Kültürel Çeşitlilik Bağlamında
Bir Kültürel Yet(kin)sizlik Düzeyi Öğesi:
Nefret Söylemi
E. Nezih Orhon
Prof. Dr. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı
Özet
ültürün ne olduğuna ilişkin literatürde birçok tanım ve değerlendirme
mevcuttur. Kültür kavramı toplumlara özgü olan fikir, eylem biçimleri,
inançlar, değer sistemleri ve simgeleri dile getirmek bir bütünün daha iyi
anlaşılması mümkün kılmaktadır. İfade edilen karmaşık bütün içerisine farklı
yaşam biçimleri, bireysel kültürler, gelenekler, davranışlar, tavırlar, farklı
mutfaklar, hisler, diller ve sosyal tercihler dahil olabilmektedir.
K
İnsan toplulukları farklı biçimlerde yaşamaları nedeniyle farklı kültürlere
sahip olur. Kültürler farklılaşırken, zaman ve mekân içerisinde çeşitli biçimler
alır. Bu çeşitlilik insanlığı oluşturan grupların ve toplumların kimliklerinin
özgünlüğünde ve çoğulluğunda yansıma bulur. Kültürel çeşitlilik, kültürel
yetkinliği de gerektirmektedir. Kültürel yetkinlik süreci içerisinde maalesef en
olumsuzdan olumluya doğru eğilim gösteren ancak hala olumsuz durumları
içeren üç temel (kültürel yıkıcılık, kültürel yetersizlik ve kültürel körlük) aşamayı
işaret eden, karşımıza yaygın bir şekilde çıkan nefret söylemi olmaktadır. Bu
çalışmada, kültürün tanımı yapılacak, kültür ile ilgili temel tartışmalara yer
verilecek, kültürel çeşitlilik ve kültürel yetkinlik kavramları nefret söylemi ile
ilişkilendirilerek açıklanacak, nefret söyleminin önüne geçilmesinde kültürel
yetkinliğin iletişim süreçlerindeki önemi vurgulanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kültür, kültürel çeşitlilik, kültürel yetkinlik, nefret söylemi.
60
Abstract
There are several different definitions and evaluations about culture. The
concept of culture is employed to explain opinions, practices, beliefs, value
systems, symbols and all techniques that pertain to societies. The concept
helps to better understand a complicated system. This complicated system
includes different lifestyles, individual cultures, customs, behaviours, attitudes,
different cuisines, senses, languages and social preferences.
Human groups have different cultures as they live in different ways. While
cultures differentiate, they take certain shapes within time and space. This
diversity shows itself in the plurality and originality of groups and societies that
forms humanity. Cultural diversity requires cultural competency as well. Hate
speech refers to all three negative status which are cultural disruptiveness,
cultural incompetency and cultural blindness. In this study, a definition of culture
will be proposed, the fundamental discussions about culture will be underlined,
concepts of cultural diversity and cultural competency will be explained by
linking it with hate speech, and finally the importance of cultural competency
in communication process to prevent hate speech will be highlighted.
Keywords: Culture, cultural diversity, cultural competency, hate speech.
Kültür ile İlgili Temel Tartışmalar
Kültür ile ilgili farklı birçok tanım ve değerlendirme bulunmakta. Toplumlara
özgü olan düşünce, eylem biçimleri, inançlar, değer sistemleri, simgeler ve
tekniklerin tümünü anlatmak üzere kullanılan açıklamaların yanında etkileşimlere
yön veren senaryo ve rollerin işleyişinin daha iyi anlaşılmasına yardım eden bir
kavram olarak da değerlendirilmektedir. İngiliz antropolog E. B. Taylor, kültürün
ünlü ve bugün de geçerli olan bir tanımını “etnografyadaki en geniş anlamıyla,
bilgi, sanat, hukuk, ahlak, töre ve tüm diğer yetenek ve alışkanlıkları içeren
karmaşık bütün” olarak yapar (Duverger, 1982: 74).
İfade edilen karmaşık bütün içerisine farklı yaşam biçimleri, bireysel kültürler,
gelenekler, davranışlar, tavırlar, farklı mutfaklar, hisler, diller ve sosyal tercihler
dahil olabilmektedir. Bu karmaşık bütünü hatırlayarak günlük hayatımızda
karşılaştıklarımızı da anımsayalım. Bir de karşılaştığımız olaylara verdiğimiz
tepkileri, onları nasıl yorumladığımızı düşünelim. Farklı olay ve durumlara karşı
61
her bir bireyin farklı tepkilerde veya yorumlamalarda bulunabildiğini görüyoruz.
Bu farklı davranış, yorumlama ve iletişim olarak adlandırabileceğimiz süreçlerin
içersinde ‘kültür’ işte bu yüzden önemli bir rol oynuyor. Her bir bireyin ve
topluluğun kendine özgü bir kültürel merceğinin olabileceğini söyleyebiliyoruz.
Tanıklık ettiğimiz dünyayı, olayları ve durumları nasıl göreceğimizi gösteren bir
mercek olduğunu düşünebiliriz.
Edward Hall, kültürün bir perde gibi görev yaparak bireyin dış dünyayı
anlamlandırmasına, yorumlamasına ve şekillendirmesine yardım ettiğini
vurguluyor. Bireylerin, grupların, ya da toplulukların paylaştıkları ortak
deneyimler olan ve bu deneyimlerin onların dünyayı algılama biçimlerini
anlatan kültür, her bireyin algı durumunu, davranışını, hareketini ve hatta
iletişimini etkiler hale geliyor.
Günümüzde kültürle ilgili tek tip bir tanımı bulamasak da kültür ile birlikte
sıkça yer alan bir başka önemli kavramı görmekteyiz. Bu da çeşitlilik kavramıdır.
Hem kültürün içini doldurup desenlemekte, hem de kültür kavramı ile
birlikte yer alarak kültürün yeni tanımlar kazanarak zenginleşmesine yardımcı
olmaktadır. Çeşitlilik kavramı ile kültürde olduğu gibi sayısız önemli bileşeni
işaret etmekteyiz. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak dikkatimizi çeken ve
sıkça duymaya alışık olduğumuz şu kavramları görürüz. Bunlar, tolerans, farklı
bakış açıları, diller, geçmiş deneyimler, kültürlerarası anlaşma, etnik köken,
topluluklar, sorunlar, farklılıklar, insan, doğal ortam, köprülerdir.
Kültür üzerine değerlendirmelere ve tanımlara devam edecek olursak Taylor’un
kültür için şu tanımını görebiliriz: “Bilgi, inanç, sanat, ahlâk, hukuk ve örf ve
adetlerden ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği bütün yeteneklerden
oluşmuş bir bütündür.”
Kroeber ve Kluckhohn (Kağıtçıbaşı, 1979: 262) kültürün 164 farklı tanımını
ortaya koyar. Kağıtçıbaşı’na göre kültür “belirli bir toplumun yaşamlarından
doyum sağlayabilmeleri için, başardığı tüm bilgi, inanç, sanat, ahlak, yetenek
ve alışkanlıklarla toplumsal kuramları kapsar.” Taylor kültürü; “bilginin, inancın,
sanatın, hukukun, ahlakın, örf ve adetlerin ve toplumun bir üyesi olarak kişiler
tarafından kazanılmış değer yetenek ve alışkanlıkların karmaşık bir bütünü
şeklinde tanımlamıştır.
Geert Hofstede ise kültürü “bir grup insanı diğerlerinden ayıran zihinsel
programlama olarak tanımlamaktadır.” Bu tanımdan hareketle, bireysel düzeyde
62
zihinsel programlara ilişkin kaynakların, kişinin yetiştiği ve yaşam deneyimlerini
elde ettiği sosyal çevrelerde yattığını vurgular. Hofstede’ye göre programlama
aileden başlamakta, okulda, arkadaş gruplarında, çalışma ortamında ve içinde
yaşanılan toplumda devam etmektedir.
Kültür, öğrenilmiş davranışlar ile belirli bir cemiyetin üyelerince birbirlerine
aktarılan davranışların sonucudur (Erdoğan, 1994: 119-120). Böylece kültür
öğrenme yolu ile bir geçişi ve süreci işaret eder. Kültür aynı zamanda geleneklerle
varlığını sürdürür. Kültürün sürekliliği, insanın gruptan öğrenebilmesi
yeteneğine dayanır. Kültür, öğrenilen tavır ve harekettir
(Köse ve diğerleri, 2001: 219-242).
Kültür kavramı, bir toplumun anlayışı ve yaşayışı ile ilgili tüm değerleri
içermektedir. Her kültür, kendine has toplum ve dünya anlayışını yansıtmaktadır.
Kişiler içinde yer aldıkları ortamı ve bağlamı sahip oldukları kültürel bilgi ve
birikimle anlamlandırmaktadır (Eğinli ve Çakır, 2011: 37-50).
Kültürün temel işlevlerine değinecek olursak kültür bir toplumun tarihsel
süreç içerisinde sahip olduğu tüm değerlerin insandan insana aktarılarak
yaşatılmasını sağlar. Bu sayede birleştirici ve bütünleştirici bir etki sağlar. Kültür,
birey, grup ya da toplumlara yaşam için gerekli davranış önermelerini sunar.
Kültür, toplumları, ulusları, grupları birbirinden ayırır, onlara özgün bir kimlik
kazandırır. Kültür bireye toplumsal bir kişilik yani bir kültürel kimlik kazandırır.
Kültür, bireylerin doğal çevreyi kendi istek ve beklentileri doğrultusunda
yeniden şekillendirmesini, anlam vermesini sağlar.
Kültürün Temel Bileşenleri
Kültür bir toplumun veya topluluğun yaşama biçimi olarak da ifade edilebilir.
Kültür kavram olarak soyut bir olgudur. Kültür kavramı bir toplumun veya
topluluğun yaşama tarzını simgeleyen bir soyutlamadan ibarettir. İnsan
toplulukları farklı biçimlerde yaşamaları nedeniyle farklı kültürlere sahip olurlar.
Yani kültürleri farklılaşır. Ancak, bütün toplumlarda kültürü oluşturan temel
bileşenler vardır. Bu bileşenler yer aldıkları topluluklara göre farklı önemlere
sahip olurlar. Bir değerlendirmeye göre kültürü oluşturan belli temel bileşenleri
şöyle tanımlayabiliriz (Köse ve diğerleri, 2001: 219-242).
Dil kültürün en önemli parçası ve taşıyıcısıdır. Dil, kültürün bütün unsurlarının,
nesilden nesle aktarılmasına, kişiler arası iletişime ve sosyal ilişkilerinin
düzenlenmesine aracılık etmektedir. Bu temel öğe, kültürün öğrenilmesine,
63
anlamların simgelenmesine yardımcı olur (Eroğlu, 1996: 115). Dil, kültürün
maddî olmayan ögesidir. İnsanlar duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını dil ile ifade
ederler. Diller, insanların çok uzun süre birlikte yaşamaları sonucu ortaya
çıkmıştır. Mutlu (1999) dilin, ait olduğu toplumun kültürel özelliklerini yansıtan
en önemli unsur olduğunu ifade etmiştir. Czinkota ve diğerleri. (1996: 300), dilin
kültürün bir aynası olduğunu söylemişlerdir. Hodgetts ve Luthans (1997: 126),
ise dilin bilgi fikir ve düşüncelerin aktarılması ve yorumlanmasında kullanılan en
önemli araçlardan biri olması nedeniyle kültürün önemli bir parçası olduğunu
belirtmişlerdir.
Din ve inançlar da kültürün temel öğesini oluşturur. Her toplum şu ya da bu
biçimde bir dine sahip olmuştur. Din insanlarda ortak duygu ve inançların
gelişmesinde önemli bir toplumsal kurumdur. İnanç ise bireyin dünyasının
bir yönüne ait algı ve bilgilerin devamlı bir organizasyonudur (Özkalp, 1995:
41). Din kültürün ayrılmaz bir parçasıdır ve diğer kültür öğelerini de etkiler.
Her kültür, onu oluşturan topluluğun inandığı dinin izlerini taşır. Bu, bütün
dinlerin özelliğidir. Dil, ahlak kuralları, sanat, edebiyat, tarih vb. bütün kültür
öğeleri dinden etkilenmiştir. Hepsinin içeriğinde inanılan dinin izleri vardır. Din,
yaşam için gerekli idealleri belirler ve bu idealler de bireylerin ve toplumların
değer ve davranışlarında kendini göstermektedir (Czinkota ve diğerleri 1996:
304). Mutlu (1999), genel olarak toplumun davranışlarında, dinin, inançların ve
tutumların rolünün büyük ölçüde hissedilmekte olduğunu ve dinin toplumun
kültüründe önemli rol oynadığını belirtmiştir. Dini kuralları uygulayarak yaşayan
ülkelerin sayısı sınırlı olmakla beraber, dinden bağımsız yaşayan toplumlara
rastlamak da güçtür. Din, kültürel değerlerin belirlenmesinde önemli role sahip
olduğu gibi aynı zamanda da toplumun günlük yaşantısına büyük yansımaları
olmaktadır (Hodgetts ve Luthans, 1997:128).
Değerler, kişiler, gruplar ve toplumları ayıran önemli hislerin oluşturduğu
kavramlar ve fikirlerdir (Erdoğan, 1994: 133). Değerler bireylerin düşünce,
tutum ve davranışlarında birer standart ya da ölçüttür. Rokeach değer
kavramını, belirli bir davranış ve varoluş amacının kişisel ve toplumsal olarak
karşıtlarına tercih edilmesine dair kalıcı bir inanç; değer sistemini ise, görece
önemi süresince varoluş amacı ya da tercih edilen davranış tarzları ile ilgili
inançların kalıcı bir organizasyonu olarak tanımlamaktadır. Değerler, bireyler
tarafından içselleştirilmiş paylaşılan değerler ya da grup normları olarak ifade
edilmektedir (Czinkota ve diğerleri 1996: 306). Hodgetts ve Luthans (1997:
129), ise değerlerin kültürü etkilediğini belirtmiştir.
64
Topluluk içerisindeki insanların kendilerini nasıl gördükleri ve tanımladıkları
ile bunu kendi kimliklerine nasıl yansıttıklarıdır. Bireylerin ve topluluğun kendi
gelişim süreci içerisinde kendi kimliklerini tanımlayıcı aidiyetleri ve değerleri ile
daha birçok farklı noktanın kimliği inşa ettiğini vurgulayabiliriz.
Simge dıştan bir işaret ya da jesttir. Bir anlam ya da değeri temsil eder; çağrışım
yolu ile duyguları hatırlatıp uyarır, böylece belirli fikirlere canlılık verir. Simgesiz
toplum yoktur ve dil de aslında sesler ve işaretlerden oluşan bir semboller
sistemidir. Sosyal grupların birliği, semboller aracılığı ile belirir. Belli semboller
aynı gruba mensup olanlar için birleştirici bir araçtır. Dinlerin yüzyıllar içinde
birliklerini koruyabilmeleri çok geniş semboller sistemine dayanmaları
sayesinde mümkün olmuştur. Sembollerin etkili biçimde kullanılması, liderliğin
önemli yetenek niteliklerinden birisidir (Dönmezer, 1994: 248).
Simgelerin ifade ettiği anlamlar ancak aynı kültürlerde yaşayan insanlar için
aynıdır. Çünkü kültürlerin farklı olması simgesel farklılıkları da getirir.
Hepimizin çevremizdeki insan, nesne, fikir, kurum ve olaylara ilişkin değişik
tutumlarımız vardır. İnsan, nesne, fikir, kurum ve olaylar ne şekilde tepkide
bulunacağımız büyük ölçüde tutumlarımız tarafından tayin edilir. Bu nedenle,
tutumlar bir hüküm ya da karar vermeden önce bilinmesi gereken genel
şartlar ve hükümlerin düşünsel yönüyle ilgilidir (Özkalp ve Kocacık, 1991:
294). Tutumlar kültürün manevi yönünü oluştururlar. Dolayısıyla davranışların
önceden kestirilebilmesi ve kontrol edilmesini sağladığı için tutumlar göz ardı
edilemezler.
Toplum içinde insanların günlük tavır ve hareket usullerini ve yaşama
yöntemlerini düzenleyen kurallar vardır. Bu kurallar uzun zamanlardan beri
yerleşmişlerdir. Bir takım sosyal düzenleme ve baskılar insanları bu kurallara
uymaya zorlamaktadır. Bu kurallara adetler, örfler adı verilmektedir (Dönmezer,
1994: 245).
Yaygın kabul gören, nüfusun çoğunluğu tarafından uzun zamandan beri
tekrar edilip gelen, herhangi bir belirgin yaptırımı olmayan, ya da çok hafif
olan davranışlara adet denmektedir. Açıkça ifade edilmiş ve resmen yaptırıma
bağlanmış kurallar ise örf olarak ifade edilir. Örfi kurallara aykırı hareket eden
birey ağır şekilde cezalandırılabilmektedir. Dolayısıyla örflere uymak bir yerde
zorunlu gibi de algılanabilmektedir. Bu yönde, bu örflerden sapmaya farklı
coğrafyalarda hoşgörü gösterilemez.
65
Ahlak kuralları sosyal hayatta bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen
kurallardır. Ahlak kurallarının yaptırımı, yani ahlak kurallarının emir ve yasaklarına
aykırı davranışlarda bulunanların karşılaşacağı tepki manevi olmakla beraber
farklı örneklerde de farklı cezalandırma biçimlerine tanıklık edebilmekteyiz.
Bu yaptırım genellikle ayıplama, küçük görme ve doğrudan/dolaylı zorlama
şeklinde ortaya çıkar. Herhangi bir kimse ahlak kurallarının emir ve yasaklarına,
ancak toplumun kendisi hakkında kötü bir değer yapısına varmasından,
ayıplamasından, küçük görmesinden, lanetlemesinden ve nihayet ilişkisini
kesmesinden korktuğu ve çekindiği oranda uyar (Akıntürk, 1991: 5).
Kültürel Çeşitlilik Kavramı
Kültür, zaman ve mekân içerisinde çeşitli biçimler alır. Bu çeşitlilik insanlığı
oluşturan grupların ve toplumların kimliklerinin özgünlüğünde ve çoğulluğunda
yansıma bulur. Biyolojik çeşitliliğin doğa için gerekli olduğu kadar; değişim,
yenilik ve yaratıcılık kaynağı olarak kültürel çeşitlilik de insanlık için gereklidir.
“Kültürel çeşitlilik” ya da “çok kültürlülük” farklı kültürlerin uyum içinde bir arada
yaşaması anlamına gelmektedir. Bu kapsamda “kültür; bir gruba ya da topluluğa
ait farklı düşünsel, maddesel, ruhani ve duygusal özellikleri temsil etmekte,
aynı zamanda da sanat, edebiyat, yaşam tarzı, değerler sistemi, gelenekleri ve
inançları içermektedir” Kültürel farklılıklar, ya da çok kültürlülük küreselleşen
dünyamızda ve yerel kültürümüzde bizi birarada tutan yapıtaşlarıdır (www.
unesco.org.tr).
Kültürel çeşitlilik herkese açık olan seçenekler yelpazesi sunar; sadece ekonomik
kalkınma amaçlı değil, daha tatmin edici bir entellektüel, duygusal, ahlaki ve
ruhsal varlık elde etmeye yönelik bir gelişimin de temel unsurlarından biridir.
Kültürel çeşitliliğin belirgin ve daha az belirgin olan göstergeleri vardır. İnanç,
etnik köken, ulusal köken, cinsiyet gibi birtakım özellikler kültürel çeşitliliğin
belirgin göstergeleriyken yaş, eğitim, engellilik gibi özellikler ise kültürel
çeşitliliğin daha az belirgin olan göstergeleri olarak adlandırılabilir.
Kültürel çeşitlilik kavramının içini doldurmaya başlamakla beraber aslında
karşımıza çıkan ilk adım kültürel farklılıklara saygı duymak ve kültürel çeşitlilik
için içselleştiren yaklaşım olmalıdır. Farklı kültürlerden olan kişiler, insanların ve
grupların farklı sosyal rollere ve bunların anlamlarına karşı algımızın açık olmasını
sağlamalıyız. Farklı kültürlerden insanlar ile kuracağımız iletişimde kültürlerarası
iletişimin sunabileceklerinden yararlanmayı hatırlamalıyız. Kendi kimliğimizin ve
kültürümüzün yine bu kimlik ve kültürlerin gelişimindeki rolünü sorgulamaktan
66
vazgeçmemeliyiz. Kendi kültürlerarası deneyimlerimizi inceleyerek kendi
deneyimlerimizden öğrenebilmeyi düşünmeli, öğrendiklerimizi de gündelik
uygulamalarımıza aktarabilmeliyiz. Elbette, belli zamanlarda kültürel çeşitlilik
konuları ile ilgili veya onların yer aldığı konularda zor anlar yaşayabileceğiz.
Bu süreçleri yaratıcı ve olumlu bir şekilde çözümleyebileceğimizi hatırlamalıyız.
Farklı ve çeşitli kültürlerden gelen kişileri etkin bir şekilde dinleyerek anlamaya
çalışmanın zengin bir deneyim ve algı sunabileceğini düşünebilmeliyiz.
Çatışmaları, duygusal tepkileri ve benzer konuları öncelikle empati kurarak
anlamaya çalışmalıyız.
Kültürel Yetkinlik
Kültürel yetkinlik, çok kültürlü ortamlarda ve topluluklarda bireylerin ve
toplulukların etkin bir biçimde bir arada yer alabilmesini sağlayan bir takım
tutum, beceri, davranış ve prensiplerdir.
Maalesef günümüzde kültürel yetkinliğin önünde farklı engelleri görebilmekteyiz.
Örneğin, belirgin bir bakış açısının toplumda baskın hale gelmesi ile birlikte
diğer bakış açılarının sınırlanması veya diğer bakış açılarının görünemez veya
engellenir hale gelmesi bir sorun olarak değerlendirilebilir. Böyle bir süreç
içerisinde tahmin edilebileceği gibi adalet kavramının da zarar görebileceği,
temsiliyetler ile ilgili sorunlarla da karşılaşılacağı düşünülmelidir. Bu tür
sorunların özellikle yapısal ve kurumsal süreç ve ortamlarda belirginleştiğini de
vurgulamalıyız.
Bir başka önemli nokta ise anlaşmak, anlaşabilmektir. ‘Anlaşma’ kavramını
benzerlik olarak değerlendirmemek gerekir. Kültürel yetkinlik/maharet
anlamında bir başka olası engel ise bireylerin birbirlerini anlayamaması olarak
da görülebilir.
Anlamama, anlaşamama kavramlarına benzer olarak kültür, kültürel çeşitlilik
ve kültürel yetkinlik kavramları ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmamak da farklı
sorunlara neden olacaktır. Özellikle, kültürel çeşitlilik kavramı açısından değerli
olan yaklaşım kendimiz ve ‘diğer’ arasındaki ilişkimiz ve iletişimimiz hakkında
eleştirel düşünceyi sağlayabilmektir.
Belirtilen tüm kavramlar ile birlikte kültür ve kültürel çeşitlilik konularına ilişkin
yeni konulara açık olmak, değerlendirmelerde bulunabilmek de son derece
değerli çabalardan olacaktır. Bu paralelde de her bir bireyin kendini birer
kültürel okuryazar olarak değerlendirmesi farkındalık düzeyini ve derinliğini
67
arttıracaktır.
Kültürel Yetkinlik Süreci
Kültürel yetkinlik bireyin kendisi adına belli durum ve süreçleri değerlendirdiği
bir aşamayı, çabayı ifade eder.
Kültürel yetkinlik bir süreç olarak
değerlendirildiğinde olumsuzdan olumluya doğru uzanan bir ilerleyiş, gelişim
aşaması olarak ele aldığımızda öncelikle cevaplamamız gereken temel sorular
şu şekilde ifade edilebilir:
•
Şu an neredeyim?
hislerim, düşüncelerim ve davranışlarım nasıl?
•
•
•
Bulunduğum durumda farklı kültürel konular ve çeşitlilikler hakkında Bulunduğum durum ile ilgili olarak farklı kültürel konular ve kültürel çeşitliliklere hassasi yet bakımından nerede olabilirim?
Hedef noktam olarak hangi aşamaları, seviyeleri görebilirim?
Kültürel Yetkinlik Sürecindeki Aşamalar
Kültürel farklılıklara bağlı olarak kişilerde yer alan ve yukarıda sıralanan temel
değişik yaklaşım ve davranış biçimlerinin yanı sıra kişiler açısından kültürel
yetkinlik elde etmede yer alan süreçte şu üç temel kavram dikkati çekmektedir:
1.
Kültürel bilgi: Başka bir kültürel grubun ve farklı bir kültürel özelliğe
davranış biçimleri hakkında alışma ve yaklaşım sağlamayı işaret eder.
2.
sahip kişinin kültürel özellikleri, tarihi, değerleri, inanç sistemleri ve Kültürel farkındalık: Başka bir kültürel gruba veya farklı bir kültürel özelliğe sahip kişiye karşı hassasiyet ve anlayış geliştirmeyi işaret eder. Farkındalık ve hassiyet ifadeleri aynı zamanda açıklık ile esneklik göster
ebilmeyi de işaret etmektedir. Kültürel farkındalık kültürel bilgi ile
desteklenmelidir.
farklılıkların da olduğunu bilmek gerekir. Bu kültürel farklılıklara iyi veya 3.
Kültürel hassiyet: Kültürel benzerliklerin olduğunu bilmek kadar kültürel
kötü, doğru veya yanlış gibi değerleri yakıştırmaksızın bu farklılıkları
görebilmemiz gerekir.
Kültürel yetkinliği elde etmek ile ilgili süreçi her ne kadar beslersek besleyelim
kimi durumlarda ve zamanlarda farklı yeterlilik seviyeleri ve yetkinlikler ile
karşılaştığımızı da söyleyebiliriz. İşte bu noktada, az önce de belirtildiği
gibi, mülteciler, göçmenler veya alışık olmadığımız kültürelerden insanlar
ile karşılaştığımız durumlardaki gibi, kültürel yeterlilik ile ilgili bilgi ve
68
becerilerimizde farklı ‘kültürel yeterlilik (veya yetkinlik) seviyelerine’ sahip
olabiliyoruz. Bu kültürel yetkinlik seviyeleri şu şekilde sıralanabilir:
Kültürel Yetkinlik Seviyeleri
Kültürel Yıkıcılık: Asimilasyona zorlama, boyun eğdirme, hak ve ayrıcalıkların
sadece egemen gruplar için olması. Davranışlarımızın, tavırlarımızın,
kurallarımızın ve uygulamalarımızın diğer kültürlerden olanlara karşı yıkıcı
olması durumunda kültürel yıkıcılık kavramı karşımıza çıkmaktadır. Diğer
kültürlere ve kültürlerden olanlara karşı bilerek yıkıcı davranışlarda bulunmak
ve farklı kültürlerden olanlara karşı insani olmayan yaklaşımlarda bulunmak ve
bu kişilere karşı aşağılayıcı değerler atfetmek yıkıcılık içersinde yer almaktadır.
Diğer kültürlerden olanları ortadan kaldırmaya çalışmak, bu kişilere karşı
sömürmeye yönelik bir takım eylemlerde bulunmak da aynı sınıflama içersine
girmektedir.
Kültürel Yetersizlik: Irkçılık, kalıplaşmış yargıları devam ettirmek, adil olmayan
işe alım uygulamaları gibi örnekler kültürel yetersizlik kavramı içersinde
değerlendirilmektedir.
Farkında olmadan veya bilmeyerek yer alan kültürel yıkıcılık durumudur. Bir tür
taraflı bir sistemi işaret etmektedir. Belli bir kültürel kimlikteki grubun diğerini
veya diğerlerini yok sayması durumudur. Diğer kültürlerden ve gruplardan
korkulması da örnek olarak gösterilebilir. Ayrımcılığa neden olan uygulamaların
görülmesi, belli grupların beklentilerinin ve değer algılarının düşürülmesi ve
benzer durumlar da bu örnekler içersinde gösterilebilir.
Kültürel Körlük: Farklılıklar göz ardı edilmektedir ve herkes aynıymış gibi
davranılır. Aslında sadece baskın grupların ihtiyaçları karşılanmaktadır.
Bir tür sözde tarafsız olma yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre herhangi bir kültür,
sınıf, etnik grup veya topluluk diğerlerine göre sözde bir farka sahip değildir.
Böylesi bir yaklaşımda aslında “ben tarafsızım” ifadesi ile dolaylı olarak
kendi kültürel grubunun üstünlüğüne ve gücüne dayanan yaklaşımlarda
bulunulmaktır.
Kültürel Ön Yetkinlik: Kültürel konuları keşfetmeye açık bireyden
bahsedilmektedir. Kendini kültürel çeşitlilik ile ilgili konulara öğrenmeye adar,
toplulukların ve bireylerin ihtiyaçlarını değerlendirerek anlamaya çalışır.
Farklı kültürler ve kültürlerden olan kişiler ile çalışmalarda gözlemlediğimiz zayıf
69
yanlarımızın farkına varma durumudur. Farklı kültürlerden kişiler ile çalışmaları
yürütürken her kültürün temsiliyetini mümkün olduğunca sağlamaya çalışmak
ve insan haklarına bağlılık göstermek gibi yaklaşımları içermektedir. Bu
yaklaşım, egemen kültürel gruplardan temsilcilerin kimi zaman ‘ödün verildiğini’
düşündüğü gibi bir yanlış hissin de uyanabilmesine neden olmaktadır.
Kültürel Yeterlik/Yetkinlik: Bireyler bireysel ve topluluklara ait kültürel farklılıkları
fark eder, daha da derinlemesine anlamaya çalışır, farklı gruplardan tavsiyeler
alır. Kültürel şartlanmalara bağlı kalmamış, önyargısı olmayan bireyler ile birlikte
olmaya özen gösterir.
Kültürler arasında benzerlikler olabileceği gibi farklılıkların da olabileceğini
görmek, bu farklılıkların varlığını kabul etmek ve bunlara saygı göstermek
anlamına gelmektedir. Diğer kültürlere karşı hassiyetlerin özenle yaşatılması
gerektiğini, bu durumla ilgili bilginin arttırılmasını ve çeşitliliğe önem verilmesini
işaret etmektedir.
Kültürel Beceri: birey, kültürel ihtiyaçlar üzerine şekillenen çabaları, girişimleri
ve hizmetleri geliştirmek için çaba gösterir, katılımda bulunur ve doğru
olduğunu düşündüğü değişiklikleri uygular; araştırma yapar ve öğrendiği gibi
paylaşmaya çalışır.
Kültürler en üst saygınlık derecesinde ele alınarak değerlendirilir. Kültürler
ile ilgili olarak yeni yaklaşımların üretilebilmesi, varolan bilginin üzerine
eklenebileceklerin sorgulanması ve kültürler arası etkileşimin önemine inanarak
kültürel yetkinlik için savunuculuğun yapılmasını da işaret etmektedir.
Kültürel Yet(kin)sizlik Öğesi Olarak Nefret Söylemi
Kültürel yetkinlik süreci içersinde maalesef en olumsuzdan olumluya doğru
eğilimi gösteren ancak hala olumsuz durumları içeren üç temel süreçte
(kültürel yıkıcılık, kültürel yetersizlik ve kültürel körlük) aşamayı işaret eden
karşımıza yaygın bir şekilde çıkan nefret söylemi olmaktadır. Nefret söyleminin
temel alanları yaygın bir biçimde kamusal söylem alanını, medya ortamlarını,
yeni medya ile sosyal ağları benzerlerinden oluşmaktadır. Nefret söyleminin
oluşturulması ve yaygınlaştırılması için günümüzde en dikkati çeken alanlar
olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
Nefret söyleminin ortaya çıkmasında, kendinden/bizden olarak kurulan
aidiyetten farklı olana yönelik üretilen veya kurgulanan olumsuz etiketlemeler,
70
stereotipler, önyargılar ve ayrımcılık uygulamaları dikkati çeker ve bunları
rol oynadığı görülür. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret
söyleminin kullanılmasını etkiler, ancak özellikle yükselen aşırı milliyetçilik
ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini
arttırır. Bir kişi ya da gruba, ait olduğu kimliği, inancı, politik görüşü, cinsiyeti,
kültürel değerleri ya da cinsel yönelimi gibi nedenlerle, farklı biçimlerde zarar
verme amacıyla belli söylemlerle saldırılması sonucunda oluşan duruma nefret
söylemi adı verilebilir.
Genel olarak bakıldığında nefret söyleminin temel ve belirgin grupları hedef
aldığı görülmektedir. Siyasal bir düşünceyi ve bu düşüncenin takipçilerini
hedef alan nefret söylemleri bugün belki de en sık karşımıza çıkan ve tanıklık
ettiğimiz nefret söylemi biçimidir. Kimi zamanlarda bir ideolojinin tamamını,
bazen de yalnızca bir veya birkaç siyasi partiyi ve ideolojik görüş gruplarını,
bazen ise çok daha küçük grupları hedef alabilmektedir. Kadınlara yönelik
nefret söylemi de dikkati çeken bir yoğunluğa sahiptir. Temelde cinsiyetçi
ifadelerin kullanılması ile belirginleşmektedir. Aşağılama amaçlı bu ifadelerde
kadının konumunun zayıflatıldığı ve varolan durumundan utanılması gerektiği
gibi söylem oluşturulmaktadır.
Özellikle kültürel çeşitlilik kavramı konusunda yeterli hassasiyeti üretememiş
toplumlarda ve kimi durumlarda da homojen yapılara ve onların algılarına
takılmış söylemlerde yabancıların, göçmenlerin ve hatta etnik grupların
hedef alındığı görülmektedir. Türkiye’de ve dünyada ekonomik ve ideolojik
nedenlerle üretilmiş örnekleri de maalesef görülmektedir. Ayrıca bu nefret
söylemi biçimi ırkçılıktan da beslenmektedir. Farklı etnik grupları toplumda
korku, kaygı kaynağı olarak konumlandırmakta ve “düşman/istenmeye öteki”
olarak işaretlemektedir.
Heteroseksüel cinsel kimlik dışındaki cinsel kimliklere sahip kişileri hedef alan
nefret söylemleri de son derece dikkat çeken bir yaygınlığa gün geçtikçe
sahip olmakta. Temel olarak geyleri, lezbiyenleri, biseksüelleri, travesti ve
transseksüelleri hedef alan, bu cinsel kimlik tercihlerini sapkın, iğrenç ve benzeri
olarak etiketlemeye çalışan bir söylem inşasıdır.
Farklı dinlere ve mezhep aidiyetlerine yönelik nefret söylemleri de dünyanın
birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de üretilmektedir. Türkiye’de Müslümanlık
dışındaki dinlerin yanı sıra, hakim konumlanan/konumlandırılmış Sünni mezhebi
dışındaki tüm mezheplere yönelik üretilen örneklere maalesef farklı ortamlarda
rastlanmaktadır.
71
Fiziksel veya zihinsel engellilere, ya da bazı hastalıklara sahip kişilere karşı da
nefret söylemi üretilmektedir. Türkiye’de görülme sıklığı giderek artmaktadır.
Kaynağı, sosyal veya ekonomik olabildiği gibi bunlardan tamamen bağımsız
da olabilmektedir.
Gündelik hayatımızda tanıklık ettiğimiz süreçlerde ve ortamlarda nefret
söyleminde dilsel pratiklerin kullanımı ve bu pratiklerin yaygınlaştırılma ortamları
önem kazanmaktadır. Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, İnternet
ve sosyal medya, geleneksel medya ile kamusal alan ortamlarında giderek
artan yeri ile daha da dikkat çekmeye başlamıştır.
Kültürel Yetkinliği Kazanma
Kültürel yetkinliği kazanma ile ilgili ilk aşama varolan ve içinde bulunduğumuz
durumuzu kendimize sormamız, tartışmamız ile başlar. Bu aşamayı aslında
farkındalık için hazırlık aşaması olarak da tarif edebiliriz. Bir ölçüde farkındalık
aşaması diye adlandırabileceğimiz bu aşama aradığımız ve araştırdığımız bilgi
ile daha da büyür ve gelişir.
Kazanılan bilgiler ise birlikte farkındalık aşamasının daha da ötesinde derinleşme
aşamasına doğru yönelmiş oluruz. Artık söz konusu olan eklenen bilgiler ile
farklı duyarlılıkların kazanılması değil, bunlar ile birlikte bireyin kendine özgü
beceriler de geliştirmesidir. Kültürel çeşitlilik konusunda hem bilgisi hem de
farklı becerilere dönüştürdüğü yetkinlikleri artmıştır.
Bu süreçler ve donanımlar sayesinde kültürel çeşitlilikler aslında keşfedilmeye
açık bir zenginlik alanı olarak görülür. Her yaşanan çok kültürlü karşılaşma ve
beraberindeki deneyim sayesinde bu bilgi ve yetkinlikler daha da olgunlaşmış
hale gelir.
Sonuç
İçinde olduğumuz bu süreçler içersinde kültürlerarası iletişimi temel olarak
alarak, hem kültürel çeşitliliklere ilişkin hassasiyetlere dikkat ederekhem de gün
geçtikçe artan nefret söylemini kültürlerarası etkileşimin ortamından silebilmek
için şu temel referans noktalarından hareket edebiliriz:
Farklı sosyal ve kültürel değerlerin olduğunu aklımızda tutalım.
Farklı algılamaların, yorumlamaların ve anlamların olduğunu ve bunların sergilenmesinde
de farklılıklar olabileceğini hatırlayalım.
Farklı kültürel yaklaşımlar içersinde yine farklı karar alma yöntemleri ve yaklaşımlarının
72
olabileceğini unutmayalım.
Farklı zaman algılarının olabileceğini hatırlayalım. Bazı kültürler zamanı önemli bir değer,
hatta maddi bir değermiş gibi algılarken, bir başka kültür daha rahat değerlendirilebilecek
bir yaklaşımda olabilir.
Farklı bireysel mesafe ve mekan algılarını hatırlayalım. Bazı kültürlerde yakın bireysel
ilişkiler ve iletişim tercih nedeniyken başka kültürlerde bireylerarası mesafe tercih ediliyor
olabilir.
Farklı kültürel dokulardan kaynaklanan sözlü ve sözsüz iletişimi kullanma biçimlerinde
farklılıklar olabileceğini unutmayalım.
Farklı kültürel yönelim ve odaklanmalardan kaynaklanan söylemlerdeki olumsuz eğilimleri
çatışmadan uzak bir yaklaşımla karşılamaya çalışalım.
Farklı beden dillerinin, vurguların, ifadelerin olduğunu unutmayalım. Bir kültürde yer alan
beden dilinin farklı bir kültürde çok daha farklı anlamlar taşıyabileceğini unutmayalım.
Farklı davranış kurallarının olabileceğini hatırlayalım. Bir kültürel dokuda doğru olarak
bildiğimiz bir davranışın farklı bir kültür içersinde olumlu karşılanmayacak şekilde
algılanabileceğini unutmayalım.
Farklı kültürler arası etkileşim ve iletişim süreçleri içersinde belli kavramların
farklılaşabileceklerini veya farklı algılanabileceklerini hatırlayalım.
Farklı dil engellerinin olabileceğini veya kullanılabileceğini hatırlayalım. Ayrı dilleri
konuşanlarda olduğu gibi aynı dili konuşanların arasında da çeşitli nedenler ile paylaşım
ve anlaşma süreçlerinde engeller ile farklılışmalar olabileceğini unutmayalım.
Kültürel çeşitlilikler içersinde iletişim biçimlerinin ve iletişim ile ilgili etkileşim,
paylaşım ve diğer süreçlerin farklı anlamlar ve biçimler alabileceğini sürekli
aklımızda tutmalıyız. Kültürel çeşitliliklere bağlı farklı anlamlar ve biçimleri
kazanabilme ile ilgili duyarlılıklarımızı geliştirmememiz bugün kurtulmaya
çalıştığımız nefret söylemlerinin temel dayanaklarını hazırlayabilir. İşte bu
yüzden kültürel çeşitlilikler içersinde yer almayı benimsemiş, gelişmeye açık
bireylerin iletişim süreçlerinde yapıcı sorumluluk üstlenmesi de beklenmektedir.
Yine bu bireylerin iletişim ve etkileşim süreçlerinde nefret söylemi gibi olası
tehditleri ortadan kaldırabilmesi veya oluşmasına engel olabilmesi için önsel
yargılardan uzak durabilmesi gerekmektedir. Kültürel çeşitlilik ve onun içinde
yer alabilmek demek çeşitliliğin tüm bileşenleri arasında ve her bir öğesine
saygı göstermek anlamına gelmektedir. Kültürlerarası iletişim, kültürel çeşitlilik,
bireylerarası iletişim gibi konularda sıkça değinilen empati kavramının
vazgeçişmez olduğunu anımsamamız gerekir. Elbette, bazı anlarda anlaşmanın,
uzlaşmanın mümkün olmadığını görmek mümkün olacaktır. İşte bu tür durum
ve süreçlerde sabırlı olmanın da bir ihtiyaç olduğunu vurgulamamız gerekir.
Her bir birey belli taraflılıklara sahiptir. Bu taraflılık veya yanlılık denebilecek
durumlar içersine kendi bireysel kültürel yanlılıklarımız da girmektedir. Kendi
kültürel değerlerimizin ve bunlara bağlı kültürel yanlılıklarımızın farkında
olmak da nerede olduğumuzu ve durduğumuzu görebilmemiz açısından
önemlidir. Farklı kültürel değerler, beklentiler, öğeler ile ilgili hassasiyetimizi
geliştirebilmeli ve arttırabilemliyiz. Bu bir yerde farklı kültürel çeşitlilikler arasında
73
ve içinde esnek olabilmek, anlayabilmek, algımızı açık tutabilmek anlamına da
gelemktedir. Bireysel düzeyde dikkati çeken bir başka nokta ise karşımızdakini
dinleyebilmektir. Dinlemek (dinleyebilmek) fazla dikkat edilmeyen, ancak son
derece değerli bir beceridir.
Unutmayalım, kültürel çeşitlilik ve kültürel yetkinlik ile ilgili konularda ana
noktalardan birini oluşturan iletişimde en yaygın sorunlar karşılıklı anlama ve
anlama çabasının eksikliğinden, yanlış anlama ve yorumlamalardan, duygusal
tepki ve eylemlerden, iletişim sürecinin kesintiye uğramasından, yok saymadan,
güç elde etme çabasından ve çoğulculuk ile çeşitliliğe olan inancın yitirilmesi
gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. İşte bu nedenle, herbirimizin sahip
olduğu bireysel kültürel merceği geliştirmemiz gerekmektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Bourdieu, Pierre (1980). “The Aristocracy of Culture” Media, Culture and Society, 2. Aktaran; Mutlu, Erol
(1998). İletişim Sözlüğü. 3. Basım. Bilim ve Sanat Yayınları / ARK: Ankara.
Cultural Diversity and Health Care – UCLA [PPT] hr.healthcare.ucla.edu
Cüceloğlu, Doğan (1997). Yeniden İnsan İnsana. 15. Basım. Remzi Kitabevi, İstanbul.
Czinkota, M. R., Ronkainen, I. A., Moffett, M. H. (1996). Internation Business. The Dryden Press, Harcourt Brace
Collee Publishers, London. Aktaran; Yeşil, Salih (2009). “Kültürel Farklılıkların Yönetimi ve Alternatif Bir Strateji:
Kültürel Zeka” KMU İİBF Dergisi. Yıl:11 Sayı:16 Haziran.
Çeçen, Anıl (1984). Kültür ve Politika. Hil Yayınları, İstanbul. Aktaran; Kocadaş, Bekir (2005).
Çeçen, Anıl (1985). “Kültür Yönetimi” Amme İdaresi Dergisi. TODAİE Yayını, Cilt: 18, Sayı: 2, Haziran, ss.114-115.
Aktaran; Köse, Sevinç, Semra Tetik ve Cuma
Ercan (2001). “Örgüt Kültürünü Oluşturan Faktörler” Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. Yönetim ve Ekonomi
Dergisi. Yıl: 2001, Cilt: 7 Say: 1.
Dönmezer, Sulhi (1994). Toplumbilim. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul.
Duverger, Maurice (1982). Siyaset Sosyolojisi. Çeviren: Şirin Tekeli. Varlık Yayınları, İstanbul.
Eğinli, Ayşen Temel ve Sinem Yeygel Çakır (2011). “Toplum Kültürünün Kurum Kültürüne Yansıması”
Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi. Cilt 3, No 2.
Erdoğan, İlhan (1994). İşletmelerde Davranış. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul.
Eroğlu, Feyzullah (1996). Davranış Bilimleri. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul.
Güvenç, Bozkurt (1996). İnsan ve Kültür. İstanbul: Remzi Kitapevi.
Güvenç, Bozkurt (2002). Kültürün ABC’si. Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı: İstanbul, Ocak.
Hall, T. Edward. (1973). The Silent Language, New York.
Hamden-Turner, Charles M. ve Trompenaars, Fons (2000). Building Cross Cultural Competence: How
to Create Wealth from Conflicting Values. Yale University Press.
Hodgetts, Richard M. ve Fred Luthans (1997). International Management. New York:
The McGraw-Hill.
Hofstede, Geert. (2001). Culture’s Consequences: Comparing Values, Behaviors, Institutions and Or
ganizations Accrsoss Nations. (İkinci baskı). Thousand Oaks, CA: Sage Publications.
Kağıtçıbaşı, Çiğdem (1979). İnsan ve İnsanlar. 3. Baskı, Cem Ofset Yayıncılık, İstanbul.
Kartarı, Asker (2006). Farklılıklarla Yaşamak: Kültürlerarası İletişim. 2. Basım. Ürün Yayınları, Ankara.
Köse, Sevinç ve Aylin Ünal (2000). “Türk Yönetim Kültürü Tarihi Açısından Çağdaş Türk İşletmelerinde
Yönetim Değerleri” Erciyes Üniversitesi 8. Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi Bildiriler,
74
Nevşehir, 25.27 Mayıs, s.4. Aktaran; Köse, Sevinç, Semra Tetik ve Cuma Ercan (2001). “Örgüt Kül
türünü Oluşturan Faktörler” Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. Yönetim ve Ekonomi Dergisi. Yıl: 2001,
Cilt: 7 Say: 1.
Mutlu, Esin Can (1999). Uluslararası İşletmecilik. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul.
Özkalp, Enver ve Faruk Kocacık (1991). Davranış Bilimlerine Giriş. Anadolu Üniversitesi Yayınları
No: 173, Eskişehir, s. 294.
Özkalp, Enver (1995). Örgütlerde Davranış. Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 116, Eskişehir.
Özkalp, Enver (1999). “Örgütlerde Kültürel Sorunlar ve Örgüt Kültürünün Korunması ve Geliştirilmesi”
Anadolu Üniversitesi İİBF Dergisi. Eskişehir.
UNESCO Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi 2001. http://www.unesco.org.tr/dokumanlar/kulturel_
ifadelerin_cesitliligi/EVRENSEL_B%C4%B0LD%C4%B0RGE.pdf
Wells, Calvin (1984). İnsan ve Dünyası, Çev. Bozkurt Güvenç, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Download

makaleyi indir