu süre boyunca
üniversitenin saygın bir yayını olan
“Tel Aviv Notes”a bir makale ile
katkıda bulunan Prof. Han,
Türki ye’deki olası seçim
senaryolarını ele alarak, Başbakan
Erdoğan’ın yapabileceği siyasi hamleleri
masaya yatırdı. “Oy Vey(İ)z-mir:
Türkiye Seçimleri ve Erdoğan’ın
Seçenekleri” adıyla
İn g i l i z c e
olarak
yayınlanan
bu
mak al e ye
Da yan
Merkezi’nin resmi
internet sitesinden
ulaşmak mümkün.
(www.dayan.org)
Yazmış olduğu makale haricinde Prof.
Han, Tel Aviv Üniversitesi’nde iki
konferans verdi. İlk konferans 10 Mart
tarihinde Moşe Dayan Merkezi’nin
T ü r k i ye ü z e r i n d e u z m a n l a ş a n
akademisyenleri için düzenlediği “Club
Turkey” kapalı forumunda gerçekleşti.
Prof.
Ehud
Toledano’nun
başkanlığındaki oturumda, Prof. Han
“Gezi ve Ötesi: Türk Çekişme Savaşı”
adlı bir konferans verdi.
Konferansta Gezi Parkı protestoları,
çıkış noktaları gelişimi ve hükümetin
olayları ele alış biçimi detaylı bir şekilde
ele alındı. Prof. Han, Gezi Parkı
olaylarının yanı sıra Kabataş olayları
olarak Türk kamuoyuna yansıyan olaylar
da detaylı bir biçimde masaya yatırdı.
Prof. Han, başbakan ve karar alma
mekanizmasında öne çıkan diğer
danışmanlar hakkında da söz aldı. Prof.
Han danışmanların gerek Türkiye’nin
ekonomi, iç siyaset ve dış politikasında
başbakanı yönlendirme kabiliyetleri
üzerine analiz yaptı.
Türkiye’nin gündeminin ayrılmaz bir
parçası haline gelen 17 Aralık
Operasyonu, Hizmet Hareketi ve AKP
Hükümeti arasında vuku bulan çekişme
üzerine de görüşlerini
bildiren Prof. Han bu
konuda her iki tarafın
iddialarını,
ses
kayıtlarını ve basının
durumunu ele aldı.
Bölgesel siyaseti de
analiz edem Prof. Han, Kuzey Irak
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin petrol
rezervleri, Türkiye ile olası işbirliğinin
yanı sıra enerji sektörünün Ortadoğu’da
yükselen önemine
işaret etti. Bu noktadan
hareketle Prof. Han,
İsrail’in Akdeniz’deki
gaz yataklarından
Türkiye’ye döşenmesi
muhtemel
boru
hattından bahsetti ve
bunun
iki
ülke
ilişkilerinde
yaratabileceği yeni işbirliği üzerinde
durdu.
Bu konferansın ardından 27 Mart
tarihinde Tel Aviv Üniversitesi bu kez
kapılarını halka açtı. Prof. Ofra
11
Bengio’nun oturum başkanlığını
üstlendiği, “İsrail - Türkiye İlişkileri:
Çıkmaz’dan İlerlemeye” adlı konferans
yoğun ilgi gördü. İzleyicilerin yer
bulmakta zorlandığı konferansa İsrail’de
yaşayan Türkiyelilerin yanı sıra Tel Aviv
Üniversitesi’nin Amerikalı Dostları
kuruluşu üyeleri de yoğun ilgi
gösterdi.
Kuşkusuz toplantıdan birkaç saat
ö n ce T ü rki ye’d e yas ak l an an
YouTube ve daha önce yasaklanmış
olan diğer sosyal medya araçları
konferansa damga vurdu.
Bu konuların konferansın başında
dile getirilmesine rağmen toplantının
ana konusunu Türk Dış Politikası
oluşturdu. Prof. Han Türk dış
politikasını üç dönemde ele aldı. Bu
dönemlerin ilki AKP’nin iktidara
geldiği 2002 yılından Ergenekon
davasının başladığı ve Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin (TSK) siyasetten tasfiye
edildiği 2007 yılına kadar olan devre öne
çıktı. İkinci dönem olarak ise 2007
yılından Türkiye’nin BM’de İran yanlısı
bir tutum sergileyerek Batı kampına ters
düştüğü 2010 yılı olduğunu belirtti. Prof.
Han üçüncü ve son safhanın 2010
yılından bugüne sürdüğünü belirtti.
Prof. Han Türk Dış Politikasına eleştirel
yaklaşmayı seçerken bu siyasetin
akademisyenlerce de kolay kolay
anlaşılmamakta olduğunu belirterek
Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı Türk
Dış Politikası Sözlüğü
hakkında dinleyicilere
bilgi verdi.
İsrail-Türkiye
ilişkileri arasındaki
gerilime de değinen
Prof. Han, Dışişleri
Bakanı Davutoğlu’nun
güdümündeki
Türk
Dış Politikası’nın
temel görüşlerinin iki ülke arasındaki
ilişkilerin gelişimini sekteye uğratması
ihtimalini arttırdığını dile getirdi. Prof.
Han ikili ilişkilerin iyiye gitmesi
temennisinde de bulundu.
BAR İLAN’DA TÜRKİYE YAHUDİLERİ SEMPOZYUMU
Bar Ilan Üniversitesi Yahudi Bilimleri
Fakültesi, Dahan Sefaradik Kültür
Eğitim Merkezi’nin işbirliğiyle 5 Ocak
2014 günü üiversitenin Feldmam
oditoryumunda
bir
sempozyum
düzenledi.
Konu, Türkiye Yahudileri: Kimlik ve
Miras idi. Konunun güncelliği nedeniyle
olsa gerek, 300 kişilik salon tamamen
dolmuştu. Dinleyiciler arasında, Türkiye
Geçici Maslahatgüzarı Doğan Ferhat
Işık, İkinci Katip Orkun Hançer,
Türkiyeliler
Birliği
temsilcileri,
Üniversite öğrencileri ve pek çok
Türkiye kökenli konuk vardı.
Konuşmacılar arasında ise Türkiye’den
gelmiş Bahçeşehir Üniversitesinden
Prof.
Nilüfer
Narlı,
Yeditepe
Üniversitesinden Dr. Şakir Dinçşahin ve
Anadolu Ajansı Yeruşalayim Büro Şefi
Taner Aydın bulunuyordu.
Sempozyumu açan Dahan Merkezi
Yöneticilerinden
Dr.
Şimon
Ohayon, Dahan
Merkezinin
Sefaradi kültürünü
araştırma
ve
geliştirme
gayesiyle
kurulduğunu,
yirmiden
fazla
kitap
yayınladıklarını ve Üniversitenin her
köşesinde katkılarının görülebileceğini
söyledi.
Yine Dahan Merkezi hakkında
konuşan Av. Elhadef, Dahan ailesinin
katkılarını vurguladıktan sonra, 1740
yılında İzmirli Rav Abulafya’nın 10
öğrencisiyle
birlikte
Tiberya’ya
yerleşerek
Türkiye’den
İsrail
topraklarına belki de ilk göçü
gerçekleştirdiğini
söyledi.
Politik
anlaşmazlıklara rağmen Türkiye’deki
akademik
kurumlarla
ilişkilerin
sürdüğüne dikkati çeken Av. Elhadef, bu
ilişkilerin, iki ülke arasındaki bağları
olumlu yolda etkileyeceği ümidini
belirtti.
Sempozyumun birinci konuşmacısı
Prof. Nilüfer Narlı, Türkiye’deki
Yahudi toplumunun ikilemlerini ve
beklentilerini irdeledi. Türkiye’deki
Yahudilerin 1923-1945 yılları arasında
zor bir dönem yaşadıklarını söyleyen
Prof. Narlı, İsrail ile olan ihtilafta
kendilerini hedef olarak gördüklerini,
halk içinde Yahudi ile Mason’un aynı
birey olarak görüldüğünü, bu nedenle
Yahudi toplumunun “kayades” denen
alçak profil tutumunu yeğlediklerini,
fakat bugün artık durumların değiştiğini,
1934 Trakya olaylarının serbestçe
konuşulduğunu, nefret söylemi üzerine
her yıl konuşmalar düzenlendiğini ve
aydınların
artık
bu
konuları
tartışabildiklerini söyledi. Bugün kilise
ve sinagogların elektrik giderlerinin
devletçe karşılandığına dikkati çeken
Prof. Narlı konuşmasını, İstanbul Yahudi
toplumunun
azalmasının
duracağı
temennisiyle bitirdi.
Bar İlan Üniversitesinden Dr. Efrat
Aviv, Türkiye’de AKP rejimi altında
antisemitizm konusunu işledi. Genç
yaştayken Türkiye’den İsrail’e göç etmiş
olan ve Türkçeyi de konuşan Dr. Efrat
Aviv, Türkiye’de hiç bir zaman resmi
ayırımcılık
olmadığını,
yöredeki savaşlar
ile Mavi Marmara
olayının
antisemitizme yol
açtığını,
karşılaştığı
her
olayda
İsrail’in
suçlu
görüldüğünü,
Yeni Şafak ve Yeni Akit gazetelerinden
örnekler vererek İsraillilerin Nazilerle
kıyaslandığını, bu tür yayınların İsrail
karşıtı hava yarattığını, bunun da
antisemitizmin büyük ölçüde artmasına
neden olduğunu belirtti. Dr.Aviv buna
karşın, hükümetin azınlıklara karşı
bilinçli ve olumlu davrandığını söyledi.
Anadolu Ajansı’nın Yeruşalayim
(Kudüs) Büro Şefi Taner Aydın,
konuşmasına Yahudilerin 1492 yılında
İspanya’dan sürüldükten sonra Osmanlı
topraklarına kabulu ile başladı. İkinci
Dünya Savaşında Türk diplomatlarının
Avrupa
Yahudilerine
pasaport
sağlayarak
canlarını
kurtardığını
söyleyerek devam eden Taner Aydın,
Mavi Marmara olayının Türkleri çok
kızdırdığını, bu olaydan önce halkın
tutumunun bambaşka olduğunu söyledi.
Bu arada, Taner Aydın’ın işleyeceği
beklenen “Türk medyasında Türkiyeli
Yahudiler” konusuna hiç değinmemesi
pek çok dinleyicinin beklentisini boşa
12
çıkardı.
Verilen müzikal bir aradan sonra,
Mordehay Kiryati Vakfı Başkanı Bn.
Yehudit Kiryati, Avrupa’da pek çok
Yahudi
Kültür
merkezinin
yok
olduğunu, 10 yıla kadar İzmir’deki
Yahudi izlerinin de silinebileceğini
söyledi ve bu nedenle İzmir’deki
sinagogların
restorasyonu
için
başlattıkları proje hakkında bilgi verdi.
İkinci bölümde, Prof. Lea Bornstein
Makovetsky, 19. Yüzyılda İzmir Yahudi
Cemaatinin
büyük
sıkıntı
içinde
olduğunu, depremden sonra pek çok iş
adamının iflas ettiğini, misyonerlerin bu
durumdan faydalandığını, Yahudilerin
%5 kadarının Müslümanlığa veya
Hristyanlığa geçtiğini, fakat diğer büyük
kısmın kültürlerini devam ettirdiklerini
söyledi.
Dr. Gila Hadar, 1908’de Jön
Türklerin ayaklanmasının Selanikte
başladığını,
sonra
diğer
Balkan
ülkelerine yayıldığını, Talat Paşa’nın
Selanik’te Alliance okulunda okuduğunu
ve Ladino da konuştuğunu, Meşrutiyetin
ilanından sonra herkesin birbiriyle
kucaklaştığını anlattı. Dr. Hadar
konuşmasını projeksiyonla gösterilen o
yıllara ait ilginç kart postal resimleriyle
süsledi.
II.Dünya
savaşında
Türkiye’deki
Yahudilerin durumunu irdeleyen son
konuşmacı Dr. Şakir Dinçşahin,
sözlerine, çocukluğundan beri anne
babasından Yahudiler hakkında güzel
anılar dinlediğini söyleyerek başladı.
Prof. Dinçşahin, Türkiye’nin geçmişte
İsrail hakkında bazı ihtilaflı politikalar
yürüttüğünü,
savaş
başladığında
Bakanlar Kurulunun Yahudilerin girişini
kısıtladığını, bunun Struma faciasına yol
açtığını, askere alınan 20 sınıf Yahudinin
ancak Mareşal Fevzi Çakmak’ın onlara
asker üniforması vermesiyle yok olma
korkusundan kurtulduklarını ve Varlık
Vergisi ile sermayelerin el değiştirdiğini
anlattı.
Konuşmaların sonunda, Dr. Efrat Aviv
tüm konuşmacılara ve sempozyuım
hazırlıklarında
yardımcı
olanlara
teşekkür etti.
Program, şarkıcı Tsipora El Roi’un
söylediği ve kanun ustası Ariel Kasis,
udi Yaniv Teihman ile darbukacı Noa
Vaks’ın eşlik ettiği Türkçe şarkılarla
sona erdi.
TOPRAK VE DEMOGRAFİ
Dr. Selim Salti
Arkeolojik kanıtların son yıllarda
silinmesine
çalışılmış
olsa
bile
Yahudilerin günümüz İsrail topraklarında
tarih boyunca yaşamları tarihi, kültürel
ve dini bir dizi bulgularla ispat edilmiştir.
Bir
toprak
parçasının
İslam
egemenliğine
girmesi
durumunnda
toprağın İslam'ın malı sayılacağı ve
dolayısıyla İslam kalması gerektiği veya
kaybedilmesi durumunda yeniden zapt
edilmesi fikrinin yirminci yüzyıldaki en
önemli
bayraktarı
kuşkusuz
eski
Yeruşalayim (Kudüs) Müftüsü Hacı
Emin El Hüseyni'den başkası değildir.
Bu görüşü paylaşan ve onun izini takip
eden bütün Arap düşünür ve siyasileri bu
doktrin çerçevesinde Arapların İsrail
topraklarının
üzerindeki
hakkı,
Yahudilerinkinden üstün görürler. Ancak
bu prensip İslam veya Arap dünyasının
dışında kabul edilebilir bir görüş değildir.
Nitekim bu görüşün haksız bir görüş
olduğu konusunda sesini duyurmaya
çalışan yalnızca Yahudiler değildir.
Buna karşın malesef İkinci İntifada'dan
bu yana, gerek Hristyan Batıda gerekse
de bazı Yahudiler arasında dahi bu
düşünce propaganda ve diplomatik baskı
malzemesi yapılarak desteklenmiştir.
Bizler için esas mücadele burada
başlamalı, tarihi çarpıtan yazı ve
beyanatlara şiddetle karşı koymalıyız.
Bugünkü İsrail-Arap anlaşmazlığının ana
öğesinin toprak paylaşımı sorunundan
kaynaklandığını anlamalı, bunu göz ardı
etmemeliyiz. Bazı anti-Siyonist ve de
antisemit görüşler "bir toprak iki millet"
sloganını
yayarak,
ihtilafa
çare
bulunamayacağını ima edip duruyorlar.
Böylelikle Yahudilerin istilacı olduğunu
ima ediyorlar. Toprak karşılığında barış
prensibi de bu coğrafyanın insanları
arasındaki düşmanlığa "dur" demeyecek.
Meselenin
kültürel,
ve
stratejik
dinamiklerini görmezlikten gelinerek
yüzeysel ve geçici bir ateşkese benzeyen
"yol haritası" tipi oldu bittiye getirilecek
dış baskılı emrivaki anlaşmalar 80 yıldan
beri
devam
eden
Arap-Yahudi
çatışmasını
sona
erdirmeyecektir.
Taraflar, Oslo Anlaşmasının maddelerini,
aynı toprakta iki devlet prensibini,
milletlerarası güçlerin baskısı sonucu
kabul etseler dahi tarafların karşılıklı
toprak talepleri rafa kaldırılmıyacaktır.
Düşmanlık iki milletin içine sinmiştir.
Karşılıklı güvensizlik en üst düzeyde
bulunmaktadır. Bu sürtüşme kapsamında
Yahudilerin amacı hayatta kalmak
olurken Arapların temel amacı ise
Yahudilerin varlığına son vermek
olmuştur. Bu yolda Araplar "zaman"
kavramının kendi lehlerine işlediği
kanısındadır.
Günümüzde, bir de İslam'ı yanlış
yorumlayan
radikal
İslamcı
emperyalizmin, cephe savaşı vermeden,
dünyaya intihar komandoları ile egemen
olma mücadelesi devam etmekte.
Kuşkusuz, bu gruplar kendilerine İsrail'i
ana hedef olarak seçmişlerdir.
Buna
karşın
İsrail'in
yok
edilemeyeceğini inanan okumuş bir Arap
sınıfının doğması ve toplumu bu şekilde
yönlendirmesi
durumunda
barışın
gerçekleşmesi ihtimal dahilindedir.
İşte
o
zaman
sınırlardan,
Yeruşalayim'in paylaşılmasından, su
kaynaklarının
bölüşülmesi
üzerine
konuşulabilir.
Gerekirse
demokrasi
anlayışı içinde bu bölgede federatif
anlaşmalara dahi gidilebilir. Bu da yakın
gelecekte görünmemektedir. Bunun
yanında müzakerelerin zamanlanmaya
bağlı tutulması, taraflara bu yönde baskı
yapılması uyuşmazlığı halletmeyecektir.
Buna mukabil biz Yahudilerin gerek
İsrail'de olsun gerekse de diasporada
olsun yapacağımız tek şey toprağımızı
korumaktır. Bu savunma insanlık ve
Yahudilik
prensiplerine
aykırı
düşmedikçe sürdürülmelidir.
Demografi de İsrail için önemli bir
meseledir. Önümüzdeki on yılda 1
milyon Yahudi mültecinin İsrail'e
yerleştirilmesi halinde İsrail'in 50 yıl
daha Yahudi çoğunluğa sahip olacağı
anlamını taşır. Demografik büyüme
bugün süregelen mücadelede önemli bir
faktördür. Yeni göçmenlerin İsrail'in
gücüne güç katacağı aşikardır. Barışı
korumak istiyorsak, konuya milletçe
eğilmeliyiz. Siyonizm bu değil midir?
HERKESİN GÖRMEDİĞİ... BİLMEDİĞİ...
Derleyen: Nesim Güveniş
İsveç’te İsrail Ürünü Tedavi Cihazı:
Stockholm’un
Karolinska Üniversite Hastanesi'nde, “Israel’s Brainsway”
şirketinin
ürettiği
bir
‘Transcranial
Magneting
Stimulation’
(TMS) cihazı hizmete açıldı. Bu cihaz,
kafatasından geçirilen manyetik dalgalarla depresyon
hastalarını tedavi ediyor. İsveç, dünyada en çok depresyon
hastası olan ülkelerden biri.
Genç Kızları Bilime Teşvik: Tel-Aviv’de, “Gangly Sister”
adlı bir Start-up firması, genç kızları Bilim-TeknikMühendislik-Matematik (STEM) alanlarına yöneltip teşvik
edecek bir internet çizgi film sitesi kurdu. İngilizce yürütülen
bu siteyi Ocak ayından beri takip edenlerin sayısı 64.000'i
buldu.
İsrail’de Tedavi Edilen Suriyeliler: Şubat ayının son
haftasında, biri 14 yaşında bir çocuk olmak üzere 3 Suriyeli,
İsrail hastaanelerine alındı. Tiberya’daki Poriya Sağlık Merkezi
şimdiye kadar 46 Suriyeliyi tedavi etti. Haifa’daki Rambam
Hastanesi'ne koma halinde gelen 6 yaşında bir çocuk
kafasından amelyat edilerek hayata döndürüldü. Annesini ve
kardeşlerini öldüren bir patlamada ağır yaralanan Suriyeli
çocuk sağ salim babasına teslim edildi.
Afrika’ya Yardım: Almanya ile ortak bir projeye girişen
İsrail Hükümeti Afrika’ya yapılacak insani yardım projesine 24
Milyon Şekel ayırdı.
California’ya İsrail Enerjisi: İsrail’in “Bright Source
Energy” şirketi, California’nın bir çöl bölgesine kurduğu 392
Megawat güneş enerjisi toplayan tesisle California’ya enerji
sağlıyor. 5 Km2 lik bir alanda kurulan tesis, dünyanın en büyük
Güneş Enerjisi Üretim Sistemi sayılıyor.
13
KADIN GÖZÜYLE
HAKKA TECAVÜZ
Mati Turyel
Türkçe'de topluma mal olmuş bir söz amacıyla değer taşıyan bir nesneyi
vardır: "Para ile imanın kimde olduğu vermesi olarak tanımlıyor hukuk
bilinmez". Ben bu sözün ana fikrine kitapları. Rüşvetle ilgili ilginç durum
karşıt bir görüş taşıyorum. Zira nedense alan ve verenin rıza göstermesidir ki
"imanın" olduğu yerde genellikle para ve bunu açıklayan atasözü "alan razı veren
bu ikisinin olduğu yerde de güç denilen razı" şeklindedir.
kavram neredeyse olmazsa olmaz bir
Türkiye’de
kaset
skandalları,
şekilde kendini gösteriyor.
yozlaşma ve rüşvet haberleri patlak
17 Aralık 2013'ten beri Türk verdiği sırada, İsrail'de Rav Yosef Pinto
televizyonlarında yayınlanan haberleri ve ortaklarının başını çektiği rüşvet ve
entrikaları bol bir dizi gibi izliyorum. yolsuzluk
skandalları
haber
ile
Acaba bir sonraki bölümde ne olacak? sarsılıyordu. Rav Pinto bir dini lider
Bu ruh hali iyi midir kötü müdür bu olarak emlak dünyasının ABD'de
tartışılır, ancak Türkiye gündemi o kadar yaşayan pek çok önemli isme yakınlığı
yoğun bir halde iken
ile tanınıyor. Ancak
Türkiye'deki siyasal
Rav Pinto'nun basının
durum ancak bu tarz
odağına
diziler
ile
yerleşmesinde
bu
kıyaslanabiliyor. 17
yakınlığı, değil şantaj,
Aralık'ta
ortaya
para aklama, rüşvet
çıkanlar artık tüm
vb
suçlar
ile
dünya
tarafından
suçlanması var. Rav
biliniyor.
Pinto'nun üst düzey
Montajlanararak
bir polis memuruna
Foto: MediaPhoto.org
elde edilmiş olduğu
rüşvet verdiği iddialar
iddia edilen bir baba-oğul arasında gecen arasında. Bu üst düzey polis memuru ise
1 milyar dolar etrafında dönen o malum iddialar karsısında görevinden istifa etti.
konuşmalar... Bu konuşmaların bırakın Ahlaken doğru sayılabilecek toplumun
Türkiye'yi dünya gündemini işgal ettiği, gözünde onurlu olarak görülen bu
dünyadaki pek çok haber ajansının basın davranış, kanunlar karşısında bu şahsı
organlarına servis edildiği biliniyor. masum kılmaz. Ancak suçu ispat
Malum konuşmalarda geçen bu paralar edilinceye kadar da bu şahsın masum
17 Aralık 2013 tarihinden çok önce olduğu da bir gerçektir. Rav Pinto'nun
Wikileaks sızıntılarında belirtilmişti. rüşvet verme sebepleri ise kendisi ile
Neyse, zenginin parası züğürdün ilgili bazı iddiaların savuşturulması
çenesini yorarmış.
olarak gösteriliyor. Bu iddiaların önemli
Esas mesele ahlaki ve kanuni boyutları bir kısmı Rav Pinto'nun birlikte çalıştığı
olan bu miktarın elde ediliş biçiminde bazı işadamları ile sahibi olduğu
yani rüşvette. Rüşvet yeni bir kavram mülklere yatırım yapan yatırımcıların
değil. Kişinin bir memura kendi çıkarları paralarını
kendi
amaçları
için
doğrultusunda
memuru
etkileme kullanmaları ile ilgili.
Bu noktada ilgimi çeken durum
paralellik. İddialar doğru ise gerek
Türkiye'de gerekse de İsrail'de bu
zimmete para geçirme suçlamaları ile
karşı karşıya kalan kişilerin referansının
din olması ve her ikisinin de dinin
verdiği itibarla belirli bir yere gelmiş
olup geldikleri yeri, makamı kötüye
kullanmaları gerçek bir paralellik
oluşturuyor. Herhalde ilk çağlardan beri
din, para ve güç arasında garip bir ilişki
olduğunu kabul edersiniz. Nedense
referansı din olan insanlar paranın ve
gücün de yönetiminde pay sahibidirler.
Bu konudaki en önemli örnek
Hıristiyanlık tarihidir. Vatikan'ın politik
ve ekonomik geçmişi hatta bir mezhep
olarak Protestanlık'ın doğuşu bile bu
minvaldedir. Bir başka deyişle din, para
ve güç eksenindedir.
Tarih kitapları bu üçgeni açıklarken
Vatikan'ın aldığı vergilerden, kiliselerin
şaşaalı
bir
biçimde
zenginliğe
boğulduğunu, buna karşılık halkın
fakirliğinden ve sefaletinden bahsederler.
Özellikle Katolik dünyası 1789'daki
Fransız İhtilaline kadar büyük oranda bu
sefaleti ve fakirliği çeker. İlgimi çeken
bir nokta din-para-güç üçgeninde fakir
halk çoğunlukla şikayet etmeyen, güç ve
para sahibi insanların her dediğine
kolaylıkla
inanan
insanlardan
oluşmasıdır. Dahası bu din-güç-para
ekseninde olan kişilerin, halka verdikleri
sadaka bu insanlar tarafından lütuf kabul
edilir. Pek çok toplumda olduğu gibi
Türk toplumunda da var olagelmiş bir
durumdur bu. Nitekim yaşanan bazı
gelişmelere karşın hala "gözümle görsem
inanmam" diyen pek çok kimse mevcut...
IDC Herzliya - GLORIA Center Başkanı ve MERIA Editörü,
Türkiye uzmanı akademisyen, dost
Baş ağrıları...
Sırt ağrıları...
Kas ağrıları...
Ve çeşitli sağlık sorunları için
PROF. BARRY RUBIN’i ‫ז''ל‬
ÇİN YÖNTEMİ TEDAVİ
3 Şubat 2014 tarihinde kaybettik. Hatırası daim olsun.
Ek bilgi için:
VEFAT
MİKİ LOMBROZO
054-7575886
‫ברוך דיין האמת‬
14
TOPLUMUMUZDAN ÇEHRELER
URİ MİZRAHİ İLE MUTLULUK ARAYIŞI
Stella Kent
Kısa bir zaman önce "Gizli İçerik";
"The Secret Ingredient" adlı belgesel
filmi Tel Aviv Sinametek'te izlemeye
gittim. Görenlerin iyi not vermelerinin
yanısıra arkadaşımız Sheyla ve Jojo
Mizrahi'nin oğulları Uri'nin filmin
yapımcılarından olması ilgimi arttırmıştı
doğrusu!.
"24 Rupi" adlı Hint Lokantasının
sahibi olan Uri Mizrahi, iki arkadaşı
Neta ve Lilach, işin sonunda filmin
editörlüğünü de üstlenecek olan
kameraman
Dror ile Hint
sokak
yemeğine odaklı bir yemek kitabı
derlemeyi ve bunun için de fotoğraf
çekmeyi planlarlar. Yarı belgesel
niteliğinde olacak bu filmin can
alıcı noktası yemeğe ya da hayata
tat ve anlam veren gizli formülün
de
bir
arayışı
niteliğinde
olmasıdır. Kendilerinin çekip
oynadığı bu filmin kurallarını da
kendileri koydukları için herşey
son derece doğal ve akıcı
olur. Başlı başına renkli ve
gizemli
olan
Hindistan'da
karelere yansıyan hayatı, seyirci
onlarla beraber yaşar. Bizler de
sokak
pazarlarının
sunduğu
baharat cennetlerini, yerli ve
yabancıların seyyar lokantalardan elle
alıp afiyetle yedikleri türlü yiyecekleri,
fakirliği
ve karmaşayı
kokladık,
hissettik. Mistisizmin merkezlerinde
önde gelen saygın guruların uyandırdığı
huzur ve sükun dünyasına bir yolculuk
yaptık. Bu göz ve söz ziyafeti ile birlikte
Uri, Neta ve Lilach'ın iç dünyalarına da
ortak olduk. İnsanın böylesine tanıdık
bir çevre karşısında özelini açması
zayıflıkları ile mücadelesini dile
getirmesi aslında büyük cesaret. Bilge
kişilerin hayatın gizemi ile ilgili
cevaplarında da bu üç arkadaşın
arayışlarını görebiliyoruz.
Birçoğu paylaşmak veya sevmek diye
cevapladı hayatın sırrını. Hiçbiri para
veya
cinsellik
demedi
mesela. Gurulardan biri "Mutluluğun
sırrı siz kendinizsiniz aslında. Hayattan
ne istersiniz diye sorduklarında mutlu
olmak diye cevaplar çoğu kişi; iyi de sizi
mutlu edecek şeyleri nasıl keşfedersiniz"
diye soru yönelterek ayna tuttu onlara.
Film, yapmamız gereken seyahatin uzak
bir ülke olan Hindistan'a değil; aslında
çok yakınımızda olan kendi benliğimize
yapmanız gerektiğini anlatıyordu sizin
anlıyacağınız...
Uri de bu iç dünyaya yolculuk
yapanlardan... "İlkokulu İstanbulda
tamamladıktan sonra 11 yaşlarında
ailemle aliya yaptık. Dayak korkusu da
olmayınca iyi talebe olmak için fazla
uğraşmadım ve 27 yaşına kadar anne ve
babamın hayatını yaşadım, babamla
çalıştım." Uri, birçok genç gibi hafif
uyuşturucular içerken maalesef daha
ileri giderek LSD’ye alışmış. "Gerçekle
hayal birbirine karışmıştı. Adeta
çıldırdım; öldüm", diye zor günlerini
samimiyetle anlatan Uri. tedavi görüp
iyileştikten sonra ikinci hayatını değişik
bir şekilde yaşamaya karar vermiş.
Öncelikle arzu ettiği uzun seyahate
çıkmış ve bir buçuk sene Avustralya ve
Hindistan'ı dolaşmış. Döndüğünde de 45 sene otistik çocuklarla terapist olarak
çalışmış.
"Klasik anlamda işadamı olmak
istemediğim kesindi; "24 Rupi" filminde
oturduğum evin damında 3 ortak 150
Şekel koyup aldığımız tencere ve
sebzelerle lokantadan çok Hint aşevi
diye tanımlanabilecek bir lokanta açarak
işe
başladık",
diyen
Uri
her
kazandıklarını malzemeye yatırarak gün
gün ayakta durmaya çalıştıklarını anlattı.
Aslında onlarınki gibi basit ve ucuz olan
Hint yemeği o zamanlar sadece pahalı
ve gurme gibi sunulduğundan ünleri
hızla yayılmış. Hatta ruhsatları olmadığı
için Time Out dergisi "Tel Avıv'in gizli
yemek yerleri" sayısına onları kapak
yapmış. Ancak 3 ay sonra yağmur
15
mevsimi başladığında kapalı ve devamlı
bir yere taşınmaları gerektiğinde
hemfikir olmuşlar. Uzun bir arayıştan
sonra Tel Aviv'de Shoken Sokağı 16
numarada ikinci kattaki şimdiki yeri
kiralamışlar. Güzel havalar için çatı katı
da bulunan bu yer için 30.000 Şekellik
bütçe ile, sokağa bırakılan eski eşyaları
toplamışlar, eski yatakların, koltukların
yüzünü değiştirip sedir, yer masası, hasır
ve top kumaşlardan halı yapıp
dekorasyonu tamamlamışlar. En büyük
yatırımları daha sonra ekledikleri soğuk
hava cihazları olmuş. Hindistana gitmiş
olan gençler ve turistler; yakındaki
Haaretz, Discount, Amdoks gibi
büyük işyerlerinde çalışanlar öğle
yemeğini neredeyse ortalama 24
Şekel'e burada yiyebiliyorlar. Adı
hala "24 Rupi" olan bu lokanta
otantik Hint yemeğinin yanısıra
Hint
felsefesine
de
sadık
kalıyor. Hindistan'dan manzaralar
ve arka planda tatlı bir Hint müziği
eşliğinde hergün taze pişen
yemeklerden arta kalanlar gün
sonunda
"Lasova"
adlı
organizasyona veriliyor.
Soğutuculu kamyonlarla taşınan
bu yemekler açık mutfaklarda 1
şekele ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor.
En çok istediği şeylerin başında gelen,
babalığı tadan, 45 yaşına merdiven
dayayan evli ve iki çocuk sahibi Uri
Mizrahi tüm ruhani oturumlardan ve
hayat tecrübelerinden sonra bile insanın
kendini birden boşlukta bulabildiğine
dikkat çekiyor. İnsanın içini dolduran
hayatına anlam katan şeyin hep aynı
kalmadığını, bundan korkmadan insanın
kendini olduğu gibi kabullenmesini,
kendisiyle
barışık
olması
gerektiğini dile getiriyor.
Hindistan'daki çekimlerin başarısından
ve ilgiden neredeyse gözü kamaşan Uri
kendisine yönelik beklentileri nasıl
cevaplayacağını ise bilmiyor. "Ne
olursa olsun yaptığım işten keyif
almalıyım", diyen Uri'nin yeni tutkusu
YOYO. İş adamı değil girişimci
olduğunu vurgularken online yoyo
satışına
başladığını
ve
şahsen
uluslararası yoyo yarışmalarına da
katılacağını söylüyor gülümseyerek.
Nochada de Alegria en “Suzan Dalal”
El Klub Kultural de Bat Yam en el Seno de la Itahdut Yotse Turkiya Prezento un Djugo Teatral djuntos
kon Kantes Populares.
Pasimos una nochada verdadmente
alegre en una de las salas de Teatro en
“Suzan Dalal” el 29.Marso.2014.
importansia de estas aktividades en el
desvelopamiento de la kultura sefaradí i
agradesyo todos los ke tomaron parte en
El grupo “Pasatiempo” del Klub
Kultural de Bat Yam en el seno de la
Hitahdut Yotse Turkiya realizo su aktividad tradisyonal en doz sesiones, la primera una fiesta muzikal i la segunda una
kurta reprezentasyon teatral, eskrita i rejisada por Albert Anah.
La Prezidente de la Hitahdut, Zali de
Toledo avrio la nochada sinyalando la
la realizasyon de esta nochada.
Moshe Shaul, Vice-Prezidente de la
Autoridad Nasyonala de Ladino expreso
también su alegría de partisipar a esta
tadrada ke mos da el sentimiento ke esta
lengua esta biva i rengrasyo los organizatores ansi ke la asistensia.
Albert Anah meldo una letra de la
parte de Shlomo Behar, Prezidente del
Klub Kultural, en la kuala el se exkuzo
de no poder estar kon mozotros siendo
ke su padre mos desho la buena vida el
mismo dia.
Enfin entro a la shena el
koro en la direksion de Yosi Geron, buen konosido
músiko ke no solo dirijo el
koro kon maestria, ma
también kanto komo solisto kon su ermoza boz kantes Turkos i JudeoEsoanyoles. Ay de notar ke
el solisto Shahar Palensia,
de solo 14 anyos de edad,
resivyo kon su boz dulse,
grande sempatia de la asistensia.
En la segunda sesión, Eti
Cherasi, Albert Vakil i Doli Rosilio djugaron de manera kaji profesional la komedia kurta de Albert
Anah: “Kon Ketuba sinko, sin Ketuba
diez” en un Ladino limpio sin pretensiones. Las rizas i los aplauzos eran prova
de la reushidad.
Felisitamos Albert Anah i todos sus
kollegas esperando ke veremos kada anyo reprezentasyones ke kontribuaran a
muestra kultura.
İYT LOKALİNDE NİKKEN ŞİRKET TANITIMI
10 Şubat 2014 tarihinde derneğimiz
lokalinde değişik iş fırsatları arayanlar için
ilginç bir iş tanıtım gecesi düzenlendi. Sağlık
sektöründe faaliyet gösteren Nikken
Şirketinin çeşitli ürünlerini tanıtmak ve yeni
çalışanları bünyesine katmak üzere Şirket
temsilcisi Galia Netzer, lokalimizde Sağlık ve
Sağlıklı Yaşam üzerine kapsamlı bir
konferans verdi. Lizet Danon'un ön ayak
olduğu gecede, aynı zamanda eski bir
öğr et m en ol an k onuşm acı G al i a
Netzer’in
kapsamlı fakat İbranice olan
konuşmasını Türkçe’ye yine Lizet Danon
tercüme etti. Soru-Cevap ve interaktif
metodların kullanıldığı konferansın ardından
hava temizleyicisi, su filtresi, uyku seti, çorap
vb. bir çok ürün tanıtıldı.
16
Diskusyon en la ‘Knesset’ Sovre el Avenir del Ladino
En la “Knesset” se esta aparejando una
ley ke arekojera todas las asosyasyones
kulturales de diferentes komunidades ke
egzisten en el país debasho de una misma
Autoridad. De esto se entiende ke las komunidades de los Sefaradim o de los Ashkenazim teneran el mismo
estatus ke las mas
chikas komunidades komo akeya de los Iranianos o los Libyanos. Esto kavzara también
un amenguamiento en el apoyo material del
Ministerio a siertas komunidades.
El grupo de Ladino-avlantes
fue
reprezentado por Moshe Shaul, Zelda
Ovadya i Alegra Amado de La
Autoridad Nasyonala del Ladino, Zali De
Toledo, Selim Salti i Nesim
Guvenish
de la “Itahdut Yotsey Turkiya”, Prof.
Tamar Alexander del Sentro Gaon de la
Universidad Ben Gurion i Mario Soryano
de la Komunidad de Rodos.
La Komisyon de Kultura i
Edukasyon de la Kneset era enkavesada por
Avraam Mitsna, miembro de la Kneset, ke
dyo la primera palavra a Moshe Shaul.
Moshe Shaul konto en kurto las realizasyones de la “Rashut Ha-Ladino” durante 16 anyos i apunto ke “si mos unisamoz
mos enchikesemos. No kale tokar a muestra
libertad de aktividades. Si todas las komunidades se adjuntan todas las kulturas entran
en perikolo. Devemos konservar muestra
kultura por tres
razones: -Los Sefaradim
también
peryeron munchas almas en la
Shoa. – El Ladino es universal ke se avla en
todas las partes del mundo. –La kultura
Sefaradi es muy vieja i muy muy rika.”
Prof. Tamar Alexander konto las aktividades del Sentro Gaon en la
Universidad Ben Gurion en el kampo de Ladino i los
esforsos para establisir una akademia. Eya
adjusto ke en el mundo entero apresyan las
aktividades de los Sentros de Ladino en Israel.
Shmulik Atsmon, representando los
Yidish-avlantes konto komo fueron
fundadas las autoridades de Yidish i de Ladino
kon su inisyativa atrás 18 anyos. Shmulik
remarko ke oy existen 2,5
Milyones de
Yidish-avlantes en el mundo i demando ke
la ley existente no se troke.
Meir Kahlon, representando los
Libianos, todo en sosteniendo la importansia
de la lingua araba, disho ke si se enfasan las
kulturas Ladino i Yidish, no keda patrimonio de kultura en Israel. Derrokar es fasil,
konstruir es difisil, adjusto Meir Kahlon.
Al nombre de los Sefaradim de Rodos, Mario Soriano expreso su emosyon
kuando el topo en su kaza un livro datado de
serka 200 anyos antes, eskrito en Ladino
kon letras ebreas. El produizo un filmo sovre los Sefaradim de Rodos ke peryeron sus
vida en la Shoa i kere kontinuar a produizir
mas filmos komo parte de la kultura
sefaradí.
A su torno, Zali De Toledo, Prezidente de la “Hitahdut”, konto ke en la Turkiya
uvo un periodo onde obligaron todos los
Djudios a avlar solo en Turko i el Ladino
peryo muncho de su
importansia. Oy
esta lingua se esta
arebiviendo, disho
Zali, dando eshemplos del periodiko Shalom
en Turkiya i Bulten en Israel. Eya adjusto ke
este patrimonio lo trushimos de la Espanya
atrás mas de 500 anyos i ke devemos de
konservarla libramente sin ser parte de un
budjeto komun kon otros patrimonios.
Dr. Sara Ziv, Prezidente de la Asosyasyon de los Yidish –avlantes, avlo sovre
las investigasyones ke mostran ke el Yidish
i el Ladino son ainda lenguas bivas. El Yidish no es solo lengua, disho Sara Ziv, ma
también kultura i kreatividad. El yidish i el
Ladino deven ser separados de las otras komunidades.
Prof. Kotlerman del Departamento de
Yidish en la Universidad Bar Ilan, propozo
ke la ley mueva sea apartada en dos, una
parte para el Ladino i Yidish i la otra parte
para las otras kulturas.
Yosef Ezra, sivdadino de Hebron, konto ke kuando Eliezer Ben Yehuda (Perlman)
vino a Israel, fueron los Sefaradim (i no los
Ashkenazim Ortodoksim) ke lo enkorajaron
a reformar el Ebreo. En akeyos días las mujeres Ashkenazies konosian el Ladino i las
mujeres Sefaradies el Yidish.
Hana Luden, representante del Dor
Muevo de Yidish, insistió ke el Yidish ainda
esta biviendo i es konsiderada komo lengua
biva en la Europa i en los Estados Unidos.
Esta propozisyon de trokar la ley es destruktiva, adjusto Hana Luden.
Despues de oyir también las opiniones
de los representantes de los Iranianos, Ejipsianos i Teymanim, Avraam Mitsna konkluo
la diskusyon dizyendo ke el Arabo o el Persiano son lenguas del país onde bivieron los
Djudios i no paresen al Yidish o Ladino ke
son lenguas Djudias avladas en todas las
partes del mundo solo por los Djudios. El
prometyo ke va azer su posivle para ke el
Yidish i el Ladino sean konsideradas komo
kampos diferentes de las otras kulturas en
la ley propozada.
Nesim Güveniş
SALON DE LADINO (79)
En este dia de lunes, tuvo lugar en el
Bet Avot Recanati el enkontro numero 79
del Salon del Ladino. Espero ke egzisten
mas en el mundo komo este Salon de Ladino ke funkSiyona al modelo de los salones literarios en Evropa.
El Salon Ladino en Israel fue la inisiativa de Selim Salti i de Matilda Kohen
Sarano, i el moderador en todos estos anyos es Besim Cohen. Uzamos a enkontrarmos una vez al mez, konversar entre
mozotros, solamente en ladino
(judeoespanyol), i eskuchar
konferensias en varios sujetos, jeneralmente relaSiyonados a muestra erensia kultural
sefaradi.
Esta vez, la konferensia fue dada por
Sara Tzur, estudiante de doktorado en el
Sentro de ladino al nombre de Naime i
Selim Salti (en la Universidad de Bar
Ilan). El sujeto de su konferensia fue "el
Seder en Madrid"."El Seder en Madrid"
es una novela eskrita en 1868 por el
rabino Djudyo-alman yamado Markus
Lehmann. La novela mos konta por
judyos konversos de Toledo ke kijeron
eskapar de la mano de la inkiziSiyon i
fuyeron a Madrid.
Mientras selebrando a eskundidas el
Seder de Pesah en Madrid, aparesyo en
supito un papaz, delegado de la InkiziSiyon. Los
marranos (konversos) ya estavan seguros, ke na, malorozamente, ya
se enkaparon, i sus fin amarga a yegado.
Ma, no!
Lo ke rezulto fue ke el papaz mizmo
17
era tambien un marrano ke elijio ser un
saserdote kristiano en el servisyo de la
InkiziSiyon, asi ke el podria salvar i resgatar Djudyos. Esta novela, "El Seder en
Madrid" de Markus Lehmann, parvino
ser traduizida i publikada en muchas
ediSiyones. Entre otras, la novela fue
traduizida al ladino, i imprimida en el
anyo 1936 en el jurnal "El Djidio" en Salonik.
Sara Tzur, en su konferensia, indiko
sovre el interesante fenomeno, ke
muchos sujetos kon atadijo a los Djudyos
sefaradim (i espesialmente los Anusim)
eran muy popular en novelas i kuentos
publikados en Almania.
Yehuda Hatsvi
Definisyon de la Konsepsion: “DJUDIO-SIYONISTA-ISRAELI”
Konferensia de A.B.YEHOSHUA en la “Itahdut”
El 3 Mars 2014, en el Sentro Kultural
de la “Hitahdut Yotsey Turkiya” tuvimos
el plazer de oyir A.B.Yehoshua avlar
sovre la Definisyon del Konsepto: Djudio
-Siyonista-Israeli.
yo la ley “Hok ha-Shvut” (Derecho de
tornar a su patria). Según la ‘Alaha’, Djudio se konta akel ke nase de madre Djudia. Esta regla fue valida durante 2000
anyos. Ma, kuando empesaron a inmigrar
A.B.Yehoshua empeso a analizar el
konsepto de Djudaismo desde munchos
anyos antes de la fundasyon del Estado
de Israel, kuando eramos todos solo
DJUDIOS. Esto era la sola definisyon,
sin ningúna konfuzyon. Es después de la
fundasyon del Estado, ke empeso la konfuzyon de “Ken es Djudio?” kuando sal-
miles i miles de djente ke no nasyeron de
madre Djudia ma tenían en la famiya una
avuela Djudia, se vido ke la regla de la
Alaha no era bastante.
El konsepto de S i yoni zmo
malorozamente se siente en muestros
días en el mundo entero komo una insulta, tiene una entonasyon negativa. Ya sa-
vemos ke el Siyonismo tiene por buto de
arekojer todos los Djudios ke sufren de
opresyon, antisemitismo i pogromes en
diferentes países del mundo, en la patria
de sus ansestros. El Siyonismo no es una
ideolojia, disho A.B.Yehoshua, ma un
konsepto ke apareja terreno a ideolojias.
Kuando los primeros Siyonistas yegaron
a Israel, ningunos no les demandaron si
eran Djudios. En el tiempo de la
Deklarasyon de Balfur (1917) bivian en
Yerushalayim 50.000 Djudios. Si
Djudios Europeos vinian a Palestina en
akeyos días (1920), munchos Djudios
puedian salvarsen de la Shoa. Ay
munchos ke konsideran la Ley Hok-haShvut komo una ley rasista. Ma se olvidan ke el ‘derecho de tornar a su patria’
fue también akseptado por los Estados
Unidos.
Ser Israeli o Israeliano sinyifika solo
nasyonalidad. Hristyanos o Arabos de
nasyonalidad Israelyana no son Djudios.
El biervo “Djudio” no existe en el Talmud. Se emplea solo la expresyon “Bney
Israel”. Ma la nasyonalidad obliga todos
de tener responsabilidad resiproka.
A.B. Yehoshua konkluo su konferensia
diziendo ke “Uno ke bive en Israel, nasido de madre Djudia i es Siyonista, se
konta un Djudio Kompleto”.
La konferensia era tanto interesante i
la manera de presentar tanto simple ke
los partisipantes no kerian ke la tadrada
se termine.
Nesim Güveniş
KEN ERA YEHUDA BURLA ?
En el Salon de Ladino No.77 del 6.Enero.2014, Yehuda Hatsvi prezento un
lavoro sovre el autor sefaradí Yehuda Burla, ke era también su maestro en la eskola
primaria.
Yehuda Burla nasyo en el anyo 1887 en
Yerushalayim i servio komo interprete en
la armada Ottomana durante la Primera
Gerra Mundial. El eskrivio 12 livros. Su
primer livro era intitulado “La Luna”.
Entre las otras ovras, se puede kontar “Bli
Kohav” sovre la vida i kostumbres de los
Beduines, “Bikdusha” sovre la sufriensa
de una mujer de su marido bígamo i
“Baofek” sovre Rabi Alkalay.
En sus eskritas, Yehuda Burla
deskrivia las kazikas de Yerushalayim
kon sus kortijos i la manera de bivir en
akeyos días. El era modesto i un realisto
liriko, muy diferente de los eskritores
Eshkenazis. Kuando se diskutava si ay de
emplear el Yidish o el Ladino, Burla siempre lucho por la lingua Ebrea.
“Yehuda Burla mos kaptivo kon su arte de
kontar!” mos disho Yehuda Hatsvi akodrandose de su chikes.
Yehuda Burla se muryo en el anyo 1969.
Su ijo Oded Burla eskrivyo kaji 70 livros
ke el mismo illustro para kreaturas. Su ija
Ofra también eskrivyo unos kuantos
livros.
Nesim Güveniş
18
LOS MEKUBALIM DE TSFAT - 3
Zelda Ovadia Salinas
primera vez en un mahzor (livro de
orasyon) al uzo de los sefaradis, en
Venezia, en 1584.
Haim Vital nasio en Tsfat en 1543.
En este piyut el Shabat es
Su padre Rabi Yosef Vital Calabrese
Ijo de una de las famiyas
asemejado
a la Novia – ermoza, kerida,
era “sofer s’tam” i era muy estimado
ekspulsadas de Espanya, el nasio en
dezeada i el puevlo de Israel – al
por los mekubalim. El izo aliya a Erets
Saloniko, a la vista, en 1505. Kon su
amado.
Israel de la sivdad de Calabria, en el
yegada a Erets Israel, komo munchos
Kuando, en la estrofa “Leha Dodi
sud de Italia, i se aresanto en Tsfat.
otros, el tambien se aresento en Tsfat i
likrat
kala”, el autor demanda del
La vida de Haim Vital fue yena de
arekojo a su deredor un grande numero
puevlo de Israel de ir a resivir a la
revelasyones i de ermozas leyendas. En
de elevos ke estudiaron djuntos kon el
novia, el da a entender ke no es
su livro “Sefer Hizyonot” (Livro de
la Kabala. Uno de eyos era
solamente los mekubalim ke
Revelasyones) ke es en efekto una
Rabi Moshe Kordovero ke
tenian este uzo de salir a los
autobiografia eskrita en forma de
devino su kunyado, siendo
kampos a resivir el Shabat,
diario, el autor empesa a kontar su vida
ke el se kazo kon su
sino ke kada persona i persona
dos anyos antes de su nasimiento.
ermana. Lo ke distinge a R.
deven salir afuera a resivir el
Rabi Haim Vital konta ke kuando
Shlomo Alkabets de los
dia santo.
su padre era ainda maestro de eskola
otros mekubalim es el fakto
Esto asemeja a una persona ke
en Italia, lo vijito un talmid haham,
ke el era poeta tambien,
aspera la yegada de su kerido i
savio grande en la Tora
k o n o s i d o
no teniendo mas pasensia,
en su jenerasyon, kon el
prinsipalmente por el
dezeando enkontrarlo un
nombre de Rabi Haim
ermozo piyut Leha
minuto antes, sale afuera i
Eshkenazi, i le disho:
Dodi ke devino el
korre verso su amado ke,
“Tu partiras a Erets
imno de noche de
naturalmente, en este piyut
Israel. Ayi te nasera un
shabat kantado por El Tombo del Rabi Alkabetz es el Shabat.
ijo i le meteras el nombre
todas las komunidades djudias en
No ay duda ke Shlomo Alkabets,
de Haim komo mi propio
el mundo. Asta la epoka de los
uno
de los mas importantes mekubalim
nombre. El sera haham
mekubalim de Tsfat la tefila de
de Tsfat, sera akodrado siempre por su
grande i no avra un otro
noche de Shabat no inkluiya
imno de noche de Shabat el “Leha
Haim Vital
igual en su jenerasyon!”
mizmorim, los kantes ke uzamos
Dodi”.
Dos anyos despues efektivamente,
a kantar oy i ke se topan en todos los
En estos dias en los kualos el
nasio Haim Vital.
sidurim, los livros de orasiyon.
estudio de la Kabala esta de muevo de
A la edad de 14 anyos el avia
R. M. Kordovero fue el primero a
moda, es bueno de saver ke un grupo
empesado a estudiar en el Bet Midrash
kantar el mizmor “Lehu Neranena” en
ke kontribuyo de una manera muy
de Rabi Moshe Alsheh, ke fue uno de
las noches de Shabat. Este mizmor fue
apresiable a este tema fue djustamente
los elevos de Rabi Yosef Karo, el autor
adoptado por las komunidades
de entre los djudios ekspulsados de
del Shulhan Aruh. En desparte del
eshkenazi i de Yemen, ma no por los
Espanya ke toparon abrigo en la chika
estudio de la Tora el fue atirado por el
sefaradis. Las komunidades sefaradis
sivdad de Tsfat.
estudio de la Kabala i el mistisizmo. El
sigieron el kamino del ‘HaAri i
Foto: Ariel Palmon
se djunto al Bet Midrash de R. Moshe
avrieron las tefilot
Kordovero ande se embezo los
de kabalat Shabat
sekretos de la Kabala.
TÜRKİYELİLER BİRLİĞİ
kon el “Mizmor le
La doktrina del Ari es konosida
David” o “Mizmor
(İTAHDUT YOTSEY TURKİYA)
grasias a la ovra de Haim Vital “Ets
shir
le
yom
‘Hahaim”.
‘haShabat” mientres
En una sierta epoka el avia deshado
ke el “Leha Dodi”
Tsfat para ir a bivir en Ejipto por un
fue akseptado por
İSRAİL’DEKİ TÜRKİYELİLERİN YAYIN ORGANI
kurto periodo. En 1577 paso a morar a
t o d a s
l a s
Adres: Mohrey Hasigaryot 7 Bat-Yam 59620
Yerushalayim ande bivio 8 anyos i en
komunidades
Tel: 03-6582936 Faks: 03-6573894
1586 torno a Tsfat por segunda vez. El
djudias i es kantado
Editör & Tasarım: Hay Eytan Cohen Yanarocak
termino su vida en Damasko ande
asta oy dia kon
İLETİŞİM: [email protected]
sirvio de rabino de la komunidad
grande emosyon.
[email protected]
sefaradi de los orijinarios de Sicilia. El
El piyut “Leha
Gönderilen yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
murio en 1620 a la edad de 77 anyos.
D o d i ”
f u e
Gönderilen yazılar basılmasa dahi iade edilmez.
imprimido
por
Ücretsiz dağıtılır. Internet sitemiz: www.turkisrael.org
HAIM VITAL
RABI SHLOMO
HALEVI ALKABETS
19
‫"השולחן של לינדה" ספר בישול יוצא מן הכלל‬
".‫שלי‬
‫לינדה מספרת שהיא נהנית מכל שלבי‬
‫ החל מקניית המצרכים ועד לשלב‬, ‫האירוח‬
‫ שהוא‬,‫ ומקדישה את הספר‬,‫עריכת השולחן‬
‫ ילדיה‬, ‫ לבן זוגה‬, ‫תוצר הגעגועים לעברה‬
.‫ונכדיה‬
‫לינ דה סגול מתכוונת ל ת רו ם את כ ל‬
‫ההכנסות מהספר לארגוני עזרה לזולת של‬
‫ ובכך היא ממשיכה את‬,‫קהילת יוצאי טורקיה‬
‫מסורת התמיכה הפילנטרופית של משפחת‬
.‫סגול לקהילת יוצאי טורקיה בישראל‬
‫אנו מודים מעומק הלב ליוזמה מבורכת זו‬
.‫של לינדה סגול‬
‫ נסים גובניש‬
‫ ניסו מיסיסטרנו‬:‫ תרגום‬
‫ ויש כאלה עם כלי‬, ‫אחרים צבעוניים ביותר‬
‫ האופייניים לשולחנות‬,‫כסף וסכו"ם יוקרתיים‬
.‫ערוכים כמנהג יהודי טורקיה מימים עברו‬
‫ " אני מתגעגעת‬: ‫ציטוט מהמבוא לספר‬
,‫ אני מתגעגעת לריחות‬.‫לחיים שהיו לנו פעם‬
‫לטעמים ובעיקר לארוחות שנערכו בבית‬
. ‫ קמליה וחיים סטרוגו ז " ל באיזמיר‬, ‫הוריי‬
‫את האבה לאירוח של חברים ובני משפחה‬
‫ כל שבת וחג היו סיבה לארוחה‬.‫ספגתי מהם‬
, ‫ אווירת ה " ביחד " של המשפחה‬. ‫טובה‬
‫ שלובים אצלי בזיכרון‬, ‫הזמירות והסיפורים‬
‫ המטבח הוא חלק‬. ‫עם ריחות התבשילים‬
‫ אמי וסבתי‬. ‫בלתי נפרד מהתרבות שלנו‬
, ‫השתמשו בחומרי גלם בסיסיים ועונתיים‬
‫ המאכלים‬. ‫כאלה שאפשר למצוא בכל בית‬
‫עליהם גדלתי והמשחתי להכין ולהגיש גם‬
‫בישראל הם ממאפייני הזהות התרבותית‬
‫" השולחן של לינדה " הוא באמת ספר‬
‫ במבנה שונה בהחלט‬,‫בישול יוצא מן הכלל‬
.‫מספרי בישול אחרים שראיתי עד כה‬
‫השוני נובע קודם כל משיטת הארגון של‬
‫ וכן מהפרקים‬, ‫הספר על פי חגי ישראל‬
, ‫המיוחדים לנושאים כמו שולחן חברות‬
,' ‫ שולחן בראנץ‬, ‫ שולחן ילדים‬, ‫שולחן דגים‬
.‫ שולחן של אמא וכדומה‬,‫שולחן פיקניק‬
‫ אותו‬, ‫בסוף הספר מגישים קפה טורקי‬
‫ כל המתכונים‬.‫שותים בסוף הארוחה‬
‫מעוטרים בצילומים איכותיים של התבשיל‬
.‫המתואר‬
‫הספר הפותח בהיסטוריה קצרה של‬
, ‫ מלווה בתמונות מרהיבות‬, ‫יהדות איזמיר‬
‫ כל סידור שולחן בהתאם‬, ‫בצבע ובצורה‬
‫לסממני שולחן החג או נסיבות האירוח‬
, ‫ יש שולחנות הבולטים בפשטותם‬. ‫השונות‬
‫ניתן להשיג את הספר בהתאחדות‬
₪ 06 ‫ תמורת‬,‫יוצאי טורקיה בישראל‬

Kitap 60₪ karşılığında İYT’den
temin edilebilir.
Sıradışı Bir Yemek Kitabı: “Linda’nın Sofrası”
“LİNDA’NIN SOFRASI” (Ha-Şulhan
şel Linda) gerçekten de sıradışı,
gördüğüm diğer yemek kitaplarından çok
farklı bir yapıt.
Farklı olmasının nedeni de, hem
Yahudi bayaramlarına göre sıralanmış
olması, hem de Dostluk Sofrası, Balık
sofrası, Çocuk sofrası, Brunch, Piknik
gibi bölümler kapsaması. Kitabın
sonunda, yemekten sonra içilen Türk
Kahvesi sunuluyor. Tüm tarifler, o
yemeğin kaliteli resimleriyle süslenmiş.
İzmir Yahudilerinin kısa bir
tarihçesiyle başlayan kitapta, her sofra
düzeni, renk ve şekil olarak, bayramın
veya ağırlama nedeninin özelliğine göre
çok güzel fotograflarla gösterilmiş. Bazı
sofralar sadelikleriyle dikkati çekerken,
bazıları renklerl e konuşm akt a,
bazılarında da Yahudilerin yıllar önce
Türkiye topraklarında kullandıkları
değerli gümüş tepsi ve çatal-kaşık
takımları görülüyor.
İbranice yazılan kitabın Önsöz’ünden
bir kaç cümle alalım: “İzmir’de, ailemin
evinde, her bayram, her Şabat günü güzel
yemekler hazırlamak için bir nedendi.
Birlikteliğin bir ifadesiydi. İzmir Yahudi
mutfağı, nesilden nesile geçen Sefaradi
folklor ve kültürünün ayrılmaz bir
parçası. Atalarımız hep her evde bulunan
bakliyat çeşitleriyle mevsim sebzelerini
temel malzeme olarak kullanırlardı.
Annemin mutfağından gelen kokuları,
lezzetleri özledim ve geçmişime sarılmak
istercesine, aileme olan takdir ve
20
sevgimle bu kitabı yazmaya başladım.”
Ağırlamanın,
malzemeyi
satınalmaktan masa düzenine kadar, her
aşamada büyük bir zevk olduğunu
söyleyen Linda, geçmişine hasretin ürünü
olan bu kitabı, eşine, çocuklarına ve
torunlarına ithaf ediyor.
Kitabın satışından elde edilecek tüm
geliri, Türkiyeliler toplumunun yardım
derneklerine bağışlayacak olan Linda
Sağol, bu şekilde, İsrail’deki Türkiyeliler
toplumuna her zaman destek veren Sağol
ailesinin hayırseverliğine bir katkıda
daha bulunmuş oldu.
Linda Sağol’u bu girişimi için içtenlikle
kutluyoruz.
Nesim Güveniş
‫התאחדות יוצאי תורכיה‬
‫‪www.turkisrael.org‬‬
‫ביטאון התאחדות יוצאי תורכיה‬
‫גיליון ‪ 85‬אפריל ‪4102‬‬
‫העדה הצ‘רקסית בישראל‬
‫ניסו מיסיסטרנו‬
‫בימים אלה בהם נושא השוויון בנטל נמצא‬
‫בכותרות‪ ,‬ראוי לתת את הדעת לעדה מיוחדת‬
‫החיה בישראל ‪ ,‬המחזיקה בשיא גיוס בניה‬
‫לצה " ל – העדה הצ ' רקסית ‪ .‬למרות היותם‬
‫מוסלמים‪ ,‬הם מזדהים עם הציונות‪ ,‬כמעט כל‬
‫בני העדה משרתים בצה"ל ‪ ,‬יותר מכל מגזר‬
‫אחר ‪ ,‬ונחשבים לחיילים מעולים ולוחמים‬
‫מצטיינים ‪ .‬הם בולטים גם באחוזי קצונה‬
‫גבוהים‪ ,‬ולמרות מספרם הקטן הגיעו לדרגות‬
‫קצונה בכירות מאוד‪ .‬בתקופת המנדט הבריטי‬
‫סייעו הצ ' רקסים להעפלה‬
‫הבלתי ליגאלית דרך לבנון ‪.‬‬
‫הם התנדבו לשירות‬
‫במלחמת העצמאות והיו בני‬
‫ברית ליישוב היהודי ‪ .‬לאחר‬
‫הקמת המדינה שירתו‬
‫בהתנדבות ביחידת‬
‫המיעוטים ובפלוגת הפרשים‬
‫הצ ' רקסים ‪ .‬לאחר פירוקה‬
‫הוקם "חיל הספר" שהפך למשמר הגבול‪ .‬בכך‬
‫הפכו הצ'רקסים למיעוט הנאמן ביותר למדינת‬
‫ישראל‪.‬‬
‫הצ ' רקסים הם עם עתיק מאזור הקווקז ‪,‬‬
‫שהיו מחולקים ל‪ 21-‬שבטים‪ ,‬כמו ‪Karaçay‬‬
‫ממוצא ‪ ,Kıpçak‬שפסוגים ( ‪, )Şapsığlar‬‬
‫אבזאחים ואחרים ‪ .‬השם המקורי שלהם‬
‫" א ד י ג י ם " ( ‪ )A d ı ğ e l e r‬פ י ר ו ש ו " ה א ד ם‬
‫המושלם" בשפה האדיגית‪ .‬את השם‬
‫"צ'רקסלר" (‪ )Çer-keserler‬קיבלו מהטורקים‬
‫העות' מנים ‪ " :‬צ' ר " שפרושו בטורקית עתיקה‬
‫חייל ( ‪ )Yeniçeri-Asker‬ו ‪ "-‬קס " מהמילה‬
‫לחתוך בטורקית ( ‪ )Kesm ek‬במשמעות‬
‫" שוחטי חיילים "‪ .‬הם קיבלו את הכינוי הזה‬
‫בהיותם לוחמים מהוללים‪ ,‬שהתגייסו כחיילים‬
‫ליחידות המובחרות באימפריה העות'מנית‪.‬‬
‫האדיגים הפגאנים ‪ ,‬התנצרו במאה ה ‪5-‬‬
‫בהשפעת הביזנטים ‪ .‬מולדתם הייתה חלק‬
‫מהאימפריה הכוזרית‪ ,‬עד לשקיעתה וכיבושה‬
‫ע " י המוסלמים ‪ .‬קיימת סברה ‪ ,‬שכ ‪ 12 -‬אלף‬
‫יהודים שברחו מביזנטיון במאה ה‪ 8-‬התיישבו‬
‫בהרי הקווקז שבממלכה הכוזרית‪,‬‬
‫ובהשפעתם מספר שבטים צ ' רקסים בחרו‬
‫ב ד ת ה י ה ו ד י ת ו ה ת ג י י ר ו ‪ .‬ב מ א ה ה ‪2 1-‬‬
‫התאסלמו רוב האדיגים בהשפעת העות'מנים‪.‬‬
‫במ אה ה ‪ 2 8 -‬ה תחוללו מלח מות רו סי ה ‪-‬‬
‫צ ' רקסיה ‪ ,‬וכאשר הרוסים כבשו את הקווקז‬
‫במאה ה ‪ ,21 -‬הרגו כמיליון וחצי צ ' רקסים‬
‫וגירשו ‪ 129‬מהנותרים ‪ .‬המגורשים נקלטו‬
‫ברחבי האימפריה העות' מנית ‪ .‬חלקם הגדול‬
‫התיישב בצפון טורקיה ואחרים הגיעו למזה"ת‬
‫ולארץ ישראל‪.‬‬
‫לא ברור מספר הצ ' רקסים החיים כיום ‪.‬‬
‫מרבית השבטים נכחדו או נטמעו בעמים‬
‫אחרים ‪ .‬ההערכות הן כ ‪ 4-8 -‬מיליון ‪ ,‬רובם‬
‫מוסלמים סונים ומיעוטם נוצרים שנשארו‬
‫בקווקז ‪ .‬האוכלוסייה הגדולה ביותר חיה‬
‫בטורקיה‪ .‬פורמלית הם מעט יותר ממיליון‪ ,‬אך‬
‫ישנן ההערכות כי חיים בטורקיה לפחות ‪1-3‬‬
‫ואולי ‪ 5-1‬מיליון ‪ .‬השלטונות‬
‫הטורקים נוטים להקטין את‬
‫המספר כדי להמעיט‬
‫בהשפעה הדמוגרפית‪-‬‬
‫אתנית‪ ,‬גם הצ'רקסים עצמם‬
‫מעדיפים לא להבליט את‬
‫מוצאם ולהיטמע באוכלוסייה‪,‬‬
‫ובנאמנות מוחלטת למדינתם‪,‬‬
‫כמו בכל מקום‪ .‬ברוסיה ישנם‬
‫כ ‪ 0 5 2 -1 2 2 -‬א ל ף ה מ פ ו ז ר י ם ב ש ל ו ש‬
‫רפובליקות אדיגיות ‪-‬צ ' רקסיות ‪ ,‬במסגרת‬
‫הפדרציה הרוסית באיזור הקווקז ‪ .‬בסוריה‬
‫‪ 222-212‬אלף ‪ ,‬בירדן ‪ 12-202‬אלף‪ ,‬בעירק‬
‫‪ 32-12‬אלף ‪ ,‬בלוב כ ‪ ,35,222 -‬בגרמניה כ ‪-‬‬
‫‪ .42,222‬בארה " ב כ ‪ .15,222 -‬הבעייתיות‬
‫בספירה נובעת אם הם‬
‫מזדהים כצ' רקסים ‪ ,‬כטורקים ‪,‬‬
‫או לא מזדהים כלל‪.‬‬
‫קונייטרה שבסוריה הייתה‬
‫עיירה צ' רקסית ‪ ,‬שהוקמה ע" י‬
‫העות'מנים‪ .‬חיו בה כ‪15,222-‬‬
‫תושבים לפני שנהרסה‬
‫במלחמת ששת הימים ונכבשה‬
‫ע"י ישראל ‪ .‬העיירה הוחזרה לסוריה בהסכם‬
‫שלאחר מלחמת יום כיפור בתנאי שתשוקם ‪,‬‬
‫אך הסורים בחרו לא לשקמה‪ .‬תושביה שהפכו‬
‫לפליטים ביקשו מקלט מדיני בארה" ב והיגרו‬
‫לשם‪.‬‬
‫בישראל ישנם כ ‪ 4,122 -‬צ ' רקסים בשני‬
‫כפרים בצפון הארץ ‪ .‬בכפר כמא ( או " קמא "‬
‫מלשון קדמון) הנמצא באזור התבור כ‪3,222-‬‬
‫תושבים שמוצאם משבט ה"שפסוגים"‪ .‬בכפר‬
‫שנוסד ב ‪ ,2808 -‬פועל " המרכז למורשת‬
‫הצ ' רקסית " הכולל מוזיאון ‪ ,‬מרכז מבקרים‬
‫ומסעדה אותנטית ‪ .‬החלק העתיק של הכפר‬
‫מהוו ה דוגמא למ בנה של " כפר חו מה " ‪.‬‬
‫המ סגד הגדול ו היחיד כיום ב כפ ר בול ט‬
‫במראהו בשל צריחו המתומן ושילוב אבני‬
‫‪21‬‬
‫הבזלת בקירות החיצוניים ‪ .‬ביישוב פועלים‬
‫מעונות יום ‪ ,‬גני ילדים ‪ ,‬בי " ס יסודי וחטיבת‬
‫בי ניים ‪.‬ש פ ת ה הו ר א ה הי א ע ב רי ת ‪ ,‬א ך‬
‫במ ק ביל לו מ דים ה תל מי די ם א ת ה ש פ ה‬
‫הצ'רקסית ואת מורשת העדה‪ ,‬בנוסף לערבית‬
‫וללימוד דת האסלאם‪ .‬להקת המחול‬
‫"תיפסה"‪ ,‬הלהקה הייצוגית של העדה‪ ,‬מציגה‬
‫ריקודים אותנטיים מהמסורת הצ ' רקסית ‪,‬‬
‫ומופיעה ברחבי הארץ‪.‬‬
‫בכפר ריחאניה הנמצא בגליל העליון‪ ,‬צפונית‬
‫לעיר צפת‪ ,‬כ‪ 2,122-‬תושבים‪ ,‬שמוצאם משבט‬
‫" אבזאח " מצפון קווקז ‪ .‬ריחאניה וקלט את‬
‫התושבים הצ'קרסים בשנת ‪ .2808‬גם יישוב‬
‫זה נבנה בשיטת " כפר חומה " צ ' רקסית‬
‫מסורתית‪ .‬הבתים נבנו כשהם צמודים זה לזה‬
‫ויוצרים חומת מגן מסביב לכפר ‪ ,‬ששרידיה‬
‫נשתמרו עד היום‪ .‬גם כאן קיים מסגד שצורתו‬
‫כמסגדים הצ' רקסיים בקווקז ‪ ,‬ושונה מהותית‬
‫מהמסגדים הערביים‪ .‬בכפר נמצא גם מוזיאון‬
‫ומרכז למורשת הצ'רקסית‪.‬‬
‫היה גם כפר שלישי ליד חדרה – קיבוץ גן‬
‫שמואל‪ ,‬שהוקם ע"י צ'רקסים שבאו מבולגריה‪.‬‬
‫הכפר נזנח בגלל מגפת המלריה ‪ .‬היום זו‬
‫שמורת טבע בשם "חרבת צ'רקס"‪ .‬לפי מקור‬
‫טורקי ‪ 5,222 ,‬מתוך ‪ 1,222‬תושבי אבו ‪-‬גוש‬
‫שליד ירושלים‪ ,‬הינם צאצאים‬
‫של השבט האדיגי " גיש " (‬
‫‪ , )G ı ş‬ש ה י ו ל ו ח מ י ח י ל‬
‫הפרשים הצ ' רקסי בתקופה‬
‫ה מ מ ל ו כ י ת ‪ .‬ב מ א ה ה ‪2 1-‬‬
‫בתקופת הסולטן יאבוז סלים‬
‫(‪ ,)Yavuz Selim Sultan‬הם‬
‫תיפקדו כ"אבירים עות'מניים"‪,‬‬
‫גבו מסים ודאגו לביטחון עולי הרגל והסוחרים‬
‫בדרכים‪.‬‬
‫כמו כל מיעוט אתני אחר בישראל ‪ ,‬גם‬
‫הצ ' ר קסים נ הנים מחופש תרבותי ‪-‬אתני‬
‫מוחלט‪ .‬בני העדה ‪ ,‬הנשים בכללם‪ ,‬משכילים‬
‫ודוברים עברית רהוטה ללא מבטא ‪ .‬ישראל‬
‫היא המדינה בה השפה והתרבות האדיגית ‪-‬‬
‫הצ ' רקסית ‪ ,‬ומורשתם העתיקה משתמרים‬
‫באופן גלוי ורשמי בעידוד המדינה‪ .‬בני העדה‬
‫גאים במוצאם לצד הזדהותם עם הציונות‬
‫ומדינת ישראל ‪ .‬הצ ' רקסים הנם מוסלמים‬
‫סונים מתונים‪ ,‬ואורח חייהם מודרני ומתקדם‬
‫עם הזמן ‪ .‬בני העדה שומרים על מסורת‬
‫וטקסים אתניים והשוויון המגדרי של נשים‬
‫לגברים מוטמע במסורת זו‪.‬‬
Download

bülten 2014 nisan sayısı